<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gündem Çocuk Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/gundem-cocuk-dernegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gundem-cocuk-dernegi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jul 2019 07:11:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Gündem Çocuk Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/gundem-cocuk-dernegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 07:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayaz Güloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Kırımsoy]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Nupelda Güloğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Emrah Kırımsoy çocuk ölümlerine  ‘kaza’ veya ‘kader’ demenin sorumluluktan kaçmak, sorumluluk zincirini görmezden gelmek olduğunu belirterek, “Çocukların ölümü hayatın doğal akışına aykırıdır. Doğal akışta doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık süreçleri birbirini takip eder. Yaşadıkları yerlerde, 6 yaşındaki Salih’in kanalizasyon çukuruna, 10 yaşındaki Hatice’nin sulama kanalına düşmesi, 8 yaşındaki Nupelda ve 4 yaşındaki kardeşi Ayaz’ın mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmesi, onların ölümlerine neden olan olaylarla ilgili bir türlü alınamayan önlem ve ihmallerin bir sonucu. Ki bunun da nedeni çocuğa ve ‘çocuğun yüksel yararı’na öncelik verilmemesi, türlü türlü gerekçeler üretilmesi ve eyleme geçilmemesi’ diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/">Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ankara’nın Mamak ilçesindeki semt pazarına atık meyve ve sebzeleri toplamak için ailesiyle gelen 6 yaşındaki Suriyeli Salih kapağı açık bırakılan kanalizasyon kuyusuna düşerek hayatını kaybetti.”</p>
<p>“Dersim’in Ovacık ilçesi, Bilgeç Köyü Çakılyayla Mezrası’nda meydana gelen bir patlamada Ayaz ve Nupelda Güloğlu kardeşler hayatını kaybetti.”</p>
<p>“Adıyaman’ın Samsat ilçesinde serinlemek için sulama kanalına giren 10 yaşındaki Suriyeli Hatice, boğularak hayatını kaybetti.”</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-40843 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/%C3%A7ocuk2-640x426.jpg" alt="" width="365" height="243" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıdaki spotlar sadece Temmuz ayı içerisinde kentlerde alınmayan önlemler, çatışma atıkları ve güvensizlikler nedeniyle ‘kaza’ denilerek hayatını kaybeden çocuklardan birkaçının kısacık ölüm hikayesi. Peki kentleri çocuklar için bu kadar güvensiz hale getiren ne, ölümlerine sebep olan ihmallere karşı bir şey yapılıyor mu, çocukların ölümüne karşı neler yapılmalı? Gündem Çocuk Derneği, hazırladıkları ‘Yıllık Yaşam Hakkı’ raporlarıyla her yıl en az 101 çocuğun kentsel ve kırsal alanlarda yukarıdaki olaylara benzer şekilde öldüklerini dile getirmişti. Dernek kapatılsa da çocukların yaşam hakkını gündeme getirmeye devam ediyor. Kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Emrah Kırımsoy ile kentlerde ve kırsal alanlarda çocukların yaşadıkları bu ölümle burun buruna olma halini konuştuk. Yaşananlara ‘kaza’ veya ‘kader’ demenin sorumluluktan kaçmak, sorumluluk zincirini görmezden gelmek olduğunu söyleyen Kırımsoy, “Çocukların ölümü hayatın doğal akışına aykırıdır. Doğal akışta doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık süreçleri birbirini takip eder. Yaşadıkları yerlerde, 6 yaşındaki Salih’in kanalizasyon çukuruna, 10 yaşındaki Hatice’nin sulama kanalına düşmesi, 8 yaşındaki Nupelda ve 4 yaşındaki kardeşi Ayaz’ın mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmesi, onların ölümlerine neden olan olaylarla ilgili bir türlü alınamayan önlem ve ihmallerin bir sonucu. Ki bunun da nedeni çocuğa ve ‘çocuğun yüksel yararı’na öncelik verilmemesi, türlü türlü gerekçeler üretilmesi ve eyleme geçilmemesi’ diyor. </span></p>
<p><strong>Hak Temelli Ve Sorumluluk Zinciri İşleyen Bir Çocuk Politikası Şart!</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Her bir ihlal, tazmini zor veya geri dönülemez sonuçlara neden olduğu gibi mevcut çocuk politikasındaki eksikliği görünür hale getirerek; bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikasına olan acil ihtiyaca işaret eder. Bu ihtiyaç çocuk, ailesi, akranları, okulu, çalışıyorsa iş yeri, özel durumları varsa bulunduğu kurumlar, yaşadığı mahalle, içinde bulunduğu kırsal veya kentsel alan, toplum, hizmet üretenler, karar vericiler, yasalar, medya, kamuoyu, uluslararası mekanizmalar vb. birbiri içine giren ve birbirini etkileyen yapılarda yansımalarını bulur. Dolayısıyla çocuğun çevresindeki herkes doğrudan ya da dolaylı olarak çocuk politikasının oluşmasında -veya oluşamamasında- etkili ve sorumludur. Öte yandan pek çok aktörün dahiliyeti, sorumluluk zincirinin muğlaklaşması riskini barındırır. Bu noktada, ilgili aktörlerin rolleri konusunda temel ayırımı gözden kaçırmamakta fayda vardır. Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye taraf bir devlet olarak Türkiye, her çocuğun yaşam hakkını korumaktan sorumludur. İç hukukuna geçirdiği bu sorumluluğu, öncelikle yaşam hakkını ihlal etmeyerek sonra da yaşam hakkını korumak üzere gerekli önlemleri alarak yerine getirmesi beklenir. Bu, devletlerin insan haklarına dair negatif ve pozitif yükümlülükleri olarak adlandırılır.  ”</span></p>
<p><strong><img decoding="async" class=" wp-image-40844 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/nupelda-ayarz-640x426.jpg" alt="" width="368" height="245" />Nupelde, Ayaz, Salih, Hatice&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Emrah Kırımsoy, yaşanan bu üç olayı değerlendirirken, devletin negatif ve pozitif sorumluluklarına ayrı ayrı işaret ettiklerini göz önünde tutmakta fayda görüyor, “Öyle ki Salih’in kanalizasyon çukuruna, Hatice’nin sulama kanalına düşerek yaşamını kaybetmiş olmasını devlet önlem almadığı için ortaya çıkan yaşam hakkı ihlali olarak ele almak gerekir. Başka bir ifadeyle devletin düzenleme, denetleme gibi yollarla yaşam hakkının ihlalini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanan yaşam hakkı ihlalleri kapsamında değerlendirmek mümkün.” “Nupelda ve Ayaz’ın ise mayın ve çatışma atıkları nedeniyle yaşamını kaybetmiş olmasını devletin yaşam hakkını ihlal etmeme yükümlüğünü yerine getirmemesi sebebiyle ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanan yaşam hakkı ihlalleri olarak ele almak gerekiyor. Nitekim bu ihlalin, devlet kurumlarında ve/veya kamu personeli eliyle/ihmaliyle ortaya çıkan yaşam hakkı ihlalleri kapsamında değerlendirilmesi mümkün.” </span></p>
