<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hakan tahmaz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hakan-tahmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hakan-tahmaz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Apr 2022 10:32:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>hakan tahmaz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hakan-tahmaz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 13:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA["Dijital Benim İşim" Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın 'Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)' başlıklı raporu, kamuoyunda ekonomik kriz gibi konuların gerisinde kalsa da sorunun önemini koruduğunu hatırlatıyor. Rapor, Kürt sorununun 'tedbirli bir iyimserlikle' ele alınması gerektiğini çünkü çözüm sürecinden ikna edilmesi zor yüzde 55 ve gri alanda olan yüzde 20’lik blok olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, 'partiler üstü uzlaşı ile liderlerin müzakere gündemine öncülük etmesiyle' barış süreci tekrar başlayabilir.     </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Barış süreçleri ağır yürüten, duraksayan, geri dönen ve tekrar başlayabilen farklı evreler içerebilir. Bu açıdan Kürt sorunun çözümünde de bir gün tekrar barış adımlarının atılabileceğini göz ardı etmemek gerekir.”</p>
<p>Bu ifadelerle çatışma sürecinin zorlu ve sancılı boyutlarını hatırlatan “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu, Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Prof. Dr. Evren Balta ve Prof. Dr. Mehmet Gürses tarafından kaleme alındı. İstanbul’da basın mensupları ve çeşitli sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile yapılan bir toplantı ile tanıtılan rapor, 2010 sonrası, tarihsel okuma ile Türkiye’de barışın temini “hangi gri alanları bulabilir ve nerelerde barış için ortaklaşma bulunabilir?” sorusundan yola çıkılarak hazırlandı.</p>
<p>Toplantının başında Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Vakıf olarak son birkaç yıldır “Türkiye’de barışın olanakları nedir?” ve “farklı aktörler ne yapmalı?” sorusuna yanıt aradıklarını söyledi. Tahmaz, bu kapsamda hazırladıkları raporla birlikte, Türkiye’de yüzde 35 düzeyinde olan barış umuduna katkı sağlamaya gayret ettiklerini; çeşitli kentlerde düzenleyecekleri toplantılar ile barışın imkânları ve sorunlarını konuşmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p>Raporunu sunumunu yapan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, barış süreci ve sürecin sonladığı dönemin ardından konunun toplumsal boyutunun en az çalışılan konulardan biri olduğunu belirtti. Bu tespitten hareketle raporu hazırlarken 2010 sonrasını tarihsel okuma ile “gri alanları” bulabilme ve nerelerde ortaklaşma olabileceği sorusu ile yola çıktıklarını aktaran Çelik, KONDA’nın her ay düzenli yaptığı anketler tarandı ve bu veriler üzerinden analiz yaptıklarını kaydetti.</p>
<p>Çelik, raporda Türkiye’de Kürt sorununun tanımına dair toplumdaki farklılıklar, çözüm konusundaki tutumlar, kültürel ve siyasi haklara dair farklı grupların yaklaşımlarını analiz ettiklerini ve “kalıcı ve sürdürülebilir bir barış siyasetinin nasıl inşa edileceğini tartışmayı” hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>“Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu; Kürt Sorununun Kökeni ve Endişe Siyaseti, Ayrımcılık ve Toplumsal Kutuplaşma, Kültürel Haklar ve Tanınma Sorunu, Siyasi Haklar, Dış Politika ve Kürt Siyaseti, Kürt sorununun çözüm Yaklaşımları ve Müzakere Gündemi ile sonuç ve değerlendirme bölümlerinden oluşuyor.</p>
<h5><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-80595 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali.jpg" alt="" width="677" height="312" /></strong></h5>
<h5><strong>Türkiye’de Barışa Destek Verenler Yüzde 30’un Üzerinde! </strong></h5>
<p>KONDA verilerine dayanan raporun bulgularına göre, Kürt sorununun çözülmesinde güvenlikçi- askeri yaklaşım kendisini etnik olarak Türk olarak tanımlayan gruplar arasında önemini yitirdi. Dahası, Türkler, Kürt sorununu,  Türkiye’nin eğitim, enflasyon, göçmenler, demokratikleşme, kadın-erkek eşitliği gibi yakıcı sorunlarından sonra, sadece yüzde 12 düzeyinde “öncelikli sorun” olarak değerlendiriyor. Buna karşın, kendisini Kürt olarak tanımlayanlar Kürt sorununu yüzde 40 düzeyinde öncelikli sorun olarak görüyor. HDP seçmenleri ise yüzde 60 civarında sorunu önceliklendiriyor.</p>
<p>Rapor, bu yönüyle Türkiye’de “Kürt sorununun göreceli olarak gündemden düştüğü”  buna karşın Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde yakıcı bir sorun olma niteliğini yitirmediği bir döneme tekabül ediyor.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde, etnik kimlik ve siyasi tercihler hala ana belirleyici.</p></blockquote>
<p>Ayşe Betül Çelik’in sunumun sonunda, KONDA verileri ile raporun bulgularını değerlendirdi. “Türkiye’nin yakıcı baskıcı dönemlerinde bile barışa destek yüzde 30’un altına inmiyor.” tespiti öne çıkan bulgulardan biri idi. Rapordaki en önemli bulgulardan bir diğeri ise Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde etnik kimlik ve siyasi tercihlerin hala ana belirleyici olmayı sürdürmesi.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-80596 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-3.jpg" alt="" width="728" height="336" /></strong></h5>
<h5><strong>Kürt Sorununun Çözülmesinde İkna Edilmesi Zor Yüzde 55 ve Gri Alandaki Yüzde 20!</strong></h5>
<p>Çelik, söz konusu bulgular ışığında, raporu şu şekilde analiz ettiklerini söyledi: “Tedbirli bir iyimserlikle sorunu ele almalıyız. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinde ikna edilmesi zor olan yüzde 55’lik kesim var. Bu konuda gri alanda kendini ifade eden ise yüzde 20 civarında. Bu sorunda, etnik kimlik ve siyasi tercihler ana belirleyici.”</p>
