<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Liana Varon arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/liana-varon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/liana-varon/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 21 May 2020 12:42:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Liana Varon arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/liana-varon/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 12:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Liana Varon]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar İlkiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54169</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜSEV, COVID-19 salgınının ve bu kapsamda alınan önlemlerin Türkiye’deki STK’ların işleyişi üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve doğan ihtiyaçlar ışığında savunuculuk stratejilerinin geliştirilmesi amacıyla 170 STK’nın katılımıyla Nisan ayında bir anket çalışması yaptı. Anket, salgının sivil toplum kuruluşları (STK’lar) üzerindeki etkisi, bu dönemde STK’ların kaynaklara erişimi ve istihdam kapasitesi, hibelerin durumu, yardım ve bağış toplamada değişen önceliklere yönelik önemli bulgular sundu. Ayın yazısında, anket sonuç raporunda derlenen bulguları değerlendirmek üzere farklı alanlarda çalışan uzmanlara danıştı ve Yaşama Dair Vakıf kurucularından Mehmet Ali Çalışkan, Pikan Ajans Kurucu Ortağı ve İletişim Geliştirme Direktörü Pınar İlkiz, Sivil Toplum için Destek Vakfı Koordinatörü Liana Varon’un yorumlarını derledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan, Pınar İlkiz, Liana Varon’la röportaj</strong></p>
<p><strong>Anket sonuçlarını genel olarak nasıl değerlendirirsiniz? Çarpıcı bulduğunuz sonuçlardan kısaca bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan (Yaşama Dair Vakıf):</strong> TÜSEV araştırması Koronavirüs salgını döneminde sivil toplum kuruluşlarının ilk algıları, refleksleri, kaygıları ve öngörülerini ortaya koyan önemli bir çalışma oldu. Araştırmanın işaret ettiği üç önemli sonuç olduğu söylenebilir: 1) salgının izolasyonla birlikte yol açtığı yeni çalışma biçimlerine adaptasyon kabiliyeti, 2) çalıştıkları tematik alanların salgının öne çıkardığı ihtiyaçlara uyum gereksinimi, 3) kaynak geliştirme stratejilerinin gözden geçirilme ihtiyacı. STK’ların çalışma biçimlerini ve kültürlerini sanal ortamda sürdürme konusunda iyi bir sınav verdiği görülüyor. %60’ının büyük bir zorluk çekmeden yeni çalışma düzenine alışmış olması ve daha ilk aylardan duruma uyum refleksi göstermesi, ilerleyen aylarda bu oranın daha da artabileceğinin işareti olarak görülebilir.</p>
<p>Araştırma salgında öne çıkan ihtiyaçların da sivil toplum tarafından hızla yorumlandığını ve kendilerine duyulan ihtiyaç kadar, kendilerinin de odak konularında revizyona gitmeleri davranışının gündemlerinde olduğunu gösteriyor. Bu da sivil toplumun, önümüzdeki dönemde salgının yol açabileceği toplumsal ve çevresel etkilere ve bunların kendilerine yükleyeceği sorumluluklara dair alarm durumunda olduklarını işaret eden önemli bir gösterge. Bu iki olumlu durumun yanında STK’ların kırılganlıklarını gösteren alanın ise kaynak bulma, geliştirme, kaynaklara erişim olduğu görülüyor. Gelir kaybının daha uzun bir vadeye yayılabileceği kaygısının olduğu anlaşılıyor. Zira ankete cevap verenlerin yarısından fazlası kaynak geliştirme konusunda yeni stratejik arayışlara gireceğini dile getirmiş. Bu durum sivil toplumun kendisi dışındaki kaynaklara bağımlılığını gösteren bir kırılganlık. Dolayısıyla sivil toplumun önümüzdeki dönem, kaynak bulmak kadar kaynak yaratmak ve kendi becerilerini finansal değere dönüştürmek gibi seçenekleri gündemlerine aldığını, sosyal girişimlere dönüşmek, sosyal ve çevresel faydası yüksek “startup”larla iş birlikleri yapmak gibi tutumlar geliştirdiğini görmek mümkün.</p>
<p><strong>Pınar İlkiz (Pikan Ajans): </strong>Değerlendirmemde şu soruyu başa koyarım; “Yeni kaynak yaratma faaliyeti yürütmeden, mevcut kaynaklarınızla ne kadar süre mevcut iş yapınızı ve personel sayınızı koruyabileceğinizi öngörüyorsunuz?” %46’lık bir kesim 1-6 ay demiş, 6-9 ay diyenlerin oranı ise %17.</p>
<p>Buna eşlik edecek veri ise “COVID-19 salgınına yönelik alınan önlemler kuruluşunuzun hangi faaliyetlerini etkiledi?” sorusuna %43 “Hizmet sağlama (saha çalışmalarının durdurulması, hizmet merkezlerinin kapatılması)” ile aynı oranda “Kaynak geliştirme faaliyetleri” cevabının verilmiş olması.</p>
<p>Bu da bize şunu söylüyor, eğer sivil toplum kuruluşlarının büyük bir çoğunluğu, iletişim kanallarını ve yöntemlerini kaynak geliştirmeyi -hatta özellikle bireysel kaynak geliştirmeyi- odağına alacak bir şekilde değiştirmezse ayakta kalmakta zorlanacak. Dolayısıyla aslında bütün rapordan çıkardığım en önemli sonuç dijitale (hem iletişim, hem eğitim, hem de kaynak geliştirme açısından) ağırlık vermenin öneminin fark edilmiş olması.</p>
<p><strong>Liana Varon (Sivil Toplum için Destek Vakfı): </strong>Anket sonuçları, Covid-19 sürecinin başından anketin tamamlandığı Nisan ayı ortasına kadar ankete katılan STK’ların süreçten ve alınan tedbirlerden nasıl etkilendiğine dair tabloyu farklı boyutlarıyla ortaya koyuyor. Katılımcıların %67’sinin çeşitli zorluklarla karşılaşmalarına rağmen çalışmalarını bu döneme adapte edebildiklerini söylemeleri, STK’ların sürecin yarattığı değişimi ve getirdiği gerekliliklere mevcut koşullar içerisinde hızlı şekilde cevap verebildiklerine işaret ediyor. Bu durum, sivil toplumun çalışmalara dijital araçlar kullanarak devam etmesi açısından olumlu bir tablo sunsa da bu dönemde kullanılan yöntemlerin ve yapılan çalışmaların etkilerini anlamak için henüz çok erken.</p>
<p>Ankete verilen cevaplar bir yandan STK’ların çalışmalarına duyulan ihtiyacın önümüzdeki dönemde artarak devam edeceği beklentisini ortaya koyarken diğer yandan da finansal sürdürülebilirlik konusundaki kırılganlıklarını ve yaşanan belirsizliğin olası etkilerini gözler önüne seriyor. Ankete katılan STK’ların %62’sinin çalışma alanlarındaki ihtiyacın arttığını; %43’ünün ise kendi çalışma alanlarının dışında kalan farklı bir alandaki ihtiyaç̧ artışına vurgu yapması önümüzdeki dönemde gerek STK’ların hedef kitlelerine yönelik yaptıkları çalışmaların gerekse de kendi kurumsal dönüşümleri açısından ihtiyaçlarının çeşitleneceği ve artacağını gösteriyor. Bu bağlamda, özellikle kurumsal dönüşüme ilişkin öne çıkan dijital araçların kullanımı, dijital platformlarda gönüllülük ve eğitim gibi konular sivil toplumun iş yapma biçimlerinin ve hedef kitlelerine erişmek için kullandıkları yöntemlerin önümüzdeki dönemde daha da fazla değişebileceğini ve bu değişimi gerçekleştirebilmek için hem altyapıya hem de çeşitli uzmanlıklara yönelik ihtiyaçlar oluşacağını öngörebiliriz.</p>