<p><strong>Sorumluluk Sadece Yerel Yönetimlerin Mi?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-40845 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/emrah_kırımsoy-640x356.png" alt="" width="349" height="194" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurttaşların yaşam alanlarıyla ilgili sorumluluğun sadece yerel yönetimlere yıkıldığına işaret eden Kırımsoy, “Başta çocukların olmak üzere köy, kasaba, il, ilçe ve mahallelerde yaşayan tüm insanların yaşam alanlarıyla ilgili sorumluluklar anayasal hükümler gereği devlet tarafından yerel yönetimlere devredilmiş durumda. Semt pazarının belediye bünyesinde faaliyet gösterdiği göz önünde tutulursa başta belediyenin, semt pazarı ziyaretçilerinin herhangi bir tehlike ile karşılaşmaması konusunda önlemler alması beklenir. Öte yandan belediyeler belirlenen sınırlar içerisindeki hizmetlerin oluşturulması, yürütülmesi, izlenmesi, denetlenmesi ve değerlendirilmesinden tek başlarına sorumlu değildir. Her bir yurttaşın, aktif yurttaşlık sorumluluğu zaten bulunmakta ancak resmi sorumluluğun görevlendirilen veya atanan kaymakamlık, valilik, bakanlıklar, hükümet gibi bir zincirle devletin alt mekanizmalarıyla ilişkili olduğu ortada” diye anlatırken bir taraftan yapılaması gerekenleri gösteriyor aslında. </span></p>
<p><strong>Çocukların Güvenliği Dikkate Alınıyor mu?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırımsoy şöyle devam ediyor: “Salih ve Hatice’de olduğu gibi bir semt pazarındaki kanalizasyon kapağının açık kalıp birinin içine düşebileceği öngörüsünde bulunulmaması, kapağın kapalı tutulması gerekliliği ile ilgili bir düzenleme yapılmamış olması, kapağın kapalı kalmasının sağlanmaması, kapağın kendi kendine kapanan bir mekanizmasının bulunmaması; sulama kanallarında çocukların erişebileceği mekanlarda önlem alınmaması, çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici bilgilendirmeler yapılamamış olması vb. konularda bir düzenleme ve denetimin oluşturulmaması gerçeği ile tekrar yüzleştik. Ki bunlar, çocukların yaşadığı mekan ve alanlarda fiziksel güvenlik konusunun ciddiye alınmadığının da bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra hem Salih’in hem de Hatice’nin Suriye’deki savaş ve çatışmaların sonucu Türkiye’de bulunuyor olmaları, savaş ve çatışmaların en çok çocukları etkilediğini ve tüm dünyada kalıcı barış koşullarının yaratılmasının önemini de tekrar gözler önüne seriyor.”</span></p>
<p><strong>Çatışmalar En Çok Çocukları Etkiliyor</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40846 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1520872759384-db8fc035e2db-640x424.jpg" alt="" width="386" height="256" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nupelda ve Ayaz’ın yaşadığı Dersim Ovacık, Bilge köyü civarı, uzun süre çatışmaların yaşandığı yerlerden sadece biri. Çatışmaların en çok çocukları etkilediğini söyleyen Kırımsoy,  öncelikle bunlardan kaçınmanın, gerçekleşmesi durumunda koruyucu ve önleyici önlemlerin alınması gerektiğini söylüyor, “Ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı önlemler almak, başta çocuklar olmak üzere herkesin yaşam hakkının korunması için bir gereklilik. Nupelda ve Ayaz’ın, aileleri ile yaylada oyun oynarken çatışma atıkları ile karşılaşmaları, devletin yükümlülüğü altında olan temizleme, zamanında ve kapsamlı yapılsaydı önlenebilirdi. Olmadı, mayın ve çatışma atıkları ile karşılaşma olasılığı olan çocuklara, buna dair bilgilendirme yapılsaydı, yine önleme olasılığı artabilirdi. ”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de mayın ve çatışma atıkları nedeniyle 2015-2017 yılları arasında en az 22 çocuk yaşamını kaybetti. Çatışma sonrasında ortaya çıkabilecek tehlikelere dair hazırlık ve önlemler almaya dair Ottowa Sözleşmesi olarak anılan Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme doğrultusunda, Türkiye 2014 yılında sınırları içerisinde mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak, 2014 yılına kadar bunu gerçekleştiremediğinden ek süre talep ederek 8 yıl daha kazandı. Olan bitenler, 2022 yılında tamamlanacak süre içerisinde temizlemenin yeterli derece hızlı ve kapsamlı yapılamadığını da gösteriyor. Ve tablo gösteriyor ki bu süreçte olan çocuklara oluyor&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmalı sürecin çocukların üstün yararı için son bulması gerektiğine dikkat çeken Kırımsoy, “Nupelda, Ayaz, Salih ve Hatice, bizlere yaşanan çatışmalı süreçlerin ve sonrasındaki ihmallerin en çok çocukların başta yaşam hakkını ihlal ettiğini tekrar gösterdi. Dolayısıyla her yerde çatışmalı süreçlerin sonlandırılması ve barışçıl yöntemlerin benimsenmesi ayrıca ihlallere neden olan ihmallerin önlenmesi konusunda yapılması gerekenler bulunuyor. Onların yaşamlarını kaybetmeleri ilk değil. Eyleme geçilip kısa ve uzun vadeli önlemler alınmazsa son da olmayacak” diyor. </span></p>
<p><strong>Çocuğu Ve Çocuğun Yüksek Yararını Önemsiyor Muyuz?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40847 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1533679045275-61323437b7c5-640x427.jpg" alt="" width="328" height="219" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocuğun başta yaşam hakkı olmak üzere diğer tüm insan haklarını öncelik haline getirmek, çocuğu “muhatap” almakla başlıyor” diye devam ediyor Kırımsoy,  “Çocukların muhatap alınmamasının nedenleri arasında ise başta çocukların oy hakkı olmaması, gelişimsel özellikleri gerekçe gösterilerek onun adına ‘kararlar’ verilmesi ve ‘sistemler’ kurulması geliyor. Bunun kökeninde ise çocuk algısındaki çarpıklık yatıyor. Çocuk, aile kurumu içerisinde, ebeveynlerin ve/ya devletin malı, gelecek, geleceğin sigortası, eğitilmesi gereken, tek tip, yetişkinlerin -rekabete dayalı, kutuplaştıran ve şiddet kültürünü besleyen- taleplerini yerine getirmesi beklenen, yeri geldiğinde ötelenen ve dışlanan bir ‘nesne’ olarak değerlendiriliyor. Yetişkinlerin her şeyi bilen tavrı, çocuklarla eşitler ilişkisi kurmayı imkansızlaştırdığı gibi, çocukları görmemelerine, duymamalarına, hissetmemelerine ve en kötüsü unutmalarına neden oluyor. Bu nedenle çocuklar yetişkinler tarafından kurgulanan dünyada hak ihlalleri ile karşılaşıyor… Çocukların hayatta kalması için çocuğa ve çocuğun yüksek yararına odaklanmak başlangıç noktası olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle doğru soruyu sormak, doğru yaşam koşullarını yaratmak önemli. Bu soruların ilki de oldukça basit; mikro veya makro düzeyde eylemlerimizi kurgularken ve gerçekleştirirken çocuğu ve çocuğun yüksek yararını önemsiyor muyuz? Bunu nasıl gerçekleştirebiliriz?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm için ihmal ve cezasızlık kültürü ile mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Kırımsoy ayrıca önerilerde de buılunuyor: “Başta Nupelda, Ayaz, Salih ve Hatice olmak üzere yaşamını kaybeden çocukların yaşam haklarının tazmini ne yazık ki mümkün değil. Ama bunun önlenememiş olmasındaki ihmal ve cezasızlık kültürü ile mücadele edilmesi gerekiyor. Başka bir ifadeyle; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İhlalin gerçekleşmesine neden olan fail veya failllerin etkin soruşturulması, sorumluluk zincirindeki ihmallerin açığa çıkarılması ve cezasız kalmaması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Olaydan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenenlerin hukuki ve psiko sosyal açıdan desteklenmesi ve dayanışma içinde olunması</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Benzer bir olayın bir daha tekrarlanmaması için politik, yasal ve diğer tüm önlemlerin alınması gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ayrıca Nupelda ve Ayaz özelinde acilen, mayın ve çatışma atıklarının tamamen temizlenmesi, mayın ve çatışma atıkları bulunan bölgelerde, başta çocukların ve yetişkinlerin bilgilendirilmesi ve önleme çalışmaları yapılması; Salih ve Hatice özelinde ise; kırsal ve kentsel alanlarda yaşayan çocukların yaşam hakkını tehlikeye sokan durumların tespit edilmesi -ki fiziksel güvenlikle ilgili yaralanma ve ölümle sonuçlanan çocuk hakları ihlalleri öncelik konularını gözler önüne sermekte-, çocukların yaşam alanlarında fiziksel güvenlikle ilgili önlemlerin alınması, fiziksel güvenlikle ilgili çocukların ve yetişkinlerin bilgilendirilmesi ve önleme çalışmaları yapılması önem taşıyor.”