<p>Raporda altı çizilen kutuplaşma konusunu hatırlatan Çelik,  Barış Süreci’nin yarattığı olumlu gelişmelerin bazı alanlarda devam etmesine karşım siyasi kutuplaşmanın Kürt sorununun tanımlanması ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesinde olumsuz etkisini sürdürdüğünü söyledi. Bunu bir sonucu olarak, Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı ayrımcılığa dair algılar siyasi ortamdan etkileniyor. Öyle ki, toplumda Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğu algısı baskın çıkıyor.  Bu da Kürtlerin yaşadıkları sorunların demokratik ortamda tartışılmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Bu tespitlerinin yanı sıra, Türkiye’de siyasi parti liderlerinin gücüne ve önemine vurgu yapan Çelik, Kürt sorununun “partiler üstü uzlaşı ile müzakere gündemine” liderlerin öncülük edebileceğini kaydetti.</p>
<p>“Kürt sorununun yakıcı bir sorun olarak algılanmadığı böyle bir dönemde, liderlik ve zamanlama önemli. Kürt sorununun taktiksel araçsallandırılması ve özellikle CHP’li seçmen duruşunun barış süreçlerinde belirleyici olacak. Bu seçmen grubu barış sürecine sanılandan daha kolay ikna edilebilir.” değerlendirmelerini paylaşan Çelik, Kürt sorunun kamusal alanda demokratik ortamda tartışılması gerektiğini hatırlattı.</p>
<blockquote><p>Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.</p></blockquote>
<p>Raporda dikkat çeken bulgulardan biri olan “genç neslin sorunun çözümüne dair zayıf bir inanca sahip ve demokratik çözüm yollarına dair desteğinin düşük olmasının” gençlerin çoğunun” barışı bilmeden yaşadıklarından” anlaşılabilir bulduğunu söyleyen Çelik, gençlere özel çalışmalar geliştirilmesinin aciliyetini vurguladı ve liderlere bu konuda da önemli görevler düştüğünü kaydetti.</p>
<p>Raporun sunumunun ardından gelen sorular üzerine Ayşe Betül Çelik, “Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.” tespitini de paylaştı.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class=" wp-image-80597 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-2.jpg" alt="" width="274" height="348" />Yeni Bir Siyaset Dili Üretilmeli; Diyalog Artmalı</strong></h5>
<p>Çelik’in ardından söz alan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise araştırmanın bulguları çerçevesinde kısa bir değerlendirme yaptı. &#8220;Umut yorgunuyuz. Toplum da temkinli ve tedirgin bir iyimserlik içinde&#8221; sözleriyle mevcut durumu özetleyen Ağırdır’ın hem Türkler hem Kürtler açısından Kürt sorununda geline aşamaya dair: “ Türk kimliğinin de bir güvenlik arayışı var, bunu ihmal ediyoruz… Kürtlerin kimlik talebi ile Türklerin güvenlik talebini dengelemek gerekiyor.” tespiti öne çıktı.  &#8220;Barışın olanaklarını çoğaltmak için önümüzde zihni bir toplumsal eşik var.&#8221; diyen Ağırdır’a göre,  çözüm gri alanları çoğaltmakta. &#8220;Yeni bir siyaset dili üretmeli, mümkün olduğunca temas diyalog ve platformları çoğaltmalı. Bunun için emek harcamak zorundayız.”</p>
<p>Barış Vakfı’nın “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” başlıklı raporuna <a href="http://barisvakfi.org/kurt-soruna-toplumsal-bakis-2010-2022-baslikli-rapor-aciklandi/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2022 10:17:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu ve barış süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetimler ve barış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79520</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Kürt meselesine bir tür Türk usulü çözüm icat etme hali var. Barış konusuna araçsal yaklaşıldığı zaman, sorun derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir.' Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz, Kürt sorununda bir eşikte olduğumuzu söylüyor ve HDP’nin terörize edilmesinin barış olasılığını güçleştirerek sorunu derinleştirdiği uyarısında bulunuyor. Tahmaz’a göre çözüm, siyasilerin sorunu samimi ve tutarlı olarak ele almasında yatıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü üzerine yoğunlaşan ve bunu kolaylaştırmak için çatışma çözümleri, geçmişle yüzleşmek, barış dilinin gelişmesi ve geçiş adaleti gibi tematik konularda öncelikli olarak çalışan <a href="http://barisvakfi.org/">Barış Vakfı’nın</a> Yönetim Kurulu Başkanı <a href="http://www.hakantahmaz.com/" target="_blank" rel="noopener">Hakan Tahmaz</a> ile Türkiye’de barışı ve olasılıklarını konuştuk. 20 yıldan bu yana barış alanında çalışan ve bu alanda üç kitap yazan Tahmaz, Kürt sorununun Türkiye’de temel bir mesele olduğunun ve tüm ülkede mağdur ve mazlum yarattığının altını çizerek, soruna siyasilerin samimi ve tutarlı yaklaşması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/OGUxJ03-BK8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Temel evrensel bir hak olarak “barış” kavramını en yalın şekilde nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p>Biz kendi belgelerimizde yaşam hakkın kendisi, yaşam hakkı olarak tarif ediyoruz barışı. Herkesin başkasının yaşam alanlarına müdahale etmeden nasıl istiyorsa öyle yaşayabildiği haldir diyoruz.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79526 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-1.jpg" alt="" width="321" height="221" />Barışın her birimizin talep edebileceği bir hak olması ve devletlerin barışı temin etme </strong><strong>sorumluluğunun, pratikte karşılığı var mı? </strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) barışı sağlama ve çatışmaların ortadan kalkması görevini devletlere vermiştir. 2015 yılında BM bu konuda yerel yönetimlere de görev vermiştir. Barış hakkı, bizim anayasamızda da kutsal bir hak olarak tarif edilir. Buna rağmen, barış hakkını ihlal edenlere karşı bir yaptırım uygulayabilmek BM düzeyinde de Türkiye&#8217;de mümkün değil. Barış bir temel haktır ancak bu hakkın pozitif hukukta yeri, bir yaptırım gücü yoktur.</p>
<p><strong>Yurttaşlar barış hakkının varlığından ne kadar haberdar? </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de barış kavramını hemen herkes bilir ama yurttaşlık bilinci Türkiye&#8217;de yok çünkü yurttaşlık bilinci, en az kendi hakları kadar başkalarının insan ve canlı olmaktan kaynaklanan haklarını da</p>
<p>savunur. Başkası için mücadele bilinci ne yazık ki Türkiye&#8217;de oldukça zayıf.</p>
<p><strong>Barış Vakfı olarak siz barışın temini için ne yapıyorsunuz? </strong></p>