<p>COVID-19 sürecinde STK’ların çalışmaların ve dönüşümü için kapasitelerinin güçlenmesine dair ihtiyaçlar artarken; sivil topluma yapılan bağışın düşmesi ve önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme faaliyetlerini gerçekleşememesinden kaynaklanabilecek sorunlar da anketin önemli bulgularından bazıları. Bu veriler ankete katılan STK’ların %46’sının mevcut kaynaklarıyla çalışmalarını yalnızca 1-6 ay süreyle devam ettirebileceği bulgusuyla birleştirildiğinde, STK’ların finansal açıdan kırılganlığını ve çalışmalarına devam edebilmek için ileriki dönemde daha fazla kaynağa ihtiyacı olacağını gösteriyor. STK’ların önümüzdeki günlerde bireysel bağışçılara yönelik çalışmalara ve dijital bağış̧ kampanyalarına öncelik vereceklerini söylemeleri de anketin önemli sonuçları arasında değerlendirilebilir. Bu yönelim Türkiye’de bağışçılığın gelişimi ve STK’ların bağışçılarla ilişkilerini geliştirmeleri açısından önemli. Fakat gerek salgını takip etmesi beklenen ekonomik kriz, gerek sivil toplumun büyük ölçüde bireysel bağışçılarla çalışma pratiğinden uzak olması ve gerekse Yardım Toplama Kanunu’ndan kaynaklı kısıtlamaların bu alanda yapılacak çalışmaların sivil toplumun ihtiyaç̧ duyduğu kaynaklara hızlı bir şekilde ulaşmasını zorlaştırabilir. Bu zorluklar karşısında sivil toplumun bireysel bağışçılarla çalışmaya yönelik becerilerini artırması geleceğe yönelik önemli bir yatırım olarak düşünülebilir. Ankete katılan STK’lar her ne kadar bireysel bağışçılara yönelik çalışmalara öncelik vereceklerini belirtseler de, çalışmalarına devam edebilmek ve insan kaynağını koruyabilmek için bu konuda öncelikli desteği hibe ve fon veren kuruluşlardan ve onların hibe yaklaşımlarında yapılacak değişikliklerden bekliyorlar. Ayrıca, etkin kamu-sivil toplum iş birlikleri ve devletin bu süreçte sivil topluma yönelik teşviklerinin artması ankete katılan kuruluşların önemsediği konular.</p>
<p><strong>Türkiye’deki STK’ların varlıklarını sürdürmeye devam edebilmeleri için sizce neler yapılabilir, nasıl iş birlikleri kurulabilir?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan:</strong> STK’ların varlıklarını sürdürme konusunu finansal bir indirgemenin dışında düşünmek gerekir. Sivil toplumda salgın döneminde ilk refleksin finansal kaygıların öne çıkması olduğu görüldü. Oysa bu tür kriz dönemleri sivil topluma olan ihtiyacı artırmaya daha yatkın olurlar. Türkiye sivil toplumu bugünkü olgunluk seviyesine 1999 depreminde gösterdiği performansın da etkisiyle ulaştı. Sivil toplum; depremde arama kurtarma ile başladığı çalışmaları, deprem sonrası mağdurların hayatta kalması için gerekli desteğin sürdürülmesi ve daha sonra hayata tutunmaları için kapasite artırımı çalışmaları ile genişlemişti. Deprem döneminde sivil toplumun ilk kaygısını finansal sürdürülebilirlik oluşturmamıştı. Daha ziyade mağduriyetleri keşfetmek, anlamak ve çözümler geliştirme motivasyonu bunu sağlamıştı. Bugün de benzer bir durumla yüzleşiyoruz. Salgın bir sağlık krizi olmanın ötesine geçiyor. İşsizlik, yoksulluk gibi ekonomik ve toplumsal sorunlara doğru eviriliyor. Depremden sonra sivil toplumun ulusal ve uluslararası kaynaklara erişim becerisi de gelişmişti. Koronavirüs krizinde ortaya çıkan ilk kaygılar gösteriyor ki, bu beceri zamanla bir bağımlılık ilişkisi yaratmış ve sivil toplumun özgüvenini zedelemiş.</p>
<p><strong>İletişim açısından bakıldığında, COVID-19 salgını gibi tüm dünyadaki sivil toplumun varlığını derinden tehdit eden bir durum karşısında sizce fırsata çevrilebilecek olanaklar da bulunuyor mu, bunlar hangileri?</strong></p>
<p><strong>Pınar İlkiz: </strong>Bu sürecin fırsata çevrilebilecek en önemli yanı bireysel bağışçılarla konuşmaya başlamak. “2020 yılı için planlanmış olan kaynak geliştirme planlarınızda değişiklik yaptınız mı/yapacak mısınız?” sorusuna sadece %54’lük bir kesim “Evet” cevabı vermiş. Açıkçası bunun daha yüksek olmasını beklerdim.</p>
<p>Öte yandan da fon ya da hibe alan kurumların oranı %60. Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına “Fon ya da hibe almayın” gibi keskin bir cümle kurmak mantıksız, ama “Sadece fon ya da hibelere bel bağlamayın, yüzünüzü artık bireysel bağışçılara dönün” denebilir.</p>
<p>Kaynak geliştirme planlarını değiştirmeye “Evet” diyenler, cevaplarını detaylandırınca sekiz başlık çıkmış ortaya. “Bireysel Bağışçılık Odaklı Kaynak Geliştirme Stratejileri / Aktif Sosyal Medya İletişimi / Dijital Bağış Kampanyaları” başlıkları benim için öne çıkıyor.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının bir kısmı halihazırda bireysel bağışçısıyla konuşuyordu. Bu arada bireysel bağışçı ile konuşmak sadece ondan bağış istemek, yeni bir sertifika/ürün tasarladığınızda onu bildirmek, doğum günü yaklaşınca doğum gününü bağışlamasını istemekten ibaret değil. Bağışçı Hakları Beyannamesi gereğince onu bilgilendirmeniz, sorularına açık ve şeffaf bir şekilde cevap vermeniz gerektiğini unutmayın. Yoksa kazandığınız bireysel bağışçılarınızı kaybedebilirsiniz.</p>
<p>Öte yandan bireysel bağışçılarınızla konuşmaya başladığınız için bir anda bireysel bağışlarınızın artmayacağını, bunun bir süreç olduğunu unutmamak gerek. İlk sertifikanızı kimse almayabilir, ilk SMS içeriğinizin ardından bir sürü mesaj gelmeyebilir. İnsanlar bağış yapmaya her zaman “gündelik hayatın koşulları” ile “kendi niyetleri” arasında bir yerde karar veriyordu. COVID-19’la insanların öncelikleri ve hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları şeyler değişim geçirdi. Bu bazıları için daha az tüketmeye de evirildi. O yüzden bağışçılık kültürünün de bütün bunların arasında bir yerde yıldızının parlayacağını düşünüyorum. Herkes birer bağışçıya dönüşecek demek çok iddialı olur, çünkü içinde yaşadığımız kültür normal şartlar altında da bağış, yardım, sadaka konularında değişik tercihlere sahip. TÜSEV’in bağışçılık raporları bunu zaten gözler önüne seriyor. Ama bu durumu fırsata çevirmek isteyen kurumlar kendilerini anlatma şekillerini, ne istediklerinden ziyade ne verebileceklerini de gözden geçirmeli derim.</p>
<p><strong>Anketi hibe veren kuruluşlar özelinde nasıl değerlendirirsiniz? COVID-19 süreci hibe veren kuruluşlar ile faydalanıcıları arasındaki ilişkileri hangi şekillerde değiştirecek?</strong></p>
