<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AKP arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/akp/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/akp/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 09:58:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>AKP arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/akp/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zaman Çizelgesiyle AKP&#8217;nin Toplumsal Cinsiyet Politikaları Veritabanı Yayında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/30/zaman-cizelgesiyle-akpnin-toplumsal-cinsiyet-politikalari-veritabani-yayinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Mar 2018 12:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Politikaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25608</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çatlak Zemin ekibi, AKP’nin iktidara geldiği 2002'den beri kadınlarla ilgili veya toplumsal cinsiyet alanında ürettiği siyaset ve söylemi bir zaman tünelinde yerleştirerek AKP’nin Karnesi’ni çıkardı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/30/zaman-cizelgesiyle-akpnin-toplumsal-cinsiyet-politikalari-veritabani-yayinda/">Zaman Çizelgesiyle AKP&#8217;nin Toplumsal Cinsiyet Politikaları Veritabanı Yayında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çatlak Zemin ekibi, AKP’nin kadınlarla ilgili veya toplumsal cinsiyet alanında ürettiği siyaset ve söylemi bir zaman tünelinde yerleştirerek AKP’nin Karnesi’ni çıkardı.</p>
<p>Oluşturulan veri tabanında, 2002’den bu yana AKP’nin atadığı bürokratların, kadroların, yerel ve genel seçimlerde gösterdiği adayların, milletvekillerinin, yöneticilerin ve kamu idarecilerinin söylemleri; yasa tartışmaları ve yasal düzenlemeler; Anayasa Mahkemesi kararları, genelgeler, kararnameler ve Adalet Bakanlığı’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suç istatistikleri, zaman çizelgesinde görüntülenebiliyor.</p>
<p>Tüm bilgilerin kaynaklarına ulaşılabileceğiniz linkler de mevcut.</p>
<p><strong>9 kategoride toplumsal cinsiyet politikaları</strong></p>
<p>Karnedeki veriler dokuz kategoride toplanıyor:</p>
<p>“Aile”, “eğitim”, “cinsel istismar/şiddet”, “kadın emeği”, “annelik/üreme/kürtaj”, “erkek şiddeti”, “eşitlik-ayrımcılık”, “siyaset” ve “cinsellik”.</p>
<p>Çatlak Zemin ekibi, kategorilerin nasıl oluşturulduğunu şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Kategori sistemini kullanışsız kılacak kadar karmaşıklaştırmamak adına da tüm girişleri mümkün olan en az sayıda kategori altında toplamaya çalıştık. Bazı konuları birbirleriyle ilişkileri nedeniyle aynı kategori altında toplamak zorunda kaldık. Bunların feminist bir bakış açısıyla yaptığımız sınıflandırma ve ilişkilendirmelerden ziyade erk sahiplerinin söylemsel ya da eylemsel düzeyde meydana getirdiği ilişkilendirmeler olduğunu hatırlatmak isteriz. Örneğin, &#8216;annelik&#8217; başlığının &#8216;üreme&#8217; ve &#8216;kürtaj&#8217; başlıklarıyla bir arada olması biraz da bu yüzden. Ya da &#8216;cinsellik&#8217; kategorisine dâhil ettiğimiz söylemlerin bizim cinsellik tanımlamalarımızla ilişkisi olmadığı malum.”</p>
<p><strong>Karne katkılara açık</strong></p>
<p>Çatlak Zemin ekibi, veri tabanında eksikler ve gözden kaçan taraflar olabileceğini söylerken, okuyuculara da çağrı yapıyor:</p>
<p>“Bu karneyi bitmiş bir ürün değil bir süreç olarak ele alıp sizlerin de hatırlatmaları ve desteğiyle zaman içinde güncellemeye devam etmek niyetindeyiz. Arzumuz bunun yeni tartışmalara, analizlere ve düşüncelere vesile ve veri olabilmesi, tepe tepe kullanılması.”</p>
<p><a href="http://akpkarnesi.catlakzemin.com/" target="_blank" rel="noopener">Çatlak Zemin&#8217;in hazırladığı AKP Karnesi&#8217;ni görüntülemek için tıklayın</a>.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/195513-zaman-cizelgesiyle-akp-nin-toplumsal-cinsiyet-politikalari-veritabani-yayinda?bia_source=twitter&amp;utm_source=dlvr.it&amp;utm_medium=twitter">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/30/zaman-cizelgesiyle-akpnin-toplumsal-cinsiyet-politikalari-veritabani-yayinda/">Zaman Çizelgesiyle AKP&#8217;nin Toplumsal Cinsiyet Politikaları Veritabanı Yayında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="(max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 09:58:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[FERHAT ÖNCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[VELİ ENCÜ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22141</guid>

					<description><![CDATA[<p>34 sivilin yaşamını yitirdiği Roboskî katliamının üzerinden geçen altı yılda hiçbir resmi görevli hakkında soruşturma açılmadı. Durumu protesto eden aileler adına Veli Encü, “Her adalet talebimizde zulme maruz kalıyoruz” dedi. 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboskî) köylülerinden 38’inin F-16 uçakları tarafından bombardımana tutulmalarının üzerinden altı yıl geçti. O [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/">Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>34 sivilin yaşamını yitirdiği Roboskî katliamının üzerinden geçen altı yılda hiçbir resmi görevli hakkında soruşturma açılmadı. Durumu protesto eden aileler adına Veli Encü, “Her adalet talebimizde zulme maruz kalıyoruz” dedi.</strong><span id="more-22141"></span></p>
<p>28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboskî) köylülerinden 38’inin F-16 uçakları tarafından bombardımana tutulmalarının üzerinden altı yıl geçti. O günden sonra Roboskî katliamı olarak anılan faciada 17’si çocuk, 34 sivil yaşamını yitirdi. Ailelerin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor ancak herhangi bir sorumlu yargı önüne çıkarılabilmiş değil. Sivil ve askeri mahkeme arasında gidip geldikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülen Roboskî dosyası, Şubat 2016’da AYM tarafından reddedildi. Dosya şu an Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde bekliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-21163 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/DSDKnG9XUAA7Kt3-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Katliamın yıl dönümünde Roboskî mezarlığına giden yol asker, polis ve korucular tarafından tutularak, yaşamını yitirenlerin yakını olmayanların anmaya katılmalarına izin verilmedi. Anmaya katılabilen ailelere de çeşitli bahanelerle cezalar kesildi. Mezarlıkta bir anma gerçekleştiren Roboskîli Aileler, yaptıkları basın açıklamasında; aradan geçen 2 bin 192 günde Roboskîliler olarak; &#8216;İçişleri Bakanı ve dönemin başbakanı, bugünün cumhurbaşkanı tarafından çeşitli hakaretlere uğradıklarını, altı yıldır baskıya maruz kaldıklarını&#8217; vurgulayan aileler, dava hakkında verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığını hatırlatarak, “Hükümet, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, sivil yargı, askerî yargı ve Anayasa Mahkemesi’ni dolaşan dava hepsinin utanç verici birliğinin arasında karanlığa gömüldü, gömülüyor. Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağı sözü verilen Roboskî davası, dehlizlerin karanlığında kaybediliyor…” dediler.</p>
<h4>&#8220;Roboskî Katliamı’nı bir &#8216;paralel devlet&#8217; yapılanması gerçekleştirdi ise ortaya çıkarıp hesabını sormak, &#8216;paralel olmayan devlet&#8217; yaptı ise yine ortaya çıkarıp hesabını sormak hükümetin sorumluluğundadır.&#8221;</h4>
<p>Roboskî Katliamı’nın, ordu içindeki Gülen yapılanmasına mensup askerler tarafından yapılmış olabileceği iddialarına da cevap verilen açıklamada; “Roboskî Katliamı’nı bir &#8216;paralel devlet&#8217; yapılanması gerçekleştirdi ise ortaya çıkarıp hesabını sormak, &#8216;paralel olmayan devlet&#8217; yaptı ise yine ortaya çıkarıp hesabını sormak hükümetin sorumluluğundadır. Bugün Roboskî Katliamı’nda dahli olan askerlerin çoğu 15 Temmuz Darbe Girişimi sebebiyle tutukludurlar. Ama darbecilikten yargılanan bu komutanlar, Roboskî Katliamı için yargılanmıyorlar.”denildi.</p>
