<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tutuklama arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/tutuklama/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tutuklama/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Dec 2018 12:32:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>tutuklama arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tutuklama/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2017 09:52:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi olayları]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların “adalet zemininde” buluşmak, barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan Adalet Zemini, tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucu Osman Kavala hakkında yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Adalet [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/">Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kutuplaşma, kavga, karmaşa ve şiddetin hâkim olduğu bir ortamda, farklı kesimlerden, farklı kültürel arka planlara sahip insanların “adalet zemininde” buluşmak, barışı ve giderek daha da görünmez hale gelen sağduyuyu/hakkaniyeti aramak üzere bir araya geldiği bir platform olan <a href="http://adaletzemini.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Adalet Zemini</a>, tutuklanan iş insanı ve insan hakları savunucu Osman Kavala hakkında yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Adalet Zemini&#8217;nin açıklaması şöyle:</p>
<p><strong>Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır.</strong></p>
<p>İnsan haklarını, adaletli ve özgür yaşamı kendisine dert edinen, elinden geldiği kadar ihtiyaç sahiplerine destek olmaya çalışan Osman Kavala 18 Ekim’de gözaltına alındı, 1 Kasım’da tutuklandı. Osman Kavala Gezi olaylarının yöneticisi ve organizatörü olmak ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katılmakla suçlanıyor!<br />
Kavala ile ilgili soruşturmada ‘gizlilik kararı’ bulunmasına ve bir insanın mahkeme karar verinceye kadar suçsuz olması ilkesine, masumiyet karinesinin esas olmasına rağmen bir kısım görsel ve yazılı basında kendisi hakkında her türlü karalama, iftira yapıldı, yapılmaya devam ediyor.<br />
Osman Kavala, tutuklanmasına neden olan delilleri toplayan örgüt üyeleriyle birlikte darbe teşebbüsüne kalkışmış olmakla suçlanıyor. Bu durum akla ve mantığa aykırıdır, trajikomiktir. Yani kısacası onun hakkında her türlü tezvirat ve karalamayı yapanlar Fetöcülerle aynı dili konuşmaktalar.<br />
Osman Kavala’nın hangi eylemlerle, hangi para hareketleriyle, hangi delillerle Gezi olaylarını finanse ve organize ettiği ortaya konamazken ve o tarihten bu yana hiçbir soruşturma ve suçlamaya maruz kalmazken bugün bu gerekçelerle tutuklanması düşündürücüdür.<br />
Osman Kavala’nın tutuklanması farklılıklarımızla bir arada yaşama kültürünün gelişmesine, çoğulcu demokrasiye, ayrım gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olduğu, bu hakları kullandığı hukuk düzenine, sivil toplumun güçlenmesine, kültürel mirasımızın korunmasına, kültürlerarası diyalogun hakim olduğu barışa, sanata ve kültüre hayatını adamış “sorumlu vatandaş”a olan inancımıza bir saldırıdır.</p>
<p>Osman Kavala yıllardır barış ve demokrasi için, ezilen, dışlanan, ötekileştirilen kesimlerin savunuculuğu için çaba gösteren birisidir. Onun asla bir darbeci olmadığına inanıyoruz ve bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.</p>
<p>Adalet Zemin<br />
