<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müsilaj arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/musilaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/musilaj/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:45:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Müsilaj arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/musilaj/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Temiz, Sağlıklı, Berrak ve Özgür Sularımızı Geri İstiyoruz’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/01/temiz-saglikli-berrak-ve-ozgur-sularimizi-geri-istiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 10:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Turaç]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Su Kolektifi]]></category>
		<category><![CDATA[deniz salyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72221</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Saymakla bitmeyecek olan sorunlarımızı çözmek için kamu kurumları ve yerel yönetimleri; ekolojiden, yaşamdan ve halktan yana uygulamaları hayata geçirmek için göreve çağırıyoruz.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/01/temiz-saglikli-berrak-ve-ozgur-sularimizi-geri-istiyoruz/">‘Temiz, Sağlıklı, Berrak ve Özgür Sularımızı Geri İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müsilaj (deniz salyası) kirliliği ile ilgili halka açık imza kampanyası başlatan Bursa Su Kolektifi, yaklaşık 1500 yurttaşın imzasını 22 Haziran 2021’de Bursa Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’ne teslim etti.</p>
<p>Bursa Su Kolektifi’nden Alper Turaç, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını bilimsel ve akılcı yöntemlerle koruma yoluna gidilmesi çağrısı da yaparken, geliştirme ve yönetme konusundaki aleni ihmallere ve başarısızlıklara derhal son verilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kolektif üyesi ve aktivist Turaç, su varlıkları ve çevresindeki ekosistemleri; bilim ve teknikten uzak, talana zemin hazırlayan, yanlış kamusal politikalarla yaşam alanlarını yağmalayanların karşısında mücadele etmek ve suyun sesi olmak için bir araya geldiklerini söyledi. Turaç, sorunları çözmek için kamu kurumları ve yerel yönetimleri; ekolojiden, yaşamdan ve halktan yana uygulamaları hayata geçirmek için göreve çağırdı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-72223 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/alper-turac.jpeg" alt="Alper Turaç" width="214" height="322" />“Bizler temiz, sağlıklı, berrak ve özgür sularımızı geri istiyoruz. Derelerinde, göllerinde ve denizlerinde; balıkların ve daha birçok canlının yaşadığı bir Bursa istiyoruz.” diyen Turaç, mücadelelerinin su kaynaklarının metalaştırılmasına, yanlış politikalar sonucu kirletilmesine, yaşamın geleceğini tehlikeye atan fütursuz tüketimine karşı, bilimin ışığında yerel ve bölgesel yönetimlere seslerini duyurmak, su ile ilgili yaşanan her türlü sorunu gündemde tutmak ve dikkat çekmek için olacağını belirtti.</p>
<p>Bu amaçla Bursa Su Kolektifi olarak çeşitli eylemler, çalışmalar planlayıp gerçekleştirdiklerini söyleyen Turaç, atık su deşarjları, derelerin kirlilik durumları ve Gemlik Körfezi’nde görülen müsilaj (deniz salyası) ile ilgili CİMER’e dilekçe başvuruları yaptıklarını ekledi.</p>
<p>Basın açıklaması ve halka açık imza kampanyası başlattıktan sonra 5 Haziran Ekolojik Yıkım İle Mücadele Günü’nde Mudanya, Yenişehir Kirazlıyayla ve Balıkesir Ayvalık’ta stantlar açarak toplanan imzaları Bursa Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’ne teslim ettiklerini açıkladı Turaç. Kolektif olarak kendi çalışmaları devam ederken, ekoloji mücadelesi veren diğer topluluklarla dayanışarak çeşitli eylemlere, çalışmalara destek vermeye de devam edeceklerini söyledi.</p>
<blockquote><p>Dört ayı aşkın bir süredir Marmara Denizi’ne kıyısı olan birçok noktada müsilaj ya da balıkçıların söylemiyle deniz salyası kirliliği ile karşı karşıyayız.</p></blockquote>
