<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsan Hakları Eylem Planı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-eylem-plani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-eylem-plani/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Jul 2021 09:16:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İnsan Hakları Eylem Planı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insan-haklari-eylem-plani/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 14:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[yargı paketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72550</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk yargı paketi ile kabul edilen seri muhakeme ve basit yargılama ile ilgili uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için ek düzenlemeler yapılıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İlk halinde toplam madde sayısı 32 iken, 27’ye indirilen kanun teklifinin genel gerekçesinde YRSB’ye atıf yapılarak, </span><b>İnsan Hakları Eylem Planı ile belirlenen amaçlara erişilmesinin hedeflendiği</b><span style="font-weight: 400;">; </span><b>“temel hak ve özgürlüklerin daha etkin korunabilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi, yargıya duyulan güvenin artırılması, insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi”</b><span style="font-weight: 400;"> ilke ve değerlerine bağlılık dile getiriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklifin </span><b>kişilerin maddi ve manevi varlığının, özgürlük ve güvenliğinin, özel yaşamın gizliliği ve aile yaşamına saygının korunması, yargı bağımsızlığı ile adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi ve şeffaflığın geliştirilmesi</b><span style="font-weight: 400;"> hedeflerine ulaşmak üzere hazırlandığı belirtiliyor. Tarafların yargı sürecinden haberdar edilme hakkının genişletilmesine, suç mağdurlarının en üst seviyede korunmasına, yürütme erkinin örgütlenmesi ve karar alma süreçlerinde teknik ve ekonomik yönden aldığı desteğe bağlı olarak daha hızlı ve etkin hizmet sunabilmesine, yurttaşların hukuki durumlarının bir an önce belirginleşmesinin ve mahkemeye erişim hakkının güçlendirilmesine yönlendiği açıklanıyor.</span></p>
<p><b>Tutuklamanın cezalandırma aracı değil, istisnai olarak başvurulması gereken bir koruma tedbiri olduğuna bir kez daha dikkat çekiliyor.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle, </span><b>‘özgürlüğün korunması hedefi’</b><span style="font-weight: 400;"> gereği, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerine yönelik denetim olanağı sağlayan </span><b>‘itiraz yasa yolu’</b><span style="font-weight: 400;"> bakımından </span><b>yatay usulden vazgeçilerek, dikey usule geçilmesi</b><span style="font-weight: 400;"> öngörülüyor. Bu düzenlemede </span><b>sulh ceza hakimliklerinin kendi içinde kapalı devre çalışması ile ilgili olarak getirilen eleştirilerin de dikkate alındığı</b><span style="font-weight: 400;"> ifade ediliyor.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madde gerekçelerinde ise, </span><b>özellikle kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele etme ve caydırıcılığın sağlanması iradesi</b><span style="font-weight: 400;"> dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklif ile;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İdari başvurulara cevap verme süresi, özel yasalardaki düzenlemeler hariç, 60 günden 30 güne iniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kasten öldürme, kasten yaralama, eziyet ve hürriyeti tahdit suçlarının evlilik birliği içindeki eş gibi boşanılan eşe karşı işlenmesi de ağırlaştırıcı neden sayılıyor. </span><b>Yani, boşandığı eşini öldüren eşe de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilmesinin yolu açılıyor. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Bilişim suçları ile banka ve kredi kartlarına ilişkin suçlarda, suçun işlendiği yerlerden biri de “mağdurun yerleşim yeri” sayılacak ve mağdurların zaman ve hak kayıplarını önlemek amacı ile, </span><b>kendi bölgelerindeki Cumhuriyet Savcılıklarının soruşturma başlatmasını isteyebilecek. Yine kendi bölgelerindeki mahkeme de davaya bakmakla yetkili sayılacak.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span><b>Tanıklara yönelik zorla getirme kararlarının tebliğinde teknolojiden daha fazla yararlanma ve hız kazanma hedefleniyor.</b><span style="font-weight: 400;"> Dosyada bulunması koşulu ile, “telefon, telgraf, faks, elektronik posta” gibi iletişim araçlarından yararlanmak mümkün olacak. Aynı şekilde, gerek sanık gerekse mağdur ve müştekiye hem iddianame hem de duruşma günü bu yollarla tebliğ edilebilecek. </span><b>Yenilik, iddianamenin mağdur ve müştekiye tebliğinin de zorunlu hale getirilmesi ile dikkat çekiyor.  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hakkında “ifadesi alınmak amacıyla yakalama emri bulunan” kişi, mesai saatleri dışında yakalandığında; belirlenen günde adli merci önünde hazır olmayı taahhüt ederse (her yakalama emri için bir kez geçerli olmak üzere) Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılabilecek. Taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye idari para cezası verilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Katalog suçlarda bir kişinin tutuklanabilmesi için yeterli görülen “suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” koşulu, “somut delillere dayanan” biçimde pekiştiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklama tedbirine “en son çare olarak” başvurulması gerektiği ve tutuklama yerine, tutuklamaya alternatif olarak öncelikle adli kontrol tedbirlerine başvurulması zorunlu olduğundan; hakimlik ve mahkemelere, tutuklama kararı verirken, adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağını gösteren delilleri somut olarak gösterme yükümü getiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklamada geçen süre, ilerde alınan mahkumiyet hükmünün infazına mahsup edilirken, kamuoyunda “ev hapsi” olarak bilinen ve CMK md 109/3-j ile “konutunu terk etmemek” olarak düzenlenen türdeki adli kontrol için bir mahsup öngörülüyor. Bu haksızlığı gidermek için, konutta geçen iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak hesaplanması sağlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklama tedbiri için aylık dönemler halinde gözden geçirme ve süre bakımından üst sınır bulunmaktayken, adli kontrol için bu tür düzenlemeler bulunmadığından, tutuklama yerine başvurulan bu tedbirlerin uygulamada tutuklamadan daha ağır sonuçlar doğurmasına neden olunuyor. Bunu önlemek için, adli kontrol yükümlülüğünün sürdürülebilirliğinin en geç dört aylık dönemlerde (soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi, kovuşturma evresinde ise re’sen mahkemece) değerlendirilmesi ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işlerde üst sınır iki yıl, ağır cezalık işlerde en fazla üç yıl (uzatma süresi zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl, ağır cezalık işlerde üç yıl, terör suçlarında dört yıl) olarak öngörülüyor. Çocuklar bakımından bu süreler yarı oranında uygulanacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ayrıca, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri ile elde edilen kayıtların, soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde C. Savcısı denetiminde yok edilmesi öngörülmüşken; yenilik olarak, hakkında (kesinleşmiş) beraat hükmü kurulan sanık hakkındaki kayıtların da hakim denetiminde yok edilmesi öngörülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Yine, uygulamalarda iddianamelerde şüphelinin masumiyet karinesini ve özel yaşamının gizliliğini ihlal edici bilgilere yer verildiğinden, suç oluştursan olaylara ve suçun ispatı ile ilgisi olmayan bilgilere yer verilmesi yasaklanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İlk yargı paketi ile kabul edilen seri muhakeme ve basit yargılama ile ilgili uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için ek düzenlemeler yapılıyor. Bu düzenlemelerde ve AYM’nin 31.03.2021 günlü, 2020/35-E, 2021/26-K sayılı iptal kararı da dikkate alınıyor. Bu düzenlemeler arasında  seri muhakeme usulünde, hüküm kurulurken zincirleme suça ilişkin kuralların uygulanabileceği; asliye ceza mahkemesinin denetim görevinin “yapılan hukuki nitelemenin somut olaya uygunluğunu ile dosyadaki somut delilerin mahkumiyet hükmü kurmaya yeterli olup olmadığını değerlendirmek” olarak tarif edilmesi; kapsam dışındaki suçlarla birlikte işlenen suçlar bakımından seri muhakemenin uygulanamayacağı, itirazın incelenme biçimi, basit yargılama yoluna ancak iddianamenin kabulünden sonra, duruşma günü verilmeden önce başvurulabileceği; … yer alıyor. </span></p>
<p><b>Teklifin ilk halinde, nafaka, çocuğun cebri icra yoluyla tesliminin yasaklanması, gözaltındaki kişinin avukatı ile görüşmesinin ötelenmesi gibi konularda da düzenleme varken, son halinde bunlar çıkarılmıştı.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlardan ayrıca, TBMM Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında IV. Paket teklifine yeni bir madde eklendiği öğrenilmişti. İkinci yargı paketi ile getirilen yeni infaz düzenlemeleri ile, Adalet Bakanı’na tanınan, </span><b><i>“Covid-19 salgını sebebiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlarla kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlülerin izinli sayılmaları” </i></b><span style="font-weight: 400;">ile ilgili yetkinin süresi 31.07.2021’de bitiyordu. Ancak Teklif ile, bu sürenin (her biri iki ayı geçmemek üzere, iki kez daha) yani 30.11.2021 tarihine dek uzatılması söz konusu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 14:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı reformu]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi İzleme ve Değerlendirme Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reform, şimdilik sadece paketler veya torba yasalar olarak görünürlük kazandı. Çünkü eşzamanlı olarak hak ihlalleri ve hak savunucularına yönelik sistemli saldırılar da devam ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>30 Mayıs 2019’da bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nin [bundan sonra kısaca YRSB] yargı reformu ile ilgili bir rehber değeri taşıdığı iddia edilmişti.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu belgede, demokrasinin güçlendirilmesi ile hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinin büyük önem taşıdığı belirtiliyordu. </span><b>İlk olarak, ifade özgürlüğünün insan hakları içindeki yerinin vazgeçilmezliğine vurgu yapılıyor, başat ölçüt olarak “uygulama” esas alınıyordu.</b><span style="font-weight: 400;"> Geçmişte yapılan mevzuat iyileştirme ve zihniyet değişimi çalışmalarına karşın, uygulamada yeterli ya da beklenen düzelmenin gerçekleşmediği açık biçimde kabul ediliyordu. </span></p>
<p><b>Belge’nin giriş bölümünde</b><span style="font-weight: 400;"> hukukun üstünlüğüne dayanan, hak ve özgürlüklerin korunabildiği, yargının bağımsız ve tarafsızlığının sağlanabildiği, rasyonel, ideal, şeffaf, basit süreçli, adalete erişilebilir, makul sürede yargısal sonuç alınabilir bir sisteme yönelik bir perspektif sunulmuştu. Bu perspektifin, Avrupa Birliği üyeliğinin stratejik bir hedef olarak görülmesi ve katılım sürecine bağlılığın dile getirilmesi ile doğrudan ilgili olduğu açıklanıyordu.  </span></p>
<p><b>İlkeler ve Değerler bölümünde</b><span style="font-weight: 400;">, insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin artırılması ayrı ayrı ele alınıyordu. </span></p>
<p><b>Bu tür bir sisteme erişilebilmesi için, toplam 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet sıralanırken, bir Eylem Planı hazırlanacağı, Adalet Bakanlığı’nca yıllık izleme raporları yayımlanacağı ve Yargı Reformu Stratejisi İzleme ve Değerlendirme Kurulu oluşturulacağı, hazırlanan raporların kamuoyu ile paylaşılacağı açıklanıyordu.</b></p>
<p><b>YRSB’de gösterilen amaçlar,</b><span style="font-weight: 400;"> “hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi”, “yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesi”, “insan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması”, “performans ve verimliliğin artırılması (hedef süre)”, “savunma hakkının etkin kullanılmasının sağlanması”, “adalete erişimin kolaylaştırılması ve hizmetlerden memnuniyetin artırılması”, “ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması”, “hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi ve etkinliğinin artırılması”, “alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması” olarak sayılıyordu.</span></p>