7 Kasım 2017</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/07/adalet-zemini-osman-kavala-bir-an-once-serbest-birakilmalidir/">Adalet Zemini: Osman Kavala bir an önce serbest bırakılmalıdır</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osman Kavala tutuklandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/osman-kavala-tutuklandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 07:24:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Toplum Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19743</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 18 Ekim’de gözaltına alınan iş insanı Osman Kavala polis sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından sabaha karşı tutuklandı.İki hafta gözaltında tutulduktan sonra dün akşam itibariyle polis sorgusu biten ve adliyeye sevk edilen insan hakları savunucusu iş insanı Osman Kavala çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Hasan Yılmaz’ın yürüttüğü soruşturmada ifade veren Kavala, ifadesinin alınmasının ardından mahkemeye sevk edildi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/osman-kavala-tutuklandi/">Osman Kavala tutuklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div class="desc">
<p>18 Ekim’de gözaltına alınan iş insanı Osman Kavala polis sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından sabaha karşı tutuklandı.İki hafta gözaltında tutulduktan sonra dün akşam itibariyle polis sorgusu biten ve adliyeye sevk edilen insan hakları savunucusu iş insanı Osman Kavala çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.</p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Hasan Yılmaz’ın yürüttüğü soruşturmada ifade veren Kavala, ifadesinin alınmasının ardından mahkemeye sevk edildi ve tutuklandı.</p>
<p><strong>AA ve DHA&#8217;ya göre gerekçe darbe girişimi</strong></p>
<p>Anadolu Ajansı (AA) ve Doğan Haber Ajansı (DHA) Kavala’nın 17-25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz darbe girişimi dosyaları kapsamında soruşturularak &#8221;Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme&#8221; ve &#8221;Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme&#8221; suçlarından tutukladığını yazdı.</p>
<p>Kavala’nın avukatı Tolga Aytöre’ye ulaşamadık.</p>
<p><strong>Ne olmuştu?</strong></p>
<p>Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Osman Kavala</strong>, 18 Ekim akşamı Antep’te Goethe Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin toplantısından döndüğü sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı.</p>
<p>Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, Osman Kavala’nın serrbest bırakılması için AP’de acil çağrı başlatılmasını teklif edeceğini belirtirken, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert, Kavala’nın gözaltına alınmasını “Bu gibi durumlar toplumun özgürce tartışma ve fikirlerini beyan etme haklarını ortadan kaldırıyor” sözleriyle değerlendirdi ve Kavala’nın durumunu yakından takip ettiklerini söyledi.</p>
<p>Sabah Gazetesi, 24 Ekim tarihli sayısında Kavala’nın tutuklu ABD Başkonsolosluğu çalışanı Metin Topuz’la aynı dosya kapsamında sorgulandığını iddia etti.</p>
<p>Aynı gün AKP Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kavala için şunları söylemişti:</p>
<p>“STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor.</p>
<p>“Başkonsoloslukta çıkan da o. STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana. Bağlantılar çıktı ortaya. Siz kime neyi yutturuyorsunuz ya?</p>
<p>“Ve Taksim olaylarının arkasında bakıyorsunuz aynı kişi var. Bakıyorsunuz belli yerlere kaynak aktarımının arkasında bunları görüyorsunuz. Neyi yutturuyorsunuz?”</p>
<p>İki haftalık gözaltı süresince Kavala’nın serbest bırakılması için aralarında İletişim yayınları, Tarih Vakfı, Yurttaşlık Derneği’nin de aralarında olduğu pek çok kurum, sivil toplum örgütü basın metni yayımladı.</p>
<p><strong>Osman Kavala hakkında</strong></p>
<p>1957’de Paris’te doğdu. Manchester Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunu.</p>
<p>1982’den sonra Kavala Grubu’nda yönetici olarak çalıştı.</p>
<p>Murat Belge’yle birlikte Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden İletişim Yayınları’nın kuruluşunda yer aldı.</p>
<p>Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Center For Democracy in Southeast Europe (Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi) gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu.</p>