<h5><strong>Müsilaj Bir &#8216;Doğa Olayı&#8217; Değil</strong></h5>
<p>Süreç içerisinde yetkililer tarafından durumun doğa olayı olduğunun iletildiğini, yaptıkları girişimlere mukabilen müsilajın deniz kirliliğinden kaynaklanmadığına ilişkin yanıtlar aldıklarını belirten Turaç, birçok bilim insanının deniz kirliliğinin; Marmara Denizi’ne derin deniz deşarjı yapan, Marmara’ya akan derelere yeterince arıtılmamış atık sularını bırakan atık su arıtma tesislerinden ve kaçak deşarjlar yapan sanayi tesislerinden kaynaklandığını açıkladığını ancak buna rağmen Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün müsilajı ‘doğa olayı’ olarak nitelemesini hatırlattı.</p>
<blockquote><p>Bir ay önce yetkililer yapılan araştırmaların sonuçlarını kabul ederek bu kirliliğin senelerdir Marmara’nın kirletilmesinden kaynaklı olduğunu kabul ettiler ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bir eylem planı oluşturuldu.</p></blockquote>
<p>“Süreç içerisinde bırakın sorunun çözümü ile ilgili bir girişimde bulunulmasını, sebebi ile ilgili billimsel bir çalışma dahi olmadığını da Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nün dilekçe başvurumuza verdiği cevaptan öğrenmiş bulunmaktayız” diyen Alper Turaç, denizlerde, akarsularda ve göllerdeki kirliliğin önlenmesi ve kaçak, derin deşarj uygulamalarının durdurulması adına imza kampanyası başlatarak yetkilileri göreve davet ettiklerini söyledi.</p>
<p>Bursa Su Kolektifi olarak yaşamın; denizlerin, göllerin ve nehirlerin sesi olmaktan vazgeçmeyeceklerini ekleyen Turaç, müsilaj ve Türkiye’de diğer birçok çevre problemleri tekil olarak değerlendirilmeli uyarısında bulundu.</p>
<blockquote><p>Neoliberal politikaların kusurlarının makyajvari önlemlerle çözülemediğine hep birlikte tanık olmakta, görevlilerden somut ve sorunların çözümüne odaklı çalışmalar beklemekteyiz.</p></blockquote>
<p>Turaç, ekolojik yıkımın tüm dünyada çok yoğun bir şekilde devam ettiğine değinirken, bunun nedeni olarak, kapitalist sermayenin kriz nedeniyle sıkıştığı üretim alanlarından çıkabilmesinin en ucuz ve kolay rant elde etme yolu olarak doğal varlıklara yönelip saldırarak kârlarını sürdürebilmeleri adına politikalar üretilmesini gördüğünü ekledi. Yok etmeye değil korumaya, var etmeye yönelik çalışmalar, halktan yana politikalar üretilmesi gerektiğini kaydeden Turaç, “Üretmeyen iktidarlara, kamu ve yerel kurumları teşhir ederek görevlerini yapmaları için baskılar yaratmalıyız.” dedi.</p>
<p>Sözü edilen çöküşün, ekolojik ve ekosistemler açısından tüm canlı ve cansızların varlıklarını etkilediğini ve hızlı bir yok oluşa götürdüğünü söyleyen Turaç, bu dönüşü olmayan süreci hızlandıran iktidarlar ve yönetim anlayışlarına, onların desteği ile büyüyen sermayeye dur denilecek eylem ve çalışmaları çoğaltarak, bütünleşik mücadelenin büyütülmesi gerektiğini ekledi.</p>
<p>Dünya üzerinde birçok ülkede halklar, çevre aktivistleri, sivil toplum kuruluşlarının, kapitalist sistemin doğayı meta olarak ele alan neoliberal politikalarından kaynaklanan birçok çevre mücadelesi içinde olduklarını ekleyen Turaç, şu sıralar Dünya üzerinde 3500 civarında çevre ihtilafı davası olduğun da bilgisini verdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/01/temiz-saglikli-berrak-ve-ozgur-sularimizi-geri-istiyoruz/">‘Temiz, Sağlıklı, Berrak ve Özgür Sularımızı Geri İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olmak ya da Olmamak Çağı: Zamana Doğa Merkezli Bakmalı!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/olmak-ya-da-olmamak-cagi-zamana-doga-merkezli-bakmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 12:37:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşin Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[İklimce Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Canan]]></category>