<p><b>Adalet Bakanlığı 02 Mart 2021 günü, “Özgür Birey, Güçlü Toplum: Daha Demokratik Bir Türkiye” vizyonu ile hazırlandığı iddiası ile İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu plan, 11. Kalkınma Planı ile YRSB’de dile getirilen reform iradesinin bir devamı olarak, tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerini kapsıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">30 Nisan 2021 günü Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı’nın 2021/9 sayılı ve 29.04.2021 tarihli bir genelge yayımladığı görülür. Genelge ile, 2021-2023 arası iki yıllık dönemi kapsayacak şekilde hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’nın amaç, hedef ve faaliyetler bakımından somut biçimde kaleme alındığına, Uygulama Planı için kısa (1-3 ay), orta (6 ay-1 yıl) ve uzun (2 yıl) vadeli süreçler belirlendiğine dikkat çekiliyor ve plana uyulması için duyarlı ve sorumlu davranılmasına dair beklenti dile getiriliyordu. Söz konusu uygulama takvimini hazırlama görevi de Adalet Bakanlığı’na veriliyordu.</span></p>
<p><b>Bu arada, “İnsan Hakları Eylem Planı İzleme ve Değerlendirme Kurulu” da oluşturuldu. Kurulun başkanı Cumhurbaşkanı. Görevi ise takip ve koordinasyon.</b><span style="font-weight: 400;"> Yani kurul başkanı olarak Cumhurbaşkanı bizatihi Eylem Planı etkin ve  şeffaf biçimde uygulansın diye çalışacak. Kurul için Cumhurbaşkanı yardımcısı, bazı bakanlar (Adalet, Dışişleri, İçişleri, Aile ve Sosyal Politikalar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Hazine ve Maliye) ile Hukuk Politikaları Kurulu başkan vekili ile sınırlı bir üye listesi var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üyeler arasında hiçbir sivil toplum temsilcisinin bulunmadığı dikkat çekiyor. Ancak ihtiyaç duyulduğunda ilgili kurum temsilcilerinin görüşlerine başvurulmak üzere toplantılara çağrılabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurul üyesi olarak adı geçen bakanlıklar dört ayda bir rapor hazırlayıp Adalet Bakanlığı’na gönderecek. Hazırlanan “yıllık uygulama raporu”, Kamu Denetçiliği Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na gönderilecek, onlar da raporla ilgili değerlendirmelerini TBMM’ne ve Cumhurbaşkanı’na sunacak. Bu raporun son halini ise kamuoyuna yine bizatihi Cumhurbaşkanı açıklayacak.  </span></p>
<p><b>Peki bu kapsamda bugüne dek reform adı altında neler yapıldı? </b><span style="font-weight: 400;">“Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair” torba kanun değişiklikleri içeren dört paket hazırlandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Paketlerin içeriklerinde ise, çok minik seviyede iyileştirmelerin yanı sıra öne çıkan iki ilginç nokta var:</span></p>
<p><b>Bunlardan ilkini </b><b>‘vazgeçtiklerimize geri dönüş’</b><b> diye nitelemek mümkün.</b><span style="font-weight: 400;"> Sihirli torbasına elini daldıran yasa koyucu, reform diye geçmiş denemeleri yeniden güncelliyor. Buna en iyi örnek olarak </span><i><span style="font-weight: 400;">‘</span></i><b><i>birinci paketin’</i></b><span style="font-weight: 400;"> ardından Ceza Muhakemesi Kanunları (CMK) madde 250 ve 252 ile aramıza yeniden katılan </span><b>ceza kararnamesi</b><span style="font-weight: 400;"> gösterilebilir. (</span><b>Ceza kararnamesi,</b><span style="font-weight: 400;"> savcının yaptırımı belirlediği, yargıcın yalnızca bu yaptırımı incelediği müesseseye verilen ad.) </span></p>
<p><b>2005’te ceza ve ceza muhakemesi kanunları “baştan yazılırken”,</b><span style="font-weight: 400;"> idarenin ceza kararnamesi kesmesi ile yetinilmiş, ceza muhakemesi içinde savcılık ve mahkemelerin ceza kararnamesi düzenlemesinden vazgeçilmişti. </span><b>İşte bugün karşımıza getirilen Yargı Reformu’nun birinci paketiyle</b><span style="font-weight: 400;"> CMK 250 ve 252. maddeler yeniden düzenlenerek, bu yetki savcılık ve asliye ceza mahkemelerine yeniden verildi. Hükümet 2005’te değiştirdiği sistemi, </span><b>‘yeni’ yargı reformuyla eski haline getiriyor.</b></p>
<p><b>İkincisi ise Strasbourg’dan esen rüzgârın siyasi iktidar üzerinde hala etkili olması.</b><span style="font-weight: 400;"> İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından hâlihazırda incelenen ve karara bağlanmak üzere olan bireysel başvurularda, Türkiye aleyhine ihlal kararı verileceğine dair sinyal gelen uygulamalarda rötuş ya da kelime oyunu denebilecek, göstermelik sayılabilecek hukuki düzenlemeler yapılıyor. Sanki, bir anlamda Strasbourg merkezli Mahkeme’ye ‘sorunu gördük, düzeltiyoruz’ mesajı veriliyor.</span></p>
<p><b>Reform adı altında, “kendi kendimizi tekrar etmek” ve aynı fasit daire içinde dönmekten öteye gidebilecek miyiz?</b><span style="font-weight: 400;"> Emin değiliz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Reform, şimdilik sadece paketler veya torba yasalar olarak görünürlük kazandı. Çünkü eşzamanlı olarak hak ihlalleri ve hak savunucularına yönelik sistemli saldırılar da devam ediyor.  </span></p>
<p><b>Bugüne kadar yargı reformu süreci ile üç paket geldi Meclis’e ve kabul edildi.  </b></p>
<ol>
<li><b> Paket:</b><span style="font-weight: 400;"> 7188 sayılı Kanun (soruşturmada tutukluluk için üst süre, seri muhakeme, basit yargılama </span></li>
<li><b> Paket:</b><span style="font-weight: 400;"> 7242 sayılı 14.04.2020 günlü Kanun ceza infaz rejimi değişikliği</span></li>
<li><b>Paket:</b> 7251 sayılı 22.07.2020 günlü Kanun Hukuk Muhakemeleri Kanunu değişikliği</li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">6 Haziran Salı günü, </span><b>IV. Paket</b><span style="font-weight: 400;"> TBMM Genel Kurulu’na sevk edildi.  </span></p>
