<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zeynel Lüle, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/zeynel-lule/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/zeynel-lule/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2020 12:35:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Zeynel Lüle, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/zeynel-lule/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Alevi Açılımı Neden Açılamıyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/30/alevi-acilimi-acilamiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynel Lüle]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 14:13:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok kez hükümetlerin gerek düzenlenen özel yemekler, gerekse dönemin bazı bakanları tarafından gerçekleşen ‘Çalıştaylar’ sonrası gündeme gelen ‘Alevi Açılımı’ neden sonuçsuz kalıyor? Neden AK Parti Hükümetleri bu sorunu çözümleyemedi ve bu ülkeden talep edilen ‘Makul İstekler’ karşılanamadı?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/30/alevi-acilimi-acilamiyor/">Alevi Açılımı Neden Açılamıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önce Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra Ahmet Davutoğlu ve son olarak Binali Yıldırım Hükümetlerinin sunduğu ‘Eylem Planları’ arasında yer alan ‘Cem evlerine hukuki statü’ tanınması konusu neden çözülemiyor? Bu konuda tıkanma nerede ve neden hükümetin gücü bu sorunu çözmeye yetmiyor?</p>
<p>Bu konu üstelik sadece Alevilerin beklentisi değil, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararı… Yani Türkiye uluslararası hukukun gereğini de hala neden yerine getiremiyor?</p>
<p><strong>Eylem planları</strong></p>
<p>Hükümetler açıkladıkları eylem planlarında (Erdoğan, Davutoğlu ve Yıldırım Başbakanlıklarında oluşan hükümetlerin eylem planları) yer vermelerine rağmen somut adım atamadılar. Asıl tıkanma, cem evlerinin ne şekilde tanımlanacağında yaşanıyor. . Yani bu kurumlara, ‘ibadethane’ tanımı mı verilecek, yoksa ‘kültür evi’ veya ‘kültür merkezi’ gibi tanımlamalarla mı geçiştirilecek? Aleviler ilk seçeneğin dışındaki tanımlamalara kesinlikle karşı çıkıyorlar.</p>
<p>AİHM’in de kararı bu yönde. Cem Evleri’nin ‘İbadethane’ olarak tanımlanması, Camiler dışında bir ‘ibadet’ yerinin varlığının kabullenmesi anlamına geliyor. İşte hükümet burada zorlanıyor. Çünkü bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan Cem Evleri’nin ibadet yeri olarak tanınmasına çeşitli tarihlerde farklı üsluplarla karşı çıktı. 2013’teki bir toplantıda, <em>&#8220;İslam&#8217;da ibadet yeri camidir. Cem evleri kültürel mekanlardır. Siz hiç Hristiyanlıkta kilise dışında bir ibadet yeri duydunuz mu?” demişti. Bir yıl sonra ise bizzat Alevi toplumu temsilcileriyle bir araya geldiği bir ‘İftar’ yemeğinde biraz daha yumuşak üslupla şunları söylemişti: “</em>Alevi kardeşlerim Cem evine ibadethane diyorsa, benim itirazım olmaz. Ama şahsi görüşüm, böyle bir yasal statü İslamiyet&#8217;te bölünmeye sebep olur”.</p>
<p>Yani Erdoğan, farklı üsluplarla da olsa Cem Evleri’ne yönelik ‘İbadethane’ tanımlamasına kesinlikle karşı çıktı ve çıkıyor. Dolayısıyla bu konuda Ankara’nın kafası karışık.</p>
<p>Aleviler “Bizi tanımlamayın” dediğinde Ankara bir yandan dinsel olanla kültürel olanı, kültürel olanla ideolojik olanı, ideolojik olanla mezhebi düşünüyor. Cem Evleri’ne Camiler benzeri bir statü verilmesi konusuna çözüm getiremiyor.  Bu durumda Cem Evleri’ne Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde nasıl bir yer verileceği, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi içinde nasıl bir organizasyonu gerekeceği sorusuna cevap bulunamıyor.</p>
<p><strong>İrfan Merkezleri</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu arada hükümetlerin ‘reform’ adında ortaya konulan planlarda, ‘geleneksel irfan merkezleri’ne getirilmek istenen tanımlar arasında Cem Evleri’ne yer verip verilemeyeceği de tartışılıyor. Kapatılan dergâh ve ocaklara getirilmek istenen yeni tanımlar, bu merkezlerin yeniden açılması çerçevesinde cem evlerinin dergâh veya ocakların içinde faaliyet göstermesi de tartışılıyor. Ancak burada da  nerenin cem evi, nerenin ocak, kimin dede olup olmadığına nasıl karar verileceği bilinmiyor.  Cem evlerini kültür evi, kültür merkezi olarak tanımlamak ise Kültür Bakanlığı ile bağlantılamak anlamına geliyor ki Aleviler buna kesin bir dille karşı çıkıyor.</p>
<p><strong>Dedelerin Hukuki konumları</strong></p>
<p><strong> </strong>Çözümsüz kalan ve Alevilerin taleplerinin karşılanamadığı bir diğer konuyu ise dedelerin hukuki durumları oluşturuyor. Dedeler devletten maaş alacaklar mı?  Bu durum bazı Aleviler tarafından ‘olumsuz’ karşılanıyor. Dedelerin eğitimi nasıl sağlanacak, kim sağlayacak? Devlet katında nasıl tanımlanacak? Cevaplandırılması gereken soruların başında yer alıyor.</p>
