<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kadın hareketi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kadin-hareketi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kadin-hareketi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Apr 2022 23:27:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>kadın hareketi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kadin-hareketi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadın Devrimine Giden Dikenli Yol </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/24/kadin-devrimine-giden-dikenli-yol/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2020 07:12:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Me too hareketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=62992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın devrimine giden oldukça zorlu yolda, feminist hareketin birikimi sonucu patriyarkayı yapı söküme uğratmak hem heyecanlı hem de acı verici...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/24/kadin-devrimine-giden-dikenli-yol/">Kadın Devrimine Giden Dikenli Yol </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2006 yılında ABD’li avukat Tarana Burke tarafından </span><i><span style="font-weight: 400;">Me Too</span></i><span style="font-weight: 400;"> hashtagiyle (</span><b>#MeToo</b><span style="font-weight: 400;">) sosyal medyada başlatılan cinsel taciz ifşası</span> <span style="font-weight: 400;">hareketinin Türkiye’de güçlü yansıması 2020 sonunda oldu. Kadın devrimine giden oldukça zorlu yolda, feminist hareketin birikimi sonucu patriyarkayı yapısöküme uğratmak hem heyecanlı hem de acı verici&#8230; Küresel ölçekteki </span><span style="font-weight: 400;">MeToo</span><span style="font-weight: 400;"> hareketi cinsel tacizden yola çıkarak patriyarkaya karşı neredeyse her alanı kapsayarak ilerleyecek gibi görünüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Taciz evde, işyerinde kısacası özel ve kamusal alanda vücudumuzu ve ruhumuzu zedeleyecek nitelikte olan her türlü kötü davranış olarak tanımlanabilir ya da bu kapsam genişletilebilir. </span><span style="font-weight: 400;">Genellikle iki kişi arasında yaşandığı için kanıt ve tanık bulmak zor olan taciz konusunda, ifşada bulunan kadınlar haklı olarak &#8216;kanıtlarımız derimizin altında ve beynimizde&#8217; diyor. Kadınlar bu acıyla yıllarca, hatta bazıları bir ömür boyu yaşamaya çalışıyor. Toplumumuzda ‘erkeğin elinin kiri, kadının alnının yarası&#8217; diye söylemlere geçen; taciz ve tecavüz elbette çocuklar ve lgbti+ bireylere de yansıyor. Eril değerlere sahip toplumun bu köklü travma öykülerinin kuşaktan kuşağa taşındığını da görüyoruz. Türkiye’de her dört kadından biri cinsel tecavüzle karşılaştığına göre, kendimiz yaşamasak dahi yakın birkaç arkadaşımızın yaşadıkları ve her gün yaşamı bir başka türlü yorumlamasıyla iç içeyiz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakikati arayan etik bir canlı olduğuna göre; bu durumun yazın ve sanat  dünyasından gelmesi oldukça anlamlıdır. Çünkü binlerce yıldır insanlar kaya üstü resimleriyle ve sonra yazıyla gelecek kuşaklara yaşadıkları hakikati aktarma peşinde olmuşlar.</span></p>
<h5><b>Beş Bin Yıldan Bu Yana Süren Patriyarka</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Antroplojik verilere göre; kadının tahakküm altına alınmasının ilk ortaya çıkışının hiyerarşi olduğu belirtilir. Erkek gücünü kadınlar üzerinde kullanmaya siyasetten yazın, iş ve sanat dünyasındaki statüsüne kadar sıkı sıkıya sarılıyor. Kadını kontrol altında ve küçük görmekle egemenliğini pekiştirmeye çalışıyor. Bu durum kadının kendi içinde döngüler halinde devam eden bazen kendini sorgulama bazen karşısındaki kişiye öfke duyma olarak bir fasit dairede sürüp gidiyor. Elbette toplumdaki kültürel normlarla yukarıda sözünü ettiğimiz deyişle erkeğin kiri elini yıkayınca akıp gidiyor. Fakat kadının alnının yarası hep görünüyor. Ne olursa olsun erkek bu döngüleri sürdürürken mutlu görünüyor çünkü avlarına yeni avlar eklemekte ve hatta takdir de görmekte…  Daha yeni hedefler peşinde koşuyor. Matematikte altın oran denilen (golden ratio) şeklinde tanımlanan döngülerinden çıkmak istemesi ise böylesi zorlamalar olmadan işine gelmiyor. </span><span style="font-weight: 400;">Özellikle entelektüel camiadaki erkekler o döngüleri kendi lehlerine işleterek, örtülü narsist dünyalarında konuyu ele alırken nalıncı keserini hep kendilerinden yana yontmaya çalışma çabasında görünüyor. Çünkü egemenlikleri sarsılırsa ucu hepsine dokunacak.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ABD’li tarih araştırmacısı Gerda Lerner, patriyarkanın oluşumu ve tarihini ele aldığı Patriyarkanın Yaratılışı (Creation of Pathriarchy) kitabında 5000 yıllık bir geçmişi ele alır. Kültürle, gelenek ve normlarla kuşaktan kuşağa taşlaşarak aktarılan patriyarkanın tarihi diye altını çizer. </span><span style="font-weight: 400;">Erkek egemenliği hakkında yıllar önceki bir yazımda ‘ayrıcalıklı sınıf hiçbir zaman ayrıcalıklarını bırakmak istemez ve hep oraya kayma eğilimindedir’ demiştim. Dolayısıyla biz feminist kadınlar kendine profeminist diyen erkeklere dahi temkinli yaklaşırız. Çünkü o döngüleri kolaylıkla görebiliriz. Siz de deneyin. Bu yansımaları görmek zor değil. </span><span style="font-weight: 400;">Erkeklerin o sürüp giden mutlu ‘yaratıcı ortamlarına’ bilincinizle nüfuz etmeye çalıştığınızda arı kovanına çomak sokmak olarak algılanacaktır. Bu süreçte bazen hemcinsleriniz tarafından da dışlanabilirsiniz. Dolayısıyla feminist hareket her ne kadar ‘kız kardeşlik’ dayanışmasını ortaya atıp ondan kazanımlar edindi ise günümüzün feminizmi bir kişiyi yalnızca biyolojisinden dolayı değişmez bir kategoriye koymuyor. </span></p>
<h5><b>Kadının Beyanı </b><span style="font-weight: 400;"> </span></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yazıya hazırlanırken özellikle kadının beyanı konusunu yeniden anlamaya çalıştım. Bu kapsamda <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/ifsa-ve-taciz-makale-1507300?fbclid=IwAR0IUxZSkxc4PopMCfP8PkY2fxgbkMehygohR8fP3tQR4wZhjxAFf_xfl-k" target="_blank" rel="noopener">Avukat  Tuba Torun’un Duvar Gazetesi&#8217;nde çıkan yazısı</a> aydınlatıcıydı. Taciz ‘istemiyorum/ DUR’ dedikten sonra başlar diyor Torun. Kadınları koruma kurumlarının daha oturmuş olduğu ülkelerde sicillerine işlendiğinden de söz ediliyor. Bu doğrudur. Ancak yaşadığım üç farklı batı ülkesinde de kadınların durumunun ne kadar kırılgan olduğunu biliyorum. Kısacası özellikle çocuğun cinsel istismarı, cinsel taciz, tecavüz gibi durumlarda mesele burjuva hukukuna havale edilerek adalet</span> <span style="font-weight: 400;">sağlanamayabiliyor.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer kafa açıcı bir duyum ise Artı TV’de ‘Beyhan Demir ile Mor Gündem &#8211; Edebiyat dünyasında erkek egemenliği’  programı oldu. Sosyalist feminist açıdan <a href="https://www.youtube.com/watch?v=qp1iut8eUzI&amp;fbclid=IwAR1PQ6L1uoKyUsB5QmHPrzR2JovHEdsy1UBGN55Q9EYchO-UgCDlvSWI038" target="_blank" rel="noopener">Gazeteci Arzu Demir ve sosyalist feminist Hülya Osmanağaoğlu’nun </a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qp1iut8eUzI&amp;fbclid=IwAR1PQ6L1uoKyUsB5QmHPrzR2JovHEdsy1UBGN55Q9EYchO-UgCDlvSWI038">değerlendirmesi</a> oldukça önemli.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşitlik, özgürlük yolunda mücadele ettiğini söyleyen erkeklerden çoğu erilliğiyle ciddi şekilde uğraşmıyor. Yüzeysel söylemleri de bu konuyla biraz ilgilenen kadına karikatürize geliyor. Nalıncı keserini hep kendi tarafına yonttuklarını görmek zor değil. &#8216;Efendim tüm yazın ve edebiyat dünyasında taciz varmış&#8217;… Eserleriyle yazarları aynı kefeye koymamak lazımmış vb. Hatta nefes daraltan türden&#8230; Bu iki yüzlülüğün daniskası değil de nedir? Bu tür yorum yapanlar kendine devrimci deyip de gerçek bir yapısöküm peşinde olmayanlar kadını kendi kıskacına almaktan  memnun görünüyorlar. Yeni bir yazın etiği peşinde ısrarcı olanlar ise yine kadınlar. Rodin’den Freud’a kadar bir dizi tanınmış erkek sanat ve düşünceleri için kadını nasıl nesneleştirdikleri yine feminist kadınların çalışmalarıyla ortaya konuyor.</span></p>
<h5><b>Kadın Devrimine Giden Dikenli, Taşlı Yol</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de halen kadının en temel haklarından konuşur durumdayız. Kadınlar patriyarka karşısında var olma (survivor) mücadelesi veriyor. Elbette çocuklar ve lgbti+lar da&#8230; Sanata, edebiyata, bilim ve siyasete katkıları ise her an görmezden gelinebilir. Bu kapsamda 25 Kasım için Yeni Yaşam gazetesinin hazırladığı<a href="http://yeniyasamgazetesi2.com/kadineki/detay/evet-biz-kadinlar-da-insaniz/?fbclid=IwAR1aRhx4EENKgmFiCE6iSXcE54slBpP1kKPp35wQ2bqgaFYiQnSrdUYNIF8" target="_blank" rel="noopener">  </a></span><a href="http://yeniyasamgazetesi2.com/kadineki/detay/evet-biz-kadinlar-da-insaniz/?fbclid=IwAR1aRhx4EENKgmFiCE6iSXcE54slBpP1kKPp35wQ2bqgaFYiQnSrdUYNIF8"><i><span style="font-weight: 400;">Kadın Eki</span></i></a><span style="font-weight: 400;"> gerçekten kapsamlı. Hatta bir arşiv olarak saklanacak nitelikte. Sosyalist hareket içinde dahi eşitsizlerin eşitliği içinde var olduk, yıllarca kadın hakları konusunda, “Bacı sizin hakkınız devrimden sonra verilecek. Şimdi konu etmeyin” dendi. Nasıl olur da eşit ve özgür bir dünyaya kafa yoran erkekler bizim haklarımızı devrimden sonraya erteleyebiliyordu? Oysa yeni değerler eski sistemin içinde yeşerir. Çoğu sosyalist feminist 1990’larda buna açıkça bayrak açtı. Çünkü taleplerimiz bugünden yarına ertelenemeyecek kadar elzemdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm dünya kadınları “özel alan politiktir” şiarıyla ortaya çıktığı yolculuğunda dalga dalga kadın devrimine doğru ilerliyor. 1960’ların ikinci yarısında başlayan ve bu dalgalardan en önemlisi olan ikinci dalganın eşit yurttaşlık hakkı idi&#8230; Bu yolda yanımızda olduğunu söyleyen sessizce seyreden erkekler olduğu gibi yazdıklarıyla duruşlarıyla ucundan tutmaya çalışanlar da olmuyor değil. Evrensel gazetesinde çıkan <a href="https://www.evrensel.net/yazi/87736/ifsa" target="_blank" rel="noopener">Yücel Sayman’ın özellikle kadın ve doğa hakkında yapıcı eleştiriye açık olan yazısı</a> bunlardan biri.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Brecht, &#8220;Karanlıkta sanat olur mu olur&#8221; demiş. Peki nasıl olur sorusuna ise &#8220;Karanlığın sanatını yaparız” demiş. Ben tablonun karanlık olduğunu artık düşünmüyorum. Çünkü dünyada patriyarkaya karşı ışık çatlaktan içeri sızmış durumda. Ama acıların sanatını daha çok yapacağız gibi görünüyor. Üstelik ifşa yalnızca fiziki, ruhi tacizle sınırlı kalmayacak. Zamanında biz şu ya da bu nedenle susturanların iki yüzlülüğünü de ortaya çıkaracağız. Uykularınız kaçsın! Manipulasyonlarınız da buna engel olamayacak. Çünkü sosyalistler arasındaki eril kadın destekçisi çıkışlarınızın çoğu karikatürize durumda. Ayşe Düzkan’ın dediği gibi, eğer sosyalist hareket kadınlar ve lgbti+ların yaratıcılığından öğrenmek istiyorsa sürekliliği olan ciddi bir erkeklik eleştirisi ve yapısöküm çalışmaları yapmak durumunda. Arzu Demir’in söylediği gibi de burjuva hukuku ötesinde çözüm aramak durumundayız. Onlara güvenebilmemiz için bu yolda davranış ve edimlerini değiştirdiklerini ve tutarlı olduklarını görmek istiyoruz. Hep fırsatları kollayan ikiyüzlülüklerinden bıktık! Bu yolda hepimize burjuva hukuku dışında Afrikalıların apartheid döneminde yararlandıkları topluluk ruhuyla onarıcı adalet (restorative justice) yöntemi yardımcı olabilir. Çünkü bu yöntem yerli (indigenous) topluluklarda da en yapıcı sonuç alınan durum olarak görünüyor. Bu konuyu sonraki bir yazımda ele almayı düşünüyorum.</span></p>