<p><strong>Haberin 2. bölümü olan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/" target="_blank" rel="noopener">&#8216;Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği&#8217; bölümüne buradan</a>, 3. bölüm olan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/" target="_blank" rel="noopener">&#8216;Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Teklif Hakkındaki Düşünceler…&#8217;e ise buradan</a> ulaşabilirsiniz.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasetin Krizi; Sivil Toplumun Krizi&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/siyasetin-krizi-sivil-toplumun-krizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2021 08:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasetin sürekliliği sağlamak üzere ürettiği ve sürdürdüğü bu kriz; toplumun ekonomik ve moral olarak etkilendiği bir toplumsal krize, sivil toplumun darbe aldığı bir insan hakları krizine dönüşüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/siyasetin-krizi-sivil-toplumun-krizi/">Siyasetin Krizi; Sivil Toplumun Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Mart ayı ile ilgili Türkçe’de, yazıya epigraf olarak alınabilecek, hatta mutlaka alınması gereken, hepinizin bildiği bir atasözü var: Mart ayı dert ayı. Ne kıştan vazgeçmeye ne baharı geciktirmeye eli varmaz Mart’ın. O kararsızlıkla bizi aynı günün içinde kıştan yaza götürüp getirir, mevsim geçişleriyle baş döndürür, nihayetinde hasta ettikten sonra bırakır gider. Bu yüzden dert ayıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin siyaset ve sivil toplum kurumu, bu sene Mart ayını tam manasıyla yaşadı diyebiliriz. Hükümetin reform paketini müjdelemesiyle başlayan Mart rüzgarı, ‘acaba bahar mı geliyor?’ şaşkınlığıyla yüzlerimizi yaladıktan sonra bulutlar kararmaya, siyaset gürlemeye, sivil toplum kış ile bahar arasında gidip gelmeye, memleket ayın adına yaraşır bir çalkantıyla çalkalanmaya başladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşayanlar için unutması pek mümkün olmasa da dert ayında hatırlamaya çalışalım: Yargıtay, insan hakları ihlalleri ile ilgili meclisteki en etkili mücadeleyi yürüten HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yargılandığı davada kendisine verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasını onadı. Gergerlioğlu’na bu ceza, bir haberi retweet ettiği için verilmişti. Haberde yer alan bazı ifade ve görseller savcılık tarafından “örgüt propagandası” olarak değerlendirilmiş ve bu ceza verilmişti. Gergerlioğlu’nun devlet hastanesinde doktor iken ihraç edilmesine de söz konusu cezanın verilmesine de gerekçe yapılan paylaşımlara bakıldığında Gergerlioğlu’nun şiddet karşıtı olduğu, barış istediği açıkça görülürken savcılık ve mahkemenin, AK Parti ile aynı havzadan beslenen bir insan hakları örgütünün eski genel başkanı olan Gergerlioğlu’nun bu paylaşımından şiddet propagandası çıkarması yargı kurumlarının siyasi pozisyon alma gayesiyle normalin ne kadar uzağına düştüklerini de çarpıcı bir biçimde gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mart ayının başında Gergerlioğlu bu kararı Anayasa Mahkemesi&#8217;ne (AYM) taşıdı. Gergerlioğlu’nun yukarıda zikrettiğim vasıfları ve Türkiye’deki sistematik insan hakları ihlallerine karşı mecliste ayrım gözetmeden mücadele etmesi, onun toplumun farklı kesimlerince sahiplenmesine de neden oluyor. Bu sebeple onun cezasının onanması büyük tepki topladı. Gergerlioğlu’nun hak mücadelesini beğensin beğenmesin, onun hakkında objektif değerlendirme yapan herkes bu sürecin adaletsiz olduğunda hemfikirdir. Her şey bir yana Anayasaya göre Gergerlioğlu milletvekili seçildiğinde durması gereken yargılama durdurulmamıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gergerlioğlu’nun kesinleşen cezasına ilişkin karar 13 Mart’ta TBMM’ye gönderildi. Sivil toplum, siyasi partiler ve kamuoyundan TBMM başkanına yapılan bütün itiraz ve çağrılar boşluğa sesleniyormuş gibi, hakkındaki karar 17 Mart günü TBMM’de okundu ve Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü. Bu görüntü 94’ün Mart ayında milletvekillikleri düşürülen Kürt siyasetçileri ve “Dışarı! Dışarı!” nidaları ile meclisten kovulan Merve Kavakçı’yı akla getirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Eylem Planı müjdesiyle girilen Mart ayı, daha yarı yola varmadan kara kışa döndü diyebiliriz. Çünkü Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinden saatler sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP hakkında AYM’de kapatma davası açıldığını duyurdu. Alelacele hazırlanmış iddianamede yaşamını yitirmiş olanların da yer aldığı 687 HDP’li için siyaset yasağı ve partinin mal varlığına tedbir konulması talep edildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu gelişmeleri takiben, 19 Mart sabahı, Türkiye’nin en önemli ve en aktif insan hakları kuruluşlarından olan İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan gözaltına alındı. Türkdoğan aynı zamanda 2013-15 yılları arasında devam eden Çözüm Süreci esnasında, akil insanlar heyeti üyesiydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2015’in yazında Kürt illerinde başlayan çatışmalar, insan hakları ihlallerinin hızlı bir şekilde artmasına sebep oldu. 2016’nın yazında gerçekleşen darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen OHAL, insan hakları krizini ülke sathına yaydı. O günden bugüne Türkiye’de bir insan hakları krizi yaşanıyor. Bu kriz kimi zaman sivil toplumun hareket alanını daraltan ve sivil toplumun güvenliğini pamuk ipliğine bağlayan yasal düzenlemelerle derinleşiyor, kimi zaman insan hakları reform paketi gibi projelerle gevşer gibi oluyor ancak hemen ardından yukarıda özetlemeye çalıştığım gelişmelerle yeniden derinleşiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun içinde bulunduğu bu kriz aslında tam anlamıyla siyasetin krizidir. Gezi Parkı eylemleriyle başlayan, Çözüm Süreci’nin bitişiyle belirginleşen, darbe girişimi ve onu takip eden OHAL ile kalıcılaşan bir siyasal kriz, normale dönüşe işaret eden her adımdan sonra biraz daha derinleşiyor. Siyasetin sürekliliği sağlamak üzere ürettiği ve sürdürdüğü bu kriz toplumun ekonomik ve moral olarak etkilendiği bir toplumsal krize, sivil toplumun darbe aldığı bir insan hakları krizine dönüşüyor. Yani iktidarın Mart ayı da kendine baharı isterken diğerlerinin kara kıştan çıkmasına pek istekli görünmüyor. Bir yandan ekonominin düzeltilemiyor olmasının hükümet üzerinde uyguladığı basınç öbür yandan hükümetin sivil toplum alanını domine eden ve daraltan basıncına dönüşüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göründüğü kadarıyla toplumun çok geniş kesimleriyle birlikte sivil toplum da bu krizden çıkış yolunu muhalefetin “birlik ve beraberliği bozmadan” seçime gitmesinde arıyor. Ancak sivil toplumun bugünkü zayıflığı sadece hükümet ile sivil toplum arasındaki gelişmelerin sonucu değil, muhalefetin bu alana güçlü biçimde sahip çıkmamasının da yadsınamaz bir etkisi bulunuyor. Muhalefetin Kürt meselesine yaklaşımda hükümetin çizdiği sınırları esnetmekten kaçınan duruşu, geniş ve uzun vadeli bir siyasi vizyona sahip görünmeyen yürüyüşü ve sivil topluma alan açmaktan çok onun da işlerini yüklenen siyaset yapma anlayışı hem toplumsal muhalefet hem de sivil toplumun teyakkuzu elden bırakmasının doğurabileceği riskler hakkında da yeterince fikir veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak; Mart kapıdan -ümitle- baktırdı, kazma-kürek yaktırdı ancak tünelin ucunda ışık olmadığında, sivil toplum tünelin ucundaki ışık olma azim ve kararlığı taşıyan olmalıdır. O sebeple bu yazı Âşık Daimi’nin türküsünden bir dizeyle son bulacak: </span><i><span style="font-weight: 400;">Ne olsa da kışın sonu bahardır!