<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>konda arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/konda/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/konda/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Oct 2022 06:56:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>konda arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/konda/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KONDA ve Hafıza Merkezi’nden Gençlerin İnsan Hakları Algısına Yönelik Araştırma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/26/konda-ve-hafiza-merkezinden-genclerin-insan-haklari-algisina-yonelik-arastirma-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2022 06:56:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[A.J. Muste Hafıza Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlerin İnsan Hakları Algısı]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hafıza Merkezi ve KONDA Araştırma ve Danışmanlık A.Ş., Gençlerin İnsan Hakları Algısı üzerine yeni bir araştırma yayımladı. KONDA’nın Hafıza Merkezi için gerçekleştirdiği bu araştırma, gençlerin sivil toplum, insan hakları ve geçmişle yüzleşme ile ilgili algı ve düşüncelerini ele alıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/26/konda-ve-hafiza-merkezinden-genclerin-insan-haklari-algisina-yonelik-arastirma-2/">KONDA ve Hafıza Merkezi’nden Gençlerin İnsan Hakları Algısına Yönelik Araştırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Raporun amacı, gençlerin genelde sivil topluma, özelde insan hakları hareketine yönelik eğilim, tercih ve profillerini anlamak ve buradan hareketle sivil toplum alanında oluşturulacak yeni stratejiler için bir bilgi zemini oluşturmak. Hafıza Merkezi önümüzdeki haftalarda, raporun bulgularının gençlerle birlikte tartışılacağı bir atölye serisi düzenleyecek.</p>
<h5><strong>Araştırma Kapsamı </strong></h5>
<p>Rapor, gençlerin eğilimlerini beş başlık altında anlamaya çalışıyor:</p>
<p>1) STK’lara katılım deneyimleri,</p>
<p>2) demokrasi algıları,</p>
<p>3) insan hakları algıları,</p>
<p>4) insan hakları savunucuları ve STK’lara yönelik algı ve tutumları,</p>
<p>5) geçmişle yüzleşme beklentileri.</p>
<p>25-26 Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülen saha çalışması kapsamında 28 ilin 95 ilçesine bağlı 144 mahallesinde, yaşları 18 ila 30 arasında değişen 2,217 gençle hanelerinde yüz yüze görüşüldü. Buna ek olarak, saha çalışmasına katılan 18 kişi ile yarı yapılandırılmış derin görüşmeler gerçekleştirildi.</p>
<h5><strong>Araştırma Bulguları </strong></h5>
<p>Gençlerin sivil topluma olan ilgisi düşük, ancak umutlu olmak için sebep var.</p>
<p><strong>Gençler sivil topluma ilgisiz, fakat… </strong></p>
<p>Gençlerin sivil topluma ve siyasete katılım deneyimleri oldukça sınırlı. Gençlerin sadece yüzde 4’ü dernek, yüzde 3’ü vakıf üyesi ya da gönüllüsü. Her 5 gençten 4’ü herhangi bir siyasi partiye üye değil ve olmak istemiyor. Araştırma, gençlerin STK’lara yüzde 12 oranında güven duymadığı için, yüzde 11 oranında ilgi duymadığı için katılmadığını gösterdi. 4 kişiden 1’i ise katılım göstermemesine herhangi bir neden göstermedi.</p>
<p><strong>Gençlerin hak savunucuları ile ilgili düşüncesi olumlu </strong></p>
<p>Öte yandan hükümetin hak savunucuları ile ilgili yaratmak istediği olumsuz algıya rağmen gençler hak savunucularını olumlu kavramlarla tanımlıyor. Gençlerin hak savunucularına ilişkin algılarında ilk sıralarda “açık fikirli, adil ve cesur” tanımlamaları geliyor. Her 10 gençten sadece 1’i hak savunucularını dışa bağımlı olarak tanımlarken, devlet düşmanı diyenlerin oranı da yüzde 4.</p>
<p><strong>Gençlere göre Türkiye’de en çok kadınların hakkı ihlal ediliyor </strong></p>
<p>Türkiye’de gençler, en çok kadınların, daha sonra da kendilerinin haklarının ihlal edildiğini düşünüyor. Bununla uyumlu bir şekilde insan hakları savunucularının en çok kadınların eşitlik hakkını savunduğunu düşünüyor ve en çok da bunu savunması gerektiğini söylüyorlar. Gençlerin en çok savunulması gerektiğini düşündüğü haklar kategorisinde ikinci sırada ise ifade özgürlüğü hakkı geliyor.</p>
<p><strong>Geçmişle yüzleşme gençler için soyut kalmış bir konu </strong></p>
<p>Gençlerin geçmişle yüzleşme konusunda sahip oldukları tutum ve beklentinin soyut kaldı söylenebilir. Temelde gerçekleri ortaya çıkarmak ve toplumsal farkındalık öncelenirken, faillerin cezalandırılmasını ya da tazminat ödenmesini her 5 gençten 1’i destekliyor. Gençlerin yüzde 18’i ülkenin geçmişle yüzleşme gibi bir sorunu olmadığını düşünürken, yüzde 48’i tüm dezavantajlı kimliklerle yüzleşilmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/hafiza-merkezi-ve-konda-arastirma-ve-danismanlik-genclerin-insan-haklari-algisi/" target="_blank" rel="noopener">Araştırma raporunun tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/10/26/konda-ve-hafiza-merkezinden-genclerin-insan-haklari-algisina-yonelik-arastirma-2/">KONDA ve Hafıza Merkezi’nden Gençlerin İnsan Hakları Algısına Yönelik Araştırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Toplum İklim Değişikliğiyle Mücadelede Çözümün Parçası Olmaya Hazır&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/30/toplum-iklim-degisikligiyle-mucadelede-cozumun-parcasi-olmaya-hazir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2021 11:21:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yuvam Dünya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği Algısı Araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=74673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yuvam Dünya Derneği'nin KONDA Araştırma ile yaptığı 'Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı' araştırma sonuçları yayınlandı. Araştırmaya göre, toplumun çoğunluğu olağan dışı mevsim olaylarının olağan olacağını düşünüyor; kendini zayıf ve kırılgan hissediyor. Araştırmanın umut verici bulgusu, toplumun iklim değişikliğiyle mücadelede davranışsal değişikliklere ve çözümün parçası olmaya hazır olduğunu göstermesi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/30/toplum-iklim-degisikligiyle-mucadelede-cozumun-parcasi-olmaya-hazir/">&#8216;Toplum İklim Değişikliğiyle Mücadelede Çözümün Parçası Olmaya Hazır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yuvam Dünya Derneği&#8217;nin KONDA Araştırma’yla birlikte yürüttüğü ‘İklim Değişikliği Algısı Araştırması’nda, Nisan 2021 döneminde, 74 ilin 372 ilçesinde telefon görüşmeleriyle ulaşılan 3022 kişiye, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda, ‘farkındalık’, ‘kırılganlık’ ve ‘sorumluluk’ perspektiflerinde 10 farklı soru soruldu.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, sorunları ve fırsatları ortaya koyuyor.</p>
<h5><strong>İklim Krizine Dair Farkındalık Yaygın</strong></h5>
<ul>
<li>Araştırma iklim değişikliğinin hava olaylarına ve doğaya etki ettiği konusunda toplumun dörtte üçünde yaygın bir farkındalık olduğunu gösteriyor. Bu farkındalığın en yüksek olduğu yaş kümesi gençlerken, meslek gruplarında da öğrenciler ve beyaz yakalı çalışanlar ön plana çıkıyor.</li>
<li>Ülke genelinde artan farkındalıkla beraber, her bölgenin kendi reel gerçekliği çerçevesinde iklim krizini hissettiğini ve geleceğe yönelik beklentilerinin daha da olumsuz olduğunu ortaya koyuyor. Göreceli olarak, en yüksek bilinç seviyesi Batı Anadolu ve Batı Marmara’da görülüyor.</li>
<li>Halk “Olağan dışı mevsim olayları olağan olacak” diyor. İklim değişikliğinin yol açtığı sorunlar kapsamında en öne çıkanlar olağandışı mevsim olaylarının çoğalması, hava kirliliği, suya erişimin zorlanması ve orman yangını, sel, kuraklık gibi afetler olarak görülüyor.</li>
<li>Önümüzdeki iki yılda başlarına gelebilmesi en olası iki olayın neler olabileceği sorulduğundaysa, toplumun en tedirgin olduğu olaylar olarak %54 oranıyla sağlık problemi yaşamak ve daha sonra %38 oranıyla susuzluk çekmek ön plana çıkıyor.</li>
</ul>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-74678 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/09/haklin-3-te-ikisi-kirilgan-hissediyor.jpg" alt="" width="600" height="337" /></strong></p>
<h5><strong>Her 3 Kişiden 2’si Kendini Zayıf ve Kırılgan Hissediyor</strong></h5>
<ul>
<li>İklim değişikliğinin olası etkilerinin karşısında toplumun ne denli kırılgan ve zayıf hissettiği irdelendiğinde beklenenin ötesinde bir derinlik tespit edildi.</li>
<li>Her üç kişiden ikisi iklim değişikliğinden dolayı meydana gelebilecek bir olay veya durumda başkalarına kıyasla daha fazla zorlanacağını düşünüyor ve kırılgan hissediyor.</li>
</ul>
<h5><strong>İmkanlar Azaldıkça Çaresizlik Hissi Artıyor</strong></h5>
<ul>
<li>Ekonomik sınıf ve geçinme durumları iklim krizi etkilerine uyum sağlama konusunda en çok fark yaratan demografik unsur olarak ortaya çıkıyor.</li>
<li>Ekonomik seviyesi en düşük olan kümenin %81’i herhangi bir felakete maruz kaldığında diğer kişilere kıyasla çok daha zorluk çekeceğini öngörüyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Sorumlu Devlet ve Vatandaş</strong></h5>
<ul>
<li>Araştırmada iklim değişikliğiyle mücadelede, toplumun çoğunluğunun en etkili aktör konumunda devleti bildireceği kabulüyle, ikincil olarak kimi sorumlu gördüğü sorusuna yanıtta yaşın ve dindarlık seviyesinin oldukça etkili olduğu anlaşılıyor. Her beş kişiden dördü sorumluluğu devlette görürken, yarısından fazlası (%55’i) hem devlet hem de vatandaşı sorumlu buluyor.</li>
<li>Özel sektöre sorumluluk atfedenlerin seviyesinin düşük;  özel sektör sorumlu diyenler %1, hem devlet hem de özel sektör sorumlu diyenler ise %14 düzeyinde.</li>
<li>İklim değişikliğinin ve yol açtığı meselelerin farkında olan bir toplum olarak devlete ana sorumluluğu ve dönüştürücü rolünü atfeden vatandaşlar, kendileri de sorumluluk üstlenmeye ve davranışsal değişikliklerle çözümün parçası olmaya hazır görünüyor.</li>
<li>Enerji tüketimini azaltmak, ihtiyacımız kadar tüketmek, yaşantılarımızı sadeleştirmek, kağıt, plastik ve cam gibi atıkların geri dönüşümünü sağlamak en belirgin davranışsal değişim alanları. Buna karşılık, çevreye duyarlı markaların ürünlerini tüketmek ana odak alanları içinde değil; şahsi araç kullanmaya meyil ve vazgeçmeme eğilimi ters dinamik olarak beliriyor.</li>
</ul>
<h5><strong>Gençlerde Bilinç ve Sorumluluk Yüksek; Eylem Odağı Dağınık</strong></h5>
<ul>
<li>İklim değişikliğinin etkileri konusunda yüksek bilinç seviyesinde olan ve vatandaşlara daha yüksek oranda sorumluluk atfeden gençlerin, özellikle 15-17 yaş arası kümesi, bu durumun tersine çözümün parçası olmak üzere harekete geçmeye hazır değil.</li>
<li>Genelde yaşlılar, gençlere kıyasla daha hazır ve çözüm odaklı görünüyorlar; tasarruf bilinçleri de daha yüksek.</li>
</ul>
<p><strong><img decoding="async" class="size-full wp-image-74679 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/09/geri-donusume-hazir.jpg" alt="" width="600" height="337" /></strong></p>
<h5><strong>Geri Dönüşüme Sıcak Bakan Toplumuz</strong></h5>
<ul>
<li>Halkın %90’ı kağıt, plastik, cam gibi atıkların geri dönüşümüne önem veriyor. %57’si halihazırda yaptığını, %32’si ise imkânı olsa yapabileceğini söylüyor.</li>
<li>Meslek gruplarında, beyaz yaka çalışanların %95’i kağıt, plastik, cam gibi atıkları geri dönüştürüyor ya da geri dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyor.</li>
<li>En az benimsenen eğilim olan çevreye duyarlı markaların ürünlerini tercih etme davranışı; alt gelir grubunun yüzde 50’si “imkânım olsa yaparım” diyor.</li>