<p>TESEV Yönetim Kurulu üyesi, Açık Toplum Enstitüsü&#8217;nde Danışma Kurulu üyesi, Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi, Tarih Vakfı ve Diyarbakır Kültürevi&#8217;nin destekçisi.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://bianet.org/bianet/insan-haklari/191136-osman-kavala-tutuklandi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bianet</a></p>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/osman-kavala-tutuklandi/">Osman Kavala tutuklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Oct 2017 13:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[Emel Kurma]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19203</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 5 Temmuz’da Büyükada’da bir otelde yapılan insan hakları savunucularının ortak çalışma toplantısına, bir ihbar olduğu söylenerek baskın yapıldı. Gözaltına alındıkları ise aynı gece tesadüf eseri ortaya çıktı. 13 günlük gözaltı süresini takiben 18 Temmuz&#8217;da altısı, birkaç gün sonra da önce şartlı serbest bırakılanlardan ikisi tutuklandı.  &#8216;Tutukluluk&#8217; halleri ise üç ayı geride bırakırken, dört gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/">Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>5 Temmuz’da Büyükada’da bir otelde yapılan insan hakları savunucularının ortak çalışma toplantısına, bir ihbar olduğu söylenerek baskın yapıldı. Gözaltına alındıkları ise aynı gece tesadüf eseri ortaya çıktı. 13 günlük gözaltı süresini takiben 18 Temmuz&#8217;da altısı, birkaç gün sonra da önce şartlı serbest bırakılanlardan ikisi tutuklandı.  &#8216;Tutukluluk&#8217; halleri ise üç ayı geride bırakırken, dört gün önce hazırlanan  iddianameyle 15 yıla kadar hapis cezaları istendi. Sivil Sayfalar olarak biz de tutuklu insan hakları savunucularının son durumunu öğrenmek ve yaşanan süreci konuşmak üzere 8 Eylül&#8217;de yapılan ortak basın açıklaması sonrası Yurttaşlar Derneği&#8217;nden Emel Kurma ile sözleştik. Kurma, insan hakları savunucularının tutuklanmasının memlekette gitgide derinleşip yaygınlaşan diğer hak ihlalleri ve baskılardan ayrıştırılarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederken, ekim ayıyla birlikte bu muhasara karşısında uluslararası dayanışma ve kampanyaların artabileceğine işaret ediyor&#8230;</p>
<h4>&#8220;Soruşturma sürerken, yani öyle olsa gerek, üç aydır özgürlüklerinden mahrum edilmiş durumdalar peşin peşin; bu zaten cezalandırmadır. Şeklen hukuki kılıflı bu fiili ceza yetmiyormuş gibi, gördükleri muameleye bakılırsa, hazır tutmuşken ezayı da eksik etmeyelim deniyor zahir&#8221;</h4>
<p><strong> Son durumları nedir insan hakları savunucularının? </strong></p>
<figure id="attachment_19229" aria-describedby="caption-attachment-19229" style="width: 390px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-19229 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1.jpg" alt="" width="390" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1.jpg 390w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/10/100717-istanbul-gozaltina-alinan-kadinlar-kimler-emel-kurma-manset-390x205-1-320x168.jpg 320w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /><figcaption id="caption-attachment-19229" class="wp-caption-text">Emel Kurma</figcaption></figure>
<p>Halen arkadaşlarımızın yedisi İstanbul&#8217;da Silivri Cezaevi&#8217;nde, bir arkadaşımız da Ankara Sincan Cezaevinde tutuluyor. Şartlı salıverilmiş olan arkadaşlarımızın biri haftada iki, diğeri de haftada üç defa karakola imza vermek durumunda ve yurtdışına çıkışları yasak. Silivri’de tutulmakta olan arkadaşlarımız birbirlerinden ayrı, tanımadıkları bir başka tutuklu ile üçer kişilik hücrelerde iki kişi olarak kalıyorlar. Mektup almaları, yollamaları yasak. Haftada bir saat aileleri ile, bir saat de avukatları ile görüşme izinleri var. Yani yedi gün boyunca sadece 60 dakika. Aile görüşleri cam arkasından; ayda bir kez de açık görüş. Aileden kasıt birinci derece kan bağı veya evlilik bağı olanlar. İki haftada bir aile üyeleriyle telefonla görüşme hakları var; saati kayabiliyor. Avukatlarıyla görüşmeleri kamerayla kayda alınıyor, gardiyanlar eşliğinde yapılıyor; avukatlar görüşme sırasında yazılı not tutamıyor veya avukat görüşmelerine hazırlık notlarına izin verilmiyor. Sayısı mahdut tutulan şahsi giysileri dışında, bütün ihtiyaçlarını sadece ve sadece hapishane kantininden temin etmek, yani satın almak durumundalar. Birbirlerini görmelerine, hiçbir spor tesisinden veya sosyal faaliyetten yararlanmalarına izin verilmiyor. Soruşturma sürerken, yani öyle olsa gerek, üç aydır özgürlüklerinden mahrum edilmiş durumdalar peşin peşin; bu zaten cezalandırmadır. Şeklen hukuki kılıflı bu fiili ceza yetmiyormuş gibi, gördükleri muameleye bakılırsa, hazır tutmuşken ezayı da eksik etmeyelim deniyor zahir.</p>