<p><strong>Liana Varon: </strong>Ankete katılan kuruluşların önemli bir bölümü (%60) çalışmalarını hayata geçirebilmek için farklı hibe ve fon kaynaklarından (uluslararası kuruluşlar, uluslarüstü kuruluşlar, Türkiye’de hibe veren kuruluşlar vb.) faydalanıyorlar. Önümüzdeki dönemde bu kuruluşların çalışmalarını sürdürebilmeleri için bu kaynakların devam etmesi önem taşıyor. Araştırma, STK’ların çalışma alanları ve hibelerden yararlanma oranlarına ilişkin bir karşılaştırma yapmasa da; Türkiye’de STK’ların farklı finansal kaynaklara erişimi ve bireysel bağışçıların desteklemeyi tercih ettikleri alanlar açısından düşünüldüğünde özellikle hak temelli çalışmalar yapan STK’lar açısından hibe ve fonların devamlılığı ile öncelik alanlarının önümüzdeki dönemde nasıl değişeceğinin Türkiye sivil toplumu açısından önemli bir dönüm noktası olacağı söylenebilir. Bu bağlamda, araştırmanın Hibe ve Fonlar bölümünde yer alan en çarpıcı yanıtlardan birinin araştırmaya katılanların %81’inin yakın gelecekte hibe veren kuruluşların önceliklerinin değişmesini beklediklerini olduğunu düşünüyorum. Bu değişikliğin ne yönde olmasının beklendiğine dair elimizde somut bir veri olmasa da; hibelerin COVID-19’a ilişkin müdahalelere ve sağlık alanında çalışan kuruluşlara, salgından ve takip eden dönemde yaşanması beklenen ekonomik krizden etkilenenlere yönelik yardım çalışmalarına ya da dezavantajlı durumdaki hedef kitlelere yönelmesine dair beklentiler oluşabilir.</p>
<p>Hibe veren kuruluşların salgın ve bu salgınının yarattığı ihtiyaçları gidermeye yönelik çağrılar açmasını, bundan sonraki dönemde verilecek hibelerin de salgının derinleştirdiği ihtiyaçlar ve eşitsizlikleri azaltmaya yönelik müdahalelere yönelmesini beklemek yanlış̧ olmayacaktır. Örneğin; Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak COVID-19 salgını ekseninde güncellediğimiz <a href="http://siviltoplumdestek.org/vakif-haberi/covid-19-salgini-ekseninde-yasanan-gelismeler-dogrultusunda-2020-yili-hibe-stratejimizi-guncelledik/">Hibe Stratejimizde</a> yıl içerisinde mevcut hibe programlarımızı açmaya devam ederken, bu sürecin yarattığı etkileri de göz önüne alarak tüm hibe programlarımıza STK’ların iş yapma biçimlerinde yaşanacak değişimler ile yoksulluk ve yoksunlukla mücadele ve yaşanması beklenen ekonomik krizin de sonucunda dezavantajlı olan ve bu süreçte daha da kırılgan hale gelen gruplarla çalışan STK’ların çalışmalarına destek vermeyi önceliklendirdik. Birçok hibe veren kuruluşun bu dönemde oluşan ihtiyaçlara doğru şekilde yanıt verebilmek ve kaynaklarını en etkin şekilde kullanabilmek için hibe stratejilerini gözden geçirdiklerini biliyoruz. Hibe veren kuruluşların gelecek dönemdeki stratejileri ve hibe programlarına ilişkin bilgileri açık şekilde paylaşmalarının STK’ların hibe kaynaklarına ilişkin endişelerini bir nebze olsun azaltmak açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Anket sonuçları, mevcut veya devam eden hibeler açısından değerlendirildiğinde hibe veren kuruluşların ve bu hibelerden faydalanan STK’ların COVID-19 sürecinin getirdiği etkiler ve değişime hızlı şekilde cevap verebildiğine işaret ediyor. Ankete katılanların %70’i hibe veren kuruluşların bu süreçte esnek veya çok esnek olduğunu söylerken; neredeyse tamamı devam eden hibelerde COVID-19’dan kaynaklı olarak yapmak istedikleri değişikliklerin fon verenler tarafından kabul edildiğini belirtiyor. Bu yanıtlardan hareketle hem STK’ları hem de hibe veren kuruluşları etkileyen ve her iki taraf açısından da birçok belirsizliğin bulunduğu bu sürecin karşılıklı açık iletişim kurabilmek, daha esnek şekilde davranarak bazı durumlarda yapılacak çalışmalar ve proje takvimlerini birlikte güncellemek ve farklı paydaşlar arasında daha yakın bir ilişki ve düzenli bir iletişim geliştirmek açısından önemli gelişme ve fırsatlara vesile olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, hibe veren kuruluşlarla STK’ların ilişkilerinde yaşanan bu olumlu değişimin kalıcı olabilmesi için bundan sonraki süreçte de devam etmesi ve yeni açılacak hibe programlarına da yansıması gerekiyor. Bunun için her iki tarafın da birbirini ve koşullarını daha iyi anlaması, bu süreçte açılan iletişim kanallarını düzenli şekilde devam ettirmesi, STK’ların mevcut durumları ve ihtiyaçlarını açıklıkla paylaşması ve hibe veren kuruluşların da bu süreçte gösterdikleri esnekliği bundan sonraki dönem için de çalışma biçimlerinin bir parçası haline getirebilmeleri her zamankinden daha fazla önem taşıyor.</p>
<p>Anket sonuçlarından, STK’ların bir diğer beklentisinin de gelecek dönemde hibe veren kuruluşların kurumsal hibelere öncelik vermesi olduğu görülüyor. Kurumsal hibeye ilişkin talepler COVID-19 süreci ile birlikte daha görünür hale gelse de özellikle sivil alanın daraldığı ülkelerde sivil toplumu desteklemek açısından kurumsal hibelerin önemi farklı filantropik aktörler tarafından uzun zamandır tartışılıyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak kuruluşumuzdan beri en fazla öncelik verdiğimiz yöntem olan kurumsal hibeleri hem bir fon programı olarak değerlendiriyor hem de yıl içinde açtığımız tüm tematik fonlarda STK’lara kurumsal hibe başvurusu yapma seçeneğini de sunuyoruz. Bu konudaki deneyimimiz, kurumsal hibelerin kapasite güçlendirme mekanizmaları ile de desteklendiğinde, sivil toplumun gelişimi açısından önemli bir araç̧ haline geldiği yönünde. COVID-19 sonrası güncellenen hibe stratejimizde de belirttiğimiz üzere önümüzdeki dönemde sivil toplumun ayakta kalması, yeni dönemin koşullarına adapte olması ve kendini dönüştürebilmesi için desteklerimizin önemli bir bölümünü kurumsal hibe olarak vermeye devam edeceğiz. Diğer yandan, bu yöntemin Avrupa Birliği fonlarının yeniden tahsisini yapan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (Birlikte Programı), Hafıza Merkezi (Haklara Destek Hibe Programı) ve Hrant Dink Vakfı (Sivil Toplumu Güçlendirme Programı) tarafından hayata geçirilen programlarla Türkiye’de daha yaygın hale geldiğini görüyoruz. Bununla birlikte, değişen öncelikler doğrultusunda özellikle 2020-2021 dönemi sonrasında bu programların ne şekilde devam edeceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye’de az sayıda olan ve kendi kaynakları ile hibe veren kuruluşların ise kurumsal hibe verme yaklaşımındansa proje destekleri içerisinde kurumların insan kaynakları ya da idari giderleri için ayrılacak yüzdeleri artırması daha olası bir seçenek olarak gözüküyor.</p>
<p>COVID-19 ile başlayan süreç̧ hem STK’lar hem de fon veren kuruluşlar açısından birçok belirsizliği içinde barındırıyor. Bununla birlikte, salgınla birlikte daha da görünür hale gelen ve yakın zamanda etkilerini daha da fazla hissedeceğimiz ekonomik krizin her iki grubun kaynaklarında küçülmeye ya da kaynaklara erişimde zorluklarla karşılaşmasına neden olması bekleniyor. Bütün bu zorluklara rağmen, bu dönem hibe veren kuruluşlarla STK’ların birbirini daha fazla dinlemesi, daha kapsamlı bir paydaşlık ilişkisi geliştirmesi ve finansal desteklerin yanı sıra farklı kaynak mekanizmalarını ve iş birliklerini de harekete geçirerek birlikte çalışmaları için önemli fırsatlar barındırıyor.</p>
