<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekonomi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekonomi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekonomi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:47:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ekonomi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ekonomi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekonomik Gidişata Dair Gözlemler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/14/ekonomik-gidisata-dair-gozlemler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Gerek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Feb 2022 11:10:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Para Politikası Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Lirası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78617</guid>

					<description><![CDATA[<p>Faiz, enflasyon ve kur arasındaki ilişki 2022 yılındaki gidişatımızı da belirleyecek ana unsur olarak gözüküyor ama artık sadece içerideki problemler sorun değil, artık dışarısı da eski dışarısı değil.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/14/ekonomik-gidisata-dair-gozlemler/">Ekonomik Gidişata Dair Gözlemler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2022 yılının ilk haftalarını geride bıraktığımız günlerde ekonominin gidişatının 2022 yılı için ne olacağını kestirmek oldukça güç. Yönünü kestirmek kolay olabilir ama şiddetini anlamlandırmak kolay değil. Tahminleri iktidarın ekonomiye müdahalesinin olmadığı bir durumda daha rahat yapabilirdik ama gerek iktidarın sürekli hale gelen müdahaleleri, gerek bu müdahalelerin ekonomik olarak anlamlandırma zorluğu ve uzun vade, kısa vade farklılıkları önümüzdeki başlıca sorunlar. Yine de yıllardır bir belirsizlik ekonomisi olan Türkiye ekonomisi bu belirsizlik istikrarını (!) devam ettirmeyi farklı bir formda bu sene de devam ettirecek, burası net. Bu ekonomik gidişata dair belirsizliği analiz edip tahmin yapmadan önce 2021 yılına damga vuran iktisadi üç gelişmeye bakalım. Burayı iyi anlarsak en azından gidişatın yönünü ve şiddetini kestirmeyi daha iyi başarabiliriz kanaatimce.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim değinmek istediğim 2021 yılına damga vuran iktisadi gelişmelerden ilki şubat ayında Naci Ağbal&#8217;ın görevden alınıp yerine Şahap Kavcıoğlu’nun getirilmesiydi. Piyasa Naci Ağbal yönetimini oldukça beğenmişti. Kendisi son dönemlerde kredibilitesi iyice azalan Merkez Bankası&#8217;nın kredibilitesini yukarı çekerken yaptığı şey ise enflasyonu önceleyen bir yaklaşım içerisinde olmasıydı. Bunu da geleneksel yöntemlerin dışına çıkmadan, karmaşıklık ve belirsizlik üretmeden klasik Merkez Bankacılığı yöntemlerini kullanarak yapınca ekonomide hava eskiye göre olumluya döndü fakat görevde çok uzun süre kalamadı ve yerini başka bir isme devretti. Tahminimce gidiş nedeni uyguladığı faiz artırıcı politikalar değildi ama bu kısmı başka bir konu. Türkiye ekonomisi olumluya doğru giderken gerçekleşen bu değişiklikle birlikte piyasalar gidişatı olumsuz olarak değerlendirdi. 7 TL’ye kadar inen dolar da yönünü yukarı çevirdi. Zira yeni atanan Merkez Bankası Başkanı enflasyonu düşürmek için faizleri de düşürmek gerektiğini savunan bir kişiydi. Fakat faiz düşürme konusunda acele etmedi. Sanırım zamanla piyasanın olumluya döneceğini, hem kurun hem de enflasyonun aşağı yönlü seyretmesini bekledi ama beklenen gerçekleşmedi. Böylesi durumda eylül ayı ile birlikte ikinci kritik iktisadi gelişme yaşandı: Faiz indirimleri.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kavcıoğlu göreve geldiğinde &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">Enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar politika faizini enflasyonun üzerinde oluşturmaya devam edeceğiz</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; diyerek piyasalara faiz indirimi yapmayacakları sinyalini vermişti.</span><span style="font-weight: 400;"> Merkez Bankası Enflasyon Raporu ise enflasyonun yılın son çeyreğinde düşüş tahmin ediyordu. Dolayısıyla beklentilere göre enflasyon yılın son çeyreğinde düşecekti ve enflasyondaki düşüşle birlikte Merkez Bankası da faizleri düşürecekti. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere enflasyonda bir türlü düşüş gerçekleşmediği gibi enflasyon daha da arttı. Ağustos ayında enflasyon %19,25 olarak %19 olan politika faizini de geçti. İşte bu koşullar altında eylül ayına geldik ve kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar politika faizi enflasyonun üzerinde olacak sözleri çeşitli bahaneler üretilerek bir kenara bırakıldı ve faizler 100 baz puan düşürüldü. Bu faiz indirimini ekimdeki 200 baz puan ve sonraki iki ayda 100’er baz puanlık faiz indirimleri takip etti. Bu faiz indirimleriyle birlikte 23 Eylül 2021 tarihinde 8,76 olan Dolar ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısı öncesi 9,50 TL, kasım toplantısı öncesi ise 11 TL oldu. Kur Korumalı TL Mevduat hesabının açıklandığı 20 Aralık tarihinde ise 18,36 TL’ye kadar çıktı. Bizim için üçüncü önemli iktisadi gelişme olan Kur Korumalı TL Mevduat hesabı ile dolar hızla düşerek 13-14 TL arasında bir dengelenme içerisine girdi. Bu dengelenmede Merkez Bankası rezervlerinin satılmasının önemli etkisi var. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın Naci Ağbal döneminden bugüne oldukça dalgalı politikalar uygulanması ve nihayetinde enflasyon düşürülemediği halde politika faizinin düşürülmesi dolar kurunu yukarı çıkarttı. Bununla birlikte aşağıdaki TCMB politika faizi ve enflasyon tablosundan da görüleceği üzere özellikle faizlerin düşmeye başlamasıyla politika faizi ile enflasyon arasındaki makas açıldı. Kurun daha fazla yukarı gitmemesi için de Kur Korumalı TL Mevduat sistemine geçildi. Faiz, enflasyon ve kur arasındaki bu ilişki 2022 yılındaki gidişatımızı da belirleyecek ana unsur olarak gözüküyor ama artık sadece içerideki problemler sorun değil, artık dışarısı da eski dışarısı değil.</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-78620 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/tcmb-politika-faizi-ve-enflasyon.jpg" alt="TCMB politika faizi ve enflasyon " width="554" height="351" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2021’e damgasını vuran faiz-kur-enflasyon üçlüsü bugünkü ekonomik gidişatı da etkileyecek en temel unsurlar. Net şekilde görüyoruz ki kur arttıkça enflasyona neden olmakta ve artık enflasyon ocak ayı sonu itibariyle %50’ye dayandı. Daha yukarılara tırmanmaması için kurun bu seviyelerde kalması elzem. Bu seviyelerde kalması için uygulanan Kur Korumalı TL Mevduat uygulamasına sonucu itibariyle baktığımızda ise şu ana kadar başarılı gibi gözükmekte fakat hala oldukça yeni bir uygulama ve ayrıntılara baktığımızda kurun stabilizasyonu yapaylık içeriyor. Bozdurulan döviz mevduat oranı oldukça düşük. Döviz mevduatlarının toplam mevduatlar içerisindeki oranı hala %62. Buradan Türk Lirasına olan güvensizliğin de hala yüksek olduğunu anlayabiliyoruz. Toplumun belirli bir kısmı hangi politika uygulanırsa uygulansın ekonomi kötüye gidecek diye düşünüyor ve onlar her fırsatta dolar talep etmeye devam edecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci bir nokta para arzının sürekli artmaya devam etmesi. Ekonomiyi canlı tutmak için arttırılan para arzı sonucunda enflasyondaki bozulma beklentisiyle paraların dolar talebine gitmesi kaçınılmaz. Üçüncü nokta ise Kur Korumalı TL Mevduat hesabı her ne kadar kura karşı koruma içerse de nihayetinde enflasyonun çok altında bir faiz getirisi sunuyor. Böylesi bir negatif reel getiriye razı olmaktansa insanlar dolara yönelebilir o nedenle dolar talebinin devam etmesi şaşırtıcı olmaz. Kur Korumalı TL Mevduat Sistemi nihayetinde %50 enflasyonun olduğu ülkede insanlara %17’lik bir getiri vadediyor. Dolayısıyla bu sistemin bireyleri ikna etmesi ve ikna ettikten sonra sürdürülmeye devam etmesi mümkün değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dördüncü nokta yurt dışındaki gelişmeler. ABD’de enflasyon geçici mi olacak kalıcı mı olacak tartışması kalıcılığı yönünde güç kazandı ve FED yükselen enflasyonu dizginlemek için marttan itibaren faiz artışlarına gitmeye başlayacak. Tartışma artık enflasyonu dizginlemek için kaç faiz artırımına gidileceği tartışmasına dönmüş durumda. ABD’de faizlerin artması demek, gelişmekte olan ülkelerden ABD’ye para hareketlerinin görülmesi demek. Türkiye’den uzun süredir para çıkışı olduğu için belki bizden daha az çıkış görülecektir ama negatif etkilemesi yine de kaçınılmaz. Diğer gelişmekte olan ülkelerle beraber düşündüğümüzde ise Türkiye sermaye yatırımı için cazibesini yitirmiş durumda. Diğer gelişmekte olan ülkeler FED faiz artışına karşı kendi ülkelerinde faizleri yukarı çekerken Türkiye faiz indiriyor. FED’in faizleri artıracağı ortamda risk iştahı yüksek olan yatırımcının Türkiye yerine diğer gelişmekte olan ülkeleri tercih etmesi yüksek olasılık. Zaten gelişmekte olan piyasalara sermaye akımlarının azalması beklenirken bu sermaye girişinin Türkiye yerine diğer gelişmekte olan ülkelere gitmesi şaşırtıcı olmayacak. Dolayısıyla bu da kuru negatif etkilemesini bekleyebileceğimiz bir diğer durum. Pozitif tarafta ise bu sene Türkiye turizminin iyi bir sene geçirmesi bekleniyor. Verilere olan güvensizlik ve Rusya-Ukrayna geriliminin evrileceği yön ise turizmdeki risk unsurları. Tüm bu faktörlere bakarak dolara olan talebin düşmeyeceğini tahmin edebiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kura dair olası gelişmelerin kurun artıracak yönde olması kurun artacağı anlamına gelmemektedir. İktidar (ödünç) rezervleri kullanarak kur seviyesini mevcut seviyelerde bir süre daha tutabilir. Uzun dönemde sürdürülebilir olmamasına ve ülke ekonomisine dair risklerin artmasına yol açmasına rağmen iktidar rezerv satarak talebi dizginlemeyi tercih ediyor. Bunu daha ne kadar süre uygulamaya devam eder nerede pes eder bunu bilmek mümkün değil. O nedenle kurun kısa dönemde seyrine dair net konuşmak doğru olmaz. Bu kısmı tamamen muamma.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buraya kadar kur üzerinden değerlendirdim zira kurun seviyesi gidişat açısından oldukça kritikti. Kritik olması ise aslında gidişatın ne kadar olumsuz devam edeceğini bize gösterecek. Fakat stabil olduğu durumda bile yüksek enflasyon ile yaşamaya devam edeceğiz, burası kaçınılmaz. Ben artık uygulanan para politikasının sonucu olarak enflasyon beklentisinin kontrolden çıktığını ve radikal bir reçete sunulmadığı sürece de kolay kolay eski seviyelerine gelmesini beklemem. İktidar da o acı reçeteyi yazıp uygulamayı tercih edecek bir iktidar karakterinde değil. Uygulanan para politikasının yanında enerji tarafından gelen fiyat artışları da fiyat seviyelerinin yukarıda kalmasını itici rol oynayacak gözüküyor. Enflasyonun yüksek seyretmesi de uzun süredir alım gücü düşen tüketicinin alım gücünün düşmeye devam etmesine yol açacaktır. Alım gücü düştükçe tepkilerin artması beraberinde yine ücret artışlarını tetikleyecektir ama böylesi bir anlayış bir ücret-enflasyon sarmalına götürür. Bir yandan yüksek enflasyonla mücadele, bir yandan ücret artışları düşünüldüğünde işverenler için de yönetmesi zor bir dönem. Alım gücünün düşmesi kaynaklı iç talepteki düşüş ve geleceğin öngörülemez yapısı firmaları daha da zor durumda bırakırken büyüme de bu durumdan negatif etkilenecektir. Dünya Bankası 2022 yılı için %2 büyüme öngörüyor ki bu Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için oldukça düşük bir oran fakat burada da şartlar normal değil ve normalleşmemesi için piyasaya belirli aralıklarla doping veriliyor. Kredi Garanti fonu ile kredi verilerek, yani borçlandırılarak piyasa canlandırılmaya çalışılacağı için %2’ye göre büyüme biraz daha yüksek olacak diye tahmin ediyorum. Ekonomik büyümede olumlu tarafta ihracat artışı var ama onun da toplumun geneline yayılan pozitif etkisi oldukça sınırlı kalıyor. Öte yandan büyümeye rağmen istihdam piyasasındaki durgunluğun devam edeceğini ve bir miktar işsizliğin artmasını beklerim. Zira yukarıda da belirttiğim üzere kredilerle doping yapılmadan piyasada canlılığın güçlü olacağını zannetmiyorum. Enflasyonun yükselişi beraberinde bazı taleplerin öne çekilmesini de getirmişti, o öne çekilen talep ortadan kalktıkça talepte daha da azalma görülecektir. Bu da Türkiye’nin daha durgun bir ekonomik döneme girmesine yol açacaktır. Durgunlukla geçen her bir sene Türkiye için nötr değil, kayıptır.</span></p>
