<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seçil Türkkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/secil-turkkan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/secil-turkkan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 10:50:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Seçil Türkkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/secil-turkkan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8221;Burası Ayakta Durmayı Hatırlatmak İçin Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/29/burasi-ayakta-durmayi-hatirlatmak-icin-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jan 2020 07:17:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Basın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Media4Democracy]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gazeteciler Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Kanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteciliğin güvencesizlikle eş anlamlı olduğu bu çağda, imdada bir yama olarak serbest gazetecilik ve telifli yazılar dünyası yetişiyor. M4D Koordinatörü ve TGC başkan yardımcısı Yusuf Kanlı, “Burası gazetecilere ayakta durmayı hatırlatmak için var” diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/29/burasi-ayakta-durmayi-hatirlatmak-icin-var/">&#8221;Burası Ayakta Durmayı Hatırlatmak İçin Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ankara’nın Çankaya’sında, Botanik Parkı’na çıkan sokakta, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin görkemli girişinin hemen yanındaki merdivenler Nisan 2019’da faaliyete geçmiş olan Basın Evi’ne çıkıyor. Burası ‘gıcır gıcır’ bir ofis. Sessiz odası, stüdyosu, toplantı odası, konferans bölümü, gazeteciler için tek kişilik çalışma masaları, interneti, çayı, kahvesi ve gelip giden gazetecileri var. Proje yürütücülüğü yine TGC tarafından sürdürülen “Media4Democracy” (M4D) projesinin bir kolu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">M4D’nin “Serbest çalışan gazetecileri güçlendirme destek aracı” alanına bugüne dek 195 kişi başvururken 103 haber/araştırma ve dizi yayınlanmak için onay almış. Gazetecilerin, medya alanında faaliyet gösteren STÖ’lerin ve medya kuruluşlarının çalışmalarına destek olan Basın Evi’nden ise 31 proje faydalanmış. “İnternet sitesi teknik destek aracı” için 62 kişi başvururken bunların 33’ü desteğe hak kazanmış. Genç gazetecileri destekleyen projeye ise 31 kiş başvururken onaylanan başvuru sayısı 7 olmuş durumda. Projeye en çok başvuru Ankara’dan gelirken, başkenti takip eden iller İstanbul, İzmir, Bursa, Yalova, İzmit, Düzce, Bartın, Kırşehir, Kayseri, Antalya, Antep, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Hakkâri, Van, Ağrı, Erzurum ve Ordu. Bu çeşitlilik umut verici. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje  Koordinatörü ve TGC Başkan Yardımcısı, meslekte 41 yılını dolduran gazeteci Yusuf Kanlı ile “gözbebeğimiz” dedikleri bu Basın Evi’nde buluşuyoruz. Kanlı buraya “basının Mor Çatı’sı” adını vermiş. “Gazeteciler için kendilerini güvende hissedip, çalışabilecekleri bir alan yaratmak hayalimizdi. Burası gözbebeğimiz” diyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Basın Evi, serbest gazetecilikle doğrudan bağlantılı. Burası ofissiz gazetecilerin çalışabilecekleri bir alan. Ankara’da gazetecilerin kendilerini şimdilik güvencesizlikten olmasa bile, çalışmak için sıklıkla başvurulan modern kahvehanelerden kurtarabileceği bir yer halini alabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bu “serbest gazetecilik” bizi nereye götürür? Eski Daily News yöneticilerinden de olan Kanlı “telifli işlerin gazetecilikteki güvencesizliği arttırdığı” görüşüme ağırlıkla katılmayacak ve son sorumu romantik bulacak. Cemiyetler, meslekte örgütlenme, medyanın dönüşümü ve serbest gazeteciliğin temel sorunları üzerinden M4D’yi konuşuyoruz. </span></p>
<p><b>Basın Evi’nin bir benzeri yok muydu Ankara’da? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yoktu, ilk burası. Ve burası 5 yıldan beri kurduğumuz bir hayaldi. Şimdi ise Türkiye’de ilk. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-47079 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/YusufKanli-640x426.jpg" alt="" width="325" height="216" />İstediğimiz şey, Türkiye’de gazeteciler için “mor çatı” kurmak yani bir güvenli ev oluşturmak, gazetecilerin rahatça çalışıp imkânları kullanabileceği, kendini güvende hissedebileceği, bizim onu desteklediğimizi hissedebileceği, internette kullanacağımız yazılımlarla yasaklı sitelere bile girebileceği bir alan haline getirmek. Burada her perşembe medya konuşmaları da düzenliyoruz. </span></p>
<p><b>“Gazeteci Alınıp Satılmaya Başlandığı Zaman Sorun Var Demektir”</b></p>
<p><b>Ankara’da gazetecilik, bahsettiğiniz bu 5 yılı baz alırsak, nasıl değişti sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benim meslekte 41. yılım. Başladığımda gazetecilik çok saygın bir işti. İnsanların tercih edeceği ilk sıradaki iş değildi belki ama çekinilen bir meslekti. Derler ya “Allah’a havale etmeden önceki makamdık” diye, öyle. Şimdi o yok. En güvenilmez meslekler arasında sondan ikinciyiz. Bunu istikrarlı bir çalışma ile elde ettik; kalemimizi satarak, kiralayarak, patronun baskısına boyun eğerek, siyasetin baskısına boyun eğerek, küçük hediyelerin rüşvet olduğunu anlamayarak mesleğimizin itibarını mahvettik biz. Dikkat ederseniz eleştirmeye kendimizden başlıyorum. Kendi kendimizi eleştirmiyoruz biz. Sendikaları öldürdük. Patronlar “size zam yapacağım” dediğinde sendikadan vazgeçebildik. Sarı öküzü verdiğimizde gerisinin geleceğini anlamadık. Sendika gidince dayanışma gitti ve herkes tek kaldı. Tek tek avlanmaya başladık sonra. Hürriyet’ten 45 kişi çıkarıldı en son, sebebi ise sendikalı olmaları idi. Çünkü patron örgütlenirlerse bela olacaklarını biliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi güvencesi olmayan insan herhangi birine güvence olabilir mi? Son 12 yılda iddialara göre 12 bin 700 gazeteci işsiz kalmış. Nereden çıktı bu rakam? Bir bilgimiz yok. Meclise bir rakam verilirken aralarda geçmiş, biz de oralardan bir bilgi edinmeye çalışıyoruz. Yine TÜİK verilerine bakarsak -çok şükür en azından onlar böyle bir açıklama yaptılar- medya sektöründe 2018 itibariyle işsizlik oranı yüzde 25 oranında. Yüzde 26 genç işsizliği varken, gazetecilerin yüzde 25’inin işsizliğinin olduğu ülkede durumun vehametini siz düşünün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dönüp kendi geçmişime baktığımda, Daily News gazetesindeki yöneticiliğimi bıraktığımda Ankara ofisi 42 kişiydi. Ama merkezdi o zaman, ve İstanbul bizim taşramızdı. Orada 12-13 kişi çalışıyordu.  Bugünkü Daily News’te, 1,5 kişi Ankara’da, 7-8 kişi de İstanbul’da çalışıyor. Çünkü havuzun gelişmesiyle, isteyen istedi haberi alıp kullanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Habercilik kıymetsizleşti. Gazeteler PR bülteni oldu, 10 sene önce 6-7 milyon olan tirajlar, bugün 2 milyonda, o da zar zor. Eğer aynı haberleri koyuyorsanız siz tüm gazetelere, millet de sizi okumayacaktır. 10 gazetede aynı başlık atılabiliyorsa, okuyucu neden okusun sizi? Zaten parası yok. Neden kalksın da 3 kuruşluk parasının bir kısmıyla gazete alsın. Biz kendi kendimizi sektör olarak mahvettik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Patronaj meselesi, büyük sermayenin sektöre girmesi, gazetecilerin alınıp satılabildiği bir süreci Güneş Gazetesi başlattı. Bugün o gazete kapandı ama işte yankıları sürüyor. İlk olarak gazetecilerin büyük miktarlarda transfer edilmeye başlandığı, dönemlerden buraya geldik. Gazetecilik entelektüel bir iştir. Gazeteci alınıp satılmaya başlandığı zaman bir sorun var demektir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mideden bağımlı gazetecilik yapılmaz. Bunu yapmak zorunda olan genç kuşakların, neler çektiğini tahmin ediyorum ve onlara kızmıyorum. Benim kızdığım bir aşamaya gelmiş, bu mesleğe karşı sorumlulukları olduğunun farkına varamayan zavallılara. </span></p>
<p><b>“Genci Olmayan Bir Cemiyet Yaşayamaz”</b></p>
<p><b>“Genç kuşağın neler yaşadığını tahmin edebiliyorum” dediniz. Basın Evi’ne genç kuşak gazetecilerin ilgisi nasıl? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef yüksek değil, ama kimseyi kolundan tutup “gel” diyemeyiz. Mesleki sorunlarla ilgili söyleşiler ve atölyeler yapıyoruz. İşten çıkıp gelebilmeleri için saat 18:00’de başlatıyoruz. Ulaşım açısından biraz sıkıntılı bir bölgeyiz, bu biraz zorlayıcı olabilir. İletişim öğrencileri geliyorlar ara ara. Ama yavaş yavaş olacak. Bir de sadece bizim cemiyetimiz değil, cemiyetler dışardan bakınca biraz büyük büyük gözüküyor. Farkında değiller ki aslında cemiyetler onlar. Genci olmayan bir cemiyet yaşayamaz maalesef. </span></p>
<p><b>Ankara’da genç kuşağın cemiyete ilgisi nasıl? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Var tabii, ama iş, aş derdinde olan insanın derdi gidip cemiyette lak lak yapmak değil. Biz çok uzun bir dönem sadece lokal olarak varlık gösterdik, yani mesleki çalışmalar arada bir basın açıklamasından öteye gitmeyen şeylerdi. Bu, cemiyetlerin genel sıkıntısı. Haber olmayan yerlere gençlerin gelmesi mümkün değil. Nisan 2019’da açıldı burası. Nisan’dan bu yana da 3 bin kişi geldi. 7 ilde ders verdik, 5 ilde bilgilendirme toplantısı yaptık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu projede ise 16 kişi çalışıyoruz. Yürüttüğümüz bir diğer proje olan “Medya Köprüleri” için de çalışan 3 kişi var. Burada 20 kişiye iş imkanı veriyoruz, öyle düşünün. </span></p>
<p><b>“Hedef Kitlemiz İşsiz Gazeteciler”</b></p>
<p><b>Basın Evi herkese açık mı? M4D’nin başvuru sınırları nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buraya gelen gazetecileri kayıt ediyoruz sistemimize ve her türlü çalışmamızda örgütlülüğü teşvik etmeyi planlıyoruz aslında. Sendikaya, başka bir cemiyete, basın kurumuna kayıtlı olan herkes bizde önceliklidir. Başta örgütlülük şartı koymaya karar verdik ama bu, meslekten kopmak zorunda kalmış ve yine örgütlenememiş kişiler için acımasızlık olur diye karar verdik. Ama İletişim Fakültesi’nden mezun olmuş bir arkadaşın bizden destek alması mümkün değil. Yeni mezunun elbette başımızın üstünde yeri var ama bizim hedef kitlemiz en başta işsiz gazeteciler. Çalışan da alabilir ama işsiz olanlar öncelikli. Biz işsiz değil, serbest gazeteciler diyoruz. Herhangi bir iş akdi ile basın kurumundan ücret almayanlar diyoruz, bunun içine telifle yazanlar da işsiz olanlar da girer. </span></p>
<p><b>“Gazetecilerin Harekete Geçme Dinamosuna Dokunuyoruz”</b></p>
<p><b>Gazetecilik gittikçe güvencesizleşirken, parça başı işler küçük ve dönemsel bir desteği getiriyor. Bunun etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz gazetecilere sadece “Siz değerlisiniz” meselesini hatırlatıp onların harekete geçme dinamosuna dokunuyoruz. İnsan kaynakları finansmanımız yok. “Gelin size web sitesi kuralım, kanal kuralım, siz gazeteciliğinizi yapın” diyoruz, bir şey kurmaları için teşvik ediyoruz. Ana akımın sizi istememesi önemsiz olduğunuz anlamına gelmez. </span></p>
<p><b>Gazetecilere telif vaadetmek güvencesizliği sürdüren hatta güçlendiren bir şey değil mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başvuran arkadaşlar senede sadece 5 tane telifli haber yazabileceklerini biliyor. Burası hayat kazanabileceğiniz bir alan değil. Burası ödenemeyen su faturasını ödeme, ayakta durabilme yeri. </span></p>
<p><b>Öte yandan genç kuşak gazeteciler ofislere girmek istemiyorlar… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir arkadaşımız var Basın Evi’ne gelip gidip çalışan, ofis kullanmıyor. İki internet ağımız, sessiz odamız var. Ofis kirası vermiyor. Kaldı ki gazeteci network olmadan gazetecilik yapamaz ama mesela burada insanlarla tanışabilir, stüdyomuz var. Her şey yapılabilir. Niyet önemli. </span></p>
<p><b>M4D gibi projeler insana iyi gelmekle birlikte, insanın umudunu da kırıyor. Sonrasında “Nerede çalışacağım ben?” diye düşünüyorsunuz&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haklısınız. Ben 1993 yılında işsiz kaldım ve aslında o dönem hayatımın en çok para kazandığım dönemiydi. Tam 42 yere yazıyordum, bir habere 42 takla attırıyordum. Ama sonuçta bir takıntımız var; sabah işe gidip akşam eve gelme, sigortalı olma. Baktım işe gitmiyorum, sabah ne zaman uyandığım belli değil, gece kaçta yattığım belli değil, bir düzenim yok, depresyona girdim. Sonra o dönem önceki işyerimde aldığım paranın üçte birine Anadolu Ajansı’ndan teklif geldi ve çalışmaya başladım. Buna hiç pişman olmadım o ayrı ama, işte serbest gazeteciyken Daily News’te kazandığımın daha azına çalışmaya başladım. Çünkü daha rahat tatmin ettim kendimi, “işim var” diye. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama aslında bugün bu kuşağın, bir disiplin içinde bunu yapması mümkün, kendi patronu olması mümkün. Kolektifler oluşturabiliriz, küçük şirketler oluşturabiliriz, kendi sigortalarımızı ödeyebiliriz, her şeyi yapabiliriz. </span></p>
<p><b>Gazetecilik hayatınızı değerlendirdiğinizde, medya bu girdiği cendereden çıkabilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok romantik sorular bunlar bence. Radyo çıktığında da, TV çıktığında da aynı şey söyleniyordu. Dünya basınında yüzde 8-20 arasında gerileme var medyada. Tirajlar, televizyon izlenme oranları, reklam pastaları düşüyor. Türkiye’de bu gerileme yüzde 80. Bunun sebebi, aynı haberi bir düzine gazetede takla bile attırmadan görüyor olmamız. Kötü yazılmış, haber mi, PR mı olduğu belli olmayan yazıları gazeteye doldurursanız sizi kimse okumaz, kimse televizyonları seyretmez. Her şey Serdar Ortaç’ın şarkıları gibi, dipte aynı müzik var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bunun sonucunda gazetecilik ölmez, sadece temizlenir. Kimse kusura bakmasın; o çok büyük gözüken ana akım medya devrini tamamladı. Reform olsa ne olur bu saatten sonra, bir imaj kalmadı. Medya dönüşecek ve tek gerçek var; gazetecilik baki kalacak. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/29/burasi-ayakta-durmayi-hatirlatmak-icin-var/">&#8221;Burası Ayakta Durmayı Hatırlatmak İçin Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Kolektif Koşu: Yardımseverlik Koşu&#8217;su Pazar Günü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/02/bir-kolektif-kosu-yardimseverlik-kosusu-pazar-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2019 08:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[41. İstanbul Maratonu]]></category>