<p>Türkiye’nin tarihinin, cezasızlık politikaları sebebiyle tekrarlanan toplumsal travmaların tarihi olduğunu vurgulayan aileler, bu davanın neden önemli olduğunu, “Roboskî Katliamı’nın hesabını sorabilirsek, adaleti sağlayabilirsek bu kısır döngüden çıkılır diye inandık. Ermeni kırımının, Dersim&#8217;in, Çorum’un, Maraş’ın failleri adalet önünde yargılanamadı ama Roboskî’nin failleri yargılanırsa bu kirli tarihle bir yüzleşme başlar, biliyoruz. Devlet güçlü, Roboskililer olarak bugüne kadar adaleti sağlayamadık ama biz de haklıyız ve adalet er ya da geç tecelli edecek, zalimler hesap verecek, haklı olanlar kazanacaklar, buna inanıyoruz.” sözleriyle dile getirdiler.</p>
<p>Basın açıklamasını aileler adına okuyan Veli Encü, Sivil Sayfalar için şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<figure id="attachment_21162" aria-describedby="caption-attachment-21162" style="width: 328px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21162" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/veli-encü-e1514536371499.jpeg" alt="" width="328" height="241" /><figcaption id="caption-attachment-21162" class="wp-caption-text">Veli Encü</figcaption></figure>
<p>&#8220;Bugüne kadarki altı yıllık süreç, tamamen bir oyalama şeklinde geçti. İlk günden bu yana valisinden bakanına, meclis komisyonundan başbakana kadar herkese gidip adalet talebimizi dile getirdik. Hepsinde sözler verildi, ancak bırakın dosyada bir ilerleme olmasını köye her dönüşümüzde baskılar arttı. Bir onbaşı dahi ifadeye çağrılmazken bizleri gözaltılarla, ev baskınlarıyla, para cezalarıyla sindirmeye, adalet arayışından vazgeçirmeye çalıştılar. Köyümüzün kamuoyundaki sesi ve meclisteki temsilcisi Ferhat Encü milletvekili olmadan önce de defalarca gözaltına alındı ve nihayet milletvekili olduktan sonra basit gerekçelerle hapsedildi. Bizim başımızdan bu kadar zulüm geçmesine rağmen adalet ortada görünmezken bir de kaymakamın darp edilmiş olması sebebiyle yargılanıyoruz. Düşünün, bugün devletin uçakları tarafından öldürülen kardeşimin mezarına gittiğim için jandarma bana para cezası kesti. Birçok köylüye, gözünün üstünde kaşın var gibi bahanelerle ceza verildi. Bunu vicdan ve insan sahibi olan yapmaz, el insaf diyoruz! Ama ne Ferhat ne de Roboskîliler bu zulme boyun eğmeyecekler, er geç bu kötülüklerin adalet önünde hesabı verilecektir.</p>
<p>Bakın, dava dosyamızı oradan oraya göndererek adaletsizliği katladılar. En son AYM, davayı reddetti. Türkiye’de 34 sivil insanın devlet uçakları tarafından öldürülmüş olması kimseyi rahatsız etmiyor. Bu utançla yaşayabiliyorlar. Böyle olunca biz de adaleti başka yerde aramak zorunda kaldık. Davayı AİHM’e taşıdık. Kamuoyundan beklentimiz, Roboskî ve diğer bütün mağduriyetlere karşı çıkmaları, adaletsizliğe sessiz kalmamalarıdır.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/">Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 09:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi olayları]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kavala]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20841</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/">Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir düğüm attı&#8221;</strong><span id="more-21514"></span></p>
<p>Bilindiği üzere Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı, 1 Kasım’da ise “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlaması ile tutuklandı.<strong>*</strong> Tutuklama kararında Osman Kavala’nın “tüm terör örgütlerinin aktif olarak katıldığı ve destek verdiği” ‘Gezi Olaylarının’ yöneticisi ve organizatörü olduğu ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katıldığı iddia ediliyor.<sup>[1]</sup> Kavala’ya yönelik bu suçlamalar 2015’den beri günden güne otoriterleşen siyasal iktidarın hedefine koyduğu tüm kişi ve kurumlara yönelik suçlamaların ortak diline son derece uygun ifadeler. Bu öcüleştirme gramerinin çekimlendiği temel suçlama ifadeleri ise “terör örgütleri üyeliği”, “provokasyon” ve “darbe girişimine katılma veya destek verme”. Siyasal iktidarın birçok birey veya kuruma yönelik bu absürd suçlulaştırma dili çok temelde otoriter bir arzudan besleniyor. Kendi siyasal objektifi önünde bir “engel” olarak duran her türlü çabayı bertaraf etmenin yegâne yolu, bu aktörlerin ortaya koyduğu muhalefetin içeriğini bozarak, sessizleştirerek, kamusal alanda görünmez kılarak ve en nihayetinde hepsini ortak öcüleştirme siyasetinde öğüterek aynılaştırmaktan geçiyor.</p>
<p>Bu noktada Kavala’ya yönelik suçlamaların son iki yıldır gözaltına alınan veya hapse atılan birçok muhalifle neredeyse aynı içerikte olmasının bizi şaşırtmadığını söyleyip esasa dair konuşmaya başlamamız gerekiyor. Bu nedenle aslında Osman Kavala’nın niçin hapiste olmaması gerektiğini değil tam aksine niçin orada olduğunu anlatmamız gerektiğine inanıyorum. Zira birincisi hala siyasal iktidarı hukuk devleti sorumluluğuna çağırırken, ikincisi iktidarın bu sorumluluk alanından ısrarla kaçarak tam olarak ne yapmaya çalıştığına odaklanır. Zira devlet aklının Osman Kavala fezlekesinin en önde gelen ‘yazılamaz’ maddeleri onun karşı-hafıza uyanışına ve sivil-toplum alanlarının genişlemesine yaptığı derin katkılardır.</p>
<p>Michael Rotberg, Multidirectional Memory: Remembering the Holocaust in the Age of Decolonization[Çok Yönlü Hafıza: Sömürgesizleştirme Çağında Holokost’u Hatırlamak] isimli kitabında<sup>[2]</sup> dışlanmış grupların kamusal alana çıkan kolektif hafızalarının başka gruplara da kendi tanınma ve adalet taleplerini kamusal alana taşırmaya maddi ve sembolik kaynak sağladığını ortaya koyar. Hafızaların birbirine rakip olarak görüldüğü genel kanının aksine, Rothberg hafızanın çok yönlülüğüne vurgu yapar. Hafızanın bu çok yönlülüğü 2000 sonrası Kürt alanında yükselen üç hafıza dalgasının kamusal alanda hafızayı yeniden değerli kılmasıyla da ilgiliydi. 38’ Dersim Soykırımı’na yönelik sözlü tarih araştırmaları, 12 Eylül darbesi ve Diyarbakır Cezaevi anıları ve 1990’lardaki devlet şiddeti, faili meçhul cinayetler ve hak ihlallerine yönelik tanıklıkların derlenmesi (İHD, Göç-Der, Hafıza Merkezi vb.) bütün bunların da temelini oluşturan bir başka hafızanın ortaya çıkmasına vesile oldu: 1915 Ermeni Soykırımı hafızası. Hafızanın bu çok yönlülüğünün imkanlarını açığa çıkarmada 2000’lerin başından itibaren bu farklı hafıza kümelerinin aynı peyzajda buluşmasını ve bunların kamusal alana taşırılmasını sağlayan dört temel levye vardı: (1) Bireysel kimlik girişimcileri (Hrant Dink, Mıgırdiç Margosyan, Fethiye Çetin vb), (2) sivil toplum kuruluşlarının projeleri, (3) Kürt Hareketi’ne bağlı kurumların kültür-sanat aktiviteleri ve siyasal demeçleri ve (4) geçmişi işleyen edebi anlatılar.</p>
<p>Bu dört dinamiğin eş zamanlı etkileşimi gerçek anlamda bir karşı-hafıza ikliminin oluşmasına vesile oldu. Daha uzun bir yazının konusu olduğu için<sup>[3]</sup> burada bu dört temel aktörden sadece sivil topluma ve bu alanda da özellikle de Osman Kavala’nın öncülüğünü yaptığı Anadolu Kültür ve onun yerel bileşenlerine değinmekle yetineceğim. Bunlar dışında örneğin Kavala’nın danışma kurulunda yer aldığı Hafıza Merkezi gibi hak temelli kurumların 90’lı yıllara dair devlet şiddetini hafızalama çalışması veya KHK’lar ile kapatılan onlarca sivil toplum kurumunun hedeflenmesinin ardındaki temel saiklerden birisi bu karşı-hafıza inşasındaki kurucu rolleri idi. Bu anlamda Osman Kavala’nın rehin alınmasını bireysel bir olay olarak ele almayız. Bunu ilk başta sivil toplumun Türkiye’deki toplumsal muhalefetin direniş repertuvarına referans sunan infra-politikaların geliştirilmesindeki kurucu rolüne tahammül edemeyen despotik devlet aklının sivil toplumu boğmaya yönelmesi olarak düşünmek durumundayız.</p>
<p>Bu hafıza uyanışında sivil toplumun rolü istisnasız önemliydi. Özellikle Osman Kavala’nın öncülüğünde Anadolu Kültür’e bağlı olarak Amed’de açılan Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM) bu alandaki uyanışın en etkili aktörüydü. DSM sergiler, söyleşiler, imza günleri, film gösterimleri vb. aktiviteleri ile ciddi bir etkide bulundu. 1990’ların ağır çatışma ortamından sonra sivil bir sanat girişiminin diyaloğa ve barışa hizmet edeceği düşünülerek kurulan ve Anadolu Kültür’ün ilk girişimi olan DSM; İstanbul’dan ve Avrupa şehirlerinden sanatçıların ziyaret ettiği, yerel sanatçılarla tanıştığı, ortak projeler tasarladığı herkese açık bir mekâna dönüştü. DSM, Diyarbakır’da sanat üretmek isteyen insanların profesyonel destek aldığı ve bağlantılar kurduğu önemli bir platform haline geldi. Nitekim 2007’de daha beşinci yılını kutlamadan “Türkiye’nin kültür hayatına en fazla katkıyı sağlayan adresler” sıralamasında beşinci sırada yer aldı.<sup>[4]</sup></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-68654" src="http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-1024x268.jpg" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" srcset="http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-1024x268.jpg 1024w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-300x78.jpg 300w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-768x201.jpg 768w, http://gazetekarinca.com/wp-content/uploads/2017/12/1-DSM-750x196.jpg 750w" alt="" width="750" height="196" /></p>