<p><em>Görsel: Quartz</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/14/ekonomik-gidisata-dair-gozlemler/">Ekonomik Gidişata Dair Gözlemler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> Pandemi Ekonomi İlişkisi: Radikal Belirsizlik</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/02/pandemi-ekonomi-iliskisi-radikal-belirsizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Gerek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 16:37:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Belirsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşıyla birlikte pandeminin belirsizliklerini gidereceğiz belki; ama Türkiye belirsizlikler ülkesi olmaktan çıkamayacak durumda. Peki bu belirsizlikten çıkmanın yolu var mı? Caner Gerek Türkiye’nin ikilemlerini ve olası çözümü yazdı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/02/pandemi-ekonomi-iliskisi-radikal-belirsizlik/"> Pandemi Ekonomi İlişkisi: Radikal Belirsizlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye, 15 aydır pandemiyle ekonomik olarak nasıl bir mücadele verileceğinin kararsızlığı içerisinde. Ertesi güne ne kararlar alınabilir kimsenin bir fikri yok. Neyse ki geçen hafta açıklanan Biontech ile yapılan aşı anlaşmasıyla sonbahara kadar aşılamanın önemli ölçüde tamamlanacağı müjdelendi. Bu yazının konusu da içinden geçtiğimiz 15 ayın, pandemi ve belirsizlik ilişkisi üzerinden değerlendirilmesidir. Bunun için dünyadaki pandemi belirsizlik ilişkisine bakıp, sonra Türkiye değerlendirmesi yapacağım. </strong></p>
<p>Belirsizlik dediğimiz şey, içinde yaşadığımız dünya hakkında yetersiz bilgiye sahip olmamızın ya da mevcut eylemlerimizle onların gelecekteki sonuçları arasındaki bağlantının bir sonucudur. Dünyada pandemiyle ekonomik mücadelede başarılı olan ülkelerin ortak noktası, pandeminin getirdiği bu belirsizlikle mücadele oldu kanaatimce. Pandeminin getirdiği belirsizliği minimize etme mücadelesi. Sağlık ve ekonomi arasında tercih yapmak ya da yapmamak üzerine uygulanan politikalar da söz konusu bu belirsizliğin şiddetini belirledi.</p>
<p>Bu dönemde diğerlerine göre daha başarılı olan ülkelerin genellikle bunu sağlık-ekonomi ikilemine düşmemelerine borçlu oldukları gözüküyor. Sağlık ya da ekonomiden birinden feragat etmek zorunda olmadan başarı elde eden ülkeler mevcut. <strong>Yani, pandemide insanların sağlığını ne kadar iyi koruduysanız refahınız o kadar kötüye gitmiştir diye bir durum yok, ikisini birden başaran ülkeler mevcut.</strong> Bu ülkeler genel itibariyle salgınla ekonominin dengesini bulmaya çalışmaktan ziyade, Covid vaka sayısını sıfırlamaya daha çok odaklanan ülkeler. Örnek olarak Avusturya, Güney Kore, Çin ve Yeni Zelanda gibi ülkeler verilebilir. Vaka sayısını sıfırlamaya odaklandıkları için de ekonomi ve sağlık alanlarında daha başarılı olmuş gözüküyorlar. Vakaları sıfırlamaya çalışmanın göreli ekonomik avantajına, alternatifini inceleyerek ulaşmaya çalışacağım.</p>
<p>***</p>
<p>Vaka sayısını sıfırlamaya alternatif olarak genellikle dur-kalk yöntemi uygulandı. Avrupa ülkelerinin birçoğu hala bu yöntemi uygulamakta. Bu yöntemde ülkeler bazı dönemler ekonomiyi açarlarken, bazı dönemlerde kapanma yoluna gitti. <strong>Dur-kalk uygulamasında kapanma ve açma politikalarının düzensizliği ve yarattığı bir öngörülemezlik mevcut.</strong> Bu yöntemde politikaları yerli yerine oturtmak kolay değil, sürekli politika değiştirmeyi besleyen bir vaka var karşınızda. Dolayısıyla dur-kalk sistemi sürekli yeni ve değişen kararlar almak durumunda kaldığınız bir paket halinde size gelir. Bu durum geleceğe dair belirsizlikleri ve öngörülemezlikleri önemli ölçüde artırdı.</p>
<p><strong>Sıklıkla yapılan kapatıp açmalarla başta çiftçiler, dağıtıcılar, aracılar ve esnaflar yeterli kapanma açılma bilgilerine sahip olmadıkları için etkin karar almakta zorlandı.</strong> Bu kesimler mevcut tüm seçenekleri bilmiyorlardı ve sonuçlarının ne olacağı konusunda kararsızlardı. Hatta bugün arzu ettiklerini yarın başarırlarsa yine de istedikleri şey olup olmayacağını bile bilmiyorlardı. Toplumun hem üretim tarafı hem de tüketim tarafı bu plansızlık ve plansızlığın getirdiği öngörülemezlik nedeniyle aksiyon almaktan kaçındı ya da yanlış karar alabildi. <strong>Öngörülemezlikle birlikte tüketici ve üretici güveni böylelikle düştü.</strong> Üretici ve tüketicinin güveni düştüğünde ekonomik aktivite hızla kan kaybetti. Yatırım yapacak ya da işe alacak olanlar da daha uzun dönemli değil çok daha kısa süreli tercihlerde bulunmak durumunda kaldı, o nedenle yatırım ve istihdam da olumsuz etkilendi.</p>
<p>Dolayısıyla piyasaları etkileyen en önemli unsurların başında, iktidarların kararsız davranışlarından kaynaklı ortaya çıkan güvensizlik ortamı nedeniyle, ekonomik aktivitenin daha da yavaşlaması sorunu geldi bana kalırsa. O nedenle <strong>ekonomiyi açıp kapatma yoluna gitmeyip vaka sayılarını minimize etmeye çalışan ülkelerin ekonomisi daha az belirsizlikle karşılaştı ve daha başarılı oldular.</strong></p>
<h5><strong>Türkiye’de Durum</strong></h5>
<p>Türkiye de dur-kalk yöntemini uygulayan ülkelerden birisi. Uygulanan bu yöntem de ne sağlığa ne de ekonomiye çare olabildi. Ekonomik anlamda kapanmalar kaynaklı hizmetler ve tarım sektörünün büyük yaralar aldığını ve birçok işletmenin üretimi devam ettirmede oldukça zorlandığını gözlemleyebiliyoruz. Hem sektör bazlı, hem de büyük ve küçük işletme gibi farklı ayrışmalar da oldukça fazla oldu. Dolayısıyla dur-kalk yönteminin yarattığı büyük bir belirsizliğe maruz kaldık. <strong>Bu son 17 günlük kapanmada yaşananlar ise aslında nasıl bir belirsizlik ortamından geçtiğimizin en somutlaşmış hali oldu.</strong> Yukarıda da belirttiğim üzere dur-kalk yöntemi sürekli yeni kararlar almaya iten bir politika olduğu için belirsizliği arttırıyordu. Bu belirsizliklere Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde popülist bir iktidarda yakalanmış bir ülke olarak, belirsizlikler bizi çok muhtemelen daha ağır şekilde etkiliyordur (keşke bunu ölçecek güvenilir verimiz olsaydı). Bizim uyguladığımız sistemde kararlar oldukça hızlı ve düşünülmeden alındığı için sıklıkla değişiyor ve öngörülemezlikler daha da artıyor. <strong>Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin avantajını kararların hızlı alınmasından ziyade kararların hızlı geri alınmasında görüyoruz maalesef.</strong></p>
<p><strong>Dur-kalk yönteminin yanında, para politikasındaki bize özgü belirsizlikler pandemi sürecindeki ekonomik belirsizlikleri daha da artırdı.</strong> Bütün bunlar yetmezmiş gibi, dünyada tedarik zincirindeki sorunlar ve emtia fiyatlarındaki artışlar da fiyatlar seviyesini hızla yukarı çekti. Yüksek enflasyonla mücadele edilmek zorunda kalındı.</p>
<p>Enflasyon demek fiyat belirsizliği demek, bu belirsizlikten dolayı planlama ve fiyatlama yapamamak demek, ekonominin uzun dönemli dengesinin bozulması demek. Dahası emtia tarafında fiyatların artmasıyla, yerli emtia üreticisi iç piyasaya ürün vermeyip ihracata yöneldiği için birçok firma açısından üretim tarafında ciddi belirsizlikler yaşanmakta. <strong>Tüm bu belirsizliklere siyasi belirsizlikleri de kattığımızda Türkiye’nin çok büyük bir belirsizlikler ülkesi olduğunu görüyoruz. </strong></p>
<p>Bu kadar belirsizliğin olduğu bir ülkede üreticiler ve tüketiciler kendileri için optimizasyon yapmıyor; daha ziyade alınan kararlarla mücadele etmeye çalışıyor. Haziran ayı için normalleşmeden bahsediliyor mesela; ama 29 Mayıs itibariyle tüketici ve üretici bunun ne olduğunu bilmiyor. O nedenle belirsizlik bu ülkenin ekonomisine en büyük darbeyi vurmakta. Tüm bu belirsizliklerin yarattığı ekonomik sorunları kısa dönemde halının altına süpürmek için de, sorunları çözmek yerine, bir anlamda uyuşturucu görevi gören krediler devreye sürülerek istatistikler kısa dönemde güzelleştirildi.</p>
<p>***</p>
<p>Eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervy King <strong><em>Radikal Belirsizlik</em></strong> kitabında radikal bir belirsizlik durumunu sadece ‘ne olacağını bilemememiz’ olarak tanımlamaz. <strong>Radikal belirsizlik King’e göre ne tür şeyler olabileceğini bile bilemememiz durumudur. </strong>Hayal edemediklerimizin dünyası, belirsiz gelecekler ve onların öngörülemez sonuçlarını içerir. <strong>Bizim dünyamız Türkiye de tam olarak artık böyle bir radikal belirsizlik içerisinde. </strong></p>
<p><strong>Aşıyla birlikte pandeminin belirsizliklerini gidereceğiz belki; ama Türkiye belirsizlikler ülkesi olmaktan çıkamayacak durumda.</strong> Ülke olarak pandemi öncesinde de belirsizliklerle mücadele ediyorduk, pandemi ise bu belirsizlikleri daha da artırdı ve yönetenlerin bahanesi oldu. Halbuki, ekonomik belirsizliğin yarattığı ekonomik bunalım ülkeyi yönetenlerin düşen oylarının, bana kalırsa, en büyük nedeni. <strong>Bu belirsizliği kaldırmadan ekonominin düzelmesini beklemek ise sadece bir hayal. </strong>O nedenle bu radikal belirsizlik üreten sistem ve yönetenler değişmedikçe de bu belirsizlikten çıkmamız, ekonomimizin eski iyi günlerine uzun dönemli olarak dönmemiz mümkün değil. <strong>Belirsizliklerden artık kurtulmanın yolu da sadece seçimden geçiyor, ama her defasında aynı sonucu aldığımız bir seçimden değil.</strong></p>
<p>Görsel: BRIAN STAUFFER</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/02/pandemi-ekonomi-iliskisi-radikal-belirsizlik/"> Pandemi Ekonomi İlişkisi: Radikal Belirsizlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Pandemi Yalnızca Ekonomik Olarak Değil Kültürel Fakirlik de Yarattı”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/pandemi-yalnizca-ekonomik-olarak-degil-kulturel-fakirlik-de-yaratti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2021 07:11:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Müzik Kültürleri Derneği']]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İlkay Akkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[lavanta]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Müzik Kültürleri Derneği'nin, müzik emekçileri için düzenlediği dayanışma kampanyasına yetiştirdiği lavantaların ilk hasadıyla katılan sanatçı İlkay Akkaya, “Pandemi yalnızca ekonomik olarak değil, kültürel anlamda da büyük bir fakirlik yarattı.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/pandemi-yalnizca-ekonomik-olarak-degil-kulturel-fakirlik-de-yaratti/">“Pandemi Yalnızca Ekonomik Olarak Değil Kültürel Fakirlik de Yarattı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi’nin Turgut Köyü’nü lavanta üretimi için pilot bölge olarak atamasıyla üretime başladığını belirten İlkay Akkaya, üretimin zamanla arttığını belirtiyor. Emine Sevilgen ile birlikte başladıkları üretimin 500 fideyi aştığını söyleyen İlkay Akkaya, lavantanın dışındaki tarımsal üretimini ise şöyle anlatıyor: “Kendimize yetecek kadar domates, biber, patlıcan, kabak, hıyar, roka, pazı, maydanoz, nane, biberiye yetiştiriyoruz. Zeytin ve badem dışında çeşitli meyve ağaçlarımız var. Daha bebekler fakat. Sumak ağacımız bile var; Siirt&#8217;ten geldi, Seferihisar&#8217;a yerleşti. Emine Siirtli olduğu için fıstık ağacı da getirdi. Ağaç ve çiçek popülasyonu sürekli çeşitleniyor. Bir kez elinize kazma kürek alınca durmak mümkün olmuyor.”</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="alignleft wp-image-67407" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/ilkay-akkaya-lavanta-2-640x640.jpg" alt="“Pandemi Yalnızca Ekonomik Olarak Kültürel Fakirlik de Yarattı” " width="360" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/ilkay-akkaya-lavanta-2-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/ilkay-akkaya-lavanta-2-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/ilkay-akkaya-lavanta-2-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/ilkay-akkaya-lavanta-2.jpg 1080w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Pandemi Müzisyenleri İki Yönlü Etkiledi</strong></h5>