<p>Aynı zamanda AİHM’de de dava konusu olan ve Türkiye’nin mahkûm olduğu Cem Evleri’nin camiler gibi elektrik ve su paralarının devlet tarafından ödenmesi de ortada duruyor. Bunun için Hükümetin İmar Kanunu, Belediye Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklikler yapması gerekiyor. Bu değişiklikler ile ruhsatı olmayan cem evleri sorununun çözülmesi, yıkılma tehlikesi altında olanların korumaya alınması, cem evlerinin elektrik ve su ücreti ödememesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Din dersleri</strong></p>
<p><strong> </strong>Bir de yine AİHM’de Türkiye’nin mahkum olduğu din dersleri konusu önemli bir sorun olarak ortada duruyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bunun için önemli bir düzenleme yapmak gerekiyor. Alevi inancına sahip öğrenciler için ayrı bir ders mi olacak yoksa zorunlu din dersinin içeriği mi güncellenecek? Bu içerik Alevileri ne kadar tatmin edecek?</p>
<p>Bütün bu konular, bugüne kadar yapılan ‘Alevi Çalıştayları’nın sonuçsuz kalmasına, gelip geçen hükümetlerin dillerinden düşmeyen ‘Alevi Açılımı’nın, hükümet eylem planları sayfalarında yer alan unsurlar olarak kalmasına neden oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Açılımlar bir türlü açılamadı…</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/30/alevi-acilimi-acilamiyor/">Alevi Açılımı Neden Açılamıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemevleri Tartışması AİHM Kararlarıyla Son Buldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/23/cemevleri-tartismasi-aihm-kararlariyla-son-buldu/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/23/cemevleri-tartismasi-aihm-kararlariyla-son-buldu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynel Lüle]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2018 11:52:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[İbadethane]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de bitmek bilmez bir ‘Cemevi’ tartışması sürüyor. Din adamları ya da siyasetçiler, cemevlerinin ‘ibadethane’ olamayacağı yönündeki görüşlerini zaman zaman dile getiriyorlar. Halbuki  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aldığı kararlarla bu tartışmayı sonlandırdı. Türkiye’de hala bu konunun ‘tartışılıyor’ olması, Türkiye’yi uluslararası alanda ‘hukuk uygulamayan ülke’ konumuna düşürüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/23/cemevleri-tartismasi-aihm-kararlariyla-son-buldu/">Cemevleri Tartışması AİHM Kararlarıyla Son Buldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tazminata mahkûm etmişti</strong></p>
<p>Cem Vakfı idaresindeki Yenibosna Cemevi’nin başvurusu sonrası AİHM, Türkiye’yi haksız bulmuş ve toplam 54 bin 400 Euro tazminata mahkûm etmişti. AİHM, vakfın idaresindeki Yenibosna Cemevi’nin elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanması talebinin “Alevilik bir din değil, cemevleri ibadethane değil” tespitiyle reddedilmesini, “ayrımcılık’ olarak nitelemişti. AİHM Türkiye’yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “ayrımcılık yasağı”nı öngören 14. maddesinin ve bununla bağlantılı olarak da  “inanç özgürlüğünü” güvence altına alan 9. maddesinin ihlal etmekten mahkûm etmişti.</p>
<p>Aslında AİHM’in Yenibosna Cemevi’ne ilişkin kararı sonrası cemevlerinin ibadethane sayılıp sayılmayacağı tartışması sona erdi.  Çünkü Türk hukuk sisteminin de en son ‘karar mercii’ konumundaki AİHM, cemevlerinin ibadethane olduğunu reddetmenin bir ‘hak ihlali’  oluşturduğunu karara bağladı.</p>
<p><strong>Cemevlerine ayrımcılık yapıldı</strong></p>
<p>Türk Hükümeti’nin 2002’de yayımlanan bir Bakanlar Kurulu kararı uyarınca ibadethaneler elektrik parası ödemekten muaf tutuluyor. Elektrik paraları Diyanet’e bağlı bir fondan ödeniyor. Ancak bu kararda, ibadethane olarak cami, mescit, kilise ve sinagog sayılıyor. Cemevi bunların arasında yer almıyor. İşte AİHM bu durumu hukuken ‘ayrımcılık’ olarak nitelendiriyor.</p>
<p>AİHM geçen yıl verdiği bu kararda, önce Yenibosna Cemevi’nin ibadethane olup olmadığını inceledi. Cemevinde Alevi inancının temel bir unsuru olan cem yapıldığını, cenaze törenleri için kullanıldığını, buna karşılık bir ücret alınmadığını göz önünde tutarak cemevlerinin bir inanç üyelerinin ibadet amacıyla kullandığı bir mekân, yani ibadethane olduğuna karar verdi. AİHM, bu bağlamda cemevlerine aynı statüdeki başka ibadethanelerden farklı işlem yapıldığını saptamış ve bu farklılığın nesnel ve makul bir nedene dayanıp dayanmadığını araştırmıştı. Bu araştırma sonucu devletin diğer ibadethanelere karşı cemevlerine ‘ayırımcı’ davrandığını tespit etmişti.</p>