<li>Gelir seviyesi arttıkça, çevreye duyarlı ürünleri kullanma eğilimi artıyor. Emekliler ile beyaz yakalar bu konuda daha bilinçli görülüyor.</li>
</ul>
<h5><strong>‘Çözümün Parçası Olmaya Yöneldik’</strong></h5>
<ul>
<li>Araştırmaya göre, toplum problemin değil, çözümün parçası olmaya yönlenmiş durumda.</li>
<li>Toplumun çoğunluğu, devletin ve özel sektörün sorumluluklarının farkında; iklim krizinin gereklerini yapmalarını ve dönüştürücü rol üstlenmelerini bekliyor.</li>
<li>Ancak vatandaş olarak da çözümün parçası konumunda kendini görüyor ve olanakları ölçüsünde daha köklü seviyede davranışsal değişimi hedefliyor.</li>
</ul>
<p>Araştırmanın tümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/yuvam-dunya-turkiyede-iklim-degisikligi-algisi-arastirmasi/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/30/toplum-iklim-degisikligiyle-mucadelede-cozumun-parcasi-olmaya-hazir/">&#8216;Toplum İklim Değişikliğiyle Mücadelede Çözümün Parçası Olmaya Hazır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Yarısına Göre: &#8220;İklim Krizi Pandemiden Daha Tehlikeli&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/26/turkiyenin-yarisina-gore-iklim-krizi-pandemiden-daha-tehlikeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2020 10:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Haber]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konda Araştırma ve İklim Haber, “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Pandemi sürecinde yeni soruların eklendiği araştırmanın bulgularına göre, iklim krizinde endişe duyan çoğunluk, iklim değişikliğini COVID-19 virüsünden daha büyük bir tehlike olarak görüyor. Ormanların kesilmesine karşı olan ve yeşil alanların korunmasını savunan çoğunluk, ekonomik toparlanma için tarıma ve yenilenebilir enerjiye yatırımın yapılmasını istiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/26/turkiyenin-yarisina-gore-iklim-krizi-pandemiden-daha-tehlikeli/">Türkiye’nin Yarısına Göre: &#8220;İklim Krizi Pandemiden Daha Tehlikeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020” araştırması, Türkiye toplumunun çevresel hassasiyetlerini gösteren bir algı araştırması. Araştırma Türkiye’de kamuoyunun iklim değişikliği algısını ölçerken aynı zamanda giderek derinleşen iklim krizi hakkındaki görüşleri ortaya koyuyor. Türkiye çapında 3431 kişi ile yüz yüze yapılan anket, pandemi süreciyle artan çevresel farkındalığı da irdeliyor. Pandemi koşullarında toplumun algısını ortaya koyan araştırma raporunda, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır&#8217;ın, İklim Haber Yayın Yönetmeni Barış Doğru’nun ve Kadir Has Üniversitesi&#8217;nden Prof.Dr Erinç Yeldan&#8217;ın değerlendirmeleri ile çeşitli ekonomistler ve akademisyenlerin görüşleri de yer alıyor.</p>
<p>İklim Haber ve KONDA’nın 2018 yılında yaptığı “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri Araştırması” toplumun ilk tercihinin güneş enerjisi olduğunu; 2019 yılındaki “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” araştırması 2018’deki gibi Türkiye toplumunun iklim değişikliğinin gerçekliği ve tehdidin büyüklüğü konusunda mutabık olduğunu göstermişti.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-61439 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-1.jpg" alt="Konda 1" width="300" height="300" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-1.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-1-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Pandemi koşullarında yapılan 2020 yılı “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020” araştırmasının öne çıkan temel bulgular şunlar:</p>
<h5><strong>Pandeminin Gölgesindeki İklim Krizi</strong></h5>
<p>Türkiye’de her 2 kişiden 1’ine göre, iklim krizinin virüsten daha büyük bir kriz.</p>
<p>%51,5’u “Evet, iklim krizi virüsten daha büyük krizdir”; %42 “İklim krizi de ciddi ama o kadar acil bir mesele değil”; %6,5’lik azınlık “İklim krizi diye bir şey yoktur” görüşünde.</p>
<h5><strong>İklim Değişikliği Endişesi Büyüyor</strong></h5>
<p>Her 10 kişiden 7’si iklim değişikliği konusunda endişeli.</p>
<p>%14,7 iklim değişikliğinden çok endişeli;  %54,6’sı ise endişeli.</p>
<h5><strong>İklim Krizi Kaynaklı Afetler Artıyor </strong></h5>
<p>Üç yıldır katılımcılara “Türkiye’de sel, fırtına, aşırı sıcaklık, kuraklık gibi düzensiz hava olayları arttı mı, azaldı mı?” sorusuna “Arttı” diyenler geçen yıla göre (%71,1) artışla %85,2’e ulaştı.</p>
<h5><strong>İklim Krizi İnsan Faaliyetlerinin Sonucu</strong></h5>
<p>Bu yıl ilk kez “İklim değişikliğine dair düşüncenizi şimdi okuyacaklarımdan hangisi daha iyi açıklıyor?” sorusuna %71,4’ü “İnsan faaliyetlerinin sonucudur” dedi.</p>
<h5><strong>İklim Değişikliğine Karşı Tarım ve Yenilenebilir Enerjiye Yatırım Yapılmalı</strong></h5>
<p>Pandemi sonrası ekonomik toparlanma için tarım ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmalı.</p>
<p>“Koronavirüs sonrası hangi sektörlere yatırım yapılması gerek?” sorusuna “Yenilenebilir enerji” yanıtı verenler %36,5; “tarım” diyenler %53’; “İnşaat” diyenler sadece %8,7, “Kömür, gaz gibi yakıtlar” diyenler ise %13.</p>
<h5><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-61440 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-2.jpg" alt="Konda 2" width="300" height="300" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-2.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/Konda-2-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><strong>En Ucuz Yenilenebilir Enerji Güneş</strong></h5>
<p>“Hangi kaynaktan elektrik üretmek daha ucuz, daha düşük maliyetli?” sorusuna %62,7’si “Güneş” ve %23,9’u “Rüzgar”; %5,2 “Kömür”, %4 “Doğalgaz” dedi.</p>
<h5><strong>Ekonomik Kalkınma Uğruna Çevre Kirliliğine Göz Yumulamaz</strong></h5>
<p>“Hidroelektrik santrallarla (HES) ilgili” soruya; “Doğaya ve köylüye çok zararı oluyor, asla kurulmamalı” diyenler düzenli bir artışla, %70,1’e ulaştı; “Bu konu çok abartıldı, HES’lerin kurulması lazım” diye cevaplayanların oranı %29,9.</p>
<p>“Madenlerin ekonomiye kazandırılması için çevre kirliliğine göz yumulabilir” yargısına: “Kesinlikle yanlış” (%39,9) ve “Yanlış” (%36,1) cevapları toplamda %76’ya ulaştı.</p>
<h5><strong>Yükselen Çevre Hassasiyeti </strong></h5>
<p>%75’lik kesime göre iklim değişikliğine karşı yeşil alanların korunması gerekiyor. %85’e göre ekonomik kalkınma için ormanların kesilmemeli.</p>
<p>Toplumda yükselen çevre hassasiyetini bir kez daha gösteren <a href="https://ecf.apms5.com/anywhere/m?s=ecf&amp;m=s_6f582d6c-bddf-4909-b92a-5fc6652b44e4&amp;u=e1jq4wvfdtfm6da289232d1t5n144h265mu34d245mw3je1n5mum8hhh6mr30dhq6rv44&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq6juvcd5ppgrb2cnt2wvvjcwqqew1dcdqpwx35dtu2yxbgdhqp2t3k5wt30chg5wrk2bvbdxq68r9dc5t62wvmd5t6ur9de9gq0vvj5mt30chgecq70t36&amp;n=3">“Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı” </a>raporuna <a href="https://www.iklimhaber.org/wp-content/uploads/2020/11/konda-arastirma-rapor-2020s.pdf">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/26/turkiyenin-yarisina-gore-iklim-krizi-pandemiden-daha-tehlikeli/">Türkiye’nin Yarısına Göre: &#8220;İklim Krizi Pandemiden Daha Tehlikeli&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konda&#8217;nın Toplumsal Değişim Raporu Yayınlandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kondanin-toplumsal-degisim-raporu-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jan 2019 11:45:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal değişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konda, 10 yıllık toplumsal değişim raporu yayınladı. Rapora göre ateist oranı yüzde 1'den yüzde 3'e çıkarken, dindar oranı yüzde 55'ten yüzde 51'e geriledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kondanin-toplumsal-degisim-raporu-yayinlandi/">Konda&#8217;nın Toplumsal Değişim Raporu Yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konda araştırma şirketi 10 yıllık toplumsal değişim raporu açıkladı. Raporda 2008 ile 2018 arasında çeşitli alanlarda karşılaştırmalar yapıldı.</p>
<p>Raporda, hayat tarzlarının yanı sıra kimi önemli ekonomik veriler de yer aldı.</p>
<p><strong>Ev Sahibi Oranında Düşüş</strong></p>
<p>Rapora göre ev sahibi olan kişilerin oranı yüzde 74&#8217;ten yüzde 66&#8217;ya geriledi.</p>
<p>Kiracıların oranıysa yüzde 21&#8217;den yüzde 29&#8217;a çıktı. Raporda apartmanda oturanların oranının yüzde 33&#8217;ten yüzde 59&#8217;a yükselmesi de dikkat çekti.</p>
<p><strong>&#8216;Mutluyum&#8217; Diyenlerin Oranında Azalma </strong></p>
<p>Rapora göre 2008 yılında &#8220;Mutluyum&#8221; diyenlerin oranı yüzde 57&#8217;yken, bu oran 2018&#8217;de yüzde 52&#8217;ye geriledi.</p>
<p>Rapora göre ortalama yaş artmasına rağmen evlilerin oranı yüzde 71&#8217;den 65&#8217;e düştü.</p>
<p><strong>&#8216;Dindar&#8217; Olduğunu Söyleyenler Azaldı </strong></p>
<p>Rapora göre &#8220;Dindar&#8221; olduğunu söyleyenler de 10 yılda yüzde 55&#8217;ten yüzde 51&#8217;e geriledi.</p>
<p>&#8220;İnançlı&#8221; olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 31&#8217;den yüzde 34&#8217;e çıkarken, &#8220;Sofu&#8221; olduğunu söyleyenlerin oranıysa yüzde 13&#8217;ten yüzde 10&#8217;a düştü.</p>
<p>Kendisini &#8220;Ateist&#8221; olarak tanımlayanların oranı 3 kat artarak yüzde 1&#8217;den yüzde 3&#8217;e yükseldi, &#8220;İnançsız&#8221;ların oranıysa yüzde 1&#8217;den yüzde 2&#8217;ye çıktı.</p>
<p>Haberin tamamı için <a href="https://tr.sputniknews.com/yasam/201901031036915063-kondanin-toplumsal-degisim-raporu-yayinlandi/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız. </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/03/kondanin-toplumsal-degisim-raporu-yayinlandi/">Konda&#8217;nın Toplumsal Değişim Raporu Yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 10:15:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Kutuplaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı 10 Haziran 2018'de Serdar Kuzuloğlu'nun sitesinde yayınlanmıştır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/">‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Şu ‘ötekiler’ olmasa her şey ne güzel olurdu. Ne hakikatı görür ne de laftan anlarlar. Ne düşünmeyi bilirler ne de konuşmayı. Neyse ki sonları yakın.</p></blockquote>
<p>‘Makus kader’ kontenjanından her geçen gün nasibimize biraz daha fazlası düşen ‘<strong>kutuplaşma</strong>‘ bahsinde aklıma gelen ilk isim, saygı ve ilgiyle takip ettiğim (araştırma şirketi <a href="http://konda.com.tr/">Konda</a>‘nın Genel Müdürü) <a href="https://twitter.com/bekiragirdir">Bekir Ağırdır</a> oluyor. Seneler önce -yani böyle şeylerin ekranlarda rahatça konuluşabildiği yıllarda- bir televizyon programında bu kavrama dair çok güzel bir özet yapmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi:</p>
<blockquote><p>Kutuplaşma toplumun farklı görüş, umut ve ideolojilerle ayrılması değil bu grupların <strong>hiçbir koşulda diğer tarafa geçme ihtimalinin kalmamasıdır</strong>. Tehlikeli olan da budur.</p></blockquote>
<p>Yani kutuplaşma ile kast ettiğimiz ‘kireçlenme’ tarzı bir şey. Kendi varlığını koruyabilmek için karşı tarafı şeytanlaştıran, empati (kendini karşısındakinin yerine koyma) duygusunu kemiren bir olgu.</p>
