<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fukuşima Nükleer Felaketi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/fukusima-nukleer-felaketi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/fukusima-nukleer-felaketi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Feb 2022 12:37:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Fukuşima Nükleer Felaketi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/fukusima-nukleer-felaketi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 10:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[insan sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[temiz enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’la yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümünde Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan tasfiyesine her aşamasında insan ve çevre sağlığı ile ülke ekonomisine büyük zararlar vereceğini, iklim krizini yavaşlatmak için çarenin rüzgâr ve güneş enerjilerine yönelmek olduğunu anlattı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Pınar Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan başlayan negatif etkilerinin çalıştığı dönemdeki devasa riskler ve çevreye verdiği zararla devam ettiğini, tasfiye kararından sonra da hem çevreye hem de ekonomiye zarar vermeyi sürdürdüğünü söylüyor. Demircan, “Nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgâr enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı bilimsel olarak ispatlanmıştır,” diyor. </span></p>
<p><b>Nukleersiz.org ve nükleer karşıtı mücadele veren diğer dernekler, sıklıkla nükleer enerjinin temiz enerji olmadığını vurguluyor, taşıdığı tehlikelerin altını çiziyor. Nükleer enerjinin iklim krizine karşılık çözüm önerisi olarak sunanlara karşı sizin argümanlarınız nelerdir? Nükleer enerji iklim değişikliğini önleyebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-75688 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg" alt="Pınar Demircan" width="288" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 288px) 100vw, 288px" />Nükleer enerjinin iklim krizine karşı çözüm değil bilakis tehdit olduğuna dair iddiamız nükleerin salt bir enerji kaynağı olmadığı gerçeğine dayanıyor çünkü yaşamın devamlılığı ancak ekolojide yaratılan tahribat üzerinden bize kötücül formlarda dönmeyecek bir enerji türüyle mümkün olabilir. Yani enerjinin astarı yüzünden pahalı olmamalıdır. Nitekim kömürün riskleri, emisyonları artırdığı artık küresel çapta anlaşıldı ve kömürden vazgeçiliyor. Esasen Çernobil Nükleer Felaketi’nin ardından Avrupa’da 10 yıl boyunca nükleer santral kurulmamıştı. En son Fukuşima Nükleer Felaketi meydana geldiğinde Almanya tüm sanayisini besleyen elektrik üretiminin %30’unu sağladığı nükleer santralleri kapatma kararı aldı ve bu kararını 2022’de tüm reaktörlerini kapatmış olmak için adım adım uyguluyor, 11 reaktörünü kapattı ve kapatılmayı bekleyen altı reaktörü kaldı. Benzer şekilde Belçika, İspanya ve İsviçre 2030 itibariyle nükleer santrallerini tekrar açmamak üzere kapatma yani söküm kararı aldı. Almanya’nın kömürlü termik santrallerini de kapatma kararı aldığını biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada şunu hatırlatmak istiyorum: Almanya 2019’da ilk kez, hidro-olmayan yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr ve esas olarak biyokütle) nükleer santrallerden daha fazla enerji üretti. 2020’de nükleer üretimdeki önemli düşüşle aradaki fark genişledi ve yenilenebilir kaynaklar küresel olarak nükleer reaktörlerden yüzde 16,5 daha fazla elektrik üretti. 2020’de ise Almanya’nın 573 trevatsaat elektrik ürettiğini bunun 557 teravatsaatini tükettiğin görüyoruz. Türkiye’de ise üretimin 291 teravatsaat, tüketimin 290 teravatsaat olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Yani Almanya dev sanayisini yenilenebilir enerjilere dayandırarak mevcut nükleer santrallerini kapatmanın maliyetlerini de göze alarak nükleer enerji üretiminden vazgeçiyor. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Üretiminde Neden Almanya’yı Geçemesin?”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın yarısı kadar elektrik üreten ve tüketen Türkiye bu niye yapamasın? Kaldı ki Türkiye’de güneş elde edilen zaman süresi Almanya’ya göre 1000 saat daha fazla. Türkiye’de ihtiyaç duyulan elektriğin yalnızca %6’sı güneşten elde edilirken, yani Almanya’da yüzde 60 daha az güneş kapasitesi olmasına rağmen Türkiye’de üretilen güneş enerjisinin 46 kat fazlasını üretiliyor. Rüzgâr konusunda da benzer bir durum söz konusu: Almanya’da rüzgârdan elde edilen elektrik enerjisi ile tüketiminin yüzde 21’i karşılanırken ve Türkiye rüzgâr konusunda da Almanya’dan üç kat daha yüksek kapasiteye sahipken rüzgâr enerjisinden üretimi Almanya’nın yarısı kadar. Ayrıca Almanya 2022’de nükleerden çıktığı gibi 2038’de kömürden çıkmış olacak. Yani nükleeri de iklim krizine bir çare olarak görmüyor, iklim krizi açısından kapatılması elzem olan kömürden çıkışını da nükleerden sonraya bırakıyor! Bununla birlikte güneş ve rüzgârın istihdam olanaklarının nükleere göre en az 3 kat daha fazla olduğunu da belirtmeliyim. </span></p>
<h5><b>“Nükleer Santrallerin Söküm ve Atık Süreci de Çok Maliyetli”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın Fukuşima Nükleer Felaketi’nden ders çıkararak nükleer enerji üretiminden vazgeçmesinin arkasında Japonya’daki gibi bir felaketin meydana gelmesi halinde ilk günlerde açıklanan 250 milyar dolarlık kazanın maliyetinin bugün 750 milyar dolara ulaşmış olmasıyla da ilgisi var, kaldı ki izleyen yıllarda Fukuşima’nın maliyeti 1 trilyon doları da aşacak. Zira daha onlarca yıl nükleer atıklarla da uğraşılması gerekiyor. Yani nükleer tesis sökülse dahi sorunlar devam etmekte, hep ek önlemler alınması, yeni maliyetlerin yüklenilmesi gerekecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu öyle maliyetli bir süreç ki nükleer risklerin bilincinde olan çoğu ülkenin dahi nükleer santrallerini kapatmaktan kaçınmasının da nedeni. Zira mevcut siyasi iktidarlar bu sorun ve maliyetli süreçleri üstlenmek istemiyor. Esasen Almanya nükleer enerji üretiminden çıkmış olunca da sırada söküm süreçleri ve atık bertaraf süreçleri bulunduğundan nükleer sınavı bitmiş değil, yine bu proseslere insan ve maddi kaynak ayırmak zorunda kalacak. Örneğin; bugün ülkenin elinde 20 bin ton nükleer atık var, bunlar kimsenin kendi bölgesinde ya da “arka bahçesinde” istemediği atıklar. Almanya’da nihai nükleer atıklar için kalıcı milyonlarca Euro maliyet anlamına gelen kalıcı depolama alanı araştırmaları devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin bu söküm ve atık süreçleri dahil ekoloji ve yaşamın devamlılığı açısından riskleri saymakla bitmez, bu röportaja da sığmaz. Bunun için ilgilenen okuyucularımızı nükleersiz.org web sitemizde nükleer riskleri, karşı çıkış nedenlerimizi </span><span style="font-weight: 400;">100 nedende topladığımız sayfaya</span><span style="font-weight: 400;"> <a href="https://nukleersiz.org/100-nedende-nukleersiz/">davet edeyim.</a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin genel risklerine ek olarak, iklim krizine çözüm olamayacağını esas alan “Do not Nuke The Climate/Türkçe tercümesiyle</span><span style="font-weight: 400;"> İklimime Nükleer Bulaştırma!” </span><span style="font-weight: 400;"> adında dünya çapında bir kampanyanın başlatıldığını belirtmek isterim. Biz de bu <a href="https://nukleersiz.org/2021/10/cop-26-nukleer-karsiti-kampanya/">kampanyanın</a> aktif bir üyesi olarak Türkiye’de yaygınlaştırılmasına çalışıyoruz.</span></p>
<h5><b>“Akkuyu Nükleer Santrali’nin İnşaatı Dahi Yaşamın Kendisine Düşman”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıtın çıkartılıp işlenip, ömrünü tamamlamasına kadar geçen yaşam çevrimine “Nükleer Yakıt Çevrimi” denir. Yakıt çevriminin ön kısmı olarak adlandırılan süreç, uranyumun reaktörde kullanılmak amacıyla yerin altından çıkartılması ki burada da radyoaktif atıklar ortaya çıkar; kimyasallarla işlenmesi, zenginleştirilmesi ve yakıt imalatı aşamalarından oluşur. Elektrik üretimine başlandıktan 3 yıl sonra yakıtın reaktörden çıkartılmasını izleyen ve havuza alınarak gerçekleştirilen depolama süreçleri, havuzdan alınıp yeniden işleme tabi tutulması (bu aşamada denizaşırı sevkiyat da söz konusu) ve nihayet kalıcı depolama/jeolojik depolama süreçleri nükleer yakıt çevriminin kendisidir. Bu yakıt çevriminin her aşamasında karbon salınır. Bu prosesler benzin, mazot kullanılarak doğa tahrip edilerek gerçekleştirilmektedir. Ayrıca bu proseslerin her biri karbon salımı olan proseslerdir. Karbon salımı demişken tertemiz Akdeniz’in Akkuyu Plajı’nın, kum zambaklarının kökünü kurutan, fokların yaşam alanını yok eden Akkuyu Nükleer Santrali’nin görüntüsü bile, nükleer enerji tesisi inşaatının dahi ekolojiye dolayısıyla iklime yani yaşamın kendisine nasıl düşman olduğunu göstermez mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toparlayacak olursam nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bunun için bilimsel bir kaynak da paylaşabilirim. (</span><i><span style="font-weight: 400;">Sovacool, B.K </span></i><span style="font-weight: 400;">Valuing the greenhouse gas emissions from nuclear power: A critical survey</span><i><span style="font-weight: 400;">, Energy Policy,Volume 36, Issue 8, 2008)</span></i></p>
<p><b>Almanya, İsviçre gibi ülkeler nükleer santrallerini kapatma kararı alırken Türkiye yeni nükleer santral kurmanın peşinde. Türkiye’de Mersin ve Sinop’ta yapımları süren nükleer santraller durdurulmazsa ne gibi tehlikelerle karşılaşmak olası? Burada en çok akla gelen şey Çernobil ya da Fukuşima gibi kazaların yaşanma olasılığı. Ama bu çeşit kazalar olmasa dahi, normal işleyişiyle de nükleer santrallerin çevreye verdiği zararlar neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin hâlihazırda Mersin’de devam eden Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nden vazgeçmesi gerekiyor. Esasen Türkiye’de nükleeri bir enerji kaynağı olarak gören, geleceğin teknolojisi olarak değerlendirenlerin bile Türkiye’deki nükleer santral projelerine karşı çıkması gerekiyor. Nükleer santrallerin genel tehlikelerini, risklerini nükleer enerjiyi savunanlar ya bilmez ya da gerçekleşmesi düşük riskler olarak görür tecrübe etmeden anlamayacaktır fakat bu ülkenin gerçeklerini gören bilen, bilenlerin bilmeyenlere, görmek istemeyenlere anlatması lazım çünkü herkesin Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulmasına karşı çıkması Sinop’taki projenin ise başlatılmasına engel olması gerekiyor. Yani size 3’lü bir yelpazeden bahsediyorum:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleere özgü nedenler (ekolojik olmaması, savaş teknolojisi olması),</b></li>
