<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erol Erdoğan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/erol-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/erol-erdogan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 11:18:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Erol Erdoğan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/erol-erdogan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İBB’nin Protokol İptali…  STK-Yerel Yönetim İşbirliği Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ibbnin-protokol-iptali-stk-yerel-yonetim-isbirligi-nasil-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 06:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem İmamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Gürer]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel]]></category>
		<category><![CDATA[YADA Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41846</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önceki yönetim döneminde  bazı STK’larla yapılan protokolleri iptal etmesi, sivil toplum-yerel yönetim işbirliğinin boyutlarını yeniden gündeme getirdi.  YADA Vakfı’ndan Pınar Gürer, sivil toplumun yerel yönetimlerle kurduğu ilişkileri 'nasıl daha adil, şeffaf ve farklılıkların katılımına açık hale getiririz' sorusunun yanıtını aramadan, bu soruyu tartışmaya açmadan, STK'ları hedef göstererek ‘iptal’ iletişimi yapılmasının, sivil toplumu itibarsızlaştırma riski taşıdığını ve sivil toplum açısından negatif etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı Sivil Toplum Kuruluşları ve Sosyal Sorumluluk Yönetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel de Türkiye’nin siyasi ve ideolojik gündemi her zaman değişebileceğini ama kurumların ideolojik ve rövanşişt tavırlar takınmadan bütün toplumsal kesimlere ve dezavantajlı gruplara hizmet eden STK’lar ile işbirliklerini sürdürmesinin önemini vurguluyor. Muhafazakar STK’ların misyon ve vizyon sorunu yaşadığını belirten Gazeteci Yazar Kemal Öztürk iptal kararını ‘dejavu’ olarak değerlendirirken, yönetimlerin kendine yakın sivil toplum örgütlerine yer verip, onları güçlendirdiğini diğerlerini ise dışladığını hatırlatıyor. Sosyolog Yazar Erol Erdoğan da kararın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasının ruhuna uymadığını vurgulayarak, iptal kararlarının hukuka, şeffaflığa dayanması gerektiğinin altını çiziyor</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ibbnin-protokol-iptali-stk-yerel-yonetim-isbirligi-nasil-olmali/">İBB’nin Protokol İptali…  STK-Yerel Yönetim İşbirliği Nasıl Olmalı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta İBB tarafından yapılan açıklamada, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla dernek ve vakıfların İBB ile olan çalışmaları üzerine inceleme başlatıldığı ve ilk incelemelerin ardından aralarında Ensar Vakfı, TÜRGEV, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, TÜGVA, Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı bulunan vakıflarla arasındaki protokolü fesh etme kararı alındığı ve protokollerin iptal edildiği belirtildi. Açıklama, sivil toplum camiasında sessizlikle karşılanırken sosyal medyada büyük ilgi gördü. Protokolü iptal edilen kurumlar, kararı ‘siyasi’ olarak değerlendirirken; kamuoyu da politik görüşlere göre kararı farklı karşıladı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-41847" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/ko123456.jpg" alt="" width="360" height="192" />Gazeteci Yazar Kemal Öztürk, konuyu sivil toplum-yerel yönetimler ilişkisinin nasıl olması gerektiği üzerinden tartışmaya açarken; muhafazakar STK’ların vizyon ve misyon sorunu yaşadığını da dile getirdi. Yaşananları dejavu olarak değerlendiren Öztürk,<strong> “</strong>Yani bundan önce başka belediyeler el değiştirdiğinde aşağı yukarı aynı şeyler oluyor. Herkes kendi  desteklediği sivil toplum örgütüne yer veriyor, hizmet veriyor ve onları güçlendiriyor. Sonra belediye el değiştirdiğinde aynı şeyler yaşanıyor bu Türkiye’nin her tarafında, her siyasi partide başımıza geliyor. O zaman sorunu daha genel bir şekilde tartışmak ve çözmek lazım.“ diyor. STK-kamu ilişkilerinde problemler olduğunu belirten Öztürk. “Sivil toplum örgütüyle, belediyeler birlikte ortak projeler üretebilir. Ancak sivil toplum örgütünün bana göre belediyeden bir yer almaması, ücretsiz hizmet almaması gerekiyor. Bu sivil toplum örgütünün ruhuna aykırı bir kere. İngilizce’deki deyimiyle ‘non goverment organization’ yani devlet dışı organizasyon.. Anlamı budur. Yani devletten hiç faydalanmadan artı değer üretebilmek.. Peki siz sivil toplum örgütü olarak yerinizi belediyeden alırsanız, suyunuzu belediyeden bedava alırsanız, yemeği ücretsiz olarak alırsanız, personelizi orada çalıştırırsanız nasıl devlet dışı bir katma değer üreteceksiniz.?” sorularını yöneltiyor.</p>
<p>Belediyenin protokolleri iptaliyle İstanbul’daki çoğu sivil toplum kuruluşunun sıkıntı yaşayacağını vurgulayan Öztürk, “Uzun yıllar sivil toplum örgütlerinde çalıştım. Kiminde üye oldum, kiminde başkanlık yaptım. Dolayısıyla muhafazakar camianın sivil toplum geleneğini biliyorum, gözlemliyorum ve tecrübesini de yaşadım. Çok ciddi bir biçimde söylüyorum. Muhafazakar STK’ların misyon, vizyon, hedef sorunu var. İnsan kaynakları, finansal kaynaklar sorunu var. Bunları belediyelerle, bakanlıklarla ilişkiler kurarak çözmeye çalışıyorlar. Yanlış. Osmanlı imparatorluğundan beri bizim vakıf geleneğimiz, sivil toplum geleneğimiz böyle değildi. Devletin dışında, devletten beslenmeden hatta yardım ederek, toplumun içinden toplum için katma değer üreterek gelen, bir sivil toplum geleneğimiz vardır ama bugün öyle değil. Devlete bağımlılık sivil toplum tabanını sıvılaştır ve güçsüz bir hale getirir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İLKE Vakfı’nın geçtiğimiz yıllarda yaptığı  <a href="https://ilke.org.tr/turkiyede-islami-stklarin-kurumsal-yapi-ve-faaliyetlerinin-degisimi">Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı Faaliyetleri’nin Değişimi</a> raporunu hatırlatan Öztürk, “İLKE Vakfı’nın sivil toplum örgütlerinin, kamuyla ilişkileri, vizyon misyon sorunlarıyla ilgili çalışmaları önemli. Bu çalışmaların yaygınlaşmasını ve  sivil toplum kuruluşlarının kendi sorunlarını bir an evvel çözmesini ümit ediyorum” dedi.</p>
<h4><strong>İLKE Vakfı’nın hazırladığı raporla ilgili, İslami STK’ların süreçlerine dair gözlem ve değerlendirmelerini konuştuğumuz <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/19/islami-stklarin-donusumu-2/">dosyamız için tıklayınız.</a></strong></h4>
<p><strong>‘Sivil Toplumu İtibarsızlaştırma İşlevi Görebilir’</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-37998" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/Ekran-Alıntısı-15.jpg" alt="" width="360" height="232" /></p>
<p>YADA Vakfı’ndan Pınar Gürer de sivil toplumun, kamu, yerel yönetim ya da özel sektörle işbirliği yapabileceğini, bu desteklerin alınmasının meşru olduğunu belirterek, “Burada meşru olmayan bunu alış biçimi ve şeffaf olmayan süreç. Haklara, kaynaklara hangi konuda çalışırsa çalışsın bütün sivil toplum kuruluşlarının eşit katılımı, erişimi o kaynağı talep etme hakkı var mı? Yoksa bu bir takım arka ilişkilerle, siyasi bağlantılarla mı yürüyor? Protokol iptallerinden önce atılması gereken hamle, bu sürecin yeniden tasarlanması olmalıydı. Sivil toplum yerel yönetim ilişkisi nasıl şeffaflaştırılır, STK’ların eşit derece katılımı nasıl sağlanır ve herkesin hak ve işbirliği talep etmesi nasıl sağlanır gibi konularda yapılacakların ortaya konması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Olayın yandaşlık ve politik duruşlar üzerinden değerlendirilmesinin sivil toplumun itibarını zedeleyici, sivil toplum kuruluşlarıyla, çalışanlarına zarar verebilecek negatif boyutları olabileceği uyarısında bulunan Gürer, “Günün birinde başka bir sivil toplum kuruluşu belediyelerden kaynak aldığında bu kez onun için de ‘dünya ve siyasi görüşüne yakınlık’ değerlendirmesi yapılacak. Bir başka deyimle o sivil toplum kuruluşu için fişleme yapılacak. Dolayısıyla sürecin yeniden tasarlanmasına ait hiçbir tartışmanın açılmamasını, sadece politik dünya görüşü düzeyine çekilmesini tedirgin edici buluyorum. Önceki süreçler şeffaf değildi, yerel yönetimlerin sivil topluma kaynak açma biçimleri eşit değil ve biz bu alanı daha eşit, daha adil bir şekilde yürüteceğiz ve yeniden tasarlayacağız diyecek bir hamle gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>‘Seçim Kampanyasına Uyumlu Değil’</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-38859 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/Erol-ARGETUS-640x477.jpg" alt="" width="360" height="268" /></p>
<p>Sosyolog Yazar Erol Erdoğan da, protokol iptalinin Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasına uymayan bir tasarruf olarak değerlendirerek, “Şimdi şu soru gündeme gelmeli: İBB herkesi nasıl kucaklayacak, her seçmene nasıl ulaşacak, STK’ları toptancı yaklaşımlarla dışlayarak herkese ulaşmak ne oranda mümkün olacak?” diye konuştu.</p>
<p>STK protokollerinin iptal edilmesi sürecinin STK-yerel yönetim ilişkisine uygun yürütülmediğini belirten Erdoğan, “ İptal kararının  tek yönlü yapılması, iptalin kamuoyu ile paylaşımında kullanılan dil, iptal sürecinin denetim kararı veya yargı kararlarına dayanmaması, sürecin tamamen politik üslupla yürütülmesi, 1970&#8217;lerden sonra dünya genelinde, Türkiye&#8217;de ise 2000&#8217;li yılların ardından yoğunlaşan ve tarihimizde de geleneği olan devlet-hayırsever işbirliği kültürüne uygun gözükmüyor. Oysa yerel yönetimler paydaşlıkların, koalisyonların, işbirliklerin korunması, çeşitlenmesi ve çoğaltılması için çalışmalıdır. İptal olacaksa bile bunun denetime, hukuka, şeffaflığa dayanması gerekirdi. “ dedi.</p>