<p>Kutuplaşma her doğruyu kendi tarafında, her yanlışı da karşı tarafta aramaya zorlar. Bu süreçte herkes kendi kuytusuna çekilir. Sadece kendi liderini dinler, kendi kanalını izler, kendi gazetesini okur, kendi gibi insanlarla bir arada bulunur. Çünkü -pek dillendirilmese de- kutuplaşmış bir toplumda herkes <strong>kendi varlığını kutbunun varlığına bağlar</strong>. İnsanlar ‘birey’ olmaktan çıkmış, kendini bir tarafın ‘<strong>parça</strong>‘sı haline gelmiştir. &#8216;Diğer taraf&#8217; zihinlerde kendine yaşam hakkı tanımayacak bir şeytana dönüşmüştür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28249" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-640x439.jpg" alt="" width="640" height="439" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-640x439.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-1024x703.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-610x419.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-320x220.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Ve en acısı (özellikle bizim gibi ülkelerde) kutuplaşma, siyasi, ideolojik, tarihi temellerden öte <strong>ekonomiye</strong> dayanır. Yürütülen bir var olma mücadelesidir. Arz değil; talep edenler vardır. İş isterler, aş isterler, maaş isterler, bağış isterler, af isterler… Siz hiç bu coğrafyada kendi cenahı için varını-yoğunu seferber eden bir taraf gördünüz mü? Hele bir talep etmeyi deneyin bakalım.</p>
<p>Oysa bal gibi biliyoruz ki hiçbir devlet vatandaşlarına <strong>rağmen</strong> <a href="http://dergipark.gov.tr/download/article-file/195289">gelişemez</a>.</p>
<p>Kutuplaşmış düzen, kendi ayakları üstünde duramayan (durması <strong>istenmeyen</strong>) bireylerin dayanak arayışıdır. Böylesi yapılarda <strong>dinler dahi önce tarikatlara, sonra onlar eliyle devlete muhtaç hale getirilir</strong>. Bu düzende dini kurumlar ve tarikatlar siyasi bir kutba <strong>tabi</strong> hale getirmeden ayakta kalamaz, <strong>helak olur</strong>.</p>
<p><strong>Kutuplaşma düzeninde en büyük günah birey olmaktır</strong>. En büyük korku, uçlardan birine yerleştirilemeyen kişi, kurum ve kavramlardır.</p>
<p>İşte böylesi bir ortamda; yani ‘kutuplaşma’ kavramını her türlü tanımı yetersiz bırakacak şekilde yaşayan Türkiye’de kimilerine göre ülke tarihinin <strong>en önemli</strong>; hatta kimilerine göre <strong>son</strong> seçimine <a href="https://bianet.org/bianet/siyaset/197955-bekir-agirdir-karsimizda-uc-parcali-turkiye-var">hazırlanıyoruz</a>.</p>
<p>Şahsen bu iki tanıma da katılmıyorum. Yaşanılan zamanı gözde büyütmek insanın en büyük zaaflarından biri (Keops ehramını inşa ederken Firavunlar da medeniyetin ulaşabileceği son noktaya vardıklarına emindi). Yaşadığımız zamanı, şahit olduklarımızı çok önemli sanıyoruz ama dünya tarihi içinde esamesi bile okunmayacak küçük bir detay olarak kalacaklarına emin olun.</p>
<p>Bazıları için <a href="https://twitter.com/mserdark/status/1001365776786309120">ikinci baskı</a> olabilecek aşağıdaki video, bugün ‘Avrupa’ diye adlandırdığımız kara parçasının Milattan Önce 400 yılından bu yana geçirdiği evreleri birkaç dakika içinde özetliyor. Bundan 500 yıl sonra güncellenmiş haline bakanların da benzer şeyler göreceğine ve <strong>seyrettikleri zamanın nihai şekli temsil ettiğine</strong> inanacaklarına emin olun.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="The Rulers of Europe: Every Year" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/IpKqCu6RcdI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Yani zamana sadece kendi ömrümüzün ölçeğinde bakmak mümkün. Üstelik bu sandığımızdan daha yaygın (ve ürpertici) bir tavır. Sigorta satıcılığı yaptığım yıllarda hayat sigortası satışında ne kadar zorlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Öldüğü zaman ödediği primler oranında ailesine toplu bir para verileceği fikri garip bir şekilde neredeyse <strong>kimseyi ilgilendirmiyordu</strong> (oysa hepsi ailesi için çalıştığı iddiasındaydı). Hatta çoğu “Öldükten sonra parayı ne yapayım, sen bana sağlık sigortasından bahset” diyordu.</p>
<p>Anne-baba da olsan sonuçta en tatlı olan kendi yaşamındı zira. Seçenek olarak sunulduğunda, öldükten sonra ailesine bir şeyler bırakmak yerine daha uzun ve sağlıklı yaşamak herkese daha cazip geliyordu.</p>
<p><strong>Para, her fikrin, kutsalın ve ideolojinin <a href="http://dogrulukpayi.com/bulten/milyonerler-nereye-gidiyor">evrensel turnusol kağıdıdır</a>.</strong></p>
<p>Siyaseten baktığımızda yaşanılan dönemi ve olayları aşırı önemseme bir yere kadar mazur da görülebilir. Sonuçta elimizden gelenler, hayatta olduğumuz sürece yapabildiklerimizdir, değil mi? Kızmayın ama pek de değil. Daha doğrusu bu denklem, hayatta kim olduğunuz ve o sürede ne yaptığınızla ilgili. Kafka ve Dostoyevski ölmüş müdür mesela? Peygamberler? Churchill, Atatürk, Gandhi, Hitler ölmüş müdür? İnsanı diğer bütün biyolojik bedenlerden ayıran <strong>akıl</strong>(mantık, zihin, muhakeme, tahayyül, vs) kavramını görmezden gelmeyelim. Bedenler elbet ölür. Fikirler ve akılcı sistemler ise kalır. Seçmenler ölür. Ama iktidarlar, devletler -bir şekilde- yoluna hep devam eder.</p>
<figure id="attachment_28251" aria-describedby="caption-attachment-28251" style="width: 640px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-28251" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-28251" class="wp-caption-text">KAYNAK: AMERİCAN DREAMİNG</figcaption></figure>
<p>Seçim arefesindeyiz. Ve her şey tahmin ettiğimiz gibi neredeyse. Herkes kendi tarafını canla-başla savunuyor, karşı tarafı lanetliyor. Kendi desteklediği liderin televizyondaki laf sokmalarıyla kendinden geçiyor ve bunu sosyal medyada bütün dünyaya duyurmak istiyor. Oysa hepsinin (hala) fark edemediği detay, bunun kendini tatminden (veya kandırmadan) öte bir şey olmadığı. Çünkü kutuplaşmış toplumlarda ne o liderlerin ne de taraftarlarının söylemleri karşı tarafa <strong>ulaşmaz</strong>. Yankı vadisindeki çığlıklar gibi duvarlar arasında seker durur, ağır ağır <a href="http://www.pnas.org/content/early/2017/06/20/1618923114">yok olur</a>.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="500" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Yapılan bir araştırmanın özeti: Twitter&#39;da politik bir söylemi duyurma çabası &#39;öteki mahalle&#39;ye ulaşmıyor, &#39;dostlar&#39; arasında kalıyor. <a href="https://t.co/Whpb544Uej">https://t.co/Whpb544Uej</a></p>
<p>&mdash; M. Serdar Kuzuloğlu (@mserdark) <a href="https://twitter.com/mserdark/status/938296452484337664?ref_src=twsrc%5Etfw">December 6, 2017</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>Kutuplaşmış toplumlarda taraftarlar maçı bir stadyumdaki gibi izlemez. Yani resmin bütününü görmez. Göremeyeceğinden değil; bunu <strong>istemez</strong>. Görme fırsatlarını bertaraf eder. Maruz kalırsa görmezden, duymazdan gelir. Kendi doğrusu dışında bir başka kavramın <strong>varlığı</strong> bile ona kabul edilemez gelir.</p>
<p>Ve istisnasız kutuplaşmış her toplum, çözümü kendi kutbunun liderliğinde arar. Aksi mümkün değildir. Meseleler bir kan davası mantığında işler. Çünkü kutuplaşmış toplumda mantık, liyakat gibi kavramlar yoktur; sadece ‘senden ve benden’ olanlar vardır. O yüzden kimin neye ehil olduğu değil; kimlerden olduğu önemli hale gelir. Bu yüzden susuzluktan ölme pahasına öte taraftan bir yudum su içemez. Öte taraf da acından ölme pahasına bir lokma yemek isteyemez. Böylece o koca toplumlar birleşmek yerine ayrışarak önce sefalete, ardından çürümeye ve dağılmaya sürüklenir. Ortadoğu’nun özeti budur. Her zaman işe yaramıştır, yarayacaktır (<del>Cemil Meriç’in</del> İbn-i Haldun’un gayet isabetle buyurduğu gibi ‘<strong>Coğrafya kaderdir</strong>‘).</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="500" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Hasretlerim: ifade ozgurlugu, meritokrasi, sorgulayabilen medya, kuvvetler ayriligi, siyasetten bagimsiz ticaret ve hosgoru (ya sizin?)</p>
<p>&mdash; M. Serdar Kuzuloğlu (@mserdark) <a href="https://twitter.com/mserdark/status/761147445900374016?ref_src=twsrc%5Etfw">August 4, 2016</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>Bu uzun kutuplaşma tanımının ardından biraz da sonuçlara bakalım. ‘Öteki’ kavramının ne ifade ettiğini ve nelere yol açtığını anlamaya çalışalım. Detaylara -her zaman olduğu gibi- yazıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.</p>
<h3>Rakamlarla memleket</h3>
<p>TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirilen ‘Diğeri ile Karşılaşmada Ötekileştirme/meyi Anlamak: Türkiye’de Gençlerle Empati ve Eşitliği Tartışmak’ başlıklı 3 yıllık, disiplinlerarası <a href="https://www.timeturk.com/digeri-ile-karsilasmada-otekilestirme-meyi-anlamak-projesi/haber-809186">araştırmanın</a> sonucuna göre:</p>
<ul>
<li><strong>Gençlerin yüzde 90’ı</strong> ‘kızlarının diğer gruptan birisiyle evlenmesini’ kabul etmeyeceğini söylüyor.</li>
<li>Gençler arasında ‘ötekiler’ ile arkadaşlık edenlerin oranı yüzde 11.</li>
<li>Ötekilere misafirliğe gidenlerin oranı yüzde 10.</li>
<li>Çocuklarının ‘ötekilerinin’ çocuklarıyla arkadaşlık etmesini istemeyen anne-babaların oranı <strong>yüzde 90</strong>.</li>
<li>Ötekilerle birlikte iş yapılmamasını isteyenlerin oranı <strong>yüzde 84</strong>.</li>
</ul>
<p>Bir kamu kuruluşu olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun ‘Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ <a href="http://dogrulukpayi.com/bulten/2017-ic-goc-dalgas">araştırmasına göre</a> 31 Aralık 2017 itibariyla <strong>80 milyonu aşan bir nüfusun yüzde 18,6’sı (başka bir deyişle -ve sadece resmi rakamlara göre- 15 milyondan fazla kişi) İstanbul’da yaşıyor</strong>. Üstelik iç göçten nasibini en fazla alan da yine İstanbul. Sadece 2016 yılında <strong>369 bin 582 kişi</strong> bu şehre göç etmiş. Bu veri neden önemli? Çünkü kutuplaşmış toplumlarda nüfusun (dolayısıyla ekonominin) belirli şehirlerde konsantre olması tehlikelidir.</p>
<p>2010 – 2014 yıllarını kapsayan (6. Dalga) Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey) <a href="http://www.worldvaluessurvey.org/WVSOnline.jsp">verilerine</a> göre:</p>
<ul>
<li>Yüzde 95,4 gibi bir oranla aile Türk toplumunda inanılmaz yüksek bir oranda öneme sahip (<em>bunu ‘birey’ olma ekseninden okuyun</em>).</li>
<li>Halkın yüzde 68,1’i için din önemli. Toplumun yüzde 97,3’ü kendini bir dini inanç ya da dini gruba aktif olarak mensup olarak tanımlıyor.</li>
<li>Türkiye için ‘boş zaman’ lüks ihtiyaçlar listesinde yer alıyor. Boş zamana sahip olmayı önemli bulanların oranı sadece yüzde 41,9.</li>
<li>Hayatımdaki <strong>en önemli</strong> konu ‘iş’ diyenlerin oranı yüzde 49,6.</li>
<li>Kendisini tamamen ‘memnun’ hissedenlerin oranı yüzde 14.</li>
<li>Halkın yalnızca yüzde 11,6’sı çoğu insana güvenilebileceğini düşünürken, <strong>yüzde 82,9</strong>’luk kesim diğer insanlarla etkileşime geçerken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünmektedir.</li>
<li>Halkın yüzde 95,5’i herhangi bir spor aktivitesi yapmıyor, yüzde 96,6’sı sanat ile ilgilenmiyor, yüzde 97,4’ü herhangi bir sendikaya, <strong>yüzde 94,9’u siyasi partiye üye değil</strong> (<em>kutuplaşma ekseninde düşününce ilginç, değil mi?</em>).</li>
<li>Türklerin <strong>yüzde 85,4</strong>‘ü eşcinsel komşu istemiyor. Evlenmeden birlikte yaşayan çiftleri istemeyenlerin oranıysa yüzde 65,4.</li>
<li><strong>Kadının kocasından fazla kazanmasını doğru bulmayanların oranı yüzde 47</strong>. Erkeklerin iş hayatında kadınlardan daha başarılı olduğuna inananların oranıysa <strong>yüzde 64</strong>.</li>
</ul>
