<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emel Altay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/emel-altay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/emel-altay/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Aug 2022 08:33:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Emel Altay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/emel-altay/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Kiralar Artıyor, Kriz Kalıcılaşma Yolunda İlerliyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/11/kiralar-artiyor-kriz-kalicilasma-yolunda-ilerliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 08:33:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Geçinemiyoruz Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[kira krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kira zamları]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Turhan Çakar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülke gündeminden düşmeyen kira krizi derinleşerek ve etki alanını genişleterek devam ediyor. Geçinemiyoruz Platformu sözcüleri ve Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar ile önüne geçilmesi gitgide zorlaşan kira krizi üzerine söyleştik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/11/kiralar-artiyor-kriz-kalicilasma-yolunda-ilerliyor/">&#8216;Kiralar Artıyor, Kriz Kalıcılaşma Yolunda İlerliyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kira ücretleri asgari ücretin üzerinde seyrederken insanlar yeni kiralık ev bulmakta büyük sorunlar yaşıyor. Ev sahipleri ise yüzde 150’yi aşan enflasyon rakamları ortadayken evlerine yüzde 25 kira zammına izin veren düzenlemeden rahatsız. Kira krizi, artık orta gelirli kesimi de kira göçüne zorlarken yeni çözümler üretilemezse krizin kalıcı konut krizine dönüşmesi tehlikesi gündemde. </span></p>
<h5><b>&#8216;Farklı Önlemler Alınmazsa Konut Krizi Kalıcılaşacak&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-81577 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-1.jpg" alt="Geçinemiyoruz Platformu" width="360" height="359" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-1.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-1-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Geçinemiyoruz Platformu, hazırladıkları raporlardan yola çıkarak halihazırda devam eden konut krizinin “kalıcı konut krizine” ilerlediğini ifade ediyor. Yaşanan krizin hem güncel hem de tarihsel nedenleriyle bağlantı kurarak bu öngörüyü yaptıklarını söyleyen Platform; “Pandemiyle birlikte konut üretiminin düşmesinin, ‘normalleşme’ ile birlikte farklılaşan konut ihtiyaçlarına yönelik talebin etkisi ve üniversitelerin yüz yüze eğitime geçmesiyle geçen yıl yaz aylarından itibaren hızlı bir artış başlamıştı. İnşaat maliyetlerinde artış da konut fiyatları üzerinde baskı oluşturdu. Bankaların verdiği kredi faizleri ile enflasyon arasında git gide açılan makas da kredi kullanabilenler açısından konut alımını özendirdi. Burada belirtmek gerekir ki açıklanan konut kredi finansmanları da bankaların verdiği bu konut kredileri de halihazırda konut alım gücü olanları kapsıyor. Bu döngü sonucunda akut bir konut krizimiz var” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçinemiyoruz Platformu’na göre tüm yaşanan kriz, toplumsal bir hak olan konutun, yatırım amacına dönüşmesiyle alakalı: “Esas sorun; konutu özel sektörün ürettiği, şirketler, fonlar, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının konut finansman modelleri ile belirlediği konut piyasasının varlığı! Konut fiyatlarındaki artışı tetikleyen güncel gerekçelerin etkisini ortadan kaldırsak dahi, sermayenin en önemli rant alanlarından biri haline dönüşmüş, yatırım, güvence, birikim aracına dönüşmüş bu politikalardan vazgeçilmezse bu sorun çözülmez.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Kadıköy’de Asgari Ücretliye Ev Yok&#8217;</b></h5>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kadıköy’de </span><span style="font-weight: 400;">tüm kiralık ilanların ortalaması: 19.658 TL olurken 20 bin TL ve altı ilanların ortalaması 13.185 TL. olarak hesaplandı. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçinemiyoruz Platformu, aylık olarak hazırladığı raporlarla Kadıköy semtinin kira artış oranını görünür kılıyor. Bu raporlarla İstanbul’daki kira krizi hakkında somut fikirler edinmek mümkün. Platform; “Raporumuzu aylık olarak karşılaştırma olanağı tanıması açısından belirli değişkenler üzerine yoğunlaştırdık. Nisan ayında Kadıköy’deki tüm kiralık ilanların ortalaması 17.381 TL iken, Haziran ayına geldiğimizde 19.438 TL’ye yükseldi. Yine 30.000 TL ve üstü ilanları araştırma kapsamından çıkarak tekrar bir inceleme yaptığımızda Nisan ayında 12.987 TL sonucuna ulaşmıştık, Haziran ayına geldiğimizde 15.200 TL ulaştı bu ortalama. Ortalama yeni kiralık daire ilanı fiyatlarının asgari ücretin 3-4 katını aştığını görüyoruz.” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platform, geçtiğimiz günlerde temmuz ayı raporunu da yayınladı. Öngördükleri gibi, temmuz raporun “Kira artışları kalıcı hale geldi” başlığıyla duyuran platformun paylaştığı verilere göre; Kadıköy’de </span><span style="font-weight: 400;">tüm kiralık ilanların ortalaması: 19.658 TL olurken 20 bin TL ve altı ilanların ortalaması 13.185 TL. olarak hesaplandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platform, asgari ücretli birinin kiralık daire bulmasının neredeyse imkansız olmasına ayrı bir başlık açıyor: “Bir diğer bizim açımızdan çarpıcı veri ise Kadıköy’de tam zamanlı çalışan bir asgari ücretlinin tüm maaşıyla dahi tek başına daire tutmasının neredeyse imkansız olması. Nisan ayında asgari ücretin altında sadece 3, Mayıs ayında sadece 2, Haziran ayında ise 2 adet daire mevcuttu. Haziran ayına son asgari ücret zammı ile baktığımızda ise tutulabilecek daire sayısının 2’den 13’e çıktığını söyleyebiliyoruz. Ama tüm bu daireler yarı bodrum, bodrum, stüdyo, 1+1 gibi niteliksiz, insanca yaşam koşullarının çok geresinde yapılardan oluşuyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platformun temmuz ayı raporunda asgari ücretli birinin ödeyebileceği kira miktarında olan daire sayısı 10 olarak açıklanıyor.  </span></p>
<h5><b>&#8216;Yüzde 25 Sınırlamasının Uygulanabilmesi Zor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-81575 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-640x640.jpg" alt="Geçinemiyoruz Platformu" width="335" height="335" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/gecinemiyoruz.jpg 700w" sizes="(max-width: 335px) 100vw, 335px" />Kira artışlarına yüzde 25 sınırı getiren düzenleme hakkında da görüşlerini açıklayan Geçinemiyoruz Platformu, bu sınırlamayı başlarda olumlu bulduklarını ancak uygulanmasının zor olduğunu deneyimlediklerini söylüyor: “Enflasyon karşısında kiracıları korumak için bu sınırlama getirildiğinde, olumlu ancak bir dizi politika ve müdahale ile desteklenmesi gerekiyor. Birçok ev sahibi konutun bulunduğu bölgedeki artışı örnek göstererek astronomik artış talep etmeye devam ediyor. %25’in üstünde, ev sahibinin talebinin altında bir orta yol bulunuyor. Aksi durumda ev sahibi-kiracı anlaşmazlığı sürüyor, yasal boşlukları takip eden ev sahipleri birbiri ardına tahliye davaları açıyor. Kira artışlarında bu sınır örneğin bir yeni kiracılarda, aynı konuttan çıkan son kiracının ödediği tutarın %25’ini aşamaz gibi sınırlamalarla ya da kiralara üst sınır getirilmesi ile desteklense hedefine ulaşan çözüm olarak tartışabilirdik.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Barınmanın Temel İnsan Hakkı Olduğu Kabul Edilmeli&#8217;</b></h5>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Konut sorununun çözümüne dair de öncelikle ‘barınma temel insan hakkıdır’ olarak ele alınarak, yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Platform, yakın gelecekte de mevcut önlemlerden, çözümlerden farklı yollar denenmezse herhangi bir iyileşme yaşanmayacağını düşünüyor: “Son 3 raporumuzda kiralık daire sayısındaki kıtlığa dikkat çekerek Eylül ayında üniversite kayıtları ile birlikte kentlerde oluşacak talebe işaret ediyoruz. Bu talebin konut fiyatlarındaki artışı daha da ivmelendireceğini düşünüyoruz. Buna dair son bir yıl içerisinde gerekli dersler alınmadı. Devlet yurdu kapasiteleri artırılması gerekiyordu, uygun kamu binaları bu ihtiyacı karşılamak için yurda dönüştürülebilirdi. Konut sorununun çözümüne dair de öncelikle ‘barınma temel insan hakkıdır’ olarak ele alınarak, yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Kamu yeniden sosyal konut üreticisi haline gelmeli.</span> <span style="font-weight: 400;">Projeler gerçekleştirilirken göçmenlerin, yaşlıların, emeklilerin, LGBTİ+’ların, kadınların ihtiyaçları saptanmalıdır. Kiralık konutlara üst sınır getirilmeli, tahliyelerin yolunu açan 10 yıllık kiracı yasası ve 5 yıllık kiracılar için açılan kira tespit davalarını da içeren Borçlar Kanunu’nda bu maddeler kiracılar lehine iptal edilmelidir!”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak gündemde kendine daha sık yer bulmaya başlayan kira göçü konusuyla ilgili izlenimlerini sorduğumuz Geçinemiyoruz Platformu; kira göçünde orta gelirlilerin de etkilendiği yeni duruma dikkat çekiyor: “Kira göçü aslında yeni bir kavram değil. Kentsel dönüşümle birlikte, kent merkezlerinde oluşan rant sonucu buralarda yaşayan yoksullar, emekçiler kentin çeperlerine doğru uzun yıllardır sürülüyordu. Şu an yaşadığımız yeni durum ise yoksullar ile başlayan bu süreç orta gelir gruplarına kadar genişlemiş durumda. Örneğin Kadıköy’de bir şekilde evinden çıkmak zorunda kalan birçok arkadaşımız Kartal, Ümraniye, Sancaktepe gibi görece uygun semtlere taşınmak zorunda kaldı ve oralarda da yine terk ettikleri evlere ödediklerinin en az iki katını ödemek zorunda kalıyorlar.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Ev Sahibi İçin de Kiracı İçin de Durumlar Şirazeden Çıktı&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-81573 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/08/turhan-cakar.jpeg" alt="Turhan Çakar" width="222" height="265" />Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar, belirlenen yüzde 25 artış oranından yüksek kira artışı yapmak isteyen ev sahiplerine karşı, kiracılarının haklarını aramaları için başvuracağı yollardan bahsetti: “11.06.2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Borçlar Kanunu’na eklenen geçici madde ile “konutlar bakımından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten 11.6.2022 – 1.7.2023 tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin sözleşmeler bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde 25’ini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Aksini yapan konut sahiplerin karşı “kira tespit” davası açılabilir. Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;nde dava açılır ancak, kira sözleşmesi 10 yılı geçmiş konutlarda ev sahibinin tahliye davası açma hakkı ve 5 yılı geçenlerde de ev sahibi “kira bedelinin hakkaniyete uygun rayiç bedelinin belirlenmesi yönünden” kira tespit davası açabilir. Bu durumlar sebebi nedeniyle kiracılar fahiş rakamları kabul etmek zorunda kalmaktadır.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Düzenleme böyle olsa da Turhan Çakar’a göre, fahiş enflasyon oranları yaşanırken yüzde 25 oranlarını uygulamak pek de mümkün değil: “Bu düzenlemenin uygulanabilirliği zor görünüyor. Zira, enflasyon oranının hızlı artışında ev sahibi de kiracı kadar etkilenip ya konutu satmaya ya da kiracıya %25’in üstünde zama iknaya zorluyor. Uygulandığı ve uygulanmadığı yerler var. Net bir uygulama beklemek doğru değil. Ekonomik koşulları dikkate aldığımızda her konutta mümkün değil. Enflasyon oranları yüzde 150’leri geçmişken yüzde 25 zam oranının tek kira geliri olan ev sahipleri için de haksız sonuç yaratacağı ortada.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çakar, ne ücret artışlarının ne de yüzde 25 sınırlamasının bir anlamı kalmadığını, durumların kiracı için de ev sahibi için de şirazesinden çıktığını söylüyor: “Ücret artışları emekçilerin, emeklilerin memurların maaş artışı yüzde 50’yi geçmiş değil. Dolayısıyla enflasyonun çok altında. Enflasyon maaşlara gelen artışın 3-4 kat ilerisinde. Tüm bunları dikkate aldığımızda durumların şirazeden çıktığı görülüyor. Oranların düzenlemelerin bir anlamı kalmadı. Ev sahibi için de kiracı için de durum kontrol edilebilir olmaktan uzak. En düşük kiralar 3 bin TL’den başlıyor, Dört kişilik ailenin yeterli ve dengeli beslenmesi için harcaması gereken gıda bedeli 6500 TL’yi geçti. Yani ailesini geçindiren asgari ücretli biri maaşıyla evin mutfak masraflarını dahi karşılayamayacak durumda. 4 kişilik memur ailesi olsa dahi maaşının geçinmeye yetmesi mümkün değil. Kiracılar çaresiz durumda. Yüzde 25’in bir anlamı kalmadı.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/08/11/kiralar-artiyor-kriz-kalicilasma-yolunda-ilerliyor/">&#8216;Kiralar Artıyor, Kriz Kalıcılaşma Yolunda İlerliyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sansür Yasasına Karşı Tek Ses: &#8216;Kabul Etmeyeceğiz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/08/sansur-yasasina-karsi-tek-ses-kabul-etmeyecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jul 2022 08:33:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[otosansür]]></category>
		<category><![CDATA[sansür yasası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hükümetin yalan ve yanlış bilginin yayılmasıyla mücadele amacı taşıdığını açıkladığı ‘Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’ ya da bilinen adıyla Dezenformasyon Yasası, ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetlerinin suç sayılmasına sebep olacak muğlak alanlarıyla tepki görüyor. Basın örgütleri yaptıkları açıklamalarla tasarının geri çekilmesini isterken gazeteciler sosyal medya profillerini siyaha döndürerek yasayı protesto ediyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/08/sansur-yasasina-karsi-tek-ses-kabul-etmeyecegiz/">Sansür Yasasına Karşı Tek Ses: &#8216;Kabul Etmeyeceğiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yasa tasarısı gelen tepkilerin de etkisiyle yeni yargı döneminde görüşülmek üzere 1 Ekim’e ertelendi. Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, PEN Türkiye Yazarlar Birliği 2. Başkanı Halil İbrahim Özcan ve Disk Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren; yasa tasarısının basın ve ifade özgürlüğü üzerinde kuracağı baskının tehlikelerini anlattılar ve yasanın mutlaka geri çekilmesi için mücadelelerini sürdürdüklerini söylediler.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;"> Tasarı yasalaşırsa basına yönelik sansürü ve otosansürü daha da derinleştirecektir.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-81399 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/sibel-gunes-640x426.jpg" alt="Sibel Güneş" width="270" height="180" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/sibel-gunes-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/sibel-gunes.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" />Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, teklif yasalaşırsa basın ve ifade özgürlüğünü bekleyen tehlikeleri şu sözlerle anlattı: “Seçime giderken TBMM’ye torba yasayla getirilen bu tasarı, 22 yasayı ilgilendirmektedir. Tasarı yasalaşırsa basına yönelik sansürü ve otosansürü daha da derinleştirecektir. Basınla birlikte toplumsal muhalefeti de susturup, korkutmayı hedeflemektedir. Yurttaşın habere erişimi engellenecektir. Tutuklu gazeteci sayısını artıracak, internet sitelerine, internet sağlayıcılarına ağır para cezaları getirilmesine yol açacaktır. İnternet sitelerine ceza verildiğinde o sitede çalışan gazetecilerin de  basın kartı iptal edilecektir. MİT ile ilgili yapılan her haber tutuklanma nedeni olacaktır. Gazeteci haber kaynağını açıklamaya zorlanacaktır. Bu tasarının yürürlüğe girmesi halinde iktidarın hoşuna gitmeyen her haber için dezenformasyon denilerek ceza istenecektir. İnternete erişimin insan hakları içinde yer aldığı açıktır. Dezenformasyon maddesi ise seçime giderken haberin serbest dolaşımını engelleyecektir.”</span></p>