		<category><![CDATA[Adım Adım Oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[Buldan Eğitim ve Dayanışma Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Maratonu]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar İlkiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yardımseverlik Koşusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pazar günü (3 Kasım) İstanbul Maratonu içinde gerçekleşecek olan “Yardımseverlik Koşusu”, bu yıl 11. kez yapılacak. Bu yöntemle STK’ların bütçesinin yüzde 30’u gönüllüler tarafından toplanmış oluyor. Katılımcılardan ve sivil toplum dünyasının içinden biri olan, Pınar İlkiz’e tecrübe ve gözlemlerini sorduk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/02/bir-kolektif-kosu-yardimseverlik-kosusu-pazar-gunu/">Bir Kolektif Koşu: Yardımseverlik Koşu&#8217;su Pazar Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Koşu gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla sivil toplum kuruluşları için bir tür kaynak geliştirme metodu olan ve dünyada da uygulanan <strong>“Yardımseverlik Koşusu</strong>” Türkiye’de ilk kez bundan 11 yıl önce, yani 2008’de koşuldu. Adım Adım Oluşumu’nun yaygınlaştırdığı “kolektif yardımseverlik koşusu”nda yapılan bağışlar, 2017’de 13 milyon TL’ye ulaşmış durumda. adimadim.org’a göre, bu yöntemle, bazı sivil toplum örgütleri kaynağının yüzde 30’unu toplayabilmiş.</p>
<figure id="attachment_43814" aria-describedby="caption-attachment-43814" style="width: 287px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-43814" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/10/mQ7N57bg_400x400.jpg" alt="" width="287" height="287" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/mQ7N57bg_400x400.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/mQ7N57bg_400x400-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" /><figcaption id="caption-attachment-43814" class="wp-caption-text">Pınar İlkiz</figcaption></figure>
<p><strong>Kişiler Duyurularını Kendileri Yapıyor</strong></p>
<p>Bu yıl, pazar günü (3 Kasım) gerçekleşecek olan 41. İstanbul Maratonu içerisinde gerçekleşecek olan Yardımseverlik Koşusu’nda gönüllüler ulusal veya uluslararası koşu/triatlon/duatlon/bisiklet/yüzme gibi yarışlara katılmadan önce duyuru ve çağrılarını kendi aile, dost ve tanıdık çevrelerine e-posta aracılığıyla duyuyorlar. Duyurularında destekledikleri STK&#8217;ların projelerine bağış çağrısında bulunuyorlar, ve  bu bağışlar doğrudan ilgili sivil toplum kuruluşunun proje için açılan resmi banka hesabına yapılıyor.</p>
<p><strong>Kolektif Koşu Ruhu Maratonda</strong></p>
<p>Yardımseverlik Koşusu’nu, hem sivil topluma yakın olan, hem de bu deneyimi tecrübe eden Pınar ilkiz’e sorduk. Pınar, ilk kez geçen yıl Kanserli Çocuklara Umut Vakfı için 10 km. yürümüş. Yürümüş, çünkü dizinde bir sorun var ve bu soruna karşın, yapılan “kolektif koşu”ya katılma sürecinde etkisi olan şeyin işin mutfağındaki ruhu görmüş olması olduğunu anlatıyor. “<em>İşin mutfağını, dönem başkanından antrenörüne herkesin gönüllü çalıştığını görünce çok etkilendim. Bu sizi ister istemez etkiliyor, çünkü bu bir ruh ve bir parçası olmak istiyorsunuz. Zaten sivil toplumda çalışmış ve şimdi sivil toplum kuruluşları ile çalışan biriyim ve ‘Daha fazla ne yapabilirim?’ diye sormaya başladığım anda yolum Adım Adım ile kesişti</em>.” diyor.</p>
<p>Hikâyesi şu; Pınar, önce Türkiye&#8217;de yardımseverlik koşusu yapmanızı sağlayan bir yapı olan Adım Adım&#8217;ın kurucularından Itır (Erhart) ile tanışmış, sonra diğer kurucu Renay ile. Birlikte neler yapabileceklerini konuşurlarken, şimdi dönem başkanı, o dönemde de  Marka ve İletişim Koçu olan Kıvanç (Ergun) ve zamanla ekibin geri kalanı da gelmiş. Bu yapı ile tanışmaya başlayıp, işin mutfağını görünce ekibin parçası olmak istemiş.</p>
<p><strong>“Adım Adım, Çok Katmanlı Bir Yapı”</strong></p>
<p>Pınar “<em>Tabii Adım Adım dışında da yardımseverlik koşusu yapabilirsiniz ama Adım Adım, yardımseverlik koşusuna ruh katan çok katmanlı bir yapı. Ben 10 yılını devirmiş bu yapının bu anlamda çeperinde duruyorum ama her hafta antrenmanları, arada yoga, pilates gibi etkinlikleri, makarna partisi, after partisi derken koşanların birbirini motive etmesi de kolay oluyor. Hele de şu anda Türkiye çapında yardımseverlik koşusu, yüzmesi, vb. yapabileceğiniz yedi etkinlik varken</em>.” diye anlatıyor.</p>
<p>İlkiz,  İstanbul Maratonu&#8217;na bu yıl Buldan Eğitim ve Dayanışma Vakfı için katılacak. “Üniversitede okuyan kız öğrencilerine burs desteği için yürüyeceğim köprüyü çünkü #KızımızOkuyacak” diyor.</p>
<p><strong>“ ‘Orada Bir Köy Var Uzakta’ Algısını Kırma Yolu”</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk sivil toplum ajansı pikan’ın kurucularından da olan Pınar, pikan’ın bir takımı olduğunu anlatıyor. “Bu sene HAÇİKO, Maya Vakfı, Buldan Vakfı, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı, Kadın Dayanışma Vakfı, Türkiye Alzheimer Vakfı ve Uçan Süpürge için koşuyoruz. Hepimiz tek bir kuruma koşsak belki daha etkili bir destek sağlayabilirdik ama pikan&#8217;da çalışan herkes sivil toplumdan gelmiyor. Hal böyle olunca içimizden birinin bile çevresine &#8220;sivil toplum&#8221;un varlığını bir şekilde göstermesi, o kuruluşun adını o insanlara duyurması çok önemli hale geliyor. Sivil toplum kuruluşlarının birçokları için &#8220;Orada bir köy var uzakta&#8221; olma halini de kırmak için iyi bir yol.” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Değişimin Parçası Olmayı Hissetmek</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl “yürüyen” Pınar’a deneyimlerini soruyoruz. Kısaca “<em>yorucu ama keyifli</em>” diye tarif ediyor duygusunu. Önerisi, kurumun yardımseverlik koşusu yapması için somut hedeflerinin olması yönünde. “<em>Şu kadar kız öğrenciyi okutmak istiyoruz ya da bir kız öğrencinin burs tutarı şu kadardır gibi”</em> yani. Bu nedenle katılımcı da kendisine hedef koyuyor. Son olarak ise değişime vurgu yapıyor; <em>Bazen ekip arkadaşlarınızla tatlı bir rekabete giriyorsunuz. Ama hepsi sonunda bir kurum adına bağış toplamak için. Değişimin bir parçası olduğunuzu hissediyorsunuz ve bunu yaparken de takım olmak, bir spor faaliyetinde bulunmak da cabası.</em></p>
<p><em> </em>Bu yılki koşu için toplam 79 STK destekelenecek.. Bunların arasında  ALİKEV (Ali İsmail Korkmaz Vakfı), AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı), Tarlabaşı Toplum Merkezi gibi vakıflar da var. Desteklenecek olan kuruluşlar eğitim, sağlık, bilim ve teknoloji, hayvanlar, kültür, sanat, spor gibi alanlardan olabiliyor.</p>
<p>Detaylı bilgi için; https://ipk.adimadim.org/nedir</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/02/bir-kolektif-kosu-yardimseverlik-kosusu-pazar-gunu/">Bir Kolektif Koşu: Yardımseverlik Koşu&#8217;su Pazar Günü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Fayda Zirvesi 25 Ekim’de: İyiliğe Giden Kısa Yol Mümkün Mü? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/sosyal-fayda-zirvesi-25-ekimde-iyilige-giden-kisa-yol-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 08:28:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Faik Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[Kyoto Protokolü]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Fayda Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[UNDP]]></category>
		<category><![CDATA[UNDP Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43552</guid>

					<description><![CDATA[<p>25 Ekim’de İstanbul’da düzenlenecek olan Sosyal Fayda Zirvesi dünyayı yaşanır kılmak için teknolojiden nasıl yararlanılabilceğini kendi tabirleriyle ‘değişimin mimarlarıyla’ konuşuyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/sosyal-fayda-zirvesi-25-ekimde-iyilige-giden-kisa-yol-mumkun-mu/">Sosyal Fayda Zirvesi 25 Ekim’de: İyiliğe Giden Kısa Yol Mümkün Mü? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">25 Ekim’de İstanbul’da UNDP Türkiye Ofisi tarafından bu kez altıncısı düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi Zorlu PSM’de yapılacak. 19 ayrı oturumun gerçekleşeceği zirvede, hükümet kanadından isimler, sivil toplumdan temsilcileri ve ekibin kendi tabirleriyle “değişim mimarları ve gelecek odaklı düşünce önderleri” bir araya gelecek, “İyiliğe giden en kısa yol” temasıyla konuşmalar düzenlenecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Böyle bir yolun mümkün olup olmadığını UNDP İletişim Koordinatörü Dr. Faik Uyanık ile Ankara Yıldız Kule’deki ofislerinde değerlendirdik. Söyleşide zirvenin gerçekleşeceği formatı, küresel ve yerel politikaları, UNDP’nin bu politikalara olan dirsek temasını, ülkenin iklim krizine yönelik attığı ve atmadığı adımları konuştuk. BM’nin 17 maddelik Sürdürülebilirlik Anlaşmasına taahhüt koyan ülkelerden olan Türkiye, şimdiye kadar “Teknoloji Bankası” taahhüdünü yerine getirmiş durumda. Öte yandan Dr. Uyanık, “Dünya liderleri eğer isterlerse 1 yıl içinde açlık sorununu çözebilirler” diyor, konuyu buradan gıda politikalarına getiriyoruz. Küreselde söz verirken, gündelik politikalar bunun aksini gösterebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal Fayda Zirvesi, UNDP Türkiye ve temelde Türkiye’nin “kalkınma” macerasının elbette küçük bir kısmına, buyurun.</span></p>
<p><b>Kolay bir yerden başlayalım. 25 Ekim’de yapılması planlanan Sosyal Fayda Zirvesi’nde ayrı ayrı 19 oturum yapılacak. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz? </b></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-43556 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/00365946-60B1-4ECE-91C5-21FE7404BC81-2-640x853.jpg" alt="" width="271" height="361" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kolay olmuyor ve uzun bir süreye yayılıyor. Konuşmacı, tema seçimi ve o yıl üzerinde duracağımız konuları teker teker saptıyoruz. UNDP Türkiye Ofisi olarak zirve konusunda TBWE’nin sosyal fayda iletişimi üzerinde duran ekibiyle çalışıyoruz. İDEMA ve Habitat Derneği de sürekli yakın çalıştığımız sivil toplum kuruluşlarından. Konuşmacıları belirlerken yakın çalışıyoruz.”Sosyal Fayda Zirvesi” dünyada 2010’dan beri yapılırken, biz İstanbul’da 2013 yılından beri düzenliyoruz. Her yıl da bir önceki seneye göre daha zorlu hale geliyor, hedeflerimizi yükseltiyoruz. Konuşmacı sayısı  zaten hedef olarak yüksek olan bir format bu. Bunun yanında niteliğini de gerek Türkiye gerekse uluslararası açıdan artırmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla zevkli ve yorucu bir süreci geride bıraktık, artık hazırız. </span></p>
<p><b>“İyiliğe Giden Kısa Yolları Bulmak İstiyoruz&#8221; </b></p>
<p><b>Öyle olmalı. Peki, “İyiliğe giden en kısa yol” isimli bir temanız var. Böyle bir yol mümkün mü? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında bu tema UNDP’nin de yaklaşımını tarif ediyor. Sürekli denediğimiz yöntemlerle farklı sonuçlar elde etmeyi beklemek saçma, dolayısıyla hayatımıza kısayolu, inovasyonu katmamız gerekiyor. Sosyal Fayda Zirvesi’nin temel motivasyonu da budur. Dijitalin, teknolojinin, sosyal medyanın, yeni teknolojiler ve genel anlamda inovasyonun ve yenilikçiliğin sosyal faydaya katkısına odaklanır. Sürdürülebilir kalkınma ile ilgili 2030’un sonunda hayata geçmesi beklenen 17 küresel gündem var. Fayda ya da iyilik derken de kısaca iletişimde kullandığımız bu kavramlardan bahsediyor oluyoruz. Bu gündemler üzerinde dünya liderleri anlaştı ve bu sözleri tutmak gibi bir irade var. Ama bildiğimiz yöntemlerle ilerlersek büyük oranda başarısızlığa uğrayacak. İşte bu zirve yoluyla odaklanmaya çalıştığımız şey bu hedeflere de giden yenilikçi fikirler ve kısayollar. Her zamankinden farklı, gelenekselin ötesinde devam edegelen sorunlarımıza nasıl çözümler geliştirebiliriz? Sorunlar değişir, evrim geçirirken çözümlerimiz çoğu zaman yerinde sayıyor. Çözümlerin de sorunlar kadar hızlı gelişmesi gerekiyor. 17 küresel amaca baktığımızda hayatın her alanına dokunan amaç ve bunların 169 alt hedefi var. O 169 hedefi ölçmemiz için ülkelerin üretmesi gereken 232 endikatör var. Türkiye bunları TÜİK vasıtasıyla üretmeye başladı. Burada konuşacağımız konu ise, Türkiye’nin bu 17 amaçtan hangilerinde bir şekilde bir ilerleme sağlayacağı, hızlı bir şekilde. </span></p>
<p><b>İklim Krizi Ana Gündem Maddesi </b></p>
<p><b>Zirveyi Türkiye’de düzenlediğiniz bu 6 yıl içinde her yıl karşınıza çıkan ortak, kalıtsal sorun nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küreselde düşünürsek -ve bu Türkiye’yi de kapsar-, iklim değişikliği, iklim krizi diyebiliriz. Bunu muhakkak gündemimizde tutuyoruz ki, 2019’un başlıca küresel gündemi de iklim eylemi konusu. BM Genel Sekreteri, eylül ayının sonunda yapılan BM Genel Kurulu’na dünya liderlerini davet ederken </span><span style="font-weight: 400;">“Buraya boş kuru konuşmalarla gelmeyin, buraya eyleme yönelik planlarla gelin” </span><span style="font-weight: 400;">demişti. Ve öyle de oldu. İklim zirvesinde liderler taahhütlerde bulundular ve önümüzdeki yıllara dair planlarını tartıştılar. </span></p>