<p>DSM özellikle karşı-hafıza temelinde yeni bir öznellik alanının oluşmasında başrolü oynadı. Kurulduğu 2002’den beri onlarca etkinliğe ev sahipliği yaparak aynı zamanda emek-yoğun büyük kültür-sanat projelerine imza attı. Örneğin en son, 2016’da başlayan ve Kürtçe yayın yapan Lîs Yayınevi ile birlikte yürüttüğü KurdîLit: Türkiye’de Kürtçe Edebiyat ve Yayıncılık Ağı Projesi bunlardan sadece biri. Kültürel haklar ve ifade özgürlüğüyle ilgili tartışmalar açısından da kritik bir yerde duran Kürtçe edebiyatla ilgili mevcut bilgilerin derlenmesi amacıyla tasarlanan bu çalışma, Türkiye’de Kürtçe edebiyat ve yayıncılık alanında faaliyet gösteren aktörler (yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, süreli edebiyat yayınları) ile ilgili temel bilgilerin bir araya getirilmesi ve online ortamda arşivlenmesini ve zaman içinde bu aktörlerle uluslararası alanda faaliyet gösteren edebiyat aktörleri arasında kurulacak daha yoğun bir iletişime katkı sağlamayı hedefliyor. Kürtçenin aynı zamanda bir edebiyat dili olarak hem Türkiye’de hem de dünyada yaygınlaşmasına ve tanınmasına destek olma amacıyla yola çıkan KurdîLit, var olan siyasi tartışmaları kültürel haklar boyutuyla yeniden gözden geçirmek açısından da büyük önem taşıyor.<sup>[5]</sup></p>
<p>Osman Kavala, 2000’lerin başından beri Türkiye’de sivil toplum alanının genişlemesinde çok temel bir rol oynadı. Farklı grupların maruz kaldıkları eziyet deneyimlerini birbiriyle buluşturan birçok kültür, sanat, edebiyat ve hafıza çalışmasının gerçekleştirilmesine destek oldu. Türkiye’nin kuruluşundan beri egemen konumda bulunan “ulusal birlik” temelli anma ve hatırlama rejimine meydan okuyarak özel alanlara hapsedilmiş karşı hafızaların ayaklanmasına ön ayak oldu. Kavala, ulusal birlik etrafında kurulan hafıza rejimini parçalayan, onun ötesine geçen bir karşı hafıza peyzajının kamusal alanda birikmesine olanak sağlayan her türlü desteği sunmakta tereddüt etmedi.</p>
<p>Kavala’nın da öncülük ettiği sivil toplum alanı; geçmişle yüzleşme, toplumsal barış, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel ilkelerden hareketle desteklenen projelerle Türkiye’nin son yüz yıllık tarihinden farklı kesitlere odaklanan bir anma ve hatırlama ikliminin oluşmasına vesile oldu. Bu sivil toplum aktörlerinin her bir projesi veya benzer projelere sağladığı destek, tekçi anlatıya meydan okuyan karşı-hafızaya yeni bir düğüm attı. Bu hafıza düğümleri Türk ulus-devletinin üzerine inkâr toprağı serptiği bir farklılıklar coğrafyasında, tedip ve tenkil aracılığıyla tabii kılınmış “zehirli bilgilerin” ayaklanmasının önünü açtı. İşte Osman Kavala’nın suçunu tam da egemenlerin gözüne batan bu hakikat talebinde aramak gerekir. Mevcut düşman repertuvarına uygun suçlama ezberleriyle Kavala’yı rehin alan iktidar aslında bu hakikat talebinin üzerini örtmektedir.**</p>
<p>*<a href="http://gazetekarinca.com/category/yazarlar/adnan-celik/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Adnan Çelik</a> tarafından kaleme alınan ve  <a href="http://gazetekarinca.com/2017/12/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">GazeteKarınca&#8217;da</a> yayınlanan söz konusu makale, yazarın ve sitenin de izni alınarak Sivil Sayfalar&#8217;da paylaşılmıştır.</p>
<hr />
<h5><a href="http://gazetekarinca.com/2017/12/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/#_edn1" name="_ednref1"><sup>[**]</sup></a> Fikir ve önerileri ile yazıya katkıda bulunan Yektan Türkyılmaz, Namık Kemal Dinç, Ayhan Işık ve Dilan Okçuoğlu’na çok teşekkürler.</h5>
<hr />
<p><sup>[1]</sup> Bkz.<a href="http://www.osmankavala.org/tr/osman-kavala-ile-dayanisma" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.osmankavala.org/tr/osman-kavala-ile-dayanisma</a></p>
<p><sup>[2]</sup> Michael Rothberg, <strong><em>Multidirectional Memory: Remembering the Holocaust in the Age of Decolonization</em></strong> (Stanford, Calif: Stanford University Press, 2009).</p>
<p><sup>[3]</sup> Bu konu ile ilgili daha uzun ve analitik bir makalem 2018’de Lexington Books tarafından basılacak olan <strong><em>Kurds in Turkey: Ethnographies of heterogeneous experiences</em></strong> isimli kitapta <strong>The Insurrection of « subjugated knowledges »: The Emergence of Multidirectional Memory in Kurdish Public Sphere</strong>başlığıyla yayınlanacak.</p>
<p><sup>[4]</sup> Bkz.<a href="http://www.diyarbakirsanat.org/diyarbakir-sanat-merkezi/c27/default.aspx" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.diyarbakirsanat.org/diyarbakir-sanat-merkezi/c27/default.aspx</a></p>
<p><sup>[5]</sup> Bkz.<a href="http://www.kurdilit.net/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> http://www.kurdilit.net/</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/15/osman-kavalanin-sucu-hafiza-dugumleri/">Osman Kavala’nın suçu: Hafıza düğümleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 10:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20716</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu. ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu.</strong><span id="more-21496"></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldı. Bu karar, Kudüs’ün, ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması anlamına geliyor. 1947&#8217;den bu yana Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kuruluşların İsrail’in egemenliğinde olmasını kabul etmediği Kudüs, 1980&#8217;de İsrail ilhak edilmiş ve bu karar yine BM tarafından kınanmıştı. Dünya kamuoyu ve özellikle İslam toplumları tarafından tepkiyle karşılanan bu adım, aslında 1995 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş bir yasanın Trump tarafından hayata geçirilmesiyle atılmış oldu. 1995&#8217;de yasalaşan tasarı ABD başkanlarına bu işlemi altışar ay süreyle erteleme yetkisi de veriyordu. Bugüne kadarki başkanların “bölgede kaosa neden olabileceği” gerekçesiyle atmadığı bu adım Trump’ın seçim vaadiydi ve Trump vaadini yerine getirmiş oldu.</p>
<p>Trump’ın bu adımı İsrail dışındaki dünya kamuoyu tarafından tepkiyle karşılansa da ABD başkanı bu kararı vermekten memnun olduğunu açıkladı. İslam dünyasında ve Türkiye’de büyük tepki uyandıran bu karar, “öfke cuması” protestoları ile karşılandı. Türkiye’nin birçok şehrinde Cuma namazı sonrasında yapılan gösterilerde ABD Başkanı Trump ve İsrail yönetimine öfke, Filistin ve Kudüs’e destek mesajları verildi.</p>
<p>OHAL gerekçesiyle açık alanda eylem yasağının bulunduğu Diyarbakır’da da Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrasında protesto düzenlendi. Diyarbakır&#8217;daki islami sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla düzenlenen gösteriye katılan yüzlerce kişi, Ulu Camii önündeki alana sığmadı. Eylemde sık sık İsrail ve ABD karşıtı sloganlar atılırken Filistin ve Kudüs’e selam yollandı.</p>
<p>Trump tarafından Kudüs’ün “İsrail’in Başkenti” olarak tanınması kararı ve düzenlenen protestolar hakkındaki görüşlerini almak için, Diyarbakır’ın sivil toplum kuruluşu temsilcilerine Sivil Sayfalar olarak mikrofon uzattık.</p>
<p><strong>Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen :Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</strong></p>
<figure id="attachment_20718" aria-describedby="caption-attachment-20718" style="width: 234px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20718" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/omer-evsen.jpg" alt="" width="234" height="131" /><figcaption id="caption-attachment-20718" class="wp-caption-text">Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen</figcaption></figure>
