<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nükleer arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:09:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Nükleer arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Deprem Bölgesinde Nükleer Tehlike Kapıda&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/15/deprem-bolgesinde-nukleer-tehlike-kapida/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 11:20:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz Çevre Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83390</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli peş peşe yaşanan iki depremin Mersin’de de etkili olması, Akkuyu Nükleer Santrali’ne yönelik endişeleri artırdı. Change.org/NukleerTehlikeyiDurdur adresinde imza kampanyası başlatan Doğu Akdeniz Çevre Platformu (DAÇE), deprem fay hatlarından etkilenecek mesafede bulunan santralin yapımının durdurulmasını talep ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/15/deprem-bolgesinde-nukleer-tehlike-kapida/">&#8216;Deprem Bölgesinde Nükleer Tehlike Kapıda&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş’ta, 6 Şubat 2023 tarihinde 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde meydana gelen iki depremin Mersin ili ve çevresinde hissedilmesi Akkuyu Nükleer Santrali’ne yönelik tartışma ve endişeleri tekrar gündeme taşıdı. Santralin Ecemiş Fay Hattı, Kıbrıs Dalma Batma Fay Kuşağı, Ölü Deniz Fay Hattı, Güney Ege Dalma Batma Fay Kuşağı, Doğu Anadolu Fay Hatlarına yakınlığı ve santralinin soğutma suyu sistemi deniz dolgusu üzerinde monte edilmiş olması, 2011’de Japonya&#8217;da Fukuşima Depremi sonrası yaşanan nükleer felaketi hatırlatıyor.</p>
<p>Uzmanlar, bundan 12 yıl önce Fukuşima Nükleer Santral kazası sonrası Japonya&#8217;nın topraklarının %10’unun radyasyonla kirlendiğini ve bu topraklarda binlerce yıl tarım yapılamayacağını, o bölgede yaşayan 300 bin kişinin tahliye edildiğini ve o bölgede yaşayan ve radyasyona maruz kalan insanların gelecekte %70’inin kansere yakalanma riskinin çok yüksek olduğunu belirtiyor. Akkuyu Nükleer Santrali’nin de Fukuşima felaketine aday olduğunu belirten Doğu Akdeniz Çevre Platformu, deprem hatlarında, özellikle Kıbrıs merkezli beklenen depremde santralin dolgu alanında olan soğutma sisteminin arızalanması sonucu Akkuyu’da büyük bir radyasyon felaketinin meydana gelebileceğinin altını çiziyor ve kampanyalarına destek bekliyor.</p>
<blockquote><p>Türkiye ve Rusya, Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatı durdurulmazsa, Akdeniz ve Ortadoğu&#8217;nun tüm ülkelerine karşı sorumlu olacak.</p></blockquote>
<p>Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, &#8220;Akkuyu Nükleer Santrali nereden tutsak elimizde kalıyor, pul pul dökülüyor. Santrali inşa eden Rosatom şirketinin Çernobil nükleer faciasının sorumlusu olması, 28 °C&#8217;yi aşmaması gereken soğutma-deniz suyu sıcaklığının bölgede ağustos ayında 30,5 °C&#8217;yi bulmasının ardından, 6 Şubat felaketiyle deprem riski görünür oldu. 2009&#8217;dan bu yana açtığımız tüm davalarda bölgenin depremselliği 1 numaralı hukuki ve bilimsel argümanımız. Zira tüm bilimsel deliller Akkuyu Nükleer Sahası’nda 7&#8217;den büyük bir depremin her an gerçekleşebileceğini gösteriyor. Herhangi bir nükleer-kimyasal-toksik kirlenme olmayan bir depremde, deprem bölgesine 48 saat arama kurtarma ekibi gönderemeyen Türkiye&#8217;yle karşılaştırıldığında; 8 büyüklüğündeki bir depremde dahi gökdelenleri sadece hafifçe sallanan ve normal hayatına devam eden, teknolojik açıdan dünyanın en ileri ülkesi Japonya dahi bir depremle Fukuşima nükleer felaketini yaşadı. Eğer bugün Akkuyu&#8217;dan vazgeçilmeyecek olursa, uluslararası hukukta uygulanan ‘ihtiyatlılık”   ve ‘öngörülebilirlik’ ilkeleri gereğince Türkiye ve Rusya, Akdeniz havzasının ve Ortadoğu&#8217;nun tüm ülkelerine karşı sorumlu olacak,&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p>Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Ortak Sekreteri Sabahat Aslan ise, &#8220;Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri 1990 yılından günümüze kadar Akkuyu Nükleer Santrali’ne karşı mücadele etmektedir. DAÇE yıllarca Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili bilimsel argümanlarla toplumu bilgilendirmekte olup hükümetlere çağrı yaparak projeden vazgeçilmesini talep etmiştir. Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili en önemli uyarıyı da bölgenin deprem bölgesi olması konusunda yapılmıştır. Akkuyu Nükleer santralinin soğutma suyu sistemi deniz dolgusu üzerinde monte ediliyor, dolgu alanları deprem sırasında deprem büyüklüğünün 4 katı kadar sarsılır, bu da santrali daha da riskli hale getirir. Kahramanmaraş depremi sırasında Akkuyu Nükleer Santrali çalışıyor olsaydı, orada Fukuşima felaketi olurdu.</p>
<p>İmza kampanyasını, Akkuyu Nükleer Santrali’nin deprem bölgesinde olması nedeniyle ve  özellikle Kahramanmaraş depreminden sonra bilim insanlarının Kıbrıs Dalma Batma Fay Hattı’nda 7 büyüklüğünde deprem beklendiği ve fay hattının Akkuyu’ya 40 km yakın olması konusundaki uyarılarını dikkate alıp toplumsal farkındalık yaratmak ve hükümetin projeden vazgeçmesini sağlamak amacıyla açtık. İmzalarınızı bekliyoruz.” dedi.</p>
<p>DAÇE’nin başlattığı imza kampanyasının detaylarına bakmak ve imzacı olmak için <a href="https://www.change.org/p/t%C3%BCrkiye-bir-afetler-%C3%BClkesi-akkuyu-n%C3%BCkleer-santrali-ise-olas%C4%B1-bir-deprem-veya-iklim-afetinde-n%C3%BCkleer-felakete-neden-olacak-bir-fuku%C5%9Fima-daha-ya%C5%9Fanmas%C4%B1n-akkuyu-n%C3%BCkleer-santrali-projesi-iptal-edilsin-nukleersantralehayir" target="_blank" rel="noopener">buraya tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/15/deprem-bolgesinde-nukleer-tehlike-kapida/">&#8216;Deprem Bölgesinde Nükleer Tehlike Kapıda&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 13:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Halk Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çernobil Nükleer Felaketi 36 yılın ardından hala gündemi belirleyecek kadar ölümü ya da hastalıklarla yaşamayı dayatıyor. Radyoaktif mağduriyetin sonuçlarını son dönem çalışmalara ait bilimsel verileri baz alarak tartıştığımız bu yazı, ülkemizde tüm canlıların geleceğini birbirine mıhlayacak bir kaderdaşlığın oluşmaması için yıllardır verilen direnişe bir küçük katkı girişimi olarak düşünülebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/">Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sürekli değişen sosyal ilişkiler ve inşalar ağının kendini tekrarlayarak gerçekleştirdiği mekan olan coğrafya, üzerinde yaşayan halkların varlığına sirayet eden olayların deterministik yaklaşımlarla tartışılmasına da vesile olur. Dünya genelinde karar süreçlerine erişimi varoluşçu bir bakış açısıyla insancıllık üzerinden ele alırsak, dünyadaki bütün canlılar için insanın kural koyucu otorite olması ona yaşamın sınırlarını tayin eden çerçeveyi çizme yetkinliğini verir. Diğer taraftan sürekliliğin esas olduğu bir güç olarak devletin karşısındaki yurttaş bireyin yaşam hakkı ise yasalara göre biçim alır. Dolayısıyla kanunlarla tanınmayan hakların getirilerine &#8216;fıtrat&#8217; diyenler de çıkabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketi 36 yılın ardından hala gündemi belirleyecek kadar ölümü ya da hastalıklarla yaşamayı dayatıyor. Radyoaktif mağduriyetin sonuçlarını son dönem çalışmalara ait bilimsel verileri baz alarak tartıştığımız bu yazı, ülkemizde tüm canlıların geleceğini birbirine mıhlayacak bir kaderdaşlığın oluşmaması için yıllardır verilen direnişe bir küçük katkı girişimi olarak düşünülebilir. Zira ülkemiz, siyasi iktidarın yasama ve yargı süreçlerini kontrol altına almak suretiyle itirazları yok saydığı ortamda, biri inşa, diğeri ÇED aşamasında bulunan 2 nükleer santral projesi ile nükleer yakıt çubuklarının bu coğrafyadan içeri girmesinden itibaren sonraki nükleer felaketlerin güçlü adaylarından biri olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif mağduriyetleri kadere eşitleyen şey kuşkusuz radyoaktif yayılımın tüm canlılar için nesiller boyu sürecek hastalıkların müsebbibi olmasıdır ve bilindiği gibi felaketin meydana geldiği tarihte doğmamış olanlar dahi bu etkiden ari değildir. 2012 yılında Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan Çernobil Halk Mahkemesi&#8217;ni Türkçe&#8217;ye kazandırmış olan Umur Gürsoy, eserin önsözünde radyoaktif patlamayı işgalle özdeşleştiren bir ifade kullanır: “işgal olduğunda annesinin karnında olanlar ve işgalden sonraki 0-6 yıl içinde doğanlar en çok etkilenenlerdi&#8221;. </span><span style="font-weight: 400;">Nitekim Nükleer Silah ve Savaşlara Karşı Hekimler (IPPNW) tarafından 2011 yılında yayımlanarak Alper Öktem&#8217;in Türkçe&#8217;ye kazandırdığı rapora göre de </span><span style="font-weight: 400;">Avrupa genelinde 5 bin civarında bebek ölümü, 10 bin civarında doğum anomalisinden bahsedilmektedir. Kurulma nedenleri arasında nükleer enerjinin dünya genelinde yaygınlaştırılması bulunan  </span><span style="font-weight: 400;">IAEA&#8217;nın raporlarında 100-200 bin civarında düşük vakasıyla sınırlı tutulan veriler, IPPNW araştırmacılarına göre sadece </span><span style="font-weight: 400;">Çernobil bölgesinde 12,000 &#8211; 83,000 çocuğun, dünya çapında 30 bin -207 bin çocuğun yapısal bozukluklarla doğduğuna ve düşük oranlarının IAEA tarafından küçük gösterildiğine işaret etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan düşük doz radyasyona maruz kalınması bile genetik olarak bu hastalıkların kader gibi yaşanmasına neden olabilir. Nitekim </span><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;da 1987-1992 arasındaki verilere göre endokrin sistem hastalıklarında 25 kat, sinir sistemi hastalıklarında 6 kat, dolaşım sistemi hastalıklarında 44 kat, sindirim organı hastalıklarında 60 kat, cilt ve ciltaltı hastalıklarında 50 kat, kas-iskelet sistemi ve fizyolojik disfonksiyonlarda 53 kat artış olduğunu göstermekte ve felaketin canlılarda yarattığı tahribatın büyüklüğüne dair önemli fikir vermektedir. Maalesef benzer bir durum 2011 yılında meydana gelen Fukuşima  Nükleer Felaketi&#8217;nin ardından da görülmektedir. Daha önceki </span><a href="https://yesilgazete.org/radyasyon-kiz-cocuklari-ve-kadinlar-icin-daha-buyuk-tehdit/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">yazılarımda</span></a><span style="font-weight: 400;"> normal şartlarda milyonda 1 çocukta görülen çocukluk çağı tiroit kanseri ve şüphesine tekabül eden vakalarda 500 kat artış olduğuna işaret etmiştik. Bu konuda American thyroid.org tarafından 2016 yılında yayımlanan bilimsel makale Fukuşima coğrafyasında tiroit kanseri teşhisi konmuş olan 6-18 yaş arasındaki çocukların sayısının 100 bin çocukta 37 olduğunu göstermektedir ki ABD&#8217;deki oranın 0,54 çocuk olduğu belirtilmektedir.</span><span style="font-weight: 400;"> Altını çizmek gerekirse, </span><span style="font-weight: 400;">çocukluk çağı tiroit kanseri normalde milyonda bir görülen hastalıktır ve bu kanser türündeki artışın tek nedeni bilimsel olarak endüstriyel radyoaktiviteye bağlanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin tanığı olarak dünyaya adını duyuran Svetlana Alexievich Nobel ödülünü aldığı </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil&#8217;den Sesler</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı eserinde 485 köyün saatler içinde yaşanmaz hale geldiğinden ve bugün hala 800.000&#8217;i çocuk olmak üzere Beyaz Rusya&#8217;da 2 milyon kişinin radyoaktif  bölgelerde yaşadığından bahsetmektedir. Bu toprakların ne kadar radyoaktif olduğuna dair bir fikir vermek için, 100 bin kişinin ancak nükleer test sahasında maruz kaldığı dozun 1.480 kat daha yüksek radyasyon düzeyinin hakim olduğu bölgelerde yaşadığı söylenebilir. Nitekim 1990 ve 2000 yılları arasında, bölgede yetişkinlerde rastlanan tiroid kanseri vakalarında yüzde 1.600 artış meydana gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">IPPNW raporuna göre felaketten sonra Beyaz Rusya genelinde 12 bin kişide tiroid kanseri gelişirken Beyaz Rusya&#8217;nın Gomel kentinde 50 binden fazla çocukta yaşamları boyunca tiroid kanserinin gelişeceği tespit edilmiştir. Ayrıca  Çernobil nükleer felaketi nedeniyle  ebeveynleri yüksek doz radyasyona maruz kalmış çocukların dünyaya sağlıklı gelme oranı 1996’da %81’den %30’a düşmüştür. Hatta raporun yazıldığı yıllarda Avrupa&#8217;da çocuklarda yükseldiği anlaşılan tip I diyabet hastalığı da yine Çernobil&#8217;le ilişkilendirilmektedir.