<p>Bu kapsamlı araştırmanın ayrıntılarını yukarıda paylaştığım bağlantıdan incelemenizi tavsiye ederim. Analiz kısmının <a href="http://politikaakademisi.org/2016/12/27/dunya-degerler-arastirmasi-2010-2014-turkiye-verileri-analizi/#_ftn1">özetinden</a> küçük bir parçayı da paylaşmak istedim:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye halkı, çok geleneksel ve aşırı muhafazakârdır</strong>. Özellikle aile konusundaki aşırı önem, dünyada çok az benzeri bulunan ölçüde yüksektir. Dolayısıyla, <strong>Türkiye toplumu ailecidir</strong>. Din konusunda da oldukça yüksek oranda bir onaylama olmakla birlikte, bu durum, aile konusundaki kadar yüksek değildir.</li>
<li>Türkiye toplumu sanılanın aksine politik bir toplum değildir. Toplumda muhafazakâr ve ataerkil değerler yoğun olmakla birlikte, bunlar politik temelli düşünceler değildir ve <strong>sosyolojik tabanlıdır</strong>.</li>
</ul>
<p>Biraz da ‘halkı yetiştiren’ kadınlara bakalım. Konda araştırma şirketinin ‘Kendi Akvaryumunun Dışındaki Kadınlar’ başlıklı araştırmasına göre:</p>
<ul>
<li><strong>14 yaş üstü 31 milyon kadının yüzde 66’sı (başka bir deyişle 20 milyon kadın) evde oturuyor</strong>.</li>
<li>40 milyon toplam kadın nüfusun 31 milyonu erkeklerden daha fazla kazanmalarının <strong>sorun oluşturacağına inanıyor.</strong></li>
<li>Hafta sonları kadınların <strong>yüzde 61’i hiçbir şey yapmadan evde oturuyor</strong>, yüzde 26’sı akraba ziyaretine gidiyor.</li>
<li>Kadınların (yüzde 50 oranla) en çok söz sahibi olduğu tek konu: <strong>mobilya seçimi</strong>.</li>
</ul>
<p>SiA Insight Genel Müdürü Hüseyin Tapınç’ın paylaştığı <a href="http://www.diken.com.tr/kara-tablo-kadinlarin-yuzde-46si-egitimleri-sirasinda-siddet-goruyor/">verilere</a> göre:</p>
<ul>
<li>15-24 yaş grubundaki her üç genç kadından biri, ne eğitim ne de iş hayatında kendine yer bulabiliyor.</li>
<li>15-24 yaş arası kadınların yüzde 50’si ilköğretim mezunu.</li>
<li>Kadınların yüzde 78’i evlenmek, yüzde 74’ü çocuk sahibi olmak istiyor.</li>
<li>Kadınların yüzde 90’ı yabancı bir dil bilmiyor.</li>
<li><strong>Kadınların yüzde 95’inin pasaportu yok</strong>.</li>
</ul>
<p><a href="http://worldhappiness.report/ed/2018/">2108 yılı Dünya Mutluluk Raporu</a>‘na göre:</p>
<ul>
<li>Mutlu olma sıralamasında Türkiye 2017 yılında 69. sıradayken 2018’de <strong>74. sıraya gerilemiş</strong> durumda (İlk 10 ülke: Finlandiya, Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç ve Avustralya).</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28255" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-640x963.jpg" alt="" width="640" height="963" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-640x963.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-610x918.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-320x481.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Türkiye gibi gırtlağına kadar siyasete dalmış, ekonomiden spora, bilimden sanata her şeyi <a href="https://www.mserdark.com/memleket-tamam-da-senin-halin-ne-olacak/">siyasetten bekler hale gelmiş</a> ülkeler adına önemli bulduğum bir veriyi İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Black Sea Trust (BST) tarafından <a href="https://goc.bilgi.edu.tr/tr/arastirmalarimiz/24/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017/">gerçekleştirilen</a> <strong>2016 tarihli</strong> Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları başlıklı <a href="http://www.bilgiyay.com/p/913/fanusta-diyaloglar-turkiye-de-kutuplasmanin-boyutlari">araştırmadan</a> paylaşmak isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28256" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<ul>
<li>Araştırmaya göre Hükümetin kendine diğer insanlar kadar saygı gösterdiğini düşünenlerin oranı muhafazakarlarda yüzde 73 iken bu oran Kürtler’de yüzde 25’e düşüyor.</li>
<li>Son 5 yılda benim gibilerin maddi durumu diğerlerine kıyasla daha iyi gelişmiştir diyenlerin oranı muhafazakarlarda yüzde 58 iken, Atatürkçüler’de yüzde 24.</li>
</ul>
<p>Aynı araştırmanın 5 Şubat 2018’de <a href="https://goc.bilgi.edu.tr/tr/haberler-ve-etkinlikler/181/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-sunumu/">yinelenen sürümündeyse</a>:</p>
<ul>
<li>Türk siyasetinin ortak ‘zıt kutbu’ değişmemiş. 2016’da genel anlamda kendine en uzak hissedilen parti yüzde 43,6 ile HDP iken bu oran 2018’de yüzde 52,7 olmuş.</li>
<li>Siyaset Türkiye’yi o kadar bölmüş ki nüfusun neredeyse yarısı karşıt gördüğü partinin kendi bölgesinde basın açıklaması yapmasına, toplantı veya yürüyüş düzenlemesine, eğitim almasına; hatta yüzde 37 oranında <strong>seçimlere katılmasına bile tahammül edemez hale gelmiş</strong>. Gerekirse telefonlarının dinlenebileceğini savunanların oranı yüzde 30!</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28257" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Siyasi beslenme kaynaklarımız çoğunluğun tahminlerinden farklı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28258" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Yazının başında paylaştığım ‘yankı vadisi’ meselesi bu araştırmada daha da belirgin ortaya çıkıyor. Yukarıdaki grafikte açık ara en büyük bilgilenme kaynağı olarak çıkan televizyonların parti seçmenleri bazındaki tercih edilme dağılımına bakalım:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28259" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Gördüğünüz gibi hiçbir ‘partili’ diğer tarafın televizyonlarını <strong>açmıyor</strong> bile. Özellikle iktidar ile özdeşleşen kanalların muhalefetten herkese kapalı olduğu ve iktidara hiçbir kanalın ekranını kapatamayacağı hatırlandığında bu grafiği okumak daha anlamlı oluyor. Bu durum diğer mecralarda da farklı değil üstelik. Gazetelere bakalım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28260" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Dahası -ironik bir şekilde- <strong>herkes kendi medyasının tarafsız, karşı tarafın ise ‘taraflı’ olduğunu düşünüyor</strong>. Araştırma böyle düşündürücü veriler ışığında sayfalarca sürüyor. İncelemenizi kesinlikle tavsiye ederim.</p>
<p>Son olarak Kadir Has Üniversitesi’nin Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin 31 Ocak 2018 tarihli ‘<a href="http://ctrs.khas.edu.tr/post/19/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2017-sonuclari">Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması</a>‘ raporuna bakalım:</p>
<p>Sonuçlara göre Türkiye gündemindeki en önemli sorunun başını PKK, FETÖ gibi başlıklar altında terör çekiyor. Ardından işsizlik, pahalılık ve özgürlükler geliyor. Maslow mantığında hiç de şaşırtıcı değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28261" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Seçmen gözünde istisnasız bütün partiler bir önceki yıla göre <strong>daha başarılı </strong>bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28262" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bu uzun ve bereketli araştırmadan son seçimim yazımızın da konusuyla doğrudan ilintili. Sormuşlar: Türkiye’de bir siyasal kutuplaşma olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28263" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>“Lafın tamamı deliye söylenir” kabilinden derlediğim (daha önce de <a href="https://www.mserdark.com/memleketini-tanimak/">değinmiş olmaktan</a> güç alarak) bu yazı kutuplaşma adı verilen illetten çektiklerimizi gözden geçirmek ve mevcut durumu ortaya koymayı hedefliyordu. Ama muhtemelen bahsettiği derdin kurbanı olarak, sadece benim çevremdeki bir avuç insana dağılacak. Oysa niyetim o değildi. Herkes elinden geleni yaptığı sürece varsın, olsun.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=HPT6_sZdoLg">Socrates’ten bu yana</a> bu tarafta değişen pek bir şey yok gibi.</p>
<p>Son olarak; sanmayalım ki bu kutuplaşma meselesi sadece bize has. Hayır. Aksine gelişmiş ülkelerde de farklı doz ve şekillerde uç verdiğini görüyoruz. Deniz Ülke Arıboğan’ın sözleriyle “Şimdiye kadar sadece coğrafi haritalarda gördüğümüz (sanal) ülke sınırlarını artık uzaydan dahi gözlemleyebiliyoruz. Çünkü (Türkiye dahil) birçok ülke sınırlarına <a href="https://www.inkilap.com/duvar">duvar örüyor</a>“.</p>
<p>Oysa insanın doğası, fıtratı böyle değil. Bakın sadece <strong>1980’den bugüne</strong> nasıl değişmiş kültürler. İnsanlık böylesine devingen işte sonuçta. Kimileri baskılamayı, geciktirmeyi becerebiliyor sadece.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Live cultural map over time 1981 to 2015." width="500" height="375" src="https://www.youtube.com/embed/ABWYOcru7js?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Birey olarak düşünüp var olabildiğimiz; her çiçekten öz alıp kendi balımızı harmanlayabileceğimiz, rengarenk bir gelecek hayaliyle…</p>
<div class="sharedaddy sd-sharing-enabled">
<div class="robots-nocontent sd-block sd-social sd-social-icon-text sd-sharing">
<p class="sd-title">Kaynak: <a href="https://www.mserdark.com/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/" target="_blank" rel="noopener">mserdark.com</a></p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/">‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 08:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[murat baker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16904</guid>

					<description><![CDATA[<p>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi. -Bu araştırmaya neden başladınız? Şahsen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi.</strong><span id="more-16904"></span></p>
<p><b>-Bu araştırmaya neden başladınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahsen bir araştırmacı olarak uzun zamandır toplumsal kutuplaşma çalışıyorum. Daha çok Kürt sorunu olmakla birlikte son yıllarda da ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda yaşanan kutuplaşmanın sebebini anlamaya çalışıyorum. KONDA&#8217;yla bir süredir bu konularda çalışıyorduk ve aslında darbeden hemen sonra bu kutuplaşmanın nereye evrildiğini ve Türkiye&#8217;de yıllardır var olan darbeye karşıtlık söyleminin toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu anlamak için hemen bir araştırma yapmak istedik. Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Evren Balta ve Bilgi Üniversitesi&#8217;nden ve Yrd. Doç. Murat Paker&#8217;le üçümüz KONDA ile birlikte nicel bir araştırma yaptık darbenin hemen ardından. Bu çalışmada aslında bu darbeye karşıtlık söyleminin toplumda bir karşılık bulduğunu gördük. Gerçekten toplumda ciddi bir darbe karşıtlığı oluşmuştu. Fakat nicel çalışmalarda çok fazla detaya giremiyorsunuz; özellikle kavramların insanlar üzerinde neler oluşturduğunu, insanlar tarafından nasıl algılandığına dair. Bu çalışmada toplumda bir darbe karşıtlığı oluştuğunu görsek de, 15 Temmuz darbe girişiminin büyük bir toplumsal mutabakatla püskürtüldüğünü görmüş olsak da toplumun farklı kesimlerinde önemli farklılıklar olduğunu da tespit ettik, özellikle kavramlar bazında.</span></p>
<figure id="attachment_16905" aria-describedby="caption-attachment-16905" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16905 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg 900w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16905" class="wp-caption-text">Ayşe Betül Çelik</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin sonuçta çok büyük bir toplumsal travma hafızası da var. Duyguların, hafızanın ve kavramların bu toplumsal kutuplaşmada ya da birliktelikte ne tür etkileri var, bunu anlamak istiyorduk. Bu yüzden böyle bir çalışmaya girdik.</span></p>