<p>Kudüs davası İslam için ve Müslümanlar için vazgeçilmez bir durumdur. Hele de Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubî’nin torunları olan Diyarbekirliler böylesi bir alçak davranışa kayıtsız kalamazlardı. Dünyanın büyük kısmını yeni bir ateş çukuruna çevirmeye çalışan, dünya barışının geriye kalan kısmına turp suyu sıkan bu çabaya sessiz kalınmadı. Binlerce insan sosyal medyada Diyarbekirimizin sivil toplum kuruluşlarının çağrıları ile bir araya gelerek en gür seslerden birini verdiler.Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir, insanlığın mirası olan Kudüs’e ses verdi, nefes verdi. Hep bir ağızdan insanlığa çağrı yapıldı. Yediden yetmişe tüm yürekler başkan <strong>TURP’un*  </strong>saçma kararını protesto etti. Cuma namazı esnasında cami imamının yürekli çıkışı, halkın yürekli haykırışlarına döndü, bir ağızdan bu saçma hareket lanetlendi. Önümüzdeki günlerde de başta Ulu Cami olmak üzere bu tür etkinlikler yapılacaktır. Etkinliğin en önemli hedefi Kudüs’e ses vermekti. Bugün Kudüs’e ses verdik, nefes verdik. Kendini bilmez bir delinin dünyayı yakmasına seyirci kalmayacağımızı ilan ettik. Binler bu yürekle, bu canlılıkla, alanlarda yerlerini aldılar. Buradan tekrar haykırmak isteriz ki Kudüs, Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubî’nin mirasıdır. İlk kıblemiz ve göz bebeğimizdir. Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</p>
<p><strong>Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin: İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_20719" aria-describedby="caption-attachment-20719" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20719" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/Abdurrahman-Ergin-AGD.jpeg" alt="" width="197" height="197" /><figcaption id="caption-attachment-20719" class="wp-caption-text">Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin</figcaption></figure>
<p>ABD ve İsrail’in kanlı ortaklığı ve işgal planları devam ediyor.  ABD, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Libya’ya İslam coğrafyasını kana boyayan seri bir katildir. Elindeki kirli propaganda gücü ile İslam’ı ve müslümanları terörle özdeşleştirmeye çalışan ABD’nin gerçekte kendisi tüm dünyadaki terör olaylarının müsebbibidir. Bir yerde masum sivillerin hedef alındığı saldırılar varsa, tetiği çeken hangi örgüt olursa olsun, arkasındaki azmettiriciler ABD ve İsrail’dir. ABD’nin ipi ile kuyuya inilmez ve Siyonist İsrail ancak güçten anlar.</p>
<p>İslam coğrafyasında, kim kendi halkına rağmen ABD ve İsrail ile iş tutmuşsa sonu hüsran olmuştur. ABD  ve İsrail,  İslam ülkelerinin yöneticilerini dost edinmezler, sadece kullanırlar ve vakti gelince de çöpe atarlar. Kadim bir İslam şehri olan Kudüs’ü, ilk kıblemiz olan Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak nitelendirmek, ABD’nin bu coğrafyadaki tüm varlığının ve ilişkilerinin ciddi bir biçimde sorgulanacağı yeni bir süreci başlatacaktır. Biz coğrafyamızda Amerikan üssü, Amerikan askeri ve Amerikan bayrağı görmek istemiyoruz. Tüm İslam ülkeleri,  ABD ve İsrail’le bir şekilde ilişkide bulunan tüm hükümetler, izledikleri politikaları gözden geçirmek zorundadır.</p>
<p>Kudüs bizim onurumuzdur, iffetimizdir. Böyle hadsiz ve hukuksuz bir sürece kimse reel politik söylemiyle izahat getiremeyecektir. Her müslümanın Kudüs’e olan bağlılığının ve sadakatinin, hükümetlerin ABD ve İsrail’le olan ilişkilerinden daha kuvvetli olduğunu herkes görecektir. Siyonizm’in kuklası Trump ve politika yapıcıları bu küstahlıktan ve hadsizlikten mutlaka vazgeçmelidirler.</p>
<p>Şimdi biz İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz. Biz Amerika’ya mecbur ya da mahkûm değiliz. Bütün İslam ülkeleri Kudüs’ü, Filistin’in başkenti olarak ilan etmelidir.</p>
<p>Yapmamız gereken; tüm İslam ülkeleri ve tüm mazlum halklar olarak birlikte hareket etmektir, İslam birliğini bir an evvel kurmaktır, D-8’i aslına ve amacına uygun olarak canlandırmaktır, Avrupa Birliği kapısında beklemekten vazgeçmektir, bölge başkentleriyle ve bölgenin müslüman halklarıyla kucaklaşmaktır, bu coğrafyanın müslüman ya da gayrimüslim tüm unsurlarıyla adil bir birliktelik kurmaktır.</p>
<p>Kimse kendi teslimiyetine bahaneler bulmasın, bundan sonra bulamaz da. Kudüs’e sahip çıkmayana sahip çıkılmayacaktır. Kudüs’ü Siyonist İsrail’e terk eden kendisini de terk edilmiş bulacaktır. Kudüs için adım atan kendi onurunu, iffetini, izzetini koruyacaktır. Kudüs, İslam’ındır ve ebediyen müslümanların kalacaktır. Siyonist İsrail, Tel Aviv’de dahil işgal ettiği her karış topraktan sökülüp atılacaktır. Bunlar hamaset değildir. Biz Allah’a ve ahiret gününe inanıyoruz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.</p>
<p><strong>Diyarbakır Hak İnisiyatifi Üyesi Recep Yavuz: Sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</strong></p>
<p>Kudüs hiçbir zaman İsrail’in toprağı olmadı, zor kullanılarak ilhak edildi. Güç kullanılarak işgal edilen bir yerin başkent ilan edilmesi de gayrimeşrudur. Dünyanın birçok yerinden olduğu gibi Diyarbakır’dan da bu gayrimeşru adım protestolarla karşılandı. Ancak bilinmeli ki protestolar dünya kamuoyunu ve hükümetleri yaptırıma zorlamayı amaçlamalıdır. Aksi halde öfkeyi dışa vurmaktan başka bir şeye yaramaz. Türkiye hükümeti &#8216;Mavi Marmara&#8217; davasını İsrail ile anlaşarak kapatmış, mağdurların hukuk yollarını kapatmıştır. Üstelik bu anlaşma metninde Ankara ve Kudüs şehirleri geçiyor, bu Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak zımnen tanımak demektir. Hükümet, hem askeri ve ekonomik iş birliğini artırarak hem de ABD ve İsrail’in bu adımını kınayarak kendisiyle çelişmektedir. Eğer Kudüs Türkiye hükümeti için ekonomik işbirliğinden daha önemli ise AK Parti, İsrail ve ABD ile ticari ve askeri anlaşmaları iptal etmeli, büyükelçilerini çekmeli ve bu ülkelerin büyükelçilerini geri göndermelidir. Biz de sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</p>
<p>*Editörün notu: Trump değil</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fındık-SEN fındık ihracatında yabancı sermayeden endişeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/28/findik-sen-findik-ihracatinda-yabanci-sermayeden-endiseli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Evrim Kepenek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 11:49:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Eşref Fakıbaba]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Ferrero]]></category>
		<category><![CDATA[fındık]]></category>
		<category><![CDATA[Fındık SEN]]></category>
		<category><![CDATA[FİSKOBİRLİK]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsi Yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Oltan Gıda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fındık-SEN Genel Başkanı Kutsi Yaşar, çok uluslu şirketlerin Doğu Karadeniz’de gıda egemenliği inşa ettiğini savunarak, çözümün yerelde örgütlenmek olduğunu söylüyor. Geçen ağustos ayında yaş fındığa verilen 9-11 TL’lik fiyatı protesto etmek için sokaklara çıkan fındık üreticilerini gelecek yaz daha da kötü koşullar bekliyor gibi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “Karadeniz’de fındık bahçelerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/28/findik-sen-findik-ihracatinda-yabanci-sermayeden-endiseli/">Fındık-SEN fındık ihracatında yabancı sermayeden endişeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fındık-SEN Genel Başkanı Kutsi Yaşar, çok uluslu şirketlerin Doğu Karadeniz’de gıda egemenliği inşa ettiğini savunarak, çözümün yerelde örgütlenmek olduğunu söylüyor.</strong><span id="more-21440"></span></p>
<figure id="attachment_20425" aria-describedby="caption-attachment-20425" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20425 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/kutsi-yasar1-300x127.jpg" alt="" width="300" height="127" /><figcaption id="caption-attachment-20425" class="wp-caption-text">Fındık-SEN Başkanı Kutsi Yaşar</figcaption></figure>
<p>Geçen ağustos ayında yaş fındığa verilen 9-11 TL’lik fiyatı protesto etmek için sokaklara çıkan fındık üreticilerini gelecek yaz daha da kötü koşullar bekliyor gibi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “Karadeniz’de fındık bahçelerini toplumlaştıracağız. Üreticiden kiralayacağız. Fındığı biz toplayacağız, satıp parasını üreticiye vereceğiz. Üretici parasını bilecek. Devlet, bahçeleri özel sektöre de kiralayabilecek” sözleri, “Fındık üreticisinin elinden tarlaları alınacak” yönünde yorumlara neden oldu. Fındık-Sen Genel Başkanı Kutsi Yaşar, çok uluslu şirketlerin Doğu Karadeniz’de gıda egemenliği inşa ettiğini belirterek, çözümün yerelde örgütlenmek olduğunu söylüyor</p>
