<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kent arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kent/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kent/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Aug 2023 08:32:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>kent arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kent/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’de Sürdürülebilir Kent İçi Ulaşım Alanındaki Boşluklar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/01/turkiyede-surdurulebilir-kent-ici-ulasim-alanindaki-bosluklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceylan Özünel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 08:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[karbon ayak izi]]></category>
		<category><![CDATA[KAVŞAK]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kent içi ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Ağlar ve Platformlar Destekleme Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=84741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yaya ulaşımı ve bisikletli ulaşım gibi aktif ulaşım yöntemlerinin desteklenmemesi temel sorun alanlarının başında geliyor. Ceylan Özünel, bu yazısında KAVŞAK Ağı'nın kurulma sürecinde proje faaliyetlerini etkin bir şekilde tasarlayabilmek adına, WRI Türkiye iş birliğiyle YADA Vakfı tarafından gerçekleştirilen 'boşluk analizi' çalışmasında ortaya çıkan tabloya değiniyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/01/turkiyede-surdurulebilir-kent-ici-ulasim-alanindaki-bosluklar/">Türkiye’de Sürdürülebilir Kent İçi Ulaşım Alanındaki Boşluklar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sürdürülebilir kent içi ulaşım konusunda, birçok diğer konuda olduğu gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı yaklaşımlar ve ilerlemeler söz konusu. Örneğin, sürdürülebilir kent içi ulaşım araçları karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik özelliklere sahip olur ama aynı zamanda tüm sosyal grupların kentsel ulaşım ihtiyaçlarını da karşılamalıdır. Bu nedenle, sürdürülebilir kent içi ulaşım konusu ele alındığında birden fazla disiplinin ve uzmanlık alanının tartışmalara dahil olması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-84751 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-logo-640x476.jpg" alt="Kavşak Ağı logo" width="305" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-logo-640x476.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-logo.jpg 759w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" />Bu anlamda, sürdürülebilir kent içi ulaşımın ve hareketliliğin yalıtılmış bir konu olmadığını ve genel olarak kentsel yaşamın diğer birçok yönüyle ilişkili olduğunu anlamak oldukça kritiktir. Ancak bu yaklaşım, Türkiye de dahil gelişmekte olan ülkelerin şehirlerinde nadiren görülür. Türkiye’de toplumun tüm kesimlerinin erişebilirlik ve hareketlilik ihtiyacına cevap veren, bu ihtiyacı güvenli şekilde sağlayan, insan ve ekosistem sağlığını gözeten ulaşım politikalarının ve uygulamalarının geliştirilmesi için çalışan </span><a href="https://kavsak.net/"><span style="font-weight: 400;">KAVŞAK</span></a><span style="font-weight: 400;"> Ağı da bunun için kurulan bir sivil toplum ağıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil Toplum Ağlar ve Platformlar Destekleme Programı kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen Türkiye Kent İçi Sürdürülebilir Ulaşım Ağı Projesi kapsamında kurulan KAVŞAK Ağı, sürdürülebilir ulaşım yaklaşımını benimsemek ve uygulamalarını ulusal ölçekte mümkün kılmak adına çalışan STK’lar başta olmak üzere kamu, özel sektör, akademi ve medya gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren tüm gruplara ortak çalışma imkânı sağlıyor. Bu yazıda, KAVŞAK Ağı&#8217;nın kurulma sürecinde proje faaliyetlerini etkin bir şekilde tasarlayabilmek adına, </span><a href="https://wrisehirler.org/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">WRI Türkiye</span></a><span style="font-weight: 400;"> iş birliğiyle </span><a href="https://www.yada.org.tr" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">YADA Vakfı</span></a><span style="font-weight: 400;"> tarafından gerçekleştirilen “boşluk analizi” çalışmasında ortaya çıkan tabloya değinmek istiyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Boşluk analizinin ilk aşamasında bir masabaşı araştırması yapıldı. Bu araştırma kapsamında hem literatür taraması yapıldı hem de kent içi ulaşıma dair öne çıkan başlıklar, sürdürülebilir kent içi ulaşımın bileşenleri, küresel ve ulusal ölçekte yürütülen öne çıkan çalışmalar hakkında bir tarama yapıldı. Bu ön araştırmadan çıkan sonuçlar ışığında çalışmanın ikinci ve üçüncü basamakları olan çevrim içi anket ve derinlemesine görüşmeler yapılandırıldı. Araştırmanın kapsamında </span><a href="https://kavsak.net/kavsak-hakkinda/yurutme-kurulu/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">proje ortaklarının</span></a><span style="font-weight: 400;"> da katkı sağladığı; konuyla ilgili birlikte çalışma yürütme, iş birliği yaratma ve/veya diyalog kurma imkânı olabilecek kişi, kurum ve örgütler ile ilgili bir paydaş analizi yapıldı. Bu analiz doğrultusunda ulaşım, iklim, şehir planlama, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi çeşitli alanlarda uzman paydaşlarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. Ek olarak, masabaşı anket ve derinlemesine görüşmelerin verileri aracılığıyla belirlenen konulara odaklanan sivil toplumdan katılımcılarla bir çevrim içi anket uygulaması yapıldı. Bu doğrultuda, araştırma çerçevesini, sürdürülebilir ulaşım denince akla gelenler, alandaki boşluklar, kent içi ulaşıma dair temel sorunlar ve mevcut durum, erişim, kent içi ulaşımda pozisyonlar, aktörler ve engeller oluşturuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-84752 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-agi-640x480.jpg" alt="Kavşak Ağı" width="391" height="293" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-agi-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/07/kavsak-agi.jpg 700w" sizes="(max-width: 391px) 100vw, 391px" />Yapılan masabaşı araştırma kapsamında sürdürülebilir ulaşımla ilgili üretilen literatüre bakıldığında sürdürülebilir ulaşımla ilişkili olarak konuşulan konuların; kısıtlı karbon emisyonu, erişilebilirlik, yaya güvenliği, toplu taşıma, hareketlilik, aktif ulaşım (özelde bisikletli ulaşım) olduğu görülüyor. Akademisyenler, özel sektör, yerel yönetimler, enformel gruplar, sivil toplum kuruluşları, aktivistler ve birçok farklı paydaş bu konuda bilgi üretiyor, tartışıyor ve konuyu gündeme getirmeye çalışıyor. Çalışmalardan yola çıkarak sürdürülebilir ulaşımın bileşenlerini; çevre, sağlık, erişim ve güvenlik başlıkları altında toplamak mümkün. Bu ana başlıklar altında ise en çok, hava, su, toprak, ses kirliliği, karbon emisyonları, iklim krizi, fiziksel hareket, kırılgan gruplar, ücretler, yaya, bisiklet ve aktif ulaşım, hareketlilik, kaldırım gibi konuların konuşulduğu söylenebilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelişmekte olan ülke şehirlerinin çoğunda erişilebilir ve uygun fiyatlı toplu taşıma hizmeti konusunda sıkıntılar yaşanıyor ve motorsuz ulaşım için güvenli altyapı bulunmuyor. Bu ülkelerde geleneksel ulaşım planlamaları hareketliliği artıyor ve bu planlamalar büyük ölçüde özel motorlu taşıtlar için altyapının genişletilmesi yönünde oluyor. Bununla birlikte, sürdürülebilir ulaşımı cazip hale getirebilen faktörler de var. Örneğin, yolların durumunun iyileşmesi, arazi planlamasının yapılması, toplu taşıma ücretlerinin azaltılması, yaya ve bisiklet yollarının güvenliğinin artırılması, araç paylaşım uygulamaları, yürümeye teşvik eden dijital uygulamalar gibi pratiklerin yaygınlaşması gelişmekte olan ülkeler için cazip görülebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de duruma baktığımızda ise meselenin yalnızca alanla doğrudan ilişkilenen kişi ve kurumlar tarafından sahiplenildiği görülüyor. Konu; ulaşım, enerji, çevre alanlarında çalışmalar yapan akademisyenler, STK’lar, konunun öznesi olarak kabul edilebilecek aktivist ve gruplar ve yerel yönetimlerin merkezi gündeminde. Ancak gündem genel anlamda bisikletli ulaşıma sıkıştırılarak konuşuluyor. Konu en geniş anlamda kamunun gündemine makro seçim vaatlerinde geliyor, burada da toplu taşıma ve sürdürülebilir ulaşım, erişilebilirlik açısından değerlendiriliyor ve “herkesin” hareket edebilmesi üzerinden politik bir söylem öne çıkıyor. Bu fotoğraftan hareketle, sürdürülebilir ulaşımın kapsamlı bir şekilde tüm boyutlarıyla Türkiye’de tartışıldığını söylemek tam olarak mümkün değil. Sağlık, kadın, çocuk, engelli, göç gibi tematik alanlarda çalışan sivil toplum yapılarının da konuya dahiliyeti önem taşıyor. Uzmanlar, sürdürülebilir bir kent içi ulaşım söz konusu olduğunda entegrasyon, erişilebilirlik, düşük karbon</span> <span style="font-weight: 400;">emisyonu gibi bileşenlerin altını çiziyor. Ancak bu sürdürülebilir ulaşım modeline yaklaşmak için bazı engeller söz konusu. Araştırma katılımcıları, kent içi ulaşım alanındaki en önemli sorunların; aktif ulaşım yöntemlerinin desteklenmemesi, mevcut altyapının motorlu taşıt odaklı olması ve ulaşım planlarının yetersizliği olduğunu söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de yaya ulaşımı ve bisikletli ulaşım gibi aktif ulaşım yöntemlerinin desteklenmemesi de temel sorun alanlarının başında geliyor. Yapılan derinlemesine görüşmelerde de Türkiye’de kent içi ulaşım alanındaki temel sorunlara yönelik katılımcılara görüşleri sorulduğunda, özellikle bisiklet ve yaya yollarının güvenliğinin ve devamlılığının sağlanmadığının altı çiziliyor. Diğer ulaşım yöntemlerinin desteklenmemesi de düşünülecek olursa mevcut altyapının motorlu taşıt odaklı olmasının en öncelikli sorunlardan biri olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, hareketliliği sağlayabilmek adına ekolojik ve sosyal boyutların göz ardı edilmesinin şahsi araç sahipliğinde artışa neden olduğu, trafiği rahatlatmak yerine açılan yeni yollarla daha da sıkışıklığın arttığı bir tabloyla karşı karşıyayız.