<p>2016 yılında, kötü bir dönemde kurulduk ama kurucularının uzun bir mücadele geçmişi var. Vakfın temel hedefi karar alıcıları, toplumu etkileyenleri etkilemek, barış için teşvik etmek, barış ve çatışma çözümü konusunda etkilemek, uyarmak, ikaz etmek. Barış konusunda çeşitli yayınlar hazırlıyoruz. Hak savunuculuğu temelinde çeşitli temel haklarda kendi duruşumuzu güçlendirecek toplumsal duyarlılık, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Ayrıca, tüm kesimlere yönelik bir tür diplomasi faaliyeti yürütüyoruz.</p>
<h5><strong>&#8221;Çözümsüzlük Siyaseti&#8217; Toplumsal Çürüme Tehlikesi</strong><strong> Yarattı!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>İçinde olduğumuz siyasi konjonktür 1990’lı yıllarla benzeşiyor mu? Türkiye&#8217;deki mevcut durumu, barış kavramı eksenini nasıl tarif edersiniz? </strong></p>
<p>1990’larda Kürt meselesindeki çatışma- savaş hali başka bir boyuta geçti. Bugün mesele, Kürtlerin, Kürt olmaktan kaynaklanan, bu ülkenin yurttaşları olmaktan kaynaklı temel haklarını kamusal alanda kullanılmasında düğümleniyor. Kürtlerin Kürtlük bilincinin gelişmesi ve toplumsal olarak da tanınmasıyla birlikte, sorunun çözümsüzlüğü toplumda ciddi bir duygusal, zihinsel kopuşa neden oldu. Aynı zamanda bir tür “çözümsüzlük siyaseti” toplumsal çürüme tehlikesi yarattı.</p>
<blockquote><p>Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor.</p></blockquote>
<p>İktidar tarafından demokratik yollardan Kürtlerin siyaset yapma, taleplerini dillendirmelerine karşı büyük bir siyasal kırım hareketi yürütülüyor. Bugün bir silahlı örgütün varlığı var ama çatışma hali yok. Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor. Hatta sadece Türkiye&#8217;de değil, bölgede Kürtlerin anayasal, yasal zeminini, varlıklarının kabulü, idari, mali, siyasi olarak bölgesel olarak varlıkları bile tehdit olarak görülüyor. Bu hem siyasal hem de kültürel bir yozlaşma ve zehirlenme halidir.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79527 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-2.jpg" alt="" width="359" height="208" />Çatışma ve barış kavramları ekseninde, Türkiye’nin küresel örneklerden farkı nedir? </strong></p>
<p>Birincisi, Çözüm Süreci (2013-2015) ve öncesinde Oslo gibi çabaları da dikkate aldığımızda, Türkiye’de sivil toplum başta olmak üzere, bu konudaki evrensel tecrübelerden bihaber ya da sırtını dönmüş durumda<strong>. Bir tür Türk usulü, kendine özgü çözüm icat etme, çözüm bulma hali var. </strong>Türkiye küresel örneklerden beslenmemiş; Türkiye’nin bu tecrübeleri bilen ya da bilenlerin kamusal alana, sivil topluma, siyasete taşıdığını söyleyemeyiz.</p>
<p>İkincisi, Türkiye&#8217;de barış konusu bölgesel ve küresel bir sorun haline geldi. Üçüncü önemli nokta, bölgedeki ve dünyadaki gelişmeler, 2000’lerin başındaki konumlardan farklı, çok değişti. Bizim elimiz gittikçe zayıflıyor. Biz, ne bir uluslararası tecrübelerden yararlandık ne de oradan beslendik. Çatışma çözümü nedir? Barış nasıl olur? Bu bilgi ve deneyimlerden faydalanılmadı. Kendi sınırlarımızı aşan bölgesel bir sorun haline gelmesi de problemi daha çok büyütüyor.</p>
<h5><strong>‘Kürt Meselesi Seçim Sonuçlarına Göre Yeni Bir Hal Alacak</strong><strong>’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye seçim sürecine giriyor. Bu koşullarda barış ne ölçüde mümkün? Barışın zemini var mı? </strong></p>
<p>Barış her koşulda olur ama kalıcı olması, çok emek, enerji, kırılma ile olması başka bir şey. Barışın da kurumu, kuralları ve hukuku olmalı. Türkiye&#8217;de son yıllarda hiçbir şey öngörülebilir değil. Hukukun işlemediği, anayasanın işlemediği bir yerde, barış zor. Türkiye’de seçim sürecine girdik. Seçim sonuçlarını görmeden “şöyle olacak” demek mümkün değil ama şu kritik: seçim sonuçlarına göre Kürt meselesi yeni bir hal alacak. Nasıl bir hal alacağını belirleyecek olan partilerin ya da ittifakların Kürt meselesine nasıl yaklaştığı.</p>
<p>Bugün Kürt meselesi dendiğinde, iktidar tarafından HDP esas mesele haline getirilmiş durumda. Dolayısıyla, barış, partilerin HDP&#8217;ye nasıl yaklaşıldığıyla doğrudan bağlantılı. HDP&#8217;nin demokratik siyaset dışına itildiği bir yerde, barış konusunda ilerleme şansımız çok zorlaşır. Çünkü toplum ne kadar demokratikleşirse, siyaset ne kadar demokratikleşirse o kadar barışa doğru yaklaşırız.</p>
<p>Bugün, çok umutlu bir durum yok.  Tüm egemen Türk siyaseti kesimleri barış ve Kürt meselesine, HDP meselesine araçsal yaklaşıyor. Kendi hedefleriyle ve araçsal olarak barış konusuna, çatışma konusuna yaklaşıldığı zaman sorun daha kronikleşebilir, derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir<strong>.</strong> Büyük oranda belirsizlik var ama buradan çıkılacağına dair çeşitli emareler de var. Bunlar umutlandırıyor insanları; helalleşme tartışmaları gibi.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79532 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-4.jpg" alt="" width="332" height="250" />Türkiye&#8217;de barışın tesisi önünde geçmişe göre sorunlar çeşitlenmiş olabilir mi?</strong> <strong>Kürt sorunu, mülteciler, kutuplaşma, ırkçılık tartışmaları… Barış, eksisinden daha mı zor? </strong></p>
<p>Bardağın dolu ve boş tarafı var. Dolu tarafında; biz bir süreç yaşadık. Çözüm Süreci ve Oslo’da ne yapılmaması gerektiğini öğrendik. Nasıl yapılması gerektiği konusunda ise yol haritası belirsizliği var. Bizim toplumu kutuplaştırarak, ayrıştırarak, karşı karşıya getirerek bu meseleyi halletme şansımızın olmadığı ortada.</p>
<p>İkincisi, demokratik mekanizmaları güçlendirmeden toplumsal barışın çok ama çok zor olduğu da ortada. Sadece siyasal aktörlerle yürüyen bir çözüm süreci olmamıştır. Siyasi liderlerin çok önemli rolü vardır ama sivil toplum, parlamento, siyasi partiler, kanaat önderlerinin katılımıyla topyekün bir sürecin inşası gerekir.  Herkesin masada oturmasından bahsetmiyorum; farklı aktörlerin sürece katılımıyla bu işin olacağını görüyoruz.</p>
<blockquote><p>Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda.</p></blockquote>
<p>Çözüm Süreci’nin sonrasında oluşan güvensizlik, siyasetin “ben her şeyi yapıyordum ama bunlar beni arkadan vurdu.” sözleri, toplumda kutuplaşmanın gelişmesine ve karşılıklı güvensizliğe yol açıyor. Oysa biz daha sürecin başındaydık ama “her şey oldu bitti” havası yaratıldığından, toplumda korku, “karşılıklı aldatıldık” korkusuyla güvensizlik derinleşti. Buna bağlı olarak, Kürt ve Kürt hakları karşıtlığı, &#8220;tek vatan, tek millet, tek devlet”, “ne veriyorsak ona itaat edeceksiniz” yaklaşımı,  aynı zamanda Türkiye&#8217;de nefret söylemini, milliyetçiliği, ötekileştirmeyi köpürttü.</p>