</ul>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleer santrallerin kurulması için uluslararası sözleşme yapmak ve bunu yap-sahip ol-işlet formatında Ruslara teslim etmek dâhil şeffaflık ve hesap verebilirlikten uzak olma durumu yani bizim ülkemize özgü nedenler (siyasi nedenler).</b></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların içine Akkuyu NGS’de 2019’da meydana gelen reaktör temelinin inşaatının çökmesini, geçen sene yaşanan ve bir kilometrekare mesafede evlerin arabaların camlarının kılınmasına neden olan patlamanın ve daha birkaç gün önce Akkuyu NGS trafosunda çıkan yangının meydana geliş sebeplerini de ekleyelim. Bunlar sıradan olaylar değildir, bu ülkede nükleer enerjiyi savunanların bile Türkiye’de nükleer santral kurulmasına karşı çıkmasını gerektiren bazı önemli örneklerdir. </span></p>
<p><b>İklim kriziyle bu iki kategoriyi daha da öteye taşıması muhtemel nedenler şeklinde tasnif edebiliriz bunları. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleere özgü nedenleri açarsam nükleer aslında bir enerji kaynağından ziyade dünya genelinde ağlarını örmüş nükleer endüstrinin bir ürünüdür ve esas amacı nükleer silah üretimine ya da nükleer teknolojilerin geliştirilmesine yönelik üretimdir. Yani siyasi ve ekonomik pazarlıkların konusuna girer. Nükleer santral kurarak ana hedefin enerji üretimi olmadığını bize bu enerjinin verimli olmayan, riskli süreçleri ve uzun zaman alan maliyetli inşaat süreçleri zaten göstermekte. Kaldı ki nükleerin ekolojiye düşman su kaynaklarını kullanan ve kirleten bir üretim süreci vardır.  Örneğin, 2017’den beri bu konuda yazıyorum ki içinde bulunduğumuz iklim krizi çağında kurak geçen yaz mevsimi boyunca soğutma suyunu göl ve nehirden alan nükleer santrallerin kapatılması hatta yaz aylarında devreden çıkarılması gibi durumlar söz konusudur ve maalesef iklim krizi bu gibi örnekleri her geçen yıl çoğaltacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada nükleer enerji için verimli denebilir mi? Üstelik soğutma suyuna neden ihtiyaç duyulduğu da başlı başına bir sorun. Zira nükleer enerji doğası gereği verimsiz, aşırı ısınan bir maddeyi deniz suyuyla soğutarak aşırı yüksek sıcaklık üretmek suretiyle buhara çevirerek jeneratör çalıştırıyorsunuz. Kömürlü termik santralin daha fazla su kullananı diye düşünebilirsiniz ve bu suyu kullanmak için de deniz canlılarının ölmesine neden olan klor ve kimyasallar kullanılıyor. Şimdi bu noktada sadece bacasından karbon emisyonu çıkarmıyor diye nükleer santral iklim dostu farz edilebilir mi? Kaldı ki ek olarak yine ekolojik olarak sorun yaratacak başka bir madde salımı yapıyor. Periyodik olarak havaya radyoaktif izotoplar salıyor. Bazen bu salım daha uzun sürelerde oluyor. İşte bir problem geldiğinde belirlenen sınırlar aşılarak bu salım yapılırsa ve bu uluslararası meteoroloji kaynakları tarafından tespit edilirse imzaladığınız sözleşmelere ve vakanın büyüklüğüne göre ülkelere tazminat ödüyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan nükleer enerji ile ucuz elektriğe erişim imkânı gibi yalanlara da toplumun kanmaması gerekiyor çünkü elektriği şu anda dünya standartlarına göre 4 dolar sentten alırken Akkuyu nükleer santrali için bunun ilk 15 yıl için 3-4 kat fazlasına 12,35 dolardan satın alacağımızı taahhüt etmiş bulunuyoruz ki sonraki yıllarda bu temel fiyatın artmayacağını garantisi yok, kaldı ki yurttaş elektriğe ulaşırken eklenecek vergiler de cabası. Üstelik doların TL karşılığı anlaşma yapıldığı zaman 2,35 TL iken bugün 10 TL olması gibi Türkiye’nin ekonomik gidişatının vahametini gösteren durumlar söz konusu.  </span></p>
<p><b>Son olarak Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu eylül ayının sonunda kamuoyuyla paylaşıldı. Yeşil Gazete’de de sizin raporla ilgili detaylı incelemeniz yer aldı. Raporda geleceğe yönelik öne çıkan ayrıntılar sizce nelerdi? Dünya nükleer enerjiden uzaklaşıp temiz, yenilenebilir enerjiye yaklaşıyor, iklim kriziyle –en azından nükleer enerji alanında- gerçekten mücadele ediliyor diyebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef diyemeyiz. Bilakis dünya şimdi iklim krizi bacasından karbon salmadığı iddiasına dayanarak sorunlu ve sorumsuz bir yolda ilerleme eğilimi içinde bulunuyor. Diğer bir deyişle 1970’lerin sonunda Petrol Krizinde kömüre, petrole alternatif enerji kaynağı olarak gösterilerek adeta Nükleer Rönesans ilan edilen dönemde nükleer santrallerin birbiri ardına kurulması deneyimlenmişti. Şimdi benzer bir atılımı nükleer lobi iklim krizini bahane ederek yapmanın peşinde. Bu şekilde ikinci bir nükleer Rönesans başlatmak niyetindeler ki bunun en net örneği olarak Ortadoğu’nun nükleerleşmesinde görüyoruz. Yeni nükleer santraller kuşkusuz nükleer lobi için yeni müşteriler demek. Bugün 31 ülkede toplam 415 nükleer reaktör aktif operasyonda bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesi yeni bir hadise değil ancak her geçen yıl nükleer lobi bu konuda el yükseltiyor. Örneğin, 2017 yılında Bonn İklim Forumu’nda muzda da radyasyon var, bakın her gün yiyebiliyorsunuz diyerek muz dağıttılar. Muzdakinin radyasyon değil potasyum olduğunu es geçerek bunu yapıyorlar ki hemen ardından Türkiye’de de böyle haberler dolaşıma sokuldu. Muzdaki potasyumun endüstriyel izotopla aynı şey olmadığını, çocuklarda görülen tiroit kanserinin tek nedeninin endüstriyel izotoplar olduğunu oysa bu çocuklar için muzun önemli bir besin kaynağı olduğunu göz ardı ediyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda ilgili bir yazımın da linkini yeri gelmişken </span><a href="https://yesilgazete.org/nukleer-icin-medyada-turkiye-hamlesi-muzdaki-potasyuma-siginmak/"><span style="font-weight: 400;">buradan verebilirim.</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na dair bir değerlendirmeyi</span><span style="font-weight: 400;"> hemen her sene kaleme alıyorum çünkü hakikaten güvenilir ve tarafsız bilgi kaynağına ihtiyaç var bu alanda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz küresel olarak Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasıyla iklim krizinin durdurulması, en azından yavaşlatılması için bir adım atılmış olması sevindirici fakat nükleerin çözüm gibi sunulması nedeniyle bu yaklaşımın samimi olmadığını görüyoruz. Yani aslında iklim krizinde nükleere ayrılan kaynaklar çözümün kendisinden adım adım uzaklaşmak demek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’nda da nükleer enerjinin güneş ve rüzgâr üretimindeki maliyet düşüşlerine rağmen yaygınlaştırılmak istendiği görülüyor, oysa iklim riskleriyle birlikte düşününce nükleer endüstrinin dünyanın bütünü için mevcut olan risklerinin artmış olduğuna da dikkat çekiliyor. Dünya genelinde nükleer reaktörlerin yaşlanmakta oluşlarıyla bakım-onarım maliyetlerinin arttığı ve daha da riskli konuma geldikleri de düşünülmesi gereken hususlardan. Dileyenler raporun değerlendirmesine </span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://yesilgazete.org/2021-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi-gunese-ragmen-dunya-hala-soguk-ve-gri/">şuradan</a> göz atabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira iklim krizine çözümü nükleer enerjiyle verileceğini sanmak gerçeklikten kopmuş olmayı gerektirir. Her şeyden önce dünyanın çok vakti kalmadı. Nükleer çözüm bile olsa 10 yıldan önce bitmeyen inşaatlar, milyonlarca dolarlık maliyetlerin arşınlanma zorunluluğu hızlı önlemler alınmasına izin vermez. Kaldı ki 2030’da eriyen buzullara bağlı olarak deniz kıyısındaki nükleer santraller için deniz seviyelerinin yükselmesi gibi büyük riskler var. Bu risklerden biri de Akkuyu için geçerli. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Nükleeri İklim Krizine Çözüm Gibi Gösteren Ülkeler Arasında”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef Türkiye nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesine aracılık eden bir ülke konumunda çünkü enerji üretimi için uzun, maliyetli süreçlerin göze alınması bazı siyasi iktidarlar için siyasi vaatler oluşturarak bunları kullanmayı sağlıyor. Örneğin; iş piyasası yaratılacağı söyleniyor, dünya nükleer endüstri pazarına girileceği söyleniyor ve meşakkatli, uzun ve maliyetli süreçler neoliberal kapitalizmle uyumlu bir şekilde siyasilerin vaat edebileceği iş pastaları olarak sunuluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa nükleer santral faaliyete geçtiğinde asında bu vaatler de yerini burukluklara bırakacak çünkü nükleer santrallerin belli teknolojik standartları var ve know how sahibi olan Rusya’nın Türkiye tarafında teknolojik aktarım yapması söz konusu değil. Ayrıca Rusya’nın kendi iş piyasasını ilgilendiren bir durum bu daha çok. Şöyle bir örnek vereyim, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin nedenlerini ve sonuçlarını öğrenip Türkiye’ye aktarmak üzere Japon sivil toplum örgütlerinin davetiyle Fukuşima’ya birkaç kez gitme imkânım olduğunda bir nükleer santral ziyaret etmiştik. Orada görevliye Fukuşima sonrasında tüm nükleer santraller kapatıldığı için nükleer santral çalışanı olan teknik personeli işten çıkarıp çıkarmadıklarını sormuştum. Yanıt, “hayır kimse çıkarılmadı, yurt dışındaki projelerde değerlendirilecek onlar,” şeklindeydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin bir enerji kaynağı olmadığı konusunda son olarak size Ermenistan’dan bir örnek vermek isterim. Bildiğiniz gibi orada 400 Megavatlık bir nükleer reaktör var, önceden Ermenistan’ın Rus uzmanların desteğiyle yapılan 2 reaktörü vardı fakat 1988 yılında 7,2 büyüklüğündeki Spitak depreminden sonra kapatıldı ancak, 1995 yılında 2. ünite yeniden açıldı. Ermenistan, Rusya’dan yüzde 80 oranında doğalgaz ithal eden bir ülke yani Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı. Nükleerden elde ettiği elektrik enerjisinin yarısını ise İran’a ihraç ediyor. Yani Ermenistan nükleer santrali kendi enerji ihtiyacını karşılamak için üretmiyor. Şu anda da renovasyon sürecinde olan santralin en az 2026’ya kadar çalıştırılması planlanıyor. Türkiye’de halihazırda kurulu kapasiteye ve gelecek projeksiyonlara baktığımızda elektrik üretimine ihtiyaç görülmüyor ve Türkiye halihazırda yüzde 50 oranında Rusya’ya olmak üzere toplam yüzde 70 civarında enerjide dışa bağımlı bir ülke pozisyonundadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa siyasi iktidarın retoriğinde “yerli ve milli” tabir edilen enerji üretimi ancak güneş ve rüzgarla mümkündür zira dev endüstrisini Türkiye’deki kapasitenin yarısıyla ayakta tutabileceğini öngören Almanya yüzünü tamamen güneşe ve rüzgâra dönebiliyorsa bunu Türkiye çok daha kolay ve kısa sürede başarabilir. Aksi takdirde Türkiye insan ve maddi kaynağını nükleer enerjiyle tüketirken yurttaşlarını istihdam edebileceği yarınlarını doğru projelerle emanet edebileceği güneş ve rüzgâr enerjisi üretim süreçlerine geç kalabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Röportajın ilk bölümüne </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">buradan erişebilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 14:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif su]]></category>