<p>Görsel illüstrasyon: Annalisa Grassano</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/24/kadin-devrimine-giden-dikenli-yol/">Kadın Devrimine Giden Dikenli Yol </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018’de Kadın Hareketlerinde On Önemli An</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/25/2018de-kadin-hareketlerinde-on-onemli-an/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2018 11:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Eksik Olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ergen Kızlar Fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Global Fund for Women]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan Kadın Kolektifi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Kadın Fonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33637</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel Kadın Fonu (Global Fund for Women), 2018’de kadın hareketleri ve kadının insan hakları açısından “en önemli on an”ı listeledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/25/2018de-kadin-hareketlerinde-on-onemli-an/">2018’de Kadın Hareketlerinde On Önemli An</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küresel Kadın Fonu (Global Fund for Women),</strong> 2018’de kadın hareketlerinin dünya çapında güçlü yöntemlerle politikaları, uygulamaları ve tartışmaları etkilediğini belirterek kadının insan hakları, cinsiyetler arası adalet ve eşitlik için önemli olayları değerlendirdi.</p>
<p>Listede sıralanan kazanımların dünya çapında kadın hareketinin gücünü örneklediğinin ve bu ruhu 2019’a taşımak için ilham verici olduğunun altı çizildi.</p>
<p>1-Kadının insan hakları savunucuları adalet için çalışmaya devam ediyor</p>
<p>2018’de pek çok ülkede kadın hak savunucularına şiddet ve baskılar sürdü. Mart’ta Brezilya’da 38 yaşındaki Afro-Brezilyalı politikacı ve LGBTQI+ aktivisti Marielle Franco, Ukrayna’da ülkenin önde gelen aktivistlerinden Katerina Gandzyuk öldürüldü. Ancak hak savunucularına karşı artan saldırılara rağmen 2018’de hem çalışmalar yoğunlaştı hem de düşünce ve eylem üretmek ve başarıları kutlamak için kolektif alanlar oluşturuldu.</p>
<h3>Arjantin&#8217;deki kürtaj hakkı mücadelesi</h3>
<p>2- Kürtaj hakkında politika, toplumsal norm ve kamuoyu değiştiriliyor</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92867/475/317" width="475" height="317" align="middle" /></p>
<p>ABD dahil pek çok ülkede kürtaj haklarını kısıtlama ve geri alma çabaları olsa da dünya çapında ilerleme kaydedildi. Önceden kürtajın tamamen yasak olduğu Şili ve İrlanda’da kürtaj yasallaştırıldı. Arjantin’de on yıllarca süren çalışmalar sonucu kürtaj hakları yasa tasarısı sunuldu. Yasa tasarısı senato tarafından reddedilse de ülkede daha önce görülmemiş bir halk desteği gördü.</p>
<p>3- İklim değişikliğinin çerçevesi değiştiriliyor</p>
<p><img decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92868/475/317" width="475" height="317" align="middle" /></p>
<p>2018’de iklim değişikliği üzerinde çalışan ve yerel topluluklarının ihtiyaçlarını dile getiren kadın grupları arttı. Örneğin çevre konularında kadınların liderliğini destekleyen <strong>Hindistan Kadın Kolektifi</strong> <strong>(Women’s Collective in India)</strong> gıda güvencesi sağlamak için kadın çiftçilerle çalıştı. <strong>Kuzey Uganda’da Kadınlar</strong> ve <strong>Kırsal Gelişim Ağı (Women and Rural Development Network)</strong> sürdürülebilir tarım uygulamalarına başladı. İklim değişikliği çerçevesinde cinsiyet eşitsizliğini “İklim Adaletinde Kadınların Rolü” başlıklı kitabı bu yıl yayınlanan eski İrlanda Başkanı Mary Robinson gibi liderler de gündeme taşıdı.</p>
<p>İklim değişikliği ile mücadelede kadınlar genel olarak karar mekanizmalarının dışında bırakıldığı halde iklim değişikliğinin en ağır sonuçları ile kadınların yüzleştiği fark edildi: Kasırga ve su baskınları sonucu yer değiştirmek zorunda kalanların çoğu kadın ve tüm dünyada kuraklık, su baskınları ve aşırı sıcaklıklardan olumsuz etkilenen besin kaynakları üretiminin yüzde 80’e yakınını kadınlar gerçekleştiriyor.</p>
<h3>Ergen kız çocukları için mücadele arttı</h3>
<p>4-İktidar ve yönetimde kız çocukları ve genç kadınların gücünün farkına varılıyor</p>
<p><img decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92869/475/317" width="475" height="317" align="middle" /></p>
<p>Kız çocukları ve genç kadınlar yeni ve heyecan verici yöntemlerle olumlu değişiklikler için harekete geçiyor. 2018’de kadının insan hakları alanında ilerleme kaydeden genç liderler öne çıktı. Jenerasyonlar arası ve hareketler arası alışverişler yeni hareketlerin oluşmasına alan tanıdı.</p>
<p><strong>MamaCash</strong> ve <strong>FRIDA</strong> örgütlerinin yakın zamanda yayımladıkları araştırmaya göre kız çocukları ve genç kadınların liderlik yaptığı hareketler önemli bir güce sahip. <strong>Küresel Kadın Fonu</strong> ise kız çocuklarının yönettiği hareketleri desteklemek üzere <strong>Ergen Kızlar Fonu’nu (Adolescent Girls Fund)</strong> kurdu.</p>
<h3>Bir Eksik Olmayacağız hareketi de listede</h3>
<p>5- Kadına ve kız çocuklarına şiddet suçları işleyen faillerden hesap soruluyor</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92870/481/317" width="481" height="317" align="middle" /></p>
<p>Bu yıl dünyada cinsiyete bağlı şiddete karşı mücadeleler sürdü. Mayıs’ta Uruguay’da ilk kez bir sanık “kadın cinayeti”nden hüküm giydi. Kadın cinayeti ülkede 2017’nin Ekim ayında yasal olarak insan öldürme suçundan farklı, nefret suçu gibi özel koşullar göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gereken bir suç sayılmıştı.</p>
<p>Filistin’de pek çok feminist grup kadın cinayetlerine karşı sessizlik ve cezasızlığa karşı harekete geçti. İsrail’de Yahudi ve Filistinli kadınlar Aralık’ta 16 yaşındaki <strong>Yara Ayoub</strong>’un ve 13 yaşındaki <strong>Silvana Tsegai</strong>’nin öldürülmesine karşı öfkelerini dile getirmek için grev yaptı. Arjantin’de başlayan ve Güney Amerika’ya yayılan, erkek şiddetine karşı mücadele eden <strong>Bir Eksik Olmayacağız (Ni Una Menos)</strong> hareketi eylemlerini sürdürdü.</p>
<p>Haberin devamı için tıklayınız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/25/2018de-kadin-hareketlerinde-on-onemli-an/">2018’de Kadın Hareketlerinde On Önemli An</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>153 Kadın Örgütünden &#8220;Eşitliğe Son&#8221; Yürüyüşüne Tepki</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/01/153-kadin-orgutunden-esitlige-son-yuruyusune-tepki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 08:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitsizliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün bir grup "toplumsal cinsiyet eşitliğine son" diyerek, kadına şiddete karşı yasaların iptal edilmesi için Taksim'de yürüyecek. 153 kadın örgütü "Haklarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmeyeceğiz" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/01/153-kadin-orgutunden-esitlige-son-yuruyusune-tepki/">153 Kadın Örgütünden &#8220;Eşitliğe Son&#8221; Yürüyüşüne Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aile Platformu adlı bir oluşum, 6284 nolu Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un iptal edilmesi talebiyle bugün İstanbul Beyoğlu’nda yürüyüş düzenleyecek.</p>
<p>Yürüyüşte İstanbul’da imzaya açıldığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin iptal edilmesini talep ediyor. “Toplumsal cinsiyet eşitliği iptal olsun” ifadesi de oluşumun talepleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Bugün Taksim’den Tünel Meydan’a düzenlenecek yürüyüşe karşı, Türkiye kadın hareketi bileşenleri de bir bildiri yayınladı.</p>
<p>Türkiye’nin farklı yerlerinden 153 kadın örgütü “Haklarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmeyeceğiz” derken, Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin kronolojik bir özetini de paylaştı.</p>
<p>Kadınlar &#8220;<span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Biz kadınlar, Türkiye’nin tarih boyunca değişen erkek egemen yapılarına her zaman karşı durduğumuz gibi, bugün de karşı duracağız</span><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">&#8221; dedi.</span></p>
<h4>Kadın hareketi herkesi sorumluluk almaya çağırıyor</h4>
<p>Bildiride şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>“Yıllardır, kadınların yasal ve kurumsal kazanımlarına karşı siyasi iktidar içinden ve dışından yürütülen kampanyalar, TBMM Boşanma Komisyonu Taslak Raporu ile adeta fiili bir hükümet programına dönüşmüş idi. Bu rapor ile çocuk yaşta zorla evliliklerin teşviki, çocuk istismarcılarına af, tecavüzcü ile evlendirme, kadının ev içi emeğinden kaynaklanan miras hakkını elinden alma, erkeklerin boşanmasını kolaylaştırma, boşanmak isteyen kadını ise (nafakasını evlilik süresine bağlayarak nafakasız bırakma tehdidi ve “aile arabulucuları” gibi yöntemlerle) boşanmaktan vazgeçirme; şiddete karşı devlet korumasını belge sunma şartına bağlama gibi düzenlemelerin önü açılmak isteniyordu.</p>
<p>“Yasalarda kadınlar lehine olabilecek her ne varsa bunları budama girişimleri bugün hızla yasaların tamamen kaldırılması taleplerine dönüşmüştür. ‘Aile reisliği geri getirilsin’, ‘çocukların velayeti babaya verilsin’, ‘ev içi emek nedeniyle evlilik içinde edinilen malların eşit paylaşımından vazgeçilsin’, ‘kadına karşı şiddetle ilgili 6284 sayılı yasa tamamen kaldırılsın’, ‘Avrupa Konseyi’nin şiddetle ilgili sözleşmesinden Türkiye imzasını çeksin’ gibi talepler yaygınlaştırılmaya başlandı. Daha da ötesi, bu taleplerin gerçekleştirilmesinin önünde engel olarak görülen kadın örgütleri de açıkça hedef olarak gösterilmektedir.</p>
<p>“Söz konusu bu sürece karşı biz aşağıda imzası bulunan kadın örgütleri/grupları, mücadelelerle kazandığımız haklarımızdan, eşitlik ve özgürlük talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz ve cinsiyet ayrımcılığını pekiştiren her türlü söylem, siyasi pratik ve uygulamanın karşısında duracak ve sorumluları teşhir edeceğiz.</p>
<p>“Türkiye’nin tüm siyasetçilerini, siyasi partilerini ve sivil toplum bileşenlerini siyasal/toplumsal sorumluluk almaya ve kadınları eşit yurttaşlar olmaktan çıkarmak, kadınların emeğini sömürmek ve kadınları güçsüzleştirmek isteyen söylem ve politikalara karşı çıkmaya ve kadın örgütleriyle dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”</p>
