<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pınar Demircan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/pinar-demircan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/pinar-demircan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:09:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Pınar Demircan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/pinar-demircan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 13:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Halk Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çernobil Nükleer Felaketi 36 yılın ardından hala gündemi belirleyecek kadar ölümü ya da hastalıklarla yaşamayı dayatıyor. Radyoaktif mağduriyetin sonuçlarını son dönem çalışmalara ait bilimsel verileri baz alarak tartıştığımız bu yazı, ülkemizde tüm canlıların geleceğini birbirine mıhlayacak bir kaderdaşlığın oluşmaması için yıllardır verilen direnişe bir küçük katkı girişimi olarak düşünülebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/">Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sürekli değişen sosyal ilişkiler ve inşalar ağının kendini tekrarlayarak gerçekleştirdiği mekan olan coğrafya, üzerinde yaşayan halkların varlığına sirayet eden olayların deterministik yaklaşımlarla tartışılmasına da vesile olur. Dünya genelinde karar süreçlerine erişimi varoluşçu bir bakış açısıyla insancıllık üzerinden ele alırsak, dünyadaki bütün canlılar için insanın kural koyucu otorite olması ona yaşamın sınırlarını tayin eden çerçeveyi çizme yetkinliğini verir. Diğer taraftan sürekliliğin esas olduğu bir güç olarak devletin karşısındaki yurttaş bireyin yaşam hakkı ise yasalara göre biçim alır. Dolayısıyla kanunlarla tanınmayan hakların getirilerine &#8216;fıtrat&#8217; diyenler de çıkabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketi 36 yılın ardından hala gündemi belirleyecek kadar ölümü ya da hastalıklarla yaşamayı dayatıyor. Radyoaktif mağduriyetin sonuçlarını son dönem çalışmalara ait bilimsel verileri baz alarak tartıştığımız bu yazı, ülkemizde tüm canlıların geleceğini birbirine mıhlayacak bir kaderdaşlığın oluşmaması için yıllardır verilen direnişe bir küçük katkı girişimi olarak düşünülebilir. Zira ülkemiz, siyasi iktidarın yasama ve yargı süreçlerini kontrol altına almak suretiyle itirazları yok saydığı ortamda, biri inşa, diğeri ÇED aşamasında bulunan 2 nükleer santral projesi ile nükleer yakıt çubuklarının bu coğrafyadan içeri girmesinden itibaren sonraki nükleer felaketlerin güçlü adaylarından biri olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif mağduriyetleri kadere eşitleyen şey kuşkusuz radyoaktif yayılımın tüm canlılar için nesiller boyu sürecek hastalıkların müsebbibi olmasıdır ve bilindiği gibi felaketin meydana geldiği tarihte doğmamış olanlar dahi bu etkiden ari değildir. 2012 yılında Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan Çernobil Halk Mahkemesi&#8217;ni Türkçe&#8217;ye kazandırmış olan Umur Gürsoy, eserin önsözünde radyoaktif patlamayı işgalle özdeşleştiren bir ifade kullanır: “işgal olduğunda annesinin karnında olanlar ve işgalden sonraki 0-6 yıl içinde doğanlar en çok etkilenenlerdi&#8221;. </span><span style="font-weight: 400;">Nitekim Nükleer Silah ve Savaşlara Karşı Hekimler (IPPNW) tarafından 2011 yılında yayımlanarak Alper Öktem&#8217;in Türkçe&#8217;ye kazandırdığı rapora göre de </span><span style="font-weight: 400;">Avrupa genelinde 5 bin civarında bebek ölümü, 10 bin civarında doğum anomalisinden bahsedilmektedir. Kurulma nedenleri arasında nükleer enerjinin dünya genelinde yaygınlaştırılması bulunan  </span><span style="font-weight: 400;">IAEA&#8217;nın raporlarında 100-200 bin civarında düşük vakasıyla sınırlı tutulan veriler, IPPNW araştırmacılarına göre sadece </span><span style="font-weight: 400;">Çernobil bölgesinde 12,000 &#8211; 83,000 çocuğun, dünya çapında 30 bin -207 bin çocuğun yapısal bozukluklarla doğduğuna ve düşük oranlarının IAEA tarafından küçük gösterildiğine işaret etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan düşük doz radyasyona maruz kalınması bile genetik olarak bu hastalıkların kader gibi yaşanmasına neden olabilir. Nitekim </span><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;da 1987-1992 arasındaki verilere göre endokrin sistem hastalıklarında 25 kat, sinir sistemi hastalıklarında 6 kat, dolaşım sistemi hastalıklarında 44 kat, sindirim organı hastalıklarında 60 kat, cilt ve ciltaltı hastalıklarında 50 kat, kas-iskelet sistemi ve fizyolojik disfonksiyonlarda 53 kat artış olduğunu göstermekte ve felaketin canlılarda yarattığı tahribatın büyüklüğüne dair önemli fikir vermektedir. Maalesef benzer bir durum 2011 yılında meydana gelen Fukuşima  Nükleer Felaketi&#8217;nin ardından da görülmektedir. Daha önceki </span><a href="https://yesilgazete.org/radyasyon-kiz-cocuklari-ve-kadinlar-icin-daha-buyuk-tehdit/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">yazılarımda</span></a><span style="font-weight: 400;"> normal şartlarda milyonda 1 çocukta görülen çocukluk çağı tiroit kanseri ve şüphesine tekabül eden vakalarda 500 kat artış olduğuna işaret etmiştik. Bu konuda American thyroid.org tarafından 2016 yılında yayımlanan bilimsel makale Fukuşima coğrafyasında tiroit kanseri teşhisi konmuş olan 6-18 yaş arasındaki çocukların sayısının 100 bin çocukta 37 olduğunu göstermektedir ki ABD&#8217;deki oranın 0,54 çocuk olduğu belirtilmektedir.</span><span style="font-weight: 400;"> Altını çizmek gerekirse, </span><span style="font-weight: 400;">çocukluk çağı tiroit kanseri normalde milyonda bir görülen hastalıktır ve bu kanser türündeki artışın tek nedeni bilimsel olarak endüstriyel radyoaktiviteye bağlanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin tanığı olarak dünyaya adını duyuran Svetlana Alexievich Nobel ödülünü aldığı </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil&#8217;den Sesler</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı eserinde 485 köyün saatler içinde yaşanmaz hale geldiğinden ve bugün hala 800.000&#8217;i çocuk olmak üzere Beyaz Rusya&#8217;da 2 milyon kişinin radyoaktif  bölgelerde yaşadığından bahsetmektedir. Bu toprakların ne kadar radyoaktif olduğuna dair bir fikir vermek için, 100 bin kişinin ancak nükleer test sahasında maruz kaldığı dozun 1.480 kat daha yüksek radyasyon düzeyinin hakim olduğu bölgelerde yaşadığı söylenebilir. Nitekim 1990 ve 2000 yılları arasında, bölgede yetişkinlerde rastlanan tiroid kanseri vakalarında yüzde 1.600 artış meydana gelmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">IPPNW raporuna göre felaketten sonra Beyaz Rusya genelinde 12 bin kişide tiroid kanseri gelişirken Beyaz Rusya&#8217;nın Gomel kentinde 50 binden fazla çocukta yaşamları boyunca tiroid kanserinin gelişeceği tespit edilmiştir. Ayrıca  Çernobil nükleer felaketi nedeniyle  ebeveynleri yüksek doz radyasyona maruz kalmış çocukların dünyaya sağlıklı gelme oranı 1996’da %81’den %30’a düşmüştür. Hatta raporun yazıldığı yıllarda Avrupa&#8217;da çocuklarda yükseldiği anlaşılan tip I diyabet hastalığı da yine Çernobil&#8217;le ilişkilendirilmektedir.</span> <span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki Beyaz Rusya&#8217;nın Gomel kentinde 132 kilometre mesafedeki Çernobil&#8217;den daha yüksek kanser oranlarına rastlanmasının nedeni nedir? Tarihçi bilim insanı Kate Brown 2019 yılında yayımlanan </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil Kılavuzu, Hayatta Kalma Rehberi</span></i><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">Chernobyl Guide, A Manuel For Survival</span></i><span style="font-weight: 400;">) adlı eserinde SSCB&#8217;ye ait askeri güçlerin müdahalesinden bahseder. Buna göre, radyoaktif yağmur bulutlarının Moskova&#8217;ya ulaşmadan önce yağdırılması için gümüş iyot yüklenen uçaklar devreye sokularak Belarus&#8217;un Gomel kenti semalarına gönderilmiştir. Gomel&#8217;de yaklaşık yarım milyon insan 4 saat sonra üzerlerine radyoaktif yağmurun yağdırılacağından habersiz ve merakla  arkalarında sarı dumanlar bırakarak hemen üstlerinde cirit atan SSCB&#8217;ye ait uçakları izliyordur. Böylece SSCB&#8217;de Hidrometeroloji uzmanlarının 1941 den beri yağmur yağdırma teknikleri üzerine yaptığı çalışmalar Moskova&#8217;yı radyoaktif mağduriyetten koruyarak “ilk meyvesini” verir. </span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin başlaması kimlerin yaşamaya  kimlerin ölmeye bırakılacağının egemenin uhdesinde olduğunu bir kez daha bize göstermiştir. Hiroşima&#8217;dan, Marshall Adaları&#8217;na oradan Fukuşima&#8217;ya uzanan geniş bir tarihsel izleği takip eden  mağduriyetler silsilesi Çıplak Hayatlar yazımızda da Arkhangelsk bölgesinde Rusya&#8217;nın deniz üstünde gerçekleştirdiği nükleer tatbikatlar nedeniyle radyoaktiviteye maruz kalan, böylece suç teşkil etmeden öldürülebilen fakat kurban edilemeyen şeklinde tanımladığımız Nenoksa halkı gibi </span><span style="font-weight: 400;"> Beyaz Rusya halkının da gözden çıkarıldığını göstermektedir. Çernobil&#8217;in etrafındaki 30 kilometre yarıçaplı alan içinde S.S.C.B askerleri tarafından Ukrayna topraklarında 90 bin kişi kurtarılırken tesisin 3 kilometre ötesindeki  Beyaz Rusya topraklarında yalnızca 20 bin kişinin tahliye edilmiş olması da bu kötülüğün bir parçasıdır. Öyleyse kader olan coğrafya mıdır gerçekten? Yoksa bir halka zulmetme yetkisini kendinde gören egemene tabi olmak mı? Biz kime haktır sağlıklı yaşamak diye düşüneduralım, Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS&#8217;nin sahibi olan Rusya devletinin başkanı Vladimir Putin, 2006 yılında  radyoaktif bulutları Beyaz Rusya coğrafyasının üzerine kovalayan hava kuvvetlerinden Cyclone-N Tugayı komutanı Alexander Grushin&#8217;e Rusya topraklarını radyasyondan korumadaki rolüne istinaden bir madalya verir</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıda anlatılanlara ek olarak Çernobil&#8217;den kuş uçuşu 1000 kilometre mesafede olsa da radyoaktif bulutlarla yıkanmış olan bu topraklarda 2006 yılında TTB tarafından gerçekleştirilen </span><i><span style="font-weight: 400;">Çernobil Kazası Sonrası Çernobil ve Kanser</span></i><i><span style="font-weight: 400;">  </span></i><span style="font-weight: 400;">araştırmasının kanser vakalarındaki artışın araştırmaya muhtaç olduğunu işaret etmesine rağmen 36 yıldır bu ülkede devlet eliyle bir tane bile resmi araştırmanın yürütülmediğinin altını çizelim. Bu gerçeği bilip yıllardır artan kanser vakalarına bağlı olarak ölülerini toprağa verenleri, hastalıklarla sürünenleri görerek direnenler, nükleer tesislerin faaliyete geçeceği  tarihe her geçen gün yaklaşılırken hukukun yok edildiği bu coğrafyada çaresizlik içinde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanların kaderini eline alması için Mersin ve Sinop&#8217;taki nükleer santral projelerinin bu coğrafyada istenmediğine Çernobil felaketinin 36. yıl anmasında da bildik yöntemlerle bir kez daha dikkat çekildi. Fakat basın açıklamaları uzun zamandır tarihe not düşmekten ibaret. Hukuk sisteminin etkisizliğinin, atılan atışın kurbağaya değmemesinden farksız olduğu bu sistemde en son Sinop projesi için verilen ÇED onayının iptal edilmesi için açılan dava da kaybedildi. Ne hukukun ne kanunların esamesinin okunduğu bir dönemde Sinop NGS ÇED iptal davasının Akkuyu NGS sürecinde deneyimlenen siyasallaşan yargı sürecinden tek farkı haklı ve gerekçeli muhteşem savunmalı itirazların daha hızlı bir şekilde yok sayılmasıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa daha önce </span><i><span style="font-weight: 400;">Şirketsiz ÇED&#8217;e referans reaktör</span></i> <span style="font-weight: 400;"> yazımızda açıkladığımız gibi hangi şirketin hangi reaktörü kuracağının bile belli olmamasıyla doğuştan arızalı bu proje için hazırlanarak onaylanan ÇED raporu bilirkişilerin incelemesine göre acil durum tahliye şartlarının uygunsuzluğundan tesisin kurulacağı sahanın heyelan riski teşkil etmesine, hakim rüzgarların radyasyon yayılımı halinde kent nüfusunun yaşadığı bölge üzerine tesir edeceği gibi nedenlerle projenin fizibilitesinin dahi uygun olmadığını göstermektedir. Kaldı ki projeyi yapan taraf olan davalılar dahi haksızlıklarını ÇED&#8217;i yeterince iyi hazırlamadıkları yönündeki beyanlarla örtüp yeniden ÇED hazırlama önerisiyle projenin iptal edilmesinin önüne geçmeye çalışmıştır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hal böyleyken şimdi başa dönüp soruyu tekrar soralım, gerçekten coğrafya mıdır kader olan? Yoksa kaderini eline alma cesareti göstermeyip yazgısını kendisi yazamayan halklar mı?</span></p>
<p><em>Görsel: Otto Schade</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/29/cografya-ne-zaman-kader-olur/">Coğrafya Ne Zaman Kader Olur? </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 12:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının iddiası Ukrayna'nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya'yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna'da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca devletler arasındaki rekabet çeşitli eşitsizliklerin kaynağı olmuştur. Harvey&#8217;in ifadesiyle sürekli birikime dayanan kapitalizmin içkin çelişkilerini dünya sahnesine taşıyan bu ilişki biçimi bize savaşın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu hep hatırlatır. Bu durum, kapitalizmin tekelci karakterinden ileri gelirken emperyal devletler arasında kurulan bölgesel ittifaklar ve azalan fırsatlar karşısında kaynak ihtiyacı içinde bulunmanın itici kuvvetiyle bir başka ülkenin toprağını işgal biçiminde tezahür eder. [1]</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazının iddiası Ukrayna&#8217;nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya&#8217;yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna&#8217;da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir. Hele bu ihtimal siyasi iktidarların ticari bağlantılarla elini güçlendirdiği ve kendi bekası için kapıyı açmaktan imtina etmediği durumlarda işgalci güçlerin pencereden değil, kapıdan girmesine olanak veriyorsa, bu süreç yazının ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere iktidarın “Ak” kuyusuna da dönüşebilir. </span></p>