<h5><b>&#8217;29. Madde Geri Çekilmelidir&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa tasarısındaki 29. Madde; &#8220;Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis&#8221; cezasıyla cezalandırılacağını ifade ediyor. Sibel Güneş, genel olarak yasa tasarısına ama özellikle de 29. Maddeye karşı olma sebeplerini şöyle sıralıyor: “1-Düzenlemenin TCK’nun Kamu Barışına karşı suçlar içinde düzenlenmesi ve  Ortak Hüküm Başlığını taşıyan TCK  218 . madde de  “bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır” hükmü akla hemen düşünce ve ifade özgürlüğü anlamında geçmiş yılları ve gazeteciler açısından uygulanan yaptırımları akla getirmektedir. 2-Suç tipinde gerçeğe aykırı bilgi kavramının uygulamada sorunlara yol açacağı tartışmasız göze çarpmaktadır. 3-Temel sorun gerçeğe aykırı bilginin, gerçeğe aykırı bilgi  olduğuna kimin nasıl ve hangi yöntemle karar vereceğidir. Siyasi iktidarların gerçeğe aykırı bilgi dediği olgular gerçekten gerçeğe aykırı bilgi mi sayılacaktır? Yine yakın geçmişteki ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler nedeniyle düzenleme kuşkuyla karşılanmakta ve yapılacak düzenlemelerin sansür ve oto sansüre yol açacağı haklı olarak dile getirilmektedir. 4-Düzenleme Türk Ceza Kanunun Kamu Barışına Karşı Suçlar başlığını taşıyan Beşinci Bölüm kapsamında yapılmaktadır. Bu düzenlemenin yapılmasında amacın, yani bu suç ile korunan hukuki değerin kamu barışı  olduğu ifade edilmektedir. Öncelikle Madde gerekçesinde düşünce ve ifade özgürlüğünün korunması bağlamında söylenenlerle uygulamanın örtüşmeyeceğine uygulamada şahit olacağız. Öyle ki 2004 yılında yasalaşan 5187 sayılı Basın Kanununun ilerici gerekçesini düşündüğümüzde  gerekçe de yazılanların ülkemizde karşılığını bulmadığı da hatırlanmalıdır.  5-Bu düzenleme ile somut olayda tehlike neticesinin ne zaman gerçekleşmiş sayılacağı, yani gerçeğe aykırı bilginin kamu barışını  bozduğunun diğer deyişle tehlikenin tespitinin nasıl ve kim/kimler tarafından yapılacağı  her zaman tartışma konusu olacaktır. Ülkemizde yargının problemleri göz önüne alındığında bu maddenin kötüye ve amacı dışında kullanılacağı endişesi de haklıdır. Nitekim TCK 218. Madde de uygulamanın yani yargı problemlerinin hatalı uygulamalarının  önüne geçmek için “Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” açıklamasının kanuna yazılması gerekmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetle; somut olayda tehlike neticesinin ne zaman gerçekleşmiş sayılacağı, tehlikenin tespitinin nasıl yapılacağı belirsizliğini korumaktadır. Bu madde geri çekilmelidir.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Demokrasinin Yeniden Yeşermesi için Mücadelemiz Sürecek&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Güneş, henüz yasa tasarısı daha ortaya çıkmamışken, Eylül 2021 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak konferans salonumuzda meslek örgütleri ile ortak toplantı yaptıklarını anlatıyor. O an henüz detayların bilmeseler de öngörüyle yasa tasarısına karşı çıktıklarını söyleyen Güneş, yasa tasarısına karşı verdikleri mücadelenin ayrıntılarını aktarıyor:  “Taslak Meclis&#8217;e gelince açıklama yaptık, yine karşı çıktık. TBMM&#8217;de Adalet Komisyonu ve Dijital Mecralar Komisyonu&#8217;nu toplantılarına katıldık. İtirazlarımızı dile getirdik. Gazetecilik meslek örgütleri ile iki defa ortak basın açıklaması yaptık. Ankara&#8217;da ve İstanbul&#8217;da toplu basın açıklamaları oldu. Sosyal medyada kampanyalar düzenledik.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güneş son olarak yasa tasarısının 1 Ekim’e ertelenmesini umut verici bulmakla birlikte yeterli olmadığını; basının, toplumsal muhalefetin ve demokrasinin canlanması için mücadele vermeye devam edeceklerini söylüyor: &#8221;Yasa teklifinin geri çekilerek 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama yılına ertelenmesi sevindirici ancak yeterli değildir. İtirazlarımız sürecek. 1 Ekim&#8217;de Meclis&#8217;e aynı şekilde getirilirse yine karşı çıkacağız. Yurttaşın haber alma hakkı için, gazetecilik yapabiliyor olmak için, demokrasinin bu ülkede yeniden yeşermesi için mücadelemiz sürecek.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Dezenformasyonla Mücadele Değil Sansür Yasası&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-81400 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/halil-ibrahim-ozcan.jpg" alt="Halil İbrahim Özcan" width="310" height="310" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/halil-ibrahim-ozcan.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/halil-ibrahim-ozcan-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 310px) 100vw, 310px" />PEN Türkiye İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan, yasa tasarısının amacının özgür basın üstündeki baskıyı iyice artırmaya ve düşünce ifade özgürlüğünü hedef almak olduğunu söylüyor. Bu yasadaki maddelerin anayasal hak olan temel hak ve özgürlüklerine el koymakla eşdeğer olduğunu ifade eden Özcan; “</span><span style="font-weight: 400;">İnsanlar arasındaki serbestçe iletişim kurma ve konuşma özgürlüklerini de düşüncelerini söyleme ve ifade etme özgürlüklerini de yasaklıyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Basının sürekli susturulmasıyla bir yere varılmayacağını biliyoruz. Saldırganlığını gittikçe de artıyor. İktidar korku iklimini canlı tutmak için dezenformasyon ile mücadele adı altında yine hedefine düşünce ve ifade özgürlüğünü koymuştur. Bu ne demektir? Bu yasa çıkarsa daha fazla sansür demek. Bu duyarlı yurttaşların zaten CİMER’e yaptığı var olan sansüre eklenen bu yasa eğer yasalaşırsa yeni bir baskı olacak” diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">PEN  olarak bu konuda birkaç toplantı yaptıklarını aktaran Özcan; “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Basın Konseyi Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), DİSK Basın İş Sendikası Özcan, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan ile sürekli görüş alışverişi içindeyiz ve birlikte toplantılar yapıp bu yasaya neden karşı olduğumuzu dile getiriyoruz. Biz uluslararası PEN olarak bu yasaya niye karşı olduğumuzu, neden karşı olduğumuzu uluslararası platformda da anlatmaya çalışacağız” diyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Teklif Yasalaşırsa Basın ve İfade Özgürlüğü Tabuta Konulmuş Olacak&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-81401 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/faruk-eren-640x431.jpg" alt="Faruk Eren" width="319" height="215" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/faruk-eren-640x431.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/07/faruk-eren.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 319px) 100vw, 319px" />Disk Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, teklifin yasalaşmasının zaten baskı altında olan gazeteciliğin iyice boğulması anlamına geleceğini söyleyerek başlıyor sözlerine. Eren; “Teklifin birçok yerine itirazımız var. Teklif yasalaşırsa zaten yok olma noktasındaki basın ve ifade özgürlüğü tabuta sokulmuş olacak. İktidar cephesi seçime tamamen kendisine biat etmiş bir medyayla gitmek istiyor. Bu tekifin amacı bu bizce… İktidarın şimdiye kadar yaptığı çoğu düzenlemede olduğu gibi bu teklifte de havuç da var, sopa da. Ama havuç olarak sunulan yani internet gazetecilerine basın kartı verilmesi gibi yeniliklerin de pratikte bir anlamı yok. Zaten basın kartlarını dağıtan İletişim Başkanlığı bu işi büyük bir keyfiyet ve partizanlıkla yürütüyor. Ayrıca internet sitelerinin Basın İlan Kurumu ile ilişkilendirilmesi de şimdiye kadar yaşadıklarımız nedeniyle endişe verici. Bu kurum da tarihinde olmadığı kadar partizan davranıyor, kendini mahkeme yerine koyuyor. İktidara biat etmemiş gazeteleri cezalandırıyor. BİK aracılığıyla internet siteleri de zapturapt altına alınmaya çalışılacak, kendi siteleri fonlanacak” diyerek yasanın olası sakıncalarını dile getiriyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Bu Yasa Otosansürün Yaygınlaşmasına Neden Olur&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Faruk Eren özellikle tepkileri toplayan 29. Madde ile ilgili görüşlerini soruyoruz. Eren; “Bu maddedeki muğlak ifadeler, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ gibi ibareler sadece gazetecileri değil sosyal medya kullanıcılarını da tehdit ediyor. İktidarın rahatsız olduğu her haber ve paylaşım için dava açılabilir, haberciler ve sosyal medya kullanıcıları 3 yıla kadar hapisle yargılanabilir. Bu durum otosansürün daha da yaygınlaşmasına neden olacaktır.&#8221; sözleriyle yanıtlıyor sorumuzu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/08/sansur-yasasina-karsi-tek-ses-kabul-etmeyecegiz/">Sansür Yasasına Karşı Tek Ses: &#8216;Kabul Etmeyeceğiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;We Must Promote Local Food Production for Safe Food&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/we-must-promote-local-food-production-for-safe-food/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2022 11:29:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Civil Pages]]></category>
		<category><![CDATA[Civil Pages Headline]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoharita]]></category>
		<category><![CDATA[Safe Food]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81354</guid>

					<description><![CDATA[<p>On the second and last part of our file on access to safe food, we host EkoHarita and Association of Ecological Agriculture. Both organizations agree on the importance of local food production to avert the climate crisis and to access safe food for all.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/we-must-promote-local-food-production-for-safe-food/">&#8216;We Must Promote Local Food Production for Safe Food&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Using ecological agriculture instead of industrial farming methods, and local production instead of high carbon footprint food webs are of immense importance for the continuity of both our planet and the human population. We talked to Alper Can Kılıç, one of the founders of EkoHarita, and Özge Çiçekli, the Secretary General of the Association of Ecological Agriculture, on ways to access safe food. Both Kılıç and Çiçekli emphasize the power of local cooperatives, ecological agriculture, and the importance of raising consumer awareness of organic food.</span></p>
<p><b>EkoHarita: We Should Turn Our Food Policy to Local Production</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EkoHarita is a project that maps ecological settlements, eco-tourism and camping spots, urban gardens, ecology museums, alternative economy system and all similar ecological initiatives. In addition to these, the site of the project includes a mini social network, a forum, a newspaper, an event calendar, a link bank, and a collection where you can access books/films/documentaries. It is possible to contribute through the </span><a href="about:blank"><span style="font-weight: 400;">Patreon account</span></a><span style="font-weight: 400;"> to ensure the continuity of the EkoHarita project. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">One of the founders of EkoHarita, Alper Can Kılıç expresses the purpose of their projects with these words: ‘Basically, we can define the purpose of EkoHarita as “to liberate information and strengthen solidarity”. In this context, we can say that we have provided support to many campaigns, events, workshops, and organizations in terms of communication, as well as providing voluntary service in organizing and filtering a lot of information. We can divide our projects into two as those we conduct and those we are stakeholders in. If we list the works we do, “</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/"><span style="font-weight: 400;">Topluluk Destekli Tarım Ağı</span></a><span style="font-weight: 400;">” (Community Supported Agriculture Network)</span><span style="font-weight: 400;"> is a project that brings together the formations for food sovereignty and also has the feature of a chronological information bank; “</span><a href="http://www.ekotopluluk.org/"><span style="font-weight: 400;">EkoTopluluk</span></a><span style="font-weight: 400;">” (EkoCommunity) is a software project that we have been working on as we found resources as a tool to facilitate the establishment of food communities, but we have not yet completed; “</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/doga-yolun-olsun/"><span style="font-weight: 400;">Doğa Yolun Olsun</span></a><span style="font-weight: 400;">” (Let Nature Be Your Way) is where we carry out activities on ecological life and permaculture, where we conduct transfers and conversations; “</span><a href="https://www.ekopedi.org/"><span style="font-weight: 400;">Ekopedi</span></a><span style="font-weight: 400;">” is an ecological-based wiki study; “</span><a href="https://www.ekoharita.org/dayanisma-topluluklari-ve-aglari/"><span style="font-weight: 400;">Dayanışma Toplulukları ve Ağları</span></a><span style="font-weight: 400;">” (Solidarity Societies and Networks) is a listing study we started to facilitate access to local support units and solidarity networks for crisis moments during the corona period. We talked about our “</span><a href="https://www.ekoharita.org/ekoloji-haritasi/"><span style="font-weight: 400;">Ecology Map</span></a><span style="font-weight: 400;">” project in the previous paragraph. Apart from this, there are projects and campaigns in which we are involved as stakeholders, such as </span><a href="http://zehirsizsofralar.org/"><span style="font-weight: 400;">No Pesticides On My Plate</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.zehirsizkentler.org/"><span style="font-weight: 400;">Pesticide-Free Towns</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-tamamen-yasaklans%C4%B1n-hayvanlarya%C5%9Famakistiyor-avc%C4%B1l%C4%B1kcinayettir-tctarim-milliparklar"><span style="font-weight: 400;">Ban All Hunting</span></a><span style="font-weight: 400;">.’</span></p>
<p><b>&#8216;The Relationship Between Producer and Consumer Should Be Strengthened&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç believes that ensuring access to safe food for all is a two-sided task. According to Kılıç, as long as people do not establish food communities, food communities do not multiply and are transformed into structures that communicate, it will not become a structure with social representation. ‘After a while, producers will be able to continue their production, sell their products, get the security and comfort of reaching people with whom they can share the risk, and share experience by establishing relationships with other producers,’ Kılıç said, adding that the improvements in the welfare of the producers will also encourage the producers who make natural production, and that new producers will be encouraged. Kılıç explains that the duty of the consumer is to find manufacturers who produce products that consumers can consume with confidence, and after a while, they develop their communication and establish a trust network by establishing bonds with manufacturers that meet their own criteria through the same trust relationship.</span></p>
<p><b>&#8216;The Importance of New Generation Cooperatives in Safe Food&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç emphasizes the importance of new generation cooperatives in establishing safe food, but he also points out that in the case of Turkey, cooperative formations are very new and it can be tiring to impose too much responsibility: ‘At this stage, we may question the cooperatives directly in this respect, but this is a bit too much for these burgeoning formations. New generation cooperatives continue to develop horizontally and multiply their examples, especially in the last 4-5 years. In this context, it can be tiring to put too much responsibility on these cooperatives until they can stand on their own feet. Most of the volunteers or employees in cooperatives also come from food communities or similar, non-food communities, trying to access food. These people systematize it and turn it into an institutional structure and want to increase its influence. In the system, cooperatives provide ethically based production to the consumers, who can purchase their products at the value/fee they deserve and deliver them to consumers, with only a fair contribution margin, and provide ease of access. When the producer reaches this opportunity, they can continue their production as it is, even by improving its production style and setting an example for the environment. This improves the system. When you go and shop from the cooperative as a consumer, when you establish a food community in your apartment or neighborhood, or when you participate in what is happening, you are supporting this chain. For this reason, we invite everyone to join the food community nearby by browsing our map through our </span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/"><span style="font-weight: 400;">Community Supported Agriculture Network</span></a><span style="font-weight: 400;"> project, and to shop from cooperatives. You can also take a look at the list prepared to find the food communities around you at www.gidatopluluklari.org, the sister project run by the Buğday Association.’</span></p>