		<category><![CDATA[UNDP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71877</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Haziran gündönümünde yapılan İklimce Sohbetler’de, yaşadığımız İnsan Çağı, Shakespeare’den ilhamla, “olmak ya da olmamak” çağı olarak tarif edildi. İnsanın doğaya verdiği zararın en yüksek olduğu Antroposen [İnsan] Çağı’nda, var olmak ve dönüşümü başlatmak için, doğayı hayatın merkezine almak ve zamanı iklim bakış açısıyla yeniden kavramak gerekiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/olmak-ya-da-olmamak-cagi-zamana-doga-merkezli-bakmali/">Olmak ya da Olmamak Çağı: Zamana Doğa Merkezli Bakmalı!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>UNDP Türkiye’nin <a href="https://twitter.com/search?q=%23iklimkrizi&amp;src=hashtag_click" target="_blank" rel="noopener">iklim krizi</a> ile mücadele eden bütün kesimlerin temsilcilerini bir araya getirmek amacıyla organize ettiği <a href="https://iklimce.undp.org.tr/">İklimce Sohbetler’in</a> Yaza Merhaba – Doğa Takvimi oturumu 21 Haziran gündönümünde yapıldı. Mert Fırat ve UNDP Türkiye İklim Değişikliği ve Çevre Portföyü Stratejik Danışmanı Güneşin Aydemir’in konukları Prof. Dr. Sinan Canan ve kurumsal itibar yönetimi uzmanı Salim Kadıbeşegil’di.</p>
<p>Mert Fırat, içinde olduğumuz Antroposen Çağı’nda “zamanı iklimce düşünmeliyiz” dedi. İnsan Çağı’nda yaşadığımız yıkımın antitezinin onarım olduğunu söyleyen Fırat’a göre, bunun için doğanın en temel iki olgusu zaman ve mekân ile olan ilişkimizi onarmamız gerekiyor. <strong>Onarım ancak, insanın takvim ve zaman algısı, doğanın zaman ve akışıyla uyumlu olursa mümkün olabilir. </strong></p>
<p>Güneşin Aydemir de İnsan Çağı’nda zaman kavramını konuşmak istediklerini ve “insana yakışır şekilde bireysel ve kurumsal olarak nasıl yaşayabileceğimizi düşünmemiz gerektiğini” söyledi. Aydemir, bireysel ve kurumsal değişim sağlamak için “en merkeze doğayı koymalı ve doğa ile aramızdaki mesafeyi yaklaştırmaya gayret göstermeliyiz” dedi.</p>
<p>Mevcut durumu, Shakespeare’den ilhamla “ya var olacağız ya da varlığımızı yavaşça sonlandıracağız” diye tarif eden Fırat, “uykudan uyanıp, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek eyleme geçmemiz gereken bir çağda” olduğumuzun altını çizdi.</p>
<h5><strong>“İnsan: Zararı Fark Edince Fayda Üreten Bir Canlı”</strong></h5>
<p>Evrimsel sürece referansla konuşmasını şekillendiren Sinan Canan, dünyada insanın belirleyici olduğu son 200-250 senelik sürecin sonunda, önümüzde birkaç yüz senelik bir zaman olmadığını vurguladı. <strong>Canan, insanın tabiatta yıkıcılık kapasitesinin çok büyük olduğunu hatırlattı ve biyolojik açıdan bakıldığında, insanın yerküreye hiçbir faydası olmadığını belirtti.</strong> Canan’a göre, insan zararı fark edince fayda üreten bir canlı. Bunun için, öğrenmesi ve sonra bilgeleşmesi gerekiyor. Tabiata öğretmen gözüyle bakmak, oradan ders almak gerektiğini söyleyen Canan, “insanın zararının en derin ve tehlikeli olduğu dönemde, iyiliği yükseltmemiz gereken bir zamandayız,” dedi.</p>
<h5><strong>İnsan Çağı: “Müsilajlı Yaşamın İçinde Nefes Almaya Çalışmak”</strong></h5>
<p>Şirketler açısından Antroposen Çağı’nı değerlendiren itibar yönetimi uzmanı Salim Kadıbeşegil, “Müsilaj” üzerinden kurduğu analoji ile mevcut durumu resmetti. <strong>Kadıbeşegil’e göre, </strong><strong>sanayi devrimi sonrası ahlakın tüketilmesi, kurumsal yapılara müsilaj bulaştırdı. </strong>İçinde olduğumuz dönemi “müsilajlı yaşamın içinde nefes alma” olarak tanımlayan Kadıbeşegil, şirketlerden ümitvar bazı örnekler paylaştı.</p>
<p>Kadıbeşegil’in verdiği ilk örnek, 1970’lerde kurulan Business Roundtable adlı güçlü lobinin 2009’da paydaşlarına değer yaratma, insan haklarına ve etik değerlerine uymak şeklinde misyonlarını güncellediklerin hatırlattı. Kadıbeşegil’in kurumsal dünyadan verdiği diğer örnek ise dünyada son 20 yıldır var olan ve sosyal fayda yaratmaya çalışan “anlamlı şirketler ligi”. Benefit Corporation (B-Corp) denilen, toplumsal fayda amacını da taşıyan doğaya saygılı iş modelleri üretmede bu şirketlerin önemli bir alan yarattıklarının altını çizen Kadıbeşegil, kapitalist sistemin krizlerle mücadelede “yeni elbiseler giyme” gayretinin de sürdüğünü hatırlattı.</p>