<p>STK-yerel yönetim işbirliğinin önemine ve devam etmesinin gerekliliğine işaret eden Erdoğan da Pınar Gürer gibi ‘şeffaflık’ vurgusu yapıyor.  Belediyelerin STK’lara desteğinin adalet prensibiyle olması gerektiğini de belirten Erdoğan, “Belediyeler, ideolojik olarak kendilerine uzak bile olsa, desteği yerinde kullanmak ve denetime açık olmak şartıyla, mevzuat ve bütçe elverdiği ölçüde, şehrindeki tüm STK’lara destek vermeli, onlarla işbirliğine gitmeli, ortak işler yapmalıdır. STK’larla işbirliğinin sona erdirilmesi veya desteğin azaltılması, protokole aykırı davranışın teftiş veya yargı tarafından tespitiyle yapılmalıdır, keyfi davranışlara müsaade edilmemeli, kategorik dışlama ve rövanşist tutumlardan uzak durulmalıdır.  STK’lar, prensip olarak, belediye veya hükümet desteklerini, yıllık bütçeleri içinde sınırlandırmalı, bağışçıları ve öz kaynaklarını artırmaya çalışmalıdır. Devlet kuruluşları, fonlar veya belediyelerden destek almasa bile varlık amacına uygun faaliyetleri yapabilecek güçte olmalıdır.” uyarılarında bulunuyor.</p>
<p><strong>‘Kurumlar İdeolojik Davranmamalı’</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı Sivil Toplum Kuruluşları ve Sosyal Sorumluluk Yönetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel ise, STK’lar’ın ‘devlet/hükümet dışı’ örgütlenmeler olarak değerlendirilse de kamu kurumlarıyla ortak projeler yapabileceğini belirterek, “Devlet imkanlarının yetersiz kaldığı durumlarda, STK’lar devreye girerek kamusal hizmetlere destek olabilirler. İstanbul’daki 50’den fazla üniversitede 1 milyondan fazla öğrenci var. KYK yurtlarının bu kadar büyük bir kapasitesi yok. Bu yüzden devreye ticari amaçlı özel yurtlar ve vakıf yurtları giriyor. Ayrıca her yurdun konumu ve sunduğu hizmetler aynı değil.  İstanbul’da eğitim öğretim alanındaki vakıf ve derneklerin, kamusal hizmet veren bir kurum olan İBB ile işbirliği yapmaları da son derece doğaldır. Sonuçta STK’lar bir kişi veya kurumun menfaatlerine hasredilemeyen, tüm topluma hizmet etmeyi amaçlayan kurumlardır. İdeolojik olarak eleştirenler tabi ki olabilir ancak bu vakıf ve dernekler sonuçta binlerce öğrencinin barınma (yurt) ve yemek gibi en temel ihtiyaçlarını karşılıyorlar.” Dedi.  Türkiye’nin siyasi ve ideolojik gündemi değiştiğini her zaman değişebilir. Ama İBB (veya başka kamusal hizmet veren kurum ve kuruluşlar), ideolojik bir saplantıya düşmeden, rövanşist bir tavır takınmadan, bütün toplumsal kesimlere ve dezavantajlı gruplara hizmet eden STK’lar ile işbirliğini sürdürmeli. “ dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ibbnin-protokol-iptali-stk-yerel-yonetim-isbirligi-nasil-olmali/">İBB’nin Protokol İptali…  STK-Yerel Yönetim İşbirliği Nasıl Olmalı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Belediyeler Eğitim Çalışmalarını Politik Duruşlardan Bağımsız Hale Getirmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/belediyeler-egitim-calismalarini-politik-duruslardan-bagimsiz-hale-getirmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jul 2019 07:21:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İSMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler Eğitimin Neresinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40992</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yerel Yönetimler Eğitimin Neresinde” konulu Meydan Buluşmaları öncesinde, yerel yönetimlerin eğitim alanındaki çalışmalarını konuştuğumuz Eğitimci Yazar Erol Erdoğan, “Yerel yönetimler, bir yönüyle siyasi oldukları için, bazen belirli gruplar belediyelerin eğitim, kültür, sanat faaliyetlerinden uzak kalabiliyorlar. Eğitime yaygın erişim için yeni stratejiler düşünülmelidir. Belediyeler eğitim çalışmalarını olabildiğince politik duruşlarından da bağımsız hale getirmelidirler” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/belediyeler-egitim-calismalarini-politik-duruslardan-bagimsiz-hale-getirmeli/">“Belediyeler Eğitim Çalışmalarını Politik Duruşlardan Bağımsız Hale Getirmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_38859" aria-describedby="caption-attachment-38859" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38859" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/05/Erol-ARGETUS-160x160.jpg" alt="" width="300" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-38859" class="wp-caption-text">Erol Erdoğan</figcaption></figure>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yerel yönetimlerin eğitim alanındaki mevcut çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerin en önemli eğitim hizmeti yaygın eğitim çalışmaları olarak görünüyor. 90’lardan itibaren hizmet belediyeciliği, sosyal belediyecilik, kültürel belediyecilik anlayışları çerçevesinde, önceki dönemlerle kıyas edilmeyecek kadar, yerel yönetimler (belediyeler) eğitimde, özellikle yetişkinlere yönelik yaygın eğitimde ciddi roller üstlendiler. Yetişkinlere yönelik eğitim hizmetlerinin başında meslek eğitimleri, kültürel eğitimler ve sanat eğitimleri geliyor. Yetişkinlere yönelik eğitimlerin aynı zamanda istihdam, kentleşme, kuşaklararası farkı azaltma ve rehabilitasyona yönelik boyutları da var. Belediyelerin yetişkinlere yönelik eğitimde, Melih Gökçek döneminde 1994’de Ankara’da başlatılan BELMEK ile İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde 1996’da başlatılan İSMEK önemli bir milat oluşturuyor. O dönem, merkezi hükümet bürokrasisi (MEB Halk Eğitim üzerinden) yerel yönetimlerin bu açılımına uzun süre fren yaptı ancak zamanla engeller aşıldı. BELMEK ve İSMEK, sonraki yıllarda önce Kocaeli, Bursa, Konya gibi illerde sonra neredeyse tüm il ve ilçelerde modellenerek uygulandı. Yaygın eğitimde belediyelerin geldiği noktayı görmek için İSMEK’in gelişimine bakmak yeterli olur. İSMEK, 2018-2019 eğitim döneminde, İstanbul’un 39 ilçesinde, 242 merkezde, 752 program, 307 branşta, 2 milyon 600 bini aşkın öğrenciye hizmet veriyor. İSMEK, 1996’da 3 kurs merkezi, 3 branş ve 141 öğrenci ile başlamıştı. İBB’nin İSMEK dışındaki eğitimle ilgili diğer faaliyetlerini de eklersek, aslında şu cümleyi kurabiliriz: Belediyeler, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı kadar eğitimde varlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci olarak, yerel yönetimlerin eğitim çalışmaları alanında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik takviye kursları, yaz okulları, spor eğitimleri, tatil kampları, izci faaliyetleri de önemli bir yer tutuyor. Gençlere yönelik çalışmalar belediyelerde önceki dönemlerde Kültür Müdürlüğü, Sosyal İşler, Halkla İlişkiler Müdürlüğü gibi farklı birimlerce yürütülürken son dönemde bu listeye belli nüfus yoğunlukların üzerindeki ilçelerde olmak üzere Gençlik ve Spor Müdürlükleri de eklendi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü olarak da,<strong> </strong>yerel yönetimlerin eğitimi destekleyici hizmetleri son dönemde ciddi boyutlara ulaştı. Okul ve bahçelerinin temizliği, okul bahçelerin ağaçlandırılması ve peyzajı, personeli yetersiz okullara personel görevlendirilmesi, binaların tamiri ve bakımı, okullarla ortak eğitim ve kültür faaliyetleri, öğrencilere yönelik seminerler ve yarışmalar gibi çalışmaları bu bahiste sayabiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yerel yönetimlerin eğitim çalışmaların daha etkin olması ve kapsayıcılığının geliştirilmesi için neler yapılmalı?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Eğitimin MEB ve YÖK’ün görevi-sorumluluğu olduğu bir modelde aslında ülkemizdeki yerel yönetimler, bence kanunların yüklediğinden çok daha fazla hizmet üretiyorlar ve bu eğitimleri yine örgün eğitime nazaran çeşitlilik bakımından zengin. Çünkü yerel yönetimler, eğitim faaliyetlerini merkezi ve ulusal anlayışla üstten planlamanın yanı sıra halktan gelen taleplerin etkisiyle oluşturuyorlar. Onun için çok farklı alanlarda eğitim çalışmalarına imza atabiliyorlar. Mesela, Zeytinburnu Belediyesi tıbbı bitkiler alanında kurduğu bir bahçe üzerinden hem şehirli çocuğa hem tıp meraklıları ve öğrencilerine sıra dışı bir imkân sunuyor. Mesela Çekmeköy Belediyesi, Açık Fikir Platformu çalışmasıyla ülkemizin önemli akademisyen ve fikir adamlarıyla bir araya gelerek kendilerini geliştiriyorlar. Mesela Eyüp Belediyesi her ramazan ayında ‘çocuk iftarları’ ile çocuklara dini ve kültürel bir iklim sunuyor. Yüzlerce belediyeden farklı örnekler sunabiliriz.</p>
<blockquote>
<p style="font-weight: 400;">Yerel yönetimler, eğitim çalışmalarını, ulusal eğitim anlayışı ve halktan gelen taleplerin etkisiyle oluşturdukları için yeterince stratejik bir planlama içermiyor. Yerel yönetimler, eğitim çalışmalarını, kısa, orta ve uzun vadeli bir stratejik planlama içinde yapmalılar. Ancak bu durum, halktan gelen talepleri karşılamanın getirdiği dinamizmi, sivilliği, çeşitliliği öldürmemelidir.</p>
</blockquote>
<p style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerin eğitim faaliyetlerinin daha etkin olması için şunlar yapılmalı:</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;">Bir belediyenin eğitim faaliyetinden, o belediye sınırları içinde ikamet eden herkes bilmiyor, haberdar olamıyor. Duyurular daha fonksiyonel hale getirilmeli.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerin eğitim faaliyetleri örgün eğitimlere nazaran serbest olduğu için eğitim sürecinin başı ve sonundaki katılımcı sayısı farkı bazen çok oluyor, devamlılığı sağlayıcı yöntemler üzerinde çalışılmalı.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yerel yönetimler, bir yönüyle siyasi oldukları için, bazen belirli gruplar belediyelerin eğitim, kültür, sanat faaliyetlerinden uzak kalabiliyorlar. Eğitime yaygın erişim için yeni stratejiler düşünülmelidir. Belediyeler eğitim çalışmalarını olabildiğince politik duruşlarından da bağımsız hale getirmelidirler.</li>
<li style="font-weight: 400;">Belediyelerin halkla ilişkiler ve medyatiklik yaklaşımıyla bazen eğitim faaliyetlerin ‘pr’ yönü eğitimin ruhunu bozabiliyor. “Her şey medya için değil!” anlayışını daha çok benimsemeliyiz.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yerel yönetimler, eğitim çalışmalarını, ulusal eğitim anlayışı ve halktan gelen taleplerin etkisiyle oluşturdukları için yeterince stratejik bir planlama içermiyor. Yerel yönetimler, eğitim çalışmalarını, kısa, orta ve uzun vadeli bir stratejik planlama içinde yapmalılar. Ancak bu durum, halktan gelen talepleri karşılamanın getirdiği dinamizmi, sivilliği, çeşitliliği öldürmemelidir.</li>
</ul>