		<category><![CDATA[tirityum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fukuşima Nükleer Felaketi'nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilen ve bugün miktarı 1,25 milyon tona ulaşan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı uluslararası siyasi krize yol açabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Meydana geldiği yer ve zamanla sınırlı olmayan, hatta ülke sınırlarını da aşarak ekosistemi bir bütün olarak tahrip eden radyoaktif kirliliğin verdiği endişe, Fukuşima&#8217;da 10 yıldır biriktirilmekte olan suyun denize boşaltım kararıyla yeniden dünya gündeminin üst sıralarında. Oysa Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından sonra 13 bin kilometre mesafedeki ABD&#8217;nin Kaliforniya kıyılarında Woods Hole Oceanographic Institution/Woods Oşinografi Enstitüsü (WHOI) tarafından radyoaktif Sezyum 134 tespit edilmiş, kaynağının da Fukuşima&#8217;daki nükleer felaket olduğu açıklanmıştı. Yine radyoaktif tehlikenin uzak mesafeleri nasıl kat ederek etkili olduğu Pripyat&#8217;tan kuş uçuşu 1900 kilometre mesafedeki bu topraklarda da tecrübeyle bakidir. Ne var ki, göze görünmeyen radyoaktivitenin kat edebileceği mesafeler hep insanın tahayyül sınırlarını zorlar ve ancak yakın coğrafyalarda alınan kararlarla alınmayan önlemler üzerinden bir sorgulama yapılır. Bu bağlamda Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilerek miktarı bugün 1,25 milyon tona ulaşmış olan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı da uluslararası siyasi krize yol açabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Nitekim Japonya&#8217;nın bu kararı ortak bir denizi de paylaştığı Çin ve Güney Kore sert siyasi mesajlarla karşılanırken bu coğrafyanın halkları da tepkilerini protestolarla gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-68884 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/cin-bakani-suda.jpg" alt="Çin bakanı Suda" width="345" height="243" />Öte yandan siyasi iktidarların, adına yönetim dedikleri işleyişin çarklarını döndürmek adına radyoaktiviteyi yok sayma yönünde aldığı kararlar ve almadığı önlemler siyasi temsilcileri zor durumda da bırakabiliyor. Açıkçası Başbakan Suga&#8217;nın biriktirilen radyoaktif suyun denize boşatılması yönündeki  kararı açıklamasından sonra da Başbakan Yardımcısı Taro Aso için  böyle oldu. Karara karşı yükselen tepkileri dizginlemek isteyen Aso, radyoaktif suyun boşaltılırken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)&#8217;nün skalasına uygun ve içilebilir kıvamda olacağı  iddiasında bulununca Çin Dış İşleri Bakanı Zhao Lijian radyoaktif suyu içmesini önerdi. Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasıyla reaktörden sızan suyun radyoaktif olmadığını dünyaya ispatlama arzusuyla içen Milletvekili Yasuhiro Sonoda&#8217;nın çaresizliğini gösteren bu olay biraz daha geriye gidersek daha aşina olduğumuz bir yerden, Çernobil radyasyonunun çayda olmadığını ispatlamak için canlı yayınında bir bardak içen dönemin Ticaret Bakanı Cahit Aral ile zihnimizde canlanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin ile yaşanan bu gerilimin dozu ne kadar artar, şimdilik bilemiyoruz. Ancak Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yıl dönümünü değerlendirdiğimiz </span><a href="https://yesilgazete.org/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-fukusima-10-yasinda/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">yazımızda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuduğunuz gibi Fukuşima&#8217;da nükleer felaketin başlamasından sonra bugüne kadar 50 balıkçı kooperatifinin kapandığı, balıkçılığın %85 oranında azaldığı ve satılan balık çeşidinin 3&#8217;e düştüğü göz önüne alınırsa aynı denizi paylaşan Çin&#8217;in endişesi bu açıdan da anlaşılabilir. Esasen yaşanan gelişmelerden huzursuzluk duyan sadece Çin de değil. Zira geçen hafta Güney Kore Hükümet Sözcüsü Kang Min-Seok da Devlet Başkanı&#8217;nın konuyu uluslararası mahkemelere taşımak için yetkililere talimat verdiği açıklamasında bulundu. Bu açıklamayı Güney Kore  Noryangjin Balıkçılık Toptan Satış Pazarı&#8217;ndaki esnaflardan oluşan bir sivil grubun Seul şehir merkezindeki Japon Büyükelçiliği önünde basın toplantısı düzenleyerek Japon hükümetini, komşu ülkelerle herhangi bir istişare olmaksızın radyoaktif suyu tek taraflı olarak boşaltmaya karar verdiğini</span> <a href="http://yna.kr/AEN20210416011000315" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">kınaması</span></a><span style="font-weight: 400;"> izledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-68885 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/guney-kore-protesto.jpg" alt="güney kore protesto" width="500" height="235" />Japon hükümetinin radyoaktif suyu boşaltma kararının arkasındaki nedenlere bakacak olursak  değerlendirmeyi iki açıdan yapmak uygun olur. Bunlardan biri bu suyun içinde yalnızca trityum olduğu gerekçesinin dünya genelinde trityum içeren soğutma suyunun normal şartlarda da denizlere boşaltıldığı açıklamasına dayandırılmasıdır. Dünya genelinde operasyon halinde 415 reaktör olduğu göz önüne alınırsa nükleer santrallerin dünya denizlerini  çeşitli sağlık riskleri teşkil eden trityumlu suya buladığı gibi bir gerçeklikle karşı karşıya kalınır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarılanma ömrü 13 yıl olan tirityumun canlı yaşamı üzerinde en az 130 yıl tesir süresine bağlı olarak besin zincirine karışması halinde etki süresi zarfında kanser ve türevi olan hastalıklara yol açması söz konusudur. Bu da demektir ki halihazırda soğutma sularını denize boşaltan nükleer santraller ekosisteme on yıllardır trityum karışmasına yol açmaktadır. İkincisi ise bu vakaya dair gözden kaçtığı düşünülen Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;ndeki soğutma prosesinin sıradan bir nükleer santralin soğutma prosesinden çok farklı olduğu gerçeğidir. Daha açık bir ifadeyle tarumar olmuş 3 reaktör çekirdeğinin tam erimeye uğradığı Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nde gerçekleştirilen soğutma prosesi süresince çeşitli radyoaktif izotopların da suya karışıyor olması nedeniyle bu işlem  sıradan ve operasyon halindeki nükleer santrallerdeki soğutma prosesiyle bir tutulamaz. Bu nedenle de hükümetin Geliştirilmiş Sıvı Artıma Sistemi(ALPS) adı verilen bir proseste arıtıldığı varsayılarak biriktirilen suyun yalnızca tirityum içerdiği iddiası oldukça şüphelidir. Nitekim soğutma prosesinden sonra silolarda biriktirilen suyun ALPS&#8217;ten  geçirilse de sistemin fonksiyonlarını yerine getirmemesine bağlı olarak bu suyun içinde Stronsiyum 90, Rutenyum 106 ve İyot 129 gibi kanser ve türevi hastalıklara yüzlerce yıl yol açma potansiyeli bulunan başka radyoaktif izotopların da  bulunduğu bilgisi 2019 yılında basına sızmıştı.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif kirlikten bahsedildi mi beraberinde dünya kamuoyunu ilgilendiren standartlar üzerinden de bir tartışma zemini oluşur. Örneğin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından genel olarak atmosferde bulunan radyasyon tespiti için tayin edilmiş dünya standardı vardır ve bu 1 miliseverttir. Ne var ki Fukuşima eyaletinde radyasyon sınır dozu 20 kat yükseltilerek Fukuşima&#8217;da evlerini terk eden insanların geri dönmesi salık verilmiş ve böylece devlet hak sahiplerinin tazminat yükünden kurtulmuştur. Eyalet genelinde neoliberal kapitalist sistemin çıkarlarına uygun olarak  radyasyonlu bölgeyi yerleşime açan bu teknokratik kararlar besin zincirine giren gıdalar söz konusu olduğunda ülkeler arasında yapılan anlaşmalarla radyasyon kontrollerinin kaldırılmasında da kendini gösterir. Öte yandan radyoaktif kirlilik ihtimali nedeniyle güven kayıplarını yaşandığı ortamda radyoaktif kontrollerin daha sıkı yapıldığı izlenimi de verilmek istenebilir. Nitekim Uluslararası Radyoloji Araştırma Enstitüsü (ICRP) tarafından  tayin edilmiş sınırlara uygun olarak Fukuşima Nükleer Felaketi  öncesinde geçerli olan 500 bekerel sezyum sınırı Fukushima kıyılarında tutulan balıkların satılmaması nedeniyle 100 bekerele indirilerek tüketiciye güven telkin edilmek istenmiştir. Ne var ki uygulanan daha sert önlemlere rağmen Fukuşima balığının güvenilir ve sağlıklı olduğu tüketicide karşılık bulmamış bilakis balıkların yarısından fazlasının kilogram başına radyoaktif sezyum miktarının &#8220;yeni sınır dozu&#8221; tayin edilen 100 bekereli aştığı tespit edildiği için Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nden denize açılınan 10 kilometre yarıçaplı alanda avlanma yasaklanmıştır. Geçen 10 yılın sonunda da bu durumun değişmediği ve  kaybolan güven nedeniyle 2020&#8217;ye gelindiğinde ölçümlerde tespit edilen radyasyon dozu düşük çıksa dahi  balıkçılığın toparlanmadığı görülüyor. Zira Fukuşima Eyaleti Balıkçılık Kooperatifi Birliği&#8217;nden yapılan açıklama bu önlemlerin Fukuşima öncesine göre satılan balık miktarını ancak %15&#8217;lerden %17&#8217;ye yükseltebildiği yönündedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-68886 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/fukusimada-balikcilik.jpg" alt="Fukuşimada balıkçılık" width="360" height="216" />Bölgede can çekişen balıkçılığın toparlanması için bir diğer hamle de 2019 yılının Eylül ayında testlere başlayarak kaybolan güveni yeniden tesis etmek için kurulan Fukushima Eyaletindeki Iwaki&#8217;deki Fukushima Bölgesi Balıkçılık ve Deniz Bilimleri Araştırma Merkezi olmuştur. Ne var ki 2019 yılında bir balık numunesinde kilogram başına 500 bekerel sezyum tespit edilmesi endişeleri yeniden yükseltirken şimdi buna bir de Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımını gündeme getirmesi eklendi. Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımına tayin edilen depolama alanının  2 sene sonra dolmuş olacağı ve yeni depolama alanının açılamayacağı gerekçesine dayandırdığı boşaltım kararı da balıkçıların itirazlarıyla karşılandı. Böyle bir noktada boşaltıma 2 sene sonra başlanacağı ve bu işlemin otuz yıl gibi bir süre alacağı gibi balıkçıları teskin etmeyi amaçlayan söylemler doğal olarak  kifayetsiz. Benzer şekilde uluslararası sulardaki balıkçıların da bu endişeye gark olmaması mümkün mü? Zira İnsanı sağlıklı yaşam sürmekten mahrum bırakacak radyasyonlu ürünü kim satın almak  isteyebilir? Türkiye için &#8220;tanzim satışlar&#8221; dediğinizi duyuyorum fakat bu başka bir yazının konusu olsun&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-68887 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg" alt="radyoaktif" width="407" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 407px) 100vw, 407px" />Kuşkusuz Fukuşima&#8217;da radyoaktif suyun neden olduğu felaket salt balığın kullanım değerine diğer bir deyişle onun meta olarak görülmesine de indirgenemez. Çünkü her şeyden önce balıkların ve tüm diğer canlılar gibi kendi  yaşamlarını sürme hakları vardır. Yine cansız çevrenin kendilik hali düşünülmelidir en azından canlı yaşamının ekosistemin bir parçası olduğu genel kabul görmelidir. Ne var ki, balık ve diğer deniz canlıları insan ve başka hayvanların gıda zincirinde yer alırken  insan merkezli tesis edilmiş olan bu dünyanın şartlarında balıkçılık aynı zamanda  geçim kapısıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hep söylediğimiz gibi biri Akdeniz&#8217;in diğeri Karadeniz&#8217;in kıyısında kurulmasına karar verilmiş iki nükleer santral projesiyle Türkiye de benzer bir felaketin aday adayı. Meseleye sırf balıkçılık sektörü açısından baktığımızda ise Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü&#8217;nün 2020 yılında yayımladığı  2018 verilerine göre çevresinde 23 ülke bulunan Akdeniz&#8217;den yıllık 788 bin ton ve yine çevresinde 6 ülke bulunan Karadeniz&#8217;de 387 bin 844  ton balık elde edildiğini dikkate almak lazım&#8230; Ayrıca sadece Türkiye&#8217;de geçimini balıkçılıktan sağlayan 2,5 milyon kişi iki nükleer santralde çalıştırılacak en fazla 8 bin kişiden açık ara fazla olduğunun altını çizelim. Zira yalnızca bu açıdan bile ekosistemin bozulmasını insanın ve diğer tüm canlıların yaşamının zarar görme ihtimaliyle değerlendirmeyen neoliberal kapitalist sistemin tercihini şirketlerden yana yapmasıyla yavaş yavaş kendi sonunu getireceğini söylemek yanlış olmaz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* Fukuşima 10 Yaşında!