</span> <span style="font-weight: 400;">Tam bu noktada, toplu taşımaya yönelmenin önemine işaret ediliyor ancak bu konuda Türkiye’de karar vericilerin, politika yapıcılarının, sivil toplumun ve akademinin birlikte hareket ettiği etkin bir mücadeleye ihtiyaç var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplu taşımanın, kapsayıcılık, güvenlik, hijyen, yolcu kapasitesi, entegrasyon, erişim, akıllı ulaşım sistemleri ve konfor gibi bileşenler etrafında tartışılması gerekiyor. Öte yandan, Türkiye’de kent içi hareketliliğin önündeki en büyük engellerden öne çıkanlar; özellikle kırılgan gruplar için uygun bir ulaşım alt yapısı ve toplu taşıma hizmeti olmaması. Kaldı ki sürdürülebilir kent içi ulaşım sistemlerinin gelişebilmesi için toplu taşıma sistemleriyle mikro hareketliliği sağlayan e-skuter gibi taşıtların birbirine entegre olabilecek şekilde planlanmasına ve böylece sürdürülebilir hareketliliğinin erişilebilir hale getirilmesine ihtiyaç var. Bu noktada da Türkiye’de mikro hareketliliği sağlayan bu tür araçların erişilebilir olmamasının, sürdürülebilir kent içi ulaşımın yeterli seviyeye taşınamamasında önemli bir bariyer olduğu rahatlıkla söylenebilir. Öyle ki, alternatif ulaşım sistemleri arttıkça toplu taşımaya yönelik talebin de artacağı öngörülse de kentsel planlama esnasında toplu ulaşımı merkeze koyan sistemlerin sürdürülebilir yapılarda olmaması da hala önemli bir boşluk alanı. Bunun gibi, sürdürülebilir kent içi ulaşım alanındaki tüm bu boşlukların doldurulabilmesi için farklı disiplinlerden birçok paydaşın bir araya gelerek çalışması ve alandaki gelişmeleri takip etmesi çok önemli. Bu anlamda, KAVŞAK Ağı gibi çok paydaşlı yapıların varlığı oldukça değerli.     </span></p>
<p>Kapak Fotoğrafı: <a href="https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/araclar-sokak-bisiklet-sokak-gorunumu-13633166/">Valeriia Miller</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/01/turkiyede-surdurulebilir-kent-ici-ulasim-alanindaki-bosluklar/">Türkiye’de Sürdürülebilir Kent İçi Ulaşım Alanındaki Boşluklar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanı Özne Konumuna Taşımayan Şehirler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/insani-ozne-konumuna-tasimayan-sehirler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Veli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 07:52:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Üreten Kentler]]></category>
		<category><![CDATA[iş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[MARUF21]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75591</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanı özne konumuna taşıyamayan hiçbir şehir, zamana değer katamaz! Zamanını değerlendiremeyen şehirliler de refahın teminatı olamaz. Bu durumda 'küresel sözleşmeler, ulusal kalkınma planları, sektör ve şehirlerin iklim eylem planları' problemleri tespit etse de problemin kaynağına inemez. Problemin kaynağına inmeden doğa ve yaşam kalitesi lehine bir çözüm üretilemez.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/insani-ozne-konumuna-tasimayan-sehirler/">İnsanı Özne Konumuna Taşımayan Şehirler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">MARUF21 &#8216;Çözüm Üreten Kentler: Yeniden Düşün, Birlikte Hareket Et&#8217; başlığı etrafında 50’den fazla ülkeden 500’den fazla konuşmacıyı buluşturdu. Marmara Belediyeler Birliği (MBB) tarafından düzenlenen online kent forumu, dünya genelinde kentleri derinden sarsan konulara ve fırsatlara odaklanmayı hedefledi. “Yeniden Düşünme ve Birlikte Hareket Etme” çağrısı yaptı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum açısından bu çağrıya kulak verdiğimizde; &#8216;ezberlerimizin, düşünce ve üretme-tüketme alışkanlıklarımızın yeni duruma yanıt üretmekten uzak&#8217; olduğunu görüyor, daha cesur, daha kapsamlı, daha işbirliğine dayalı çabalara ihtiyacımız duyduğumuzu anlıyoruz. Bu açıdan “Yeniden Düşün, Birlikte Hareket Et” teması, krizlerle başa çıkma mekanizmalarımızı güçlendirmek ve dayanışmanın tek çıkış yolu olduğunu gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ile yereli birlikte düşünmeye davet eden bu çağrı, “paydaşlarla iş birliği” ve “ortak aklı harekete geçirme konusunda inisiyatif alma” çabalarına dikkat çekiyor. Şehirleri ve şehirlileri &#8216;yeni ve proaktif bir çaba&#8217;ya davet ediyor. Peki bu çaba değişen şartlara ve yükselen toplumsal taleplere göre nasıl şekil alacak? Pandeminin derinden etkilediği evlerimizi konuşmaya başlar başlamaz konut ile ilgili eşitsizlikler bir kez daha su yüzüne çıkıyorsa, şehir inşa edilirken insan nesne konumuna düşürülmüş olmuyor mu?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanı özne konumuna taşıyamayan hiçbir şehir, zamana değer katamaz! Zamanını değerlendiremeyen şehirliler de refahın teminatı olamaz. Bu durumda “küresel sözleşmeler, ulusal kalkınma planları, sektör ve şehirlerin iklim eylem planları” problemleri tespit etse de problemin kaynağına inemez. Problemin kaynağına inmeden doğa ve yaşam kalitesi lehine bir çözüm üretilemez. Mülteciden müsilaja savrulan bir yelpazede tüm konular ele alınsa da iyi uygulamalar yaygınlaştırılamaz. Fikirler yarışsa da çözümler ipi göğüsleyemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısacası, “MARUF gibi etkinlikler, eksiklikleri çok iyi ortaya koyan, hali hazırda yapılan bir uygulamanın daha iyi yapılabileceği fikirlerini sunan çok iyi platformlar ama bunların uygulamaya dökülmesi için çalışmalar yapılması, pilot belediyeler seçilip örnek projeler ortaya çıkarılması gerekiyor. Bir sonraki MARUF’a kadar olan dönemde bunların hayata geçirilmesi önemli bir kazanım olacaktır” diyerek şehirlerin geleceği şekillendirilemez. O halde; insanı özne konumuna taşıyan sivil unsurları güçlendirmeliyiz. Bunun için; bilgi başta olmak üzere, içinde itibarı barındıran deneyimlere ve yetkinliklere açık olmalıyız. Uygun olan, kabul gören (maruf) çalışmalar bu açıklıkla sergilenecektir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/insani-ozne-konumuna-tasimayan-sehirler/">İnsanı Özne Konumuna Taşımayan Şehirler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karakutu Derneği “Şehrin Hafıza Katmanları” Seminer Dizisi Başlıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/karakutu-derneg%cc%86i-s%cc%a7ehrin-hafiza-katmanlari-seminer-dizisi-bas%cc%a7liyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 11:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Karakutu Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Şehrin Hafıza Katmanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karakutu Derneği'nin “Şehrin Hafıza Katmanları” seminer dizisi başlıyor. Son kayıt tarihi 28 Mayıs 2021.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/karakutu-derneg%cc%86i-s%cc%a7ehrin-hafiza-katmanlari-seminer-dizisi-bas%cc%a7liyor/">Karakutu Derneği “Şehrin Hafıza Katmanları” Seminer Dizisi Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un farklı semtlerinin hafızasını çok boyutlu bir perspektifle keşfedebileceğiniz “Şehrin Hafıza Katmanları” seminer dizisinin ilkinde “Fener-Balat” semtlerine odaklanılacak.</p>
<p>Seminer dizisi 1 Haziran’dan itibaren 5 hafta boyunca her Salı 19.00-21.00 saatleri arasında Zoom uygulaması üzerinden gerçekleşecek.</p>
<h5><strong>Başvuru</strong></h5>
<ul>
<li>Detaylı bilgi ve kayıt için <strong>info@karakutu.org.tr</strong> adresine yazabilirsiniz.<br />
Son kayıt tarihi 28 Mayıs 2021.</li>
<li>Kontenjan sınırlıdır.“Şehrin Hafıza Katmanları: Fener-Balat” / Haziran 2021 Programı<br />
Haliç’te Emeğin İzleri &#8211; Doç. Dr. Gülhan Balsoy<br />
Balat ve Yahudi Cemaati &#8211; Dr. İnci Türkoğlu<br />
Fener-Balat’ta Kentsel Planlama ve Mimarlık &#8211; Dr. Mesut Dinler<br />
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Fenerli Rumlar &#8211; Dr. Stefo Benlisoy<br />
