<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/goc-arastirmalari-dernegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/goc-arastirmalari-dernegi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Apr 2024 10:23:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/goc-arastirmalari-dernegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;En Büyük Zorluk, Genel Atmosferdeki Düşmanlık Söyleminin Etkisi&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/19/en-buyuk-zorluk-genel-atmosferdeki-dusmanlik-soyleminin-etkisi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/19/en-buyuk-zorluk-genel-atmosferdeki-dusmanlik-soyleminin-etkisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2024 10:23:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göç Araştırmaları Derneği'nden Didem Danış ile mülteci derneklerinin yaşadıkları ayrımcılık üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/19/en-buyuk-zorluk-genel-atmosferdeki-dusmanlik-soyleminin-etkisi/">&#8216;En Büyük Zorluk, Genel Atmosferdeki Düşmanlık Söyleminin Etkisi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Mülteci dernekleri 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşadı. Onların deprem deneyimiyle ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle belirtmek gerekirse, biz İstanbul&#8217;da yerleşik bir derneğiz, ancak depremden hemen sonra sahada mültecilerle çalışan sivil toplum örgütleriyle iletişime geçtik. Elbette, depremin yıkıcı etkileri onları da derinden etkiledi. Zarar gören veya depremden etkilenen birçok STK, özellikle büyük sivil toplum örgütlerinde, yani hemen her ilde çalışan örgütlerde can kayıpları yaşandı. Özellikle Hatay ve ilçelerinde bu durum çok yoğun şekilde gözlemlendi. Depremin can ve mal kaybının yanı sıra, sahada aktif olarak çalışan mülteci alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri de etkilendi. Ancak, bir diğer etkisi ise ilk şok atlatıldıktan sonra özellikle sosyal medyada mültecilere karşı artan nefret söylemiyle yaşandı. Sahada bir süre sonra toparlanıp çalışma yürütmek isteyen mültecilere yönelik çalışma yapmak isteyen sivil toplum örgütleri, bu yabancı düşmanı söylemle ve mülteci karşıtı söylemle ciddi anlamda sınırlanmış oldular. Bu şekilde genel bir ikili tablodan bahsedebiliriz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Örneğin, bazı STK&#8217;lar deprem sırasında yaptıkları yardımlarda normalde üzerinde isimlerinin bulunduğu ve &#8220;sığınmacı&#8221; yazan yeleklerini giymemeye başladılar.</span></p></blockquote>
<p><b>Mülteci dernekleri toplum içindeki algı ve ayrımcılıkla mücadelede hangi stratejileri kullanıyor ve bu stratejilerin etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dernek olarak sizin bu konudaki stratejiniz nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem özelinde değerlendirdiğimizde, 2023 yılında özellikle deprem ve sonrasında sosyal medyada yükselen mülteci karşıtlığı, nefret söylemi ve düşmanlaştırıcı suçlamalarla dolu bir döneme girdik. Bu durum, mülteci alanında çalışan STK&#8217;ları da genellikle daha düşük profilde çalışmaya yönlendirdi. Özellikle büyük örgütler, hem çalışan sayısı hem de maddi güçleri bakımından daha güçlü olduğundan, isim değişikliğine gittiler veya logolarının görünmemesi için ek çabalar sarf ettiler. Örneğin, bazı STK&#8217;lar deprem sırasında yaptıkları yardımlarda normalde üzerinde isimlerinin bulunduğu ve &#8220;sığınmacı&#8221; yazan yeleklerini giymemeye başladılar. Bu nedenle, güçlü karşı söylem, sivil toplum alanında çalışanların kendilerini daha az fark ettiren bir pozisyona çekilmelerine yol açtı. Özellikle uluslararası kuruluşlara baktığımızda, Birleşmiş Milletler ve bağlantılı kurumların mültecilere ve özellikle de bu dönemde ekstra ayrımcılığa maruz kalan mültecilere yönelik etkili bir çalışma yürütmediklerini ve görevlerini neredeyse tamamen unuttuklarını gözlemledik.</span></p>
<p><b>Mülteci hakları savunuculuğu yaparken kişi ve kurum olarak nasıl zorluklarla karşılaşıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç Araştırmaları Derneği olarak, alanımız genellikle bilgi üretme ve bu bilgiyi politika oluşturma süreçlerine ve araştırmaya dayalı çalışmalara katkıda bulunma üzerine odaklı. Bu sebeple, insani yardım alanında aktif olan diğer sivil toplum örgütlerinden farklı olarak, daha çok hak savunuculuğuna olanak tanıyacak bilgi üretimi, bilgiyi yayma ve söz üretme çabalarına odaklanıyoruz. Bu nedenle, depremden doğrudan etkilenmemiş olabiliriz ancak depremin neden olduğu yabancı düşmanlığı söylemi de bizim üzerimizde etkili oldu, elbette sınırlı da olsa. Dolayısıyla, sorunumuz şudur: Mülteci haklarını savunurken kişi ve kurum olarak hangi zorluklarla karşılaşıyoruz? En büyük zorluk, genel atmosferdeki düşmanlık söyleminin etkisidir. Bu söylem, bize yönelik, &#8220;seviyorsan al da evine besle&#8221; gibi korkunç ifadelerle kendini gösterebiliyor. </span></p>
<p><b>Mülteci derneklerinin çalışmalarına karşı medyanın nasıl bir bakışı olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medya, genel olarak siyasi kutuplaşmanın ötesinde son birkaç yılda göçmen karşıtı bir hava benimsemiş durumda. Özellikle muhalif medyada, yani hükümete karşı olan medyada, çok güçlü bir göçmen karşıtlığı görülmekte. Bu durum, işimizi daha da zorlaştıran bir atmosfer oluşturuyor. Hükümete daha yakın olan medya, hükümetin açık kapı politikası izlemesi ve göreceli olarak kucaklayıcı bir yaklaşım sergilemesi nedeniyle mülteci karşıtı dalgaya kapılmıyor, daha temkinli davranıyor. Ancak, son birkaç yılda toplumda ve seçmenlerde yükselen tepkinin farkında olmalarına rağmen bu konuyu görmezden gelme eğilimi gözlemleniyor. Bu nedenle, hak odaklı sivil toplum faaliyeti yürütmeye çalışanlar için iki türlü görmezden gelme ve yok sayılma tavrı mevcut. Ancak, muhalif kanatta bu durum daha zorlayıcı olabiliyor çünkü orada bir anlamda düşmanlaştırıcı bir tavır sergileniyor.</span></p>
<p><b>Mülteci derneklerinin yaşadığı ayrımcılık, sürdürülebilirliği de etkiliyor. Sürdürülebilirlik ve uzun vadeli etki sağlamak için hangi stratejileri önemsiyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim odaklandığımız en önemli nokta, Türkiye&#8217;deki güncel gelişmeler çerçevesinde konulara müdahil olmak. Örneğin, geçtiğimiz günlerde yerel seçimler bağlamında kentlerdeki göçmen ve sığınmacıların durumu tekrar gündeme geldi. Kasım ve Aralık aylarında hızlı bir çalışma yürüterek bu konuda bir rapor hazırladık. Benzer şekilde, deprem döneminde deprem bölgesindeki mültecilerle ilgili çalışmalar yaptık. Bu çalışmaların amacı, onların yaşadığı zorlukları ve başa çıkma stratejilerini araştırmaktı. Stratejimiz, gündeme paralel olarak araştırmalar yaparak söylemimizi güçlendirmek ve esnek bir şekilde hareket etmektir. Derneğimiz küçük olmasına rağmen, üyelerimizin çoğunun akademisyen olması ve farklı üniversitelerde çalışıyor olmaları sayesinde araştırmaya dayalı çalışmaları küçük bütçelerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu da, diğer derneklerle kıyaslandığında daha hızlı hareket etmemizi sağlıyor. Küçük bütçelerle çalışmanın getirdiği esneklik ve hızı stratejimizde değerlendiriyoruz.</span></p>
<p><b>Mülteci derneklerinin ayrımcılıkla mücadelede daha etkin olabilmesi için, toplumun genelinde ve devlet politikalarında ne gibi değişikliklere ve tutuma ihtiyaç var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En büyük sorunlardan biri, toplumun genelinde sığınmacılara karşı bir hava olması. Yapılan araştırmalar zaten bunu gösteriyor. Türkiye&#8217;de, siyaseten kutuplaşmış bir yapıda bile herkesin hemfikir olduğu nadir konulardan biri göçmenlerdir. Dolayısıyla, toplumda kendimize müttefik olarak görebileceğimiz kesimlerin çok sınırlı olması önemli bir zorluk. Avrupa eleştirilir, devlet politikaları göçmen karşıtıdır ve çeşitli hak ihlalleri yapılır, ancak Avrupa&#8217;da göçmen haklarını savunan güçlü sivil toplum örgütleri ve halk inisiyatifleri bulunmaktadır. Bizde ise birkaç STK dışında toplumda göçmenlerle duygudaşlık veya dayanışma gösteren yapılar çok azdır. Dolayısıyla, mülteci alanında çalışan sivil toplum örgütleri genellikle tek başlarına hareket etmekte. Bu durumda, sivil alanda hak arayabileceğimiz çok fazla aktör bulunmamakta. Baroların mülteci komisyonları bu alanda önemli bir rol oynamaktadır ve diğer sivil toplum örgütlerini güçlendirmek için çaba göstermektedirler. Ancak, güçlü bir hak savunuculuğu hareketinin varlığından bahsetmek zor. Birkaç yerel girişim hariç, etkinlik açısından sınırlı. Örneğin, Gaziantep&#8217;teki Kırkayak gibi yerel girişimlerden bahsedebiliriz. Ancak, genel olarak, bu girişimlerin etkinlikleri sınırlı.</span></p>