<p>Lavanta hasadıyla Anadolu Müzik Kültürleri Derneği&#8217;nin pandemiden dolayı mağdur olan müzik emekçileri için oluşturduğu dayanışma kampanyasına katılan Akkaya, pandeminin müzik emekçileri için oluşturduğu durumu şöyle değerlendiriyor: “Bir müzisyen için işin çok ötesindedir müzik. Yalnızca ekmeğimizi kazandığımız bir iş değil, kendimizi ifade ettiğimiz, duygularımızı paylaştığımız bir araçtır öncelikle. Bu alanın dışında kalmak yalnızca müzisyenler değil, tüm kültür ve sanat emekçilerinde büyük bir boşluk yarattı. Ekonomik bunalım için devletin hiçbir şey yapmaması travmatik bir sonuç oluşturdu. Bazı meslek birliklerine üye olanlara koşullu olarak komik ödemeler yapıldı ama hiçbir örgütlülüğü olmayan büyük çoğunluk tamamen yalnız bırakıldı.”</p>
<p>Pandeminin yalnızca ekonomik olarak değil, kültürel anlamda da fakirlik oluşturduğunu kaydeden Akkaya, “Bütün bunlar olurken iktidar sahipleri pervasızca kalabalıkları toparlayıp salgını tekrar büyütürken, kültür ve eğlence faaliyetleri hep kısıtlandı. Bu haksızlığı unutmayacağız.&#8221; dedi. “Varoluşumuza saldıran yalnızca virüs değil” diyen Akkaya, sağlık emekçileri başta olmak üzere emeği ile geçinenler ve işsizlerin yalnızlığa terk edildiğini belirterek, “Hak savunan tüm kişiler ve kurumlar saldırı altında bugün. Yapacağımız şey, yaşam hakkı ve ifade özgürlüğü gibi iki temel hak etrafında birleşik bir muhalefet örgütlemek ve bu cepheyi asla terk etmemek. Başka yolu yok.” Diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/pandemi-yalnizca-ekonomik-olarak-degil-kulturel-fakirlik-de-yaratti/">“Pandemi Yalnızca Ekonomik Olarak Değil Kültürel Fakirlik de Yarattı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomi Raporları &#8216;Krizde&#8217; Ortaklaşıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/30/ekonomi-raporlari-krizde-ortaklasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2020 12:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53248</guid>

					<description><![CDATA[<p>IMF, OECD, TEPAV, İSTANPOL ve İGİAD gibi kuruluşların yayınladığı raporlar; Türkiye ekonomisinin dünya genelinde olduğu gibi küresel salgından ağır etkileneceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/30/ekonomi-raporlari-krizde-ortaklasiyor/">Ekonomi Raporları &#8216;Krizde&#8217; Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Küresel salgın COVID-19 nedeniyle, dünya ekonomisi derinden etkilendi. Ekonomistler, 2020 yılında küresel ölçekte katma değer faaliyetlerin %30 oranda küçüleceğini öngörüyor. 2008-2009 yılında meydan gelen küresel ekonomik krizde gelişmiş ülkelerde gayrı safi milli hasılalar %3.3 küçülmüştü. Salgın krizinde ise söz konusu küçülmenin kabaca 2 kat fazla olması bekleniyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye de doğal olarak küresel ekonomik çalkantıdan doğrudan etkilendi. IMF ve OECD, TEPAV, İSTANPOL ve İGİAD gibi kuruluşların  ülke bazlı değerlendirme raporları, ekonomik hasarın boyutunu ortaya koyuyor.</span></p>
<p><b>IMF’ye göre Türkiye Ekonomisi %5 Küçülecek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">IMF’nin yayımladığı “Dünya Ekonomik Görünümü” başlıklı rapora göre 2020-21 yıllarında Türkiye’nin Milli Hasılasının %-5 büyüme göstermesi bekleniyor. Tüketici fiyat endeksinin ise %15,2’den %12’ye düşmesi umulmakta. Rapora göre hâlihazırda %13,2 olan Türkiye’deki işsizlik oranının 2020 yılında %17,2’ye yükseleceği kayda geçilmekte.</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-53250 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/turkiye-ekonomik-gorunumu.jpg" alt="Türkiye Ekonomik Görünümü" width="528" height="298" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">OECD’ye göre ise kısa vadeli büyüme beklentileri önemli ölçüde azalacak. Türkiye’nin üretimde ise yaklaşık %24 daralma bekleniyor. Rapora göre küresel ekonomideki söz konusu kilitlenme 3 ay daha sürerse dünyanın yıllık büyüme oranı beklenildiğinden %4-6 oranında daha düşük olabilir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53251 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomideki-kilitlenmenin-ulkelere-etkisii.jpg" alt="Ekonomideki tam ya da kısmi kilitlenmenin belirli ülkelere ekonomik etksii" width="544" height="348" /></p>
<p><b>TEPAV’a Göre Büyümede %5-15 Arasındaki Tahminler Fazla İyimser</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TEPAV’dan Fatih Özatay ve Güven Sak ise COVID-19’un Türkiye’de büyüme etkisinin ne olacağını araştırdı. “Kriz öncesi ilgili harcama kelemlerinin değeri 100 ise, kriz nedeniyle kaç olur?” sorusuna yanıt arayan TEPAV raporuna göre (en kötü senaryoda) COVID-19 salgının yarattığı ekonomik tahribatın ve alınan kararların bir yıl sürmesi halinde ekonomideki daralmanın %5 yada %15 arasındaki tahminler oldukça iyimser. TEPAV raporu Türkiye ekonomisinin daralması öngörüsünde (1 yıllık önlemler bazında) yaklaşık %24 olan OECD raporunu referans göstermekte.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada TEPAV araştırmacılarına göre devlet desteği zaruri olarak parasal genişleme ile karşılanması gerekecek. Hazine ve Maliye Bakanlığı DİBS ihraç edecek ve bu DİBS’ler şu ya da bu yolla Merkez Bankası portföyüne geçecek. Sonuç olarak ise para tabanı artmış olacak.</span></p>
<p><b>Tam Karantina Geciktikçe Ekonomik Maliyet Artıyor!</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Selva Demiralp’e göre ise tam karantinanın gecikmesi ekonomik maliyetteki baskıyı daha da artırmakta. Bu bağlamda ekonomi üzerinde en az hasar, ülke çapında uygulanacak bir aylık tam karantina uygulaması ile mümkün. Tam karantina uygulaması geciktiği sürece salgını kontrol altına almak zorlaşıyor ve karantinada geçmesi gereken süre (ve dolayısıyla ekonomik maliyet) daha da artıyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53252 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomik-maliyet.jpg" alt="ekonomik maliyet" width="619" height="230" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Demiralp’in hazırladığı grafiğe göre ise, “Türkiye’nin de 15 Nisan itibarıyla sınırına geldiği 70 bin hasta sayısı eşiğinde tam karantina uygulamasındaki gecikmenin can kaybının yanı sıra ekonomik maliyet ve toparlanmanın süresinin de artacağını gösteriyor.”  Demiralp, Türkiye’nin hâlihazırdaki uygulamaya benzer şekilde kısmi bir karantina uygulaması ile GSYH yüzde 17 azalacağının, tam karantina uygulamasının bugün uygulamaya konduğu durumda ise GSYH’nın %7,8 azalacağının altını çiziyor.</span></p>
<p><b>İSTANPOL: Düşük Gelir Grubunun Kaybı Daha Yüksek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53253 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/salginin-turkiyede-gelir-dagitimina-etkisi.jpg" alt="Covid-19 salgınının Türkiye'de gelir dağıtımına etkisi" width="272" height="346" />COVID-19 salgınının hane halklarının gelirleri üzerindeki etkisi iki senaryo üzerinden analiz eden İSTANPOL’a göre, istihdam oranının ve doğal olarak bağımlılık oranının sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 30’a kadar düşmesinin beklenmesi mümkün. Yani istihdam edilenlerin ortalama olarak bakmakla yükümlü oldukları nüfus bir hayli yükselmiş olacak. Bunun yanında COVID-19 salgınında düşük gelir gruplarının gelir kaybı yüksek gelir gruplarına göre daha yüksek olacağı gözlemlenmekte.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İSTANPOL’a göre uluslararası kurumlar tarafından sunulan kaynaklara başvurmak zaruri görünüyor.</span></p></blockquote>
<p>Rapora göre, Türkiye’nin şok öncesi ekonomik durumu pek çok zayıflıklar barındırdığı için kapsamlı ve virüsü sert biçimde baskılamayı hedefleyen bir politikayı yürürlüğe koyabilecek bütçenin iç kaynaklardan oluşturulması mümkün gözükmüyor. Bu durumda yapılması gereken, virüs ile mücadelenin uluslararası karakterini dikkate alarak uluslararası kurumlar tarafından sunulan kaynaklardan yararlanabilecek düzenlemeleri yürürlüğe sokmak. Aksi takdirde ortaya çıkması muhtemel derin bunalım, virüs ile mücadele anlayışından beklenen ekonomik performansa ulaşılmasını da imkânsız kılacak.</p>
<p><b>Erol Taymaz İse 2017 Üzerinden Bir Kıyaslama Yapmakta: Devlet Desteği Zaruri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-53254 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/Erol-taymaz.jpg" alt="Erol Taymaz" width="177" height="277" />ODTÜ’de İktisat bölümü öğretim üyesi olan Prof. Dr. Erol Taymaz’a göre ise, COVID-19 sonucunda kısıtlanan sektörlerin üretimi büyük ölçüde kesilmiş durumda. Taymaz’ın uyguladığı senaryoya göre eğer günümüzde uyguladığımız tedbirler 2017 yılında uygulanmış olsaydı “kısıtlanan sektörlerin üretimi (ve dolayısıyla bu sektörlerin ürettiği gelir) %46 azalacaktı ve istihdam aynı oranda azalsa 3,4 milyon kişi işsiz kalacaktı.” Nitekim kısıtlanan sektörlerde üretimin düşmesi diğer sektörlerden olan talebi azalttığı için, diğer sektörlerin de üretimi düşmüş olacaktı. Bu da (kısıtlama olmayan) diğer sektörlerdeki daralmanın da %16 olacağı, bu sektörlerde 3.3 milyon kişinin işsiz kalacağı ve işsizlik oranının %28’e çıkacağını göstermekte.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Taymaz, COVID-19 baskısı nedeniyle oluşacak daralmada devlet desteğinin negatif etkiyi azaltabileceği görüşünde. Taymaz’a göre tahmini olarak baskıyı rahatlatacak bir devlet desteğinin büyüklüğü 54 milyar doları bulabilir. Önlemlerle artan üretim ve gelir sonucu bu desteğin devlete maliyeti 34 milyar dolara kadar düşebilir. Bu rakam ise GSYH’nın sadece %4’ünü oluşturuyor. Bu noktada işini kaybedenlere gelir desteği sağlanması sadece bu desteği alanlara değil canlanmayı sağlaması nedeniyle herkese faydalı. Çünkü herhangi bir politika uygulanmaması durumunda GSYİH’da 202 milyar dolarlık bir daralma öngörülüyor. Fakat işsiz kalanlara gelir desteği verilmesi durumunda GSYİH’daki azalma 167 milyar dolara iniyor.</span></p>
<p><b>İGİAD Ekonomik Gelişmenin Motoru KOBİ’leri İnceledi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İGİAD’ın “Salgın Sonrası KOBİ’lerin ve İstihdamın Korunması için Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı rapora göre ekonominin ani bir şekilde yavaşladığı bu günlerde ekonomik gelişmenin motoru olan, ihracatın ve istihdamın büyük kısmını yüklenen KOBİ’lere özel koruma önlemleri gerekiyor. Dr. Taha Eğri’nin kaleme aldığı rapordaki ilk beş madde özetle şu tavsiyeleri içermekte:</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kriz yönetimi ve sonrasında alınacak önlemler için tavsiye verebilecek bir “Ekonomi Bilim Kurulu” kurulmalı</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bakanlıklar arasındaki bilgi akışının hızlanması ve alınan kararların sahada sağlıklı bir şekilde uygulanması için bir “Ekonomi Koordinasyon” birimi oluşturulmalı.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">KOSGEB ve üniversite işbirlikleri kurularak KOBİ’lere yönelik eğitim faaliyetlerinin artırılması gerekmekte.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sektörel bazda dijital dönüşüm iyi uygulama örnekleri ortaya konmalı ve hayata geçirilmesi hususunda destek sağlanmalı</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">KOBİ’leri bir araya toplayan dijital bir platformda tecrübe paylaşımına ve iş birliğine yönelik bir oluşum kurulmalı</span></li>
</ol>