<p><b>Türkiye hariç ama… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de kendince anlattı ama tabii tatmin olanlar var olmayanlar var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">New York’ta yapılan bir çok temel etkinliğin genel teması da iklim oldu. 2013’ten bu yana, her sene bu konuya olan vurguyu arttırarak devam ettik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal tarafta ise toplumsal cinsiyet en gelişmişinden en az gelişmişine kadar tüm dünyanın en önemli konularından birisi. Kadın temsilini istihdamda, siyasette ve eğitimde çok önemsiyoruz. Bu alanda dünya, ideal olandan çok uzak. Dünya idealleri de uzak, Türkiye’de ayrıca uzak. Kadının siyasette temsili -TBMM’de 600 vekilden ortalama sadece 100’ü kadın-, süratle ideal bir dünyada olması gereken yüzde 50’ye ilerlemesi lazım. Siyaset dediğimiz zaman sadece TBMM’de değil, yerel meclislerde, belediye başkanlıklarında da karar alıcıların erkek olduğunu görüyoruz. Kadınların çok büyük kısmı evlerde. İş hayatına giren kadının ne kadarının karar alıcı alanlarda olduğuna bakmak gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bölgesel ve her türden eşitsizlik yine Türkiye’nin başlıca kalkınma problemlerinden biri. Kağıt üzerinde yoksulluk kalmamış olsa da, istatistikler ve bölgesel eşitsizlikler, şehirler arası eşitsizlikler, bu sorunu önümüze koyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyi olduğumuz bir alan, kız çocuklarının okula kayıt oranları. Allahtan Türkiye bu konuda son 20 sene içinde ciddi mesafe katetti. Bu sefer de eğitimin niteliği meselesi gündeme geliyor. Çocuklarımızın okuduğunu anlaması gerekiyor, temel bilimleri bilmesi ve analitik düşünmesi lazım. </span></p>
<p><b>“Eğitimde Araç Ve Temaya Odaklanıp Felsefeye Odaklanmıyoruz&#8221; </b></p>
<p><b>Bu söyledikleriniz yapısal bir değişime işaret ediyor. Örneğin eğitim sisteminin sürekli değiştiği bir ülkede, UNDP’nin buna dair bir çözüm önermek gibi bir misyonu var mı? Ya da amacı aktörleri bir araya mı getirmektir diye düşünmeliyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">UNDP’nin Türkiye’deki çalışma alanları içinde eğitim yok. Elbette sürdürülebilir kalkınma amaçlarının bir avukatı gibidir, bu konuda bilinç yaratmaya çalışır. Ama esas olarak eğitim UNICEF’in ilgi alanı dahilindedir. BM Çocuk Fonu, MEB’le (Milli Eğitim Bakanlığı) ile çok yakın çalışır. UNDP genç ve yetişkinlerin mesleki eğitimi ile ilgili olarak Bakanlıkla yakından çalışır. Dediğiniz gibi, yapısal bir reforma tekabül ediyor bu. Müfredatın değişmesi doğaldır ama temel yaklaşımın okuduğunu anlayan, kritiği bilen, analitik düşünebilen insan yetiştirmek olması lazım. Biz daha çok konulara odaklanıyoruz. Araç ve temalara odaklanıp felsefeye odaklanmıyoruz. Dolayısıyla Pisa testi gibi testlerde aldığımız skorlar sürekli düşüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer teşrif ederlerse MEB Ziya Selçuk da bizim davetlimiz. Onunla konuşmak istediğimiz konu da bu aslında. “Geleceği eğitimi nasıl olmalı?” Türkiye içinde bulunduğu konumda, kalkınmış ülkeler liginde yer almak istiyorsa eğitimi ne şekilde ele almalı ve değiştirmeli gibi…  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok önemli bir kalkınma sorunu değilmiş gibi gözükse de temel sektörler eğitim ve sağlık iyi bir şekilde ele alınmalı. Sağlık alanında Türkiye mesela, bir başarı hikayesi üretti. Çocuk ölümlerinde, anne sağlığında ve aşılama başarısında elde etti bu hikayeyi. 1 ve 5 yaş altı çocuk ölümlerinin engellenmesindeki türkiye en az gelişmiş ülkelere teknoloji ihraç ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı başarıyı eğitimde gösterdiği takdirde de bunun sektörlere yansıması daha önemli olacak. Problematik alanlara ve eşitsizliklere bakarken ve üçüncü meselemiz de Türkiye gibi hızlı büyüyen ülkelerde de ortak olan, bu büyümenin çevresel sürdürülebilirlikle dengelenmesi meselesi.  Bir yandan hızla büyümesi gerekiyor. Ekonomisini çeşitlendirmesi, istihdam yaratması, yeşil ekonomiye geçmesi gerekiyor, öte yandan da karbon salımını dengelemesi, doğal değerlerini, varlıklarını koruması lazım. Güney Afrika ve Hindistan’da da aynı problem var. İyi olduğumuz yerleri söylediğim gibi, bu tür zirvelerde bu eksik noktaları da konuşuyor olmamız lazım. Türkiye hangi yollardan geçti, neyi değiştirdi ve başarılı oldu, Türkiye’nin anlatması gereken bir hikaye. Buna vesile olan etkinliklerden biridir Sosyal Fayda Zirvesi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye, taahhüdünü verdiği 17 hedefli, 169 alt hedefli sürdürülebilirlik anlaşmasında, Teknoloji Bankası taahhüdünü yerine getirdi ve geçen sene faaliyete geçti.</span></p>
<p><b>Bunun dışında tamamlamaya yakın olduğu bir hedefi var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hızlı yol kat edilenler var. Soracak olursanız hangisi kolay hangisi zor diye, yoksulluğun azaltılması gerçekten zorlayıcı bir iş ama açlığın yok edilmesi dünya liderlerinin bugün istese bir yıl içinde çözebileceği bir konu. 2030 yılına gelindiğinde bu aşırı yoksulluk belki azaltılmış olur ama sıfırlanmış olmayabilir ama dünyanın açlığı yok etme şansı var. </span></p>
<p><b>Sözü Verilenler Ve Gerçekte Olanlar  </b></p>
<p><b>Bu hedefler üzerine tartışılmış şeyler nihayetinde. Dünya bazında konuşurken böyle ama Türkiye’ye baktığımızda gerçekçi politikalarla karşılaşmıyoruz. Yakın bir zamanda Akademisyen Bülent Şık’a kanserin nedenlerine dair çevre kirliliğinin verilerini açıklamış olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından dava açıldı, yargılandı ve ceza aldı. Bu davadan söz ederken gıda politikasıyla da çok yakın bir şeyden bahsediyoruz. Dolayısıyla elbette küresel bazda taahhütler varken, gerçek politikaların öyle işlememesi sizi nasıl bir konuma itiyor burada? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii halk sağlığı konularının gündeme çok daha ciddi gelip, özgürce tartışılıyor olması lazım. Bahsettiğiniz spesifik durumdan çok fazla haberdar değilim ama sanayimizin, üretim biçimlerimizin bizi öldürmeyen cinsten olması lazım. Bütün detayları düşünüp, ince eleyip sık düşünmeliyiz. Üretim ve tüketim biçimlerimizn üzerine düşünüp kafa yormamız gerekiyor, bu bir felsefi değişime işaret ediyor. Sivil toplum ve medyanın işini yapması ve onlara da bu alanı açmamız gerekiyor. En başa dönecek olursak öncelikli sorunlarımızı gözden geçirirken problemler yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Bu sadece Türkiye değil tüm dünya için geçerli, hakikat sonrası dönem yani. Bu dönemde asıl mücadele etmemiz gereken şeylerin neler olduğunu atlıyoruz. Gezegenin geleceği bunlardan biri. Ekonomik, sosyo ekonomik sorunlarımıza eğilmiyoruz. </span></p>
<p><b>Sosyal Fayda Zirvesi bütün bunları konuşabilmek için bir alandır diyelim mi o zaman toplamda? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, bunun için bir alandır. Her gün gazete manşetlerinde görmemiz gereken konuları konuştuğumuz bir alandır. Ama bunlar yani dünyanın gidişatı gazete manşetlerine yansıyamıyor, dünyanın gidişatı nedeniyle. Özel olarak temel meselelerimiz olan kadın, eğitim, sağlık, iklim, çocuk konularının hiç yansıyamadığını görüyoruz. İlk sayfalarda yer bulması genel olarak çok sansasyonel konular olduğunda rastladığımız bir şey oluyor ama genel olarak sorunun kökenine inip, politika değişikliğini konuşmaya vaktimiz kalmıyor, çünkü bambaşka bir olay geliyor ve gündemi bir anda kaplıyor. Sürekli erteliyoruz bu kritik problemlerimizi. Kalkınma çalışanların temel argümanı şudur; sürdürülebilmeye dair temel meseleleri çözmediğimiz zaman sürekli krizlerle karşılaşırsınız. Çünkü eşitsizlikler huzursuzlukları, huzursuzluklar krizleri doğurur. Krizlerin sonucunda savaşlar ve göçler yaşarsınız. Dolayısıyla sonuçlarla uğraşmak yerine, temeldeki büyük eşitsizliğin sebebinin üretim ve tüketim kalıpları olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu kalıpları değiştirdiğinizde, daha dostu yaptığınızda, ürettiklerimizi eşitçe paylaştığımızda bugün konuştuğumuz sorunların çoğunu konuşmayacak olacağız. Ama konu oraya gelmiyor, bu da içinde bulunduğumuz dönemin çelişkilerinden biri. </span></p>
<p><b>Zirvenin nasıl bir formatı olacak? Herkese açık bir buluşma bu, katılımcılar soru sorabilecek mi  Örneğin sizin de Milli Eğitim Bakanı Xiya Selçuk ile bir buluşmanız olacak, moderasyonunu üstleniyorsunuz, ismi “Fayda için Genç Gücü”. Nasıl bir format belirlediniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küresel formatı Türkiye’ye uyarlamak biraz zor oldu.  2013’te ilk düzenlediğimizde, uzun uzun paneller koymuştuk. Sonra yavaş yavaş New York’taki formülü uygulamaya başladık. Bizim fikrimiz, en karmaşık konuları bile analitik düşünüp planlarsak izleyiciye çok kısa sürede geçirebileceğimiz yönünde. Yarım saatte anlatacağınız konuyu 5 dakikada anlatabilmek yani. Son 3-4 yıldır bunu uyguluyoruz. 60-70 kişiyi aynı sahnede, sabahtan akşama kadar ağırlamak çılgınlık gibi gözüküyordu ama yaptık. Sürenin yetmediğine dair şikayetler aldık, ama bu formatta ısrarcıyız. Tüm konuşmalarımıza detaylı briefler veriyoruz ve konuşmacılarımızın  prova yapmalarını bekliyoruz. Gelen izleyici konunun kanaat önderlerinden çok farklı konularda, haberdar olma şansını elde ediyorlar. Moderatörlerimiz sosyal medya üzerinden gelen soruları iletiyorlar, salondakilerle birebir temasımız olmasa da. Sosyal medyayı iyi kullanan bir konferans olduğumuzu söylemek isterim. 2030Şimdi, etiketi üzerinden iletilir ve takip edilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Detaylar için<a href="http://www.sgsistanbul.org"> buraya</a> tıklayabilirsiniz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/sosyal-fayda-zirvesi-25-ekimde-iyilige-giden-kisa-yol-mumkun-mu/">Sosyal Fayda Zirvesi 25 Ekim’de: İyiliğe Giden Kısa Yol Mümkün Mü? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Yokluğunu Hatırlatma Müdahalesi: Cendır Beşlisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/bir-yoklugunu-hatirlatma-mudahalesi-cendir-beslisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 07:50:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Cendır Beşlisi]]></category>
		<category><![CDATA[filmmor]]></category>
		<category><![CDATA[gender]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41538</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cendır Beşlisi, ismini bu topraklardan almasa da içeriği tam da bu toprakların ürünü bir grafik müdahalesi. Nerede sırf erkek bir liderler grubu varsa oraya beş tane grafik kadın intikal ediyor. Gülümseyin, müdahale ediyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/bir-yoklugunu-hatirlatma-mudahalesi-cendir-beslisi/">Bir Yokluğunu Hatırlatma Müdahalesi: Cendır Beşlisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Erkek erkeğe olduklarının bile farkında olmadıkları bir tek cinslilik hali, yokluğumuzun bile adı yok. Madem davetliler, kurullar, alanlar sadece erkek, biz de davet edilmediğimiz, dışında bırakıldığımız o kamusal alanlara bu yöntemle dahil olmak istedik”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41540 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/08/Cend%C4%B1rBe%C5%9Flisi_1-640x295.jpg" alt="" width="386" height="178" />Bu sözler Cendır Beşlisi isimli görsel müdahaleleriyle yalnızca erkeklerden oluşan toplantılara 5 kişilik bir grafik kadın grubunu ekleyen Filmmor ekibinden Özge, Melek ve Özge’ye ait. Üçlü, toplumun tümünü ilgilendiren alanlarda, toplantılarda, kurullarda ya da bilumum alanlardaki karar verici ya da ön plandaki kimselerin erkek olmalarını ve objektiflere poz veren, kendini meşru gören “sırf erkek” grupları eleştiriyorlar. Ekip temel çıkış noktalarını herkesin kendi kendini temsil etme hakkı ya da herkesin erkekler tarafından temsil edilmesinin meşruiyetini sarsmak olarak açıklıyor. </span></p>
<p><b>“Sırf Erkek Toplantılara” Müdahale</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir fotoğrafa grafik bir kadın grubuyla müdahale etmelerinin çıkışı şöyle; “Sırf erkek” toplantılardan birinin fotoğrafı sosyal medya aracılığıyla önlerine düştüğü zaman, öfkeyle üzerine konuşmaya başlamışlar ve o an Melek’ten bu görsellere müdahale etme fikri gelmiş. Çizimleri fotoşopta Özge yapmış. Onlar müdahale etmeye karar verdikleri fotoğraftaki kalabalık erkek grubu için “sırf erkek toplantılar” tanımlamasını yapıyorlar.</span></p>
<p><b>“Kendimizi İyi Hissedebilmeyi De Diliyoruz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tamamen erkeklerden oluşan toplantı ya da buluşmaları listeleyen ve bir anlamda Cendır Beşlisi Projesi&#8217;ne benzeyen bir proje/blog olan “Kadınsız Toplantılar” fikrini 4 yıldır sürdüren akademisyen Barış Gençay Baykan’la da bu mecrada konuşmuştuk daha önce. İki proje birbiriyle müşterek bir düzlemde buluşuyor. Baykan’la söyleştiğimizde bu alanı bir erkeğin gözlüyor olmasını hoş bulmakla beraber, nihayetinde yalnızca ve yalnızca hoş bulduğuma karar vermiş, “Acaba kadınlar da mı yürütüyor olmalıydı” diye içimden geçirmiştim. Ekibe bu vesileyle Gençay ile iletişime geçip geçmediklerini sordum; seriden haberdar olduklarını ve “Kadınsız Toplantılar” için “sırf erkek paneli” isimli bir etiketi sosyal medyada örgütlediklerini anlattılar. “Böylece daha derli toplu oldu” diyorlar. “Cendır Beşlisi ile takip etmek kadar kendimizi iyi hissedebilmeyi de diliyoruz. Biz iyi hissediyoruz mesela bir erkek erkeğe toplantıya cendır beşlisi katıldığında…”</span></p>