<p>Kapak görseli: Anastasiia Kucherenko/Shutterstock</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/19/en-buyuk-zorluk-genel-atmosferdeki-dusmanlik-soyleminin-etkisi/">&#8216;En Büyük Zorluk, Genel Atmosferdeki Düşmanlık Söyleminin Etkisi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/19/en-buyuk-zorluk-genel-atmosferdeki-dusmanlik-soyleminin-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Araştırmaları Derneği: &#8216;Dina için Adalet&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/04/10/goc-arastirmalari-dernegi-dina-icin-adalet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 10:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dina]]></category>
		<category><![CDATA[Dina İçin Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göç Araştırmaları Derneği, 26 Mart’ta Filyos Çayı’nda ölü bulunan 18 yaşındaki Karabük Üniversitesi öğrencisi Gabonlu Dina'nın ölümünün ardındaki sis perdesinin bir an önce aydınlanması için kamuoyuna çağrıda bulundu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/04/10/goc-arastirmalari-dernegi-dina-icin-adalet/">Göç Araştırmaları Derneği: &#8216;Dina için Adalet&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gabon uyruklu 18 yaşındaki üniversite öğrencisi Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga&#8217;nın bedeni geçtiğimiz hafta Filyos Çayı&#8217;nda bulundu. Dina annesiyle son konuşmasında Karabük&#8217;te kötü muamele gördüğünü ve şehri terk etmek istediğini söylemişti. Dina&#8217;nın şüpheli ölümü araştırılırken uluslararası öğrenciler Dina&#8217;ya adalet için seferber oldu. Dina&#8217;nın ölüm nedeninin açıklığa kavuşması için ailesi ve arkadaşları internet üzerinden imza kampanyası başlattı. Kampanyaya <a href="https://www.change.org/p/t%C3%BCrkiye-de-%C3%BCniversite-okuyan-17-ya%C5%9F%C4%B1ndaki-dina-n%C4%B1n-%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC-ayd%C4%B1nlat%C4%B1ls%C4%B1n-dinai%C3%A7inadalet-justicefordina-justicepourdina?recruiter=37661064&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=twitter&amp;utm_campaign=psf_combo_share_initial&amp;utm_term=dc707c207a9d4c6794db62d4160d9cbc&amp;recruited_by_id=b0e50420-2cfb-0130-c23e-38ac6f16cbb1" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz. </a></p>
<p>İmza kampanyasını başlatan Solange yaptığı açıklamada, &#8220;Ben de Gabon asıllıyım. Irkçılık ve Cinsiyetçilik yüzünden bir kız kardeşimizi, bir kızımızı, bir arkadaşımızı kaybetmemizi kabul etmiyorum&#8221; dedi.</p>
<p>Gabon Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı&#8217;ndan soruşturmanın gelişmeleri hakkında bilgilendirme talebinde bulundu. Gabon Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği&#8217;ni temsil eden Avukat Kerim Bahadır Şeker, bu davanın takipçisi olacağını ve bütün emarelerin aydınlığa kavuşması için elinden geleni yapacağını belirtti.</p>
<p>Bu soruşturma Fransa&#8217;da yaşayan Afrika kökenli gruplar tarafından da takip edilirken, Dina İçin Adalet (#justicepourdina) etiketiyle bir sosyal medya kampanyası başlatıldı.</p>
<p>Olayın bir an önce aydınlatılmasını talep eden Göç Araştırmaları Derneği (GAR), Dina İçin Adalet kampanyasının takipçisi olmaya devam edeceklerini belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/04/10/goc-arastirmalari-dernegi-dina-icin-adalet/">Göç Araştırmaları Derneği: &#8216;Dina için Adalet&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 18:25:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[idari koordinatör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83506</guid>

					<description><![CDATA[<p>GAR – Göç Araştırmaları Derneği, devam eden projelerinde görev almak üzere yarı-zamanlı “İdari Koordinatör” arıyor. İlana son başvuru tarihi 2 Nisan.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/">Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Görev ve Sorumluluklar</strong></h5>
<ul>
<li>Projelerin idari ve mali takibini yürütmek,</li>
<li>Proje sonunda yazılması gereken idari ve mali raporları hazırlamak,</li>
<li>Bütçe ve faaliyet raporlarını düzenli olarak hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak,</li>
<li>Projelerde gerçekleştirilecek etkinliklerin organizasyonuna destek vermek,</li>
<li>Proje ekibi ile uyumlu çalışmak ve ekip üyelerine düzenli bilgilendirmeler yapmak,</li>
<li>Derneğin sürdürülebilirliği için kaynak geliştirme faaliyetlerinde görev almak,</li>
<li>Finansal işlemlere ait evrakları dosyalamak,</li>
<li>Denetim süreçlerinin koordinasyonunu sağlamak, yasal süreçler hakkında Yönetim Kurulunu bilgilendirmek,</li>
<li>Derneğin idari, mali ve yasal yükümlülüklerinin ilgili ekipler ile birlikte takibi ve koordinasyonu sağlamak,</li>
<li>Derneğin tüzüğünde belirtilen amaçlara uygun şekilde, dernek üyeleri tarafından proje kapsamında verilecek diğer tüm görevlerde yer almak,</li>
</ul>
<p>Bu pozisyon için öngörülen çalışma süresi, 1 Mayıs 2023-31 Aralık 2024 tarihleri arasında haftada 2 tam gündür.</p>
<h5><strong>Aranan Nitelikler</strong></h5>
<ul>
<li>Üniversitelerin Sosyal Bilimler bölümlerinden mezun,</li>
<li>İstanbul&#8217;da ikamet eden,</li>
<li>Sivil toplum alanında en az iki yıl idari çalışma deneyimine sahip,</li>
<li>İyi derecede yazılı ve sözlü İngilizce bilen, İngilizce ve Türkçe raporlama deneyimine sahip,</li>
<li>Bütçe ve Faaliyet planı hazırlama konusunda deneyimli,</li>
<li>Projelerin İzleme ve Değerlendirme süreçlerine hâkim,</li>
<li>Finansal ve İdari işler konusunda bilgi sahibi,</li>
<li>Gelişmiş organizasyon yeteneği ve deneyimi olan,</li>
<li>Sonuç odaklı ve analitik düşünebilen,</li>
<li>İç disiplini yüksek ve iş teslim tarihlerine sadık kalabilen</li>
</ul>
<p>adaylar tercih edilecektir.</p>
<p>Başvuru için iki referans bilgisi (isim ve iletişim bilgisi verilmesi yeterli olacaktır) ile İngilizce özgeçmişinizi ve en fazla bir sayfa İngilizce niyet mektubunuzu “İsminiz- İdari Koordinatör” konu başlığı ile <strong>2 Nisan 2023 saat 24:00</strong>’e kadar  <span id="cloak219b1098c564339803081bfd6143bfd7"><a href="mailto:eda@gar.org.tr">eda@gar.org.tr</a></span> adresine iletebilirsiniz. Yalnızca kısa listeye alınan adaylar mülakata çağırılacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/">Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Nefret Söylemi ve Ayrımcı Dil Acilen Sonlandırılmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/16/nefret-soylemi-ve-ayrimci-dil-acilen-sonlandirilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 11:04:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Altındağ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[göç politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Göçmen Dayanışma Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve Göç Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci ve göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'de artan göçmen ve mülteci karşıtı söylemler ile Ankara Altındağ'da Suriyelilere yönelik saldırıya ilişkin 18 kurum ortak açıklama yayınladı. Bildiride "toplumdaki gerilimi geri döndürülemez noktaya götüren nefret söylemleri ve ayrımcı söylemlerin acilen sonlandırılması" çağrısında bulunuldu. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/16/nefret-soylemi-ve-ayrimci-dil-acilen-sonlandirilmali/">&#8216;Nefret Söylemi ve Ayrımcı Dil Acilen Sonlandırılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında STK&#8217;ların ve bazı üniversitelerin göç birimlerinin de olduğu 18 kurum tarafından yapılan ortak açıklamada şu hususlar öne çıkıyor:</p>
<p>&#8220;Altındağ&#8217;da Emirhan Yalçın&#8217;ın hayatını kaybetmesinin ardından hızlıca örgütlenen grupların ilçede Suriyelilerin evlerine ve iş yerlerine saldırması, etkili ama sorumsuz kişiler tarafından kışkırtılan mülteci karşıtlığının önlenemez boyutlara ulaşabileceğini gösterdi. Bu linç ve saldırı olayları pandemi sürecinin getirdiği zorluklar, güvenlik endişeleri, ekonomik krizin neden olduğu belirsizlikler ve uzun bir süredir devam eden siyasal ve sosyal gerilimler bahane edilerek göçmenlere yönelik nefret suçlarının, dışlayıcı ifadelerin ve uygulamaların varabileceği noktayı bizlere göstermesi bakımından da ibret olmalıdır.&#8221;</p>
<h5><strong>&#8216;Göç Her Zaman Bir Sorun Olarak Deneyimlenmek Zorunda Değildir&#8217;</strong></h5>
<p>Farklı vesilelerle ve defalarca tekrar edildiği üzere göç, günümüz dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Göç her zaman bir sorun olarak deneyimlenmek zorunda değildir. Göçle birlikte ortaya çıkan ve yeni ve çeşitli durumların toplumların değişimine ve gelişimine olanak sağlaması da mümkündür. Bunu belirleyen ise göç alan ülkelerin politikaları ve göç yönetimleridir.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;ye sığınmak zorunda kalan ve gündelik yaşamlarında sömürüyü ve şiddeti en ağır şekilde yaşayan göçmen ve mültecilerin ötekileştirilmesi ve bir günah keçisi olarak hedef alınması kabul edilemez. Kalıcı ve sürdürülebilir bir entegrasyon ve göç politikasının eksikliğine ilişkin eleştirilerin, tüm bu süreçlerde mağdur olan göçmenlere ve mültecilere yöneltilmesi, durumu daha da derinleştirmekten öteye geçmeyecektir.&#8221;</p>