<p><b>Elektrik Tüketiminin Düşmüş Olması Önemli bir Veri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Özgür Orhangazi’ye göre ise “elektrik tüketimindeki sert düşüş ekonomideki sert daralmanın öncü göstergesi olarak kabul edilebilir. Bunun yanında banka ve kredi kartıyla gerçekleştirilen harcamalara ilişkin istatistikler de Mart ayından itibaren sert bir yavaşlamaya işaret ediyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapasite kullanım oranının Nisan 2020’de %61,6’ya gerileyerek 2009 yılındaki seviyelere düştüğünü vurgulayan Orhangazi, 2018 yılından günümüze düşük seyreden tüketici güven endeksine ek olarak reel kesim güven endeksinin de sert bir düşüş gösterdiğini kayda geçiyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/30/ekonomi-raporlari-krizde-ortaklasiyor/">Ekonomi Raporları &#8216;Krizde&#8217; Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel COVID-19 Salgınında Ekonomi ve Uluslararası Sistem</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/kuresel-covid-19-salgininda-ekonomi-ve-uluslararasi-sistem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 08:05:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Fauci]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[küresel büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52297</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Salgının zaman çizelgesini insanlar olarak biz belirlemiyoruz. Virüs belirliyor.” Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü Enfeksiyon Hastalıkları Başkanı Anthony Fauci’nin ifadesinde vurguladığı gibi ne kadar süreceği belirsizliğini korusa da; salgın sonrasında ekonomi başta olmak üzere bir çok alanda küresel boyutta etkiler olacağı öngörülüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/kuresel-covid-19-salgininda-ekonomi-ve-uluslararasi-sistem/">Küresel COVID-19 Salgınında Ekonomi ve Uluslararası Sistem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Virüsle mücadelede hâlihazırda “test-karantina-tedavi” üçgeni takip edilmekte. Dünyanın birçok bölgesinde kamusal alanlar için baskın kontrol aracı olarak ise “sosyal mesafe” önlemleri uygulanmakta ve “kendi kendine karantina” tavsiyeleri vurgulanmakta. Hizmet sektörünün büyük bir kısmı, , turizm sektörü, kültür-sanat alanları, spor müsabakaları ve eğlence sektörü salgından büyük bir darbe yemişken; kargo taşımacılığı ve medikal imalat sektörü ise hız kazanmış durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel sistemde COVID-19 virüsü nedeniyle meydana gelen büyük çalkantı ekonomileri ve sektörleri de dalgalanmaya tabi tutuyor. Anders Åslund’un altını çizdiği üzere “küresel sistemde muhtemelen katma değer faaliyetlerinin %30’u durdurulacak. Söz konusu kesintilerin yaklaşık 3 ay süreceğini ‘varsayarsak’ küresel hasılanın %7.5’i bu yıl kaybolacak. Nitekim hâlihazırda neredeyse hiçbir yatırım yapılmadığı ve ek kapasite bulunmadığı için küresel hasılanın daha da küçülmesi muhtemel gözüküyor. 2008-2009 yılında meydan gelen küresel ekonomik krizde gelişmiş ülkelerde gayrı safi milli hasılalar %3.3 küçülmüştü. Salgın krizinde ise bu küçülme kabaca 2 kat daha fazla olacak.”[1]</span></p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/kuresel-ekonomik-buyume.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-52307 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/kuresel-ekonomik-buyume.jpg" alt="Küresel ekonomik büyüme" width="432" height="255" /></a><span style="font-weight: 400;">ABD’de ilk kez işsizlik maaşı talebinde bulunanların sayısı Nisan (2020) başında 3 milyon 341 bin kişi artarak 6 milyon 648 bine yükseldi. İşsizlik başvurularındaki rekor artışta, COVID-19 salgınına karşı alınan önlemler kapsamında iş yerlerinin kapatılması ve salgının iş gücü piyasasına etkisinin devam etmesi belirleyici oldu. ABD’de Mart ayında iş başvuruları 211 bin kişi seviyesindeyken, ABD&#8217;nin son 50 yıllık geçmişinin en düşük seviyesi olan bu rakam şu anda 30 kat arttı. The Washington Post’a göre Mart ayında 10 milyon Amerikalı yardım için hükümete başvurdu [2].</span><span style="font-weight: 400;"> ABD’de işten çıkarmalar çok daha hızlı ve katıyken; Avrupa’da daha yumuşak önlemler alınıyor ve haftada 3-4 güne düşürülen kısa çalışma (Kurzarbeit) yöntemi takip ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Krizle mücadelede ABD 3 ayrı önlem paketi harekete geçirdi. Son ekonomik teşvik paketi ülkenin milli hasılasının neredeyse %10’unu oluşturmakta. ABD tarihinin en büyük teşvik paketi olan bu girişime rağmen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s konomik faaliyette ilk çeyrekteki ılımlı ve ikinci çeyrekteki sert küçülme nedeniyle ABD&#8217;nin GSYH&#8217;sinin bu yıl yaklaşık yüzde 2 daralmasını bekliyor. Ekonomist Brian Menickela’ya göre COVID-19’un ABD’deki negatif etkisi henüz net olarak bilinmiyor ancak ekonomistler sert bir darbe bekliyor ve gelecek dönemdeki toparlamanın zamanlaması ise belirsizliğini koruyor [3].</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Koronovirüs salgının ekonomik maliyetinin büyük olacağına ilişkin kanaat hâkim durumda. İsveçli ekonomist Anders Åslund’a göre krizin boyutları Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde kabul edilen politikalara göre büyük farklılıklar gösterecek.</span></p></blockquote>
<p><b>Üst üste krizlerle sarsılan Avrupa Birliği Hezimette</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göçmen krizinde sınırlarını kapatarak katı önlemler alan Avrupa Birliği, AB değerleri iddiasından ödün vermişti. Birlik, COVID-19 krizinde ise İtalya ve İspanya gibi salgından ağır bir şekilde etkilenen ülkeleri yalnız bırakmakla suçlanmıştı. Nitekim AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen İtalyan ‘La Repubblica’ gazetesine bir makale yazmış ve Birlik’in İtalya ile başlangıçta yeterince dayanışma göstermediğini kabul ederek özür dilemişti. Birlik içinde üye ülkeler arasında sağlık sektöründeki koordinasyon eksikliği, mali destek girişimlerindeki uzlaşmazlık ve tek taraflı sınır kapatmaları COVID-19 sürecinde yeni handikaplar olarak karşımıza çıkmakta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birlik 8 Nisan 2020’deki toplantısında yeni tip koronavirüsün etkilerine karşı ortak ekonomik program geliştirmek konusunda bir kez daha anlaşamadı. Birliğin amacı çalışanları, şirketleri ve ülkeleri COVID-19&#8217;un ekonomik etkilerinden koruyacak güçlü bir kurtarma programı belirlemekti. Bu amaçla istihdamı korumak için 100 milyar euroluk yeni ücret destek programı kurulması, Avrupa Yatırım Bankası&#8217;nın (EIB) şirketlere 200 milyar euroluk kredi garantisi sağlaması, Euro Bölgesi ülkelerine mali destek sağlamak için kurulan Avrupa İstikrar Mekanizması&#8217;nın (ESM) ülkelere 240 milyar euroluk kaynak aktarması ile koronavirüs salgınının neden olduğu zararı gidermek için uygulanan politikaların finansmanı için ortak borç enstrümanı (Koronabono) kurulması gibi farklı başlıklar görüşülmüştü [4].</span><span style="font-weight: 400;"> Fakat AB üye devletleri krizin ekonomik boyutuyla ortak mücadele konusunda yine anlaşamazken, Birlik uluslararası krizlerde oldukça ağır kaldığı için eleştirilmeye devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada Birlik bürokratları üye ülke siyasetçilerini COVID-19 krizinin AB’nin varoluşuna karşı tehdidine ilişkin uyarılara devam etmekte: Avrupa Komisyonu’nun eski başkanlarından 94 yaşındaki Jacques Delors, “AB projesinin ölümcül bir tehditle karşı karşıya olduğu” mesajını verirken; Avrupa Parlamentosu’nun İtalyan başkanı David Sassoli ise “Dayanışma olmazsa birlikte olma nedeni ortadan kalkar” ifadesini kayda geçti. Deutsche Welle’den Kayhan Karaca’ya göre ise “krizin sağlık boyutu sona erdikten sonra ekonomik ve siyasi boyutu başlayacak. İşte o vakit geldiğinde AB’yi de hararetli tartışmalar bekliyor.” COVID-19, AB’nin kurucu babalarından Jean Monnet’in “AB’nin krizlerle güçleneceği” ifadesi, ağır bir teste tabi tutulacağa benziyor. </span></p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomik-buyume-tahmini.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-52308 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomik-buyume-tahmini-640x380.jpg" alt="Covid-19 salgınında ekonomik büyüme yahmini" width="446" height="265" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomik-buyume-tahmini-640x380.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ekonomik-buyume-tahmini.jpg 711w" sizes="auto, (max-width: 446px) 100vw, 446px" /></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin’in Wuhan şehrinde başladığı iddia edilen salgının küresel ölçekte derin ekonomik sonuçlarının da olacağı muhakkak. Küresel ekonomik dalgalanmayı analiz eden Rabobank varsayılan küresel ekonomi analiz durumunu “salgın senaryosu”na dönüştürmüş durumda. Rabobank’ın Küresel Ekonomik Görünüm raporuna göre neredeyse tüm G10 ülkelerinde 2020 yılında durgunluk bekleniyor. Kuruluş, COVID-19 Krizi’nden önce %2,9 olan küresel ekonomik büyüme tahminini COVID-19 nedeniyle %0.7 olarak güncellemek zorunda kaldı. 2021’de %3,2’lik bir toparlanma beklediğini ancak bu değerlendirmenin net olmaktan uzak olduğunu vurguluyor. Çin’in büyümesinin 2020’de sıfıra düşmesini bekliyor. Kuruluşun analizlerine göre en büyük düşüş %2,5 ile Japonya, %1,9 ile İtalya ve %1,2 ile Almanya’da yaşanacak [5].</span></p>
<p><b>Nasıl Bir Dünyaya Evriliyoruz</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Salgının zaman çizelgesini insanlar olarak biz belirlemiyoruz. Virüs belirliyor.” Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü Enfeksiyon Hastalıkları Başkanı Anthony Fauci’nin söz konusu ifadesinde vurguladığı gibi, COVID-19 salgınının ne kadar süreceği belirsiz. Bunun yanında salgın sonrasında, uluslararası sistemin ve ulusal hükümetlerin reformasyonu üzerine konuşmak için henüz erken olabilir. Fakat “COVID Buhranı”nın siyasi, iktisadi ve toplumsal sonuçlarının ne olacağına ilişkin çeşitli görüşler dillendirilmekte…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin Stephen Walt küresel siyasette, COVID-19 pandemisinin güç ve nüfuzun Batı’dan Doğu’ya kayışını hızlandıracağını, milliyetçiliğin pekiştireceğini ve daha az hür bir dünya doğuracağını vurgularken; Chatham House Başkanı Robin Niblett ise küreselleşmenin karşılıklı fayda saylayacağı fikrine geri dönülmesini artık muhtemel olmadığını ifade ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Council of Foreign Relations Başkan Yardımcısı Shannon K. O’Neil şirketlerin çok-aşamalı, çok-ülkeli tedarik zincirlerini yeniden düşünerek küçüleceğine dikkat çekerken; Brookings Enstitüsü’nden Shivshankar Menon ise daha fakir, daha vasat ve daha küçük bir dünyaya doğru evrileceğimizin altını çiziyor [6].</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’den ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında akademisyenler virüsün uluslararası sistemi güçlü bir sınava tabi tuttuğunu gözler önüne sermekte. Özyeğin Üniversitesi’den Doç. Dr. Evren Balta’ya göre,  “’Uluslararası’ yeniden tahayyül edilecek. Çünkü aktörler sadece devletler değil. Artık virüsler de bir aktör ve virüs yeni gerilimleri de beraberinde getirecek.” Ege Ünivesitesi’nden Dr. Sinem Kocamaz’a göre ise, “uluslararası sistemde ‘çok taraflılık’ iddiaları bir kez daha hezimete uğradı. İç savaşlarda, mülteci meselesinde, küresel yoksullukta işlemeyen uluslararası işbirliğine dair umutların salgında da etkin olması beklenmiyor.” Boğaziçi Üniversitesi’nden Hakan Yılmaz’a ise meselenin daha radikal sonuçlar doğuracağını irdelemekte: “Her çeşit dijital araç kullanarak hırsla eski hayatlarını devam ettirenler için” başka yarınlar gelmekte. </span></p>
<p><b>Sonnotlar</b></p>
<ol>
<li><span style="font-weight: 400;">Åslund, Anders. “Winners and losers of COVID-19: How the US and European economies will suffer and change” </span><i><span style="font-weight: 400;">The Hill</span></i><span style="font-weight: 400;">, April 4, 2020.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">“Over 10 million Americans applied for unemployment benefits in March as economy collapsed” </span><i><span style="font-weight: 400;">The Washington Post</span></i><span style="font-weight: 400;">, April 2, 2020.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Menickella, Brian. “COVID-19 Worldwide: The Pandemic’s Impact On The Economy And Markets” </span><i><span style="font-weight: 400;">Forbes </span></i><span style="font-weight: 400;">April 8, 2020.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Alan, Gülsüm. “AB ülkeleri Covid-19&#8217;un etkilerine karşı ortak ekonomik program konusunda anlaşamadı” </span><i><span style="font-weight: 400;">Euronews</span></i><span style="font-weight: 400;">, 8 Nisan 2020.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Erken, Hugo vd. “Global Economic Outlook &#8211; Update. Our base case is now the pandemic scenario”, </span><i><span style="font-weight: 400;">Rabobank </span></i><span style="font-weight: 400;">March 19, 2020.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Allen, John &amp; Burns, Nicholas &amp; Garrett Laurie vd., “How the World Will Look After the Coronavirus Pandemic” </span><i><span style="font-weight: 400;">Foreign Policy </span></i><span style="font-weight: 400;">March 20, 2020.</span></li>