</span></i></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/31/siyasetin-krizi-sivil-toplumun-krizi/">Siyasetin Krizi; Sivil Toplumun Krizi&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açıklamalar Yeterli Değil, Somut Adım Şart</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/aciklamalar-yeterli-degil-somut-adim-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Bingöl Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2021 08:27:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68214</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi'nden çıkma kararı uluslararası hukuka dair bir dizi önemli soruyu gündeme getiriyor; bu soruların uluslararası camia, bilhassa Avrupa Konseyi üye ve organları tarafından hakkıyla ele alınması gerekli. Söz konusu karar, sadece Türkiye değil diğer Avrupa ülkeleri için de tehlikeli bir emsal oluşturuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/aciklamalar-yeterli-degil-somut-adim-sart/">Açıklamalar Yeterli Değil, Somut Adım Şart</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">20 Mart 2021 ve izleyen günlerde binlerce kadın sokağa dökülerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir gece yarısı kararıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi&#8217;nden (İstanbul Sözleşmesi) &#8216;çekilmesini&#8217; protesto etti. Kadınlar bir kez daha polisin ölçüsüz tepkisi ile karşılaştı. Buna rağmen kadın hakları örgütleri, LGBTİ+ topluluğu ve insan hakları örgütleri, kararın geri çekilmesi için eylem yapmaya devam etti. Öte yandan, bir dizi baro ve başka kurumlar, cumhurbaşkanının kararının &#8216;anayasaya aykırı&#8217; olduğu iddiasıyla Danıştay&#8217;a başvurdu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözleşmeden çekilme kararı, gerçek koruma politikaları veya düzgün işleyen bir yargı sisteminin yokluğunda, uzun süredir ağır aile içi şiddet, diğer şiddet biçimleri ve kadın cinayetleriyle karşı karşıya olan Türkiye&#8217;deki kadınlar ve genç kızlar için son darbe oldu. Bu karar sonucunda birçok şiddet faili cezasız kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çekilme kararı, Türkiye’nin son on yıllardaki en kötü noktasında bulunan zayıf insan hakları sicilinin yalnızca bir boyutu. Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın hükümetin sözde &#8216;İnsan Hakları Eylem Planı&#8217;nı açıkladığı 2 Mart 2021 tarihinden sonra yaşanan gelişmeler dahi durumun vahametini açıkça ortaya koymaya yetiyor. 18 Mart 2021&#8217;de Yargıtay cumhuriyet başsavcısı Halkların Demokratik Partisi&#8217;nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi&#8217;nde dava açtı. 17 Mart 2021&#8217;de önde gelen insan hakları savunucusu, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu&#8217;nun milletvekilliği düşürüldü. Dört gün sonra Gergerlioğlu polis tarafından TBMM&#8217;de gözaltına alındı. 19 Mart 2021&#8217;de İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan gözaltına alındı. İki isim de daha sonra serbest bırakıldı. Cumhurbaşkanının Sözleşme&#8217;den çekilme kararı işte bu olayların hemen üstüne geldi. Bütün bu gelişmeler, ülkede insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne riayetin her geçen gün hızla azaldığını apaçık ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhurbaşkanının kararına tepki olarak uluslararası camia bir dizi açıklama yayımladı: Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği&#8217;nin açıklamaları buna örnek verilebilir. Tüm bu kurumlar kaygı, çekince ve hayal kırıklıklarını dile getirip Türkiye&#8217;nin (yani cumhurbaşkanının) kararı gözden geçirmesini istedi. Ancak söz konusu kurumlar veya İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne taraf olan devletler, bu kararın &#8216;hukuki sonuçları&#8217; konusunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle Türkiye&#8217;de, uluslararası camianın konuya daha yoğun ilgi göstermesine dönük çağrılar giderek artıyor. Buradaki talep net: &#8216;Uluslararası ve bölgesel kurumlar, insan hakları mekanizmaları ve ülkeler, Türkiye&#8217;ye yönelik politikalarını köklü biçimde gözden geçirmeli ve bu tür kararlar karşısında daha sert bir tavır geliştirmeli.&#8217; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhurbaşkanının kararı, gerek İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne taraf devletler gerek İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni hazırlayıp kabul eden bölgesel kurum olan Avrupa Konseyi tarafından hakkıyla ele alınması gereken bir dizi son derece önemli uluslararası hukuk meselesini gündeme getiriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ele alınıp tartışılması gereken ilk başlıklar şu şekilde ifade edilebilir:</span></p>