<h5><strong>&#8216;AB Daha Fazla Sorumluluk ve İnisiyatif Almalı&#8217;</strong></h5>
<p>&#8220;Her devlet göçle ilgili kendi politikalarını uygularken, altına imza attığı uluslararası hukuk kurallarına ve temel insan hakları ilkelerine de uymak zorundadır. Meselenin küresel boyutunu göz önünde bulundurarak, Avrupa Birliği’ne üye olan ülkeleri düzensiz göç ve iltica konusundaki sorumluluklarını ivedilikle yerine getirmeye davet ediyoruz.</p>
<p>Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerin, Türkiye gibi yoğun göç hareketlerinin yöneldiği ülkeleri, sadece ekonomik yardımlar ile destekleyerek göçün kendi sınırlarına yönelmesini önlemek amacıyla araçsallaştırması yerine eşit, adil, etkili ve sürdürülebilir bir göç politikasının uygulanması için daha fazla inisiyatif ve sorumluluk alması gerektiğini hatırlatıyoruz.&#8221;</p>
<h5><strong>İmzacı Kurumlar </strong></h5>
<ul>
<li>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniv. Göç Politikaları Uyg. ve Araş. Merkezi, GPM</li>
<li>Göç Araştırmaları Vakfı</li>
<li>İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi</li>
<li>Maya Eğitim ve Kültür Araştırma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
<li>Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi, BAUMUS</li>
<li>Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara</li>
<li>İnsan Hakları Gündemi Derneği</li>
<li>Medya ve Göç Derneği</li>
<li>Mülteci.net</li>
<li>Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi</li>
<li>Göçmen Dayanışma Derneği</li>
<li>İzmir Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği</li>
<li>Mültecilerle Dayanışma Derneği, Mülteci-Der</li>
<li>Sosyal Hizmetler Uzmanları Derneği (SHUDER) Ankara Şubesi</li>
<li>Göç Araştırmaları Derneği</li>
<li>Hayata Destek Derneği</li>
<li>Kırkayak Kültür, Sanat ve Doğa Derneği</li>
<li>Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, (MİREKOÇ)</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/16/nefret-soylemi-ve-ayrimci-dil-acilen-sonlandirilmali/">&#8216;Nefret Söylemi ve Ayrımcı Dil Acilen Sonlandırılmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2020 13:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli kadınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göç Araştırmaları Derneği‘nin (GAR) hazırladığı Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri ve Toplumsal Cinsiyet İlişkileri raporu, Suriyeli mülteci kadınların çalışma deneyimlerine ‘mecburiyet, müzakere, değişim’ başlıklarıyla odaklanıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/">Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lülüfer Körükmez, İlhan Zeynep Karakılıç ve Didem Danış tarafından Henrich Böll Stftung Derneği’nin desteğiyle hazırlanan araştırma raporu, Mersin, Gaziantep ve İzmir’de derinlemesine mülakat yapılan 48 Suriyeli mülteci kadınının, ücretli iş gücüne girişlerini ve çalışma deneyimlerini toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele alıyor. Araştırmanın, yeniden yerleşme sürecinde Suriyeli kadınların ücretli iş deneyimlerinin yarattığı toplumsal cinsiyet normları, ilişkileri ve rollerinin dönüşümünü, ücretli iş, çalışma rejimi ve toplumsal ağları odağına alarak anlamayı amaçladığı belirtilen raporda, görüşülen kadınların tamamına yakınının Türkiye’de geçim sıkıntısı sebebiyle ve “mecburiyetten” çalışmaya başladıklarını belirttikleri kaydediliyor. Rapora göre, kadınlar göç öncesinde Suriye’de yaşam koşullarının görece kolay olması ve ev dışında ücretli çalışmanın kadınlara uygun olmadığına yönelik toplumsal cinsiyet normları nedeniyle çoğunlukla çalışmadıklarını dile getiriyor. Kadınlar göç sonrası, yeniden yerleşme sürecinde ise geçim sıkıntısı ağırlaştıkça, mecburiyetten çalışmaya başladıklarını belirtiyor.</p>
<p><strong>İş Bulmada Toplumsal Ağlar Anahtar</strong></p>
<p>Rapora göre, göç sürecinde yaşanacak kentin seçiminde, o kentte yaşayan aile, akrabalar ve tanıdıkların varlığı belirleyici oluyor. Bu ilişkiler toplumsal ağın önemli bir kısmını oluşturmakla birlikte, iş bulmak için kadınlar bu ağların fiziksel ve sosyal sınırlarının dışına çıkarıyor. Parça başı işler, komşu, akraba gibi yakın ilişkiler yoluyla bulunurken, ev dışı işler için mahalleden çıkmak gerektiği görüldüğü belirtilen raporda, iltica ve mültecilik alanında çalışan STK’lar, gerek göçmenler gerekse de göçmen olmayanlarla ilişki kurmak ve ilişki ağını geliştirmek açısından bir düğüm noktası olduğu vurgulanıyor. Kadınlar kurs, eğitim ve benzeri faaliyetlere katılarak bir yandan sosyalleşme imkanı bulurken diğer yandan da iş imkanlarından haberdar oluyorlar.</p>
<p><strong>İş Koşulları Günlük ihtiyaçları Karşılamakla Sınırlı</strong></p>
<p>Raporda, kadınların genellikle güvencesiz, geçici ve düşük ücretli işlerde çalıştığı, emeklilik gibi güvencelerin ise neredeyse mümkün olmadığı belirtiliyor. Kazanılan paranın hanenin geçimi için harcandığı belirtilen raporda,  kadınların STK’larda veya kamu kurumlarında çalışanlar, kendi kurduğu işte çalışanlar, ev dışında kuaför, tezgahtar, konfeksiyon işçisi gibi ücretli işlerde çalışanlar, evde parça başı iş yapanlar  olarak dört kategoride çalıştığının belirlendiği ve tüm bu işlerin kadınlara  güvenceli bir gelecek sunmaktan uzak oldukları vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Ayrımcılık Ve Irkçılık Yaygın Pratik</strong></p>
<p>Raporda mülteci kadınların iş yerlerinde  ayrımcı ve ırkçı yaklaşımlarla yaygın karşılaştığı belirtilirken,  Türkiyelilere göre düşük ücret, laf atma ve doğrudan aşağılamanın yanı sıra, bazı iş yerlerinde kadınların Suriyeli olduklarını saklaması istendiği, zaman zaman da kadınların bir önlem olarak bunu kendiliklerinden yaptığı vurgulanıyor. Esnaflık yapan kadınlar ise, yine ırkçılık, ayrımcılık ile mali ve bürokratik zorluklar nedeniyle işlerini devam ettirmekte zorlandıklarını dile getiriyorlar.</p>
<p><strong>İşe Girmek Yeni Yük ve Riskler Getiriyor</strong></p>
<p>Kadınların ücretli işe girme süreci, güçlenme ve dayanıklılık kadar yeni yükler ve riskleri de beraberinde getirdiği vurgulanan raporda, “Evin ve ailenin bakımından sorumlu kişi olarak görülen kadınların, çalışmaya başlaması, ataerkil toplumsal cinsiyet normları sebebiyle kadınları oldukça zorlamaktadır. İşle birlikte bakım görevlerini de eksiksiz yerine getirebilmek için kadınlar daha fazla çaba harcamaktadırlar. Kadınların çalışmasının önündeki en önemli engel de çocukların bakımı ve hanenin düzeninin devamının sağlanmasıdır. Öte yandan, geleneksel ilişkiler içinde hanede güç ve söz sahibi olan erkekler, kadınların ücretli işe girmesiyle, hane reisliği görevini yerine getiremediklerini düşünerek erkeklikten düşme kaygısı yaşamaktadırlar. Kadınlar, eşlerinin yaşadığı duygusal ve mental zorluklarla baş etmek ve gerilimi hafifletmek için cinsiyete dayalı duygusal emek sarf etmektedir.” Deniliyor.</p>
<p><strong>Değişimden Memnunluk</strong></p>
<p>Kadınların önemli bir bölümünün, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde yaşanan dönüşümden memnun oldukları bu değişimi Türkiye&#8217;de yaşamakla ilişkilendirdikleri <img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-53286" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suriyeyli.png" alt="Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri" width="360" height="189" />belirtilen raporda, “Gerek ücretli çalışma nedeniyle gerekse de diğer ihtiyaçların giderilmesi için mecburi olarak evin fiziksel sınırlarının dışına çıkmak, beraberinde ilişki normlarının da dışına çıkmayı getirmiştir. Suriye&#8217;ye dönmenin, yaşanan değişimin kaybına neden olacağından endişe duymaktadırlar. Erkeklerin ise eski norm ve ilişkileri korumak istemeleri nedeniyle Suriye&#8217;ye dönmek istediği belirtilmektedir.” Deniliyor. Kadınların tüm zorluklarına karşın ücretli çalışmayla güçlendiklerini hissettikleri vurgulanan raporda, “Kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabilmek; ilişkilerin başka türlü kurulması ihtimalini ve yollarını öğrenmek; bu yeni durumu deneyimlemek, kadınların bir dönüşüm geçirdiğinin ve dayanıklılık kazandığının işaretleridir. Çelişkileri ve kırılmaları içinde barındırıyor olsa da bu süreç, kuşkusuz sonraki kuşakta da sürecektir.” tespitinde bulunuluyor.</p>