</span></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40848 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/07/photo-1455621613471-56c7fcc60f22-640x419.jpg" alt="" width="409" height="268" />Kapatılan Gündem Çocuk Derneği&#8217;nin Ardından&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gündem Çocuk Derneği kapatılmasına ilişkin de söyleyecekleri var Kırımsoy’un: “Gündem Çocuk yaşam hakkı başta olmak üzere çocuğun tüm insan haklarıyla ilgili ihlalleri -ve tabii ki gelişmeleri de- tüzel kişiliği altında yakından, alan uzmanlıklarıyla, sistematik ve hak temelli olarak takip etmeye, neden sonuçlarına dair değerlendirme ve önerilerini karar vericiler ve kamuoyu ile düzenli paylaşma çabasını sürdürürdü. Kısaca bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikası talebini umutla, ısrarla ve inatla diretmeye devam ederdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gündem Çocuk Derneği, başta yaşam hakkı raporları olmak üzere hak kategorilerine yönelik raporlamalar, vaka takibi, ihlalden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenenlere yönelik hukuki ve psiko sosyal destek ve danışmanlık, çocukların gündem ve taleplerini kamuoyuna taşımak, çocukların karar mekanizmalarına katılımı yönünde modeller geliştirmek, çocuk algısını dönüştürmek, güç birliktelikleri oluşturmak/ geliştirmek, savunuculuk vb. çalışmalarla çocuk hakları ihlallerini gündeme taşımaya, alanla ilgili değişim ve dönüşüme katkıda bulunmaya çalışıyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu arada tüzel kişiliğin kapatılmasına yönelik itirazımızla ilgili OHAL Komisyonundan halen cevap gelmedi. Umutla, ısrarla, inatla bekliyoruz. Tüzel kişilik olmasa da Gündem Çocuk’u bir yaşam biçimi haline getirenler farklı alanlarda çocuğun insan hakları savunuculuğu alanında mücadeleye devam ediyor.”</span></p>
<p><strong>Daha Güvenli Kentler Nasıl Olacak?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocukların güvenle yaşayabilmesi için nasıl kentler olmalı, nelere dikkat edilmeli” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Kırımsoy; “Çocuğu, hak sahibi bir insan olarak gören bir kent yönetimi oluşturulması öncelikli bir konu ancak; çocukların kendilerini iyi ve güvende hissedebilmeleri, hak ihlalleri ile karşılaşmalarının önlenebilmesi mikro, mezzo ve makro düzeylerdeki yapılardan bağımsız değil. Bütüncül ve bir arada yaşam kültürünü benimseyen bir yaklaşım gerekiyor. Bu konuyla ilgili, çocuk dostu kent/ şehir gibi kavramsallaştırılan bazı çalışmalar var. Özünde kent özelinde de bütüncül, hak temelli ve sorumluluk zinciri işleyen bir çocuk politikası oluşturulması yatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başlangıç olarak da kent yönetimi ve kentte yaşayanlara temel öneriler şu şekilde özetlenebilir :</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Öncelikle yüzümüzü çocuklara dönmek, gündemimize çocuğu almak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kendi çocuk algımızla ve -rekabete dayalı, kutuplaştıran ve şiddet kültürünü besleyen- yetişkin ezberlerimizle yüzleşmek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuğun kendine özgü gelişimsel özellikleri ile hak sahibi bir insan olduğu bilgisini benimsemek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocukla hiyerarşik ve tahakküm ile değil eşitler ilişkisi temelinde ilişkilenmek</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuklarla birlikte, çocukları dinleyerek birlikte yaşamın nasıl kurgulanacağına kafa yormak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Çocuklarla ilgili konulara ve sorunlara yönelik hak temelli ve ayrıntılı durum değerlendirmesi yapmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hiçbir çocuk dışarıda kalmayacak şekilde eylemlere yönelik önceliklendirme yapmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Eldeki kaynaklar ve toplumsal kaynakları bir araya getirip “çocuklara öncelik veren” eylem planları oluşturmak</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Eylem planının uygulanmasına dair harekete geçip uygulamayı izleyip gerektiğinde revize etmek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tüm süreci kapsayıcı, şeffaf, hesap verebilirlik ilkeleriyle işletmek…</span></p>
<p><strong>Her Bir Çocuk İçin &#8216;Amasız&#8217; Tepki</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bize Haydar Ergülen’in dizelerini hatırlatıyor Kırımsoy bu sohbet esnasında, “… Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir, başka çocukların da ölümüdür. Onun ölümüne neden olanların çocuklarının da ölümüdür. Bir çocuğun ölümü ağırdır, uzundur, yazılması zordur.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve devam ediyor, “Çocuklar, ihlal durumlarında hatırlanacak kişiler veya istatistiklerde kaybolan birer sayı değil, her biri hak sahibi birer insandır. Her bir çocuk hakkı ihlali, yetişkinler tarafından kurgulanan sistemlerdeki boşlukları gösteriyor. Çocuk hakları ihlallerinde sorumluluk zincirini belirlerken ‘yanlış sorunun doğru cevabı’ yoktur. Adorno’nun dediği gibi yanlış hayat doğru yaşanmaz. Dolayısıyla her bir ihlalin özenle ve ciddiyetle ele alınması benzer ihlallerin önlenebilmesi açısından önem taşıyor. Bunu çocuklara olduğu kadar kendimize ve içinde yaşadığımız topluma ve yeryüzüne borçluyuz. Bu, bir arada yaşama kültürünün bir gereği. Bu nedenle herkesin, yaşamını kaybeden her bir çocuk için ‘amasız’ tepki göstermesi, ‘sorumluluk zincirini’ görmesi ve herkes için yaşam hakkını savunması çokça önemli.” </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/23/cocuklari-ihmaller-olduruyor/">Çocukları İhmaller Öldürüyor&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Çocuk İşçiliği Ancak Yoksulluğun Son Bulması İle Biter&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/cocuk-isciligi-ancak-yoksullugun-son-bulmasi-ile-biter/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jun 2019 07:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[isçi sağlığı ve iş güvenliği meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39504</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü için konuştuğumuz sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri artan çocuk işçiliğine dikkat çekerken, mevzuat değişmedikçe ve yoksulluk önlenmedikçe çocuk işçiliğinin de son bulmayacağının altını çizdiler.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/cocuk-isciligi-ancak-yoksullugun-son-bulmasi-ile-biter/">&#8216;Çocuk İşçiliği Ancak Yoksulluğun Son Bulması İle Biter&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü ile ilgili, İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi, Gündem Çocuk Derneği ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi&#8217;nin temsilcileri, Sivil Sayfalar&#8217;a değerlendirmelerde bulundular.</p>