<figure id="attachment_79128" aria-describedby="caption-attachment-79128" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-79128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg" alt="İnşasına devam edilen Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs.jpg 729w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-79128" class="wp-caption-text">İnşasına devam edilen Akkuyu NGS</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş deneyimler referans alındığında enerji kaynaklarının savaş çıkarma payını azımsamak mümkün değildir. Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden kısa bir süre sonra nüfus artışına bağlı olarak endüstrileşmede ilerlemenin sağlanması için doğal kaynaklara ihtiyacın artması, gelişme ve kalkınma ideali ikinci bir savaşı başlatma eğilimlerini beslemiştir. Akabinde, kaynak bağımlılığı ve uluslararasılaşmanın derinleşmesiyle bu ihtimalin güçlendiği de zamanda soğuk savaş döneminde görülmüştür. Maalesef bundan önce en son Suriye&#8217;de yaşandığı gibi bu saldırganlık hali çeşitli şekillerde de gerekçelendirilmektedir. Öyle ki yalnızca yenilenebilir enerji kaynağı olarak bilinen güneş ve rüzgar enerjisinin kapitalizmin “el koyma” yoluyla sürekli birikim hedefine hizmet etmediği söylenebilir. Bu enerji çeşidinin bağımlılık yaratmadığı gibi alınıp götürülemeyeceği için bir savaşı da tetiklemeyeceği kabul görür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;nın işgalinde beni yukarıdaki bağlam üzerine düşünmeye sevk eden şey Rusya ile çekişme  çerçevesinde kuşatmanın Çernobil&#8217;den başlaması oldu. İki ayrılıkçı bölge (Donetsk ve Luhansk) üzerinden yapılan açıklamalar,  düşmanlık mesajları, Rusya Devlet  Başkanı Putin&#8217;in SSCB&#8217;nin mirasına sahip çıkma kararı nasıl bir perdelemeydi de dünya kamuoyu olarak,  Çernobil&#8217;de bir nedenle 20-30 kat yükselen radyasyon dozlarını konuşmaya başlamıştık? Fakat daha da ilginci bu artışın askeri araçların tesis sahasına girmesiyle topraktaki radyoaktif tozların havalanmasıyla gerçekleştiği yönündeki açıklamalar oldu. Böyle komik bir gerekçe, Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil&#8217;de radyoaktif kirliliğe yol açmayacağına dair dünya kamuoyunu teskin etmek için mi yapılmıştı yoksa, bir başka operasyona dair soru işaretlerinin doğmasını gizlemek için mi ortaya atılmıştı? Zira uzmanlara göre de Rusya&#8217;ya ait güçler bölgede ateş açmamış ve patlama meydana gelmemişken yalnızca topraktaki radyasyon tozlarının havalanmasıyla radyasyon dozunun 20-30 kat yükselmesi pek mümkün değildi. Peki sahadaki radyasyonun yayılımının izlenmesi için kullanılan ölçüm monitörleri neden devreden çıkarılmıştı? Ya Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil tesisinde Ukraynalı askerlerle  mücadele etmesi, onları esir alması ve Çernobil tesisinin yönetiminin el değiştirmesi nedendi? Üstelik Çernobil&#8217;de üzerinde lahit olan 4.reaktörün içinde havuzlarda soğutma prosesine devam edilen 21 bin adet yakıt çubuğuna ek olarak tesis sahasındaki inşa edilerek yeni kullanıma açılan nükleer atık deposunda 4 bin metreküp yüksek seviyeli nükleer atık varken. Ayrıca bu tesislerdeki teknik görevlilerin zapturapt altına alınması Rusya güçleri için de risk demek değil miydi? Rusya&#8217;ya ait güçlerin yanında nükleer uzmanlar ve bilim insanları mı vardı? Kimi siyaset bilimciler ve bilirkişiler Çernobil&#8217;in Kiev&#8217;e gitmek için en kısa yol olduğundan yani yol üstünde olduğu için kuşatıldığından bahsediyor ancak, tesisin ele geçirilmesi bizim daha derin düşünmemizi gerekli kılıyor ki bu yazının derdi de nükleer enerjiye dair büyük resmi gösteren bir perspektif sunmak. Zira “el koymak” insanlık tarihine kök salmış olan kapitalizmin doğasından gelir ve çirkin sureti bütün eşitsizliklerin arkasında görülebilir. Dolayısıyla bugün yaşananlar da bu el koyma alışkanlığının nükleer enerji boyutunda yaşandığını bize söylüyor olabilir. Gelin şimdi büyük resmi görmemiz için eksik parçaları tamamlayalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi nükleer enerji üretimini önceki ve sonraki prosesleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani nükleer enerji üretimi asla sadece bir tesis içindeki operasyondan ibaret değildir. Bu operasyonun gerçekleşmesi için nükleer yakıta ihtiyaç vardır, ham uranyumun işlenmesiyle elde edilen yakıt kullanım sonrasında nükleer atık haline gelir ve bu kez 20-30 yıl soğutulmasının ardından ya Ukrayna&#8217;daki gibi kuru depolanması yapılır ya da dünya genelinde (Fransa, İngiltere, Rusya, ABD, Hindistan, Japonya) sınırlı sayıdaki tesislerden birinde yeniden işlenir. En son ise dünyada henüz tam anlamıyla faaliyete geçmiş örneği bulunmamakla beraber nihai olarak  depolanması söz konusudur. [</span><span style="font-weight: 400;">2] Nükleer atığın işlenerek yeniden yakıt haline getirilmesinde ise Rusya&#8217;nın başı çektiği söylenebilir. Esasen dünya genelinde pek çok ülke ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde Rusya nükleer atıklardan yakıt üretme prosesinin de lideridir. Bu da Rusya tarafından üretilen reaktörlerde uranyum yakıtına göre bir kaza veya sızıntı halinde çok daha büyük ekolojik felakete neden olan bir yakıtın kullanıldığına işaret olarak düşünülebilir. [</span><span style="font-weight: 400;">3] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya nükleer atık geri dönüşümü  anlaşmalarından biri de Ukrayna ile yapmıştır. Buna göre  Ukrayna her yıl ülke sınırları içindeki 15 reaktörünün atıklarını Ukrayna 200 milyon dolar maliyete katlanarak Rusya&#8217;ya göndermektedir. Ne var ki 2005 yılında Ukrayna&#8217;da dönemin Enerji Bakanı Yuriy Nedashkovsky 250 milyon dolar karşılığında Çernobil tesis sahasında 100 yıllık bir koruma vadeden bir depolama tesisi kurulması için ABD menşeili Holtec firması ile anlaşır ve Rusya ile bu alışveriş sona erer. ABD menşeili Development Finance Corporation (DFC) şirketinin sağladığı finans kredisi desteğiyle Holtec tarafından  inşa edilen (en fazla 100 yıl koruma taahhüt eden) kuru-depolama tesisi 16 yılın sonunda deneme testleri  yapılmış olarak 6 Kasım 2021 tarihinde faaliyete açılır. Şimdilik 4 bin metreküp atık bulunsa da bu depo artık Ukrayna&#8217;nın  ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51&#8217;ini üreten 15 nükleer reaktörün atıklarının muhafaza edileceği yerdir. Böylece Ukrayna bir seferde 250 milyon dolarlık maliyete katlanarak nükleer atığın Rusya tarafından alınması için her yıl 200 milyon doları Rusya&#8217;ya ödemekten kurtulmuştur. Yani ABD  tarafından bu deponun  inşa edilmesiyle Rusya hem nükleer yakıt üretimi için nükleer atık tedarikini hem de her yıl için 200 milyon dolarlık bir gelir kapısını kaybetmiş durumdadır. Üstelik 1991 yılından itibaren faaliyet gösteren Rusya menşeili nükleer yakıt şirketi TVEL en son nükleer atıklardan yakıt üretmek üzere yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapıp yeni bir tesisi Moskova&#8217;da operasyona başlatmışken.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan  Rusya&#8217;nın son 10 yıldır yurt dışı yatırımlarıyla dünya genelinde atağa kalktığı dikkate alınırsa yakıt ihtiyacının arttığı göz önüne alınmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun  Rusya yapımı reaktörlere yakıt tedarik etmek üzere kurulmuş bir kamu işletmesi olan TVEL  ülkedeki  76 reaktörün ve Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS  gibi inşaat halindeki reaktörler hariç bugün operasyon halindeki 13 reaktöre ek olarak 30 araştırma reaktörü ile yüzen ve buzkıran reaktörlerine yönelik yakıt üretmek için yıllık olarak 5500 ton uranyumu ve nükleer atığa  ihtiyaç duymaktadır. Zira bugün Ural dağlarında, Kalmika&#8217;da ve Hazar Denizi&#8217;nde açtığı madenlerle dünya genelinde uranyum rezervinin yüzde 9&#8217;una sahip olan Rusya için bu miktar, değil genişleyen nükleer portföyüne, kendi  nükleer santrallerin ihtiyacını karşılamaya bile yetmiyor. Esasen  ihtiyaç duyduğu yakıtın ancak yarısını karşılayabilen Rusya&#8217;nın önümüzdeki dönemde 6 yeni uranyum madeni daha açmaya hazırlanması da bu ihtiyaçtan bağımsız değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya&#8217;nın nükleer yakıt üretimi yapmak için darboğaz içinde olmasının bir diğer nedeni de  2014 yılından itibaren Avustralya&#8217;nın  Rusya tarafından Gürcistan&#8217;ın, Ukrayna&#8217;nın  işgal edilmesi girişimleriyle gerekçelendirerek bu ülkeye yönelik uranyum  ihracatını askıya almış bulunması. Bu konuda Avustralya Başbakanının parlamentoya verdiği demeçte, &#8220;Avustralya&#8217;nın şu anda Rusya gibi uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir ülkeye uranyum satmaya niyeti yok&#8221; sözleri de bir süredir Rusya&#8217;nın  nükleer santralleri için gereksinim duyduğu nükleer yakıtı tedarikinde örtük bir ambargoya mı maruz kaldığı yönündeki tespitimizi doğruluyor. [</span><span style="font-weight: 400;">4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünüşe göre Ukrayna&#8217;ya savaş ilanıyla  “işgalci güç” ilan edilen Rusya bugünkü aşamada ise  tüm diğer pazarlardan olabileceği gibi nükleer endüstri pazarından da dışlanacak. Bunun ilk emarelerini Finlandiya&#8217;da Hanhikivi 1 projesinin gözden geçirileceğine dair açıklamalar [</span><span style="font-weight: 400;">5] ortaya koyarken bu iddiamızı da Macaristan&#8217;daki Rosatom tarafından planlanan iki reaktörün inşa edilmesi planından da vazgeçilebileceği destekliyor. Benzer şekilde Rusya devletine ait TVEL ile 2016 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya&#8217;ya nükleer yakıt ikmalinde bulunan İsveç devletine ait enerji şirketi Vattenfall da bir sonraki duyuruya kadar Rusya&#8217;ya nükleer yakıt sağlamayacağını duyurmuş bulunuyor. Bununla birlikte Avustralya&#8217;da uranyum satışlarının yeniden başlamasına dair bir ihtimal gözükmediği gibi diğer tedarikçilerin de Rusya&#8217;yı kara listeye alması söz konusu.  Yukarıda belirttiğimiz gibi yerli madenler şu anda Rusya&#8217;nın yıllık uranyum ihtiyacının yaklaşık yarısını sağlayabilirken Rusya&#8217;nın  uranyum ithalatının engellenmesi elinin kolunun daha da bağlanması anlamına geliyor.  Rusya ile sivil nükleer ticarete dahil olan şirket ve kamu işletmelerinden de benzer duyuruların yapılacağı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıt tedarikini baltalayan süreçlerin daha ağırının bu kez  Rusya&#8217;nın yurt dışı yatırımlarına karşı uygulanmak üzere olduğu açık. Yani Rusya&#8217;nın liderliğindeki tüm yeni reaktör projeleri haydut devletin cezalandırılması için iptal edilebilir. Zira gördüğünüz gibi nükleer endüstrinin başını çeken Rusya örtük bir şekilde  maruz kaldığı nükleer yakıt ambargosunun üstüne şimdi de nükleer endüstri pastasından aldığı pay küçültülmekte, hatta kendi dilimi artık başka tabaklardadır. Nitekim nükleerin iklim krizine çözüm olarak enerji taksonomisine katılmasıyla kömürden vazgeçmek zorunda kalan Polonya&#8217;da ABD tarafından bir nükleer santral kurulmasında anlaşılmış olması da ABD ve Rusya arasında nükleer endüstri pastasında bir çekişme  ihtimalini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede Rusya&#8217;nın  İran, Mısır ve Türkiye&#8217;deki nükleer santral  yatırımları ne olacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının bağlamı ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ülkemizde siyasi iktidarın hegemonyasını destekleyen ticari bağlantılarını güçlendirdiği, bizim büyük “iş anlaşması” olarak gördüğümüz Akkuyu NGS diğer ülkelerde iptal edilen projelere göre açık ara bağımlılık hatta teslimiyet içeren özellikte oluşuyla “Ak” bir kuyudan farksızdır. “Ak”lığı siyasi iktidarın projesi olmasından değil halen ülkemizde bu projenin gelişme ve kalkınma için kurulduğuna inanılmasından ileri gelmektedir. Bu projede “kuyu” olarak görünen en başta Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya&#8217;ya toprak ve  bir liman teslim edilerek  gerçekleştirilmesi ve Rosatom şirketinin yönetim hisselerinin hiçbir zaman yüzde 51&#8217;den az olmayacağının garanti edilmesiyle idarenin Rusya&#8217;ya verilmiş olmasıdır. Kaldı ki bugün bu projeye ait hisselerin yüzde yüzü Rusya&#8217;ya ait durumdadır.  20 milyar dolara inşa edilen Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya devletine ait Rosatom&#8217;un bir şirket olarak 15 yıl boyunca toplam 35 milyar dolarlık garanti ödemesiyle yatırımın geri dönüşünü en az yüzde 42 karla sağlayacak olması işin sadece maddi boyutu olmakla beraber Akkuyu NGS, bu ülkenin çalınan geleceğinden, bu projenin alternatif maliyeti ile başat ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edildiği gerçeğinden ayrı düşünülemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS&#8217;yi bu yazı özelinde Ukrayna&#8217;da yaşananlardan öğrendiklerimizle ele alırsak bu kuyunun derinliği yukarıdaki açıklamayla sınırlı değil, zira bu proje için katlanılan maliyetlerin aslında sonu  yok. Çünkü Akkuyu NGS&#8217;nin ÇED sürecinde bir evin tuvaletsiz inşa edilmesi metaforuyla açıklanan şekilde asla operasyon proseslerinden ayrı düşünülmemesi gereken nükleer atık maliyetine dair verilmesi gereken bilgi kendilerine sorulmasına rağmen ne şirket ne de hükümet yetkilileri tarafından  resmi olarak paylaşıldı. Fakat görüyoruz ki nükleer atık depolama maliyeti 250 milyon dolar ve yıllardır biz nükleer karşıtlarının telaffuz ettiği rakamları doğruluyor.  Ne dersiniz ömrü 80 yıl varsayılan nükleer santralin atıklarını her yıl Rusya&#8217;ya göndermek için en az 200 milyon dolar mı öderiz? Yoksa bir seferde 250 milyon dolarlık maliyeti üstlenip daha ağır yükten artık kurtulalım diyerek atıkları Rusya&#8217;ya göndermez ABD&#8217;ye ya da bir başka ülkeye kuru-depolama tesisi yaptırır da bedelini “yerli ve milli” bir teslimiyetle mi öderiz? Ancak bu bir seçenek bile olmayabilir. Çünkü Akkuyu NGS yukarıda açıkladığımız gibi Rusya&#8217;nın malı, Rusya ne  isterse öyle olur! Bununla beraber, nükleer atıkların yakıt yapılmak üzere her yıl 200 milyon dolar maliyete ve bu atıkların denizlerimizden ve boğazlardan geçiş riskine katlanıp Rusya&#8217;da  işlenmesinden sonra nihai atık kısmının Türkiye&#8217;de depolanmak zorunda olduğu ve Türkiye&#8217;ye  geri gönderileceği de bir gerçek. Zira Rusya kanunlarına göre nihai atıklar hangi ülkeden getirildiyse o  ülkeye geri gönderilmek zorundadır. Yani Türkiye nükleer atıklarını hem her yıl 200 milyon dolar ödeyerek Rusya&#8217;ya gönderecek hem de nihai atıklarını depolamak için 250 milyon dolarlık bir tesis inşa edecek!</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-79129 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png" alt="" width="640" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-1024x630.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un Orta Doğu projelerine gelirsek,  resmi biraz daha netleştirmek gerekirse haritada görüldüğü gibi nükleer endüstri pazarı dünya genelinde ABD ve Rusya&#8217;nın  başını çektiği toplam 4-5 ülke için bir paylaşım alanıdır ve kurulan nükleer santraller de  konuşlandırıldıkları coğrafyaları kontrol aracıdır. Şunun altını çizmek isteriz ki,  Akkuyu NGS, Rusya&#8217;nın İran ve Mısır&#8217;daki  nükleer santral projeleriyle birlikte diğer emperyal devletlerle rekabetinde elini güçlendirerek  Doğu Akdenizi kontrol altına almasını sağlayacaktır. Özellikle Akdeniz&#8217;in karşı kıyısında Mısır&#8217;daki Rosatom girişiminin, geçen yıl Doğu Akdeniz&#8217;de yaşanan enerji çekişmesi çerçevesinde Doğu Akdeniz&#8217;de hakimiyet kurmaya hizmet edeceği görülür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının sonuna gelirken dilerseniz ülkemizde hala nükleer santral sahibi olmayı güç sayan</span><span style="font-weight: 400;"> yurttaşlarımızın 15 reaktörü ve 4 bin ton nükleer atığıyla Ukrayna&#8217;nın “nükleer güç” olup olmadığı sorusunu yanıtlamasını isteyelim. Ardından gelin şunu da itiraf edelim; emperyal devletlerin sahip olduğu teknoloji pazarında piyon olmak ve dışa bağımlı bir teknoloji kullanmak yerine iştahlı şirketlerini doyurmak zorunda olan devletlerin el koyma güdülerini beslemeyen doğaya uyumlu ve ekolojik hakları tahrip etmeyen kaynağını direkt doğadan alan, karmaşık prosesleri, olmadığı için teknolojik bağımlılık yaratmayan enerji  çeşidinin tercih edilmesi size de tek çözüm gibi görünmüyor mu? Ukrayna&#8217;nın acı deneyimi diğer devletlerin ders çıkararak nükleer enerjiden vazgeçmesini sağlamalıdır. Hazır iklim krizinde sürdürülebilirlik bağlamında iklim dostu taksonomisine nükleer enerjinin girip girmeyeceği tartışmasının eşiğindeyken nükleerden iklim krizine çözüm olmadığı [</span><span style="font-weight: 400;">6] gerçeğinin yanı sıra bir de “Dünya barışı” için vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Ukrayna&#8217;daki işgal ve ilhak girişimi dünya genelinde nükleer karşıtlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına(IAEA) Rosatom projelerinden vazgeçilmesi yönünde baskı yapacağı bir kampanyanın başlatılmasının fitilini ateşlemelidir. Kaldı ki bugün Rusya&#8217;nın yaptığını yarın başka devletler de yapabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;ye dönersek, itiraf edin, en çok da Akkuyu NGS inşaatı iyi ki henüz bitmemiş diye içinizden geçirdiniz değil mi? Fakat bugün bitmediyse de inşaat tamamlanmaya yakın. Şimdi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Zira Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması bugün her zamankinden daha mümkün. Dünya devletleri birbiri ardına Rusya ile imzaladıkları projeleri iptal ederken ve Türkiye&#8217;de nedense her zaman hep bir çekince olarak sunulan “proje iptal bedeli” Avrupa&#8217;daki iptallerde telaffuz dahi edilmezken bu  rüzgarın akımından faydalanarak rahatlıkla Akkkuyu NGS için iptal girişiminde bulunulabilir. Kaldı ki Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;ya açtığı savaş ve işgal ötesinde ilhak girişimi bile mücbir sebep sayılabilir. Ne var ki ülkemizde siyasi beka için kazanılmak zorunda olan bir genel seçim varken hiç şüphesiz bunu yerli ve milli şirketlerimize rant vadeden, iş ve istihdam masalına yaslanarak Akkuyu NGS&#8217;yi her zaman seçim propagandası olarak kullanan siyasi iktidar yapmayacaktır. Fakat unutmayalım, Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması yönündeki talebi yükseltmek bu seçimlerden sonra imkansız hale gelecek. O nedenle bir kez daha yinelemekte yarar var: Ukrayna&#8217;nın acı deneyiminden yola çıkarak yani, başımıza gelecekleri şimdiden öngörerek Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulmasını sağlamak yalnızca bizim elimizde ve şuna inanın bugün bu talebimizi iş insanlarından işveren derneklerine uzanan yelpazede iktidarın bütün kanallarına iletmek ve onları ikna etmek için elimiz hiç olmadığı kadar güçlü! </span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Harvey, D.,2012, Sermayenin Sınırları, çev. Utku Balaban, Ankara, Tan Kitabevi Yayınları,</span><span style="font-weight: 400;"> 528-530</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[</span><span style="font-weight: 400;">2] </span><span style="font-weight: 400;">Finlandiya&#8217;da 2004&#8217;te inşasına başlanmış olan Onkalo Atık Deposu&#8217;nun 2020&#8217;de operasyona başlatılması öngörülmekteydi. Yerin altında inşa edilen bu tesis de en fazla 100 yıllık koruma taahhüt etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3</span><span style="font-weight: 400;">] </span><span style="font-weight: 400;">Nükleer atıktan işlenerek elde edilen yakıtın bir kaza veya sızıntı halinde yol açtığı ekolojik tahribat çok daha büyüktür. Kullanılmış MOX yakıtları  kullanılmış normal uranyum yakıtına göre beş kat daha fazla plütonyum barındırır. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor.  Daha fazlası için bkz https://nukleersiz.org/mox/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4</span><span style="font-weight: 400;">] https://theecologist.org/2022/feb/25/chernobyl-now-war-zone?fbclid=IwAR3Qomfzy-vq0cqLz1CbSR2k4hwjkbJUxmLRA_KnFFVaJDx6VOq6ObfZKHE</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5</span><span style="font-weight: 400;">] https://yesilgazete.org/finlandiya-rosatom-ile-imzalanan-nukleer-reaktor-projesini-gozden-gecirecek/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6</span><span style="font-weight: 400;">] Bu konuda yeşil gazetedeki yazıların yanı sıra şu video da izlenebilir Bkz Nukleersiz.org https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birikimin E-Halinden Nükleer İrrasyonaliteye</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/07/birikimin-e-halinden-nukleer-irrasyonaliteye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 07:57:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Birliği Komisyonu'nun raporuna göre radyasyon ve fosil gaz[1] iklim dostu ilan edilebiliyorsa, küresel sivil toplum olarak işimiz çok! Kapitalist sistemin ileri dönüşümü açısından kontrol mekanizması işlemeyen bir metalaşma sürecinde yıkım kaçınılmaz olduğu için[2] sermayenin saldırıları sesimizi alarm zilleri gibi yükseltirken ekoloji ve emek hareketleri ortaklaşmadıkça kaybedilen şeyin adı olmaz mı bu dünyadaki yaşam?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/07/birikimin-e-halinden-nukleer-irrasyonaliteye/">Birikimin E-Halinden Nükleer İrrasyonaliteye</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Son dönemde karşı karşıya kaldığımız fahiş elektrik faturaları malumun ilamı oldu. Giderek daha fazla yoksullaşan dolayısıyla yoksunlaşan geniş kesimler açısından, ekonomik sürdürülebilirlik tanzim satışlarla, asgari geçim indirimleriyle ya da ucuz kredilerle göğüslenecek eşiği çoktan aştı. Zira en başta özelleştirmeler, kur krizi ve artan maliyet enflasyonu nedeniyle kötüye giden ekonomi şartlarında birim bazında pahalılaşan elektrik, bir sonraki çevrimde ara ürün olarak değdiği her şeyin fiyatını daha da yükseltecek. Bu şekilde önümüzdeki kara delik her geçen gün büyürken bu mağduriyetlerin elektriğin tüketim limitlerindeki değişiklikle tolere edilmesi de mümkün değil ve bu durum  geniş kesimler için ilave yeni borçlanmalar anlamına geliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan yurt genelinde süren işçi eylemleriyle geçinemeyenlerin sesine  yukarıdan aşağıya </span><span style="font-weight: 400;">taşeronlaşmış olan bu sistemde, açlık içindeki sermayenin gasp ettiği emeğin sesi de daha fazla karışıyor. Bunun bir örneğini, Akkuyu NGS ile olası bir seçimden önce gövde gösterisi yapmayı sağlayacak açılış seremonisinin kotarılması, en azından 2023&#8217;te 1. reaktörün operasyona başlatılması hedefinin yakalanması için pandemi demeden, dur-durak dinlemeden az zamanda daha çok işin yapılması adına çalıştırılan işçilerin emeklerinin karşılığı verilmeksizin  işten çıkarılmalarına isyan edişlerinde  görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ortama bir de Türkiye&#8217;de Sinop&#8217;a kurulması tasarlanan, Türkiye&#8217;nin ikinci nükleer santraline yönelik Rusya ile paslaşıldığı haberi gündeme düştü&#8230; Hem de Sinop&#8217;ta kurulması istenen farazi bir nükleer santral projesine verilen ezbere ÇED onayına karşı Sinop&#8217;taki nükleer karşıtlarının başvurusuyla başlatılan dava sürecinde bilirkişi incelemelerine ait inceleme raporu Sinop İnceburun&#8217;da öngörülen alanda herhangi bir nükleer santralin kurulmasının uygun olmadığına dair görüşlerini bildirmiş ve projenin uygunsuzluğunu bundan 2 ay önce açık açık ilan etmişken&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir kez daha görüyoruz ki, siyasi beka iktidar için her şeyden önemli ve nükleer santral nüfusun bir kesimi için bilinmezlikleriyle vaatlerin motoru olarak en azından önümüzdeki seçime yönelik hala bir propaganda aracı yerini korumakta&#8230;  Bu açıdan demokrasi şartlarında tepki çekmesi muhtemel olan bu söylemi, iktidar açısından olanaklı kılan iki nedenden biri inkar, diğeri edinilen aşırı gücün korunmasındaki zorunluluk. İnkar iktidarın eylemlerinin bir parçası, zira gerçek duruma uygun ve uyumlu hareket etmek problemlerin failleri için kendi sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek demektir. Dolayısıyla bu noktada muktedir için yapılabilecek tek şey, irrasyonaliteye sığınmak ve “tufanın kendisinden sonra geleceği inancıyla”  hakikati reddetmek oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yukarıdaki mantalitenin ısrarcılığında,  elektrik alım fiyatının Akkuyu NGS için yapılan sözleşmeye göre bugünkünün de üstünde bir fiyattan garanti edilmiş olduğu düşünülürse,  elektrikte bugün  yaşanan şokun bir benzerinin  nükleer enerjinin devreye girmesiyle tekrarlanacağı az çok tahmin edilebilir. Bu şartlarda  ikinci santralin de muştulanması ise  irrasyonaliteye sığınmaktan başka bir şey değildir. Hem de bizzat Enerji ve Tabii Kaynaklar  Bakanı Fatih Dönmez  tarafından sarf edilen “nükleeri 15 yıl pahalı, 65 yıl ucuz diye düşünmek lazım” itirafı</span><span style="font-weight: 400;"> [3] yani 2023&#8217;te nükleer enerji üretimine geçilirse 2038&#8217;e kadar elektriği bugün yaşadığımız şoka neden olan fiyatlardan daha pahalıya alacağımız yönündeki bu itirafı tazeliğini korurken! Ayrıca bakanın ifadesinde geçen “65 yıl ucuz” elektrik sağlanacağı iddiasına hiçbir okuyucumuzun itimat etmeyeceğini umarım. Zira bugün 60&#8217;lı yaşlarında bir bürokrat için kendi siyasi ömründen sonrasını ilgilendiren nükleer santralin operasyon sürecinin ilk 15 yılından sonra başlayacak 65 yıllık zaman dilimine dair tespitlerde bulunmak bir sorun teşkil etmeyebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her şeyin ötesinde biliyoruz ki,  kamulaştırma olmadıkça elektriğin ucuza üretimi mümkün değildir, maliyetli bir enerji üretim metodunu şirket eliyle bir de üzerine kar koyup satarsanız o elektriğin ucuz olması hiç mümkün değildir. Ayrıca rüzgar ve güneş temelli yenilenebilir enerjiden  üretilen elektriğin fiyatı bugünkü elektriğin fiyatının dörtte birine denk gelirken enerjiyi pahalıya üreten ve aynı zamanda kirletici olan  teknolojilerle vakit kaybetmek niye? Bu noktada şunun da altını çizmek istiyorum; içinde bulunduğumuz kriz nükleer enerjinin yoğun elektrik üretimi sağlaması üzerinden elektriğin ucuzlayacağı faraziyesinin savunulacak tarafının kalmadığının ispatıdır. Zira bilindiği gibi bugün şok yaşatan elektrik fiyatları üretim kapasitesinin yüzde 50&#8217;ye yakını atıl</span><span style="font-weight: 400;"> durumdayken yaşanmakta.[4]</span><span style="font-weight: 400;">      </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, bakanın bu ifadesini biraz daha irdelersek, iki mesaj daha verildiğini görmekteyiz. Bunlardan biri, ömrü şimdiye dek 60 yıl olarak ilan edilmiş olan nükleer santralin ömrünün şimdiden 80 yıla uzatıldığıdır. Oysa, bir nükleer santralin ömrü uzatıldıkça sorunları artar, üstelik bu sorunları iklim krizi şartlarıyla birlikte düşünmemiz gerekiyor artık&#8230; Yani  nükleer santral gibi her geçen yıl atıl teknoloji haline gelen bu yatırım çetinleşen iklim şartlarında  daha büyük tehlikeler arz edecek. Tüm bunlara ilaveten, lütfen okuyucularımız not etsin ki, Akkuyu NGS için yapılan sözleşmede 15 yıl sonra elektriğin alım fiyatının artmayacağının garantisi bulunmadığı gibi, nükleer santralin inşa maliyetine ek olarak yüklenilmesi gereken geçici ve nihai nükleer atık depolarının yapımı da Türkiye&#8217;nin sorumluluğu altında bulunmaktadır. Yani nükleer santral kurulması nedeniyle elektrik üretim sürecine dahil olan maliyetli üretim süreçleri karşısında bugünden daha zor ekonomik koşullar içine girmemiz kaçınılmaz. Ayrıca muştulanan ikinci santral nedeniyle siz bunu bir de ikiyle çarpın!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer irrasyonalite ise küresel sahnede yaşanmakta&#8230; Zira Avrupa Birliği Komisyonu&#8217;nun iklim krizi şartlarında nükleer enerjiyi 2045 yılına kadar düşük karbon teknolojiler arasında saymak suretiyle sürdürülebilirlik sınıflandırmasına dahil ettiğini duyurdu[5]</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Yani göz göre göre radyasyon kaynağı ve uzun ve maliyetli süreçlerinde karbon da salan nükleer enerji  yatırımları iklim krizine karşı önlemler arasına katıldı. Kuşkusuz bu kabulde ağırlığını koyan geçmişte yaptığı yatırımlarla elektrik enerji üretiminin yüzde 72&#8217;sini nükleer santrallerden karşılayan ve nükleer enerji üretimine eşlik eden iş alanlarına sahip Fransa ve nükleer endüstri ağının paydaşlarıdır. Kaldı ki  fosil gazı da düşük karbonlu teknolojiler arasına katan komisyon üyeleri tarafından nükleerden yana farklı bir karar alınması  da beklenemezdi. Ancak bu ön kabulün bedelinin nükleer bir kaza olmasa dahi,  iklim krizi şartlarında da ekolojik felaket demek olduğu unutulmamalı [6]. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği Komisyonu&#8217;nun bu kararı Türkiye gibi pek çok ülke açısından insan ve sermaye kaynağının maliyetli ve ekolojik olmayan nükleer santral yatırım süreçlerinde hebaya devam edeceğinin  işaretlerini veriyor. Yani uranyum madenciliğinden çözümsüz atık aşamaları dahil tüm operasyon süreci boyunca kaza olmasa dahi yaşamı ipotek altında tutan nükleer santral yatırımlarına kaynak aktarılması gerçekten hepimiz için büyük bir kayıp. Zira iklim krizinin kontrol altına alınmasını sağlayacak kaynağını doğadan alan ve sonlu olmayan rüzgar ve güneş gibi doğaya uyumlu, düşük maliyetli ve komplike olmayan uygun  çözümlere ihtiyaca göre yatırım yapmaktan uzaklaşılması, zamanın ve maddi kaynakların israf edilerek yaşamlarımıza el koyulması demek. İklim krizini ve beraberinde başka ekolojik sorunları derinleştirecek bir karar olarak AB Komisyonu raporunda radyasyon ve fosil gaz iklim dostu ilan edilebildiğine göre küresel sivil toplum olarak işimiz çok! Zira Kapitalist sistemin ileri dönüşümü açısından kontrol mekanizması işlemeyen bir metalaşma sürecinde yıkım kaçınılmaz olduğu için [7],</span><span style="font-weight: 400;"> sermayenin saldırıları sesimizi alarm zilleri gibi yükseltirken ekoloji ve emek hareketleri ortaklaşmadıkça kaybedilen şeyin adı olmaz mı bu dünyadaki yaşam? Bu durum gezegenimizi büyümenin sınırlarını aşındıran eşiğe her geçen gün daha fazla yaklaştırırken, yaşamsal sürekliliğe kast eden irrasyonalitenin daha da büyümesinden başka bir anlama daha geliyor. Karar vericilerin üzerinde baskı kurmak bir gereklilik ve bu ancak hak kayıplarına uğrayanların aynı yönde hareket ederek ortak bir talebi dile getirmesiyle mümkün.</span></p>
<h6><strong><em>“Birikimin e hali” ile  enerji üretimi üzerinden sağlanan rant ve el koyma süreci ifade edilmiştir. Bunun için Fukuşima Nükleer Felaketinden sonra sivil toplum örgütleri tarafından başlatılan enerji dönüşümüne verilen “e-shift/e dönüşüm” anlamına gelen kısaltmadan esinlenilmiştir. Japonya&#8217;daki enerji dönüşümü için bkz: </em></strong></h6>
<h6><strong><em>Demircan, P.,2020, Teknoloji ve Toplumsal Değişim İlişkisinde Çevresel Felaket ve Risklerin Belirleyiciliği, Fukuşima Nükleer Felaketi Örneği (119-131) Türkiye’de STS: Bilim ve Teknoloji Çalışmalarına Giriş, Turanlı, A., Aydınoğlu, A. U.,  Şahinol, M İstanbul Teknik Üniversitesi, Bilim, Teknoloji ve Toplum Anabilim Dalı Başkanlığı.  </em></strong></h6>
<h6><strong><em>[1] Bu yazıda doğal gaz fosil gaz olarak adlandırılmıştır çünkü, bkz https://www.termiksizgelecek.org/fosil-yakit-nedir-ve-nasil-olusur/</em></strong></h6>
<h6><strong><em>[2] Bkz Polanyi, K. (1986). Büyük dönüşüm.A. Buğra (Çev.) İstanbul: Alan Yayınları. </em></strong></h6>
<h6><em>[3] https://tr.sputniknews.com/20220126/bakan-donmez-nukleer-enerjiyi-15-yil-pahali-65-yil-ucuz-diye-dusunmek-lazim-1053138745.html</em></h6>
<h6><strong><em>[4] Bu konuda en son TMMOB 2021 Enerji Görünümü Raporuna bakılabilir. </em></strong></h6>
<h6><strong><em>[5] https://yesilgazete.org/ab-komisyonu-dogal-gaz-ve-nukleeri-dusuk-karbonlu-olarak-siniflandirdi/</em></strong></h6>
<h6><strong><em>[6] Bu konuda bkz https://nukleersiz.org/2021/10/cop-26-nukleer-karsiti-kampanya/; ayrıca bkz video https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</em></strong></h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/07/birikimin-e-halinden-nukleer-irrasyonaliteye/">Birikimin E-Halinden Nükleer İrrasyonaliteye</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 14:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif su]]></category>