<p>Mülteci kadınların istihdamıyla ilgili sorunların çözümü için önerilere de yer verilen raporun tamamını okumak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/goc-arastirmalari-dernegi-mecburiyet-muzareke-degisim-suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-ve-toplumsal-cinsiyet-iliskileri/">tıklayınız</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/">Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2020 07:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci-Der]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ-DER]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuz hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artan salgın ve hastalıkların sebebi olarak mültecilerin gösterilmesinin tamamen spekülatif olduğunu dile getiren uzmanlar nefret söylemlerinin çözüm olmayacağını belirtti. Ayrıca bu tür haberlerin toplumsal gruplar arasındaki kutuplaştırmayı da arttığını vurgulayan uzmanlar mültecilerin barınma koşullarının ve sağlığa erişimlerinin iyileştirilmesinde sağlık müdürlüklerine, yerel yönetimlere ve valiliklere görev düştüğünü de ifade ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/">‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Toplumda ortaya çıkan birçok ekonomik ve sosyal sorunun ‘günah keçisi’ olarak gösterilen mülteciler, çeşitli konu başlıkları etrafında devamlı olarak düşmanlığa maruz kalıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Yakın zamanda uyuzun vakalarının artmasından mültecilerin sorumlu tutulması ile ilgili İzmir Tabip Odası Genel Sekrteri Doktor M. Lütfi Çamlı, Göç Araştırmaları Derneği üyesi akademisyen Lülüfer Körükmez ve Mülteci Der Başkanı Avukat İrem Geçmez Sivil Sayfalar’a açıklamada bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-47207 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/lutfi_camli-640x480.jpg" alt="" width="298" height="223" />İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri M. Lütfi Çamlı, son zamanlarda arttığı söylenen uyuzun mültecilerden kaynaklı olduğuyla ilgili söylemlerin spekülatif olduğunu belirterek, “Buna dair bir kanıt yok, bunu söyleyenlerin ellerinde nasıl bir veri var bilmiyorum. Bu tamamen kişinin kendi görüşünü yansıtan bir durum. Uyuzun hangi koşullarda yayılabildiğini biliyoruz, bir toplu yaşam alanlarında ve yaşam koşullarının daha olumsuz olduğu koşullarda oluyor. Bu ırki bir özellikten öte bu yaşam koşullarında yaşayan dünyanın neresinde olursa olsun herkeste yaşanabilir bir olay. Biz bir bölgede uyuzu daha çok görüyorsak öncelikle o bölgenin barınma şartlarını, sosyo ekonomik koşullarını ve sağlığa erişim durumlarını incelememiz gerekiyor. Direkt sorumlusu olarak mültecileri göstermek çok sağlıklı bir yaklaşım değil. Bu tür tespitler mantıklı olabilir ama belli bir ırka ya da mültecilerde var demek doğru, bilimsel kanta dayalı bir görüş değil” dedi. </span></p>
<p><b>‘Sağlık Müdürlüğü, Yerel Yönetim ve Valiliklere Görev Düşüyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nefret söylemlerinin bir yere götürmeyeceğini dile getiren Çamlı, “Aksine tehlikeli olabilecek, ötekileştirmeyi, nefret söylemine neden olabilecek durumlar. Barınma ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi sadece sağlık müdürlüklerinin değil, yerel yönetimler, valiliklerin de adım atması lazım. Mülteciler gelirken yanlarında bu hastalıkları getirmediler. Mülteciler yeni değil çoktandadır Türkiye’deler. Parazit dış koşullarda çok uzun yaşamıyor, en fazla iki gün. Eşyalarla, çamaşırlarla gelmesi mümkün değil. Böyle de bir şey var o kişinin mülteci olup olmadığı sorgulanmadan yaşam koşullarının, hijyen şartlarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Koruyucu halk sağlığı tedbirlerinin sağlanması, daha insani yaşam koşullarının yerel yönetimlerce desteklenmesi lazım” ifadelerini kullandı. </span></p>
<p><b>‘Basın Yanlış İnançları Daha Da Yerleşik Hale Getiriyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-47208 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/lulufer_korukmez-640x427.jpg" alt="" width="340" height="227" />Göç Araştırmaları Derneği üyesi akademisyen Lülüfer Körükmez de uyuz vb bulaşıcı hastalıkların “kaynağı” olarak mültecileri göstermenin ve bunun kabullenişindeki yaygınlığın toplumun mültecilere bakışını şekillendirdiğini ifade ederek, “Maalesef sadece hastalıklar değil, birçok sosyal ve ekonomik sorunun &#8216;kaynağı&#8217; olarak da mülteciler görülüyor. Örneğin, işsizliğin, ekonomik krizin, sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin sebebi mülteciler özellikle de Suriyeliler olarak görülüyor. Basının önemli bir bölümü, bir yandan yanlış inançlara ve eksik bilgiye dayalı, toplumsa yaygın algıyı daha yerleşik hale getiriyor, daha derinleştiriyor” dedi. </span></p>
<p><b>‘Haberler Sınırların Kalınlaşmasına Yol Açıyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körükmez şunları söyledi: “Maalesef Türkiye’de, göçmen, mülteci, vatandaş ve statüsüzlerin, </span><span style="font-weight: 400;">toplumsal barış koşullarında bir arada yaşamaları için bütünleştirici adımlar atıldığını söylemek mümkün değil. Doğrudan ayrımcı söylemler ve uygulamalar bir yana, ne muhalefet partilerinin ne iktidar partisinin, toplumsal barışı önceleyen, hak temelli, birlikte yaşamı kurgulayacak politikalar geliştiremediklerini görüyoruz. Bu tür haberler ise, gruplar arası gerilimleri daha da besleyecek, gruplar arası sınırların daha kalınlaşmasına yol açmaktadır”. </span></p>
<p><b>‘Mültecilerin Sebep Olduğuna Dair Veri Yok’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47209 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/irem_gecmez-640x480.jpg" alt="" width="329" height="247" />Uyuz vakalarında yaşanan artış ile birlikte mültecilerin yeniden hedefe konulmasını eleştiren Mülteci-Der Başkanı İrem Geçmez, daha önce de şark çıbanı ve çocuk felcinin özellikle sınıra yakın yerlerde yeniden görülmesi üzerine benzer suçlama ve tartışmalar yaşandığını hatırlatarak, “Ülkemiz 10 senedir yoğun bir şekilde göç alıyor ancak uyuz hastalığı yakın bir zamanda bu kadar sıklıkla görülmeye başlandı. Mültecilerin ülkemize hastalıkla geldiği, bu hastalığın onlar yüzünden ortaya çıktığı ya da çoğaldığı yönünde bir tespit olmamasına rağmen bu konuda da sebep olarak gösteriliyorlar. Mültecilerin yaşadıkları, tutuldukları alanlar çoğu zaman yeterince hijyenik olamıyor. Özellikle tutulma alanlarında bu sebeple deri hastalıkları meydana gelebiliyor ancak böyle bir durumda dahi bunun sebebi mülteciler değil, mültecilerin kötü koşullarda tutulmasına veya yaşamasına sebep olanlardır” diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/">‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Mültecilerin Hayatları Riske Atılmamalı’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/multecilerin-hayatlari-riske-atilmamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 07:40:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Geçici koruma statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlüt Çavuşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Soylu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Basına ve sosyal medyaya yansıyan mültecilerin geri gönderme haberleri ile ilgili konuştuğumuz dernek temsilcileri, akademisyen ve avukatlar, hükümetin mülteci politikasında değişikliğe dikkat çekerek mültecilerin hayatlarının riske atacak uygulamalardan vazgeçilmesini istediler. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/multecilerin-hayatlari-riske-atilmamali/">‘Mültecilerin Hayatları Riske Atılmamalı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yerel seçimlerinden sonra mültecilere yönelik daha katı bir politika izleyeceğinin işaretlerini veren hükümet ilk adımı attı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Sahil Güvenlik Komutanlığına ait TCSG Dost Gemisi’nde yaptığı &#8220;Batılılardan farkımız şu ki; biz yakaladığımız insanlara suçlu ya da terörist muamelesi yapmıyoruz. Güvenliği elden bırakmadan, yasal prosedürlere uygun olarak onları geldikleri ülkelere geri göndermeye çalışıyoruz. Yakalanan hiçbir kaçak göçmen, kötü muameleyle karşı karşıya kalıyor değildir&#8221; sonra konuşmasından sonra İstanbul’da mültecilere yönelik kimlik kontrolleri başlandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kentin bir çok noktasında kurulan polis noktaları ile birlikte kaydı olmayan ya da kaydı başka bir olduğu halde İstanbul’da yaşayan Suriyeli mülteciler alı konulmaya başlandı. Bu mültecilerin sınır dışı edildiğine dair basında haberler yer aldı. The Independent Türkçe muhabiri Cihat Arpacık haberinde 400 mültecinin İdlib’e gönderildiğini ve kontrollerin yayılacağını yazdı. Sınır dışı edilen mültecilerin elleri plastik kelepçelerle bağlı bir şekildeki yolculuk görüntüleri de sosyal medyaya yansıdı. İdlib’e yapılan son hava saldırısında 38 kişi öldü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Valiliği ise yaptığı açıklama sınır dışı iddialarını yalanladı ve mültecilere kayıtlı olduğu ile dönmesi için 20 Ağustos’a kadar süre tanıdığını, kayıtsız olanların da kayıt olabileceği ile illere gitmesi gerektiğini dile getirdi. Yine yıl sonuna kadar 80 bin göçmenin sınır dışı edileceği açıklandı. Yaşananlar karşısında tedirginlikleri artan mülteciler evlerinden ya da işyerlerinden çıkamaz duruma geldi.  İstanbul Valiliği&#8217;nden gelen açıklamanın ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yapılan geri gönderme sözleşmesinin askıya alınma duyurusu ile de Avrupa Birliği devletlerine de mesaj verilmek isteniyor. </span></p>