<p>“İklimce özel &#8211; Yaza Merhaba Etkinliği: İklimin Doğa Takvimi” yayınını <a href="https://www.youtube.com/watch?v=m6oN7M2aLS4"><strong>buradan</strong></a> izleyebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/23/olmak-ya-da-olmamak-cagi-zamana-doga-merkezli-bakmali/">Olmak ya da Olmamak Çağı: Zamana Doğa Merkezli Bakmalı!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2021 07:52:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71791</guid>

					<description><![CDATA[<p>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü idi. Yalnızca savaşlarla zorla yerinden edilme değil; artık çevre felaketleri nedeniyle de hepimiz, her an, mülteci konumuna düşebiliriz. Artık doğa insanları silkeleyip başının çaresine bakamayacak kadar yorgun.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ekolojik krizin çeşitli çöküşlere yol açtığı zamanları yaşamaya başladık. Belki de Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj bu çöküşlerin yerel bir belirtisi. İnsanı merkeze alan ekonomik büyüme mantığı, şimdi de kirliliğin teknolojiyle temizlenebileceği umudunu yaratmaya çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık doğa insanları </span><span style="font-weight: 400;">silkeleyip</span><span style="font-weight: 400;"> başının çaresine de bakamayacak kadar yorgun.  </span></p>
<h5><b>Deniz ve Okyanuslar Oksijen ve Yağmur Kaynağıdır </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilimsel veriler yeryüzünün karasal alanındaki oksijenin % 50-80 oranında deniz ve okyanuslarda üretildiğine işaret ediyor. Su döngüsü verilerine göre ise, yeryüzünün % 90’na yakın kaynağı okyanus kökenli</span><span style="font-weight: 400;">. Buna elbette karasal ortamda yağmur sağlamasını da ekleyelim. Bir başka deyişle, deniz ve okyanuslardan esen rüzgârlar karasal alana yağmur</span> <span style="font-weight: 400;">getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar düşünüldüğünde, gelinen noktada da Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">da ‘kaldırılması gereken bir ceset’ olduğuna işaret eden Levent Artüz gibi bağımsız bilim insanlarına inanmak gerekir. Çünkü sorunun kaynağı yüzeysel değil derinde. Örneğin gerçekçi ve kalıcı çözümlerden biri olarak yıllardır konu edilen Trakya&#8217;daki </span><span style="font-weight: 400;">Ergene Nehri&#8217;nin kirlilikten arınması için </span><span style="font-weight: 400;">Marmara Denizi’ne deşarjının bir an önce durdurulmasına dikkat çekiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her denizin farklı ekosistem özelliği olduğu açık. Ancak Marmara&#8217;daki müsilaj kitlesine benzer Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de de şimdiden emareler görüldüğü dikkate alınırsa herkese, hepimize görev düşüyor. Çünkü yediğimizin, içtiğimizin nereden geldiğini, ekosisteme etkisinin ne olduğunu ve atığımızın nereye gittiğini bilmeyen bir toplumuz. Oysa yurttaş olarak her birimizin tüm bunları bilip, çözümün parçası olmamız ve yapılacaklar hakkında otoritelere baskı yapmamız gerek. </span><b> </b></p>
<h5><b>Antroposen mi ve Kapitalosen mi? </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni bir toplum yaratmak için gelecek öngörülerine</span> <span style="font-weight: 400;">bakarken geçmişi iyi görmek gerekiyor. Afrikalı aktivist bir arkadaşım kendi kültürlerindeki </span><i><span style="font-weight: 400;">Sankofa</span></i><span style="font-weight: 400;">  mitini anlatmıştı çizerek. Öne yürürken arkasına bakan renkli bir kuştur Sankofa. </span><span style="font-weight: 400;">Ayakları öne giderken arkasını iyi görüp düşünen bir kuş.