<p><strong>İnancın meşruluğuna devlet karar veremez</strong></p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleri uyarınca, devletin bütün inançlara karşı tarafsız ve eşit mesafede olmak yükümlülüğü var. Sözleşmenin 9’uncu maddesi, “din ve vicdan özgürlüğünü” içeriyor. Tarafsızlık ilkesi gereğince devletin bir inancın meşruiyetine karar vermek gibi bir yetkisi bulunmuyor. Bu nedenle eğer devlet ibadethaneler için bazı ayrıcalıklar tanımışsa, (elektrik faturalarının diyanet tarafından ödenmesi gibi) bu ayrıcalıkların ‘bütün ibadethaneler’ için geçerli olduğunu bilmek ve uygulamak durumunda. Bütün ibadethaneleri  ayrım gözetmeksizin, eşit bir biçimde bu olanaklardan yararlandırmak zorunda. AİHM bu davada bir dinsel makamın görüşü esas alınarak başvurucunun talebinin reddedilmesinin devletin inançlar karşısında tarafsız olma yükümlülüğünü ihlal anlamına geldiğine hükmetti.</p>
<p><strong>Devlet, inançlar karşısında ‘tarafsız’ olmalı</strong></p>
<p>Bütün bu kararlara bakılacak olunursa, cemevlerinin ibadethane sayılıp sayılmayacağı tartışması artık yapılmamalıdır. Devlet tüm inançlar karşısında tarafsız olmalıdır. AİHM cemevlerinin ibadethane olduğunu ve bunu reddetmenin bir insan hakkı ihlali oluşturduğunu karara bağladı. Bu kararın bir önemli tarafı ayrıca, yargı organlarının Diyanet’in görüşünü esas alarak karar vermelerinin kabul edilemeyeceği, bunun devletin inançlar karşısındaki tarafsızlığı ilkesi ile bağdaşmayacağı yönünde artık bir ‘AİHM içtihat’ oluşması. Devletler bu kararlara uymak zorundadırlar. Kararın uygulanmasının anlamı, ihlale yol açan nedenin ortadan kaldırılmasıdır. Eğer bu yapılmıyor ve AİHM kararlarına rağmen eski uygulamalar sürdürülüyorsa, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi devreye girer ve Türkiye üzerine yaptırımlar gündeme gelir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/23/cemevleri-tartismasi-aihm-kararlariyla-son-buldu/">Cemevleri Tartışması AİHM Kararlarıyla Son Buldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/23/cemevleri-tartismasi-aihm-kararlariyla-son-buldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB&#8217;ye Tam Üyelik Müzakereleri 10 Yaşında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/10/08/abye-tam-uyelik-muzakereleri-10-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynel Lüle]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2015 18:19:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[müzakere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin 1963’te başlayan Avrupa serüveninde milat olan ve 3 Ekim 2005’te başlatılan AB’ye tam üyelik müzakereleri tam 10 yaşında. Sürece bakıldığında 10 yıllık müzakere sonucunda gelinen noktanın hiç de iç açıcı olmadığı söylenebilir. Türkiye&#8217;nin 3 Ekim 2005’te başlayan Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri, 10’uncu yılını doldurdu. Her iki tarafın da ‘ayak sürüdüğü’ bu süreçte, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/10/08/abye-tam-uyelik-muzakereleri-10-yasinda/">AB&#8217;ye Tam Üyelik Müzakereleri 10 Yaşında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Türkiye’nin 1963’te başlayan Avrupa serüveninde milat olan ve 3 Ekim 2005’te başlatılan AB’ye tam üyelik müzakereleri tam 10 yaşında. Sürece bakıldığında 10 yıllık müzakere sonucunda gelinen noktanın hiç de iç açıcı olmadığı söylenebilir.</h3>
<p>Türkiye&#8217;nin 3 Ekim 2005’te başlayan Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri, 10’uncu yılını doldurdu. Her iki tarafın da ‘ayak sürüdüğü’ bu süreçte, ilişkiler özellikle son yıllarda giderek zayıfladı ve adı konulmasa da müzakereler fiilen donduruldu. AB bu süreçte Türkiye’nin ‘AB ruhu&#8217;ndan uzaklaştığına yönelik endişelerini sıkça dile getirdi. Türkiye’de ise AB üyeliğine destek giderek azaldı ve son 15 yılın en düşük seviyesine geriledi.</p>
<p>Üyelik müzakerelerine başlandığında takvimler 3 Ekim 2005 tarihini gösteriyordu. Aradan tam 10 yıl geçti. Bu süre zarfında toplam 35 müzakere başlığından yalnızca 14 tanesi açılabildi. Açılan başlıklardan ise sadece bir tanesi kapatıldı.</p>
<h4><strong>MESAFE AÇILIYOR</strong></h4>