<p><b>‘Hukuki Açıdan Sınır Dışı Etme Koşulları Yok’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Didem Danış, Geçici Koruma Statüsüne yönelik eleştirilerindeki haklılıklarının bir kez daha ortaya çıktığını dile getirdi. Geçici Koruma Statüsü’nün en temel maddesi olan sınır dışı yasağının uygulanmadığını belirten Danış “Suriyelilerin kendi istekleri dışında gönderildiğini öğreniyoruz. Bunun tam olarak sebebi de belli değil; haberlerden sadece suça karışmak olmadığını anlıyoruz. Sebep olarak, Suriyelilerin kayıtlı olduğu ilin dışında ikamet ediyor olması gösteriliyor. Farklı ilde ikamet edenin kayıtlı olduğu il yerine ülke dışına gönderilmesi çok sert bir uygulama. Hukuki açıdan sınır dışı etme koşullarının oluşmadığını görüyoruz. Sanıyorum bu sebeple, o kişilere zorla “gönüllü geri dönüş” kağıtları imzalatılıyor” dedi. </span></p>
<p><b>‘Batıdan Tepki Geleceğini Sanmıyorum’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriyeliler açısından yedi yıldır devam eden görece pozitif dönemin kapandığını ifade eden Danış, “Suriyelilerin bu durumda hayatlarını nasıl idame ettirebilecekleri büyük bir soru işareti. Zaten toplumda genel bir tepki ve güçlü bir nefret söylemi yükseliyordu. Şimdi devlet tarafından da olumsuz bir tavır benimseniyor. Geri göndermeler daha çok seçim sonuçlarına bağlanıyor ama bence esas mesele giderek sertleşmekte olan ekonomik kriz. Ekonomik krize yönelik siyasi tepkiyi hafifletmek amacıyla Suriyeliler geri gönderiliyor gibi geliyor bana. Maalesef bugün, güya liberal demokrat olarak tarif edilen Batının acıklı hali de ortada. Avrupa’da bu uygulamaya hiçbir devletin samimi bir şekilde karşı çıkacağını, ‘yapmayın etmeyin’ diyeceğini sanmıyorum. Onun için de Suriyeliler kendi başlarına kalmış durumdalar.  Onları savunabilecek sivil toplumun zayıf olması da ayrıca üzücü” diye konuştu. </span></p>
<p><b>GAR: Mültecilerin Yaşam Hakları Riske Atılmamalı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç Araştırmaları Derneği tarafından geri göndermelerle ilgili yapılan açıklamada ise  Suriye’ye sınır dışı edildiği yönündeki bilgilerin sosyal medyada görünür hâle gelmesi, bu işlemlerin hukuka uygunluğu konusunda kaygı uyandırdığı belirtilerek “Sığınmacıların yasal olmayan nedenler ve usullerle sınır dışı edilerek, Suriye gibi savaşın ve çatışmaların hüküm sürdüğü istikrarsız bölgelere geri gönderilmeleri Türkiye’nin tâbi olduğu ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı olduğu gibi, bu uygulamayı hayata geçirenlerin amaçladığı çözüme de hizmet etmemektedir. Birçok örnekte görüldüğü üzere sığınmacılar yeniden o bölgeden kurtulmanın yollarını arayacak ve bulacaktır.Bu çerçevede, Suriyelilerin sadece kayıtlı oldukları ilin dışında bulunmaları sebebiyle sınır dışı edilmelerinin, kanuni bir dayanaktan yoksun olduğu ve hukuka aykırılık teşkil edeceği bir gerçektir. Türkiye’ye sığınmış bu kişilerin yaşam hakları bu tür uygulamalarla risk altına atılmamalıdır” denildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıklamada ayrıca önce uyum ve bir arada yaşama yönünde politikalar geliştirilmesi, güçlü ve etkili bir kamuoyunun inşası için girişimlere başlanması da istendi. </span></p>
<p><b>‘Tekil Sınır Dışı Toplu Sınır Dışı İşlemlerine Döndü’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteci hakları ve hak ihlalleri ile çalışmalar yürüten Avukat Abdulhalim Yılmaz da basına yansıyan haberlerin şimdiye kadar tekil olan sınır dışı etme uygulamalarının toplu hale geldiğini gösterdiğini dile getirdi. Geri göndermenin ve toplu halde sınır dışı işlemlerinin hem Türkiye mevzuatına hem de uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu belirten Yılmaz şunları söyledi “Onlarca ya da yüzlerce kişiyi tek bir kararla, özel değerlendirme yapılmaksızın  toplu olarak sınır dışı edemezsiniz. Kişilerin toplu bir şekilde otobüslerle gönderilmesi kendi içerisinde ayrıca bir kötü muamele şekli oluşturuyor, insani olmayan bir sonuç doğuruyor. O insanların Suriye’de başına bir şey gelecekse, işkence görecek olursa Türkiye sorumlu. Bu uygulama ahlaki, siyasi açıdan sorumlu bir karar ama en başta hukuki açıdan sorumlu bir durum”. </span></p>
<p><b>‘Ensarlık ve Muhacirlikten Sınır Dışı Etmeye’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hükümetin dünyaya örnek olarak bahsettiği, övündüğü mülteci politikasını temelinden sarstığını ifade eden Yılmaz  “Birkaç milliyetçi oy alabilirim mantığıyla yapıyorsa çok ciddi bir yanılgı içine gireceğini bilmek gerekir. Milliyetçi kesimlerden oy alamayacağı gibi kendi tabanının fikirlerine, görüşlerine çok ters olan bu uygulamanın sonucunda oy kaybedeceğini düşünüyorum. Yıllarca ensar-muhacir kardeşliğinden bahsedip bu insanları toplayıp göndermek ciddi anlamda bir sıkıntıdır. Bu insanlar suça karışmış ise gerekli hukuki süreç başlatılır ve yasa ne diyorsa o yapılır ya da idari açıdan sakıncalı olan yabancı kapsamına alınmışsa güvenli bir üçüncü ülkeye gitme imkanı verilir. Tek problem kayıtsız olmaları ya da kayıtlı oldukları ilin dışında başka bir ilde bulunmaları ise bunun da çözümü gayet basit, kayıtlarını düzenlemektir. İç İşleri Bakanlığının toplu olarak sınır dışı etme çalışmalarının ve buna bağlı olarak asayiş girişimlerinin ciddi anlamda sıkıntılar doğuracaktır. Buna bir şekilde dur denmesi gerekiyor. Bir sorun varsa buna insani şekilde çözüm sağlanabilir” dedi.  </span></p>
<p><b>‘Hükümetin Mülteci Politikalarında Söylem Değişikliği Var’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteci Der İdari Koordinatörü Pırıl Erçoban, hükümetin mültecilere yönelik politikalarında söylem değişikliği olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Seçim sürecinde ve seçim sonrası süreçte hükümetin ‘Suriyeli kardeşlerimizi ülkelerine kavuşturacağız’ ve sağlık hizmetlerine erişiminde katkı payı alınacağına yönelik açıklamalar oldu. Mülteci olsun olmasın, herhangi bir insan zulüm göreceği ülkeye gönderilmemesi gerekiyor. Mültecilik nedenleri konusunda endişe varsa bu araştırılır ve gönderilecekse de zulüm görmeyeceği ülkeye gönderilir. Mültecilik nedenleri taşıyan kişilerin kaydı olmaması ya da izinsiz çalışıyor gibi nedenlerle sınır dışı edilmesi Türkiye’nin hem ulusal hem de uluslararası yükümlülüklere aykırı”. </span></p>
<p><b>‘Kayıt ve Çalışma İzinleri Tekrar Düzenlenmeli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’a kayıt olmak isteyip de kayıt olamayan ya da kayıt şehrini İstanbul’a taşımak için bekleyen binlerce mülteci olduğunu da dile getiren Erçoban, “İdare yapacağı uygulamada bu gerçeği unutmaması lazım. Bu insanlar İstanbul’da bir şekilde hayat kurmuş durumdalar. Çeşitli gerekçelerle kayıt etmemek hem devlet güvenliği hem de insanların haklara erişimindeki konularında sorun yaratıyor.  Hükümetin mültecileri, yerli halkın nüfusunu dikkate alarak dağılımını yapması çok sert bir uygulama değil ama Cenevre Sözleşmesinin içinde mültecilerin ülkede serbestçe dolaşma hakkı var. İstanbul kayıtlara açılması bütün mültecilerin İstanbul’a yerleşeceği anlamına gelmiyor. Başka bölgelerde de iş teşviki ile İstanbul’a göçün önü kesilebilir. Nasıl vatandaş adresini değiştirince bildirim yükümlülüğü varsa bu mülteciler için de uygulanabilir. Kayıt ve çalışma izni sistemi oturduğunda mültecilerin bulunduğu ilde yaşama imkanı düzelir. Bu iki sorun düzenlenirse pek çok sorun aslında birbiri ile bağlantılı olarak düzelebilir” diye konuştu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/24/multecilerin-hayatlari-riske-atilmamali/">‘Mültecilerin Hayatları Riske Atılmamalı’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2019 21:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SU Gender]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları (SU Gender) ve Göç Araştırmaları Derneği (GAR) ortaklığında 3 Mayıs tarihinde düzenlenecek "Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları" programı açıklandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/">Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>3 Mayıs 2019, İstanbul<br />
<em>Cezayir Toplantı Salonu</em></p>
<p><strong>9.00-9.30</strong> – Açılış – <strong>Kristen Biehl</strong> (SU GENDER) ve <strong>Didem Danış</strong> (GAR)<br />
<strong>Lülüfer Körükmez</strong>, <strong>Cavidan Soykan</strong>, <strong>İlhan Zeynep Karakılıç</strong> &#8211; Türkiye’de Göç Bağlamında Dayanıklılık, Çalışma ve Toplumsal Cinsiyet raporunun tanıtımı</p>
<p><strong>9.30-11.00 / 1. Panel: Karşılaşmalar ve deneyimler I </strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Meltem Sancak</strong><br />