<p><b>&#8216;We Need to Treat Local Food Movement Much More Seriously Than Hobby Gardening&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç says that ideally, local consumption is the healthiest and most ecological way, but mega cities do not allow this. Increasing local food opportunities, according to Kılıç, is an issue that needs to be addressed first in the face of all the dangers that await the world, especially the climate crisis: ‘Maybe the increase in urban gardens and orchards in the future will allow us to obtain our food from closer regions and the city periphery. I believe that we should seriously focus on this issue, support it with projects beyond hobby gardening, and local governments should open their eyes on this issue. A pessimistic picture emerges when the agricultural lands in the periphery of the city destroyed by mega projects on the one hand, the city orchards destroyed on the one hand due to the negligence of municipalities and politicians, and the approaching food crisis on the one hand. For this reason, the time has come for us to plant all the seeds we find on even the smallest piece of land we find around us, and to grow our trees and vegetables in the city. As the ÇEKÜL Foundation insistently emphasizes, if we want to have durable cities that can keep us alive in emergencies, we must put this issue at the forefront of our lives as soon as possible. Otherwise, our foreign-dependent food policies may one day be unable to provide food access to a certain segment of the society, we may not be able to overcome crisis situations and other frightening scenarios may be waiting for us.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pointing out that ecological agriculture has always been able to meet the world&#8217;s food demand, and that it has already met a large part of it, Kılıç said, ‘The basis of the food crisis is not ecological agriculture or low productivity in agriculture, but the food crisis is actually a created crisis. It is a crisis that has been ingrained in our minds by fueling that fear to this day. The poison merchants who do this, those who manipulate the genetics of seeds, and then sell these seeds and poisons together, make the farmer debt and cause cancer are the same people. It is the same mega companies that produce the hospitals they will go to, and the drugs sold in these hospitals. That is why this issue is not just about food, it is about life, and it concerns all of us. If the small farmer disappears, our health is destroyed, our future is destroyed.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Who Will Feed Us?’, published by ETC Group, an independent research organization, compares industrial food to ecological agriculture. Quoting from the booklet: ‘Did you know that the industrial food chain uses more than 75% of agricultural resources to provide food for less than 30% of the world&#8217;s population, whereas peasant agriculture uses less than 25% of the world&#8217;s population to feed more than 70% of the world&#8217;s population? “Who Will Feed Us?” booklet clearly documents that it will be small-scale agroecological production and distribution networks, not corporate farming, and marketing chains, which will ensure our food security, now and in the future, and protect the planet from ecological and social crises.&#8217;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">The booklet translated into Turkish by Özgürel Başaran, Ceyhan Temürcü and Ayşe Gökçe Bor, together with its visual adaptations. The booklet is available at </span><a href="https://www.ekoharita.org/project/bizi-kim-doyuracak/"><span style="font-weight: 400;">this link</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><b>Association of Ecological Agriculture: Awareness of Organic Agriculture Should Be Raised</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Association of Ecological Agriculture (ETO) was established in İzmir in 1992 with the participation of producers, consumers, processors, traders, controllers, researchers, and technical staff in order to ensure the rapid and healthy development of ecological agriculture under an umbrella organization in Turkey. Since the day it was founded, the association has organized many trainings, seminars, conferences, symposiums, and panels in different fields of ecological agriculture, prepared training materials, conducted many national and international projects or took part as a project partner, especially in sensitive areas, towards the adoption of organic agriculture and capacity building.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ETO Secretary General Özge Çiçekli argues that awareness should be raised in this direction in order to increase the share of organic farming in general agricultural production: During the production of organic products, it should be explained that there is no negative effect on human health and the environment, on the contrary, the products produced with organic agriculture are produced with a transparent, traceable and reliable system. For this, public service announcements should be prepared and broadcast, and projects for primary schools should be made in cooperation with the Ministry of National Education.</span></p>
<p><b>&#8216;Inexperience in Organic Farming and Inconsistencies in Support Cause Problems&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">According to Çiçekli, there are 19 organic markets in Turkey where organic products are sold. She says, ‘Since the development of the domestic market of organic agriculture will bring a sustainable foreign market, it is important to work on the development of domestic markets and increasing their numbers.’ According to Çiçekli, the biggest problem in the marketing of organic products is conceptual confusion: ‘There are many products that do not have a natural, bioorganic etc. certificate in the market. It is observed that are sold with an organic image and mislead consumers. Consumers are required to request certificates for organic products that they will buy in the open, and on the labels of packaged products, they must look for the organic product logo of the Ministry of Agriculture and Forestry, as well as the logo of the Control and Certification Organizations authorized by the Ministry, and the organization code number.’ Çiçekli counts the problems regarding the organic farming method as the lack of input in plant and animal production, inexperience and the variable support given to organic production, creating a disadvantage for the producers.</span></p>
<p><b>&#8216;Environmentally Compatible Food Production is a Must for Less Climate Change&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çiçekli stated that there may be an increase in the diseases and pests encountered in plant and animal production with the climate crisis. ‘Organic production is the form of production that provides the most support to sustainable life by protecting not only people but also nature. Studies in recent years show that increasing environmentally friendly production methods, improving food safety, and reducing chemical inputs used in agriculture contribute less to climatic changes by reducing energy use. Also, incineration of agricultural wastes with organic production by compost etc. instead of bad practices, ensuring that it mixes with the soil contributes a lot in terms of the environment.’ She underlines the importance of establishing a product strategy related to climate change in our country.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">You can find the first part of the file </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/"><span style="font-weight: 400;">here.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/we-must-promote-local-food-production-for-safe-food/">&#8216;We Must Promote Local Food Production for Safe Food&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;If We Get Rid of the Industrial Food System, We Can Save the World&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2022 11:28:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Civil Pages]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81355</guid>

					<description><![CDATA[<p>We have prepared a file where we talk about the factors affecting access to safe food and safe food with NGOs struggling on issues such as sustainable life, access to safe food, non-toxic meals, and ecological agriculture. In the first part, we talked with Buğday Association for Supporting Ecological Living and the Sustainable Living Association about solutions that will save humanity from the climate crisis and malnutrition and make people reach safe food that is ecology and human friendly.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/">&#8216;If We Get Rid of the Industrial Food System, We Can Save the World&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Considering the damages caused by industrial agriculture systems, pesticide use and unconscious consumption to nature, human health, and climate balance, it is a big and daunting question mark how much longer it is possible for humanity to reach food.</span></p>
<p><b>‘We Should Switch to Pesticide-Free Agriculture with Holistic and Long-Term Plans&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözde Özbey, Communication Officer of the Buğday Association for Supporting Ecological Living, says that the researches reveal the damage caused by the existing food production systems to our world and that food production is unsustainable as such: ‘Farm to Fork (F2F) and Biodiversity strategy documents, which was published by the 2020 European Commission on May 20, World Bee Day, recognized that current food production is unsustainable and have set targets to put biodiversity and public health at the center of the European Food Policy and to reduce pesticide use. With the effort set out in both the F2F and BDS, the overall use of pesticides and the use of highly hazardous pesticides will be reduced by 50% by 2030, replaced by agroecological practices, by 2030 25% of the EU&#8217;s farmland will be devoted to organic farming. It is also aimed for pesticides to be banned in EU urban green spaces. In addition to the </span><a href="https://www.change.org/p/t%C3%BCm-canl%C4%B1lar-i%C3%A7in-zehirsiz-sofralar-tar%C4%B1m-zehirleri-yasaklans%C4%B1n-zehirsizsofralar-bekirpakdemirli-tctarim"><span style="font-weight: 400;">No Pesticides On My Plate Campaign</span></a><span style="font-weight: 400;"> to ban pesticides within the scope of our Non- No Pesticides On My Plate project, we also presented the ‘</span><a href="http://zehirsizsofralar.org/zehirsiz-sofralar-icin-yol-haritasi/"><span style="font-weight: 400;">Roadmap for No Pesticides On My Plate Project</span></a><span style="font-weight: 400;">’</span><span style="font-weight: 400;"> to the Ministry of Agriculture and Forestry, which includes our suggestions on how to switch to non-toxic agriculture by 2030.’</span></p>
<p><b>&#8216;The World Organic Agriculture Market Is Growing Fast&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özbey states that the organic agriculture market is growing rapidly in the world, and that agroecological and nature-friendly practices are becoming more widespread day by day along with the demand for non-toxic food and gives examples: ‘Thanks to these techniques and methods, Sweden has managed to reduce the use of pesticides by half compared to previous years. Indonesia, one of the world&#8217;s leading rice producers, reduced its pesticide use by 62 percent in six years with support for reducing pesticide use and integrated pest management application based on farmer education in 1986, and increased crop productivity by 10 percent in the same period.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">According to Özbey, the researchers prove that the plant and animal products obtained from organic agriculture in 76 percent of Turkey&#8217;s arable land can feed the population of Turkey. Özbey says, ‘The transition to pesticide-free agriculture is possible, but it will take time. But for this, first of all, agricultural policies need to be changed with a holistic and long-term approach to the issue. There is a need for R&amp;D studies and support policies on alternative agricultural techniques, practices, and systems.’</span></p>
<p><b>&#8216;Eco-Cooperatives, Agro-Ecotourism Can Offer a Solution&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">According to Özbey, who says that the farmer who is forced to use industrial farming methods is crushed under the applied agricultural policies, switching to nature-friendly farming methods can be a solution: ‘Producing the purchased inputs in-house and switching to nature-friendly farming methods such as agroecological, organic and restorative agriculture can be a solution. By-products or waste from one branch of production can be inputs for another. In order to reduce the pressure on the farmer, ways of selling the products directly to the consumer should be sought. This can be achieved by means of ecological producer markets, establishing relations with community supported agricultural groups, marketing using the cargo system and the internet, establishing eco-cooperatives, agro-ecotourism.’</span></p>
<p><b>‘If You Don’t Fight for It, You Don&#8217;t Have the Right to Miss the Old Days’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözde Özbey states that at this point, we, as consumers, do not have the luxury of being passive consumers, and even if we are to be, we do not have the right to miss the old days. Özbey adds, ‘Carlo Petrini, the founder of Slowfood, states that we can no longer be only reproducers or consumers in order to protect our food in the age we live in and says that each of us can become a “reproducer” by establishing production-consumption associations. By turning our attention to our food and the products we need for our daily use, it reminds us that each of us is responsible for the production stages of these products from the source to our shopping bag. The reproducer “produces” solutions to problems that modern people have not encountered before and therefore cannot find a way out of. For this act of derivation, the reproducer must cooperate, put it back together, and try, fail, and try again and again.’</span></p>
<p><b>&#8216;Pesticide Use Deepens Problems in Agricultural Production&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">One of the areas where the Buğday Association for Supporting Ecological Living struggles is non-poisonous tables. Özbey says,</span><b> ‘</b><span style="font-weight: 400;">Our tables are poisoned with toxic chemicals that are used to kill weeds and insects in agriculture and that are plundering the market with promises of great efficiency. Pesticides (agricultural poisons) are toxic chemicals used in agricultural production. According to their functions, they are divided into various classes such as insecticide, herbicide, fungicide or according to their chemical structure, such as organochlorine, organophosphate, carbamate. Around 3 million tons of pesticides are used annually in the world. Pesticide use in Turkey is estimated to be 59 thousand tons for 2018. Between 1979 and 2018, pesticide use increased sevenfold in Turkey. It was determined that pesticides used in urban areas mixed with groundwater and 33 of 49 micropollutants detected in water reaching drinking water treatment plants in Turkey were pesticides. These toxic chemicals especially affect pregnant women and children and cause pregnant women to face situations such as premature birth and miscarriage.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Criticizing the use of pesticides, Özbey states that this substance causes a harmful vicious circle in agricultural production: ‘Contrary to many eco-friendly methods, such as agro-ecology, permaculture, organic etc., the use of pesticides causes weeds and insects that harm agricultural products to develop resistance to pesticides. Against this, more pesticide use is recommended, causing a vicious circle that deepens the damage.’</span></p>
<p><b>&#8216;The Effect of Agricultural Activities on Greenhouse Gas Production Reaches 30 Percent&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözde Özbey, whom we asked how it would be possible to prevent the climate crisis with food production and consumption and ecological farming techniques, says that there are great uncertainties about which factors should be taken into account in determining the share of the food production consumption chain in global greenhouse gas emissions. Expressing that it is difficult to say what share of pesticide use on the climate crisis is, Özbey says that they know that the share of agricultural activities in greenhouse gas emissions is around 30 percent when additional factors such as fossil fuel use, fertilizer production and agricultural land use are included. Giving examples of food practices that strengthen the climate crisis, Özbey underlines that the abandonment of pesticide use will have a positive impact on the global climate crisis: ‘The contribution of the sulfuryl fluoride compound used in hazelnut production in our country to the global warming problem is 4800 times more than a unit of carbon dioxide molecule. It was only 22 years later, in 2009, that it was realized that sulfuryl fluoride, which was proposed as a reliable alternative to methyl bromide (which is still used in many countries, including the US, and will be gradually reduced and terminated due to the depletion of the ozone layer) is a compound causing the global warming problem. This type of obscurity also applies to other chemical compounds.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘For this reason, it is possible that there are factors that are not considered in the calculations to determine the share of several factors in the climate crisis. These uncertainties require taking into account that the damage from the climate crisis may occur sooner or be more severe than previously thought.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Nature-friendly agricultural activities that reduce or eliminate the use of pesticides, on the other hand, make a positive contribution to the solution of the global climate crisis, as they also ensure that a significant amount of carbon is buried in the soil.’</span></p>
<p><b>&#8216;Consumers Should Know Their Rights and Organize&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Touching on the responsibilities of consumers, Gözde Özbey emphasizes the importance of being conscious and organized: ‘Consumers must first be aware of their rights and organize. They can do this by participating in non-governmental organizations, by forming food societies or consumer cooperatives. The way to be protected from pesticides is to choose organic certified products. Organic products are available from regulated organic markets or sales points. Another solution is to organize and create reliable, participatory production and consumption models in cooperation with producers and producer organizations. Community supported agriculture is one of them. Thanks to this model, you can support the producers and give them a purchase guarantee by making production within the framework of the principles and rules you have agreed with the producers, and by creating a fair model while observing this.’</span></p>