<p><b>“Lütuf Bir Kota Değil Beklentimiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu durumda “politik doğruculuk” kavramıyla ilgili fikirlerini merak ediyorum, zira sadece koltuklarda “kadın gözükmesi” fikri için bir toplantıya yoktan yere kadın “oturtmak” şirketlerin/kurumların kaçtığı kolay yollardan biri ve kadınların içten içe “savaşmaya” başladığı yeni bir olgu da. Yani büyükşehirlerde kafalara kakılarak koyulmuş olan “kadın” kotaları, aslında kime yarıyor? “Politik doğruculuğun kendine has, o olmamış yanı hakkında ne düşünürsünüz?” diyorum; Dostlar alışverişte görsün deyişindeki gibi lütuf gibi bir kota değil tabii beklentimiz. Ama bu kötü/olmamış duran zorunluluk ve sorumluluk hissi oluşması bir başlangıç noktası olabilir. Bizler bu noktadan oldurmak için alan açabiliriz ama bu arada olmamışlığını da takip etmeliyiz tabii.” diye yanıtlıyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gendır Beşlisi&#8217;ni nasıl tanımladıklarını sorarken, aslında ben bir sosyal medya eylemi ya da kampanya olarak sınırlamıştım. Ama onlar yukarıdaki paragrafta da belirttiğim gibi görsel müdahale olarak adlandırıyorlar. </span></p>
<p><b>Müdahalenin Anlamını Bükmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müdahale tanımı güncel sanatlarda da sıkça kullanılıyor. Aslında bunun bir “sosyal medya eylemi” ya da “kampanya” olmamasına bu anlamda sanırım sinsice seviniyorum. Zira kendinize alan açmaya çalışırken, nasıl bir tanım kullandığınız kuşkusuz belirleyici. Bir de şu açıdan düşünmek fena değil; sanat, bugün ve yeniden “politik” eylemlerin içinde karşımıza daha sık çıkıyor. Bu durum sanatı gündelik hayatımızın içinde görünür kılabilirken, birleştirici bir unsur olduğunun da altını çiziyor.  “Müdahale” belki yakın zamana kadar polislerden duyduğumuz ölçüde tınlar ve çağrışırken kulaklarımızda, Gendır Beşlisinde bir diğer gerçekliğe de işaret ediyor: Artık müdahale ediyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdilik çizgi olsa da kendi deyişleriyle iki Özge, bir Melek, “Varlıklarından bu kadar emin ve rahat olan sırf erkek topluluklara böylece rahatsızlık verme, yokluğumuzu hatırlatma eylemi bizimki. Herkesi de çağırdığımız bir eylem aslında. Sırf erkek bir fotoğraf görenler bize haber veriyor, hemen cendır beşlisi oraya da intikal ediyor.” diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İsmi bu topraklardan değil belki, ama içeriği tam da bu topraklara has. Cendır Beşlisi, rahatsız edip müdahale etmeyi sürdürüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gülümseyin, müdahale ediyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">** Cendır/Gender: Toplumsal cinsiyete vurgu yapan kavram </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/19/bir-yoklugunu-hatirlatma-mudahalesi-cendir-beslisi/">Bir Yokluğunu Hatırlatma Müdahalesi: Cendır Beşlisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gıda Güvenliği Şehirlinin De Köylünün De En Büyük Derdi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/gida-guvenligi-sehirlinin-de-koylunun-de-en-buyuk-derdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 07:11:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkesir]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu Gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Kırklareli]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yurttaşlık Derneği’nin, erişilebilir ve güvenilir gıdanın izini insan ağları üzerinden süren  “Yerel/Bölgesel Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü” Projesi'nin detaylarını konuştuğumuz Savunuculuk ve İletişim Koordinatörü Cansu Gürkan, gıda güvenliği konusunun şehirlerden köylere, üreticiden tüketiciye tüm kesimler için sorun olarak görüldüğünü belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/gida-guvenligi-sehirlinin-de-koylunun-de-en-buyuk-derdi/">Gıda Güvenliği Şehirlinin De Köylünün De En Büyük Derdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul yüzde 85’ten fazla tarımsal ürün, yüzde 99 hayvansal üretimde diğer illere bağımlı. Büyük şehirlerden küçük şehirlere, kasabalardan köylere, herkes yediği gıda ürünleri konusunda endişeli.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erişilebilir ve güvenilir gıdanın izini insan ağları üzerinden süren Yurttaşlık Derneği’nin </span>“Yerel/Bölgesel Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü” <span style="font-weight: 400;">Projesi  merkezine Meriç-Ergene, Susurluk, Marmara su havzaları ve İstanbul olmak üzere 4 bölgeyi alıyor. Proje temelde kamu politikalarına yurttaşların etki edebilme kabiliyetini artırmayı hedefliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üretim ve tüketim alanında yaşanan sorunların ulaştığı boyut gıdayı temel yurttaşlık meselelerinden biri haline getiriyor. Bu durum yurttaşın kamu politikalarına muhalefet etme ya da katılım biçimini de değiştiriyor. Yurttaş kamu otoritesine etki etmeye çalışmak değil, yerel yönetimlerin dinamiklerine yaslanmaya başladığı ağlar kuruyor. Bunun kanıtlarından biri İstanbul’da günden güne sayısı artan gıda toplulukları ve alternatif gıda inisiyatifleri.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir veri olarak buraya koyalım; Bülent Şık’ın son makalesi “<a href="https://bianet.org/bianet/saglik/211406-kamuoyundan-gizlenen-halk-sagligi-sorunlari-i">Kamuoyundan gizlenen halk sağlığı sorunları I</a>&#8221;</span><span style="font-weight: 400;"> AB ülkelerinden 4 yıl sonra, ancak 1 Ocak 2018’de Türkiye’de yasaklanan tarım zehri Carbendazim’in bu ülkenin topraklarından hâlâ çıkabilmesinin serüvenini anlatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekibin Savunuculuk ve İletişim Koordinatörü Cansu Gürkan üreticilerle yaptıkları görüşmelerde, büyük üretim yapıları karşısında gücünü kaybeden küçük üreticilerin sürdürülebilir olma çabasıyla maliyeti düşürmek için kimyasal ilaç ve gübre kullanmak zorunda kaldıklarını aktarıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hal böyleyken gıda konusunda ya bir devlet politikasına ihtiyaç var ya da bu işi sivil toplum ve yurttaş üstleniyor. “Yerel/Bölgesel Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü” Projesi onlardan biri. Gürkan ile detayları konuştuk. </span></p>
<p><b>Kolay bir yerden başlayalım; “Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü Projesi” neyi hedefliyor,  kaç yıl sürmesi planlanıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam adıyla “Yerel/ Bölgesel Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü Projesi”, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Yurttaşlık Derneği olarak yürüttüğümüz 2 yıllık bir çalışma. Temel olarak, yerel ve bölgesel düzeyde yurttaşın belirli stratejiler ve savunuculuk yöntemleri oluşturarak kamu politikaları ve demokratik yönetim süreçlerine katılımını desteklemeyi amaçlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada, kamu politikalarının oluşum sürecinde sivil toplumun sürece daha fazla dahil olması gerektiğini düşünüyoruz. Yurttaşların hayatını etkileyen kamusal meselelerde kendi sözünü geliştirmesi için kamu idaresi ve yurttaş arasındaki diyaloğun geliştirilmesi de büyük bir ihtiyaç olarak görünüyor. Bu nedenle, proje faaliyetleriyle yerel oluşumların farklı politika düzeylerinde güçlenmesini hedefliyoruz. Yani temel mesele; kamu politikalarının oluşturulma sürecindeki şeffaflık, hesap verebilirlik ve kapsayıcılık ilkelerini gözeten çalışmamız, yurttaşların yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası olmak üzere tüm politika üretimi süreçleri ve dinamikleriyle ilgili bilgi ve söz sahibi olması. Bunlara ulaşabilmek için havzalara saha ziyaretleri gerçekleştiriyor, sivil toplum temsilcileriyle atölyeler ve toplantılar yapıyor, yuvarlak masa toplantılarında kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiriyoruz. </span></p>
<p><strong>Üretim Ve Tüketim Aşamasında Yurttaşı Dahil Etmek Ana Eksen</strong></p>
<p><b>Çalışmalarınızdaki katılımcılara baktığımız zaman, Türkiye’de gıda politikası üzerine çalışan kişi ve kurumun içinde olduğunu görüyoruz. Bu tema, kavramsal çerçeve nasıl belirlendi? Katılımcılarla birlikte mi? Yani, konu nasıl “gıda”ya geldi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çeyrek asrı geride bırakan bir dernek olarak, yurttaşların yaşamlarını biçimlendiren karar ve eylemlerde doğrudan söz sahibi olabilmeleri için çalışmalar yürütüyoruz. Geride bıraktığımız yıllar içinde yaşanan ekonomik, siyasal ve ekolojik gelişmelerle birlikte yurttaşlık kavramının içeriği de değişti. Bu projemizin yapı taşını da yurttaş katılımı oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüketiciler, pazarda ve markette ucuz ve sağlıklı gıdaya erişim kaygısı yaşarken; küçük ölçekli üreticiler ulusal ve ulusötesi üretim yapıları karşısında sürdürülebilir olmaktan uzaklaşıyor. Üretim ve tüketim alanında yaşanan sorunların ulaştığı boyut, yaşamsal girdilerin en önemli kaynağı olan gıda sorunsalını temel yurttaşlık meselelerinden biri haline getirdi. Kaldı ki, bu sorunsal kamu idaresinin de gündemini meşgul ediyor. Bu sebeplerden çalışmanın ana temasını “üretim ve ve tüketim boyutlarıyla güvenilir ve erişilebilir gıda” olarak belirledik. </span></p>
<p><b>Marmara&#8217;da Diyaloğu Güçlendirmek Ön Planda</b></p>
<p><b>Proje için Meriç-Ergene, Susurluk, Marmara su havzaları ve İstanbul olmak üzere 4 bölge (İstanbul, Kocaeli, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, Bursa, Balıkesir illeri) seçilmiş. Bu bölgelere yoğunlaşılmasının temel sebebi nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hedef bölgelerin coğrafi olarak Marmara Bölgesi’nde toplanmasının birkaç sebebi var. Öncelikle, Yerel/Bölgesel Kamu Politikalarında Yurttaşın Sözü Projesi, 2013-2016 yıllarında yürüttüğümüz Bölgesel İdare ve Yerel Demokrasi Projesi’nin ikinci fazı olarak gerçekleştiriliyor. Bölgesel İdare ve Yerel Demokrasi Projesi faaliyetleri Türkiye idari sisteminde kabul edilmiş olan İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırılması (IBBS) yönteminde belirlenmiş birinci seviye bölgelerinden İstanbul, Akdeniz, Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsıyor, Marmara bölgesini kapsamıyordu. Projenin bu fazında Marmara Bölgesi’ne odaklanılmasının ilk sebebi bu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak, farklı bölgelerde faaliyet göstermek yerine tek bir bölgeye yoğunlaşmanın, ilgili aktörlerle ilişkileri ve diyalogu güçlendirmek, gerekli ağların kurulması için işbirliklerini oluşturmak ve çalışmaların etkisini daha iyi ölçebilmek gibi sebeplerle daha verimli olacağını düşündük. Marmara bölgesi, Türkiye’nin nüfus bakımından en yoğun bölgesi ve etki alanı oldukça geniş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, lojistik olarak Marmara Bölgesi proje aktivitelerini gerçekleştirebilmemiz açısından çok daha erişilebilir. Sık sık gerçekleştirdiğimiz saha ziyaretleri, havzalarda yapacağımız toplantı ve atölyelerin yoğunluğu düşünüldüğünde, İstanbul merkezli bir dernek olarak, Marmara Bölgesi’nde çalışmalarımızı çok daha verimli gerçekleştirebiliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Marmara havzasında üreticilerin oluşturduğu kooperatif ve birliktelikleri, İstanbul’da tüketicilerin güvenli gıdaya ulaşmak için kurduğu ağları, Susurluk havzasında üretim ve tüketimde kadın emeğini, Meriç-Ergene havzasında ise gençlerin gıda ekseninde kamu politikalarına katılımlarını artırmak ve dijital platformları katılım mekanizmalarına ve üretim-tüketim ağlarına dahil etmelerini teşvik etmek konularında çalışıyoruz.  </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Güvenilir gıda meselesi üretim süreçlerinden bağımsız düşünülmemeli. Üreticilerle yaptığımız görüşmeler bize, büyük üretim yapıları karşısında gücünü kaybeden küçük üreticilerin sürdürülebilir olma çabasıyla maliyeti düşürmek için kimyasal ilaç ve gübre kullanmak zorunda kaldığını gösteriyor. Üreticiler kullandıkları ilaçlardan kendi sağlıklarının da olumsuz yönde etkilendiğini dile getiriyor. Tüketicilerin güvenilir gıdaya erişimde yaşadığı sorunlar gibi, üreticiler için de ekolojik üretim, maliyetinden dolayı erişilebilir değil.</span></p></blockquote>
<p><strong>Üreticinin Sağlığı Da Kendi Kullandığı İlaçtan Etkileniyor</strong></p>
<p><b>Gıda güvenliği konusu, biraz “büyük şehirli” derdi mi? Yoksa kasabalarda ya da köylerde de bu endişe yaşanıyor mu? Gözlemleriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda güvenliği gıdaların hasatı, taşınması, işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye sunulması sürecinde gıda kaynaklı rahatsızlıklara ya da hastalıklara neden olan fiziksel, biyolojik ve kimyasal nitelikteki çeşitli risk unsurlarını önleyecek, zararsız kılacak ya da elimine edecek yaklaşımları ele alan bir kavram olarak tanımlanıyor. Büyük şehirlerde tüketiciler güvenli gıdayı temin etmekte güçlük çektiklerini belirtiyor. Aldıkları gıdada kimyasal kullanılması kaygısı yaşıyor, güvenli gıdayı bulabilse bile çok pahalı olduğu için erişemiyor. Fakat gıda güvenliği konusu sadece büyük şehirlerde sorun edilen bir konu değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle güvenilir gıda meselesi üretim süreçlerinden bağımsız düşünülmemeli. Üreticilerle yaptığımız görüşmeler bize, büyük üretim yapıları karşısında gücünü kaybeden küçük üreticilerin sürdürülebilir olma çabasıyla maliyeti düşürmek için kimyasal ilaç ve gübre kullanmak zorunda kaldığını gösteriyor. Üreticiler kullandıkları ilaçlardan kendi sağlıklarının da olumsuz yönde etkilendiğini dile getiriyor. Tüketicilerin güvenilir gıdaya erişimde yaşadığı sorunlar gibi, üreticiler için de ekolojik üretim, maliyetinden dolayı erişilebilir değil. Kırsal bölgelerde yaşayan ve üretim yapan kişiler için güvenli gıda konusunda yaşanan endişe ilk olarak burada kendisini gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak, kasaba ve köylerde yaşayan tüketiciler de erişebildikleri gıda konusunda kaygılı. Örneğin Ergene kirliliği Trakya bölgesinde, kasaba ve köylerde yaşayan kişilerin de gıdaya güvenini düşürüyor. Ya da Çanakkale’de yaşayan tüketiciler burada üretilen domatesi tüketmek istemiyor.. Bunun yanında bir bölgedeki çevre kirliliği yalnızca o bölgeyi değil, o bölgede üretilen ürünün dağıtıldığı tüm bölgeleri etkiliyor. Büyük şehirlerden küçük şehirlere, kasabalardan köylere, görüştüğümüz kişilerin çoğunluğu yediği gıda ürünleri konusunda endişeli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan, üretimden yabancılaşan tüketim alışkanlıkları, gıdaya dair bilgilerde güvensizlik, sağlık problemlerindeki artış, gelir yetersizliğinden dolayı tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişememesi gibi sebeplerle, İstanbul’un güvenli gıdaya erişim sorununu en yoğun yaşayan şehir olduğu açık. Diğer yandan İstanbul’da gıda toplulukları ve alternatif gıda inisiyatiflerinin sayısı günden güne artmakta. Bunun bir sebebi İstanbul’daki zaman sıkıntısı iken, daha önemli bir diğer sebebi ise İstanbul’un doyurucu bir tarımsal üretim yapısına sahip olmaması. İstanbul, yüzde 85’den fazla tarımsal ürün, yüzde 99 hayvansal üretimde diğer illere bağımlı.</span></p>