</span><span style="font-weight: 400;"> Altıncı yok oluş süreci olarak tanımlanan  </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> çağında bunu yapabiliyor muyuz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm doğaya kaynak deposu olarak baktığı için bu hale geldik. Evet, hangi sistemle nasıl yönetildiğimiz önemli. Ancak insan denilen, </span><span style="font-weight: 400;">düşünen</span><span style="font-weight: 400;"> yaratıcı hayvanın potansiyelini de objektif olarak</span> <span style="font-weight: 400;">görmek lazım. İnsanın hem yapıcı hem de yıkıcı potansiyel taşıyor. Kendim de </span><i><span style="font-weight: 400;">antroposen</span></i><span style="font-weight: 400;"> kavramına kafa yorduğumdan, köklerinin  16. yy’a kadar uzadığını biliyorum. Avcı derleyiciler de kabile toplumları da doğaya zarar vermiş. Dolayısıyla, insan potansiyeli ve insan doğası gelinen noktada yeniden düşünülmeli diyen araştırmacılara katılıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın doğanın karşısına</span> <span style="font-weight: 400;">kültürü</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">bir başka deyişle</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> tohumun ve hayvanların evcilleştirilmesiyle yarattığı kültür birikimini koyması yeniden ele alınmalı. Bu bağlamda antroposenin yıkıcı etkileri</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> kapitalizm dediğimiz tüketim toplumu tarihe karışsa da</span><span style="font-weight: 400;"> süreceğe benziyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlar, belki de Vandana Shiva’nın sıkça dile getirdiği ve ekofeminizmde geleceğin ekonomisi olarak önemli bir yeri olan geçimlik ekonomiye geçmek durumunda. Böylece insan biriktirme ve merkezileşmeden uzaklaşılabilir. Adım adım küçük üretime geçilebilir. Hatta kendini yenileyen tarım yöntemleriyle, gıdamızın çoğunu doğayı her yıl sürüp çapalamak ve devasa traktörler kullanmak suretiyle</span> <span style="font-weight: 400;">ardıllığı</span><span style="font-weight: 400;"> bozarak yapılan tarım yöntemleri terk edilebilir. Bu durum, aynı zamanda, bir dizi hiyerarşik yapıyı ve tahakküm yöntemlerini çözmeye dönük </span><i><span style="font-weight: 400;">agoekolojik</span></i><span style="font-weight: 400;"> yöntemlerle yapılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanlı doğanın insansız doğayı gözlemleyerek öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum. Böylece yukarıda bahsettiğim, atığından gıdasına, doğanın döngülerinin bir parçası olmayı yeniden başarabilir. Elbette bu hem sistem hem de yurttaşlık bilinci sorunu. Kısacası</span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> insan evriminde kendisinin nesne değil de özne olduğunu idrak etmesiyle bu durum mümkün olabilir. Buna belki de yaratıcı yıkım demek gerekir. Çünkü insan, kurduğu sosyal sistemlerle yaratıcılığını seferber ettiğinde çok geniş alanları restore edebiliyor. Örneğin Sarı Nehir deltasında tarihte İpek Yolu’nun merkez bölgesi olan </span><b>Loess </b><i><span style="font-weight: 400;">Plato</span></i><span style="font-weight: 400;"> iyi örneklerden biridir. Hükümet politikasıyla ele alınan restorasyon projesi neredeyse Doğu Avrupa büyüklüğünde</span> <span style="font-weight: 400;">adeta çöl kumuna dönüşmüş bir alanı 1994&#8217;te başlayan ve 10 yıl süren bir çabayla teraslar yaparak rehabilite ettiler. Böylece ölü toprağın yeniden canlanması sağlanabilmiş durumda. Üstelik bu durum yüksek teknolojiyle değil; her aileden en az bir kişinin kazma kürekle çalıştığı bir çabayla gerçekleşti. Elbette hükümet bu kişilere emeğinin karşılığını ödemiş. Geçim ekonomisi yürürlüğe konmuş bir nevi. Böylece yerel insan kendi emeğiyle oluşturduğu bir projeye elbette sahip çıkmış olmalı ki Loess Plato, bugün her gıdanın yetişebildiği bir cennete dönüştürülmüş durumda.