<p><b>&#8216;Industrial Food System Is at The Source of The Problems&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sustainable Living Association (SUYADER) Chairman of the Board Prof. Dr. Emine Aksoydan begins her speech by emphasizing that every individual living on earth has the right to access sufficient, safe, healthy food easily and sustainably, and that the right to food is one of the first rights that human beings have gained in their historical development. Aksoydan, who uses the definition of food security instead of safe food, defines food security as ‘the state of physical and economic constant access to sufficient, healthy, safe and nutritious food in order to meet the nutritional needs necessary for a healthy life.’</span></p>
<p><b>&#8216;Industrial Food System Leads to Both Food and Climate Injustice&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan says that agricultural areas constitute one of the largest ecosystems on the planet. Considering the dominant food production system and industrial agriculture system in this ecosystem, Aksoydan states that agriculture and food areas are also dependent on the global market economy. Emphasizing that the industrial food system has caused extremely hard damage to our world, Aksoydan says, ‘In the context of the producer, while food monopolies are getting stronger, many farmers are cut off from production or turn into workers working on their own land with contracted production. While the industrial food system causes the deepening of ecological destruction and climate crisis, it cannot be a solution to hunger or malnutrition, and it also makes the weak links of the chain that does not cause climate change, for example, small producers and poor consumers more vulnerable to economic, social, political, and ecological crises. It creates both a food injustice and a climate injustice.’</span></p>
<p><b>&#8216;Agriculture in Turkey Has Become Externally Dependent and Fragile&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan also takes a close look at the effects of industrial agriculture in Turkey and says that human focused family farming has declined in Turkey with the decisions taken: ‘The Seed Law adopted in 2006 strengthened the dominance of companies and transnational capital over the production and sale of seeds. This has made the agriculture and livestock activities of the people living in rural areas difficult. In this process, industrial agriculture based on intensive animal husbandry, monoculture and external inputs was encouraged, while human focused family farming, which is resistant to crises and more socially equitable, regressed and made agriculture in Turkey dependent and vulnerable at all levels.’</span></p>
<p><b>Aksoydan </b><span style="font-weight: 400;">points</span> <span style="font-weight: 400;">out the relationship between the climate crisis and access to safe food</span><b>:</b></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Food production is affected by drought, extreme heat, floods, reduction in biodiversity caused by the climate crisis; food insecurity decreasing in terms of quality and quantity due to reasons such as the decrease in food production areas, the inability of the product to adapt to this process, the damage of the food produced from the field to the end point, and as a result, people&#8217;s access to healthy and nutritious food is being restricted.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">The climate crisis threatens all stages of the production and reaching the table of products such as corn, rice, wheat. This threat means that billions of people, whose main food source is these products, are in food insecurity.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">The impact of the climate crisis on the decrease in biodiversity gains importance in the seafood dimension as well. Fishing has an important contribution to food production. Seafood is almost the only source of protein for the world population living in coastal areas. Acidification in the marine ecosystem causes an irreversible decrease in these products, and as a result, it deprives many nutrients with high health benefits.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Seasonal shifts caused by the emergence of the climate situation can increase the number of pests, thus chasing food insecurity and increasing the risks of food security.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Increasing temperatures and increasing CO2 levels in the atmosphere not only affect food supply and security, but also reduce the quality of accessible food, posing health risks in terms of food safety.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Extreme weather events such as floods and tropical storms threaten the food security of this group by destroying the livelihoods of people who depend on food production.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">The decrease in the amount of food produced results in an increase in food prices. As a result, especially the poor&#8217;s access to food becomes economically difficult.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">The effects of the climate crisis, resulting in inequality in income distribution, are also very evident. Even if enough food is produced at the global level for the entire population, access to food becomes difficult for those living in poor countries such as Sub-Saharan Africa and South Asia as a result of economic inequalities.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">The fact that 1/3 of the food produced globally is wasted is another key factor that makes access to food difficult.</span></li>
</ol>
<p><b>&#8216;We Should Switch to a Rights-Based Agri-Food System’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan expresses the steps to be taken for a sustainable food system with the following words: ‘Nature-friendly production methods that take care of all living things in the ecosystem, facilitating regulations for direct sales without intermediaries in the context of supporting consumers and small producers, cultural values, local values, which prioritize vulnerable groups and fair income distribution. There should be practices that protect identities, ancient sources of information, reduce food waste and waste, and do not complicate access to food in crisis situations. In short, it is necessary to move to a rights-based agri-food system, which means supporting the capacity, possibilities, and abilities of the society to produce its own food/localizing the food system.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan presents agroecological food systems as a good example for sustainable food: ‘Agroecological food systems are the best example of sustainable systems that cover all of these applications and offer effective solutions to both environmental problems and socioeconomic problems such as unemployment and poverty with low budgets. In agroecological food systems, it is a priority for each link of the chain to be ecological. This system contributes both to the reduction of ecological production, distribution, and consumption of climate change and to the climate change. It ensures the resilience and adaptation of production and supply chains against the effects of change. Conservation of diversity is a priority in the agroecological method. Diversity of animals, plants, fungi and bacteria, diversity in land use, farming practices and economic diversity are at the forefront of protective factors to minimize climatic shocks. At the same time, the application of soil conservation methods, eliminating the input of synthetic fertilizers and pesticides provides an exit from carbon-intensive production. With short supply chains, agroecological practices support people&#8217;s access to food by protecting the environment, unlike the prevailing agri-food system, which is responsible for almost 30-35% of emissions.’</span></p>
<p><b>&#8216;Excessive and Unconscious Consumption Should Be Avoided&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan also mentioned the consumption dimension of the subject and here, too, she emphasizes the importance of giving up excessive and unconscious consumption habits: ‘When viewed from the consumption dimension, the first issue to be emphasized is giving up excessive consumption habits. Buying as much as we need as individuals and as a family, avoiding excessive and unconscious consumption means respecting the food right of groups who have difficulty in accessing food and reducing their vulnerability. Nearly half of unnecessary purchased food is wasted. However, it is possible to feed all the hungry in the world with only 1/3 of the food wasted in the world. It is important to have information about where and under what conditions the food to be consumed/purchased is produced and what processes it goes through until it reaches the table; raising consumer awareness on the use of pesticides in production, fair production and income distribution conditions; the length of the supply chain; the ecological footprint of food; seasonal and local production information are the issues that support food safety and security.’</span></p>
<p><b>&#8216;For Sustainable Living, We Should Be Reproducers, Not Consumers&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Lastly, Aksoydan explains the meaning of ‘reproducer, not consumer’ underlined by SUYADER and its importance in sustainable life: ‘A reproducer is a person who creates value for society and the planet with their actions. They support socially and ecologically just productions, sets the products, services, and their standards together with the producers as a community, and ensures that the products they buy, and the producers of those products create value for society and the planet. From the perspective of sustainable nutrition, the reproducer is a person who take care of their food, respect it, is aware and responsible for every stage that food goes through from the source to the table, participates in the production, produces solutions to the problems of the producers and establishes a relationship based on trust with the producer. In other words, they strive not to consume the resources of the planet by reducing its ecological footprint while meeting/consuming their needs. The consumer is mostly passive in the shopping relationship and their behavior is determined only by the price and the advertising and marketing activities of the manufacturers. They do not have a decisive role in the production of the products offered to it for consumption, in the production processes, and generally do not question the production process-ecosystem relationship and do not feel responsible in this process.’</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan says, ‘I think the following five advices of Victor Ananias, the founder of the Wheat Buğday Association for Supporting Ecological Living, for the basic responsibilities of the food producer and consumer/reproducer, express the responsibilities of all people in the most striking way.’ Here are Ananias&#8217; counsels:</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">I can often remind myself and those around me that all the resources necessary for me to live are a product of nature like me, a result of ecological/natural cycles,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Since I know that the main source of energy, food, water, and other necessities is nature, whole and balance, I save as much as I can while using them, but there is more,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Since I know that money is not a natural resource, but a tool used in the exchange of natural resources, I try to learn the effect of every penny I spend on ecological cycles, I reduce my consuming-damaging effect,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">I do not perceive ecological life as a fantasy or an unattainable ideal, but as a sustainable lifestyle that I contribute by doing my best, which is the fundamental right of every individual and our common future,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Since I know that every natural cycle scatter new seeds as it goes from seed to death, it is the secret of the continuity of life, I know that when I share every thought and behavior as a beneficial seed, we will become rich, and I do what is necessary.</span></li>
</ol>
<p><b>* Links shared by SUYADER Chairman of the Board Prof. Dr. Emine Aksoydan:</b></p>
<p><a href="https://www.bugday.org/blog/wp-content/uploads/2021/03/turetici_rehberi.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://www.bugday.org/blog/wp-content/uploads/2021/03/turetici_rehberi.pdf</span></a></p>
<p><a href="https://bianet.org/bianet/iklim-krizi/248195-iklim-krizine-direncli-bir-gida-tarim-sistemi-nasil-mumkun"><span style="font-weight: 400;">https://bianet.org/bianet/iklim-krizi/248195-iklim-krizine-direncli-bir-gida-tarim-sistemi-nasil-mumkun</span></a></p>
<p><a href="https://www.iklimhaber.org/iklim-degisikliginin-gida-uretimi-ve-guvenligine-etkileri-giderek-kotulesiyor/"><span style="font-weight: 400;">https://www.iklimhaber.org/iklim-degisikliginin-gida-uretimi-ve-guvenligine-etkileri-giderek-kotulesiyor/</span></a></p>
<p><a href="https://www.dortmevsimekoloji.org/turkiyede-tarim-ve-gida/"><span style="font-weight: 400;">https://www.dortevsimekoloji.org/turkiyede-tarim-ve-gida/</span></a></p>
<p><a href="https://www.etcgroup.org/whowillfeedus"><span style="font-weight: 400;">https://www.etcgroup.org/whowillfeedus</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Illustration: Tolga Demirel</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/">&#8216;If We Get Rid of the Industrial Food System, We Can Save the World&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2022/07/04/if-we-get-rid-of-the-industrial-food-system-we-can-save-the-world/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Üniversitelerde Vegan Beslenme Kamusal Haktır ve YÖK’ün Yükümlülüğündedir&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/08/universitelerde-vegan-beslenme-kamusal-haktir-ve-yokun-yukumlulugundedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jun 2022 11:29:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Vegan Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Vegan]]></category>
		<category><![CDATA[Vegan Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[VegFest vegan festivali]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81113</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Türkiye’de veganlık ve vicdan hürriyeti kapsamında ilk kez açılan bu davanın dilekçesinde, sağlıklı beslenmenin kamusal bir hak olduğuna vurgu yaptık' Türkiye Vegan Derneği, Türkiye’deki her üniversitede vegan yaşama uygun yemekler sunulması için verdiği mücadeleyi bir adım ileriye taşıyarak YÖK’a dava açtı. TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile YÖK’e açılan davanın seyrini ve vegan yaşamın bilinirliğini, kabulünü artırmak için yürüttükleri çalışmaları konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/08/universitelerde-vegan-beslenme-kamusal-haktir-ve-yokun-yukumlulugundedir/">&#8216;Üniversitelerde Vegan Beslenme Kamusal Haktır ve YÖK’ün Yükümlülüğündedir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türkiye Vegan Derneği (TVD) hangi amaçlarla kuruldu ve kuruluşundan bugüne neleri hayata geçirdi? Misyonunuzu ve çalışmalarınızı kısaca anlatabilir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-81114 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/06/ebru-ariman.jpeg" alt="Ebru Arıman" width="232" height="257" />TVD’nin temelleri bundan 15 yıl önce bir platform olarak atıldı ve 2012 yılında 8 kurucu üye ile dernekleşerek resmi yapısına, yani tüzel kişiliğine kavuştu. Hak temelli faaliyetler yürüten TVD, hayvanların doğuştan gelen haklarını savunurken, hak savunucusu veganların da bu süreçte maruz kaldığı hak kayıplarını gidermeyi amaçlıyor. Temel misyonu farkındalık yaratmak, bilinçlendirmek ve eşitsizliklere karşı mücadele etmek olan TVD ekibi olarak, bu amaçla çeşitli faaliyet alanları geliştirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Faaliyet alanlarımızı dört başlıkta açıklıyoruz: </span></p>
<p><b>Eğitim ve Bilinçlendirme:</b><span style="font-weight: 400;"> Vegan Akademi 2017’de alt yapısı tamamlanan ve ana amacı veganlık konusunda eksik olan akademik, teknik ve pratik bilgiyi eğitim programları vasıtasıyla üniversiteler, yerel yönetimler, işletmeler ve mesleki kuruluşlara taşımak olan TVD Vegan Akademi, Türkiye genelinde uzman konuşmacılarıyla veganlığın hayvan hakları, çevre, sağlık ve sürdürülebilirlik etkilerini ücretsiz etkinliklerle geniş kitlelere yaygınlaştırmayı hedefliyor. 2022 itibarıyla farklı üniversite ve meslek okullarında seçmeli ders müfredatı kapsamına alınması için çalışmalarımız sürüyor. </span></p>
<p><b>Kitlesel Etkileşim / Farkındalık: </b><span style="font-weight: 400;">2017 yılında Türkiye’de ilk kez Didim’de organize ettiğimiz ve veganlığı geniş kitlelere yaygınlaştırmayı amaçlayan VegFest vegan festivali, 2018 yılı itibarıyla Uluslararası İstanbul Vegfest adıyla İstanbul’a taşındı. #YaşamaŞansVer sloganıyla yerli ve yabancı pek çok konuğu her yıl ziyaretçilerle buluşturdu ve buluşturmaya devam ediyor. TVD olarak ayrıca özellikle sağlık profesyonelleri ve akademisyenlerin veganlık konusundaki bilgi eksikliğini gidermek, bu alanda çalışmalar yapan uzmanları bir araya getirmek, olumsuz önyargıları yıkmak ve alanında uzman konuklarıyla en güncel bilimsel çalışmaları ülkemize de taşımak üzere, ilk vegan medikal kongreyi MediVeg adıyla Kasım ayında gerçekleştirmeye hazırlanıyoruz. Her yıl düzenlediğimiz Dünya Vegan Günü etkinliklerinde de seminerler, sergiler, vegan tadımlar, halka açık tartışmalar ve atölye çalışmalarıyla veganlığın etik, erişilebilir ve sağlıklı bir yaşam tarzı olduğunu geniş kitlelere aktarmaya ve veganlığa dair yerleşmiş kalıp önyargıları ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. </span></p>