<p><b>Yeni Toplumsallık Arayışları Yeşeriyor</b></p>
<p><b>Yurttaşların merkezi kamu politikalarına katılım kanallarının güçlendirilmesi ihtiyacı ortada. Özellikle üretimden tüketime kadar bütün süreçlerde denetim ve destekleme politikalarının kamu yararı anlayışıyla daha da şeffaflaşması ve etkin hale getirilmesi gerekiyor. Bu durum bir yandan vatandaşların kendi taleplerini seslendirmeye ve “örgütlenme” ağlarını kurmaya başlamasının da temel neden oluşturuyor. Siz bu durumu projenizde nasıl ele alıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözlemimiz büyük katılımcı platformlar, kitlesel protestolar ve davalar gibi yöntemlerin giderek şekil değiştirdiğine ve alternatif çözümler oluşturmaya yönelik. Gıda özelinde konuşursak, yurttaş inisiyatifleri alternatif üretim ve tüketim ağlarına katılmak ve denetim mekanizmaları kurmak gibi yeni toplumsallık formları arayışlarına yöneliyor. Özellikle kamu otoritesine etki etmekten çok yerel yönetimlerin olanak ve dinamiklerine yaslanmak daha sonuç alıcı olarak algılanıyor. Bizim çalışmamızın ana ekseni de bu yönelimleri desteklemek, bu yöndeki talepleri bir savunuculuk konusu olarak hayata geçirmeye dayanıyor. </span></p>
<p><b>Gıda meselesi etrafındaki güncel tartışmalarda kamu idaresine yönelik taleplerin yoğun olduğu görünüyor. Ortak toplantılarınızda Ticaret, Tarım, Sağlık Bakanlığı gibi kurumlardan gelen temsilcilerin de yer aldığını görüyoruz. Bu durum bana “Devlet kurumları, gıda konusunda diyaloga daha açık” gibi bir tını düşündürdü. Bu, kamu idaresi için de yeni bir alan ve tartışma. Belki de bu yüzden. Katılır mısınız? Siz ne söylersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">11-12 Temmuz 2019 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Açılış Toplantısı’na Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği, Dışişleri Bakanlığı ve KOSGEB’den toplam 25 temsilci katıldı. Bu, Kamu-STK işbirliğine yönelik STK’lar tarafından organize edilen bir toplantı için oldukça iyi bir sayı. Açılış Toplantısının amacı Kamu-STK İşbirliği olanaklarını tartışabilmek için diyalog zemini oluşturmaktı. Bu aynı zamanda projenin hedeflerinden de bir tanesi. Hem kamu idaresi, hem de sivil toplum temsilcilerinin işbirliğine son derece açık  yaklaştığı bir toplantı gerçekleştirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gıda konusu katılım gösteren bakanlıkların da gündeminde. Bakanlıkların ilgili birimlerini davet ederken özellikle buna dikkat ettik. Örneğin, gıda güvenilirliği Tarım ve Orman Bakanlığı’nın da gündeminde geniş bir yer kaplıyor. Bakanlığa bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nden katılan temsilciler, çalışmalarında ilaç kullanmadan üretim yapabilmek konusuna odaklandıklarını, ilaç kullanımını azaltmaya yönelik 18 adet araştırma merkezlerinin olduğunu ifade etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, Kamu idaresini temsil eden hemen her katılımcı temsil ettikleri bakanlıkların STK’lar ile ortak çalışmalar yaptıklarını ve bu işbirliğini geliştirmek istediklerini belirtti. </span></p>
<p><b>Türkiye&#8217;de Yurttaşlar Bir Araya Gelmeye Alışık</b></p>
<p><b>Çeşitli katılım mekanizmalarının/süreçlerinin içinde olan ya da olmak isteyen ve yine güvenli ve erişilebilir gıda talebini sahiplenen yurttaş kesimlerine baktığımızda sınıfsal ve mekansal bir ayrım var gibi. Yani, katılan ve güvenli gıda isteyen yurttaş daha çok kentli ve orta sınıf. Sizin çalışmanızda bu durum nasıl görünüyor? Katılım ve söz konusu talebi daha yaygın yurttaş kesimleri için var etmek adına neler yapıyorsunuz, yapacaksınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet haklısınız, böyle bir görüntü ilk bakışta kendini gösteriyor. Ancak, bizim saha çalışmalarımızda gördüğümüz şimdiye kadar adım atmamış olsa da ya da gündeminde katılım ve güvenli-erişilebilir gıda olmasa da geniş bir yurttaş kesimi harekete geçmeye hazır. Her şeye rağmen Türkiye&#8217;de canlı bir sivil toplum alanı var. Yurttaşlar çeşitli motivasyonlarla bir araya gelmeye alışıklar. Kastettiğim şu: hemşehri derneği için bile olsa bir örgütlülük var. Şimdi ise bu dinamizm farklı biçimlerde bir araya gelmeye müsait. Kooperatifler, mahalle toplulukları vs. aracılığıyla belli meselelerde buluşmaya başta yerel yönetimler olmak üzere kamu idaresi ile konuşabilir, müzakere edebilir, yeri geldiğinde iş birliği yapabilir bir potansiyel bu. Kaldı ki, örneğin çevre hareketlerine baktığımızda kentli olmayan kırda-köyde yaşayan yurttaşların kendi hayatlarına ilişkin kararlarda söz sahibi olmak istediklerini de görmek mümkün. Ayrıca, bunlar tekil örnekler olmaktan çıkıyor. Sonuçta, şimdilik bir tür sınıfsal kümelenme görülüyor olsa da bu kümelenme yaygınlaşacağa benziyor. Biz de projemizde kamu politikalarına yurttaş katılımı, iletişim-diyalog kanalları, işbirliği zeminleri açısından olanakları ve aktörleri arttırmanın, çeşitlendirmenin yolları için hem kamu hem de kamu idaresi ile birlikte kafa yormaya, birlikte hareket etmeye çalışıyoruz.</span></p>
<p><strong>Projeden Notlar&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışmanın ilk 6 ayını oluşturan Temmuz 2019’a kadar toplam 12 saha ziyareti, İstanbul’da bir günlük calışma toplantısı ve Ankara’da iki günlük açılış toplantısı ve çeşitli savunuculuk faaliyetleri gerçekleştirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje kapsamında önümüzdeki günlerde havzalara yönelik ziyaretlerine devam edecek. Bu ziyaretlerle sivil inisiyatifler arasındaki ağları güçlendirmeyi hedefliyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sonraki etkinlikleri Ekim ve Kasım aylarında Çanakkale, Bursa ve Edirne şehirlerinde yapılacak sivil toplum atölyeleri. Bu atölyelerde yurttaşların kamu idaresine iletecekleri talepleri, bu talepleri karşılayacak ilgili kurumu ve bu talepleri ilgili kuruma iletmek için kullanılacak yöntemi belirleyip, savunuculuk faaliyetleri için yol haritası çıkaracaklar. Sonra İstanbul, Balıkesir ve Tekirdağ’da gerçekleşecek yuvarlak masa toplantıları ile yurttaşlar ve kamu kurumlarından temsilcileri bir araya gelecek, belirlenmiş talepleri doğrudan konuşabilecekleri bir platform oluşacak. Ekip, “Yurttaşın Sözü” isimli Instagram hesaplarında yurttaşlardan gelen talepleri ve seçtikleri temalar ile havzalara dair önemli bilgileri paylaştıklarını da ekliyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/08/gida-guvenligi-sehirlinin-de-koylunun-de-en-buyuk-derdi/">Gıda Güvenliği Şehirlinin De Köylünün De En Büyük Derdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saymaya Girişmedik: Reddedilen Önergeler, Kapatılmış STK’lar ve Hrant Dink’i Öldüren Nefret Söylemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/18/saymaya-girismedik-reddedilen-onergeler-kapatilmis-stklar-ve-hrant-dinki-olduren-nefret-soylemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 13:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Değişim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin İnceoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nefret söylemi ve nefret suçları kavramları Türkiye’de yıllarca STK’ların ipi çektiği bir ortamda konuşuldu, bugün ise ses çıkarmak zor olduğu için kısıtlı bir çevrede tartışılıyor. Hrant Dink cinayetinin taşlarını döşeyen nefret söylemi ve nefret suçlarını, İletişim Profesörü İnceoğlu’na sorduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/18/saymaya-girismedik-reddedilen-onergeler-kapatilmis-stklar-ve-hrant-dinki-olduren-nefret-soylemi/">Saymaya Girişmedik: Reddedilen Önergeler, Kapatılmış STK’lar ve Hrant Dink’i Öldüren Nefret Söylemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="gs">
<div class="">
<div id=":m5" class="ii gt adO">
<div id=":m4" class="a3s aXjCH ">
<div dir="ltr">
<div class="gmail_default">
<p dir="ltr">17 Ocak’ta akşamüstü saatlerinde TBMM TV ekranına bir tartışma yansıyordu. Önce CHP’den Sezgin Tanrıkulu, Hrant Dink’in 2007’de nasıl öldürüldüğüne dair bir konuşma yaptı, ardından HDP’den Garo Paylan Hrant Dink Cinayetinin Araştırılması için bir meclis araştırma önergesi verdi, fakat önerge reddedildi.</p>
<p dir="ltr">Önergenin reddine dair suçlamalara karşılık Ak Parti sıraları “Hatırlayacaksınız, emri verenlerin çoğu FETÖ’den tutuklu” dedi. Bu kaçıncı reddedilmiş sahne? Bu kaçıncı bahane? Saymaya girişmedik.</p>
<p dir="ltr">Bunun yerine Türkiye için belki de kaba bir gözlemle “eskimeye” başlayan “nefret söylemi” ve “nefret suçları” kavramlarını, Hrant Dink’in katline bahane edilen sözcükler üzerinden <strong>İletişim Profesörü, Emekli Yasemin İnceoğlu</strong> ile konuştuk.</p>
<figure id="attachment_34374" aria-describedby="caption-attachment-34374" style="width: 305px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-34374" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/01/unnamed-1.jpg" alt="" width="305" height="635" /><figcaption id="caption-attachment-34374" class="wp-caption-text">Yasemin İnceoğlu</figcaption></figure>
<p dir="ltr">Nefret suçu ve nefret söylemi, Google Analitik verilerine göre, Türkiye’de 2007’den sonra konuşulmaya başlanıyor. Yüksek yüzdelerde olmasa da varlığı baki. Yüzdesi bir de 2013 yılında ivme gösteriyor. Bugüne kadar ise bir düzlemde hiç azalmadan konuşulmaya devam ediyor. Kelimeleri var ama tartışması nerede yapılıyor?</p>
<p dir="ltr">Prof. İnceoğlu’na “Nefret söylemi hakkında çalışırken nedense konunun hep biraz ‘yüksek doz’ kaldığını hissetmiştim” diyorum. Nefret söylemi ve suçunun ifade özgürlüğü alanına müdahale etmemesi için, etkin tarafsız bir soruşturma gerektirdiğini biliyoruz. Bugün, yani Dink’in öldürülmesinden 12 yıl sonra davanın geldiği cezasızlık hali, neden “yüksek doz” hissettiğimi belki de ortaya koyuyor. Nefret suçu ve söylemi alanında çalışan pek çok Sivil Toplum Kuruluşu olduğunu, yine Profesör bana hatırlatacak. O kuruluşların bugün kaçının açık olduğunu da, saymaya girişmedik. Nefret suçunu tartışmak, sağlam bir zemin istiyor. Öte yandan tartışömaları yürüten STK’ların, bugün sesi çıkamıyor.</p>
<p dir="ltr">Konu cezasızlığın toplumda yarattığı ruh hali ve Suriyelilere yönelik nefret söylemine de ilerledi. Bugün, Suriyelilerin habere dahil olma hakkını dahi ihlal ediyoruz.</p>
<p dir="ltr"><strong>Nefret Söylemi, Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra konuşulur hale gelen bir kavram oldu. Dink’in öldürülmesi neyi tetikledi ki Türkiye akademik camiasında bu konu konuşulur oldu?</strong></p>
<p dir="ltr">Hrant Dink’in öldürülmesinden önceleri de Nefret suçları vardı şüphesiz. Yakın tarihimize baktığımız zaman 6-7 eylül olayları, Sivas Madımak katliamı, Trabzon’da 2006 yılında işlenen Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi cinayetleri; Manisa Selendi’deki Romanlara yönelik linç girişimleri, çeşitli il ve ilçelerde Kürt vatandaşlara yönelik saldırılar ile eşcinsel, trans cinayetleri Türkiye’deki nefret suçlarına örnek gösterilebilir.</p>
<p dir="ltr">Türkiye akademi camiasında konuşulmaya başlandı derken ise çok kısıtlı bir alandan bahsediyoruz. Nefret söylemi konusunda çalışan akademisyenler belli kişiler, sayıları az. Aslında Hrant Dink Vakfı’nın başlattığı “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” projesi bu konunun akademiye yayılmasına öncülük etti. Projenin amacı nefret söyleminin toplumun, özellikle de medya, iletişim ve hukuk camiasının gündemine getirilmesi yoluyla kamusal bir tartışma yürütülmesine ve ayrımcı, ırkçı söylemle mücadele yollarının neler olabileceğinin tartışılmasına zemin açmak, medyada insan hakları ve azınlıklara yönelik daha saygılı ve bilinçli bir dil kullanılmasını teşvik etmek.</p>
<p dir="ltr"><strong>STK’lar Siyaset Sahnesinden Çekildi</strong></p>
<p dir="ltr"><strong> “Akademik camia” diye sınırlarken sizce haklı mıyım, yoksa biraz hak yiyor muyum?</strong></p>
<p dir="ltr">Bence biraz haksızlık ediyorsunuz zira sırf akademik camia değil Hrant Dink Vakfının yanı sıra, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Kaos GL, Pembe Hayat, Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği, Lambda İstanbul, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği (İHAD), İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Geliştirme Merkezi, İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) da konu üzerine hassasiyetle eğildiler.</p>
<p dir="ltr">Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi (DurDe) içinden Sosyal Değişim Derneği çıktı. Sosyal Değişim Derneği de daha çok Nefret Suçları üzerine yoğunlaştı. “Ulusal basında nefret suçları: 10 yıl 10 örnek” adlı bir proje yaptı, ben de bu projenin Danışma Kurulu üyelerinden biriydim.</p>