<p>İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi&#8217;nden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Cansu Seçgin, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2017-2023 yılları için ‘Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı’ ve 2018 yılı ‘Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı’ edilmesinin beyan açıklamaktan öteye gitmediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>&#8216;Mevzuat Çocuk İşçiliğinin Önünü Açıyor&#8217;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39507 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/cocuk_isciler-5-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" />4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. Maddesi ve Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği&#8217;ndeki 14 yaş sınırının çocuk işçi statüsünü yarattığını ifade eden Seçgin, &#8220;Oysa öncelikle uluslararası mevzuat çerçevesinde &#8217;18 yaşını doldurmamış her birey çocuk sayılır&#8217; tanımı yasal düzenlemeler yeniden gözden geçirilmelidir. Zira esnek yasal düzenlemeler özelikle ‘ekonomisi ve eğitim olanakları yeterince gelişmemiş ülkeler söz konusu olduğunda güçlü olan sermaye örgütlerinin talepleriyle ucuz ve korunmasız emek olarak çocuk işçiliğinin önünü açmaktadır&#8221; dedi.</p>
<p>Çocukların çalıştırılabileceğine ilişkin tüm yasal mevzuatın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini de ekleyen Seçgin şunları söyledi &#8220;Çocuk işçiliğinin en önemli sebeplerinden biri ülkemizdeki yoksulluktur. Bu nedenle en kısa vadede, çocukların çalışmalarına neden olan bütün toplumsal – ekonomik ve ortam yeniden sosyal devlet anlayışı temelinde kamusal olarak yapılandırılmalı, yeni yasal düzenlemelerle çocuk işçiliğine son verilmeli, eğitim olmak üzere ailelere ekonomik ve sosyal destek sağlanmalı, gerçek anlamda denetimler yapılmalı ve bu denetimler sıkılaştırılmalıdır&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;Çocuk İşçiliği Derinleşen Bir Sorun Haline Geldi&#8217;</strong></p>
<p>OHAL KHK&#8217;sı ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği&#8217;nin Çocuk Hakları Merkezi Koordinatörü Ezgi Koman, Türkiye&#8217;de çocuk işçiliği son 10 yıldır azalmadığı gibi gittikçe daha da derinleşen bir sorun haline geldiğini belirtti. Çocukların çalışma koşullarının da ağırlaştığını dile getiren Seçgin, çalışma saatlerinin arttığının, yaptıkların işin zorlaştığının ve nefret söylemlerine maruz kaldıklarını ekledi. Koman, son olarak 2012 yılında açıklanan TUİK Çocuk İş Gücü Anketi&#8217;nin çocuk işçiliğinin sayısının artmasından endişe duyularak yenisinin açıklanmadığını ifade etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39506 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/cocuk_isciler-3-640x256.jpg" alt="" width="440" height="176" />Sivil toplum örgütlerinin çocuk işçiliği ile ilgili yapabileceklerine de değinen Koman, &#8220;Bu sorun elbette sivil toplum kuruluşlarının çözebileceği bir şey değil ama yine de bu meseleyi görünür kılmak, çocuk işçilerin seslerini duyurmak önemli. Çocukların bu konuya nasıl baktığı sorulmalı, onların görüşleri mutlaka alınmalı. Tüketicileri, toplumu çocuk işçiliği konusunda bilinçlendirmek gerekiyor. Çocuk işçilerin çalıştırılarak üretildiği ürünlerin satın alınmaması gibi kampanyalar başlatılabilir. Çocuk işçilerle ilgili açılan davalar yakından takip edilmeli.  Toplumun bu konuda direnç göstermesi önemli&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Kamu Sivil Toplumla İşbirliğine Girmeli&#8217;</strong></p>
<p>Kamunun, çocuk işçiliğini ortaya çıkan sebepleri üniversiteler ve sivil toplum örgütleri ile birlikte araştırması gerektiğini belirten Koman, &#8220;Çocuk alanında çalışma yapan derneklerin önerilerini dikkate almalı. İşyerlerinin denetimi için birlikte bağımsız denetleme mekanizmaları kurulabilir.  Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uymalı, sözleşmelerin uygulanması için gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Özellikle çocuk işçiliğini önlemeye ilişkin ILO’nun 138 No’lu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ve 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi” hükümlerine uyulmalıdır. Çocukların ebeveynlerinin ekonomik durumuna yükseltecek, işsizliğe karşı istihdam olanağı yaratacak politikalar yaşama geçirilmelidir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8216;Çocuk İşçi Sayısı Arttıkça Çocuk İşçi Cinayetleri de Artıyor&#8217;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39508 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/cocuk_isciler-1-640x426.jpg" alt="" width="373" height="248" />İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği Meclisi&#8217;nden Pınar Abdal da 2019&#8217;un ilk beş ayında 26 çocuğun son 6 yılda ise 385 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlattı ve rakamların çocuk işçiliğinin en kötü çalışma biçimlerine kaydığını ortaya koyduğunu söyledi. Yaşamını yitiren 26 çocuğun yarısının tarım işçisi olduğunu bilgisini veren Abdal, &#8220;Tarım tüm işçiler için en güvencesiz ve tehlikeli işkollarından biriyken zaten,  çoğu zaman yetişkinlerle aynı saatlerde, aynı koşullarda aynı işi yapıp aynı şekilde taşınan, aynı yerlerde barınıp, aynı şekilde beslenen çocuklar için çok daha tehlikeli. Yılın ilk 5 ayında ölen çocuk işçilerin kimisi bir yandan okula devam ederken diğer yandan çalışan çocuklardı. Oysa Türkiye’de çocuk işçilik, okulların kapalı olduğu yaz dönemlerinde artış gösteriyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8216;Mülteci Çocuk İşçiler de İş Cinayetlerinde Ölüyor&#8217;</strong></p>
<p>26 işçinin 4&#8217;ünün mülteci/göçmen çocuk olduğunu de ifade eden Abdal şunları söyledi, &#8220;Artan mülteci nüfusuyla birlikte, mülteci çocuk işçiler de iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye başladı. Özellikle Suriyeli sığınmacı çocuklar, emek piyasasında daha kötü koşullarda ve düşük ücretlerle çalışmakta ve ayrımcılığa uğramaktadırlar. Özellikle küçük ve orta kademeli işverenler, ucuza ve uzun sürelerle çalışabilecek ve ücret pazarlığına girmeyecek, temel işçi haklarını aramayacak, her türlü çalışma koşulunu kabul edecek mülteci çocukları karın tokluğuna çalıştırmaktadır. Mülteci çocuklar hem daha kötü koşullarda ve daha tehlikeli işlerde çalışmakta, hem de ayrımcılığa, saldırıya maruz kalmaktadır&#8221;.</p>
<p><strong>&#8216;Çocuğu İşçiliğe Zorlayan Koşullar Değişmeli&#8217;</strong></p>