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 10:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi'nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine "enerji" formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına bigane kalışının sembolü sayılabilir.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67008 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg" alt="&quot;10 Mart'ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&quot;*,Fukuşima 10 Yaşında!" width="340" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-1024x594.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" />Bu yaratıcı slogan* 10 Mart günü Türkiye&#8217;nin ilk nükleer santrali olmaya aday Akkuyu Nükleer Güç Santrali&#8217;nin (NGS) 3. reaktörünün temelinin Türkiye ve Rusya devlet başkanlarının uzaktan erişimle gerçekleştirdikleri törene karşılık Mersin Nükleer Karşıtı Platform(NKP) tarafından bir yanıt olarak geliştirildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer felaketle nükleer santral açılışı arasındaki zıtlığı net bir şekilde ortaya koyduğu için de Fukuşima Nükleer Felaketinin ilk on yılını değerlendirmeyi amaçlayan bu yazının başlığında kendine yer buldu. Zira, birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine &#8220;enerji&#8221; formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına ne denli bigane kalışının sembolü sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67009 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg" alt="" width="368" height="194" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin.jpeg 780w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" />Nitekim savaş teknolojisinden devşirme olarak 1970&#8217;lerden itibaren kurulumu hız kazanan nükleer enerji, özünden hiç kopmamış olmakla birlikte yıkıcı formunu &#8220;güç&#8221; adı altında muhafaza ederken bugünkü neoliberal kapitalist sistemde de ekonomik ve siyasi pazarlıkların nesnesi haline gelmiştir. Nitekim Akkuyu NGS ile Türkiye&#8217;den toprak kopararak bir taraftan sıcak denizlere ulaşma idealini gerçekleştiren Rusya&#8217;nın benzer bir projeyle Mısır&#8217;da da bir nükleer santral projesi yürütmek suretiyle Akdeniz&#8217;i kontrol altına alma hesabı daha net görülebilir. </span></p>
<h5><b>Nükleer Enerjide Kamu Yararı Yoktur</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin iddia edilenin aksine tehlikeli, riskli ve pahalı olduğunu her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu da 2020&#8217;de güneş enerjisi üretim maliyetlerindeki %89&#8217;luk, rüzgar enerjisi üretim maliyetlerindeki %70&#8217;lik düşüşe karşılık, nükleer enerji maliyetlerindeki %26&#8217;lık artışla </span><a href="https://yesilgazete.org/covid-caginda-nukleer-enerji-2020-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi/"><span style="font-weight: 400;">işaret ediyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bununla birlikte çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin etkilerini yaşanırken sivil toplumun başlattığı E-shif(Enerji Dönüşümü) girişimiyle 2040&#8217;a kadar eyalet genelinde enerji ihtiyacının %100 yenilenebilir enerji olarak tanımlanan rüzgar ve güneş enerji kaynaklarından sağlaması planlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan 1 günde 6 milyon nüfuslu bir kentin su ihtiyacını soğutma suyu olarak kullanmasıyla özellikle iklim krizi şartlarında su kıtlığı yaşanacak zamanlar açısından da önemli bir sorundur. Yine kaynağından aldığı soğutma suyunu 5-10 derece farkla geri vermesiyle su kaynağında oluşturduğu 2 derecelik farkın ayrıca klor kullanımının denizdeki biyolojik çeşitliliği tahribata uğrattığı da bilinmektedir. Kaldı ki esas dert edinilmesi gereken nokta karbon salımın dan önce insan ve çevre sağlığı açısından radyoaktivitedir. Normal şartlarda 5 kilometre yarıçaplı alanda çevresine radyasyon yayan ve çocukluk çağı tiroit kanserinin tek nedeni olan endüstriyel radyoaktivite tüm canlı yaşamını tehdit etmektedir. Nitekim patlamalar nedeniyle açığa çıkan radyasyon nedeniyle de çocuklarda görülen tiroit kanseri 10 yıl içinde en az 500 kat artmıştır. Nükleer Silah ve Savaşlara Karşı hekimler (IPPNW) tarafından açıklandığı üzere nükleer felaket öncesinde milyonda 1-2 çocukta görülürken göre felaketin başladığı tarihten bugüne tiroit kanseri teşhisi ve şüphesi bulunan çocuk sayısı 380 bin çocuk için yapılan testlerde 203&#8217;e çıkmıştır. </span></p>
<h5><b>Balıkçılık Tehlike Altında!</b></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67010 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg" alt="balıkçılık tehlike altında" width="362" height="241" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 362px) 100vw, 362px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek resmi tahliyelerle gerekse kendi isteğiyle Fukuşima&#8217;daki evlerini terk eden 200 bin kişiden 36 bini hala başka şehirlerde yaşamına devam ederken nüfusun azalması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Radyoaktivitenin denize, havaya, suya karışmasıyla ekosistemi zehirlenen coğrafyada artık tarım ve hayvancılık sağlıklı ve güven duyulan bir şekilde yapılamadığı gibi radyoaktif kirli olduğu endişesiyle balıkçılık da kan kaybetmiştir. Örneğin Fukuşima  eyaletinde 50 balıkçı kooperatifi kapanmış ve Fukuşima nükleer felaketi sonrasında balıkçılık bölgede %85 düşmüştür. Ara sıra tespit edilen yüksek radyoaktivite tespit edilen balıklar olduğu gibi güven kaybı yaşanmasına bağlı olarak satılan balık çeşidi  3&#8217;e inmiştir. Bunlara ek olarak Fukuşima&#8217;daki balıkçılığın karşısında şimdi bir de nükleer santral sahasında biriktirilen 1,37 Milyon ton suyun okyanusa boşaltılması riski belirmiştir.  Bu ihtimal Fukuşima Eyaleti Tarım Kooperatifleri ve Ormancılar Birliği’nin Fukuşima’daki 43 yerel yönetimin de desteğini almasıyla radyoaktif suyun depolanması yönünde hükümet üzerinde baskı kurmak içiin tüm dünyaya hitap eden bir </span><a href="https://nukleersiz.org/kampanyalar/"><span style="font-weight: 400;">kampanyanın</span></a> <span style="font-weight: 400;">da fitilini ateşlemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki, biriktirilen meydana gelebilecek yeni depremler sırasında bile risk teşkil ediyor. Hatta reaktörleri hala soğutmak için kullanılan suyun biriktirilmesi esnasında dahi kaçaklar oluşabiliyor.  Nitekim en son meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremde 1. reaktör için hala kullanılan radyoaktif hale gelmiş olan soğutma suyunun tanklarda biriktirilme aşamasından önceki proseste 70 santim, 3. reaktörün biriktirilen su seviyesinde 30 santimetrelik bir azalma tespit edildiği için eksilen miktarın denize sızdığı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2011 yılında nükleer felaketin başlamasından sonra 2040 yılına kadar öngörülen dekontaminasyon ve söküm maliyeti olan 700 Milyar doların yarısına ilk 10 yılda ulaşıldığı üzere kamunun üzerine yüklenen borç yükünün yüksekliği dikkatlerden kaçmayacaktır. Şimdi gelin nükleer enerjinin maliyeti avantajı bulunsa dahi neden kabul edilmemesi gerektiğine Fukuşima&#8217;da yaşananlar bağlamında derinlemesine bakalım:</span></p>
<h5><b>Reaktörün Soğutma Suyu Sistemi Bozulursa!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">11 Mart günü meydana gelen deprem 6 reaktörü bulunan Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin üçünde yakıt çubuklarının tam erimesine uzanan süreci başlattı. Deprem anında reaktörler otomatik olarak devreden çıksa da soğutulmasına devam edilmesi gereken nükleer reaktörler elektrikli jenaratörlerle soğutma sistemini devrede tutabiliyordu. Ne var ki 1 saat sonra meydana gelen tsunami elektrikli jenaratörleri alabora etti. Fukuşima&#8217;da yaşanan bu olay, deprem ülkesi tüm ülkelerin yüksek büyüklükte depremler karşısında büyük risk altında olduğunu bize gösteriyor. Bununla birlikte 12 Mart ve 14 Mart günü meydana gelen patlamalar soğutma suyu sistemi bozulan diğer bir deyişle su kaynağı sağlanamadığı için soğutulmasına devam edilemeyen reaktörlerin başına gelebilecek bir duruma işaret ediyor. </span></p>
<h5><b>Nedeni İspatlanamayan Ölümler</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi doğal afetlerin nükleer santrallerde hayatın akışını nasıl tersine çevirebileceğini gösterirken normal şartlarda dahi resmi kabul göremeyen, inkar edilen radyoaktif mağduriyet kaynaklı ölüm ve hastalıkların ispatlanmasını daha da zorlaştırıyor. Nitekim üçlü felaketin kurbanlarının daha çok &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">deprem ve tsunamide ölenler</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; şeklinde telaffuz edilirken nükleer kaza bağlantılı ölümler ayrıca tespit edilmedi. Genel olarak 18 bin kişinin yaşamını yitirdiği açıklanan felakette </span><a href="https://yesilgazete.org/ciplak-hayatlar-2/"><span style="font-weight: 400;">44 kişinin</span></a><span style="font-weight: 400;"> nükleer felaket meydana geldiği için öldüğü, radyoaktif mağduriyet nedeniyle 240 kişinin intihar ettiği ve izleyen on yıl içinde ömrünü radyasyon kaynaklı hastalıklarla geçirdiği ya da yaşamını yitirdiği ve yitireceği dikkate alınmaz. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nde gerçekleşen</span> <a href="https://yesilgazete.org/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/"><span style="font-weight: 400;">ilk resmi ölüm</span></a><span style="font-weight: 400;"> felaketin başlamasından 7 yıl sonra acil durum müdahale sürecinde yüksek radyasyona maruz kalmış olan 50 yaşlarında santral işçisinin yaşamını yitirmesiyle haber oldu.. </span></p>