<p>Bunlar, 21. yüzyılda bir toplum için tehdit tabii ama daha da büyük tehdit şu: ne Kürtler eski Kürtler ne bölge eski bölge ne dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye!  Her şeyin değiştiği yerde bu meselenin 1923’lerde 1930’lardaki gibi kapatılması ihtimali yok. Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda. Bunu da çok uzun süre yürütemez. Çok sonrasına kalacak bir iş değil.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79528 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg" alt="" width="316" height="245" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3.jpg 722w" sizes="auto, (max-width: 316px) 100vw, 316px" />Gelinen aşamada Kürt sorununda biz hangi noktadayız?</strong></p>
<p>Biz bir eşikteyiz, Kürt meselesi yeniden tartışılmaya başlandı. Bu tartışma aynı zamanda yeni bir yol yaratma mecburiyetinden kaynaklanıyor. Bu yolun nasıl bir yol olduğu ayrı bir tartışma ama 2015 sonrası sürdürülen politikanın sürdürülebilir bir durum olmadığı ortaya çıktı. Bunun nereye doğru evrileceği seçim sürecinde belli olacak. Sandığa hangi politik önermelerle gidildiği, hangi politik vaatlerin verileceği belirleyici olacak ve tabii ki seçmenin o vaatlerden hangisini tercih ettiğine göre şekillenecek.</p>
<h5><strong>‘STÖ’ler Olarak Bu Sürecin Günahının Ortaklarıyız’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye&#8217;de sivil toplum, barışın teşhisine ne kadar rol üstleniyor?</strong> <strong>Sivil aktörler barış için ne yapıyor? </strong></p>
<p>Biz Barış Vakfı olarak 2016’da Çözüm masasının neden devrildiğini analiz etmek için “<a href="http://barisvakfi.org/dolmabahceden-gunumuze-cozum-sureci/">Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci</a>” adlı bir rapor hazırladık. Ardından kurucu üyemiz Cuma Çiçek, saha araştırması yaptı. Çıkan tablo bize Türkiye&#8217;de sivil toplumun ciddi sorunları olduğunu, hukuksal, finansal ve yasal sorunları olduğunu gösterdi. Sivil toplum örgütü anlayışında da bir problem olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Sivil toplum, toplumu dönüştürebilmek için karar alıcıları etkilemeyi amaçlamalıdır. Türkiye’de böyle değil; sivil toplum örgütlerinin büyük kısmının siyasetin arka bahçesi olması istenir. Sivil toplumun kendisi de buna yatkındır. Bu nedenle, sivil toplum barış ve çatışma konusunda siyasetin alan açtığı kadar yer alır.</p>
<p>Biz, sivil toplum örgütleri olarak da özeleştiri yapmalıyız. Neden etkili olamadık? Bu kadar umut bağlandığımız, emek harcadığımız Çözüm Süreci’ni siyasi aktörler ve taraflar bu kadar kolay, nasıl devirdiler ve bunun faturası bütün sivil toplum örgütlerine çıktı? Biz daha etkili olsaydık bu kadar sıkışmış, bir alana daralmış kalır mıydık? Kanaatimce hem çatışma çözümü, barış konularındaki yeteri kadar uluslararası deneyimimizin olmaması hem de sivil toplumun yapısal sorunları nedeniyle biz de bu sürecin günahının ortaklarıyız.</p>
<p>Buradan çıkmak için son dört beş yıldır çaba sarf ediyoruz ama burada temel sorun siyaset. Bunu zorlamamız gerekir. Sivil toplum, siyaseti besleyen aktör olmalı. Burada kastettiğim çatışma alanı üzerine çalışan sivil toplum örgütleri. Sivil toplum örgütleri olarak kendi özgür sözümüzü ve duruşumuzu yaratma mücadelesini vermemiz gerekiyor. Tabii 15 Temmuz darbesinden sonra yaratılan korku ikliminde sivil topluma da çok büyük darbeyi vuruldu, alan daraldı. Toplum, örgütlü olma fikri, birlikte davranma, dayanışma fikirlerden uzaklaştı. Sivil toplum örgütlerinin dayanışma, bilgi birikimi, iş birliği kanallarını genişletmeye ihtiyacı var. Rekabet işinden de uzaklaşılması gerekir. Türkiye&#8217;de sivil toplum örgütleri arasında gizli ya da açık rekabet de var.</p>
<h5><strong>‘Türkiye HDP’yi Terörize Ederek ve Dışlayarak Sorunlarına Çözüm Bulamaz’</strong></h5>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79530 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-5.jpg" alt="" width="289" height="414" />Barış ekseninde, HDP&#8217;ye açılan kapatma davası, seçim sürecinde ittifak görüşmelerinde HDP&#8217;nin dışlanmasını ve helalleşme tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir taraftan HDP’yi kapatma davası, bir taraftan demokratik siyasi alanlara, derneklere çeşitli platformlara, kurumlara yönelik baskılar yoğunlaşıyor, denetimler yoğun. Bir taraftan da bu sorunların sürdürülemez bir durumu var. Bugün “PKK eşittir HDP” deniliyor. Kürt meselesi bir tür HDP&#8217;nin kapatılma sebebi ve  Kürt meselesinin kendisi haline gelmiş durumdadır. HDP&#8217;yle ilgili mesele, HDP’nin siyasal programı ya da duruşu sorunu değildir. HDP’nin varlığıyla nasıl ilişkileniyoruz? Nasıl yaklaşıyoruz? HDP&#8217;nin parti kapatma davasının konusu yapılması bile 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye için utanç verici bir şeydir.  Bunu olağan göstermek ya da sessiz kalmak da bu utanca ortak olmaktır.</p>
<p>Helalleşme tartışması ilgili, içeriğinin çok belli olmayan bir şey olmasına rağmen bir yüzleşme çağrısı olarak, en azından çatışarak ötekileştirerek, hakaret ederek, aşağılayarak değil; konuşarak, tartışarak, fikir söyleyerek, düşünce söyleyerek ilerlemeye çalışıldığını düşünüyorum.</p>
<blockquote><p>Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur.</p></blockquote>
<p>İttifaklarla ilgili olarak; Kürtlerin hak temelli mücadelesinin Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi için önemli bir dinamik olduğunu, Türkiye&#8217;nin geleceği için önemli bir pencere olduğunu düşünüyorum. HDP’yi ötekileştirerek, terörize ederek, dışlayarak Türkiye sorunlarına çözüm bulamaz çünkü altı milyona yakın oy almış ya da “ben demokratik siyaset yapacağım” diyen bir partiyi “siz bu kulvarda olamazsınız” dediğiniz zaman, onu demokratik siyaset dışına doğru zorluyorsunuz demektir.</p>