<p>Çocuk işçiliği nasıl mücadele edilmesi gerektiğini de anlatan Abdal, &#8220;Çocuk işçilik, kapitalizmin ucuz, “uysal” ve güvencesiz işgücü olarak vazgeçilmezlerinden birisi aslında. Bu yüzden çocuk işçilik her şeyden önce yapısal bir sorun. Çocuk işçilikle mücadele etmek için öncelikle çocuğu işçi olmaya zorlayan tüm koşullara; yoksulluğa, gelir adaletsizliğine, işsizliğe, güvencesizliğe karşı, krizin faturasının emekçi halka kesilmesine karşı mücadele etmek gerekiyor. Yoksul çocukları daha da çok işgücüne iten eğitim sistemine, işverenlerin istekleri doğrultusunda hazırlanan yasal düzenlemelere, denetimsizlik ve cezasızlık politikasına karşı mücadele etmek gerekiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Haberin ilk bölümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/10/cocuk-isciligi-ile-mucadele-gunune-calisarak-girecekler/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/cocuk-isciligi-ancak-yoksullugun-son-bulmasi-ile-biter/">&#8216;Çocuk İşçiliği Ancak Yoksulluğun Son Bulması İle Biter&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündem Her Zaman Çocuk Olmalı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/gundem-her-zaman-cocuk-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 10:25:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[BM Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Koman]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hala Gazeteciyiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölüm, şiddet, taciz, istismar, kaybolma... Çocuklarla ilgili haberlerde en sık kullanılan kelimeler bunlar. Peki, ne yapmalı da çocuklarla bu kelimelerle yan yana gelmemeli?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/gundem-her-zaman-cocuk-olmali/">Gündem Her Zaman Çocuk Olmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bunun yanıtını KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman veriyor. Koman gündemin her zaman çocuk olması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Hala Gazeteciyiz&#8217;den Çınar Livane Özer&#8217;e konuşan Ezgi Koman, eşitsizliğin ve ayrımcılığın olduğu her yerde çocuğa yönelik şiddet olduğunu söylerken hak temelli veri eksikliği nedeniyle de çocukların durumunu izleme konusunda yeterli bilgiye sahip olamadıklarını aktarıyor. Son günlerde çocuk istismarının arttığına dair söylemlere ilişkin de kouşan Koman, karşılaştırmalı veriye sahip olunmadığını söylüyor ve &#8220;Elinizde veri yoksa mevcut durumu anlayamaz ve buna ilişkin etkili politikaları hayata geçiremezsiniz.&#8221; diye konuşuyor.</p>
<p>Çocukların ancak başlarına kötü bir olay geldiğinde gündem olabildiğini vurgulayan Koman, çocukların görüşleriyle, potansiyelleriyle ya da gerçek ilgi ve ihtiyaçlarıyla gündemde yer bulamadığını söylüyor. Bu durumun toplumlar ve devlet nezdinde çocuğun eşit görülmemesinden kaynaklandığını söyleyen Koman bu algının değişmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Söyleşide  Türkiye&#8217;nin BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olduğunu ve sözleşmeye göre çocuğa yönelik şiddetin önlenmesinin devletlerin yükümlülüğünde olduğunu hatırlatan Koman, devletlerin çocuklara kendileri şiddet uygulamayacak, üçüncü kişilerin şiddetinden koruyacak ve sağlıklı ve güvenli yaşaması için etkili, hak temelli politikalar geliştirecek yapılara olması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Çocuklara yönelen şiddetin çözümü konusunda yeniden keşif yapılması gerekmediğini, çocuk hakları hareketinin, uzmanların  bu konuda çok fazla bilgi ve kaynak biriktirdiğini ve  politika önerdiğini hatırlatan Koman, &#8220;Öncelikle; şiddet gerçekleştikten sonra şiddeti cezalandıracak değil, şiddeti önleyecek bir yaklaşımı temel almak gerekir. Önleyici yaklaşım içerisinde de yapılabilecek çok fazla şey var. Erken uyarı sistemlerinden, çocuklar için hazırlanacak başvuru mekanizmalarına, cezasızlıkla mücadeleden çocuk dostu kentlerin oluşturulmasına kadar yapılabilecek çok fazla şey var…&#8221; diye konuşuyor.</p>
<p>Söyleşinin tamamını okumak için lütfen <a href="http://halagazeteciyiz.net/2018/07/16/gundem-her-zaman-cocuk-olmali/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız. </a></p>
<p>Kaynak: <a href="http://stgm.org.tr/tr/manset/detay/gundem-her-zaman-cocuk-olmali" target="_blank" rel="noopener">STGM</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/gundem-her-zaman-cocuk-olmali/">Gündem Her Zaman Çocuk Olmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 12:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Tabip Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Sinclair]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları izleme örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[TİHV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Veli Saçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20755</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı. 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı.</strong></p>
<p>10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği bir ortak etkinlik takvimi açıkladı. Bu takvim çerçevesinde 10 Aralık Pazar günü, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) Konferans Salonu’nda gün boyu süren insan hakları sempozyumu düzenlendi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20758 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/2017-12-12-PHOTO-00000824.jpg" alt="" width="419" height="314" />Dört oturumdan oluşan sempozyumun ilk oturumunda son iki yılın genel değerlendirmesini Rewşen Bataray Saman ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)  Türkiye Raportörü Emma Sinclair Webb yaptı. İnsan hakları çalışmalarının geçen iki yılda çok büyük zorluklarla karşılaştığını sahadan örneklerle aktaran konuşmacılar; haksız gözaltı, işkence ve kötü muamele, hak savunucularının kriminalize edilmesi gibi durumların hukuka aykırılığını vurgulayarak yeni dönemde belirgin olan uygulamaları “keyfilik” olarak değerlendirdiler.</p>
<h4>Seher Akçınar:  Ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır.</h4>
<p>Yaklaşık bir yıl önce KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman’ın geçten iki yılda hak ihlallerinin çocukları nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren sunumunun ardından İHD Diyarbakır Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Muhterem Süren, çıplak aramaya karşı çıkan mahpusların, işkenceye uğradığını belirtti. TİHV Diyarbakır Temsilcisi Barış Yavuz, işkencenin ciddi oranda artış gösterdiğini dile getirerek, 2002 yılında “işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), bugün işkenceyi doğal gören yaklaşımını eleştirdi. 2003 yılında bir soruşturmadan bahseden Yavuz, “O dönem valilik, emniyet, genelkurmay soruşturma izni vermemişti, Recep Tayyip Erdoğan, soruşturma için önümüzü açmıştı. Bugün ne oldu da böyle bir duruma geldi!” dedi.</p>
<p>Sempozyumun son oturumunda Seher Akçınar, Veli Saçılık ve Ayhan Bilgen; ifade ve örgütlenme özgürlüğünün durumunu ele aldılar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de insan hakları mücadelesinin hep zor zamanlar geçirdiğini ama mücadeleye de devam ettiğini vurgulayan Seher Akçınar, “İfade ve örgütlenme özgürlüğünün üzerinde bugün de yoğun baskılar var ama burada esasen beni korkutan iki şey üzerinde durmak istiyorum: Biri; Hatun Tuğluk’un cenazesine karşı yapılan linç girişimi ötekisi de MAZLUMDER’in (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği)  Kürdistan şubelerinin, içeriden iktidar destekli bir güç tarafından kapatılarak sivil toplum içerisine bir darbe zihniyetinin yerleştirilmiş olmasıdır. Bu ikinci örnekte ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır” şeklinde konuştu.</p>
<h4> Sözün gücünden korkuluyor</h4>