<p><strong>Hangi suçtan orada olduğunu biliyor musunuz diğer tutukların? </strong></p>
<p>Birlikte tutuldukları kişilerin hangi isnat, suçlama veya hükümle orada tutulduklarını net ve ayrıntısıyla bilemiyoruz; bildiğimiz Silivri&#8217;de &#8220;FETÖ&#8221; diye tabir edilen şüpheli ve mahkumların tutulduğu bölümde oldukları. Soruşturma esnasında hapsedilmelerine hükmeden tutuklama kararında net olarak bir örgüt ismi isnat edilmiş değil; buna karşın halen maruz bırakıldıkları hapis şartları, bu şekilde sınıflanmış olan tutuklulara yapılan muameleyle aynı. Hepsi birbirlerinden ayrılmış durumda; haftanın yedi günü, 24 saat bu bir kişiyle aynı yerdeler aylardır. Birbirleriyle kalmaları şöyle dursun, birbirlerini görmelerine bile izin verilmiyor. Farklı aşamalarda, örneğin Silivri’ye ilk gidişte, Günal, Veli, Ali, Peter tek başlarına bir hücrede, yani tam bir tecrit altında da tutuldular. Hukuki itirazlar mı yoksa Ankara’da birtakım yetkililerle görüşmeler/ricalar mı işe yaradı bilmiyoruz; bir başka kişiyle hücre paylaşmaya başladılar. Tabii bu fiziken bir başkasıyla olma durumu, örneğin Ali için hiçbir şey ifade etmiyor; zira hücreyi paylaştığı kişi İngilizce bilmiyor; günde belki 10-15 dakikalık, o da işaretleşerek bir iletişim imkanı yani.</p>
<p><strong>Sağlık durumları nasıl?</strong></p>
<p>Tümüyle absürd, uydurma bir isnatla özgürlüğünden, haklarından, hayatından, ailesinden, sevdiklerinden, işinden gücünden mahrum edilmiş, bir yere tıkılmış bir insanın sağlığı nasıl olabilirse, öyleler. Kafka hikayesi gibi; ne var ki, bu saçma kabus şu anda onların pratikteki hayatı. Sabah uyanıyorsun ve bakıyorsun ki hala, dört duvar arasında, hücredesin; bütün bu saçmalık, uğradığın bu kötülük bir kâbus değil; bilakis somut olgusal gerçeklik. Arkadaşlarımızın her biri gönlü ve ufku açık, birikimli, dirayetli ve tutarlı, bu ülkede yıllarca insan hakları, özgürlükler, demokratikleşme için uğraşmış, didinmiş, emek vermiş, mücadele etmiş ve yılmamış insanlar. Memlekette yıllardır ve artık hemen her gün birilerine reva görülen bu duruma kendi başlarına geldi diye hayret edip şaşırdıklarını sanmıyorum. Moralleri bozulur, düzelir, ama yılgınlığa düşecek, hak savunuculuğundan, yani esasen kendi şahsiyetlerinden vazgeçecek insanlar değiller. Ezcümle, hasbelkader dışarıda kalmış olan bizlerin asabı ne kadar yerindeyse, şimdi hapiste olanlarımızın asabı ne haldedir, tahmin edilebilir herhalde.</p>
<p>Moral meselesini bir yana bırakırsak, sağlık sorunları da var arkadaşlarımızın. Kullandıkları ilaçların verilmesinden, protez için gereken bakımın gereğinin sağlanmasına, mide hastalığı nedeniyle beslenme sorununa kadar, her şey bir düz duvara tırmandırma eziyetiyle yürüye geldi; ihtiyaçların her birinin zar zor temin edilebilmesi için kırk bin türlü dilekçe zarureti&#8230; Hastaneye getirilip götürülürken, hatta doktor muayenesi sırasında kelepçeli tutulmak. Dahiliye tetkiki yapılan arkadaşımızın sonuç raporu kendisine verilmiyor mesela; bu kadar basit, temel ve insani bir şey için uğraştırmak, cezalandırmak değil de nedir? Veya, psikologla görüşme; kelepçeli olarak, gardiyanlar eşliğinde&#8230; Türkçe bilmeyen arkadaşımızla İngilizce bilmeyen hekim görüşüyor; neyi nasıl anlıyor ki, ilaç yazıyor. Bunlar ciddi sonuçları, zararları olabilecek şeyler ve böyle kolaylıkla, aymazlıkla yapılabiliyor. Veya aymazlık değil de, umurunda olmamak diyelim. Tercüman filan hak getire; bir seferinde dil bilen gardiyan tercümanlık yapmış; yardımcı olmuş denebilir ilk elde ama bunlar asla kabul edilemeyecek uygulamalar. Daha doğrusu, bir hukuk düzeninde, yani asgari hakkaniyet zemininde, kabul edilemeyecek şeyler, diyelim.</p>