<blockquote><p>Sokak, mahalle, park ve şehrin her unsuruyla doğal eğitim alanı olduğunun bilinciyle hareket edilmesi önemli. Şehir esaslı bir öğretmendir. O zaman, şu soruyu hepimiz ve belediye başkanlarımız sormalı: Öğretmen Şehir, çocuklarınıza ve kulağımıza anlatıyor, aklımıza ne öğretiyor, gözümüze ne gösteriyor, kalbimize neyi koyuyor?</p></blockquote>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yerel yönetim, çocuk, eğitim başlığı size hangi çalışmaları çağrıştırıyor?</strong></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerin çalışanlarının çocuklarına anaokulu ve kreş hizmetleri.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evleneceklere ve yeni evlilere anne ve baba olmaya yönelik yönlendirici eğitimler.</li>
<li style="font-weight: 400;">Okullar ve eğitim kurumlarıyla ortak çalışmalar, kurslar, kamplar, yarışmalar ve eğitimi destekleyici hizmetler.</li>
<li style="font-weight: 400;">Örgün eğitimin eksik kaldığı yetişkin eğitiminde yaygın eğitim çalışmaları.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yerel talepler doğrultusunda coğrafyaya, yerele, kültüre uygun özgün eğitim çalışmaları.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Bunların yanı sıra, sokak, mahalle, park ve şehrin her unsuruyla doğal eğitim alanı olduğunun bilinciyle hareket edilmesi önemli. Şehir esaslı bir öğretmendir. O zaman, şu soruyu hepimiz ve belediye başkanlarımız sormalı: Öğretmen Şehir, çocuklarınıza ve kulağımıza anlatıyor, aklımıza ne öğretiyor, gözümüze ne gösteriyor, kalbimize neyi koyuyor?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sivil toplum ve yerel yönetimlerin eğitim konusunda işbirliği konusundaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, neler yapılması gerekiyor?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İyi örneklikler var ama yeterli değil, geliştirilmeli. Belediyeler özellikle FETÖ öncülüğünde girişilen darbeden dolayı 15 Temmuz’dan sonra dernek ve vakıflardan gelen işbirliği tekliflerine mesafeliler. Bu konuda, standartlar geliştirerek güvensizlik hali azaltılmalıdır. Sivil toplum ve yerel yönetimlerin eğitim konusundaki işbirliklerinde verimi azaltan bir husus, kimi dernek ve vakıfların PR ve öğrencilerle salt iletişim amaçlı araçsal yaklaşımlarıdır. Sivil toplum, eğitim ve insan merkezli yaklaşımını artırmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/29/belediyeler-egitim-calismalarini-politik-duruslardan-bagimsiz-hale-getirmeli/">“Belediyeler Eğitim Çalışmalarını Politik Duruşlardan Bağımsız Hale Getirmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 12:38:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Selcen Özer]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Gürer]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37484</guid>

					<description><![CDATA[<p>YADA Vakfı'nın düzenlediği ‘Meydan Buluşmaları’nın arama toplantısı olan ‘Meydan Atölyesi’nde sivil toplum temsilcileri, eğitimi ve STK’lar arası iş birliğinin olanaklarını konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/">Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><span class="s1">Yaşama Dair Vakıf’ın (YADA) geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği ‘Meydan Buluşmaları’ ve ‘Meydan Atölyeleri’ farklı temalarda sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeye ve bu kuruluşların yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmeleri için çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyor. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Meydan Buluşmaları’nın ilki ‘Hepimize ait şehirleri hep birlikte konuşmak için’ çağrısıyla İstanbul’da, ikincisi ise Ankara’da “Mülteci Meselesi Kimin Meselesi?” başlığıyla gerçekleşmişti. Eğitim temasıyla gerçekleşecek bir sonraki ‘Meydan Buluşmaları’nın arama çalışması olarak gerçekleşen atölye geçtiğimiz hafta yapıldı. STK&#8217;ların eğitim alanındaki gündemleri, eğitimde problem alanlarının neler olduğu, bu sorunların çözümü noktasında kamunun dikkatini çekecek çözüm önerilerinin ya da modellerin nasıl geliştirileceği ve STK’ların eğitim konusunda iş birliğinin nasıl sağlanacağı sorularına yanıt arandığı atölyeye eğitim alanında çalışan STK temsilcileri katıldı. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Toplum Birbirini Müzakere Edilemez Görüyor&#8221;</b></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37246 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6112-640x472.jpg" alt="" width="360" height="266" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-640x472.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-1280x944.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6112-1024x755.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></p>
<p class="p2"><span class="s1">Meydan Buluşmaları fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlatan YADA Vakfı Yöneticisi Pınar Gürer, “2014 yılında kamu yönetimi, yurttaşlar ve sivil toplumun gözünden sivil toplum nasıl görülüyor bunu resmetmek üzere bir araştırma gerçekleştirdik. ‘Sivil Toplumun İtibarı’ dediğimiz bu araştırma sonucunda bizi bugüne getiren dört önemli bulgu saptadık. Bunlardan bir tanesi kamu yönetimi ve yurttaşlar, sivil toplum kuruluşlarını çatışmacı ve müzakere edilemez, etkisiz, iş birliksiz buluyor ayrıca kendi konularına çok kapalı görüyor. Bu konularda STK’lar da hemfikir. Sivil toplum kendi dışındaki sivil toplumu &#8216;etkisiz, çatışmacı, müzakere edilemez ve iş birliksiz&#8217; görüyor. Bir iş birliği var ama bu iş birliği birbirine benzeyenlerin bir arada olduğu bir işbirliği hatta bunu raporda güç birliği olarak tarif etmiştik” dedi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“İşbirliği STK’ları Daha Etkili Kılıyor&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Birbirine benzemeyen STK’ların bir arada bulunmadıklarının yanında birbirlerini görmediklerine vurgu yapan Gürer, aynı zamanda birbirlerine her anlamda kapalı oldukları için müzakereden bahsetmenin mümkün olmadığını söyledi. Ayrıca STK’ların kendi ilgilendikleri meseleye fazlasıyla kapalı olmaları nedeniyle kendi meselelerini tam olarak göremediklerini belirten Gürer, “Mesela mülteci meselesiyle ana meselesi mülteciler olan sivil toplum kuruluşları ilgileniyor. Halbuki birçok alanda çalışan sivil toplum kuruluşunun bu konuda elini taşın altına koyması gerekir. Eğitim de herkesi ilgilendiren konulardan bir tanesi. Biz de bu bulgulardan yola çıkarak iki model tasarladık. Sivil Sayfalar ve Meydan Buluşmaları. Sivil toplum kuruluşlarını nasıl etkili hale getiririz? STK’lar toplumun kararlarını, kanaatlerini ve karar vericileri nasıl daha fazla etkilerler? Bu etkiyi nasıl arttırırız, işbirliğini nasıl arttırırız, daha müzakere edebilir bir sivil toplum anlayışının inşasına nasıl katkıda bulunabiliriz? YADA olarak dertlerimiz bunların etrafında dönüyor. Sivil Sayfalar bunun online bir mecrası. Meydan Buluşmalarıyla da Sivil Sayfalar’ın fiziki versiyonunu yapmaya çalışıyoruz. Meydan’ın bir sahibi yok. Meydan eşitlerin bir arada olduğu bir yer.  YADA olarak Meydan’da çalıştığımız konuların temsilcisi değiliz. Mesela eğitim bizim bir konumuz değil. Bu konunun konuşulması için sivil toplum dünyasının buluşma alanı Meydan. Çünkü işbirliğini sağlayacak şeylerden bir tanesi STK’ların kendi ontolojisini bir kenara bırakıp sadece çalıştığı meselenin sınırlarında kalarak, işbirliğine imkan yaratmak. İşbirliği de çok önemsediğimiz bir şey çünkü işbirliği, STK’ları kararları ve kanaatleri etkileme noktasında daha etkili kılıyor” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;Otizmli Bireylerin Uğradığı Ayrımcılık Daha Derin&#8221;</strong></p>
<figure id="attachment_37252" aria-describedby="caption-attachment-37252" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37252" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6179-640x524.jpg" alt="" width="360" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-640x524.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-1280x1049.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6179-1024x839.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37252" class="wp-caption-text">Betül Selcen Özer / Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü</figcaption></figure>
<p>STK’lar arası işbirliğinin olumlu sonuçlar doğuracağı yönünde kanaat bildirilen atölyede, Tohum Otizm Vakfının da içinde bulunduğu otizm alanında çalışan 22 STK iki sene süren bir çalışmadan sonra Türkiye&#8217;de otizm konusunda yapılması gerekenleri nasıl bir eylem planı haline geldiği konuşuldu. Hazırlanan ‘Otizm Eylem Planı’ çerçevesinde devlet tarafında gerçekleşen müzakereler neticesinde, devletin artık bir ‘Otizm Eylem Planı’ olduğunu dile getiren Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer, “Çalışmalarımız devlet tarafında kabul gördü. Otizm Eylem Planı çalışmalarını yaparken otizm alanında çalışan STK’larla bir iç tartışma yaptık. Şimdi düşününce bir dış çembere daha gitmemiş olmamızı önemli bir eksiklik olarak görüyorum.  Otizm alanında çalışan ve farklı görüşlerden STK’lar olarak hepimiz aynı noktaya odaklandık ama farklı alanlarda çalışan diğer STK’ları da işin içine dahil etseydik farklı bir perspektif, farklı bir çalışma ortaya çıkabilirdi” şeklinde konuştu. Engellilik alanında otizmli bireylerin başka bir ayrımcılığa maruz kaldığına dikkat çeken Özer, “Sınıfta imza toplanıp görme yada bedensel engelli bir öğrencinin çıkarıldığına şahit oldunuz mu? Oysa ki otizmli bireyler için durum çok farklı…Veliler çok kolay imza toplayıp otizmli bir çocuğun eğitim hakkında engel olabiliyor. Engelli alanını düşündüğümüzde otizmli bireylerin uğradığı ayrımcılık çok daha kesin ve derin…Bizim de temel derdimiz bu aslında” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Grupların Kendi Gençliğine Ulaşma Oranları % 10 Bile Değil&#8221;</strong></p>
<figure id="attachment_37253" aria-describedby="caption-attachment-37253" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37253" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6142-640x368.jpg" alt="" width="360" height="207" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-640x368.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-1280x735.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6142-1024x588.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37253" class="wp-caption-text">Erol Erdoğan / İstanbul Düşünce Vakfı</figcaption></figure>