<h3>Aile Platformu ve talepleri</h3>
<p><a href="http://aileplatformu.net/" target="_blank" rel="noopener">Aile Platformu adlı oluşum</a>, yarınki yürüyüşte dile getireceği talepleri şöyle sıralıyor:</p>
<p><em>&#8220;1. İstanbul Sözleşmesi iptal Olsun&#8221;</em></p>
<p>İstanbul’da imzaya açıldığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden bahsediliyor.</p>
<p><em>&#8220;2. 6284 Zulmüne SON&#8221;</em></p>
<p>6284 nolu Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dan bahsediliyor. Oluşum web sitesinde bu talebi şöyle açıklıyor: “Kadının delilsiz beyanı esastır denilen 6284 sayılı yasa kaldırılmalı, cinayet sebebi İftiralara ceza verilmelidir.”</p>
<p><em>&#8220;3.Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İptal Olsun&#8221;</em></p>
<p>Yine platformun web sitesinde bu talep şöyle açıklanıyor: “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altındaki tüm feminist politikalara acilen son verilmelidir.”</p>
<p><em>&#8220;4.Çocuk Haczi Kalksın&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;5.EYS zulüm&#8221;</em></p>
<p>Oluşum “EYS”yi “Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu” anlamında kullanıyor. Bunun hem hastalık olarak tanımlanmasını hem de hukuken cezalandırılmasını talep ediyorlar.</p>
<p><em>&#8220;6.Süresiz Nafaka Kalksın. Nafaka hapsi kaldırılmalıdır. Annelerde babalarda mağdur edilmesin.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;7.TekTaraflı Velayet Kalksın.&#8221;</em></p>
<p>Ayrıca oluşumun web sitesinde 2004’te TCK’de yapılan değişikliklerle kaldırılan “aile reisi” kavramının geri getirilmesi, taciz ve tecavüz suçunun ayrı değerlendirilmesi ve bu sırada “şehvet terörüne dur denilmesi” gibi talepler de yer alıyor.</p>
<h3>Türkiye&#8217;de kadın haklarının mihenk taşları</h3>
<p>Kadın örgütlerinin paylaştığı kadın hakları kronolojisi ise şöyle:</p>
<p>1841- Kadı önünde evlenme hakkı</p>
<p>1845- Köle-cariye satın alma yasağı</p>
<p>1856- Kızlara mirastan hak verilmesi</p>
<p>1860’lar- Kızlar için rüştiye (ortaokul) mektebi, ilköğretimde eşitlik, kız öğretmen okullarının açılması</p>
<p>1917- İslam hukukunda ilk aile düzenlemesi ile evlenme ve boşanmanın kayıt altına alınması</p>
<p>1926- Medeni Kanun</p>
<p>1930 ve 1935- Seçme ve seçilme hakkı</p>
<p>1985- BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) imzalanması</p>
<p>1990, 1991- Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı&#8217;nın kurulması</p>
<p>1998- Kadına karşı şiddetle ilgili ilk özel yasa olarak Ailenin Korunmasına Dair Kanun (4320)</p>
<p>2001, 2004, 2010- Anayasanın eşitlik (10) ve aile (41) maddelerinde yapıcı yönde değişiklikler</p>
<p>2002- Aile reisliğini kaldırıp eşlere eşit haklar getiren yeni Medeni Kanun</p>
<p>2004- TBMM’de Töre ve Namus Cinayetleri, Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırma Komisyonu kurulması</p>
<p>2005- Kadın ve çocuklara karşı suçlarda etkili cezalar getiren yeni Türk Ceza Kanunu</p>
<p>2009- TBMM’de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulması</p>
<p>2011- Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) imzalanması ve Türkiye’nin dünyada imzalayan ilk ülke olarak örnek oluşturması; Türkiyeli kadınların mücadelesi sayesinde, sözleşmenin izlenmesi ile ilgili kurul olan GREVİO’nun başkanlığına Türkiye’den bir kadının seçilmesi</p>
<p>2012- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (6284)</p>
<p>2013- Devletin ve belediyelerin kadına karşı şiddeti önlemek üzere sığınaklar açmasını sağlamak konusundaki kazanımlara ek olarak tüm illerde en az bir Şiddet Önleme ve İzleme Merkez’inin (ŞÖNİM) kurulması</p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/199623-153-kadin-orgutunden-esitlige-son-yuruyusune-tepki" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/01/153-kadin-orgutunden-esitlige-son-yuruyusune-tepki/">153 Kadın Örgütünden &#8220;Eşitliğe Son&#8221; Yürüyüşüne Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reçel Konuşmaları: &#8220;Türkiye&#8217;de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/recel-konusmalari-turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jul 2018 12:16:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[reçel blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz, Reçel Blog olarak, 2014 yılından beri kadınların ve bilhassa Müslüman kadınların; gündelik deneyimlerine, toplumsal meseleleri algılayışlarına, ilgilerine, meraklarına, dertlerine, umutlarına, kaygılarına, mücadelelerine dair sözlerini söyleyebilecekleri bir mecra olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/recel-konusmalari-turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm/">Reçel Konuşmaları: &#8220;Türkiye&#8217;de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Tekil bir görüntü, tekil bir kimlik olmadan &#8216;Müslüman kadın&#8217;ın tüm hallerini onların kendi dilinden yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Müslüman kadınlar aynı şeylere sevinip aynı şeylere üzülmüyor. Aynı yerlerden gelip aynı yerlere gitmiyor. Ama kendini kamusal alanda “Müslüman” olarak tanımlayan kadınların ortak tecrübelerine de şahitlik ediyoruz. Farklılıkları ve benzerlikleriyle bu tecrübenin üzerinde konuşmaya ve tartışmaya değer olduğunu düşünüyoruz.</div>
<div></div>
<div>Sizi de bu alanı konuşmaya ve tartışmaya, tek sesliliği çoğullaştırmaya çağırıyoruz. Etkinliğimizin ilk bölümünde Reçel Blog moderatörlüğünde; kamusal alan, aktivizm, dini literatürde kadın gibi alt başlıklarda sunumlar gerçekleştirilecek. İkinci bölümde de katılımcılarla birlikte Müslümanlık, kadın hareketi ve feminizm kavramları çerçevesinde tartışmalar yürütülecek.</div>
<div></div>
<div>Müslüman kadın hareketini konuşmak ve hareketin kadın meselesiyle kurduğu bağları ele almak, farklı feminist hareketlerle olan iletişim, paylaşım ve dayanışmayı güçlendirmek için yapacağımız panele sizleri de bekliyoruz.</div>
<div></div>
<div>Son Başvuru Tarihi: 18 Temmuz Çarşamba</div>
<div>Başvuru Formu: <a href="https://goo.gl/KhQi25" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://goo.gl/KhQi25&amp;source=gmail&amp;ust=1531828783528000&amp;usg=AFQjCNHNXcR38Jevs_EzwGhehU9rYnKTlA">https://goo.gl/KhQi25</a></div>
<div></div>
<div>Program:</div>
<div></div>
<div>1. Oturum (10.00-11.45):</div>
<div>Moderatör: Rümeysa Çamdereli</div>
<div>Konuşmacılar:</div>
<div>Saule Yussupova</div>
<div>Ayşe Özlem Ekşi</div>
<div></div>
<div>Öğle Yemeği (11.45-12.30)</div>
<div></div>
<div>2. Oturum (12.30-15.00):</div>
<div>Katılımcılarla Ortak Forum</div>
<div></div>
<div>Yer: Ankara Gordion Hotel</div>
<div>Tarih: 20 Temmuz Cuma 2018</div>
<div>Saat:  10.00-15.00</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/recel-konusmalari-turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm/">Reçel Konuşmaları: &#8220;Türkiye&#8217;de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm Bir Arada Mümkün</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/16/turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm-bir-arada-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice K. Samiloglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2018 12:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[reçel blog]]></category>
		<category><![CDATA[Rümeysa Çamdereli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26791</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kadınların ve bilhassa Müslüman kadınların; gündelik deneyimlerine, toplumsal meseleleri algılayışlarına, ilgilerine, meraklarına, dertlerine, umutlarına, kaygılarına, mücadelelerine dair kendi sözünü söyleyeceği bir mecra” olarak kendisini tanımlayan Reçel Blog 2014 yılından beridir devam ettiği yayın hayatında yeni bir sayfa açarak bir projeye adım attı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/16/turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm-bir-arada-mumkun/">Türkiye’de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm Bir Arada Mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu proje kapsamında 2 Mayıs 2018’de Taksim Avantegarde Otel’de düzenlenen “Türkiye’de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizim Bir Arada Mümkün Mü?” başlıklı çalıştay, Reçel Konuşmaları ve Atölyeleri serisinin ilk etkinliği olarak farklı çevrelerden kadınları konuşmak, tartışmak ve dayanışmak için bir araya getirdi.</p>
<p>Çalıştayın panel formatında düzenlenen ilk kısmında Reçel Blog’un kurucu editörlerinden Rümeysa Çamdereli bu zamana kadar blogda yayınlanan yazılara ve yazarlara dair bir çerçeve çizdi. Yazarların anonim kalarak deneyimlerinden bahsedebilmesinin kadınlar için özgürleştirici yönünün altını çizen Çamdereli, Reçel Blog’da yayınlanan yazıların gündeminin, ülke gündemi, politik atmosfer ve aile, evlilik gibi toplumsal mekanizmalar üzerinden şekillendiğini anlattı. Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’nden Ayşe Yıldırım Müslüman kadınlardan oluşan platformun kadın hareketine politik anlamda katkılarından ve hareketin içeriğinden bahsederken, referansını İslami kaynaklardan alan bir kimsenin eşitlikten ve adaletten uzaklaşmasının ancak ranta ve iktidara yaklaşması sonucu oluşabileceğini belirtti. “Mekan ve İdeoloji: Camide Toplumsal Cinsiyet Rolleri” konulu bir tez hazırlamış olan Nur Kıpçak, Türkiye’de kamusal alanda kadın temsiliyeti ve cami örneği üzerine özellikle politik yasaklar ve Cumhuriyet kadınının yaratılması bağlamında hızlı bir tarihsel süreç anlatısında bulundu. Panelin son konuşmacısı Şefika Özer ise Türkiye’de farklı feminizmlerin ortaklaştığı ve ayrıştığı sahalardan bahsetti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26834" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0488-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bu çerçeve doğrultusunda ikinci kısımda katılımcılardan gelen sorular ve yorumlar İslam’ın feminizmle bağdaşıp bağdaşmayacağı ve kesişimsel feminizm, özellikle de sekülerlik ve laiklik kavramlarının tekrar tartışmaya açılması ve yeniden konuşulması üzerinden şekillendi. Özel alan ve kamusal alan tanımlarını da çokça tartışmaya açan sekülerlik ve laiklik başlıkları altında başörtülü/başörtüsüz Müslümanlık, Ramazan ayında oruç, alkol kullanımında kamusal alan/özel alan ayrımı gibi farklı temalar konuşuldu.</p>
<p>Kendisini seküler feminist olarak tanımlayan bir katılımcı feminist hareketin kendine ait bir taban oluşturamadığından bahsederken, eşcinsellik gibi üzerinde büyük tartışmalar süren konulara rağmen, Müslüman feministlerin böyle bir taban oluşturma şansı olduğuna inandığını belirtti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26835" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/5P4A0521-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bir diğer katılımcı ise 1998 senesinde üniversiteye gelip feminist hareket içerisinde örgütlendiğinde tartışılan konuların ekseninde daha çok kültürel çoğulculuk, milliyetçilik ve ırkçılığın olduğunu, laiklik tartışmasının yeni yeni bir gündem olmaya başladığını ifade etti. Laikliğin özgürlükçü bir bakış açısıyla yeniden kurulması gerektiğini düşündüğünü belirtti.</p>