<p><b>-Çalışmayı yaptığınız dönemde yani darbe girişimi sonrasında Türkiye&#8217;deki toplumsal kutuplaşma ne boyuttaydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmadan önce de KONDA ile 2012 ile 2014 yıllarında yaptığım toplumsal kutuplaşma ve ötekileştirme  çalışmalarım vardı. Türkiye&#8217;de çok fazla toplumsal fay hatları olduğunu göstermiştik bu çalışmalarda ama bunlar genelde partiler üzerinden giden bir okumaya sahip. Halbuki sadece partiler bazında değil; ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda da kırılmalar var. Türkiye&#8217;de son 10 yıldır yapılan birçok çalışma zaten bunu ortaya koyuyor. Biz dolayısıyla &#8220;Toplumsal kutuplaşma var mı?&#8221;dan ziyade &#8220;Nerelerde var?&#8221; ve &#8220;Duygular, hafıza ve kavramlar bu toplumsal kutuplaşmayı nasıl etkiliyor?&#8221; diye bakmaya çalıştık. Ayrıca tabii ki asıl sorumuz &#8220;15 Temmuz sonrası yurttaşlık kavramı üzerinden nasıl şekilleniyor bu kutuplaşma?&#8221; idi. Farklı kimliklerdeki vatandaşlar demokrasi, eşitlik, adalet gibi temel kavramlardan ne anlıyor, Türkiye’deki siyasi hayata dair bazı önemli olayları nasıl hatırlıyor, nasıl bir Türkiye hayal ediyor ve toplum olarak bizi bir arada tutan değerleri nasıl yorumluyor gibi sorulara yanıt almak istedik. </span></p>
<p><b>-Peki bugün biz kutuplaşmaya nerelerde şahit oluyoruz daha çok?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bu çalışmada demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, millet, devlet gibi kavramları sorduk insanlara ve demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar özellikle AK Parti ve MHP tabanını bir tarafa CHP ve HDP tabanını diğer tarafa alırsak oldukça derin kırılma noktaları oluşturuyor. En çarpıcı olanlardan birisi şu tespit mesela: birçok AKP&#8217;li için &#8220;Zaten dünyada eşit bir toplumu yok ki&#8221; söylemi çok ağır basan bir söylem. Ya da özgürlüklerden daha önemli şeyler olduğuna vurgular var. Oysa bu kavramlar kendini azınlık hisseden CHP ve HDP için demokrasinin olmazsa olmazı. Eğer bir kavramın bırakın ne demek olduğuna, öneminde bir birliktelik yoksa zaten o noktada bir diyaloğun da önü kapanmış oluyor, o kavram üzerine konuşmak önemsizleştiriliyor. Kutuplaşmanın en sorunlu alanı burası.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laiklik zaten tarihsel olarak çok büyük kırılma yaratan bir kavram. Bizim çalışmamızda da bu kırılmanın etkileri görülüyor. Şöyle güncel bir şeyden de bahsedeyim: İncelediğiniz değerler içerisinde parti bazında ayrılmanın en az hissedildiği alan adalet. Parti ayrımı olmadan katılımcıların çoğu Türkiye&#8217;de şu an adaletsiz bir ortamda yaşıyor olduğunu düşünüyor ve en çok adaletsizlik yaşayanların da fakirler, Kürtler, kadınlar, Aleviler ve azınlıklar olduğunu söylüyorlar. Biz bir de Türkiye&#8217;nin nasıl yönetilmesi gerektiğini yani ideallerini, nasıl bir yönetim beklediklerini sorduk katılımcılara. Bu çalışma nisan seçimlerinden önce yapılmıştı ve ilginç bir şekilde bu tartışmaların döndüğü bir ortam olmasına rağmen kimse bu tartışmaları parlamenter sistem, başkanlık sistemi üzerinden cevaplamadı. Ortak bir biçimde tüm seçmenler, tüm katılımcılarımız adalet sistemine vurgu yaparak cevap verdiler soruya. Hemen hemen tüm katılımcılar Türkiye nasıl yönetilirse yönetilsin- parlamenter sistem, başkanlık sistemi ne olursa olsun- tarafsız ve her yurttaşa sosyal statüsünden bağımsız olarak eşit mesafede yaklaşan bir yargı sisteminin olması gerektiğini söylediler. Bunu şundan dolayı söylüyorum; adalet yürüyüşünün bu kadar topladığı destek açısından “başarılı” olmasının tam da toplumdaki bu ihtiyaca ses vermesi açısından olduğunu düşünüyorum. AK Partilisinden HDP&#8217;lisine her kesimde özellikle yargının işleyişi açısından bakıldığında bir adaletsizlik duygusu hakim görülüyor. </span></p>
<p><b>-Peki ortaklaşmanın en az olduğu kavramı bir kez daha tekrar eder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani adalet ihtiyacı dışında hemen hemen hiçbir kavramda zaten ortaklaşma yok. Bunlar çok soyut kavramlar, dolayısıyla tanımlaması zor kavramlar ama mesela laiklik kavramı belki Türkiye&#8217;de bu tartışmanın çok fazla yürüdüğü ve de eğitim sistemimize çok girdiğini düşünürsek katılımcılar tarafından görece daha kolay tanımlanmış ve tanımlamalarda da ortaklaşma var. Fakat laiklikle ilgili sorunlar sorulduğunda AK Parti seçmeni bunu devletin dinine karışması (mesela cuma namazı saati çalışmak zorunda olmak) olarak görüyor, laikliğin tarihsel olarak din düşmanlığı olduğuna dair örnekler veriyor ve dinin elden gitmesine dair korkularını anlatıyor.  Oysa laik kesim yani daha çok CHP ve HDP seçmeni laiklikle ilgili sorunlarını son yıllarda laikliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyleyerek cevaplıyor ve böyle bir ortamda hayat tarzına yapılacak müdahalelerden korkuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Demokrasi kavramı ise daha soyut bir kavram ve birçok katılımcı aslında &#8220;Demokrasi nedir?&#8221; sorusuna cevap veremiyor. Demokrasi ve eşitlik kavramı toplumsal ortaklıkların daha zor inşaa edilebileceği bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Demin de dediğim gibi bunun sebebi AK Parti seçmeninin bu kavramları “zaten bu dünyada eşit ve demokratik ülke yok ki, bu kavramları önemseyelim” duruşu. Ya da “Bence Türkiye eşitsizlik yaşamayan bir ülke çünkü ben kendim böyle bir şey yaşamadım” bakışı çünkü bu bakış da eşitsizlik yaşayan kesimlere karşı empatinin, dinlemenin ve anlamanın önünü kesen bir duruş. Bu duruşlar, sonuçta  yaşanan eşitsizlikleri “normalleştiriyor.” Dolayısıyla orada bir ortaklaşma oldukça zor görünüyor. </span></p>
<p><b>-Şöyle bir gözlemim var doğrular mısınız bilmiyorum. Raporunuzda şöyle bir cümle görüyorum &#8220;Katılımcılara Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların önemli bir bölümü Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olarak görmediğini ortaya çıkarıyor.&#8221; </b><b>Aynı zamanda bir adalet talebinden de bahsetmiştiniz ve ülkede eşitsizlik olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştiniz. Katılımcıların çoğunun Türkiye&#8217;yi demokratik görmemesi ve eşitliğin çok fazla olmadığına inanması onlara &#8220;adaletsizlik&#8221; olduğunu düşündürüyor diyebilir miyiz? Katılımcı bu üç kavram arasında bir bağlantı kuruyor mu sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu tekrar belirteyim, sadece Türkiye’deki adaletsizlik üzerinde bir ortaklaşma var. Diğer kavramlarda yani demokrasi ve eşitsizlik üzerinde bir ortaklaşma yok. Türkiye&#8217;nin demokratik görülüp görülmemesi katılımcıların demokrasiyi nasıl tanımladıklarıyla alakalı. AK Partili seçmenin birçoğunda &#8220;Dünyanın hiçbir yerinde demokratik ve eşit bir yönetim yok ki&#8221; fikri var. Bu söylemlerle yola çıktıklarında Türkiye&#8217;nin demokratik olmaması normalleştirilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP tabanı daha çok Türkiye&#8217;de demokrasi olmamasını zaten normal bir durum olarak karşılarken diğerleri bu tanımı eşitlik, özgürlük, haklar ve hukuk üzerinden tanımladığında bir farklılaşma oluşuyor. Mesela demokrasinin olduğunu düşünen AK Partili çoğunluğa göre ise demokrasi seçimlerin olması, kuralların, özel mülkiyetin olması olarak gösteriliyor. Dolayısıyla bu kavramların nasıl tanımlandığı çok önemli. Bu yüzden de bir ayrışma var. </span></p>
<p><b>-Bu kutuplaşma ve farklılaşmayı dini ve mezhepsel öğeler üzerinden nasıl okuyabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laikliğin nasıl tanımlandığına dönelim burada. Bu tanımda bir ortaklaşma var, herkes tanımlamayı &#8220;Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması&#8221; olarak yapıyor. Birçok AKP&#8217;linin laiklik kavramına karşı çıkması, devletin dini kontrol altında tutmasıyla ilgili bir şey iken bir çok CHP&#8217;li ve HDP&#8217;li seçmene göre karşı çıkılan ise devletin özel hayata müdahalesi üzerinden okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Partili kesim de laik kesim de Türkiye&#8217;nin laik olmadığını söylüyor ama nedenleri farklı. AK Partililer cuma namazına gidememelerini, diyanetin sadece sünni kesimi temsil ediyor olmasını, yaşam tarzına karışılmasını, laikliğin Müslümanlıkla alakalı bir yönetim olmaması gibi nedenleri söylüyorlar. CHPli ve HDP&#8217;liler ise devletin din üzerinden hayatlarına karışmasını söylüyorlar laik olmama nedeni olarak ve sıkça son zamanlarda yaşanan metrobüste saldırılan hemşireyi, Ramazan’da içki içenlerin dövülmesini örnek gösteriyorlar bu iddiaya kanıt olarak. Laiklik meselesinde Alevilik ve Sünnilik üzerinden çok büyük bir toplumsal yarılma var. Bu özellikle Alevi kesimin 15 Temmuz gecesi yaşadığı korkuda da ortaya çıkıyor. Alevi katılımcılar, örneğin, o gece yaşadıkları korkuyu sarıklı, cübbeli insanların sokaklarda olmalarının, kendilerinin daha açık giyindiğinden kendilerine de saldırabilecekleri olarak ifade ediyorlar. </span></p>
<p><b>-Biraz da eşitlik kavramı işlerken ortaya neler çıktığından bahsedelim. Toplumun hangi öğeleri kendini daha az eşit görüyor sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de bu eşitlik meselesi hep güçlü iktidar üzerinden kuruldu. Bu durumda uzun süredir iktidarda bulunan bir parti karşısında kendini azınlık hisseden kesimler bu eşitlik meselesine farklı bakıyorlar. Hemen hemen tüm CHP&#8217;li ve HDP&#8217;liler eşitsizlik ve ayrımcılık konularında şikayetçi. En çok eşitsizlik yaşanılan alan olarak gelir dağılımındaki eşitsizlikten ve fakirlikten bahsediliyor. Mesela sistemin güçlüden yana olması söylemleri çok fazla ortaya çıkıyor. Bu sistem kavramını çok fazla duyduk katılımcılardan. Bunu pek tanımlayamıyorlar, bazen bu kapitalist sistem oluyor, bazen devletin kurumları oluyor. Ama iktidara yakınlık-uzaklık ilişkisi üzerinden bir eşitsizlik tanımı ayrımcılık tanımını çok fazla görüyoruz ve tarihsel güç ilişkilerine de çok fazla atıflar vardı bizim görüşmelerimizde. Mesela, her siyasi iktidarın “kendi toplumunu/yandaşını” oluşturmasıyla o siyasi iktidarın sadece o kesimi biraz daha eşit görmesi meselesi çok fazla öne çıkıyor. Yani bir görüşmecimizin ifadesiyle görünüşte herkes eşit ama “iktidarın toplumu” daha eşit. Bu açıdan bakıldığında da HDP&#8217;li seçmenin diğerlerinden çok ayrı düştüğünü görüyoruz çünkü HDP&#8217;liler &#8220;Biz zaten yıllardır bu iktidar savaşında hep ezilen olduk&#8221; söylemini çok fazla yansıtmış durumdalar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beni şaşırtan bir durum vardı, belki daha fazla araştırma yapılması gerekiyordur; son yıllarda kadınlara karşı eşitsizliğin de toplum tarafından görüldüğüne şahit olduk çalışmamızda. Türkiye&#8217;de kadınlara karşı eşitsizlik olduğunu söyleyen çok fazla insan oldu ve bu sadece CHP veya HDP değil AK Partili kadınlar tarafından da söylendi. Bu benim için biraz şaşırtıcıydı çünkü bunun yasa yapıcılarda çok fazla karşılığı olmasa da toplumda böyle bir gözlem, böyle bir saptamanın olmuş olması dikkate değerdi.</span></p>