<p>Atölye kapsamında STK temsilcileri Türkiye’de eğitim alanındaki sorunlara telefonlarıyla katıldıkları interaktif bir ortamda başlıklar açtılar. Ortaya çıkan başlıklar üzerinden bir değerlendirme yapan İstanbul Düşünce Vakfı&#8217;ndan Erol Erdoğan ortaya çıkan başlıkların büyük  çoğunluğunun eğitim felsefesiyle ilgili olduğuna dikkat çekti. Eğitimin &#8216;makbul vatandaş&#8217; yetiştirme yönüyle ilgili başlığını değerlendiren Erol Erdoğan, “Bir okuldaki eğitimi devletten özgürleştirip, bağımsızlaştırıp mesela okul aile birliğine versek, nasıl bir eğitim ortaya çıkar? Daha iyi bir eğitim ortaya çıkmaz. Veya bir sivil toplum kuruluşları birliğine eğitim işini versek, daha tehlikeli bir eğitim anlayışı da çıkabilir. Dolayısıyla buradaki sorun; bireylerin, toplumun, devletin eğitime nasıl bir anlam yüklediğine yani eğitim felsefesine bakmamız gerekiyor. Eğitimin birincil amaçları ve ikincil amaçları diye bir ayrım yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğitimin birincil amaçları; soran, araştıran, konuşan, bakan gören, tartışmayı ve aramayı bilen, bulmayı bilen, merak duygusunun peşinde koşan bir insan yetiştirmektir. Türkiye’de hem devlet hem STK’lar eğitimin ikincil amaçlarına yönelmiş durumdayız. Dindarlar dindar nesil yetiştirmenin, Kemalistler de kemalist nesil yetiştirmenin derdine düşmüş durumda. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki Türkiye’deki ideolojik grupların kendi gençliğine ulaşma oranları % 10 bile değil. Biz devlet, toplum, birey ve STK’lar olarak eğitimin birincil amacına odaklanmalıyız. Onu başarmadan ikincil amaç olan &#8216;iyi insan&#8217; veya yeteneğinin gereğini yapan insan yetiştiremeyiz. Bunun için eğitimi yeniden tanımlamak ve yeniden felsefesini konuşmak durumundayız” şeklinde konuştu.</p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Toplum Haberciliği Yapıyoruz”</b></span></p>
<figure id="attachment_37249" aria-describedby="caption-attachment-37249" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37249" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6116-640x551.jpg" alt="" width="360" height="310" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-640x551.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-1280x1102.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6116-1024x882.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37249" class="wp-caption-text">Emine Uçak / Sivil Sayfalar Yayın Danışmanı</figcaption></figure>
<p class="p2"><span class="s1">Sivil toplum dünyasının içe kapanma halinin aşılması için Sivil Sayfalar’ın önemli bir mecra olduğuna dikkat çeken Sivil Sayfalar Yayın Danışmanı Emine Uçak, “Sivil toplum dünyası toplumun sorunlarını bilgisi, tecrübesi ve birikimi sayesinde çok iyi tespit ediyor. Ama bunu kamuya ulaştırmada, etki yaratma meselesinde ve topluma anlatma konusunda sorunlar yaşıyor. Sivil toplumun etkisini, gücünü artırmak ve tecrübesini görünür kılması gereken bir zamandayız. Sivil toplumun ortaya koyduğu raporlar ve araştırmalar var. Ama artık insanların değil rapor haber okumaya bile tahammülleri yok. Bu yüzden de içeriklerin daha anlaşılır, hikayesi olan bir forma dönüşmesi noktasında Sivil Sayfalar var. STK’ların çalışma takvimlerine, etkinliklerine ve duyurularına yer verdiğimiz Sivil Takvim bölümümüz var. Sivil Sayfalar’da sivil toplum haberciliği yapıyoruz. Yurttaş gazeteciliği, hak gazeteciliği konuşulan alanlar ama sivil toplum haberciliği Türkiye’de yeni yeni konuşulan bir alan. Bunu Türkiye’de kavramsallaştırmaya çalışıyoruz.” dedi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sivil Sayfalar, Sivil Toplumun Veri Bankası&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Eğitimle ilgili haber yaparken eğitim konusunda çalışan STK’ların birbirlerinden ve çalışmalarından haberdar olmalarını sağlayacak içerikler oluşturmaya çalıştıklarını belirten Uçak, “Sivil Sayfalar haberciliğinin öğretici bir yanı var. Aynı meseleler etrafındayız ama birbirimizden ve çalışmalarımızdan haberimiz yok. Bu yüzden içeriklerimizin özgün, farklı perspektif ve  kurumları bir araya getiren çoğunlukçu bir yapıda olmasına özen gösteriyoruz. Sivil Sayfalar farklı illerde bir muhabir ağı da örgütlemeye çalışıyor. STK’ların sadece duyuru ve bilgilerinin dışında sivil toplumun da içerik üretmesini ve köşe yazılarıyla destek vermesini de önemsiyoruz. Gündeminize aldığınız konunun tartışılması, dosya haberinin yapılması ya da analizinin yapılmasını istediğiniz konuları bize ulaştırmanız bu anlamda çok önemli. STK’ların yetişmiş ve uzmanlaşmış aktörlerinin görünür olmasını istiyoruz. Sivil Sayfalar’da bunu yapıyoruz. Yaklaşık 5 bin özgün içeriği olan online haber ağımızda STK başlığımız var ve sivil toplum dünyasını ilgilendiren haberlere oradan ulaşabiliyorsunuz. Bu anlamda Sivil Sayfalar’a sivil toplum dünyasının veri bankası diyebiliriz” şeklinde konuştu.</span></p>
<figure id="attachment_37250" aria-describedby="caption-attachment-37250" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37250" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6153-640x416.jpg" alt="" width="360" height="234" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-640x416.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-1280x831.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6153-1024x665.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-37250" class="wp-caption-text">Mehmet Ali Çalışkan / YADA Vakfı Kurucusu</figcaption></figure>
<p class="p2"><span class="s1">Türkiye sivil toplum dünyasının, siyasetin dayattığı kutuplaşmayı kabul etmeyen, müzakere kültürünü ortaya koyan bir perspektife ihtiyacı olduğu söyleyen YADA Vakfı Kurucusu Mehmet Ali Çalışkan, “STK&#8217;ların rolleri nedir, toplumsal ve kamusal hayattaki faydaları nerededir? Bu soruları sorduğumuzda kimliğinden ve konusundan bağımsız STK’ların üzerinde anlaştığı bazı kavramlar var. Bir tanesi keşfetme becerisi. Toplumsal ve çevresel sorunları sivil toplum kuruluşları keşfediyor. Kız çocuklarının okula erişim konusunu, inancı nedeniyle eğitime erişememe konusunu ve engellilerin kente erişim konusunu STK&#8217;lar keşfediyor ve kamu yönetiminin önüne çözülecek problemler olarak koyuyorlar. Yani bir grup engelli ortaya çıkıp kendilerinin şehre erişemediğini bize söylemeseler, biz onu bir sorun olarak alıp çözülecek bir konu haline getirmeyiz. Kamu yönetimi de getirmez, getirmiyordu nitekim” diyerek devam etti.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“STK’lar Birbirlerine Karşı Yüksek Duvarlar Örüyor&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Türkiye’de sivil toplum dünyasının sorunları keşfetme konusunda çok becerikli olduğuna dikkat çeken Çalışkan, “STK’lar Türkiye’nin neredeyse bütün konularında ortaya bilgi koyuyor ve sorunu keşfediyor. Bundan sonraki aşama sivil toplum dünyasının keşfettiği sorunu görünür kılmakla ilgili. Bir meseleyi görünür kıldığımızda o meselenin çözümü için sorumluları harekete geçirebiliyoruz. Keşfettik, görünür kıldık ve harekete geçirmeyi sağladığımızda kamu yönetimi ile toplumla bağımızı kurmayı başardığımızda, kamu yönetimi ve toplumdan ‘Peki ne yapılmalı?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Burada da sivil toplumun üçüncü rolü ortaya çıkıyor. Bir politika önerme ve model geliştirme. Esas mesele aslında burada başlıyor. Çünkü politika önermek bir model önermek konusu kamu yönetiminin gündemine girmek ve kamunun gündeminde konuyu öncelikli sıralara taşımakla ilgili. Kamu yönetiminin gündemine girme konusunda da sivil toplumun bir kesimi öbür kesiminden daha başarılı oluyor. Sivil toplum burada işlevsizleşiyor ve felce uğruyor. Sivil toplum dünyası olarak kendi aramızda müzakereci ve demokratik bir kültürü geliştiremediğimiz için felce uğruyoruz. Bunun sebebi de içe kapanma ve konuya kapanmadır. Bir kimliğe kendini yakın hisseden STK’lar kendi dünyalarını oluşturuyorlar ve diğerlerine karşı yüksek duvarlar örüyor ve geçişkenliği kaybediyorlar&#8221; dedi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37251 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/IMG_6106-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6106-1024x683.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Karşılaşmayı Tanışmaya Çevirmeye İhtiyacımız Var.&#8221;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Kimliğe kapanma konusu için de aynı sorunların söz konusu olduğunu belirten Çalışkan, “Mesela Aleviler kendi kimliklerini kapanıyorlar ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi talebinde bulunuyorlar. Alevi olmayanlar onların bu talebini görmüyorlar çünkü orada bir temas yok. Oysa ibadethane ve ibadet özgürlüğü talep etmek, Türkiye’de vaktiyle Sünni Müslüman kimliğinin çok tecrübe ettiği bir şeydi. Alevilerin şehirde ibadethane talep etmesi ile engellilerin şehirde engelliler için yol talep etmesi arasında hiçbir talep farkı yok. İki farklı yurttaş iki farklı talep dile getiriyor ve bu ikisi arasında bir ilişki var. Ama biz bir ilişki yokmuş gibi davranıyoruz&#8221; dedi. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Sivil toplum dünyası olarak içe ve kimliğe kapanmanın önüne geçmek için konu olarak ve kimlik olarak birbirine benzemeyenlerin karşılaşmasına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Çalışkan, “Karşılaşmayı tanışmaya çevirmeye ihtiyacımız var. Bunu bir konuşma haline getirmeye, bir tartışma kültürü çıkarmaya ve işbirliği kültürünü ihtiyacımız var. Burada bir araya gelenlerin bir kısmının birbiriyle bir iş kültürü henüz gelişmiş değil. Birbirine benzeyenlerin yaptığı bir güç birliğinden bahsetmiyorum, benzemeyenlerin arasında bir konu etrafında yürüttükleri bir işbirliği girişimlerinden söz ediyorum. Bizim bugün burada toplanma kriterimiz şu olsun; kendimi ifade etmekten ve ötekini dinlemekten öteye geçmeyen bir tutum ortaya koyalım. Yani kendi pozisyonumuzu fikrimizi ortaya koyalım, ötekini dinleyelim. Çünkü bize benzemeyenlerin söylediklerini sindirmeye oturup onun hakkında düşünmeye ihtiyacımız var. Sivil toplum dünyasının birbiriyle işbirliğinin imkanlarını konuşalım” şeklinde konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/meydan-atolyede-egitim-ve-is-birliginin-olanaklari-konusuldu-2/">Meydan Atölye’de Eğitim ve İş Birliğinin Olanakları Konuşuldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İmam Hatipliler  ‘Eğitim Perspektifi’ ile Değerlendirilmek İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/28/imam-hatipliler-egitim-perspektifi-ile-degerlendirilmek-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2019 07:58:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Gazetelerde İmam Hatiplere Bakış 2018]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip okulları]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER İmam Hatipliler Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36906</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÖNDER tarafından hazırlanan “Gazetelerde İmam Hatiplere Bakış 2018” raporunu Sivil Sayfalar’a değerlendiren eğitimci-yazar Erol Erdoğan, “Bu süreçte, hem ÖNDER hem imam hatiplilerden edindiğim izlenim şu, onlar şunu istiyor. Bizi haber yapın, eleştirin, takibe alın ama bunları ‘eğitim perspektifi’ ile yapın. Bunu hem aleyhte hem lehte ‘ayrımcı dil’ kullananlara yönelik söylüyorlar. Yani pozitif ayrımcı dil de, negatif ayrımcı dil de istemiyorlar.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/28/imam-hatipliler-egitim-perspektifi-ile-degerlendirilmek-istiyor/">“İmam Hatipliler  ‘Eğitim Perspektifi’ ile Değerlendirilmek İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ÖNDER Başkanı Halit Bekiroğlu&#8217;nun geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısıyla duyurduğu  “Gazetelerde İmam Hatiplere Bakış 2018” raporu iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde yazılı basındaki İmam Hatiplerle ilgili tarama ve analizler yer alırken, ikinci bölümde ise 53 farklı medya kuruluşunda çalışan 148 medya mensubuyla yapılan görüşmeler bulunuyor. İkinci bölümde iki dikkat çekici sonuç çıktığını belirten Erol Erdoğan, “ Bu görüşmelerde ‘Ailenizde ya da yakın akrabalarınızda imam hatip lisesinden mezun veya okuyan kimse var mı?’ sorusuna ‘Evet var’ diyenlerin oranı yüzde 89,2. Bunlar içinde imam hatipler aleyhine haber yapan ve onlara karşı ayrımcı dil kullanan basın kuruluşlarında çalışanlar ve yöneticilik yapanlar da var. Her on gazeteciden dokuzunun çevresinde imam hatipli olması, imam hatip meselesine içeriden yani imam hatiplilerin gözünden bakabilme fırsatı veriyor. Bu çok önemli. Medya mensuplarının bu doğal empati ve sağlıklı bilgi zeminini değerlendirmesi gerekir. “ diye konuştu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36907" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/03/DSC_0346-e1553700801346-640x840.jpg" alt="" width="360" height="472" />“Medyada imam hatiplilere yönelik yaklaşımlar sizce genel olarak nasıldır?” sorusuna yüzde 74,3 oranında “medya imam hatiplere taraflı yaklaşıyor” cevabının verilmesinin düşündürücü olduğunu ifade eden Erdoğan, “Bu sonuçtan ve diğer sorulara verilen cevaplardan şunu anlayabiliriz; medya mensubu ‘birey’ olarak, imam hatipler konusunda daha olumlu veya haberci pozisyonunda kendisini konumlandırırken, ‘bir medya kuruluşu mensubu’ olarak, çalıştığı kurumun durduğu yerden kaynaklı bir bakışla imam hatipli karşıtı olabiliyor. Doğrusu bu, üzerinde düşünülmesi gereken tuhaf karmaşık bir durumun habercisi.” sözleriyle değerlendirdi.</p>
<p><strong>“İmam Hatipliler Ayrımcı Dile Karşı Mücadele Etmeli”</strong></p>
<p>İmam Hatiplilerin ayrımcı dille muhatap olduklarını düşünen kesimler içinde olduğunu belirten Erol Erdoğan, ayrımcı dilin sebebinin Cumhuriyet dönemi boyunca İmam Hatiplerin laik-dindar, çağdaş-gerici söylemlerinin konusu olmasından kaynaklandığını vurguluyor. Ayrımcı dilin 28 Şubat süreciyle toplumsal bir boyut kazandığının altını da çizen Erdoğan, “ÖNDER, imam hatiplere yönelen ayrımcı dile dair verileri de içeren raporu iki yıldır hazırlıyor, benzeri çalışmaların çeşitlenmesi gerekir. Medya, nefret ve ayrımcı dilin, ciddi yaralara yol açtığını fark etmeli, hiçbir bireye veya topluluğa nefret ve ayrımcı dil kullanmamalıdır. Medya, nefret ve ayrımcı dil konusunda sahih bir çizgiye ulaşmak için oto kontrol mekanizmaları geliştirmeli, muhabir ve editörlerini eğitmeli, hak-hukuk konusunda bilinçlendirmelidir. İmam hatip camiası da, zaman zaman kendilerine de yönelen, medyanın nefret ve ayrımcı diline karşı, bilgilendirici yolu öncelikli tercih olarak düşünmelidir. Yanlış haberler yapan veya nefret dili kullananlarla doğrudan iletişime geçilerek bilgilendirme yapılmalı, hukuki yaptırımlar hatırlatılmalıdır. Nefret söylemi ve ayrımcı dil kullanımını alışkanlık haline getiren medya kuruluşlarına, periyodik olarak veriler-grafikler ulaştırılarak, takip edildiklerinin farkında olmaları sağlanmalıdır.” önerilerinde bulunuyor.</p>
<p>İmam hatiplilerin nefret söylemi ve ayrımcı dilin başka grupları da hedef alan genel bir sorun olduğunun farkında olması gerektiğini de vurgulayan Erdoğan,  “Bunun için imam hatipliler, nefret söylemi ve ayrımcı dilin kimseye karşı kullanılmaması için çaba sarf etmeli ve ilgili çalışmalara destek olmalıdır.” Dedi.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-36913" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Alıntısı-33.png" alt="" width="360" height="268" />Rapor Hakkında</strong></p>
<p>Ulusal 29 gazete üzerinden yapılan araştırmaya, yıl içinde yayınlanan 45 bin 291 haberden imam hatip ifadesinin tam olarak geçtiği 4 bin 714 haber kaynak teşkil ediyor. Araştırmada bu sayı içindeki 1101 haber esas alındı. Aralarında Akşam, Aydınlık, Birgün, Diriliş Postası, Cumhuriyet, Dünya, Güneş, Evrensel, Habertürk, Hürriyet, Karar, Milat, Milli Gazete, Milliyet, Ortadoğu, Posta, Sabah, Şok, Sözcü, Star, Takvim, Türkiye, Yeni Çağ, Vatan, Yeni Akit, Yeni Asya, Yeni Mesaj, Yeni Şafak ve Yurt gazetelerinin yer aldığı 29 gazete üzerinden yapılan araştırmada çeşitli başlıklar ortaya kondu. Yapılan kategorilendirmeye göre belirlenen 9 başlık şöyle: Ayrımcı dil, bilimsel başarı, diğer, eğitim sistemi, kültür sanat etkinlik, müfredat, örnek okul örnek öğrenci, sayılar sınavlar ve siyasi polemik.</p>
<p><strong> </strong><strong>Olumlu Haberler Daha Fazla</strong></p>
<p>Araştırmanın bulgularına göre, 1101 haber arasından 608 olumlu, 493 haber ise olumsuz olarak yer alıyor. Oransal olarak, yüzde 55 olumlu, yüzde 45 olumsuz haber şeklinde yansıyor. Bazı gazetelerin tümü olumlu haber yaparken, bazı gazetelerde ise birkaç istisna dışında olumsuz haberler göze çarpıyor. Bazı kategorilerde yine tamamen olumlu haberler bulunurken bazı kategorilerde tamamen olumsuz, bazı kategorilerde de hem olumlu hem de olumsuz haberler yer alıyor. Kategoriler arasında ise ilk sırayı 302 haber, yazı ve yorumla “Eğitim sistemi” başlığı çekiyor. Onu 296 haber, yazı ve yorumla “sayılar sınavlar” başlığı izliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-36908" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.45-640x303.png" alt="" width="360" height="170" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.45-640x303.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.45.png 884w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />Raporda imam hatiplilere yönelik nefret söylemi ve ayrımcı dil kullanımı da diğer kategorilerle beraber inceleniyor. 2018 yılına ilişkin yapılan çalışmada aynı zaman diliminde 13 yayın organında 60 adet bu yönde haber, köşe yazısı, analiz raporlandı. 2017 yılı araştırmasında 79 haber, yazı ve yorum bu alanda raporlanmıştı, oransal olarak bu yıl ayrımcı dil kullanımının azaldığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede örneğin, geçtiğimiz yıl sık sık dile getirilen “Bu kurumlardan IŞİD sempatizanı veya IŞİD militanı” yetiştirildiği yönündeki iddia bu sene sayfalara yansımıyor. Ancak sayısal bir azalmadan söz ederken kullanılan kavramlar ve bu kavramların ötekileştirici dili noktasındaki ayrımcı dil kullanımı devam ediyor. Örneğin, cihatçı nesil, dinci-faşist, dindar ve kindar nesil, Allah ile aldatmak, deist nesil, sapık, yobaz, gerici, ortaçağ yaratığı, zavallı, beyni yıkanmış, niteliksiz öğrenci, kullaştırmak, müritleştirmek kavramları bu yıl içinde kullanıldı.</p>
<p><strong>Deizm Tartışmaları Zirve Yaptırdı</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36910" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.59-640x266.png" alt="" width="360" height="150" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.59-640x266.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Ekran-Resmi-2019-03-27-16.36.59.png 905w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />İmam hatip haberlerinin sıklıkla yapıldığı aylara bakıldığında Nisan, Ocak ve Haziran aylarının başı çektiği karşımıza çıkıyor. Nisan ayı başında gündeme gelen ve ay boyunca devam eden “deizm” tartışmaları Nisan ayında imam hatiplerle ilgili haberlerin zirve yapmasına neden oldu. 3 Nisan 2019 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde “İmam hatipliler deizme kayıyor” haberi ile başlayan süreç, ardından Birgün gazetesi ve diğer gazetelerle devam etti. Gerçek Hayat dergisinin de “Anne ben deist oldum” başlıklı dosya ile konuyu sayfalarına taşıması olayın muhafazakar kesimler tarafından da geniş bir çerçevede tartışılmasına zemin hazırladı.</p>
<p><strong>Sayılar ve Sınavlar Tartışma Konusu</strong></p>
<p>Haber yazı ve yorumlarda imam hatip kavramına en fazla yer verilen aylardan biri ise Haziran ayı oldu. Bunun nedeni, daha önce liselere geçişte uygulanan TEOG’un kaldırılarak yerine yeni bir sınav sisteminin ihdas edilmesi. Yeni gelen sistem LGS ile birlikte tartışmalar zirveye ulaştı ve tartışmaların birçoğu yine imam hatipler üzerinden sürdü. Gazetelerdeki haber ve köşelerde bu konu uzun uzun tartışıldı, konu aylarca gündemde kaldı. Yeni sınav sistemi tartışılırken sık sık imam hatip sayılarına ve imam hatiplerin bütçeden aldığı paya vurgu yapılırken, yeni sistemin imam hatiplerin daha başarılı gösterilmesi için getirildiği iddia edildi. Yıl içinde 169 haber çıkan Nisan ayından sonra, 146 haber yazı ve yorum Haziran ayında yayınlandı.</p>