<p><b>1- Devletlerin uluslararası insan hakları anlaşmalarından çekilmesi hangi kurallara tabidir? İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne taraf devletler ve özellikle de Avrupa Konseyi organları neden Türkiye Cumhurbaşkanlığı&#8217;ndan gelen bildirime resmi bir cevap vermelidir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin 80. Maddesi&#8217;ne göre, taraf devletler Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği&#8217;ne bildirimde bulunarak Sözleşme&#8217;den &#8216;çekilebilir&#8217;. Madde ayrıca üç aylık bir geçiş süreci öngörür; çekilme, ancak bildirimin alınmasından üç ay sonra geçerlilik kazanır. Cumhurbaşkanlığı, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği&#8217;ne 22 Mart 2021&#8217;de bildirimde bulunmuştur. Sözleşmenin 81. Maddesi uyarınca, Genel Sekreter bu durumu diğer devletlere bildirmekle yükümlüdür. Buradaki amaç, taraf devletlerin tepki vermesi için imkan yaratmaktır. </span><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesi, “ilgili ülkenin geçerli biçimde Sözleşme&#8217;den çekilmesi için yurtiçinde izlemesi gereken prosedür”e dair spesifik kurallar konusunda sessizdir; bu da, bu bağlamda anlaşmalar hukuku ve insan hakları hukuku ilkelerinin uygulanmasını gerekli kılar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan hakları sözleşmelerinden çekilme ve bu çekilme sürecini yöneten ilkeler, son dönemde uluslararası camia tarafından tartışılan bir konudur. Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin Venezuela’nın Amerika Kıtası İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Aralık 2020 tarihli tavsiye görüşünde ortaya koyduğu kriterler (İspanyolca görüş </span><a href="https://www.corteidh.or.cr/docs/opiniones/seriea_26_esp.pdf" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">burada</span></a><span style="font-weight: 400;">, İngilizce tartışmalar ise </span><a href="http://www.apple.com" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">buradadır</span></a><span style="font-weight: 400;">) bu konuya dair oldukça faydalı bir kılavuz teşkil eder. Mahkeme, ilgili kuruluşun çıkarlarının söz konusu olduğu durumlarda, kuruluşun organlarının, üyelerinin ve anlaşmaya taraf devletlerin, bir ülkenin çekilme kararının geçerliliğine dair görüş ve varsa itirazlarını paylaşmaları gerektiğini belirtmektedir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, ayrıca Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetle Mücadelede Uzmanlar Grubu (GREVIO), Taraflar Komitesi ve taraf devletler, Sözleşmenin uygulanmasında hayati bir role sahiptir. AB&#8217;nin bu süreçteki rolü de önemlidir. Bunun nedeni sadece konunun, AB&#8217;nin Türkiye ile ilişkisinin temelini oluşturan asli unsur olan Türkiye’nin insan hakları siciliyle ilgili olması değil, AB’nin sözleşmeyi onaylama süreci içinde bulunmasıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye cumhurbaşkanının sözleşmeden çekilme girişimi ve aldığı kararın hukuki sonuçları, bu aktörlerin değerlendirip ele alması gereken bir meseledir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Sözleşmesi, kadınların ve genç kızların korunması için altın standart teşkil ettiği görülen, yaşamsal bir araçtır. Sözleşmenin açıklayıcı raporu, doğrudan &#8220;Avrupa Konseyi&#8217;nin temel değerlerine&#8221; atıfta bulunur ve Sözleşmenin söz konusu değerleri geliştirmek için ileriye dönük bir adım teşkil ettiğini belirtir. </span><span style="font-weight: 400;">Sözleşmenin giriş bölümünde, Sözleşmenin amacı &#8220;kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin olmadığı bir Avrupa yaratmak&#8221; olarak ifade edilir. Oysa Türkiye cumhurbaşkanının aldığı karar bu temel değerlere aykırıdır ve Avrupa Konseyi’nin şiddetin olmadığı bir Avrupa yaratma hedefine zarar vermektedir; dolayısıyla da, bir kurum olarak Avrupa Konseyi&#8217;nin çıkarlarına aykırıdır.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dahası, anlaşmalar hukukunun üç önemli ilkesi bulunur: 1) hür onay, 2) iyi niyet ve 3) </span><i><span style="font-weight: 400;">pacta sunt servanda</span></i><span style="font-weight: 400;"> (ahde vefa). Amerika Kıtası Mahkemesi&#8217;ne göre, bir anlaşmaya taraf olan devletler ve ilgili organlar, bu tür çekilme kararlarında, iyi niyet boyutunu değerlendirmeye almalıdır. Bu tür bir değerlendirme yaparken dikkate almaları gereken bir dizi önemli faktör bulunur. </span><span style="font-weight: 400;">Örneğin, eğer ilgili ülkede vahim ve sistematik insan hakları ihlalleri varsa, ülkedeki demokratik kurumlar yıpranmışsa ve &#8220;demokratik düzende bariz, anormal veya anayasaya aykırı bir değişim veya kopuş yaşanıyorsa&#8221;, söz konusu kararın ardında iyi niyet olup olmadığı ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır (paragraf 72). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, çekilme kararının çoğulcu ve kamuya açık bir tartışma sonucu alınması ve süreç boyunca temsili demokrasi ilkelerine riayet edilmesi de gereklidir. </span><span style="font-weight: 400;">Bu tartışma, çekilmenin gerçekleşmesi durumunda hakları en çok etkilenecek kesimleri kesinlikle içermelidir. Son olarak, ilgili ülkenin uluslararası anlaşmalardan çekilmeye dair anayasal hükümlerine de uyulmalıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Pek çok ülkede bu tür bir adım, yürütmenin kararıyla değil ancak yasama organının tasarrufuyla atılabilir ve bu kurala riayet edilmesi de elzemdir.</span></p>
<p><b>2- İnsan hakları hukuku temelli bir uluslararası hukuk perspektifinden baktığımızda, cumhurbaşkanının bu kararı ilk elde nasıl analiz edilebilir? Başka bir deyişle, bu karar, Türkiye&#8217;nin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çekilmesi noktasında geçerli bir yol olarak görülebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk soruya cevaben dile getirilen ilkeler uyarınca, cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çekilme kararının geçerliliğine dair ciddi soru işaretleri olduğunu ifade etmek mümkündür. </span><span style="font-weight: 400;">Kararın anayasa hukuku açısından detaylı bir analizi Başak Çalı&#8217;nın yeni yazısında yapılmıştır; ayrıca barolar ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği gibi kurumlar nezdinde çeşitli akademisyen ve hukukçular da aynı yönde hukuki analizler kaleme almıştır. Bu yazılarda haklı olarak, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin onayının, Türkiye Anayasası&#8217;nın 90. Maddesi uyarınca (24 Kasım 2011 tarihli, 6251 sayılı Kanun) yasama organı TBMM&#8217;nin tasarrufuyla gerçekleştiği ifade edilmektedir. Bunun sonucunda sözleşme artık ülke hukukunun bir parçası haline geldiği için, ancak ve ancak yine TBMM&#8217;nin tasarrufuyla geri çekilebilir. </span><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, Türkiye Anayasası uyarınca, cumhurbaşkanı ülkeyi İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çıkarma yetkisine sahip değildir; bu da temelde cumhurbaşkanının kararını anayasaya aykırı ve dolayısıyla ‘hükümsüz’ kılar.