<p><strong>Anket verilerini de göz önünde bulundurarak, önümüzdeki dönemde Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını bekleyen fırsat ve zorluklarla ilgili öngörülerinizi paylaşır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Çalışkan:</strong> Salgın sonrası sivil toplumu bekleyen en önemli sorun kaynaklara erişim gibi duruyor. Ancak bundan daha önemli bir sorun var. Sivil toplumun salgının etkilerini anlama, çözümler geliştirme ve giderme konusunda vereceği bir sınav var. Sivil toplum bu konularda kararları etki alanında kendine yer bulmalı. Ancak görünen o ki, karar alıcılar kendilerine siyaseten angaje olmayan kuruluşlara kulaklarını kapalı tutuyorlar. Dolayısıyla sivil toplumun önünde iki zorlu iş duruyor. İlki salgının etkilerini, özellikle mağduriyetler ve mağdur tanımlamaları düzeyinde anlama ve tahribatı giderecek yaratıcı öneriler ve pilot uygulamalar geliştirme ile ilgili. İkincisi ise karar alıcıların, daha da genel olarak siyasetin genelinin kendilerine kulak vermesini sağlamak ile ilgili. Sonuç olarak sivil toplum kendi varoluşunu önceliklendirir ve kurumsal devamı için gerekli finansal arayışa odaklanırsa, hedef gruplarının mağduriyetlerini anlama ve giderme çabasından uzaklaşabilir. Bu da ona olan ihtiyacı ortadan kaldırma riski taşıyor.</p>
<p><strong>Pınar İlkiz: </strong>Fırsatlar bence bireysel bağışçının önemini kavrayan sivil toplum kuruluşları için geçerli olacak. Zorluk ise başından beri entegre çalışmayan iletişim, kaynak geliştirme ve kampanya/proje ekiplerinin entegre çalışmak zorunda olduğunu fark etmemesinde yatıyor. Bu alanların, sadece olup bitenler konusunda birbirini bilgilendirmesi değil birbirini beslemesi gerekiyor. İletişimden sorumlu kişinin, kurumun herhangi bir dijital mecrada aldığı mesaj ya da yorumun kampanyadan sorumlu kişide nasıl bir fikri oluşturacağını ya da besleyeceğini hiçbirimiz bilemeyiz.</p>
<p>Ki konu bireysel bağışçılar olduğunda avantaj bence iletişimcilerden yana. Çünkü dijital dünyada kurumla temas eden herkes onlar için potansiyel bağışçı ve bu da onlara birinci elden isteklerini, hassasiyetlerini ve kurumla ilgili düşüncelerini tecrübe etme fırsatı veriyor. Edindiği bu bilgiyi kurumun varlık sebebi ve ilkeleri ile harmanlayıp ürettiği içerikle bireysel bağışçılarla konuşmalı kurum.</p>
<p>Eğer kurum bu dönemde hızlıca bağışçı kazanmak için sadece potansiyel bağışçısı olarak gördüğü kitlenin istek ve ihtiyaçlarına yönelik iletişim yaparsa ve orta ya da uzun vadede bu bağışçılar kurumla yollarını ayırırsa, kurum aslında olmak istemediği bir yerde bulacaktır kendini. Bağış almak ya da bağışçı kazanmak uğruna kurumun varlık sebebinden şaşmak en büyük iletişim kazası olacaktır. Bunu göz önünde bulundurmayan kurumlar da uzun vadede zorluk yaşayabilir. Ama burada hem kurumun varlık sebebini anlatma hem de bağışçısının ihtiyaçlarına cevap verme dengesini tutturmak gerek. Ki bu ihtiyaç her zaman hizmet değil, bazen bilgi almak, bazen kurum tarafından aranmak bile olabilir.</p>
<p>Bu noktada sivil topluma yönelik yardım ve kapasite geliştirme olanaklarına da bakmak gerek. Benim takip edebildiğim kadarıyla Sivil Toplum Destek Vakfı hibe stratejisini güncelledi, Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği “Korona Zamanlarında Güçlendirme ve İyileştirme Fonu” açtı, Sivil Düşün, salgın koşullarına özel “Bizi Bağlayan Şeyler Özel Desteği”ni duyurdu. Facebook, bireysel bağışçılığa odaklanan ve sivil toplum kuruluşlarını dijitalde desteklemeyi hedefleyen Sivil Toplum Programı’na ara vermeden dijitale taşıdı ve devam ediyor. Dijitalden bahsetmişken: Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) TechSoup ile ortaklığı kapsamında hayata geçirilen TechSoup Türkiye Bağış Programı kapsamında sivil toplum kuruluşlarının kullanabileceği Google AdGrants bu dönemde daha da kıymetli hale geldi.</p>
<p><strong>Liana Varon: </strong>Önümüzdeki dönem, sivil toplumun halihazırda kırılgan bir durumda olan finansal sürdürülebilirliği ve insan kaynaklarına erişimi açısından daha da zorlu bir sürecin yaşanacağını ortaya koyuyor. Bununla birlikte, bu süreçte alınan tedbirler ve bu doğrultudaki uygulamalar gerek sivil toplumun elverişli ve destekleyici bir ortamda faaliyet gösterebilmesi gerekse çalışmalarını dönemin getirdiği ihtiyaçlara adapte ederek ayakta kalabilmesi açısından da çeşitli zorluklar barındırıyor. Toplumsal ihtiyaçların arttığı ve kaynakların azaldığı bir dönemde STK’ların kendilerini var etmeleri, dönemin getirdiği ihtiyaç̧ ve koşulları doğru şekilde okuyarak yaklaşımlarını ve çalışmalarını bu doğrultuda adapte etmelerini ve tüm dünyanın gündemini belirleyen COVID-19 salgınına rağmen devam eden hak mücadeleleri ve kendi çalışma alanlarındaki önemli konuları duyurarak toplumun ilgisini çekmeyi ve desteğini almayı başarmalarını gerektiriyor.</p>
<p>Tüm bu zorluklara rağmen içinden geçtiğimiz süreç̧ STK’lar açısından çeşitli fırsatları da barındırıyor. Öncelikle bu süreç̧ tüm sektör ve alanlarda olduğu gibi sivil toplum açısından da engellenemez bir değişim sürecini zorunlu hale getiriyor. Bu değişimin örgütlenme modellerinden kaynak yaratma yöntemlerine, dijital platformları kullanma şeklinden gönüllülerle kurulacak ilişkilere kadar birçok alanda sivil toplumun iş yapma biçimlerini etkileyeceğini söylemek yanlış̧ olmaz. Zorlayıcı tarafları olmakla birlikte bu değişim ihtiyacı; STK’ların kendilerini ve amaçlarını yeniden tanımlaması, tabanıyla ilişkilerini ve bağını güçlendirmesi, kurumsallaşma süreçlerini yeniden tasarlaması için bir fırsat sunuyor. Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz dönem sivil toplumun öncelikleri arasında yer alan “kaynak” konusunu da yeniden tanımlamak için bir fırsat sunuyor. Her ne kadar finansal kaynakları -hibe, fon, nakdi bağış̧- önceliklendirsek de bu dönemde yaşanan kısıtlar “kaynak” kavramını daha geniş̧ bir şekilde düşünmeyi sağlayarak; gönüllüler, ağlar, iş birlikleri gibi dayanışma temelli ve çoğu zaman finansal kaynağa bağlı olmadan gelişen desteklerin sivil toplum çalışmalarındaki rolünü̈ yeniden keşfetmek ve bu desteklere daha fazla yer açmak açısından önemli bir fırsat.</p>