<p>Bir diğer katılımcı ise seküler yaşamın inançlı insanlar için de çok önemli olduğunu çünkü siyasal islamın inancı siyasete alet etmesi ile dini de kendi özünden uzaklaştırdığını düşündüğünü ifade etti. “Müslüman bir kadın nasıl bir ülkede daha rahat ve mutlu olabilir?” de üstünde oldukça fazla durulan sorulardan birisiydi.</p>
<p>Çalıştaya adını veren “Türkiye’de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizim Bir Arada Mümkün Mü?” sorusuyla ilgili olarak Rumeysa Çamdereli, “Biz bunun mümkün olduğunu düşünen insanlar olduğumuz için böyle bir yola çıktık Reçel ekibi olarak, umarım bu yolda bizimle birlikte ilerlemek isteyen pek çok kadınla tanışır ve dayanışırız” dedi.</p>
<p>Reçel Blog 19 Mayıs 2018 Cumartesi günü “Eğitim” temalı ilk Yazarlık Atölyesini Studio-X’te düzenleyecek. Bunu aile ve iş hayatı temalı yazarlık atölyelerinin takip etmesi düşünülüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/16/turkiyede-muslumanlik-kadin-hareketi-ve-feminizm-bir-arada-mumkun/">Türkiye’de Müslümanlık, Kadın Hareketi ve Feminizm Bir Arada Mümkün</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kesişimsellik ve Feminizm</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/30/kesisimsellik-ve-feminizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2017 10:45:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[kesişimsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Kölelik Karşıtı Hareket]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın haklarını tanıyarak, kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerle mücadele etmek anlamına gelen feminizm, kuşkusuz ki ortaya çıktığı tarihten beri aynı kalmadı ve çeşitli kavramlarla incelenmeye çalışıldı. Kesişimsellik kavramı da bunlardan biridir. Kimberle Crenshaw’ın 1989 yılında ortaya attığı bu kavram, grupların homojenleştirici etkilerine yönelik bir eleştiri olarak feminist tartışmalarda kendine yer buldu. Crenshaw’a göre, siyah kadınların deneyimleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/30/kesisimsellik-ve-feminizm/">Kesişimsellik ve Feminizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın haklarını tanıyarak, kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerle mücadele etmek anlamına gelen feminizm, kuşkusuz ki ortaya çıktığı tarihten beri aynı kalmadı ve çeşitli kavramlarla incelenmeye çalışıldı. Kesişimsellik kavramı da bunlardan biridir. Kimberle Crenshaw’ın 1989 yılında ortaya attığı bu kavram, grupların homojenleştirici etkilerine yönelik bir eleştiri olarak feminist tartışmalarda kendine yer buldu. Crenshaw’a göre, siyah kadınların deneyimleri beyaz kadınların deneyimlerinden farklıdır ve onların durumu aynı argümanlarla anlaşılamaz. Onlar; hem kadın, hem de siyah olmalarından dolayı beyaz kadınlardan farklı; onlarla bazen çelişen, bazen de örtüşen eşitsizlik mekanizmalarına sahiptirler. Kesişimsellik kavramı da bu durumu ifade eder.</p>
<h4>Kadınlar, ‘kadın’ olmanın dışında beyazdır, siyahtır, köledir ya da işçidir</h4>
<p>Kadın hareketi, kölelik karşıtı hareketin içinden doğmuştur. Bu sebeple kadın hakları eylemcilerinin kurduğu köle-kadın benzetmesi de bu köklere işaret eder. Tıpkı köleler gibi kadının da adı yoktur, kendi malı yoktur, çocukları üzerinde vesayet hakkı yoktur. Kısaca hiçbir resmi varlığı yoktur. Kadınlar, kölelerin özgürleşmesi davası için çalıştıkları halde, sıra kendi özgürlüklerine gelince yeterli desteği göremediklerini hissederek bu hareket içinden ayrılırlar. Dönem kölelik karşıtlarının dedikleri gibi ‘siyah dönemi’ değil, ‘erkek siyahlar’ın dönemidir. Feminist kadınlar özgür siyah erkeklerin vatandaşlık hakları konusunda beyaz kadından ileri olduğunu iddia eder. Feminist siyah kadının durumu ise beyaz kadınınkinden biraz farklıdır. Dönemin siyah aktivistlerinden Sojourner Truth, eğer siyah erkekler haklarını alırlar ve siyah kadınlar alamazlarsa siyah erkeklerin kadınların efendileri olacağını görürsünüz, der. Angela Davis, aydınlanmacı feministlerin eleştirdiği dişilik ideolojisinin sağladığı öne sürülen faydalardan siyah kadın kölenin payına hiçbir şey düşmediğini söyler. Dişilik ideolojisine göre kadınlar evlere kapatılmış, dış dünyadan soyutlanmış ve erkeklerin himayesine girmiştir. Onlardan beklenen tek şeyse ‘bebekler gibi’ giyinip erkeği oyalamaktır. Kadınlar çalışmanın onurunu yaşamalıdır ve herhangi bir işi tam anlamıyla yaparak ekmeğini kazanmış bir kadın en hünerli güzelden daha saygıdeğerdir. Oysa siyah kadın öyle midir? O ne korunmuş, ne de bebek muamelesi görmüştür. Tarlalarda erkekler gibi çalışmakla kalmamış, çoğu zaman çiftlik sahiplerinin bedensel hazlarını tatmin etmek için kullanılmışlardır. Aynı durum işçi kadın için de geçerlidir. En ağır koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılan kadınların, batılı orta sınıf kadınlar için geliştirilen bu analize uymaları beklenemez. Siyah köle kadınlar ve işçi kadınlar ev dışında yaptıkları ağır işlerdeki fiziksel güçlerinden gurur duymak bir yana, amaçları bu işleri yaparken daha dişi ve hanımefendi görünmek olmuştur. Kısacası beyaz kadın pantolon giyerek kendi devrimini yaparken, siyah kadın tarlada çalışırken dahi elbise giymeyi seçmiştir. Bu farklılık siyah kadının kendine has koşullarından kaynaklanmaktadır. Kesişimsellik kavramı da tam olarak bu durumu anlatır. Kadınları ortaklaştıran şey aynı toplumsal cinsiyete ait olmalarıdır ancak kadınlar, ‘kadın’ olmanın dışında beyazdır, siyahtır, köledir ya da işçidir. İşte kadınların sahip olduğu diğer kimlikler onları birbirinden ayırır ve hatta kimi zaman birbirleriyle çelişmelerine neden olur.</p>
<p>Aynı durum Türkiye’deki kadın mücadelesi için de geçerli olabilir mi diye bir düşünelim. Türkiye’deki feminist mücadele tarihine baktığımızda kökenlerini aydınlanmacı feminist teoriden aldığını görürüz. Ancak ülkemizdeki kadın profilinin çeşitlilik arz etmesi, kadın hareketinde de çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Farklı alanlarda mücadele veren kadınlar zaman zaman bir arada olmayı başarabilmişken, kimi zaman da maalesef birbirini dışlayıcı refleksler göstermiştir. Baskın feminist söylem temelini Kemalist değerlerden alan batılı ve aydın Türk kadını betimlemesini sahiplenirken, temel değerlerini Kuran’dan referanslara dayandıran, çoğunlukla başörtülü kadınlardan oluşan feminist mücadeleyi de görmezden gelmemek gerekir. Türkiye’deki başörtülü kadınlar da tıpkı Amerika’daki siyah kadınlar gibi kendilerine has özelliklere sahiptir. Kadındır ancak başörtülüdür. Üstüne bir de söylemlerini Kuran üzerinden temellendiriyorsa mücadele alanı biraz daha farklılaşır. Hâkim söylemin dışında olduğu için diğer feminist grupları kimi zaman karşısında bulabilir. Üstelik sadece karşısında konumlanmış gruplarla değil, aynı zamanda dâhil olduğu kitleden de eleştiri alır. Belki de bu yüzden hiçbir gruba dâhil olamaz. Kendi kesişimselliği içinde bir mücadele verir. Bir gün savunduğu değerlerle birlikte bir kadın mücadelesi verdiği için çelişkide olmakla suçlanırken, başka bir gün de gittiği eylemde giydiği bol, siyah elbisesi birileri tarafından tehlikeli bulunduğu için üstü başı aranabilir. Bu durumu elbette ülkemizde çok daha şiddetli yaşayan başka gruplar da var. Ancak unutmamak gerekir ki bizler her ne kadar kendimize has özelliklerimizden dolayı birbirimizden farklılaşsak, hatta bazen çelişsek de her şeyden önce kadınız ve kadın olmak bizim en büyük ortak özelliğimiz. Bunu unutmadan mücadelemizi hep beraber verebildiğimiz sürece kazanmamız daha çok mümkün. Türk, Kürt, sosyalist, işçi, başörtülü, trans ya da her ne olduğumuza bakmadan öncelikle birbirimizi dinlemeyi başarabilmeliyiz ki bunu yer yer başarıyoruz. Birimizin elde ettiği tek bir kazanımın dolaylı olarak hepimizi etkilediğini unutmamalıyız.</p>
<p><strong>Yapmamız gerekenlerse umudumuzu kaybetmemek, bir arada olmak ve mücadeleyi bırakmamaktır!</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/30/kesisimsellik-ve-feminizm/">Kesişimsellik ve Feminizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 13:51:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[KŞKMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Meena Keshwar Kamal]]></category>
		<category><![CDATA[rawa]]></category>
		<category><![CDATA[Reveolutionary Association of Women of Afghanistan]]></category>
		<category><![CDATA[taliban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14742</guid>

					<description><![CDATA[<p>RAWA (Reveolutionary Association of Women of Afghanistan/Afganistan Devrimci Kadın Birliği) Afgan kadınlar için sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşerek onlara iş arayan, yetim çocuklar için ilaç toplayan şehit Meena Keshwar Kamal tarafından kurulmuş bir kadın özgürlük hareketidir (1977). Newroz kutlamaları için Türkiye’ye gelen Rawa üyesi bir kız kardeşimizleKadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi (KŞKMİ) olarak buluşma ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/">Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>RAWA (Reveolutionary Association of Women of Afghanistan/Afganistan Devrimci Kadın Birliği) Afgan kadınlar için sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşerek onlara iş arayan, yetim çocuklar için ilaç toplayan şehit Meena Keshwar Kamal tarafından kurulmuş bir kadın özgürlük hareketidir (1977). Newroz kutlamaları için Türkiye’ye gelen Rawa üyesi bir kız kardeşimizleKadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi (KŞKMİ) olarak buluşma ve karşılıklı olarak birbirimizin hikayelerini dinleme fırsatımız oldu. Ana akım kadın mücadeleleri ile her birimiz tanışmışken, mücadele içinde mücadele ören Afgan kadınların hikayesi çoğumuz için meçhullüğünü koruyordu. Afgan kadınlarının yıllardır Taliban, ABD ve irili ufaklı birçok şiddet grubunun kıskacında verdiği özgürlük mücadelesinde çok önemli bir rol üstlenmiş RAWA’nın hikayesini bizlere aktaran kız kardeşimizle buluşmak bizim için ideolojik olduğu kadar duygusal bir anlam da taşıyordu. RAWA ve Afganistan’ın koşullarını dinlerken çoğu zaman Türkiye ile şaşırtıcı benzerlikler bulduk ve gelişmiş kapitalist ülkelerin dışında kalan dünyada kadınların deneyimlerinin ve mücadele koşullarının ne kadar paralel olduğunu gördük.</p>
<p>Hem Taliban yönetimi altında, hem ABD işgali altında kadın mücadelesi veren RAWA için hangi dönemin daha zorlayıcı olduğunu sorduğumuzda, Taliban döneminde video çekmenin dahi yasak olduğunu, sokaklarda ahlakçı polislerin kadınlara ve erkeklere gözdağı verdiğini, bu nedenle sokak ortasında işlenen kadın cinayetlerinin dahi kayıt altına alınamadığını, dolayısıyla çok şiddetli bir süreçten geçtiklerini ifade etti. Ancak, her şeye rağmen Afgan halkının kadınıyla erkeğiyle bu zorbalığa direnç gösterdiğini, ABD’nin Afgan gençlerini hedef alan kültür emperyalizminin ise bu direnci kırmayı hedeflediğini söyledi. Afganistan’ın politik durumuna göre RAWA’nın öncelikleri zamanla değişiyor. Örneğin, Sovyet işgali sürecinde, RAWA’nın ilk amacı Afganistan’ın ulusal bağımsızlığıyken, Sovyetler çekildikten sonra Cihadiler (grubun Afganistan’daki resmi ismi) güç kazanıyor ve Afganistan tarihinin en büyük zulümleri bu dönemde görünüyor, bu nedenle RAWA’nın mücadelesi Cihadiler’le mücadeleye evriliyor. Cihadiler’den sonra Taliban yönetime geliyor ve özellikle kadınları hedef alan yasalar yapıyor. Örneğin, kadınların halk içinde dövülmesi gündelik hayatın sıradan bir olayı haline geliyor ve bu şiddet genellikle yanlarında kamçılarla gezen Taliban üyeleri tarafından uygulanıyor.</p>