</ol>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/kuresel-covid-19-salgininda-ekonomi-ve-uluslararasi-sistem/">Küresel COVID-19 Salgınında Ekonomi ve Uluslararası Sistem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tostoraman Ekonominin Karşısındaki Akıllı Fareler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/14/tostoraman-ekonominin-karsisindaki-akilli-fareler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Ağduk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:48:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Ekonomi Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gayri Safi Yurt İçi Hasıla]]></category>
		<category><![CDATA[Jacinda Ardern]]></category>
		<category><![CDATA[Tostoraman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer sivil toplum gelir adaletini sağlayacak, fırsat eşitliğini güçlendirecek yeni bir ekonomiyi gündemine alacaksa, ekonomide yönetişimi tartışarak günümüz insanının ihtiyaç ve taleplerini karşılayacak şekilde kurumların yapılandırılması için öneriler oluşturmak iyi bir başlangıç noktası olabilir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/14/tostoraman-ekonominin-karsisindaki-akilli-fareler/">Tostoraman Ekonominin Karşısındaki Akıllı Fareler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2018 yaz aylarıydı sanırım. Döviz kuru birdenbire arttığında, analistler televizyonlardan ve sosyal medyadan Swap işlemleri gibi lafları etmeye başladığında Türkiye’de Google’da en çok aranan kelime Swap olmuştu. Öğrenmek önemli tabii ama çok teknik bir finansal terimi bilmek, hele de olan olduktan sonra pek bir şey ifade etmeyebiliyor. Döviz kurlarındaki artış da dahil olmak üzere ne zaman ekonomiyi anlamaya çalışsam, ekonomiden anlayan bir arkadaşıma sorular soruyorum. İlkokul çocuğuna anlatır gibi tane tane, kolay anlaşılır yanıtlar vermesini rica ediyorum. Başka konularda sabırlı olmasa bile, uzmanlık alanında bana peygamber sabrı göstererek tek tek anlatıyor. Onunla yaptığım konuşmalardan ve dinmez bir çabayla yaptığım okumalardan sonra vardığım nokta şu: Ekonomi eğer meşhur çocuk kitabındaki “Tostoraman*”</span><span style="font-weight: 400;"> ise, bu düzen içinde bizlere düşen rol de aynı hikayedeki akıllı fındık faresi olmak. Tek tek bireyler olarak akıllı fare gibi yolumuzu çizip, Tostoraman’ın midesine inmekten kendimizi kurtarabiliriz. Ancak var olan durum bireysel çabanın yanı sıra örgütlü bir çabanın da gerekli olduğunu söylüyor bize. Neden mi?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomik göstergeler ortaya koyuyor ki gelir adaletsizliği gün geçtikçe artıyor, yani son dönemde de sık sık duyduğumuz gibi, zengin daha zengin olurken, artık sadece zenginle fakir arasındaki makas değil, neo liberal politikaların refah vaadinin göbeğinde olan orta sınıfla zengin arasındaki makas da açılıyor. Bizler anne babalarımız kadar çalışsak bile onlar kadar alım gücümüz yok, tasarruf yapma kapasitemiz daha kısıtlı. Gelir adaletsizliği ile kol kola ilerleyen fırsat eşitliğinin zayıflaması ve artan işsizlik oranları herkesten çok gençleri etkiliyor. Üniversiteden mezun olunca iş bulma endişesinin üstüne ödenmesi gereken kredi borçları eklenince gençlerin ümitvar olmasını beklemek çok da adil değil. Son dönemde dünyanın farklı ülkelerinde süregiden protestolara bakıldığında, o ülkenin kendine özgü olan meselelerinin yanı sıra hemen hemen hepsinin ortak özelliği artan bir biçimde hissedilen gelir adaletsizliğine karşı duyulan kızgınlık. Kısacası, birçok ülkede farklı toplumsal sınıfları doğrudan etkileyen bir durumla karşı karşıyayız. Örgütlü çabayı gerektiren nedenlerden biri bu küresel ve tüm sınıfları yatay kesen durum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer mesele ise iklim krizi. Tam da bu yazıyı yazarken, okyanuslardaki deniz suyu ısısının bugüne kadarki en yüksek değerde ölçüldüğü haberi geldi. Deniz suyunun ısınması yeryüzünün ne denli hızla ısındığının bir göstergesi olması açısından önemli. Peki bu ne anlama geliyor ve ekonomi ile ilişkisi ne? Şöyle ki deniz suyunun ısınması kuraklık, sel, son aylarda Avustralya’da çıkan türden yangınlar ve deniz seviyesinin gitgide yükselmesi demek. Gerekli önlemler alınmaması halinde, tüm bu doğal felaketlerin ekonomiye etkisini iklim krizini reddedenler de dahil olmak üzere hepimiz ne yazık ki deneyimleyeceğiz. Bu nedenle artık, her ne pahasına olursa olsun büyüme yaklaşımından, yeşil büyüme, döngüsel ekonomi, yeşil ekonomi gibi kavramları ve bunları hayata geçirecek önerileri önceleyen yaklaşımlar bir süredir var. Bu yaklaşımların ve kişi başına düşen gelir ve milli gelir refahı tek başına açıklamak için yeterli değil, yeni göstergeler oluşturmak lazım tartışmalarının sonucunda insani gelişme endeksleri oluşturuldu.  Ancak refahı tariflemek için, halen daha Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) gibi göstergeler bu endekslerden daha yaygın olarak kullanılıyor. Tüm bunlara rağmen yenilikçi girişimler de mevcut. Örneğin Yeni Zelanda’nın kadın başbakanı Jacinda Ardern geçtiğimiz Mayıs ayında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomi Zirvesi’nde dünyadaki ilk </span><a href="https://www.worldfinance.com/strategy/why-gdp-is-no-longer-the-most-effective-measure-of-economic-success"><span style="font-weight: 400;">“iyi olma hali bütçesini”</span></a><span style="font-weight: 400;"> (well being budget) yapacağını açıkladı. Başbakan konuşmasında refahın ölçümü için artık sadece GSYİH değerlerine bakılmayacağını, toplumun “iyi olma halinin” önemli bir gösterge olacağını ve bütçenin de bunlar göz önüne alınarak yapılacağını söyledi. Bir örnek vermek gerekirse, Yeni Zelanda tüm dünyada en yüksek genç intiharı oranlarına sahip olan ülkelerden biri. Bununla mücadele etmek için bütçede akıl sağlığı üzerine hatırı sayılır bir bütçe ayrılmış ve ülkenin Hazine Bakanı “bu konu artık sağlık politikalarımızın çeperinde yer alan bir mesele değil” diye açıklama yapmış. Elbette süreç kusursuz değil ve bir grup iktisatçı göstergelerin somut olmadığı şeklinde uyarılar da yapıyorlar. Amma velakin, bir birey olarak benim ve gezegenin iyi olma halini düşünen ve bunun üzerinden tartışma başlatan hükümetlerin olması – ben o ülkenin vatandaşı olmasam dahi – umudumu güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı düşünce kuruluşlarını, meslek örgütlenmelerini ve iş çevrelerini temsil eden örgütleri bir kenara bırakacak olursak, sivil toplum örgütleri sadece Türkiye’de değil tüm dünyada genel olarak ekonomi meseleleri üzerine çok da fazla bir şey demiyor, söz üretmiyor. Gelir adaleti ve fırsat eşitliği açısından bakılsa dahi ekonomi alanı haylice uzak ve hep başka mahallenin oyun alanı gibi düşünülüyor. Halbuki taban örgütleri açısından her iki hak alanı da kitlelere erişmek ve harekete geçirmek açısından önemli bir fırsatı barındırıyor çünkü son dönemde yapılan tüm kamuoyu araştırmaları “adaletin” tüm toplumsal kesimlerin en yaygın talebi olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalardan bize ulaşan veriler adalet dendiğinde tam olarak ne kastediliyor anlatmasa dahi, bu talebin ekonomi ile ya da gençlerin talepleri ile bağını kurmak mümkün. Benzer bir biçimde sivil toplumun ülke bütçesine yeni bir yaklaşımı ve refah seviyesinin ölçümünde çeşitli göstergeler kullanımını talep etmesi de olası.  Tam da bu noktada sadece sivil toplumu değil, ülke olarak hepimizi esir alan “bizim ihtiyaçlarımız ve önceliklerimiz farklı” “Yeni Zelanda nere, Türkiye nere” gibi yaklaşımlara yüz vermemek gerek. Gerçekçiliği aşan bu karamsarlık ve alaycılık, sivil toplum kararlılığı ve dinamizmine ters düşüyor. İyi olma hali, yeryüzündeki tüm canlıların en temel haklarından biri ve işlemeyen kurumların ve yöntemlerin insafına bırakılmayacak kadar da kıymetli.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer sivil toplum gelir adaletini sağlayacak, fırsat eşitliğini güçlendirecek yeni bir ekonomiyi gündemine alacaksa, ekonomide yönetişimi tartışarak günümüz insanının ihtiyaç ve taleplerini karşılayacak şekilde kurumların yapılandırılması için öneriler oluşturmak iyi bir başlangıç noktası olabilir. Bu türden bir başlangıç noktasının benimsenmesi durumunda politika yapıcılar doğru adres olmakla birlikte, haklı talepleri olan toplumun farklı kesimleri ile bağlantıya geçmemek, onları daha iyi anlayarak birlikte hareket etmemek örgütlü bir toplumu sağlamak için bir fırsatı tepmek olduğu kadar sivil toplumun asli görevlerinden birini yerine getirmekte geriye düşmesine de neden olacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altı yaşındaki oğlum Çınar’a yazının başındaki hikayeyi ilk okuduğumuzda bir fındık faresinin devi alt edecek becerisinin olup olmadığını hiç sorgulamadı. Daha çok Tostoraman’ın şahane tasvir edilmiş çirkinliği, fare ile olan konuşmaları ve Tostoraman’ın fareyi nasıl da yiyemediği ile ilgilendi. Galiba bakış açısı değiştiğinde zor olan mümkün oluyor.   </span></p>
<p>*<span style="font-weight: 400;"> Kitabın orijinal adı Gruffalo. Yakın zamanda İş Bankası Yayınları’ndan Yayazula adıyla basıldı. Kitaptaki çirkin dev karakterinin adı Gruffalo yeni baskıda Yayazula  olarak çevrilmiş. Ben bunun yerine ilk çevirideki Tostoraman’ı kullanmayı tercih ettim. Kısaca öykü şöyle; ormandaki çeşitli canlılar, haylice çirkin ve korkutucu bir canlı olan Tostoraman’ı fareye tasvir ederler. Fare karşılaştığında Tostoraman’ı hemen tanır. Anlatılanlar ve aklı sayesinde Tostoraman’ın midesine inmekten kurtulur. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/14/tostoraman-ekonominin-karsisindaki-akilli-fareler/">Tostoraman Ekonominin Karşısındaki Akıllı Fareler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kaya:  “Demokrasi Geliştikçe Ekonomi Gelişir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/07/diyarbakir-ticaret-sanayi-odasi-baskani-kaya-demokrasi-gelistikce-ekonomi-gelisir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 May 2018 09:04:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dört farklı iş grubundan 16 sandığın kurulduğu seçimlerde tüm sandıklarda önde çıkan Yeşil Liste Grubu’yla Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Başkanı seçilen Mehmet Kaya ile, ‘Diyarbakır kazanacak’ stratejisiyle yapılan seçimleri ve bundan sonraki hedeflerini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/07/diyarbakir-ticaret-sanayi-odasi-baskani-kaya-demokrasi-gelistikce-ekonomi-gelisir/">Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kaya:  “Demokrasi Geliştikçe Ekonomi Gelişir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplumu önemseyen biri olduğunu ve siyasete girmeyi hiç düşünmediğini belirten Mehmet Kaya, “Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası olarak önümüze koyduğumuz hedef; bölgenin ekonomik olarak gelişmesidir. Ama bunu yaparken demokrasiyi göz ardı edersek ekonomimiz de gelişmez, bunu görmek lazım. Seçimde sloganlarımızdan biri şuydu: ‘Bağımsızız hiç kimseden siyasi partiden yana değiliz ama tarafsız da değiliz.’ Taraf olduğumuz iki temel nüans var, biri barıştan yana tarafız; bölgede, Türkiye&#8217;de, Ortadoğu’da&#8230; Diğeri ekonominin gelişmesinden tarafız” diyor.</p>
<p><strong>Yeşil Liste olarak girdiğiniz ticaret ve sanayi odası seçimlerinde başkan seçildiniz? Tek listeyle girmeniz üzerinde düşünülmüş bir karardı değil mi? </strong></p>