Demir Kilise ve İstanbullu Bulgarlar &#8211; Prof. Dr. Elçin Macar</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/karakutu-derneg%cc%86i-s%cc%a7ehrin-hafiza-katmanlari-seminer-dizisi-bas%cc%a7liyor/">Karakutu Derneği “Şehrin Hafıza Katmanları” Seminer Dizisi Başlıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kültürü Araçsallaştırmıyoruz”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/08/kulturu-aracsallastirmiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2020 08:02:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[inanç masası]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Mahir Polat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62088</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni dönem kültür politikalarını konuştuğumuz İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, kültürü kalıpların, ideolojilerin üstünde bir kurum olarak gördüklerini belirterek, “Temel farkımız şu, kültürü araçsallaştırmıyoruz. Kültürün kendisini ideolojik veya siyasi konunun aracı olarak görmüyoruz.” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/08/kulturu-aracsallastirmiyoruz/">“Kültürü Araçsallaştırmıyoruz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="“Kültürü Araçsallaştırmıyoruz”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/HLksFzi8raw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>İBB’nin yeni dönemde kültürel miras alanında yaptığı önemli çalışmalar neler?</strong></p>
<p>İstanbul önemli bir şehir. Her yerinde tarihi bir doku, kimlik, hafıza taşıyor. Bunlara odaklanmayı sağlayan bazı işler yaptık. Etkisi yüksek oldu bu işlerin. İBB Miras adıyla kurduğumuz ekip, tarihi alanlarda restorasyon, uygulama, koruma, basit önleyici koruma gibi etkinlikleri hızlı yaparak ve bunun sosyal etkileşimini yüksek tutarak farkındalığı arttırdı. İBB önüne gelen konuları uzun mevzuat süreçlerine yaymadan, hızlı, etkin, müdahale edilebilir bir yöntemle yapılara etki etti, restorasyonlarını yaptı, çevresel koşullarını düzeltti ve efektif bir koruma anlayışını anlattı. Bu mali olarak çok avantaj sağladı kente. Bugün çok daha maliyeti düşük düzeylerde eski eserleri koruyabiliyoruz, hayata kazandırabiliyoruz. Daha da önemlisi, daha kötü aşamaya gitmeden o eserin daha ekonomik koşullarda kurtarılmasını sağlıyoruz. Bütün bunlar yan yana geldiğinde İBB Miras yıllar önce yapıldığı gibi kamunun ihale yöntemiyle değil, kendi ekipleri tarafından yaptığı küçük, büyük, orta ölçekli projelere hızlı müdahale, koruma ölçekli müdahalelerle hayatın içinde akışkan, dinamik bir kadro oluşturdu.</p>
<p>İstanbul&#8217;un artık İBB Miras diye koruyucu, önleyici restorasyon ekibi var. Bu çok önemli bir durum, çünkü biz kamuya tekrar kendi ekipmanlarını, kendi kadrolarını kazandırmış olduk. Koruma ölçekli planlarda, Kara Surları gibi büyük ölçekli dünya miras alanlarına etki eden alanlarda, hızlı, yok olma aşamasına gelmiş noktalara müdahale ettik, bunların restorasyonlarına başladık. Bunlar önemli konulardı ve bu bir sistematik ve bir stratejik planda görev süremiz içerisinde devam ederek ilerleteceğimiz konular.</p>
<h5><strong>“Kültür İdeolojilerin, Kalıpların Üstünde Olmalı”</strong></h5>
<p><strong>İBB’nin kültürel faaliyetleri hep bir tartışmanın odağında oldu. Siz kültürel çalışmaları nasıl bir bakış açısıyla yürütüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim için olmazsa olmaz bir kriter var. Hangi dönemde kimin tarafından yapıldığı, nasıl yapıldığı tartışmalarından daha bağımsız bir şey. Bizim için önemli olan gerçek, speküle edilmemiş İstanbul&#8217;un gerçek tarihsel kimliği. Bu katman katmandır, çeşitli kültürel farklı dönemleri içerir, çeşitli insani kültür dönüşümlerini içerir, insan hikayeleri, yapı hikayelerini içerir. Bizim için önemli olan şudur: Kültür, ideolojilerin, kalıpların çok üstünde bir kurum olmalı. Hele İstanbul gibi dünya kenti, dünya tarih kenti olan yerlerde her dönemin başka yaklaşımları, ideolojileri, kültürel sosyal tartışmalarının hepsini aşan bir şey var. Elimizde on binlerce yıllık bir İstanbul kenti var. Dolayısıyla insana ilham verecek olan şey, bu şehrin bu büyük potansiyeli. Bizim temel farkımız ne dersek, kültürü araçsallaştırmıyoruz. Kültürün kendisini ideolojik veya siyasi konunun aracı gibi görmüyoruz. İstanbul&#8217;un kültürü zaten muazzam bir birikimdir. İstanbul&#8217;un geleceğini vurgularken, kültüründen ilham alsın diye ona bir filtre olmadan bütün potansiyeli ile bütün İstanbulluları ve İstanbul üzerine çalışanlara bir sofra olarak sunuyoruz. Bu çok nefis bir yiyecek, bundan tadanlar bu ilhamla bir şey üretmeliler. İstanbul&#8217;un, İstanbullulara verdiği en büyük sermaye bu kültürel, tarihsel potansiyelidir. Sadece bunun altını çizmek ve buna tarafsızca yaklaşmak bile çok değerlidir.</p>
<h5><strong>Kültür Varlıkları Koruma Mevzuatı Yenilenmeli</strong></h5>
<p><strong>Yerel yönetimlerin kültürel miras alanındaki yetkileri konusunda sizce mevzuat yeterli mi? Bu konuda dönem dönem merkezi yönetimle sürtüşmeler yaşandı, Galata Kulesi vs.</strong></p>
<p>Yerel yönetimlerin kültürel miras alanındaki konumları sadece mülkiyet hakkı üzerinde mi yetkilendirilmelidir? Kültür varlıklarının bunları aşan bir sahiplenicilik ve yöntemle korunması gerekir. Yerel yönetimler bunun içerisindeki en önemli aygıttır. Çünkü kültür varlıkları bütün dünyada şu noktada tartışılıyor artık; gündelik hayatın içine, yaşamın içine nasıl dahil edilirler. Bir yapıyı, bir fetişist nesne gibi dokunulmaksızın hayata temas etmeden böyle dondurur gibi koruyamazsınız. İnsanlar onunla nasıl ilişkiye geçecekler, gündelik hayata nasıl konulacak. Bu konuda en önemli kurumlar tabi ki yerel yönetimler.</p>
<p>Bence bu konuda yerel yönetimlerin mülkiyet hakkının üstünde fonksiyon ve hayatta kalma, yaşatma konusunda kültür varlıklarının üzerine uzun süreli stratejik planlama hakkı olması gerekir. Tabi bazı özel fonların, özellikle valilik tarafından yürütülen bazı özel fonların, kültür varlıkları koruma adına yapılan özel fonların da daha fazla belediyelerin, yerel yönetimlerin kontrolü ile yönetilmesi çok önemli. İstanbul Büyükşehir Belediyesi çok büyük bir kültür varlığı mülkiyetine sahip, örneğin Kara Surları İstanbul Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin mülkiyetindedir. Buna benzer alanlarda çok güçlü uygulamalar yapma şansı olan bir kurum. Fakat bunun sivil mimarideki, özel mülkiyettekilerin de planlanması, hayata katılması, değerlendirilmesi konusunda yetkilendirilmesi gerekiyor. Mevzuat bu açıdan zayıf, zaten büyük oranda yenilenmesi, güncellenmesi gereken bir mevzuat, Kültür Varlıkları Koruma Mevzuatı.</p>
<blockquote><p>Umarım çağdaş dünyanın ihtiyaçlarına ve gündelik yaşama cevap verebilecek kadar iyi bir formülle yenilenebilir bu mevzuat.</p></blockquote>
<p><strong>İstanbulluların kültürel miras, şehirle kurdukları ilişki, aidiyet açısından nasıl değerlendirirsiniz? Ya da şehir politikalarına ne kadar dahil olabiliyorlar?</strong></p>
<p>İnsanlara kültürel miras koruma alanında söz söyleyebilme, sözünü dinleyebilme alanlarını ne kadar tanımlıyoruz? İstanbullular bu konuda her zaman bence çok hassastı, sadece bu mekanizmalar üretilmedi, bu konuda konuşmak isteyen insanlar görmezden gelindi. Kentte büyük, kent suçu sayılabilecek kadar tarihi alanlara ilişkin de uygulamalar oldu, burada çok duyarlı mücadeleler verildi. Bu mücadeleleri sürdüren insanlar ciddi şekilde yalnız bırakıldı. Bu sorunların tamamında kültürel koruma, hafıza ve kente ilişkin çalışmalardaki kent dostları diyelim, kent ve tarih dostları bir dönemi çok zorlukla geçirdiler. Umarım önümüzdeki dönemlerde bu insanların duyarlılıkları bütün kente ve bizlere ilham verir.</p>
<p>Planlamak, tasarlamak, kentsel, mesela meydanları, kamusal alanları planlamak ya da kentsel dönüşüm projeleri gibi projelerde yol almak konusunda İstanbullular bu konuda aktif düşünür, görüşlerini bildirir. Fakat dediğim gibi İstanbullulara ne kadar görüşü soruldu bu güne kadar? Bu çok önemli bir detay.</p>
<h5><strong>Kent Hakkı Önemli Bir Kavram</strong></h5>
<p><strong>Meydanlarla ilgili anketler, katılımcılık konusunda yeni bakış açısını mı yansıtıyor?</strong></p>
<p>Biz burada sürecin kendisine değer atfediyoruz. Sonuç üründe bir mimari tasarım, bir uygulama zaten yapılacak. Zaten Taksim bir tarihi tescilli alan. Orada yapılabileceklerin zaten sınırları koruma mevzuatı ile de belirgin. Ama bir alan üzerine ortak düşünmek, bir projeyi, bir fikri binlerce insanı içine katarak düşünmek, o alanlar üzerine, bir heyecanı da dikkati de toparlamıyor mu? Hep beraber Taksim Meydanı gibi bir meydan üzerine düşünelim. Çünkü kendi hakkı olduğunu hatırlıyor. Kent Hakkı çok değerli bir kavram. Bizim yaklaşımımızda kent idarecilerin değil, şehirlilerindir. Dolayısıyla şehirlilerin düşünme, hayal etme, uzun sürede buna ilişkin görüşlerini bildirme hakkı var. Biz ilan ettiğimiz ilk günden itibaren şehirliler buldukları bütün iletişim kanallarından görüş paylaşmaya çalıştılar. Çünkü insanlar konuşmak istiyor. Bu da en doğal hakları. Susturulmuş çocukluğu olan toplumlarız biz. Konuşma imkanımız olması bizi iyileştiriyor, tedavi ediyor. Bence çok değerli süreçler bunlar.</p>