<p><strong>Müfredat Araştırılmıyor</strong></p>
<p>İmam hatip haberlerinin verilişinde eğitim sistemi başlığı üzerinden bir artış gözlense de konu müfredat olduğunda bu haberlere pek yansımıyor. Diğer kategoriler ve yayınlanan içerik sayısı göz önüne alındığında müfredat hakkında çok fazla kafa yorulmadığı, haber ve köşe yazısı yazılmadığı ortaya çıkıyor. Araştırmanın sayısal verilerine göre müfredat ile ilgili yapılan haberler genellikle laiklik-laiklik karşıtlığı, kız çocukları ve cinsiyet ayrımcılığı, Türkiye’de din öğretimi üzerinden yapılıyor. 2018 yılı içerisinde araştırmaya konu olan toplamda 35 haber, yazı ve yorum yayınlanmış. Bu rakam oransal olarak yüzde 3’e tekabül ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/28/imam-hatipliler-egitim-perspektifi-ile-degerlendirilmek-istiyor/">“İmam Hatipliler  ‘Eğitim Perspektifi’ ile Değerlendirilmek İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 13:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Beyhan Gültaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Kıygı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul 95 Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kent ve Çocuk Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Sözü Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25575</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Şehir, çocuk ve oyun” gündelik hayatta bu üç kavramı birbiriyle buluşturmak giderek güçleşiyor. Şehirler sadece çocuklar için değil büyükler için de giderek yaşanmaz hale geliyor. Hızla betonlaşan ve plastikleşen kentlerde ‘oyun’ ise ancak belirli sınırların içine hapsedilmiş olarak var olabiliyor çocuğun dünyasında. Bu döngüyü kırabilmek; şehri çocuk ve dolayısıyla oyunla buluşturmak için yola çıkan bazı girişim ve çalışmalara değinmek istedik bu dosyamızda. Mimar Beyhan Gültaşlar, Kent ve Çocuk’un kurucularından Gizem Kıygı ve ‘Oyun Sözü’ projesiyle geleneksel oyunların canlandırılması için çalışmalar yapan Erol Erdoğan şehir ve çocukla ilgili sorularımızı cevaplandırdılar...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/">Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Oynamak çocuk için bir ödül değil, onun en önemli işidir, zihinsel ve bilişsel gelişimi için çok önemli bir ihtiyaçtır.” bu sözler Forbes’in dünyaca ünlü En İyi 30 Sosyal Girişimci’den biri seçtiği Darell Hammond’a ait. İstanbul’a üç yaşında sağlıklı bir çocuğun boyu olan 95 cm’den bakmanın, kentin planlanmasının, kamu hizmetleri ve altyapıları açısından yaratacağı farkları, kentle ilgili karar vericilerle tartışmayı ve bu yönde yatırımlar yapılmasını teşvik etmeyi planlamak amacıyla başlatılan İstanbul95 Projesi kapsamında Stüdyo X’te düzenlenen konferansta konuşan Darell Hammond yerel yönetimleri, şehir planlamacıları, mimarlar ve girişimcileri kente 3 yaşındaki bir çocuğun gözünden bakma refleksini edinmeye çağırdı. Kentler tasarlanırken toplumun yapı taşı olan 0-3 yaş arası çocuklar ile onların ebeveynlerinin ihtiyaçları çoğunlukla dikkate alınmadığını belirten, Hammond, “Güvenli oyun alanlarına erişimdeki zorluklar, oyuna ayrılan zamanın azalması ve teknolojinin de etkisiyle oturarak oynanan oyunların artması nedeniyle günümüzde çocuklar bir önceki nesle oranla yüzde 40 daha fazla kapalı alanda zaman geçiriyor. Oysa çocuklar doğal ortamlarda oyun oynayarak hayatı deneyimler ve öğrenir. Oynamak çocuk için bir ödül değil, onun en önemli işidir, zihinsel ve bilişsel gelişimi için çok önemli bir ihtiyaçtır.” tespitinde bulunuyor.  Oyun parklarının çoğunlukla erken çocukluğun ihtiyaçlarına yönelik bir planlama yapılmadan, kullanılacak oyun materyallerinin satın alınarak kurulduğuna da dikkat çeken Hammond, “Oyun alanlarının çocukların hayal güçlerini harekete geçiren, meraklarını tetikleyen, diğer çocuklarla oynamasına imkan veren, fiziksel aktivitelerini destekleyen güvenli alanlar olarak tasarlanması büyük önem taşıyor. Tasarım sırasında 0-3 yaş çocuklara eşlik eden anne-babaları da unutmamak lazım. Bu nedenle mimarlara, kent tasarımcılarına büyük görevler düşüyor” diye konuştu.</p>
<p>Beyoğlu, Maltepe, Sarıyer ve Sultanbeyli Belediyeleri’nin yürütmekte oldukları çocuk ve ebeveynleri destekleyici program ve projelere ilave olarak, çocuklar ve ebeveynlerine yönelik ebeveyn rehberliği, 0-3 yaş çocukla uyumlu park ve yeşil alan tasarımı, erken çocukluktaki gelişimin önemine dikkat çeken saha etkinlikleri, seminer ve atölye çalışmaları, sergi ve konferansların düzenleneceği <a href="https://istanbul95.org/" target="_blank" rel="noopener">İstanbul 95 Projesi,</a> Boğaziçi ve Kadir Has üniversitelerinin desteğiyle yapılıyor. Proje kapsamında veriye dayalı araştırmalar yapacak olan TESEV’in hazırladığı ilk rapor ise; <a href="http://tesev.org.tr/wp-content/uploads/2018/03/istanbul95.rapor_1.pdf" target="_blank" rel="noopener">İstanbul İlçe Belediyelerinde Çocuğa ve Aileye Yönelik Hizmetlerin İncelenmesi ve Haritalanması</a> oldu. İlçe belediyelerinin çocuğa ve aileye yönelik sosyal hizmetlerinin kapsamlı bir envanterini çıkaran rapor, bu hizmetlerin coğrafi dağılım ve niteliklerinin iyileştirilmesi için politika önerileri geliştirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>“Çocuk Çevresi Kadar Büyür”</strong></p>
<figure id="attachment_25576" aria-describedby="caption-attachment-25576" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-25576 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-640x475.jpg" alt="" width="299" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-640x475.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-610x452.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551-320x237.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/420013_10150531271232981_1966440713_n-e1522239566551.jpg 770w" sizes="auto, (max-width: 299px) 100vw, 299px" /><figcaption id="caption-attachment-25576" class="wp-caption-text">Beyhan Gültaşlar</figcaption></figure>
<p>Çocuk, oyun ve şehir dendiğinde akla sadece parklar geliyor. Oysa tüm kent mekanlarının çocuklara göre tasarlanması, onların algılama ve kullanımlarına açık olmasının sağlanması lazım. Çocuk ve şehir ilişkisini sadece çocuk parkları üzerinden kurgulamak; onların müzeler başta olmak üzere şehir mekanlarından etkileşim ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Mimar Beyhan Gültaşlar; çocukların bilgi ve  becerilerinin içinde bulundukları çevreyle biçimlenip geliştiğinin kanıtlarını toplamaya çalışırken sık sık aklına ‘çocuk çevresi kadar büyür’  sözünün geldiğini belirterek, “Görüyorum ki, meraklarını takip etme fırsatı tanınıp  bunu destekleyecek çevre sağlandığında çocuk sağlıklı büyüyor, yaparak öğreniyor, eğleniyor.”diyor.  Şehirlerin büyürken, çocukların sağlıklı büyümesine imkan sağlayacak ortamları büyütmediğine dikkat çeken Gültaşlar, “Çocuğun kentte görünür olduğu, özgür bir çocuk olarak var olabildiği mekanların büyümesi şehirlerin büyümesi ile ters orantılı gerçekleşiyor denilebilir. Şehir büyüdükçe çocuk için ayrılan alan küçülüyor. Bu sorunun temeli çocuğun ihtiyaçlarını doğalında karşılayan bir bakış açısı geliştirmek yerine &#8220;çocuğa uygun alan&#8221; sınırına hapsedilmesi olduğu çok açık olsa da, şartların zorladığı da bir gerçek. Oyun ihtiyacını geçiyorum, aramızdaki mesafenin santimlerden öteye geçmediği yürüyüşler yapmak durumda kalıyorum zaman zaman oğlumla. Ne yazık ki çocuğun önce &#8220;hayatta kalma hakkını&#8221; kollamaya çalıştığımız yer haline geldi şehirler.  Güvenlik en büyük kaygımız haline gelince özgürlük, oyun, niteliğinden kaybetmiş çocukların ihtiyacından bağımsız ama  &#8220;çocuk için&#8221;  tasarlanmış bir takım alanlarda giderilmeye çalışılıyor.” diye anlatıyor.</p>
<p>Şehirlerde, kamusal alanda genellikle “kaba motor” gelişimi alanında desteklemeye yönelik çevreler gördüğümüzü belirten Gültaşlar, “Bu tür çocuk oyun alanlarında çocuk atlar, zıplar, tırmanır. Fiziksel efor sağlayan ve genelde çocuğun bireysel olarak ve bedeniyle iletişime geçtiği bir çevredir. Önemlidir, gereklidir fakat tek başına yeterli değildir. Çocuğun Sosyal Duygusal gelişimi de en az kaba motor kadar önemli olduğu halde şehir mekanında bu alanı destekleyen mekan bulmak özellikle açık alanda bunu bulabilmek pek mümkün değil. Oysa sadece doğal bir çevre ve  küçük oyun grubu denilen ve 3-5 çocuklu bir topluluğa mekan hissi sağlayacak ölçekte alan yeterli.  Kum, toprak, su. Hiçbir çocuk duyularına ziyafet çekecek bu üç malzemeye karşı koyamaz.” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>“Çocuğa Göre Şehir”</strong></p>
<figure id="attachment_25577" aria-describedby="caption-attachment-25577" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-25577 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180.jpeg" alt="" width="228" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180.jpeg 534w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/0x0-cocuklar-sokaga-donerse-guvenlik-artar-1518261048542-e1522239634180-320x252.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 228px) 100vw, 228px" /><figcaption id="caption-attachment-25577" class="wp-caption-text">Erol Erdoğan</figcaption></figure>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Gençdes desteğiyle Trakya ve Batı Trakya’daki çocuk oyunlarında kullanılan tekerleme, mani ve sayışmacaları “Oyun Sözü Projesi” başlığıyla derleyen yazar Erol Erdoğan da, oyunun sokak ve hayattan eksilmesiyle eğitimin didaktik hale geldiğini belirtiyor. Oyunun sokak ve hayatta eksilmesiyle, anne-baba ile çocuk arasındaki iletişim, tekdüze ve soğuk bir ilişkiye dönüştüğünü belirten Erdoğan, “ Oyunun çekilmesi aynı zamanda kent mimarisini de çocuğu önemsemeyen, esnek unsurları azalan, sert bir tarza dönüştürdü. Eğitimi de çok didaktik ve buyurgan yaptı. Bunun için, oyunun hayatımızdan çekilmesini, kültürel yozlaşma olarak tanımlıyorum ve bu yozlaşmayı medeniyet krizimizin çok önemli bir unsuru olarak görüyorum.” Diyor.</p>