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<h5><b>Sonuç</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ana sütünde, rahimdeki bebekte dahi mikroplastiklerin görüldüğü bir dönemdeyiz. Marmara</span><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;">daki müsilaj, bana karasal ve sulak ekosistemlerde insanın tüketim ve üretim döngülerine sahip çıkması ve sorumluluk duyması gerektiğini düşündürdü. Kısacası, kaybettiğimiz tehdit altında olan yaşam alanları bizim içimizde! Politikadan kendini istisna tutanlar çok yakında çevre sığınmacısı olabilir. Üstelik korona sağlık krizi gibi küresel krizler peşimizi bırakmazken ve gidecek yerimiz kalmamışken.</span></p>
<p><em>Görsel: Alex Nabaum</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/22/multeciler-gununde-musilaji-dusunmek/">Mülteciler Günü&#8217;nde Müsilajı Düşünmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marmara’da Müsilaj: “Denizi Foseptiğe Çeviren Uygulamaların Yerini Bilim Almalı”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/30/marmarada-musilaj-denizi-foseptige-ceviren-uygulamalarin-yerini-bilim-almali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 10:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Çevresel İzleme (MAREM)]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marmara Denizi’ni kaplayan deniz salyasının (musilajın) nasıl ve neden ortaya çıktığını bilimsel olarak açıklayan Hidrobiyolog Levent Artüz durumu “aşırı kirlenme sonucu tür çeşitliliğinin azalması ve kirliliğe dayanabilen türlerin artışı” olarak özetliyor. Marmara Denizi’nin 1989’da “taammüden öldürüldüğünü” söyleyen Artüz, sorunun denizin kirletilme geçmişiyle yüzleşerek, bilimsel yöntemlerle çözebileceğini kaydediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/30/marmarada-musilaj-denizi-foseptige-ceviren-uygulamalarin-yerini-bilim-almali/">Marmara’da Müsilaj: “Denizi Foseptiğe Çeviren Uygulamaların Yerini Bilim Almalı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siren İdemen ve Anıl Olcan tarafından Marmara Çevresel İzleme (MAREM) projesi yürütücüsü, hidrobiyolog  <a href="https://birartibir.org/ekoloji/1170-cesedin-curumesidir-bu#.YLE5yhLGEeA.twitter" target="_blank" rel="noopener">Levent Artüz ile yapılan söyleşide</a>, Marmara’nın özgün yapısıyla inatlaşarak yapılan uygulamalar sonucu oluşan müsilajın, Marmara Denizi’nin kirletilme tarihiyle doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanıyor: “Gözümüzün önünde, adım adım büyük bir cinayet işlendi. Dünyanın en genç, en bereketli, en ilginç denizlerinden Marmara taammüden öldürüldü.”</p>
<h5><strong>“Marmara 1989’da Öldü</strong><strong>”</strong></h5>
<h5><strong>Deniz Salyası (müsilaj) nedir? </strong></h5>
<p>Müsilajı, oklava şeklinde bir tavuk yumurtası düşünün, bir plankton, kısa sürede anormal artış gösteriyor. Daha sonra patlıyor. Patlama derken bomba patlaması değil, çiçeklenme, tomurcuk patlaması. Ölüp kırılıyor. Kırılınca hücre içi sıvısı ortama yayılıyor. Tıpkı yumurtanın beyazını su dolu bir bardağa dökmek gibi… Büyük miktarlarda çökmüş müsilaj alt su kütlesinde, yani 50-100 metre derinliklerde de görülüyor.</p>
<p><strong>Marmara Denizi’nde müsilaj neden ortaya çıkar?</strong></p>
<p>Ortaya çıkan müsilaj agregatın Marmara’nın özgün yapısıyla inatlaşarak yapılan uygulamalarla direkt ilişkisi var. Marmara Denizi’nin kirletilme tarihiyle de doğrudan bağlantılı. Bu münferit bir olay değil, bir zincir, bir sonuç. Marmara 1989’da öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir.</p>
<p>Bundan sonra da böyle anomaliler göreceğiz. Marmara Denizi 1989 yılında öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir. Müsilajı kavrayabilmek için bu olgunun tarihine bakmalıyız.</p>
<blockquote><p>Tek ve gerçek sebep, tür çeşitliliğindeki azalışa bağlı olarak, mevcut türlerin fert adetlerindeki artıştır.</p></blockquote>
<p><strong>1989 öncesi durum nasıldı?</strong></p>
<p>Marmara’da balık bol, biyoçeşitlilik tavan&#8230; Uskumruya çıktığımızda sandal batırırdık.</p>