<p>Türkiye’de binlerce aile fındık geliri ile yaşamını idame ettiriyor. Önceden üreticinin güvendiği FİSKOBİRLİK’in yerini ise özel sektör almış durumda. Bir zamanlar FİSKOBİRLİK’in tek başına söz sahibi olduğu fındık ihracatında artık İtalyan, Alman ve Fransız çok uluslu gıda ve tarım şirketleri belirleyici konumda. İtalyan Ferrero ve onun Türkiye’deki kolu Oltan Gıda, Progıda ve Stellifer şirketleri fındık ihracatında oldukça önemli bir yer tutuyor. Bunu eleştiren Yaşar, “Ferrero&#8217;ya bağlı şirketler Oltan Gıda’nın mülkiyet haklarını devir aldıktan sonra fındık ihracatının en büyük belirleyicisi haline gelmektedir. Ferrero’ya bağlı bu şirketler sadece fındık ihracatı yapmayıp birçok çalışanı ile sahada da yer alarak üretimde de belirleyici olmak üzeredir” diyor.</p>
<p>Fındık da yerli ve yabancı çok uluslu tarım ve gıda şirketlerinin kazançlarını her geçen gün daha da artırdığını söyleyen Yaşar, Ferrero’ya ait çok uluslu tarım ve gıda şirketi Oltan Gıda’nın lojistik desteği ile Trabzon ve Düzce başta olmak pek çok noktada etkin olduğunu söylüyor. Fındık çiftçisine tonu zerinden 150 TL Sodexo kart ile verilmekte ve çiftçilere jüt çuval dağıtımı ve de fındık kurutma makineleri dağıtımı yapıldığını söyleyen Yaşar, “Tüm bu çalışmalar ziraat odaları ile koordineli yapılmakta, bu şekilde on binlerce fındık çiftçisine ulaşılmakta ve de böylelikle tüm kırsalda üretimden ihracata gıda egemenliği şirketler lehine yeniden inşa edilmektedir” vurgusu yapıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-20426 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/findik-300x204.jpg" alt="" width="300" height="204" />Son günlerde çok uluslu tarım ve gıda şirketlerinin birçok az gelişmiş ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarım topraklarının mülkiyetlerini ele geçirme planını devreye soktuğunun iddia edildiğini hatırlatan Yaşar, “Bu şirketler kendi lehine gıda egemenliğinin inşası sürecinde bu mülkiyet alımları ekonomik olmadığı gibi bir çok riskleri de içerisinde barındıracağından çok sık baş vurulan bir yöntem olmayacaktır. Kaldı ki, birçok az gelişmiş ülkede iktidarlar ve uygulattıkları tarım programları çiftçileri kendi ürünlerine ve toprağına yabancılaştırmaktadır” diyor. Fındıkta da benzer süreçlerin yaşandığını söyleyen Yaşar’a göre, AKP hükümetinin iktidarı boyunca uygulanmakta olan üretim, pazarlama ve fiyat politikaları sonucunda fındık çiftçisi kendi çocuklarına fındıkta gelecek göremiyor.  “Tüm bu yaşananlar fındık çiftçisinin altın bir tepside şirketlere sunumundan başka bir şey değildir” diyen Yaşar,  sürdürülebilir bir sömürü düzenini tarımda egemen kılmaya çalışan şirketlerin öncelikli hedefinin gıda egemenliği olduğunu söylüyor. “Bunun içinde yapacakları ilk iş fındık çiftçileri ile sözleşmeler yapmak olacaktır” diyen Yaşar, tarımsal ilacından gübresine aletinden tohumuna kadar tüm girdilerde yaratılacak bağımlılığın bu süreci hızlandıracağı görüşünde.</p>
<p>Şirketlerin gözünde fındık çiftçileri artık modern köleler olduğunu söyleyen Yaşar, “Kendi topraklarında ırgata dönüştürdükleri ve her türlü girdi bağımlılığını sağladıkları çiftçilerin topraklarını mülkiyet olarak ele geçirmek pek de önem arz etmeyecektir” diyor. Fındık çiftçisinin kendi üzerinde oynanan bu küresel oyunu ancak ve ancak küresel düzeyde bir direnişle bozabileceğini söyleyen Yaşar son olarak şunları ifade ediyor: “Bu direnişe güç verecek olan da ilk önce yerellerde örgütlenmek olacaktır. Fındık-SEN 1-4 Aralık tarihlerinde İtalyan fındık çiftçileri ile Lazio’ da bir araya gelecektir. ‘Örgütlü güç kaybetmez’ şiarı ile fındığımıza alın terimize sahip çıkalım! Umudu ve mücadeleyi büyütelim!”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/28/findik-sen-findik-ihracatinda-yabanci-sermayeden-endiseli/">Fındık-SEN fındık ihracatında yabancı sermayeden endişeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haber Atölyemizi Yapamadık, LGBTİ Etkinlikleri Yasak; Ses ve Sessizlik</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/haber-atolyemizi-yapamadik-lgbti-etkinlikleri-yasak-ses-sessizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 11:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Kalkınma Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alman LGBTİ Film Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Valiliği]]></category>
		<category><![CDATA[DİHAA]]></category>
		<category><![CDATA[IPS İletişim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20325</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Atölyeyi yapamadığımız gazetecilik örgütleri için konu olmadı. LGBTİ etkinlik yasağı da sadece LGBTİ örgütlerinin konusu muydu?  Neden?&#8221; IPS İletişim Vakfı&#8217;nın Kaos GL&#8217;nin desteğiyle sürdürdüğü Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyeleri&#8217;nin Mardin ayağını neden yapamadık? Aynı günlerde Ankara Valiliği&#8217;nin LGBTİ Film Günleri ve LGBTİ etkinliklerini yasakladı.* 18 Kasım, Cumartesi günü, IPS İletişim Vakfı olarak KAOS GL desteğiyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/haber-atolyemizi-yapamadik-lgbti-etkinlikleri-yasak-ses-sessizlik/">Haber Atölyemizi Yapamadık, LGBTİ Etkinlikleri Yasak; Ses ve Sessizlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Atölyeyi yapamadığımız gazetecilik örgütleri için konu olmadı. LGBTİ etkinlik yasağı da sadece LGBTİ örgütlerinin konusu muydu?  Neden?&#8221;</strong></p>
<p>IPS İletişim Vakfı&#8217;nın Kaos GL&#8217;nin desteğiyle sürdürdüğü Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyeleri&#8217;nin Mardin ayağını neden yapamadık? Aynı günlerde Ankara Valiliği&#8217;nin LGBTİ Film Günleri ve LGBTİ etkinliklerini yasakladı.<strong>*</strong></p>
<div class="desc">
<p>18 Kasım, Cumartesi günü, IPS İletişim Vakfı olarak KAOS GL desteğiyle sürdürdüğümüz “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik” projesinin Mardin atölyesini yapamadık. Atölye için hazırlanırken 9 Kasım günü 18.47’de Mardin Life gazetesi web sitesinde İLKHA ajansı kaynaklı <a href="http://www.mardinlife.com/Halkin-tepkisine-neden-olan-escinsellik-programi-tekrar-gundemde-haberi-31792" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Halkın tepkisine neden olan ‘eşcinsellik programı’ tekrar gündemde” </a>başlıklı bir haber okuduk. İLKHA Haber Ajansı&#8217;nın aynı başlıklı <a href="https://ilkha.com/haber/64289/mardinde-halkin-tepkisine-neden-olan-escinsellik-programi-tekrar-gundemde" target="_blank" rel="noopener noreferrer">haberi</a> 17.59&#8217;da servise koymuş.</p>
<p>Haber üç yıl önce “halkın tepkisi”nin yaptırmadığı bir paneli hatırlatıyor, “ısrarla neden Mardin&#8217;de ‘eşcinselliğin’ merkezde olduğu bir program yapıldığını&#8221; soruyordu.</p>
<p><strong>LGBTİ haberleri</strong></p>
<p>Yaşananın anlamdırılmasında hangi ortamda yaşandığı önemli. Dolayısıyla kasım ayıyla sınırlı bir medya taramasını ve konumuzla bağlantılı gelişmeleri tekraren paylaşacağım.</p>
<p>Medya Takip Merkezi&#8217;nin “LGBTİ” anahtar sözcüğüyle taradığı haber sayılarına bakalım. Yazılı basında 1-9 Kasım’da 13; 10-19 Kasım’da 54 haber; elektronik medyada 1-9 Kasım’da 97, 10-19 Kasım’da da 233 haber yer almış.</p>
<p>İlk dönemdeki haberler Hollywood’daki cinsel taciz iddiaları, kabuller/itiraflarla LGBTİ hak talepleri ve ihlalleriyle ilgiliyken 10-19 günlerindeki haberlerin sayısı birkaç misli artıyor, içerik de farklılaşıyor.</p>
<p><strong>Ses</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 9 Kasım 2017 günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 41. kez birararaya geldiği muhtarlara konuşurken <a href="http://bianet.org/bianet/toplum/191394-erdogan-dan-belediyede-lgbti-kotasi-tepkisi-allah-sasirtmasin" target="_blank" rel="noopener noreferrer">şöyle diyordu</a>:</p>
<p>“Ana muhalefet partisi sıfatını taşıyan bir parti milletimizden o kadar ayrıldı ki, şu an CHP İlçe Belediyesi Mahalle Komiteleri&#8217;nde yapılacak seçimde 5&#8217;te bir oranında eşcinsel kotası koyuyor. Allah şaşırtmasın. Bir partide ölçü kalmayınca işte böyle nereye savrulacağı belli olmuyor. Bunlar böyle devam etsin.”</p>