<p>AB ve Türkiye arasında yaşanan bu olumsuz sürecin birçok nedeni var. Bunların başında  ‘Kıbrıs sorunu’nu saymak mümkün. Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyeliğini, ‘Türkiye’ye karşı çıkma’ şeklinde sürekli olarak kullanması ve gerek açılacak başlıklar, gerekse olası ilerlemeler önüne engel çıkması, süreci ciddi şekilde aksatıyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin dış politikada AB siyasetine ‘uyumlu’ olmayan tavrı, AB’nin Türkiye’ye ‘mesafeli’ durmasına neden oluyor. Tekrar başlayan PKK operasyonları ve ifade özgürlüğü konusundaki sıkıntılar da AB-Türkiye ilişkilerinde olumsuz unsurlar olarak ön plana çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine başladığı 3 Eylül 2005’te demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konularda attığı adımlardan geriye doğru gidiş olması, ilişkilere ciddi sorun yaratıyor. Brüksel’de artık, Türkiye ile ‘genişleme perspektifi’ değil, ‘komşuluk ilişkisi’ üzerinden siyaset yapılmasının daha doğru olduğunu söylemeye başladılar.</p>
<h4><strong> 10 YIL NASIL GEÇTİ?</strong></h4>
<h4><strong>2005</strong></h4>
<p>3 Ekim 2005 tarihinde başlayan müzakere sürecinin ilk aşaması olarak adlandırılabilecek tarama süreci, 20 Ekim 2005 tarihinde “Bilim ve Araştırma” faslıyla başladı. 11-13 Ekim 2006 tarihinde “Yargı ve Temel Haklar” faslında yapılan ayrıntılı tarama toplantısıyla sona erdi.</p>
<h4><strong>2006</strong></h4>
<p>Tarama sürecinin devamı olarak Avusturya dönem başkanlığı sırasında 12 Haziran 2006 tarihinde “Bilim ve Araştırma” faslı müzakereye açıldı ve aynı gün geçici olarak kapatıldı.</p>
<p>Aralık 2006 tarihinde AB tarafından 8 başlık (“Malların Serbest Dolaşımı”, “Yerleşme Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi”, “Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “Gümrük Birliği”, “Dış İlişkiler”, “Balıkçılık”, “Mali Hizmetler”, “Ulaştırma”) Türkiye’nin Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerinin Güney Kıbrıs’a karşı yerine getirilmemesi nedeniyle askıya alındı. Aralık 2006 tarihinde AB Konseyi’nin aldığı bir diğer karar ise Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Güney Kıbrıs’a açması konusunun tüm başlıklarda geçici kapanma kriteri olmasıydı.</p>
<h4><strong>2007</strong></h4>
<p>Yılın ilk yarısında Almanya dönem başkanlığı sırasında “İşletmeler ve Sanayi Politikası” ve “İstatistik” ve “Mali Kontrol” başlıkları müzakerelere açıldı. 2007’nin ikinci yarısında Portekiz dönem başkanlığı sırasında “Trans-Avrupa Ağları”, “Tüketici ve Sağlığın Korunması” başlıkları müzakereye açıldı.</p>
<p>Bu yıl içinde “Ekonomik ve Parasal Politika”, “Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu”, “Kurumlar” ve “Mali ve Bütçesel Hükümler” başlıkları doğrudan üyelikle ilgili oldukları için Fransa’nın itirazı üzerine bloke edildi.</p>
<h4><strong>2008</strong></h4>
<p>2008’in ilk yarısında Slovenya dönem başkanlığı sırasında “Şirketler Hukuku” ve “Fikri Mülkiyet Hukuku” başlıkları müzakereye açıldı. Yılın ikinci yarısında Fransa dönem başkanlığı sırasında “Bilgi Toplumu ve Medya” ve “Sermayenin Serbest Dolaşımı”  başlıkları müzakereye açıldı.</p>
<h4><strong>2009</strong></h4>
<p>Çek Cumhuriyeti dönem başkanlığında “Vergilendirme” başlığı müzakereye açıldı. Yılın ikinci yarısında İsveç Dönem Başkanlığı sırasında &#8220;Çevre&#8221; başlığı müzakereye açıldı.</p>
<h4><strong>2010</strong></h4>
<p>Yılın ilk yarısında İspanya dönem başkanlığında &#8220;Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı&#8221; başlığı müzakereye açıldı.</p>
<h4><strong>NELER YAŞANABİLİR?</strong></h4>
<p>Önümüzdeki kısa dönemde müzakereye öncelikli olarak açılması beklenen başlıklar “Kamu Alımları”,  “Sosyal Politika ve İstihdam”, “Rekabet Politikası” ve &#8220;Diğer Konular&#8221; olabilir. Kalan başlıklardan bir bölümünün açılabilmesi için açılış kriterlerinin yerine getirilmesi, siyasal nedenle müzakeresi bloke edilen başlıklara yönelik engellemelerin de siyasal yoldan kaldırılması gerekiyor. Başta “Tarım ve Kırsal Kalkınma” olmak üzere bazı başlıkların açılabilmesi de hem siyasal engellemelerin kalkması hem de teknik açılış kriterlerinin yerine getirilmesine bağlı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/10/08/abye-tam-uyelik-muzakereleri-10-yasinda/">AB&#8217;ye Tam Üyelik Müzakereleri 10 Yaşında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 Adımda Medyada Yer Almanın Yolları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/19/8-adimda-medyada-yer-almanin-yollari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynel Lüle]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2015 01:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mvpthemes.com/flexmag/?p=141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok duyarız, STK’lar hep medyada yeteri kadar yer alamamaktan şikayet ederler. Peki her STK medyaya ulaşma konusunda üzerine düşenleri tam olarak yapabiliyor mu?  İşte size bir rehber… Ama baştan söyleyelim, bunları yapsanız da haber olmayı başaramayacağınız durumlar olabilir. Önemli olan hikayenizin ne kadar güçlü olduğu ve ne şekilde anlatıldığıdır. 1) Hedef kitlenizin bilgiyi nereden aldığını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/19/8-adimda-medyada-yer-almanin-yollari/">8 Adımda Medyada Yer Almanın Yolları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çok duyarız, STK’lar hep medyada yeteri kadar yer alamamaktan şikayet ederler. Peki her STK medyaya ulaşma konusunda üzerine düşenleri tam olarak yapabiliyor mu?  İşte size bir rehber… Ama baştan söyleyelim, bunları yapsanız da haber olmayı başaramayacağınız durumlar olabilir. Önemli olan hikayenizin ne kadar güçlü olduğu ve ne şekilde anlatıldığıdır.</strong></p>