<p><b>-Araştırmanızda kolektif hafızaya dair de bir çalışma var. Bu çalışmaya dayanarak sormak istiyorum; Türkiye&#8217;de kolektif hafızanın en çok ortaklaştığı yer ve en çok ayrıştığı yer neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu söyleyerek başlamak lazım; kolektif hafıza dediğimiz şey oldukça görece bir şey ve biliyoruz ki yakın tarih en çok hatırladığımız tarihtir. Ne kadar geriye gidersek hafızaya dair bilgilerdeki ortaklaşmalar da o kadar azalabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma 15 Temmuz&#8217;un hemen sonrasında yapıldığı için en yakın ve ortak toplumsal olay olduğu için en çok hatırlanması oldukça doğal. En çarpıcı olan da HDP&#8217;liler için 15 Temmuz&#8217;dan daha önemli olanın Gezi olayları olması. Ayrıca baktığımızda MHP ve AK Parti&#8217;nin hafızalarında çok fazla ortaklıklar görüyoruz. HDP ve CHP&#8217;nin ise farklılaştıklarını görüyoruz. CHP&#8217;liler için mesela en çok hatırlanan olay 12 Eylül; HDP&#8217;liler de ise Gezi olayları, 10 Ekim Ankara katliamı, Dersim katliamı, Maraş katliamı ve Kürt katliamı gibi Kürtlerin travmatik hafızasının oldukça ortaya çıktığını görüyoruz. Benim için hafıza meselesindeki en çarpıcı veri şu oldu; biliyorsunuz AK Partinin çıkışı dindar kesiminin cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirilmesi söylemi üzerine kurulu. Biz bu çalışmada bazı olayların nasıl hatırlandığını da sorduk. Bunlardan biri de 28 Şubat idi. İlginç bir şekilde, 28 Şubat en az AK Partili seçmence hatırlanıyordu. </span><span style="font-weight: 400;">AK Parti’liler içerisinde 28 Şubat’ı aktif olarak hatırlayanlar özellikle başörtüsü yasağı yüzünden bu dönemde doğrudan bir mağduriyet yaşamış olan kadınlar. Bu da bize şunu gösteriyor aslında: Kolektif hafızamız siyasi iktidarca araçsallaştırılıyor ve yeniden şekilleniyor. </span><span style="font-weight: 400;">AK Partililer 15 Temmuz&#8217;u daha çok 12 Eylül darbesiyle kıyaslıyorlar. Yani 12 Eylül darbesinden sonra yükselen darbelere karşıtlık söylemi üzerinden oluşturuyorlar argümanlarını ama 28 Şubat&#8217;a dair bu ayrımcılık söylemi CHP seçmeni tarafından karşılık bulmuş gibi görünüyor. Tabii burada şunu söylemek lazım, bu çalışma İstanbul&#8217;daki CHP&#8217;lilerle yapıldı ve İstanbullu CHP seçmeninin tam olarak Türkiye&#8217;deki CHP seçmenini temsil ettiğini düşünmüyorum ve bizim görüşme yaptığımız CHP&#8217;li seçmenler sosyal demokrat diyebileceğimiz profile daha çok uyuyorlardı. Dolayısıyla bu genellemeyi yapmak çok doğru olmayabilir ama şunu görmek lazım; AK Parti seçmeninde özellikle 28 Şubat travması daha çok bu deneyimi yaşayan kadınlar üzerinde görülüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16906" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg" alt="" width="900" height="487" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg 1000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-640x346.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-610x330.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-320x173.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapordan bir alıntı yapayım; &#8220;Diğer önemli bir bulgu ise, yakın tarihin ne kadar yakın olduğu konusunda HDP ile diğer parti seçmenleri arasındaki olağanüstü farktır. HDP dışındaki diğer parti seçmenlerinin ortak hafızasında en yakın tarih 12 Eylül 1980 iken HDP seçmenleri için en yakın tarih 1915&#8217;tir.&#8221; Yani HDP&#8217;li seçmenin travmaları cumhuriyetin bütün azınlıklar üstünde gerçekleştirdiği travmalarını da kapsıyor. Zaten rapora da bakarsanız en çok travma başlığı HDP&#8217;li seçmene ait.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak yakın bir tarihte de yaşandığı için Gezi olaylarının bütün seçmenler tarafından hatırlandığını görüyoruz ama tabii bunun nasıl hatırlandığıyla ilgili ciddi yarılmalar var. Özellikle AK Parti ve MHP seçmeni Gezi olaylarını dış mihrakların, teröristlerin, ülkeyi bölmek isteyenlerin planı olarak görüyor. Yıllardır ulusal kesimin sahip çıktığı &#8220;Dış mihraklar ülkeyi bölmeye çalışıyor&#8221; söylemi artık en çok AK Partili seçmen kesimi tarafından sahiplenmiş gibi gözüküyor.</span></p>
<p><b>-15 Temmuz&#8217;a yönelik hafızaya geçelim. Araştırmayı yaptığınız dönemde 15 Temmuz nasıl okunuyordu insanlar tarafından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP seçmeninin bire bir, bu konudaki AK Parti söylemini benimsemiş olduğunu görüyoruz. Yani &#8220;Bunu kim yaptı?&#8221; sorusuna cevap olarak &#8220;FETÖ, devlet içerisine sızmış ve kendini satmış, dış mihraklarla iş birliğinde olan kesimler yaptı.&#8221; deniyor. Fakat CHP ve HDP seçmenlerine baktığımızda bu darbe girişiminin sadece sayılan gruplarla sınırlandırılamayacağına, durumun daha karmaşık olduğuna dair bir algı olduğunu görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Darbenin hemen sonrasında Ağustos 2016&#8217;da yine KONDA ile yaptığımız nicel çalışmada insanlara 15 Temmuz&#8217;a dair hafızalarında en çok nelerin olduğunu; hangi sembollerin, hangi olayların yer aldığını sormuştuk. Orada çok ciddi bir ayrışma görüyoruz.  Mesela AK Partililerin hafızasında en çok öne çıkanlar vatandaşın üstüne sürülen tanklar, askerler, kendi vatandaşına kurşun sıkan askerler şeklinde sıralanabilirken, CHP&#8217;lilerin hafızasında köprüde saldırıya uğrayan askerler veya camilerden okunan hutbeler, salalar daha çok yer etmiş durumda. Yani özellikle darbe girişiminden sonra hayatlarının değişeceğine dair korku enstantelerine rastlıyoruz. Mesela bir Alevi katılımcımız vardı. Darbeyi yazlıktan dönüp havaalanında yaşamıştı. Mesela onun hafızasında AK Parti&#8217;liler gibi vatandaşına kurşun sıkan askerler yok. Tam tersine “Ben şortluyum, etrafta birçok muhafazakâr dindar insanlar var. Acaba bunlar benim görüntümden dolayı bana bir şey yaparlar mı?” korkusu vardı. Biz bu çalışmada duygulara da baktık. Korku ve endişe 15 Temmuz gecesi en çok öne çıkan duygular. Ama korkunun sebeplerine baktığımızda bu iki kesim arasında çok büyük bir ayrışma var. Yani AK Parti&#8217;lilerin korkusu daha çok muhafazakâr kesimin tekrar güçten düşmesi, şimdiye kadar elde edilen muhafazakâr kesimin başarılarının gerilemesi, tekrar bir askeri düzenin gelmesi ve hem bireysel hem grup olarak müslüman kazanımlarının geriye gitmesi olarak görülürken; diğer kesimler için -özellikle Aleviler için- bu bir özgürlüklerin kısıtlanması olarak algılanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-1</span><b>5 Temmuz’un hemen sonrasında mı yapmıştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet nicel çalışma Ağustos 2016&#8242; da yapıldı, nitel çalışma ise Eylül-Aralık 2016’da.</span></p>
<p><b>-O zaman bu katılıcımlar OHAL şartlarını da yaşadı…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet.</span></p>
<p><b>-Katılımcılar 15 Temmuz sonrası gelişmeleri -KHK, OHAL, gözaltılar, tutuklamalar- nasıl değerlendirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela araştırmada katılımcılara 15 Temmuz sonrasındaki sürecin uygulamaları nedeniyle mağduriyetler yaşanıp yaşanmadığını da sorduk ve AK Parti&#8217;lilerin yaklaşık yarısı dışında tüm seçmenlerde darbe girişimine dair bir “temizlik yapılıyor” görüntüsü altında çok ciddi mağduriyetler yaşandığını belirten kesimler oldu. AK Partili seçmenlerin bir kısmı da bu uygulamalardan rahatsız. Diğer bir kısmı ise mağduriyetlerin olduğuna inandıkları halde bunu meşrulaştırdı yani mağduriyetlerin farkındalar ama bunun bir geçiş dönemi, olağanüstü bir dönem olduğunu ve zaman içerisinde sorunların düzeleceğini düşünüyorlar. “Çok olağanüstü bir şey yaşandı, bir darbe girişimiyle, dolayısıyla olağanüstü dönemler sonrası devletlerin olağanüstü pratikler yapması da anlaşılabilir” şeklinde bir yaklaşım var. Birçoğunda ise değişik derecelerde eleştirel algılar var; mesela hani adalet kavramı toplumun her kesiminde ortaklaşılan bir değer olarak ortaya çıkıyor demiştim ya, özellikle yargının nasıl işlediğine dair OHAL sonrasında bir adaletsizlik yaşandığını düşünüyor birçok kesim.  Bu da sadece yargının nasıl işlediği  ile değil iktidarın nasıl işlediği iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğu ile de ilgili. Mesela AK Partili seçmen de herhangi birinin iktidarla bağlantısı varsa </span><span style="font-weight: 400;">birçok yasadan, birçok yasaktan ve birçok cezadan çok kolay sıyrılabileceğini düşünüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla bugünkü toplumsal adalet çağrısının ben aslında bu OHAL sonrası mağduriyetlerden dolayı AK Partili kesim tarafından da sahiplenildiğini düşünüyorum. MHP’li seçmenler de aynı şekilde AK Partili seçmenler gibi mağduriyet konusunda eleştireller. CHP seçmeni bu açıdan çok farklı bir profil çiziyor. Çünkü CHP seçmeni -bu Kılıçdaroğlu’nun da belki söylemine bakarsanız aynısını görürsünüz- darbe girişimi sonrasında siyasal dengelere yönelik, “darbenin kullanılarak” bir “siyasi temizlik” yapıldığını düşünüyor. Dolayısıyla OHAL’in mağduriyetlerini, iktidarın darbeyi kendi çıkarı açısından kullanması olarak tanımlıyor. HDP seçmeni hem duygusal açıdan hem bütün bu süreçleri okumak açısından çok farklı bir yerde duruyor tabii ki. Çünkü HDP’li seçmen bunu çok olağanüstü bir kırılma olarak değil, yıllardır yaşananların bir devamı olarak görüyor. Mesela ilginç bir şekilde ağustosta da yaptığımız çalışmada da görmüştük, burada da gördük, duygu analizlerinde HDP seçmeninde yıllardır konuşulan duygusal kopuşun vücut bulduğunu görüyoruz. Mesela HDP’de “Darbe sırasında ne hissettiğiniz?” diye sorduğumuzda “Hiçbir şey hissetmedim.” diyen bir kesim vardı. Bu darbe meselesinde HDP bütün tarihsel haksızlıkların bir devamı olarak görüyor. Çok farklı bir şey olarak görmüyor.</span></p>
<figure id="attachment_16907" aria-describedby="caption-attachment-16907" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16907" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg" alt="" width="900" height="474" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg 760w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16907" class="wp-caption-text">Kaynak: 15temmuzdirenisi.com</figcaption></figure>
<p><b>-Nasıl bir Türkiye hayali var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm seçmenler ortak algı olarak huzur diyorlar. Çok büyük bir huzur beklentisi var. Ve yine ilginç bir şekilde tahammül kelimesi çok fazla karşımıza çıkan bir kelimeydi. Bu aslında üzücü bir şey. Çünkü tahammül kelimesine baktığımızda ben bunu şöyle yorumluyorum: Ben aslında seninle yaşamak istemiyorum ya da ben aslında seni sen olarak kabul etmiyorum, ama madem ki aynı yerde yaşayacağız sana tahammül etmek durumundayım. Bu demokratik toplumlarda olmasını arzu ettiğimiz bir tutum değil. Demokratik, eşit, özgür toplumlarda  “Ben, seni sen olarak kabul ediyorum ve farklılıklarına saygı duyuyorum” söylemi olması gerekirken “Biz birlikte yaşamak zorunda olduğumuzdan dolayı birbirimizi çekmek zorundayız” şeklinde bir yaklaşım var. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de aslında daha çok ortak bir araya gelmelere, daha çok birbirimizi tanımaya, en çok da dinlemeye ihtiyacımız var.  </span></p>