<h4>&#8220;&#8230;hukuk nihayetinde tepeden, devletten beklenecek bir şey değil. Hukuk öncelikle toplumdan beklenecek bir talep ve anlayış.&#8221;</h4>
<p><strong> Basın açıklamasında iç ve dış mesaj veriliyor demiştiniz insan hakları savunucularının tutuklanması konusunda. Nedir bu iç ve dış mesajlar? </strong></p>
<p>Ezcümle durum şu; &#8216;senden şüphe ediyorum; daha doğrusu senin suç işlediğin yönünde bir şüphe uyduruyorum&#8217;. Bu şüphenin memlekette hakim kılınmış racon çerçevesinde suç olarak belletilmiş bir şeyi andırması kâfi; tümüyle yersiz, manasız, temelsiz olmasının hiçbir önemi yok. &#8220;Yaptırım gücüm sayesinde de uydurduğum bu şüpheyi gerekçe yapıp seni içeri tıkabiliyorum; özgürlüğünden ve her türlü insani hakkından mahrum bırakabiliyorum. İtirazlarını da otomatikman reddediyorum.&#8221; Nokta. Yargı sistemi ile adalet, hukuk arasında bir ilişki kalmadığının resmi. Peki, saçma sapan bir isnatla, bunca haksızlığı, bu temelsiz eziyeti sırf keyif olsun diye veya boş yere mi yapıyorlar? Zira epey bir uğraşmak lazım bu kurgulama için. Herhalde bundan meram edilen bir şey olması gerekir. Yani, baskın yapılan toplantının ne içeriğinin, ne mahiyetinin, ne amaçlarının ve ne de gözaltına alınan, soruşturmaya uğratılan, tutuklanan insanların profilinin, faaliyetlerinin isnat edilen şüpheye dayanak olabilecek hiçbir yönü yok. Şüphe isnadının iler tutar hiçbir yanı olmadığından, bayağı bir efor gerekiyor bu &#8220;hikaye&#8221;yi imal etmek için.</p>
<p>Bir yandan yargı bir yandan medya eliyle (kamuoyunu manipüle etmek için), olgusal gerçeklerle en ufak bir illiyeti olamayacak, zorlama bir hikaye uyduruluyor; aklımıza hakaret! Bu tamamen tesadüfler eseri olabilecek nitelikte bir şey mi? Demek ki, bu eforun getirisi götürüsünden, külfetinden daha ağır çekiyor o rasyonalitenin terazisinde. Haydi diyelim akılsızın biri, memleketteki katmer katmer şartlanmanın etkisiyle, bir ihbarda bulunacak oldu. Ne olur? Polis sorar eder; muhtemelen ne bu kişilerden ne de yaptıklarından hazzetmiyordur da. Ama takacak bir kulp bulamayınca, sorgu vs. taciz etmenin ötesine geçmesi için, işi havale edeceği savcının da mesela bu saçmalığı ciddiye alması gerekir. İşi öküz altında buzağı aramak ya da cadı avında kupalar kazanmak değilse, yargı yetkilisi hiç yoktan neden suç şüphesi icat etsin ki? Sonuçta benim gördüğüm, ele geçen bir fırsat olarak görülmüş ve değerlendirilmiş bir vaka ile karşı karşıyayız.</p>
<h4>&#8220;Çocuğuna, evladına, eşine, kendinden güçsüz gördüğü herkese istediği gibi, haksızlık etmeyi, ceberrut davranmayı kanıksamış, normal gören bir toplumda hukuk da ancak bu kadar oluyor&#8221;</h4>
<p>Bu vaka üzerinden yapılan kâr-zarar hesabı da, medyadan yürütülen karalama, hedef gösterme kampanyasıyla da aşikar oldu bir bakıma. Saldırının ilk ana teması &#8220;Gezi benzeri bir kalkışma&#8221; çıkartmak olarak seçilmişti; hatırı sayılır bir ilgi ve itibar gören bir yürüyüşün (Adalet Yürüyüşü<strong>*</strong>) kamuoyundaki olumlu yansımasını önlemek için olacak, toplantı ve arkadaşlarımız önce oraya bağlandı. O yürüyüş olaysız sonuçlandıktan sonra, saldırgan propaganda bu sefer &#8220;harita&#8221; ve &#8220;memleketi bölme&#8221; efsanesinden sürdü bir müddet. O temadan sonra da, gene pek revaçta olan bir başka tema, &#8220;ajanlık&#8221; bahsine geçildi. İletişim, kampanya, PR vb. konuları bilenler muhakkak fark etmiştir; bu yayınlara baktığımızda &#8211; ki temaların yansımalarını yargısal ayakta da teşhis etmek mümkün &#8211; gayet açıklıkla görülebiliyor bu kamuoyu çalışması. Hatta iletişim/kampanya/reklamcılık fakültesinde kara propaganda bahsinde örnek vaka olarak okutulabilecek kadar bariz bir iş. Ne yazık ki, Türkiye&#8217;de de hak ve hukukla uğraşan insanlar marjinalmiş gibi gösterilir