<p>Çocukların sokakta oynayabildiği şehirlerde güvenlikle ilgili endişelerin azalacağını savunan Erdoğan, “çocuk dostu şehir” ifadesine de itirazı olduğunu belirterek,  “Çocuk dostu site ya da çocuk dostu kent şu anlama geliyor. Site ya da kent aslında çocuk için güvenli değil. Ancak, çocuğun kendini güvenli hissedebileceği bazı lokasyonlar oluşturulmuş. Mesela, bir kentin yüzde birlik yerine bir çocuk parkı yaparak o kent çocuk dostu ilan ediliyor. Oysa kent bir bütün olarak çocuğa uzak, çocuğa yabancı, çocuğu önemsemiyor. Buna itiraz ediyorum.”</p>
<p>Bu konudaki prensibini “Çocuğa Göre Şehir” olarak adlandıran Erol Erdoğan bunu şöyle açıklıyor: “Edebiyatın ‘çocuğa görelik’ ilkesinden uyarlanan ‘Şehirleşmede Çocuğa Görelik’ anlayışında, bazı mekânların değil şehrin en başta ruhunun ve genelinin çocuğa uygun olması gerekiyor. Çünkü çocuğa göre ürettiğiniz bir edebiyat ürünü başarılı ise ondan büyükler de zevk alır. Bu mimaride, oyunda, lezzette de böyledir. Dondurma mesela…Dondurma çocuklar için üretilmiştir ama başarılı olduğu için ondan büyükler de zevk alır. Şehir de böyledir. Çocuğa göre planlanmış bir şehir,  diğer tüm insanlar için de yaşanabilir güvenlik ve konfor sağlar. Diğer tüm insanlardan kasıt ise, kadın-erkek, genç-yaşlı, engelli-engelsiz yani herkes, hepimiz.”</p>
<p>Dosyamızı <a href="https://medium.com/kent-ve-%C3%A7ocuk" target="_blank" rel="noopener">Kent Ve Çocu</a>k Girişimi’nden Gizem Kıygı ile yaptığımız röportaj ile sonlandıralım.</p>
<p><strong>Çocukların kentsel deneyimleri neden önemli? </strong></p>
<figure id="attachment_25586" aria-describedby="caption-attachment-25586" style="width: 232px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-25586 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1.jpg" alt="" width="232" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_tSoEcH7Z_bTV3HoLLAbkOA-1-320x407.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 232px) 100vw, 232px" /><figcaption id="caption-attachment-25586" class="wp-caption-text">Gizem Kıygı</figcaption></figure>
<p>Kenti yaşayanların deneyimleriyle sürekli yeniden örülen bir mekansal örgütlenmeler bütünü olarak anlamlandırabiliriz. Bu deneyimleri hep birlikte üretiyoruz. Öncelikle yetişkinler kentsel yaşam örüntüsünün içerisinde çocukların da var olduğunun farkında olmalılar! Bunu özellikle belirtme gereği duyuyorum, çünkü mekansal karar mekanizmalarında çocuklar ne yazık ki dikkate alınmıyorlar. Bu; karar vericiler nezdinde de, kenti sahiplenen çalışmalar yürüten topluluklar nezdinde de bu şekilde. Oysa kentte yaşanan her değişim ve dönüşüm, tüm kesimleri olduğu gibi çocukları da etkiliyor. Şehircilik alanında önemli çalışmaları olan ve yüzlerce park tasarlamış Aldo Van Eyck, “Şehir çocuklar düşünülmeden yapıldıysa vatandaşlar için de uygun değildir, o zaman zaten iyi bir şehir değildir,” der. Gerçekten de öyle çünkü birlikte yaşıyoruz.</p>
<p>Bunun yanında, çocukluk, mekan kavramını geliştirdiğimiz, anı oluşturmaya başladığımız başka bir deyişle kendi belleğimize kenti, kentin belleğine deneyimlerimizi yoğun bir şekilde kattığımız özel bir dönem. Dikkat ederseniz, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kentsel mekanı çoğu kişi çocukluk anılarını paylaşarak korumaya çalışıyor. Kentsel mekan dediğimizde, yapılı çevre-doğal çevre ile birlikte deneyim üretebilme ve karşılaşma imkanlarını da bir bütün olarak düşünüyoruz. Bu anlamda, kent hem çocuklar için bir oyun alanı hem de gelişimlerini ve yurttaşlık tanımlarını kurabilecekleri bir alan. Kentin sürekliliğini sağlayabilmesi için çocuklara, çocukların karşılaşmaları ve karşılaşmaların yarattığı sürprizleri deneyimleyebilmek için nitelikli kentsel mekanlara ihtiyacı var.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki kentsel düzenlemeleri uluslararası standartlar açısından kısaca değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p>Türkiye bağlamında kentsel düzenlemeleri tek standart başlığı altında değerlendirmek çok mümkün değil. Çünkü kentleşme pratikleri, kentten kente farklılık gösteriyor. Metropoliten alanlarda gündelik hayatımızı meşgul eden birçok konu, daha küçük kentlerde gündem dahi olmayabiliyor çünkü öyle bir sorunları olmuyor.</p>
<p>Soruyu yasal düzenlemeler bağlamında değerlendirecek olursak, bu konudaki uluslararası alandaki en kapsamlı düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin mekana yansıması olarak tarifleyebileceğimiz Çocuk Dostu Şehirler hükümleri. Bu hükümler, özet olarak ayrımsız bütün çocukların karar mekanizmalarına katılımlarını, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama, barınma, erişim hakkını ve özgürce dolaşım ve oyun haklarını içeriyor. Bu hükümler kapsamında Türkiye’deki bütün kentler bağlamında çocukların karar mekanizmalarına katılımının sağlanamadığını söyleyebiliriz. Çocuk meclisleri kuran yerel yönetimler var. Ancak işlerlik kazandığını söylemek biraz zor. İmar mevzuatımızda da çocukların kente erişimini bütüncül bir şekilde kapsayan bir düzenleme yok.</p>
<p>Standartlar daha sağlıklı ve güvenli kentler kurulmasında ve hak takibinde oldukça önemli  Ancak daha önemlisi, çocukların mekandaki varlığını toplumun bütün kesimlerince özümseyecek bir yaklaşım bütünlüğüne ihtiyacımız var. Yazılı olanın mekansallaşması ancak katılımla mümkün olabilir. Daha en temelinde katılım söz konusu olamadığı için yaşadığımız kentler, farklı düzlemlerde çocukların ihtiyaçlarına cevap veremiyor.</p>
<p><strong>Mevcut olan şartlarda çocukların kentte oyunla öğrenme, kamusal alanları deneyimleme imkanları nasıl artırılabilir, ne gibi alternatif çalışmalar yapılabilir?</strong></p>
<p>Öncelikle çocukların oyun oynayabileceği, katılabileceği sağlıklı ve güvenli mekanları ancak çocuklarla birlikte oluşturabileceğimize dair bir anlayışa sahip olmalıyız. Yukarıdan dikte edilmiş, meslek insanlarının ya da politikacıların inisiyatifine bırakılmış bir “mükemmel kent” kurgusunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Güzelliklerle birlikte sorunları da birlikte deneyimliyoruz. Bu sorunların bazıları çocukların mekansal kararlara katılımında potansiyel olarak görülebilir. Fiziksel güvenlik konusu oldukça önemli bir konu. Okulların, sokakların ve parkların, çocukların bedensel ve ruhsal sağlığını tehdit etmeyecek şekilde, her yaştan çocuğun ve engelli çocukların erişimi düşünülerek tasarlanması gerekiyor. Bu alanlara ilişkin sorun görüldüğünde genel refleks o mekandan çekilmek şeklinde oluyor. Oysa gördüğümüz sorunu çocuklarımızla birlikte konuşup, birlikte bir dilekçe yazıp ilgili kamu kurumuna iletmek ve takibini yapmak, çocuğun oyunla birlikte güven oluşturma, karar verme ve mekana katılma anlamında gelişimini sağlayabilir.</p>
<p>Yerel yönetimlerce hazırlanan planlar, çocukların ihtiyaçları düşünülerek takip edilebilir, gerekli görülen noktalarda itiraz edilebilir. Sivil toplum örgütleri, çocuk haklarıyla ilgili çocuklarla birlikte oldukça umut verici çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmaların uygulamada (planlama ve tasarım anlamında) yer bulabilmesi için yerel yönetimlerle aileleri ve çocukları buluşturacak yeni çalışmalar yapılabilir. Çocukların yoğun olarak kullandığı mekanların çocukların katılımıyla birlikte tasarlanabilmesi için çalışmalar yapılabilir. Özellikle doğal alanların düzenlenmesi, temizlenmesi ve tasarlanması gibi çalışmalarda çocukların uygulamalara katılmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-25579 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-160x160.jpg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1797357_10152381827303913_6371175520877327037_n-e1522239986659-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Kentlerin tarihi alanları, simgeleri onların karakterini belirleyen özel mekanlar. Ancak bu mekanlara biraz “sergi objesi” muamelesi yapıyoruz. Çocuklar da bu mekanlarla bir okul gezisinde önünden geçmek dışında çok derin bir bağ kuramıyorlar. Atölyelerimizde bu durumun etkisini çok görüyoruz. Çocukların belleklerinde önemsediğimiz simgesel mekanların yeri çok az. Çocukların bu mekanlarla daha çok bağ kurabileceği programlar yine onlarla birlikte geliştirilmeli. Son olarak, çocuk ve kent dediğimizde aklımıza refleks olarak parklar geliyor. Parklar elbette çocuklar için çok önemli ancak kentsel mekan parktan ibaret değil. Çocuğun kenti bütün bir şekilde deneyimleyebilmesi için kamu düzeyinde eğitim programları oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Burada ailelere de iş düşüyor. Alışveriş merkezlerinde daha az, kentsel mekanlarda daha çok zaman!</p>
<p><strong>Kent ve çocuk bu alanda neler yapıyor?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-25580 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-160x160.jpeg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-640x640.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-610x610.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw-320x320.jpeg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/1_NbT9D7zrtlzB3CNy1xAiEw.jpeg 800w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Kent ve Çocuk katılımcı planlama ilkeleri çerçevesinde kurulmuş bir şehircilik girişimi. Amacımız çocuklarla birlikte, sağlıklı ve güvenli mekanlar yaratmak. Ancak “birlikte yapmak” süreç gerektiriyor. Bunun için öncelikle çocukları anlamaya çalışıyoruz. Birlikte bir mekansal dil oluşturmaya çalışıyoruz. Çocukların kenti deneyimleme biçimlerini anlamak ve karşılıklı etkileşmek çok önemli. Bu nedenle en önemsediğimiz çalışmalar atölye çalışmalarımız. Atölyede çocuklar kentlere ilişkin değerli buldukları şeyleri, gördükleri sorunları ifade ediyorlar ve çözüm üretiyorlar. Haritalama atölyeleri yapıyoruz, bu atölyelerde çocuklar kendi mahallelerini anlatıyorlar ve dışarıdan bir gözün asla farkedemeyeceği mekanların onlar nezdinde ne kadar önemli alanlar olduğunu görüyoruz. Atölyelerden edindiğimiz deneyimle çocukların mekansal kararlara katılımını artıracak yöntemler geliştirmeye çalışıyoruz, bu alanda açık kurumlara danışmanlık yapıyoruz. Hem iyi örneklerden beslenebilmek hem de kentte çocuk varlığını daha çok gündem edebilmek için online bir yayın başlattık: kentvecocuk.net. Burada da konuyu biraz daha bütünsel ele alabilmek adına aylık odak konuları oluşturuyoruz ve deneyim paylaşımını çoğaltmak için açık çağrıya çıkıyoruz. Bu ay temamız “sokak”. Bu konuda katkı koymak isteyenleri de bu vesileyle davet edelim.</p>