<p dir="ltr">Sonra Nefret Suçları Yasa Platformu &#8220;Sen De Başkasın, Nefretme&#8221; sloganıyla yola çıkarak, çatısı altında ilgili sivil toplum kuruluşları ve inisiyatifleri nefret suçlarını yasalaştırmak için bir araya getirdi. Toplumsal barışın güçlenmesi için son derece değerli bir mesaj vermiş olacaktı bu yasa ve pek çok mağdur grubun çoğulcu demokrasiye, adalete yönelik güvenini de arttıracaktı. Ne yazık ki yapılamadı.</p>
<p dir="ltr">Platformda yer alan STK lara baktığınız zaman bu kampanyanın çatısı altında bir sürü STK’yı barındırdığını göreceksiniz; Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Amargi Kadın Akademisi, Beyaz Güvercinler Girişimi, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Demokrasi İçin Çerkes Girişimi, Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, Dersimnews.com, Dikmen Deresi Kentsel Dönüşüm Mağdurları Dayanışma Derneği, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Edirne Roman Kültürünü Araştırma Derneği, Ekolojik Anayasa Girişimi, Engelliler.Biz, Genç Siviller, Gençlik Gündemi Derneği, Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD), Helsinki Yurttaşlar Derneği, Hrant Dink Vakfı, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği, İstanbul Protestan Kiliseler Vakfı, İşkence ve Şiddet Mağdurları için Sosyal Hizmet Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi (SOHRAM-DER), Kadın Yazarlar Derneği, Kafkasya Forumu, Kaos GL Derneği, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, LGBTT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG), Midyat Süryani Kültür Derneği, Mültecilerle Dayanışma Derneği, Özürlüler Vakfı, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Pozitif Yaşam Derneği, Protestan Kiliseler Derneği, Roman Gençlik Derneği, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi, Savunma Avukatları Derneği, Siyah Pembe Üçgen LGBTT Dayanışma Derneği, Sosyal Değişim Derneği, Sosyal Demokrasi Vakfı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Süryaniler.com, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Toplumsal İnisiyatifi Oluşturma Derneği, Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası İstanbul 1, 2, 3, 4 ve 5 No’lu Şubeler (TÜMBEL-SEN), Türkiye Sakatlar Derneği, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi.</p>
<p dir="ltr"><strong>Nefret Suçunu Tartışmak Zemin İstiyor</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Nefret Söylemi hakkında çalıştığım zaman içinde de konunun biraz “felsefi” ya da “yüksek dozda” kaldığını hissetmiştim hep. Evet bir gazeteci için teoride dikkat etmesi gereken basit kuralların temelini oluşturduğu bir kavram bu, fakat pratikte bu konuyu konuşmak/yer yer anlatmak biraz zorlayıcıydı.  Örneğin şimdi bakınca “Nefret Suçları Yasasının çıkarılması” talebinin bile eksik ya da yetersiz kaldığını düşünüyorum, fakat hâlâ mücadele yöntemine dair bir fikrim yok. Sizin gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p dir="ltr">Yasanın çıkması gereklidir ama yeterli değildir şüphesiz. Biliyorsunuz, nefret suçları kapsamında uluslararası en yetkin kurum Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT). Bu teşkilata üye 56 ülkeden sekizinde nefret suçu yasa kapsamında değil; onlardan biri de Türkiye. Bu bakımdan gerekli. Bir şeyin altını çizmekte yarar var; Nefret söylemi ve Nefret Suçları ayrı şeyler. Şahsen ben Nefret Söylemini düzenleyen bir yasanın çıkmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Nefret söylemiyle ilgili bir yasanın çıkması ifade özgürlüğünü ciddi boyutta tehdit eder. Ancak Nefret Suçu Yasası başta medya olmak üzere nefret söylemi üreten saiklerin önüne geçecektir.</p>
<p dir="ltr">Nefret suçlarında mağdur ya da mağdurlar sahip oldukları temel ve değiştirilemez nitelikteki ırk, etnik kimlik, milliyet, din dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, fiziksel ya da zihinsel engellilik gibi belirli bazı özellikleri nedeniyle işlenen suçun hedefi olmaktadırlar. Nefret suçu sadece mağduru değil onun kendisini birlikte tanımladığı grubu da derin bir biçimde etkileyen sonuçlar doğurur, mağdurun ve ait olduğu grubun topluma kabul edilmedikleri mesajını yollayarak katılım hakkını engeller. Nefret suçlarına karşın etkin bir mücadele ceza kanunlarında yaptırıma bağlanması, etkin ve etkili bir soruşturma ve kovuşturmanı yapılması ile mümkün olabilir ancak.</p>
<p dir="ltr">Nefret söylemi dediğimiz şey, nefret suçuna giden sürecin çıkış noktasıdır aslında. Diğer yandan, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü arasındaki sınırın çok tartışmalı olduğunu görüyoruz. Bir söylemin nefret söylemi kapsamına girdiğini iddia ettiğiniz yerde, ifade özgürlüğü ihlâli konusunda eleştiriler gündeme gelmekte.</p>
<p dir="ltr"><strong>Dink, Bir Hedef Tahtası Olarak Görüldü</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Hrant Dink cinayetinde, nefret söyleminin nasıl bir payı var? “Taşları döşedi” demek doğru mu?</strong></p>
<p dir="ltr">Hrant Dink yoğun bir nefret söylemi bombardımanı sonucu, bir nefret suçuna kurban gitti. Dink’in kendisinin de dönüm noktası olarak kabul ettiği, ana akım medya tarafından fark edilip hedef haline geldiği 2004’ten 2007’ye dek doğrudan kendisini hedef alan, etnik köken ya da dini farklılıklar temelinde nefret söylemi içeren haber ve köşe yazıları meslektaşım Doç.Dr. Ceren Sözeri ile inceledik. Çalışmanın amacı nefret suçlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan, bu suçlara meyilli olanları cesaretlendiren medya ortamının sorgulanması, medyanın işlevi ve sorumlulukları çerçevesinde tartışılmasıydı. Dink’in ismi haber ve köşe yazılarında “bölücü, yıkıcı, düşman” sıfatlarıyla anıldı. Medya cinayete giden süreçte Dink’i hedef gösterdi, etiketledi, ötekileştirdi ve yalnızlaştırdı. “Ermeniye bak”, “Hrant’ın Hırlayışı” türünden başlıklar atıldı.</p>
<p dir="ltr"><strong>STK’ların Motivasyonu Kırıldı</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Yıllar içinde nefret söylemi konuşulmaya başlandığı gibi, konuşulmaktan uzaklaşıldı gibi de. Türkiye’de bu konu gündemden düşüyor mu? Ya da konu sahiplenen -Örneğin Hrant Dink Vakfı- gibi birkaç STK içinde kısıtlı kalmış durumda mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Evet hem daha az konuşuluyor, hem de daha kısıtlı artık. Kamuoyunda farkındalık yaratıldı yaratılmasına ama fazla ileri gidilemedi. Kanımca uğraşların sonuçsuz kalması STK’ların motivasyonunu kırdı.</p>
<p dir="ltr">Hrant Dink Vakfı bu konuda çok istikrarlı bir şekilde çalışmaya devam ediyor, çalıştaylar konferanslar düzenliyor, raporlar yazılıyor. Vakıf, Türkiye&#8217;nin ayrımcılıkla mücadele eden, söylem üzerine çalışmalar üreten ve bu alanda yapılan çalışmaları destekleyen ilk sosyal bilimler laboratuvarı olan ASULIS’i kurdu. Bu vakfın 2009 yılından beri devam etmekte olan “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Projesi”ni bir adım öteye taşıdı. Söylem çalışmaları yapıyor, ayrımcılıkla ve ayrımcı söylemlerle  mücadele edebilmek için söylem çalışmaları yapıyor, ve insan hakları, demokratikleşme, eşitlik ve çoğulculuğa hizmet ediyor.</p>
<p dir="ltr">Mağdurların maruz kaldığı nefret söylemleri karşısında sessiz kalıp topluma çaresizlik hissi vermek yerine, öncelikle bu tür söylemlere karşı mücadele edileceğine dair mesajların iletilmesi, bu söylemlerle baş edebilme yollarının tartışılması ve yaşadıklarını kamuoyuna açıklama olanağı sunulması açısından bu etkinliklerin (çalıştay, atölye çalışmaları, sohbetler,konferanslar) süreklilik içerisinde yapılması çok önemli.</p>
<p dir="ltr">Burada cezasızlıktan bahsetmek gerekir. Cezasızlık sadece mağduru değil, tüm toplumu ilgilendiren bir demokrasi meselesi. Cezasızlık kültürü geliştikçe, “kabullenme ve korkudan dolayı her şeye biat etme normalleşir.</p>
<p dir="ltr">Cezasızlık, hayatta kalanlar arasında öfke, güvensizlik ve saldırganlık yaratır, hatta çoğu saldırganlıklarını da kendilerine yöneltiyor. Farklı ülkelerden, hayatta kalanlara karşı sosyal damgalamanın devam ettiğini ve toplumdan dışlanmasının sürdürüldüğünü ortaya çıkaran sayısız rapor vardır.</p>
<p dir="ltr"><strong>Kendi Kimliğini Tanımlamak İçin Öteki Özne Kullanılıyor</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Dün hedefte olan Hrant Dink ve Türkiye Ermeni cemaatiydi, bugün Suriyeliler. Bir toplum ayakta kalmak için nefret söylemine ihtiyaç duyar vaziyette midir?</strong></p>
<p dir="ltr">Soruya dolaysız değil de dolaylı yanıt vereyim. Nefret söylemi değil de ötekileştirme üzerinden yanıt vereyim, zira her ötekileştirici söylem nefret söylemi demek değildir,  Özne “öteki üzerinden kendisini tanımlar, özne için öteki vazgeçilmezdir, varoluşunu tanıyabilmesinin zorunlu koşuludur; kendi kimliğimi tanımlamak için “öteki özneye” ihtiyaç duyulur.</p>
<p dir="ltr">Öteki bizden olmayan, bilmediğimiz, hatta korktuğumuzdur. Ötekileştirme ise karşındakilerin haklarını sınırlandırmak ya da yok etmek anlamına gelmektedir. Her toplum ve medeniyetin bir ‘öteki’ kavramı mutlaka vardır. “Öteki” olduğunu kabul etmek, meşru olmadığını kabul etmek demektir. Ancak birçok durumda ‘öteki’ nin varlığı bir süre sonra rahatsız edici olmaya başlar. Ve şu anlayış ortaya çıkar: “Başkasının yanında ben fazlayım, gereksizim; benim yanımda da başkası fazla”</p>
<p dir="ltr"> Suriyeliler, potansiyel bir öcü, bir tehdit unsuru üzerinden temsil edilmekteler. Gazeteler onları, “Suriyeli-hırsız”, “Suriyeli insan taciri”, “Suriyeli-kaçak”, gibi kalıp anlatılar sayesinde suç kavramı ile ilişkilendiriyor. Haber kaynakları ya emniyet yetkilileri ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçiliyor ve Suriyeli sığınmacılara haber üretim aşamalarında yer verilmiyor. Bu durumla bir başka deyişle Suriyelilerin habere dahil olma hakkını ihlal etmiş oluyor.</p>
<p dir="ltr"><strong>Yeni Medyada Nefret Söylemi Mücadelesi Mümkün</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Eski yıllardan bugüne kullanımı değişen bir diğer önemli konu da sosyal medya. Bu alanda neler yapılabilir?</strong></p>
<p dir="ltr">Hrant Dink Vakfı bünyesinde kurulan, benim de Danışma Kurulu üyesi olduğum ASULİS Dil, Diyalog, Demokrasi Laboratuvarı’nın sosyal medyadaki nefret söylemleri ile mücadeleye dair birtakım önerilerinin yaşama geçirilmesi önem taşımakta. Yeni medya ortamında dolaşımda bulunan nefret içerikleriyle ilgili izleme ve raporlama çalışmaları yapılabilir, medya okuryazarlığı derslerinin içeriğine, çevrimiçi ortamlarda nefret söylemi üretimi ve nefret söyleminin yayılması konusu eklenebilir, bu konuda toplumun her kesiminin katılabileceği çeşitli eğitim programları düzenlenebilir, yeni medya profesyonellerine, farkındalık oluşturmaya / mevcut farkındalığı geliştirmeye dönük eğitim verilebilir, yeni medya uygulamalarının hizmet sözleşmelerinde nefret söylemiyle ilgili maddelerin bulundurulması için girişimlerde bulunulabilir, sosyal medyada nefret içeriklerinin şikâyet yoluyla kaldırılmasına olanak tanıyan bir ‘uyar-kaldır’ mekanizması geliştirilebilir, sosyal medya kullanıcılarının, zararlı gördükleri içerikleri söz konusu mekanizma aracılığıyla bildirmeleri sağlanabilir.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/18/saymaya-girismedik-reddedilen-onergeler-kapatilmis-stklar-ve-hrant-dinki-olduren-nefret-soylemi/">Saymaya Girişmedik: Reddedilen Önergeler, Kapatılmış STK’lar ve Hrant Dink’i Öldüren Nefret Söylemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınsız Toplantılar: Cinsiyet Eşitsizliğinin Görünür Kılındığı Bir Düzlem</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/kadinsiz-toplantilar-cinsiyet-esitsizligin-gorunur-kilindigi-bir-duzlem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 07:46:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[All Male Panels]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Gençer Baykan]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Yeşilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hepsi Erkek Paneller]]></category>
		<category><![CDATA[Saar Särmä]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademisyen Barış Gençer Baykan, 1 yıldır “Kadınsız Toplantıları” izliyor, düzenleyicilerine “Neden?” diye soruyor. Gözlemine göre tarım, ekonomi, enerji, tarih gibi alanlardaki kadınların olmadığı toplantılara daha sık rastlanıyor. Erkekler her saat, koşul ve şehir hatta ülkedeki toplantılar için ‘uygunken’, kadınların takvimi her duruma uyamıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/kadinsiz-toplantilar-cinsiyet-esitsizligin-gorunur-kilindigi-bir-duzlem/">Kadınsız Toplantılar: Cinsiyet Eşitsizliğinin Görünür Kılındığı Bir Düzlem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">2015 yılında All Male Panels (Hepsi Erkek Paneller) isimli bir blogla, dünyada sadece erkeklerden oluşan panelleri izlemeye başlayan Saar Särmä, Türkiye’de Yeditpe Üniversitesi Öğretim Üyesi Barış Gençer Baykan’a ilham oldu. Baykan Ekim 17’den bu yana, Türkiye’de gerçekleşen ‘kadınsız panellerin’ çetelesini tutuyor. Bu toplantıların düzenleyicilerine ulaşıyor ve “Neden böyle” olduğunu soruyor. Kadınsız toplantı pek çok alanda görülebildiği gibi, özellikle tarım, ekonomi, enerji, tarih alanındaki toplantılar yine akademisyenin gözlemlerinden biri. Baykan, “Kadınların ev işleri veya çocuk bakımında üstlenmek zorunda kaldıkları sorumluluklar da kadınsız toplantıların arkasında yatan nedenlerden biri” diyor.</p>
<figure id="attachment_32482" aria-describedby="caption-attachment-32482" style="width: 640px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-32482" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-640x640.jpg" alt="" width="640" height="640" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-610x610.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/IMG_3317-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-32482" class="wp-caption-text">Barış Gençer Baykan</figcaption></figure>