<p>İkincisi, altı liderin masaya oturduğu bir yerde, HDP&#8217;lilerin dışlanmasının ayrımcılığa tekabül ettiğimi düşünüyorum. Muhalefetin tutumu, iktidarın HDP’ye karşı yürüttüğü dışlama, ayrıştırma, terörize etme tutumunu parçası haline gelmesi olarak anlaşılır. Siz, Türkiye’nin en politik kesimlerini bu işin dışında bırakıyorsunuz. Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha  önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur. Burada HDP&#8217;nin ne yapacağından daha çok önemli olan, “HDP&#8217;ye oy veren seçmen bu tutumu nasıl anlıyor?” sorusudur. Çünkü esas mesele, buradaki negatiflik derinleştikçe Türkiye&#8217;nin sorunları büyüyecek.</p>
<p><strong>Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </strong></p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;nin en önemli sorunlardan biri, barışın siyaseten araçsallaştırılmasıdır. Kürt meselesi temel bir mesele çünkü yakıyor. Kürt meselesinde yaşanan süreç, bu ülkenin her mahallesinde mağdur yaratmıştır. Mazlum yaratmıştır. Bu herhangi bir bölgeye ait bir sorun değildir. Acılar, mağduriyetler Edirne&#8217;den Kars&#8217;a kadar Sinop&#8217;tan Diyarbakır&#8217;a her tarafta var.</p>
<p>Bir biçimde bu acılar hepimizin acıları. O zaman, düşmanlık siyaseti izlemeyen herkes, bu konuyu araçsallaştırmaktan vazgeçilmelidir. Aslında toplum bunun farkında; buna inanan bir toplum yok artık. Siyaset, soruna samimi ve tutarlı bir biçimde yaklaşmalıdır.</p>
<p>Kapak Görseli :Evrensel</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum ve Barış</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/01/sivil-toplum-ve-baris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 08:11:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[1 Eylül Dünya Barış Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, sivil toplumun barış inşasındaki rolünü Türkiye örneği üzerinden değerlendiriyor: "Sivil toplum örgütleri, diyalog ve müzakere aşamalarında, siyasi taraflardan farklı olarak, sürecin ilerlemesine ve mikro düzeyde dar sorunların çözümüne odaklandıklarında, kendi gerçek işlevlerini yerine getirmiş olurlar."</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/01/sivil-toplum-ve-baris/">Sivil Toplum ve Barış</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplum kurumları dünyanın birçok ülkesinde çatışma çözümü çalışmasında, değişik alanlarda ve farklı konularda işlevli, etkili çok boyutlu görev ve sorumluklar üstlenmişlerdir. Bizde ise çeşitli araştırmalar durumun park olmadığını gösteriyor. Daha detaylı bilgi için araştırmacı Cuma Çiçek’in Barış Vakfı için hazırladığı <a href="http://barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Çözüm Süreci’nde STK’lar</a> raporuna bakılabilir.</p>
<p>2013-2015 çözüm süreci deneyimi de dahil azımsanmayacak bir birikime sahibiz. Barışa cesaret edemeyenlerin özgür yarını olamayacağını yeteri kadar tecrübe edindik.</p>
<p>Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin yapısal sorunlarını ve büyük ölçüde çözümü belli. Dayanışmadan, paylaşımdan ve örgütsel bağımsızlıktan uzak, toplumsal güvenirliği zayıf, uzmanlıkları sınırlı, siyasetin arka bahçesi olmaya meyilli ve esnekliğe sahip olmayan sivil toplum örgütlerinin barış arayışlarında ciddiye alınır bir etkisinin olamadığını, çözüm sürecinde yaşanarak öğrenildi. Bundan sonrası için önemli olan bunların tekrarlanmaması ve doğru dersler çıkarılması.</p>
<p>Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının bir denetim mekanizması olduğu veya görevlerinin esas olarak iktidarı/devleti denetlemek olduğuna ilişkin ciddi yanlış bir algı ve kavrayış var. Devlet veya hükümet politikalarını destekleme amaçlı sivil kurumlar, şimdilik tümden tartışma dışı, onlar bir tür resmî kurumlar.</p>
<p>Diğer yandan sivil toplum kurumları, çatışma çözümünde etkili olabilmek için kendi sınırlarını bilmek ve doğru tanımlamak zorunda. Barış süreçlerinin gidişatını, merkezi aktörler/çalışmalar kadar, yerel çalışmaların /yerel sivil toplum kurumlarının belirlediği, çeşitli çalışmalarda tecrübe edilmiş bir konu.</p>
<p>Barışın inşası için tarafları barışa zorlayacak ve toplumsal itici gücün yaratılması, yerel barış çalışmalarının doğru talep ve stratejiyle, toplumun farklı geniş kesimlerinin sürece katarak, yaygın çalışmayla ve zamanı verimli kullanarak mümkün olabilir.</p>
<p>Bizde çözüm sürecinde ise, barış çalışması yürütenlerin neredeyse tamamı, daha çok birinci halka görüşme olarak tanımlanan, merkezi görüşmelerin etrafına kümelenen bir çalışma yürüttüler. Akil İnsanlar Heyetlerinin yaptığı, kısa süreli ve barış sürecinin toplumsal meşruiyetini güçlendirmekten başka bir hedefi ve amacı olmayan çalışmalar dışında, iki yıl boyunca yaygın, tabanda bir çalışma olmadı.</p>
<p>Sivil toplum kurumları için önemli bir başka konu veya sorun şu: Barış çalışmasında sizin (kişisel veya kurumsal) kendinizi nasıl tanımladığınız önemli, ama bundan çok daha önemlisi karşı tarafın (devletin ya da örgütün) sizi nasıl değerlendirdiği, tanımladığı veya algıladığı önemlidir. Kendinizi tanımlamanız, diyaloğun kapısını aralamadığı gibi, barış çalışmalarının en önemli unsuru olan güveni dahi asgari düzeyde sağlamaya yetmeyebilir. Çatışma çözümü çalışan sivil toplum kurumları bu hususu dikkate almak durumunda. Sorunun çözümü, kelimenin gerçek anlamıyla çoğulcu ve alanında uzmanlaşmış kadro, birikim ve donanıma sahip sivil toplum kurumu olmakta saklı.</p>
<p>Barış çalışmasında dil meselesi de hassas konuların başında geliyor. Kürt meselesi zaten yeterince sert ve aşırı siyasallaşmış bir sorun. Bu nedenle de sivil toplum çalışmalarında yürütürken ve kendine alan yaratmada zorlanıyor. Siyasi hüküm, yargı ifade eden dil, ön yargıları yıkmakta ve sorunun kavranmasında güçlükler çıkarıyor. Barış arayışının sürekliğini sağlamanın ön koşulu, diyalog aşamasında güvensizliği azaltmak, doğru duymak, doğru anlamak ve doğru içselleştirmektir.</p>
<p>Sivil toplum örgütleri, diyalog ve müzakere aşamalarında, siyasi taraflardan farklı olarak, sürecin ilerlemesine ve mikro düzeyde dar sorunların çözümüne odaklandıklarında, kendi gerçek işlevlerini yerine getirmiş olurlar. Sivil toplum örgütleri, siyasi tarafları fazla etkisi altında çalışma yapmamak zorundalar. Mazlumun haklarına etkin savunmak, sorunların şiddetsiz çözümü esas amaç olmalı. Aynılaşmanın barış çalışmasına katkısı sınırlı olur.</p>