<h4>“15 yaşında bir erkek çocuk yaşlı bir kadını sokak ortasında dövebilirdi, bu çok yaygındı. Taliban tarafından evlerin camlarının siyaha boyanmasına karar verilmişti. Makyaj, topuklu ayakkabı, toplum içinde gülmek yasaktı. Bu yasakları ihlal eden kadınlar resmi hükümet görevlileri tarafından toplum içinde dövülüyordu. Taliban, Cihadiler gibi değildi, çok sistemli yapıyordu her şeyi. İşkenceyi de. Oje süren genç kadınların parmakları kesiliyordu. Halkımız idam stadyumunda işkence edilen kadın ve erkekleri izlemeye mecbur bırakılıyordu.”</h4>
<p>RAWA üyesi arkadaşımız (ismi güvenlik gerekçesiyle verilmemektedir) Afganistan’lı erkeklerin de Taliban’ın zulmü altında çok derin bir baskı, şiddet ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldığını ifade etti. Afganistan’da yoksulluk giderek artıyor ve bugün Kabil’de her gün yiyecek bir şeyi olan aileler çok zengin sayılıyor. RAWA Afganistan’ın karşı karşıya olduğu yoksulluk probleminin ABD emperyalizminden kaynaklandığını düşünüyor ve kadın özgürlük mücadelesinin Afganistan’da ulusal bağımsızlık meselesinden ayrı düşünülemeyeceğini savunuyor.</p>
<h4>“Düşman çeşitlendi: mevcut işbirlikçi hükümet, Taliban, IŞİD ve ABD. Bu açıdan daha zorlu bir mücadele yürütüyoruz şu an. Afganistan bugün Taliban döneminde olduğundan daha kötü durumda. Kadınlara yönelik taciz, tecavüz, şiddet, diri diri yakma, uzuv kesme, asit atma… ve tüm bunlara karşı hukuki olarak hiçbir şey işlemiyor. Son 9 ayda 5.000 şiddet vakası yaşandı ama bir tanesi dahi adil bir yargılama sürecine girmedi. Failler yakalandı, tutuklandı ve çabucak bırakıldı. Afganistan tarihsel olarak kanunsuz, kuralsız bir ülke.”</h4>
<p>Afganistan’da aşiret sistemi çok yaygın ve bu durum kanunsuzluğu pekiştiriyor. Örneğin, bir ailenin oğlunu öldürdüysen ödeşmek için kızını o ailenin yaşayan bir oğluna verirsin. Bu tip vakalar marjinal değil olağan olarak kabul ediliyor. Bazı bölgelerde aşiret sistemi bile işlemiyor, buralarda arkası sağlam olan yerel komutanların kişisel inisiyatifleri hayatı yönlendiriyor. Dolayısıyla, bu yerel komutanlar IŞİD yanlısı ise onların kuralları geçerli, Taliban yanlısı ise Taliban kuralları geçerli oluyor.</p>
<h4>“Taliban bölgesinde kendinden çok yaşlı biriyle evlenmeye zorlanan Rohşana’yı ölene kadar taşladılar. Bir keresinde de bir adam karısının kendisini aldattığını iddia etti ve insanlar içinde kadını öldürdü. Diğer insanlar da bunu videoya almak dışında bir şey yapmadı. Bu adam öylece yoluna devam edip gitti, tutuklanma yargılanma herhangi bir şey yok. Bu kanunsuzluk Afganistan’ın sıradanı.”</h4>
<p>Politik olarak devlet mekanizmalarının işlememesi ve ABD işgali ile, ekonomik olarak şiddetli yoksulluk ve altyapı yetersizliği ile, toplumsal olarak da kültürel asimilasyon, sistematik işkence ve baskı deneyiminden kaynaklanan çözülme ile baş etmeye çalışan bir halk Afganistan halkı. Bu koşullar altında, RAWA üyeleri her bölgenin kendine has problemleri ile mücadele etmeye yönelik çeşitli yol haritalarına sahip. Örneğin, küçük yaşta evliliğe zorlanan kızlara bu evliliklere mecbur bırakılmamaları için finansal destek ve sığınma hizmeti sağlanıyor. Şiddet vakaları medyaya yansıtılıyor ve kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. IŞİD’in hakimiyetinde olan bölgelerde kadınların belli bir saatten sonra sokağa çıkma yasağı var, bu bölgelerdeki üyeler bununla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak, RAWA Afganistan’da illegal bir örgüt olarak faaliyetlerini sürdürüyor. RAWA üyesi olduğu öğrenilen kadınlar öldürülme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor, en iyi ihtimalle hapis cezası alıyorlar ve yasaların işlemediği bir devlette hapis cezası almak belki de bir daha hiç dışarı çıkamamak demek. RAWA’lı kadınlar Afganistan’da yasal bir kavuşturma süreci olması durumunda uluslararası görünürlükleri için kendilerini ifşa edeceklerini söylüyor.</p>
<h4>“Bizim şu anki durumumuzu ancak Irak anlayabilir, Suriye sadece 20 yıl önceki yıkık dökük Afganistan’ı anlayabilir. Sistematik bir işgal ve kuralsızlığın ne olduğunu anlamanız çok zor.”</h4>
<p>RAWA kadın düşmanlarının İslam’ı araçsallaştırarak kendilerine konforlu bir alan yarattıklarını savunuyor ve bu nedenle mücadeleyi seküler bir zeminde yürütmeyi çok önemli buluyor. Afganistan’daki kadınlara sahabenin eylemleri ve sahihliği şüpheli olan hadisler öne sürülerek zulmedildiğini, din egemenlerin elinde bir araca dönüştüyse mücadelenin din temelli yürütülemeyeceğini düşünüyorlar. RAWA’nın birçok dindar kadın üyesi bulunmakta fakat sahabelerin bundan yüzyıllar önce belki kadınları korumak için ortaya koyduğu bazı uygulamaların bağlamından koparılarak kadınlara karşı bir zulüm aracına dönüştürülmesine karşı çıkıyorlar. “Bu yüzden seküler bir mücadele yürütüyoruz” diyor RAWA’lı arkadaşımız.</p>
<h4>“Bizim toplumumuz çoğunlukla Müslüman bir toplum ve Müslüman Afgan kadınlar tarihimizde çok kurban vermiştir.”</h4>
<p>RAWA&#8217;nın kurucusu ve Afgan kadınların özgürlük mücadelesinde sembolleşmiş bir isim olan Meena’nın hikayesini sorduğumuzda, Meena’nın bir istisna olduğunu çünkü Afgan kadınların hayatlarında sistematik bir değişiklik yarattığını söyledi. Bugün Afganistan’da kırklı yaşlarda olan her kadın Meena’nın onun bir yarasını sardığı, bir şekilde temas ettiği anılarını çok net bir şekilde hatırlıyor. Meena’nın sokakta, birebir kadınların hayatlarına dokunarak büyüttüğü hareket devlet için politik bir tehdit oluşturuyordu. Onun öncülüğünde kurulan okullar bombalı araçlarla patlatılıyor, sistem Meena’yı ortadan kaldırarak Afgan kadınlara reva gördüğü zulmü sürdürmeyi hedefliyordu.</p>
<h4>“Afganistan tarihi boyunca kadın düşmanı bir devletken, Meena Afganistan’ın en şiddetli dönemlerinde dahi kadınların yaralarını sarmak için kendi hayatını riske atmaktan kaçınmadı. Zor hayat koşullarına rağmen çok güçlü ve yorulmayan bir kadındı. Hiç parası yoktu ve onun eline bakan birçok insan vardı. Sabahın ilk saatlerinde çıkar akşama kadar kadınlar için iş, dikiş makinesi, yetim çocuklar için ilaç bulmaya çalışırdı. Mülteci kamplarında insanlara yardım ederdi ve her kampa gittiğinde nöbet geçirir, rahatsızlanırdı. Halkını çok seven bir kadındı. Birçok insana birebir dokunarak mücadelesini ördü ve bu yüzden öldürüldü. Hiçbir zaman ülkesini terk edip başka bir yerde daha iyi bir hayat kurmayı düşünmedi.”</h4>
<p>Kadın mücadelesi ve yoksulluk arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu düşünen RAWA üyeleri, Afganistan halkının yoksullukla mücadele için buldukları bir yöntem olan kız çocuklarının erkek çocuğu gibi yetiştirilmesi pratiğinin bunun en önemli örneklerinden biri olduğunu söylüyor. Halen devam eden ama artık çok yaygın olmayan bir adet olan &#8220;bacha posh&#8221; erkek çocuğu olmayan ailelerin kız çocuklarına erkek ismi vererek onlara bir süreliğine erkek çocuğu gibi davranmalarına verilen isim. Pantolon gibi rahat kıyafetler giyebilen, dışarı çıkıp oyun oynayabilen, bisiklet sürebilen, gülüp koşabilen, en önemlisi de çalışabilen bu çocuklar bir süreliğine de olsa erkeklerin yaşadığı özgürlüğü tatmaktan oldukça memnun olduklarını söylüyorlar. Ancak, bu pratiğin tek sebebi ailelerin erkek çocuğunun getirdiği saygınlığa talip olmaları değil. Afganistan’da yoksulluk o kadar derin ki, erkek çocukların dışarı çıkıp çalışabiliyor, eve para getirebiliyor olması aileleri böyle bir zorunluluğa itiyor. Bir ailenin hiç erkek çocuğunun olmaması hiç gelirinin olmaması demek.</p>
<h4>&#8220;Afganistan hep yoksul bir ülkeydi ama şu an en derin yoksulluğu yaşıyoruz. En basit ilaçları almak için bile Pakistan’a gidiyoruz. Amerikan işgali altında Afgan gençlerine asimilasyon politikaları uygulanıyor. Afgan halkı çok yoksul ve ABD çok zengin, bu nedenle asimilasyonla mücadele zor. Fakat bilinçli insanlar bu mücadelenin gerekliliğinin farkında çünkü ABD’nin vaat ettiği ve verdiği şey içi boş, tutarlı ve tatmin edici bir değerler sistemi bulundurmayan, kısa süreli, eğlenceye odaklı şeyler. Biz bir ulusal bilinç de yaymaya çalışıyoruz aynı zamanda. Bunun için de ABD’nin Afganistan’da neyi temsil ettiğini anlamak çok önemli.”</h4>
<p>RAWA’lı arkadaşımızdan Afganistan’da devletin finansal olarak desteklediği “tebliğci kadınlar” olduğunu öğreniyoruz. Bu kadınlar ev ev, kapı kapı gezerek insanlara kız çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini, erkenden evlendirilip namuslarının korunması gerektiğini söylüyorlar. Ayrıca, ülkede hükümet yanlısı ve uluslararası fonlarla desteklenen birçok STK da çeşitli çalışmalar yürütüyor. Ancak, hükümete ve hükümet yanlısı STK’lara aktarılan büyük fonlar Afganistan halkının hizmetine sunulmuyor. RAWA yasal olarak tanınan bir örgütlenme olmadığı için fon alma imkanı yok, zaten uluslararası fonlara ilkesel olarak mesafeli durduklarını söylüyorlar. Uluslararası kuruluşların Afganistan’da sadece yozlaşmayı ve çürümeyi beslediğini düşünüyorlar. Afganistan’da sadece ABD güdümlü STK’lara destek veriliyor ve BM destekli projeler uzun süreli ve halkın gerçekliğine dokunan işler değil. Para bittiğinde proje de bitiyor. Yapısal değişikliklere odaklanmıyorlar ve kökleri olmayan projeler yapıyorlar. Para bittiğinde de devam edecek olan alt yapı hizmetleri ya da kadın istihdamı Afganistan’da asla fonlanmıyor.</p>
<h4>“60 milyar dolar yardım parası verildi Afganistan’a bugüne kadar fakat bu para ne altyapı hizmetlerine, ne sanayiye, ne istihdam açıcı alanlara dönüşmedi. Bu para nereye gitti? Ankara’nın ortasında yıkık dökük yollar, köprüler düşünün. Durumumuz tam da bu. RAWA ile ilişkili herhangi bir şey fon, destek, rant alamaz. Politikacılar ve STK’cılar özellikle korkarlar bizden.  Kötü bir ünümüz var ve bu ün bizim için gurur kaynağı. ABD giderse para da gider diyor diğer STK’lar. Gitsin diyoruz. Biz bu parayı istemiyoruz, biz özgürlük istiyoruz. Bu yüzden, ABD’nin en büyük korkusu RAWA olduğu gibi, ondan rant sağlayan STK’ların da en büyük korkusu biziz. Çünkü onlar paranın gitmesini istemiyorlar.”</h4>
<p>Afganistan’da öyle güçlü bir sömürü düzeni kurulmuş ki, ülkeye giren her bir Dolar dış yardımın 80 Cent’i tekrar dışarıya gidiyor. Böylece Afganistan’ın yararına olabilecek herhangi bir uluslararası fonun olması zaten mümkün görünmüyor. Daha önce de belirtildiği gibi, yoksulluk ve kadın mücadelesi arasında oldukça girift bir ilişki var ve Afganistan bu ilişkinin oldukça dramatik bir örneği. Afganistan doğum sırasında anne ölümlerinde dünyada üçüncü sırada çünkü ülkede tam teşekküllü bir şekilde işleyen tek bir klinik, hastane yok. “Afganistan hakkında düşündüğünüzde Türkiye, Pakistan ya da İran’ı düşünmeyin. Afrika’yı düşünün.” diyor RAWA’lı kadınlar. ABD’nin şu anda uluslararası kamuoyunda yarattığı “yeni Afganistan” imajının aksine, Afganistan’da işler daha da kötüye gidiyor.</p>