<p>Diyarbakır gibi bir yerde insan haklarını veya baskıları anlatmanın pek ilgi çekici olmadığını, çünkü herkesin bu ihlalleri yerinde gözlemleyip deneyimlediğini vurgulayan Ayhan Bilgen, “İfade özgürlüğüne bu kadar saldırmalarının nedeni sözün gücünden korkmalarıdır. Yine örgütlenme özgürlüğünün bu kadar karşısında konumlanmalarının sebebi örgütlü mücadele karşısında tutunamayacaklarını bilmeleridir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İnsan hakları mücadelesinin sadece Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin her yerinde zor olduğunu vurgulayan Veli Saçılık, konuşmasına şöyle devam etti: “Bizler de bu zorluğun her tarafında beraberce bir şeyler yapmaya, direnmeye çalışıyoruz. Bu devlet her gün gittiğim yerde bana ısrarla saldırıyor, gözaltına alıyor ve hakkımda dava açıyor. Hakkımızda o kadar çok dava açıldı ki, en son bize bu davaları açan savcı bile bu durumdan bıkıp isyan etmeye başladı. Bu devlet daha evvel yine cezaevlerine düzenlediği bir operasyon sırasında kolumu kaybetmeme sebep olmuştu. Kolumu köpeklere yem etmişti. Sonrasında kolumun kopmasına neden olan dozerin yıktığı duvarın parasını benden istemişti. AİHM&#8217;e gittik ve bu haksızlığı bir şekilde o dönem geri çevirdik. Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir. Bakın size trajikomik bir şey söyleyeceğim, her gün eylem yaptığımız sokağın başında biz, ortasında insan hakları anıtı, sonunda ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu var. Ve biz her gün bu sokakta, yalnızca işimizi istediğimiz için insan hakları çiğnenerek darp ediliyoruz. Nuriye ve Semih de bu sokakta başlattıkları eylemden dolayı tutuklanıyor.”</p>
<p>Sempozyumun yeterli ilgiyi görmemiş olmasına da içerlediğini aktaran Saçılık, “Biliyorum ki Diyarbakır’da işinden, ekmeğinden edilen binlerce kişi var ama bu arkadaşlar sokakta ya da başka bir alanda bir şekilde görünmezler. Arkadaşlara sormak istiyorum yahu işinizden ihraç edildik ama bizi mücadeleden mi ihraç ettiler?” diyerek sitem etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20757" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg" alt="" width="496" height="640" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye&#8217;de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2017 12:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Sinclair]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[Human Rights Watch/HRW]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları izleme örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[Veli Saçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı. 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır’da beş hak örgütü, İnsan Hakları Haftası münasebetiyle bir günlük bir sempozyum düzenledi. Çocuk, kadın, cezaevi, işkence, ifade özgürlüğü gibi kategorilerin ele alındığı sempozyumda Türkiye’nin son iki yıllık insan hakları karnesi masaya yatırıldı.</strong><span id="more-22614"></span></p>
<p>10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği bir ortak etkinlik takvimi açıkladı. Bu takvim çerçevesinde 10 Aralık Pazar günü, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (DESOB) Konferans Salonu’nda gün boyu süren insan hakları sempozyumu düzenlendi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22616 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-640x480.jpg" alt="" width="351" height="263" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000824-1024x768-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 351px) 100vw, 351px" /></p>
<p>Dört oturumdan oluşan sempozyumun ilk oturumunda son iki yılın genel değerlendirmesini Rewşen Bataray Saman ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)  Türkiye</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Raportörü Emma Sinclair Webb yaptı. İnsan hakları çalışmalarının geçen iki yılda çok büyük zorluklarla karşılaştığını sahada</p>
<p>n örneklerle aktaran konuşmacılar; haksız gözaltı, işkence ve kötü muamele, hak savunucularının kriminalize edilmesi gibi durumların hukuka aykırılığını vurgulayarak yeni dönemde belirgin olan uygulamaları “keyfilik” olarak değerlendirdiler.</p>
<h4></h4>
<p><strong>SEHER AKÇINAR:  ÜMİT VERİCİ OLAN, SİVİL DARBEYE MARUZ KALMIŞ HAK SAVUNUCULARININ MÜCADELEYİ TERK ETMEMİŞ OLMALARIDIR.</strong></p>
<p>Yaklaşık bir yıl önce KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman’ın geçten iki yılda hak ihlallerinin çocukları nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren sunumunun ardından İHD Diyarbakır Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Muhterem Süren, çıplak aramaya karşı çıkan mahpusların, işkenceye uğradığını belirtti. TİHV Diyarbakır Temsilcisi Barış Yavuz, işkencenin ciddi oranda artış gösterdiğini dile getirerek, 2002 yılında “işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), bugün işkenceyi doğal gören yaklaşımını eleştirdi. 2003 yılında bir soruşturmadan bahseden Yavuz, “O dönem valilik, emniyet, genelkurmay soruşturma izni vermemişti, Recep Tayyip Erdoğan, soruşturma için önümüzü açmıştı. Bugün ne oldu da böyle bir duruma geldi!” dedi.</p>
<p>Sempozyumun son oturumunda Seher Akçınar, Veli Saçılık ve Ayhan Bilgen; ifade ve örgütlenme özgürlüğünün durumunu ele aldılar.</p>
<p>Türkiye’de insan hakları mücadelesinin hep zor zamanlar geçirdiğini ama mücadeleye de devam ettiğini vurgulayan Seher Akçınar, “İfade ve örgütlenme özgürlüğünün üzerinde bugün de yoğun baskılar var ama burada esasen beni korkutan iki şey üzerinde durmak istiyorum: Biri; Hatun Tuğluk’un cenazesine karşı yapılan linç girişimi ötekisi de MAZLUMDER’in (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği)  Kürdistan şubelerinin, içeriden iktidar destekli bir güç tarafından kapatılarak sivil toplum içerisine bir darbe zihniyetinin yerleştirilmiş olmasıdır. Bu ikinci örnekte ümit verici olan, sivil darbeye maruz kalmış hak savunucularının mücadeleyi terk etmemiş olmalarıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>SÖZÜN GÜCÜNDEN KORKULUYOR</strong></p>
<p>Diyarbakır gibi bir yerde insan haklarını veya baskıları anlatmanın pek ilgi çekici olmadığını, çünkü herkesin bu ihlalleri yerinde gözlemleyip deneyimlediğini vurgulayan Ayhan Bilgen, “İfade özgürlüğüne bu kadar saldırmalarının nedeni sözün gücünden korkmalarıdır. Yine örgütlenme özgürlüğünün bu kadar karşısında konumlanmalarının sebebi örgütlü mücadele karşısında tutunamayacaklarını bilmeleridir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İnsan hakları mücadelesinin sadece Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin her yerinde zor olduğunu vurgulayan Veli Saçılık, konuşmasına şöyle devam etti: “Bizler de bu zorluğun her tarafında beraberce bir şeyler yapmaya, direnmeye çalışıyoruz. Bu devlet her gün gittiğim yerde bana ısrarla saldırıyor, gözaltına alıyor ve hakkımda dava açıyor. Hakkımızda o kadar çok dava açıldı ki, en son bize bu davaları açan savcı bile bu durumdan bıkıp isyan etmeye başladı. Bu devlet daha evvel yine cezaevlerine düzenlediği bir operasyon sırasında kolumu kaybetmeme sebep olmuştu. Kolumu köpeklere yem etmişti. Sonrasında kolumun kopmasına neden olan dozerin yıktığı duvarın parasını benden istemişti. AİHM’e gittik ve bu haksızlığı bir şekilde o dönem geri çevirdik. Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir. Bakın size trajikomik bir şey söyleyeceğim, her gün eylem yaptığımız sokağın başında biz, ortasında insan hakları anıtı, sonunda ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu var. Ve biz her gün bu sokakta, yalnızca işimizi istediğimiz için insan hakları çiğnenerek darp ediliyoruz. Nuriye ve Semih de bu sokakta başlattıkları eylemden dolayı tutuklanıyor.”</p>