<p><b>Hukuki Girişimler, Arabulucuk Faaliyetleri ve Yasal Düzenlemeler: </b><span style="font-weight: 400;">TVD olarak, hak ihlallerine karşı tüzüğümüzde yer alan amaçlar doğrultusunda bugüne dek sayısız resmi başvuru, hukuki süreç yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz. Bunların arasında en dikkat çekenlerin başında; Türkiye’de kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde denenmesinin yasaklanmasına yönelik başlatılan kampanyanın 2015 yılında başarıyla sonuçlanarak yasağın yürürlüğe girmesi, 2021 yılında Av Turizmi kapsamında ihale edilen yaban hayvanlarının katliamına yönelik av kararlarının Tarım ve Orman Bakanlığı aleyhine açtığımız üç farklı davanın kazanımla sonuçlanması sonucu iptal edilmesi, tutuklu ve hükümlülerle ile çeşitli üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerinin vegan yemek taleplerine yönelik başarıyla sonuçlanan arabuluculuk faaliyetleri sayılabilir. Dernek olarak halihazırda Sağlık Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile veganlığın anayasanın 25.maddesine göre vicdan özgürlüğü kapsamında ele alınması ve vegan bireylere sağlıklı bitkisel alternatiflere erişim hakkı verilmesi konusundaki başvurularımızın devam eden süreçlerini yönetmekle birlikte, Yüksek Öğrenim Kurulu’na yaptığımız aynı içerikli başvuru sonucunda gereğinin yerine getirilmemiş olması sebebiyle de Danıştay’da dava açmış durumdayız. Beraberinde vegan ürün üreticilerinin yaşadığı sıkıntılar, vegan ürünlere ulaşım konusundaki mevzuat kaynaklı sıkıntılar ve çözüm arayışlarıyla ilgili, Tarım ve Orman Bakanlığı ile görüşmelerimizi de sürdürüyoruz. </span></p>
<p><b>Yaşamı Kolaylaştırıcı Alternatiflerin Teşviki: </b><span style="font-weight: 400;">V-Label TVD ayrıca V-Label International Türkiye temsilcisidir. V-Label; veganların yaşamını kolaylaştıran alternatiflerin artırılması amacıyla vegan ürünleri çeşitli analizler yapmak suretiyle inceleyerek gerek hayvansal içermediği gerekse de hayvanlar üzerinde test edilmediği iddialarını denetleyen, doğrulanmış ürünlerin kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir vegan etiket sistemidir. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki her üniversitede vegan menü seçeneğinin olması için mücadele ediyorsunuz. Mücadelenizin hukuka taşınan kısmına geçmeden önce ülkemizdeki mevcut tablo hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Üniversite, hastane, iş yerleri gibi toplu yemek servislerinin olduğu yerlerde vegan beslenmeye yönelik bir bilinçten söz edilebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversitelerde yaşanan sıkıntılar, bugüne dek ve halihazırda da her üniversitenin kendi bünyesinde vegan öğrenciler ve vegan öğrenci grupları tarafından çözülmeye çalışıldı, halen de çalışılıyor ancak bu kararın üniversite yönetimlerine bırakılması hakkaniyetsiz bir durum oluşturuyor çünkü kimi üniversite yönetimi bu talebe sıcak bakıp derhal çözüme giderken, bazılarında süreç zaman alabiliyor, bazı üniversiteler ise başvuruları ya reddediyor ya da görmezden geliyor. Bu durum öğrenciler arası fırsat eşitliğini de baltalıyor. Öğrenciler, “üniversite yönetiminin inisiyatifine” göre sağlıklı ve besleyici alternatiflere erişim hakkı kazanabiliyor ya da kazanamıyor. Örneğin aylar geçmesine rağmen Gazi Üniversitesi, Bakırçay Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) gibi başvuru yaptığımız diğer üniversitelerin rektörlüklerinden yanıt alamadık. Bu uygulamaya ve hak ihlallerine bir an önce son verilmesi gerektiğine inanıyoruz. YÖK, daha fazla mağduriyet yaşatmadan, ülke genelinde vegan menülerin zorunlu ve düzenli kılınmasını sağlayacak düzenlemeyi hayata geçirmelidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu amaçla YÖK’e 1 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ziyaretten sözlü olarak olumsuz bir yanıt almasak da geçen süre zarfında herhangi bir somut adım atılmamış olması dolayısıyla Nisan ayında yazılı başvurumuzu ilettik. Başvuruya gelen yanıt ise sorunları çözmek bir tarafa, aynı kısır döngünün içerisinde bizi ve öğrencileri yine olduğumuz noktaya getiren, üniversite yönetimlerini adres gösteren, yapıcı olmayan, çözümden uzak bir yolu işaret etti. Bu durumda YÖK’ e karşı da tutumumuz değişti ve hukuki yollardan hak arayışımıza Nisan ayı itibariyle başladık. Üniversiteler başta olmak üzere toplu yemek sunulan hastaneler, askeriyeler ve çalışma ofisleri gibi birçok alanda vegan bireylerin beslenmeleri konusunda ciddi sıkıntılar ve hak ihlalleri yaşanıyor. Özellikle bu tür alanların en belirgin özelliği aynı zamanda alternatiflere ulaşımın kısıtlı oluşu ya da mümkün olmayışıdır. Bu nedenle sağlıklı ve düzenli gıdaya erişim veganlar açısından zor ya da masraflı yahut da tamamen ihtimal dışı olmaktadır. Devletin görevi bu hakkı güvence altına almaktır. Anayasamızın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşama hakkının en temel öğelerinden biri sağlıklı yaşam hakkıdır. Sağlıklı yaşam hakkı Anayasamızın 56. maddesinde; &#8220;Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.&#8221; maddesiyle korunmaktadır. Veganlık bir beslenme biçimi değil, vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir felsefedir. Beslenme şekli, bu felsefenin tek boyutu değil, ayrıntılarından sadece biridir. Cezaevlerinde ise benzer sıkıntılardan yola çıkılarak yapılan başvurular, eylemler ve Meclis düzeyinde yapılan çağrılar sonucu 2012 yılı itibarıyla bir düzenlemeye gidilerek tutuklu ve hükümlülere vegan menü hakkı tanındı. </span></p>
<p><b>Dernek olarak YÖK’e dava açtığınızı duyurdunuz. Davanın gerekçesini ve seyrini anlatır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek olarak YÖK ile Kasım 2021’de yapılan görüşmemiz ve Nisan ayında kuruma teslim edilen başvuru dilekçemizde; Türkiye çapındaki üniversitelerde okuyan vegan öğrencilerin vegan yemek hakkına istisnasız erişebilmesi, bunun bir ayrıcalık veya imtiyaz olarak görülmemesi ve kurum düzeyinde karar vericilerin keyfi uygulamalarına tabi olmaması için yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini talep etmiştik. YÖK’ten gelen olumsuz yanıtın insan haklarına ve ulusal/uluslararası mevzuata aykırılık teşkil etmesi sebebiyle dava dilekçemizi Danıştay’a ilettik. Türkiye’de veganlık ve vicdan hürriyeti kapsamında ilk kez açılan bu davanın dilekçesinde, sağlıklı beslenmenin kamusal bir hak olduğuna ve bu hak konusunda devletin yerine getirme yükümlülüğüne vurgu yaptık. Çünkü YÖK, yasal yükümlülükleri bağlamında, bağlı üniversitelerde her öğrencinin yeterli gıda, düzgün beslenme, besleyici ve asgari temel yiyeceklere erişim hakkını korumaktan ve gerekli önlemleri almaktan sorumludur. YÖK söz konusu haklara saygı gösterme, koruma ve yerine getirme yükümlülüğü altında olmasına rağmen, bu hakların yerine getirilmesi talebini içeren dilekçeye yapıcı, çözüm odaklı ve olumlu bir yanıt vermeyerek, hakların teslimini sağlamak yerine çözüm önerisi sunma gereği dahi duymamıştır. Ülke genelinde idarece genel düzenleyici bir işlemle sağlıklı beslenme hakkı ve vicdan hürriyeti kapsamında hayvansal ürün tüketmeyi reddeden bireylere vegan alternatif sunulmasının sağlanmıyor oluşu, vegan bireylerin hem yetersiz ve dengesiz beslenerek adeta aç kalmalarına sebep olmakta hem de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan temel haklarını ihlal etmektedir. Kaldı ki bireylerin kendi varlıklarını korumak ve geliştirmek istemelerine bağlı olarak belli bir düşünce yapısıyla bir etik tutum benimsemiş olmaları da Anayasa ile korunan haklardan olup bu tutumların sürdürülebilirliğinin imkansız kılınıyor olması da insan haklarının ve anayasal hakların ihlali anlamına gelmektedir. </span></p>
<p><b>Eğitim, çalışmalarınız da önemli bir yer kaplıyor. Kurucusu olduğunuz Vegan Akademi ile Türkiye’de vegan yaşama dair bilincin artması için neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-81115 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/06/turkiye-degan-dernegi-640x480.jpg" alt="Türkiye Vegan Derneği" width="375" height="281" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/06/turkiye-degan-dernegi-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/06/turkiye-degan-dernegi.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 375px) 100vw, 375px" />Üniversitelerde konunun uzmanları aracılığıyla hem hayvanlar hem gezegenimiz hem de kendimiz için neden vegan olmamız gerektiğini anlatıyoruz. Amacımız; vegan felsefesini benimseyenlerin veya benimsemek isteyenlerin doğru bilgiye birinci elden ücretsiz olarak ulaşabilmesini sağlamak. Eğitimler üç ayaktan oluşuyor: Hayvan hak ve özgürlükleri, iklim, sağlık ve beslenme. Ağırlıklı olarak üniversitelerde verilse de kampüslerle sınırlı kalmıyoruz; politika ve uygulama değişimi için Vegan Akademi’yi davet eden kamu kurumları, özel şirketler ve hastaneler de akademinin kapsamında. Doğru ve güncel bilgiyi yaymanın önemine inanıyoruz. </span></p>
<p><b>Vegan yaşamla ilgili en yaygın mitler neler ve bunları yıkmak için neler yapıyorsunuz?</b> <b>Dünya genelinde vegan yaşama yönelik bilgi ve ilginin arttığını söylemek mümkün mü? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu mitlerin başında hayvanları tüketmeden sağlıklı bir yaşam süremeyeceğimiz geliyor -ki bunun doğru olmadığı birçok bilimsel çalışmayla da ispatlanmış durumda. Hatta aksine, hayvan kaynaklı ürünleri tüketmenin insan sağlığına olan zararları konusunda birçok güvenilir çalışma ortaya kondu. Aynı zamanda hayvan sömürüsüne dair paylaşılan içeriklerdeki uygulamaların Türkiye’de yapılmadığını düşünen, bu gerçeği reddetmeye eğilimli çok kişi görüyoruz. Ancak son yıllarda iklim krizinin sebeplerine dair farkındalığın artması, hayvan üretimi ve tüketiminin zararlarıyla ilgili çalışmaların hem ekoloji hem tıp alanındaki araştırmalarda daha fazla yer bulması, yaşadığımız Covid-19 pandemisi ile hayvan kullanımı arasındaki bağlantı, dünya genelinde vegan yaşama ve bitkisel beslenmeye dair bilgiyi de, ilgiyi de artırıyor. Örneğin arama motoru Google, yeni yayımladığı &#8220;Arama Yılı&#8221; raporunda vegan terimini &#8220;çığır açan arama&#8221; olarak tanımladı. Google&#8217;da &#8220;yakınımdaki vegan yiyecek&#8221; aramaları 2021&#8217;de yüzde 5000&#8217;den fazla artış yaşadı. Bu sonuçlara göre ilgiyi bir trend olarak tanımlamak doğru değil çünkü trendler gelip geçicidir. Oysa veganlık her şeyden önce barışçıl, eşitlikçi ve vicdan temelli bir bakış açısı ve adalet arayışı. Farkındalık arttıkça, vegan etiğini her fırsatta konuştukça, yeryüzündeki tüm canlıların insan baskısından ve zulmünden kurtulması için sağlam ve adil adımlar atmaya devam edeceğiz. </span></p>
<p><b>Türkiye’de hayvan hakları ve vegan yaşamla ilgili devletin (ve/veya yerel yönetimlerin) ilgili kurumlarından beklediğiniz yasalar, düzenlemeler neler? STK’ ların bu alandaki çalışmalarını yeterli buluyor musunuz? İlk elden atılması gereken adımlar olarak neleri görüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayvan hakları alanında elbette birçok düzenleme yapılması gerekiyor ancak Türkiye’de hayvan hakları örgütlerinin, konunun uzmanlarının ve STK’ların görüşleri maalesef yeterince dikkate alınmıyor. STK’ların ilgili kanuni düzenlemelerde temsil yetkisinin artırılması ve tespitlerinin dikkate alınması gerekiyor. Çünkü bugün, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hayvanları “korumaktan”, daha doğrusu doğuştan gelen haklarını teslim etmekten çok uzak. Hatta özellikle geçtiğimiz yıl yapılan güncellemelerle, hayvana çeşitli şekillerde şiddet uygulayan failleri koruduğunu dahi söyleyebiliriz. 5199’un kapsamının tüm hayvanların lehine genişletilmesi ve hayvanları birer mal/meta olarak gören yasaların toplumun birer “bireyi” olarak değerlendirecek yeni düzenlemeler getirilmesi için diğer hak savunucularıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Veganlığın Anayasa’da tanımlanan vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilerek tüm devlet kurumlarınca gerekli düzenlemelerin yapılması ve vegan ürünlere yönelik üretim, ihracat ve ithalat kısıtlamalarının kaldırılması için de çalışmalarımız sürüyor. Bitki bazlı beslenmeye yönelik devlet teşvikinin artırılmasına yönelik çalışmalar da gündemimizde. </span></p>
<p><b>YÖK davası dışında şu an gündeminizde neler yer alıyor? Yakın zamanda gerçekleşecek etkinlikler, kampanyalar var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2022-2023 döneminde av karşıtı davalarımız sürecek. Vegan Akademi eğitimlerimiz de pandemi şartlarının esnemiş olması sebebiyle kaldığı yerden devam ediyor. Aynı zamanda Türkiye’deki ilk vegan medikal kongrenin hazırlıkları içerisindeyiz. Ayrıca son iki yıldır pandemi önlemleri sebebiyle çevrimiçi düzenlediğimiz İstanbul Uluslararası VegFest ile Temmuz sonunda yine geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/08/universitelerde-vegan-beslenme-kamusal-haktir-ve-yokun-yukumlulugundedir/">&#8216;Üniversitelerde Vegan Beslenme Kamusal Haktır ve YÖK’ün Yükümlülüğündedir&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Bağımsız Kitapçılar Kültürel Yaşamın Vazgeçilmez Adacıklarıdır&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/05/bagimsiz-kitapcilar-kulturel-yasamin-vazgecilmez-adaciklaridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2022 08:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Kitabevleri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Kitabevleri Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Kitapçılar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Kün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağımsız Kitabevleri Derneği Kurucusu İsmail Kün; 'Bağımsız kitapçı vardır. Onlar kültürel yaşamın vazgeçilmez adacıklarıdır. Öncelikli hedefimiz, daha fazla meslektaşımıza ulaşmak ve onlarla yan yana durabileceğimizi anlatmak' diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/05/bagimsiz-kitapcilar-kulturel-yasamin-vazgecilmez-adaciklaridir/">&#8216;Bağımsız Kitapçılar Kültürel Yaşamın Vazgeçilmez Adacıklarıdır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz günlerde Bağımsız Kitapçılar Günü kutlanırken ülkemizde bağımsız kitabevlerinin ayakta kalabilmeyi başarmak dışında kutlayacak çok şeyleri olduğunu söylemek güç. Dernekleşme yolundaki Bağımsız Kitabevleri oluşumu üzerine Dernek Kurucusu ve Antik Sahaf’ın sahibi İsmail Kün ile görüştük. </span></p>
<p><b>Dernekleşme fikri ne zaman ve hangi gayelerle ortaya çıktı? Nasıl bir yapılanmaya sahipsiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-80748 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ismail-kun-640x712.jpg" alt="İsmail Kün" width="297" height="330" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ismail-kun-640x712.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/05/ismail-kun.jpg 833w" sizes="auto, (max-width: 297px) 100vw, 297px" />Ülkemizde her sektörde olduğu gibi, bizim sektörde de yan yana gelme, sorunları birlikte konuşabilme becerimizin pek gelişmediği bilinen bir gerçektir. Bu diyalogdan uzak ortamda yakalandığımız pandemi felaketinde kitabevleri de oldukça zarar gördü. Kapanma günlerinden çıkıldığında birçok meslektaşımız iş yerlerini ekonomik sebeplerden dolayı açamadılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi geçerken alınan yanlış kararlarla artık yönetilemeyen ekonomide döviz kurlarından dolayı hızla değişen fiyatlar neticesinde zaten kısıtlı olan müdavim denebilecek okurlarımızı da e-ticaret mağazalarına kaptırdığımızı üzülerek izlemekteyken, geçtiğimiz şubat ayında bir Whatsapp grubu kurarak, meslektaşlarımızla sorunlarımızı tartışma fırsatı bulduk. Uzun tartışmalarla geçen iki ay sonunda dernek başvurumuzu yapabildik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Henüz dernek kurma yeter sayısıyla başvurumuzu gerçekleştirdiğimizden henüz geçici bir yönetim kurulumuz oluştu. Önümüzdeki altı ay içinde yasal kongremizde alacağımız kararlarla organlarımızı belirleyeceğiz.</span></p>
<p><b>Henüz dernekleşme yolundasınız ama sektörünüze yönelik bir saha araştırması yaptıysanız bizlerle sayısal veriler paylaşabilir misiniz? Türkiye genelinde kaç bağımsız kitapçı var, illere göre dağılımı nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurduğumuz grupla ülke genelinde yüzlerce meslektaşımıza ulaşmamıza rağmen gerçek sayımızın kaç olduğu bilgisine henüz kavuşamadık ancak 2019 yılında editör arkadaşımız Nazlı Berivan Ak arkadaşımızın KONDA Araştırma şirketi adına yaptığı OKUYAY projesi için yaptığı “Bağımsız Kitapçı Alan Araştırması” raporu çalışmalarımızda işimizi kolaylaştırdı. </span></p>
<p><b>Kitap satış sektöründe ilk elden hangi sorunların çözümüne odaklanmayı planlıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorun değil ama öncelikli hedefimiz, daha fazla meslektaşımıza ulaşmak ve onlarla yan yana durabileceğimizi anlatmak. Onları ancak birlikte olabilirsek, sorunların üstesinden gelebileceğimize ikna etmek.  </span></p>