<p>Yazıyı kaynağından okumak için <a href="https://degisimicinbagis.org/uzmanlar-degerlendiriyor-covid19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">buraya</a> tıklayınız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/21/uzmanlar-degerlendiriyor-covid-19-salgini-turkiyedeki-sivil-toplumu-nasil-donusturuyor/">Uzmanlar Değerlendiriyor: COVID-19 Salgını Türkiye’deki Sivil Toplumu Nasıl Dönüştürüyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi, Sivil Toplum ve Bağış Yönetimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/pandemi-sivil-toplum-ve-bagis-yonetimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 13:58:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum için Destek Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Liana Varon]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Sohbetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Sohbetler'e konuk olan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı Koordinatörü Liana Varon, pandemi sürecinde ve sonrasında sivil toplum kuruluşlarının neye ihtiyaçları olduğunu ve bu ihtiyaçla ne yapacağını daha yüksek sesle dillendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/pandemi-sivil-toplum-ve-bagis-yonetimi/">Pandemi, Sivil Toplum ve Bağış Yönetimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Pandemi, Sivil Toplum ve Bağış Yönetimi" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/l4ki0VmGUEI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Sivil Sayfalar&#8217;ın düzenlediği Sivil Sohbetler&#8217;de Liana Varon&#8217;un katılımıyla pandemi sürecinin sivil topluma etkisi ve krize karşı alınabilecek önlemler ile yeni kaynak arayışları konuşuldu. Süreçle ilgili vakıf olarak hazırladıkları ihtiyaç analiziyle konuşmasına başlayan Varon, mevcut yöntemlerin nasıl kullanıldığının değerlendirileceği ilgili bir yenilenmenin yaşanacağı bu süreçte, sivil toplum kuruluşlarının neye ihtiyacını olduğunu bu ihtiyaçla ne yapacağını daha yüksek sesle dillendirmesi gerektiğini dile getirdi. Bu süreçte artan dayanışma ağlarının önemine değinen Liana Varon, krizin ancak dayanışmayla atlatılabileceğini dile getirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/08/pandemi-sivil-toplum-ve-bagis-yonetimi/">Pandemi, Sivil Toplum ve Bağış Yönetimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne Oralı, Ne Buralı, Sivil Alanda Genç Bir Aktör: Sosyal Girişim</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/08/ne-orali-ne-burali-sivil-alanda-genc-bir-aktor-sosyal-girisim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslıhan Kahraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2019 09:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[AGATA FORTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Ashoka Türkiye Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Kambur]]></category>
		<category><![CDATA[İMECE]]></category>
		<category><![CDATA[impact hub]]></category>
		<category><![CDATA[İstem Akalp]]></category>
		<category><![CDATA[KUSIF]]></category>
		<category><![CDATA[Liana Varon]]></category>
		<category><![CDATA[MİKADO]]></category>
		<category><![CDATA[Semih Boyacı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[startup]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Girişimcilik, girişim, start-up terimlerine artık alıştık, “girişimcilik”i meslek olarak da benimsedik, hatta üniversitelerde girişimcilik dersi verilmesini önemli buluyor, yeni neslin “girişimci gençler”den oluşacağını düşünüyoruz. Bu bahsettiğimiz “ticari girişimcilik”, peki son yıllarda duymaya başladığımız “sosyal girişimcilik” nedir, “sosyal girişimci” kime denir? Ticari girişimcilik varoluşundan bu yana özel sektörün bir parçası iken, sosyal girişimler ve sosyal girişimciler neden ne özel sektörde ne de sivil toplumda kendini yerinde hissetmez?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/08/ne-orali-ne-burali-sivil-alanda-genc-bir-aktor-sosyal-girisim/">Ne Oralı, Ne Buralı, Sivil Alanda Genç Bir Aktör: Sosyal Girişim</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Sosyal Girişim Dosyası: Sosyal Girişim Nedir?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/3N7-mlFEx7s?start=26&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bu alanla ilgilenen öncü kuruluşlarla sosyal girişimi ve sosyal girişimciliği konuştuk, öğrendiklerimizi bu yazıda topladık. </span></p>
<p><b>İlk Adımlar </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişimcilik terimi ilk olarak 1980’lerde İngiltere’de ortaya çıkar, Türkiye’ye gelmesi ise Ashoka Türkiye Vakfı’nın 1990’ların sonunda Türkiye’de faaliyet göstermeye başlaması ve 2000 yılında ilk Ashoka Fellow’u Viktor Ananias’ı seçmesiyle başlar. Viktor Ananias’ın kurduğu, Türkiye’nin adı konmuş ilk “sosyal girişim”i, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’ydi. Buğday, 1990 yılında Türkiye’de Buğday Hareketi olarak yaşamına başladı, 2000 yılında ise Viktor’un ilk Ashoka Fellow’u seçilmesinden sonra 2002 yılında dernek haline geldi. Bilmeyenler için Buğday’ın misyonu, tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak, ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemekti; halâ da öyle, kuruluşundan bu yana değişmedi, ama gelişti. Şu an Buğday’a bağlı olarak yürütülen bir çok proje var, bunlardan tahminimizce en bilineni ise </span><a href="http://www.tatuta.org/?lang=tr&amp;"><span style="font-weight: 400;">TaTuTa</span></a><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><b>Ortaklaşılan Kriterler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de “sosyal girişim” kavramı yasal olarak mevzuatta tanımlı değil (henüz değil umarız), bu sebeple kavramın kapsamı, alandaki kişilerin ve kuruluşların kendi inisiyatifleri ve tercihleri ile belirlenmekte. Örneğin Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (Kusif)’e göre “sosyal girişimler”, bir sosyal soruna sistematik ve yenilikçi bir çözüm sunan, sürdürülebilir bir iş modeline sahip ve ürettiği ürün ve / veya hizmet sayesinde toplumda ölçülebilir bir sosyal etki yaratan oluşumlar. “Sosyal girişimciler” ise Ashoka Türkiye’ye göre, odaklandığı ve çözmeye çalıştığı sorunun içinde olduğu sistem dönüşene kadar sosyal girişimini sürdürmeye kendini adamış kişiler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de alandaki öncü kuruluşlar arasında sosyal girişim dendiğinde ortaklaşılan bazı kriterler mevcut: </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişim, toplumsal veya çevresel bir soruna inovatif çözüm üretir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişim, sosyal fayda yaratır, ölçülebilir bir sosyal etkisi vardır. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişim, sürdürülebilir bir gelir modeline sahiptir. </span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu özellikler toplandığında sosyal girişimin tarifini şu şekilde verebiliyoruz: </span>Sosyal girişim, toplumsal veya çevresel bir soruna sürdürülebilir bir gelir modeli geliştirerek inovatif bir çözüm üreten, bu çözüm sayesinde sosyal fayda yaratan, ve ölçülebilir bir sosyal etkisi olan girişimdir.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlar haricinde sosyal girişimlerin, sivil toplumun diğer aktörlerine göre daha yenilikçi, esnek, dinamik ve hızlı karar alabilen yapılar olduğu noktasında genel olarak herkes hemfikir. </span></p>