ki, herkes bu işlere kafayı takıp da heveslenmesin, girmesin diye. Ama bence zaten bu işi illa da dernek, vakıf vb. örgütlenmeler üzerinden yapmak diye bir sınırlılık yok. Velisiniz, çocuğunuzun gittiği okulda veya veli olmasanız da, mahallenizdeki okulda ya da isterseniz çalışan/iş veren olarak işyerinizde; hak savunuculuğu her yerde yapılır; mücadelesi her yerde verilir. Bu uğraşıyı sadece mücadele olarak da tanımlamamak lazım. Müzakere, dönüştürme, haklara yatırım yapmak, hak ve özgürlükleri kendi hayatınızda, gündelik hayat çevrenizdeki ilişkilerde, mekanlarda kurmak, geçerli kılmak. Bu bakımdan, hukuk nihayetinde tepeden, devletten beklenecek bir şey değil. Hukuk öncelikle toplumdan beklenecek bir talep ve anlayış. Yasalar zemininde bir hukuk işleyişi ancak toplumca tesis edilmiş, benimsenmiş, gündelik enformel yaşamın kodlarını oluşturmuş bir hakkaniyetlilik zemininden yeşerebilir. Bizim toplumumuzda bu eksik.</p>
<p>Şimdi herkes adaletsizlikten şikayetçi; ama pek az kişi kendi gündelik hayatında hakkaniyetle davranmak/davranılmak derdinde; kahir ekseriyet adil davranmaktan kendini mesul görmüyor; hatta bunda bir kazanım da görmüyor. Çocuğuna, evladına, eşine, kendinden güçsüz gördüğü herkese istediği gibi, haksızlık etmeyi, ceberrut davranmayı kanıksamış, normal gören bir toplumda hukuk da ancak bu kadar oluyor. Siyasetten beklenen de ancak bu kadar. Velhasıl, şimdi, arkadaşlarımızın uğratıldığı soruşturma ve tutuklama konusunda da, benzer yığınla örnekte olduğu gibi, apaçık bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Haksızlıkların aşılmasında, ihlallerin engellenmesinde emek vermek, hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi için uğraşıp didinmek, haliyle ihlalleri de gündemde tutmak, toplumu bu konuda uyanık tutmak anlamına gelir. İşte, haksızlıkların bizzat topluma nasıl zarar verdiğini, hepimizin tek tek bireysel ve müşterek hayatımızı, haysiyetli yaşam olanağımızı nasıl berbat ve ziyan ettiğini anlatmak, görünür kılmak, kamuyu, yani halkı bu konuda ilgili ve uyanık tutmaktır. Bu açıdan bakılınca, hak savunuculuğunun toplumsal alana nüfuzu, hak meselesine daha geniş ve yaygın bir sahip çıkış tehlikeli görülüyor olsa gerek. İşte nitekim, savunucuların sesini kısarak, çalışmalarına ket vurarak, onları hedef haline getirip tehditlere maruz bırakarak hem bizzat onları hem de velev ki toplumdan onlara ve hak savunuculuğuna sahip çıkacak başkalarına ayar vermek, hadlerini bildirmek, vazgeçirmek için emsal bir uygulama ile karşı karşıyayız. Hak savunucularına ve farklı kesimlerden onlara destek veren, vermeyi aklından geçirenlere verilen “Çıt çıkmayacak. Zaten çıt çıkaran da haindir. Hainlik kategorisinde yer alır&#8221; mesajıyla korkmaları, sinmeleri, etliye sütlüye, hele ki hak hukuk talebine, uğraşısına bulaşmamakta fayda olduğunu, aksi takdirde başlarına gelebilecekleri belletmektir.</p>
<h4>&#8220;Herkes kendileri için bağırsın, kendisi için bağırmaya devam etsin istiyorlar bu ülkede&#8221;</h4>
<p><strong>İnsan hakları konusunda mı?</strong></p>
<p>Evet, insan hakları konusunda. ‘Ona bunu yapamazsın’ demek ‘Bana bunu yapma!’ demekten farklıdır. Herkes sadece kendisi için bağırsın, kendisi için feryada devam etsin istiyorlar bu ülkede. ‘Başkasının hakkı için mücadele eden insan olmanın bir faydası yok’ demek isteniyor. İki türlü mesaj veriliyor. Bir; hak mücadelesinin beyhude bir iş olduğu ve vatan hainliği imgesinin yayılması. Toplumun geneline, onlara çizilmiş sınırları, kamplaşmaları aşmak konusunda gözdağı vermek ve ikinci olarak da ‘Sınırları aşanın başına bak ne geliyor!’ demek ve bu öğretiyi, bu kültürü devam ettirmek. Zaten kökleşmiş bir kültür. Bunu daha da hissedilebilir kılmak. Bir de işte bunlarla uğraşanları, başkalarını da bu işlerden tedirgin etmek, umutsuzlaştırmak. ‘Zaten bir şey olmuyor veya bak yapmaya kalkanın başına ne geliyor’u göstermek.</p>
<h4><strong>&#8220;&#8230; itiraz edenler memleket içinde ‘vatan haini’, dışarıda ise ‘Türk-İslam düşmanı’ olarak damgalanıyor&#8221; </strong></h4>