<p>Yurtta sulh cihanda sulh sözünü hayatımızda sahici bir yere yerleştirmek ve anlamlı hale getirmek için barış mücadelesini geliştirmek ve yaygınlaştırmak mecburiyetimiz var. Onurlu ve insanca yaşamanın başka yolu yok. Bugün tarafları diyaloga veya masaya oturmaya zorlamadan önce, toplumda barış ve çözüm fikrini yeniden diriltmeye, sivil toplum kurumları arasında dayanışmayı, bilgi ve deneyim paylaşımını geliştirmeye ve çeşitli konularda uzmanlaşma çalışmalarına ağırlık vermeli. Bu çalışmaların etkili ve yaygın bir şekilde yürütülmesi çözümün yeni aktörlerinin, yeni yol ve yöntemlerinin belirmesine önemli katkı olur.</p>
<p>Çözümün en önemli parçası şiddet kullananları siyasal zemine çekmeyi başaracak, demokratik siyasal zemini güçlendirecek, katılımcılığı geliştirecek yol haritasıyla hukuk ve adaleti tesis etmektir. Yol haritası var, belli iddiasında bulunan ya gerçeği söylemiyor ya da 4 yıldır yaşanan değişimin ayırdında değildir.</p>
<p>Yazının tamamını kaynağında okumak için<a href="http://www.hakantahmaz.com/2020/09/01/baris-mucadelesi/?fbclid=IwAR2aUhPc8_b9VMWyBF1tOzWoDIZwgh36L2gztNw8W-hcO7OoOviAm0DLvVQ" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/01/sivil-toplum-ve-baris/">Sivil Toplum ve Barış</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Zor Zamanlarda Barış Açısını Savunmak” Paneli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/zor-zamanlarda-baris-acisini-savunmak-paneli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 13:20:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Tabip Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı, 25 Ekim’de İstanbul'da “Zor Zamanlarda Barış Açısını Savunmak” başlıklı panel düzenliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/zor-zamanlarda-baris-acisini-savunmak-paneli/">“Zor Zamanlarda Barış Açısını Savunmak” Paneli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Tabip Odası’nda gerçekleştirilecek panelde Ayşe Erzan, “Barış İçinde Yaşam”ı, Prof. Selçuk Erez “Barış ve Sağlık Hakkı”nı, Levent Korkut ise “Hukuk ve Barış Hakkı” başlığını tartışmaya açacak.</p>
<p>Yapılacak toplantıya çağrı yapan Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, iki yıldır Türkiye’de barış talep etmenin suç kapsamına alındığını belirterek, birçok insanın bundan dolayı yargılandığını ve toplumun da barıştan uzaklaştığını söylüyor.</p>
<p>Barış mücadelesini ve talebini yükseltmenin siyasi, hukuksal ve evrensel bir hak olduğunu hatırlatmak için bu toplantıyı düzenlediklerini söyleyen Tahmaz, “Barış talebini en zor koşullarda yükseltmek anlamlı olur” diyor.</p>
<p>Tahmaz, “İnsan yaşamı en kutsaldır. İnsan hayatını güvence altına alan durumlardan biri de barıştır o yüzden bu evrensel hakka herkesin sahip çıkmasını istiyoruz” diyerek toplantıya katılım çağrısı yapıyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://gazetekarinca.com/2018/10/zor-zamanlarda-baris-acisini-savunmak-paneli-25-ekimde/" target="_blank" rel="noopener">Gazete Karınca</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/23/zor-zamanlarda-baris-acisini-savunmak-paneli/">“Zor Zamanlarda Barış Açısını Savunmak” Paneli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 13:07:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Sarıgül]]></category>
		<category><![CDATA[İHD Malatya Şubesi]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[reha ruhavioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malatya’da her kesimden yaklaşık 40 sivil toplum temsilcisi, Barış Vakfı’nın hazırladığı “Çözüm Süreci’nde STK’lar” raporu vesilesiyle yaklaşık iki yıl sonra bir araya gelerek barışı konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/">Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademisyen Cuma Çiçek tarafından Barış Vakfı için kaleme alınan <a href="http://www.raporlar.org/cozumsurecistklar/">“2013-2015 Çözüm Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları”</a> raporu Malatya’da farklı kesimlerden sivil toplum temsilcisi ve kanaat önderlerinin bir araya geldiği bir çalıştayda tartışıldı. İHD Malatya Şubesi ve Hak İnisiyatifi ev sahipliğinde bir araya gelen katılımcılar, yapılan konuşma ve sunumların ardından yaklaşık dört saat barışın nasıl tesis edilebileceği konusunda görüş alışverişinde bulundular.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-25678 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384.png" alt="" width="465" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384.png 465w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/04/m1-e1522784896384-320x181.png 320w" sizes="auto, (max-width: 465px) 100vw, 465px" />İHD adına Gönül Öztürk ve Hak İnisiyatifi adına Hüseyin Sarıgül’ün ev sahipleri olarak selamlamalarının ardından açış konuşması yapan Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz, bütün insanlık açısından en kutsal şeyin yaşam hakkı olduğunu vurgulayarak, “Barış Vakfı için en kutsal değer yaşam hakkını savunmaktır. Her koşulda, barışı konuşmak ve barış isteğinden uzaklaşılmaması için çaba sarf etmeliyiz.” ifadelerinde bulundu. 2013-15 yılları arasında süren ve 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bozularak yerini çatışmaya bırakan çözüm sürecinin ardından tarafların yapıp ettiklerinin çok tartışıldığını hatırlatan Tahmaz sivil toplum kuruluşları ile ilgili şunları söyledi: “Çatışmaların başlamasından sonra çok şeyi konuştuk ama bir şeyi konuşmadığımızı düşünüyorum, bu toplumda çalışan sivil toplum örgütleri neyi, neden yapamadığını konuşmadı. Konuşma cesareti gösterip bizim, bizim mahallelerimizin, kendimizin eksikliği ne sorusunu sormuyoruz. Biz esas olarak sivil toplumun, kendisi ile yüzleşmesi gerektiğini düşünerek son raporumuzu sivil toplum üzerine hazırladık. Bu vesileyle tartışmak istiyoruz. Buradaki temel vurgumuz, dünyanın bütün örneklerinden bilindiği üzere, sivil toplum örgütlerinin çözüm süreçlerinde, barış süreçlerinde etkin bir konuma sahip olmadan çözüme ulaşılamaz.”</p>