		<category><![CDATA[tirityum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=68882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fukuşima Nükleer Felaketi'nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilen ve bugün miktarı 1,25 milyon tona ulaşan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı uluslararası siyasi krize yol açabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Meydana geldiği yer ve zamanla sınırlı olmayan, hatta ülke sınırlarını da aşarak ekosistemi bir bütün olarak tahrip eden radyoaktif kirliliğin verdiği endişe, Fukuşima&#8217;da 10 yıldır biriktirilmekte olan suyun denize boşaltım kararıyla yeniden dünya gündeminin üst sıralarında. Oysa Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından sonra 13 bin kilometre mesafedeki ABD&#8217;nin Kaliforniya kıyılarında Woods Hole Oceanographic Institution/Woods Oşinografi Enstitüsü (WHOI) tarafından radyoaktif Sezyum 134 tespit edilmiş, kaynağının da Fukuşima&#8217;daki nükleer felaket olduğu açıklanmıştı. Yine radyoaktif tehlikenin uzak mesafeleri nasıl kat ederek etkili olduğu Pripyat&#8217;tan kuş uçuşu 1900 kilometre mesafedeki bu topraklarda da tecrübeyle bakidir. Ne var ki, göze görünmeyen radyoaktivitenin kat edebileceği mesafeler hep insanın tahayyül sınırlarını zorlar ve ancak yakın coğrafyalarda alınan kararlarla alınmayan önlemler üzerinden bir sorgulama yapılır. Bu bağlamda Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasından itibaren denize akmaması için biriktirilerek miktarı bugün 1,25 milyon tona ulaşmış olan radyoaktif suyun yer kalmadığı için denize boşaltılması kararı da uluslararası siyasi krize yol açabilir.</span> <span style="font-weight: 400;">Nitekim Japonya&#8217;nın bu kararı ortak bir denizi de paylaştığı Çin ve Güney Kore sert siyasi mesajlarla karşılanırken bu coğrafyanın halkları da tepkilerini protestolarla gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-68884 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/cin-bakani-suda.jpg" alt="Çin bakanı Suda" width="345" height="243" />Öte yandan siyasi iktidarların, adına yönetim dedikleri işleyişin çarklarını döndürmek adına radyoaktiviteyi yok sayma yönünde aldığı kararlar ve almadığı önlemler siyasi temsilcileri zor durumda da bırakabiliyor. Açıkçası Başbakan Suga&#8217;nın biriktirilen radyoaktif suyun denize boşatılması yönündeki  kararı açıklamasından sonra da Başbakan Yardımcısı Taro Aso için  böyle oldu. Karara karşı yükselen tepkileri dizginlemek isteyen Aso, radyoaktif suyun boşaltılırken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)&#8217;nün skalasına uygun ve içilebilir kıvamda olacağı  iddiasında bulununca Çin Dış İşleri Bakanı Zhao Lijian radyoaktif suyu içmesini önerdi. Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin başlamasıyla reaktörden sızan suyun radyoaktif olmadığını dünyaya ispatlama arzusuyla içen Milletvekili Yasuhiro Sonoda&#8217;nın çaresizliğini gösteren bu olay biraz daha geriye gidersek daha aşina olduğumuz bir yerden, Çernobil radyasyonunun çayda olmadığını ispatlamak için canlı yayınında bir bardak içen dönemin Ticaret Bakanı Cahit Aral ile zihnimizde canlanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin ile yaşanan bu gerilimin dozu ne kadar artar, şimdilik bilemiyoruz. Ancak Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yıl dönümünü değerlendirdiğimiz </span><a href="https://yesilgazete.org/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-fukusima-10-yasinda/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">yazımızda</span></a><span style="font-weight: 400;"> okuduğunuz gibi Fukuşima&#8217;da nükleer felaketin başlamasından sonra bugüne kadar 50 balıkçı kooperatifinin kapandığı, balıkçılığın %85 oranında azaldığı ve satılan balık çeşidinin 3&#8217;e düştüğü göz önüne alınırsa aynı denizi paylaşan Çin&#8217;in endişesi bu açıdan da anlaşılabilir. Esasen yaşanan gelişmelerden huzursuzluk duyan sadece Çin de değil. Zira geçen hafta Güney Kore Hükümet Sözcüsü Kang Min-Seok da Devlet Başkanı&#8217;nın konuyu uluslararası mahkemelere taşımak için yetkililere talimat verdiği açıklamasında bulundu. Bu açıklamayı Güney Kore  Noryangjin Balıkçılık Toptan Satış Pazarı&#8217;ndaki esnaflardan oluşan bir sivil grubun Seul şehir merkezindeki Japon Büyükelçiliği önünde basın toplantısı düzenleyerek Japon hükümetini, komşu ülkelerle herhangi bir istişare olmaksızın radyoaktif suyu tek taraflı olarak boşaltmaya karar verdiğini</span> <a href="http://yna.kr/AEN20210416011000315" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">kınaması</span></a><span style="font-weight: 400;"> izledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-68885 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/guney-kore-protesto.jpg" alt="güney kore protesto" width="500" height="235" />Japon hükümetinin radyoaktif suyu boşaltma kararının arkasındaki nedenlere bakacak olursak  değerlendirmeyi iki açıdan yapmak uygun olur. Bunlardan biri bu suyun içinde yalnızca trityum olduğu gerekçesinin dünya genelinde trityum içeren soğutma suyunun normal şartlarda da denizlere boşaltıldığı açıklamasına dayandırılmasıdır. Dünya genelinde operasyon halinde 415 reaktör olduğu göz önüne alınırsa nükleer santrallerin dünya denizlerini  çeşitli sağlık riskleri teşkil eden trityumlu suya buladığı gibi bir gerçeklikle karşı karşıya kalınır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarılanma ömrü 13 yıl olan tirityumun canlı yaşamı üzerinde en az 130 yıl tesir süresine bağlı olarak besin zincirine karışması halinde etki süresi zarfında kanser ve türevi olan hastalıklara yol açması söz konusudur. Bu da demektir ki halihazırda soğutma sularını denize boşaltan nükleer santraller ekosisteme on yıllardır trityum karışmasına yol açmaktadır. İkincisi ise bu vakaya dair gözden kaçtığı düşünülen Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;ndeki soğutma prosesinin sıradan bir nükleer santralin soğutma prosesinden çok farklı olduğu gerçeğidir. Daha açık bir ifadeyle tarumar olmuş 3 reaktör çekirdeğinin tam erimeye uğradığı Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nde gerçekleştirilen soğutma prosesi süresince çeşitli radyoaktif izotopların da suya karışıyor olması nedeniyle bu işlem  sıradan ve operasyon halindeki nükleer santrallerdeki soğutma prosesiyle bir tutulamaz. Bu nedenle de hükümetin Geliştirilmiş Sıvı Artıma Sistemi(ALPS) adı verilen bir proseste arıtıldığı varsayılarak biriktirilen suyun yalnızca tirityum içerdiği iddiası oldukça şüphelidir. Nitekim soğutma prosesinden sonra silolarda biriktirilen suyun ALPS&#8217;ten  geçirilse de sistemin fonksiyonlarını yerine getirmemesine bağlı olarak bu suyun içinde Stronsiyum 90, Rutenyum 106 ve İyot 129 gibi kanser ve türevi hastalıklara yüzlerce yıl yol açma potansiyeli bulunan başka radyoaktif izotopların da  bulunduğu bilgisi 2019 yılında basına sızmıştı.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif kirlikten bahsedildi mi beraberinde dünya kamuoyunu ilgilendiren standartlar üzerinden de bir tartışma zemini oluşur. Örneğin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından genel olarak atmosferde bulunan radyasyon tespiti için tayin edilmiş dünya standardı vardır ve bu 1 miliseverttir. Ne var ki Fukuşima eyaletinde radyasyon sınır dozu 20 kat yükseltilerek Fukuşima&#8217;da evlerini terk eden insanların geri dönmesi salık verilmiş ve böylece devlet hak sahiplerinin tazminat yükünden kurtulmuştur. Eyalet genelinde neoliberal kapitalist sistemin çıkarlarına uygun olarak  radyasyonlu bölgeyi yerleşime açan bu teknokratik kararlar besin zincirine giren gıdalar söz konusu olduğunda ülkeler arasında yapılan anlaşmalarla radyasyon kontrollerinin kaldırılmasında da kendini gösterir. Öte yandan radyoaktif kirlilik ihtimali nedeniyle güven kayıplarını yaşandığı ortamda radyoaktif kontrollerin daha sıkı yapıldığı izlenimi de verilmek istenebilir. Nitekim Uluslararası Radyoloji Araştırma Enstitüsü (ICRP) tarafından  tayin edilmiş sınırlara uygun olarak Fukuşima Nükleer Felaketi  öncesinde geçerli olan 500 bekerel sezyum sınırı Fukushima kıyılarında tutulan balıkların satılmaması nedeniyle 100 bekerele indirilerek tüketiciye güven telkin edilmek istenmiştir. Ne var ki uygulanan daha sert önlemlere rağmen Fukuşima balığının güvenilir ve sağlıklı olduğu tüketicide karşılık bulmamış bilakis balıkların yarısından fazlasının kilogram başına radyoaktif sezyum miktarının &#8220;yeni sınır dozu&#8221; tayin edilen 100 bekereli aştığı tespit edildiği için Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nden denize açılınan 10 kilometre yarıçaplı alanda avlanma yasaklanmıştır. Geçen 10 yılın sonunda da bu durumun değişmediği ve  kaybolan güven nedeniyle 2020&#8217;ye gelindiğinde ölçümlerde tespit edilen radyasyon dozu düşük çıksa dahi  balıkçılığın toparlanmadığı görülüyor. Zira Fukuşima Eyaleti Balıkçılık Kooperatifi Birliği&#8217;nden yapılan açıklama bu önlemlerin Fukuşima öncesine göre satılan balık miktarını ancak %15&#8217;lerden %17&#8217;ye yükseltebildiği yönündedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-68886 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/fukusimada-balikcilik.jpg" alt="Fukuşimada balıkçılık" width="360" height="216" />Bölgede can çekişen balıkçılığın toparlanması için bir diğer hamle de 2019 yılının Eylül ayında testlere başlayarak kaybolan güveni yeniden tesis etmek için kurulan Fukushima Eyaletindeki Iwaki&#8217;deki Fukushima Bölgesi Balıkçılık ve Deniz Bilimleri Araştırma Merkezi olmuştur. Ne var ki 2019 yılında bir balık numunesinde kilogram başına 500 bekerel sezyum tespit edilmesi endişeleri yeniden yükseltirken şimdi buna bir de Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımını gündeme getirmesi eklendi. Başbakan Suga&#8217;nın radyoaktif suyun denize boşaltımına tayin edilen depolama alanının  2 sene sonra dolmuş olacağı ve yeni depolama alanının açılamayacağı gerekçesine dayandırdığı boşaltım kararı da balıkçıların itirazlarıyla karşılandı. Böyle bir noktada boşaltıma 2 sene sonra başlanacağı ve bu işlemin otuz yıl gibi bir süre alacağı gibi balıkçıları teskin etmeyi amaçlayan söylemler doğal olarak  kifayetsiz. Benzer şekilde uluslararası sulardaki balıkçıların da bu endişeye gark olmaması mümkün mü? Zira İnsanı sağlıklı yaşam sürmekten mahrum bırakacak radyasyonlu ürünü kim satın almak  isteyebilir? Türkiye için &#8220;tanzim satışlar&#8221; dediğinizi duyuyorum fakat bu başka bir yazının konusu olsun&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-68887 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg" alt="radyoaktif" width="407" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/04/radyoaktif.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 407px) 100vw, 407px" />Kuşkusuz Fukuşima&#8217;da radyoaktif suyun neden olduğu felaket salt balığın kullanım değerine diğer bir deyişle onun meta olarak görülmesine de indirgenemez. Çünkü her şeyden önce balıkların ve tüm diğer canlılar gibi kendi  yaşamlarını sürme hakları vardır. Yine cansız çevrenin kendilik hali düşünülmelidir en azından canlı yaşamının ekosistemin bir parçası olduğu genel kabul görmelidir. Ne var ki, balık ve diğer deniz canlıları insan ve başka hayvanların gıda zincirinde yer alırken  insan merkezli tesis edilmiş olan bu dünyanın şartlarında balıkçılık aynı zamanda  geçim kapısıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hep söylediğimiz gibi biri Akdeniz&#8217;in diğeri Karadeniz&#8217;in kıyısında kurulmasına karar verilmiş iki nükleer santral projesiyle Türkiye de benzer bir felaketin aday adayı. Meseleye sırf balıkçılık sektörü açısından baktığımızda ise Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü&#8217;nün 2020 yılında yayımladığı  2018 verilerine göre çevresinde 23 ülke bulunan Akdeniz&#8217;den yıllık 788 bin ton ve yine çevresinde 6 ülke bulunan Karadeniz&#8217;de 387 bin 844  ton balık elde edildiğini dikkate almak lazım&#8230; Ayrıca sadece Türkiye&#8217;de geçimini balıkçılıktan sağlayan 2,5 milyon kişi iki nükleer santralde çalıştırılacak en fazla 8 bin kişiden açık ara fazla olduğunun altını çizelim. Zira yalnızca bu açıdan bile ekosistemin bozulmasını insanın ve diğer tüm canlıların yaşamının zarar görme ihtimaliyle değerlendirmeyen neoliberal kapitalist sistemin tercihini şirketlerden yana yapmasıyla yavaş yavaş kendi sonunu getireceğini söylemek yanlış olmaz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/20/japonyanin-radyoaktif-suyu-denize-bosaltma-karari-uluslararasi-sularda-siyasi-kriz-ve-balikcilik/">Japonya&#8217;nın Radyoaktif Suyu Denize Boşaltma Kararı; &lt;br&gt;Uluslararası Sularda Siyasi Kriz ve Balıkçılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* Fukuşima 10 Yaşında!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 10:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi'nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine "enerji" formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına bigane kalışının sembolü sayılabilir.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-67008 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg" alt="&quot;10 Mart'ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&quot;*,Fukuşima 10 Yaşında!" width="340" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-640x371.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-1024x594.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-11-mart-fukusima.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" />Bu yaratıcı slogan* 10 Mart günü Türkiye&#8217;nin ilk nükleer santrali olmaya aday Akkuyu Nükleer Güç Santrali&#8217;nin (NGS) 3. reaktörünün temelinin Türkiye ve Rusya devlet başkanlarının uzaktan erişimle gerçekleştirdikleri törene karşılık Mersin Nükleer Karşıtı Platform(NKP) tarafından bir yanıt olarak geliştirildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer felaketle nükleer santral açılışı arasındaki zıtlığı net bir şekilde ortaya koyduğu için de Fukuşima Nükleer Felaketinin ilk on yılını değerlendirmeyi amaçlayan bu yazının başlığında kendine yer buldu. Zira, birazdan okuyacağınız Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin 10. yılı değerlendirmesinde bugüne dek yaşananlar toplumun kalbine &#8220;enerji&#8221; formunda sokulan tehlikenin boyutlarını ortaya koyduğu gibi Akkuyu NGS töreni de siyasilerin toplumlarına ne denli bigane kalışının sembolü sayılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67009 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg" alt="" width="368" height="194" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin-640x337.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/erdogan-putin.jpeg 780w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" />Nitekim savaş teknolojisinden devşirme olarak 1970&#8217;lerden itibaren kurulumu hız kazanan nükleer enerji, özünden hiç kopmamış olmakla birlikte yıkıcı formunu &#8220;güç&#8221; adı altında muhafaza ederken bugünkü neoliberal kapitalist sistemde de ekonomik ve siyasi pazarlıkların nesnesi haline gelmiştir. Nitekim Akkuyu NGS ile Türkiye&#8217;den toprak kopararak bir taraftan sıcak denizlere ulaşma idealini gerçekleştiren Rusya&#8217;nın benzer bir projeyle Mısır&#8217;da da bir nükleer santral projesi yürütmek suretiyle Akdeniz&#8217;i kontrol altına alma hesabı daha net görülebilir. </span></p>
<h5><b>Nükleer Enerjide Kamu Yararı Yoktur</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin iddia edilenin aksine tehlikeli, riskli ve pahalı olduğunu her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu da 2020&#8217;de güneş enerjisi üretim maliyetlerindeki %89&#8217;luk, rüzgar enerjisi üretim maliyetlerindeki %70&#8217;lik düşüşe karşılık, nükleer enerji maliyetlerindeki %26&#8217;lık artışla </span><a href="https://yesilgazete.org/covid-caginda-nukleer-enerji-2020-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi/"><span style="font-weight: 400;">işaret ediyor</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bununla birlikte çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin etkilerini yaşanırken sivil toplumun başlattığı E-shif(Enerji Dönüşümü) girişimiyle 2040&#8217;a kadar eyalet genelinde enerji ihtiyacının %100 yenilenebilir enerji olarak tanımlanan rüzgar ve güneş enerji kaynaklarından sağlaması planlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan 1 günde 6 milyon nüfuslu bir kentin su ihtiyacını soğutma suyu olarak kullanmasıyla özellikle iklim krizi şartlarında su kıtlığı yaşanacak zamanlar açısından da önemli bir sorundur. Yine kaynağından aldığı soğutma suyunu 5-10 derece farkla geri vermesiyle su kaynağında oluşturduğu 2 derecelik farkın ayrıca klor kullanımının denizdeki biyolojik çeşitliliği tahribata uğrattığı da bilinmektedir. Kaldı ki esas dert edinilmesi gereken nokta karbon salımın dan önce insan ve çevre sağlığı açısından radyoaktivitedir. Normal şartlarda 5 kilometre yarıçaplı alanda çevresine radyasyon yayan ve çocukluk çağı tiroit kanserinin tek nedeni olan endüstriyel radyoaktivite tüm canlı yaşamını tehdit etmektedir. Nitekim patlamalar nedeniyle açığa çıkan radyasyon nedeniyle de çocuklarda görülen tiroit kanseri 10 yıl içinde en az 500 kat artmıştır. Nükleer Silah ve Savaşlara Karşı hekimler (IPPNW) tarafından açıklandığı üzere nükleer felaket öncesinde milyonda 1-2 çocukta görülürken göre felaketin başladığı tarihten bugüne tiroit kanseri teşhisi ve şüphesi bulunan çocuk sayısı 380 bin çocuk için yapılan testlerde 203&#8217;e çıkmıştır. </span></p>