<p><b>“Kahraman Bakkal, Süpermarkete Karşı” oyunundaki gibi günümüzde de Kitabevleri ile online kitap satış siteleri arasındaki mücadeleye tanık oluyoruz. Kitabevlerini ayakta tutmak için neler yapılabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önerilerimizi maddeler halinde sıralamak isterim:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Onlıne mağazaların hızla artan pazar payları karşısında, gün be gün eriyen biz kitapçıların bulundukları bölgelerde, kültürel hayata yaptıkları katkının bilinciyle öncelikle kitapçı esnafının vergi yükü azaltılmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Yerel yönetimlerin kitapçı esnafının düzenleyecekleri etkinliklere veya fuarlara maddi ve manevi destek sağlamaları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Yine yerel yönetimlerce, kira yükü altında bocalayan esnaflar için, imkanlar dahilinde “kitapçılar çarşısı” oluşturulması ve kitapçı esnafının buralarda sembolik kiralarla işlerine devam etmelerinin sağlanması.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Türkiye Yayıncılar Birliği’nin son yıllarda Bakanlıklar nezdinde yürüttüğü ve kamuoyunda “Sabit Fiyat Yasası” olarak bilinen &#8216;Yazılı Kültürü Koruma Kanunu&#8217;nun çıkarılması için yapılan çalışmalara katkı vermek. </span></p>
<p><b>Devletin kültür politikalarında bağımsız kitapçılara yönelik destekleri yeterli buluyor musunuz? Neler yapılmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Devletin biz kitapçılara destekleri hiç olmadı veya biz duymadık. Neler yapılmalı bahsine gelince, öncelikle bizleri “var” saymalarını istiyoruz. Kültür politikalarını oluştururken biz kitapçıların da kültürel yapının içinde olduğumuzu düşünmeli ve sorunlarımızı ileteceğimiz bir yapıyı oluşturmalarını bekliyoruz.</span></p>
<p><b>Okuyay’ın 2019’da yayınladığı Bağımsız Kitabevleri Raporu’na dikkat çekiyorsunuz. Raporda zincir kitapçılardan dağıtım şirketleriyle ilişkilere pek çok konuya değiniliyor. Size göre raporda öne çıkan başlıklar neler? Bu çalışmaların bağımsız kitabevleri arasındaki bilgi alışverişini ve dayanışmayı artırdığını düşünüyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence raporda öne çıkan en önemli başlık “Okura Ulaşmada Farklı Yaklaşımlar” başlığı olmuş. Bu başlık altında alınan görüşler aynı zamanda biz bağımsız kitabevleri arasındaki bilgi alışverişini ve dayanışmayı artırmaya katkı verdiğini düşünmekteyim. Yine 7. Başlık biz bağımsız kitabevlerinin okuma kültürüne katkıları sektörümüz ve idari kadroların bizleri daha iyi tanımalarına hizmet edeceğine inanıyorum.</span></p>
<p><b>Kitap satışlarının onlinea kaymasında ekonomideki sorunlar, alım gücünün düşmesinin payı olduğu aşikar. İndirim peşindeki okuru kitabevlerinden almaya ikna etmek için neler yapılabilir? Kitabevlerinin cazibesini nasıl artırabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bu konuda işimiz pek kolay olmasa da yapılabileceklerin başında kitabevleriyle ilgili tanıtım kampanyaları yapılmalı ve biz bağımsız kitapçıların bulundukları bölgeler için ne kadar önemli olduğu vurgulanmalı. Ünlü isimlerin bu kampanalara katılımının sağlanması ve benzeri çözümler de bağımsız kitapçıların bilinirliğine katkı sunacaktır.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/05/bagimsiz-kitapcilar-kulturel-yasamin-vazgecilmez-adaciklaridir/">&#8216;Bağımsız Kitapçılar Kültürel Yaşamın Vazgeçilmez Adacıklarıdır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2022 09:11:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel tarım]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[karbon ayak izi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenli gıdaya erişim konulu dosyamızın ikinci ve son kısmında EkoHarita ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’ni ağırlıyoruz. İki oluşum da iklim krizinin önüne geçmek, herkes için güvenli gıdaya erişim için yerel gıda üretiminin öneminde hemfikir. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/">&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Endüstriyel tarım yöntemleri yerine ekolojik tarım, karbon ayak izi yüksek gıda ağları yerine de yerel üretimlere imkan sunulması, hem gezegenimiz hem de insan nüfusunun devamlılığı için büyük önem taşıyor. EkoHarita’nın kurucularından Alper Can Kılıç ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Genel Sekreteri Özge Çiçekli ile güvenli gıdaya erişimin yolları konuştuk. Gerek Kılıç gerekse Çiçekli, yerel kooperatiflerin, ekolojik tarımın gücüne ve tüketicinin organik gıdaya dair bilincinin artmasının önemine vurgu yapıyor. </span></p>
<h5><b>EkoHarita: Gıda Politikamızı Yerel Üretime Döndürmeliyiz</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">EkoHarita ekolojik yerleşkeler, eko-turizm ve kamp noktaları, kent bostanları, ekoloji müzelerini, alternatif ekonomi sistemi ve benzeri tüm ekolojik girişimleri haritalandıran bir proje. Bunlara ek olarak projeye ait sitenin içinde mini bir sosyal ağ, bir forum, bir gazete, bir etkinlik takvimi, bir link bankası, kitap/film/belgesellere ulaşabileceğiniz bir koleksiyon da bulunuyor. Ekoharita projesinin sürekliliğini sağlayabilmek için <a href="https://www.patreon.com/ekoharita" target="_blank" rel="noopener">Patreon</a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.patreon.com/ekoharita"> hesabı</a> yoluyla katkıda bulunmak mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79788 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic-640x480.jpg" alt="Alper Can Kılıç" width="323" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/alper-can-kilic.jpg 960w" sizes="auto, (max-width: 323px) 100vw, 323px" />EkoHarita’nın kurucularından Alper Can Kılıç, projelerinin amacını şu sözlerle ifade ediyor: “Temel olarak EkoHarita’nın amacını &#8216;bilgiyi özgürleştirmek ve dayanışmayı güçlendirmek&#8217; olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda pek çok kampanyaya, etkinliğe, çalıştaya, oluşuma iletişim yönünde destek vermiş olmakla birlikte, pek çok bilginin organizasyonunda ve filtrelenerek kullanılabilir hale getirilmesi konusunda da gönüllü hizmet verdiğimizi söyleyebiliriz. Projelerimizi kendi yürüttüklerimiz ve paydaş olduklarımız olarak ikiye ayırabiliriz. Yaptığımız işleri sıralayacak olursak; </span><span style="font-weight: 400;">“</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Topluluk Destekli Tarım Ağı</span></a><span style="font-weight: 400;">” gıda egemenliğine yönelik oluşumları bir araya getiren ve kronolojik olarak bir bilgi bankası özelliği de taşıyan bir proje, “</span><a href="http://www.ekotopluluk.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">EkoTopluluk</span></a><span style="font-weight: 400;">” gıda topluluklarının kurulumunu kolaylaştıracak bir araç olarak kaynak buldukça üzerinde çalıştığımız fakat henüz tamamlayamadığımız bir yazılım projemiz, “</span><a href="https://www.ekoharita.org/projeler/doga-yolun-olsun/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Doğa Yolun Olsun</span></a><span style="font-weight: 400;">” ekolojik yaşama ve permakültüre dair etkinlikler gerçekleştirdiğimiz, aktarımlar ve söyleşiler yaptığımız projelerimiz, “</span><a href="https://www.ekopedi.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Ekopedi</span></a><span style="font-weight: 400;">” ekolojik temelli bir wiki çalışması, “</span><a href="https://www.ekoharita.org/dayanisma-topluluklari-ve-aglari/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Dayanışma Toplulukları ve Ağları</span></a><span style="font-weight: 400;">” korona döneminde kriz anlarına yönelik yerel destek birimlerine ve dayanışma ağlarına erişimi kolaylaştırmak amacıyla başlattığımız bir listeleme çalışması ve “</span><a href="https://www.ekoharita.org/ekoloji-haritasi/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Ekoloji Haritası</span></a><span style="font-weight: 400;">” projemizden bir önceki paragrafta bahsetmiştik. Bunun dışında </span><a href="http://zehirsizsofralar.org/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Zehirsiz Sofralar</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.zehirsizkentler.org" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Zehirsiz Kentler</span></a><span style="font-weight: 400;">, </span><a href="https://www.change.org/p/avc%C4%B1l%C4%B1k-tamamen-yasaklans%C4%B1n-hayvanlarya%C5%9Famakistiyor-avc%C4%B1l%C4%B1kcinayettir-tctarim-milliparklar" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">Avcılık Yasaklansın</span></a><span style="font-weight: 400;"> gibi paydaş olarak dahil olduğumuz projeler ve kampanyalar bulunuyor.” </span></p>
<h5><b>&#8216;Üretici ve Tüketici Arasındaki İlişki Sağlamlaşmalı&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, güvenli gıdaya erişimin herkes için sağlanmasının iki taraflı bir görev olduğu görüşünde. Kılıç’a göre insanlar gıda toplulukları kurmadıkları, gıda toplulukları çoğalmadığı ve iletişim halinde yapılara dönüştürülmediği sürece toplumsal temsiliyeti olan bir yapı haline de gelmeyecek. “Üreticilerin bir süre sonra üretimlerini devam ettirebildiği, ürünlerini satabileceği, riski paylaşabileceği kişilere ulaşmış olmanın güvencesi ve rahatlığını elde etmeleri, diğer üreticilerle de ilişki kurarak deneyim paylaşımlarında bulunabilmeleri mümkün olacak” diyen Kılıç, üreticilerin refah durumundaki iyileşmelerin doğal üretim yapan üreticileri de cesaretlendireceğini ve yeni üreticilerin ortaya çıkmasını teşvik edeceğini belirtiyor. Kılıç, tüketiciye düşen görevi ise tüketicilerin gerçekten güvenerek tüketebilecekleri ürünleri üreten üreticileri bulması ve bir süre sonra iletişimini geliştirerek aynı güven ilişkisi yoluyla kendi kriterlerine uygun üreticilerle bağ kurarak güven ağını oluşturması şeklinde açıklıyor.</span></p>
<h5><b>&#8216;Güvenli Gıdada Yeni Nesil Kooperatiflerin Önemi Büyük&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, güvenli gıdanın  yerleşik olabilmesinde yeni nesil kooperatiflerin önemine vurgu yapıyor ancak Türkiye örneğinde kooperatif oluşumlarının çok yeni olduğunu ve fazla sorumluluk yüklemenin yorucu olabileceğine de dikkat çekiyor: “Şu aşamada kooperatifleri belki bu açıdan doğrudan sorumlu görebilir sorgulayabiliriz fakat bu da yeni filizlenen bu oluşumlara biraz fazla yük yüklemek olacaktır. Yeni nesil kooperatifler özellikle son 4-5 yıldır yatay bir şekilde gelişmeye ve örneklerini çoğaltmaya devam ediyor. Bu bağlamda bu kooperatiflere tamamen kendi ayakları üzerinde durup koşmaya başlayana kadar çok fazla sorumluluk yüklemek yorucu olabilir. Kooperatiflerdeki çoğu gönüllü ya da çalışan da yine gıda toplulukları veya benzer, adı gıda topluluğu olmayan, gıdaya erişmeye çalışan grupların içerisinden çıkıyor. Bu kişiler bunu sistematikleştirerek kurumsal bir yapıya dönüştürüyor, etkisini arttırmak istiyor. Kooperatifler sistemde etik temelli üretim yapan üreticiler için ürünlerini hak ettiği değerde/ücrette satın alarak ulaştırabileceği tüketicilere, araya sadece adil bir katkı payı koyarak ulaştırıyor ve erişim kolaylığı sağlıyor. Üretici bu imkana ulaştığında üretimini olduğu gibi, hatta üretim şeklini daha iyiye evrilterek ve çevresine örnek olarak sürdürmeye devam edebiliyor. Bu da sistemi iyileştiriyor. Siz de gidip bir tüketici olarak kooperatiften alışveriş yaptığınızda, apartmanınızda ya da mahallenizde bir gıda topluluğu kurduğunuzda ya da olana katıldığınızda bu zincire destek olmuş oluyorsunuz. Bu sebeple herkesi <a href="https://www.ekoharita.org/projeler/toplulukdesteklitarim/" target="_blank" rel="noopener">Topluluk Destekli Tarım Ağı</a> projemiz </span><span style="font-weight: 400;">yoluyla haritamıza göz atarak yakınındaki gıda topluluğuna katılmaya, kooperatiflerden alışveriş yapmaya davet ediyoruz. Buğday Derneği’nin yürütücülüğünü yaptığı kardeş proje www.gidatopluluklari.org adresinden de çevrenizdeki gıda topluluklarını bulmak için hazırlanan listeye göz atabilirsiniz.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Yerel Beslenmeye Hobi Bahçeciliğinden Öte, Çok Daha Ciddi Şekilde Eğilmeliyiz&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, idealinde yerel tüketmenin en sağlıklı ve en ekolojik yol olduğunu ancak mega kentlerin buna olanak sağlamadığını söylüyor. Yerel beslenme imkanlarının artırılması, Kılıç’a göre başta iklim krizi, dünyayı bekleyen tüm tehlikelere karşı öncelikli olarak ele alınması gereken bir mesele: “Belki gelecekte kent bahçelerinin ve bostanlarının çoğalması daha yakın bölgelerden ve kent çeperinden gıdamızı temin etmemize olanak sağlayacak. Ben bu konuya artık ciddi şekilde eğilmemiz, hobi bahçeciliğinden öte projelerle desteklememiz ve yerel yönetimlerin de bu konuda gözünü açmaları gerektiğine inanıyorum. Bir taraftan mega projelerle yok edilen kent çeperindeki tarım arazileri, bir taraftan belediyelerin ve politikacıların umursamazlıkları, rant sevdaları yüzünden yok olan kent bostanları, bir taraftan yaklaşan gıda krizi, hepsini bir araya getirince karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. O sebeple bulduğumuz tüm tohumları, etrafımızda bulduğumuz en ufak toprak parçasına dahi ekip, ağacımızı, sebzemizi kentte de yetiştirmemizin vakti geldi de geçiyor. ÇEKÜL Vakfı’nın da ısrarla vurguladığı gibi, acil durumlarda bizi ayakta tutabilecek dayanıklı kentlere sahip olmak istiyorsak bu konuyu da bir an önce hayatlarımızda eylemsel olarak ön plana almalıyız. Aksi takdirde dışa bağımlı gıda politikalarımızla toplumun belirli bir katmanına bir gün gıda erişiminin sağlanamaması, kriz durumlarını atlatamamız ve korkutucu başka senaryolar bizi bekliyor olabilir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, ekolojik tarımın dünyanın gıda talebini hep karşılayabilecek güçte olduğunu, halihazırda büyük bir kısmını karşıladığına dikkat çekerek “Gıda krizinin temeli ekolojik tarım ya da tarımda verim düşüklüğü değil, gıda krizi aslında yaratılan bir kriz, kıtlık korkusuyla insanların ikna edildiği ve endüstriyel tarım kıskacına sürüklendiği günden bugüne o korkuyu körükleyerek zihinlerimize işlenmiş bir kriz. Bunu yapan zehir tüccarları, tohumların genetiğiyle oynayanlar, sonrasında da bu tohumları ve zehirleri bir arada satarak hem çiftçiyi borçlandıranlar hem de kanser edenler aynı kişiler. Daha sonra gidecekleri hastaneleri de bu hastanelerde satılan ilaçları da üretenler aynı mega şirketler. O yüzden bu mesele sadece gıda meselesi değil yaşam meselesi ve hepimizi ilgilendiriyor. Küçük çiftçi yok olursa, sağlığımız yok olur, geleceğimiz yok olur” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç, son olarak bağımsız bir araştırma oluşumu olan ETC Group’un yayınladığı  ‘Bizi Kim Doyuracak?’ adlı kitapçıktan alıntıyla endüstriyel gıdayla ekolojik tarımı kıyaslıyor: ‘Endüstriyel gıda zincirinin tarımsal kaynakların %75’inden fazlasını kullanarak dünya nüfusunun %30’undan daha azına yiyecek sağladığını, oysa köylü tarımının kaynakların %25’inden daha azını kullanarak dünya nüfusunun %70’inden fazlasını beslediğini biliyor muydunuz? “Bizi Kim Doyuracak?” kitapçığı, şimdi olduğu gibi gelecekte de gıda güvencemizi sağlayacak olanın, gezegeni ekolojik ve sosyal krizlerden koruyacak olanın şirket tarımı ve pazarlama zincirleri değil, küçük ölçekli agroekolojik üretim ve dağıtım ağları olacağını açıkça belgeliyor.’ </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitap görsel uyarlamalarıyla birlikte Özgürel Başaran, Ceyhan Temürcü ve Ayşe Gökçe Bor tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Kitaba <a href="https://www.ekoharita.org/project/bizi-kim-doyuracak/" target="_blank" rel="noopener">bu</a></span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.ekoharita.org/project/bizi-kim-doyuracak/"> linkten</a> ulaşmak mümkün. </span></p>
<h5><b>Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği: Organik Tarıma Yönelik Bilinç Artırılmalı</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO), Türkiye’de ekolojik tarımın bir şemsiye organizasyon altında hızlı ve sağlıklı gelişimini sağlamak amacıyla üretici, tüketici, işleyici, tüccar, kontrolör, araştırıcı ve teknik elemanların katılımıyla 1992 yılında İzmir’de kuruldu. Dernek kurulduğu günden bu yana, ekolojik tarımın farklı alanlarında çok sayıda eğitim, seminer, konferans, sempozyum ve panel düzenlemiş, eğitim materyalleri hazırlamış, özellikle hassas alanlarda organik tarımın benimsenmesine ve kapasite geliştirmeye yönelik birçok ulusal ve uluslararası proje yürütmüş veya proje ortağı olarak görev almış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79789 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli-640x902.jpg" alt="Özge Çiçekli" width="231" height="326" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli-640x902.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/ozge-cicekli.jpg 697w" sizes="auto, (max-width: 231px) 100vw, 231px" />ETO Genel Sekreteri Özge Çiçekli organik tarımın genel tarım üretimindeki payının artması için bu yönde bilincin artırılması gerektiği görüşünü savunuyor: “Organik tarımın genel tarım üretimindeki payını arttırmak için öncelikle üretici ve tüketicilere organik üretimin konvansiyonel üretimden farkının doğru bir şekilde anlatılması önemlidir. Organik ürünlerin üretilmeleri sırasında insan sağlığı ve çevreye hiçbir olumsuz etkisinin bulunmadığı aksine organik tarım ile üretilen ürünlerin şeffaf, izlenebilir ve güvenilir bir sistem ile üretildiği anlatılmalıdır. Bunun için kamu spotlarının hazırlanarak yayınlanması, Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak ilköğretim okullarına yönelik projeler yapılmalıdır.” </span></p>