</span> <span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki Beyaz Rusya&#8217;nın Gomel kentinde 132 kilometre mesafedeki Çernobil&#8217;den daha yüksek kanser oranlarına rastlanmasının nedeni nedir? Tarihçi bilim insanı Kate Brown 2019 yılında yayımlanan </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil Kılavuzu, Hayatta Kalma Rehberi</span></i><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">Chernobyl Guide, A Manuel For Survival</span></i><span style="font-weight: 400;">) adlı eserinde SSCB&#8217;ye ait askeri güçlerin müdahalesinden bahseder. Buna göre, radyoaktif yağmur bulutlarının Moskova&#8217;ya ulaşmadan önce yağdırılması için gümüş iyot yüklenen uçaklar devreye sokularak Belarus&#8217;un Gomel kenti semalarına gönderilmiştir. Gomel&#8217;de yaklaşık yarım milyon insan 4 saat sonra üzerlerine radyoaktif yağmurun yağdırılacağından habersiz ve merakla  arkalarında sarı dumanlar bırakarak hemen üstlerinde cirit atan SSCB&#8217;ye ait uçakları izliyordur. Böylece SSCB&#8217;de Hidrometeroloji uzmanlarının 1941 den beri yağmur yağdırma teknikleri üzerine yaptığı çalışmalar Moskova&#8217;yı radyoaktif mağduriyetten koruyarak “ilk meyvesini” verir. </span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin başlaması kimlerin yaşamaya  kimlerin ölmeye bırakılacağının egemenin uhdesinde olduğunu bir kez daha bize göstermiştir. Hiroşima&#8217;dan, Marshall Adaları&#8217;na oradan Fukuşima&#8217;ya uzanan geniş bir tarihsel izleği takip eden  mağduriyetler silsilesi Çıplak Hayatlar yazımızda da Arkhangelsk bölgesinde Rusya&#8217;nın deniz üstünde gerçekleştirdiği nükleer tatbikatlar nedeniyle radyoaktiviteye maruz kalan, böylece suç teşkil etmeden öldürülebilen fakat kurban edilemeyen şeklinde tanımladığımız Nenoksa halkı gibi </span><span style="font-weight: 400;"> Beyaz Rusya halkının da gözden çıkarıldığını göstermektedir. Çernobil&#8217;in etrafındaki 30 kilometre yarıçaplı alan içinde S.S.C.B askerleri tarafından Ukrayna topraklarında 90 bin kişi kurtarılırken tesisin 3 kilometre ötesindeki  Beyaz Rusya topraklarında yalnızca 20 bin kişinin tahliye edilmiş olması da bu kötülüğün bir parçasıdır. Öyleyse kader olan coğrafya mıdır gerçekten? Yoksa bir halka zulmetme yetkisini kendinde gören egemene tabi olmak mı? Biz kime haktır sağlıklı yaşamak diye düşüneduralım, Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS&#8217;nin sahibi olan Rusya devletinin başkanı Vladimir Putin, 2006 yılında  radyoaktif bulutları Beyaz Rusya coğrafyasının üzerine kovalayan hava kuvvetlerinden Cyclone-N Tugayı komutanı Alexander Grushin&#8217;e Rusya topraklarını radyasyondan korumadaki rolüne istinaden bir madalya verir</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda anlatılanlara ek olarak Çernobil&#8217;den kuş uçuşu 1000 kilometre mesafede olsa da radyoaktif bulutlarla yıkanmış olan bu topraklarda 2006 yılında TTB tarafından gerçekleştirilen </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil Kazası Sonrası Çernobil ve Kanser</span></i><i><span style="font-weight: 400;">  </span></i><span style="font-weight: 400;">araştırmasının kanser vakalarındaki artışın araştırmaya muhtaç olduğunu işaret etmesine rağmen 36 yıldır bu ülkede devlet eliyle bir tane bile resmi araştırmanın yürütülmediğinin altını çizelim. Bu gerçeği bilip yıllardır artan kanser vakalarına bağlı olarak ölülerini toprağa verenleri, hastalıklarla sürünenleri görerek direnenler, nükleer tesislerin faaliyete geçeceği  tarihe her geçen gün yaklaşılırken hukukun yok edildiği bu coğrafyada çaresizlik içinde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanların kaderini eline alması için Mersin ve Sinop&#8217;taki nükleer santral projelerinin bu coğrafyada istenmediğine Çernobil felaketinin 36. yıl anmasında da bildik yöntemlerle bir kez daha dikkat çekildi. Fakat basın açıklamaları uzun zamandır tarihe not düşmekten ibaret. Hukuk sisteminin etkisizliğinin, atılan atışın kurbağaya değmemesinden farksız olduğu bu sistemde en son Sinop projesi için verilen ÇED onayının iptal edilmesi için açılan dava da kaybedildi. Ne hukukun ne kanunların esamesinin okunduğu bir dönemde Sinop NGS ÇED iptal davasının Akkuyu NGS sürecinde deneyimlenen siyasallaşan yargı sürecinden tek farkı haklı ve gerekçeli muhteşem savunmalı itirazların daha hızlı bir şekilde yok sayılmasıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa daha önce </span><i><span style="font-weight: 400;">Şirketsiz ÇED&#8217;e referans reaktör</span></i> <span style="font-weight: 400;"> yazımızda açıkladığımız gibi hangi şirketin hangi reaktörü kuracağının bile belli olmamasıyla doğuştan arızalı bu proje için hazırlanarak onaylanan ÇED raporu bilirkişilerin incelemesine göre acil durum tahliye şartlarının uygunsuzluğundan tesisin kurulacağı sahanın heyelan riski teşkil etmesine, hakim rüzgarların radyasyon yayılımı halinde kent nüfusunun yaşadığı bölge üzerine tesir edeceği gibi nedenlerle projenin fizibilitesinin dahi uygun olmadığını göstermektedir. Kaldı ki projeyi yapan taraf olan davalılar dahi haksızlıklarını ÇED&#8217;i yeterince iyi hazırlamadıkları yönündeki beyanlarla örtüp yeniden ÇED hazırlama önerisiyle projenin iptal edilmesinin önüne geçmeye çalışmıştır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hal böyleyken şimdi başa dönüp soruyu tekrar soralım, gerçekten coğrafya mıdır kader olan? Yoksa kaderini eline alma cesareti göstermeyip yazgısını kendisi yazamayan halklar mı?</span></p>
<p><em>Görsel: Otto Schade</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/">Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 12:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının iddiası Ukrayna'nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya'yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna'da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca devletler arasındaki rekabet çeşitli eşitsizliklerin kaynağı olmuştur. Harvey&#8217;in ifadesiyle sürekli birikime dayanan kapitalizmin içkin çelişkilerini dünya sahnesine taşıyan bu ilişki biçimi bize savaşın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu hep hatırlatır. Bu durum, kapitalizmin tekelci karakterinden ileri gelirken emperyal devletler arasında kurulan bölgesel ittifaklar ve azalan fırsatlar karşısında kaynak ihtiyacı içinde bulunmanın itici kuvvetiyle bir başka ülkenin toprağını işgal biçiminde tezahür eder. [1]</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazının iddiası Ukrayna&#8217;nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya&#8217;yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna&#8217;da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir. Hele bu ihtimal siyasi iktidarların ticari bağlantılarla elini güçlendirdiği ve kendi bekası için kapıyı açmaktan imtina etmediği durumlarda işgalci güçlerin pencereden değil, kapıdan girmesine olanak veriyorsa, bu süreç yazının ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere iktidarın “Ak” kuyusuna da dönüşebilir. </span></p>
<figure id="attachment_79128" aria-describedby="caption-attachment-79128" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-79128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg" alt="İnşasına devam edilen Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs.jpg 729w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-79128" class="wp-caption-text">İnşasına devam edilen Akkuyu NGS</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş deneyimler referans alındığında enerji kaynaklarının savaş çıkarma payını azımsamak mümkün değildir. Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden kısa bir süre sonra nüfus artışına bağlı olarak endüstrileşmede ilerlemenin sağlanması için doğal kaynaklara ihtiyacın artması, gelişme ve kalkınma ideali ikinci bir savaşı başlatma eğilimlerini beslemiştir. Akabinde, kaynak bağımlılığı ve uluslararasılaşmanın derinleşmesiyle bu ihtimalin güçlendiği de zamanda soğuk savaş döneminde görülmüştür. Maalesef bundan önce en son Suriye&#8217;de yaşandığı gibi bu saldırganlık hali çeşitli şekillerde de gerekçelendirilmektedir. Öyle ki yalnızca yenilenebilir enerji kaynağı olarak bilinen güneş ve rüzgar enerjisinin kapitalizmin “el koyma” yoluyla sürekli birikim hedefine hizmet etmediği söylenebilir. Bu enerji çeşidinin bağımlılık yaratmadığı gibi alınıp götürülemeyeceği için bir savaşı da tetiklemeyeceği kabul görür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;nın işgalinde beni yukarıdaki bağlam üzerine düşünmeye sevk eden şey Rusya ile çekişme  çerçevesinde kuşatmanın Çernobil&#8217;den başlaması oldu. İki ayrılıkçı bölge (Donetsk ve Luhansk) üzerinden yapılan açıklamalar,  düşmanlık mesajları, Rusya Devlet  Başkanı Putin&#8217;in SSCB&#8217;nin mirasına sahip çıkma kararı nasıl bir perdelemeydi de dünya kamuoyu olarak,  Çernobil&#8217;de bir nedenle 20-30 kat yükselen radyasyon dozlarını konuşmaya başlamıştık? Fakat daha da ilginci bu artışın askeri araçların tesis sahasına girmesiyle topraktaki radyoaktif tozların havalanmasıyla gerçekleştiği yönündeki açıklamalar oldu. Böyle komik bir gerekçe, Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil&#8217;de radyoaktif kirliliğe yol açmayacağına dair dünya kamuoyunu teskin etmek için mi yapılmıştı yoksa, bir başka operasyona dair soru işaretlerinin doğmasını gizlemek için mi ortaya atılmıştı? Zira uzmanlara göre de Rusya&#8217;ya ait güçler bölgede ateş açmamış ve patlama meydana gelmemişken yalnızca topraktaki radyasyon tozlarının havalanmasıyla radyasyon dozunun 20-30 kat yükselmesi pek mümkün değildi. Peki sahadaki radyasyonun yayılımının izlenmesi için kullanılan ölçüm monitörleri neden devreden çıkarılmıştı? Ya Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil tesisinde Ukraynalı askerlerle  mücadele etmesi, onları esir alması ve Çernobil tesisinin yönetiminin el değiştirmesi nedendi? Üstelik Çernobil&#8217;de üzerinde lahit olan 4.reaktörün içinde havuzlarda soğutma prosesine devam edilen 21 bin adet yakıt çubuğuna ek olarak tesis sahasındaki inşa edilerek yeni kullanıma açılan nükleer atık deposunda 4 bin metreküp yüksek seviyeli nükleer atık varken. Ayrıca bu tesislerdeki teknik görevlilerin zapturapt altına alınması Rusya güçleri için de risk demek değil miydi? Rusya&#8217;ya ait güçlerin yanında nükleer uzmanlar ve bilim insanları mı vardı? Kimi siyaset bilimciler ve bilirkişiler Çernobil&#8217;in Kiev&#8217;e gitmek için en kısa yol olduğundan yani yol üstünde olduğu için kuşatıldığından bahsediyor ancak, tesisin ele geçirilmesi bizim daha derin düşünmemizi gerekli kılıyor ki bu yazının derdi de nükleer enerjiye dair büyük resmi gösteren bir perspektif sunmak. Zira “el koymak” insanlık tarihine kök salmış olan kapitalizmin doğasından gelir ve çirkin sureti bütün eşitsizliklerin arkasında görülebilir. Dolayısıyla bugün yaşananlar da bu el koyma alışkanlığının nükleer enerji boyutunda yaşandığını bize söylüyor olabilir. Gelin şimdi büyük resmi görmemiz için eksik parçaları tamamlayalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi nükleer enerji üretimini önceki ve sonraki prosesleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani nükleer enerji üretimi asla sadece bir tesis içindeki operasyondan ibaret değildir. Bu operasyonun gerçekleşmesi için nükleer yakıta ihtiyaç vardır, ham uranyumun işlenmesiyle elde edilen yakıt kullanım sonrasında nükleer atık haline gelir ve bu kez 20-30 yıl soğutulmasının ardından ya Ukrayna&#8217;daki gibi kuru depolanması yapılır ya da dünya genelinde (Fransa, İngiltere, Rusya, ABD, Hindistan, Japonya) sınırlı sayıdaki tesislerden birinde yeniden işlenir. En son ise dünyada henüz tam anlamıyla faaliyete geçmiş örneği bulunmamakla beraber nihai olarak  depolanması söz konusudur. [</span><span style="font-weight: 400;">2] Nükleer atığın işlenerek yeniden yakıt haline getirilmesinde ise Rusya&#8217;nın başı çektiği söylenebilir. Esasen dünya genelinde pek çok ülke ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde Rusya nükleer atıklardan yakıt üretme prosesinin de lideridir. Bu da Rusya tarafından üretilen reaktörlerde uranyum yakıtına göre bir kaza veya sızıntı halinde çok daha büyük ekolojik felakete neden olan bir yakıtın kullanıldığına işaret olarak düşünülebilir. [</span><span style="font-weight: 400;">3] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya nükleer atık geri dönüşümü  anlaşmalarından biri de Ukrayna ile yapmıştır. Buna göre  Ukrayna her yıl ülke sınırları içindeki 15 reaktörünün atıklarını Ukrayna 200 milyon dolar maliyete katlanarak Rusya&#8217;ya göndermektedir. Ne var ki 2005 yılında Ukrayna&#8217;da dönemin Enerji Bakanı Yuriy Nedashkovsky 250 milyon dolar karşılığında Çernobil tesis sahasında 100 yıllık bir koruma vadeden bir depolama tesisi kurulması için ABD menşeili Holtec firması ile anlaşır ve Rusya ile bu alışveriş sona erer. ABD menşeili Development Finance Corporation (DFC) şirketinin sağladığı finans kredisi desteğiyle Holtec tarafından  inşa edilen (en fazla 100 yıl koruma taahhüt eden) kuru-depolama tesisi 16 yılın sonunda deneme testleri  yapılmış olarak 6 Kasım 2021 tarihinde faaliyete açılır. Şimdilik 4 bin metreküp atık bulunsa da bu depo artık Ukrayna&#8217;nın  ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51&#8217;ini üreten 15 nükleer reaktörün atıklarının muhafaza edileceği yerdir. Böylece Ukrayna bir seferde 250 milyon dolarlık maliyete katlanarak nükleer atığın Rusya tarafından alınması için her yıl 200 milyon doları Rusya&#8217;ya ödemekten kurtulmuştur. Yani ABD  tarafından bu deponun  inşa edilmesiyle Rusya hem nükleer yakıt üretimi için nükleer atık tedarikini hem de her yıl için 200 milyon dolarlık bir gelir kapısını kaybetmiş durumdadır. Üstelik 1991 yılından itibaren faaliyet gösteren Rusya menşeili nükleer yakıt şirketi TVEL en son nükleer atıklardan yakıt üretmek üzere yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapıp yeni bir tesisi Moskova&#8217;da operasyona başlatmışken.