<h4><strong>1) Hedef kitlenizin bilgiyi nereden aldığını öğrenin</strong></h4>
<p>Her şeyden önce kitlenizi oluşturan insanların haber yayınlarını ne ölçüde takip ettiklerinin bir araştırmasını yapmalısınız. Hedef gruplarınızın ne tür içerik ve bilgi istediklerini bilmenin yanı sıra kitlenin bilgiye ulaşmak için hangi kanallara başvurduklarını ve göndermek istediğiniz mesaj göz önünde bulundurulduğunda hangi kanalların daha uygun olduğunu bilmek önemli… Mesela genç kuşakların daha çok sosyal medyaya ilgi gösterdiklerini, daha ileri yaşlarda ise TV haber bültenleri ve yazılı basına başvurulduğunu göz önünde bulundurulmalı.</p>
<h4><strong>2) Hikayenizle ilgili merak uyandırın</strong></h4>
<p>Verilecek mesaj ya da duyurulmak istenen etkinliğin basına haber verilmesinde ‘zamanlama’ çok önemli. Genelde iki hafta önce bildirim yapılmalı. Hikayeyle ilgileneceğini düşündüğünüz gazetecilere kısa bir faaliyet notu veya kişisel not gönderebilirsiniz. Mesela bir rapor yayımlayacağınızı düşünelim, göndereceğiniz notta raporun nerede ne zaman yayımlanacağı, neler içereceği, gazetecilerin nasıl daha fazla bilgi alabileceği, kimlerle röportaj yapabilecekleri yazılmalı. Amaç hikayenizle ilgili ‘merak’ uyandırmak ve gazeteci veya haber ajanslarının ajandalarına girmesini sağlamak olmalı.</p>
<h4><strong>3) Duyuru için en uygun günü seçin</strong></h4>
<p>Bir duyuru için en ideal gün, genelde hafta başı, yani pazartesi olabilir. Pazartesi günleri genelde sakindir. Hikayeniz eğer güçlüyse yanıtlar, online medya ve bloglar aracılığıyla hikayenin tüm hafta boyunca gündemde kalması için zaman verebilir. Hikaye ilgiyi çekerse, hafta sonunda gazetecilerin son gelişmeleri öğrenme veya önceden kaydedilmiş röportaj taleplerine hazır olun…</p>
<h4><strong>4) Kuru cümleler yerine akıcı, basit bir dil kullanın</strong></h4>
<p>Hikayeler, politika, misyon ve değerlerine ilişkin kuru cümleler yerine etkili, dinamik, akıcı bir dille anlatılmalı, canlı resimlerle beslenmelidir. Başarılı bir hikaye basittir. Çok fazla unsura yer vermeye çalışmaz. Kısadır. Akılda kalıcı etkin cümlelerle anlatılmalıdır. Biraz mizah anlayışı ve rahat bir anlatım tarzı benimsenmelidir.</p>
<h4><strong>5) Gazetecilerle ilişkinizi iyi yönetin</strong></h4>
<p>Gazetecilerle ilişkileri yönetme şekli çok önemlidir. En iyi yöntem, medyayı iyi takip ederek hangi gazetecinin hangi konulara yoğunlaştığının tespitidir. Haber servislerine kuru bir e-mail göndermektense, konuya ilgisini bildiğiniz gazetecileri bizzat aramak ve onlarla doğrudan temasa geçmek, işinizi kolaylaştıracaktır. Geri dönüş olmazsa bir-iki gün bekleyip daha sonra telefonla arayarak gönderdiğiniz notla ilgili durumu sorabilirsiniz.</p>
<h4><strong>6) Haberi nasıl ileteceğinize karar verin</strong></h4>
<p>Haberi tek bir basın organıyla paylaşmak, haber olma potansiyelinizi sınırlandırır. Ancak dikkate alınabilecek artı ve eksileri vardır. Haberi tek bir basın organıyla paylaşırsanız, haber herhangi bir mecraya kıyasla daha kapsamlı çıkabilir, en azından bir yerde haber olma güvencesi doğabilir. Bunlar artıları. Eksileri ise bir gazeteci haberi yayınlama planına sahip olsa bile çeşitli gerekçelerle bu gerçekleşemeyebilir, bu da herhangi bir basın organında yer alma şansınızı ortadan kaldırabilir.</p>
<h4><strong>7) Basın bülteni hazırlamakta uzmanlaşın</strong></h4>
<p>İyi bir basın bülteni hazırlamakta uzman olmalısınız. Buna göre; çarpıcı bir başlık ve daha ilk paragrafta okuyucunun ilgisini çekecek bir metne yer vermelisiniz. Basın bülteninizi bir piramit gibi düşünün, İlk paragraf zemini oluşturur. En önemli bilgilerin ilk paragrafta yer almasına özen gösterin. Takip eden tam paragraflar, zaman, yer vs konusunda daha fazla ayrıntı vermelidir. Üçüncü ya da dördüncü paragraflarda kuruluşunuzdan alıntılara yer verin. Kullanılan dilin, konuşulan dile olabildiğince yakın ve anlaşılır olmasına dikkat edin. İrtibat kurulacak kişinin adı ve irtibat bilgilerine yer verin. Görsel ögeler kullanmaya özen gösterin. Etkili bir fotoğrafın binlerce sözlükten daha etkili olabileceğini unutmayın.</p>
<h4><strong>8)  Sosyal medyayı etkili kullanın</strong></h4>