</span><span style="font-weight: 400;"> Çalı, Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 46 (1) uyarınca çekilme kararının &#8220;ülke hukukunda temel öneme sahip bir kuralı açıkça ihlal etmemesi&#8221; gerektiği için, kıyas yaparak, </span><span style="font-weight: 400;">cumhurbaşkanının bu hükümsüz ediminin ülkenin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden &#8216;çekilmesi noktasında geçerli bir karar&#8217; olmadığını savunur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstüne üstlük, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun gibi hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamalar da çekilme kararının altında, iktidardaki partilerin taraflı politik tutumunun yattığını ortaya koymaktadır. Hükümet yetkilileri, kararı meşrulaştırmak için LGBTİ+ topluluğuna yönelik ayrımcı ve homofobik görüşler dile getirdiler ve sözleşmenin toplumun dini ve kültürel değerlerine (aslında sadece kendi yandaşlarının &#8216;değer&#8217;lerine) aykırı olduğu iddiasında bulundular. </span><span style="font-weight: 400;">Karar alınmadan önce ne çoğulcu, demokratik ve açık bir kamusal tartışma yürütüldü, ne de karardan en çok etkilenecek kesimlerin görüşleri dikkate alındı. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin insan hakları sicili şu zamana kadarki en ciddi gerilemelerden birini yaşarken, TBMM ve yargı da dahil olmak üzere demokratik kurumlar hükümet tarafından felç ediliyor; bu da ortada iyi niyet olduğunu düşünmeyi zorlaştırıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Bu ve benzeri unsurlar, Avrupa Konseyi üyeleri, organları, ayrıca sözleşmeye üye devletler ve organlarının, cumhurbaşkanının kararının geçerliliğine itiraz etmesi için yeterli dayanak olmalıdır.</span><span style="font-weight: 400;">     </span></p>
<p><b>3- Kararın geçerliliğine dair soru işaretleri bir yana, Türkiye’nin kadınlara ve LGBTİ+ bireyler de dahil diğer dezavantajlı gruplara yönelik halihazırdaki insan hakları yükümlülükleri nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası anlaşmalardan geçerli şekilde çekilme halinde dahi, ilgili devletin yükümlülüklerinin tamamen ortadan kalkması söz konusu olamaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birincisi, ilgili ülke geçiş süreci boyunca sözleşme hükümlerine tabidir</span><span style="font-weight: 400;">. Sözleşme&#8217;nin 80. Maddesi&#8217;nde 3 aylık bir geçiş süreci öngörüldüğü için, Türkiye&#8217;nin çekilme kararının geçerli olduğunu varsaysak dahi, sözleşme 3 ay boyunca ülke için bağlayıcı olmayı sürdürecektir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkincisi, Türkiye, sözleşmeyi onayladığı tarihten çekilmenin devreye girdiği tarihe kadar geçen süre boyunca sözleşmenin uygulanmasından sorumludur. Başka bir deyişle, çekilme kararı geriye dönük olarak işletilemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncüsü, Türkiye, sözleşmenin geçerli olduğu süre boyunca sözleşme izleme organlarının uyum konusunda aldığı kararlara uygulamak zorundadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dördüncüsü, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çekilme devletin diğer sözleşmelerdeki yükümlülükleri üzerinde herhangi bir etki yaratmaz; dolayısıyla Türkiye&#8217;nin diğer insan hakları sözleşmelerinden kaynaklanan yükümlülükleri bakidir. Bu da, Türkiye&#8217;nin diğer sözleşmeler uyarınca, kadınlara, genç kızlara, LGBTİ+ bireylere ve diğer kesimlere koruma sunmak, onlara yönelik şiddet ve ayrımcılığı engellemek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak mecburiyetinde olduğu anlamına gelir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beşincisi, devlet için, teamül hukuku normları, uluslararası hukukun genel ilkelerinden doğan normlar ve jus cogens (emredici hukuk) hâlâ bağlayıcıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Kadınların, genç kızların ve başka bireylerin şiddetten korunması, hukukun bu alanlarıyla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle ilgili normlar pek çok açıdan Türkiye açısından bağlayıcıdır.   </span></p>
<p><b>4- Açıklamalar yeterli değil:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi&#8217;nden çekilmesi, yalnızca Türkiye değil diğer Avrupa devletleri için de tehlikeli bir emsal oluşturma riski taşımaktadır. </span><span style="font-weight: 400;">Benzer sözleşmelerden, mesela AİHM&#8217;den çekilme çağrısı yapan, kâh güçlü kâh zayıf sesler duyuluyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Eğer şimdi net bir uluslararası tepki sergilenmezse, insan haklarının evrensel düzeyde korunması fikri özellikle Avrupa&#8217;da ciddi zorluklarla karşılaşabilir, bu da ileride varoluşsal sorunlara yol açabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilhassa AB zirvesinin devam ettiği ve AB devlet liderlerinden çok cılız seslerin çıktığı şu günlerde, konunun vahametinin altını bir kez daha çizmek şarttır. Türkiye’nin bir insan hakları sözleşmesinden çekilmesinin -sadece Türkiye toplumunda değil Avrupa&#8217;da ve daha geniş bir alanda- neden olabileceği alt üst oluşa dikkat çekmek elzemdir. Avrupa Konseyi ülkeleri ve organları, İstanbul Sözleşmesi taraf devletleri ve organları, ayrıca AB, cumhurbaşkanının bu kararına yönelik resmi bir tutum almalı ve bu kararın geçerliliğini uluslararası hukuk standartları nezdinde test etmelidir. </span><span style="font-weight: 400;">Ayrıca PACE, bu kararın doğurduğu soru işaretlerini ele alması ve Avrupa Konseyi insan hakları sözleşmelerinden devletlerin çekilmesi durumunda geçerli olacak ilke, kural, istisna ve prosedürleri belirlemesi için Venedik Komisyonu&#8217;nu davet edebilir; bu da benzer durumlarla karşı karşıya kalan üye ve kurumlar için bir kılavuz sağlayacaktır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/aciklamalar-yeterli-degil-somut-adim-sart/">Açıklamalar Yeterli Değil, Somut Adım Şart</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Savunucuları Somut Adım Bekliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/hak-savunuculari-somut-adim-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2021 10:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Amnesty]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[hak savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=66453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dün açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’nı Sivil Sayfalar için değerlendiren Eşitlik İzleme Kadın Grubu’ndan Hülya Gülbahar, Hak İnisiyatifi’nden Mehmet Arif Koçer ve Uluslararası Af Örgütü’nden Tarık Beyhan, eylem planında vurgu yapılan AİHM kararları başta olmak üzere iç hukukta yeterli maddeler olduğunu hatırlatarak, inandırıcılık için somut adımların atılmasının gerekliliğine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/hak-savunuculari-somut-adim-bekliyor/">Hak Savunucuları Somut Adım Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-66472 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/insan-haklari-eylem-plani-640x360.jpg" alt="insan hakları eylem planı" width="309" height="174" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/insan-haklari-eylem-plani-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/insan-haklari-eylem-plani.jpg 650w" sizes="(max-width: 309px) 100vw, 309px" />Eylem planının soyutluğunu ve belirsizliğini belirten Af Örgütü Kampanyalar ve İletişim Direktörü Tarık Beyhan, “Bu plana dair söyleyebileceğimiz ilk şey somut adımları görmek istediğimiz.” dedi. Planda AİHM ve AYM kararlarına vurgu yapıldığını hatırlatan Beyhan, “Hükümetin bu kararlara derhal uyulmasına dair çağrıda bulunmasını bekleriz. Bu eylem planına dair hükümete detaylı şekilde görüş verdik. Hatta eylem planı açıklanmadan önce bunu tekrar hatırlattık. İfade, toplanma, örgütlenme, basın özgürlüğü gibi temel bazı özgürlükler sistematik olarak ihlal ediliyor. Bunların tamamen ortadan kalktığını görmek isteriz.” Diye konuştu.</p>
<figure id="attachment_66468" aria-describedby="caption-attachment-66468" style="width: 263px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-66468" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/tarik-beyhan.jpg" alt="Tarık Beyhan" width="263" height="184" /><figcaption id="caption-attachment-66468" class="wp-caption-text">Tarık Beyhan</figcaption></figure>
<p>Osman Kavala, Ahmet Altan başta olmak üzere uzun tutuklamalara vurgu yapan Beyhan, “Bunların derhal son bulduğunu görmek isteriz. Terör tanımının muğlaklığının ortadan kaldırılmasını ve muhalifleri sindirmek için terör suçlamalarının yöneltilmesinden vazgeçilmesini bekleriz. En önemlisi, insan hakları insan seçmez. Hangi hakların ne şekilde, ne nedenle kısıtlanabileceği uluslararası hukukta ve standartlarda bellidir. Bu ülke sınırları içerisinde herkesin aynı seviyede haklar ve özgürlüklerden yararlanabildiğini hemen görmek isteriz. Bu plan bir iyi niyet bildirimi gibi gözüküyor. Fakat biz uygulamaları görmek istiyoruz.” Diye konuştu.</p>
<h5><strong>“Samimiyet Sözü Edilen Kavramların Hayata Geçirilmesini Gerektirir”</strong></h5>
<figure id="attachment_66469" aria-describedby="caption-attachment-66469" style="width: 279px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-66469" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/hulya-gokbahar.jpg" alt="Hülya Gökbahar" width="279" height="209" /><figcaption id="caption-attachment-66469" class="wp-caption-text">Hülya Gülbahar</figcaption></figure>
<p>Eşitlik İzleme Kadın Grubu’ndan Hülya Gülbahar, eylem planıyla gündelik hayattaki uygulamaların uyuşmadığına vurgu yapıyor. Planın yeni bir anayasaya giden yola vurgu yaptığını da hatırlatan Gülbahar, “Anayasayı uygulamayanlar anayasa yapamaz. Bu nedenle baş hukuk danışmanının ‘AİHM kararları bağlayıcı değil’ dediği koşullarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarına vurgu yapan bir eylem planını hiçbir inandırıcılığı yok. Yapılacağı iddia edilenlerin yapılması için su anda hukuki engel yok, samimiyet söz edilen kavramların derhal hayata geçirilmesini gerektirir.&#8221; dedi.</p>
<p>Eylem planındaki kadına şiddetle ilgili maddeleri de yorumlayan Hülya Gülbahar, 6284 nolu yasaya olan vurgunun önemli olduğunu ancak iktidarın yasayı fiilen uygulanamaz hale getirdiğini de hatırlatıyor. Şiddete maruz kalan kadınlara avukat için özel bir yasa çıkarılmasına gerek olmadığını belirten Gülbahar, “Kadın örgütlerinin, kadın cinayetleri dahil kadınların mağdur edildiği davalara müdahil olma taleplerinin reddedildiği koşullarda bu vaat de gerçekçi görülmüyor.” Dedi. Gülbahar, eylem planında kadına şiddet noktasındaki en önemli uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ne vurgu yapılmayışına da işaret ederek, &#8220;Kadına karşı şiddetle mücadele edilecekse; İstanbul Sözleşmesi ve 6284 nolu yasanın etkin biçimde uygulanması, yasaların öngördüğü şiddet hattı, sığınaklar ve cinsel şiddet kriz merkezlerinin derhal yeterli sayıda açılması gerekir. “ dedi.</p>
<h5><strong>“İktidar Yanlışlarıyla Yüzleşmeli”</strong></h5>
<figure id="attachment_66470" aria-describedby="caption-attachment-66470" style="width: 303px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66470" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/mehmet-akif-kocer-640x393.jpg" alt="Mehmet Arif Koçer" width="303" height="186" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/mehmet-akif-kocer-640x393.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/mehmet-akif-kocer.jpg 652w" sizes="auto, (max-width: 303px) 100vw, 303px" /><figcaption id="caption-attachment-66470" class="wp-caption-text">Mehmet Arif Koçer</figcaption></figure>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı Mehmet Arif Koçer de eylem planının somut adımlar içermediğini belirterek, “Kağıt üzerinde çok şık görünüyor, ama ne yazık ki, OHAL dönemi yıkımını düzeltmeye dönük hiçbir somut adım atılmazken, bu planın inandırıcılığı bulunmamaktadır. İnandırıcılık isteniyor ise, önce yaptıkları yanlışlar ile iktidar yüzleşmeli, kamuoyuna bunları açıklamalıdır. Ancak o zaman beyaz sayfa açılabilir.” Diye konuştu.</p>
<p>Yargı üzerindeki siyasi baskının kaldırılması gerektiğini de savunan Koçer, “Yargının yürütmeden gerçekten bağımsızlığı hayata geçirilmelidir. Yargı siyasi muhaliflerden intikam alma aracına dönüştürülmemeli, davalara ilişkin beyanat vermekten vazgeçilmeli, tüm tutuklu ve mahkûmların faydalanacağı genel af çıkartılmalıdır. Toplumsal barışın ilk adımı bu olacaktır.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/03/hak-savunuculari-somut-adim-bekliyor/">Hak Savunucuları Somut Adım Bekliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