<p><strong>Son olarak İnanç Masası’nı sorayım. Hangi motivasyonla kuruldu, neler yapılıyor, nasıl dönüşler alıyorsunuz?</strong></p>
<p>İBB bir yerel yönetim olarak yaptığı bütün hizmetleri, bütün vatandaşların ihtiyaçlarına göre düşünüp, anlayıp hazır oluşla çözmesi gerekiyor. İstanbul&#8217;da böyle çok kimlikli, çok inançlı bir alansa, inanç masası da en merkezdeki inançtan, en uçtaki, çeperdeki inanca kadar kutsiyet değer veren bir anlayışla organize olmalı. İBB İnanç Masası bu şehirde inancı ve bunun yansıması olarak, kültürü gereği yaşamak konusunda temel bazı ihtiyaçlarını göremeyen unsurlara da ana akımda çok yaygın olarak kendi inanç faaliyetlerini geliştiren gruplara da yapacağı hizmeti etkili ve verimli bir şekilde yapmalı. Camilerin temizlik hizmetinden, onların bütün salgın sürecindeki dezenfeksiyon işlemlerinden, restorasyon ve benzeri ihtiyaçlardan tutun da diğer sosyal ihtiyaçlarına kadar el uzatmaya çalışan bir kurumuz. Bunun yanında küçük inanç gruplarının da ihtiyaçlarının olduğunu biliyoruz. Onlar ihtiyaçlarını belki ifade edemiyorlardı, belki bu farkına varılmamıştı. Biz bu çalışmamızla beraber ilk günden itibaren bunu anlamaya çalıştık. Bu şehirde nasıl bir inanç haritası var? Hiç tahmin etmediğimiz küçük yapıların varlığını gördük. Onların iletişim kurma ve kendilerini ifade etme çabalarını gördük.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-62089" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/WhatsApp-Image-2020-12-07-at-00.35.48-640x480.jpeg" alt="İBB'nin kültür politikaları" width="360" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/WhatsApp-Image-2020-12-07-at-00.35.48-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/WhatsApp-Image-2020-12-07-at-00.35.48-1280x960.jpeg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/WhatsApp-Image-2020-12-07-at-00.35.48-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/WhatsApp-Image-2020-12-07-at-00.35.48.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Biz büyük oranda inanç masası olarak, bu farklılıkların ihtiyaçlarını eşit yurttaşlık ve komşuluk hakkı ilkesi üzerinden görmeye çalışıyoruz. Yapabildiklerimiz var, yapmak için planlama yaptıklarımız var. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi cenaze hizmetleri kapsamında bütün farklı inançların ihtiyaçlarına göre bir organizasyona sahip değildi. Sadece merkez inanç ihtiyaçlarına göre organize olmuştu ki, oradaki arkadaşlarımızın da ihtiyaçları iyi işlemiyordu, onlar da sıkıntı halindeydi. Biz bunu daha derli toplu çalışmanın içerisine aldık ve oradaki bütün ihtiyaçları tespit edebildik. Şimdi normalde bakıldığında cenaze hizmetleri rutin bir faaliyet gibi gözüküyor ama kentin kutsiyet işaretlerinin ya da etkinliklerinin en önemli konusudur. Cenaze hizmetlerini de belediyeler yaparlar. Evvelden beridir böyledir. Öyle olunca ne oluyor? Siz zaten hizmet verdiğiniz bir alanda, nitelikli, eşitlikçi, daha demokratça bir tutum izleme yönünde çaba gösterirseniz, hayatın çeşitliliğine de cevap vermeye başlıyorsunuz. Tabi insanlar çok memnun bu durumdan. Ayrışmadıklarını, eşit vatandaş hizmeti aldıklarının farkında olarak ya da bizim fark edemediğimiz bazı konularda da bizden taleplerde bulunarak bir rotaya doğru gidiyor. İnanç masası özellikle şehirlinin tekrar komşuluk hakkını hatırlaması konusundaki duyarlılığı beslemesi açısından çok çok değerli.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/08/kulturu-aracsallastirmiyoruz/">“Kültürü Araçsallaştırmıyoruz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’deki Sempozyumda Kent Sorunları Ele Alındı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/06/izmirdeki-sempozyumda-kent-sorunlari-ele-alindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 11:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Çiğli Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir bir Kent ve Adil bir Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41281</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Çiğli Belediyesi tarafından 'Ekolojik, Sürdürülebilir bir Kent ve Adil bir Yaşam' başlığı ile düzenlenen kent sempozyumunda 3 gün boyunca kente dair sorunlar ve yerel yönetimlerin neler yapması gerektiği konuşuldu. Yerel yönetimler ve katılımcılık üzerine sunum yapan Prof. Dr. Ayşen Uysal katılımcılığın hala Türkiye’de içselleştirilemediğini belirterek “Yurttaşların katılım sürecine dahil olması için sorunu fark etmesi, çözülebileceğine inanması ve örgütleyici olanlara güvenmesi gerekiyor.'' dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/06/izmirdeki-sempozyumda-kent-sorunlari-ele-alindi/">İzmir’deki Sempozyumda Kent Sorunları Ele Alındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumda, akademisyenler, meslek odalarından uzmanlar, vakıf, kooperatif ve dernek temsilcileri, yerel yönetimler, kentsel dönüşüm, tarım, yenilenebilir enerji, iklim değişikliği, doğa, katılımcılık, sivil toplum, demokrasi, kooperatifçilik konuları ele alındı.</span></p>
<p><b>‘Yerel Yönetimler Katılımcılığın Altını Doldurmuyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumda yerel yönetimler ve katılımcılık üzerine sunum yapan Prof. Dr. Ayşen Uysal katılımcılığın hala Türkiye’de içselleştirilemediğini belirterek “Yurttaşların katılım sürecine dahil olması için sorunu fark etmesi, çözülebileceğine inanması ve örgütleyici olanlara güvenmesi gerekiyor. Temsili demokrasinin yarattığı krizler karşısında yurttaşlar tekrar aktif hale gelmenin yollarının arayışı içine girdi. Katılım süreçlerine dahil olma yurttaş olmayı gösterme ve bunu icra etme anlamına geliyor. Gördüğüm kadarıyla yerel yönetimlerde katılım nostaljik bir terim olarak kullanılıyor ve altı doldurulmuyor. Demokratik ilkelerin yeniden ele alınması gerekiyor. Gezi’deki tartışma biçimleri, kent konseylerinin işleyiş biçimleri temellerini bu tartışmalardan alıyor” dedi.</span></p>
<p><b>‘Katılımcılık Yerel Hizmetlerin Verimli Olmasını Sağlar’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Kent Konseyleri Onursal Başkanı Adnan Akyarlı, katılımcılık ve sivil toplum üzerine yaptığı konuşmada, katılımcılığın uygulanması halinde yerel hizmetlerin daha etkin ve verimli olacağını ve yerel demokrasinin güçleneceğini dile getirdi. Türkiye’deki devlet ve sivil toplum ilişkilerinin ‘güçlü devlet, zayıf sivil toplum’ vesayeti altında olduğunu ifade eden Akyarlı “Devlet çoğu yeredle sivil toplum kuruluşlarına devletin çıkarlarına zarar verir endişesiyle bakmakta, sivil topluma değer vermeyen anlayışa sıkça rastlanmaktadır. Bu baskıya karşı örneğin ülkenin çeşitli bölgelerinde doğayı katleden kurumlara karşı etkili direnmeler sergileyebilmiştir” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Yerel Yönetimler ve Kooperatifler Arasında İşbirlikleri Geliştirilmeli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’ndan (KEDV) Sema Kaya, yerel kadın örgütlenmeleri olan kadın kooperatifleri için belediyelerle geliştirilen işbirliklerinin büyük bir önemi olduğunu dile getirdi. Kadın kooperatifleri ve belediyelerin ortak girişimlerinin yasal altyapı olmaması nedeniyle çoğu zaman başlatılamadığını başlatılsa bile sürdürülebildiğinde zorluklar yaşandığını ifade eden Kaya şunları söyledi “Kadın istihdamının arttırılması ve belediyeler tarafından verilen sosyal iş ve hizmetlerinin yaygınlaşması, etkinliklerinin artması için kadın kooperatiflerinin yerel yönetimlerle işbirlikleri ile kolaylaştırılması gerekmektedir”. Kaya, belediyelerle ilgili mevzuatta kadın kooperatiflerinin desteklenmesine yönelik düzenlemelerin yapılmasını da istedi.</span></p>
<p><b>‘Kentlerin İklim Krizi Karşısında Direnci Arttırılabilir’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Dr. Bengu Aydın, alınacak önlemlerle kentlerin iklim krizi karşısında direncinin arttırılabileceğinin altını çizdi. Yerel yönetimlerin neler yapabileceğini anlatan Aydın “Arazi kullanımı, altyapı sistemleri, inşaat yapımı gibi konularda düzenleyici çerçeveler geliştirebilir ve uygulayabilirler. Yerel yönetimler iklim krizi konusunda dirençli toplumların yaratılmasına katkı sağlayabilir. Belediyeler katı atık yönetimi ile sera gazı salınımını düzenleyebilir. İklim bilimi denilen tüm disiplinleri içine alan bir bilim kurulu oluşturulmalı ve belediyeler bu kurumlarla iş birliği halinde çalışmalı. Bu kurulların karar alma sürecinde etkin katkısı olmalı. Alınacak önlemlere maliyet olarak bakılmamalı, çalışmalarda karlılık değil, kamu yararı gözetilmeli” dedi.</span></p>