<p dir="ltr"><strong>Kadınsız Toplantılar konusu dünyada çok yaygın ama Türkiye bu konunun başrolü diye düşünüyorum. Sizin gözleminizde bu yönde mi, yoksa bu durum bütün dünyada aynı mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Aslında küresel bir davranış kalıbından bahsediyoruz. Finlandiya’daki Tampere Üniversitesi’nin öğretim üyesi Saar Särmä’nın başlattığı <a href="http://allmalepanels.tumblr.com/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://allmalepanels.tumblr.com/&amp;source=gmail&amp;ust=1542698866285000&amp;usg=AFQjCNEE5wUPD1p52_7Gmr7Nrv5TK4XN7w">‘All Male Panels’</a> (Hepsi Erkek Paneller) adı altında derlediği seride Şubat-Mayıs 2015 tarihlerini arasında tüm dünyadan 400 kadar kadınsız toplantı derlemiş. Güncel sayıya ulaşamadım. Ben ise 14 ayda 250’ye yakın toplantı derledim. Şüphesiz Türkiye için bu rakam geriye dönük derlenirse çok daha fazla artacaktır. Şimdilik Ekim 2017’den bu yana kadınsız toplantıları derliyorum.</p>
<p dir="ltr"><strong>250’ye yaklaşan toplantı sayısı diyorsunuz. Bu toplantıları ağırlıkla hangi içerikli buluşmalar oluşturuyor acaba?</strong></p>
<p dir="ltr">Hemen her konuda kadınsız toplantı olmakla beraber tarım, ekonomi, enerji, tarih konuları ağırlıkta. Bazı katılımcılar rahatsız oluyorlar ve panelistlerin seçilmesinin toplantıyı düzenlerin inisiyatifinde olduğunu ifade ediyorlar.  Katılımcılardan ziyade düzenleyicilere ulaşmaya çalışıyorum. Eşit sayıda kadın-erkek paneliste yer verilmesini talep ediyorum. Kimisi dikkate alıyor gelecek toplantılar için düzelteceklerini ifade ediyor, kimisi sektörlerinde kadın uzman olmadığını iddia ediyor.</p>
<p dir="ltr"><strong>Sizce neden siz takip ediyorsunuz Kadınsız Toplantılar’ı ve nasıl bir hassasiyetle girdiniz bu takibe? Çalıştığınız alan yanılmıyorsam toplumsal hareketler. Bu konunun dönüşeceği bir ‘toplumsal hareket’ olur mu?</strong></p>
<p dir="ltr">İnisiyatif almak ile ilgili. Kadınsız toplantılara çok sık rastlayınca rahatsız olmaya başladım ve bunun derlemesinin yurtdışında da yapıldığını da bilerek bu işe giriştim. Kişisel bir rahatsızlığın toplumsal bir karşılığı olması itici güç oldu. Evet, özellikle çevreci toplumsal hareketler üzerine çalışıyorum. “Kadınsız toplantılar” da pekala bir toplumsal hareket olabilir. Yapılan derleme sadece bir veri tabanı oluşturuyor. Buradan hareketle resmi ve özel kurumların etkinliklerinde toplumsal cinsiyete dikkat etmelerini ve bunu kurallara veya mekanizmalara bağlı olmalarını talep edecek bir hareket pekala çıkabilir. Felsefe alanında bu konuya dikkat çeken bir kampanya var: Gendered Conference Campaign</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32484" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/tumblr_pi4u0hgJ8C1uq1a7qo1_1280-640x906.png" alt="" width="640" height="906" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/tumblr_pi4u0hgJ8C1uq1a7qo1_1280-640x906.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/tumblr_pi4u0hgJ8C1uq1a7qo1_1280-610x863.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/tumblr_pi4u0hgJ8C1uq1a7qo1_1280-320x453.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/tumblr_pi4u0hgJ8C1uq1a7qo1_1280.png 826w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Bu toplantıları takip etme yönteminiz nedir? Verdiğiniz röportajlarda ‘dikkatimi çekenler, önüme düşenler’ demişsiniz, ama bugün bunun için bir başka yöntem kullanmaya başladınız mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Başlıca kaynağım sosyal medya. Twitter, Facebook ve Linkedin üzerinden takip ettiğim kurumsal ve kişisel hesapların etkinlik paylaşımlarına bakıyorum. Artık bir alışkanlık oldu. Bir yerden sonra arkadaşlarım ve meslektaşlarım kendi ağlarında rastladıkları kadınsız toplantıları paylaşmaya başladılar. Bazen de anahtar kelimeler ile aratıyorum: “Panel” “üniversite” 2018 gibi. Daha sistematik bir yöntem bulamadım henüz. Tek bir sektöre, tek bir kuruma odaklanılabilir. Örneğin bir üniversitenin, bir sendikanın, bir odanın tüm panelleri incelenebilir ve kadın erkek sayısına bakılabilir.</p>
<p dir="ltr"><strong>Kadınsız toplantılar ya da ‘kadının olmadığı yerleri’ konuşmak, bu hassasiyet önemli ama içinde bir tık “politik doğruculuk” barındırıyor. Politik doğruculuk konusunun sorunu ise, birazcık -mış gibi davranmasında. Ama kadının toplumdaki yerinin değişmesi biraz daha derinden bir değişimi ya da anlayışı gerektiriyor. Siz ne söylersiniz? Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p dir="ltr">Kesinlikle daha radikal bir değişim gerekiyor ama hiçbir çabayı küçük görme lüksümüz yok. Fransız Yeşilleri’nden bir milletvekilinin sözü hiç aklımdan çıkmaz. Yeşillerin nükleer enerji ile de semt parkındaki köpek kakasıyla da ilgilenmeleri gerektiğini söylemişti. Kadınsız toplantılar cinsiyet eşitsizliğin görünür kılındığı bir  düzlem oldu. Etkinliği düzenleyenleri biraz sıkıştırınca kadınların davetli olduklarını ancak takvimlerinin uymadığını veya son dakikada acil işlerinin çıktığını söylüyorlar. Bunlar da toplumsal cinsiyet rollerini gündeme getiriyor. Erkekler her zaman hazırlar, gece geç vakitlerde, şehir dışında veya ülke dışında toplantılarda. Kadınların ev işleri veya çocuk bakımında üstlenmek zorunda kaldıkları sorumluluklarda kadınsız toplantıların arkasında yatan nedenlerden biri.</p>
<p dir="ltr"><strong>Bütün bu biriktirdiğiniz toplantılar, bir başka çalışmaya dönüşecek mi?</strong></p>
<p dir="ltr">Hep düşünüyorum verileri daha sistematik bir şekilde toplamayı ama henüz bir yöntem geliştiremedim. Haliyle farklı sektörlerden farklı kurumlardan farklı konularda bir veri tabanı var. Dolayısıyla akademik bir çalışma için ayrı bir çaba gerektiriyor.  Bir ara tek kadınlı toplantıları derlemeye başladım çünkü sayıca fazla olduklarına dair bir fikrim vardı. Bir noktadan sonra devamını getiremedim. Küresel bir veri tabanı oluşturulması fikrim de var. O zaman Türkiye’nin durum yerine oturur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/kadinsiz-toplantilar-cinsiyet-esitsizligin-gorunur-kilindigi-bir-duzlem/">Kadınsız Toplantılar: Cinsiyet Eşitsizliğinin Görünür Kılındığı Bir Düzlem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Söyleşileri: Yazının Yol Arkadaşlığında Bir Proje; Göçmen Harfler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/13/meydan-soylesileri-yazinin-yol-arkadasliginda-bir-proje-gocmen-harfler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 07:15:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[beraberce derneği]]></category>
		<category><![CDATA[bir arada yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[meydan buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan Söyleşileri]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci Meselesi Kimin Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beraberce Derneği’nin başlattığı Göçmen Harfler Yazı Atölyesi, Suriyeli kadınları kendi dillerinde yazmaya teşvik ediyor. Vurgu yaptıkları bir gerçek de Türkiye’nin azınlıklarını görmezden geldiğimiz noktada, Suriyelilerin bunu yeniden hatırlattıkları.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/13/meydan-soylesileri-yazinin-yol-arkadasliginda-bir-proje-gocmen-harfler/">Meydan Söyleşileri: Yazının Yol Arkadaşlığında Bir Proje; Göçmen Harfler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Türkiye’nin meseleleri  üzerine konuşmak ve müzakere etmek için STK Temsilcileri, konu hakkında çalışan akademisyenler ve aktivistlerin bir araya geldiği Meydan Buluşmaları serisinin ikinci etkinliğinde “Mülteci Meselesi Kimin Meselesi?” sorusuna yanıt aranıyor.</p>
<p dir="ltr">Katılımcı kuruluşların birbiriyle tanışmalarına da vesile olan bu buluşma serisi, bir arada yaşam tahayyüllerini konuşmak için alan açıyor. Meydan Buluşması&#8217;nın katılımcılarından Beraberce Derneği direktörü Ayşe Öktem ve Berfin Azdal ile konuştuk.</p>
<p dir="ltr"><strong>Mülteci kadınlarla birlikte yürüteceğiniz bir yazı atölyesine başladınız. Bu atölyeden neler olacak ve hedefleriniz neler?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Berfin Azdal:</strong> Beraberce Derneği’nde çalışma alanlarımızdan biri göç. Dernek olarak Türkiye topraklarında yaşayan, sayıları 4 milyondan fazla göçmenle barış içerisinde ve birlikte yaşamanın yollarını arayan çalışmalar yürütüyoruz. “Göçmen Harfler” Yazı Atölyesi’nde mülteci kadınlarla cinsiyet rolleri, eşitsizlikler ve ayrımcılık üzerine öyküler, şiirler, fotoğraflar, resimler aracılığıyla düşünmeyi, tartışmayı; bunlardan yola çıkarak bireysel ve kolektif hafızada yolculuğa çıkmayı, hayaller ve gerçekleri kurmaca yazı bütünlüğü içinde anlatmayı ve aktarmayı amaçlıyoruz. Bu topraklarda yaşayan tüm kadınların güçlenmesi için kurmaca yazıyının iyi bir yol arkadaşı ya da aracı olduğunu düşünüyoruz. Filmmor Kadın Kooperatifi’nde, edebiyatçı Melike Koçak&#8217;ın yürütücülüğünde gerçekleşiyor. Mülteci kadınların yazı aracılığıyla düşünme ve ifade edebilme becerilerini geliştirmeyi amaçlayan bu atölye, orta ve iyi derece Türkçe bilen mülteci kadınlarla gerçekleştiriliyor. Her katılımcının anadilinde yazmasını önemsiyoruz. Sözlü ve yazılı tüm çalışmalarımızı Türkçe ve Arapça olmak üzere çift dilli yürütüyoruz. 12 hafta sürecek atölyenin sonunda kadınların yazılarından oluşan çok dilli bir kitap çıkarmayı düşünüyoruz.</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32303" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/44852285_613864232365906_7972484922386415616_n-640x480.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/44852285_613864232365906_7972484922386415616_n-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/44852285_613864232365906_7972484922386415616_n-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/44852285_613864232365906_7972484922386415616_n-320x240.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/44852285_613864232365906_7972484922386415616_n.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Mülteci kadınlar size nasıl ulaşıyor ve nasıl bağ kuruyorsunuz?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Berfin Azdal:</strong> Hayat bizi karşılaştırıyor. Beraberce fikri yaşamsallaştıkça mülteci kadınlarla yan yana geliyoruz. Mülteci alanındaki başka projelerimizde birlikte iş yaptığımız kurumlar aracılığıyla biz kadınlara ulaşıyoruz. Fakat Göçmen Harfler’de mülteci kadınlarla yan yana gelmemizin öyküsü başka. Ben, atölyede tercümanlık yapması için Faten Sarraj ile konuşuyorum. Faten tercümanlığı kabul ediyor ama atölyede yazmak da istiyor. Heyecanlanıp yazı atölyesi fikrinden ablasına bahsediyor. Ablası Rasha, heyecanla arkadaşlarına söylüyor derken kulaktan kulağa dolaşan bir heyecanla yan yana gelmiş olduk mülteci kadınlarla.</p>
<p dir="ltr"><strong>İşbirliklerine açık bir yapılanmanız olduğunu söyleyebilir misiniz?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Berfin Azdal:</strong> Adımız beraberce iken işbirliklerine kapalı olsak ironik olurdu. Neredeyse bütün faaliyetlerimizde başkaca kurumlarla işbirliği yapıyoruz. Örneğin göç çalışmalarımız kapsamında &#8220;Birlikte Yaşam Festivalleri&#8221; düzenliyoruz. Bu festivallerden biri Kadıköy Belediyesi ve Ardıç Dayanışma Derneği işbirliğiyle gerçekleşti. Şişli Belediyesi ve Göçmen Dayanışma Derneği ile başka bir festivalin hazırlık aşamasındayız. Aynı şekilde Sultanbeyli  Mülteciler Derneği ile de festivalin organizasyon çalışmalarına devam ediyoruz. Beraberalan çalışmalarımız kapsamında düzenlediğimiz beraberce Güz Akademisi’ne beraberce yaşam üzerine sözü olan birçok kişi ve kurumu davet ettik örneğin. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı da var, Müslüman feministler tarafından kurulan Havle Kadın Derneği de… Özetle, ilkelerde ve beraberce yaşam tahayyülünde anlaştığımız sürece işbirliklerine her daim açığız.</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32304" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397-640x425.jpg" alt="" width="640" height="425" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397-640x425.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397-1024x680.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397-610x405.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/DSC0397-320x213.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Siz de <a href="http://meydanda.org/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://meydanda.org/&amp;source=gmail&amp;ust=1541845064396000&amp;usg=AFQjCNHIINUWEcqoifHb-6hs1upRLhxR4w">Meydan</a> toplantısına katılacak isimlerdensiniz. On plana çıkarmayı planladığınız sorunlar/tespitler ya da çözüm önerileriniz neler?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Berfin Azdal:</strong> Şu anda zaten 4 milyon mülteci ile birlikte yaşıyoruz. Özellikle Suriyeli göçmenler için hukuken ‘Geçici Koruma Statüsü’nden bahsetsek de göçmenler bu topraklarda kalıyorlar ve kalacaklar. Peki, nasıl? Beraberce olarak hep tartıştığımız ve cevap aradığımız &#8220;Nasıl birlikte yaşayacağız&#8221; sorusunu Meydan’da da soracağız, yanıtlar arayacağız.</p>
<p dir="ltr"><strong>Genel anlamda sivil toplumun &#8220;Bir arada Yaşam&#8221; konusunda verdiği sınavı nasıl buluyorsunuz?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Ayşe Öktem:</strong> Bir yandan tabii ki daha çok şey yapılabilirdi. Aslında göç gibi bir sorunumuzun olduğunu Suriye’lerin gelmesiyle birlikte anladık ancak. Örneğin eski Sovyet Cumhuriyetlerinden gelen kadın işçileri, ya da buraya yerleşen Afrika’lıları uzun süre görmedik. “Bir arada yaşam” dediğimizde bunun ayrılmaz bir parçası olan, düşmanca tavrımızla azalta azalta tam azınlık haline getirdiğimiz halkları -en başta Ermeni, Rum ve Yahudileri &#8211; uzun süre görmezden geldik. Suriyeliler sağolsun hepsini hatırlattılar, beraberce yaşamı nasıl örgütleyeceğimiz sorusunu bize fark ettirdiler. Öte yandan başka ülkelerde kıyasladığımda, özellikle de Batı Avrupa ülkelerinde sivil toplumun bu konularda hangi evrelerden geçtiğine baktığımda hiç de fena bir sınav vermediğimizi düşünüyorum.</p>