<strong>Salim Aykut Öztürk</strong> (UCL) &#8211; “İçi Dışı Bir Gibi Ama Değil: Türkiye&#8217;den Sınırdışı Edilmiş Kadınların Anlatılarında Büyüyen ve Küçülen Bir Ermenistan”<br />
<strong>Cemile Gizem Dinçer</strong> (ODTÜ) – “Türkiye’deki Uydu Kentlerde Mülteci Kadın Deneyimi”<br />
<strong>Hasret Saygı</strong> (Boğaziçi Üniv.) &#8211; “Mülteci Ve Yerel Kadınlar Arasındaki Etkileşimin Etnografik Incelemesi”</p>
<p><strong>11.00-11.30 &#8211; Ara</strong></p>
<p><strong>11.30-13.00 / 2. Panel: Karşılaşmalar ve deneyimler II</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Şevkat Bahar Özvarış</strong><br />
<strong>Mahmut Kaya</strong> (Harran Üniv.) – “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Çatışma Alanı Olarak Enformel Mülteci Evlilikleri”<br />
<strong>Özge Sarıalioğlu</strong> (Düzce üniv.) &#8211; “Mülteciliğin Ve Yerelliğin Karşılaşma Mekânı Olarak Esenler: Tanımlar Ve (Karşı)Söylemler”<br />
<strong>Mert Koçak</strong> (CEU) &#8211; “Türkiye’ye Göç Eden Kimlikler: LGBTI Mülteciliğin Yerel ve Ulusaşırı Dinamiklerin Kesişiminde İnşası”</p>
<p><strong>13.00 &#8211; 14.00 &#8211; Yemek</strong></p>
<p><strong>14.00-15.30 / 3. Panel: Kurumlar ve söylemler</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Yasemin Kalaylıoğlu</strong><br />
<strong>Meriç Çağlar</strong> (CEU) &#8211; “Toplumsal Cinsiyet Temelli Kırılganlığı Anlamak: Türkiye’de Uluslararası Koruma Altında Bulunan Mülteci Kadınların Maddi Korumaya Erişimi”<br />
<strong>Asuman Özgür Keysan</strong> (ODTÜ), Gökten Doğangün (ODTÜ) &amp; Burcu Şentürk (Ege Üniv.) &#8211; “Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının Mülteci Kadınlara yönelik Güçlendirme Politikaları: Suriyeli Mülteci Kadınların Deneyimleri”<br />
<strong>Pınar Yıldız &amp; N. Ceren Erol</strong> (Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği)- “Eşikte Bırakılanlar: Suriyeli Mülteci Kadınlar”</p>
<p><strong>15.30-16.00 &#8211; ARA</strong></p>
<p><strong>16.00-17.30 / 4. Panel: Kadın emeği</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Emel Coşkun</strong><br />
<strong>Canan Uçar</strong> (Boğaziçi Üniv.) &#8211; “Emek Karşılaşmaları: Antep’te Suriyeli Kadın İşçiler”<br />
<strong>Şeyma Yetkin</strong> (CEU) &#8211; “Kent Periferisinde Hızlı Moda ve Artı-k Popülasyonlar: İstanbul Hazır Giyim Endüstrisi’nde Göçmen Kadın Emeği”<br />
<strong>Hilal Sevlü</strong> (Muğla Sıtkı Koçman Üniv.) &#8211; “Gündelik hayat deneyimleri ve kentte var olma mücadeleleri: Gaziantep”</p>
<p><strong>17.30-18.00 / Kapanış</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/">Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 08:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[BESİM CAN ZIRH]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Şenol Sert]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[göç araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLAY UĞUR GÖKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[savunuculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki engeller oluşturuyor. Bu engellerin en görünür olduğu konulardan biri de göç meselesi. Bir yanda Türkiye’ye yönelen mülteci göçleri, diğer yanda Türkiye’den Batı’ya yönelen yaşam tarzı göçleri, konuyu hem çeşitlendiriyor hem de önemli bir bilgi ve araştırma açığı ortaya çıkarıyor. Göç Araştırmaları Derneği bu açığı kapatmaya aday kuruluşlardan biri.</p>
<p>Kendilerini, “göç alanında çalışmalar yapmak, bu alanda farklı disiplinler tarafından yapılan çalışmaların içinde yer almak, göç araştırma ve araştırmacılarını desteklemek, çalışmalarda üretilen bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, göçe ilişkin konularda çalışanlar arasında mesleki dayanışma, iletişim, işbirliği ve etkileşimi sağlamak” amacında bir STK olarak tanıtıyorlar.</p>
<p>Göç Araştırmaları Derneği kurucuları ile derneği, derneği ortaya çıkaran şartları ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> İlk sorum şu: Bir sivil toplum kuruluşu ortaya çıkarken bir tür boşluk analizi yapar. Yani kendi meselesiyle ilgili, alanında bir boşluk olduğunu düşünür ve o boşluğu doldurmak ister. Siz Göç Araştırmaları Derneğini kurarken Türkiye’de ne gibi bir boşluk olduğunu düşündünüz de bir araya geldiniz ve bir dernek oluşturdunuz?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Son dönemde, özellikle Suriyelilerin gelişinden beri, sivil toplum göç alanı üzerinden genişledi. Özellikle insani yardım kuruluşları üzerinden. Ama bu genişlemeye rağmen çok ciddi bir bilgi eksikliği var. Hem kamuda hem de sivil alanda göçün bilgisi yeterince üretilmiyor. Akademik alanda da, Türkiye’de göç araştırmaları çok yeni bir alt disiplin. Orada da kolektif bir bilgi üretimi ve bilgi paylaşımı mecrası yok. İşte ana fikir buydu. Bilgiyi hem sivil alan yani sivil toplum kuruluşları için, hem politika yapıcı kamu için, hem de akademi için daha kolektif bir şekilde üretebilmenin yollarını aramak. İlk çıkış fikri buydu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben de şöyle bir ek yapabilirim. Bu yeni bir fikir değil. 2008’de bu yönde bir adım atma girişimimiz olmuştu, dernek değil de bir blogla başladı bu. O zamanki “Göçebe Yazılardı”, Didem’in de içinde olduğu. Temel çıkış motivasyonumuz şöyleydi, hepimiz göç çalışan insanlarız ama memlekette o kadar bilinmiyordu ki göç meselesi. Mesela aslında Almanya&#8217;ya göç 40 yılı bulmuştu. Blog kolay bir ilişki kurabilme yolu olabilir mi demiş, göçün fotoğrafa, sinemaya, müziğe yansımalarına bakarız diye düşünmüştük. Suriyeliler meselesi hiç ortada yokken böyle ufak bir girişimimiz olmuştu. Suriye meselesi sonrasında Didem’in de söylediği gibi, bir aciliyete istinaden bir patlama yaşandı ve aslında bizim akademiden doğru baktığımız bilgi üretimi çok hızlı bir şekilde sektörleşti. O kadar hızlı bir şekilde sektörleşti ki böyle bir durup &#8220;nasıl bir süreç oluyor burada&#8221; sorusu çok fazla düşünülmedi. Bu dernek ne işe yarar, ne yaparsa işe yaramış olur, sivil toplum konusunda kendisini gerçekleştirir sorusunu soruyorum. Bence şunu yaparsa kendini gerçekleştirmiş olacak: Türkiye’de göç alanında sunulan hizmet, göç alanında yapılan araştırma, göç alanında üretilen politikanın bir meta anlatısını ve refleksif bir kritiğini yapmayı başarabilirse, bu sürecin alternatif bir tarihçesini tutmayı becerebilirse, bence en önemli katkısı bu olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert:</strong> Ben de bir şey ekleyeyim. Üretim sürecinin ilk sekteye uğraması akademide, göç konusunda oldu. Özelikle Suriyelilerle birlikte bir çoğumuza rektörlüklerden yazılar geldi. Suriyelilerle ilgili araştırmalarınız izne tabi tutulmuştur diye. Ama iznin nereden alınacağı nasıl alınacağı herhangi bir şekilde açıklanmadan. Yani istediğiniz gibi Suriyelilerle ilgili araştırma yapmaya başlayamazdınız. Akademide Suriyelilerle ilgili bilgi üretiminde bir bariyer oluşturdular ve nedense o bariyeri bazıları çok kolay aştı, bazıları o kadar kolay aşamadı. Kimi insanlar o izin sürecine daha kolay erişebildiler, kimi insanlar erişemediler. Ya da araştırma fonlarının dağılımında. Çünkü malum izin alamazsan fona da başvuramıyorsun vs. Bilgi üretim sürecindeki bu sekte de bizi hızlandırdı, bir araya gelmemizi sağladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> O aşamada 15-20 kişi kadar göç çalışan akademisyenler olarak bir göç araştırmacıları platformu kurduk. Dernekten önce tamamen enformel bir birliktelik olarak yapılmış bir girişimdi. O dönemde bu yasak üzerine bayağı bir kafa yorduk, çünkü sadece yasak değil, bir de gizli bir yasaktı. İçişleri bakanlığı üzerinden rektörlüklere gelen bu gizli yazı medyaya yansıyıp görünür olunca, tartışmaya başladık. Bu alanda çalışan araştırmacılar olarak, neredeyse 12 Eylül’de bile görülmemiş böyle bir kontrolü nasıl aşacağız diye düşünmeye başladık. Yani derneğin ciddi bir anlamda bir geçmişi var; bir anda dernek kurma fikriyle ortaya çıkmadık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Bu söyledikleriniz burayı bir akademik enstitü gibi konumlandırıyor. Yani esas meselesi bilgi üretmek, bilgi üretimini desteklemek, bilgi üretim süreci önündeki bariyerleri aşmak ya da oradaki yansımaları sağlamak, onu tartışmak, düşünmek gibi duruyor. Amaçlarınıza baktığımda bir tarafında da kamuoyunda farkındalık yaratmak diyorsunuz. Yani bilgi üretmek sizi daha uzman kılarken, farkındalık yaratma sizi daha savunucu kılıyor. Burada bir gerilim var mı uzmanlık ve savunuculuk arasında?