<p><b>‘Hayvan Dostu Kentler İçin Strateji Geliştirilmeli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haytap Temsilcisi Av. Senem Demirel hayvan dostu belediyeciliğin nasıl olması gerektiğini anlattı. Stratejiler geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Demirel “Sahipsiz hayvanların sahiplendirilmesine ve kısırlaştırma konularına önem verilmelidir. Sahiplendirmeyi özendirici çeşitli kampanyalar yapılabilmeli, örneğin mama desteği sağlanabilir. Kentin belirli noktalarına hayvanlar için beslenme ve barınma noktaları kurulmalı. Üretim ve satış yerleri denetlenerek kayıt dışı satış engellenmeli. Etkin bakım evleri açılmalı. Mikroçiplerle kayıt yapılmalı ve terk edene ceza verilmelidir. Çocuklara yönelik hayvan sevgisini geliştirecek çalışmalar, halka yönelik eğitici bilgilendirmeler yapılmalı. Sivil toplum kuruluşları, yerel hayvan koruma görevlileri ve hayvan dostları ile bağlar güçlendirilmeli.” dedi.</span></p>
<p><b>‘Yaya Öncelikli Kentler Yaratılmalı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaya Hakları Derneği Başkanı Elif Birol da kentlerde yayaya ait alanların oldukça az olduğuna dikkat çekti. İnsanların sosyalleşebileceği alanların olmadığını belirten Birol “Ülkemizde bunun eksikliği var. Yayalara ait kamusal alanlar işgal altında. Özgürce, güvenli bir şekilde yürüyebileceğimiz kamusal alanlar yaratılmalı. İnsan için tasarlanmış sokaklar, insan odaklı şehircilik ve yerleşim alanları, güvenli yaya yolları, yayalara danışan, yayaları önceleyen, yaya taleplerine önem veren yönetimlere ihtiyacımız var. Dernek olarak yerel yönetimlerle çalışmak önceliğimiz” diye konuştu.</span></p>
<p><b>‘Toplu Taşıma Sistemleri Bisikletle Entegre Olmalı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bisikletli Ulaşım Derneği (BİSUDER) Başkanı Tanzer Kantık da bisiklet kenti olmanın temel özelliklerini anlattı. Bisiklet kenti olabilmek için bisikletli ulaşım, altyapı ve iletişim politikalarının olması gerektiğini ifade eden Kantık şunları söyledi “Belediyeler hizmet üretirken bisikletliye ve yaya daha az bütçe ayırdığı için kamusal adaletsizlik zemini yaratılıyor. Bisikletli ulaşım altyapısı çekici olmalı ki tercih edilmeli. Kentteki toplu ulaşım imkanlarının bisikletle entegre olmalı. Bisikletli alt yapısını ulaştırmak büyükşehir belediyesinin sorumluluğunda ama ilçe belediyeleri de çalışmalar yapabilir. İlçelerde bisiklet birimi olmalı. Bisikletli ulaşımın yoğun olduğu yerlerde bisiklet tamir istasyonları kurulabilir”.</span></p>
<p><b>‘Erişilebilirlik Konusu Tam İstenilen Düzeyde Değil’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Kırmızı Bayrak Komisyonu üyesi Ayşe Baysal, kentlerin herkes için nasıl erişilebilir olacağına değindi. Aysal “Kamu kurumlarında erişilebilirlik konusunda ilerleme kaydedildi ama tam istenilen düzeyde değil. Hatalar oluyor, standartlara bakmıyorlar. Her belediyenin erişilebilirlikle ilgili bir birim kurması lazım. Yapılara oturma izni verilmeden önce erişilebilirliğine uygunluğu denetlenmeli. Projenin gereği yerine getirilmeli. Belirlediğimiz standartlar yerine getirildiğinde sorun kalmayacaktır” dedi.</span></p>
<p><b>‘Adil Bir Kentsel Dönüşüm’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir Plancısı Dr. Ali Kemal Çınar ‘Yerel Yönetimlerde Kentsel Dönüşüm Uygulamaları’ başlığı ile yaptığı sunumunda şunları söyledi “Kentsel dönüşüm projelerinin arka planında yatan kentsel politikaların yere, siyasi partiye göre göre farklılık göstermediği muhalefet partilerinin de iktidar partileri gibi sorunlu pratikleri aynen kopyaladığı veya benzerini yapmaya çalıştığını görüyoruz. Otoriter dayatmacı anlayışa karşı demokratik kapsayıcı ve adil bir kentsel politika üretebilmek ve bu eksende kentsel dönüşüm alanlarında yoksullaşan geniş kitlelere uzanabilmek gerekli. Rant amaçlı yerinden edici, soylulaştıran ve parsel bazlı değil, bütüncül, yerinden etmeyen, ekonomik ve sosyal kapasiteleri geliştirmeye dönük, yaşayanların barınma hakkını göz önüne alan, ekolojik, yerele özgü modeller üretilmelidir”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/06/izmirdeki-sempozyumda-kent-sorunlari-ele-alindi/">İzmir’deki Sempozyumda Kent Sorunları Ele Alındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler Katılıyor Kentler Gelişiyor Projesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/21/gencler-katiliyor-kentler-gelisiyor-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2019 09:41:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediyesi İnovasyon Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi İnovasyon Merkezi, Nilüfer Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü Stratejik Planlama ve Performans Bürosu ve Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi işbirliği ile Geleceğe Katılın projesi yürütülerek, gençlerin stratejik planlama sürecine katılmaları sağlanacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/21/gencler-katiliyor-kentler-gelisiyor-projesi/">Gençler Katılıyor Kentler Gelişiyor Projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi, yerel seçimlerden sonra belediyelerin 5 yıllık çalışmalarının planlandığı, misyon, vizyon ve değerlerinin belirlendiği stratejik planlarında, genç bakış açısı yansıtabilmek ve gençlerin kentte yaşamalarını kolaylaştıracak proje fikirlerinin yer almasını sağlamak için hazırlık sürecinde müdahil olunması amacıyla bir yöntem araştırmasına başladı.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi İnovasyon Merkezi tarafından yürütülen “Join The Future” isimli Avrupa Birliği projesi kapsamında gençlerin katılımcılığı üzerine yapılan çalışmaların sonucu olarak Stratejik Planlama sürecine gençlerin katılımının elzem olduğu sonucuna varıldı.</p>
<p>Buna istinaden Nilüfer Belediyesi İnovasyon Merkezi, Nilüfer Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü Stratejik Planlama ve Performans Bürosu ve Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi işbirliği ile “Geleceğe Katılın” isimli bir proje yürütülmesi, bu kapsamda gençlerin stratejik planlama sürecine katılımlarını sağlamak üzere yerel, ulusal ve uluslar arası katılım modelleri geliştirilebilmesi için çalıştaylar düzenlenmesi kararı alındı.</p>
<p dir="ltr">Çalıştayların yerel ayağı Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirildi ve yerelde gençlerin stratejik planlama sürecine katılım modeli gençlerle birlikte oluşturuldu. Projenin ulusal ayağının, tüm Türkiye’den gençlik meclisi gönüllülerinin ve belediye stratejik planlama birimi çalışanlarının katılımlarıyla gerçekleştirilmesi planlanıyor.</p>
<p>16-17-18-19 Şubat 2019 tarihlerinde Bursa-Nilüfer&#8217;de yaygın öğrenme metotları ile gerçekleşecek olan program yerel yönetimlerin stratejik planlama birimlerinden bir çalışan ve gençlik meclisini temsilen bir genç gönüllü olmak üzere kurumlardan gelecek olan (cinsiyet eşitliği göz önünde bulundurularak belirlenmiş) 2 katılımcı ile gerçekleşecek. Ulaşım*, konaklama ve yemek giderlerinin karşılanacağı programa tam katılım önemli. Katılım kontenjan ile sınırlı.</p>
<p>Ayrıntılı bilgi ve başvuru formuna <a href="https://bit.ly/2Meq8VE" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://bit.ly/2Meq8VE&amp;source=gmail&amp;ust=1547904835654000&amp;usg=AFQjCNG_FpukTdNuTmr0nihKLcQLJrrJyw">https://bit.ly/2Meq8VE</a><wbr /> linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/21/gencler-katiliyor-kentler-gelisiyor-projesi/">Gençler Katılıyor Kentler Gelişiyor Projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Kuruluşları Kenti ve Savunuculuğu Meydan’da Konuştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sivil-toplum-kuruluslari-kenti-ve-savunuculugu-meydanda-konustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Esmer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2018 10:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Düşünce Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[hakim]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kokopelli Şehirde]]></category>
		<category><![CDATA[Krallar Çıldırmış Olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[savunuculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31257</guid>

					<description><![CDATA[<p>YADA ve Sivil Sayfalar’ın düzenlediği Meydan atölye etkinliği 3-4 Ekim’de Taksim Nippon Otel’de gerçekleşti. Farklı alanlardan sivil toplum kuruluşlarının bir araya geldiği etkinlikte öne çıkan başlıklar savunuculuk ve kurumlar arası iş birliğiydi. Tartışmaların ekseninde ise kent vardı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sivil-toplum-kuruluslari-kenti-ve-savunuculugu-meydanda-konustu/">Sivil Toplum Kuruluşları Kenti ve Savunuculuğu Meydan’da Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İki gün boyunca süren etkinliğin ilk gününde savunuculuk faaliyeti ve tanımı üzerinde duruldu. Öncelikle katılımcılar dört farklı gruba ayrılarak Krallar Çıldırmış Olmalı isimli canlandırma oyununu oynadılar. Oyunun ardından gruplar bir araya gelerek, üstlendikleri rolleri canlandırırken yaşadıklarını birbiriyle paylaştı. Yine oyun üzerinden Türkiye&#8217;de STK’ların konumlarına, yaklaşımlarına ve savunuculuk faaliyetini nasıl tariflediklerine dair tartışmalar yürütüldü. YADA’dan Mehmet Ali Çalışkan, savunuculuğun etrafındaki kavramların; sorun, çözüm, talep ve kaynaklardan oluştuğunu belirterek özellikle kurumların taleplerini iletileceği karar vericilerin analizinin doğru yapılmasına ve onlarla diyalog kurmanın önemine dikkat çekti.</span></p>