<h5><b>Ekosisteme Yayılan Radyoaktivite</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin 14 Mart günü patlayan reaktöründe MOX (Mixed Oxide) yakıtının kullanılıyor olması ekosisteme yarılanma ömrü 24 bin yıl olan plutonyum radyoaktif izotoplarının  yayılmasına da neden olmuştur. Kullanılmış yakıt çubuklarından elde edilen plutonyumun uranyumla karıştırılmasından üretilen MOX yakıtının nükleer atıkların miktarını azaltmak ve 31 ülkenin mevcut nükleer santrallerine ancak 50 yıl yakıt tedariki sağlayacak uranyum rezervinin kalmasına bağlı olarak yakıtın daha uzun süreler kullanılmasını sağlama amacı taşır.  Nitekim Akkuyu NGS&#8217;ye yakıt tedariki de yapacak olan Rosatom geçen ay 25 Şubat&#8217;ta Beloyarsk Nükleer Güç Santrali&#8217;nde ilk kez MOX yakıtını kullanmaya</span> <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-ngsyi-bekleyen-yeni-tehlike-rosatom-mox-yakiti-kullanmaya-basladi/"><span style="font-weight: 400;">başladı</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu gelişme doğal olarak Akkuyu NGS&#8217;de de çok daha tehlikeli olan MOX yakıtının kullanacağı şeklinde okunabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Plutonyum, sezyum ya da başka bir radyoaktif element olsun atmosfere yayılmış olan radyoaktif kirlilik mütemadiyen hareketlidir. Örneğin yarılanma ömrü 28 yıl olan stronsiyum 280 yıl kanser yapma etkisini haiz bir şekilde hava olaylarıyla hareket halindedir ve tespiti ancak özel ölçüm aletleriyle yapılabilir.</span></p>
<h5><b>20 Kat Yukarı Çekilen Sınır Dozlarına Rağmen yok Sayılan Radyasyon</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi başladıktan sonra dünya genelinde 1 milisievert olan sınır dozları 20 kat yukarı çekildi. Bu açıkça bölgede radyasyon vardır demenin bir yönüyken radyasyon yokmuş gibi nükleer felaket sonrası tazminatlar kesilerek evlerine dönmek zorunda bırakılan insanlara &#8220;gel sen radyasyonlu bölgede yaşa&#8221; denilmiş oldu. 10 yılın ardından önceki seviyelere çekilmeyen sınır dozları açısından hükümetin yaklaşımı ise ibretlik. Radyasyona maruziyetin satte 0,23 mikro sieverte çekilmesiyle günde yalnızca 8 saat radyasyon yoğun bölgede kalınması salık verilirken bu yeni sınırın 8 saate göre ayarlandığı yönünde her hangi bir bilgi verilmiş değil. Daha açık ifade etmem gerekirse yıllık 20 milisievert olduğu kabul gören bölgedeki insanlar evlerine dönmüşlerse on yıl sonra 200 mili sievert radyasyon almış olabilirler. Zira radyasyonun hesabı kümülatif olarak yapılır, örneğin radyoaktif ortamda çalıştıkları için nükleer santralde çalışan işçiler için sınır dozları 5 yıl için 100 mili sieverttir. Lakin her hangi bir koruyucu ekipman vs kullanmayan ve ömürlük evlerine dönen örneğin 20 yılda 400 mili sievert doza ulaşma ihtimali olan yurttaşlar esasen daha vahim bir durumdadır. Nitekim 500 mili sievertlik bir maruziyet ölüm demektir.</span></p>
<h5><b>Dekontaminasyon İşlerinde Çalıştırılan İşçilerin Sayısı 13 Milyona Ulaştı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67011 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/nukleer-felaket.jpg" alt="nükleer felaket" width="380" height="181" />İşsizliğin sorun olarak görüldüğü ülkelerde nükleer felaketlerin istihdam kapısı olacağı düşünülmesin. Çünkü bu şekilde para kazanmak biraz da insanın sağlığını arka plana alması anlamına geliyor. Zira işçilerin çalışması için belirlenen sınır dozları aşıldığında işyerini bırakmak zorunda . 5 yıl için belirlenen sınır dozları yoğun dönemde 100 milisievert standardından 250 mili sieverte çıkartılmış son iki senedir eski düzeyine çekilmişti. Sayının yüksekliği bu sınır dozlarına ulaşan işçilerin ayrıldığı bağlamında da düşünülebilir elbette. Ne var ki işçiler sağlık taramalarına işlerinin bir parçası olarak alınmadığı için çalışmalarının sonucunda ne kadar radyasyona maruz kaldıklarını da bilmiyorlar. Nitekim İşçiler muayeneye katılmak isterse onları bir de yol masrafı gibi ek ödemeler bekliyor. Bir kısım işçilerin görüşü  ise sağlık taramalarının tedavi amaçlı değil bilgi toplamak amacıyla yapıldığı yönünde bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Sivil Toplumun Kurduğu Radyasyon Ölçüm Merkezleri</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Radyasyon ölçümü yapmak bilimsel ve teknik yollardan araştırma yapmayı gerektirir. Devletin radyasyon ölçümlerini güvenilir bulmadığı için Japonya&#8217;daki sivil toplum örgütleri kendi girişimleriyle radyasyon ölçüm aletleri temin etmiştir. Özellikle Çernobil Nükleer Felaketinden sonra radyasyonun etkilerine maruz kalan ve kendi ölçüm metotlarını geliştiren Almanya&#8217;daki sivil toplum örgütlerinin tecrübe ve birikimlerinden yararlanmak başvurulan yollardan biri olmuştur. Yurttaşlar için ise önceki yazılarımızda tanıtmış olduğumuz bu </span><a href="https://yesilgazete.org/fukusima-izlenimleri-3-nukleer-felaket-sonrasinda-gidenlerle-kalanlarin-degisen-hayatlari/"><span style="font-weight: 400;">ölçüm</span> <span style="font-weight: 400;">istasyonlarına</span></a><span style="font-weight: 400;"> başvurmak da tıpkı maskenin bugün yeni bir gider kalemi olarak ev ekonomisine girdiği gibi her hangi bir gıda satın aldıktan sonra başvurulan ek bir ücretli proses haline gelmiştir.</span></p>
<h5><b>Bir Maske Gibi Günlük hayata Eklemlenen Ölçümler</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Korona sürecinde hayatımızda kilit rol oynayan bir maske gibi ölçüm cihazları da radyoaktif felaket halinde toplumsal bir yaşamın kaçınılmaz şekilde parçası olabilir ki bunun maliyetini de birlikte düşünmek gerekir. Radyoaktif kirliliğe uğramış gıdanın ölçümü ölçüm istasyonlarında yapılsa da iyonize radyasyonun bir de dış mekan ölçümleri söz konusudur. Bu bağlamda ekosistemde açığa çıkan radyasyonun ise ölçümünün 3 seviyede yapılıyor: Zeminde, zeminin 10 santim üstünde ve 1 metre üstünde. Nitekim yapılan ölçümlere göre zeminde saatte 2,2 mikro sievert radyoaktivite olan yerin 10 santimetre üstündeki miktar 2,6 mikro sievert ve 1 metrede ise 1 mikro sievert ölçülebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67012 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg" alt="ölçüm cihazı" width="270" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg 170w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" />Misal </span><a href="https://www.nenryo-bunseki.com/analysis/radioactivity.html"><span style="font-weight: 400;">Sunco Çevre ve Araştırma Merkezi</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8216;nin tarifesi şöyle: Sınıflandırma sezyum 137 ve sezyum 134 ölçümü yapılacak olan maddenin hava-katı ya da sıvı olarak sınıflandırılmasıyla başlıyor. Sıvı maddeler: nehir suyu, yer altı suyu, içme suyu, havuz suyu ; katı olanlar ise toprak, ahşap, kömür, yakma külü&#8230;Gerek havada gerekse yaşam alanlarında bu tasnife göre yapılan ölçümler ise 1 metre, 50cm ve 10 cm şeklinde 3 kademeyi de gözetiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna göre de fiyatlar şöyle: (1 Dolar = 7TL&#8217;ye göre)</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10 bekerel/litre 8bin yen (560TL) &#8211;</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2 bekerel /litre 10Bin Yen (700TL) musluk suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 bekerel /litre  12bin Yen (840TL) içme suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">0,2 bekerel/litre 38bin Yen (2666TL)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırma amaçlı ölçüm fiyatı</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer şekilde katı maddeler için de ayrı skalalar bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Radyoaktif Katı Atıklar ve &#8220;Yeniden Kullanım&#8221; Kabusu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67013 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/radyoaktif-atiklar.jpg" alt="radyoaktif atıklar" width="393" height="221" />Friends of Earth Japan(FOE) Fukuşima raporu&#8217;nda açıklandığı üzere Fukuşima santral bölgesinde yürütülen dekontaminasyon çalışmaları çerçevesinde 14 milyon ton toprak toplandı. 8 bin bekerel/kilogram altındaki kısmın demiryollarında, park ve bahçelerin rehabilitasyonunda, ormanlarda, afet alanlarında &#8220;yeniden kullanımı&#8221; planlanıyor. Bu amaçla toprak rehabilitasyonu için de 12 milyar avro harcandı. Bunların içinde çok yoğun kirli olan miktar 7 milyon ton toprak olarak açıklandı ve toprak rehabilitasyon maliyeti de 11 Milyar Dolar olarak belirlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif toprağın gömülmesi için 200 metre boyunca 50 santimetrelik çukur açarak 500 adet siyah plastik torbalar içindeki radyoaktif toprağı gömmek için de 803 milyon dolara tekabül eden bir maliyet söz konusu. Tüm bu işlemler 2015 yılından bugüne Çevre Bakanlığı tarafından kurulan &#8220;Stratejik Çalışma Grubu&#8221; tarafından Hacim Azaltma ve Orta Seviyeli Depolamadan Toprak Geri Kazanımı projesi adı altında yürütülüyor!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67014 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg" alt="10 martın sonu fukuşima" width="500" height="375" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ilk 10 yılına dair sunduğum bu kesitler bizim Çernobil belleğimizdekilerin modern bir versiyonu. Özünde siyasi iktidarların risklere ilişkin ilgisizliği olmakla birlikte felaketin daha kapitalist ve yüksek refah seviyesine sahip bir ülkede yaşanması radyoaktif kirliliğe maruz bırakılanların kendi özkaynaklarına sahip olarak bulduğu çözümleri bize gösterilmesi açısından değerli. Bu açıdan Mersin Nükleer Karşıtı Platform&#8217;un(NKP) &#8220;10 Martın sonu 11 Mart&#8217;tır vurgusu çok yerinde. Çünkü yarın Akkuyu&#8217;da Sinop&#8217;ta Nükleer Santral Projesi gerçekleşirse ekonomik krizden hiç bir zaman gözünü açamayan ve hep daha kötüye giden sen bugün bu gidişatı önlemek için Mersin NKP&#8217;nin yanında durmazsan felaketi yaşarken  ne yapacaksın Türkiye? </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2020 15:04:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akışın kesintiye uğraması sürecin aksamasına neden olabilecek unsurların varlığından haberdar olmayı sağlar. Böylece daha önce görülmeyen ya da görülmek istenmeyen konular üzerine düşünme fırsatı yakalanmış olur ve benzer hataların yapılmasını önleriz. Ancak, zararın neresinden dönülse kardır düşüncesi bile isteye eyleme dönüşmüyorsa ya orada öncelikler farklıdır ya da  zarara uğrayanla zarara neden olan açısından bir ortaklık söz konusu değildir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/">Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde nükleer santrallerle ilgili yapılacak değerlendirme özellikle kaza boyutuyla düşünüldüğünde yukarıdaki tarife uyuyor.  Zira diğer birçok risklerinin yanısıra, çok geniş bir coğrafyada yaşamı kesintiye uğratacak kadar etkili olabilen nükleer santral kazaları &#8220;Bu enerjiye mecbur muyuz?