<h4>“ABD, Afganistan’da durumların iyi olduğunu söylemek zorunda. Mesela parlamentoda en yüksek kadın oranlarından birine sahibiz Afganistan’da ve bu tamamen ABD’nin dışarıya karşı yaratmak istediği imaj için üretilmiş yapay bir oran. Bu kadınların neredeyse tamamı Cihadiler grubundan ve kadın düşmanı politikaları meclisteki erkeklerden daha fazla savunuyorlar. Meclisteki kadınlar arasında uyuşturucu, mafya, silah ile ilişkili olanlar var.”</h4>
<p>RAWA demokrasiye inanan kadınlardan oluşuyor fakat şu anki Afganistan parlamentosuna dair bir inançları yok. Sistemin içinde bir şey yapılabileceğini düşünmüyorlar. İsimlerinin içinde “devrimcilik” geçiyor çünkü Afgan kadınlarının mevcut durumunun bir devrim gerektirdiğini düşünüyorlar.</p>
<h4>“Afganistan’daki güç ilişkilerini, oyunun kurallarını temelden değiştirmeyi amaçlıyoruz. 2015 yılında bir başkanlık seçimi oldu ve bu sırada tüm dünyanın şahit olduğu hileler yapıldı. Sonuçlar tam bir yıl sonra açıklanabildi. Kendilerinden birisi başkan olana kadar seçimi tekrarlattırıyorlar. ABD kimin başkan, kimin CEO olacağına karar veriyor. Şu anki Afganistan hükümeti John Kerry hükümetidir. Bu durumda RAWA’nın seçime girmesi ve bir başarı göstermesi beklenebilir mi?”</h4>
<p>RAWA’nın erkek destekçileri de var ve sayıları azımsanmayacak kadar fazla. Erkeklerin desteğini önemsiyorlar çünkü bir bütün olarak Afganistan halkının gücüne ve politik ahlakına inanıyorlar.</p>
<h4>“Afganistan halkı oldukça ilerici ve ülkesini seven insanlar. Mesela bu insanlar Rawa’nın köylerde okul kurmasına izin veriyorlar, hatta bize yol açıyorlar. Eşinin silahlı çatışmaya girerek düşmanı köyden kovalamasıyla gurur duyan erkekler var Afganistan’da. Toplumun geneli umut verici. Taliban ve IŞİD bizim projelerimize saldırmaya çalıştığında halk yanımızda oldu. Mesela bir kuyu projesi başlattığımızda o köye gidecek hiçbir yol yoktu. Bir hafta boyunca bütün köylüler bize yol açmak için birlikte çalıştılar ve bu köyde Cihadiler grubundan da bir erkek de vardı. Bu kişi Meena’nın suikastinde rol oynamış biri olmasına rağmen, köylülerin bize yardım etmesine engel olamadı. Çünkü bu Cihadiler Afganistan’ın gerçek halkı değiller, bunlara ABD desteği var ama halk desteği yok.”</h4>
<p>Türkiye gibi NATO üyesi olan, hem askeri hem ekonomik kaynakları güçlü olan bir ülkede Kürtlerin hak ve eşitlik mücadelesinin kendilerine ilham verdiğini söylüyorlar ve Türkiye’deki Kürt kadınlarla uzun soluklu bir dayanışma içindeler. RAWA’nın da tüm asimetrik güç ilişkilerine rağmen Kürt kadınlar gibi mücadeleden vazgeçmediğini ve umutsuzluğa kapılmadığını vurguluyorlar.</p>
<h4>“Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı süreçle benzer bir durumdan bahsediyorum. Mesela, Meclis başkanının aldığı rüşvetleri ve savaş suçlarını ortaya çıkaran bir kadın milletvekili RAWA üyesi olmakla suçlanıyor ve parlamentodan kovuluyor. RAWA üyesi olmadığı bilinmesine rağmen hükümeti eleştiren her kadının RAWA üyesi olarak etiketlenmesi ve karar mekanizmasından dışlanması söz konusu. Söz konusu kadın vekil hükümeti eleştirdikçe mecliste “RAWA’ya ölüm” sloganları atılmaya başlanıyor.”</h4>
<p>RAWA’nın hikayesi başlı başına oldukça etkileyici ama bu mücadele Afganistan bağlamını dikkate alarak okuduğumuzda çok daha derin anlamlar taşıyor. Türkiye’de giderek otoriterleşen siyasi ortamdan ve artan toplumsal kamplaşmadan dolayı motivasyonu kırılmış olan kadınlar olarak, RAWA’nın hikayesi ne kadar çok işin bizi beklediğini ve umutsuzluğa kapılma lüksümüzün olmadığını anlamamıza yardım etti. Türkiye’den Afganistan’daki kız kardeşlerimize uzanan bir dayanışmanın örülmesi için Türkiye’de görece daha büyük bir mücadele alanı olan kadınlar olarak büyük bir sorumluluk hissetmemiz gerekiyor. Afganistan’daki kız kardeşlerimize, RAWA’nın mücadelesine destek olmak için ne yapabileceğimizi sorduğumuzda, “Türkiye’deki kız kardeşlerimizin bizim için yapabileceği en önemli şey RAWA’nın mesajını yaymak olur” cevabını aldık. Ayrıca, RAWA’nın uluslararası üyeleri olsa da, mesajlarını yaymak için kitap ve metinlerinin Farsçadan diğer dillere çevrilebilmesi için gönüllülere ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Buluşmayı ve sohbeti sonlandırırken Rawa’dan bize kalan son söz ise şöyleydi:</p>
<p>“Kadın mücadelesini ileriye götürmeyi amaçlayan bir Müslüman kadın organizasyonu ile tanışmaktan mutluluk duydum çünkü böyle bir şeyin olabileceğini düşünemiyordum bile. Afganistan’da tebliğci kadınlar dışında herhangi bir Müslüman kadın örgütlenmesine şahit olmadık. Burada kurulan bağ benim için oldukça ilginç oldu ve çok mutluluk duydum. RAWA içinde inanan/dindar kadınlar da var fakat biz çalışmalarımızda İslam veya herhangi bir din hakkında çok konuşmayız. Bizim için din ve güç arasındaki ilişkinin niteliği önemli ve dini mücadele bağlamının dışında tutarak onun güce ve güçlüye hizmet etmesini engellemek istiyoruz. Bu tutumumuz içimizdeki dindar kadınların da tatmin olduğu bir şey. Bir de görüşme sırasında sürekli saate bakarak gerildim çünkü Afganistan’da bu saatte dışarıda olabileceğimi asla düşünemem. Bu kadınlar neden eve gitmiyor, acaba bir sorun olur mu diyerek kaygılandım sizin adınıza. Kısacası bizim gerçekliğimiz çok ağır, konuşmaktan ve bunu anlatmaktan yorulacağımızı düşünmeyin asla.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/">Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esmeray: Seks işçilerinin üzerindeki baskı ve zulüm hep aynı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/seks-iscilerinin-uzerindeki-baski-zulum-hep-ayni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Mar 2017 11:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Esmeray]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabahatler Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[transfobi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12095</guid>

					<description><![CDATA[<p>3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü için, bir dönem seks işçiliği yapmış Esmeray’la seks işçilerinin dününü ve bugününü konuştuk. Esmeray seks işçiliğinin dönüşümünü anlatırken, eşcinsel ve trans haklarından, kadın hareketinin ön yargılarına, siyasal hareketlerin LGBTİ ve seks işçiliğine yaklaşımına dair Türkiye’de tartışılmaya muhtaç birçok konuya ışık tuttu. -Seks işçisinin bir günü nasıldır? -Ben 90’lı yıllarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/seks-iscilerinin-uzerindeki-baski-zulum-hep-ayni/">Esmeray: Seks işçilerinin üzerindeki baskı ve zulüm hep aynı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü için, bir dönem seks işçiliği yapmış Esmeray’la seks işçilerinin dününü ve bugününü konuştuk. Esmeray seks işçiliğinin dönüşümünü anlatırken, eşcinsel ve trans haklarından, kadın hareketinin ön yargılarına, siyasal hareketlerin LGBTİ ve seks işçiliğine yaklaşımına dair Türkiye’de tartışılmaya muhtaç birçok konuya ışık tuttu.</h3>
<p><strong>-Seks işçisinin bir günü nasıldır?</strong></p>
<p>-Ben 90’lı yıllarda seks işçiliği yaptığım için günümüzdeki seks işçilerinin gündelik yaşamı nasıldır çok fazla bilemeyeceğim çünkü teknoloji gelişti artık internet üzerinden yapılıyor. Biz kendi dönemimizde evde bile çalışmıyorduk, yani Ülker Sokak vardı. Ben, Ülker Sokak’a en son seks işçiliği bıraktığım zamanlarımda gittim. Bayram Sokak’ında biraz çalıştım. Kısaca şöyle söyleyeyim o zamanki seks işçiliğiyle şimdiki arasında çok ciddi zaman ve mekân farklılığı var. Hani öyledir eminim, şöyle zaman ve mekân farkı var: Seks işçilerinin zamanı “norm olan insanların” zamanından çok farklıdır. Mesela seks işçiliği yapan bir insanın faturası ne zaman gelmiştir, hangi ayda gelmiştir onları bile bilmez doğrusu çünkü gece çalışıp gündüz uyuyordur. Ben öyleydim, biz öyleydik. Sabah 04:00-05:00’e kadar çalışıyorduk. Belli bir saate kadar bazen öğleden sonra 13:00- 14:00, 15:00’de kalkıyorsun, başka bir sosyal alanın yok, tek sosyal alanın kuaförler. Kuaförlere gidiyorduk, bir-iki saat orada, sonra tekrar “hoop” iş, böyleydi seks işçisinin bir günü ama şimdi dediğim gibi günümüzde seks işçileri gününü nasıl geçiriyor bilemiyorum.  Dediğim gibi teknoloji gelişti artık Facebook, Twitter var, internet siteleri üzerinden çalışıyorlar, belki mekân ve zaman biraz değişti, farklılığı da şöyle: Kuaför sosyal alan, kaldırımlar da çalışma alanı, onun dışında fazla bir yere gidemiyorduk, yani ben seks işçiliği yaptığım dönemde hayatımda bir ya da iki kere sinemaya gitmişimdir, o da çok ciddi LGBTİ temalı filmler olduğu için gitmişimdir. Seks işçiliği yaptığım dönem (o arada düşünüyor) Lola ve Billy The Kid, bir de (yine düşünüyor) iki kovboyun şeyiydi ya da bir şeydi, onlara gitmişim, onları da hafızamda tutmuşum.</p>
<h4><strong><em>“SÜREKLİ SUNUM HALİNDESİN”</em></strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Senelere rağmen hafızanda tuttuğuna göre her halde önemliydi senin için?</strong></p>
<p>Önemli tabii ki, zaten onun için gitmiştim, mesela tiyatroya hiç gitmiyordum, kitap okumuyorsun çünkü çok farklı işler yapıyorsun yani zamanın yok buna ya da işte sosyal alanın farklı çünkü tek bir iş yapıyorsun yani zamanın yok. Tek bir işe yoğunlaşmak halindesin yani sürekli bir sunum halindesin ve bu sunum senin bedenin. Yani senin bedenin olduğu için zamanının büyük çoğunluğunu bedenini güzelleştirmek için geçiriyorsun. Saçını uzatmaya çalışıyorsun, kısaltmaya çalışıyorsun, modeli, makyajı, iç çamaşırlarını takip ediyorsun çünkü beden sunumu var ortada. Günün bunlarla geçiyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Kaç sene yaptın seks işçiliğini?</strong></p>
<p>Ben beş yıl seks işçiliği yaptım.</p>
<p>&#8211;<strong>En başta değindiğin zaman ve mekân farkının gündelik hayata yansıması nasıl oluyor?</strong></p>
<p>Mekân farklılığını şundan dolayı söylemiştim. Sosyal alan dar olduğu için Merter, Harbiye ya da Tarlabaşı, üç adres vardı o zaman.  Bir de adresimiz kuafördü, yani o anlamda bir farklılık var. Çalışma alanları olarak evde çok az çalışılıyordu, otobanda, kaldırımda daha çok çalışıyordu seks işçileri. Genelde arabanın içinde kalınıyordu. Fakat şimdi internet üzerinden çok fazla çalışılıyor. İnternet üzerinden çalışıldığı için herkes evine alıyor. Risk biraz azalmış olabilir fakat eve gelen insan da, yolda da binen insan da yabancı, ne yapacağı belli değil. Cinayetlerin önü kesilmiyor bir şekilde yine cinayetler işleniyor.</p>
<h4><strong>“İŞÇİLİK KUTSANACAK BİR MESLEK DEĞİLDİR”</strong></h4>
<p><strong>-Seks işçiliğinin o zamanki sorunları nelerdi ve şimdi nasıl?</strong></p>