<h5><b>Balıkçılık Tehlike Altında!</b></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67010 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg" alt="balıkçılık tehlike altında" width="362" height="241" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda-640x426.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/balikcilik-tehlike-altinda.jpeg 700w" sizes="auto, (max-width: 362px) 100vw, 362px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek resmi tahliyelerle gerekse kendi isteğiyle Fukuşima&#8217;daki evlerini terk eden 200 bin kişiden 36 bini hala başka şehirlerde yaşamına devam ederken nüfusun azalması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Radyoaktivitenin denize, havaya, suya karışmasıyla ekosistemi zehirlenen coğrafyada artık tarım ve hayvancılık sağlıklı ve güven duyulan bir şekilde yapılamadığı gibi radyoaktif kirli olduğu endişesiyle balıkçılık da kan kaybetmiştir. Örneğin Fukuşima  eyaletinde 50 balıkçı kooperatifi kapanmış ve Fukuşima nükleer felaketi sonrasında balıkçılık bölgede %85 düşmüştür. Ara sıra tespit edilen yüksek radyoaktivite tespit edilen balıklar olduğu gibi güven kaybı yaşanmasına bağlı olarak satılan balık çeşidi  3&#8217;e inmiştir. Bunlara ek olarak Fukuşima&#8217;daki balıkçılığın karşısında şimdi bir de nükleer santral sahasında biriktirilen 1,37 Milyon ton suyun okyanusa boşaltılması riski belirmiştir.  Bu ihtimal Fukuşima Eyaleti Tarım Kooperatifleri ve Ormancılar Birliği’nin Fukuşima’daki 43 yerel yönetimin de desteğini almasıyla radyoaktif suyun depolanması yönünde hükümet üzerinde baskı kurmak içiin tüm dünyaya hitap eden bir </span><a href="https://nukleersiz.org/kampanyalar/"><span style="font-weight: 400;">kampanyanın</span></a> <span style="font-weight: 400;">da fitilini ateşlemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne var ki, biriktirilen meydana gelebilecek yeni depremler sırasında bile risk teşkil ediyor. Hatta reaktörleri hala soğutmak için kullanılan suyun biriktirilmesi esnasında dahi kaçaklar oluşabiliyor.  Nitekim en son meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremde 1. reaktör için hala kullanılan radyoaktif hale gelmiş olan soğutma suyunun tanklarda biriktirilme aşamasından önceki proseste 70 santim, 3. reaktörün biriktirilen su seviyesinde 30 santimetrelik bir azalma tespit edildiği için eksilen miktarın denize sızdığı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2011 yılında nükleer felaketin başlamasından sonra 2040 yılına kadar öngörülen dekontaminasyon ve söküm maliyeti olan 700 Milyar doların yarısına ilk 10 yılda ulaşıldığı üzere kamunun üzerine yüklenen borç yükünün yüksekliği dikkatlerden kaçmayacaktır. Şimdi gelin nükleer enerjinin maliyeti avantajı bulunsa dahi neden kabul edilmemesi gerektiğine Fukuşima&#8217;da yaşananlar bağlamında derinlemesine bakalım:</span></p>
<h5><b>Reaktörün Soğutma Suyu Sistemi Bozulursa!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">11 Mart günü meydana gelen deprem 6 reaktörü bulunan Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin üçünde yakıt çubuklarının tam erimesine uzanan süreci başlattı. Deprem anında reaktörler otomatik olarak devreden çıksa da soğutulmasına devam edilmesi gereken nükleer reaktörler elektrikli jenaratörlerle soğutma sistemini devrede tutabiliyordu. Ne var ki 1 saat sonra meydana gelen tsunami elektrikli jenaratörleri alabora etti. Fukuşima&#8217;da yaşanan bu olay, deprem ülkesi tüm ülkelerin yüksek büyüklükte depremler karşısında büyük risk altında olduğunu bize gösteriyor. Bununla birlikte 12 Mart ve 14 Mart günü meydana gelen patlamalar soğutma suyu sistemi bozulan diğer bir deyişle su kaynağı sağlanamadığı için soğutulmasına devam edilemeyen reaktörlerin başına gelebilecek bir duruma işaret ediyor. </span></p>
<h5><b>Nedeni İspatlanamayan Ölümler</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi doğal afetlerin nükleer santrallerde hayatın akışını nasıl tersine çevirebileceğini gösterirken normal şartlarda dahi resmi kabul göremeyen, inkar edilen radyoaktif mağduriyet kaynaklı ölüm ve hastalıkların ispatlanmasını daha da zorlaştırıyor. Nitekim üçlü felaketin kurbanlarının daha çok &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">deprem ve tsunamide ölenler</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; şeklinde telaffuz edilirken nükleer kaza bağlantılı ölümler ayrıca tespit edilmedi. Genel olarak 18 bin kişinin yaşamını yitirdiği açıklanan felakette </span><a href="https://yesilgazete.org/ciplak-hayatlar-2/"><span style="font-weight: 400;">44 kişinin</span></a><span style="font-weight: 400;"> nükleer felaket meydana geldiği için öldüğü, radyoaktif mağduriyet nedeniyle 240 kişinin intihar ettiği ve izleyen on yıl içinde ömrünü radyasyon kaynaklı hastalıklarla geçirdiği ya da yaşamını yitirdiği ve yitireceği dikkate alınmaz. Nitekim Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nde gerçekleşen</span> <a href="https://yesilgazete.org/fukusima-felaketinden-yedi-yil-sonra-ilk-resmi-radyasyon-olumu-gerceklesti/"><span style="font-weight: 400;">ilk resmi ölüm</span></a><span style="font-weight: 400;"> felaketin başlamasından 7 yıl sonra acil durum müdahale sürecinde yüksek radyasyona maruz kalmış olan 50 yaşlarında santral işçisinin yaşamını yitirmesiyle haber oldu.. </span></p>
<h5><b>Ekosisteme Yayılan Radyoaktivite</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nin 14 Mart günü patlayan reaktöründe MOX (Mixed Oxide) yakıtının kullanılıyor olması ekosisteme yarılanma ömrü 24 bin yıl olan plutonyum radyoaktif izotoplarının  yayılmasına da neden olmuştur. Kullanılmış yakıt çubuklarından elde edilen plutonyumun uranyumla karıştırılmasından üretilen MOX yakıtının nükleer atıkların miktarını azaltmak ve 31 ülkenin mevcut nükleer santrallerine ancak 50 yıl yakıt tedariki sağlayacak uranyum rezervinin kalmasına bağlı olarak yakıtın daha uzun süreler kullanılmasını sağlama amacı taşır.  Nitekim Akkuyu NGS&#8217;ye yakıt tedariki de yapacak olan Rosatom geçen ay 25 Şubat&#8217;ta Beloyarsk Nükleer Güç Santrali&#8217;nde ilk kez MOX yakıtını kullanmaya</span> <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-ngsyi-bekleyen-yeni-tehlike-rosatom-mox-yakiti-kullanmaya-basladi/"><span style="font-weight: 400;">başladı</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu gelişme doğal olarak Akkuyu NGS&#8217;de de çok daha tehlikeli olan MOX yakıtının kullanacağı şeklinde okunabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Plutonyum, sezyum ya da başka bir radyoaktif element olsun atmosfere yayılmış olan radyoaktif kirlilik mütemadiyen hareketlidir. Örneğin yarılanma ömrü 28 yıl olan stronsiyum 280 yıl kanser yapma etkisini haiz bir şekilde hava olaylarıyla hareket halindedir ve tespiti ancak özel ölçüm aletleriyle yapılabilir.</span></p>
<h5><b>20 Kat Yukarı Çekilen Sınır Dozlarına Rağmen yok Sayılan Radyasyon</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi başladıktan sonra dünya genelinde 1 milisievert olan sınır dozları 20 kat yukarı çekildi. Bu açıkça bölgede radyasyon vardır demenin bir yönüyken radyasyon yokmuş gibi nükleer felaket sonrası tazminatlar kesilerek evlerine dönmek zorunda bırakılan insanlara &#8220;gel sen radyasyonlu bölgede yaşa&#8221; denilmiş oldu. 10 yılın ardından önceki seviyelere çekilmeyen sınır dozları açısından hükümetin yaklaşımı ise ibretlik. Radyasyona maruziyetin satte 0,23 mikro sieverte çekilmesiyle günde yalnızca 8 saat radyasyon yoğun bölgede kalınması salık verilirken bu yeni sınırın 8 saate göre ayarlandığı yönünde her hangi bir bilgi verilmiş değil. Daha açık ifade etmem gerekirse yıllık 20 milisievert olduğu kabul gören bölgedeki insanlar evlerine dönmüşlerse on yıl sonra 200 mili sievert radyasyon almış olabilirler. Zira radyasyonun hesabı kümülatif olarak yapılır, örneğin radyoaktif ortamda çalıştıkları için nükleer santralde çalışan işçiler için sınır dozları 5 yıl için 100 mili sieverttir. Lakin her hangi bir koruyucu ekipman vs kullanmayan ve ömürlük evlerine dönen örneğin 20 yılda 400 mili sievert doza ulaşma ihtimali olan yurttaşlar esasen daha vahim bir durumdadır. Nitekim 500 mili sievertlik bir maruziyet ölüm demektir.</span></p>
<h5><b>Dekontaminasyon İşlerinde Çalıştırılan İşçilerin Sayısı 13 Milyona Ulaştı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67011 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/nukleer-felaket.jpg" alt="nükleer felaket" width="380" height="181" />İşsizliğin sorun olarak görüldüğü ülkelerde nükleer felaketlerin istihdam kapısı olacağı düşünülmesin. Çünkü bu şekilde para kazanmak biraz da insanın sağlığını arka plana alması anlamına geliyor. Zira işçilerin çalışması için belirlenen sınır dozları aşıldığında işyerini bırakmak zorunda . 5 yıl için belirlenen sınır dozları yoğun dönemde 100 milisievert standardından 250 mili sieverte çıkartılmış son iki senedir eski düzeyine çekilmişti. Sayının yüksekliği bu sınır dozlarına ulaşan işçilerin ayrıldığı bağlamında da düşünülebilir elbette. Ne var ki işçiler sağlık taramalarına işlerinin bir parçası olarak alınmadığı için çalışmalarının sonucunda ne kadar radyasyona maruz kaldıklarını da bilmiyorlar. Nitekim İşçiler muayeneye katılmak isterse onları bir de yol masrafı gibi ek ödemeler bekliyor. Bir kısım işçilerin görüşü  ise sağlık taramalarının tedavi amaçlı değil bilgi toplamak amacıyla yapıldığı yönünde bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Sivil Toplumun Kurduğu Radyasyon Ölçüm Merkezleri</b></h5>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">Radyasyon ölçümü yapmak bilimsel ve teknik yollardan araştırma yapmayı gerektirir. Devletin radyasyon ölçümlerini güvenilir bulmadığı için Japonya&#8217;daki sivil toplum örgütleri kendi girişimleriyle radyasyon ölçüm aletleri temin etmiştir. Özellikle Çernobil Nükleer Felaketinden sonra radyasyonun etkilerine maruz kalan ve kendi ölçüm metotlarını geliştiren Almanya&#8217;daki sivil toplum örgütlerinin tecrübe ve birikimlerinden yararlanmak başvurulan yollardan biri olmuştur. Yurttaşlar için ise önceki yazılarımızda tanıtmış olduğumuz bu </span><a href="https://yesilgazete.org/fukusima-izlenimleri-3-nukleer-felaket-sonrasinda-gidenlerle-kalanlarin-degisen-hayatlari/"><span style="font-weight: 400;">ölçüm</span> <span style="font-weight: 400;">istasyonlarına</span></a><span style="font-weight: 400;"> başvurmak da tıpkı maskenin bugün yeni bir gider kalemi olarak ev ekonomisine girdiği gibi her hangi bir gıda satın aldıktan sonra başvurulan ek bir ücretli proses haline gelmiştir.</span></p>
<h5><b>Bir Maske Gibi Günlük hayata Eklemlenen Ölçümler</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Korona sürecinde hayatımızda kilit rol oynayan bir maske gibi ölçüm cihazları da radyoaktif felaket halinde toplumsal bir yaşamın kaçınılmaz şekilde parçası olabilir ki bunun maliyetini de birlikte düşünmek gerekir. Radyoaktif kirliliğe uğramış gıdanın ölçümü ölçüm istasyonlarında yapılsa da iyonize radyasyonun bir de dış mekan ölçümleri söz konusudur. Bu bağlamda ekosistemde açığa çıkan radyasyonun ise ölçümünün 3 seviyede yapılıyor: Zeminde, zeminin 10 santim üstünde ve 1 metre üstünde. Nitekim yapılan ölçümlere göre zeminde saatte 2,2 mikro sievert radyoaktivite olan yerin 10 santimetre üstündeki miktar 2,6 mikro sievert ve 1 metrede ise 1 mikro sievert ölçülebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67012 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg" alt="ölçüm cihazı" width="270" height="270" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi.jpg 170w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/olcum-cihazi-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" />Misal </span><a href="https://www.nenryo-bunseki.com/analysis/radioactivity.html"><span style="font-weight: 400;">Sunco Çevre ve Araştırma Merkezi</span></a><span style="font-weight: 400;">&#8216;nin tarifesi şöyle: Sınıflandırma sezyum 137 ve sezyum 134 ölçümü yapılacak olan maddenin hava-katı ya da sıvı olarak sınıflandırılmasıyla başlıyor. Sıvı maddeler: nehir suyu, yer altı suyu, içme suyu, havuz suyu ; katı olanlar ise toprak, ahşap, kömür, yakma külü&#8230;Gerek havada gerekse yaşam alanlarında bu tasnife göre yapılan ölçümler ise 1 metre, 50cm ve 10 cm şeklinde 3 kademeyi de gözetiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna göre de fiyatlar şöyle: (1 Dolar = 7TL&#8217;ye göre)</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10 bekerel/litre 8bin yen (560TL) &#8211;</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2 bekerel /litre 10Bin Yen (700TL) musluk suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 bekerel /litre  12bin Yen (840TL) içme suyu için</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">0,2 bekerel/litre 38bin Yen (2666TL)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırma amaçlı ölçüm fiyatı</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer şekilde katı maddeler için de ayrı skalalar bulunuyor.</span></p>