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan  Rusya&#8217;nın son 10 yıldır yurt dışı yatırımlarıyla dünya genelinde atağa kalktığı dikkate alınırsa yakıt ihtiyacının arttığı göz önüne alınmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun  Rusya yapımı reaktörlere yakıt tedarik etmek üzere kurulmuş bir kamu işletmesi olan TVEL  ülkedeki  76 reaktörün ve Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS  gibi inşaat halindeki reaktörler hariç bugün operasyon halindeki 13 reaktöre ek olarak 30 araştırma reaktörü ile yüzen ve buzkıran reaktörlerine yönelik yakıt üretmek için yıllık olarak 5500 ton uranyumu ve nükleer atığa  ihtiyaç duymaktadır. Zira bugün Ural dağlarında, Kalmika&#8217;da ve Hazar Denizi&#8217;nde açtığı madenlerle dünya genelinde uranyum rezervinin yüzde 9&#8217;una sahip olan Rusya için bu miktar, değil genişleyen nükleer portföyüne, kendi  nükleer santrallerin ihtiyacını karşılamaya bile yetmiyor. Esasen  ihtiyaç duyduğu yakıtın ancak yarısını karşılayabilen Rusya&#8217;nın önümüzdeki dönemde 6 yeni uranyum madeni daha açmaya hazırlanması da bu ihtiyaçtan bağımsız değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya&#8217;nın nükleer yakıt üretimi yapmak için darboğaz içinde olmasının bir diğer nedeni de  2014 yılından itibaren Avustralya&#8217;nın  Rusya tarafından Gürcistan&#8217;ın, Ukrayna&#8217;nın  işgal edilmesi girişimleriyle gerekçelendirerek bu ülkeye yönelik uranyum  ihracatını askıya almış bulunması. Bu konuda Avustralya Başbakanının parlamentoya verdiği demeçte, &#8220;Avustralya&#8217;nın şu anda Rusya gibi uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir ülkeye uranyum satmaya niyeti yok&#8221; sözleri de bir süredir Rusya&#8217;nın  nükleer santralleri için gereksinim duyduğu nükleer yakıtı tedarikinde örtük bir ambargoya mı maruz kaldığı yönündeki tespitimizi doğruluyor. [</span><span style="font-weight: 400;">4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünüşe göre Ukrayna&#8217;ya savaş ilanıyla  “işgalci güç” ilan edilen Rusya bugünkü aşamada ise  tüm diğer pazarlardan olabileceği gibi nükleer endüstri pazarından da dışlanacak. Bunun ilk emarelerini Finlandiya&#8217;da Hanhikivi 1 projesinin gözden geçirileceğine dair açıklamalar [</span><span style="font-weight: 400;">5] ortaya koyarken bu iddiamızı da Macaristan&#8217;daki Rosatom tarafından planlanan iki reaktörün inşa edilmesi planından da vazgeçilebileceği destekliyor. Benzer şekilde Rusya devletine ait TVEL ile 2016 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya&#8217;ya nükleer yakıt ikmalinde bulunan İsveç devletine ait enerji şirketi Vattenfall da bir sonraki duyuruya kadar Rusya&#8217;ya nükleer yakıt sağlamayacağını duyurmuş bulunuyor. Bununla birlikte Avustralya&#8217;da uranyum satışlarının yeniden başlamasına dair bir ihtimal gözükmediği gibi diğer tedarikçilerin de Rusya&#8217;yı kara listeye alması söz konusu.  Yukarıda belirttiğimiz gibi yerli madenler şu anda Rusya&#8217;nın yıllık uranyum ihtiyacının yaklaşık yarısını sağlayabilirken Rusya&#8217;nın  uranyum ithalatının engellenmesi elinin kolunun daha da bağlanması anlamına geliyor.  Rusya ile sivil nükleer ticarete dahil olan şirket ve kamu işletmelerinden de benzer duyuruların yapılacağı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıt tedarikini baltalayan süreçlerin daha ağırının bu kez  Rusya&#8217;nın yurt dışı yatırımlarına karşı uygulanmak üzere olduğu açık. Yani Rusya&#8217;nın liderliğindeki tüm yeni reaktör projeleri haydut devletin cezalandırılması için iptal edilebilir. Zira gördüğünüz gibi nükleer endüstrinin başını çeken Rusya örtük bir şekilde  maruz kaldığı nükleer yakıt ambargosunun üstüne şimdi de nükleer endüstri pastasından aldığı pay küçültülmekte, hatta kendi dilimi artık başka tabaklardadır. Nitekim nükleerin iklim krizine çözüm olarak enerji taksonomisine katılmasıyla kömürden vazgeçmek zorunda kalan Polonya&#8217;da ABD tarafından bir nükleer santral kurulmasında anlaşılmış olması da ABD ve Rusya arasında nükleer endüstri pastasında bir çekişme  ihtimalini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede Rusya&#8217;nın  İran, Mısır ve Türkiye&#8217;deki nükleer santral  yatırımları ne olacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının bağlamı ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ülkemizde siyasi iktidarın hegemonyasını destekleyen ticari bağlantılarını güçlendirdiği, bizim büyük “iş anlaşması” olarak gördüğümüz Akkuyu NGS diğer ülkelerde iptal edilen projelere göre açık ara bağımlılık hatta teslimiyet içeren özellikte oluşuyla “Ak” bir kuyudan farksızdır. “Ak”lığı siyasi iktidarın projesi olmasından değil halen ülkemizde bu projenin gelişme ve kalkınma için kurulduğuna inanılmasından ileri gelmektedir. Bu projede “kuyu” olarak görünen en başta Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya&#8217;ya toprak ve  bir liman teslim edilerek  gerçekleştirilmesi ve Rosatom şirketinin yönetim hisselerinin hiçbir zaman yüzde 51&#8217;den az olmayacağının garanti edilmesiyle idarenin Rusya&#8217;ya verilmiş olmasıdır. Kaldı ki bugün bu projeye ait hisselerin yüzde yüzü Rusya&#8217;ya ait durumdadır.  20 milyar dolara inşa edilen Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya devletine ait Rosatom&#8217;un bir şirket olarak 15 yıl boyunca toplam 35 milyar dolarlık garanti ödemesiyle yatırımın geri dönüşünü en az yüzde 42 karla sağlayacak olması işin sadece maddi boyutu olmakla beraber Akkuyu NGS, bu ülkenin çalınan geleceğinden, bu projenin alternatif maliyeti ile başat ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edildiği gerçeğinden ayrı düşünülemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS&#8217;yi bu yazı özelinde Ukrayna&#8217;da yaşananlardan öğrendiklerimizle ele alırsak bu kuyunun derinliği yukarıdaki açıklamayla sınırlı değil, zira bu proje için katlanılan maliyetlerin aslında sonu  yok. Çünkü Akkuyu NGS&#8217;nin ÇED sürecinde bir evin tuvaletsiz inşa edilmesi metaforuyla açıklanan şekilde asla operasyon proseslerinden ayrı düşünülmemesi gereken nükleer atık maliyetine dair verilmesi gereken bilgi kendilerine sorulmasına rağmen ne şirket ne de hükümet yetkilileri tarafından  resmi olarak paylaşıldı. Fakat görüyoruz ki nükleer atık depolama maliyeti 250 milyon dolar ve yıllardır biz nükleer karşıtlarının telaffuz ettiği rakamları doğruluyor.  Ne dersiniz ömrü 80 yıl varsayılan nükleer santralin atıklarını her yıl Rusya&#8217;ya göndermek için en az 200 milyon dolar mı öderiz? Yoksa bir seferde 250 milyon dolarlık maliyeti üstlenip daha ağır yükten artık kurtulalım diyerek atıkları Rusya&#8217;ya göndermez ABD&#8217;ye ya da bir başka ülkeye kuru-depolama tesisi yaptırır da bedelini “yerli ve milli” bir teslimiyetle mi öderiz? Ancak bu bir seçenek bile olmayabilir. Çünkü Akkuyu NGS yukarıda açıkladığımız gibi Rusya&#8217;nın malı, Rusya ne  isterse öyle olur! Bununla beraber, nükleer atıkların yakıt yapılmak üzere her yıl 200 milyon dolar maliyete ve bu atıkların denizlerimizden ve boğazlardan geçiş riskine katlanıp Rusya&#8217;da  işlenmesinden sonra nihai atık kısmının Türkiye&#8217;de depolanmak zorunda olduğu ve Türkiye&#8217;ye  geri gönderileceği de bir gerçek. Zira Rusya kanunlarına göre nihai atıklar hangi ülkeden getirildiyse o  ülkeye geri gönderilmek zorundadır. Yani Türkiye nükleer atıklarını hem her yıl 200 milyon dolar ödeyerek Rusya&#8217;ya gönderecek hem de nihai atıklarını depolamak için 250 milyon dolarlık bir tesis inşa edecek!</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-79129 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png" alt="" width="640" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-1024x630.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un Orta Doğu projelerine gelirsek,  resmi biraz daha netleştirmek gerekirse haritada görüldüğü gibi nükleer endüstri pazarı dünya genelinde ABD ve Rusya&#8217;nın  başını çektiği toplam 4-5 ülke için bir paylaşım alanıdır ve kurulan nükleer santraller de  konuşlandırıldıkları coğrafyaları kontrol aracıdır. Şunun altını çizmek isteriz ki,  Akkuyu NGS, Rusya&#8217;nın İran ve Mısır&#8217;daki  nükleer santral projeleriyle birlikte diğer emperyal devletlerle rekabetinde elini güçlendirerek  Doğu Akdenizi kontrol altına almasını sağlayacaktır. Özellikle Akdeniz&#8217;in karşı kıyısında Mısır&#8217;daki Rosatom girişiminin, geçen yıl Doğu Akdeniz&#8217;de yaşanan enerji çekişmesi çerçevesinde Doğu Akdeniz&#8217;de hakimiyet kurmaya hizmet edeceği görülür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının sonuna gelirken dilerseniz ülkemizde hala nükleer santral sahibi olmayı güç sayan</span><span style="font-weight: 400;"> yurttaşlarımızın 15 reaktörü ve 4 bin ton nükleer atığıyla Ukrayna&#8217;nın “nükleer güç” olup olmadığı sorusunu yanıtlamasını isteyelim. Ardından gelin şunu da itiraf edelim; emperyal devletlerin sahip olduğu teknoloji pazarında piyon olmak ve dışa bağımlı bir teknoloji kullanmak yerine iştahlı şirketlerini doyurmak zorunda olan devletlerin el koyma güdülerini beslemeyen doğaya uyumlu ve ekolojik hakları tahrip etmeyen kaynağını direkt doğadan alan, karmaşık prosesleri, olmadığı için teknolojik bağımlılık yaratmayan enerji  çeşidinin tercih edilmesi size de tek çözüm gibi görünmüyor mu? Ukrayna&#8217;nın acı deneyimi diğer devletlerin ders çıkararak nükleer enerjiden vazgeçmesini sağlamalıdır. Hazır iklim krizinde sürdürülebilirlik bağlamında iklim dostu taksonomisine nükleer enerjinin girip girmeyeceği tartışmasının eşiğindeyken nükleerden iklim krizine çözüm olmadığı [</span><span style="font-weight: 400;">6] gerçeğinin yanı sıra bir de “Dünya barışı” için vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Ukrayna&#8217;daki işgal ve ilhak girişimi dünya genelinde nükleer karşıtlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına(IAEA) Rosatom projelerinden vazgeçilmesi yönünde baskı yapacağı bir kampanyanın başlatılmasının fitilini ateşlemelidir. Kaldı ki bugün Rusya&#8217;nın yaptığını yarın başka devletler de yapabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;ye dönersek, itiraf edin, en çok da Akkuyu NGS inşaatı iyi ki henüz bitmemiş diye içinizden geçirdiniz değil mi? Fakat bugün bitmediyse de inşaat tamamlanmaya yakın. Şimdi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Zira Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması bugün her zamankinden daha mümkün. Dünya devletleri birbiri ardına Rusya ile imzaladıkları projeleri iptal ederken ve Türkiye&#8217;de nedense her zaman hep bir çekince olarak sunulan “proje iptal bedeli” Avrupa&#8217;daki iptallerde telaffuz dahi edilmezken bu  rüzgarın akımından faydalanarak rahatlıkla Akkkuyu NGS için iptal girişiminde bulunulabilir. Kaldı ki Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;ya açtığı savaş ve işgal ötesinde ilhak girişimi bile mücbir sebep sayılabilir. Ne var ki ülkemizde siyasi beka için kazanılmak zorunda olan bir genel seçim varken hiç şüphesiz bunu yerli ve milli şirketlerimize rant vadeden, iş ve istihdam masalına yaslanarak Akkuyu NGS&#8217;yi her zaman seçim propagandası olarak kullanan siyasi iktidar yapmayacaktır. Fakat unutmayalım, Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması yönündeki talebi yükseltmek bu seçimlerden sonra imkansız hale gelecek. O nedenle bir kez daha yinelemekte yarar var: Ukrayna&#8217;nın acı deneyiminden yola çıkarak yani, başımıza gelecekleri şimdiden öngörerek Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulmasını sağlamak yalnızca bizim elimizde ve şuna inanın bugün bu talebimizi iş insanlarından işveren derneklerine uzanan yelpazede iktidarın bütün kanallarına iletmek ve onları ikna etmek için elimiz hiç olmadığı kadar güçlü! </span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Harvey, D.,2012, Sermayenin Sınırları, çev. Utku Balaban, Ankara, Tan Kitabevi Yayınları,</span><span style="font-weight: 400;"> 528-530</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[</span><span style="font-weight: 400;">2] </span><span style="font-weight: 400;">Finlandiya&#8217;da 2004&#8217;te inşasına başlanmış olan Onkalo Atık Deposu&#8217;nun 2020&#8217;de operasyona başlatılması öngörülmekteydi. Yerin altında inşa edilen bu tesis de en fazla 100 yıllık koruma taahhüt etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3</span><span style="font-weight: 400;">] </span><span style="font-weight: 400;">Nükleer atıktan işlenerek elde edilen yakıtın bir kaza veya sızıntı halinde yol açtığı ekolojik tahribat çok daha büyüktür. Kullanılmış MOX yakıtları  kullanılmış normal uranyum yakıtına göre beş kat daha fazla plütonyum barındırır. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor.  Daha fazlası için bkz https://nukleersiz.org/mox/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4</span><span style="font-weight: 400;">] https://theecologist.org/2022/feb/25/chernobyl-now-war-zone?fbclid=IwAR3Qomfzy-vq0cqLz1CbSR2k4hwjkbJUxmLRA_KnFFVaJDx6VOq6ObfZKHE</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5</span><span style="font-weight: 400;">] https://yesilgazete.org/finlandiya-rosatom-ile-imzalanan-nukleer-reaktor-projesini-gozden-gecirecek/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6</span><span style="font-weight: 400;">] Bu konuda yeşil gazetedeki yazıların yanı sıra şu video da izlenebilir Bkz Nukleersiz.org https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2021 12:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Caretta Ekolojik Ahval]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Circular Çevre ve Sanat Etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Toros Levent]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Renas Kurtuluş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Caretta Ekolojik Ahval’de bu hafta nükleer karşıtı iki genç aktivistten 2. Circular Çevre ve Sanat Etkinliği için hazırladıkları “Unsmile” çıkartmalarının hikayesini dinliyoruz. Programda 2009 doğumlu Yusuf Renas Kurtuluş ile Uğur Toros Levent’in 'nükleer santralli bir dünya canlıları sadece üzer, yüzlerde yayılması beklenen gülümsemeyi tam tersine çevirir' fikrinden hareketle tasarladıkları “Unsmile” projesi üzerinden nükleer karşıtı aktivizm konusunu masaya yatırdık.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/">Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Caretta’nın bu programında haber takibi yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta “2. Circular Çevre ve Sanat Sergisi”ni konuştuğumuz konukların arasında bulunan Bengisu Muazzez Kurtuluş’un program sırasında bilgisini ilettiği, 12 yaşındaki oğlu Renas ile arkadaşı Toros’un sergi mekanında gerçekleştirdikleri nükleer karşıtı etkinliğin detaylarını konuşmak üzere genç aktivistleri konuk ediyoruz bu hafta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Heykel yapmakla ilgilenen Renas Kurtuluş ile basketbol oynayan, aynı zamanda sokak hayvanlarını düzenli olarak beslediğini belirten Toros Levent 6. sınıfa devam ediyor. Nükleer konusu ile ilkokul birinci sınıfa gittikleri dönemde aileleri ve televizyon aracılığı ile bilgi sahibi olduklarını kaydeden genç aktivistler ekoloji ve sanatı buluşturan Circular’a hazırladıkları “Unsmile” çıkartmaları ile katıldılar. Dünyadaki en çok bilinen “Smile” (Gülümseme) emojisini tersine çeviren “Unsmile” çıkartmasında gözlerin bulunması gereken yerde ise nükleeri betimleyen radyasyon simgesi yerleştirilmiş. Renas ve Toros böylelikle huzurlu, sağlıklı bir doğal çevre için nükleerin yer almadığı bir gezegen tasavvurunu öne çıkarma hedefi ile yola çıkmış. Unsmile çıkartması; tam tersi olduğunda, nükleerli bir dünyanın canlıları mutsuz kılacağı öngörüsünde bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">7- 9 Haziran tarihleri arasında Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen 2. Circular Çevre ve Sanat Sergisi’nin açılışı sırasında “unsmile” çıkartmalarını dağıttıklarını ifade eden Renas ve Toros, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in de kendileri ile kısa bir sohbetin ardından çıkartmalardan aldığını kaydetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı, Çernobil ve Fukuşima nükleer kazaları, radyasyon, nükleer santrallerin canlı yaşamına zararlı etkileri konusunda da bilgilerini paylaşan genç aktivistler, pandeminin ardından yeni yeni açılan okullarında ve dersanelerinde de arkadaşlarına ve öğretmenlerine çıkartma dağıttıklarını, onlarla da nükleerli bir dünyanın tehlikeleri hakkında konuştuklarını ifade ettiler.</span></p>
<h5><b>“Savaş Olmasaydı Nükleer Silahlar da Yapılmayacaktı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer dahil tüm çevre sorunlarının temelinde savaşın yattığını belirten Renas’ın bu konudaki görüşü şöyle, “Savaş en büyük sorun. Savaş olmasaydı nükleer silahlar yapılmayacaktı. Bunun için nükleer santral kullanılmayacaktı. Onun dışında savaş olmasaydı ülkeler arasında bir yarış olmayacaktı. Bu durum da yenilenebilir enerji kaynaklarından aldığımız ile yetinmemizi sağlayacaktı”</span></p>
<h5><b>“Teneffüste Yürümek Bile Bana Yorucu Geliyor”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi tedbirleri kapsamında uzun süredir okullardan uzak kalmaları hakkında ne düşündüklerini sorduğumuzda Toros’un yanıtı oldukça ilginç oldu. Toros, sorumuzu “Üç gündür okullarımız açık. Ve bu üç günlük dönemde okulda teneffüs sırasında yürümek bile bana çok yorucu geliyor. Çünkü normalde odamda sandalyemde hareket bile etmiyor, masa başından kalkmıyordum. Şimdi teneffüsten böyle (nefes alıp veriyor tam bu esnada) geliyorum. Ve yaptığım tek şey ise dışarıda bir tur yürüyüp gelmek sadece” şeklinde yanıtladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Renas ile Toros’un nükleerin dışında program sırasında hakkında en fazla konuştukları konu ise son dönemde Marmara Denizi’ni kaplayan ve nasıl çözüm bulunacağına dair endişeler yaşanan musilaj ya da diğer adı ile deniz salyası oldu. </span></p>
<p><iframe title="Spotify Embed: Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/01lNEWpRhPVf7qT553KnKG?si=d1010652bad149f8&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/11/nukleer-karsitlari-renas-ve-torosdan-unsmile-cikartmasi/">Nükleer Karşıtları Renas ve Toros’dan ‘Unsmile’ Çıkartması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2021 12:40:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[akkuyu]]></category>
		<category><![CDATA[Caretta Ekolojik Ahval]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Caretta Ekolojik Ahval’da bu hafta 26 Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil Nükleer Kazasının 35. yıldönümünde bağımsız araştırmacı, Nukleersiz.org koordinatörü,  Yeşiller Partisi kurucu üyesi,  Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan’ı konuk ediyoruz. Demircan ile Netflix’de yayınlanmaya başladığı 2019’dan itibaren Çernobil’i dünya gündemine yeniden sokan aynı adlı diziden Fukuşima’daki radyoaktif suyun okyanusa boşaltılması kararına; Akkuyu-Sinop gelişmelerinden iklim krizine pek çok konuya değinme imkanı bulduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/">‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><b>Çernobil’i Turizme Açtılar</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Cahit Sıtkı Tarancı’nın “35 Yaş Şiiri’ne atıfla başlıyor sözlerine Pınar Demircan. İnsan için 35 yılın ömrün yarısına tekabül etmiş olmasına karşın, 240 bin yıla kadar etkisini sürdürebilen radyoaktif maddeler söz konusu olduğunda bunun insan ömrü ile karşılaştırıldığında çok kifayetsiz kaldığını ifade eden Demircan, “Çernobil’de meydana gelen felaket Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın 1990’da belirlediği nükleer olay ölçeklendirmesine (INES) göre 7 seviyesi ile tarihteki en büyük kazalardan biri. 7 ölçeğindeki diğer kaza ise 2011’de yaşanan Fukuşima. Çernobil dizisinde kazanın komünist sistemle yönetilen bir yerde ve eski teknoloji kaynaklı yaşandığı vurgulandı. Dizinin yayını sırasında, “</span><a href="https://yesilgazete.org/cernobil-dizisi-neden-simdi/" target="_blank" rel="noopener"><b>Çernobil dizisi, neden şimdi?</b></a><span style="font-weight: 400;">”</span><span style="font-weight: 400;"> başlıklı bir yazı yayınlamıştım. Dizinin zamanlaması dikkatimi çekmişti. Nitekim dizinin yayınından aylar sonra Çernobil bölgesi resmi olarak turizme açıldı. Bu kararın ardından da sezonluk olarak 70 bin insanın nükleer kazanın yaşandığı gölgeyi ziyaret ettiği bilgisini öğrendik. Bunun yanı sıra Çernobil üzerine bilgisayar oyunları da var. Tehlike halen devam etmesine rağmen Çernobil’e gitmek bir trend haline getirildi” şeklinde konuştu.</span></p>
<h5><b>Fukuşima Tarzı Bir Kaza Japonya Yerine Mısır, Bangladeş ya da Türkiye’de Gerçekleşmiş Olsaydı?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer felaketinin meydana gelmesinin kapitalizmle doğrudan ilişkisi bulunduğunu belirten Nukleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan, “Fukuşima’da maliyetler nedeniyle alınmayan önlemler bu felakete yol açtı. Fukuşima Daichi Nükleer Santrali’ndeki tsunami duvarı 14 metrelik dalgalar öngörülerek inşa edilmesi gerekirken 8 metre yükseklikte bırakılmış. Yine de bu kazanın Japonya’da yaşanması, o ülkenin teknolojik imkanlarını göz önüne aldığımızda dünya için bir şans. Nükleer santral inşaatları devam eden Türkiye, Bangladeş veya Mısır’da buna benzer bir kaza yaşanmış olsa etkileri daha kötü olabilirdi. Fukuşima’nın ardından Japonya 54 olan reaktör sayısını 9’a indirdi. Bunun nedeni de Japonya’nın, aynı Türkiye gibi bir deprem ülkesi olması” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop süreçlerine de değinen Pınar Demircan, 2016’da uzmanların koordineli çalışması sonucu gerçekleşen savunma ile ortaya çıkan bilirkişi incelemelerine rağmen ÇED onayının Akkuyu için verildiğini kaydederek şunları söyledi, “ÇED ile ilgili süreci Anayasa Mahkemesi’ne götürdük fakat henüz dava sonuçlanmış değil. Bunun yolu AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kadar gider diye düşünüyorum. Akkuyu Nükleer Santrali 1200 MW’lık 4 reaktörden oluşuyor ve soğutma suyunun da sıcak olduğu hepimizin malumu Akdeniz’den çekmesi planlanıyor. Akkuyu’da ortaya çıkacak nükleer atıklara dair de bir öngörü yok. Atık konusu dünyada çözümlenebilmiş değil. Finlandiya’da yapımı devam eden Onkola Nükleer Atık Sığınağı’nın da inşaatı ertelenmiş durumda. Akkuyu’da inşaat alanında sayısı altı bini aşan işçiler için bir şehir kuruldu ve hiçbir altyapısı da yok. Akkuyu’da neler olabileceğini tahmin etmek için Fukuşima’ya dönüp bakmakda fayda var. Şu anda çok gündemde bir radyoaktif su sorunu var Fukuşima’da. 1 milyon 250 bin tona ulaşan radyoaktif suyun okyanusa boşaltılacağı açıklandı. Dünyayı radyoaktiviteye bulamaları kabul edilemez.”</span></p>
<h5><b>Nükleer Yenilenebilir Enerjidir İddiası Nükleer Lobisinin Bir Oyunu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim inkarcıları ve nükleer destekçilerinin son zamanlarda dile getirdiği, “Madem fosil yakıtları terk edeceğiz, o halde nükleer enerjiye geçiş yapalım” argümanına dair de eleştirilerde bulunan Demircan, “Nükleer santrallere karşı olmamızın tek nedeni gerçekleşmesi muhtemel kazalar, felaketler değil. Bu nükleerin sadece bir yönü. Nükleer santralleri salt bir bina, tesisten ibaret gibi düşünmemiz çok yanlış. Santrallerin karbon salmadığı iddiası gerçeği yansıtmıyor. Hem inşaat sürecinde hem uranyum çıkarma sondajı işlemlerinde hem de sevkiyat aşamalarında karbon salımı gerçekleşiyor. Nükleer santraller yerin altından uranum çıkarma prosesinden atık sürecine gelinceye kadar karbon salımı yapar. Diğer yandan nükleer santral bulunan yerlerin 5 kilometrelik yarı çapında yaşayanların sağlığına zararlı etkileri de söz konusu. Fukuşima’da kalp hastalıklarının 29 kat artmış olduğu tespit edilmiş durumda. Nükleer enerji yeşil ve temiz bir enerji değildir. Bize yıllardır doğal gazın da temiz olduğu söylendi fakat bugün onun da fosil yakıtlardan biri olduğunu biliyoruz. Nükleerin yenilenebilir enerji olarak gösterilmesi tamamen nükleer lobinin bir oyunundan ibaret” diyerek sözlerini noktaladı.</span></p>