<p>Kuruluşunuzun faaliyetleri ve hikayelerini duyurmada sosyal medyayı mutlaka etkin olarak kullanmalısınız. Aynı hikayenin, Twitter, Facebook, LinkedIn, Flickr/YouTube’a uygun başlık ve içerikleri ayrı ayrı hazırlanmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/19/8-adimda-medyada-yer-almanin-yollari/">8 Adımda Medyada Yer Almanın Yolları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Adımda Etkili Kriz Yönetimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/13/10-adimda-etkili-kriz-yonetimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynel Lüle]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2015 21:31:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kriz planı]]></category>
		<category><![CDATA[kriz yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.mvpthemes.com/flexmag/?p=76</guid>

					<description><![CDATA[<p>Niteliği ne olursa olsun, krizi etkili bir şekilde yönetmek, kurumunuzun göreceği zararı asgari düzeye indirmek açısından çok önemli. Kriz yönetimi, işlerin iyi gitmemesi durumunda kullanılacak bir plan ve tehdit karşısında acil harekete geçilebilmek demektir. Etkili bir kriz yönetimi için aşağıdaki önemli noktalara dikkat etmelisiniz. Kriz nedir? Krizler, bir kuruluşun itibarı, hatta varlığını sürdürebilme konusunda ciddi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/13/10-adimda-etkili-kriz-yonetimi/">10 Adımda Etkili Kriz Yönetimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Niteliği ne olursa olsun, krizi etkili bir şekilde yönetmek, kurumunuzun göreceği zararı asgari düzeye indirmek açısından çok önemli. Kriz yönetimi, işlerin iyi gitmemesi durumunda kullanılacak bir plan ve tehdit karşısında acil harekete geçilebilmek demektir. Etkili bir kriz yönetimi için aşağıdaki önemli noktalara dikkat etmelisiniz.</strong></h3>
<h2><strong>Kriz nedir?</strong></h2>
<p>Krizler, bir kuruluşun itibarı, hatta varlığını sürdürebilme konusunda ciddi tehdit oluşturan durumlardır. Herhangi bir durum, kuruluşunuz için bir kriz oluşturabilir. Uygunsuz bir şekilde davranan –ya da konuşan- bir çalışan, gönüllü veya yöneticiden tutun da kuruluşunuzda yaşanan herhangi bir usulsüzlük, bazı hizmetlerin verilememesi gibi her şey olabilir. Faydalanıcılarınızdan biri, kuruluşunuzdan gördüğü muameleden memnun kalmayabilir ve yaşadıklarını yerel ya da ulusal medyaya bu durumu bir şekilde yansıtabilir. Bir kuruluşla ilgili kötü bir haber, kamuoyu tarafından duyulduğunda bu durum krize dönüşebilir.</p>
<h2><strong>Bir kriz durumunda iletişimde nelere dikkat edilmeli?</strong></h2>
<p>Krizi atlatmakta, iletişim çok önemlidir. İvedilikle harekete geçerken iletişim kanallarının doğru kullanılması, krizin ufak, önemsiz bir sorun olarak kalmasını sağlayabilir. Tam tersi bir durum ise krizi hiç yoktan büyütebilir.  Proaktif davranarak kontrolü ele almak, habercilere, doğru malzeme vermek gerekecektir. Aksi takdirde medya, kendi hikayesini yazar.  Başarılı kriz iletişiminin amacı; kuruluşun, normal çalışma şekline döndüğünü, krizin kontrol altına alındığını, kuruluşun, kendisi için önemli olan insanlardan destek görmeye devam ettiğini göstermektir. Kriz iletişiminin yanlış yönetilmesi, her şeyin daha da kötüye gitmesine neden olabilir. Mesajlar yanlışsa veya kuruluş bir kaosa sürüklenmiş gibi görünüyorsa, bu kuruluş için hiç de iyi değildir. Ayrıca bu durumda, medyanın eline bir olumsuz hikaye daha geçmiş olur.</p>
<p>Her kriz farklıdır. Yine de kilit mesajları oluştururken dikkate alınması gereken 4 ilke vardır. <span style="color: #c76530;"><strong>Empati:</strong></span> İnsanlara, söz konusu durum karşısında neden kızgın/üzgün/şaşırmış olabileceklerini anladığınızı gösterin. <span style="color: #d95200;"><strong>Bağlam</strong>: </span>Kendi durumunuzu, sektörde veya benzer kuruluşlarda yaşanan gelişmelerle ilişkilendirerek açıklayın. <strong><span style="color: #d95200;">Eylem: </span></strong>Kuruluşunuzun, krizi en iyi şekilde yönetmek için neler yaptığı hakkında bilgi verin ve yeri geldiğinde bu meseleyle nasıl başarılı bir şekilde başa çıktığınızla ilgili bazı örnekler gösterin. <span style="color: #c76530;"><strong>Şeffaflık</strong>:</span> Açık ve dürüst olun. Gazeteciler ve kamuoyu, bir şey saklayıp saklamadığınızı rahatlıkla anlayabilir. Dürüst olmamak, kuruluşunuzun itibarına daha fazla zarar verebilir. Hata yapmak normaldir ve gerçek bir kriz durumunda dahi hataları kabul ederek ve bu hataya yol açan nedenleri net biçimde açıklayarak insanların saygısını kazanabilirsiniz.</p>
<h2><strong>Krize karşı nasıl hazırlıklı olabiliriz?</strong></h2>
<p>İyi bir hazırlık, krizle başarıyla baş edebilmenizi kolaylaştırır. Bir kriz iletişim planınınız olmalı. Bu planı şöyle hazırlayabilirsiniz:</p>
<ol>