&#8221; sorusuyla bir düşünümsellik kurulmasını sağlamıştır. Nitekim nükleer santrallerin felaket kaynağı olduğu en iyi 1986 yılında Çernobil Nükleer Felaketi ile görülmüştür. Felaketin başlamasını izleyen on yıl içinde Avrupa&#8217;da hiç nükleer santral kurulmamış ve nükleer enerjinin dışında kaynağını doğadan alarak yine doğada sonsuz şekilde bulunan enerji kaynakları üzerine yapılan araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Çernobil Felaketi&#8217;nden yirmi beş yıl sonra meydana gelen Fukuşima Nükleer Felaketi de bu konuda toplumsal farkındalığın artmasına etki yapmıştır. Ne var ki bu felaketler farklı iki zaman diliminde ve farklı iki ekonomik sistemde meydana gelmesine rağmen aynı endişelere yol açarken kazaların meydana geldiği coğrafyaların kapsama alanı belirleyici olmuştur. Bunun bir nedeninin Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin Avrupa&#8217;nın göbeğinde meydana gelirken Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin Doğunun uzağında bir ada ülkesi olan Japonya&#8217;da  yaşanması olduğu düşünebilir. Dünya genelinde nükleer santrallerin durumu, yaşı, kaçının inşaat halinde olduğu, kaçının devreden çıkarılacağı, kaçının sökümüne dair bilgi kaynağı olan ve  her yılda yaşanan gelişmeler ışığında düzenlenerek yayımlanan</span> <a href="https://yesilgazete.org/blog/2020/09/26/covid-caginda-nukleer-enerji-2020-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi/"><b>Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu-2020</b></a><b> &#8216;</b><span style="font-weight: 400;">de de bu çıkarımı destekleyen veriler görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketinden sonra geçen 10 yıl zarfında Avrupa&#8217;da nükleer santral kurulmazken, Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ardından nükleer santrali olmayan ülkelerde nükleer santral kurma girişimlerinde bulunulması oldukça dikkat çekicidir. Maalesef  ülkemiz de iki nükleer santral planıyla bu konuda örnek teşkil ederken projelerin gerçekleştirilmesinin karşısına engel çıkarılmaması için ihale yöntemini bile terk etmiş kendini uluslararası anlaşmalara teslim etmiştir. Lakin Türkiye bu yolda yalnız da yürümüyor&#8230; Bugüne dek nükleer santrali bulunmayan Suudi Arabistan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün gibi ülkelerin de adı sektörde zikredilmeye başlanmış durumda. Yani nükleer santral projeleri açıkça hem kan kaybeden nükleer endüstri için bir kurtarma planı hem de Orta Doğu&#8217;daki siyasi dengelerin yeniden konumlandırılması için araçsallaştırılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-59300 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-640x638.jpg" alt="nükleer" width="436" height="435" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-640x638.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/10/nukleer.jpg 792w" sizes="auto, (max-width: 436px) 100vw, 436px" />Bunu anlamak için Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu&#8217;na bakmak ilk etapta yeterli. Zira geçen geçen yıl üretim  maliyeti yüzde 89 düşen güneş enerjisi ve maliyeti yüzde 70 düşen rüzgar enerjisinin karşısında maliyeti yüzde 26 artan nükleer enerjiye bu bölgede ilgi gösteriliyor olması çok açık ki önümüze yeni bir  Orta Doğu resmi çıkarıyor. Nitekim bugüne dek nükleer programıyla dikkatleri çeken İran&#8217;ın karşısına Orta Doğu coğrafyasından yeni katılımlar olması &#8220;Orta Doğu nükleerleştiriliyor mu?&#8221; sorularını akıllara getiriyor. Bu  nükleer santral projelerinin mevcut  siyasi ve ekonomik konjunktürle  uyumsuzluğu ise </span><i><span style="font-weight: 400;">Şekil 23’te</span></i><span style="font-weight: 400;">ki  gibi çok farklı taahhüt ve ilerleme seviyeleriyle kendini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer endüstri dünyasına adım atan bu ülkeler doğal gaz ve yenilenebilir enerji üretim kapasitesiyle zengin olmasına rağmen nükleer enerji üretiminde ısrar edilmesinin hiç bir ekonomik faydanın sağlamayacağı da diğer bir konu. Nitekim ekonomik bir girdi sağlamayacak olan nükleer enerji yatırımının nedeninin Türkiye’de her zaman nükleer karşıtlarının söylediği gibi yalnızca politik kararlara dayandığı aşikar ve Rusya&#8217;nın Ortadoğu politikası  doğrultusunda geliştirilen  ilişkilerle  ilgisi olduğu  da görülmekte. Zaten büyük resim demişken yeni projelerin Rusya menşeili Rosatom tarafından yürütülüyor olması da Orta Doğu&#8217;da dengelerin ne tarafa evrilmekte olduğu konusunda fikir veriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orta Doğu&#8217;nun nükleerleştiğini gözler önüne seren Nükleer Endüstri Durum Raporu&#8217;na göre bu ülkelerdeki nükleer santral projelerinin devam edebilmesi adına kamuoyuna karşı kurulan &#8220;fosil yakıtların payının azaltılması gerekliliği&#8221;ne dayandırılan söylemde de ortaklaşıldığı dikkat çekiyor. Benzer şekilde bu ülkelerden bazıları nükleer santral yatırımlarının kalifiye çalışanlardan oluşan bir üs kuruluyormuş ve ileri teknoloji tesisi gibi sunuluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde büyük resme bakıldığında ise Uluslararası Enerji Ajansı‘nın/International Energy Agency (IEA)&#8217;nin üç yıllık sürdürülebilir iyileşme planı çerçevesinde “2021 ile 2023 arasındaki belirli zaman aralığında uygulanabilecek uygun maliyetli önlemlerin önemine vurgu yapıldığı  ve yeni hedeflerin yenilenebilir enerji maliyetleri üzerinden tayin edildiği görülüyor. Zira bu planın ekonomik büyümeyi artırmak, istihdam yaratmak ve daha dayanıklı ve daha temiz enerji sistemleri tesis etmek gibi üç ana hedefi var.  Ancak büyük resme oturmayan bu Orta Doğu resmi, nükleer endüstrinin  yenilenebilir enerji kategorisinde yer alan rüzgar ve güneş enerjisi karşısında direnebilmesinin ancak yeni pazarlar bulunmasıyla mümkün olduğuna işaret ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neoliberal kapitalist sisteme sırtını dayamış olan nükleer endüstrinin yeni pazarlar açma noktasında hükümetlerin politikalarına uyumlu olmanın ötesinde onları değiştirip dönüştürecek şekilde aksiyon aldığı aşikar. Dolayısıyla yazının başlığından da anlaşıldığı gibi nükleer endüstrinin kendi piyasasını canlı tutabilme adına sergilediği çırpınışın nükleer santrallerin nükleer güç sahipliğiyle ilişkilendirilmesiyle yeni bir sıçramaya dönüşmek üzere olduğu söylenebilir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/09/nukleer-endustrinin-cirpinisi-sicramaya-doner-mi/">Nükleer Endüstrinin Çırpınışı Sıçramaya Döner mi? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avustralya Yangınlarının Gör Dediği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/17/avustralya-yanginlarinin-gor-dedigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jan 2020 13:18:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya Koruma Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Sweeney]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Greta]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[Olimpik Baraj]]></category>
		<category><![CDATA[Ranger Uranyum Madeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47035</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul'un yüzölçümünün 10 katı kadar bir alanın içindeki canlarla beraber yanıp kül olması dünya için küresel ısınmayı oluşturan nedenler bağlamında ele alınması gereken kaçınılmaz ve hazin bir yüzleşme. Lakin bir kez daha her şey yeterince kötüyken bile şanslıyız! Zira yangınlar uranyum madenlerinin çıkarıldığı bölgeye ulaşmadı ve Avustralya'nın nükleer santrali yok.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/17/avustralya-yanginlarinin-gor-dedigi/">Avustralya Yangınlarının Gör Dediği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Küresel ısınmanın etkisiyle özellikle son on yılda artan aşırı hava olaylarının yaşandığı ülkelerden biri de Avustralya. Sistem içi etkileşimlerin küresel ısınmayı tetiklediği ülkede uzmanlara göre su kaynaklarının iyi yönetilmiyor oluşuna, son yıllarda aşırı buharlaşmaya bağlı olarak su kaynaklarının azalması da eklenince yangınların söndürülmesi imkansız hale geldi. Dört aydır kontrol altına alınamayan yangınlar nedeniyle orman ve bitki örtüsüyle beraber 1,25 milyar hayvan ve 17 insan yaşamlarını yitirdi; türler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı;  bin 800 ev yandı&#8230;. Fakat maalesef yaşananların etkisi geçmiş zamanla sınırlı değil. Dört aylık süre zarfında yıllık karbon emisyon miktarı kadar karbonun atmosfere salınmış olması küresel ısınma açısından yeni bir pozitif geri besleme anlamına gelirken hava kalitesinin tehlikeli düzeyin 21 katına çıkmasıyla dumanlara boğulan canlılar özellikle çocuklar açısından başta astım olmak üzere çeşitli hastalıklarda artış olabileceğine işaret eden</span><a href="https://qz.com/1782243/how-australias-fires-are-impacting-childrens-health/"> <span style="font-weight: 400;">bilimsel çalışmalar</span></a><span style="font-weight: 400;"> var. Fakat her şey daha da kötü olabilirdi zira, yangınlar dünya genelinde faaliyet gösteren nükleer santrallerde kullanılan uranyum yakıtının %12&#8217;sini tedarik eden Avustralya&#8217;da uranyum madenlerinin bulunduğu bölgeye ulaşmadı ve Avustralya&#8217;nın (gayet yerli ve milli olmasına rağmen) nükleer santrali yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer enerji üretiminde kullanılan uranyumun yerin altından çıkarılması dünya genelinde yüksek güvenlik standartları gerektirse de tehlike her koşulda baki. Zira 1200 Megavat kapasiteli reaktörde yıllık kullanılan 30 ton uranyum maddesinin elde edilmesi için 440 bin ton uranyum kayasının çıkarılması gerekirken uranyum kayasının çıkarılmasıyla birlikte başlanan prosesler nedeniyle oluşan atık ve atık havuzlarında açığa çıkan toryum, radyum, radon gazı, nikel gibi ağır metaller, arsenik, civa gibi ağır maddelerin çevreye, yer altı sularına karışması söz konusu. Nitekim Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, başta Nijer olmak üzere Afrika ülkelerinde ve Avustralya&#8217;da uranyum madenlerinin çevre ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri nedeniyle karşısında da yıllardır nükleer karşıtı mücadele yürütülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avustralya&#8217;da faaliyette bulunan Ranger Uranyum Madeni, Olimpik Baraj (Olympic Dam) ve Beverly uranyum madenleri de uzun zamandır çevreci örgütlerin hedefinde. Kasım ayında Melbourne şehrinde Avustralya uranyum madenleri üzerine bir mülakat gerçekleştirdiğim Avustralya Koruma Vakfı (ACF) Nükleer karşıtı kampanyalar sorumlusu Dave Sweeney&#8217;e göre uranyum madenciliği ve çıkarılan madenin işlenmesi çevre ve sağlık açısından büyük riskler taşıyor. Fakat Sweeney ilk aşamada etkilenenlerin uranyum madenlerinde çalışanlar ve iş sahasından radyoaktif tozları eve de götüren çalışanların aileleri olduğunun altını çiziyor. Bu konuda 8 Ocak 2019 tarihinde yayımlanan görece yeni sayılabilen bir</span><a href="https://doi.org/10.1007/s00420-019-01411-w"> <span style="font-weight: 400;">bilimsel araştırma</span></a><span style="font-weight: 400;"> da uranyum madeninde özellikle uranyum madeninin çıkarımı, öğütülmesi ve nükleer yakıt olan uranyum oksit üretimi proseslerinde çalışanlar için tehlikeye işaret ediyor. Buna göre çalışanların her gün düzenli olarak radon gazına düşük dozlarda dahi maruz kalmasına bağlı olarak 10 yılın sonunda biriken kümülatif doza göre akciğer kanserine yakalanması söz konusu. Nitekim Avustralya&#8217;daki yangınları madeni etki altına alma olasılığı radyoaktif partiküllerin havaya yayılması anlamına geldiği için Sweeney de yangınların uranyum maden bölgelerine sıçrama ihtimalini &#8220;dünya için kabus olurdu&#8221;şeklinde yorumluyor. Bununla beraber Ranger uranyum madeni gibi lisansı bitmesine rağmen henüz rehabilitasyonuna başlanmamış ve üretim sahasında atık havuzlarında istiflenmiş maden atıkları bulunan uranyum madenleri açısından ilave tehlikelerin bulunduğunu da ekleyelim.