<p><b>Neden Kenti Konuşuyoruz?</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31262" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43115287_237149673817400_2990772022411264000_n-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43115287_237149673817400_2990772022411264000_n-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43115287_237149673817400_2990772022411264000_n-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43115287_237149673817400_2990772022411264000_n-320x213.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43115287_237149673817400_2990772022411264000_n.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir hakkında konuşan veya savunuculuk yapanların genellikle konunun uzmanı kişiler olduğunu belirten Çalışkan, bu uzmanların kenti konu edinirken çocukların, kadınların, azınlıkların, engellilerin kente katılımı üzerine fazla yoğunlaşmadığına dikkat çekti. “Oysa ki kent birçok kuruluş için önemli bir kesişim noktası. Gerek kadın, LGBTİ odaklı gerekse inanç odaklı kurumlar kenti kendilerine konu ediniyorlar. Bu açıdan kent konusu hem farklı STK’lar açısından bir ortaklık yaratıyor hem de kent üzerine konuşulmayan noktaları ele alma açısından önem teşkil ediyor.” Ayrıca Çalışkan, Meydan’la birlikte yapılmak istenenin hem farklı kuruluşların kenti odaklarına alarak ortaklıklarını görmelerini sağlamak hem de bu kapsamda doğru bir savunuculuğun nasıl yapılabileceğini tartışmak olduğunu belirterek sözü katılımcı STK’lara bıraktı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YADA’dan Ulaş </span><span style="font-weight: 400;">Tol </span><span style="font-weight: 400;">günün ikinci yarısında katılımcı kurumlardan, Alevi Düşünce Ocağı, Havle Kadın Derneği, Türkiye Aile Sağlığı Ve Planlaması Vakfı, Sulukule Gönüllüleri Derneği, Kokopelli Şehirde’den temsilcilerle Meydan atölyesinin tartışma programını başlattı. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sulukule Gönüllüleri Derneği’nden Kübra Kalender, Sulukule’de kentsel dönüşümle birlikte başlayan yıkımların ardından risk altındaki çocuklarla birlikte çalıştıklarını söyledi. “Okula giden çocuklar evlerine geri döndüklerinde evlerinin yıkılmış olduğunu görüyorlar ve artık okula gitmek istemiyorlar. Okuldaki alanların daha sık kullanılması çocukların hem okulla hem de kentle olan bağlarını güçlendirebilir.”</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’ndan Şule Dursun, yoksul mahallelerde yaşayan kadınlara kadın sağlığına dair eğitimler verdiklerini ancak mekansal sıkıntılardan sorun duyduklarını belirtti. “Kadınları kent yaşamının içine dahil edebilmek için hem onların talep ettikleri hem de bizim çalışmalarımızı uygulayabileceğimiz alanların olması önemli. Böylelikle kadınlar evde geçirdikleri zamanı dışarıya taşıdığı zaman yaşadığı sorunları birlikte çözmeye başlayabilirler.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31263" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43053722_237149553817412_8898263220368703488_n-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43053722_237149553817412_8898263220368703488_n-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43053722_237149553817412_8898263220368703488_n-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43053722_237149553817412_8898263220368703488_n-320x213.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/43053722_237149553817412_8898263220368703488_n.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Havle Kadın Derneği’nden Selma Şirin, Müslüman feminist kadınlarla birlikte mücadele yürüttüklerini ve Müslüman kadınların kamusal alanda görünürlüğünün artmasıyla birlikte ibadetini de dışarıya taşıdıklarını ancak ibadethanelerde birçok sorunla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. “Camilerde kadınlara  genelde arkada paravanların ardında ya da üst katlarda yer veriliyor. Hatta bazı camilere kadınlar giremiyor bile. Müslüman erkek için cami bir yaşam merkezi ve orada sosyalleşme imkanı bulabiliyorlar. Diyanet ya da cami imamı yanımızda olsa bile neredeyse tamamı erkeklerden oluşan cami dernekleri bazı durumlarda karar merciine dönüşerek, önerilerimize yanıt vermiyorlar.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alevi Düşünce Ocağı’ndan Çağlar Deniz, Alevilerin iki temel sorununun zorunlu din dersleri ve Cemevleri olduğunu söyledi. “Aleviler bugün kentlerde ibadetlerini gerçekleştirebilecekleri alan sıkıntısı yaşamaya devam ediyorlar. İnsanların kimliklerinin felsefesini öğrendikleri bir yer olan cemevleri ile ilgili AİHM’den alınmış kararlar olmasına rağmen bu sorun halen tam olarak çözülebilmiş değil.”</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31264" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42996827_237164793815888_5353057099532206080_n-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42996827_237164793815888_5353057099532206080_n-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42996827_237164793815888_5353057099532206080_n-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42996827_237164793815888_5353057099532206080_n-320x213.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42996827_237164793815888_5353057099532206080_n.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kokopelli Şehirde’den Yasemin Kırkağaçlıoğlu, gelir düzeyinden bağımsız olarak çocukların doğa yoksunluğu sendromuna çare bulmaya çalıştıklarını söyledi. “Okullarda çocukların daha fazla yeşil alanı olsun ve eğitim artık dışarıya taşsın istiyoruz. Bunu yaparken de sağlıklı gıdayı kendi bahçelerinde yetiştirerek daha sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmeleri hedeflerimiz arasında. En büyük sıkıntıyı okullara girmeye çalışırken yaşıyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HAKİM’den Burak Özgüner, kentin ve kentleşmenin birçok mağdur yarattığını belirterek bu gruplar arasında en zalim uygulamaların hayvanlar üzerinde olduğunu ifade etti. “İstanbul içinde baktığımızda devasa şekilde inşa edilmiş toplama kampına benzer, zamanla da ölüm kampına dönüşen tesislerin hayvanlara barınak edildiğini görüyoruz. Bizim önerimiz daha yerel ölçekte mikro tedavi ünitelerinin kurulması ancak yapılan toplama kamplarına ve ilişkilendikleri projelere baktığımızda işin içine birçok rant grubu giriyor ve hayvanları basamak olarak kullandıklarını görüyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapılan tartışmanın sonunda Mehmet Ali Çalışkan, farklı alanlarda faaliyet gösteren STK’ların şehirlerdeki mekanları tasarlamaya veya düzenlemeye ilişkin taleplerindeki ortaklık üzerine dikkat çekti. Bu ortaklık sayesinde, kurumlar arası işbirliği kültürünü yaratabilmelerinin mümkün olduğunu ve STK’ların içine kapanma halinden kurtulabileceğini ekleyerek günün kapanışını gerçekleştirdi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31265" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42977307_237149690484065_6573613124891443200_n-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42977307_237149690484065_6573613124891443200_n-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42977307_237149690484065_6573613124891443200_n-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42977307_237149690484065_6573613124891443200_n-320x213.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/42977307_237149690484065_6573613124891443200_n.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atölyenin ikinci gününde Collectif Danışmanlık’tan İnanç Mısırlıoğlu, savunuculuk stratejileri işbirliği ve iletişimin önemine dair bir sunum gerçekleştirdi. Sunumun ardından katılımcı kurumlar yaptıkları projelerden örnekler vererek hedefin belirlenlenmesi, uygulanacak stratejilerin planlanması, yandaşların ve karar vericilerinin analizlerinin yapılması konusunda izledikleri yöntemleri anlattılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların bir araya geldiği atölyede savunuculuk deneyimlerinin farklılaştığı görüldü. Bütün bu modelleri ayrı ayrı tasnif edip buna uygun savunuculuk modellerinin ortaya konulmasının gerekliliği tartışıldı. Savunuculuk konusunda bir tane doğrunun olmadığını belirtilerek STK’ların kendine has savunuculuk anlayışı inşa etmenin gerekliliğinden söz edildi. Sonuçta birbirinden farklı modeller ortaya  çıksa da kuruluşların aralarındaki bağa ve ortaklıklarına dikkat çekilerek atölye Meydan kapsamında gerçekleşecek gelecek etkinliklerde tekrar buluşmak dileğiyle sona erdi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/09/sivil-toplum-kuruluslari-kenti-ve-savunuculugu-meydanda-konustu/">Sivil Toplum Kuruluşları Kenti ve Savunuculuğu Meydan’da Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceylan Özünel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2018 12:23:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda sivil toplum kuruluşları için yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek üzere Yaşama Dair Vakıf’ın düzenlediği Meydan buluşmasına “Hepimize ait şehirleri hep birlikte konuşmak için” bir araya geldik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/">Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Gün içerisinde şehre dair konuşulan birçok temadan biri de “Şehirde Ortak Alan”dı. Benim de katıldığım oturumda şehirde ortak alan, kamusal alan, özel alanlar, tüm bunlar nedir, kime neyi çağrıştırır, kimler bu alanlara ne kadar katılabilir konuları üzerine tartıştık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirde ortak alan deyince akla birçok kavram geliyor. Park, özgür hissettiğin mekan, erişimi olan mekan, ibadethane, cinsiyetsiz yer, toplu taşıma araçları, sosyalleşme gibi şehirde ortak alanın hepimiz için başka çağrışımları var. Ortak alan her ne kadar çoğunlukla etkileşim ve sosyalleşmeyi çağrıştırıyor olsa da kimisine göre yalnızlık, kimisine göre huzur, kimisine göre kargaşa&#8230; Yani ortak alanın hisleri de var ve bu hislerin hepsi kişiye, kimliğe özel ve hepsi bir arada. Çünkü şehirde ortak alan demek aslında çeşitlilik demek, çok kültürlülük, herkesin katılımına açık olan mekân demek. En azından tecrübe etmeyi arzuladığımız şekliyle böyle. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bu durumda ortasında bahçesi, havuzu olan siteler veya sosyalleşmek için inşa edilen alışveriş merkezleri de şehrin ortak alanları mıdır? Bir açıdan bakıldığında sosyalleşme, etkileşim gibi çağrışımları düşünürsek bu alanlar tanımlandığı şekliyle ortak alan sayılabilir. Ancak kapısında güvenlik olan ve her kesimden insanın giremediği mekanlara ne kadar ortak alan diyebiliriz tartışılır. Burada aslında kamusal alan kavramına da bakmak gerekir. Kamusal alanın tanımına baktığımızda basitçe “belli bir kişiye ait olmaması” diyebiliriz. Bir sitenin bahçesi, orada yaşayan insanlar için ortak alandır ama dışarıdan biri giremeyeceği için kamusal alan denemez, aynı şekilde alışveriş merkezleri de herkese açık gibi lanse edilse de belli kimlikler, yaşam biçimleri o kapılardan içeri asla giremez. Bu durumda kamusal alan olarak elimizde kalan parklar, sokaklar, ibadethaneler, toplu taşıma araçları tam olarak kamusal alanlardır diyebilmemiz gerekir. Tabi meseleye bir de kimlik eksenli ve toplumsal kesimler açısından baktığımızda durum değişir. Kamusal alanlara eşit katılımı ele aldığımızda; bir kadının istediği her saatte her parkta oturamaması veya camilerde istediği alanda namaz kılamaması, bir Alevi’nin yaşadığı bölgede cemevi olmadığı için ibadet edememesi, bir Kürt’ün toplu taşımada ana dilini rahatça konuşamaması, bir LGBTİ bireyin sevgilisiyle rahatça sokaklarda dolaşamaması gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Bu da aslında bize kamusal alanların kullanımı ve kullanım hakkı üzerine de derinlemesine tartışmamız gerektiğini gösteriyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunları tartışırken en çok sosyalleştiğimiz, topluluklarla bir araya geldiğimiz ve kendimizi ifade edebildiğimiz teknolojik alan “sosyal medya” da bir ortak alan mıdır sorusu çıktı karşımıza. Burada da durum farklı değil tabi, sosyal medyada varız var olmasına ama ne kadar çeşitlilikle sosyalleştiğimiz, kendimizi ne kadar özgürce ifade edebildiğimiz ve orada ne kadar güvende olabildiğimizi düşününce; tıpkı istediğim sokakta istediğim saatte olamadığım ya da belli bir kimlikle bana benzemeyenlerle bir parkta sohbet edemediğim gibi “sosyal medya” da benim için bir ortak alanı ifade etmeyebilir. Ortak alanlar birlikte hareket etmeyi teşvik eder, burada hepimiz hem fikiriz, peki sosyal medyada birlikte hareket ettiğimizi düşündüğümüz kişilerin ne kadarı bizden ya da ne kadar başka mahalleden? Yani orada etkileşimde olduğumuz topluluklar ne kadar çeşitli? Ben ne kadar kendimden olmayanla diyalog kuruyorum ya da istesem de kurabiliyorum? Hani ortak alanlar çok kimlikli, çok kullanıcılı, evrensel bağlar kurabildiğim mekanlardı? O zaman sosyal medya nasıl bir ortak alan?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oturum boyunca tüm bu sorular üzerine uzun uzun tartıştık. Kavramlara ve tecrübelere bir de şehir planlama ekseninden bakmak adına konunun uzmanlarından birinden de görüş istedim. Mimar Çağlar Gökbulut bu tartışmalar için bakın ne diyor: “Kamusal alanla ortak alan ayrışması enteresan… Ortak alan birbirine benzer sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıfların bir araya gelme alanı iken, kamusal alan pratikte toplumun farklı bireylerinin eşit bir şekilde varlığını ifade edebilme alanıdır. Yani aslında bugün bizim çeşitli mahalle ve semtlerde gördüğümüz meydanlar, avm’ler, parklar homojen kimliklerin ortak alanıdır. Kamusal mekan bir toplumsal uzlaşma zeminidir ve çoğu muhafazakar iktidarlar tarafından tercih edilmez. Çünkü toplumun farklı sosyolojik bileşenleri kamusal mekanda bir araya geldiğinde pey der pey birlikte yaşama kültürünü geliştirir. Ancak kutuplaşmadan beslenen iktidarlar bunu istemez. Bu açıdan kent için öngörülen kamusal mekanlar aslında bir ideolojik şehirciliğe işaret eder. Eğer bugünkü şehircilik pratiğinde kamusal mekanı birer toplumsal uzlaşı alanına dönüştürmek istiyorsak, kentin farklı sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıf bölgelerinin esiklerine veya kesişim noktalarına göre kaliteli kamusal alanlar tasarlamamız gerekir. Çünkü aslında gerçek bir kamusal mekan bireyler arası uzlaşmayı zorunlu kılar. Ancak diğer taraftan sosyal medyada bu uzlaşma bireyin tercihindedir. Dolayısıyla sosyal medyada toplumsal uzlaşı aramak biraz hayalciliktir. Empati eksikliğinin olduğu bir alanda böyle bir uzlaşıdan bahsedemeyeceğimiz gibi, internette bireylerin kendilerini hakikatle ifade ettiği de hatalı bir varsayımdır. Yani toplumsal uzlaşı ve birlikte yaşama kültürü bireylerin fiziksel olarak bir araya gelebildiği kamusal mekanlarda ve yapılarda oluşabilir. Şehircilik pratiği ve politik ideolojiler birbirine göbeğinden bağlıdır ve kamusal mekanlar da bunun en büyük oyun alanıdır”.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısacası kamusal mekanlar, ortak alanlar tüm ilişki biçimlerini barındırabilir diye tanımlandığını varsaydığımızda, hepimizin şehre eşit katılabildiği, meydanların sadece turistik tarihsel ögeler olarak kalmadığı, ortak alanlarda tüm kimliklerimizle var olabildiğimiz şehir planlamalarına ihtiyacımız var. Şehir planlamaların kent sosyolojisiyle ele alındığı bütüncül politikalar geliştirilmesi için hepimizi önce kendi kapsayıcılığımızı gözden geçirmeye ve benden olmayanın şehirle ilgili ne gibi meseleleri var diye düşünmeye davet ediyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/">Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İstanbul Sorunların Değil Çözümlerin Kenti”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/istanbul-sorunlarin-degil-cozumlerin-kenti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 09:15:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[MAD]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[mekanda adalet derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28239</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul’a dair tartışmaları konuştuğumuz Mekanda Adalet Derneği’nden Yaşar Adanalı, bu tartışmalarda şehrin tarihsel ve toplumsal süreçlerinin gözardı edildiğini belirterek, “Bugün İstanbul, mega kentler arasında en güvenlilerden biri olarak görünüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/istanbul-sorunlarin-degil-cozumlerin-kenti/">“İstanbul Sorunların Değil Çözümlerin Kenti”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu kadar sorunu olan bir yer, on beş milyon insanın yaşadığı bir yer nasıl güvenli olabiliyor? Bu perspektifi ortaya koyduğumuzda İstanbul’u sorunların değil çözümlerin kenti olarak görüyorum.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Şehirlerle ilgili </strong><strong>ö</strong><strong>zellikle de İstanbul’la ilgili ‘kaybedilmiş’ bakışını ve bu konudaki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul’u çoğu zaman olduğu gerçekliğin dışında tartışıyoruz.  İstanbul’u, olmasını istediğimiz, hayallerde kurduğumuz ya da nostaljide yaşattığımız bir kent olarak değerlendirip ondan sonra da o gerçekliği olmayan ideale erişebilir mi erişemez mi, dönüşebilir mi dönüşemez mi diye kafa yoruyoruz. İstanbul’un gerçekliğini, tarihini, gelişmesini iyi analiz etmeden bu tarzdaki sorulara cevap verilebileceğini düşünmüyorum.</p>
<p>Bir kere şu perspektifi ortaya koymak lazım: İstanbul’un ‘ah o eski İstanbul’ denen dönemi herkes için farklılaşıyor. Cumhuriyetin hemen sonrasında, o tarihi yapıların kentinde, nüfusun bir milyonun altında olduğu o dönemde bile, mimarların ve şehre dair yazıp çizen ve düşünen insanların tartışmalarında hep İstanbul’un dönüşümünden yana duyulan rahatsızlık var. Cihangir&#8217;de o zamanki apartmanlaşmaya bakan mimarlar, mimarlık dergilerinde  ‘İstanbul’u yıktık, yok ettik bir daha geri dönüşü yok. Manhattan gibi kimliksiz bir kent haline geldi’ şeklinde yazılar yazıyorlar. Bugün o bahsettiğimiz yerler, Pera, Beyoğlu, Cihangir… İstanbul&#8217;da korumaya, yaşamaya çalıştığımız kentteki en değerli gördüğümüz yerler. Bugünkü kentsel dönüşüm süreçlerinin böyle bir kent üreteceğini iddia etmiyorum tabi ki. Bizdeki kente dair tartışmanın böyle bir tarihsel boyutu olduğunu hatırlatmaya ve bunu ortaya koymaya çalışıyorum.</p>