<p><strong>Dış kamuoyuna ne mesaj veriliyor bu tutuklamalarla? </strong></p>
<p>O da herhalde ‘Rehin alırız’, ‘Kimseyi umursamıyoruz, bildiğimizi okuruz’ demek dünyaya.</p>
<p><strong>Almanya’daki FETÖ zanlıları ile bir değiş tokuş iddiası kamuoyuna yansımıştı…</strong></p>
<p>Ortada hukuki, yargısal bir süreç olduğu iddiasını otomatikman çürütüyor işte bu; yani bir rehin alma yaklaşımı olmuş olsa gerek ki, değiş tokuştan bahis açılıyor. Örneğin İspanya’da da birisini tutuklattırıyorsun. Onun ne anlamı var ki? Bileşik kaplar bunlar. Öte yandan hatırda tutalım ki, bizim on arkadaşımızı soruşturmaya uğratınca sekizini de hapse atınca başlamış değil bu işler. Türkiye’nin doğusunda ve batısında ne zamandır gitgide ağırlaşan, yaygın uygulama değil mi bunlar? Keyfiliği ve hak ihlalleri katmerlenmiş bir idare altındayız. Olup biten somut rezaletlere tepkilere, itirazlara da boş laflar, bir hamaset paketiyle mukabele edildiğine şahit oluyoruz her gün: “Demokrasimiz çok ileri, yargımız çok bağımsız; olmasa da ne gam, burada bizim borumuz öter, kimse de bir şey diyemez&#8221; vb. Buna itiraz edenler memleket içinde ‘vatan haini’, dışarıda ise ‘Türk-İslam düşmanı’ olarak damgalanıyor. Ama bu hikâye, anlaşılan, uluslararası konjonktüre göre de kullanılan, buna da malzeme edilen bir şey.</p>
<p><strong>Bir anlamda uluslararası konjonktür böyle olmasaydı insan hakları savunucuları tutuklanmazdı denilebilir mi?</strong></p>
<p>Bana sorarsan, öyle gibi. Dünyanın her yerinde devletler illa ki ‘aman hak çiğnemeyeyim’ tutumunda değildir elbette. İktidar yapısı, bütün bu devlet örgütlenmesi, yaptırım tekeli, müessesesi böyle bir şey zaten. Ama bazı ülkelerde söz konusu iktidarların meşruiyetlerini az çok devam ettirebilmek için için her gün yeniden az çok bir hesap vermesi gerektiği üzerine toplumsal, siyasi bir mutabakat, beklenti, talep var! En azından o toplumun kendi kendine aynada baktığında, kendisinin az çok tutarlı, haysiyetli olduğunu görmeye ihtiyacı var. Dolayısıyla o toplumların devletlerinin de ‘astığım astık, kestiğim kestik’ türden tutumları, icraatları yaygın şekilde bir &#8216;eyvallah&#8217;la takdir ve teyit edilmiyor toplumsal zeminde. Meşruiyet sorunsalı, eksikliği, sistemi zedeleyici bir nitelik taşıyor dolayısıyla. Hesap veren, hesap vermeye kendini mecbur hisseden devletlerde, devlet yapısında, bizdeki gibi keyfi bir irade kabul edilemez; sürdürülemez. Zira bu nihayetinde topluma zararlı bir devlet/iktidar işleyişi olarak kabul edilir. Son olarak, bir kenara not etmek gerekirse, şimdi Türkiye&#8217;de yaşadıklarımızın sadece konjonktürel bir şey olup olmadığını da etraflıca düşünmek lazım. Belki de müesses nizamın kendince bir strateji değişikliğine tanık oluyoruz, bunun tecrübesini yaşıyoruz..</p>
<h4>&#8220;Yaşadıklarımızın büyük bir kısmı Kürtlerin eşit vatandaşlık, toplumsal, kültürel, siyasi talepleri ve bu bağlamda Kürt hareketi dolayımında süregiden çatışmayla ilgili &#8220;</h4>
<p><strong>Nedir bu strateji değişikliği?</strong></p>
<p>Müesses nizamın asli tehdit unsuru olarak belledikleri arasında önde gelen Kürtler ve Kürt hareketi. Süreç içerisinde bu hareketin çapı, çerçevesi, kapsayıcılığı, rezonansı değişti, dönüştü. Parlamenter sistem içerisinde bu rezonansın istenen şekilde kontrol altında tutulmasının imkanı eridi. Bu itibarla da düşünmek lazım başkanlık sistemine geçiş hamlesini; tabii merkezileşmenin daha da güçlenmesine de ihtiyaç duyuluyor başka diğer alanlarda da yönetimi elden kaçırmamak için. Kime? Topluma kaçırmamak. Dünya değişiyor. Aksi iddia edilse de tıpkı eskiden olduğu gibi, değişen topluma, taleplere, ufuklara, çeşitlenen hayata, yeni sorunlara rağmen, değişmeden aynı şekilde, arkaikleşmiş, asayişçi bir yaklaşımla yönetmek&#8230; Çizilebilir, ama gerçekleştirilmesi kabil midir? Orası ayrı.</p>
<p><strong>Kürt hareketi bir vasıta mı oldu bu anlamda? </strong></p>