<p>Evet. Ekim ayındaki seçimde de hedefimiz buydu. Ve tek liste olarak düşündüğümüz için hem nitelikten ödün vermedik hem de temsiliyet anlamında Diyarbakır’ın  tüm renklerini barındıracak şekilde bir liste oluşturduk. Temel mesajlarımızda, ticaret odasının giderek büyüdüğünün ve ufkunun nereye gelmesi gerektiğini farkında olarak kişi üzerinden değil bu bakış açısının odayı yöneteceğini, Diyarbakır&#8217;ın ticaretine yön vereceğini verdik. O anlamda çok kişiyi öne çıkarmadık ama başından beri başkan adayının kim olduğu belliydi. Onu topluma açıklamıştık, sosyal medya ve reklamda da daha çok Diyarbakır’a bu mesajı verdik. Yani ‘tüm kesimlerle birlikte Diyarbakırız’ dedik.</p>
<p><strong>Bu çoğulcu yapının dışında başarının başka sebepleri hakkında neler söylersiniz?</strong></p>
<p>Buradaki nüans biraz da şu; son iki üç seçimdir Diyarbakır’da maalesef tamamen siyaset üzerinden yürüyen bir ticaret odası seçimi oluyordu. Siyaset açık olarak ‘evet biz tarafız yapımız budur’ diyordu. Toplum da bundan yorulmuştu, o iki yıllık deneyim hem başarısız bir oda yönetimi getirdi hem de toplum buna müdahale edilmesini istemiyordu. Biz bu durumu gözlemledik zaten toplum bize bu işareti de verdi. ‘Siyasete eşit mesafede durun siyasete karışmayın’ Sloganlarımız bu anlamda tam da toplumun istediğini içeriyordu. Hem seçim öncesi çalışmalarda bunu  kullandık hem de teşekkürde de yine aynı “Biz Diyarbakırız, Diyarbakır kazandı&#8217; sloganını kullandık.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-26440" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0938-640x480-1.jpg" alt="" width="480" height="640" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0938-640x480-1.jpg 480w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0938-640x480-1-320x427.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px" /></strong></p>
<p><strong>Hem seçim süreci hem de sonrası için sanki stk değil genel seçim havası vardı izlenimleri var bunu nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Tabi bunun iki nedeni var. Birincisi ilk kez herkes kendini yeşil listede görebildi. Muhafazakarı, liberali, Kürt siyasetine yakın olanı, Ak Partilisi herkes kendini o listede gördü. Bu önemliydi bunu sağlayınca toplumun tamamı ‘biz yeşiliz’ demeye başladı, İkincisi ise içinde bulunduğumuz atmosfer. OHAL var, belediyelere kayyum atanmış tamamen merkez yönetim eksenli bir yönetim şekli var. Sadece Diyarbakır&#8217;da değil bölgenin tamamında böyle bir şey var. Halkın seçtiğine ulaşma imkanı yok.  İnsanlar kendi seçtiğinin kendisini yöneteceği hiçbir kurum kalkamamış büyük ölçekte. Ticaret ve Sanayi Odası 16 bine yakın iş insanının olduğu bir yapı. Özellikle belli  bir kesimin tamamı  ticaret ve sanayi odasıyla bağlantılı.  Şimdi böyle olunca kentteki temsiliyeti bir beklenti olarak değerlendirdik. Ki bunda yanılmadığımızı hem seçim sonrasında hem de seçimden sonra bize gelen taleplere baktığımızda görüyoruz. Seçim kent için bir nefes oldu. İnsanlar bir yerde atanmış birinin değil kendi seçtiği birinin kazanıp oraya gelmesini kendisinin temsiliyeti olarak gördü.  Mesleği ne olursa olsun. Şehirde dolaştığımız zaman işte sigortalı çalışan işçilerden tutun da kamuda çalışan işçilere kadar hepsi bu seçimin kendilerini kazandığını ifade diyorlardı. Aslında onlar bizim üyelerimiz değiller ama dediğim gibi bir seçilmişlik havasını ticaret odasının seçiminde gördüler ve o yüzden sahiplendiler.</p>
<p><strong>Seçimlerden hemen önceki gün yaptığınız açıklamada çözüm sürecinin gerekliliği ve barışın önemine dikkat çektiniz. Dile getirdiğiniz ‘Bağımsızız ama tarafsız değiliz’ sloganının ana teması nedir?</strong></p>
<p>Ben şuna inanan bir insanım; demokrasi geliştikçe ekonomi gelişir. İkisi tamamen eşit yürüyen yapılardır. Demokrasi geriledikçe ekonomi de o bölgede geriler. Ticaret ve sanayi odası olarak önümüze koyduğumuz hedef; bölgenin ekonomik olarak gelişmesidir. Ama bunu yaparken demokrasiyi göz ardı edersek ekonomimiz de gelişmez, bunu görmek lazım. Sloganlarımızdan biri de şuydu: ‘Bağımsızız hiç kimseden siyasi partiden yana değiliz ama tarafsız da değiliz’ Taraf olduğumuz iki temel nüans var, biri barıştan yana tarafız; bölgede, Türkiye&#8217;de, Ortadoğu’da&#8230; Diğeri ekonominin gelişmesinden tarafız. Dönüp baktığımızda bunlar iç içe geçen kavramlar. Bunu topluma inandırmamız lazım. Biz bu süreçte barışı toplumsallaştırarak, barış ve ekonominin birlikte yürümesi gerektiğinin mesajını verdik, evet riskliydi, farkındaydık. Siyasi anlam taşıyabilirdi. Ama bunu söylemesek de eksik yapmış olurduk. Bu riski üstlendik net olarak bu dili kullandık. Toplum da bunu kabul etmiş olacak ki net olarak desteğini verdi, işadamları desteğini verdi.</p>
<p>7 Haziran’dan bu yana yaşanan sürece baktığımızda iş insanlarının siyasete biraz daha uzak durmaya çalıştıklarını görebiliyoruz. Ama artık onu da okuyabiliyoruz. İş insanları da, tek başına ekonomik modeller, teşvik modelleriyle bölgenin kalkınamayacağını, barış sağlanmazsa hangi modeli getirirsek getirelim, hangi teşvik sistemini getirirsek getirelim başarı getiremeyeceğini dile getiriyor.</p>
<p>Barıştan yana olduğumuzu, bu işin müzakere ve görüşme dışında çözülemeyeceğini net olarak mesajlarımızda verdik. Bunu siyasi bir söylem olarak değerlendirenler oldu ama  toplum bu söylemi sahiplendi. ‘Bu doğrudur’ dedi ve buna sahip çıktı. Geldiğimiz noktada seçim sonrasında dönüp baktığımızda bu çabamızın karşılık bulduğunu da gördük. Hem Kürt siyasetinin hem de merkezi yönetimin bölgedeki yöneticilerinin süreci iyi okuduklarını gördük. Bu konuda bizlerle diyalog içinde çalışacaklarını söylediler. Bu kent için de önemli.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-26423 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0948-e1525642490877-160x160.jpg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0948-e1525642490877-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0948-e1525642490877-320x320.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/IMG-0948-e1525642490877-640x640.jpg 640w" sizes="auto, (max-width: 160px) 100vw, 160px" />Uzun yıllar sivil toplum alanında çalışıyorsunuz şimdi başka bir yön eklenmiş oldu, bu alandaki hedeflerinizde neler var?</strong></p>
<p>Oldum olası sivil toplumu önemseyen bir yapım var. Siyasete kendimi kapatmış durumdayım. Ki seçimlerden önce çıkardığımız kitapçıkta siyasete girmeyeceğimizi ve sivil toplumda kalacağımızı belirtmiştim. Bu şu demek evet bu alanı büyüteceğiz. Tabii ki ticaret ve sanayi odası gerek üye sayısıyla gerekse de üyelerin gücüyle baktığımız zaman çok önemli bir sivil toplum örgütü. Ama gerçek anlamda sivil toplum örgütü duruşu sergiliyor mu derseniz biraz da orada eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü güçlü sivil toplum örgütleri önemli sorunlarla uğraştıkları zaman, o sorunun çözümüne katkısı olur. Tam da böyle bakıyorum. Hedeflerimizden bir tanesi Türk Odalar ve Borsalar Birliği&#8217;nde veya bölgedeki ticaret ve sanayi odaları üzerinden bu sürecin içerisine gireceğiz. Sürece katkı koymak durumundayız. Seçimde bunu konuşup, bunu hayata geçirmeyi temel ilke olarak kabul ettiysek bunu sadece Diyarbakır ölçeğinde tutmak sorunu çözmez. Gerek bölge ölçeğinde gerekse de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ölçeğinde bizim ticaret ve sanayi odaları, ekonomiyle uğraşan odaların bu sürece bir şekilde girmesi gerekiyor. Çünkü dünyadaki örneklerde baktığımızda, barış görüşmeleri sırasında müdahil olan yapılara baktığımızda en çok sonuç alıcı kurumların iş dünyasından olduğunu biliyoruz. Dünyada en çok sonuç almış iş adamlarının Türkiye’nin buna karşı duyarsız olmaları sanki tamamen devlet  sorunudur, güvenlik sorunudur, ‘bununla ilgili yapacağımız bir şey  yoktur’ gibi bir pozisyonda durmaları çatışmaların daha çok derinleşmesine sebep oluyor. Bölgede bizler gibi düşünen oda sayısı çok fazla, seçim sürecinde onlarla da görüştük. TOBB&#8217;un bir şekilde süreç içerisinde rol almasını sağlayacak bir pozisyon alacağız. Hedefimiz bu. Bu sadece barışa yönelik hedefimiz.</p>
<p>Tabii ki bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının yapısal sıkıntıları olduğunu da biliyorum. Ticaret ve sanayi odası dışında, ilde sivil toplum kuruluşlarının birlikteliği ve gelişen olaylara karşı tavır geliştirmesinde Diyarbakır Barosu, İnsan Hakları Derneği, esnaf odaları gibi kuruluşlarla birlikte geniş yapılarımız var. Daha geniş ve daha dar yapılarımız da var. Bu yapılarda kentin hem sorunlarının giderilmesi hem de demokrasinin gelişmesiyle ilgili attığımız adımlar,  ticaret ve sanayi odasının içinde olmasıyla daha da güçlü olacak.</p>
<p><strong>Son olarak 24 Haziran seçimleriyle ilgili Diyarbakır’daki atmosfer nasıl, bu konudaki gözlemleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Doğrusu ilgisizlik çok. Hiçbir zaman bu kadar ilgisiz bir seçim dönemi yaşamamıştık. Bunun birkaç gerekçesi var görmek lazım. Özellikle Kürt siyasetinin temsilcilerinin hapiste olması, liderinin cezaevinde olması, büyük bir kadronun cezaevinde olması bir boyutu. İkincisi evet aynı şekilde Kürt siyasetinin 7 Haziran sonrası başarısız bir duruş izlemesi, Kürt siyaseti dışındaki bölgede tabanı olan partilerden Ak Parti’nin, çözümden yana olan Ak Parti’nin bir anda milliyetçi bir cephe kurar pozisyona girmesi, dilini de tamamen Kürt karşıtlığı üzerinden geliştirmesi&#8230; Bunları üst üste koyduğunuz zaman bir vatandaş olarak ben de baktığım zaman neyle ilgileneceksiniz. Seçimde iki cephe oluşmuş. Biri Ak Parti’nin başını çektiği milliyetçi bir cephe diğeri İyi Parti ve CHP gibi partilerin başını çektiği temel anlamda Kürt meselesinde sicilleri bozuk olan bir yapı, bu iki yapının içerisinde hiçbir diyalog kapısını açmadıkları HDP. Vatandaş buna bakıyor, “Sandığa  gidip Demirtaş’a oy verip dönüp evimizde oturacağız” diyorlar. Sonucu ne olacak hiç ilgilenmiyorlar. Çünkü büyük bir kırılganlık var.. Demirtaş onlar için bir figür. Sevdikleri bir figür ama bu da bir heyecan yaratmıyor. Bence Kürtler için en heyecansız seçime gidiyoruz. Ama tabloya baktığımız zaman, en heyecansız olan Kürtler, sanki bu seçimin de temel anahtarı olacakmış gibi bir pozisyona da gidiyor hızla. En umutsuz dönemde ortaya çıkan bazı gelişmeler olur. Çözüm sürecinin istenmediği, yanlış diye tabir edildiği ama Kürtler tarafından bugüne kadar atılmış en doğru adım olarak anıldığı bir dönemde, sanki hem Ak Parti hem de CHP çözüm süreci gibi benzer bir pozisyona geçmek zorunda kalacaklar. Seçimin sonucunu etkileme anlamında bu tabloyu görüyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/07/diyarbakir-ticaret-sanayi-odasi-baskani-kaya-demokrasi-gelistikce-ekonomi-gelisir/">Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kaya:  “Demokrasi Geliştikçe Ekonomi Gelişir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velo-City 2017 &#124; Bikenomics: Bisiklet İyi Güzel Ama Kaç Para?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/28/velo-city-2017-bikenomics-bisiklet-iyi-guzel-ama-kac-para/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jun 2017 13:49:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Nijmegen]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Velo-City]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16242</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bisiklet kullanıcıları yılda 111 milyar Euro harcıyor ve alışverişlerini şehir dışına atılan alışveriş merkezlerinde  yapmıyor, paralarını mahallelerindeki küçük esnafta harcamayı tercih ediyorlar&#8221; Dünyanın en büyük ve önemli bisiklet konferansı Velo-City 2017 notlarımı beş başlık altında topladım.* Velo-City üzerine yazımı okuduktan sonra Bisiklet Kampanyaları, Bisiklet Politikaları, Şehir Tasarımının Etkisi ve Bisiklet&#38;Kadın başlıklı yazılarıma göz atabilirsiniz. Avrupa Birliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/28/velo-city-2017-bikenomics-bisiklet-iyi-guzel-ama-kac-para/">Velo-City 2017 | Bikenomics: Bisiklet İyi Güzel Ama Kaç Para?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Bisiklet kullanıcıları yılda 111 milyar Euro harcıyor ve alışverişlerini şehir dışına atılan alışveriş merkezlerinde  yapmıyor, paralarını mahallelerindeki küçük esnafta harcamayı tercih ediyorlar&#8221;</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük ve önemli bisiklet konferansı Velo-City 2017 notlarımı beş başlık altında topladım.* <a href="https://www.sivilsayfalar.org/velo-city-bisiklet-zirvesi-2017-nijmegen/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Velo-City üzerine</a> yazımı okuduktan sonra <a href="http://www.bisikletizm.com/insanlari-nasil-bisiklete-bindirebiliriz/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bisiklet Kampanyaları</a>, Bisiklet Politikaları, <a href="http://www.bisikletizm.com/velo-city-2017-sehir-tasariminin-insanlar-uzerindeki-etkisi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Şehir Tasarımının Etkisi</a> ve Bisiklet&amp;Kadın başlıklı yazılarıma göz atabilirsiniz.</p>