<p>Yakın zamanda hayata geçireceğimiz Park Dedektifleri isimli bir projemiz var. Bu proje kapsamında, kentlilerin sorunlu gördükleri parkları görsel olarak belgelemeleri, bizimle ve yerel yönetimlerle paylaşmaları, takip etmeleri için sosyal medya üzerinden bir kampanya oluşturacağız. Diğer önemsediğimiz bir başka projemiz de, Çocuklar için Kent Sözlüğü kitabı. Hem atölyelerden edindiğimiz deneyimi paylaşabileceğimiz, hem de kentte kullanılan bütün alanların çocuklar gözünden anlamını ortaya koyacak/derinleştirecek bir anlatım kurgulamaya çalışıyoruz.</p>
<p>Not: Kapak fotoğrafı Beyhan Gültaşlar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/28/sadece-parklari-degil-sehrin-her-alanini-cocuklara-acmak/">Sadece Parkları Değil Şehrin Her Alanını Çocuklara Açmak…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 09:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[batuhan aydagül]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek Daha Net Gençlik Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[next generation]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Feyza Akınerdem ise, gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve güvenlik açısından bir çıkış yolu olarak görmesini ise şöyle yorumluyor:  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor”</p>
<p>British Council’ın Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Gelecek Daha Net (GDN) Gençlik Platformu iş birlikleriyle gerçekleştirdiği <a href="https://www.britishcouncil.org.tr/nextgeneration/turkey" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Next Generation Türkiye</a> araştırmasında; 12 şehirde, 18-30 yaş arası 2 bin 524 gençle nitel ve nicel görüşmeler yapılmış. Araştırmanın akademik danışmanlarından Doç. Dr. Gülden Demet Lüküslü’nün yorumuyla ‘gelecek değil şimdi, gençlerin gündelik yaşamlarının karmaşıklığına’ mercek tutan araştırmaya göre; Türkiye’deki gençler, dünyanın dört bir yanındaki akranları gibi, bireysel benlikleri ve bağımsızlıkları ile içinde yaşadıkları topluluklara, aile, eğitim ve evlilik gibi sabit kurumlara duydukları bağlılık arasında sürekli olarak denge kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Araştırmanın öne çıkan bulgularını şöyle sıralamak mümkün:</p>
<p>Türkiye’deki gençler gelecekleri konusunda iyimser. Çoğunluk yaşam şartlarının gelecekte daha iyi olacağını düşünüyor. Gençlerin yarısı, WhatsApp ve diğer sosyal medya iletişim araçlarına günde iki saatten fazla vakit ayırıyor. Instagram, yüzde 29 ile gençlerin en çok kullandıkları üç sosyal medya kanalının başında gelirken; bunu yüzde 27 ile WhatsApp, yüzde 26 ile Facebook takip ediyor. Gençlerin yüzde 70’i müzik aleti çalma, çizim ya da resim yapma gibi sanatsal aktivitelere zaman ayırmıyor;  yarısı ise spor ya da herhangi bir egzersiz yapmıyor. Gençlerin yarısından fazlası iş piyasasındaki deneyimlerine dayanarak, hayatta başarı elde etmek için “tanıdıkları” olmasının okul başarısından daha önemli olduğunu düşünüyor. Gençlerin yüzde 26’sı ne okuyor, ne çalışıyor, ne de eğitim görüyor. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 17 iken, genç kadınlarda yüzde 36’ya yükseliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22946 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Gençlerin internet kullanımına olan ilgisini yorumlayan eğitimci yazar Erol Erdoğan, dünya genelindeki gerekçelerden farklı olarak Türkiye’ye özel durumun, son yıllardaki toplumsal hareketliliğin bu sonuçlarda etkili olduğunu savunuyor. 17-25 Aralık,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gezi protestoları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi olayların dijital medya kullanımını artırdığını belirten Erdoğan, “Çünkü son dönemdeki toplumsal hareketliliklerin çoğu dijital mecralar üzerinden organize edildi. Kriz ve eylem anlarındaki zorunlu kullanımlar, sonraki süreçte alışkanlığa dönüştü. Bunun dışında şu sebepler de var. Fatih projesi çerçevesinde dağıtılan tabletler, internette geçirilen vakitleri artırdı, dolayısıyla dijital mecralara da bu vesileyle ilgi arttı. Muhafazakar yaklaşımların aksine, dijital alandaki rahatlık, gençlerin kendini orada ifade etmesini kolaylaştırdı” değerlendirmesini yapıyor. Gençlerin temel sorununun ‘yalnızlık’ olduğu yorumunu yapan Erol Erdoğan, bu yalnızlığın giderilmesi için ebeveynlerin çocukları ile paylaşım, dayanışma, sohbet içerikli vakitler geçirmesinin, seyahat ve etkinliklere katılmasının önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kategorik şekilde dijital mecra düşmanlığı yapılmamasının önemine dikkat çeken Erdoğan, “Bırak interneti, ders çalış” gibi sözlerle, internetin karşısında ders, kitap, okul-cami, sohbet gibi değerler konulmadan, bağımlılığı azaltacak ve boş vaktin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak imkanlar oluşturulmalı, alternatiflere yönlendirmede doğal ve dolaylı yollar tercih edilmeli. Çocuklar ve gençler, sosyal-kültürel süreçlerin dinamik üyesi olmalı, onları edilgen yapacak davranış ve organizasyon türlerinden uzak durmalıyız. İnternet ve dijital mecrayı eğitim, sanat, kültür, akademik bakımından faydalı kullanmanın yolları anlatılmalı, bu yöntemler uygulamalı olarak gösterilmeli” önerilerinde bulunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gençlerin eğitime bakışları konusunda geniş bir değerlendirmenin yer aldığı araştırmaya göre; gençler, eğitimi önemsiyor ancak büyük çoğunluğu eğitim sisteminden memnun değil. Dünya görüşleri, siyasi eğilimleri farklı olan gençler, eğitim sisteminde sorunlar olduğu konusunda hem fikir. 1’den 10’a kadar puanların yer aldığı bir ölçekte (‘1′ en az memnun ve ’10’ çok memnun) eğitim sisteminin neredeyse tüm unsurları 5’in altında puanlanırken, sınav sistemi ise en az beğenilen unsur olarak ortaya çıkıyor. Gençlerin yarıs</p>
<p>ı iyi bir eğitim almak için Batı ülkelerine gitmeleri gerektiğini düşünüyor. Yarısından çoğu gerek ulusal gerekse küresel iş piyasasında öne çıkmak için iyi derecede İngilizce bilmeleri gerektiğine inanıyor. Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül, araştırmayı yorumlarken, sonuçların topluma her düzeyde kaliteli eğitim sağlamanın iyi bir başlangıç noktası olduğunu gösterdiğini ifade ederek, “Sonuçlar, eğitimin toplumdaki gençler arasında önemini sürdürdüğünü gösterse de, eğitimde acilen ilerleme sağlanması gerektiği de ortada. Beceriye yönelik devlet destekli krediler ve burslara erişim, gençlerin hayalleri doğrultusunda eğitim ve öğrenimlerini planlamasına imkan tanıyabilir. Araştırma aynı zamanda becerilere yönelik maddi desteğin yalnızca geleneksel kurum ve eğitim sistemi içerisindeki öğrencilerle kısıtlı olmaması gerektiğini de hatırlatıyor. Genç kadınların daha iyi erişime sahip olması için verilecek destek önem taşıyor. Böyle bir desteğin, sanat, girişimcilik gibi diğer alanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi şart” hatırlatmasında bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22947 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg" alt="" width="353" height="353" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg 353w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
<p>Next Generation araştırmasının ilgi çekici sonuçlarından biri olan gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve ‘güvenlik’  anahtarı olarak görmesini değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Feyza Akınerdem, evlilik programı ile ilgili yaptığı araştırmada, her yaştan katılımcıların evlilik arzularını değerlendirirken en çok ön plana çıkan beklentinin de ‘güvenli bir hayat’ olduğunu hatırlatıyor. Her yaştan kadınların bunu özellikle vurguladığını belirten Akınerdem, “Geçmiş deneyimlerden ya da başka evlilikler üzerine gözlemlerinden yola çıkarak kadınlar evliliğin oldukça güvensiz bir mecra olabileceğini de teyit ediyorlardı. Evlilik programının ise canlı yayında geniş bir kitleye hitap eden bir program olması nedeniyle, güvenli bir evlilik yolu olabileceğini düşünüyorlardı. Zira böyle bir sahnede gizli saklı bir şeyin kalmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Aslında bu veriden yola çıkarak geleneksel yahut bildik eş bulma yöntemlerinin içerdiği tekinsizliğin ifşa olduğunu söyleyebiliriz. Evlilik programı bu beklentiye cevap verebildi mi, bunu ölçmek mümkün değil. Ancak orada da mevcut aile kurumunu dönüştürecek herhangi bir fikirsel altyapı ve çaba olmadığı için, sistematik güvensizliklerin aynen devam ettiğini çıkarabiliriz” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p>Evliliğin özellikle kadınlar için kendi kararları verebileceği bir alan gibi görüldüğünü belirten Akınerdem, yalnızlığın Türkiye’de ‘seçenek’ olarak görülmediğini ifade ediyor. “Türkiye’de hayat aile içinde yaşamak üzere kurgulandığı için yalnızlık hem gençler için riskli görüldüğü için, genel ahlak normlarına aykırı bulunduğu için genellikle aileler böyle bir hayata izin vermiyor, hem de maddi zorluklar ve güvensizlik gibi durumlar için tercih etmiyorlar” diyen Akınerdem’e göre,  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor. Evlilikle birlikte çok daha girift aile ilişkilerine ve sorumluluklara adım atıyorlar. Yani bekledikleri özgürlük çoğu zaman sadece kısa bir süreliğine, aileden evliliğe geçerken kendilerine sağlanan seçim alanında mümkün, o da sağlanıyorsa.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22948 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg" alt="" width="259" height="346" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813-320x426.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /></p>
<p>Araştırmanın öneriler bölümünde ise şu konulara dikkat çekiliyor:</p>
<p>Eğitim kalitesinin iyileştirilmesi, eğitimin tüm biçimlerine kapsayıcı erişimin sağlanması ve gençlerin iş hayatına ve dış dünyaya hazırlanmasına destek olmak,</p>
<p>Gençlerin yaşadıkları toplumda bağımsız ve aktif vatandaşlar hâline gelmeleri ve kendi geleceklerine daha fazla sahip çıkmaları için güçlenmelerine destek olmak,</p>
<p>Tüm gençliğe hoşgörüyle bakan ve saygı duyan kapsayıcı bir toplumu desteklemek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