<p><iframe title="Spotify Embed: ‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/26Mz4wQO1orU4E4Rzo4n7G?si=KZpNBKUeRtKWJ4K5A_FMuQ&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/">‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* Fukuşima 10 Yaşında!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 10:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi'nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine "enerji" formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına bigane kalışının sembolü sayılabilir.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-67008 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg" alt="&quot;10 Mart'ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&quot;*,Fukuşima 10 Yaşında!" width="340" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-1024x594.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima.jpg 1200w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" />Bu yaratıcı slogan* 10 Mart günü Türkiye&#8217;nin ilk nükleer santrali olmaya aday Akkuyu Nükleer Güç Santrali&#8217;nin (NGS) 3. reaktörünün temelinin Türkiye ve Rusya devlet başkanlarının uzaktan erişimle gerçekleştirdikleri törene karşılık Mersin Nükleer Karşıtı Platform(NKP) tarafından bir yanıt olarak geliştirildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer felaketle nükleer santral açılışı arasındaki zıtlığı net bir şekilde ortaya koyduğu için de Fukuşima Nükleer Felaketinin ilk on yılını değerlendirmeyi amaçlayan bu yazının başlığında kendine yer buldu. Zira, birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine &#8220;enerji&#8221; formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına ne denli bigane kalışının sembolü sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67009 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg" alt="" width="368" height="194" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin.jpeg 780w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" />Nitekim savaş teknolojisinden devşirme olarak 1970&#8217;lerden itibaren kurulumu hız kazanan nükleer enerji, özünden hiç kopmamış olmakla birlikte yıkıcı formunu &#8220;güç&#8221; adı altında muhafaza ederken bugünkü neoliberal kapitalist sistemde de ekonomik ve siyasi pazarlıkların nesnesi haline gelmiştir. Nitekim Akkuyu NGS ile Türkiye&#8217;den toprak kopararak bir taraftan sıcak denizlere ulaşma idealini gerçekleştiren Rusya&#8217;nın benzer bir projeyle Mısır&#8217;da da bir nükleer santral projesi yürütmek suretiyle Akdeniz&#8217;i kontrol altına alma hesabı daha net görülebilir. </span></p>
<h5><b>Nükleer Enerjide Kamu Yararı Yoktur</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin iddia edilenin aksine tehlikeli, riskli ve pahalı olduğunu her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu da 2020&#8217;de güneş enerjisi üretim maliyetlerindeki %89&#8217;luk, rüzgar enerjisi üretim maliyetlerindeki %70&#8217;lik düşüşe karşılık, nükleer enerji maliyetlerindeki %26&#8217;lık artışla </span><a href="https://yesilgazete.org/covid-caginda-nukleer-enerji-2020-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi/"><span style="font-weight: 400;">işaret ediyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bununla birlikte çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin etkilerini yaşanırken sivil toplumun başlattığı E-shif(Enerji Dönüşümü) girişimiyle 2040&#8217;a kadar eyalet genelinde enerji ihtiyacının %100 yenilenebilir enerji olarak tanımlanan rüzgar ve güneş enerji kaynaklarından sağlaması planlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan 1 günde 6 milyon nüfuslu bir kentin su ihtiyacını soğutma suyu olarak kullanmasıyla özellikle iklim krizi şartlarında su kıtlığı yaşanacak zamanlar açısından da önemli bir sorundur. Yine kaynağından aldığı soğutma suyunu 5-10 derece farkla geri vermesiyle su kaynağında oluşturduğu 2 derecelik farkın ayrıca klor kullanımının denizdeki biyolojik çeşitliliği tahribata uğrattığı da bilinmektedir. Kaldı ki esas dert edinilmesi gereken nokta karbon salımın dan önce insan ve çevre sağlığı açısından radyoaktivitedir. Normal şartlarda 5 kilometre yarıçaplı alanda çevresine radyasyon yayan ve çocukluk çağı tiroit kanserinin tek nedeni olan endüstriyel radyoaktivite tüm canlı yaşamını tehdit etmektedir. Nitekim patlamalar nedeniyle açığa çıkan radyasyon nedeniyle de çocuklarda görülen tiroit kanseri 10 yıl içinde en az 500 kat artmıştır. Nükleer Silah ve Savaşlara Karşı hekimler (IPPNW) tarafından açıklandığı üzere nükleer felaket öncesinde milyonda 1-2 çocukta görülürken göre felaketin başladığı tarihten bugüne tiroit kanseri teşhisi ve şüphesi bulunan çocuk sayısı 380 bin çocuk için yapılan testlerde 203&#8217;e çıkmıştır. </span></p>
<h5><b>Balıkçılık Tehlike Altında!</b></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67010 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg" alt="balıkçılık tehlike altında" width="362" height="241" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 362px) 100vw, 362px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek resmi tahliyelerle gerekse kendi isteğiyle Fukuşima&#8217;daki evlerini terk eden 200 bin kişiden 36 bini hala başka şehirlerde yaşamına devam ederken nüfusun azalması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Radyoaktivitenin denize, havaya, suya karışmasıyla ekosistemi zehirlenen coğrafyada artık tarım ve hayvancılık sağlıklı ve güven duyulan bir şekilde yapılamadığı gibi radyoaktif kirli olduğu endişesiyle balıkçılık da kan kaybetmiştir. Örneğin Fukuşima  eyaletinde 50 balıkçı kooperatifi kapanmış ve Fukuşima nükleer felaketi sonrasında balıkçılık bölgede %85 düşmüştür. Ara sıra tespit edilen yüksek radyoaktivite tespit edilen balıklar olduğu gibi güven kaybı yaşanmasına bağlı olarak satılan balık çeşidi  3&#8217;e inmiştir. Bunlara ek olarak Fukuşima&#8217;daki balıkçılığın karşısında şimdi bir de nükleer santral sahasında biriktirilen 1,37 Milyon ton suyun okyanusa boşaltılması riski belirmiştir.  Bu ihtimal Fukuşima Eyaleti Tarım Kooperatifleri ve Ormancılar Birliği’nin Fukuşima’daki 43 yerel yönetimin de desteğini almasıyla radyoaktif suyun depolanması yönünde hükümet üzerinde baskı kurmak içiin tüm dünyaya hitap eden bir </span><a href="https://nukleersiz.org/kampanyalar/"><span style="font-weight: 400;">kampanyanın</span></a> <span style="font-weight: 400;">da fitilini ateşlemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki, biriktirilen meydana gelebilecek yeni depremler sırasında bile risk teşkil ediyor. Hatta reaktörleri hala soğutmak için kullanılan suyun biriktirilmesi esnasında dahi kaçaklar oluşabiliyor.  Nitekim en son meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremde 1. reaktör için hala kullanılan radyoaktif hale gelmiş olan soğutma suyunun tanklarda biriktirilme aşamasından önceki proseste 70 santim, 3. reaktörün biriktirilen su seviyesinde 30 santimetrelik bir azalma tespit edildiği için eksilen miktarın denize sızdığı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2011 yılında nükleer felaketin başlamasından sonra 2040 yılına kadar öngörülen dekontaminasyon ve söküm maliyeti olan 700 Milyar doların yarısına ilk 10 yılda ulaşıldığı üzere kamunun üzerine yüklenen borç yükünün yüksekliği dikkatlerden kaçmayacaktır. Şimdi gelin nükleer enerjinin maliyeti avantajı bulunsa dahi neden kabul edilmemesi gerektiğine Fukuşima&#8217;da yaşananlar bağlamında derinlemesine bakalım:</span></p>
<h5><b>Reaktörün Soğutma Suyu Sistemi Bozulursa!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">11 Mart günü meydana gelen deprem 6 reaktörü bulunan Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin üçünde yakıt çubuklarının tam erimesine uzanan süreci başlattı. Deprem anında reaktörler otomatik olarak devreden çıksa da soğutulmasına devam edilmesi gereken nükleer reaktörler elektrikli jenaratörlerle soğutma sistemini devrede tutabiliyordu. Ne var ki 1 saat sonra meydana gelen tsunami elektrikli jenaratörleri alabora etti. Fukuşima&#8217;da yaşanan bu olay, deprem ülkesi tüm ülkelerin yüksek büyüklükte depremler karşısında büyük risk altında olduğunu bize gösteriyor. Bununla birlikte 12 Mart ve 14 Mart günü meydana gelen patlamalar soğutma suyu sistemi bozulan diğer bir deyişle su kaynağı sağlanamadığı için soğutulmasına devam edilemeyen reaktörlerin başına gelebilecek bir duruma işaret ediyor. </span></p>
<h5><b>Nedeni İspatlanamayan Ölümler</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi doğal afetlerin nükleer santrallerde hayatın akışını nasıl tersine çevirebileceğini gösterirken normal şartlarda dahi resmi kabul göremeyen, inkar edilen radyoaktif mağduriyet kaynaklı ölüm ve hastalıkların ispatlanmasını daha da zorlaştırıyor. Nitekim üçlü felaketin kurbanlarının daha çok &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">deprem ve tsunamide ölenler</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; şeklinde telaffuz edilirken nükleer kaza bağlantılı ölümler ayrıca tespit edilmedi. Genel olarak 18 bin kişinin yaşamını yitirdiği açıklanan felakette </span><a href="https://yesilgazete.org/ciplak-hayatlar-2/"><span style="font-weight: 400;">44 kişinin</span></a><span style="font-weight: 400;"> nükleer felaket meydana geldiği için öldüğü, radyoaktif mağduriyet nedeniyle 240 kişinin intihar ettiği ve izleyen on yıl içinde ömrünü radyasyon kaynaklı hastalıklarla geçirdiği ya da yaşamını yitirdiği ve yitireceği dikkate alınmaz. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nde gerçekleşen</span> <a href="https://yesilgazete.org/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/"><span style="font-weight: 400;">ilk resmi ölüm</span></a><span style="font-weight: 400;"> felaketin başlamasından 7 yıl sonra acil durum müdahale sürecinde yüksek radyasyona maruz kalmış olan 50 yaşlarında santral işçisinin yaşamını yitirmesiyle haber oldu.. </span></p>
<h5><b>Ekosisteme Yayılan Radyoaktivite</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin 14 Mart günü patlayan reaktöründe MOX (Mixed Oxide) yakıtının kullanılıyor olması ekosisteme yarılanma ömrü 24 bin yıl olan plutonyum radyoaktif izotoplarının  yayılmasına da neden olmuştur. Kullanılmış yakıt çubuklarından elde edilen plutonyumun uranyumla karıştırılmasından üretilen MOX yakıtının nükleer atıkların miktarını azaltmak ve 31 ülkenin mevcut nükleer santrallerine ancak 50 yıl yakıt tedariki sağlayacak uranyum rezervinin kalmasına bağlı olarak yakıtın daha uzun süreler kullanılmasını sağlama amacı taşır.  Nitekim Akkuyu NGS&#8217;ye yakıt tedariki de yapacak olan Rosatom geçen ay 25 Şubat&#8217;ta Beloyarsk Nükleer Güç Santrali&#8217;nde ilk kez MOX yakıtını kullanmaya</span> <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-ngsyi-bekleyen-yeni-tehlike-rosatom-mox-yakiti-kullanmaya-basladi/"><span style="font-weight: 400;">başladı</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu gelişme doğal olarak Akkuyu NGS&#8217;de de çok daha tehlikeli olan MOX yakıtının kullanacağı şeklinde okunabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Plutonyum, sezyum ya da başka bir radyoaktif element olsun atmosfere yayılmış olan radyoaktif kirlilik mütemadiyen hareketlidir. Örneğin yarılanma ömrü 28 yıl olan stronsiyum 280 yıl kanser yapma etkisini haiz bir şekilde hava olaylarıyla hareket halindedir ve tespiti ancak özel ölçüm aletleriyle yapılabilir.</span></p>
<h5><b>20 Kat Yukarı Çekilen Sınır Dozlarına Rağmen yok Sayılan Radyasyon</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi başladıktan sonra dünya genelinde 1 milisievert olan sınır dozları 20 kat yukarı çekildi. Bu açıkça bölgede radyasyon vardır demenin bir yönüyken radyasyon yokmuş gibi nükleer felaket sonrası tazminatlar kesilerek evlerine dönmek zorunda bırakılan insanlara &#8220;gel sen radyasyonlu bölgede yaşa&#8221; denilmiş oldu. 10 yılın ardından önceki seviyelere çekilmeyen sınır dozları açısından hükümetin yaklaşımı ise ibretlik. Radyasyona maruziyetin satte 0,23 mikro sieverte çekilmesiyle günde yalnızca 8 saat radyasyon yoğun bölgede kalınması salık verilirken bu yeni sınırın 8 saate göre ayarlandığı yönünde her hangi bir bilgi verilmiş değil. Daha açık ifade etmem gerekirse yıllık 20 milisievert olduğu kabul gören bölgedeki insanlar evlerine dönmüşlerse on yıl sonra 200 mili sievert radyasyon almış olabilirler. Zira radyasyonun hesabı kümülatif olarak yapılır, örneğin radyoaktif ortamda çalıştıkları için nükleer santralde çalışan işçiler için sınır dozları 5 yıl için 100 mili sieverttir. Lakin her hangi bir koruyucu ekipman vs kullanmayan ve ömürlük evlerine dönen örneğin 20 yılda 400 mili sievert doza ulaşma ihtimali olan yurttaşlar esasen daha vahim bir durumdadır. Nitekim 500 mili sievertlik bir maruziyet ölüm demektir.</span></p>