<p><span id="more-16242"></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-5865" src="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics-1024x683.jpg" sizes="auto, (max-width: 723px) 100vw, 723px" srcset="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics-1024x683.jpg 1024w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics-300x200.jpg 300w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics-768x512.jpg 768w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics-450x300.jpg 450w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bikenomics.jpg 1116w" alt="velo-city bikenomics" width="723" height="482" /></p>
<p><b>Avrupa Birliği Ülkeleri</b></p>
<p>European Cyclists’ Federation (ECF) Başkanı Manfred Neun, bisiklet kullanımının AB’ye <strong>ekonomik katkısını 513 Milyar Euro</strong> olarak açıkladı.</p>
<p>Bisiklet kullanımının sağlık harcamalarını düşürdüğünü biliyoruz ancak ekonomiye daha büyük başka bir katkısının <strong>“alışveriş”</strong> olduğunu öğrenince şaşırdım. <strong>Bisiklet kullanıcıları yılda 111 milyar Euro harcıyor</strong> ve alışverişlerini şehir dışına atılan alışveriş merkezlerinde  (AVM) yapmıyor, paralarını mahallelerindeki küçük esnafta harcamayı tercih ediyorlar. Küçük esnafı destekleyen ekonomik bir modelde, AVM’lere (bol çimento ve beton, uçsuz bucaksız otoparklar) gerek kalmıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-5866" src="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station-1024x678.jpg" sizes="auto, (max-width: 723px) 100vw, 723px" srcset="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station-1024x678.jpg 1024w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station-300x199.jpg 300w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station-768x508.jpg 768w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station-453x300.jpg 453w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-central-station.jpg 1183w" alt="velo-city bikenomics" width="723" height="479" /></p>
<p>Hollanda demiryolları işletmesi, <strong>evden/işten tren istasyonuna yapılan yolculukların yüzde 40’ının bisikletle</strong> gerçekleştirildiğini açıkladı. First Mile/Last Mile olarak tanımlanan bu kısa yolculuklar için toplu taşıma sistemlerinin kapasitelerinin yükseltilmesine gerek kalmıyor, araç kullanımı düşürüldüğü için otopark sorunu ortadan kalkıyor. CO2 emisyonunun düşmesi de yanında bonus fayda oluyor.</p>
<p>Trafik yoğunluğuna çözümün yollardaki şerit sayısını artırmak olmadığını anlayan bir kaç “zeki” ülke trafik sıkışıklığının çözümünün bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması olduğunun farkında. Akıllı telefon uygulamaları ile ulaşım konusunda alternatif ve sürdürülebilir seçenekleri sunarak, ulaşım amaçlı bisiklet yollarını bağlantılı hale getirerek ve bisiklet satın alırken vergi avantajı sunarak insanları bisiklet kullanımına özendiriyorlar. Trafikte geçirilen “ölü” zaman ortadan kaldırılıyor, bisiklet kullanıcıları sağlıklı bir yaşam tarzı benimsiyor ve hava kirliliğini önlemek için harcanan para azalıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-5864" src="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes-1024x678.jpg" sizes="auto, (max-width: 723px) 100vw, 723px" srcset="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes-1024x678.jpg 1024w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes-300x199.jpg 300w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes-768x508.jpg 768w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes-453x300.jpg 453w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-bike-lanes.jpg 1183w" alt="velo-city bikenomics" width="723" height="479" /></p>
<p><strong>Hollanda</strong>‘nın bu konuda açıkladığı veriler:</p>
<ul>
<li>Sağlıklı Pedallar: Bisiklete binen kişiler daha az hastalanıyor ve rapor kullanıyor. Hasta raporu alınan günler sayısı 50.000 gün daha az, bu da <strong>15,5 Milyon Euro</strong> ekonomik değer katıyor.</li>
<li>Uzun Ömür: Bisiklete binen kişiler daha uzun yaşıyor ve bunun ekonomik değeri <strong>8,3 Milyon Euro.</strong></li>
<li>Trafikte Geçirilen zaman Azalıyor: Trafik yoğunluğunun azalması 60.000 Saat tasarruf ettiriyor ve bunun ekonomik değeri <strong>60 Milyon Euro</strong>.</li>
<li>İklim Kontrolü: Bisikletliler sayesinde 40.000 ton daha az CO2 salınımı yapılıyor. Havanın kalitesine olumlu etkisinin ekonomik değeri <strong>9,2 Milyon Euro</strong>.</li>
<li>Toplu Taşıma Sisteminde Tasarruf: Daha çok bisiklet daha az otobüs, metro demek; <strong>27 Milyon Euro</strong> tasarruf anlamına geliyor.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-5867" src="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs-1024x678.jpg" sizes="auto, (max-width: 723px) 100vw, 723px" srcset="http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs-1024x678.jpg 1024w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs-300x199.jpg 300w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs-768x508.jpg 768w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs-453x300.jpg 453w, http://www.bisikletizm.com/wp-content/uploads/2017/06/amsterdam-road-signs.jpg 1183w" alt="velo-city bikenomics" width="723" height="479" /></p>
<p><strong>Kopenhag</strong> şehrinde de buna benzer bir deneyim görüyoruz. Otomobillerle tıkış tıkış sokakların önüne bisikletliler için daha hızlı ve iyi yol tasarımı ile geçtiler. Kopenhag’da şu anda bisiklet kullanım oranı yüzde 41. <strong>Kopenhag belediye Başkanı Morten Kabell, 2015 için hedeflerinin yüzde 50 olduğunu söyledi</strong>. Bisiklet kullanımının daha çok yaygınlaşması artan nüfus yoğunluğu, iklim değişikliği ile mücadele en etkin çözüm olarak görülüyor.</p>
<p>İspanya’nın <strong>Valencia</strong> kenti, Danimarka ve Hollanda’nın yolundan gitmeyi seçerek yaya ve bisikletli ulaşıma yatırım yapıyor. Yılın 300 günü güneşli olan bir şehirde bisiklet kullanmak, lapa lapa kar altındaki şehirlere göre çok daha kolay. İnsanların ulaşım alışkanlıklarını değiştirmek için yolları birbirine bağlıyor, bisiklet kurye hizmetini destekliyor, bisiklet festivalleri düzenliyor.</p>
<p>Bir de Asya’dan bir ülkeye bakalım. <strong>Filipinlerin başkenti Manila</strong>, plansız bir şekilde büyümüş. Şehirde yaşayan 24 Milyon insanın ulaşım ihtiyacını karşılayacak bir toplu taşıma sistemi yok. Yıllarca otomobil odaklı yatırımlar yaptıkları için pişman olmuşlar. Otomobille yol yapmak trafik sorununu çözmediği gibi  <strong>trafik sıkışıklıkları yüzünden çöpe atılan para Filipinlerin Gayri Safi Milli Hasılası&#8217;nın yüzde 4,6’sı</strong>. <strong>İnsanlar paralarının ortalama yüzde 20’sini ulaşım için harcıyorlar</strong>. Bisiklet ise bedava bir ulaşım aracı. Toplu taşımanın olmadığı noktalarda bisikletin yaygınlaşması için çalışıyorlar. Belediyeye çalışan şehir plancılarının ölçüm yapacak, veri toplayacak sistemleri yok; ulaşım plancıları sokağa çıkıyor ve gözlem yapıyorlar ama her şeyden önce işe bisikletle gidiyorlar.</p>
<p><strong>Bikenomics Türkiye?</strong></p>
<p>Dört gün boyunca dolu dolu bir programda altı salonda eş zamanlı yapılan oturumlardan birinden diğerine koştum ve üniversite profesörlerinden belediye başkanlarına, STK temsilcilerinden politikacılara bir çok konuşmacıyı dinledim. Birbirinden değerli bilgilerin ve deneyimlerin paylaşıldığı Velo-City Konferansında kimse “şöyle olur böyle olur” demiyor; herkes söylemlerini istatistiksel veriye ve raporlardan aldıkları rakamlarla destekliyordu.</p>
<p>Ülkeler ve şehirler arası karşılaştırma yapıldığında uzun listelerde Türkiye’yi görmemek oldukça üzücüydü. Yayaları, bisikletlileri ve şehir içindeki hareketlerini ölçmeden nasıl altyapı ve hizmet kararları alınabilir, tasarım ve planlama projelerinin başarı ve başarısızlıkları nasıl ölçümlenebilirdi? Metroya bisikletle binme yasağı kaldırıldıktan sonra yolcu sayısında artış oldu mu? Peki bisikletli yolcu sayısında nasıl bir değişiklik gözlemlendi? Bisiklet yolu yapılan yerlerin öncesi ve sonrası nasıl, kullanım durumları nedir? gibi bir çok soru var aklımda…</p>
<p>*Pınar Pinzuti tarafından kaleme alınan yazı, kendi izniyle<a href="http://www.bisikletizm.com/bikenomics-bisiklet-iyi-guzel-ama-kac-para/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> blogundan</a> alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/28/velo-city-2017-bikenomics-bisiklet-iyi-guzel-ama-kac-para/">Velo-City 2017 | Bikenomics: Bisiklet İyi Güzel Ama Kaç Para?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OECD verilerinde Türkiye: Son sıralara mahkumiyet</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2017 22:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Demografik Fırsat Penceresi]]></category>
		<category><![CDATA[Education or Training]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[genç işssizliği]]></category>
		<category><![CDATA[genç kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[genç nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kore]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[işssizlik]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Meksika]]></category>
		<category><![CDATA[NBER Working Paper Series]]></category>
		<category><![CDATA[OECD]]></category>
		<category><![CDATA[Population and Development Review]]></category>
		<category><![CDATA[Singapur]]></category>
		<category><![CDATA[Tayvan]]></category>
		<category><![CDATA[The World Bank Economic Review]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ekonomik ve İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Youth not in employment]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek öğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye çocuklara, gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim, istihdam ve yaşam koşulları sağlamakta yetersiz kalmaya devam ederse OECD tablolarında daha uzun yıllar son sıralarda kalmaya mahkum görünüyor. Siyasi gündemin arasında sosyal medya hesaplarımızın akış sayfalarına zaman zaman uluslararası istatistiklere dayanılarak yazılan “Türkiye yine sınıfta kaldı”, “X’te sondan ikinci olduk” gibi başlıklarla haberler düşüyor. Bu haberlerin çoğunluğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/">OECD verilerinde Türkiye: Son sıralara mahkumiyet</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye çocuklara, gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim, istihdam ve yaşam koşulları sağlamakta yetersiz kalmaya devam ederse OECD tablolarında daha uzun yıllar son sıralarda kalmaya mahkum görünüyor.</strong></p>