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben çok gerilim görmüyorum. Bizim asli mesleki kişiliğimizin, şahsiyetimizin kurulduğu yer akademi. Biz akademisyeniz. Yaptığımız iş bu. Kendimizi akademinin neresinde görürüz ayrı bir soru. Ama bence bilginin üretimine dair böylesi bir refleksif müdahale veya nasıl üretildiğine dair bir söz söyleyebilmek aslında o üretilen bilginin topluma nasıl yansıyacağına, interdisipliner alanda nasıl kullanılacağına dair bir müdahale. “Suriyelilerden korkmayın çünkü ekonomimize çok büyük katkıları olacak” demek de mesela bilgiye dayanıyor. Ama bu bilginin nasıl söylemleştiği noktasında, o geçişte bence bir gerilim var. Oraya müdahalenin kendisi bile aslında hayatta bir şeye müdahale potansiyeli içeriyor. Yani böyle bir akademik enstitüleşmede ben henüz o gerilimi görmediğimi söylüyorum ama diğer eksene dair açabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Polat Alpman:</strong> Uzmanlıkla savunuculuk arasında zaten zannettiğimiz kadar makas yok. Özellikle Türkiye’de alanını koruman da oradaki mücadelen kadar. Ne kadar mücadele veriyorsan, o alanda ne kadar farkındalık yaratıyorsan, ne kadar savunuculuğunu yapabiliyorsan bu konunun, uzmanlığını da o kadar sürdürebiliyorsun. Bizim en ciddi sorunlarımızdan biridir bu Türkiye’de. Akademi içerisinde yer alanlar kendi alanlarını koruyamazlar. Bu konuda atomize olurlar. Sanki bu alanın hiç üyesi değilmiş gibi davranırlar. Belki derneğin bu anlamda en önemli katkısı bu alanda çalışanları ikisini oturtabilecekleri bir zemin oluşturması olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Bir de, sağlıklı bilgi olmadan savunuculuk yapamazsın. O çok net. Türkiye’de Suriyeli mültecilerin gelişi sonrasında çok hızlı bir genişleme olsa da yeterli ve eleştirel bilgi üretilmedi. Yani bilgi üretilme sürecinin kolektif, eleştirel ve araştırmaya dayanan şekilde yapılması bence zaten başlı başına savunuculuk. Özelikle Türkiye’nin mevcut koşulları içerisinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Akademinin bilgi üretme motivasyonunda zorunlu olarak savunuculuğun olmadığını görüyoruz. Yani onun bir politikaya, öneriye, stratejiye dönüşmesi gerekmiyor. Sivil toplumun bilgi üretme motivasyonun arkasındaysa akademiden farklı olarak o bilgiyi politikayı, kararları ve kanaatleri etkilemek için enstrüman olarak kullanma ihtiyacı var genellikle. Siz Türkiye sivil toplumunda göç meselesinde bilgiye dayanmayan bir savunuculuk olduğunu görmüş olabilirsiniz. O açığı görmüş olabilirsiniz. Ben biraz onu merak ederek sordum. Direksiyonu en çok nereye kıracaksınız, yani hangi önceliğe? Türkiye’de göç meselesinde çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin bilgi açığını mı kapatacaksınız yoksa ürettiğiniz bilgiyi kamu yönetimi ile müzakerede bir araç olarak mı kullanacak mısınız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert</strong><strong>:</strong> İdeal bir sistemde çok haklısın ama tabi şöyle de bir şey var bir yanda kamuya erişimi olan bir sivil toplum var, öbür yanda kamuya erişimi olamayan bir sivil toplum var. Biz şu an çok yeni bir derneğiz tam neresinde duruyoruz çok emin değilim ama. Biz belki de kamu derken etkimizi devlete yöneltmedik, sanki biraz daha böyle kamusal alanda görünür olmak. Mesela bizim etkinliklerimize, eğitim ve Suriyeliler üzerine bir etkinlik yaptığımız zaman o bölgedeki öğretmenler de geliyor ve onlar da dinliyor. Farkındalık oluşturmayı ya da savunuculuk yapmayı belki de devlet düzeyinde değil de, biraz daha böyle sivil tarafında ele alıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Yani kamunun sivil tarafında. Deniz’in dediği gibi, ideal bir dünyada istiyoruz ki sivil toplum kuruluşları olarak politika yapma süreçlerine katkıda bulunalım ama mevcut durumda kamu her zaman erişilebilir olmuyor. Ama bizim yaptığımız işlerde gördüğümüz, kamu çalışanlarının, yani kamunun sivil üyelerinin bu bilgi üretiminden etkilenerek bir şeyler yapması. Toplantılarımıza öğretmenler geliyor, Göç İdaresi’nde çalışanlar geliyor. Dolayısıyla onların da yaptığı iş üzerinden daha kapsamlı şekilde düşünme, başka sorular sorabilme imkânı oluşmuş oluyor. Bir yandan da, dernek olarak çok genciz. Kurulalı henüz 4 ay oldu. Bugün Türkiye’deki kutuplaşma, devletin pek çok alanı monopolize etmesi gibi gelişmelere rağmen, bir iki sene sonra ürettiğimiz sesin bir ağırlığı olacağı için ister istemez bir şekilde kaale alınacağını düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Gelecekte yapmak istediklerimizden biri de göç üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarına bilgi sağlama, göçmenlerle çalışmalarında standart getirme konusunda bir toplantı hazırlanması. Haziran başı için planladığımız, entegrasyon konulu bu etkinlik halihazırda başlanılmış sosyal uyum projelerinin Suriyeli mültecilerle ev sahibi toplum üzerindeki etkilerini analiz etmek, bu konuda bilgi ve deneyim paylaşmak üzerine kurgulandı. Göç konusuyla ilgilenen STK’ların da son dönemlerde üzerinde oldukça durduğu, popülerleşmiş kavramlardan biri sosyal uyum. Popüler olduğu gibi fonlanan da bir şey. Ama bu hizmetlerin, programların içeriğine ve nasıl dizayn edildiğine baktığımızda, belli bir standarda bakılmadan, genelde ezbere yapılan birtakım uygulamalar görüyoruz. STK çalışanları oldukça bilgili bu konuda ama aynı zamanda da sosyal uyum kavramının çok soyut olması dolayısıyla bir kaybolmuşluk da var. Haziranda yapmayı planladığımız entegrasyon panelleri ve çalıştayı ile birlikte entegrasyon hizmetlerinde bir standart el kitabı çıkarmayı planlıyoruz. Bu standartları STK’lar, uzmanlar ve alanda çalışanlarla birlikte yazacağız. STK’ların bu konudaki çalışmaları yalnızca geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin enetgrasyonunu  hedeflemekte ve diğer göçmenler tamamen programların dışında bırakılmış durumda. Şu anda, altyapısı hazır uygulanmak üzere olan, Suriyeli göçmenlerin Türkiye toplumuna sosyal uyumu üzerine kurgulanmış dış kaynaklarla fonlanan birçok program var. Ama sorduğunuzda peki bu sosyal uyumu neye göre tanımladınız, niçin bu uygulamada bu sayıda Suriyeli olması gerektiğini düşündünüz diye, verilen cevaplar yerleşmiş etik standartlar üzerinden değil. Bu sosyal uyum hizmetlerinde standart el kitabının, bu tarz programlar için bir altyapı sağlayacağını ümit ediyoruz. Aynı zamanda da bu programların tanıtımı ve iletişimi için bir websitesi kurulmasını planlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ<em>:</em></strong> Sivil toplum alanında çalışmalara baktığımızda hep şöyle bir şey görüyoruz. Kendi toplumsal profiline uygun olanlar birbirleriyle daha çok konuşuyorlar. Farklılıkları aynı masanın etrafında toplamakta güçlük çekiyor sivil toplum kuruluşları. Mesela daha seküler bir çevre kuruluşu İslami bir çevre kuruluşunu aynı masaya getiremiyor. Göç ise, burada hepsinin daha ortak bir meselesi gibi duruyor. Sizin buna dönük bir tedbiriniz olacak mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> İki türlü bir buluşmadan söz ediyoruz. Bir yandan akademik bilgiyle sivil toplum alanının buluşması, ikincisi de demin söylediğim gibi birbirinden habersiz veya kopuk aynı alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bizim gibi akademik olduğu için dışarlılıklı olan, bir dernek aracılığıyla bir araya gelmesinden doğan bir buluşma. Mevcut dönemin en büyük olumsuz tarafının bu kutuplaşma ve ayrışma olduğunu, yapılacak en büyük katkının da bir araya gelebilmek olduğunu düşünüyorum. Yani göç öyle bir alan ki, bütün siyasi pozisyonlardan vs. bağımsız olarak üzerine beraber, kolektif bir şekilde düşünebileceğiniz bir alan. Haziran’daki bu sosyal uyum/entegrasyon konferansı da bu anlamda önemli bir buluşma imkanı sunacak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Karşıtlık üzerinden değil çok yönlülük üzerinden ilerleyerek herkesi bir masa etrafında buluşturabilmek hedef. Ben Kanada’da bir alan çalışması yaptığım için biliyorum, bunların örnekleri çok var. Hani bu STK’ların bir araya gelmesi ve kendi programlarını değerlendirmesi için önemli bir kaynak oluşturabilir. Böyle hayal edilmiş bir proje o el kitabı mesela. Birebir bu tarz değil ama farkındalık yaratmak aslında herhalde buradaki esas amaç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Farkındalıktaki hedefiniz kimdir tam olarak, yani hangi toplumsal kesimleri hedefliyorsunuz, farkındalıktan tam olarak kastınız nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Üç tane grup var; akademisyenler bir grup. Ama akademisyenlerin içine öğrencileri de katıyorum. Aslında henüz çokta yerleşikleşmiş bir alt disiplin olmadığı için yeterli akademik desteği alamadan yüksek lisans doktora tezi yazan, konu ile ilgilenen ama yolunu bulamayanlara destek vermek. İkincisi sivil toplum alanında çalışanlarda farkındalık yaratmak. Çünkü sivil toplum alanında çalışanlar, özelikle insani yardım kuruluşlarındakiler, çok o ana kilitleniyorlar. Yani yapmaları gereken bir iş var onu yapıyorlar ama aslında mevzunun pek çok boyutundan yeterince haberdar olmayabiliyorlar. Orada da bir farkındalık yaratmak önemli. Kamu bir diğer hedefimiz. Ben, kamu konusunda illa ki kurumun kendisine değil ama kurumun çalışanlarına erişmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. En basitinden, bir facebook