<li><strong>Kamuoyuyla paylaşıp paylaşmayacağınıza karar verin </strong>Planınızın ilk aşaması, bu durumu kamuoyuna duyurup duyurmayacağınıza karar vermek olmalıdır. Genelde harekete geçmek ve krizi ilk andan itibaren ciddiye almak, hiçbir şey söylemeyip krizin biteceğini umut etmekten daha iyidir.</li>
<li><strong>Kilit mesajlarınızı belirleyin </strong>Kuruluşunuzun kriz karşısında ‘duruşu’ nedir? ‘Empati’, ‘bağlam’, ‘eylem’ ve ‘şeffaflık’ ilkelerine başvurarak krizi nasıl yönetiyorsunuz?  Mümkünse öncelikli olarak daha ciddi olduğunu düşündüğünüz sorunları ele alın. Kısa bir açıklama ve sorulacağını düşündüğünüz soru ve cevapların yer aldığı bir bilgi notu hazırlayın.</li>
<li><strong>Bir açıklama hazırlayın </strong>Kilit mesajları kullanarak, kuruluşunuzun duruşunu ortaya koyan kısa bir açıklama hazırlayın. Açıklama, en çok üç ya da dört cümle olmalı. Doğrudan ve net olmalı. Yoruma açık ifadeler bulunmamalı.</li>
<li><strong>Sözcüleri belirleyin ve bilgi verin </strong>Konu hakkında kimin konuşmasının daha uygun olacağına karar verin. İdeal olanı, müsait olan ve kuruluş adına rahat konuşabilecek bir veya iki sözcü belirlemektir. Krizin niteliğine bağlı olarak bu sözcüler, yönetim kurulu başkanı, başkan, iletişim direktörü, kıdemli uzman/proje yöneticisi/politika uzmanı olabilir. Bir faydalanıcının ya da kurum dışından birinin de sözcü olarak görevlendirilmesi faydalı olabilir. Özellikle, kriz kuruluşunuza karşı bir güven krizi de yaratmışsa… Tüm sözcülere, kuruluşunuzun duruşunu açıklayan kısa bir not (soru-cevap içeren) verilmelidir.</li>
<li><strong>Tüm iletişim mekanizmalarını kontrol edin ve iletişim kuralları oluşturun </strong>Yaptığınız tüm açıklamaların, yazılı ve görsel medyanın yanı sıra online sitelere de gönderilmesini ve internet sitenizde görünür olmasını sağlayın. Bu, doğrudan gazetecilerden gelebilecek telefon sayısının azalmasına yardımcı olacaktır. Kuruluş içinde çalışanları, dışarıyla nasıl bir iletişim kuracakları konusunda bilgilendirin. Böylece, bir şekilde medyayla iletişime geçme zorunluluğu doğarsa, kuruluş çalışanları da verecekleri cevaplar konusunda hazırlıklı olacaklardır.</li>
</ol>
<h2><strong>Kriz planını nasıl uygulayabilirsiniz?</strong></h2>
<p>Tüm krizler birbirinden farklı olduğu için planınızı söz konusu krize uyarlamanız gerekecektir. Kriz planınızın üzerinden geçerek önemli hususlara hızlıca karar vermelisiniz. En önemli hususlar, doğru mesajlar vermek, hızlı harekete geçmek ve tüm sözcülerinizin durum hakkında iyi bilgilendirmektir.</p>
<h2><strong>Medyayla nasıl baş edebilirsiniz?</strong></h2>
<p>Olumsuz bir hikaye su yüzüne çıktığında, kurumun bir şey yapması beklenir. Tehdidi fark ettiğinize göre artık kontrolü ele almanız gerekir. İyi medya ilişkilerinin sırrı da burada yatar. Şunları unutmayın:</p>
<ol>
<li><strong>Hızlı hareket edin </strong>Herhangi bir olumsuz haberi öğrenir öğrenmez, en azından durumun daha da büyümesini engelleyen hızlı ve etkili bir çözüm önerisi geliştirerek derhal harekete geçmelisiniz. Örneğin makul bir süre içinde gazeteciye dönüş yapmalısınız. Zaman, kontrolü ele almada çok önemli rol oynar. Yeterince hızlı hareket ederseniz, bazı gazetelerde çıkan olumsuz bir haberin diğer gazetelerde çıkmasını önleyebilirsiniz. Aksi takdirde daha az kontrol edebileceğiniz daha da büyük bir halkla ilişkiler faciası yaşanabilir.</li>
<li><strong>Gazetecilere cevap verin </strong>Bir gazeteci aradığında, herhangi bir yorumda bulunmamak veya telefona dönüş yapmamak, ihmal etmek çok büyük bir hatadır. Herhangi bir yorumda bulunmadığınızda, çok da objektif olmayan bir haber yapılması muhtemeldir. “X STK yorumda bulunmadı.” Ya da daha kötüsü “X STK yorumda bulunmayı reddetti” gibi haberlerin çıkması kuruluşunuza zarar verir ve krizin çözülmesini zorlaştırır. Diğer yandan, daha önceden hazırlık yapmayarak sakıncalı yorumlarda bulunmak da yorum yapmamak kadar tehlikeli olabilir. Burada yapılması gereken, gazetecinin sahip olduğu bilgilerin sınırlarını mümkünse öğrenmektir. Gazeteciye yönelteceğiniz sorularla, elinde ne gibi bir bilgi olduğunu, bu bilgiyi nereden edindiğini ve başka kimlerle görüştüğünü öğrenmeye çalışın ve kendisini en kısa zamanda geri arayacağınızı söyleyin.   Bu aşamada, çalışma arkadaşlarınıza danışmak ve sözcünüzün bir açıklama hazırlaması için zaman kazanmış olacaksınız.</li>
</ol>
<h2><strong>Krizi nasıl önleyebilirsiniz?</strong></h2>