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47037 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/2.foto_.jpg" alt="" width="339" height="225" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avustralya yangınları dünyanın geri kalanı için pek çok açıdan uyarı bile sayılabilir. Zira yangınları tetikleyen nedenler ve kötü su yönetimi politikalarının uygulanması beş-on yıl içinde diğer kıtalarda büyük ölçekli ve söndürülemeyen yangınların yaşanmasına yol açabilir. Kuşkusuz bu tür riskler petrol,gaz tesisleri, kimyasal fabrikalar, siyanür havuzlarının olduğu gümüş, altın, bakır madenleri gibi tesislerin de yangına kapılması bağlamında çok boyutlu kirlilik manası taşıyor. Ancak meseleye nükleer santraller ve yerine göre uranyum madenleri açısından baktığımızda on yıllar boyunca nefes alacağımız havadan kendimizi sakınmamız yağan yağmurdan kaçmamız, toprakta, denizde yetişen ne varsa uzak durmamıza yol açacak durumlar yaşanabilir. Nükleer Enerji Çözüm Değil kitabının yazarı</span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2017/10/30/nukleer-enerji-cozum-degil-kitabinin-yazari-helen-caldicotta-sorduk/"> <span style="font-weight: 400;">Dr Helen Caldicott</span></a> <span style="font-weight: 400;">&#8216;un uyarısını dikkate almak gerekirse ortalama 1000 Megavatlık bir reaktör (misal Akkuyu&#8217;daki her bir reaktör 1200 Megavat) yılda 225 kilogram plütonyum üretir ve 500 kilogram plütonyumun atmosfere yayılması tüm dünya nüfusunu daha doğrusu tüm canlıları yeni bir kansere maruz bırakabilir. Bu açıdan ABD&#8217; de yaşanması halinde mega yangınların nasıl bir alanda etkili olacağını yukarıdaki görselde görmek mümkün ki 2019 Ekim ayı verilerine göre ABD&#8217; de toplam 98 ticari reaktör ve 4000 uranyum madeni bulunuyor. Bu noktada şunu belirtmek isterim ki, iddiam bu tesislerin muhakkak yangına maruz kalacağına değil, etkisi giderek artan belirsizlik ortamında tolere edilmesi mümkün olmayan nükleer felaketlerin bulunduğu ihtimaline işaret etmek amacı taşımaktadır.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47038 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/foto3-640x460.jpg" alt="" width="359" height="258" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı şekilde yangın yoğunluğunun görüldüğü Avustralya haritasını Avrupa kıtası üzerinden değerlendirdiğimizde 128 reaktörün risk teşkil eder ki haritaya göre hesaba Rusya&#8217;nın 36 reaktörün de katılmasıyla bu sayı 164&#8217;e çıkar. Öte yandan daha önceki</span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2017/07/02/iklim-degisikligi-nukleer-santrallerin-risklerini-ve-maliyetlerini-arttiracak/"> <span style="font-weight: 400;">yazılarımızda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okumuş olabileceğiniz gibi söz konusu </span>çoklu felaketlerin<span style="font-weight: 400;"> yaşanmasına yönelik ihtimaller yangınlarla da sınırlı değildir. ABD&#8217;de 2017 yılında Harvey ve Irma kasırgalarıyla da deneyimlendiği üzere gerek fırtına ve kasırga türündeki aşırı hava olaylarıyla gerekse buzulların erimesi ve su seviyelerinin yükselmesine bağlı olarak hem reaktörler hem de tesiste biriktirilen atıklar açısından dünyanın tamamı için tehlike söz konusudur. Dolayısıyla bu reaktörlerin bir an önce devreden çıkarılarak on yıl gibi bir süre zarfında taşınmaya uygun hale getirilmesi, çözümsüz atık sorununun büyümesi önlenmelidir. Bu aşamada Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217; nin başlamasıyla açık alanda istiflenen radyoaktif katı atıkların her fırtınada denize sürüklenmesi de</span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2019/10/15/tayfun-bir-kez-daha-fukusimadaki-radyoaktif-atiklari-denize-supurdu/"> <span style="font-weight: 400;">örnek vaka</span></a><span style="font-weight: 400;"> sayılabilir. Nükleer reaktör ve atıkların risk boyutu plütonyum maddesinin yarılanma ömrünün 24 bin yıl olduğu ve kanser yapıcı etkisinin en az 240 bin yıl olduğu gerçeğiyle ele alınması halinde daha net anlaşılabilir. Kaldı ki yarılanma ömürlerine göre tesiri onlarca yıldan milyonlarca yıla uzanan diğer radyoaktif izotopların(stronsiyum 90, sezyum 137&#8230;) da atmosfere yayılması da söz konusudur. Maalesef dünya genelinde operasyon halinde 400 reaktör, binlerce uranyum madeni ve bir de bunların atıkları varken potansiyel Çernobil ve Fukuşima&#8217; ların yaşanma ihtimali yadsınamaz.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-47039 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/foto-4-640x584.jpg" alt="" width="334" height="305" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kötücül senaryolarla anlatmak istediğim iklim krizi gerçeğinin kendisinin bir felaket olduğu kadar </span>çoklu felaketlere<span style="font-weight: 400;"> yol açabileceği ihtimalini içinde saklı tuttuğudur. Bugün iklim krizinin yakın gelecekte iklim göçünü başlatacağı öngörüsünde bulunan bilim insanları iklim krizi koşullarının nükleer felaketleri tetikleyebileceğini dolayısıyla nükleer felaketlerin de bir göç dalgası başlatabileceğini hesaba dahil ederse bu konuda da değişimin talep edilmesi için adım atılabilir, </span><span style="font-weight: 400;">en azından dünya genelindeki nükleer karşıtlığının yer yer cılız sesi güçlenebilir. Bu konuda sivil topluma düşen görev, dünya kamuoyunun farkındalığının artması için örgütlenmek ve dünya genelinde nükleerden çıkış için siyasi iktidarlara baskı yapmak olabilir.</span><a href="https://yesilgazete.org/blog/2019/03/23/nukleersiz-yasam-icin-cocuklar-da-gelecek/"> <span style="font-weight: 400;">Nükleersiz bir yaşam için çocuklar</span></a><span style="font-weight: 400;"> da harekete hararetle katılmalı, Greta’lar çıkmalı, bir an önce  kirleticilerden vazgeçilerek  doğru projelendirilmek koşuluyla faydalanılacak faydalanılacak, güneş ve rüzgar gibi doğayla uyumlu enerji kaynaklarına yönelinmelidir.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/17/avustralya-yanginlarinin-gor-dedigi/">Avustralya Yangınlarının Gör Dediği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çıplak Hayatlar 2</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/20/ciplak-hayatlar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 16:10:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[TEPCO]]></category>
		<category><![CDATA[Tokyo Elektrik Şirketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yontma taş devri, cilalı taş devri, tunç devri... Hisse devri! İnsanın dünya üzerindeki varlığını bir taşı oyarak kanıtlamasıyla başlayan sürecin vardığı nokta. Madalyonun bir yüzünde dünyaya yön veren şirketlerin hisselerinin ağırlığı, diğer yüzünde insanın bu dünyadaki yaşama dair hisselerini bir başka zamana devrettiği gerçeği...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/20/ciplak-hayatlar-2/">Çıplak Hayatlar 2</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">
<p>Şirketlerin iktidara ortak olduğu bir dönemi, sahiplerine konuşma ve işlerine köstek olanları susturma erki bağışlayan hisseleriyle tanımlamak yanlış olmasa gerek. Bu bağlamda bir kez daha umarsızca öldürülebilen fakat kurban edilemeyen kitleler üzerinden kendini var eden egemenin otoritesini şirketlerle paylaştığına dikkat çekmeyi amaçlayacağım. İlk yazıda Rusya Devleti&#8217;ne ait olan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/06/ciplak-hayatlar/" target="_blank" rel="noopener">Rosatom&#8217;u değerlendirmiştik</a>. Bu yazıda ise Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin müsebbibi özel işletme Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) ile Japon hükümetinin marifetlerini (!) ele alacağım. Zira gerek Rosatom gerekse TEPCO yasal ve idari imkanlarla kurulmuş olan neoliberal imparatorluk açısından tatminkar olduğu kadar da vaatkar sayılan hükümetlerin paydaşından yana sınırları aşındırmasına iki mühim örnek.</p>
</div>
<div dir="auto">
<p>Nükleer felaketler insanın beş duyusuyla değil ancak<b>, </b>ölçüm cihazlarının yardımıyla etki düzeyi tespit edilebilen tehlike ve risklere haiz olması bakımından siyasi iktidarın izin verdiği ölçüde korunmaya elvermesi nedeniyle yaşamın kontrolünün ne denli siyasi iktidarların elinde olduğunu net şekilde ortaya koyar. <span class="gmail_default">Nukleer r</span>iskler<span class="gmail_default">le tehlikeler </span>zaman ve uzam üzerindeki hareketlili<span class="gmail_default">klerinden kaynaklanan şekilde</span> etki ve şiddeti ölçüsünde mağdurlar açısından bitmeyecek bir kavganın fitilini ateşler. Ne var ki, en çok bu kavganın denge unsuru olması gereken yargının niteliğini yitirmesiyle toplumsal üşüme başlar. Nitekim Japonya&#8217;da 8,5 yıl önce meydana gelen 9 şiddetindeki deprem ve peşi sıra oluşan tsunaminin tetiklemesiyle üç reaktörde hasıl olan tam erime dolayısıyla  yaşananlar kralın çıplaklığından ziyade toplumsal boyuttaki &#8220;çıplak hayatlar&#8221;a işaret etmektedir.</p>
</div>
<div dir="auto">
<div>
<figure id="attachment_42485" aria-describedby="caption-attachment-42485" style="width: 346px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42485" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/5531f927-1ee6-468b-9c60-accd7ba15cd9.jpg" alt="" width="346" height="233" /><figcaption id="caption-attachment-42485" class="wp-caption-text">Hepsi suçsuzmuş (adil olmayan yargı kararı)</figcaption></figure>
<p>Fukuşima Nükleer Felaketi nedeniyle evlerini, yaşam alanlarını bir anda dönmemecesine terk eden, buna rağmen zararları tazmin edilmeyen insanların hak<span class="gmail_default">larını </span>aramak için bir araya gelerek Hidanren adı altında açtığı davaların kaybedildiği 19 Eylül 2019 günü bu açıdan tarihe not düşüldü. Z<span class="gmail_default">i</span>ra şiddetli bir depremin 8,5 yıl önceki yükseklikte <span class="gmail_default">bir </span>tsunami oluşturacağı için tsunami duvarı<span class="gmail_default">nın</span> yükseltil<span class="gmail_default">mesi </span>gerektiği <span class="gmail_default">fakat </span>maliyetli olacağı için vazgeçildiği yer almaktaydı. Böylece 5700 mağdurun zararlarının tazmininin yan sıra Nükleer Felaketin meydana gelmesini önleme potansiyellerini kullanmamış olmaları nedeniyle Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) yetkilileri ne karşı profesyonel ihmalkarlık gösterdikleri gerekçesiyle açılmış olan davalar beraatle <a href="https://yesilgazete.org/blog/2019/09/19/fukusima-nukleer-felaketinin-davalilari-yargi-nezdinde-sucsuz-bulundu/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://yesilgazete.org/blog/2019/09/19/fukusima-nukleer-felaketinin-davalilari-yargi-nezdinde-sucsuz-bulundu/&amp;source=gmail&amp;ust=1569080136002000&amp;usg=AFQjCNER_5VbWevCWJCYtFCIkluNadTx4A">sonuçlandı. </a></p>