<p><b>Yasal Mevzuattaki Formlara Dünyadan Örnekler </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de sosyal girişim mevzuatta tanımlı değil dedik, dünyada ise hukuki alanda yeri olduğu ülkeler var ve bu ülkelerin genelinde ilgili tanımların karşılığı şirketler “kar amacı gütmeyen şirket” statüsünde. Aşağıda, sosyal girişimlerin Avrupa’daki bazı ülkelerde yasal mevzuat tahtındaki adlandırmaları görülmekte:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Kaynak: Kusif &#8211; Sosyal Finansman Rehberi </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüldüğü üzere sosyal girişimler, Danimarka’da “sosyal girişim”, Lüksemburg’da “sosyal etki şirketi”, İngiltere’de “toplumsal menfaat şirketi (</span><i><span style="font-weight: 400;">community interest company)</span></i><span style="font-weight: 400;">”, Belçika’da “sosyal amaçlı şirket” ve Fransa’da “kolektif menfaat kooperatifi (</span><i><span style="font-weight: 400;">société coopérative d&#8217;intérêt collectif</span></i><span style="font-weight: 400;">)” olarak yasal niteliğe kavuşmuş durumda. Hatta Finlandiya, Litvanya ve Slovenya gibi ülkelerde bağımsız bir Sosyal Girişim Yasası mevcut. Bizim daha ticari girişimcilik için ayrı, bağımsız bir mevzuatımız olmadığını düşünürsek, Litvanya, Slovenya gibi Türkiye’ye nazaran hem ekonomik hem demografik anlamda küçük ülkeler için bu örnek alınması gereken bir başarı ve aynı zamanda bu yapılara ne kadar önem verildiğini gösteren bir faktör. Ülkelerle ilgili daha fazla bilgi için, KUSIF’in </span><a href="https://kusif.ku.edu.tr/wp-content/uploads/2018/02/SosyalFinansmanRehberi.pdf"><span style="font-weight: 400;">Sosyal Finansman Rehberi</span></a><span style="font-weight: 400;">’ne bakılabilir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de, sayılan ükelerdeki gibi kanuni altyapı veya yasal form bulunmadığından, sosyal girişimler ülkemizde dernek, vakıf, şirket (limited, anonim vs.), kooperatif, platform, oluşum, hareket gibi farklı yapısal formlarda kurulabiliyor. Çoğu sosyal girişim, misyonu ve vizyonuna uygun hibrit modellerle hayatını sürdürmekte.</span></p>
<p><b>Kâr Odaklılığa Karşı Sosyal Etki Odaklılık </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki neden sosyal girişimler de ticari girişimler gibi özel sektörün bir parçası olarak görülmüyor / olamıyor? Çünkü özel sektör, ürettiği ve pazarladığı ürün / hizmet doğrultusunda gelir elde etmek ve kâr etmek </span><b><i>zorunda</i></b><span style="font-weight: 400;">, kâr amacı gütmediğinde ayakta kalamaz ve ticari hayatta varlığını sürdüremez. Ticari girişimlerin de ana amacı kâr etmek iken, sosyal girişimlerin gayesi ise her zaman sosyal fayda ve sosyal etki yaratmak. Ki, bu sebeple sosyal girişimci elde ettiği kârı sosyal etkisini ve faydasını artırmak için tekrar ürettiği çözümün kendisine yatırıyor (yahut yatırması bekleniyor diyelim). Diğer bir açıdan, ticari girişimcilikte elde edilen kâr paydaşlar (hissedarlar) arasında dağıtılırken, sosyal girişimlerde hissedarlar kârdan pay almıyor, bu kâr tekrar girişimin kendisine sermaye olarak yatırılıyor. Bu konuyu Tüsev, “sosyal girişimler kâr odaklı değil, sosyal amaç odaklı hareket eder” diyerek özetliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak, sektörde elde edilen kârın nasıl dağıtıldığı ve / veya paylaştırıldığı ile ilgilenmeyenler de mevcut. Mesela İmece’ye göre önemli olan sosyal girişimin finansal sürdürülebilirliği ve sosyal faydayı sağlayabiliyor olması, bu sebeple İmece sosyal fayda üreten kâr odaklı işletmeleri de sosyal girişim olarak değerlendirmekte. Mikado’nun görüşü ise şöyle: “</span>Ticari girişimcilik kârı maksimize ederken, sosyal girişimciliğin amacı kârı optimize etmektir, onun asıl üzerinde çalıştığı sosyal etkisidir, o sebeple sosyal etkisini maksimize etmeye odaklanır”.</p>
<p><b>Sivil Alanda Genç Bir Aktör </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişimlerin toplumsal ve / veya çevresel bir sorunu ortadan kaldırmak ve sosyal fayda sağlamak amaçlarını düşünürsek, sivil toplumun bir parçası olduğu aşikar, peki neden geleneksel sivil toplum kuruluşları ile aynı kategoride değerlendirilmiyorlar? Bunun da cevabı aslında hem bir finansal modele sahip olmalarında, hem de işleyişlerini sürdürürkenki yaklaşımlarında yatıyor. Bildiğimiz üzere sivil toplum kuruluşları (dernekler, vakıflar vb.) kâr amacı gütmeyen, hatta bir gelir modeline sahip olmadıkları için kâr da etmeyen yapılar ancak sosyal girişimlerin öncelikli hedefi kâr olmasa da, sürdürülebilirliklerini sağlamak adına kâr etmek </span><b><i>zorundalar</i></b><span style="font-weight: 400;">. Ayrıca sosyal girişimler, sivil toplumun diğer aktörlerine göre daha yenilikçi, esnek, dinamik ve hızlı karar alabilen işleyişe sahipler ve bu sayede de geleneksel sivil alan aktörlerinden ayrılıyorlar.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Kaynak: Tüsev &#8211; “Sosyal Girişim Nedir?” broşürü</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Böylelikle, Türkiye’de varolan sosyal girişimlere de bakıldığında, sosyal girişimin özel sektör ve geleneksel sivil toplum kuruluşları arasında orta bir alanı doldurmaya başladığı aşikar. Özel sektörün ürün / hizmet sağlama ve gelir modeli yapısı ile sivil toplumun sosyal fayda ve sosyal etki odaklı yaklaşımını biraraya getirerek, iki sektör arasında yeni bir alan oluşturması ve böylelikle iki taraftan da hem esinlendiği, hem de ilham verdiği açıkça görülmekte. Bu konuda daha detaylı bilgi için Türkiye’de sosyal girişimcilik ile ilgili ilk yazılı metinleri kaleme alan Tüsev’in </span><a href="http://sosyalgirisim.org/userfiles/document/Sosyal%20Girisimler%20ve%20Turkiye_web.pdf"><span style="font-weight: 400;">Sosyal Girişimler ve Türkiye</span></a><span style="font-weight: 400;"> isimli raporu da incelenebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yıllar geçtikçe sosyal girişimler Türkiye’de çoğaldıkça ve yasal mevzuat tahtında da hukuki bir tanıma ve forma kavuştuklarında, farklı sektör ve yapılardan esinlenerek kurulan hibrit modeller olmasından ziyade, kendine ait bir alanı ve sektörü olmaya başladığını göreceğiz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">**</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazıdaki bilgilerin bir kısmı, Ashoka Türkiye Sosyal Girişimcilik Programları Direktörü İstem Akalp, İmece İş Geliştirme ve Strateji Yöneticisi Duygu Kambur, Impact Hub kurucu ortağı Semih Boyacı, Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu Proje ve Eğitim Sorumlusu Agata Fortuna, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı kurucusu Serra Titiz ve Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (Tüsev) Genel Sekreter Yardımcısı Liana Varon ile gerçekleştirdiğimiz röportajlardan sağlanmıştır, ilgili röportaj yazılarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ashoka Türkiye: </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/21/sosyal-girisimler-bugunun-ve-gelecegin-is-modelleri-olabilir/"><span style="font-weight: 400;">“Sosyal Girişimler Bugünün ve Geleceğin İş Modelleri Olabilir”</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İmece: </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/sosyal-girisimler-dinamik-yapilardir/"><span style="font-weight: 400;">“Sosyal Girişimler Dinamik Yapılardır”</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Impact Hub: </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/05/sosyal-girisimcinin-odagi-yatirimci-degil-musteri-olmalidir/"><span style="font-weight: 400;">“Bir Sosyal Girişimcinin İş Modelindeki Ana Odağı Yatırımcı Değil, Müşteri Olmalıdır”</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kusif: </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/25/agata-fortuna-kusif-turkiyenin-sosyal-girisimcilik-potansiyeli-cok-fazla/"><span style="font-weight: 400;">“Türkiye’nin Sosyal Girişimcilik Potansiyeli Çok Fazla”</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mikado: </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/07/sosyal-girisimcilik-cozumu-sorunu-yasayanlarla-birlikte-tasarlamaktir/"><span style="font-weight: 400;">“Sosyal Girişimcilik, Çözümü, Sorunu Yaşayanlarla Birlikte Tasarlamaktır”</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüsev:</span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/07/sosyal-girisimlerin-dinamizmi-ile-sivil-toplumun-tecrubesi-birlesmeli/"><span style="font-weight: 400;"> “Sosyal Girişimlerin Dinamizmi İle Sivil Toplumun Tecrübesi Birleşmeli”</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/08/ne-orali-ne-burali-sivil-alanda-genc-bir-aktor-sosyal-girisim/">Ne Oralı, Ne Buralı, Sivil Alanda Genç Bir Aktör: Sosyal Girişim</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sosyal Girişimlerin Dinamizmi İle Sivil Toplumun Tecrübesi Birleşmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/07/sosyal-girisimlerin-dinamizmi-ile-sivil-toplumun-tecrubesi-birlesmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslıhan Kahraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2019 08:45:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSEV]]></category>
		<category><![CDATA[Liana Varon]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal girişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Genel Sekreter Yardımcısı Liana Varon,  sivil toplum ile sosyal girişimcilik arasında birini diğerinin geleceği ya da devamı olarak tanımlamaktansa, sivil alanda kolaylıkla iş birliği yapacak ve birbirlerini tamamlayacak yapılar olarak düşünmenin daha anlamlı olacağını belirterek, "Sosyal girişimlerin dinamizmi ve esnekliği ile sivil toplumun tecrübesi ve saha bilgisi birleşmeli." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/07/sosyal-girisimlerin-dinamizmi-ile-sivil-toplumun-tecrubesi-birlesmeli/">“Sosyal Girişimlerin Dinamizmi İle Sivil Toplumun Tecrübesi Birleşmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Girişimcilik, girişim, start-up terimlerini daha yeni yeni benimsemiş, “girişimcilik”i daha yeni meslek olarak kabul etmeye başlamışken, son yıllarda sık duymaya başladığımız “sosyal girişimcilik”i Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Genel Sekreter Yardımcısı Liana Varon ile konuştuk.</p>
<p><b>Nedir bu sosyal girişim, sosyal girişimcilik? </b></p>
<figure id="attachment_35651" aria-describedby="caption-attachment-35651" style="width: 303px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-35651" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/PHOTO-2019-01-23-01-08-13-640x960.jpg" alt="" width="303" height="455" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/PHOTO-2019-01-23-01-08-13-640x960.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/PHOTO-2019-01-23-01-08-13.jpg 1000w" sizes="(max-width: 303px) 100vw, 303px" /><figcaption id="caption-attachment-35651" class="wp-caption-text">Liana Varon</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişim, sosyal fayda yaratan ve bunun için aynı zamanda ekonomik faaliyette de bulunan ve bu ekonomik faaliyet sonucu elde ettiği karı, ticari bir girişim gibi hissedarlarına paylaştıran değil, masraflarını ödedikten sonra uğruna çalıştığı sosyal faydaya yatıran bir model.  </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de bu kavramın tam olarak oturduğunu düşünmüyorum, kafa karışıklığının bir boyutu mevzuattan kaynaklı. Dünyadaki örneklere baktığınız zaman, sosyal girişimlerin genellikle “</span>kar amacı gütmeyen şirket<span style="font-weight: 400;">” tüzel kişiliğine sahip olduğunu görüyorsunuz. Türkiye’de böyle bir tüzel kişilik tanımlanmış durumda değil, yani mevzuatta böyle bir tanımlama yok. Türkiye’de kendini kar amacı gütmeyen şirket olarak konumlandıran ve tamamen kendi iç kararları ve inisiyatifiyle böyle hareket eden yapılar olmakla birlikte, bunun mevzuatta karşılığı yok. Bu durumda biz sosyal girişim alanına baktığımızda temelde gördüğümüz, bunların büyük çoğunlukla vakıf ve derneklerin iktisadi işletmesi olduğu, kadın kooperatifleri olduğu, sosyal kooperatifler olduğu vs.. Bu da aslında pratikte sosyal girişimlerle sivil toplum kuruluşları arasında fark var mı yok mu zaman zaman anlamayı zorlaştırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama bu tanım meselesi siyah beyaz düşünebileceğiniz kadar da kolay değil. Çünkü sosyal girişimleri bir tanıma hapsetmenin getireceği riskler de var. Muhtemelen yapacağımız tanım hiçbir zaman modelin gelişimini ve farklı örneklerini takip edemeyecek, ve ister istemez birilerine “sen sosyal girişimsin / sen değilsin” diyeceğimiz bir durum yaratacak. Sosyal girişimleri bir tanıma hapsetmek yerine belli kriterleri ortaya koymanın, mesela hissedarlara kar dağıtmaz, sosyal fayda / sosyal hizmet üretir vb. gibi ortaklaşılabilir kriterler üzerinde anlaşmanın ve geriye kalan değişim / gelişim alanlarını da biraz daha serbest bırakıp, modelin Türkiye’de nereye gideceğini görmenin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p><b>“Sosyal girişim” ve “iktisadi işletmesi olan sivil toplum kuruluşları” arasındaki fark ne peki, bir sivil toplum kuruluşu gelir getirici faaliyette bulunmaya başlarsa ona da sosyal girişim diyebilir miyiz sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim baktığım yerden aslında ikisi de sivil alanın aktörleri. Ortak noktaları sosyal fayda, sosyal değişim yaratmak. Bunun için farklı araçlar, yollar, yöntemler kullanıyor olabilirler. </span><span style="font-weight: 400;">Sorunuza daha net yanıt verebilmek için örnekleri tek tek incelemek gerektiğini düşünüyorum. Ancak, bence temelde şöyle bir fark var: sosyal girişimlerin kendilerine ait iş modelleri var, sosyal girişimler sosyal fayda yaratırken bir ekonomik faaliyet yürütmeyi ve bu faaliyetten gelir elde etmeyi hedefliyor. Sivil toplum kuruluşlarının temelinde ise ekonomik faaliyetler yer almıyor , kurdukları iktisadi işletmeler genellikle vakıfa / derneğe ek bir gelir yaratma maksadıyla yan faaliyet olarak yürütülüyor. Bence burada ciddi bir fark var. Çünkü sizin ana yaklaşımınızın gelir elde etmek olmasıyla, bunu çalışmalarınıza bir destek, yani kaynak geliştirme faaliyeti olarak yürütmek, temelde ilgili kurum açısından farklı tecrübeleri, farklı yaklaşımı gerektiriyor. </span></p>