<p>Tercihen krizi, kriz olarak ortaya çıkmadan önce önlemek ve kaçınmak istersiniz. Kuruluşunuza yönelik potansiyel tehditleri bilmek ve bu tehditlerle baş etmek için kaynaklara sahip olmanız çok önemlidir. Kimlerin ve nelerin sizin için tehdit oluşturduğunu bilmelisiniz. Krize yol açan önemli nedenlerden bazıları şunlardır: Mali krizler, personel ya da kurum performansı, kurum dışından eleştiriler, fiziksel durumlar (yangın/hırsızlık/hastalık). Kurumsal krizi kontrol altına almak için oluşturulan her türlü strateji, medyayla nasıl iletişim kurulacağına dair bir plan içermeli ve kötü haberlerin, bir şekilde kamuoyu tarafından duyulacağı varsayımıyla hareket etmelidir.</p>
<h2><strong>Bir tehdit nasıl krize dönüşebilir?</strong></h2>
<p>Bir kuruluşa yönelik potansiyel tehditler, özellikle medya, ‘kötü haber’ niteliği taşıyabilecek bir hikayeye ulaşırsa hızlı bir şekilde krize dönüşebilir. Kötü haber niteliği taşıyan hikaye şu ögeleri içerir: Çatışma/yüzleşme, beklenmedik bir durum, cinayet/şiddet, trajedi, kamuyu ilgilendiren konular, en’ler (en kötü, en son vb.). Potansiyel medya tehditleriyle baş etmenin sırrı, bu tehditleri olabildiğince erken keşfetmek ve kuruluşunuzun mevcut iletişim kuralları çerçevesinde gerekli adımları atmaktır. İletişim açısından düşünüldüğünde kriz yönetim planı, bir kriz tespit edildiği anda devreye girmelidir.</p>
<h2><strong>Kurum içi etkili iletişim nasıl yapılır?</strong></h2>
<p>Tüm çalışan/gönüllülerin, kriz iletişim planı ve iletişim kurallarını bilmesi önemlidir. Böylelikle bir kriz anında hızlı hareket edebilirsiniz. Bu ayrıca çalışanlardan herhangi birinin, bir gazeteciye yanlış veya kuruluşa zarar verebilecek bir bilgi aktarması ihtimalini de asgari düzeye indirecektir. Çalışanlar/gönüllüler de kuruluşunuzun güçlü savunucuları ve sözcüleri olabilirler. Sosyal medya sitelerini ‘doğru’ olarak kullanabilir ve nihayetinde kuruluşunuzun sesi olabilirler. İletişim ekibi, doğrudan kuruluşun ana iletişim planından beslenen çeşitli standart kilit mesajlar oluşturmalıdır. Bu mesajlar çalışanlarla paylaşılmalı ve düzenli olarak yenilenmelidir. Krizin ölçeğine bağlı olarak, çalışan ve gönüllülere durum hakkında bilgi vermek için bir bilgilendirme toplantısı yapılabilir. İletişim, bu toplantının gündem maddelerinden biri olmalıdır. Elinizde bir kriz iletişim planı, kilit mesajlar ve iletişim kuralları olması, çalışanların krizin kontrol altında olduğunu hissetmesine yardımcı olacaktır. Bu toplantı, kendilerine yetki verilmediği sürece, çalışan ve gönüllülere medya veya sosyal medyayla sorun hakkında iletişim kurmamaları gerektiğinin hatırlatılması açısından da önemlidir.</p>
<h2><strong>Kimler savunucu olabilir ve onlardan ne istenir?</strong></h2>
<p>Kuruluş dışından olan ve sizin adınıza olumlu şeyler söyleyebilecek sözcülerin olması bir avantajdır. Dış savunucu ve sözcülerden oluşan bir grup oluşturmak, her iletişim planının temel bileşenlerinden biri olmalıdır. Savunucular şu kişilerden oluşabilir: Faydalanıcılar, destekçiler, ortaklık yaptığınız kuruluşlar, gazeteciler, yerel politikacılar… Onlardan, kuruluşunuzu destekleyen yazılar yazmasını,  basın bültenlerinde/medyada konuyla ilgili açıklamaların yer almasını, sosyal medya ağlarında aktif olmalarını, kuruluşunuz için savunuculuk yapmak amacıyla kendi ağlarından faydalanmalarını isteyebilirsiniz.</p>
<h2><strong>Krizi sosyal medyada nasıl aşabilirsiniz?</strong></h2>
<p>İnternet kullanımının çok yaygın olması nedeniyle, kuruluşla ilgili tek bir olumsuz yorum bile, bir medya krizinin çıkması için yeterli olabilmektedir. Kuruluşunuzun itibarı birkaç dakika içinde tehdit altına girebilir ve kötü bir haber dünyanın her yanına çok kısa sürede yayılabilir. İnternet aynı zamanda olumlu ya da olumsuz hikayelerin daha uzun süre gündemde kalması anlamına gelmektedir. Yayılması sadece birkaç dakika süren hikaye, sonsuza dek siber uzayda kalabilmektedir. Kötü bir haber farklı şekilde duyurulabilir (blog haberi, tweet, bir internet sitesinde yorum). Ancak yazılı basın, haberi çoktan rafa kaldırmış olsa da kötü haberin uzun süre daha etrafta dolaşması muhtemeldir. Sosyal medyanın nasıl işlediğini iyi anlamak ve kendi çıktılarınızı kontrol altına almak artık etkili kriz yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Mesaj panoları ve Twitter feed’lerindeki birkaç ‘olumsuz yorum’un mutlaka bir krize neden olmayacağını bilmek gerekir. Yine de yorumları takip etmek ve kontrolden çıktığını düşündüğünüz anda harekete geçmek önemlidir. Kuruluşunuzun harekete geçmesini gerektirecek son noktanın ne olduğunu belirleyin ve olumsuz yorumlar azımsanamayacak bir sayıya ulaştığında harekete geçin.</p>
<h6><em>Kaynak SIPU (Swedish Institute for Public Administrationn), TACSO (Tecnical Assistance for Civil Society Organisations) </em></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/08/13/10-adimda-etkili-kriz-yonetimi/">10 Adımda Etkili Kriz Yönetimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