<p dir="ltr"><strong>Konu, sizce STK&#8217;larla çözülebilir mi yoksa STK&#8217;ların devletleri de harekete geçirmesi mi gerekir? Mülteciler günümüzde bir devlet politikasına da işaret ettiğini görüyoruz.</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Ayşe Öktem:</strong> Devletlerin yapacağı iş vardır, STK&#8217;ların yapacağı iş vardır. Tek başına STK’ların konuyu çözmesi mümkün değil. Ama tek başına devletlerin de çözmesi mümkün değil. Bazı konularda ağırlık devlettedir, ama STK’lara da ihtiyacı vardır. Örneğin eğitim. Devlet yasayı yapar, STK’ların görevleri, yasaları tartışmak ve düzeltmek, haklara erişimi sağlamak, bilgilendirmek &#8211; çünkü bazen STK’lar daha inandırıcı olabiliyor -, raporlamak, tartışmaktır. Bazı konularda STK’lara iş düşer &#8211; devlet ne kültür festivali yapar ne de yaratıcı yazarlık atölyesi. Ama bunların fonlarını sağlayabilir. Akdeniz’e açılan insanları ölümden kurtarmak STK’lara düşüyor, ama sınırları açıp bu insanları memleketlerine almak devletlerin sorumluluğu. STK’lar devletlerine baskı yapabilir bu konuda, o memlekette yaşayan insanlara, yurttaşlara çağrıda bulunur, onları harekete geçirmeye yönelik çalışır.</p>
<p dir="ltr"><strong>Ne yapılırsa elimizdeki fotoğraf değişir?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Ayşe Öktem:</strong> Savaşlar biterse. Yoksul diye adlandırılan ülkelerin zengin ülkeler tarafından sömürülmesi biterse. Açlık, sefalet, susuzluk, baskılar biterse. Aksi taktirde göçler olacaktır, artacaktır da. Yoksullar daha zengin olan topraklara göçüp biraz da olsa daha iyi yaşamak isteyeceklerdir. Ölmek istemeyen yaşayabileceği yere gelecektir.</p>
<p dir="ltr"><strong>Çalışmalarınızı yaparken zorluk yaşadığınız alanlar neler?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Ayşe Öktem:</strong> Birçok bürokratik engel olabiliyor, iyi bir fikri uygulamaya koyana kadar çok zaman geçebiliyor. İçinde yaşadığımız zor zamanlar da damgalarını vuruyor çalışmalarımıza.</p>
<p dir="ltr"><strong>Berfin Azdal:</strong> Zor meseleri konuşabilmeyi oldukça önemli görüyoruz ve bu konuları konuşmak kolay iş değil. Örneğin Birlikte Yaşam Festivalleri&#8217;nde birçok bürokratik engele takıldık. Halbuki hedef  Kadıköy&#8217;de yaşayan herkesin müziğiyle, dansıyla, soru ve çözümleriyle birlikte yer alabileceği bir zemin yaratmaktı. Bir de göçmen karşıtlığı ve düşmanlığını ekleyebiliriz. Bu bizim mücadele ettiğimiz bir alan. Algıları değiştirmeye, yaşamı müşterekleştirmeye çalışıyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/13/meydan-soylesileri-yazinin-yol-arkadasliginda-bir-proje-gocmen-harfler/">Meydan Söyleşileri: Yazının Yol Arkadaşlığında Bir Proje; Göçmen Harfler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Söyleşileri: STK’lar Politikaya Etki Edebilmeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/stklar-politikaya-etki-edebilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2018 13:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TOG]]></category>
		<category><![CDATA[Genç Mültecileri Destekleme projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan Söyleşileri]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Gönüllüleri Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32039</guid>

					<description><![CDATA[<p>TOG, 3 yıldır devam ettirdikleri Genç Mültecileri Destekleme Projesinde Suriye’den gelen 18-30 yaş arasındaki mülteci gençlerle Türkiyeli gençlerin bağının güçlendirilmesi için çalışıyor. İçerik Geliştirme Koordönatörü Karaca, STK’ların politikaya da etki edecek çalışmalar yapmalarının önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/stklar-politikaya-etki-edebilmeli/">Meydan Söyleşileri: STK’lar Politikaya Etki Edebilmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Toplum Gönüllüleri Vakfı genç mültecilerin Türkiye’de koşullarını bir nebze daha iyileştirmek için yürüttüğü Genç Mültecileri Destekleme Projesi üçüncü yılında. Ankara, Diyarbakır, Hatay/Antakya ve İzmir’de devam eden projede bu illerin seçilmesinin neden, Türkiye’de projenin de hedef kitlesi olan 18-30 yaş arası genç mültecilerin ağırlıkla bu illerde yaşıyor olması.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TOG İçerik Geliştirme Koordinatörü Lemi Karaca, gençlerin pek çok alanda desteğe ihtiyacı olduğunu fakat bazı ihtiyaçların öncelikli olduğunu belirtiyor. Bunları sağlık bilgisi, hizmetlere erişim, psiko-sosyal destek, eğitim, barınma, iş gücüne katılım, üniversiteye ve burs imkanlarına erişim, sosyal alanlarda kendini var edebilme, kişisel gelişim ihtiyaçlarını görme ve nasıl erişebildiğini bilme, gençlik ağlarına dahil olabilmek olarak sıralıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karaca, Türkiye’deki sorunlara yönelik çözümlerin kalıcı olabilmesi için sivil toplumun politika tabanlı çalışmalar yapması gerektiğini ve bu dönemin bir geçis dönemi olarak ele alınmasından ziyade, gençlerin toplumun bir parçası olduğunun kabul edilmesiyle elimizdeki fotoğrafın değişebileceğini söylüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meydan Buluşması öncesinde, TOG ile konuştuk. </span></p>
<p><b>2015&#8217;ten bu yana, Genç Mültecileri Destekleme Projesi&#8217;ni yürütüyorsunuz. Nasıl gelişmeler kaydettiniz ve projeyi biraz anlatır mısınız?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç Mültecileri Destekleme Projesi; gençlerin güçlenmesine ve bu güçlenme doğrultusunda katılım sağlamalarına yönelik bir proje. Proje; Ankara, Diyarbakır, Hatay ve İzmir’de 18-30 yaş arasındaki Suriyeli genç mültecileri güçlendirerek uyum süreçlerini desteklemeyi ve bu yolla sivil alanda gençlik ve insani yardım çalışmaları temelinde sosyal etki oluşturmayı amaçlıyor. Suriye’den gelen 18-30 yaş arasındaki mülteci gençlerle Türkiyeli gençlerin bağının güçlendirilmesini, gençlerin sağlık hizmetlerine erişmesini, başta cinsel sağlık ile üreme sağlığı ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olmak üzere çeşitli alanlarda doğru bilgiye ulaşması hedefleniyor. </span><span style="font-weight: 400;">2015’ten bu yana 4 gençlik merkezimizde yaklaşık 90 bin mülteci ve Türkiyeli gence ulaşıldı. Bu kişilerin 54 bini mülteci, 36 bini Türkiyeli gençlerden oluşuyor. Ulaştığımız mülteci gençlerin yüzde 60’ını ise genç kadınlar oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençlik merkezlerimizdeki gençler, sağlık ve sağlık hakları üzerine doğru bilgiye erişmelerinin yanında hukuki ihtiyaçları, eğitim haklarına erişmeleri, istihdam üzerine kamu, özel sektör ve sivil toplum ile iletişime geçmeleri üzerine desteklendi. Merkezlerde gerçekleştirilen farkındalık oturumları, eğitimler, atölyeler ve merkez dışı çalışmalarla güçlenen gençlerin kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda inisiyatif alarak merkez içi katılımlarının artması, daha demokratik bir toplum için bizi umutlandırıyor. </span></p>
<p><b>Hatay,  Kırıkhan, Diyarbakır ve Ankara’da  yürüyen bir proje. Özellikle bu illeri seçmenizin temel sebebi nedir?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje Ankara, Diyarbakır, Hatay/Antakya ve İzmir’de yürütülüyor. Gerçekleştirdiğimiz ihtiyaç analizi, kamudan ve sivil toplum kuruluşlarından aldığımız geri bildirimler doğrultusunda genç mültecilerin bu şehirlerde ağırlıklı olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle çalışmalarımızı bu şehirlerde gerçekleştiriyoruz. </span></p>
<p><b>18- 30 yaş arası gençlerde tespit ettiğiniz spesifik sorunlar neler? Buna dair nasıl çözüm önerileri geliştiriyorsunuz?  </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Gençlerin bir çok alana dair ihtiyaçları bulunmakta. Bunların başında sağlık bilgisi ve hizmetlerine erişim, psiko-sosyal destek, eğitim, barınma, iş gücüne katılım, üniversiteye ve burs imkanlarına erişim, sosyal alanlarda kendini var edebilme, kişisel gelişim ihtiyaçlarını görme ve nasıl erişebildiğini bilme, gençlik ağlarına dahil olabilmeyi sayabiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz gençlik merkezlerimizde;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Toplumsal Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ile Mücadele</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Cinsel Sağlık-Üreme Sağlığı Bireysel ve Grup Danışmanlığı</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Kadın Güçlendirme Çalışmaları</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Akran Eğitimi ve Akran Bilgilendirme</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Çocuklara Yönelik Müzik Kursları ve İletişim Atölyeleri</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Sağlık, Sanat ve Müzik Atölyeleri </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Sosyal Uyum ve Güçlendirme Etkinlikleri</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Dil Kursları</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Kültür ve Tarih Gezileri</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Sportif Etkinlikleri</span></p>
<p><b>3. yılında olan bir proje bu, neler hedefliyorsunuz?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Suriye’den gelen 18-30 yaş arasındaki mülteci gençlerle Türkiyeli gençlerin bağının güçlendirilmesini. </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Cinsel sağlık üreme sağlığı ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet üzerine farkındalık kazanmalarının sağlanması.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sağlık hizmetlerine erişebilmelerinin desteklenmesi.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İnsani kriz durumlarında akran eğitimi modelinin yaygınlaştırılması.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Cinsel sağlık ile üreme sağlığı alanında temel bilgi ve farkındalığa sahip Suriyeli gençlerin akranlarına kolaylaştırıcı olarak rol alması.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Genç dostu yaklaşımla gençlik çalışması alanında deneyim kazanmalarının sağlanması.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Gençlerin ve ihtiyaçlarının daha görünür olmalarını sağlamak ve bu bağlamda savunuculuk çalışmaları yapmak. </span></li>
</ul>
<p><b>İşbirliklerine açık bir yapılanmanız olduğunu söyleyebilir misiniz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim yapımızda önemli olan faktör ihtiyacın hızlı ve etkili bir şekilde karşılanması. Hem gençlik hem de mülteci alanında bir çok kamu ve sivil toplum kuruluşuyla iş birliği halindeyiz. Değerlerimiz doğrultusunda tüm iş birliklerine açık olduğumuzu söyleyebiliriz. </span></p>
<p><b>Genel anlamda sivil toplumun &#8220;Birarada Yaşam&#8221; konusunda verdiği sınavı nasıl buluyorsunuz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil alan hem 2011 öncesi hem de 2011’de Suriye kriziyle birlikte bir çok alana dair ihtiyacın giderilmesi konusunda destek oldu. Bir arada yaşamın önemli aktörlerinden birisi de sivil toplum. İnsani kriz sonrası hem ev sahibi toplumun hem de organizasyonların çok büyük emek verdiğini söylemek isteriz. Birçok kurum ve kuruluş özellikle akut dönemde inanılmaz işler gerçekleştirdi. Kültürel olarak Türkiye toplumunun yaklaşımı da bu büyük göç sınavını iyi verdiği düşüncesi içindeyiz. Bu konuda özellikle yerel toplumu güçlendirmek, dayanıklılıklarını artırmak, ayrımcılık, önyargı konularında hak temelli bakış açısını anlatma sivil toplum kuruluşları ve bu alanda çalışan her bireyin sorumluluğu olmaktadır.</span></p>
<p><b>Konu, sizce STK&#8217;larla çözülebilir mi yoksa STK&#8217;ların devletleri de harekete geçirmesi mi gerekir? Mülteciler günümüzde bir devlet politikasına da işaret ettiğini görüyoruz.  </b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum yapısı gereği sorunları tespit etmeye ve var olan sorunlara çözüm üretmeye çalışır. Fakat bu durum sivil toplumun tüm sorunları çözeceği anlamına gelmiyor. Sivil toplum lobicilik, savunuculuk ve kamu ile iş birliği yaparak sorunların çözülmesine destek olmalıdır. Sorunlara yönelik çözümlerin kalıcı olabilmesi için sivil toplumun politikayı takip etmesi ve etki etmesi gerekir. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplumun iş birliği ve koordinasyon içerisinde hizmetlerin üretilmesinin faydalı olacağı düşüncesindeyiz.</span></p>
<p><b>Ne yapılırsa elimizdeki fotoğraf değişir?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Politika tabanlı çalışmalar yapmak ve çözüm odaklı yaklaşmanın nihai sonuca bizi götüreceği düşüncesi içerisindeyiz. Mevcut durumu olduğu gibi ele almak, iyi uygulamaları referans almak uzun vadeli, kalıcı sonuçlar getirecektir. Gençlerin bu toplumun bir parçası olduğunu kabul etmek, sadece bir geçiş dönemi olmadığını bilerek karar alma süreçlerine dahil olması elimizdeki fotoğrafın değişmesine katkı sağlar. </span></p>
<p><strong>Siz de Meydan toplantısına katılacak isimlerdensiniz. Ön plana çıkarmayı planladığınız sorunlar/tespitler ya da çözüm önerileriniz neler?  </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma alanımız doğrultusuna genç, gençlik ve gençlik hakları üzerine hem mültecileri hem Türkiyeli gençleri kapsayıcı bir politika üretilmese dair kamu, özel sektör ve sivil toplum iş birliğinin önemini vurgulamak istiyoruz. Birlikte iyi bir yaşamın inşasının mümkün olduğunu ve bu süreçlerde gençlerin rolünü paylaşma isteğindeyiz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/stklar-politikaya-etki-edebilmeli/">Meydan Söyleşileri: STK’lar Politikaya Etki Edebilmeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