<p>Siyasi gündemin arasında sosyal medya hesaplarımızın akış sayfalarına zaman zaman uluslararası istatistiklere dayanılarak yazılan “Türkiye yine sınıfta kaldı”, “X’te sondan ikinci olduk” gibi başlıklarla haberler düşüyor. Bu haberlerin çoğunluğu kısa adı OECD olan Uluslararası Ekonomik ve İş birliği Teşkilatı’nın verilerine dayanıyor. II. Dünya Savaşı sonrası 20 Avrupa ve Kuzey Amerika ülkesinin serbest piyasa ekonomilerini güçlendirmek için kurdukları bu örgütün kurucu üyelerinden biri de Türkiye. Yeni katılımlarla bugün OECD’nin 36 üyesi var. Üyelerinin çoğu gelişmiş ülkelerden oluşan örgüt kuruluşundan bu yana söz konusu üye ülkelerden sosyal ve ekonomik veriler toplayarak önemli bir kaynak haline gelmiş durumda. Bu anlamda OECD verileri Türkiye için de kendini en gelişmiş devletlerle mukayese ederken önemli bir ölçüt işlevi görüyor. Aşağıdaki grafiklerde de göreceğiniz üzere OECD üyesi dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında Türkiye, Meksika ve Şili pek çok açıdan biraz daha geride ve ayrıksı duruyor. Söz konusu haberlere de yukarıdaki gibi başlıklar atılmasına bu durum yol açıyor. Bu yazıda OECD’nin yayınladığı çeşitli istatistikleri bir araya getirerek Türkiye’nin gelişmiş ekonomilere göre durumunu göstermeye ve Türkiye’nin gelişmiş ülkeler ligine çıkabilmesinin mümkün olup olmadığını sorgulamaya çalışacağım.</p>
<figure id="attachment_12974" aria-describedby="caption-attachment-12974" style="width: 1365px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12974 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1.png" alt="" width="1365" height="767" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1.png 1365w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1-640x360.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1-1024x575.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1-1280x719.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1-610x343.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik1-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1365px) 100vw, 1365px" /><figcaption id="caption-attachment-12974" class="wp-caption-text">Grafik 1: OECD ülkelerinin nüfusu (milyon kişi)</figcaption></figure>
<p>Türkiye’nin pek çok alanda OECD ülkelerinin gerisinde olduğunu söyledim ama tabii ki her alanda değil. 2012-2014 verilerine göre OECD içerisinde ABD, Japonya, Meksika ve Almanya’nın ardından en kalabalık 5’inci ülke. Şüphesiz bu durum Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında önemli bir yeri olduğunu gösteriyor. Ancak, nüfusun niceliği kadar niteliğinin de önemli olduğu bir gerçek. Aşağıdaki grafikte OECD üyelerinin yaşlı nüfuslarının (65 yaş ve üstü) toplam nüfuslarına oranının yıllar içerisindeki dağılımı veriliyor. Türkiye, Meksika’nın ardından en az yaşlı nüfusa sahip ikinci ülke. Geri kalan ülkelerin yaşlı nüfus oranları %10 ile %25 arasında değişiyor ve hızla artmaya devem ediyor. Türkiye’de ise bu oran 2014 itibariyle sadece %7.84 ve artış eğrisi de çok daha yumuşak.</p>
<figure id="attachment_12975" aria-describedby="caption-attachment-12975" style="width: 1363px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12975" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2.png" alt="" width="1363" height="760" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2.png 1363w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2-640x357.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2-1024x571.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2-1280x714.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2-610x340.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik2-320x178.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1363px) 100vw, 1363px" /><figcaption id="caption-attachment-12975" class="wp-caption-text">Grafik 2: 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranının OECD ülkelerinde yıllara göre değişimi</figcaption></figure>
<p>Türkiye’nin sahip olduğu bu nüfus yapısı nüfusbilimde “Demografik Fırsat Penceresi” olarak adlandırılıyor<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a>. 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranının %15 olduğu, çalışma çağındaki nüfusun fazla olduğu bu dönem ekonomiler için bir fırsat olarak görülüyor. “Asya Kaplanları” olarak adlandırılan Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi ülkeler ekonomik atılımlarını bu fırsat penceresini kullanarak gerçekleştiren ülkeler olarak gösteriliyorlar<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a>. Ancak, bu fırsatı değerlendirebilmenin yolu çalışma çağındaki nüfusu nitelikli işlerde istihdam edebilmekten geçiyor. OECD verilerinde bu konuyu incelediğimizde Türkiye için karşımıza biraz karamsar bir tablo çıkıyor.</p>
<figure id="attachment_12976" aria-describedby="caption-attachment-12976" style="width: 1364px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12976" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3.png" alt="" width="1364" height="767" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3.png 1364w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3-640x360.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3-1024x576.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3-1280x720.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3-610x343.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik3-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1364px) 100vw, 1364px" /><figcaption id="caption-attachment-12976" class="wp-caption-text">Grafik 3: OECD ülkelerinde yükseköğretim mezunu nüfusun oranı</figcaption></figure>
<p>Grafik 3’te 25-34, ve 35-44 yaş gruplarındaki nüfus içinde yükseköğretim mezunu olanların oranı görülüyor. Demografik fırsat penceresinden faydalanabilmenin ön koşullarından olan yenilikçi ekonomiyi<a href="#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a> yaratma potansiyeline sahip en verimli çağındaki bu nüfus gruplarında yükseköğretim mezunlarının oranı Türkiye için OECD ortalamalarının epey gerisinde. 35-44 yaş grubunda %17.1 ile Türkiye yine Meksika’nın önünde sondan ikinci. 25-34 yaş grubunda oran %27.5 ile durum biraz daha iyi olsa da %42.1 olan OECD ortalamasının hala hayli gerisinde.  Yine de iki yaş grubu arasındaki artış oranımızın Güney Kore ve Yunanistan’ın ardından üçüncü olması umut veriyor.</p>
<p>Ancak, tabii ki genç nüfusun eğitim seviyesinin artırılması tek başına yeterli değil. Bu gençlerin niteliklerine uygun işlere de yerleştirilebilmeleri gerek. Son yıllarda OECD dahil pek çok kurumun genç işsizliği rakamlarına alternatif olarak kullandığı bir gösterge var. NEET (İngilizce “Youth not in employment, education or training” sözünün kısaltması) adı verilen bu gösterge ne yaygın veya örgün eğitimde ne de istihdamda olan pasif nüfusa işaret ediyor. 15-24 yaş arası nüfus için bu göstergede Türkiye yine en üst sırada.</p>
<figure id="attachment_12978" aria-describedby="caption-attachment-12978" style="width: 1365px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12978" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4.png" alt="" width="1365" height="767" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4.png 1365w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4-640x360.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4-1024x575.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4-1280x719.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4-610x343.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik4-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1365px) 100vw, 1365px" /><figcaption id="caption-attachment-12978" class="wp-caption-text">Grafik 4: OECD ülkelerinde ne yaygın veya örgün eğitimde ne de istihdamda olan genç nüfus</figcaption></figure>
<p>Grafik 4’te 15-19 ve 20-24 yaş gruplarında erkek ve kadınlar arasında NEET oranları ayrı ayrı verilmiş. Türkiye sadece 20-24 yaş grubundaki erkeklerde en üst sırada değil. Grafikte Türkiye için iki çarpıcı sonuç görüyoruz: 1) Halihazırda büyük bir çoğunluğu zorunlu eğitim çağında olan 15-19 yaş grubunun önemli bir kısmı ne okulda ne istihdamda. 2) Özellikle genç kadınlar hem eğitimden hem istihdamdan büyük ölçüde dışlanmış durumda. 20-24 yaş arası kadın nüfusunun yarısına yakını eğitim ve istihdam hayatının dışında ve diğer OECD ülkeleri ile Türkiye arasındaki fark endişe verici boyutlarda.</p>
<p>Bu durumu istihdam rakamlarında da izlemek mümkün. Grafik 5’te OECD ülkelerinde istihdam oranları verilmiş. Toplam istihdam oranında Türkiye %50.5 ile son sırada. Yani, çalışma çağındaki nüfusun neredeyse yarısı ne çalışıyor ne de aktif olarak iş arıyor. Krizdeki Yunanistan dışında Türkiye’nin düşük oranlarına yaklaşan ülke yok. İzlanda, İsviçre gibi ülkelerde istihdam oranı %80’lerin üzerinde. Grafiğe biraz daha yakından baktığımızda bu karanlık tablonun büyük ölçüde kadın istihdamının düşüklüğünden kaynaklandığı anlaşılıyor. Türkiye’de kadınların istihdama katılma oranı 2016 sonu itibariyle %31.1. Krizdeki Yunanistan veya OECD grafiklerinde yanı başımızda görmeye alışkın olduğumuz Meksika’da bile bu oran %45’e yakın. Gençlerde olduğu gibi kadınlarda da nüfusun önemli bir kesiminin potansiyelinin heba edildiği açık.</p>
<figure id="attachment_12979" aria-describedby="caption-attachment-12979" style="width: 1365px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12979" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5.png" alt="" width="1365" height="766" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5.png 1365w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5-640x359.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5-1024x575.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5-1280x718.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5-610x342.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik5-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1365px) 100vw, 1365px" /><figcaption id="caption-attachment-12979" class="wp-caption-text">Grafik 5: OECD ülkelerinde kadın ve erkek istihdam oranları</figcaption></figure>
<p>Bitirmeden önce heba edilen başka bir potansiyele dikkat çekmek istiyorum. Grafik 6’da OECD ülkelerindeki çocuk yoksulluğu oranları veriliyor. Türkiye, maalesef bu tabloda da en üstte. Her dört çocuktan biri yoksulluk seviyesinin altında yaşıyor.</p>
<p>Yazının başında Türkiye’nin pek çok göstergede gerilerde olsa bile artmaya devam eden genç ve kalabalık nüfusu ve içinde bulunduğu demografik fırsat penceresi ile umut vadedebileceğine değinmiştim. Fakat, yukarıda incelediğimiz eğitim, işgücü ve yoksulluk verileri Türkiye’nin fırsatı gerçeğe dönüştürmekten uzak olduğunu gösteriyor. Eğer Türkiye çocuklara, gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim, istihdam ve yaşam koşulları sağlamakta yetersiz kalmaya devam ederse OECD tablolarında daha uzun yıllar son sıralarda kalmaya mahkum görünüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_12980" aria-describedby="caption-attachment-12980" style="width: 1365px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12980 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6.png" alt="" width="1365" height="767" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6.png 1365w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6-640x360.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6-1024x575.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6-1280x719.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6-610x343.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/grafik-6-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 1365px) 100vw, 1365px" /><figcaption id="caption-attachment-12980" class="wp-caption-text">Grafik 6: OECD ülkelerinde çocuk (0-17 yaş) yoksulluğu oranları</figcaption></figure>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Barlow, R. (1944). Population Growth and Economic Growth : Some More Correlations. <em>Population and Development Review</em>, <em>20</em>(1), 153–165.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Bloom, D. E., &amp; Williamson, J. G. (1998). Demographic Transitions and Economic Miracles in Emerging Asia. The World Bank Economic Review, 12(3), 419–455.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Bloom, D. E., Canning, D., &amp; Sevilla, J. (2001). Economic growth and demographic transition (No. 8685). NBER Working Paper Series (Vol. 8685). Cambridge, MA.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/">OECD verilerinde Türkiye: Son sıralara mahkumiyet</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