<h5><b>&#8216;Organik Tarımda Deneyimsizlik ve Desteklerdeki Tutarsızlıklar Sorun Yaratıyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Çiçekli’nin verdiği bilgiye göre Türkiye’de 19 adet tamamen organik ürünlerin satışlarının gerçekleştiği organik pazar bulunuyor. Çiçekli; “Organik tarımın iç pazarının gelişmesi sürdürülebilir bir dış pazar getireceğinden iç pazarların geliştirilmesine ve sayılarının arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması önemlidir” diyor.  Çiçekli’ye göre organik ürünlerin pazarlanmasındaki en büyük sorun kavram karmaşası: “Piyasada doğal, natürel, bioorganik vb. sertifikası olmayan birçok ürünün organik imajıyla satıldığı ve tüketicileri yanlış yönlendirdiği izlenmektedir. Tüketicilerin açıkta alacakları organik ürünler için sertifika talep etmeleri, paketli ürünlerin etiketlerinde ise mutlaka Tarım ve Orman Bakanlığı organik ürün logosu ile Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşlarının logosu ve kuruluş kod numarasını aramaları gerekmektedir.” Çiçekli, organik tarım yöntemine yönelik sorunları ise bitkisel ve hayvansal üretimde girdi temini, deneyimsizlik ve organik üretime verilen desteklerin değişken olmasının üreticiler açısından dezavantaj yaratması olarak sayıyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Daha Az İklimsel Değişiklik İçin Çevre ile Uyumlu Gıda Üretimi Şart&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim kriziyle birlikte bitkisel ve hayvansal üretimde karşılaşılan hastalık ve zararlılarda artış olabileceğini ifade eden Çiçekli; “Organik üretim sadece insanı değil aynı zamanda doğayı da koruyarak sürdürülebilir yaşama en çok desteği veren üretim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, çevre ile uyumlu üretim yöntemlerinin attırılması, gıda güvenliğinin geliştirilerek tarımda kullanılan kimyasal girdilerin azaltılmasının enerji kullanımını azaltarak iklimsel değişimlere daha az katkı sağladığını göstermektedir ayrıca organik üretimle tarımsal atıkların yakılması vb. kötü uygulamalar yerine kompost vb. uygulamalarla toprağa karışmasını sağlamak çevresel açıdan çok fazla katkı sağlamaktadır” diyor ve ülkemizde iklim değişikliği ile ilgili ürün stratejisinin oluşturulmasının öneminin altını çiziyor.</span></p>
<p>Dosyanın ilk bölümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/28/guvenli-gida-icin-yerel-gida-uretimini-tesvik-etmeliyiz/">&#8216;Güvenli Gıda İçin Yerel Gıda Üretimini Teşvik Etmeliyiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2022 07:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Feminist Gece Yürüyüşü]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[patriyarka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temsil politikaları alanında çalışan araştırmacı/aktivist Feyza Akınerdem, 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşleri pankartları etrafında kopan tartışmalar üzerine görüşlerini Sivil Sayfalar ile paylaştı. Afişi tasarlayan feministlerin 'kadın'ı dışlayıcı bir düşüncede olmasının mümkün olmadığını ifade eden Feyza Akınerdem 'Yürüyüşün adı Feminist Gece Yürüyüşü iken, kadınları kapsamadığını nasıl düşünebiliriz?' diye soruyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/">&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Feyza Akınerdem, kamusal alanın sınırlarının kimliklerle çizilemeyeceğine, eylemlerin &#8216;karşılaşma alanları&#8217; olduğuna vurgu yapıyor. Akınerdem, 8 Mart yürüyüşlerinde eskiden başı örtülü kadınlarla fotoğraf çektirmek isteyenlerin olduğunu artık bu gibi taleplere rastlanmadığını belirtiyor ve “Ben bu karşılaşmalardan çok şey öğrendim. O yüzden kapsayıcılıktan çok karşılaşma kavramının üzerinde durmayı tercih ederim” diyor. </span></p>
<p><b>Temsil politikaları üzerine çalışmaları olan bir sosyolog ve feminist olarak 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü afişlerin kapsayıcılığı, kullanılan ve kullanılmayan kelimelerle ilgili görüşleriniz nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79358 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-640x376.jpeg" alt="Feyza Akınerdem" width="340" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-640x376.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-1024x602.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem.jpeg 1170w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" />Temsil politikaları çalışan bir araştırmacı olarak, aynı zamanda 15 seneden fazla bir süredir Türkiye’de farklı arka planlardan gelen kadınların ortak mücadele vermesi için politika yapan bir feminist olarak, kapsayıcılık kavramının kapsayıcılığı ile ilgili şüphelerim var. Zira kadınların patriyarkanın normalliğini sorgulama ve değiştirme arzusunun, ortak, sabit ve belirlenmiş biçimleri olamayacağı görüşündeyim. Kapsayıcılık politikası ise bu arzunun çeşitliliğine işaret etmekten çıkıp, bir kimlikler ve varoluş biçimleri listesi haline geldiğinden beri bu kavramla başım biraz dertte. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Afişlere gelirsek, bir kavramın, sözcüğün, imgenin kullanılmaması ile kullanılamaması arasında bir fark var. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü afişleri, klipleri ve bireysel duyurularında çok farklı çerçeveler kullanılıyor, böylece birçok kavram dolaşıma giriyor. Böyle bakınca gece yürüyüşü afişlerinde “kadın” kelimesini kullanamama ya da kullanmaktan imtina etme gibi bir durum bence yok, afişi tasarlayan feministlerden böyle bir dışlayıcılık beklemiyorum. Yürüyüşün adı Feminist Gece Yürüyüşü iken, kadınları kapsamadığını nasıl düşünebiliriz? Diğer yandan herhangi bir mecrada, bir duyuruda, bir bildiride, “kadın” kelimesinin kapsayıcılık niyetiyle başka kavramlarla değiştirilmesinin kapsayıcı değil, aksine dışlayıcı olduğunu düşünüyorum ancak son dönemlerde kadın bedenini doğurganlığına indirgeyen “regl olan bireyler” ya da “rahimliler” gibi sözcüklerle yapılan reklam kampanyaları oldu. Bunların regl ve diğer üreme sağlığı konularının bütüncüllüğünü görmezden gelen, kadın mücadelesi tarihinden habersiz PR ajanslarının küresel kreatif sektör trendlerini yakalama çabasının bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Bunu tartışmalıyız ancak afişlerde böyle bir dışlayıcı ya da indirgemeci dil görmedim. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki feminist mücadelenin aldığı yolu ve şu anki yerini, gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Tüm kadınları kapsayan bir sonsuz alan yaratılabildi mi sizce veya yaratılması mümkün mü? Son zamanlarda sosyal medyada sıkça denk geldiğimiz kime kadın denir, Terf, CİS, heteroseksist ötekileştirmeleri, non binary kimlikler ve temsilleri vb. derken aynı mücadele içerisinde olanların dahi birbirlerini ötekileştirdiği bir kamplaşmadan söz etmek mümkün mü? Tartışmalar, zıtlaşmalar kimlik siyasetinin kaçınılmaz problemi midir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben son dönemde Türkiye’de sosyal medyada süregelen kavgaları popülist siyasetin, genişleyen ve gücü artan bir feminizmi kolonize etmesi tehdidi görüyorum. Türkiye’de kadınlar feminizmin gündeme getirdiği birçok eşitsizliği, haksızlığı, nefessiz hareketsiz kalma halini giderek daha çok sorunsallaştırıyorlar. Kadınlar bence artık patriyarkayı, adını koymasalar da iyi tanıyorlar. Feminist bir kimliğe şüpheyle yaklaşanlar bile, feminizmin çağrısına kulak veriyorlar, bu sese karşılık veriyorlar. Pandemi öncesi Gece Yürüyüşlerinin kalabalıklığı, katılımcıların çeşitliliği göz kamaştırıcı idi. Bu sene de öyle olmasını umuyorum ancak bu genişleme, aynı zamanda popülist siyasetin araçlarının sosyal medya üzerinden hızlıca benimsenmesiyle, kutuplaştırıcı tartışmalara zemin oldu. Feminizmin gündelik hayat, beden, ev, iş yeri, aile ve yakın ilişkiler üzerine ürettiği politik söylemler, talepler, mücadele alanları adeta mıknatısın zıt kutuplarına toplanan toplu iğneler gibi birbirinden ayrışıyor. Örneğin toplumsal cinsiyet eleştirisi ile toplumsal cinsiyet rolleri eleştirisi birbirine karşı olmak zorunda mıdır? Bence değil ancak ben kadın hareketinin bu kutuplaşmayı aşacak gücü, yaratıcılığı ve iradesi olduğunu da düşünüyorum. Beraber yürüdüğümüz kadınlara güveniyorum.  </span></p>
<p><b>8 Mart yürüyüşlerinde müslüman kadınların, emekçi kadınların, göçmen kadınların ve daha sayabileceğimiz birçoklarının cinsiyet temsili dışında da kendilerine yer bulabildiğini, temsil edilebildiklerini, seslerini duyurabildiklerini düşünüyor musunuz? 8 Mart günü ve genel olarak kadın hareketi bu bağlamda ne kadar kapsayıcı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben 8 Mart dayanışma eylemlerinin de gece yürüyüşünün de tel örgülerle çevrili olmayan, geçirgen alanlar olduğunu düşünüyorum. Kamusal alanın sınırlarını kimliklerle çizemezsiniz. Eylemler karşılaşma alanlarıdır. Reçel-Blog’ta “bir fotoğraf çekinebilir miyiz?” diye bir yazı yayınlamıştık. Kadın hareketinin eylemlerinde başörtülü kadın görünce beraber fotoğraf çektirmek isteyenler olurdu eskiden. Şimdi kalmamış olsa gerek. Ben bu karşılaşmalardan çok şey öğrendim. O yüzden kapsayıcılıktan çok karşılaşma kavramının üzerinde durmayı tercih ederim. </span></p>
<p><em>Görsel: Çatlak Zemin</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/">&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Endüstriyel Gıda Sisteminden Kurtulursak Dünyayı da Kurtarabiliriz&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2022 08:23:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Buğday Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Yaşam Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[pestisit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürdürülebilir yaşam, güvenli gıdaya ulaşım, zehirsiz sofralar, ekolojik tarım gibi konularda mücadele veren STK’lar ile güvenli gıdaya erişim ve güvenli gıdayı etkileyen faktörleri konuştuğumuz bir dosya hazırladık. Dosyanın ilk bölümünde Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Sürdürülebilir Yaşam Derneği ile insanlığı iklim krizinden ve yetersiz beslenmeden kurtarıp ekoloji ve insan dostu güvenli gıdaya ulaştıracak çözüm yollarını konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/">&#8216;Endüstriyel Gıda Sisteminden Kurtulursak Dünyayı da Kurtarabiliriz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Endüstriyel tarım sistemlerinin, pestisit kullanımının, bilinçsiz tüketimin doğaya, insan sağlığına ve iklim dengesine verdiği zararlar düşünüldüğünde insanlığın gıdaya ulaşımının daha ne kadar mümkün olabileceği büyük ve göz korkutucu bir soru işareti olarak beliriyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Bütüncül ve Uzun Vadeli Planlarla Pestisitsiz Tarıma Geçilmeli&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79284 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/gozde-ozbey-640x847.jpeg" alt="Gözde Özbey" width="225" height="297" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/gozde-ozbey-640x847.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/gozde-ozbey.jpeg 750w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" />Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği İletişim Sorumlusu Gözde Özbey, yapılan araştırmaların mevcut gıda üretim sistemlerinin dünyamıza verdiği zararları ortaya koyduğunu ve bu haliyle gıda üretiminin sürdürülemez olduğunu söylüyor: “</span><span style="font-weight: 400;">2020 Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs Dünya Arı Günü’nde yayımlanan Çiftlikten Çatala (F2F) ve Biyoçeşitlilik (BDS) strateji dokümanları, mevcut gıda üretiminin sürdürülemez olduğunu kabul ederek; biyoçeşitliliği ve toplum sağlığını Avrupa Gıda Politikası’nın merkezine alan ve pestisit kullanımını azaltmaya yönelik hedefler belirledi. Hem F2F hem de BDS’de ortaya konan çaba ile 2030 yılına kadar pestisitlerin genel kullanımının ve yüksek derecede tehlikeli pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması hedeflendi. Biz de Zehirsiz Sofralar projemiz kapsamında pestisitlerin yasaklanması için yürüttüğümüz</span><a href="https://www.change.org/p/t%C3%BCm-canl%C4%B1lar-i%C3%A7in-zehirsiz-sofralar-tar%C4%B1m-zehirleri-yasaklans%C4%B1n-zehirsizsofralar-bekirpakdemirli-tctarim"><span style="font-weight: 400;"> Zehirsiz Kampanya</span></a><span style="font-weight: 400;">’nın yanı sıra, Tarım ve Orman Bakanlığı’na Türkiye’de 2030 yılına kadar zehirsiz tarıma nasıl geçilebileceğine dair önerilerimizin yer aldığı </span><a href="http://zehirsizsofralar.org/zehirsiz-sofralar-icin-yol-haritasi/"><span style="font-weight: 400;">“Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası”</span></a><span style="font-weight: 400;">nı sunduk.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Dünyada Organik Tarım Pazarı Hızla Büyüyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Özbey, dünyada organik tarım pazarının hızla büyüdüğünü, zehirsiz gıda talebi ile birlikte agroekolojik ve doğa dostu uygulamaların da gün geçtikçe yaygınlaştığını ifade ediyor ve örnekler veriyor: “İsveç bu teknik ve yöntemler sayesinde pestisit kullanımını, önceki yıllara kıyasla yarı yarıya azaltmayı başardı. Dünyanın önde gelen pirinç üreticilerinden Endonezya ise 1986 yılında pestisit kullanımını azaltmaya yönelik destek ve çiftçi eğitimine dayalı entegre zararlı yönetimi uygulaması ile pestisit kullanımını altı yılda yüzde 62 oranında azalttı ve aynı dönemde ürün verimliliğinde yüzde 10 artış sağladı.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özbey’in aktardığına göre araştırmacılar Türkiye’nin ekilebilir alanlarının yüzde 76’sında yapılacak organik tarımdan elde edilecek bitkisel ve hayvansal ürünlerin Türkiye nüfusunu besleyebileceğini kanıtlıyor. Özbey; “Pestisitsiz bir tarıma geçiş mümkün ama zaman alacak bir süreç ancak bunun için önce konuda bütüncül ve uzun vadeli yaklaşım ile tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Alternatif tarım teknikleri, uygulamaları ve sistemleri konusunda ARGE çalışmaları ve bu konuda destekleme politikalarına ihtiyaç var” diyor.</span></p>
<p><b>&#8216;Eko-Kooperatifler, Agro-Ekoturizm Bir Çözüm Yolu Sunabilir&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Endüstriyel tarım yöntemlerine mecbur kalan çiftçinin uygulanan tarım politikalarının altında ezildiğini söyleyen Özbey’e göre doğa dostu tarım yöntemlerine geçmek bir çözüm olabilir: “</span><span style="font-weight: 400;">Satın alınan girdilerin işletme içinde üretilmesi ve agroekolojik, organik, onarıcı tarım gibi doğa dostu tarım yöntemlerine geçiş bir çözüm olabilir. Bir üretim dalının yan ürünleri veya atıkları, diğeri için girdi olabilir. Çiftçi üzerindeki baskının azalması için ise ürünlerin doğrudan tüketiciye satılmasının yolları aranmalı. Bu da ekolojik üretici pazarları, topluluk destekli tarım grupları ile ilişki kurulması, kargo sistemi ile interneti kullanarak pazarlama, eko-kooperatiflerin kurulması, agro-ekoturizm gibi yollarla sağlanabilir.</span><span style="font-weight: 400;">”</span></p>
<h5><b>&#8216;Mücadele Etmiyorsak ‘Nerede O Eski Domatesler&#8230;’ Diye Söylenmeye Hakkımız da Yok&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözde Özbey, gelinen noktada tüketiciler olarak bizlerin de pasif birer tüketici olma lüksümüzün kalmadığını, öyle olacaksak da “nerede o eski domateslerin kokusu” diye söylenmeye hakkımızın olmadığını ifade ediyor. Özbey; “Slowfood’un kurucusu Carlo Petrini, yaşadığımız çağda gıdamıza sahip çıkmamız için artık sadece ne üretici ne de tüketici olamayacağımızı belirtiyor ve her birimizin üretim-tüketim birlikleri kurarak “türetici” olabileceğimizi söylüyor. Dikkatimizi gıdamıza ve günlük kullanımımız için gereken ürünlere çevirerek, bu ürünlerin kaynağından, alışveriş çantamıza gelene kadar geçirdiği üretim aşamalarından her birimizin sorumlu olduğunu hatırlatıyor. Türetici, çağımız insanının daha önce karşılaşmadığı ve bu nedenle de içinden bir türlü çıkamadığı sorunlara çözümler “türetiyor”. Türetici, bu türetme eylemi için bir işbirliği, yeniden kafa kafaya vermek ve bıkmadan usanmadan denemek, yanılmak, tekrar denemek zorunda.” diyor.</span></p>