<figure id="attachment_28240" aria-describedby="caption-attachment-28240" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-28240" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-640x640.jpg" alt="" width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-610x610.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yasaradanali_bw-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-28240" class="wp-caption-text">Yaşan Adanalı Mekanda Adalet Derneği</figcaption></figure>
<p><strong>Tarihsel perspektiften bakarsak bu tartışmanın zemini nasıl olmalı</strong><strong>?</strong></p>
<p>İstanbul’un nüfusu 1950&#8217;de bir milyon iken 2018’de 15 milyon olmuş. Yani nüfusu 15 kat artmış, fiziki yapısı da bir o kadar büyümüş bir kentten bahsediyoruz.  Böyle muazzam bir büyüme gerçekleştirmiş bir mega kenti, dünyanın en büyük kentlerinden birini düşünürken ya nostaljik İstanbul ile ya da kendi ideal İstanbul’umuzla ya da ideal olarak gördüğümüz, ‘yaşanabilir’ dünya kentleriyle kıyaslamayı doğru bulmuyorum. Bir kere en temel nokta bu. Bunun elmalarla armutları kıyaslamaktan farkı yok. İstanbul’u gelişmiş ülkelerin ‘yaşanabilir’ listelerindeki şehirleriyle kıyaslamak bir çok açıdan doğru değil. Tarihsel gerçekliği farklı, nüfus dinamikleri farklı, yapılaşması farklı.</p>
<p><strong>İstanbul’u hangi kentlerle kıyaslamak gerekiyor o halde?</strong></p>
<p>İstanbul’u gelişmekte olan ülkelerin mega kentleriyle kıyaslamamız gerekiyor. Yani bize benzer şekilde kırdan kente göçü absorbe etmiş, kısıtlı ulusal sermayeye sahip; kentleşmesi de emekçilerin, işçi sınıfının kendi evini, kendi mahallesini yaptığı, enformel bir süreçte ilerlemiş, tamamlamış mega kentlerle… Bunlar da Bombay, Delhi, Karaçi, Kahire, Sao Paulo, Rio De Janerio, Meksiko City gibi bize yakın modernleşme, kalkınma projeksiyonları yaşamış kentler. Ve buna baktığımızda da İstanbul&#8217;un nispeten kendini kurtardığını, temel seviyedeki büyük sorunlarını çözdüğünü görüyoruz.</p>
<p><strong>Şehirle ilgili hem akademik hem de sivil toplum </strong><strong>ç</strong><strong>alışmaları yapan bir uzman olarak siz İstanbul’a baktığınızda ne g</strong><strong>ö</strong><strong>rüyorsunuz? </strong></p>
<p>İstanbul’a baktığımda ve diğer kıyasladığım mega kentleri düşündüğümde; en yoksulların yaşadığı ilçeler ve mahalleler dahil olmak üzere aslında iyi bir yerel yönetim, belediyecilik görüyorum. Bunu a, b, c partisinden bağımsız söylüyorum. Mesela bu kentte yaşayan herkesin çöpü bir şekilde toplanıyor, yolları temizleniyor. Bu kenti ziyaret etmeye gelenler, metrosunu kullananlar ‘ne kadar temiz’ diyorlar. Gerçekten kıyaslamayı yaptığımızda temiz de. Bu kentte milyonlarca yoksul gelmiş başını sokacağı bir konut edinebilmiş. Kendi konutunu yapabilmiş ve zamanla bu konutlar yaşanabilir bir çevreye dönüşmüş. Mahalleler oluşmuş, belediyeler içine kültür merkezleri, bilgi merkezleri ve spor tesisleri inşa etmiş. Diğer kentlerde gördüğümüz kentsel gerilim, kentsel çatışma, kentsel yarılma dediğimiz süreçlerin, toplumsal dışlanma dediğimiz süreçlerin kendini çok da fazla tekrar etmediği; bir şekilde toplumsal barışın tesis edildiği bir mega kentle karşı karşıyayız. Bugün İstanbul, mega kentler arasında en güvenlilerden biri olarak görünüyor. Bu kadar sorunu olan bir yer, on beş milyon insanın yaşadığı bir yer nasıl güvenli olabiliyor? Bu perspektifi ortaya koyduğumuzda İstanbul’u sorunların değil çözümlerin kenti olarak görüyorum.</p>
<blockquote>
<h3><span style="color: #000000;"><strong>“Türkiye’de yukarıdan bir elin, kenti tamamen radikal bir şekilde sil baştan yıkıp yeniden yapabileceği bir gücü var. Bu açıdan eskisi gibi organik, enformel bir büyümeden söz edemeyiz.”</strong></span></h3>
</blockquote>
<p><strong>Son yıllardaki kentsel d</strong><strong>ö</strong><strong>nüşüm ve yapılaşmayı düşünürsek ger</strong><strong>ç</strong><strong>ekten de halen b</strong><strong>ö</strong><strong>yle mi? Bugüne geldiğimizde tarihsel süreç farklılaşıyor mu?</strong></p>
<p>Bu soru önemli. Şöyle bir farklılık var. Bahsettiğim kentleşme daha organik, daha adım adım, zamana yayılmış. Biraz daha aşağıdan yukarıya gerçekleşmiş bir süreç. İnsanların mekana müdahalesi ile toplumsal üretimi iç içe geçmiş, yaşanabilirliği de bu sağlamış. Ama bugün 2000 yılı sonrası döneme baktığımızda, kentin ve mekanın anlamının bu kadar radikal bir biçimde değişmesi, ekonomiyle çok ilintili. Kentsel birikim ve bölüşüm, kenti yeniden inşa eden aktörlerin çapının ve kapasitesinin artmasına denk geldi. Türkiye’de 2000 yılı öncesi ve sonrasında hafriyat kamyonu, buldozer, iş makinesi sayılarına baktığımızda muazzam farklılıklar göreceğiz. Daha önce Türkiye’nin, kentleri yukarıdan yıkıp yeniden yapacağı bir “kalkınma” kapasitesi yoktu. Ama şu anda var. Bunu İstanbul dışındaki, son dönemde çok büyük yıkım ve yeniden inşa yaşamış kentlerde net bir şekilde görebiliyoruz. Artık Türkiye’de yukarıdan bir elin, kenti tamamen radikal bir şekilde sil baştan yıkıp yeniden yapabileceği bir gücü var. Bu açıdan eskisi gibi organik, enformel bir büyümeden söz edemeyiz.</p>
<blockquote>
<h3><span style="color: #000000;"><strong>“Kentteki potansiyellerin halen olduğunu ve o potansiyellerin de zaten kentin kendisine içkin dinamikleri olduğunu görüyorum ve iddia ediyorum. O yüzden çok fazla ‘bitti, yok oldu! Nasıl kurtarırız?’ gibi karamsar bir bakışla bakmıyorum. ‘Dünyanın ünlü mimarları gelsin bizi kurtarsın’ gibi arayışlar içine girmenin doğru olmadığını, çözüme yönelik dilin kentin aktörlerinin içinden çıkması gerektiğini düşünüyorum.” </strong></span></h3>
</blockquote>
<p>Evet, yapısal bir dönüşüm var. Yapısal dönüşümün çok ciddi politik ve ekonomik bir gücü var. Kentsel dönüşüm diyoruz. Bütün İstanbul’un kuzeyinin yıkılıp yeniden yapılabileceği bir kapasiteden bahsediyoruz. Gündelik hayat etkileniyor ama bir yandan da değişiyor, sınıra dayanma halinin içinde farklı hareket alanları oluşuyor. Kapanan AVM’ler başka bir şey olabiliyor.  Örneğin Taksim Meydanı tarumar oluyor ama Mecidiyeköy’deki Cevahir AVM’nin önündeki meydan kamusal bir mekan oluyor. Cevahir’e Avrupa’nın en büyük alışveriş merkezi olduğu için ‘tüketim mabedi’ deniliyor ama önünde kendiliğinden temaslara imkan verebilecek bir kamusal mekan kurgusu ortaya çıkıyor. O mekanda haklarını arayan kentsel dönüşüm mağdurları miting yapıyor.  Dolayısıyla hâlâ kentlinin kente müdahalesi, yurttaşın kenti yeniden üretmesi potansiyellerinin olduğunu düşündürüyor. Bir yandan peyzaj çok sert şekilde gerçekleşiyor. Parklar betonlaşıyor. Otoban etrafında dikey bahçeler yapılıyor, büyük paralar harcanıyor. Bir yandan da arka mahallelerde yaşayanlar o peyzajın önünde çayını içip arabaları seyrediyor. Ya da büyük otoyollardaki yeşil alanlarda mahallenin çocukları topunu oynuyor. Yani bu kentteki potansiyellerin halen olduğunu ve o potansiyellerin de zaten kentin kendisine içkin dinamikleri olduğunu görüyorum ve iddia ediyorum. O yüzden çok fazla ‘bitti, yok oldu! Nasıl kurtarırız?’ gibi karamsar bir bakışla bakmıyorum. Ve kurtarıcı aramıyorum. ‘Dünyanın ünlü mimarları gelsin bizi kurtarsın’ gibi arayışlar içine girmenin doğru olmadığını, çözüme yönelik dilin kentin aktörlerinin içinden çıkması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Peki son olarak mekansal olmasa da bir toplumsal yarılmanın i</strong><strong>ç</strong><strong>inde yaşadığımızı düşünürsek; buna şehir </strong><strong>ç</strong><strong>alışmaları üzerinden nasıl bir </strong><strong>ö</strong><strong>neriniz olur?</strong></p>
<p>İnsanlar hangi alanda çalışıyorsa çalışsın; çevre koruma, kültürel miras, kentsel dönüşüm, toplumsal adalet veya diğer alanlar, şu soruları sormak değerli: Mevcut olan bu yarılma karşısında, kutuplaşmanın herhangi bir uç noktasının ötesinde bir söz söylüyor muyum? Bir şey eyliyor muyum? Buna yönelik bir bilgi üretiyor muyum? Ona yönelik bir pratik içinde miyim? Bu soruları herkesin kendisine sorması gerekiyor. Ama herkesin meseleye böyle yaklaştığını düşünmüyorum. Sorun bunun en kolayına kaçmak. İçinde bulunduğun kampın, sonuna kadar inandığı şeyi senin de tekrar etmen. Daha çarpıcı ve vurucu şekilde ses getirmenin derdinde herkes, ama bu yaptığım kamplaşmanın ötesinde ne ifade edecek gibi bir arayışın içinde olmak çok daha anlamlı. Bu da en başında, kullandığımız dil, yazıp çizdiğimiz meseleleri nasıl ele aldığımız ve kimlerle temas ettiğimizle alakalı. Yani o temasın kendisi, o davetin kendisi her zaman değerini koruyor. İşte bence herkes kendisine bunu sorsun, gerisi gelir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/istanbul-sorunlarin-degil-cozumlerin-kenti/">“İstanbul Sorunların Değil Çözümlerin Kenti”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