<h5><b>Radyoaktif Katı Atıklar ve &#8220;Yeniden Kullanım&#8221; Kabusu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67013 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/radyoaktif-atiklar.jpg" alt="radyoaktif atıklar" width="393" height="221" />Friends of Earth Japan(FOE) Fukuşima raporu&#8217;nda açıklandığı üzere Fukuşima santral bölgesinde yürütülen dekontaminasyon çalışmaları çerçevesinde 14 milyon ton toprak toplandı. 8 bin bekerel/kilogram altındaki kısmın demiryollarında, park ve bahçelerin rehabilitasyonunda, ormanlarda, afet alanlarında &#8220;yeniden kullanımı&#8221; planlanıyor. Bu amaçla toprak rehabilitasyonu için de 12 milyar avro harcandı. Bunların içinde çok yoğun kirli olan miktar 7 milyon ton toprak olarak açıklandı ve toprak rehabilitasyon maliyeti de 11 Milyar Dolar olarak belirlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyoaktif toprağın gömülmesi için 200 metre boyunca 50 santimetrelik çukur açarak 500 adet siyah plastik torbalar içindeki radyoaktif toprağı gömmek için de 803 milyon dolara tekabül eden bir maliyet söz konusu. Tüm bu işlemler 2015 yılından bugüne Çevre Bakanlığı tarafından kurulan &#8220;Stratejik Çalışma Grubu&#8221; tarafından Hacim Azaltma ve Orta Seviyeli Depolamadan Toprak Geri Kazanımı projesi adı altında yürütülüyor!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-67014 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg" alt="10 martın sonu fukuşima" width="500" height="375" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/10-martin-sonu-fukusima.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ilk 10 yılına dair sunduğum bu kesitler bizim Çernobil belleğimizdekilerin modern bir versiyonu. Özünde siyasi iktidarların risklere ilişkin ilgisizliği olmakla birlikte felaketin daha kapitalist ve yüksek refah seviyesine sahip bir ülkede yaşanması radyoaktif kirliliğe maruz bırakılanların kendi özkaynaklarına sahip olarak bulduğu çözümleri bize gösterilmesi açısından değerli. Bu açıdan Mersin Nükleer Karşıtı Platform&#8217;un(NKP) &#8220;10 Martın sonu 11 Mart&#8217;tır vurgusu çok yerinde. Çünkü yarın Akkuyu&#8217;da Sinop&#8217;ta Nükleer Santral Projesi gerçekleşirse ekonomik krizden hiç bir zaman gözünü açamayan ve hep daha kötüye giden sen bugün bu gidişatı önlemek için Mersin NKP&#8217;nin yanında durmazsan felaketi yaşarken  ne yapacaksın Türkiye? </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/13/10-martin-sonu-11-mart-fukusimafukusima-10-yasinda/">&#8220;10 Mart&#8217;ın Sonu 11 Mart Fukuşima!&#8221;* &lt;br&gt;Fukuşima 10 Yaşında!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2021 13:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Espoo Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop Nükleer Santral Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevcut yasalar uyarlanmış, hukuk tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmişse mücadelenin bu ayağını sınır ötesine doğru uzatmak bir seçenek olmanın ötesinde midir? Geçen hafta Akkuyu Nükleer Santrali'yle ele aldığımız  Espoo Sözleşmesi'nin örtük ihtimallerini bu defa Sinop Nükleer Santral Projesi için değerlendirelim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de biri bitmeden ikincisinin kurulması için Sinop&#8217;un işaret edildiği nükleer santral projesine dünyanın ikinci büyük nükleer felaketinden 2 yıl sonra karar verildi. Fukuşima&#8217;dan yükselen radyoaktif etkilere dair  kabuslar dünya kamuoyu tarafından da görülmeye başlamışken  Japonya ile  hükümetlerarası anlaşma 2013 yılında  imzalandı. &#8220;Hatalarımızdan ders alıyoruz!&#8221; mottosuyla ülke içinde yaşanan korku ve paniğin sevk ettiği nükleer santralleri tekrar çalıştıramama ihtimaliyle dünya nükleer endüstrisinin imajını kurtarmak adına en &#8220;akılcı&#8221; yol  şirketleşen dünyanın pazarlama mantığına  uygun olacaktı. Kullanamadığını parlatarak satmak gibi bir stratejiyle bu sermaye yoğun riskli teknoloji ve binlerce insan kaynağına yönelik yeni müşteri küresel piyasada nasılsa bulunabilirdi&#8230; Bu düşünceler Türkiye ve Japonya [1]</span><span style="font-weight: 400;"> arasında nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından  Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin neden ve sonuçlarının küresel manada anlaşılması için parçası olduğum Fukuşima&#8217;ya düzenlenen bir eğitim gezisi kapsamında beni Oneda Nükleer Santrali&#8217;nin yetkilisine şu soruyu sormaya sevk edecekti: &#8220;Japonya&#8217;da  53 reaktör var ve bunların bazıları ömrü dolduğu için  kapatıldı, bazıları ise geçici olarak devreden çıkarıldı, binlerce personelin ve teknolojinin maliyetini nasıl tolere edeceksiniz?  -Bir &#8220;yabancı&#8221; olarak dolambaçlısını beklediğim yanıtın dik açılı saflığı, düzlüğü ve netliği beni şaşırtmıştı: &#8220;Onları yurt dışı projelerimizde değerlendireceğiz&#8230;&#8221; </span></p>
<figure id="attachment_64759" aria-describedby="caption-attachment-64759" style="width: 407px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-64759 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima-640x335.jpg" alt="Fukuşima Nükleer Santrali'nden bir görüntü " width="407" height="213" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima-640x335.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima.jpg 955w" sizes="auto, (max-width: 407px) 100vw, 407px" /><figcaption id="caption-attachment-64759" class="wp-caption-text">Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nden bir görüntü</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu uzun girişi küresel sermayenin tıkanan damarlarını  açma taktiğine nükleer güç bağlamında bir örnek olarak düşünelim. Zira Türkiye&#8217;de gerek Japonya&#8217;nın gerekse küresel nükleer endüstrinin taleplerine cevaz veren bir hükümet on sekiz yıldır icraatlarını sürdürmekte. Bu gibi planların gerçeğe dönüşmesi için izlenen yolda ise demokratik kitle örgütlerinin ve halkın itirazlarının engellenmesine ek olarak geriye düşülen hak ve özgürlüklerde </span><span style="font-weight: 400;">en son kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi kanunu üzerinden  mesnetsiz suçların atfedilmesi, kayyım atanmasına kadar  varıldı. </span></p>
<h5><b>Küresel Sermayeyi Kendi Yöntemiyle Yenmek</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Tıkandığı noktada uluslararası çözümler üretebilen nükleer endüstrinin karşısında mağduriyete uğrayacak olan  halkların sınırların ötesine taşarak dayanışma sağlaması açısından 1970&#8217;lerde Avrupa ve ABD halklarını bir araya getiren nükleer testlerin durdurulmasını sağlayan hareketler hatırlanabilir. Bununla birlikte 1997’de yürürlüğe girerek </span><b>Sınır aşan Çevresel Etki Değerlendirmesi</b><span style="font-weight: 400;"> (Espoo) Sözleşmesi  ortak bir coğrafyada bulunan herkesin çevresel bilgiye ulaşmasını ve kararlara katılmasına olanak tanımasıyla yasalar kapsamındaki önemli bir  seçenek olarak değerlendirilebilir. Zira Karadeniz çevresindeki ülkelerden  Rusya, Romanya, Ukrayna, Gürcistan  ve Bulgaristan&#8217;da yaşam görece kapalı bir deniz olan Karadeniz&#8217;in kıyısındaki Sinop &#8216;a kurulacak bir nükleer santral nedeniyle etkilenecek.  </span></p>
<h5><b><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-64762 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/hayrettin-kilic.jpg" alt="hayrettin kılıç" width="279" height="209" /></span>Avrupa Komisyonu:  Sinop NGS Karadeniz&#8217;in güvenliğini ilgilendiriyor, Türkiye ESPOO Sözleşmesi&#8217;ni imzalamalı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Karadeniz&#8217;in kıyısına kurulmak istenen Sinop NGS&#8217;nin bu denizi  Avrupa ülkeleriyle paylaşıyor olmasından hareketle Fizikçi Prof. Dr Hayrettin Kılıç da sivil toplumun sorumluluk duyan bir ferdi olarak Türkiye&#8217;nin Espoo Anlaşması&#8217;nı imzalaması için Avrupa Komisyonuna ve Bükreş Konvansiyonu Sekreteryasına ithafen bir mektup kaleme aldı. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-64760 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz.jpg" alt="Karadeniz çevresindeki ülkeler" width="312" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 312px) 100vw, 312px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mektubunda Sinop NGS&#8217;nin kaza gibi bir felaket olmasa dahi salt kurulmasıyla  Karadeniz ekosistemine nasıl olumsuz etkilerde bulunacağını açıklayan Kılıç Türkiye&#8217;nin Sinop NGS projesiyle 1982&#8217;de taraf olduğu Sofya Protokolü ile 1986&#8217;da taraf olduğu Bükreş Konvansiyonunu açıkça ihlal ettiğini de hatırlatıyor. Bu mektupta Sinop NGS&#8217;nin özellikle tüm deniz organizmalarını içeren kıyı yüzey suyunu emerek sadece ısı ile değil, aynı zamanda ayrıca soğutma suyu sistemine enjekte edilen kimyasallarla da zehirleyerek 10 yıl içinde Karadeniz&#8217;de yerel deniz yaşamının yok olmasına yol açacağını açıklandığı gibi ÇED raporunda toksik kimyasalların buharlaşma oranlarıyla bölge nüfusu üzerinde oluşabilecek sağlık risklerine dair herhangi bir bilgilendirmenin de belirtilmemiş olduğuna vurgu yapılıyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede projenin her açıdan Karadeniz&#8217;in güvenliğini tehdit ettiği gibi olağan ÇED sürecinin de demokratik olmayan, şeffaflıktan uzak bir şekilde ve yurttaşların katılımının </span><a href="https://yesilgazete.org/sinop-ngs-halka-sinopu-terk-ettirme-projesidir/"><span style="font-weight: 400;">engellenmesiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> gerçekleştirildiği belirtilerek Espoo Anlaşması uyarınca uluslararası prosedürün Sinop-ÇED prosedürüyle birlikte yürütülmesi gerektiğine de işaret ediliyor. </span></p>
<figure id="attachment_64761" aria-describedby="caption-attachment-64761" style="width: 405px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-64761" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/halkin-katilimi-toplantisi.jpg" alt="6 Şubat 2018- Sinop NGS için  Halkın katılamadığı &quot;Halkın Katılımı Toplantısı&quot;" width="405" height="271" /><figcaption id="caption-attachment-64761" class="wp-caption-text">6 Şubat 2018- Sinop NGS için  Halkın katılamadığı &#8220;Halkın Katılımı Toplantısı&#8221;</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Hükümeti&#8217;nin Espoo Sözleşmesi&#8217;ni imzalamaktan imtina etmesinin nedenini nükleer santralin lisans sahipleri / işletmecilerinin  Karadeniz&#8217;in güney kıyılarında sadece 200-300 metre sınırlı deniz yaşamının sonunun başlangıcı olacak bir kazanın meydana gelmesi halinde zararın tazmin yükümlülüğüyle karşılaşılmasını önleme amacı taşıdığına da vurgu yapılan  mektupta Karadeniz Bükreş Anlaşması imzacılarının ilgisini talep ediliyor. Zira  Türkiye Sinop NGS Projesi ile aslında Karadeniz &#8216;in Çevresini ve doğal ortamını korumak üzere Karadeniz çevresindeki ülkeleri (Rusya, Romanya, Ukrayna, Gürcistan  ve Bulgaristan) de bilgilendirmeyerek imzalamış olduğu Bükreş Anlaşmasını  ihlal etmekte [2].</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Komisyonu Çevre Komisyonu Başkanı Davor Percan tarafından değerlendirilen  bu tespitler &#8220;Türkiye&#8217;de çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilecek nükleer projelerle ilgilenildiği&#8221;  şeklinde karşılık buluyor. Nitekim Percan&#8217;ın yanıt mektubunda </span><span style="font-weight: 400;">ülkelerin kendi topraklarında nükleer santral kurma kararlarına  yönelik herhangi bir müdahale veya yaptırım olmasa da  hala &#8216;AB üyeliği bekleyen bir Türkiye&#8217;den bahsediliyor ve  Avrupa ile çevre, deniz, karasal  çevre ve nükleer güvenlik dahil  yasal müktesebat açısından uyumunun  önemine işaret ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne dersiniz? Hazır Bükreş Anlaşması Sekreteryasından Türkiye&#8217;nin anlaşmayı ihlal ediyor olmasına dair bir geri dönüş yapılması beklenirken demokratik kitle örgütlerinin/sivil toplum örgütlerinin  sözleşmeye taraf olan ülkelerin  hükümetlerinin  sessiz kalmayı tercih etmesi ihtimaline karşı  sınır aşırı ülkelerde işbirlikleri geliştirmesi  bu girişime ivme kazandırabilir mi? </span></p>
<p>Yazının ilk bölümüne ulaşmak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/21/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-1/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1]</span> <span style="font-weight: 400;"> 2019 yılında Japonya hükümeti ve şirketleri Sinop&#8217;taki nükleer santral projesinden çekilmişse de Sinop&#8217;a nükleer santral kurulması için girişimler devam ediyor. Halihazırda hangi ülkenin know-how teknolojisiyle inşa edileceği  bilinmese de bir referans reaktör baz alınarak buna Çevre Etki Değerlendirme Onayı verildi. demokratik  kitle örgütlerinin ve halkın itirazlarıyla proje yargı sürecinde bulunuyor.</span></p>
<p>[2] <span style="font-weight: 400;"> Violation of the Convention on the Protection of the Black Sea against Pollution, Bucharest’s Convention of 1992 and the Sofia Protocol of 2018 by Turkish Government’s Sinop Nuclear Power Complex Project (Karadeniz&#8217;in Kirliliğinin önlenmesini hedefleyen Bükreş sözleşmesi ile Türkiye tarafından  2018 yılında imzalanan Sofya protokolünün ihlali) Journal of Environmental Science and Engineering A 10 (2021) 34-38</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [1] </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/21/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 12:22:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[Espoo Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sınıraşan etkilere haiz nükleer tehlike nedeniyle "başkaları" için de kaygılanmak Espoo Sözleşmesi'yle aralanacak kapıdan komşu ülkelerde açan güneşin girmesiyle karanlığı dağıtabilir, Akkuyu NGS için sınırötesi sivil toplumla gösterilecek dayanışma rengarenk çiçekleriyle yaşamın kendisini sağaltabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/21/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-1/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [1] </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bir kazanın meydana gelmesiyle geniş coğrafyaları radyasyona maruz bırakabilen; olağan işletim </span><span style="font-weight: 400;">süreçlerinde dahi  ekosistemin yapısını bozduğu uzun vadedeki kümülatif negatif etkileriyle  bilimsel olarak ispatlanmış bulunan nükleer santral tesislerinin bir &#8220;proje&#8221; formunda sunulmasıyla karar alım süreçleri salt yıkımın altına imza atan ülkelerle sınırlı tutulamaz. Bu tesislerin kurulum, işletim, atık, söküm hatta yakıt sevkiyat süreçlerine dair en azından aynı bölgedeki ülkelere yönelik bilgi vermesi de bir zorunluluk kabul edilmelidir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda, uygulamada katılımcılığı öne çıkaran iki temel metin 2001&#8217;de yürürlüğe girerek ortak bir coğrafyada bulunan herkesin çevresel bilgiye ulaşmasını ve kararlara katılmasını şart koşan “Çevresel Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru”(Aarhus) Sözleşmesi ile 1997&#8217;de yürürlüğe giren Sınır aşan Çevresel Etki Değerlendirmesi (Espoo) Sözleşmesidir. Şüphesiz petrokimya tesisleri, biyolojik artıma, atık yakma tesisleri, kömürlü termik santraller gibi ekosistemi zehirleyen her tür faaliyet de bu sözleşmelerin kapsamında düşünülebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Lakin biz bu yazı için nükleer santralleri;  karar alma süreçlerinde proaktif yaklaşımı benimsediği kabul edilen Aarhus ve Espoo Sözleşmelerinden de farklı demokrasi iklimine sahip olan ülkelerle etkileşimin imkanlarına kapı aralama ihtimali bulunan ikincisini baz alacağız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugüne kadar, elli nükleer santral projesinin sınır aşan etkilerine karşı komşu ülkelerin incelemesine olanak tanıyarak Sınıraşan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)&#8217;nin hazırlanmasını gerektiren Espoo Sözleşmesi Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı tarafından imzalanmış durumda [1]</span><span style="font-weight: 400;">. Daha uzak coğrafyadan  Azerbaycan, Kızgızistan, Kazakistan ve Kanada&#8217;nın da imzalayanlar listesinde olduğu buna mukabil Rusya ve Ermenistan&#8217;la birlikte Türkiye tarafından imzalanmamış olan <a href="https://www.informea.org/en/node/285/parties" target="_blank" rel="noopener">Espoo Sözleşmesi</a></span><span style="font-weight: 400;">,</span><span style="font-weight: 400;"> iyi değerlendirilirse Akkuyu NGS Projesi&#8217;ne karşı etkin bir araç  kılınabilir. Sınıraşan etkilere haiz nükleer tehlike nedeniyle &#8220;başkaları&#8221; için de kaygılanmak Espoo Sözleşmesi&#8217;yle aralanacak kapıdan komşu ülkelerde açan güneşin girmesiyle karanlığı dağıtabilir, sınırötesi sivil toplumla gösterilecek dayanışma  rengarenk çiçekleriyle yaşamın kendisini sağaltabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meseleye salt nükleer santral değil de Türkiye topraklarında Rusya menşeili şirket; Rosatom tarafından inşa edilmekte olan bir  nükleer santralin reaktörünün inşaat temelinde iki defa oluşan çatlak, inşaatta tespit edilen su sızıntısı ve meydana gelen &#8220;planlı&#8221; patlamalarda meydana gelen kaza(lar) açısından da bakarsak ortada büyük bir sorun bulunuyor. Doğal olarak,  kararından vazgeçmeyen ama bilgi de paylaşmayan bir siyasi iktidarla karşı karşıya olan, mağdur edileceği dönüştürülen yasa ve hukukla elinin kolunun bağlanmasından mütevellit sivil toplum açısından rotanın dışında bir çözüm aramak kaçınılmaz görünüyor. Bu noktada ise en büyük rol yine bugüne dek yapılan basın açıklamalarından, paylaşım ve açıklamalardan görüldüğü üzere her koşulda yüksek sesle tepki verebilen, madunun sesi olan adres her zaman yerel yönetimleriyle, örgütleriyle, sendikalarıyla meslek örgütleriyle, inisiyatifleriyle ve özgür medyasıyla sivil toplumun kendisidir. Zira sivil toplumun gücünü, son dönemde derneklere kayyum atanmasına olanak tanıyarak üzerinde çakan şimşeklerden daha iyi ne anlatabilir?</span></p>