<p>-Seks işçilerinin üzerinde var olan baskı ve zulüm hep aynı, değişen hiçbir şey yok, çünkü çok ahlaki bakılıyor. Seks işçileri daha çok yeni yeni sosyalist ya da komünist kesimde tartışılıyor. Sosyalist kesim de birçok insan bu işçiliği halen kabul etmiyor, bu bir tartışma konusu. Oysaki bedene ahlaki baktıkları için, bu ahlakı yenemedikleri için seks işçiliğini bir türlü kabul edemiyorlar. Oysa ki işçilik bir kutsallık değildir ama mesela sosyalist hareketin hatası şu: Bir garsonu ya da bir tekstil işçisini kutsuyor, oysa kutsamamak lazım. Biz ne için mücadele ediyoruz? Bu dağılsın, yani işçilik kutsanacak bir meslek değil ki, bu yanlıştan baktıkları için, tabii ki seks işçiliği kutsal bir meslek değil onlara göre. Ahlaki baktıkları için, ahlaksızlık olarak beyinlere kazındığı için, böyle bakıyorlar. Dolayısıyla değişen bir şey yok zaten sistem, polis, gelen hükümetlerin hepsi, seks işçilerine yönelik baskıları hep aynıydı, o zaman Hortum Süleyman vardı, şimdi daha felaket başka isimler var.</p>
<p>Şöyleydi, o zamanlar sosyal medya hiç yoktu, televizyon kanalları da zaten çok farklı bir biçimde veriyordu (yani seks işçilerine yapılan zulmü değil de, seks işçilerinin tepkilerini terörize edip, travestiler terör estirdi diye veriyorlardı). Şimdi polisler dışarıda yapmıyorlar hani (görünür olmasın diye sokakta yapmıyor), bize yaptığı kadar yoğun yapmıyor, çok fazla duymuyoruz belki şimdi. Fakat karakolda yapacağını yapıyor seks işçilerine zaten duyuyoruz. Fakat eskiden, 90’lı yıllarda sokakta da döverek alıyordu seni arabaya, saçlarından çekiyordu, sürüklüyordu. 90’lı yıllarda artık yavaş yavaş azalmıştı saç kesme, ondan önceki dönem 80’li yılarda seks işçilerinin, trans kadınların özellikle saçlarını kesip günlerce karakolda tutuyorlardı, bu inanılmaz hem psikolojik hem de fiziksel bir şiddet. Saçlarını kesiyor, sıfıra vuruyor, yani sakalının çıkacağını biliyor, mini etek üzerinde var,  bir haftalık sakalla “kel kafalı bir adam” olarak sokağa salmaktı niyet.  Bu kadar inanılmaz bir baskı vardı. Şimdi öyle bir şey yok daha incelmiş baskı halleri var.</p>
<p><strong>-Ne gibi? </strong></p>
<p>Mesela yine de tabii ki dövüyorlar, duyuyoruz, çok fazla şiddet görüyorlar. Şimdi Kabahatler Kanunu’nu devreye sokuyorlar.</p>
<p>&#8211;<strong>Kabahatler Kanunu devreye girince ne oluyor?</strong></p>
<p>-Yani Kabahatler Kanunu’nda, bildiğim kadarıyla Türk Örf ve Adetleri ’ne aykırıdır, işte ahlaka aykırıdır, erkeksin kadın elbisesi giymişsin, bilmem ne yapıyorsan para cezalarına çarptırılıyorsun.</p>
<h4>“<strong>KADIN ZANNETTİM ERKEK ÇIKTI DENİLEREK CEZALARDA İNDİRİME GİDİLİYOR”</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Sosyal medyanın ortaya çıkması seks işçilerinin sorunlarını duyurmasında olumlu/olumsuz ne gibi bir rol oynadı?</strong></p>
<p>Olumsuz tarafları şöyle olabilir, çok fazla deşifre oldu insanlar ve mekânlar. Olumlu yanları da artık cinayetler gündeme geliyor. Mesela eskiden çok fazla sesimiz duyulmuyordu, bazı katiller yakalanmıyordu fakat şimdi katiller en azından kanun önüne çıkıyor, yakalanıyor, daha bir görünür oldu.  Ama bu katillerin cezalandırılmasını etkilemiyor. Sek işçiliğini bir araştırın özellikle trans kadını öldüren hiçbir katil tam ceza almamıştır mutlaka bir indirimden yararlanmıştır. “Kadın zannettim erkek çıktı”, “paramı aldı vermedi” bir sürü… Özellikle “kadın zannettim” şöyle oluyor mesela. Diyelim trans kadını öldüren bir katile avukat tutuluyor, avukat hemen ona “diyeceksin ki kadın zannettim erkek çıktı” diye haber gönderiyor çünkü biliyor bundan indirim alacağını, hepsi indirim aldı.</p>
<h4><strong>SEKS İŞÇİLERİ ARASINDA CİNSEL KORUNMA ARTI</strong></h4>
<p><strong>-Seks işçilerinin sağlık sorunlarına dair bir değişim var mı?</strong></p>
<p>Bizim dönemde de 90’lı yıllarda bile AİDS yeni yeni gündeme gelmişti.  O zamanlar bir iki arkadaşımız HİV virüsü kaptığı için öldüler. Onlara da tanıklık ettiğimiz için o zaman bile sokaklarda özellikle Bayram sokak ve Ülker Sokak’ta seks işçiliği yapanlar kondom kullanmayan kadınlara bu sokağı terk edeceksiniz gibi bir baskı uygulanıyordu. Yani herkes kullanıyordu. Ben de kullanıyordum. Genel olarak kendimizi korumak için kondom kullanmak gibi şartlarımız vardı. O zaman da o bilinç vardı halen de var. Seks işçiliği yapan hiçbir insanın kondomsuz kaldığına ben inanmıyorum. Can senindir ve biliyorsun ki, sana cinsel yolla bulaşan hastalıklar vardır ve bundan kurtulmak mümkün değildir. Ya da bununla yaşayacaksın bir ömür boyu, bunun birçok zorlukları vardır. Bu konuyu bildikleri için, o konuda eminim ben, 90’lı yıllarda da korunma fazlaydı şimdi daha fazla.</p>
<p><strong>-Bu konuda sivil toplum kuruluşlarının desteği oldu mu?</strong></p>
<p>Tabii ki, kampanyalar oluyordu. Mesela dönemde Lambda İstanbul Derneği, Sağlık Bakanlığı’yla ortak çalışıyordu ve bakanlıktan bedava dağıtılmak üzere inanılmaz cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili şeyler geliyordu.</p>
<h4><strong>“EŞCİNSELLERİN MAĞDURİYETLERİNİ BİLİYORUZ AMA BUNU BİZE YAPTIRMAYIN” </strong></h4>
<p>&#8211; <strong>Daha önceleri verdiğin röportajda AK Parti iktidarının translara, eşcinsellere karşı yumuşama gösterdiğinden bahsediyordun…</strong></p>
<p>Ak Parti döneminde yumuşama yoktu, şöyle bir şey vardı: AK Parti’nin ilk geldiği zaman Kürt sorununa nasıl bakıyordu, şimdi nasıl bir yerde, işte barış sürecini başlattı vs. çok fazla demokratik görünüp aslında öyle olmadığını gördük, o zamanlar da tahmin ediyorduk. O zamanlar mesela Pride gösterileri, eşcinsel onur haftası çok rahat yapılıyordu, yani ona hiçbir şey söylemiyordu. Gezi’den sonra tabii ki inanılmaz baskılar oldu, yasaklamaya çalışıyorlar. Şöyle bir şey vardı ilginç bir şekilde mesela o dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, herkesi ağzına aldı ama bir eşcinseli ağzına almadı, yani hiçbir şekilde almıyordu çünkü onun önceki röportajları var mazide. Mesela feministlere laf söyledi, Kürtlere laf söyledi vs. neler neler ama hiçbir eşcinsel örgütünü hedefe almadı çünkü onun önceki röportajları vardı belediye başkanı olduğu dönemden. “Eşcinsel haklarını vereceğiz tabi ki, eziliyorlar, vatandaşlarımız” vs. Belgeli dolaşıyor bu tür haberlerin hala. Bizzat gördük. Böyle bir yumuşama olabilirdi. Şöyleydi, ben hiç gitmedim meclise.  Meclise giden arkadaşlar bana anlattı, ben o dönem gidemedim. AK Partililerle görüştüklerinde sonuna kadar dinliyorlarmış, yani şöyle bir hava yaratıyorlarmış, evet hatta birisi söylemiş: Evet bu sorunu biliyoruz, çok ciddi bir sorun var, bunların hepsi de olması gerekiyor insan hakları kapsamında ama bunu bize yaptırmayın hani başka hükümetler yapsın. Çünkü kendi muhafazakâr tabanından korkuyor, oy kaygıları var ama yumuşama bekleniyordu. Çünkü her şeyde bir yumuşama vardı ya AK Parti’de ama sonradan öyle olmadığını gördük ve eşcinsellik konusunda da sonradan öyle olmadığını gördük.</p>
<p>&#8211;<strong>Seks işçilerinin profili değişti mi, özellikle Suriye’deki savaşla beraber?</strong></p>
<p>Seks işçilerinin belli bir profili yok, bu o zamanda öyle değildi. Seks işçiliği yapan trans kadınlar başka iş imkânları tanınmadığı için seks işçiliği yapmak zorunda bırakılıyor. Dolayısıyla hangi ülkede olursa olsun, hangi ilden gelirse gelsin İstanbul’da da bu böyledir. Yani bütün alanları kapandığı için seks işçiliği yapmak zorunda kalıyor trans kadınlar. Dolayısıyla bunu göçmenlere &#8230; Hani evet Suriye’den gelen kadınlar, kız çocuklarına inanılmaz bir şekilde zoraki ucuz seks işçiliği yaptırılıyor ama oradan gelen trans kadınlar orada da seks işçisi, buraya gelince de, Almanya’ya gidince de seks işçiliği yapacak, dünyanın en demokratik ülkesine gitse de bu işi yapacak.</p>
<p><strong>-Seks işçilerinin bir siyasi profili var mı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin profiline bak, onların da profiline bak. Ak Parti her kesimden fazla oy aldığı için oradan da çok fazla oy alıyor. AK Parti Türkiye’den yüzde 50 oy alıyorsa, yüzde 50’de LGBTİ’den alıyordur. Ancak politik bilinci varsa, kadın sorununu dert ediyorsa ya da işçi sorununu dert eden varsa zaten sosyalizme, sol kesime ya da anarşizme yakındır.</p>
<p>&#8211;<strong>Toplumdaki muhafazakârlaşma nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Muhafazakârlığın bu kadar etkin olmadığı dönemde Pride gösterilerini engellemek için mesela ülkücüler grup halinde gelmiyordu. Şimdi artık ülkücüler muhafazakârlar geliyor. Bu sene ben çok korkuyorum böyle vakaları daha çok yaşayacağız. Muhafazakârlık yansıyor her şekilde.</p>
<p><strong>-OHAL sürecinde trans ve seks işçilerine şiddet eğiliminde artış var mı? </strong></p>
<p>Hep aynı. Mesela Hortum Süleyman’ın yaptığı dönemde OHAL yoktu yani değişmiyor. Homofobinin transfobinin nerden geleceği belli değil hiçbir ideolojiye kuruma bağlamamak lazım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden de gelir, genel olarak olmasa da HDP’den de gelir, sol/sosyalist kesimden gelir. Dolayısıyla bir yere bağlamak doğru değil. Evet dinin büyük etkisi var ama sadece din değil. Geçmişe baktığımızda dinin etken olduğu ülkelerde eşcinseller idam ediliyor, Hitler döneminde de biliyorsunuz yakıldılar, Stalin’de sürgün etti, öldürdü, tam bilmiyorum ama Fidel Castro da özeleştiri verdi ölmeden önce. Fidel’in kızı birçok hak tanıdı eşcinsellere. Hatta Fidel “Suçlu aramayın en büyük suçlu benim bu konuda” demişti. Dolayısıyla her yerden geliyor ve hala da devam ediyor. Hâlâ sosyalist kesimin birçoğu seks işçiliğini işçilik olarak kabul etmiyor çünkü ahlaki olarak bakıyor. Yani beden gücü, onun eli yoruluyor kolu yoruluyor diğerinin k.çı yoruluyor. Bunun birbirinden farkı ne? K.ç kutsal olduğu için ya da cinsel organ kutsal olduğu için ahlak ve namus devreye giriyor.</p>
<p>&#8211;<strong>LGBTİ üzerine faaliyet gösteren örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkması seks işçilerinin mağduriyetlerinin giderilmesinde nasıl bir rol oynadı</strong>?</p>
<p>-LGBTİ dernekleri sayesinde seks işçilerinin problemleri çokça gündeme geldi. Seks işçilerinin durumu ne kadar iyileşti? Çok fazla değil. Seks işçilerinin sosyal güvence, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin tanımı, evlilik hakları vs. hakları alınmadı henüz.</p>
<p><strong>LGBTİ örgütlerinin translara ve seks işçilere bakışı nasıl?</strong></p>
<p>Bu örgütler transların haklarını yeterince gündeme getiriyor. Genel de LGBTi hareketi bunun (seks işçilerinin) üzerinde duruyor. Hatta LGBTİ örgütlerine yönelik gündeminiz sürekli seks, cinsellik diye bir eleştiri de var bazı kesimlerden ama yapılan zulüm seks üzerine. Problem zaten sistemin kendisinde yani üzerimizde var olan egemen zihniyetin kendisinde.  İnsanlar gay birisini duyduğunda hemen akıllarına seks geliyor. Eşcinsel birini, trans birini, lezbiyen birini duyduğunda hemen ‘şartelleri’ atıyor. Bunu sorgulamanın yerine siz cinselliği ön plana getiriyorsunuz. Ama cinsellikle ilgili bir problem var.</p>
<h4><strong>“SEKS İŞÇİLİĞİ ZATEN MEŞRU”</strong></h4>
<p><strong>-Genelevleri yıkmak çözüm mü? Çözüm ne sence?</strong></p>