<p>Bu konuşmanın yapıldığı gün Mardin atölyesiyle ilgili haber çıkması ve sonrasında yaşananlar ve farklılaşan LGBTİ haberleri ister istemez Erdoğan&#8217;ın konuşmasını hatırlatıyor.</p>
<p>Böylece haberler ilk döneme göre üç dört misli arttı, içeriklerde ağırlık hak ve ihlallerden aynı ya da benzer başlıklı tehdit, valileri göreve çağırma, yasak talepleri ve duyurularına kaydı.</p>
<p><strong>Valilikten 2 yasak</strong></p>
<p>16 Kasım’da, Ankara Valiliği, Alman LGBTİ Film Günleri’ni sosyal medyada #LGBTFilmGünleriİptalEdilsin ve #İstiklalimizeKaraLeke hashtagleriyle gerçekleştirilen nefret saldırıları üzerine <a href="https://bianet.org/bianet/lgbti/191574-ankara-valiligi-lgbti-film-gunlerini-iptal-etti" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yasakladı.</a></p>
<p>Alman LGBTİ Film Günleri’ni Almanya Büyükelçiliği, KuirFest ve Büyülü Fener Sinemaları iş birliğiyle 16-17 Kasım’da gerçekleşecekti.</p>
<p>Valilik bakın nasıl gerekçelendiriyor yasaklamayı:</p>
<p>“Söz konusu paylaşımlarla [295 tweet] halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği, ayrıca terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içerisinde olduğu yönündeki istihbarî bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, yapılmak istenen film gösterimi etkinliğinin, organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.&#8221;</p>
<p>Bu gerekçelendirmeyle Alman LGBTİ Film Günleri arasında yakınlık aramayın. Ankara Valiliği bu yasaklamayla da yetinmedi, 19 Kasım’da <a href="https://bianet.org/bianet/lgbti/191668-ankara-valiligi-nden-lgbti-etkinliklerine-suresiz-yasak-karari" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri”</a>ni süresiz olarak yasakladı.</p>
<div>
<p>Valilik ikinci yasaklamada gerekçeleri çoğalttı: “Toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “genel sağlık ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” iddialarını gösterdi.</p>
<p>Kasım 9-19 günlerinde Alman LGBTİ Film Günleri’yle ilgili hedef gösterici haberlerle, bütün LGBTİ bağlantılı etkinliklerin yasaklanması ve Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyesi’ne yönelik kampanya haberleri birbirine karıştı.</p>
<p><strong>İzlemedeyiz</strong></p>
<p>Bu süreçte bianet ve Kaos GL olarak durumu izlemeye aldık. Mardin ve çevre illerden konuştuğumuz gazeteci ve hukukçular Mardin merkezin sakinliği, dolayısıyla herhangi bir sorun olmayacağı üzerinde birbirlerinden bağımsız hemfikirdiler.</p>
<p>İktidar partisinden bir milletvekiliyle konuştuk, endişeye pek mahal olmadığını düşünüyordu. Yine de Mardin’den bir iki yerle görüşeceğini söyledi.</p>
<p>Bu sırada haberlerde tehdit dozu da giderek artıyordu. Milletvekili tekrar aramadı. Vali ile görüşmek için araya bir dost girdi, kişisel olarak tanıştıkları için valiyi aradı. Not bıraktı. Cevaben arayan soran olmadı.</p>
<p><strong>51 haber</strong></p>
<p>9-19 Kasım günlerinde 43 online, 8 yazılı basın haberi birbirinin aynı başlıklarla Mardin atölyesine dairdi. Besbelli ki, hedef gösteren, tehdit eden, kışkırtıcı ve yasaklama talep eden 51 haberi yetkililer/ sorumlular görmedi.</p>
<p>16 Kasım Perşembe günü atölyeyi yapmamaya karar verdik. Çünkü artık Mardin’de yapılacak gösteriden söz ediliyor, “gerekirse ölüm” gibi sözler telaffuz ediliyordu.</p>
<p>Valiliğe bir yazıyla atölyeyi yapmayacağımızı, atölye için uygun ortam talebinde bulunduk. Aynı gün bianet’te atölyeyi yapamayacağımızı haberleştirdik.</p>
<p>Hakkımızda kampanya yapanlar için bu durumda başlık hazırdı: Geri adım attılar!</p>
<p><strong>Mardin atölyesi</strong></p>
<p>KAOS GL 23 yaşında, bianet 17 yaşında. Burada ne kadar iyi olduğumuzu, ne başarılı işler yaptığımızı tabiii ki anlatmayacağım. Sadece iki kurum olarak yıllardır habercilik atölyeleri yapageldiğimizi söylemekle yetineyim.</p>
<p>Mardin atölyesi KAOS GL desteğiyle sürdüğümüz proje kapsamındaki 11. atölyeydi. Öncesindeki 10 atölyeyi İstanbul, Mersin, Bursa, İzmir, Eskişehir, Trabzon, Diyarbakır, Akyaka/Muğla, Edirne ve Dersim’de yapmıştık. (<a href="https://bianet.org/archives/search?q=toplumsal+cinsiyet+odakl%C4%B1+habercilik+at%C3%B6lyesi+&amp;sec=bianet&amp;sort=date" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Proje ve atölye haberleri için tıklayın</a> )</p>
<p>Bu atölyelerde gazeteciler, iletişim öğrencileri, iletişim akademisyenleri, kadın ve LGBTİ alanlarında çalışan hak örgütleri üye ve yöneticileriyle birlikte olduk.</p>
<p><strong>Yasaklamalar</strong></p>
<p>Ankara’da Alman Film Günleri ve tüm LGBTİ etkinliklerinin yasaklanması ve bizim atölyenin yapılamaması bu on gün özelinde “sorunun” LGBTİ olduğunu söylüyor.</p>
<p>Son bir ayın yasaklamalarına bakıyorum.</p>
<p>Van Valiliği bir ay için kapalı ve açık toplantılarını izne bağladı, çadır kurma, oturma eylemi stant açmayı yasakladı. Edirne Valiliği Selahattin Demirtaş&#8217;ın tutuklu bulunduğu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu&#8217;nun 4 kilometre yarı çaplı alanı içinde her türlü açıklama, yürüyüş, stant açma ve imza kampanyasını yasakladı.</p>
<p>Mersin Valiliği Nükleer Karşıtı Platform&#8217;un etkinliğini yasakladı. İstanbul Maltepe Kaymakamlığı Ekim Devrimi&#8217;nin 100. yıl etkinliğini sakıncalı buldu, yasakladı. Urfa Valiliği bir ay boyunca her türlü yürüyüş ve gösteriyi yasakladı.</p>
<p>Bitmez tükenmez sokağa çıkma yasaklarını burada sıralamayacaksam da bugünkü son yasak kararını paylaşayım: Bugün, Diyarbakır Valiliği, Silvan ilçesinde operasyon düzenleneceğini, bu sabah saat 06.00 itibariyle sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıkladı. İlçenin Çaldere mahallesi ve Kaso mezrasını kapsayan yasağın bitiş tarihi ise <a href="https://bianet.org/bianet/insan-haklari/191778-silvan-da-sokaga-cikma-yasagi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">açıklanmadı.</a></p>
<p><strong>Sessizlik</strong></p>
<p>Son bir haber başlığı: <em>Valilikler göreve, ahlaksızlığı durdurun!</em> Gazete bu haberinde Alman LGBTİ Film Günleri&#8217;nin dokuz ilde gerçekleştirilmesi hazırlıkları yapıldığını duyuruyor, bu dokuz ilin valisini yasağa çağırıyor. Oysa, internette arama yaparsanız, sıraladığım yasaklarla ilgili &#8220;medya hassasiyeti&#8221;, &#8220;vatandaş hassasiyeti&#8221; ürünler bulamazsınız.</p>
<p>&#8220;Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik&#8221; Projesi Mardin Atölyesini yapamaz hale getirilmemiz önemlidir. KAOS GL dolayımıyla kampanya açılması daha önemlidir. Devamla, Ankara Valiliği&#8217;nin Alman LGBTİ Film Günleri ve tüm LGBTİ etkinliklerini yasaklaması daha çok önemlidir.</p>
<p>Atölyeyi yapamadığımız gazetecilik örgütleri için konu olmadı. LGBTİ etkinlik yasağı da sadece LGBTİ örgütlerinin konusu muydu?</p>
<p>Neden?</p>
<p><strong>Proje hakkında</strong></p>
<p>&#8220;Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı ve Online Kütüphanesi Projesi&#8221; Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı (DİHAA) Fonu tarafından destekleniyor.</p>
<p>İki yıl sürecek olan projede, temel olarak ana akım var yerel medya içindeki baskın toplumsal cinsiyet önyargılı gazeteciliğin pratiklerinin ve söylemlerinin dönüştürülmesinin yolları ve araçlarını tartışmayı hedefleniyor. İlk yıl Türkiye&#8217;nin sekiz merkezinde yapılacak haber atölyelerinde kadın LGBTİ örgütlerinin temsilcileri ve gazetecilerle bir araya gelerek medyadaki eril habercilik pratiği, sorunları ve bu sorunlarla başa çıkma imkanlarıyla toplumsal cinsiyet odaklı habercilikten ne anlaşıldığı, nasıl yapılabileceği tartışılacak.</p>
<p>İkinci yıl bölgesel atölyeler ve yuvarlak masa toplantılarıyla devam edecek olan projede yapılan gazete ve televizyon haber taraması raporunun katkısıyla oluşturulmuş atölye içeriğinin tartışmaları sonucu ortaya çıkan kolektif çalışma ile toplumsal cinsiyet odaklı habercilik el kitabı ve online kütüphanesi oluşturulacak. Projede son olarak Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Konferansı düzenlenecek.</p>