<p>Sempozyumun yeterli ilgiyi görmemiş olmasına da içerlediğini aktaran Saçılık, “Biliyorum ki Diyarbakır’da işinden, ekmeğinden edilen binlerce kişi var ama bu arkadaşlar sokakta ya da başka bir alanda bir şekilde görünmezler. Arkadaşlara sormak istiyorum yahu işinizden ihraç edildik ama bizi mücadeleden mi ihraç ettiler?” diyerek sitem etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22617 aligncenter" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg" alt="" width="496" height="640" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826.jpg 496w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/2017-12-12-PHOTO-00000826-320x413.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 496px) 100vw, 496px" /></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/12/benim-kolumun-yoklugu-turkiyede-insan-haklarinin-yoklugunun-da-en-net-gostergesidir-2/">“Benim kolumun yokluğu Türkiye’de insan haklarının yokluğunun da en net göstergesidir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 09:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Bir Sen Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ENSAR Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Yayma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER İmam Hatipliler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SABANCI VAKFI TOPLUMSAL GELİŞME HİBE PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[seta]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Ayrımcılık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRGEV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gençlik Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17463</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221; “İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221;</strong></p>
<p>“İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak karşıma çıktı. Sonrasında, aynı yazının Boğaziçi Üniversitesi’nin içinde Bebek’e inen yokuşta, taştan bir bankın üzerinde de yazdığını öğrendim. Bu güçlü ifade, bana, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı sonrasında Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelen ulusların ortak olarak İnsan Hakları Beyannamesi üzerinde anlaşmasını hatırlattı. Bu ortak beyanname üzerinde yıllar içinde inşa edilen uluslararası insan hakları çerçevesi, ulusların tüm insanlık adına gerçekleştirdiği çok değerli bir kazanım oldu. Türkiye ise ilk yıllarından bu yana uluslararası insan hakları çerçevesinin içindeydi ve özellikle Avrupa Birliği’ne (AB) adaylık sürecinde ulusal mevzuatını iyileştirdi, kamu kurumlarının kapasitesine yatırım yaptı ve insan hakları alanında uluslararası saygınlığını artırdı. Hiç kuşkusuz ki, ülkemizdeki insan hakları savunucularının 1980 darbesine ve artçı sarsıntılarına da göğüs gerdikten sonra verdikleri mücadele, demokrasi ve hak kazanımlarında çok etkili oldu. <strong>Buradan, ülkemizin hak mücadelesinde emeği geçen ve bu yolda bedel ödeyen herkese saygı ve minnetimi iletiyorum.</strong></p>
<p><span id="more-17463"></span></p>
<p>Türkiye’de insan hakları alanında ve demokratikleşme yolunda sağlanan iyileşme hukukun üstünlüğünün kuvvetlenmesiyle beraber gerçekleşti ve sivil toplumun da güçlenebileceği bir alanın oluşmasına katkıda bulundu. Aralık 1999’da AB adaylığımızın resmileşmesi, Ekim 2005’te müzakerelerin başlaması, askerin 27 Nisan 2007 muhtırasının etkisiz bırakılması ve sonrasında sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle devam eden süreçte, Türkiye’de rejim sivilleşirken sivil toplum da güçleniyordu. 2007 yılını referans aldığımda sivil toplum alanındaki güç dengesinin henüz arkasında özel sermaye desteği olan ve ana akım konulara odaklanan (çocuk, eğitim, sağlık, sanat) seküler Türkler lehine olduğunu, bunun da o kitlenin geçmişten taşıdığı avantajlardan dolayı oluştuğunu düşünüyorum. İslami, Alevi, Kürt, Roman, LGBTİ, engelli birey ve kitlelerin ve örneğin çevre alanındaki girişimlerin sivil toplum yapılanmaları ise Avrupa Birliği adaylık sürecindeki demokratik reformlar ve demokratik normalleşmeyle beraber yavaş yavaş güçleniyordu.</p>
<p><strong>Sivil toplumun -kısa süreli- kapsayıcı şekilde güçlenmesi </strong></p>
<p>2008 &#8211; 2011 arasında yaşadığımız olaylarla (örneğin Ergenekon ve Balyoz davaları) hukukun üstünlüğüne ve adalete ciddi bir gölge düşerken, demokratikleşme de sekteye uğradı. Sivil toplum açısından kötü ve iyinin beraber gerçekleştiğine tanıklık ettik. Kötü olan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi seküler sivil toplum kuruluşlarının haksız suçlamalar altında kalması ve hak ihlallerine uğramasıydı. İyi olan ise sivil toplumdaki güçlenmenin daha kapsayıcı bir hal almasıydı: Muhafazakar insani yardım hareketleri (örneğin <a href="https://www.ihh.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsani Yardım Vakfı),</a> büyümeye, kuvvetli kurumsal yapılar oluşturmaya ve uluslararası faaliyetlere başladı; muhafazakar ve Kürt düşünce kuruluşlarının (örneğin <a href="http://setav.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SETA</a> ve <a href="http://disa.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">DİSA</a>) görünürlüğü arttı ve yenileri kuruldu; Aleviler, Romanlar, engelliler, LGBTİ ve diğer hak ihlali yaşayan grupların aktivizm ve savunuculuk çalışmaları güçlendi (örneğin <a href="http://www.sifirayrimcilik.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sıfır Ayrımcılık Derneği</a>) ve daha çok görünürlük kazandı; kolektif çalışmalar arttı ve farklı birey ve gruplara yönelik ayrımcılık odağa alındı (örneğin <a href="http://tarihvakfi.org.tr/HaberDetay/turkiyeegitimsistemindeayrimcilikraporuaciklandi!/4054" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’de Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi Projesi</a>); yerel girişimler güç kazandı; ve sivil topluma yönelik fon ve desteklerde (örneğin <a href="http://www.sabancivakfi.org/tr/sosyal-degisim/acik-cagrili-hibe-programi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı</a>) çeşitlenme ve artış oldu. Bu kapsayıcı gelişme, “bir dönem için” sivil toplumun çoğulcu bir çerçevede güçlenmesini sağladığından çok değerliydi.</p>