<h5><b>&#8216;Pestisit Kullanımı Tarımsal Üretimdeki Sorunları Derinleştiriyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79285 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/zehirsiz-sofralar-640x640.jpg" alt="Zehirsiz Sofralar" width="282" height="282" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/zehirsiz-sofralar-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/zehirsiz-sofralar-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/zehirsiz-sofralar-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/zehirsiz-sofralar.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 282px) 100vw, 282px" />Buğday Derneği’nin mücadele verdiği alanlardan biri de zehirsiz sofralar. Özbey;</span><b> “</b><span style="font-weight: 400;">Sofralarımız tarımda ot ve böcek öldürmek amacıyla kullanılan ve büyük verimlilik vaatleriyle çıkıp piyasayı talan eden toksik etkili kimyasal maddeler ile zehirleniyor. Pestisitler (tarım zehirleri) tarımsal üretimde kullanılan toksik etkili kimyasal maddelerdir.</span> <span style="font-weight: 400;">İşlevlerine göre, böcek öldürücü (insektisit), ot öldürücü (herbisit), mantar öldürücü (fungusit) veya kimyasal yapılarına göre organoklorlu, organofosfatlı, karbamatlı gibi çeşitli sınıflara ayrılır.</span> <span style="font-weight: 400;">Dünyada yılda 3 milyon ton civarında pestisit kullanılıyor. Türkiye’deki pestisit kullanımı ise 2018 yılı için 59 bin ton olarak tahmin ediliyor. Türkiye’de 1979 yılı ile 2018 yılları arasında pestisit kullanımı yedi kat artış gösterdi. </span><span style="font-weight: 400;">Kentsel alanda kullanılan pestisitlerin yeraltı sularına karıştığını ve Türkiye’deki içme suyu arıtma tesislerine ulaşan sularda saptanan 49 mikro kirleticinin 33’ünün pestisit olduğu tespit edildi. Bu zehirli kimyasallar özellikle hamile kadınları ve çocukları etkiliyor; hamile kadınların erken doğum, düşük yapma gibi durumlarla karşı karşıya kalmasına sebep oluyor.”</span><span style="font-weight: 400;"> diyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pestisit kullanımını eleştiren Özbey, bu maddenin tarımsal üretimde zararlı bir kısırdöngüye sebep olduğunu belirtiyor: “Agro-ekoloji, permakültür, organik vb. gibi doğa dostu pek çok yöntemin aksine pestisit kullanımı, tarımsal ürünlere zarar veren ot ve böceklerin pestisitlere karşı direnç geliştirmesine neden oluyor. Bunun karşısında daha fazla pestisit kullanımı öneriliyor ve bu durum da zararı derinleştiren bir kısır döngüye neden oluyor.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Tarımsal Faaliyetlerin Sera Gazı Üretimindeki Etkisi Yüzde 30’u Buluyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79286 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/bugday-dernegi.jpg" alt="Buğday Derneği" width="208" height="243" />Gıda üretimi ve tüketimiyle, ekolojik tarım teknikleriyle iklim krizinin önüne geçmenin ne denli mümkün olabileceğini sorduğumuz Gözde Özbey; gıda üretim tüketim zincirinin </span><span style="font-weight: 400;">küresel sera gazı emisyonları içindeki payını belirlemede hangi etkenlerin, nasıl hesaba katılacağı konusunda büyük belirsizlikler olduğunu söylüyor. Pestisit kullanımının iklim krizi üzerinde ne kadarlık bir paya sahip olduğunu söylemenin zor olduğunu ifade eden Özbey,  fosil yakıt kullanımı, gübre üretimi ve tarımsal kaynaklı arazi kullanımı gibi ilave etkenler dâhil edildiğinde tarımsal faaliyetlerin sera gazı emisyonlarındaki payının yüzde 30 civarında olduklarını bildiklerini söylüyor. İklim krizini güçlendiren gıda uygulamalarına örnekler veren Özbey, pestisit kullanımının terk edilmesinin küresel iklim krizine olumlu yansıyacağının altını çiziyor: “Ülkemizde fındık üretiminde kullanılan sülfüril florür bileşiğinin küresel ısınma sorununa katkısı ise bir birim karbondioksit molekülüne kıyasla 4800 kat daha fazla. Ozon tabakasının delinmesine yol açtığı için Montreal Protokolü gereğince kullanımı kademeli olarak azaltılarak sonlandırılacak metil bromürün (ABD dahil pek çok ülkede halen kullanılıyor) yerine güvenilir bir alternatif olarak önerilen sülfüril florürün küresel ısınma sorununa yol açan bir bileşik olduğu ancak 22 yıl sonra, 2009 yılında fark edilebildi. Bu tip bilinmezlikler başka kimyasal bileşikler için de geçerli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle iklim krizinde çeşitli etkenlerin payının ne olduğunu belirlemeye yönelik hesaplamalarda dikkate alınmayan etkenlerin olması mümkün. Bu belirsizlikler iklim krizinin yol açacağı zararların daha erken ortaya çıkabileceğini ya da düşünülenden daha şiddetli olabileceğini dikkate almayı gerektiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pestisit kullanımını azaltan ya da ortadan kaldıran doğa dostu tarımsal faaliyetler ise toprağa ciddi miktarda karbon gömülmesini de sağladığı için küresel iklim krizinin çözümü yolunda olumlu katkı sağlıyor.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Tüketiciler Haklarını Bilmeli ve Örgütlenmeli&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüketicilere düşen sorumluluklara da değinen Gözde Özbey, bilinçli ve örgütlü olmanın önemine vurgu yapıyor: “Tüketicilerin önce haklarının farkında olması ve örgütlenmesi gerekiyor. Bunu sivil toplum örgütlerine dahil olarak, gıda toplulukları veya tüketim kooperatifleri oluşturarak yapabilirler. Pestisitlerden korunmanın yolu organik sertifikalı ürünleri tercih etmekten geçiyor. Organik ürünlere denetimli organik pazarlardan ya da satış noktalarından ulaşılabilir. Bir diğer çözüm ise örgütlenerek üreticiler ve üretici örgütleri ile işbirliği içinde güvenilir, katılımcı üretim tüketim modelleri yaratmak. Bunlardan biri de toplum destekli tarım. Bu model sayesinde üreticiler ile anlaşarak koyduğunuz ilke ve kurallar çerçevesinde üretim yaptırıp, bunu gözetirken adil bir model yaratarak üreticileri destekleyebilir, onlara alım garantisi verebilirsiniz.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Sorunların Kaynağında Endüstriyel Gıda Sistemi Var&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79283 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/emine-aksoydan.jpg" alt="Emine Aksoydan" width="219" height="297" />Sürdürülebilir Yaşam Derneği (SUYADER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emine Aksoydan; yeryüzünde yaşayan her bireyin yeterli, güvenli, sağlıklı gıdaya kolayca ve sürdürülebilir şekilde ulaşma hakkı olduğuna ve gıda hakkının, insanın tarihsel gelişimi içerisinde kazandığı ilk haklardan biri olduğuna vurgu yaparak başlıyor sözlerine. Güvenli gıda yerine gıda güvencesi tanımını kullanan Aksoydan; gıda güvencesini “İnsanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için gerekli olan besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli erişebilmeleri durumu” olarak açıklıyor.  </span></p>
<h5><b>&#8216;Endüstriyel Gıda Sistemi Hem Gıda Hem de İklim Adaletsizliğine Yol Açıyor&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarım alanlarının gezegendeki en büyük ekosistemlerden birini oluşturduğunu ve bu ekosistemde hakim olan gıda üretim sistemi, endüstriyel tarım sistemi olduğunu ifade eden Aksoydan, tarım ve gıda alanlarının da küresel piyasa ekonomisine bağlı olduğunu ifade ediyor. Endüstriyel gıda sisteminin dünyamıza geri dönüşü çok zor zararlar verdiğini vurgulayan Aksoydan; “Üretici bağlamında bakıldığında ise gıda tekelleri güçlenirken birçok çiftçinin üretimden kopması veya sözleşmeli üretimle kendi arazilerinde çalışan işçilere dönüşmesi söz konusudur. Endüstriyel gıda sistemi, bir yandan ekolojik tahribatın ve iklim krizinin derinleşmesine neden olurken açlığa veya yetersiz beslenmeye çözüm olamamakta, ekonomik, sosyal, politik ve ekolojik krizlere karşı da dirençsizliği nedeni ile iklim değişikliğine sebep olmayan zincirin zayıf halkalarını, örneğin, küçük üreticileri ve yoksul tüketicileri daha kırılgan hale getirerek hem bir gıda adaletsizliği hem de iklim adaletsizliği yaratmaktadır” diyor. </span></p>
<h5><b>&#8216;Türkiye’de Tarım Dışa Bağımlı ve Kırılgan Hale Getirildi&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-79287 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/suyader.jpg" alt="suyader" width="299" height="100" />Aksoydan Türkiye ölçeğinde endüstriyel tarımın etkilerine de yakından bakıyor ve alına kararlarla Türkiye’de insan ölçekli aile çiftçiliğin gerilediğini söylüyor: “2006 yılında kabul edilen Tohum Yasası, şirketlerin ve ulusötesi sermayenin tohumların üretim ve satışı üzerindeki egemenliğini güçlendirmiş, 2012’de kabul edilen Büyükşehir Yasası ile de kırsal alanlarda yaşayan halkın tarım ve hayvancılık faaliyetlerini zorlaştırmıştır. Bu süreçte, entansif hayvancılığa, monokültüre ve dışsal girdilere dayalı endüstriyel tarım teşvik edilirken, krizlere karşı dayanıklı ve sosyal yönden daha adil olan insan ölçekli aile çiftçiliğini geriletmiş ve Türkiye’de tarımı her düzeyde dışarıya bağımlı ve kırılgan hale getirmiştir.”</span></p>
<p><b>Aksoydan, </b><span style="font-weight: 400;">iklim krizi ve güvenli gıdaya erişim arasındaki ilişkiyi maddeler halinde ortaya koyuyor:  </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İklim krizinin neden olduğu kuraklık, aşırı sıcaklık, su baskınları, biyoçeşitlilikte azalma gibi etkilerle gıda üretimi;  Gıda üretim alanlarının azalması, ürünün bu sürece adapte olamaması, üretilen gıdanın tarladan başlayarak son noktaya gelene kadar zarar görmesi gibi nedenlerle nitelik ve nicelik olarak azalır ve bunun sonucunda da insanların sağlıklı, besleyici gıdaya erişimleri kısıtlanarak gıda güvencesizliği ortaya çıkar. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İklim krizi özellikle mısır, pirinç, buğday gibi ürünlerin üretiminden sofralara ulaşma sürecindeki tüm aşamalarını tehdit etmektedir. Bu tehdit, temel besin kaynağı bu ürünler olan milyarlarca insanın gıda güvencesizliği içinde olması anlamına gelmektedir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İklim krizinin biyoçeşitlilikteki azalma üzerine etkisi deniz ürünleri boyutunda da önem kazanmaktadır. Balıkçılığın gıda üretimine önemli  bir katkısı vardır. Deniz ürünleri, kıyı bölgelerinde yaşayan dünya nüfusu için neredeyse tek protein kaynağıdır. Deniz ekosistemindeki asitlenme bu ürünlerde geri dönülmez bir azalmaya neden olmakta ve bunun sonucunda da sağlık yararı yüksek pek çok besin ögesinden yoksunluğu beraberinde getirmektedir.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İklim krizi sonucu ortaya çıkan mevsimsel kaymalar, haşere popülasyonları çoğaltarak daha çok pestisit kullanımına neden olarak besin güvencesizliğinin yanı sıra besin güvenliği  riskini de artırır.</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Artan sıcaklıklar ve atmosferde artan CO2 seviyeleri gıda arzını ve güvencesini etkilemenin yanı sıra erişilebilir gıdanın kalitesini de düşürerek gıda güvenliği boyutunda da sağlık riskleri oluşturur.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Sel ve tropikal fırtınalar gibi aşırı hava olayları, gıda üretiminden geçimini sağlayan   insanların geçim kaynaklarını yok ederek bu grubun gıda güvencesini tehdit eder. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Üretilen gıda miktarındaki azalma gıda fiyatlarındaki artış ile sonuçlanır. Bunun sonucunda da özellikle yoksulların gıdaya erişimi ekonomik olarak zorlaşır. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">İklim krizinin,  gelir dağılımında adaletsizlikle sonuçlanan etkileri de çok belirgindir. Küresel düzeyde tüm nüfusa yetecek kadar gıda üretilse bile ekonomik eşitsizlikler sonucu Sahra Altı Afrika, Güney Asya gibi yoksul ülkelerde yaşayanların gıdaya erişimi güçleşmektedir. </span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Küresel düzeyde üretilen gıdaların 1/3’ünün israf olması gıdaya erişimi güçleştiren diğer önemli bir faktördür. </span></li>
</ol>
<h5><b>&#8216;Hak Temelli Bir Tarım-Gıda Sistemine Geçilmeli&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan sürdürülebilir bir gıda sistemi için atılması gereken adımları şu sözlerle ifade ediyor: “Ekosistemdeki tüm canlıları gözeten doğa dostu üretim yöntemleri, tüketicinin ve küçük üreticilerin desteklenmesi bağlamında aracısız, doğrudan satışa yönelik kolaylaştırıcı mevzuatlar, kırılgan grupları ve adil gelir dağılımını önceleyen, kültürel değerleri, yerel kimlikleri, kadim bilgi kaynaklarını koruyan, gıda israfını ve atıklarını azaltan, kriz durumlarında gıdaya erişimi güçleştirmeyen uygulamalar olmalıdır. Kısaca, hak temelli bir tarım-gıda sistemine geçilmesi gereklidir ki bu, toplumun kendi gıdasını üretme kapasitesini, imkanlarını ve yeteneklerini desteklemek/gıda sistemini yerelleştirmek anlamına gelmektedir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan agroekolojik gıda sistemlerini, sürdürülebilir gıda için iyi bir örnek olarak sunuyor: “Agroekolojik gıda sistemleri,  bu uygulamaların tümünü kapsayan,  hem çevresel sorunlara, hem de işsizlik ve yoksulluk gibi sosyoekonomik sorunlara düşük bütçelerle etkin çözümler sunan sürdürülebilir sistemlere en iyi örnektir. Agroekolojik gıda sistemlerinde,  zincirin her bir halkasının ekolojik olması önceliklidir.  Bu sistem, hem ekolojik üretim, dağıtım ve tüketimin iklim değişikliğinin azaltımına katkı sunar hem de  iklim değişikliğinin etkilerine karşı üretimin ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığını ve adaptasyonunu sağlar.  Agroekolojik yöntemde çeşitliliğin korunması önceliklidir. Hayvan, bitki, mantar ve bakterilerin çeşitliliği, arazi kullanımında çeşitlilik, çiftçilik uygulamaları ve ekonomik çeşitlilik, iklimsel şokları en aza indirmek için koruyucu faktörler ön plandadır. Aynı zamanda, toprağı koruyucu yöntemlerin uygulanması, sentetik gübre ve pestisit girdisinin ortadan kaldırılması, karbon-yoğun üretimden çıkışı sağlar. Kısa tedarik zincirleriyle agroekolojik uygulamalar, emisyonların neredeyse yüzde 30-35’inden sorumlu olan hâkim tarım-gıda sisteminin aksine, çevreyi koruyarak, insanların gıdaya erişimini destekler.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Aşırı ve Bilinçsiz Tüketimden Kaçınılmalı&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Konunun tüketim boyutuna da değinen Aksoydan; burada da aşırı ve bilinçsiz tüketim alışkanlıklarından vazgeçilmesinin önemine vurgu yapıyor: “Tüketim boyutu ile bakıldığında, ilk vurgulanması gereken konu aşırı tüketim alışkanlıklarından vazgeçilmesidir. Birey olarak, aile olarak gerçek ihtiyacımız olan kadarını satın almak, aşırı ve bilinçsiz tüketimden kaçınmak gıdaya erişmekte güçlük çeken grupların gıda hakkına da saygı duymak ve onların kırılganlığını azaltmak anlamına gelmektedir. Gereksiz satın alınan gıdaların yaklaşık yarısı atık olmaktadır. Oysa dünya genelinde israf edilen gıdaların yalnızca 1/3’ü ile dünyadaki tüm açları doyurmak mümkündür. Tüketilecek/satın alınan gıdanın nerede, hangi koşullarda üretildiği, sofraya gelene kadar hangi süreçlerden geçtiğine ilişkin bilgi sahibi olmak önemlidir; üretimde pestisitlerin kullanılma durumu, adil üretim ve gelir dağılımı koşulları, tedarik zincirinin uzunluğu, gıdanın ekolojik ayak izi, mevsiminde ve yerel üretim bilgileri konularında tüketici bilincinin oluşturulması gıda güvenliğini ve güvencesini destekleyen konulardır.”</span></p>
<h5><b>&#8216;Sürdürülebilir Yaşam İçin Tüketici Değil Türetici Olmalıyız&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan, son olarak SUYADER’in altını çizdiği “tüketici değil türetici” anlamını ve sürdürülebilir yaşam içerisindeki önemini açıklıyor: “Türetici, eylemleriyle toplum ve gezegen için değer yaratan kişidir. Sosyal ve ekolojik açıdan adil üretimleri destekleyen, topluluk olarak üreticiler ile birlikte ürünleri, hizmetleri ve onların standartlarını belirleyen ve satın aldığı ürünlerin ve bu ürünlerin üreticilerinin toplum ve gezegen için değer yaratmasını sağlar. Sürdürülebilir beslenme boyutundan bakıldığında ise türetici; Gıdasına sahip çıkan, saygı duyan, gıdanın üretim sürecinde, kaynaktan sofrasına gelene kadar geçirdiği her aşamanın farkında ve sorumlu olan, üretime katılan, üreticilerin sorunlarına çözümler üreten ve üretici ile güvene dayalı bir ilişki kuran kişidir. Diğer bir deyişle, ihtiyaçlarını karşılarken/tüketirken ekolojik ayak izini azaltarak gezegenin kaynaklarını da tüketmemek için çaba gösterir. Tüketici, alış-veriş ilişkisinde çoğunlukla pasiftir ve davranışları sadece fiyat ve üreticilerin reklam ve pazarlama faaliyetleri ile belirlenir. Kendisine tüketmesi için sunulan ürünlerin üretiminde, üretim süreçlerinde belirleyici bir rolü yoktur ve genellikle üretim süreci- ekosistem ilişkisini sorgulamaz ve bu süreçte kendisini sorumlu hissetmez.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aksoydan, “Gıda üreticisi ve tüketicisine/türeticisine  düşen temel sorumluluklar için Buğday Derneği’nin kurucusu Victor Ananias’ın şu beş öğüdünün aslında tüm insanların sorumluluklarını en çarpıcı biçimde ifade ettiğini düşünüyorum” diyor. Ananias’ın öğütleri şunlar:  </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Yaşayabilmem için gerekli olan tüm kaynakların benim gibi doğanın bir ürünü, ekolojik/doğal döngülerin bir sonucu olduğunu sık sık kendime ve çevremdekilere hatırlatabilirim,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Enerji, gıda, su ve diğer ihtiyaç malzemelerinin ana kaynağının doğa, bütün, denge olduğunu bildiğim için, onları kullanırken elimden geldiğince tasarruf ederim ama bununla yetinmem,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Paranın doğal bir kaynak değil, doğal kaynakların el değiştirmesinde kullanılan bir araç olduğunu bildiğim için, harcadığım her kuruşun ekolojik döngülere olan etkisini öğrenmeye çalışır, tüketen–zarar veren etkimi azaltırım,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Ekolojik yaşamı bir fantezi ya da ulaşılamayacak ideal olarak değil, bugün elimden geleni yaparak katkı verdiğim, her bireyin temel hakkı ve ortak geleceğimiz olan sürdürülebilir bir yaşam tarzı olarak algılarım,</span></li>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><span style="font-weight: 400;">Her doğal döngünün tohumdan ölüme giderken yeni tohumlar saçmasının, yaşamın devamlılığındaki sır olduğunu bildiğimden her düşünceyi, davranışı faydalı bir tohum olarak paylaştığımda zenginleşeceğimizi bilir, gereğini yaparım.</span></li>
</ol>
<h6>*SUYADER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emine Aksoydan’ın paylaştığı linkler:</h6>
<h6><a href="https://www.bugday.org/blog/wp-content/uploads/2021/03/turetici_rehberi.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://www.bugday.org/blog/wp-content/uploads/2021/03/turetici_rehberi.pdf</span></a></h6>
<h6><a href="https://bianet.org/bianet/iklim-krizi/248195-iklim-krizine-direncli-bir-gida-tarim-sistemi-nasil-mumkun"><span style="font-weight: 400;">https://bianet.org/bianet/iklim-krizi/248195-iklim-krizine-direncli-bir-gida-tarim-sistemi-nasil-mumkun</span></a></h6>
<h6><a href="https://www.iklimhaber.org/iklim-degisikliginin-gida-uretimi-ve-guvenligine-etkileri-giderek-kotulesiyor/"><span style="font-weight: 400;">https://www.iklimhaber.org/iklim-degisikliginin-gida-uretimi-ve-guvenligine-etkileri-giderek-kotulesiyor/</span></a></h6>
<h6><a href="https://www.dortmevsimekoloji.org/turkiyede-tarim-ve-gida/"><span style="font-weight: 400;">https://www.dortmevsimekoloji.org/turkiyede-tarim-ve-gida/</span></a></h6>
<h6><a href="https://www.etcgroup.org/whowillfeedus"><span style="font-weight: 400;">https://www.etcgroup.org/whowillfeedus</span></a></h6>
<p>İllustrasyon: Tolga Demirel</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/">&#8216;Endüstriyel Gıda Sisteminden Kurtulursak Dünyayı da Kurtarabiliriz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/04/endustriyel-gida-sisteminden-kurtulursak-dunyayi-da-kurtarabiliriz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