<p>Hakan Tahmaz’dan sonra, rapor çalışmasının Diyarbakır ve Van ayağını yürüten Reha Ruhavioğlu, rapor hakkında bir sunum yaptı. Türkiye’de sivil toplumun 90’lardan bu yana çalışmalarını hatırlatan Ruhavioğlu, çözüm sürecinde STK’ların neleri ne kadar yapıp neleri yapamadıklarını STK temsilcileriyle yapılan mülakatlardan aktardı. Rapor için görüşülen 45 STK temsilcisinin aktarımına göre; Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çözüm sürecinde genel olarak siyasi angajmanlara girdiğini, sürecin aktörlerinin de STK’ların bağımsız değil angaje olmaları noktasında yaklaştığını, bölge STK’ları ile ülkenin batısı arasında çok az temas olduğunu ve sivil toplum örgütlerinin hem teknik hem mali hem de insan kaynağı olarak kapasite sorunu yaşadıklarını söyleyen Ruhavioğlu, çatışmanın kırk yıllık şahidi olan toplumda çatışma çözümü literatürünün oturmamış olduğunu ve dünya deneyimlerinden pek haberdar olunmadığını vurguladı. Çatışmanın çok büyük tahribata sebep olduğu iki yılın ardından sivil toplumun pek dillendirmese de bir şekilde çözüm beklediğini, bu sebeple dünya deneyimlerine ilgi duymaya başladığını söyleyen Ruhavioğlu Kürt Meselesinin ilanihaye çatışma ile yönetilemeyeceğini, bu sebeple siyasi çözümü için hazırlanmak ve çabalamak gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Ruhavioğlu’nun sunumundan sonra katılımcılar yaklaşık üç saat boyunca kendi görüş ve yaklaşımlarını aktardılar. Katılımcıların altını çizdiği bazı noktalar şunlar oldu:</p>
<p>Üç yıl aradan sonra farklı kesimlerden sivil toplum temsilcileri ile bir araya gelmek çok değerli. Aslında Malatya bunu daha önce başarabildi, yüzden fazla (160) STK, parti, grup bir araya gelerek barış ortamı oluşturabildik ama şiddet geri dönünce savrulduk. Sivil toplum kuruluşları olarak, tarafsızlığımızı kaybedince etkinliğimizi de kaybediyoruz.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşlarının üzerinde kurulu olduğu paradigma barışa çok uzak bir paradigma, savaşı olumlayan bir paradigma. Birileri savaş isteyecek kadar cesursa biz de barış isteyecek kadar cesur olmalıyız.</p>
<p>Kürt sorununun, Alevi sorununun, emek sorununun çözülmesi lazım, emeğin özgürleşmesi lazım. Bu sorunlar demokratik bir yaşamın önündeki en önemli engellerdir. Sağımda ve solumda oturan arkadaşlarla farklı görüşlerdeyiz ama bir araya gelebilirsek barış ihtimal olabilir. İlk derecede önemli olan, STK’lar partilerin inisiyatifi altına girmemeli, sadece halkın özgür ve barış içinde yaşaması için çalışmalıdır.</p>
<p>Bugün barış istediğimiz için Malatya’da fiziki saldırılara maruz kalıyoruz. Bugün Cumhurbaşkanı isterse barış gelir, onu ikna edecek çalışmalar girmek lazım. Öncelikle savaşın, çatışmanın çıkmaması için çabalamak lazım.</p>
<p>Bir kitabımın adını “Barış’ın Diğer Adı” koydum. Barış Marşı isimli bir şiirim var. Biz birçok zaman bir araya geldik, bizim birbirimizle bir problemimiz yok. Ancak problem, başkalarının aklıyla hareket etmek, bağımsız hareket etmemektir. Kendi aklımızla hareket etmedikçe barış çok zordur.</p>
<p><strong> </strong>Her şeye rağmen herkesin yan yana gelerek barışı konuşması çok umut verici. Buradan başlayabiliriz.</p>
<p>ABD’nin Irak’a, İsrail’in Filistin’e müdahalesinde çeşitli kurumların yer aldığı gruplar olarak her akşam her mahallede açıklamalar, barış karşıtı protestolar, eylemler düzenledik. Özellikle 15 Temmuz’dan bu yana kutuplaştırma, ötekileştirme ve baskı öyle yoğun oldu ki bugüne kadar bir araya gelemedik. Baskı ortamı öyle yoğunlaştı ki barış umudu ve talebinden vazgeçtik. Barış olsa emekçiler kendi hakları için yan yana gelebilirlerdi. Bu yüzden bugün Malatya’da bir araya gelebilmek önemli ve umut vericidir.</p>
<p>Barış sevdasına bir tuğla koymak niyetiyle bir araya gelmiş olan arkadaşları kutluyor, teşekkür ediyorum. Sivil toplumu hakkında literal bir okuma yaptığınızda Türkiye’deki STK’ların çoğu Silahsız Türk Kuvvetleri gibi, sivil değiller. Elimizde savaş baltaları ile savaş isteyemeyiz, kanı kanla yıkayamayız.</p>
<p>2011’de 1 Eylül Dünya Barış Günü için bir bildiri hazırlamıştık, her kesimden 600 dernek gezdik. İlk defa öyle bir toplantı oldu, ortak müştereklerde bir araya geldik. 2011’deki asgari müştereklerimize ne oldu da bir araya gelemiyoruz. STK’lar güçlendikçe demokratik mekanizmalar güçleniyor. Mezhep, ırk, ideoloji sınırını aşmamız gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong>İnce bir elbise ile kışın dışarı çıkamazsınız, baharı beklemelisiniz. Bazı düşüncelerin zamanı vardır, gerçekçi olmak zorundayız. Bir çiçekle bahar gelmez, çiçekleri arttırabilir miyiz, evet. Bedeli göze alıyorsak çiçekleri arttırabiliriz, baharı erkene çekebiliriz.</p>
<p>Eninde sonunda bir barış olacaktır, sivil toplum kuruluşları özgür olmalı, bu minval üzerine olup sorun çözme yeteneğini göstermelidirler. Ötekileştirme kültüründen vazgeçmeliyiz, bundan hala vaz geçmezsek sorun çözme becerisi gelişemez. Savaş her zaman kaybettirir, barış kazandırır.</p>
<p>Propagandist bir dilden ziyade daha yapıcı bir dil kullanmalıyız. Bu süreci halka mal etmek lazım.</p>
<p>Siyasileri değil, onlara etki edecek halkı hazırlamalıyız.</p>
<p>Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporuna erişmek için <a href="http://www.raporlar.org/cozumsurecistklar/">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/04/malatyada-sivil-toplum-kuruluslarinin-cozum-sureclerindeki-rolu-tartisildi/">Malatya&#8217;da Sivil Toplum Kuruluşlarının Çözüm Süreçlerindeki Rolü Tartışıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2017 07:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Faruk Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Kadın Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Murad Akıncılar]]></category>
		<category><![CDATA[özge genç]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir. Dünya deneyimleri bize geniş toplumsal kesimlere yayılan çatışma çözümlerinin  daha kolay [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/">Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir.</h3>
<p>Dünya deneyimleri bize geniş toplumsal kesimlere yayılan çatışma çözümlerinin  daha kolay ve uzun ömürlü olduğunu gösteriyor. Kadınlar başta olmak üzere geniş toplumsal kesimlerin dikey değil yatay olarak içinde olduğu süreçlerin başarısı, çatışma çözümünde bilimsel olarak kabul edilen bir olgu. İrlandalı kadınların deneyimleriyle ilgili <a href="https://www.sivilsayfalar.org/catismadan-barisa-kuzey-irlanda-deneyimi-izlenimleri/">izlenimlere</a> yine bu sayfalarda yer vermiştik.  Çatışmaların en yoğunlaştığı anlarda bile sivil toplum örgütleri barışın tesisi ve toplumsallaşması çalışmalarından geri durmamışlardı. Yaşadığımız çatışmalı ortamda barış talebindeki ısrar kadar geçmiş deneyimlerde yaşanan sorunlar ve tutumlarla ilgili değerlendirme ve sorgulamalar da önemli.</p>