sayfamız var göç araştırmacıları platformu diye, onun içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün memurları da var, göç konusuyla ilgili öğretmenler ve sağlıkçılar da var. Onların orada gördükleri haberler, orada paylaşılan duyurular, okuma önerileri vs. onların da aslında mevzuya dair başka türlü bir farkındalık edinmelerini sağlıyor. Dolasıyla bu tamamen bizim kontrolümüzde planlanmış, kesilmiş biçilmiş bir şey değil. Her türlü mecrayı kullanarak, bir yandan akademik iş yapma şekillerini, bir yandan da sosyal medya gibi daha yeni tarz mecraları kullanarak daha geniş bir kesimde farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Başka STK’lara sorduğumda da kamuya erişememe ya da kamuya erişmenin zorluklarına dair yanıtlar alıyorum. Buna karşın kamu yöneticilerinin kendi alanlarını izlediklerini görüyoruz. Referanslı olmasa da çalışmalarına, metinlerine giren sivil toplum çalışmaları var. Mesela Green Peace GDO regülasyonlarının tamamını etkiledi ama hiçbirinde referans görmedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Göçte bence zaten kesinlikle öyle bir şey oldu. Türkiye’nin ilk Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 2013 yılında ortaya çıktı. Çoğu insan bu kanunun ortaya çıkış nedenini Suriyelilerin gelişi olduğunu düşünse de aslında öncesinde tamamen Avrupa Birliği müktesebatına uyum surecinde, Türkiye şartları için oldukça şeffaf bir sürecin sonunda ortaya çıktı. Akademisyenler, sivil toplum kuruluşları kanunun yazım aşamasında birebir etkili oldular. O dönem, hakikaten bizim için liberal bir dönemdi diyebiliriz. Orada ister istemez böyle bir tanışıklık oldu, kamu ile akademisyenler arasında. Onlar bizim kim olduğumuzu biliyor biz de onların kim olduğunu biliyoruz. Böyle bir durum var ve birbirimizi kesinlikle takip ediyoruz. Yani aslında bu kamuya erişim, temas yani, başlangıçta daha fazlaydı, zaman içerisinde, Türkiye’nin içinden geçtiği konjonktürde o kapılar bazı kesimlere, bazı kuruluşlara daha fazla kapandı ve bazılarına daha fazla açıldı. Yoksa öncesinde çok daha açıktı. Dolayısıyla zaten bir temas var onu da hani biz böyle belki de örtük, yani biraz daha alttan bir şekilde devam ettiriyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Son dönemde sivil toplum dünyasına baktığımızda şunu görüyoruz; geçmişte STK’lar daha performanslarına odaklanan düşünme biçimine sahipken, yani bu sene beş etkinlik yapacağım, beş bin kişiyi eğiteceğim, 20 seminer yapacağım gibi performansa odaklanan bir düşünme biçimine sahipken şimdi etki odaklı bir yaklaşımı keşfediyorlar. Yani ben bunu yapacağım da ne işe yarayacak diye soruyorlar. Sizin bu hedeflediğiniz üç kategori &#8211; akademisyenler, STK çalışanları ve kamu görevlileri &#8211; buradaki etkileri nasıl göreceksiniz? Bu etkiyi hangi parametreler gösterecek ve nasıl analiz edeceksiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Bizim de uzun süre üzerinde, kendi aramızda konuştuğumuz bir şeydi. Yavaş yavaş başladık da. Didem asistanıyla beraber son dönemde Türkiye’de göç alanında çıkmış tezleri taradı, bunu bültende yayınladık. Bundan sonraki süreci de onun üzerinden izleyerek devam edersek, en azından akademik alanda nerede olduğumuzu gösterecek bir ölçüt olabilir bir noktada.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış: </strong>Şimdilik özellikle sosyal uyum alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının yaptığı projelerin etki analizini yapmak istiyoruz. Ama birinci yılı tamamladıktan sonra kendi üzerimize de bir etki analizi yapmak güzel olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>: </strong>Daha önce bahsettiğimiz sosyal uyum çalıştayının bir çıktısı olarak Sosyal Uyum Şampiyonları ismini vermeyi planladığımız yıllık bir etkinlik düzenlemek istiyoruz. Bu etkinlikte, sosyal uyum programları yapan STK’ların hizmetleri hakkında posterler hazırladığı, bir araya geldikleri, tecrübelerini paylaştıkları bir web sitesi ve her sene buluşacakları bir platform oluşturmak istiyoruz. Bu yıllık etkinlikler, sosyal uyum programlarının süreçte geçireceği değişimi izlemek ve bizim farkındalık yaratmak istediğimiz konularda bu programlar üzerinde ne kadar etki yarattığımızı görebilmek için önemli fırsatlar yaratacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Aslında şu an alanda çalışanlara etki analizi yapmanın önemini anlatabilsek bile çok önemli bir katkı olur. Çünkü biliyoruz ki, özellikle göç alanında şöyle bir şey var: Aynı donör iki kuruluşa sosyal merkez açması için para veriyor ama iki kuruluş arasındaki mesafe iki kilometre. Bunu bir düşünmelerini sağlamak lazım. Ben iki gündür Ankara’daydım, herkes aynı şeyi söylüyor. Elinde iki üç tane işte girişimcilik, bilgisayar yazılımı vs. sertifikası olan Suriyeliler var ama o sertifikaları aldıktan sonra bu insanlara ne oluyor, bu eğitimi verenler ölçmüyor. Yani en azından ölçmenin önemli olduğunu hem o eğitimi veren hem o eğitimi alan, işte politika uygulayıcıları için önemli olduğu fikrini bile aşılayabilsek, o bile önemli. Çünkü bizde etki analizi zaten konuşulan bir şey değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki odağınızda Suriyeliler mi var esas olarak?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Sadece Suriyeliler değil, tüm göçmen ve mülteciler var. Suriyeli mülteciler üzerine olan çalışmaların her türlü akademi ve sivil toplum alanını domine etmesinden biz de rahatsızız çünkü göçmen ve mülteci dediğimizde sadece Suriyeliler yok. Biz diğer gruplara, o unutulan gruplara da dikkat çekmek istiyoruz. Mesela Şubat ayında bir yüksek lisans atölyesi yapacağız. “Göçün diğer yüzü: Afgan Göçmenler ve Mülteciler” başlıklı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Zaten derneğin kurucularına baktığımız zaman, biz bir Suriyeli tren vagonuna bindik de bu işe başladık gibi bir durum olmadığını görürsünüz. Sonuçta biz 10-15 senedir göçle ilgilenen insanlar olduğumuz için göçü sadece Suriyeliler üzerinden tanımlamıyoruz. Bir de unutmamak lazım ki, bunu bugün Suriyeliler üzerinden konuşuyor olabiliriz ama Türkiye sonuçta coğrafi konumundan dolayı ileride başka grupları da alabilir. 10 sene sonra başka grupları konuşmayacağımızın garantisini kimse veremez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki son bir sorum daha var. Hepiniz akademisyensiniz. Bu meselenin sahadaki doğrudan temsilcisi olan özneler derneğin içerisinde yer alıyorlar mı, alacaklar mı? Yani göçmen kimliğine sahip olanlar?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Olacağını umuyoruz. Genelde göçmenler arasında, özellikle Suriyeli ve diğer mülteci grupları düşündüğümüzde sosyal bilim formasyonu olan çok az sayıda insan var. Ama yeni yeni onlarla da bir şekilde irtibata geçmeye başladık. Mesela, araştırma yapmak isteyen bazı genç mültecilerin hem akademik formasyonlarına destek vermeyi, hem de istedikleri araştırmaları bizim derneğin çatısı altında yürütmelerine yardımcı olmayı istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ: Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh: </strong>Uzmanlık ve savunuculuk arasında bir ayrışma görüyor musunuz sorusuna dönmek istiyorum. Mesela bugün konuşuyorduk, nasıl göçe dair bilgi üretimini destekleyebiliriz gibi. Bence bunun en önemli akslarından biri kullanılan dilde olur. Grubun çevresinde yapılan metinlerde dili doğru metinler üretilebilirse bu alanda çalışan akademisyenler de olsun, sivil toplum da olsun, öğretmen olsun, kişisel merakı olsun, o insanların da konuya dair konuşmaları gerektiğinde farklı bir dil olduğunu bilmelerini sağlaması bence uzun vadede önemli bir etki yaratır, eğer o dili kurumsallaştırabilirsek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Derneğin multidisipliner bir kurum olması başlı başına bir zenginlik bence. Multidisipliner derken de akademik anlamda çok disiplinli değil, farklı alanları bir araya getirmesinden bahsediyorum: kamu kurumları, sivil toplum, bilgi üreten akademik çevre ve daha ötesini bir araya getirmek. Bu anlamda bizim yapmaya çalıştığımız, göç konusunun ötesinde Türkiye’nin şu anda muazzam ihtiyaç duyduğu bir şey. Aşırı kutuplaşmış bu dünyada, aynı konuda belli bir düzeyde bir dil tutturarak beraberce konuşabilmek, soru sormak, verdiğimiz cevaplar farklı bile olsa bir konu üzerine birlikte düşünüp kafa yorabilmek şu fırtınalı dönemde çok önemli. O noktadan sonra, kamu kurumunun bizim derneği kaale alması veya almaması çok da önemli değil. Bir de, hepimiz üniversitelerde çalışan akademisyenler olarak biliyoruz ki zaten üniversitede eleştirel bilgi üretmenin neredeyse imkânı kalmamış durumda. Üniversitenin dışında böyle bir alan kurmamızın çok ciddi bir sivil boyutu olduğunun altını çizmek lazım. Çünkü üniversite artık eleştirel, bilimsel, nitelikli bilgi üretilen bir yer değil maalesef.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