<p><b>Sosyal girişimler sivil toplumun geleceği mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişimler “sivil toplumun geleceği mi” sorusu uluslararası alanda da giderek daha fazla tartışılan bir konu haline geldi. Bunun sebeplerinden bir tanesi Türkiye’de ve dünyada birçok ülkede  sivil alanın giderek daralması. Sivil alanın daralmasıyla birlikte sivil toplum kuruluşları ve aktivistler üzerindeki baskılar da giderek artıyor. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, dünyada da bir sürü ülkede bunun örnekleri var. Böyle bir ortamda kar amacı gütmeyen şirket statüsünde bir sosyal girişim kurmanın ve sosyal girişim olarak sosyal fayda ve değişim yaratmanın yasal mevzuat açısından vakıf ve dernek olmaktan daha kolay olduğu, daha az baskıya / müdahaleye maruz kalınacağı gibi bir beklenti var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, son dönemde özel sektörün de sivil toplum kuruluşları yerine sosyal girişimleri desteklemeyi tercih ettiğini gözlemliyoruz. Bunu bir veriye dayandırarak değil, genel izlenim olarak paylaşıyorum. Bunun sebebi de, sosyal girişimleri vakıf ve derneklere kıyasla daha hızlı, daha yenilikçi, daha esnek ve kolay yol alan yapılar olarak görmeleri anladığım kadarıyla. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her iki durumda da gözardı edilmemesi gereken nokta şu olabilir: Sosyal girişimler bir taraftan belki bizim alışık olduğumuz vakıf / dernek yapılarına göre daha hızlı ve / veya daha serbest hareket edebiliyorlar. Ancak dikkate alınması gereken bir diğer taraf da sivil toplum kuruluşlarının alandaki deneyimleri ve çalıştıkları alanda sahaya dair bilgileri. Yıllardır o alanda çalışmanın, ilgili hedef kitleyle / faydalanıcı grubuyla dirsek temasında olmanın getirdiği uzmanlıkları var. Bu sebeple, </span>birinin diğerinin geleceği ya da devamı olarak tanımlamaktansa, sivil alanda kolaylıkla iş birliği yapacak ve birbirlerini tamamlayacak yapılar olarak düşünmenin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-36063 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/PHOTO-2019-01-23-11-26-54_1-640x427.jpg" alt="" width="363" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/PHOTO-2019-01-23-11-26-54_1-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/PHOTO-2019-01-23-11-26-54_1-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/PHOTO-2019-01-23-11-26-54_1-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/PHOTO-2019-01-23-11-26-54_1.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 363px) 100vw, 363px" />Türkiye’deki sosyal girişimciliğin dünyadaki örneklerinden farkı var mı, diğer ülkeler ile ülkemizi kıyasladığınızda nelerden bahsedebiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişim ve sosyal girişimcilik kavramlarını uluslararası alandan aldığımız için dünyada yaşanan gelişmelerden kopuk olduğumuzu ya da çok farklı bir söylem geliştirdiğimizi veya geliştireceğimizi düşünmüyorum. Bir kavramı ya da modeli alıp yerel koşullara göre şekillendirdiğimizde, ondan bizim ne çıkardığımız ve nasıl uyguladığımız önemli. Benim gözlemim, bunun uluslararası alandan çok da farklılaşmadığı yönünde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer ülkelerle &#8211; örneğin sosyal girişimciliğin en fazla geliştiği ülkeler olan İngiltere veya Amerika- bir farkımız sosyal girişim kavramının gündemimize daha geç girmiş olması. Bu ülkelerde daha fazla sayıda sosyal girişim örneği var, ve bu örneklerin önemli bir bölümü de finansal sürdürülebilirliğini sağlamış durumda. Ancak bu ülkelerde sosyal girişimler ve sivil toplum kuruluşlarına yaklaşım, yasal ve mali mevzuat, toplumun bu alandaki farkındalığı da Türkiye’de olduğundan oldukça farklı. Devletin destek mekanizmaları, sosyal girişimler için tanımlanmış tüzel kişilikler ve mali mevzuat, o ülkede yaşayan insanların sivil topluma desteği, bağış yapma oranları, sosyal girişimlerden ürün almayı tercih etme oranları vs.. Sosyal girişimlerin toplumda bir karşılığı olup olmamasının da önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum. Yani bir ürünü ya da hizmeti dezavantajlı bir grubu desteklediğini ya da çevreye zarar vermeden adil şekilde üretildiği için almayı tercih eden bir kitlenin de olması gerekiyor. Zaten olmadığında, sosyal girişimlerin de finansal sürdürülebilirliğini sağlaması çok daha zor hale geliyor.</span></p>
<p><b>Konu tam da ona gelmişken, “finansal sürdürülebilirlik” sizce sosyal girişimler için bir hayal mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben hayal olduğunu düşünmüyorum, ama kolay olduğunu da düşünmüyorum. Bununla ilgili tek bir öneriyle gelmek de pek kolay değil. Finansal sürdürülebilirlik için, her sosyal girişimin geleceği öngören ve finansman konusunu iyice değerlendirerek kurgulanmış bir iş modeli olmasını gerektiğini düşünüyorum. </span>Bir sosyal girişim açısından yarattığı sosyal fayda kadar ve sosyal etkisini ölçümlemek kadar, hatta daha elzem olarak, bir iş modeli olması da önemli, listesinde en tepelerde bu konu olmalı diye düşünüyorum. <span style="font-weight: 400;">Ayrıca bunun tek taraflı bir süreç olduğunu da düşünmüyorum. Yani sosyal girişimler iş ve finansal modellerini geliştirirken bir yandan toplumda sosyal girişimlerin sağladığı ürün ve/veya hizmetleri almaya yönelik bir farkındalık oluşması da gerekiyor. </span><span style="font-weight: 400;">Sosyal girişimcilik ekosistemini geliştirmek için çalışan birçok kurum ve kuruluş bu alanda önemli çalışmalar yapıyor. Örneğin, alandaki farklı aktörlerin bir araya gelerek hayata geçirdiği Türkiye’de </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/01/sosyal-girisimciler-mujde-turkiyenin-sosyal-girisimcilik-agi-kuruldu/"><span style="font-weight: 400;">Sosyal Girişimcilik Ağı Projesi</span></a><span style="font-weight: 400;">’nin Türkiye’deki sosyal girişimcilik ekosisteminin ve buna bağlı olarak da sosyal girişimlerin güçlenmesinde ve çeşitlenmesinde  önemli bir katkısı olacağına inanıyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/07/sosyal-girisimlerin-dinamizmi-ile-sivil-toplumun-tecrubesi-birlesmeli/">“Sosyal Girişimlerin Dinamizmi İle Sivil Toplumun Tecrübesi Birleşmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