<p>Sivil toplumun çözüm süreciyle ilgili analizlerinin taraflar gibi  &#8220;süreci kim bozdu&#8221; gibi sübjektif ve kısır bir bakış açısı yerine daha bütünlüklü ve kuşatıcı olması önemli. Özeleştiriyi de içinde barındırması gereken bu tutum,  müzakere ortamına dönülmesi halinde barışın tesisi açısından önemli bir deneyim imkanı sunabilir. Bu düşüncelerden hareketle sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle geride bıraktığımız çözüm süreciyle ilgili bir değerlendirmeye dosyası hazırladık. Gündemin referandum, sistem değişikliği gibi önemli bir konuda yine ayrıştığı ve meselelerin katmanlaştığı bir ortamda, sivil toplum kuruluşlarının gündemlerinde ‘kalıcı bir barışı’ en üstte tuttuklarını görmek sevindiriciydi. Tartışma ve çözüm süreçlerine geçmeden önce yukarıda bahsettiğimiz sürecin bitmesiyle ilgili sebeplere ilişkin aldığımız cevapların kısaca; denetim ve gözlem mekanizmalarının kurulmayışı, sınır dışında özellikle Suriye’deki gelişmeler başta olmak üzere ortaklaştığını belirtelim. Bu konuda ortaklaşılan başka bir konu ise; tarafların sürecin bozulmasının sorumluluğunu karşı tarafa bırakırken, göz ardı edilmemesi gerekenin çatışma başladığı anda iki tarafın da daha önce müzakere yürütmüş taraflar değilmiş gibi çatışma konusunda da son derece hazırlıklı olması.</p>
<p>Dosya kapsamında görüştüğümüz  sivil toplum kuruluşları; sivil toplumun çözüm sürecinde etkin rol almadığı konusunda neredeyse hem fikir. Toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmesi Akil İnsanlar Heyeti’nin faaliyet ve gezileriyle organize edilmeye çalışıldı. Ancak yatay değil dikey olarak kurulan bu ilişki desteğin pragmatik bir şekilde olmasına yol açtı. Sivil toplumun süreç içinde etkili olamayışının kökeninde de ise kuşkusuz; Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının siyasi ve ekonomik bağımsızlık sorunu yaşamalarıyla ve ideolojik şartlanmalar yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11325" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote4-e1486538231857.png" alt="" width="900" height="399" /></p>
<p>Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz;  sürecin, Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çatışma çözümleri konusunda donanımsız olduklarını açığa çıkardığını da belirterek, “STK’lar esas ve sadece siyasi tarafların propagandalarını kolaylaştıran bir işlev üstlendikleri için kendi asıl işlevlerini yerine getiremezler. Buna sivil toplum örgütlerinin toplumsal etkisinin zayıf olması, siyasal önceliklerle tutum almaları, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmiş olmasıdır. Bütün bunların yanı sıra sürecin taraflarca toplumsal algı yönetmek amacıyla, yanlış, yanlı ve çarpıtılmış bilgi bombardımanına tutulması, bilgi kirliliğin yaygınlığı ve yeteri kadar şeffaf olmaması sivil toplumu etkisiz kıldı.” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11326" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote3-e1486538464596.png" alt="" width="900" height="367" /></p>
<p>MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da sivil toplum kuruluşlarının etkin bir rol üstlenmemesinde tarafsız ve bağımsız davranabilecek bir organizasyon içinde yer almayışının etkili olduğunu savunarak, “Türkiye’de ne sivil toplum ne de basın bağımsızlık karakterini koruyabilmiş kurumlar değiller. Çözüm sürecinde medya ve sivil toplum angaje olduğu taraflara göre pozisyon aldı, böyle bir tutum sergiledi.  Sivil toplum kendi imkanlarıyla tarafları denetleyebilseydi,  bir kamuoyu baskısı kurarak sürecin uzamasını sağlayabilirdi” dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11327" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote5-e1486538530767.png" alt="" width="900" height="381" /></p>
<p>DİSA’dan Murad Akıncılar ise, çözüm sürecine ‘önsel ve ilkesel olarak karşı çıkan (vesayetçi, sol-sağ milliyetçi, ulusalcı, FETÖ yapılanmalarının)  tam anlamıyla sivil toplum alanındaki en tartışmalı yapılar olduğunu belirterek, şunları vurguluyor: “Çözüm sürecine en önemli katkı kendi alanında sosyal realiteyi çözümleyen çalışmalar yapan, öneriler sunan, toplumsal diyaloğun önünü açan ve tek bir siyasal grubun güdümünde olmayan sivil kişi ve kurumlar tarafından yapılmıştır. Resmi politikaların tüm dalgalanmalarını takip eden STK’lar milliyetçi şablonların esnetilmesi doğrultusunda bir dönem bir işlev görmüşler ve barış önceliklerini geleneksel inkar kalıplarının önüne geçirebilmişlerdir.“</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11328" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/quote1-1-e1486538659879.png" alt="" width="900" height="510" /></p>
<p>Barış süreçlerine toplumsal kesimlerin özellikle de kadınların dahil edilmesinin öneminden hareketle kurulan ve tüm süreç boyunca barışın toplumsallaşması için çalışmalar yürüten Barış İçin Kadınlar Girişimi de, genel olarak sivil toplumun sorumlulukları üzerine daha geniş tabanlı tartışmaların yürütülmesi bundan sonrası için gerekli olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11329" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/02/queto2-e1486538738511.png" alt="" width="900" height="328" /></p>
<p>Türkiye’nin Kürt sorununda toplumun barış talebini karşılayan, kalıcı bir çözüme ulaşması için çatışma dönüşümünde yapıcı aktörlerin etkinliğini artırmayı, süreci destekleyici ilişkilerini geliştirmeyi gözeten bütüncül bir yaklaşımdan hareketle çalışmalarını çatışma döneminde de yürüten PODEM’den Özge Genç, tarafların önemseyebileceği kadar güçlü bir sivil toplum potansiyelinin oluşturulamadığına dikkat çekerek, ideolojik tutumların gerçek ve samimi bir barış isteğinin önüne geçtiğine işaret ediyor. Özge Genç’e göre ilginç olan ise, “ortada barışa yönelik umut veren bir süreç varken destek vermeyen ya da “utangaç” davranan kesimlerin, ancak çatışmaya dönüldüğünde seslerini çıkarmaya başlamaları”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/08/sivil-toplumun-gozunden-cozum-surecine-bakmak/">Sivil toplumun gözünden çözüm sürecine bakmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