<h5><b>Dekontaminasyon İşlerinde Çalıştırılan İşçilerin Sayısı 13 Milyona Ulaştı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67011 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/nukleer-felaket.jpg" alt="nükleer felaket" width="380" height="181" />İşsizliğin sorun olarak görüldüğü ülkelerde nükleer felaketlerin istihdam kapısı olacağı düşünülmesin. Çünkü bu şekilde para kazanmak biraz da insanın sağlığını arka plana alması anlamına geliyor. Zira işçilerin çalışması için belirlenen sınır dozları aşıldığında işyerini bırakmak zorunda . 5 yıl için belirlenen sınır dozları yoğun dönemde 100 milisievert standardından 250 mili sieverte çıkartılmış son iki senedir eski düzeyine çekilmişti. Sayının yüksekliği bu sınır dozlarına ulaşan işçilerin ayrıldığı bağlamında da düşünülebilir elbette. Ne var ki işçiler sağlık taramalarına işlerinin bir parçası olarak alınmadığı için çalışmalarının sonucunda ne kadar radyasyona maruz kaldıklarını da bilmiyorlar. Nitekim İşçiler muayeneye katılmak isterse onları bir de yol masrafı gibi ek ödemeler bekliyor. Bir kısım işçilerin görüşü  ise sağlık taramalarının tedavi amaçlı değil bilgi toplamak amacıyla yapıldığı yönünde bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Sivil Toplumun Kurduğu Radyasyon Ölçüm Merkezleri</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Radyasyon ölçümü yapmak bilimsel ve teknik yollardan araştırma yapmayı gerektirir. Devletin radyasyon ölçümlerini güvenilir bulmadığı için Japonya&#8217;daki sivil toplum örgütleri kendi girişimleriyle radyasyon ölçüm aletleri temin etmiştir. Özellikle Çernobil Nükleer Felaketinden sonra radyasyonun etkilerine maruz kalan ve kendi ölçüm metotlarını geliştiren Almanya&#8217;daki sivil toplum örgütlerinin tecrübe ve birikimlerinden yararlanmak başvurulan yollardan biri olmuştur. Yurttaşlar için ise önceki yazılarımızda tanıtmış olduğumuz bu </span><a href="https://yesilgazete.org/fukusima-izlenimleri-3-nukleer-felaket-sonrasinda-gidenlerle-kalanlarin-degisen-hayatlari/"><span style="font-weight: 400;">ölçüm</span> <span style="font-weight: 400;">istasyonlarına</span></a><span style="font-weight: 400;"> başvurmak da tıpkı maskenin bugün yeni bir gider kalemi olarak ev ekonomisine girdiği gibi her hangi bir gıda satın aldıktan sonra başvurulan ek bir ücretli proses haline gelmiştir.</span></p>
<h5><b>Bir Maske Gibi Günlük hayata Eklemlenen Ölçümler</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Korona sürecinde hayatımızda kilit rol oynayan bir maske gibi ölçüm cihazları da radyoaktif felaket halinde toplumsal bir yaşamın kaçınılmaz şekilde parçası olabilir ki bunun maliyetini de birlikte düşünmek gerekir. Radyoaktif kirliliğe uğramış gıdanın ölçümü ölçüm istasyonlarında yapılsa da iyonize radyasyonun bir de dış mekan ölçümleri söz konusudur. Bu bağlamda ekosistemde açığa çıkan radyasyonun ise ölçümünün 3 seviyede yapılıyor: Zeminde, zeminin 10 santim üstünde ve 1 metre üstünde. Nitekim yapılan ölçümlere göre zeminde saatte 2,2 mikro sievert radyoaktivite olan yerin 10 santimetre üstündeki miktar 2,6 mikro sievert ve 1 metrede ise 1 mikro sievert ölçülebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67012 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg" alt="ölçüm cihazı" width="270" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg 170w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" />Misal </span><a href="https://www.nenryo-bunseki.com/analysis/radioactivity.html"><span style="font-weight: 400;">Sunco Çevre ve Araştırma Merkezi</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8216;nin tarifesi şöyle: Sınıflandırma sezyum 137 ve sezyum 134 ölçümü yapılacak olan maddenin hava-katı ya da sıvı olarak sınıflandırılmasıyla başlıyor. Sıvı maddeler: nehir suyu, yer altı suyu, içme suyu, havuz suyu ; katı olanlar ise toprak, ahşap, kömür, yakma külü&#8230;Gerek havada gerekse yaşam alanlarında bu tasnife göre yapılan ölçümler ise 1 metre, 50cm ve 10 cm şeklinde 3 kademeyi de gözetiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna göre de fiyatlar şöyle: (1 Dolar = 7TL&#8217;ye göre)</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10 bekerel/litre 8bin yen (560TL) &#8211;</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2 bekerel /litre 10Bin Yen (700TL) musluk suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 bekerel /litre  12bin Yen (840TL) içme suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">0,2 bekerel/litre 38bin Yen (2666TL)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırma amaçlı ölçüm fiyatı</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer şekilde katı maddeler için de ayrı skalalar bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Radyoaktif Katı Atıklar ve &#8220;Yeniden Kullanım&#8221; Kabusu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67013 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/radyoaktif-atiklar.jpg" alt="radyoaktif atıklar" width="393" height="221" />Friends of Earth Japan(FOE) Fukuşima raporu&#8217;nda açıklandığı üzere Fukuşima santral bölgesinde yürütülen dekontaminasyon çalışmaları çerçevesinde 14 milyon ton toprak toplandı. 8 bin bekerel/kilogram altındaki kısmın demiryollarında, park ve bahçelerin rehabilitasyonunda, ormanlarda, afet alanlarında &#8220;yeniden kullanımı&#8221; planlanıyor. Bu amaçla toprak rehabilitasyonu için de 12 milyar avro harcandı. Bunların içinde çok yoğun kirli olan miktar 7 milyon ton toprak olarak açıklandı ve toprak rehabilitasyon maliyeti de 11 Milyar Dolar olarak belirlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif toprağın gömülmesi için 200 metre boyunca 50 santimetrelik çukur açarak 500 adet siyah plastik torbalar içindeki radyoaktif toprağı gömmek için de 803 milyon dolara tekabül eden bir maliyet söz konusu. Tüm bu işlemler 2015 yılından bugüne Çevre Bakanlığı tarafından kurulan &#8220;Stratejik Çalışma Grubu&#8221; tarafından Hacim Azaltma ve Orta Seviyeli Depolamadan Toprak Geri Kazanımı projesi adı altında yürütülüyor!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67014 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg" alt="10 martın sonu fukuşima" width="500" height="375" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ilk 10 yılına dair sunduğum bu kesitler bizim Çernobil belleğimizdekilerin modern bir versiyonu. Özünde siyasi iktidarların risklere ilişkin ilgisizliği olmakla birlikte felaketin daha kapitalist ve yüksek refah seviyesine sahip bir ülkede yaşanması radyoaktif kirliliğe maruz bırakılanların kendi özkaynaklarına sahip olarak bulduğu çözümleri bize gösterilmesi açısından değerli. Bu açıdan Mersin Nükleer Karşıtı Platform&#8217;un(NKP) &#8220;10 Martın sonu 11 Mart&#8217;tır vurgusu çok yerinde. Çünkü yarın Akkuyu&#8217;da Sinop&#8217;ta Nükleer Santral Projesi gerçekleşirse ekonomik krizden hiç bir zaman gözünü açamayan ve hep daha kötüye giden sen bugün bu gidişatı önlemek için Mersin NKP&#8217;nin yanında durmazsan felaketi yaşarken  ne yapacaksın Türkiye? </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 08:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[sinop nükleer santrali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurulması maddi, manevi risk, tehlike ve külfet teşkil eden, kalıcı izleri uzamda ve zamanda sınır tanımayan nükleer santraller yargı yoluyla da dayatılırken Akkuyu ve Sinop projelerinin karşısında hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/">Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Hukuk ve adalet şüphesiz yaşamın her alanında ihtiyaç duyduğumuz, tutunduğumuz, önemini en iyi yokluklarında anladığımız kavramlar. Gezi sonrası dönemde tırmanışa geçen hak ihlalleriyle sıklıkla karşılaşırken son yıllarda buna bir de hukuki  süreçlerin açıkça bağımsız ve tarafsız olmayışı eklendi. Özellikle güçler ayrılığı ilkesinin tartışmaya açılmasının akabinde Parlamenter rejimin yerini Cumhurbaşkanlığı rejiminin almasıyla yasama yürütme karşısında gücünü yitirirken yargı erki de yürütmenin kontrolüne girdi. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını iki ayrı fakat, birbirini tamamlayan kavramlar olarak ele alan Hukukçu Rıza Türmen bağımsızlığı yargının yürütmeye tabi olmamasıyla, tarafsızlığı ise hakimin karar verirken dış baskılardan etkilenmemesi ve  kararını yasaya dayandırması boyutlarıyla tanımlıyor [1]</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop nükleer santral projeleri de tabi olduğumuz coğrafi sınırlar içinde hukuk sistemimizin bugün maalesef ne bağımsız ne de tarafsız olduğunu gösteren  örneklerden. Ancak k</span><span style="font-weight: 400;">urulması </span><span style="font-weight: 400;">maddi manevi risk, tehlike ve külfet teşkil eden, kalıcı izleri uzamda ve zamanda sınır tanımayan nükleer santraller yargı yoluyla da dayatılırken </span><span style="font-weight: 400;">(üstelik tüm bu etkileri katmerlendirecek olan iklim krizi çağında) </span><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop projelerine karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır.  Zira</span> <span style="font-weight: 400;">u</span><span style="font-weight: 400;">lusal hukukun da bağlı olduğu  uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelerden oluşan bir ekosistemi vardır ve onu işletecek olan yalnızca kamu vicdanının göstereceği iradedir&#8230; </span><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda y</span><span style="font-weight: 400;">argının nükleer santral projelerindeki  tarafgirliğini Akkuyu&#8217;daki süreçlerle anımsatabilecek olan bu yazı çok yakında Sinop Nükleer santral Projesi için bilirkişi incelemelerinin başlatılmasına yönelik bir dayanışma çağrısı şeklinde de okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin ilk nükleer santral projesi olmaya namzet Akkuyu NGS&#8217;nin inşasına hukuken geçerli bir ÇED raporu ve üretim lisansı olmaksızın başlanmış ve  devam edilirken, yukarıda ifade edildiği üzere yargı ne bağımsız ne de tarafsız oldu. Açılan ve adaletsizliğe mahkum edilen davalar uzun bir liste oluşturur. Nitekim en son DAÇE tarafından 30 Kasım günü açılan davada avukatların reddi hakim talebinde bulunması da yargının bağımsızlığı kadar hakimin tarafsızlığının dert edildiğinin bir ispatıdır [2]</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Zira 2019  yılında 1. reaktörün temeli atılırken meydana gelen </span><a href="https://yesilgazete.org/akkuyudaki-catlak-sandigimizdan-daha-derin/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">çatlaklara</span></a><span style="font-weight: 400;"> istinaden projenin yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada hakimin bu talebi açık değil kapalı şekilde reddetmesiyle davanın bölge idare mahkemesine götürülmesini önlemesi davadaki tarafgirliğinin açık net bir göstergesi sayılıyor. Bu tespitin sağlamasını ise reddi hakim talebine rağmen aynı hakimin davayı görmekten imtina etmemesinde, daha doğrusu hakimin tarafsız olmadığı anlaşıldığına göre  &#8220;ettirilmemesinde&#8221; görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61857 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin-640x362.jpg" alt="" width="405" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin-640x362.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin.jpg 690w" sizes="auto, (max-width: 405px) 100vw, 405px" />Dünyanın ilk hükümetlerarası anlaşmasını müteakip ayağa kalkan Türkiye kamuoyunun bir dizi mücadelesine rağmen Akkuyu NGS&#8217;de iki reaktörün inşaatının tamamlandığı üçüncü reaktörün de inşaat lisansının alındığı bir aşamaya geliniyorsa reddi hakim talebinin umursanmaması da çok şey söylüyor. Esasen Perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu, 2016-2018 yılları arasında </span><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS ÇED&#8217;ine karşı 13 sivil toplum örgütünün açtığı davaların iki seferde gerçekleştirilen bilirkişi  incelemeleri süresince verilen mücadelenin üstüne ÇED&#8217;in  gerekçesiz onaylanmasında görülmüş [3]</span><span style="font-weight: 400;">; akabinde bu bilgi ÇED iptal davası için verilen emeğin, gösterilen eforun ardından ÇED iptal talebinin reddine kopyala-yapıştır cümlelerle hükmedilmesi ve sivil toplumun itirazlarının bir çırpıda geri püskürtülmesiyle teyit edilmişti [4]</span><span style="font-weight: 400;">. Bu noktaya kadar Akkuyu NGS Projesinde  &#8220;Ak&#8221; bir kuyu&#8217;ya düştüğü iyice pekişmiş olan yargı süreci, ikinci nükleer santralin kurulması planlanan Sinop İnceburun&#8217;da halkın bir kez daha yok sayılmasıyla ince-ldiği yerden kopabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin ikinci nükleer santralinin kurulmasının planlandığı Sinop&#8217;ta da Japonya ile hükümetlerarası anlaşmanın yapıldığı 2013 yılından bugüne çeşitli hukuksuzluklar, halkın irade beyanının hukukla karşı karşıya geldiği süreçler yaşanıyor. Aynı Akkuyu&#8217;daki gibi daha halkın katılımı toplantısında başlayan adaletsizliklere tanık olundu ve projenin karşısında irade gösteren 17 kişiye karşı dava açıldı, davalar beraatle sonuçlandı. Halkın İzleme Değerlendirme Komisyonu(İDK) toplantılarına da alınmadığı ÇED içeriği Japonya projeden çekilmiş olmasına rağmen Japonya ile yapılmış olan hükümetlerarası anlaşmaya dayandırılmış olarak; hangi şirket tarafından yapılacağı da belli olmayan şekilde ve varsayımsal bir &#8220;referans&#8221;reaktörün çevreye etkisini değerlendirdiği iddiasıyla karşımıza çıkarıldı [5]</span><span style="font-weight: 400;">. Nereden tutulsa elde kalan skandal üç bin sayfalık nihai ÇED kamuoyuyla paylaşıldı ve tüm itirazlara rağmen olumlu bulunarak onaylanabildi.  </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61881 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1-640x360.jpg" alt="sinop" width="464" height="261" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 464px) 100vw, 464px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sinop NGS&#8217;nin skandallarıyla Akkuyu NGS&#8217;ye şimdiden fark atmasının nedeni şüphesiz Sinop NGS&#8217;nin ÇED sürecine Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilmiş dönemde diğer bir deyişle neoliberal sistemin otoriteryen eğilimleri zirve yaparken başlanmış olması. Sonuç olarak yakında ÇED onayına karşı Sinop NGS için İnceburun sahasında bilirkişi inceleme ve değerlendirmeleri gerçekleştirilecek. Dava için belirlenen 41 bin TL tutarındaki bilirkişi ücretinin ise halk ekonomik darboğaz içindeyken yine de bireylerin, dernek, sendika ve meslek odalarının katkılarıyla toparlandı. Dolayısıyla bugünler Sinop için desek de aslında tüm Türkiye için hararetli ve telaşlı bir dayanışma süreci  yaşanıyor. Zira bir  nükleer santral projesi salt yapıldığı şehri ya da coğrafyayı ilgilendirmiyor. Çevreyi ve ekolojiyi bir bütün olarak daha altyapı düzenleme çalışmalarıyla Akkuyu&#8217;daki gibi tarumar edeceğini bugüne dek bir milyona yakın ağacın kesimiyle  gösteren projede katliamın bizim vergilerimizle yapılacağı da malum&#8230; Neticede maliyetli, riskli yatırımın sağlamayı iddia ettiği elektriği bile satın alırken mağdur edileceğimiz bu proje, Akkuyu gibi sırtımızdaki kamburlardan birini oluşturarak nükleer bir kaza olmasa dahi  her türlü geleceğimizden çalacak. Hele bir de iklim kriziyle karşı karşıya kalmışken insan suyun, toprağın kadrinin bilinmesiyle sınanırken bu coğrafyaya tarih boyunca yapılmamış en büyük kötülüğün verilmemiş zararın verilmesine on iki bin yıllık Hasankeyfin sulara gömülmesine  tanıklık ettiğimiz gibi tanıklık ediyor mu olacağız? Tanıklık seyir etmek  halini alırken Sinop NGS&#8217;nin sınıraşan etkileriyle daha yakın bir coğrafyadan Avrupa&#8217;yı ilgilendirmesi de bizim için önemli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anımsayalım ki tabi olduğumuz hukuk sistemi işlemese de o hukukun da  uluslararası hukuk ve uluslararası anlaşmalarla bağlandığı bir ekosistemi var ki ancak iç hukuk tüketildiğinde diğer süreçlere geçilen bu ekosistemde kamuoyunun kalbinin Akkuyu ve Sinop&#8217;la atmasına ihtiyaç var. Diğer bir deyişle Akkuyu ve Sinop projelerine karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır. Bizim tek yapmamız gereken bu davalara sahip çıkarak Akkuyu&#8217;da ve Sinop&#8217;taki nükleer santral projelerine karşı itirazımız olduğunu yılmadan, yüksek sesle dile getirmek, vicdanımızın irade göstermesine ve hukukun kendi ekosistemi içinde devinimine imkan tanımaktır.  </span></p>
<p>[1] <a href="https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yarginin-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-1126693" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yarginin-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-1126693</a></p>
<p>[2] <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-nukleer-guc-santraline-karsi-acilan-davada-reddi-hakim-talebi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/akkuyu-nukleer-guc-santraline-karsi-acilan-davada-reddi-hakim-talebi/</a></p>
<p>[3] <a href="https://yesilgazete.org/bu-dava-siyasidir-akkuyu-ngs-ced-iptal-davasindan-degerlendirmeler/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/bu-dava-siyasidir-akkuyu-ngs-ced-iptal-davasindan-degerlendirmeler/</a></p>
<p>[4] <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-ngs-ced-iptal-davasinin-reddi-de-siyasidir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/akkuyu-ngs-ced-iptal-davasinin-reddi-de-siyasidir/</a></p>
<p>[5] <a href="https://yesilgazete.org/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/">Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2020 09:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer silah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler nükleer silahları yasaklayan uluslararası bir antlaşmanın 50 ülke tarafından onaylandığını ve 22 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe gireceğini ifade etti. Antlaşmaya imza atan ülkeler hiçbir zaman hiçbir şart ve koşul altında nükleer silah geliştirmeyecekleri, test etmeyecekleri, üretmeyecekleri, bulundurmayacakları ve satın almayacaklarını taahhüt ediyor. Antlaşmanın imzalanma sürecinde Uluslararası Nükleer Silahları Yasaklama Kampanyası’nın [ICAN] önemli bir rolünün olduğu ifade edilmekte. Nitekim ICAN antlaşmadaki rolü nedeniyle 2017 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/">Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Modern anlamda silahlanma, 20. yüzyılın başlangıcı ile birlikte “aşırılıklar çağı”nın yarıklarını derinleştiren olgulardan biri oldu. Kimilerince güvenliği sağlayan kimilerince güvensizliğin bizatihi kendisi olan silahlanma olgusu II. Dünya Savaşı’nın sonu ile nükleer boyuta geçti. Silah teknolojisindeki göreceli ilerleme kimyasal ve biyolojik kaynaklı silahların gelişmesini de beraberinde getirdi. Gri odalarda birkaç kişiyle alınan kararlar sonucunda söz konusu silahların imha ettiği canlılar, diplomasinin insansız ve katı literatüründe “kitle” olarak adlandırıldı. </span></p>
<p><b>Nükleer Silahlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En basit tanımıyla atomun kaynaşması veya ayrıştırılmasıyla ortaya çıkan nükleer reaksiyonun sonucu olan nükleer silahlar, 1945 yılında ABD tarafından icat edildi. İlk ve tek kez yine ABD tarafından New Mexico’da denenerek Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerinde kullanıldı. ABD’nin ardından 1949’da Sovyetler Birliği, 1952’de İngiltere, 1960’ta Fransa ve 1964’te Çin Halk Cumhuriyeti nükleer silah sahibi oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60211 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-640x520.jpg" alt="soğuk savaş" width="352" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-640x520.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas-1024x832.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/soguk-savas.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 352px) 100vw, 352px" />Soğuk Savaş sonrasında ise 1998’de Hindistan ve Pakistan ile 2006 yılında Kuzey Kore nükleer silah geliştirdi. İsrail ise nükleer silahlara sahip olduğunu ne reddeden ne de teyit eden ülkelerden biriydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitle imha silahlarının konvansiyonel silahlara göre tahrip gücü çok daha yüksek. Sadece bir uçaktan atılan bir nükleer bombanın yol açtığı tahribat 1000’den fazla uçağın günlerce süren bombardımanın ardından yol açtığı zararla karşılaştırılamayacak kadar büyük. Peki devletler niçin nükleer silaha sahip olmak ister? Prof. Dr. Ferhat Pirinççi’ye göre; “Nükleer silahlar her ne kadar ilk aşamada salt güvenlikle ilgili bir olgu olarak görülse de bu silahların güvenliği aşan bir boyutu bulunmakta. Nükleer silah arayışındaki bir ülke için dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak, ulusun gücünü ve prestijini artırmak gibi siyasal amaçların ötesinde, caydırıcılık da önemli bir faktör konumunda.” </span></p>
<p><b>Silahsızlanma Çabaları [Silahlanmanın Sınırlandırılması]</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60212 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-640x577.jpg" alt="nükleer saldırı etkisi" width="380" height="343" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-640x577.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-1280x1153.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi-1024x923.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-saldiri-etkisi.jpg 1526w" sizes="auto, (max-width: 380px) 100vw, 380px" />Silahsızlanma silahların yok olması anlamına gelse de [ütopik kabul edilmesi nedeniyle] özellikle gerçekçi okulda silahlanmanın sınırlandırılması manasında okunmakta&#8230; Nitekim tarihsel süreçte konvansiyonel silahlara nazaran kitle imha silahlarına yönelik silahsızlanma faaliyetlerinde daha ileri adımlar atıldı. Nükleer silahsızlanmaya yönelik ikili girişimler en fazla nükleer kapasiteye sahip olan ABD ile SSCB arasında gerçekleştirildi. Bu çerçevede 1972 yılında Stratejik Silahların Sınırlandırılması Antlaşması [START-I] ile başlayan çalışmalar 2010 yılında imzalanan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması [Yeni START] ile son buldu. Bu antlaşmanın 2021 tarihinde taraf devletler ABD ve Rusya tarafından yenilenmesi beklenmekte fakat Yeni START antlaşması taraf nükleer güçlerin arasında ihtilafa neden olmakta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">The Guardian’a göre; “ABD ve Rusya’nın söz konusu antlaşma konusunda çıkmaza girmiş durumda. Her iki taraf da iki ülkenin nükleer başlıklarını 1550’ye, başta balistik füzeler olmak üzere gönderme araçlarını 700’e inmesini kabul ettiği 2010 yılında yenilenen Yeni START konusunda ortak bir zemin bulmakta zorlanmakta. ABD antlaşmayı Çin’i içerecek ve yeni tür silahları da kapsayacak şekilde genişletmek isterken, Rusya antlaşmanın herhangi bir koşul olmaksızın beş yıl uzatılmasını istiyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında nükleer silahların yasaklanması ile ilgili bir diğer önemli gelişme de 1970’te yürürlüğe giren ve 1995’ten sonra süresiz hale getirilen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi [NPT] Antlaşması oldu. Antlaşma ile ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın nükleer silaha sahip olduğunu tescil eden imzacı devletler nükleer silaha sahip olmamayı ve buna yönelik faaliyetlerde bulunmamayı taahhüt etmiş konumda.</span></p>
<p><b>“Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması” Niçin Önemli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60213 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm-640x427.jpg" alt="BM" width="327" height="218" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/bm.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 327px) 100vw, 327px" />Birleşmiş Milletler nükleer silahları yasaklayan uluslararası bir anlaşmanın 50 ülke tarafından onaylandığını ve 22 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe gireceğini ifade etti. Antlaşmaya imza atan ülkeler hiçbir zaman hiçbir şart ve koşul altında nükleer silah geliştirmeyecekleri, test etmeyecekleri, üretmeyecekleri, bulundurmayacakları ve satın almayacaklarını taahhüt ediyor. Bu durum nükleer silahların yasadışılaştırılması hususunda dünya tarihi açısından son derece önemli bir adım. Her ne kadar nükleer silahlara sahip güçler antlaşmayı imzalamamış olsa da antlaşmanın yürürlüğe girmesi için mücadele eden aktivistler, bu yeni antlaşmanın sembolik olmaktan çok daha fazlasını ifade ettiğini ve kademeli bir caydırıcı etkiye sahip olacağını umuyorlar. Antlaşma bu yönüyle kara mayınları ve misket mayınları üzerine imzalanan önceki antlaşmalar gibi domino etkisi sağlayarak silahların stoklanması ve kullanılması hususunda uluslararası alanda bir çekince getirebilir. Böylece imza atmayan ülkelerin bile davranışında bir değişikliğin gerçekleşmesi beklenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında söz konusu girişimin diplomaside ortak bir karara varma ve uzlaşı anlamına gelen “Anlaşma”nın [</span><i><span style="font-weight: 400;">Agreement</span></i><span style="font-weight: 400;">] ötesinde bir “Antlaşma” [</span><i><span style="font-weight: 400;">Treaty</span></i><span style="font-weight: 400;">] statüsünde olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu noktada Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması’nın  taraf devletlerin birbirlerine söz verip, ant içtikleri belge olarak bağlayıcılığı bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim antlaşmanın bu yönü BM Genel Sekreteri tarafından; “Bu antlaşma BM’nin en yüksek silahsızlanma önceliği olan ülkeler arasında nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin anlamlı bir taahhüdü temsil ediyor.” ifadesiyle vurgulandı. Ayrıca söz konusu antlaşmanın imzalanmış olması nükleer patlamalardan ve testlerden kurtulanlara bir hediye olarak betimlendi.</span></p>