<p>Devrim olmadığına göre, sosyal ülke bile değiliz, bu işçilikler devam ettiği müddetçe seks işçiliği yapan insanlara yasal ve sosyal haklar verilmeli. Emekli olmalı ne bileyim genelevleri olmaları gerekiyor, devlet eliyle seks işçilerinin mesleklerini yapabileceği mekânlar açılmalı, sendikası olmalı. Yani sürekli böyle bir eleştiri geliyor seks işçiliğini meşru kılıyorsunuz diye. Zaten meşru seks işçiliği. Dünya var olduğundan beri en büyük mesleklerden biri seks işçiliği ve dünyayı çok ciddi bir şekilde ayakta tutan, içinde ekonomisi dönen bir alan.</p>
<p>&#8211;<strong>Seks işçileri siyasal partiler dışında insan hakları örgütlerinden diğer sivil toplum kuruluşlarından destek alıyor mu? Sağ cenahtan destek görüyor musunuz?</strong></p>
<p>Sağ cenahtan destek görmemiz mümkün değil. İnsan hakları derneklerinden destek var tabii ki. İnsan hakları dernekleri özellikle LGBTİ hareketinin yanında ve kadın hareketiyle çok paralel gidiyor. Fakat problemli gidiyor mesela 8 Mart Kadınlar günü organizasyonunun çağrı metninde “Alanlarımız LGBTİ’ye açıktır” gibi bir cümle var. Ne demek bu? Burada çok ciddi bir dil problemi var. Lütuf etmişler yani. Bu dilde çok önemlidir ama bunlar en azından tartışılıyor. Yani kadın hareketiyle paralel gidiyor.</p>
<h4><strong>“KADIN HAREKETLERİNDE TRANSLARA YÖNELİK ÖTEKİLEŞTİRME VAR”</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Kadın hareketiyle LGBTİ ve seks işçileri arasında bir ortaklaşma var mı?</strong></p>
<p>Var ama çok eksik.  Yani mesela bir kadın öldürüldüğünde onlara göre “kadın ayrıdır trans kadın ayrıdır”, bir kadın öldürüldüğünde Ayşe öldürüldüğünde, bütün kadın hareketleri, herkes, kendiliğinden hemen eylem yapar. Bir trans kadın öldürüldüğünde bekliyorlar ki, LGBTİ hareketi bir şeyler yapsın, ondan sonra harekete geçiyorlar.</p>
<p>&#8211;<strong>Niye?</strong></p>
<p>Çünkü problem var. Problem şu: Kadın hareketlerinde bilinçaltında transfobi demeyelim fakat ötekileştirme var. Çünkü kendine dert etmiyor yani kendine dert etse zaten hiç LGBTİ hareketini beklemeden refleks olarak bir kadın öldürüldüğünde bir eylem yapar, hiç bunu görmedik. Yani Özge Can ya da başka biri öldürüldü, yakıldı bir kadın herkes ayaklandı ama ondan sonra intihar etti bir kadın adı Eylül. LGBTİ hareketi sokağa döküldü. Kadın hareketleri yanında oluyor. Kendiliğinden bir şey yapmıyor.  O kadar gündem olmadı yani. Hatta mesela genel olarak Özge Can’a nasıl destek verildi, herkes tepki gösterdi hatta o kadar abartıldı ki tepkiler, tecavüzcüler, şiddete başvuran erkekler bile bunun üzerinden kendini aklamaya çalıştı. Mesela İbrahim Tatlıses de tepki gösterdi ama hayatında bütün kadınların gözünü şişirdi ya da topuğuna sıktı. O bile tepki gösterdi. Fakat trans kadın olunca suspus olunuyor. Yakılarak öldürüldü kadın.</p>
<p>&#8211;<strong>Seks işçileri kendi aralarında örgütlenmeye gidiyor mu?</strong></p>
<p>Bildiğim kadarıyla şu an Kırmızı şemsiye var. Bunun dışında LGBTİ örgütlerinin içindeler.</p>
<p>&#8211;<strong>Ne gibi bir düzenleme yapılmasını öneriyorsun seks işçileri ve trans bireylerin hakları konusunda?</strong></p>
<p>Bir kere anayasada tanınması gerekiyor. Anayasada tanımı olduğunda diğerleri zaten sırasıyla gelir. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ibarelerinin tanınması gerekiyor. Bu tanınınca, cinsiyet kimliği denen bir kimlik var… Transların çoğu seks işçiliği yapmak zorunda oluyor, seks işçiliği yapan trans kadınlara genel olarak seks işçiliği yapan herkes için yasal sosyal hakları verilmeli, iyileştirmeye gidilmeli yani mekânlar verilmeli. Avrupa’da, demokratik ülkelerde böyledir yani bunların olması gerekiyor. İngiltere’de şu an en iyisi yasalar konusunda, özel yasalar çıkarmışlar bildiğim kadarıyla. Trans kadınları korumaya yönelik inanılmaz yasalar var. Mesela trans bir kadın bir mekâna gittiğinde, trans olduğu için o mekânda servis açılmıyorsa suç olmalı, o mekân için kapatma nedeni olmalı. Avrupa’da bu böyledir. Yani sen travestisin ya da transsın seni mekâna almıyorlar ve kanıtlanırsa, o mekânı kapatma nedenidir.  Bu defalarca olmuş bunun olması gerekiyor bizim ülkede</p>
<h4><strong>“BEN İYİ TRANSIM ŞU AN”</strong></h4>
<p><strong>-Kendi özel hayatında insanların bu konuya bakışına dair bir değişim görüyor musun 90’lara oranla?</strong></p>
<p>Ben seks işçisi değilim zaten bunu anlıyor herkes tiyatro yapıyorum vs. Tam tersi ben burada da rahatsızım. Vardır ya iyi Kürt kötü Kürt. Ben iyi transım şu an. Bak işte kurtuldu, isterse yapar vs. Siz iş vermiyorsunuz, isterse yapar ne demek? Burada da bir rahatsızlık var, öyle değil durum. Ama şu var: Ben çok fazla toplu taşıma aracı kullanıyorum, konuşmayana kadar insanlar algılayamıyor çünkü orada görmemiş, konuşunca sesimi duyunca tabii ki bana da travesti muamelesi yapılıyor. Yani böyle çok ciddi anlamda bir taciz olmadı, işte nedir travestidir bu işi yapıyordur gibi oluyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Sözlü bir taciz oluyor mu?</strong></p>
<p>Oluyor ama herhangi bir kadına olduğu gibi oluyor. Yani ayakta durduğun zaman bir kadın taciz edildiği gibi ediliyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Tüm yollar kapatıldığı için seks işçisi oluyor demiştik, burada sivil toplum kuruluşları ne yapabilir?</strong></p>
<p>Kota koyulması gerekiyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Kimin koyması lazım?</strong></p>
<p>Bunu devletin de koyması lazım. Bu konu da LGBTİ hareketinde tartışan insanlar var, eski mahkumlara ve engellilere yapılan kotalar vardır ya, böyle kotaların daha fazla olması lazım. Sivil toplum kuruluşlarının hükümete, devlete baskı uygulamaları gerekiyor. Görünür olsun diye kendi işyerlerinde trans kadınlara iş vermeleri gerekiyor mesela bunu Şişli ve Beşiktaş belediyesi yapıyor.  Şişli Belediyesi’nde 2-3 tane trans kadın çalışıyor, çok güzel işler yapıyorlar. İnsanlar alışmış ona. Kimse ters ters bakmıyormuş onlara, çünkü görünürlük arttıkça insanlar “normalleşiyor”.</p>
<p><strong>-Belediyeler özelinde ne denilebilir?</strong></p>
<p>Şu an sadece Şişli Belediyesi bunu yapıyor. Şişli Belediyesi bünyesinde jinekoloji ve endokrinoloji alanında haftanın ya da ayın birkaç günü ücretsiz muayene mevcut. Beşiktaş Belediyesi de bu konuda bayağı bir önde. HDP belediyelerde, bölgede, özellikle Diyarbakır Belediyesi çok fazla destek sunuyor, bu konuda Mersin Akdeniz Belediyesi iyi durumda. Şu an Akdeniz Belediyesi’nde trans bir kadın çalışıyor. Ama HDP, Beyoğlu, Adalar Belediyesi’ni alsaydı inanılmaz güzel şeyler yapacaktı, buna eminim zaten. Yani yapmasalardı gidip oturacaktık, yani biz epey çalıştık onlarla.</p>
<h4><strong>“SEKS İŞÇİLİĞİNİ SEVMEDİĞİM VE DAYATILDIĞI İÇİN BIRAKTIM”</strong></h4>
<p>&#8211;<strong>Seks işçiliğini bıraktıktan sonra hayatın nasıl değişti? </strong></p>
<p>Ben seks işçiliğini meslek olarak sevmedim.</p>
<p><strong>-Seks işçiliğini sevmek sevmemek gibi bir ayrım yapılabilinir mi?</strong></p>
<p>Bende öyle oldu. Çoğuna sorduğun zaman işini severler. Hatta çoğu ‘Ben yeniden dünyaya gelsem yeniden seks işçiliği yaparım’ diyecektir, bir anket yapılsa.  Çünkü para kazanıyor, rahatım kimseye hesap vermiyorum, özgürüm, istediğimle yatıyorum, paramı da alıyorum bir sürü nedeni vardır bunun. ‘Risklidir vesaire’ der ama ‘her iş risklidir ‘der, onun bütün cevabını verirler zaten sorarsanız.  Dediğim gibi ben mesleği sevmedim bir de bana dayatıldığı için bıraktım. Yani ben oyunumda da söylüyorum Cadının Bohçası’nda, ahlaki değil, bana dayatıldığı için sevmiyorum. Yani eğer transsın ve sadece hemşire olacaksın onun dışında başka bir iş yapmayacaksın deselerdi belki de hemşire olmayı reddederdim seks işçiliği yapardım. Bu anlamda bıraktım. Seks işçiliğini bıraktığın zaman birçok zorluk yaşıyorsun.</p>
<p><strong>-Ne gibi zorluklar yaşıyorsun seks işçiliğini bıraktıktan sonra?</strong></p>
<p>Para kazanmıyorsun artık. Para kazanamadığın için nasıl geçimini idame ettireceksin? İnsanlar sana iş vermiyor.  Bunun zorluğunu yaşadım. Halen çok zorlanıyorum. Çünkü evet tiyatro yapıyorum, tek kişilik yapıyorum.  Bazen çok iyi gidiyor mesela Cadının Bohçası iyi tuttu, dokuz yıldır aralıksız gösterimde, çok iyi yerlerde de oynadım fakat tek kişisin, dekor yok, ışık yok, başka biri yok vs. kazandığın parayı paylaşmıyorsun, sana kalıyor, ona rağmen inanılmaz zorlanıyorum bazen dört ay kiramı veremiyorum. Tiyatroda para yok. İzleyicilerin yoğunluğuna rağmen para yok.  Bütün tiyatrocularla konuş aynı dertten muzdarip sadece devlet tiyatrolarındakiler biraz para kazanıyor, o da tam kazanmıyor, maaşlı çalışıyor. Dediğim gibi talep var, oyun dokuz yıldır gösterimde ama zorlanıyorum, çok fazla zorlanıyorum.</p>
<p>&#8211;<strong>Yeni bir oyun var mı?</strong></p>
<p>Cadının Bohçası’nı bitirdim artık ara verdim hatta son oyunu geçen hafta Kadıköy’de oynadım. Ama Cadının Bohçası cepte, turnelere gidiyorum. 7 Mart’ta Bodrum’da olacağım 8 Mart haftası için çağırdılar. 17 Mart’ta da Gazi Mahallesi’nde olacağım. Bir de mayıs ayında prensipte anlaştık, büyük olasılıkla Avusturya Viyana’ya gideceğim.  İki oyun organize etmişler. Orada bir kültür merkezi var, o kültür merkezi genelde Türkiyelilerle, Türkiyeli sanatçılarla çalışıyor. Bu senede Türkiye’den birisini çağırmak istemişler, konsept ise sanatçı ve sanatçının hakları. Türkiye’den bir sanatçı çağıracaklarmış oyunlarıyla birlikte. Bunun üzerine de söyleşiler olacak, galiba Viyana’nın dışında da organize etmeye çalışıyorlar. Ben de daha önce Viyana’da bir oyunda oynamıştım, oradaki yönetmen kadında beni önermiş, onlarda kabul etmişler.  Artık turnelerde olacak gösterimde olmayacak Cadı’nın Bohçası. Ben şimdi yeni bir oyun çalışıyorum.</p>
<p><strong>-Yeni oyununu anlatır mısın?</strong></p>
<p>Şimdi burada çok fazla anlatmayayım (gülüyor). Bundan önceki oyunlarım Cadının Bohçası, Kestirmeden Hikayeler, Yırtık Bohça’da konsept aynıydı, birbirinin devamı gibiydi, anlatı çok ön plandaydı, anlatı tiyatrosuydu ya da işte çağdaş meddahça hatta stand-up variydi biraz. Şimdi ben yine o şekilde devam edeceğim önümüzdeki yıllarda fakat şu an çalıştığın oyun biraz oradan çıkacak. Dramaturg bir kadınla çalışıyorum, senaryo yazılıyor, dekor olacak ve diğer oyunlarda anlatı ön plandaydı,  bu oyunda oyunculuk ön planda olacak.</p>
<p><strong>-8 Mart programın ne?</strong></p>
<p>8 Mart zaten sürekli gündemimde. 8 Mart’ta Bodrum’dayım zaten onlar önceden çağırmışlardı. 7’sinde oyun var 8’inde de bizimle birlikte ol dediler.</p>
<p><strong>-Referandumun trans ve de seks işçilere yansıması nasıl olacak? </strong></p>
<p>Şöyle teklik başkanlık rejimine girerse, seks işçileri de, trans ve LGBTİ de payını alır herkes gibi</p>
<p><strong>-Ne olur yani?</strong></p>
<p>Kısıtlamalar olur dernekler kapatılır bence öyle tahmin ediyorum çünkü istediğini yapacak. Tersi bir şeyler de olabilir hiçbir şey bilmiyoruz aslında ama yaptığı pratikler çok fena, kötü. Bunun için de hayır dememiz gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/seks-iscilerinin-uzerindeki-baski-zulum-hep-ayni/">Esmeray: Seks işçilerinin üzerindeki baskı ve zulüm hep aynı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