<p><strong>1989’da ne oldu?</strong></p>
<p>1960’larda Haliç’in kirlenmesiyle deniz kirliliği olgusu hayatımıza girdi. Ama o kirlilik bugün anladığımız türden bir deniz kirliliği değildi. İstanbul bugünkü kadar büyük değildi. Politik akıl ve onun şakşakçıları “Pisliği kolektörlerde toplarız, Derin Deniz Deşarjıyla Marmara’nın alt akıntısına basarız ve Karadeniz’e göndeririz” dediler. Bilim insanlarının yüzde 90’ı ayağa kalktı. “Bu olmaz” dendi. Ama dinleyen olmadı. Fakat idare bilimle inatlaşarak bu revizyonu uygulamaya soktu. Bu, Bedrettin Dalan’ın “Haliç gözlerimin rengi gibi olacak” dediği dönemdir.</p>
<blockquote><p>“Marmara Denizi zaten hastaydı” deniyor. Değildi, bu hale 1989 sonrası getirildi, daha doğrusu taammüden öldürüldü.</p></blockquote>
<p><strong>Teknik olarak bu nasıl uygulandı?</strong></p>
<p>“Derin Deniz Deşarjı seyreltmeyle arıtma yapıyor” dendi. Hiçbir arıtma yapmaksızın, nasıl olsa seyreliyor düşüncesiyle atıklar denizlere boca edilmeye başlandı. Ne kadar seyrelirse seyrelsin, 32 senenin sonunda geldiğimiz nokta bu.. Bunca şey yaşandıktan sonra, “Marmara Denizi zaten hastaydı” deniyor. Değildi, bu hale 1989 sonrası getirildi, daha doğrusu taammüden öldürüldü.</p>
<p><strong>Derin Deniz Deşarjı</strong><strong> nerelerde yapılıyor?</strong></p>
<p>Derin Deniz Deşarjı her yerde yapılıyor. Tekirdağ, Bursa, Kocaeli… Fabrikalarda sanayide, kasabalarda, köylerde, tatil sitelerinde aklınıza gelebilecek her tesiste hep bu yöntem kullanılıyor. Yasal olduğu için “basarım alt akıntıya suyu” deniyor. Atık suyu göstermelik bir arıtmayla denize deşarj ederseniz kirlenmeye yol açarsınız.</p>
<p><strong>Kirlenmeye bağlı anomalilerin emareleri ilk nasıl görülür oldu?</strong></p>
<p>Marmara Denizi tarihinde ilk defa, 1989 Temmuz’unda <em>Ktenefor</em> denen deniz anaları yüzünden suyun yüzeyinde kırmızı bölgeler, kırmızı adacıklar görülmeye başlandı. Bunu takiben, ‘89’un ekim ayında Üsküdar, Kartal ve Adalar üçgeninde muazzam bir balık ölümü yaşandı. 1992’de Marmara Denizi çimen yeşili bir renge büründü. 1995’te eylül ayında ilk defa taraklı medüzlerin istilası yaşandı. Balıkçılar bu olaya “kaykay” ismini verdiler.</p>
<h5><strong>“Müsilajın Sebebi Tür Çeşitliliğindeki Azalışla Mevcut Türlerin Fert Adetlerindeki Artış</strong><strong>!”</strong></h5>
<p><strong>Müsilaj Marmara’da ilk kez hangi tarihte görülüyor?</strong></p>
<p>Marmara Denizi tarihinde ilk defa 2007’nin Eylül ayında müsilaj görülüyor. Esas sorun Marmara’da kirlenmeden ötürü tür çeşitliliğinin azalması ve kirliliğe dayanabilen türlerin fert adetlerindeki patlamalar şeklindeki artıştır. Yeni ortama dayanabilen canlı, en avantajlı duruma geçer ve büyük miktarlarda ürer, çoğalır. Bunun nedeni ne küresel ısınma ne de nitrat, fosfat gibi tuzların artışı. Tabii ki bunlar da etmendir, ama ikincildir. Tek ve gerçek sebep, tür çeşitliliğindeki azalışa bağlı olarak, mevcut türlerin fert adetlerindeki artıştır<strong>.</strong></p>
<p><strong>2007’de görülen müsilaj da bugünkü kadar geniş bir alana yayılmış mıydı?</strong></p>
<p>2007’deki müsilaj oluşumu da çok büyük boyutlardaydı. Adalar’dan Çanakkale Boğazı’na kadar bir alanda ciddi etki etmişti. Bugün ortaya çıkan müsilajın hacminin tam olarak hesaplanabilmesi için biraz zaman geçmesi gerekli. Müsilajın bıraktığı hasarla ilgili kesin sonuçlara tahminim ağustos ayı gibi varabiliriz.</p>
<p><strong>Müsilaj denizin farklı katmanlarında yaşayan canlıları nasıl etkiliyor</strong><strong>?</strong></p>
<p>Müsilaj agregat çok yapışkan, bulaşkan bir yapıya sahip. Bu canlıların beslenmesini ve solunumlarını etkiler. Böylece tür çeşitliliği daha da azalır.</p>
<p><strong>Müsilajın ana nedeninin deniz suyu sıcaklığındaki artış olduğu sık sık söyleniyor</strong><strong>. Deniz suyundaki artış da küresel ısınmayla ilişkilendiriliyor…</strong></p>