<h5><b>Türkiye Espoo Anlaşmasını Neden İmzalamıyor?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelişmekte olan ülke kategorisinde olup da yıllardır nükleer santral  kurmayı, böylelikle &#8220;</span><i><span style="font-weight: 400;">güç </span></i><i><span style="font-weight: 400;">sahibi</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8221; ülke olunacağını iddia eden Türkiye&#8217;nin, nükleer santral sahibi(!) olmaya AKP iktidarında hiçbir siyasi iktidarın döneminde olmadığı kadar yaklaştığı da bir gerçektir [2].</span><span style="font-weight: 400;"> Oysa Espoo Sözleşmesi yıllarca nükleer karşıtlarının Türkiye sınırına 16 kilometre mesafede işletme halinde olan Ermenistan&#8217;daki Metsamor Nükleer Santrali&#8217;nin faaliyetlerinin izlenmesine yönelik de imzalanmasını talep ettiği bir anlaşmadır. Diğer bir deyişle Espoo&#8217;nun imzalanması talebi bir ülkeye karşı olan tutumdan bağımsız şekilde her ülke için geçerli ve anlamlı sayılabilecek bir talepken Türkiye&#8217;nin komşularının Akkuyu ve Sinop projeleri için benzer kaygıları taşımasından daha doğal bir şey de yoktur. Ancak öyle görünüyor ki  bahsettiğimiz kaygıların giderilmesi için de hemen her konuda izlenen ithalat odaklı bir politikanın izlenmesi, bilginin ithal edilmesiyle mümkün olacak&#8230;.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira üç yıl içinde operasyona başlaması planlanan, bunun için pandemi koşullarını dahi engel tanımayan hatta, almadığı önlemler nedeniyle skandallara imza atarak işçi sağlığı ve güvenliğini önemsemeden inşasına devam edilen Akkuyu NGS&#8217;nin sahibi Rosatom sadece Türkiye&#8217;ye değil Akdeniz coğrafyasındaki bütün ülkeleri tehdit ediyor. Ne var ki sınır aşan etkilerin etkisi bağlamında Espoo Sözleşmesi&#8217;ni Rusya  menşeili şirketin operasyonları açısından düşünmek benzersiz fırsatlara da haiz.Zira  Espoo Sözleşmesi&#8217;ni imzalamamışsa da sözleşmeye taraf olan ülkelerdeki projelerle ilgili olarak sözleşmeyi uygulayacağını taahhüt etmiş bulunuyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-64399 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/akkuyu-ngs-2021-640x360.jpg" alt="Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/akkuyu-ngs-2021-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/akkuyu-ngs-2021-1280x719.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/akkuyu-ngs-2021-1024x575.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/akkuyu-ngs-2021.jpg 1424w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><b>Rusya Sözleşmeye Taraf Olmasa da, Rosatom Akkuyu NGS için Espoo&#8217;yu Uygulayabilir!  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un bu taahüdün  kaynağında ise on yıl önce meydana gelen Fukuşima Nükleer Felaketi yatıyor. Hatırlayacağınız gibi Fukuşima Nükleer Felaketi meydana gelip dünya gündemine yerleştiğinde başta Almanya olmak üzere bazı ülkeler nükleer enerjiden çıkacağını açıklarken nükleer güç sahibi diğer bazı ülkeler de Japonya gibi bir nükleer santrallerini devreden çıkartarak depremsellik testine tabi tutmaya başlamıştı. Bu olayın o günlerde de nükleer gücünü arttırmayı planlayan Rusya üzerindeki etkisi ise  daha fazla şeffaflık sağlamak adına Rosatom&#8217;un Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu&#8217;na (United Nations Economic Commission for Europe’s (UNECE) Convention)&#8217;ı kendi nükleer projeleri hakkında aynı coğrafyayı  paylaştığı Avrupa ülkelerini bilgilendireceğini açıklaması şeklinde <a href="https://unece.org/environment/press/russias-nuclear-power-company-agrees-consult-neighbours-environmental-impacts" target="_blank" rel="noopener">oldu</a></span><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ez cümle, Rosatom&#8217;a bu taahhüdü Akkuyu NGS projesinde reaktör  inşaatlarının temeli atılırken meydana gelen çatlaklar, inşaatın içinden su sızdığına dair görüntüler de kamuoyuna yansımışken yani açıkça zeminin bu projeye uygun olmadığı iddiaları kendini ispatlarken; inşa sürecinin derhal durdurularak tesisin bağımsız uzmanların incelemesine </span><a href="https://yesilgazete.org/nukleer-santraldeki-catlak-iddialariyla-ilgili-aciklama-acilen-teknik-inceleme-yapilmali/"><span style="font-weight: 400;">açılması gerekirken</span></a><span style="font-weight: 400;">  hatırlatılmalıdır. Rosatom&#8217;un genel manada nükleer santrallerin var olan risklerini  ikiye, üçe katlayan bir kaygılandırma potansiyeline haiz Akkuyu NGS&#8217;nin durumu hakkında bilgi vermesi gerekirken bunu yapmıyorsa, en azından Akdeniz çevresindeki 23 ülke (Arnavutluk, Cezayir, Bosna Hersek, Hırvatistan, Kıbrıs, Mısır, Yunanistan, Filistin, İtalya, Lübnan, Libya, Malta, Fas, Tunus, Monaco, Karadağ, Slovenya, Fransa, İspanya, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır, Tunus) arasında Espoo&#8217;yu imzalamış olan Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan ve Kıbrıs&#8217;a karşı  resmi olarak tutması gereken bu taahhüt sivil toplum tarafından kampanyalarla hatırlatılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer bir kamuoyu baskısının oluşturulması için bir diğer yol ise sivil toplumun ülke koşulları çerçevesinde kontrol ve tahditlerle elinin kolunun bağlandığı  hal ve koşullarda madunun sesi olma kararlılığını Espoo&#8217;dan bağımsız ve daha önce de </span><a href="https://yesilgazete.org/mare-nostrum-bizim-denizimiz/"><span style="font-weight: 400;">önerdiğimiz gibi </span></a><span style="font-weight: 400;">yukarıda adlarını tek tek saydığımız  Akdeniz çevresindeki  tüm  ülkeleri harekete geçirerek sürdürmesi olabilir. Bunun için Akdeniz coğrafyasını paylaşan ülkelerin  Akkuyu NGS&#8217;deki çatlaklardan ve sorunlardan haberdar edilmesi, haberlerin dünya dili konumuna gelmiş ingilizceye çevrilerek yaygınlaştırılması iyi değerlendirilmelidir. Zira başta da söylediğimiz gibi yasalar çerçevesinde yaşama kasteden projelere dair gerçek ve doğru bilgiyi edinmek mümkün olmuyorsa ancak, ortak coğrafyayı paylaşan ülkelerin bilgilendirilmesi için gösterilecek çaba Akkuyu&#8217;nun sırlı kapısını aralayabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1] Bugün dünya genelinde aktif 413 nükleer reaktörün olduğu (https://www.worldnuclearreport.org/) göz önüne alınırsa ve elli projede reaktör sayısının en az iki-üç olduğu düşünülürse sınıraşan ÇED yapılmasını şart koşan Espoo Sözleşmesi&#8217;nin önemi daha iyi anlaşılır. Örnek: Akkuyu NGS bir projedir fakat 4 nükleer reaktör içerir.</span></p>
<p>[2] <span style="font-weight: 400;">Hükümetlerarası Anlaşma ile kararlaşatıılan Akkuyu NGS projesinin Yap -Sahip ol-İşlet (B.O.O.) usulünde inşa edilmesi en başta nükleer tesisin sahipliği konusunda  büyük soru işaretleri barındırıyor. Akkuyu NGS açısından hisselerinin tamamı Rosatom&#8217;a ait olan nükleer santral kurulumundan işletimine  Rusya&#8217;ya aittir. Türkiye&#8217;ye değil. Aynı durum B.O.O. usulünde inşa edilmesi öngörülen (inşa edecek şirketve devleti belli olmasa da) Sinop NGS için de geçerlidir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/21/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-1/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [1] </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 08:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[sinop nükleer santrali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=61855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurulması maddi, manevi risk, tehlike ve külfet teşkil eden, kalıcı izleri uzamda ve zamanda sınır tanımayan nükleer santraller yargı yoluyla da dayatılırken Akkuyu ve Sinop projelerinin karşısında hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/">Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Hukuk ve adalet şüphesiz yaşamın her alanında ihtiyaç duyduğumuz, tutunduğumuz, önemini en iyi yokluklarında anladığımız kavramlar. Gezi sonrası dönemde tırmanışa geçen hak ihlalleriyle sıklıkla karşılaşırken son yıllarda buna bir de hukuki  süreçlerin açıkça bağımsız ve tarafsız olmayışı eklendi. Özellikle güçler ayrılığı ilkesinin tartışmaya açılmasının akabinde Parlamenter rejimin yerini Cumhurbaşkanlığı rejiminin almasıyla yasama yürütme karşısında gücünü yitirirken yargı erki de yürütmenin kontrolüne girdi. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını iki ayrı fakat, birbirini tamamlayan kavramlar olarak ele alan Hukukçu Rıza Türmen bağımsızlığı yargının yürütmeye tabi olmamasıyla, tarafsızlığı ise hakimin karar verirken dış baskılardan etkilenmemesi ve  kararını yasaya dayandırması boyutlarıyla tanımlıyor [1]</span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop nükleer santral projeleri de tabi olduğumuz coğrafi sınırlar içinde hukuk sistemimizin bugün maalesef ne bağımsız ne de tarafsız olduğunu gösteren  örneklerden. Ancak k</span><span style="font-weight: 400;">urulması </span><span style="font-weight: 400;">maddi manevi risk, tehlike ve külfet teşkil eden, kalıcı izleri uzamda ve zamanda sınır tanımayan nükleer santraller yargı yoluyla da dayatılırken </span><span style="font-weight: 400;">(üstelik tüm bu etkileri katmerlendirecek olan iklim krizi çağında) </span><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop projelerine karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır.  Zira</span> <span style="font-weight: 400;">u</span><span style="font-weight: 400;">lusal hukukun da bağlı olduğu  uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelerden oluşan bir ekosistemi vardır ve onu işletecek olan yalnızca kamu vicdanının göstereceği iradedir&#8230; </span><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda y</span><span style="font-weight: 400;">argının nükleer santral projelerindeki  tarafgirliğini Akkuyu&#8217;daki süreçlerle anımsatabilecek olan bu yazı çok yakında Sinop Nükleer santral Projesi için bilirkişi incelemelerinin başlatılmasına yönelik bir dayanışma çağrısı şeklinde de okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin ilk nükleer santral projesi olmaya namzet Akkuyu NGS&#8217;nin inşasına hukuken geçerli bir ÇED raporu ve üretim lisansı olmaksızın başlanmış ve  devam edilirken, yukarıda ifade edildiği üzere yargı ne bağımsız ne de tarafsız oldu. Açılan ve adaletsizliğe mahkum edilen davalar uzun bir liste oluşturur. Nitekim en son DAÇE tarafından 30 Kasım günü açılan davada avukatların reddi hakim talebinde bulunması da yargının bağımsızlığı kadar hakimin tarafsızlığının dert edildiğinin bir ispatıdır [2]</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Zira 2019  yılında 1. reaktörün temeli atılırken meydana gelen </span><a href="https://yesilgazete.org/akkuyudaki-catlak-sandigimizdan-daha-derin/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="font-weight: 400;">çatlaklara</span></a><span style="font-weight: 400;"> istinaden projenin yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada hakimin bu talebi açık değil kapalı şekilde reddetmesiyle davanın bölge idare mahkemesine götürülmesini önlemesi davadaki tarafgirliğinin açık net bir göstergesi sayılıyor. Bu tespitin sağlamasını ise reddi hakim talebine rağmen aynı hakimin davayı görmekten imtina etmemesinde, daha doğrusu hakimin tarafsız olmadığı anlaşıldığına göre  &#8220;ettirilmemesinde&#8221; görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61857 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin-640x362.jpg" alt="" width="405" height="229" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin-640x362.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/mersin.jpg 690w" sizes="auto, (max-width: 405px) 100vw, 405px" />Dünyanın ilk hükümetlerarası anlaşmasını müteakip ayağa kalkan Türkiye kamuoyunun bir dizi mücadelesine rağmen Akkuyu NGS&#8217;de iki reaktörün inşaatının tamamlandığı üçüncü reaktörün de inşaat lisansının alındığı bir aşamaya geliniyorsa reddi hakim talebinin umursanmaması da çok şey söylüyor. Esasen Perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu, 2016-2018 yılları arasında </span><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS ÇED&#8217;ine karşı 13 sivil toplum örgütünün açtığı davaların iki seferde gerçekleştirilen bilirkişi  incelemeleri süresince verilen mücadelenin üstüne ÇED&#8217;in  gerekçesiz onaylanmasında görülmüş [3]</span><span style="font-weight: 400;">; akabinde bu bilgi ÇED iptal davası için verilen emeğin, gösterilen eforun ardından ÇED iptal talebinin reddine kopyala-yapıştır cümlelerle hükmedilmesi ve sivil toplumun itirazlarının bir çırpıda geri püskürtülmesiyle teyit edilmişti [4]</span><span style="font-weight: 400;">. Bu noktaya kadar Akkuyu NGS Projesinde  &#8220;Ak&#8221; bir kuyu&#8217;ya düştüğü iyice pekişmiş olan yargı süreci, ikinci nükleer santralin kurulması planlanan Sinop İnceburun&#8217;da halkın bir kez daha yok sayılmasıyla ince-ldiği yerden kopabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin ikinci nükleer santralinin kurulmasının planlandığı Sinop&#8217;ta da Japonya ile hükümetlerarası anlaşmanın yapıldığı 2013 yılından bugüne çeşitli hukuksuzluklar, halkın irade beyanının hukukla karşı karşıya geldiği süreçler yaşanıyor. Aynı Akkuyu&#8217;daki gibi daha halkın katılımı toplantısında başlayan adaletsizliklere tanık olundu ve projenin karşısında irade gösteren 17 kişiye karşı dava açıldı, davalar beraatle sonuçlandı. Halkın İzleme Değerlendirme Komisyonu(İDK) toplantılarına da alınmadığı ÇED içeriği Japonya projeden çekilmiş olmasına rağmen Japonya ile yapılmış olan hükümetlerarası anlaşmaya dayandırılmış olarak; hangi şirket tarafından yapılacağı da belli olmayan şekilde ve varsayımsal bir &#8220;referans&#8221;reaktörün çevreye etkisini değerlendirdiği iddiasıyla karşımıza çıkarıldı [5]</span><span style="font-weight: 400;">. Nereden tutulsa elde kalan skandal üç bin sayfalık nihai ÇED kamuoyuyla paylaşıldı ve tüm itirazlara rağmen olumlu bulunarak onaylanabildi.  </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-61881 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1-640x360.jpg" alt="sinop" width="464" height="261" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/sinop-1.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 464px) 100vw, 464px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sinop NGS&#8217;nin skandallarıyla Akkuyu NGS&#8217;ye şimdiden fark atmasının nedeni şüphesiz Sinop NGS&#8217;nin ÇED sürecine Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilmiş dönemde diğer bir deyişle neoliberal sistemin otoriteryen eğilimleri zirve yaparken başlanmış olması. Sonuç olarak yakında ÇED onayına karşı Sinop NGS için İnceburun sahasında bilirkişi inceleme ve değerlendirmeleri gerçekleştirilecek. Dava için belirlenen 41 bin TL tutarındaki bilirkişi ücretinin ise halk ekonomik darboğaz içindeyken yine de bireylerin, dernek, sendika ve meslek odalarının katkılarıyla toparlandı. Dolayısıyla bugünler Sinop için desek de aslında tüm Türkiye için hararetli ve telaşlı bir dayanışma süreci  yaşanıyor. Zira bir  nükleer santral projesi salt yapıldığı şehri ya da coğrafyayı ilgilendirmiyor. Çevreyi ve ekolojiyi bir bütün olarak daha altyapı düzenleme çalışmalarıyla Akkuyu&#8217;daki gibi tarumar edeceğini bugüne dek bir milyona yakın ağacın kesimiyle  gösteren projede katliamın bizim vergilerimizle yapılacağı da malum&#8230; Neticede maliyetli, riskli yatırımın sağlamayı iddia ettiği elektriği bile satın alırken mağdur edileceğimiz bu proje, Akkuyu gibi sırtımızdaki kamburlardan birini oluşturarak nükleer bir kaza olmasa dahi  her türlü geleceğimizden çalacak. Hele bir de iklim kriziyle karşı karşıya kalmışken insan suyun, toprağın kadrinin bilinmesiyle sınanırken bu coğrafyaya tarih boyunca yapılmamış en büyük kötülüğün verilmemiş zararın verilmesine on iki bin yıllık Hasankeyfin sulara gömülmesine  tanıklık ettiğimiz gibi tanıklık ediyor mu olacağız? Tanıklık seyir etmek  halini alırken Sinop NGS&#8217;nin sınıraşan etkileriyle daha yakın bir coğrafyadan Avrupa&#8217;yı ilgilendirmesi de bizim için önemli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anımsayalım ki tabi olduğumuz hukuk sistemi işlemese de o hukukun da  uluslararası hukuk ve uluslararası anlaşmalarla bağlandığı bir ekosistemi var ki ancak iç hukuk tüketildiğinde diğer süreçlere geçilen bu ekosistemde kamuoyunun kalbinin Akkuyu ve Sinop&#8217;la atmasına ihtiyaç var. Diğer bir deyişle Akkuyu ve Sinop projelerine karşı çıkabilecek bir hukuk ve adalet sistemi işlemiyorsa gerçek yargı kamu vicdanıdır. Bizim tek yapmamız gereken bu davalara sahip çıkarak Akkuyu&#8217;da ve Sinop&#8217;taki nükleer santral projelerine karşı itirazımız olduğunu yılmadan, yüksek sesle dile getirmek, vicdanımızın irade göstermesine ve hukukun kendi ekosistemi içinde devinimine imkan tanımaktır.  </span></p>