<p>*Söz konusu yazı Nadire Mater tarafından kaleme alınmış olup, ilk olarak <a href="https://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/191791-haber-atolyemizi-yapamadik-lgbti-etkinlikleri-yasak-ses-ve-sessizlik" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bianet</a>&#8216;te yayımlanmıştır. Mater ve Bianet&#8217;in izni dahilinde Sivil Sayfalar&#8217;da paylaşılmıştır.</p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/haber-atolyemizi-yapamadik-lgbti-etkinlikleri-yasak-ses-sessizlik/">Haber Atölyemizi Yapamadık, LGBTİ Etkinlikleri Yasak; Ses ve Sessizlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2017 09:52:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi olayları]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların “adalet zemininde” buluşmak, barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan Adalet Zemini, tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucu Osman Kavala hakkında yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Adalet [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/">Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların “adalet zemininde” buluşmak, barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan <a href="http://adaletzemini.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Adalet Zemini</a>, tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucu Osman Kavala hakkında yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Adalet Zemini&#8217;nin açıklaması şöyle:</p>
<p><strong>Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır.</strong></p>
<p>İnsan haklarını, adaletli ve özgür yaşamı kendisine dert edinen, elinden geldiği kadar ihtiyaç sahiplerine destek olmaya çalışan Osman Kavala 18 Ekim’de gözaltına alındı, 1 Kasım’da tutuklandı. Osman Kavala Gezi olaylarının yöneticisi ve organizatörü olmak ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katılmakla suçlanıyor!<br />
Kavala ile ilgili soruşturmada ‘gizlilik kararı’ bulunmasına ve bir insanın mahkeme karar verinceye kadar suçsuz olması ilkesine, masumiyet karinesinin esas olmasına rağmen bir kısım görsel ve yazılı basında kendisi hakkında her türlü karalama, iftira yapıldı, yapılmaya devam ediyor.<br />
Osman Kavala, tutuklanmasına neden olan delilleri toplayan örgüt üyeleriyle birlikte darbe teşebbüsüne kalkışmış olmakla suçlanıyor. Bu durum akla ve mantığa aykırıdır, trajikomiktir. Yani kısacası onun hakkında her türlü tezvirat ve karalamayı yapanlar Fetöcülerle aynı dili konuşmaktalar.<br />
Osman Kavala’nın hangi eylemlerle, hangi para hareketleriyle, hangi delillerle Gezi olaylarını finanse ve organize ettiği ortaya konamazken ve o tarihten bu yana hiçbir soruşturma ve suçlamaya maruz kalmazken bugün bu gerekçelerle tutuklanması düşündürücüdür.<br />
Osman Kavala’nın tutuklanması farklılıklarımızla bir arada yaşama kültürünün gelişmesine, çoğulcu demokrasiye, ayrım gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olduğu, bu hakları kullandığı hukuk düzenine, sivil toplumun güçlenmesine, kültürel mirasımızın korunmasına, kültürlerarası diyalogun hakim olduğu barışa, sanata ve kültüre hayatını adamış “sorumlu vatandaş”a olan inancımıza bir saldırıdır.</p>
<p>Osman Kavala yıllardır barış ve demokrasi için, ezilen, dışlanan, ötekileştirilen kesimlerin savunuculuğu için çaba gösteren birisidir. Onun asla bir darbeci olmadığına inanıyoruz ve bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.</p>
<p>Adalet Zemin<br />
7 Kasım 2017</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/">Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 09:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Bir Sen Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ENSAR Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Yayma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER İmam Hatipliler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SABANCI VAKFI TOPLUMSAL GELİŞME HİBE PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[seta]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Ayrımcılık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRGEV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gençlik Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17463</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221; “İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221;</strong></p>
<p>“İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak karşıma çıktı. Sonrasında, aynı yazının Boğaziçi Üniversitesi’nin içinde Bebek’e inen yokuşta, taştan bir bankın üzerinde de yazdığını öğrendim. Bu güçlü ifade, bana, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı sonrasında Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelen ulusların ortak olarak İnsan Hakları Beyannamesi üzerinde anlaşmasını hatırlattı. Bu ortak beyanname üzerinde yıllar içinde inşa edilen uluslararası insan hakları çerçevesi, ulusların tüm insanlık adına gerçekleştirdiği çok değerli bir kazanım oldu. Türkiye ise ilk yıllarından bu yana uluslararası insan hakları çerçevesinin içindeydi ve özellikle Avrupa Birliği’ne (AB) adaylık sürecinde ulusal mevzuatını iyileştirdi, kamu kurumlarının kapasitesine yatırım yaptı ve insan hakları alanında uluslararası saygınlığını artırdı. Hiç kuşkusuz ki, ülkemizdeki insan hakları savunucularının 1980 darbesine ve artçı sarsıntılarına da göğüs gerdikten sonra verdikleri mücadele, demokrasi ve hak kazanımlarında çok etkili oldu. <strong>Buradan, ülkemizin hak mücadelesinde emeği geçen ve bu yolda bedel ödeyen herkese saygı ve minnetimi iletiyorum.</strong></p>
<p><span id="more-17463"></span></p>
<p>Türkiye’de insan hakları alanında ve demokratikleşme yolunda sağlanan iyileşme hukukun üstünlüğünün kuvvetlenmesiyle beraber gerçekleşti ve sivil toplumun da güçlenebileceği bir alanın oluşmasına katkıda bulundu. Aralık 1999’da AB adaylığımızın resmileşmesi, Ekim 2005’te müzakerelerin başlaması, askerin 27 Nisan 2007 muhtırasının etkisiz bırakılması ve sonrasında sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle devam eden süreçte, Türkiye’de rejim sivilleşirken sivil toplum da güçleniyordu. 2007 yılını referans aldığımda sivil toplum alanındaki güç dengesinin henüz arkasında özel sermaye desteği olan ve ana akım konulara odaklanan (çocuk, eğitim, sağlık, sanat) seküler Türkler lehine olduğunu, bunun da o kitlenin geçmişten taşıdığı avantajlardan dolayı oluştuğunu düşünüyorum. İslami, Alevi, Kürt, Roman, LGBTİ, engelli birey ve kitlelerin ve örneğin çevre alanındaki girişimlerin sivil toplum yapılanmaları ise Avrupa Birliği adaylık sürecindeki demokratik reformlar ve demokratik normalleşmeyle beraber yavaş yavaş güçleniyordu.</p>
<p><strong>Sivil toplumun -kısa süreli- kapsayıcı şekilde güçlenmesi </strong></p>
<p>2008 &#8211; 2011 arasında yaşadığımız olaylarla (örneğin Ergenekon ve Balyoz davaları) hukukun üstünlüğüne ve adalete ciddi bir gölge düşerken, demokratikleşme de sekteye uğradı. Sivil toplum açısından kötü ve iyinin beraber gerçekleştiğine tanıklık ettik. Kötü olan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi seküler sivil toplum kuruluşlarının haksız suçlamalar altında kalması ve hak ihlallerine uğramasıydı. İyi olan ise sivil toplumdaki güçlenmenin daha kapsayıcı bir hal almasıydı: Muhafazakar insani yardım hareketleri (örneğin <a href="https://www.ihh.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsani Yardım Vakfı),</a> büyümeye, kuvvetli kurumsal yapılar oluşturmaya ve uluslararası faaliyetlere başladı; muhafazakar ve Kürt düşünce kuruluşlarının (örneğin <a href="http://setav.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SETA</a> ve <a href="http://disa.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">DİSA</a>) görünürlüğü arttı ve yenileri kuruldu; Aleviler, Romanlar, engelliler, LGBTİ ve diğer hak ihlali yaşayan grupların aktivizm ve savunuculuk çalışmaları güçlendi (örneğin <a href="http://www.sifirayrimcilik.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sıfır Ayrımcılık Derneği</a>) ve daha çok görünürlük kazandı; kolektif çalışmalar arttı ve farklı birey ve gruplara yönelik ayrımcılık odağa alındı (örneğin <a href="http://tarihvakfi.org.tr/HaberDetay/turkiyeegitimsistemindeayrimcilikraporuaciklandi!/4054" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’de Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi Projesi</a>); yerel girişimler güç kazandı; ve sivil topluma yönelik fon ve desteklerde (örneğin <a href="http://www.sabancivakfi.org/tr/sosyal-degisim/acik-cagrili-hibe-programi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı</a>) çeşitlenme ve artış oldu. Bu kapsayıcı gelişme, “bir dönem için” sivil toplumun çoğulcu bir çerçevede güçlenmesini sağladığından çok değerliydi.</p>