<p>Marmara Denizi’nde yaşanan sıcaklık artışının küresel ısınmayla doğrudan ilişkisi yok. Tabii ki küresel ısınmanın etkisi var. Komşu denizlerde ısınma dünya ortalaması olan 1 dereceye yakınken Marmara’daki sıcaklık artışı 2,5 derece.. 2000’den beri Marmara’nın üst su kütlesinde inanılmaz bir sıcaklık artışı var. Önlem alınmaksızın yapılan Derin Deniz Deşarjlarından dolayı oluşan bulanıklık sebebi ile özellikle üst katmanda deniz suyu sıcaklığının anormal bir şekilde arttığını görüyoruz. Marmara Denizi artık küresel değil, bulanıklık sebepli, sadece bu denizimizin üst su kütlesini etkileyen lokal bir ısınmayla karşı karşıya.</p>
<p><strong>Müsilaj denizde varlığını daha ne kadar sürdürür sizce?</strong></p>
<p>Müsilaj agregat yapının yok olmasının tek bir yolu var. O da bakteriyolojik olarak parçalanması. Bakteriyolojik olarak parçalanması için gerekli suda çözünmüş oksijen de ortamda yeterli miktarda yok şu anda. Ne olacağını kestirmek güç.</p>
<p><strong>Bazı belediyeler müsilajı toplamak için gemilerle çalışma yapıyor. Bu mümkün mü?</strong></p>
<p>Müsilajı toplamanın imkânı yok. Bu kadar büyük bir kütleye iki-üç pervaneyle nasıl müdahale edilebilir?. Deniz yüzeyini çalkalamaktan nasıl bir fayda gelir?</p>
<p><strong>“32 Senedir Açık Foseptik Haline Getirilmiş Bir Denize Giriyoruz.”</strong></p>
<p><strong>Oluşan bu ortamın insan sağlığına nasıl etkileri var? Örneğin bugün Marmara’da yüzmek ya da bu sularda yetişen deniz ürünlerini yemek insanları nasıl etkiler</strong>?</p>
<p>32 senedir açık foseptik haline getirilmiş bir denize giriyoruz. Hatta bu durum çoğu yerde “mavi bayrak”la teşvik ediliyor. Deniz salyasını görünce mi aklımıza geldi denize girip giremeyeceğimiz. Yerlilerden hiçbir şey kalmadı ki! Bir tek “amman” diyeceğim su ürünü midye, siz siz olun sakın ha…</p>
<p><strong>Koskoca bir denizin yok olması ve ona bağlı türlerin sessiz sedasız ortadan kalkması, bu tepkisizlik de garip değil mi?</strong></p>
<p>Garip tabii. Bütün bunlar göz göre göre oldu. 2000’li yıllardan itibaren Adalar’ın batısından Gemlik Körfezi’ne kadar uzanan hattan başlayarak batıya doğru, anladığımız anlamda hayat neredeyse tamamen bitti, tür çeşitliliği birkaç türe kadar indi.</p>
<p><strong>“Sorunu Marmara Denizi’nin Kirletilme Geçmişiyle Yüzleşerek Çözebiliriz</strong><strong>”</strong></p>
<p><strong>Marmara Denizi’nin rehabilite edilmesi için ne yapılması gerekiyor? Yöneticilerin nasıl bir sorumluluk alması gerekir sizce?</strong></p>
<p>Bugüne kadar yapılan palyatif mühendislik hizmetlerinin masaya yatırılması ve yapılan hataların açık bir şekilde kamuoyuna deklare edilmesi gerekir. İstanbul’da yeni bir yönetim var, geçmişin hataları onlara ait değil. Kirlenmenin tarihçesine bakıldığında başrolde İSKİ var. Şu anki İBB yönetimi “Bu iş bugüne kadar yanlış yapıldı. Bir program yaptık, önümüzdeki beş-on senede bunları düzelteceğiz<em>”</em> demeli ve akılcı, bilimle inatlaşmayan bir programı da ortaya koymalı. Bu problemi ancak ve ancak Marmara Denizi’nin kirletilme geçmişiyle yüzleşerek çözebiliriz.</p>
<p><strong>Peki, sivil toplum denizle ilgili nasıl talepler geliştirmeli?</strong></p>
<p>Belediye başkanlığı makamının Boğaziçi’nin ve denizin değerinin farkında olması lâzım. İstanbul’da çoğu yerde erguvan, ıhlamur gibi ağaçlar yok. İnsanlar kendine “bir tane bile İstanbul kelebeğinin adını biliyor muyum?” diye sormalı. Böyle bir ortamda insanın duyarlı olması nasıl beklenebilir? Hem Marmara Denizi’nde hem de başka bölgelerde bilime aykırı işler yapmanın bizi getirdiği noktayı görmemiz gerekiyor.</p>
<p>“Cesedin Çürümesidir Bu” başlıklı söyleşinin tamamına <a href="https://birartibir.org/ekoloji/1170-cesedin-curumesidir-bu" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/30/marmarada-musilaj-denizi-foseptige-ceviren-uygulamalarin-yerini-bilim-almali/">Marmara’da Müsilaj: “Denizi Foseptiğe Çeviren Uygulamaların Yerini Bilim Almalı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