<p><b>Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Ne Söyledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-60214 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican-640x207.jpg" alt="ICAN" width="294" height="95" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican-640x207.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/ican.jpg 694w" sizes="auto, (max-width: 294px) 100vw, 294px" />Antlaşma uluslararası alanda bir baskı gücü olan sivil toplum kuruluşlarını da memnun etti. Nitekim antlaşmanın imzalanması adına mücadelesi sayesinde Nobel Ödülü kazanan ICAN’ın imzacı 50 ülke üzerindeki rolü büyük. ICAN yetkililerine göre; “Nükleer Silahların Sınırlandırılmasına İlişkin BM Antlaşması [</span><i><span style="font-weight: 400;">the UN Treaty on the Prohibition of Nuclear Weapons-TPNW</span></i><span style="font-weight: 400;">] kabul edilmeden önce nükleer silahlar, yıkıcı insani sonuçlarına rağmen uluslararası hukukta yasaklanmamış tek kitle imha silahıydı. Şimdi antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile birlikte tıpkı biyolojik ve kimyasal silahlar gibi yasak hale gelmesini için bir kanal açılmış olacak. Bu yönüyle antlaşmanın tarihi rolü büyük.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-60226 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleersiz.jpg" alt="nükleersiz.org" width="300" height="76" />Anlaşmayı Yeşil Gazete’de değerlendiren Pınar Demircan ise nükleer silah sahibi olmak için nükleer santral kurma gereği olmadığını belirtirken geliştirilen teknoloji ve silah endüstrisi ortamında nükleer silah sahibi olmanın da alt yapısının hazır olduğunu ifade ediyor. Nükleer enerjinin yarattığı risklere ve diğer sorunlara ilişkin dosya ve raporlar ve videolar hazırlayan Nükleersiz Projesini’nin Koordinatörü Demircan’a göre Türkiye de söz konusu anlaşmaya destek vermeli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-60215 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/kizilhac.jpg" alt="kızılhaç komitesi" width="292" height="250" />Silahlı şiddet ve çatışmalardan etkilenen kişilere yardım etmek ve savaş mağdurlarını koruyan yasaları korumak amacıyla 1863’te kurulan ve dünya çapında faaliyet gösteren Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Başkanı Peter Maurer ise antlaşma ile ilgili; “Bugün insanlık için bir zafer vakti, daha güvenli yarınlar için bir gelecek vaadidir.” ifadesini kayda geçti.  </span></p>
<p><b>Antlaşmayı İmzalamayan Ülkeler Var</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">5 nükleer güç ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa&#8217;nın yanı sıra nükleer silahlara sahip olduğu düşünülen ya da bilinen Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail oylamayı boykot etmekte. Nitekim geçen hafta ABD&#8217;nin antlaşmayı imzalayan ülkelere gönderdiği ve Associated Press ajansının ele geçirdiği mektupta bir dönüm noktası olarak kabul edilen 50 yıllık Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması&#8217;nı [NPT] tehdit ettiği ifade edildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-60218 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-640x422.jpg" alt="Dünyada nükleer silah sayısı" width="387" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-640x422.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi-350x231.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-silah-sayisi.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 387px) 100vw, 387px" />Japonya ise Birlemiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nı imzalamayacağını duyuran bir diğer ülke oldu. Japonya Baş Kabine Sekreteri Katsunobu Kato 27 Ekim 2020 tarihinde gerçekleştirdiği basın toplantısında ülkesinin antlaşmaya katılmayacağını bildirerek; “tehditlerle başa çıkmak için caydırıcılık yeteneklerimizi korurken ve güçlendirirken, nükleer silahsızlanmaya doğru istikrarlı ve gerçekçi bir ilerleme kaydetmenin uygun olduğuna inanıyoruz” ifadesini kullandı.</span></p>
<h5><b>KAYNAKLAR</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Pirinççi, Ferhat (2014) Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma. İçinde; Şaban Kardaş &amp; Ali Balcı, </span><i><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İlişkilere Giriş</span></i><span style="font-weight: 400;"> (s.375-81). İstanbul: Küre Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oğuz, T.  Oğuz (2020, 22 Ekim) ABD, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması&#8217;nı imzalayan ülkelerden desteklerini geri çekmelerini istedi, </span><i><span style="font-weight: 400;">Anadolu Ajansı</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Treaty to ban nuclear weapons made official with 50th UN signatory”, </span><i><span style="font-weight: 400;">The Guardian</span></i><span style="font-weight: 400;">, Oct. 25, 2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Historic milestone: UN Treaty on the Prohibition of Nuclear Weapons reaches 50 ratifications needed for entry into force”, ICAN, Oct, 25,2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“UN treaty banning nuclear weapons set to enter into force in January”, </span><i><span style="font-weight: 400;">UN News</span></i><span style="font-weight: 400;">, October 25, 2020.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ünal, Elif (Ekim 26, 2020), “50 ülke onayladı: Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması 22 Ocak’ta yürürlüğe girecek” Yeşil Gazete.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha/">Nükleer Silahların Yasaklanmasına Bir Adım Daha</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2020 15:04:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akışın kesintiye uğraması sürecin aksamasına neden olabilecek unsurların varlığından haberdar olmayı sağlar. Böylece daha önce görülmeyen ya da görülmek istenmeyen konular üzerine düşünme fırsatı yakalanmış olur ve benzer hataların yapılmasını önleriz. Ancak, zararın neresinden dönülse kardır düşüncesi bile isteye eyleme dönüşmüyorsa ya orada öncelikler farklıdır ya da  zarara uğrayanla zarara neden olan açısından bir ortaklık söz konusu değildir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/">Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde nükleer santrallerle ilgili yapılacak değerlendirme özellikle kaza boyutuyla düşünüldüğünde yukarıdaki tarife uyuyor.  Zira diğer birçok risklerinin yanısıra, çok geniş bir coğrafyada yaşamı kesintiye uğratacak kadar etkili olabilen nükleer santral kazaları &#8220;Bu enerjiye mecbur muyuz?&#8221; sorusuyla bir düşünümsellik kurulmasını sağlamıştır. Nitekim nükleer santrallerin felaket kaynağı olduğu en iyi 1986 yılında Çernobil Nükleer Felaketi ile görülmüştür. Felaketin başlamasını izleyen on yıl içinde Avrupa&#8217;da hiç nükleer santral kurulmamış ve nükleer enerjinin dışında kaynağını doğadan alarak yine doğada sonsuz şekilde bulunan enerji kaynakları üzerine yapılan araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Çernobil Felaketi&#8217;nden yirmi beş yıl sonra meydana gelen Fukuşima Nükleer Felaketi de bu konuda toplumsal farkındalığın artmasına etki yapmıştır. Ne var ki bu felaketler farklı iki zaman diliminde ve farklı iki ekonomik sistemde meydana gelmesine rağmen aynı endişelere yol açarken kazaların meydana geldiği coğrafyaların kapsama alanı belirleyici olmuştur. Bunun bir nedeninin Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin Avrupa&#8217;nın göbeğinde meydana gelirken Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin Doğunun uzağında bir ada ülkesi olan Japonya&#8217;da  yaşanması olduğu düşünebilir. Dünya genelinde nükleer santrallerin durumu, yaşı, kaçının inşaat halinde olduğu, kaçının devreden çıkarılacağı, kaçının sökümüne dair bilgi kaynağı olan ve  her yılda yaşanan gelişmeler ışığında düzenlenerek yayımlanan</span> <a href="https://yesilgazete.org/blog/2020/09/26/covid-caginda-nukleer-enerji-2020-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi/"><b>Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu-2020</b></a><b> &#8216;</b><span style="font-weight: 400;">de de bu çıkarımı destekleyen veriler görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketinden sonra geçen 10 yıl zarfında Avrupa&#8217;da nükleer santral kurulmazken, Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ardından nükleer santrali olmayan ülkelerde nükleer santral kurma girişimlerinde bulunulması oldukça dikkat çekicidir. Maalesef  ülkemiz de iki nükleer santral planıyla bu konuda örnek teşkil ederken projelerin gerçekleştirilmesinin karşısına engel çıkarılmaması için ihale yöntemini bile terk etmiş kendini uluslararası anlaşmalara teslim etmiştir. Lakin Türkiye bu yolda yalnız da yürümüyor&#8230; Bugüne dek nükleer santrali bulunmayan Suudi Arabistan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün gibi ülkelerin de adı sektörde zikredilmeye başlanmış durumda. Yani nükleer santral projeleri açıkça hem kan kaybeden nükleer endüstri için bir kurtarma planı hem de Orta Doğu&#8217;daki siyasi dengelerin yeniden konumlandırılması için araçsallaştırılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-59300 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-640x638.jpg" alt="nükleer" width="436" height="435" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-640x638.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer.jpg 792w" sizes="auto, (max-width: 436px) 100vw, 436px" />Bunu anlamak için Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu&#8217;na bakmak ilk etapta yeterli. Zira geçen geçen yıl üretim  maliyeti yüzde 89 düşen güneş enerjisi ve maliyeti yüzde 70 düşen rüzgar enerjisinin karşısında maliyeti yüzde 26 artan nükleer enerjiye bu bölgede ilgi gösteriliyor olması çok açık ki önümüze yeni bir  Orta Doğu resmi çıkarıyor. Nitekim bugüne dek nükleer programıyla dikkatleri çeken İran&#8217;ın karşısına Orta Doğu coğrafyasından yeni katılımlar olması &#8220;Orta Doğu nükleerleştiriliyor mu?&#8221; sorularını akıllara getiriyor. Bu  nükleer santral projelerinin mevcut  siyasi ve ekonomik konjunktürle  uyumsuzluğu ise </span><i><span style="font-weight: 400;">Şekil 23’te</span></i><span style="font-weight: 400;">ki  gibi çok farklı taahhüt ve ilerleme seviyeleriyle kendini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer endüstri dünyasına adım atan bu ülkeler doğal gaz ve yenilenebilir enerji üretim kapasitesiyle zengin olmasına rağmen nükleer enerji üretiminde ısrar edilmesinin hiç bir ekonomik faydanın sağlamayacağı da diğer bir konu. Nitekim ekonomik bir girdi sağlamayacak olan nükleer enerji yatırımının nedeninin Türkiye’de her zaman nükleer karşıtlarının söylediği gibi yalnızca politik kararlara dayandığı aşikar ve Rusya&#8217;nın Ortadoğu politikası  doğrultusunda geliştirilen  ilişkilerle  ilgisi olduğu  da görülmekte. Zaten büyük resim demişken yeni projelerin Rusya menşeili Rosatom tarafından yürütülüyor olması da Orta Doğu&#8217;da dengelerin ne tarafa evrilmekte olduğu konusunda fikir veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orta Doğu&#8217;nun nükleerleştiğini gözler önüne seren Nükleer Endüstri Durum Raporu&#8217;na göre bu ülkelerdeki nükleer santral projelerinin devam edebilmesi adına kamuoyuna karşı kurulan &#8220;fosil yakıtların payının azaltılması gerekliliği&#8221;ne dayandırılan söylemde de ortaklaşıldığı dikkat çekiyor. Benzer şekilde bu ülkelerden bazıları nükleer santral yatırımlarının kalifiye çalışanlardan oluşan bir üs kuruluyormuş ve ileri teknoloji tesisi gibi sunuluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde büyük resme bakıldığında ise Uluslararası Enerji Ajansı‘nın/International Energy Agency (IEA)&#8217;nin üç yıllık sürdürülebilir iyileşme planı çerçevesinde “2021 ile 2023 arasındaki belirli zaman aralığında uygulanabilecek uygun maliyetli önlemlerin önemine vurgu yapıldığı  ve yeni hedeflerin yenilenebilir enerji maliyetleri üzerinden tayin edildiği görülüyor. Zira bu planın ekonomik büyümeyi artırmak, istihdam yaratmak ve daha dayanıklı ve daha temiz enerji sistemleri tesis etmek gibi üç ana hedefi var.  Ancak büyük resme oturmayan bu Orta Doğu resmi, nükleer endüstrinin  yenilenebilir enerji kategorisinde yer alan rüzgar ve güneş enerjisi karşısında direnebilmesinin ancak yeni pazarlar bulunmasıyla mümkün olduğuna işaret ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neoliberal kapitalist sisteme sırtını dayamış olan nükleer endüstrinin yeni pazarlar açma noktasında hükümetlerin politikalarına uyumlu olmanın ötesinde onları değiştirip dönüştürecek şekilde aksiyon aldığı aşikar. Dolayısıyla yazının başlığından da anlaşıldığı gibi nükleer endüstrinin kendi piyasasını canlı tutabilme adına sergilediği çırpınışın nükleer santrallerin nükleer güç sahipliğiyle ilişkilendirilmesiyle yeni bir sıçramaya dönüşmek üzere olduğu söylenebilir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/">Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