<p><b>-Bu çok güzel bir kapanış oldu. Yine de sormak istiyorum, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eklemek istediğim şey bu. Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var. Bu arzunun bütün liderler, bütün siyasi elitler, bütün kurumlar tarafından dinlenmesi gereken büyük bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum. Yani bugün iktidarda olan kesimler tarafından bile bir huzur ihtiyacı varsa, toplumda çok ciddi sorunlar var demektir.. Ama bu ihtiyaç siyasi liderde karşılık bulamıyorsa ve tam tersine araçsallaştırılıp siyasi çıkarlar için kullanılıyorsa, bunun sonuçları çok ağır olur. Bu yüzden bütün siyasi elitin bu huzur çağrısına, adalet çağrısına cevap vermesi, toplumdaki siyasi, kültürel, ideolojik farklılıkların kabulüne dair yeni söylemler ve yeni politikalar üretmesi gerektiğine inanıyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2016 09:08:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Denge Denetleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[fuat keyman]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul politikalar merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fuat Keyman ile “Vatandaşlık Araştırması” üzerine, toplumun vatandaşlık algısındaki dönüşümler ve başta 15 Temmuz olmak üzere araştırma sonuçlarının yansımaları üzerine konuştuk: Araştırma sonuçlarına göre vatandaşlık algısında “adam yerine konulalım” dan, “haklarım var”a geçilmiş. Türklük ve Müslümanlık hala güçlü, ama “haklar” onlara eşlik etmeye başlıyor. Öte yandan toplum &#8216;Kürt Sorunu’nda çözüme ikna, anadilde eğitim kabul görüyor. Darbeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/">“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fuat Keyman ile “Vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırması” üzerine, toplumun vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısındaki dönü</strong><strong>ş</strong><strong>ümler ve ba</strong><strong>ş</strong><strong>ta 15 Temmuz olmak üzere ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırma sonuçlarının yansımaları üzerine konu</strong><strong>ş</strong><strong>tuk: Araştırma sonuçlarına göre vatandaşlık algısında “adam yerine konulalım” dan, “haklarım var”a geçilmiş. </strong><strong>Türklük ve Müslümanlık hala güçlü, ama “haklar” onlara eşlik etmeye başlıyor. Öte yandan toplum &#8216;Kürt Sorunu’nda çözüme ikna, anadilde e</strong><strong>ğ</strong><strong>itim kabul görüyor. Darbeye kar</strong><strong>ş</strong><strong>ı insanları sokağa çıkaran temel faktör, kendi, bireyselci, sosyo-ekonomik muhasebeleri. Son yıllarda tüm dünyada sokak, meydan, park eylemleri güçleniyor. Sivil toplum ise bu eylemlerden zayıflayarak çıkıyor, çünkü küresel de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>imin hızına yeti</strong><strong>ş</strong><strong>mekte zorlanıyor. </strong><span id="more-17535"></span></p>
<p>“Vatandaş” olmanın, aynı “millet” olmaktan farkı ne? Toplum vatandaşlığı dine mi, dile mi bağlıyor? Türkiye vatandaşı olmak Müslüman olmayı mı gerektirir? Eşitliğe ve farklılıklara bakış nasıl? Toplumun ne kadarı aktif vatandaş, ne kadarı pasif? İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Denge ve Denetleme Ağı (DDA) ve KONDA işbirliğiyle gerçekleştirilen <a href="http://www.konda.com.tr/tr/raporlar/VatandaslikArastirmasiRapor.pdf">“Vatandaşlık Araştırması”</a> bu sorulara yanıt aramış.</p>
<p>Sahası bu yılın Mart ayında gerçekleştirilmiş araştırmanın en temel sonucu, vatandaşlarda, hakları ile ilgili önemli bir uyanış olduğu. Vatandaşlık tanımında ise toplumun %33’ü “ortak gelenekler ve kültür,” %36’sı “din birliği,” %9’u “dil birliği” , %22’si “herkesi bağlayan yasalar” ifadesini öne çıkarıyor. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için Türkçe konuşmak gerekir” önermesine toplumun %48’i katılmıyor. Yine toplumunun %55’i, Kürt kökenli vatandaşların anadillerinde eğitim görebilmelerini destekliyor. İyi vatandaş olma algısında, yardım, vergi ve seçimler öne çıkıyor. Öte yandan siyasete katılıma karşı önyargılar azalmış: siyasette aktif olmanın, vatandaşlık için önemli olmadığını düşünenler %33’de kalıyor. Araştırma, aktiflik düzeyi açısından 4 grup vatandaşlık kategorisi ortaya çıkarmış: pasif (%14), utangaç (%26) sorgulayan (%39), eyleme geçen (%21).</p>
<p><strong>Temel sonuçlar bunlar. Hocam, bize ne anlatıyor bu veriler, nasıl yorumlamak gerekir? </strong></p>
<p>Araştırma, hele de darbe girişimini de düşününce ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Hukuktan ziyade hak talebi öne çıkmış durumda. Ayrıca en önemli sonuçlardan biri çözüm sürecinin gerekliliğine, toplumun çözüm sürecine hazır olduğuna dair işaretler oldu. Örneğin anadilde eğitime hazır bir toplum ile karşılaştık. Sivil toplum, medya falan, bu konuya girip çözüm sürecini tartıştıkça, esasında toplumun demokrasiye yatkınlığı, sorunları bu şekilde çözme eğilimi daha da artıyor.</p>
<p>Darbe girişimine gelecek olursak, darbeye her kesim karşı çıktı. Anadolu’dan yeni orta sınıfların ortaya çıktığı görülüyordu, darbeye karşı duruşun bununla ilgilisi var. Esasında Erdoğan’ın çağrısından ziyade, bir maliyet hesabı da o akşam içgüdüsel olarak yapıldı ve darbe başarılı olsaydı sosyo-ekonomik maliyetin yüksek olacağı özellikle görülüyordu. O sebeple direkt olarak bu dinin vesairenin değil de bence, başından beri AK Parti “refah” falan dediği için, sosyo-ekonomik faktörün çok büyük önemi var. İlk vatandaşlık araştırmalarında şu öne çıkardı: “adam yerine koyulmak”. Oradan benim hakkım var, hastanede hakkım vara kadar gitmiş. Ama bunu hukuka veya eşit vatandaşlığa bağlamıyor. O yüzden de esasında burada, o anlamda biraz sekülerleşmiş ve Avrupalılaşmış, ben bu jargonları çok sevmem ama  bir anlamda neoliberal bireyselleşmiş bir vatandaşlık var. Ama onu hiçbir zaman bir adillik çerçevesinde, haksızlığa karşı mücadele gibi, Kürtlerin veya ötekinin hakkı gibi düşünmez. Saf bireyselleşme esasında. Hakların bireysel temelde düşünülmesi yani, ben mahkemeye giderim, ben hastaneye gittiğimde doktoru isterim artık gibi. Tekrar etmek gerekirse ilk yapılanlarda, vatandaşlıkla ilgili ilk çalışmalarda dignity (saygınlık) öne çıkıyordu, mesela adam yerine konmak falan. Hatta bu Ulus gazetesinin “vatandaş plajdan kaçtı halk plaja indi” başlığı zamanından çıkılmış diyebiliriz, ama buna karşın bir eşitliğe gitme durumu da yok. Öte yandan insanlar biraz da şunu düşünüyor yani anadilde eğitim olsa bir şey olmayacak, bunun bana dönen bir zararı olmayacak.</p>
<p><strong>Orada da bireysel olarak dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünüyor yani, huzursuzluk sona ersin diyor de</strong><strong>ğ</strong><strong>il mi?</strong></p>
<p>Tabi tabi, düşünüldü yani niye böyle, çözülsün artık diye. Bu son 15 yılın dönüşümünde bu birey temelinde bir haklar değişimi olmuş.</p>
<p><strong>Peki bu de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>im nasıl olmu</strong><strong>ş</strong><strong>?</strong></p>
<p>Bunun nasıl olduğunu bu algı araştırmasıyla yanıtlamak zor. Türkiyelilik esasında, milliyetçilik falan olarak ortaya çıkabiliyor, ama hükümet bunları daha iyi yönettiği zaman aşırı milliyetçi olmaya falan gerek yok. Bu bireysellikte hani birazcık milliyetçilik yeter. Belki de AK Partinin, Erdoğan’ın gücü de oradan geliyor. Birazcık milliyetçilik burada, Kürt kardeşim sana da bu hakları kardeşim olarak veririm, ama sen örgütlenme. O yüzden eşitliğe doğru gidebilir, fakat aktiflikte, sosyal sermaye olarak değerlendirecek olursak, halen sorunlar var. Mesela, hala öteki ile olan yakınlık, uzaklık falan sorunlu. Biraz esasında İslamization’dan falan ziyade biraz daha neoliberal bireyselleşme görüyoruz. Artık o “adam yerine koyulma” biraz daha afaki kalmış;  daha çok “civil right” (sivil hak) diyor. Ancak, peki öbürünün de hakkı deyince, orada soru işaretleri oluyor.</p>
<p>Mesela Ankara’da bir hafta kaldım, 15 Temmuz sonrası. Ankara’da bütün laikler, Atatürkçüler, anti-Erdoğancılar, darbeye aşırı şekilde karşı durmuşlar.Korkmuşlar çünkü sabaha kadar ışıkları kapatmışlar, oturmuşlar. Işığı kapatıyorsun, bam bam bam bombalar, işgal oluyor gibi, parlamento mesela bombalandı. Herkesin tepkisini alıyor parlamentonun bombalanması hakikatten. 1980, hani parlamentoyu belli bir süre için lağvediyoruz çünkü güvenlik sorunu var filan diyor, ama bu herif bombalıyor, o zaman bir fark var diyor. O yüzden bence İngilizcedeki “ideation” (düşünce geliştirme) “value” (değer) gibi kavramlardan ziyade, bu sosyo-ekonomik cost analysis (maliyet analizi) daha etkili, çünkü 12 Eylül’le bunun arasındaki fark bence ilk kaybedeceklerin onlar olmasıydı. 80 darbesinde böyle bir tartışma yoktu toplumda, yani darbe olunca kaybederim kazanırım tartışması yoktu. Fakat bugün hakikaten Türkiye’nin geldiği noktada  sosyo-ekonomik anlamda bir kaybetme, bir maliyet hesabı yapıldı orada ve uzlaşmanın, sosyolojik olarak kullandığımız zamk unsurlarının, birleştirici unsurların ötesinde, 16 Temmuzda darbeyle uyanan bir Türkiye’deki benim yerimde otoriterleşme eğilimleri olabilir, bunun farkı maliyeti çok yüksek olur etkili oldu. Bence darbecilerin kaybettikleri en büyük şey de buydu.</p>
<p><strong>Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırma sonuçlarına göre vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısında din ve ortak kültür öne çıkmı</strong><strong>ş</strong><strong>. Dil zayıf çıkmı</strong><strong>ş</strong><strong>. Buradan millet ya da ırk etkisiz yorumuna varmak ne kadar do</strong><strong>ğ</strong><strong>ru. Soru seçenekleri arasında millet uya da ırk yok zira. Ara</strong><strong>ş</strong><strong>tırmalarda genellikle Türkiye vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı ile millet, ırk arasında ba</strong><strong>ğ</strong><strong> oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unu görürüz. Bu de</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>ti mi gerçekten yoksa soruyla mı ilgili bu sonuç?</strong></p>
<p>Evet, Türklük o şekilde sorulmadı. Türklük dendiği zaman birisi Türklük anlıyor, diğeri Türkiyelilik anlıyor birisi düz kimlik anlıyor, bu yüzden o soruda yer verilmedi, ama başka bir yerde ırkçılık konu edildi.  Zaten şu anda Türkiye milleti veya Türkiyelilik gibi kavramlarda da dil birliği yok. Bu anlamda mesela şunu diyebiliriz ırk diyenler de esasında Kürtlerden diğerlerinden farklı bir Türklük düşünmüyor o anlamda.</p>
<p><strong>Kürtleri de Türk sayan, Kürtçe konu</strong><strong>ş</strong><strong>an Türkler olarak tarif edenler hala var ama. </strong></p>
<p>Onu o şekilde görüyor. Fakat anadilde eğitim sorununun, Kürt sorununa barışçıl bir çözümün önünde bir engel olmadığı sonucu çıkmış oldu. Kutuplaşmanın çok arttığı otoriterleşmenin çok fazla tartışıldığı, siyasetten şiddete doğru kayıldığı bir ortamda araştırma yapıldığı halde bu hakların öne çıkması bence çok önemli oldu.</p>
<p><strong>Vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lık algısına tekrar dönecek olursak hem geçmi</strong><strong>ş</strong><strong>le hem batıyla kar</strong><strong>ş</strong><strong>ıla</strong><strong>ş</strong><strong>tırdı</strong><strong>ğ</strong><strong>ımızda Türkiye vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>lı</strong><strong>ğ</strong><strong>ının kurucu unsurlarını nasıl tarif ederiz?</strong></p>
<p>3 tane unsur öne çıkıyor: Haklar, ırk ve din. Türklük, Müslümanlık ve haklar diye de söylenebilir. Adam yerine konulmak algısından haklara doğru geçiş var. İkincisi milliyetçiliğin güçlü olduğu, dinsel ve ırksal temelde bir milliyetçiliğin; fakat buna karşı bir hak alanının da genişlediği, dillerin de mesela çok belirleyici olmadığı bir açılım var diye çıkıyor. Bu hak alanı bireysel, kendi alanı. Esasında bunu bence şeyde de görüyoruz Türkler Kürtler Aleviler diye bakarsan bunların hepsinde aslında bir şey var: kimlik çok yükseliyor, kimlik yükselirken bu bir bireysellikle beraber gidiyor. Kimlik var, ama o pazarla tüketimle benim hakkımla ilgili bir şey. Eşit veyahut da aktif vatandaşlığa doğru kayan bir şey değil. Bunu tam yaşama sokanlar var biz onlara aktif vatandaşlar diyoruz. Bunu esasında yaşama sokmak isteyen düşünen fakat tam yapamayan utangaç vatandaşlar var bir de pasif vatandaşlar var.</p>