<p>Hidanren davaları sivil toplumun bir nükleer felaket halinde neoliberal sistem içindeki hak arayışının imkansızlıklar içinde neredeyse yaratıcılık gerektirdiğini göstermesi açısından önemli. Nitekim yaşanan herhangi bir mağduriyetin nükleer felaket kaynaklı olduğunun ispatlanması son derece zorken, yargılanan TEPCO yöneticilerinin nükleer felaket başladıktan sonraki tahliyeler esnasında yaşamını yitiren<a href="https://yesilgazete.org/blog/2017/03/18/fukusima-felaketinin-sorumlusu-japon-hukumeti-ve-tepco/" target="_blank" rel="noopener"> 44 kişinin katili olduğu</a> saptaması bana göre tarihi bir atılım niteliğinde çok zihin açıcı  bir tespit<span class="gmail_default">ti.</span>.</p>
<p>Bugünden geçmişe doğru bakınca nükleer felaketin başlamasına çanak tutan olaylarla sonrasında yaşananların Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali&#8217;nin yöneticilerinin davadan beraat etmesinden kopuk olmadığı aşikar. D<span class="gmail_default">i</span>ğer bir deyişle nükleer süreçlerin düzgün denetlenebilmesine olanak tanıyan bir yapı ve zihniyet olsaydı  ya da nükleer felaket halinde tahliye edilmesi gereken 20- 30 kilometre yarıçaplı alandaki bölge sakinleri tahliye edilseydi mahkemede pekala<span class="gmail_default"> doğal ve </span>adil<span class="gmail_default"> bir</span> yargılama ihtimalinden bahsedilebilirdi. Nükleer güç söz konusu olduğunda şirketle toplumu koruması gereken devletin şirketle arasındaki ilişki bu kadar geçirgen olmasaydı insanlar izleyen süreçte evlerine dönmeye ve radyoakif bölgede yaşamak zorunda bırakılmayabilirdi&#8230; Özetle demek istediğim nükleer felaketin kendine de radyoaktif olduğu ve neoliberal sistemin açmazlarıyla sistemik sorunlarını bir röntgen cihazı timsali net bir şekilde göster<span class="gmail_default">ebildiğidir.</span></p>
<p>Maalesef Fukuşima Nükleer Santral Tesisi&#8217;nde silolarda depolanan radyoaktif suyun denize boşaltılmak istenmesi de bu örneklere uzak değil. Fukuşima Daaiichi Nükleer Santarali&#8217;nin üç reaktöründe meydana gelen tam erimenin her gün yüzlerce ton suyla soğutulmayı gerektirmesi, bu suyun dünya kamuoyunun gözü önünde denize boşaltılamaması ve silolarda depolanmasıyla nihayetlenmekte. Hatta soğutma suyuna ek olarak her gün dağlardan akıp gelen 100 ton suyun da reaktör binasının  içine girmesi nedeniyle bu miktar hızla artmakta. Her ne kadar  buzdan duvar projesiyle 400 milyon dolar harcanarak su miktarı 500 ton&#8217;dan 300 ton&#8217;a düşürülmüşse de radyoaktif suyun depolanmasına devam edilmek zorunda. Ne var ki silolarda biriktirilerek toplam miktarı 1 milyon 200 tona ulaşan radyoaktif su ilave silo konacak yer kalmadığı ve depolama çok maliyetli olduğu için denize boşaltılmak isteniyor. Esasen yetkililer iki yıldır silo konacak yer kalmadığı için radyoaktif suyu denize boşaltmak amacıyla yasa gereği balıkçılardan alması gereken izni almaya uğraşıyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42486 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/e1094beb-82b0-4534-8614-f0f4c073320a-640x416.jpg" alt="" width="392" height="255" /></p>
</div>
</div>
<div dir="auto">
<div>
<p>Balıkçıların ve sivil toplum örgütlerinin engellemesi sayesinde eko yıkımın önüne geçildi<span class="gmail_default">gi</span> anlaşılıyor ki bugün mesele dünya kamuoyuna mal olmuş bulunuyor. Zira  bugüne dek radyoaktif suyun içinde yalnızca trityum radyoaktif izotopunun olması bile yeterince sorun teşkil ederken TEPCO&#8217;ya ait raporlarda ALPS arıtma sisteminin düzgün çalışmadığı dolayısıyla etki süresi onlarca yıla uzanan kanser ve türevi hastalıklara yol açabilecek başka izotopların olduğu öğrenilmiş<span class="gmail_default"> durumda</span>. Şüphesiz biriktirilen radyoaktif suyun denize boşaltılma ihtimali <span class="gmail_default">komsu ulkeleri de ilgilendirmekte</span>.  Japonya ile yakın coğrafyayı paylaşan Güney Kore açısından huzursuzluk yaratan bu açıklamaların karşılığı Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları&#8217;na katılacak olan G.Kore ekibinin kendi yiyeceklerini beraberlerinde götürme kararı alması oldu. Diğer taraftan G.Kore&#8217;nin Tokyo&#8217;da yapılcak radyoaktif Olimpiyat Oyunlarından tümüyle çıkması daha iyi bir cevap da olabilirdi.</p>
<p>Fukuşima bölgesinde <span class="gmail_default">ancak</span> acil durum koşulları<span class="gmail_default">nda geçerli olabilecek şekilde </span>radyasyon sınır dozları standart değerlerin 20 kat üstü<span class="gmail_default">nde tutulması olağanlaşmıştır.</span>. Tazminatlarının kesilmesi için evlerinde yaşamak üzere geri çağrılanlar ise <span class="gmail_default">dönmeleri halinde </span>bugünden yarına bir başka nükleer felaket olmadıkça evlerinden tekrar ayrılacak değil. Yani binlerc<span class="gmail_default">e</span> kişi hükümetin yeniden yerleşimi salık verdiği yerlere ömürlük hayatlarını geçirmek için dönecek&#8230; 1 yılda 20 milisievert radyasyon alınmasıyla 10 yılın sonunda alınan radyasyon dozu kümülatif manada 200 milisievert olacak. Nükleer santralde çalışan işçiler için sınır dozu ve çalışmayı bırakma sınırı 5 yıl için 100 milisievertken evlerine dönen yetişkinler en az 10 yılda bu dozdan fazlasını alıyor olacak. Çocuklar ise özellikle kız çocuklarının aynı doz radyasyondan yetişkinlere göre iki kat daha fazla etkilendiğini  göz önüne alırsak Sağlıklı bir yaşam istemese yeridir.</p>
</div>
</div>
<div dir="auto">
<div>
<p>Başa dönersek, kapitalist sistemin neoliberal ilişkilerle yeniden form tuttuğu, tüm köşeleri kaptığı sistemde <span class="gmail_default">adil yargıya dair</span> bir beklenti içinde olmak iyice anlaşılmıştır ki abesle iştigal! Yalnızca gelişmekte olan ülkelerde de değil artık dünya genelinde bir neoliberal imparatorluktan ve onun hisseleri uğruna soyduğu hayatlardan bahsedebiliriz. İşte bu nedenle &#8220;iklimi değil sistemi değiştirelim dediğimiz gibi <span class="gmail_default">gerek</span> nükleer politikayı üreten sistemle <span class="gmail_default">gerekse </span>çatı örgütler<span class="gmail_default">iyle </span>küresel olarak, farklı ülkelerde benzer sesleri çıkar<span class="gmail_default">mak ve</span> seslerimizi birbirine kat<span class="gmail_default">mak suretiyle </span>mücadele etmeli.</p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/20/ciplak-hayatlar-2/">Çıplak Hayatlar 2</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Sep 2018 09:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japonya’da hükümet, ülkenin Çernobil vakası sayılan Fukuşima Nükleer Felaketinin başlamasından yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/">Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ilgın Yorulmaz’ın BBC Türkçe’de çıkan haberine göre, ölen kişinin nükleer santralde kazadan kısa süre sonra ölçüm yapan 50’li yaşlardaki bir santral çalışanı olduğu belirlendi.</p>
<p>O zamandan bu zamana Japon hükümeti radyasyona maruz kalmış dört santral çalışanının kanser olduğunu açıklamıştı.</p>
<p>Hükümet ilk defa kazanın sonrasında radyasyona bağlı bir ölüm vakası ve bunun tazminat ödemesi ile karşı karşıya kalmış durumda…</p>
<p>Japonya’nın Pasifik kıyısında ve Tokyo’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktaki Fukuşima’da Mart 2011’de 9.0 şiddetinde deprem ve sonrasındaki tsunami nedeniyle santralde elektrik kesilmiş, sürekli soğutulması gereken reaktör aşırı ısınıp erimişti.</p>
<h3 class="story-body__crosshead">Japonya’nın nükleer enerji bağımlılığı</h3>
<p>Japonya’da 42 adet kullanılabilir nükleer reaktör mevcut. Çoğunu, Fukuşima da dahil 50 milyon kişinin yaşadığı Tokyo ve çevresine de elektrik veren TEPCO (Tokyo Electric Power Company) işletiyor.</p>
<p>Ancak Japon nükleer enerji endüstrisinin imajı özellikle Fukuşima felaketinden sonra o kadar kötüleşti ki Japon Atom Endüstrisi Forumu’na göre 42 reaktörden şu an sadece 3’ü çalıştırılıyor.</p>
<p>Japonya’da nükleer santral karşıtları bu reaktörlerin kapalı kalmasını istiyor ve buna gerekçe olarak geçmişten pek çok örnek sıralıyorlar.</p>
<p>Bu gerekçelerden en önemlisi, geçen yıl Tokyo yakınlarında bir bölge mahkemesinin resmi adıyla Fukuşima Daiichi (1 No’lu Reaktör) kazasında hükümetin ihmali olduğuna dair kararı. Mahkeme, Fukuşima’dan tahliye edilenlere yüklü tazminat ödenmesine de hükmetmişti.</p>
<p>Yanı sıra TEPCO, kendisinin işlettiği ve zamanında dünyanın en büyüğü olan bir başka reaktörün şiddetli bir depreme dayanamayacağı ile ilgili gizli bir analiz raporu olduğunu geçen yıl itiraf etmek durumunda kalmıştı.</p>
<p>Japonya’da nükleer güvenliğin denetlenmesi konusunda yetkili resmi kuruluşlar var. Ancak yaptırımları çok zayıf ve kısıtlı.</p>
<p>Örneğin geçen yılki itiraftan sonra TEPCO, Japon Nükleer Düzenleme Kurumu (Nuclear Regulation Authority) tarafından sadece güvenlik belgelerini yeniden düzenlemesi ile ilgili uyarı aldı.</p>
<h3 class="story-body__crosshead">Fukuşima ne olacak?</h3>
<p>“Meyve Krallığı” olarak bilinen ve şeftalisiyle ünlü Fukuşima, adı deprem ve onun yol açtığı nükleer felaketle anılmadan önce Japonya’nın önemli bir tarım merkeziydi.</p>
<p>Yedi yıl önceki felaket ülkede Fukuşima’nın nükleer zehirle eş anlamlı olduğu algısını yarattı. İçme suyunun nükleer atıkla kirlenmesi sonucu bazı kasabalar tamamıyla tahliye edildi.</p>
<p>Fukuşima’da nükleer temizlik ve reaktörlerin devre dışı bırakılması çalışmaları hala devam ediyor. Bölge, ekonomik olarak da toparlanmaya ve yok olan imajını düzeltmeye çalışıyor.</p>
<p>Japon hükümeti trenlere ve kamu alanlarına astığı ilanlarda Fukuşima’nın tarım ürünlerinin yenilebileceğini söylüyor ve nükleer enerjinin güvenli olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Hükümet çalışabilir durumdaki 43 reaktörünün yanlızca dokuzunu yeniden operasyona açabilmişken yenilenebilir enerjilerin payını da  2030 yılına dek %30’a çıkarmayı planlıyor.</p>
<p>Öte yandan  hükümetin yeni açıkladığı radyasyona bağlı resmi ilk ölüm haberi nükleer reaktörlerin yeniden açılmasını da engelleyebileceği düşünülüyor.</p>
<p>Japonya’daki nükleer felaketler, dünyada örneğin Rusya’daki Çernobil’in aksine sel, toprak kayması, tayfun ve deprem gibi Japonya’nın son yıllarda artan oranda muzdarip olduğu doğal afetlerin sonucu olarak meydana geliyor.</p>
<p>Fukuşima’dan alınan dersle 6 eylül sabahı Japonya’yı oluşturan dört adadan ikinci en büyüğü olan kuzeydeki Hokkaido’yu vuran 6.7 şiddetindeki deprem sonrasında hükümet yetkilileri Hokkaido’ya elektrik sağlayan Tomari nükleer santralinin elektriğinin emniyet amaçlı durdurulduğunu açıkladılar.</p>
<p>Santral, Fukuşima’nın aksine dışarıdan elektrik almaksızın bir hafta kendi elektriğiyle çalışabilme özelliğine sahip.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/06/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/">Fukuşima Felaketinden Yedi Yıl Sonra İlk Resmi Radyasyon Ölümü Gerçekleşti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