<p>Temmuz 2011 seçimleri sivil toplum alanında yaşadığımız kapsayıcı ve olumlu gelişmede olumsuz bir dönüm noktası oldu. O “bir dönem” için daha eşit bir dengeye oturan fırsat avantajı hızlı bir şekilde iktidara yakın sivil toplum kuruluşları lehine dönüştü ve bu kuruluşlar genişlemek ve gelişmek için çok elverişli bir ortama sahip oldu. Seçimlerin ardından iktidarın söylem ve politikalarına yansıyan kültürel ideoloji hızlı şekilde kamunun uygulamalarına yansıdı. Bu değişim özellikle “dindar nesil” söylemi sonrasında eğitimde çok görünür bir şekilde gerçekleşti. Kamuoyu nezdinde <a href="http://www.mebpersonel.com/meb/egitim-gonullusu-stklardan-bakan-avciya-ziyaret-h189253.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ön plana çıkan</a> kurumlara bakıldığında <a href="http://www.ensar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ENSAR Vakfı</a>, <a href="http://www.iyc.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlim Yayma Cemiyeti</a>, <a href="http://www.onder.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ÖNDER İmam Hatipliler Derneği</a>, <a href="http://imh.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsan ve Medeniyet Hareketi</a>, <a href="http://www.tugva.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Gençlik Vakfı</a> ve <a href="http://www.turgev.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TÜRGEV</a> gibi sivil toplum kuruluşları çok hızlı büyüyorlar, Türkiye’nin eğitim tarihinde eşi az görülmüş bir lobi gücüne sahipler ve okullardaki öğrencilere diğer kurumlara göre çok daha rahat erişiyorlar (en yakın örneği için <a href="http://www.hurriyet.com.tr/mebden-ensar-protokolu-40534320" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bu habere</a> bakabilirsiniz). Bu kurumların arasında bir kamu vakfı olan <a href="http://www.diyanetvakfi.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Diyanet Vakfı</a> da var.  Öte yandan sendikalar arasında üye sayısı hızla artan <a href="http://www.ebs.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Bir Sen</a> örneğinde görülebileceği gibi genişlemeyi izleyen süreçte gelişmeye de iyi bir örnek oluşturan nitelikli AR-GE (örneğin <a href="http://www.ebs.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/egitim_izleme_raporu.pdf.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitime Bakış 2016</a>) ve iletişim çalışmaları son zamanlarda sık sık karşımıza çıkıyor. Eğitim-Bir Sen’in savunusunu ve lobisini yaptığı fikirler MEB nezdinde etkili oluyor.</p>
<p><strong>Tarih gücün hareketinin hikayesidir*</strong></p>
<p>İktidara yakın muhafazakar sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesini sivil toplum kapsayıcılığı adına bir kazanç olarak ve bu gücüyle kamuya nüfuzunun artmasını olağan görmek mümkün. İzleyebildiğim kadarıyla birçok ülkede (örneğin ABD, Almanya, Gürcistan, Hırvatistan, İngiltere, Sırbistan) iktidardaki ideolojiye yakın sivil toplum kuruluşları benzer bir “etki ve erişim” ayrıcalığı yaşarlar; bu dönemsel ayrıcalıklar kamu-sivil toplum etkileşiminin doğasında vardır. Ayrıca, Eğitim-Bir Sen örneğinde görüldüğü gibi ideolojik fikrin artık kanıtla buluşmuş hali, veri temelli tartışmalar için önemlidir. Ancak, söz konusu ayrıcalıklar ülkemizde o kadar dengesiz ve anti-demokratik bir yere geldi ki bu tür bir değerlendirme artık havada kalıyor. Sivil toplumda bir kesim iktidara yakın durmanın sonucu olarak böylesine bir ayrıcalığa sahipken, devletin diğerleri üzerindeki baskısı hem Türkiye’nin geride bıraktığını umduğumuz zayıf demokrasi günlerini hatırlatıyor hem de benzer politikalar bugün ancak otoriter rejimlerde (örneğin Azerbaycan ve Rusya’da) görülüyor. Eğer bir sendika (Eğitim-Bir Sen) güçlenir ve büyürken diğeri (<a href="http://egitimsen.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Sen</a>) baskı altında varoluş mücadelesi veriyorsa, okullar iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarına açık kapı politikası uygularken diğer kuruluşlar etkisizleştiriliyorsa, bürokrasi sivil toplumu “bizden ve bizden olmayanlar” diye ayırmaya başladıysa, burada iktidara yakın sivil toplumun GONGO’lara (kamu tarafından organize edilen ve desteklenen sivil toplum kuruluşları için kullanılan İngilizce kısaltma) dönüşmekte olduğunu görme zamanı gelmiş demektir.</p>
<p>Özellikle muhalif sivil toplum üzerindeki baskıların insan hakları alanına sıçraması ideolojik duruşumuz ve iktidarla ilişkimiz ne olursa olsun hepimiz için üzerinde -en azından- düşünmemiz gereken yeni bir eşiktir. Ne yazık ki geçtiğimiz bir yıldır adaletin tartısının iyice bozulduğuna tanıklık ediyoruz. Türkiye’de çocuk hakları savunuculuğu yapan yetkin ve kapsayıcı Gündem Çocuk Derneği gibi bir kurumun OHAL kapsamında hiçbir hukuk süreci işletilmeden kapatılması, çocuk hakları savunucuları arkadaşlarımıza yapılan bu adaletsiz müdahale hepimizin vicdanında bir yara bırakmış olmalı. Son olarak insan hakları savunucularının tutuklanması karşısında ise ülkemiz yeni bir dibi gördü. Bu ülkenin tarihinde kimliği ve görüşü ne olursa olsun herkes için hak mücadelesi yapmış insanlar ile “terörist” ifadesinin aynı cümle içinde anılmasına kalbimiz acıyarak hayret ediyoruz. Geldiğimiz noktada, yıllar içinde kolektif olarak inşa ettiğimize kendimizi inandırdığımız “Türkiye’nin başarı hikayesi,” onu taşıyan temel sütunlar olan insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme kazanımlarıyla beraber çöküyor.</p>
<p><strong>İnsan hakları tüm farklılıklarımızı kapsar</strong></p>
<p>Böyle bir dönemde <a href="https://www.sivilsayfalar.org/"><strong>Sivil</strong></a> <a href="https://www.sivilsayfalar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Sayfalar</strong></a>’da yazmanın ruh hali bir garip oluyor. Bir yandan her geçen gün artan bir iç sıkıntısı var, diğer yandan son yazımda değindiğim gibi “hepimizin olaylar karşısında yaşadığımız duygusal iniş çıkışları kontrol edip, gidişatı değiştirmek için olayları anlamlandırmaya, çağın gereksinimlerine uygun düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız” olduğuna inanıyorum. Bunlar birbirlerini dışlamıyor, sadece duygularımızı yaşarken içgüdülerimizi dinlemeyi ve aklımızı yapıcı olarak kullanmayı öneriyorum. Buradan bakınca, tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizdeki sivil toplum mücadelesine güvenim ve inancım tam, çünkü bunun örneklerini de görüyorum ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/batuhan-aydagul/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sivil Sayfalar’da</a> yazıyorum.</p>
<p>Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır. İçinde bulunduğumuz koşullarda bunu yüksek sesle söyleyemeseler bile en azından bu olumsuz durumun farkında olanlarla konuşalım, dertleşelim, elimizden geldiği kadar sivil köprüleri tutmaya gayret edelim. Tarih boyunca gücün ve iktidarın el değiştirdiğini bilerek o değişimlerde daha güçlü durabilecek bir sivil toplum omurgası inşa edelim.  Bugün, dünyanın farklı milletlerinden ulusların kendileri üstünde bir insan hakları rejimi kurabildiğini hiç unutmadan, aynı vatanda yaşayan ve sivil toplum kuruluşlarında farklı görüşlerle, gönlümüzle çalışan insanlar olarak, din, dil, ırk, renk, bedensel farklıklık vb. ayırt etmeden, herkes için var olan insan haklarına ve o hakların savunucularına sahip çıkma günü. Ülkenin tam ortasında yıllardır sürekli kırılarak toplumsal trajedilere yol açan fay hattının tamiri başka türlü mümkün olmayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Joshua Cooper Ramo, <a href="https://books.google.com.tr/books/about/The_Seventh_Sense.html?id=Vw0rjgEACAAJ&amp;source=kp_cover&amp;redir_esc=y"><em>Seventh Sense</em></a> kitabından</p>
<p>Ana görsel AK Parti&#8217;nin <a href="https://www.akparti.org.tr/site/haberler/sivil-toplum-kuruluslari-ile-is-birligini-gelistirmek-amaciyla-yeni-bir-sis/87976#1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sayfasından</a> alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