<p><strong>Yeri gelmişken, o aktiflik değerlendirmesinde bir sorun var gibi: protestolara katılım </strong><strong>ş</strong><strong>eklinde sorulmu</strong><strong>ş</strong><strong> aktiflik. Mesela biz sahada yeni şuna denk geldik: gelir düzeyi görece düşük ve daha dindar olan kadınların siyaseten aktif oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>u haller var. AK Parti kadın kollarına gidiyor, belediyeye gidiyor ya da bölgedeki sivil bir faaliyete aslında seküler kadınlardan daha çok katılıyor, ama bu tür sorular onları aktif çıkarmıyor.</strong></p>
<p>Bana göre sivil toplum en genel anlamda aktif vatandaş demek. Seçimden sonra eve gidip oturmak değil. Kendi küçük etrafından büyük etrafa, dünyaya kadar sorunlarla ilgilenen ona angaje olan, onlarla ilgili bir şey yapmak isteyenler aktif oluyor. O noktada aktif vatandaşlık biraz şöyle düşünüldü bu haklar özgürlüklerin, sorumlulukların ötesinde ne kadar belli kolektif etkinliklere, yapılara katılıyorsa sivil topluma doğru kayış oluyor. Benim kendi yaptığım diğer araştırmalara da bağlı olarak, bizim araştırmamız sonuçlarına göre de Türkiye eşit vatandaşlığa gidebilir fakat aktif vatandaş olmadı, yani sivil topluma katılımda sorunlar var diyebiliyoruz, çünkü aktif kısmı daha düşük çıktı.</p>
<p><strong>Aktifli</strong><strong>ğ</strong><strong>in Türkiye’de dü</strong><strong>ş</strong><strong>ük oldu</strong><strong>ğ</strong><strong>una ben de katılıyorum ama aktifli</strong><strong>ğ</strong><strong>i ölçmede de sorun var demek istemiştim, protesto eylemlerine katılıyor musun diye sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unuzda, bu darbeye kar</strong><strong>ş</strong><strong>ı soka</strong><strong>ğ</strong><strong>a çıkanların ço</strong><strong>ğ</strong><strong>u katılıyorum demez.</strong></p>
<p>Demez. İşte o yüzden 15 Temmuz akşamı ve sonrasıyla ilgili düşünüldüğü zaman bizim tipolojideki pasif utangaçlar esasında en çok sokaklarda olanlardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10106" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/15temmuz.jpg" alt="15temmuz" width="800" height="443" /></p>
<p><strong>Şunu dü</strong><strong>ş</strong><strong>ünüyorum, o utangaç pasif dedikleriniz darbeden önce de kendi alanlarında aktiftiler, ba</strong><strong>ş</strong><strong>ka bir aktiflik tecrübeleri var, belki bu şekilde onu yakalayamıyoruz. Mesela </strong><strong>İ</strong><strong>HH’nın, aktarıldığı kadarıyla 200 bine yakın gönüllüsü, 1 milyon üzerinde ba</strong><strong>ğ</strong><strong>ı</strong><strong>ş</strong><strong>çısı var. </strong><strong>Ş</strong><strong>imdi onlara bu tür sorular sordu</strong><strong>ğ</strong><strong>unda muhtemelen katılmam derler. </strong></p>
<p>Evet, bizim mesela diğer çalışmalarda bunu gördük,  çatışma çözümü ve uzlaşma alanında yaptığımız Türkiye’nin uzlaşma ve dış politika araştırmalarına baktığında esasında, burada mesela katılmam diyen bir sürü insanın, İHH dahil olmak üzere, bir sürü muhafazakar STK ile Afrika’da, Balibar’da falan gidip fiili olarak çalıştığını, katıldığını; gidip oradaki sağlık sektörünün gelişmesinde, oradaki yoksulluğun çözümünde katkı vermede çalışma yaptıklarını görüyoruz. Esasında onlar aktif vatandaşlar, fakat kendi ülkelerinde değiller, ama oradalar. Artı bunu aktif vatandaşlık olarak da görmüyorlar. Hayırseverlik görüyor bunu. Orada çok aktif. Bence bizim yaptığımız bu vatandaşlık temelinde zaten ilk kapsamlı algı araştırması, o yüzden de buradan mesela giderek daha da buna yoğunlaşması ve  kapsamının genişletilmesi lazım. Ama şunu bulmamız önemliydi uzun yıllar Türkiye modernleşmesi vatandaşlığı sadece sekülerlik, okumuşluk ve sistemde belli yere gelmişlikle ele aldı, merkez çevre  paradigması içinde. Esasında Türkiye’nin bugün geldiği noktada Türkiye’ye kimliklerin ötesinde vatandaşlık hakları ve özgürlükleri ile bakabiliriz.</p>
<p>Türkiye’nin bence bu darbe bağlamında da bu araştırmanın gösterdiği gibi, darbeyi de hazırlayan şey bu hukuk eşitlik temelinde yani ötekiyle ilişkide eşitlik temelinde sorunlar olması.  Bir, hukuk çok zayıfladı. İki, kutuplaşma çok yükseldi. Üç, bir parti çok güçlendi ama esasında darbeye çok açık hale geldiğini gördük. Fakat darbeyi örgütleyenler esasında askeriyeden, yargıdan, emniyetten, yani devletten geldiler. Bence haklarla hukuku birleştirmenin, haklarla hukuk temelinde eşit vatandaşlığı tesis etmenin Türkiye’nin kendini güçlü kılmasında ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Esasında laik, orta sınıf, Sünni bir kişi, Aleviden ve Kürtten daha birinci sınıf vatandaş biri oluyor mu? Orada aslında hakların geliştiği fakat hukukun bununla paralel gelişemediği bir boşluk var ve mesela o boşluk bence çözüm sürecini de etkiledi ama çözüm sürecinin başarılı olması o boşluğu doldurabilirdi. Bu darbe girişiminde gördüğümüz gibi yani seçimleri kazanabilirsiniz fakat böyle boşluklar olduğu zaman bütün yapıyı bu tür girişimlere kırılgan hale getirdiğiniz de ortaya çıkıyor. O yüzden bence biraz genel olmakla birlikte son on yılık bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri haklara doğru bir açılma fakat bu haklara doğru açılma ile hukukun birleşmesi gerekir.</p>
<p><strong>Peki vatanda</strong><strong>ş</strong><strong>ın kendi algısında bu hukuk nosyonu var mı?</strong></p>
<p>Yok, ama benim esasında genel vatandaşlıkla ilgili bütün dünyaya dair okumalarıma, karşılaştırmalarıma göre diğer ülkelerde de bu başlangıçta yok. Bu kurumlarla başlatılan bir şey. Batı tarihine de baktığımız zaman reform, rönesanstan başlayıp endüstri devriminden sonra buralara gelen uzun bir yapılaşmanın sorunu. Yüz yıllık bütün araştırmalar gösteriyor ki bu tür eşit vatandaşlığa dönük, insanların diğerlerine bakışındaki şeyler (ki Avrupa’da hala büyük sorunlar var, örneğin homofobi falan temelinde) kurumlarla desteklenen şeyler. Burada tabi bizim bu araştırmalarda her zaman söylenen şey var: siyasi partiler kanunu, seçim kanunu değişmeyen bir Türkiye’nin, bunları çözmesi çok mümkün değil. Yani yerel yönetimlerle ilgili bu desentralizasyonu ya da bu reformu yapamayan bir yapıda, herkesin merkez tarafından yönetildiği bir Türkiye’de, vatandaşların, haklar ve hukuku birleştirmesini bekleyemezsin. Türkiye’ye çok yakın gibi gözüken Fransa’ya baktığımız zaman Fransa anayasasının birinci maddesi, Fransa’nın yönetim yapısı adem-i merkeziyetçiliktir diye yazıyor. Aşırı merkeziyetçilik olan bir yerde vatandaşların hukuksal eşitlik temelinde bakmalarının çok da mümkün olduğunu söyleyemeyiz. Bu yüzden zihniyetle kurumsallaşmanın paralel gitmesi lazım. Bizim araştırmamız bir zihniyet eşiğinde olduğumuzu gösteriyor, ama sizin sorduğunuz soruya dönersek, hukuksal yapıyı sağlamazsan, vatandaşların hukuka güvenmesi zor olur, hukuka güvenmeyen bir vatandaşın farklı kimlikte olana güvenmesi de pek mümkün gözükmüyor.</p>
<p><strong>Gidi</strong><strong>ş</strong><strong>at nasıl olur peki </strong></p>
<p>Gidişat hızlı bir şekilde bizim bu araştırmada ve benim kendi okumalarımda da gördüğüm şey Türkiye’nin çok sıkışması; yani tek elden yönetilmesi, bu Türkiye’yi çok rahatsız eden bir şey. Bence çok daha çoğulcu daha ittifaklı daha birleştirici unsurların temelinde yapılan bir yönetim olması lazım. Onlar aşırı polarizasyona güvendiler ama yani esasında toplumun çok ciddi bir sorunla karşılaştığı zaman esasında polarize olmadığını gördük biz.</p>
<p><strong>Son olarak biraz da sivil toplumla ilgili bir soru sormak istiyorum? 2000’den bu yana sivil toplum alanında birçok proje yapılıyor, kapasite geli</strong><strong>ş</strong><strong>tirme i</strong><strong>ş</strong><strong>leri yapılıyor ama gelinen yerden kimse pek de memnun de</strong><strong>ğ</strong><strong>il. Sivil toplum neden geli</strong><strong>ş</strong><strong>miyor Türkiye’de?</strong></p>
<p>Vallaha bu uzun bir konu, araştırmanın dışında da benim kafamı kurcalayan ve üzerine okuduğum ettiğim. Sadece dünyada değil pek çok yerde, bu gezi olaylarında da (çünkü gezi farklı yerlerde farklı isimlerle de meydan olsun park olsun yaşandı) görüldü, tüm bu temsili demokrasi krizi olması, bu tür hareketlerin ortaya çıkışı. Buna bir araştırma demokratik kopuş diyor. Tüm bunlar bir taraftan bu tür meydan hareketlerini ortaya çıkardı ama aynı zamanda sivil topluma da büyük bir olumsuz etkisi oldu. Sivil toplum bugünkü dünyanın hızına, bugünkü dünyanın sorunlarına tam yanıt veremiyor. Bunun darbeden veya Türkiye’deki otoriterleşmeden bağımsız olarak, bütün bu dönüşümlerle ilgisi var. O yüzden şunu söyleyebiliyorsun gezi hareketinden sonra sivil toplumun güçlenmesini değil zayıflamasını gördük. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde bu modernitenin ve demokrasinin krizi var. Esasında sivil toplum demokrasiyi varsayan bir şey, ama demokrasi krizi olduğunda kendisi de krize giriyor. Bu aşırı otoriterleşmelerin dünyanın her yerinde sivil topluma negatif etki ettiğini de görüyoruz; o yüzden mesela buna karşı mücadele Ukrayna’da mesela Maidan olarak görüldü, Atina&#8217;da sokaklarda görüldü, Amerika&#8217;da Wall Street’te görüldü, Türkiye’de gezide görüldü, Mısırda Tahrir’de görüldü filan. Yani bu anlamda demokrasi ekonomi bağlamında dünyanın içinde yaşamış olduğu, 11 Eylül ve 2000 sonrası, 2008’de yaşadığı krizin de bir etkisi var, bu yüzden bence bugünkü dünyada sivil toplumun kendisini de tekrar düşünmesi ve yeniden yapılandırması gerekiyor. Belki de var olan yapısıyla bunu götüremeyecek, spontan şeylerin daha öne çıktığı, belki daha esnek olan yapılanmalara ihtiyaç var; mesela düşünce kuruluşları daha ön plana çıkabilir diye düşünüyorum. Sivil toplumda da mesela bizim yaptığımız araştırmalarda geçmişte devletin demokratik olmaması bir engeldi, fakat şimdi devletin demokratik olmasının ötesine geçildi. Avrupa Birliği falan bunlarla ilgili şeyler oldu ama bunların dışında sivil toplumda da biraz belki de dışsal yapıdan dışarıda bu hıza karşı kendisini nasıl örgütleyebilir onu düşünmeli.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10112 size-large" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/08/wallst-1024x682.jpg" alt="" width="1000" height="666" /></p>
<p><strong>Yani güncel toplumsal ihtiyaçlarına sivil toplum yeti</strong><strong>ş</strong><strong>emiyor mi diyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet yetişemiyor. Darbenin de mesela başarılı olamamasının en önemli nedenlerinden biri bence vatandaşlığın haklar temelinde ilerlemesi. Türkiye’nin, yani bizim ilk araştırmaları yaptığımız zamanlardan bu güne kadar da büyük farklılık var, yüzde yetmiş oranında kentlileşmesi ve bu kentliliğin de Anadolu’dan başlayarak gelmesi bunda etken. O yüzden yani 1980 darbesi de merkez çevre paradigmasına göre merkezi kazanırsam tamamdır oldu. 2016 darbe girişimi ise çevre kentleştiği için kazanamadı.</p>
<p><strong>Çok teşekkürler.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/08/21/halktan-vatandasa-vatandaslik-algisindaki-donusumler/">“Halk”tan “Vatandaş”a: Vatandaşlık algısındaki dönüşümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