<p>Temmuz 2011 seçimleri sivil toplum alanında yaşadığımız kapsayıcı ve olumlu gelişmede olumsuz bir dönüm noktası oldu. O “bir dönem” için daha eşit bir dengeye oturan fırsat avantajı hızlı bir şekilde iktidara yakın sivil toplum kuruluşları lehine dönüştü ve bu kuruluşlar genişlemek ve gelişmek için çok elverişli bir ortama sahip oldu. Seçimlerin ardından iktidarın söylem ve politikalarına yansıyan kültürel ideoloji hızlı şekilde kamunun uygulamalarına yansıdı. Bu değişim özellikle “dindar nesil” söylemi sonrasında eğitimde çok görünür bir şekilde gerçekleşti. Kamuoyu nezdinde <a href="http://www.mebpersonel.com/meb/egitim-gonullusu-stklardan-bakan-avciya-ziyaret-h189253.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ön plana çıkan</a> kurumlara bakıldığında <a href="http://www.ensar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ENSAR Vakfı</a>, <a href="http://www.iyc.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlim Yayma Cemiyeti</a>, <a href="http://www.onder.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ÖNDER İmam Hatipliler Derneği</a>, <a href="http://imh.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsan ve Medeniyet Hareketi</a>, <a href="http://www.tugva.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Gençlik Vakfı</a> ve <a href="http://www.turgev.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TÜRGEV</a> gibi sivil toplum kuruluşları çok hızlı büyüyorlar, Türkiye’nin eğitim tarihinde eşi az görülmüş bir lobi gücüne sahipler ve okullardaki öğrencilere diğer kurumlara göre çok daha rahat erişiyorlar (en yakın örneği için <a href="http://www.hurriyet.com.tr/mebden-ensar-protokolu-40534320" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bu habere</a> bakabilirsiniz). Bu kurumların arasında bir kamu vakfı olan <a href="http://www.diyanetvakfi.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Diyanet Vakfı</a> da var.  Öte yandan sendikalar arasında üye sayısı hızla artan <a href="http://www.ebs.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Bir Sen</a> örneğinde görülebileceği gibi genişlemeyi izleyen süreçte gelişmeye de iyi bir örnek oluşturan nitelikli AR-GE (örneğin <a href="http://www.ebs.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/egitim_izleme_raporu.pdf.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitime Bakış 2016</a>) ve iletişim çalışmaları son zamanlarda sık sık karşımıza çıkıyor. Eğitim-Bir Sen’in savunusunu ve lobisini yaptığı fikirler MEB nezdinde etkili oluyor.</p>
<p><strong>Tarih gücün hareketinin hikayesidir*</strong></p>
<p>İktidara yakın muhafazakar sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesini sivil toplum kapsayıcılığı adına bir kazanç olarak ve bu gücüyle kamuya nüfuzunun artmasını olağan görmek mümkün. İzleyebildiğim kadarıyla birçok ülkede (örneğin ABD, Almanya, Gürcistan, Hırvatistan, İngiltere, Sırbistan) iktidardaki ideolojiye yakın sivil toplum kuruluşları benzer bir “etki ve erişim” ayrıcalığı yaşarlar; bu dönemsel ayrıcalıklar kamu-sivil toplum etkileşiminin doğasında vardır. Ayrıca, Eğitim-Bir Sen örneğinde görüldüğü gibi ideolojik fikrin artık kanıtla buluşmuş hali, veri temelli tartışmalar için önemlidir. Ancak, söz konusu ayrıcalıklar ülkemizde o kadar dengesiz ve anti-demokratik bir yere geldi ki bu tür bir değerlendirme artık havada kalıyor. Sivil toplumda bir kesim iktidara yakın durmanın sonucu olarak böylesine bir ayrıcalığa sahipken, devletin diğerleri üzerindeki baskısı hem Türkiye’nin geride bıraktığını umduğumuz zayıf demokrasi günlerini hatırlatıyor hem de benzer politikalar bugün ancak otoriter rejimlerde (örneğin Azerbaycan ve Rusya’da) görülüyor. Eğer bir sendika (Eğitim-Bir Sen) güçlenir ve büyürken diğeri (<a href="http://egitimsen.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Sen</a>) baskı altında varoluş mücadelesi veriyorsa, okullar iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarına açık kapı politikası uygularken diğer kuruluşlar etkisizleştiriliyorsa, bürokrasi sivil toplumu “bizden ve bizden olmayanlar” diye ayırmaya başladıysa, burada iktidara yakın sivil toplumun GONGO’lara (kamu tarafından organize edilen ve desteklenen sivil toplum kuruluşları için kullanılan İngilizce kısaltma) dönüşmekte olduğunu görme zamanı gelmiş demektir.</p>
<p>Özellikle muhalif sivil toplum üzerindeki baskıların insan hakları alanına sıçraması ideolojik duruşumuz ve iktidarla ilişkimiz ne olursa olsun hepimiz için üzerinde -en azından- düşünmemiz gereken yeni bir eşiktir. Ne yazık ki geçtiğimiz bir yıldır adaletin tartısının iyice bozulduğuna tanıklık ediyoruz. Türkiye’de çocuk hakları savunuculuğu yapan yetkin ve kapsayıcı Gündem Çocuk Derneği gibi bir kurumun OHAL kapsamında hiçbir hukuk süreci işletilmeden kapatılması, çocuk hakları savunucuları arkadaşlarımıza yapılan bu adaletsiz müdahale hepimizin vicdanında bir yara bırakmış olmalı. Son olarak insan hakları savunucularının tutuklanması karşısında ise ülkemiz yeni bir dibi gördü. Bu ülkenin tarihinde kimliği ve görüşü ne olursa olsun herkes için hak mücadelesi yapmış insanlar ile “terörist” ifadesinin aynı cümle içinde anılmasına kalbimiz acıyarak hayret ediyoruz. Geldiğimiz noktada, yıllar içinde kolektif olarak inşa ettiğimize kendimizi inandırdığımız “Türkiye’nin başarı hikayesi,” onu taşıyan temel sütunlar olan insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme kazanımlarıyla beraber çöküyor.</p>
<p><strong>İnsan hakları tüm farklılıklarımızı kapsar</strong></p>
<p>Böyle bir dönemde <a href="https://www.sivilsayfalar.org/"><strong>Sivil</strong></a> <a href="https://www.sivilsayfalar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Sayfalar</strong></a>’da yazmanın ruh hali bir garip oluyor. Bir yandan her geçen gün artan bir iç sıkıntısı var, diğer yandan son yazımda değindiğim gibi “hepimizin olaylar karşısında yaşadığımız duygusal iniş çıkışları kontrol edip, gidişatı değiştirmek için olayları anlamlandırmaya, çağın gereksinimlerine uygun düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız” olduğuna inanıyorum. Bunlar birbirlerini dışlamıyor, sadece duygularımızı yaşarken içgüdülerimizi dinlemeyi ve aklımızı yapıcı olarak kullanmayı öneriyorum. Buradan bakınca, tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizdeki sivil toplum mücadelesine güvenim ve inancım tam, çünkü bunun örneklerini de görüyorum ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/batuhan-aydagul/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sivil Sayfalar’da</a> yazıyorum.</p>
<p>Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır. İçinde bulunduğumuz koşullarda bunu yüksek sesle söyleyemeseler bile en azından bu olumsuz durumun farkında olanlarla konuşalım, dertleşelim, elimizden geldiği kadar sivil köprüleri tutmaya gayret edelim. Tarih boyunca gücün ve iktidarın el değiştirdiğini bilerek o değişimlerde daha güçlü durabilecek bir sivil toplum omurgası inşa edelim.  Bugün, dünyanın farklı milletlerinden ulusların kendileri üstünde bir insan hakları rejimi kurabildiğini hiç unutmadan, aynı vatanda yaşayan ve sivil toplum kuruluşlarında farklı görüşlerle, gönlümüzle çalışan insanlar olarak, din, dil, ırk, renk, bedensel farklıklık vb. ayırt etmeden, herkes için var olan insan haklarına ve o hakların savunucularına sahip çıkma günü. Ülkenin tam ortasında yıllardır sürekli kırılarak toplumsal trajedilere yol açan fay hattının tamiri başka türlü mümkün olmayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Joshua Cooper Ramo, <a href="https://books.google.com.tr/books/about/The_Seventh_Sense.html?id=Vw0rjgEACAAJ&amp;source=kp_cover&amp;redir_esc=y"><em>Seventh Sense</em></a> kitabından</p>
<p>Ana görsel AK Parti&#8217;nin <a href="https://www.akparti.org.tr/site/haberler/sivil-toplum-kuruluslari-ile-is-birligini-gelistirmek-amaciyla-yeni-bir-sis/87976#1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sayfasından</a> alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