<p>[1] <a href="https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yarginin-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-1126693" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yarginin-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-1126693</a></p>
<p>[2] <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-nukleer-guc-santraline-karsi-acilan-davada-reddi-hakim-talebi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/akkuyu-nukleer-guc-santraline-karsi-acilan-davada-reddi-hakim-talebi/</a></p>
<p>[3] <a href="https://yesilgazete.org/bu-dava-siyasidir-akkuyu-ngs-ced-iptal-davasindan-degerlendirmeler/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/bu-dava-siyasidir-akkuyu-ngs-ced-iptal-davasindan-degerlendirmeler/</a></p>
<p>[4] <a href="https://yesilgazete.org/akkuyu-ngs-ced-iptal-davasinin-reddi-de-siyasidir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/akkuyu-ngs-ced-iptal-davasinin-reddi-de-siyasidir/</a></p>
<p>[5] <a href="https://yesilgazete.org/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://yesilgazete.org/sinopta-referans-reaktore-sirketsiz-ced/</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/04/akkuyuda-sinopta-yargi-kamu-vicdanina-karsi-tek-care-dayanisma/">Akkuyu&#8217;da, Sinop&#8217;ta Yargı Kamu Vicdanına Karşı, Tek Çare Dayanışma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasının Başarısı için</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/03/nukleer-silahlarin-yasaklanmasi-anlasmasinin-basarisi-icin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2020 12:20:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer silah]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer silahların yasaklanması anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=60425</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Şimdi dünyaları yok eden ölümün kendisi oldum. </p>
<p>Sanırım hepimiz düşündük bunu, o ya da bu şekilde..." [1]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/03/nukleer-silahlarin-yasaklanmasi-anlasmasinin-basarisi-icin/">Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasının Başarısı için</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">1945 yılında Manhattan Projesi kapsamındaki Trinity (Üçlü) Test&#8217;in ilkini New Mexico Alamogordo&#8217;da  gerçekleştirdiklerinde, bombanın yapım sürecinde görevli olan Fizikçi Robert Oppenheimer nükleer patlamanın etkisi karşısındaki hissiyatını Hinduların Kutsal Kitabı Bhagavad Gita&#8217;dan alıntılayarak ifade eder. Onun bu sözleri  yüzeysel bir değerlendirmeyle &#8220;güç sahipliğinin dışavurumu&#8221; sanılarak yıllarca yanlış yorumlanmışsa da James Hijiya&#8217;nın &#8220;The Gita of Oppenheimer&#8221; makalesinde ışık tutuğu perspektiften bakınca sözlerinin dünyayı yok edebilecek bir ölüm makinası inşa etmek zorunda kalmanın vicdani ağırlığıyla baş etme çabasının itirafı olduğu anlaşılır [2]</span><span style="font-weight: 400;">. Ne var ki siyasi figürlerin siyasi gerilim ortamında gövde gösterisi kıvamında nükleer testler yapılabilmesi Bhagavad Gita&#8217;nın dizelerindeki gibi dünyaları yok eden ölümün kendisi olmaya namzetmiş ruh hali içinde bu silahları kullanmak istemesi hep ihtimal dahilindedir.</span></p>
<p><b>Nükleer Silahlanma Suçtur! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2017 yılında Nobel Ödülüne layık görülmesiyle adı dünya çapında duyulan Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması/Treaty Nuclear Weapon Prohibition (TPNW) kampanyası ile ICAN son 10 yıldır nükleer silahlanmaya karşı çeşitli ülkelerdeki sivil toplum örgütlerinin dayanışma içinde verdiği mücadeleyi zirveye taşıdı. Anlaşmanın 24 Ekim 2020 tarihinde 50. ülkenin de imzalamasıyla resmiyete kavuşması ise tarihte ilk defa nükleer silah üretmenin, test etmenin, topraklarında bulundurmanın ve nükleer silah satın almanın birlikte yasaklandığı, diğer bir açıdan ise aksi faaliyetlerin &#8220;suç&#8221; teşkil ettiğinin resmen yürürlüğe girdiği anlamına geliyor. Şüphesiz nükleer silaha sahip olan ülkelerin nükleer silahsızlanmayı savunan bir metnin altına  imza atmasını beklemek şimdilik bir hayal. Zira 2019 yılının verilerine bakıldığında dokuz devletin &#8211; ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore &#8211; yaklaşık 13.400 nükleer silaha sahip olduğu ve bunların 1800&#8217;ünün yüksek operasyonel alarm durumunda</span><span style="font-weight: 400;">..[3]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan TPNW&#8217;ye imza atmış olan devletler arasında Türkiye, Suudi Arabistan gibi ilk kez nükleer santral kurma girişimi içindeki ülkeler yer almadığı gibi nükleer santrali bulunan 31 ülkeden de yalnızca ikişer reaktöre sahip Brezilya ve Meksika&#8217;nın imzacılar arasında olması yani diğerlerinin henüz yer almaması dikkat çekici. Zira bu detay  bize nükleer santrallerle nükleer silahlanma arasındaki ilişkiye dair bir şeyler söylüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60429 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-1.jpg" alt="nükleer" width="488" height="209" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması&#8217;na nükleer santrali bulunan, nükleer santral kurma planları yapan ülkelerin şimdiye kadar imza atmamış olması (umalım ki izleyen süreçte imzalasınlar) nükleer silahlanmaya ve testlere karşı daha önce yapılmış olan önceki küresel  anlaşma ve kampanyaların  neden başarıya ulaşmadığını ve yine yeniden Nükleer Silahların Yasaklanması  Anlaşması&#8217;na ihtiyaç duyulduğunu bize gösteriyor. Peki bugüne dek yanlış olan neydi ve Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması&#8217;nın(TPNW) başarı sağlaması için ne yapılmalı?  Bunun için biraz geçmişe gidip daha önce yapılmış olan nükleer silahlarla testlerin yasaklanmasına yönelik imzaya açılmış olan anlaşmaların geçmişine bakalım.</span></p>
<p><b>Amacına Ulaşmayan Nükleer Silah Karşıtı Girişimler</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer testlere İkinci Dünya Savaşını müteakip Soğuk Savaş Döneminde başlanmıştır. 1974 yılına kadar atmosferde, yer altı ve deniz altında gerçekleştirilen yaklaşık 2 bin nükleer test devletlerin &#8220;güçlerini&#8221; birbirlerine göstermeye çalıştığı bir yarış havasında geçmiştir. Pasifikte, uzak coğrafyalarda yerli halkların radyoaktif kirliliğe maruz bırakılmasının neticesinde oluşan tahribata karşı dünya kamuoyu ilk olarak 1964 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Kısmi Önlenmesi Anlaşmasını imzaya açtırır. Denizaltı ve atmosferdeki testler yasaklanınca testlere yer altında devam edilmesiyle kısmi anlaşma yerine daha kapsayıcı anlaşma yapılması ihtiyacı doğar. Bununla beraber dünya genelinde kanser ve türevi hastalıklarındaki artış ve çocukların dişlerinde nükleer silahların atılmasıyla açığa çıkan radyoaktif elementlerden stronsiyumun tespit edilmesi durumun vehametini ortaya serince dünya kamuoyu bu kez uluslararası hekimlerin desteğini alarak daha güçlü bir şekilde  nükleer testlerin durdurulması için ses yükseltir ve 1968 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Kapsamlı Önlenmesi Anlaşması (NPT) imzaya açtırılır.  Türkiye, bu anlaşmayı 1969 yılının Mart ayında imzalamış, 1979 yılında T.BM.M.&#8217;de onaylatarak yürürlüğe koymuştur. Nükleer  silahlanmayı ABD ve eski S.S.C.B&#8217;nin sahipliği ile sınırlama anlamına gelen NPT imzacı ülkelerin nükleer teknolojiyi geliştirmesinin ise silahlanmaya yönelik kullanılmayacağının sözünü vermiş görünürler. Bu sözün geçerliliği bir yana bugün hala yürürlükte olan bu anlaşmayı parlamento onay sürecinden geçirmemiş devlet de çoktur. Akabinde nükleer güçler testlere devam ettiği için ise 1996 yılında  Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Anlaşması (CTBT) imzaya açılır. Lakin bu anlaşma da imzacı devletler tarafından mecliste onaylatılmadığı ve aralarında mevcut nükleer alt yapısına rağmen hiç imzalamamış olan devletler bulunduğu için bugün işlevini tam olarak yerine getirememektedir. Türkiye CTBT&#8217;yi 1996 yılında imzalayarak 2000 yılında T.B.M.M.&#8217;de onaylamıştır. </span></p>
<p><b>Nükleer Silah-Santral Geçişliliği Göz Ardı Edilince </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer silahlarla nükleer enerji üretim alt yapısı arasında bir geçişlilik olduğu ise günümüzde yaygın şekilde bilinir. Nükleer silahların yarıştırıldığı Soğuk savaş ortamında 1954&#8217;te ilan edilen Barış için Atom Anlaşması da bu savaş teknolojisinin geliştirilmesini meşrulaştırılmaya yönelik kullanılmıştır. Nükleer gücün bir enerji olarak günlük yaşamın kalbine sokulması için esas büyük adım ise dünya çapında etkileri olan 1973 Petrol Krizi  ile atılır. Öyle ki nükleer enerjinin petrolle elde edilen elektrik enerjisine alternatif çözüm olarak sunulması dünya çapında literatüre Nükleer Rönesans olarak geçer. Bu açıdan 1970&#8217;lerde nükleer enerjinin petrole alternatif enerji kaynağı olarak gösterilmesi günümüz iklim krizi koşullarında nükleerin temiz enerji şeklinde lanse edilmesine benzetilebilir. Nükleer santral kurma eğilimi ABD&#8217;de  1979 yılındaki Üç Mil Adası Nükleer Felaketiyle sekteye uğrarken dünyanın geri kalanı ABD ile aynı nükleer farkındalık noktasına ancak 1986 yılında Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;ni yaşayarak gelir. Nükleer santral  yatırımları Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin üstünden geçen 10 yılın sonunda yeniden  başlayabilirken irili ufaklı kazalar görmezden gelinse de radyoaktif kabus  25 yıl sonra Fukuşima Nükleer Felaketi ile kendini yeniden hatırlatır. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60430 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-santral-640x377.jpg" alt="nükleer" width="418" height="246" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-santral-640x377.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-santral.jpg 645w" sizes="auto, (max-width: 418px) 100vw, 418px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Nükleer silahlanma anlaşmalarına rağmen nükleer enerjinin kullanımının yaygınlaştığı dönemlerde nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmalarıyla nükleer testlerin yasaklanması anlaşmalarının işlevsizliğinin sırrı  nükleer silah-santral süreçlerinin kesişimselliğinde gizlidir. Geçen hafta Sivil Sayfalar&#8217;da Selim Vatandaş&#8217;ın da yazısında değindiği  gibi nükleer silahlar günümüzde nükleer silahların çıkış koşullarındaki yıkıcılığının 30 kat üstündedir [4].</span><span style="font-weight: 400;"> Nükleer teknolojinin askeri alandaki kullanımının nasıl geliştirildiğine istinaden ABD Savunma Bakanlığı&#8217;nın  2005 yılındaki bir çalışmasında 1-3 kilogram plutonyumun nükleer silah yapmak için yeterli olduğu açıklaması [5]</span><span style="font-weight: 400;"> 1000 megawatt gücündeki nükleer reaktörün yılda 200 kilogram plutonyum üretiyor olduğu gerçeğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Bununla birlikte nükleer santral -nükleer silah üretimi ilişkisinin barındırdığı olasılıkların yanısıra nükleer yakıtın üretim aşamasında seyreltilmiş uranyum mermisi üretiminde kullanıldığı da göz önüne alınmalıdır. Nitekim 1945 yılında Hiroşima&#8217;ya atılan nükleer bombanın uranyum, Nagasaki&#8217;ye atılan bombanın ise plutonyum bombası olması da nükleer silahlanmanın salt plutonyum kullanımından ibaret olmadığını gösterir. Nükleer yakıtın işlenmesini de Körfez savaşında, Sırbistan savaşında yakın tarihte Suriye&#8217;de seyreltilmiş uranyum mermilerinin kullanılmasıyla birlikte düşünmek gerekir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-60431 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-2-640x636.jpg" alt="nükleer" width="427" height="424" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-2-640x636.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-2-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/11/nukleer-2.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerde meydana gelen kazaların nükleer bomba atılmış diğer bir deyişe nükleer silah kullanılmışçasına tahribat  yarattığı ise bilinen bir diğer gerçektir. Özellikle Çernobil Nükleer Felaketi&#8217;nin Hiroşima&#8217;ya atılmış olan atom bombası ile açığa çıkan radyasyonun 200, Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin ise 400 katı daha fazla radyasyon yaydığını da hatırlamakta fayda var. Yine  nükleer santrallerin operasyon halinde bile çevreye yaydığı radyasyonun kümülatif olarak etkisinin hesaplanmasının gerekmesi Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;yle pekiştirilen bir derstir. Nükleer santrallerin riskleri bu yazının konusu olmadığı ve yazının uzunluğunu gözetmem gerektiği için bu konuya fazla giremesem de nükleer riskler ile ilgili olarak önceki yazılarıma bakılabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, Nükleer Silahsızların Yasaklanması Anlaşması&#8217;nın resmen yürürlüğe girmesinin  anlamına tekrar dönersek, bu anlaşmayla nükleer silahlanmanın suç olduğunun ilan edilmesi çok kıymetli bir adımdır. Ancak bu girişimin amacına ulaşması için nükleer silahlanmanın beslendiği damarların  kurutulması elzemdir. Nükleer silahsızlanma nükleer santral işletim süreçlerinden nükleer santrallerin muhtaç olduğu nükleer yakıtın ham maddesini oluşturan ve ekosistemi zehirleyen uranyum madeninin yerin altından çıkarılmasına kadar (sağlık dışındaki alanlarda) nükleer yakıt çevrimi süreçlerindeki kullanımından vazgeçilmesini gerektirir. Türkiye gibi nükleer santrali bulunmayan ülkeler ise nükleer silahlanma dünya kamuoyu nezdinde &#8220;SUÇ&#8221;ilan edildiği üzere çıkmak zorunda kalacakları bu yola hiç girmemeli, Türkiye&#8217;de halihazırda inşaatına devam edilen Akkuyu Nükleer Santrali ile Sinop Nükleer Santrali  projelerinden vazgeçilmelidir. Fakat ne Türkiye ne diğer devletler nükleer santral planlarından ve nükleer yakıt çevrimi süreçlerinden sivil toplum talep etse de irade kullanarak çekilmeyecekleri için Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması&#8217;nın (TPNW) başarı sağlaması adına bu anlaşmanın nükleer silahlarla sınırlı tutulmaması  ve nükleer silahların beslenme kaynakları olan nükleer yakıt çevrimi süreçlerinin kurutulması önemli ve gereklidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1] &#8220;Bhagavad Gita, Hinduların Kutsal Kitabı&#8221; ,Çev.Korhan Kaya, Dost Kitabevi, 2001</span></p>
<p>[2] https://www.history.com/news/father-of-the-atomic-bomb-was-blacklisted-for-opposing-h-bomb</p>
<p>[3] https://www.sipri.org/yearbook/2020/10</p>
<p>[4] https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/28/nukleer-silahlarin-yasaklanmasina-bir-adim-daha</p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5] Cochran T.B. Plutonium: the international scene https://fas.org/nuke/cochran/nuc_08019601a_172.pdf</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/11/03/nukleer-silahlarin-yasaklanmasi-anlasmasinin-basarisi-icin/">Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasının Başarısı için</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