<p>Yaşadıklarımızın büyük bir kısmı Kürtlerin eşit vatandaşlık, toplumsal, kültürel, siyasi talepleri ve bu bağlamda Kürt hareketi dolayımında süregiden çatışmayla ilgili. Hakim söylem kendisini esas, dolayısıyla da bu olguyu da ‘asilik’ olarak tanımladığından, söz konusu dinamiklerin ve bu meselenin sıkıştırılmak istendiği tek boyutlu etiket ve dar çerçeve içine sıkıştırılamayacak boyutlarda olduğunu yadsımaya devam ediyor. Ancak, dünya da durduğu gibi durmuyor, değişiyor ve bu değişen dünyada dinamik meseleleri statik, eski usüllerle halletmeye uğraşmak beyhude. Bildik ezberle baş etmek gitgide daha imkansız hale gelmesine rağmen, ne yazık ki ezberin dozunu artırmaktan medet umuluyor. Daha çok baskı, daha çok asayişçi politikalar, daha fazla sertlik; tahakkümün yeni yöntemlerle derinleştirilerek uygulanması gibi.</p>
<h4><strong>&#8220;Soruşturma mantık ve adalet çerçevesinde ilerlese, hakikat ortaya çıkar; yok eğer maalesef görüldüğü üzere, bu yargısal süreç hukuki değil de siyasi ise, yargılamanın da seyrini değiştirmek gene siyasi iradeye bağlı demektir&#8221; </strong></h4>
<p><strong>İnsan hakları savunucuları tutuklandığında ‘casus/ajan’ suçlamalarında bulunuldu iktidar ve ona yakın medya kuruluşları tarafından. Daha sonra ise yine aynı çevrelerce bu davanın kabul edilemez bir dava olduğu ifade edilmeye başlandı. Öte yandan yargılamalarda hiçbir esneklik sürmüyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? </strong></p>
<p>Sürecin başında ne yapılması gerekiyorsa öyle davranıldı diye tahmin ediyorum. Yani belli bir görevi ifa etmek için, ne servis edildiyse, onu sunmak, onu savunmak. Tabii iler tutar yanı olmayan iddialar; hakikaten olup bitenleri anlamaya, öğrenmeye niyet de yok nitekim; ama söz konusu habercilik değil, aparatlık olduğuna göre, buna da şaşırmamak lazım. Şaşırmıyoruz ancak kabul de etmiyoruz tabii; itiraz ediyoruz, tekzip, düzeltme, özür talep ediyoruz haliyle. Bu taleplerimize yargıdan gelen cevaplar ise bu uydurmaların, iftiraların, karalamaların ve düpedüz hedef göstermelerin basın özgürlüğü kapsamına girdiği yönünde. Manşetlerden bu açıkça işlenen suçların da takipçisi olacağız. Zira bu köpürtülen iftira, karalama yayınlarının sonuçlarının ne kadar ağır, ne kadar vahim, ne acı ve telâfi edilemez olabileceğine de şahit olduk bu ülke. Medya üzerinden yapılan saldırının şimdilik sönümlenmiş olmasının bir sebebi manşetlerdeki bomboş uydurmaların altını tahkim edebilecek iki satırlık bir şeyin dahi bir türlü imal edilememesi olsa gerek.</p>
<p>Diğer yandan da bu yayınların zamanlamasına ve değişen temalarına da bakacak olursak, belirli bir gündeme seyrine koşut olarak gittiği anlaşılan kamuoyu manipülasyonu tefrikaları şimdilik sona erdi. Belirli bir seçmen nezdinde yeterince itibarsızlaştırılamamış &#8216;Adalet Yürüyüşü&#8217;nün İstanbul&#8217;a varışında &#8220;Gezi benzeri bir toplumsal kaos, ayaklanma, vb.&#8221; olayla bitmesine yönelik provokasyon hazırlığı teması işlendi ilk önce. Yürüyüş sonundaki kalabalık mitingin olaysız dağılmasıyla, bu sefer masa başında &#8220;ülkeyi bölme planları yapıldığına&#8221; dair delil olarak &#8220;ele geçirilmiş haritalar&#8221; bahsi işlendi. O da tüketilince, bir de yurtdışı irtibatlılığı üzerinden &#8220;ajanlık, casusluk&#8221; teması işlendi. Yaratıcılıkları veya uydurmacılıkları diyelim, biraz tükendi herhalde; bu yöndeki hizmetlerine &#8220;şimdilik ihtiyaç kalmadığı&#8221; iletildi belki de; yalanlar tefrikasını yeni temalarla sündürmeyi bıraktılar. Bu yayınlar sürüp giderken, olgusal gerçeklikleri, sahici bilgileri kamuya aktarabilecek pek az mecramız olduğunu da tekrar müşahade ettik tabii. Hazin bir durum; koskoca bir toplum 7/24 ekranlardan, internet sayfalarından, sosyal medyadan, merkez medyadan yalanla kandırılıyor; yanlış bilgilendiriliyor, gaza getiriliyor. İşte bu yüzden bu yayınlara basın özgürlüğü filan denemez zinhar; bilâkis, bireylerin, ve toplumun kanaatlerini, tercihlerini serbestçe oluşturabilmesini engellediği için kamuya karşı taammüden işlenen suçtur; alenen ve de bal gibi suçtur. Bu yayınların künyesine filanca partinin, grubun propaganda yayınıdır ibaresini yazmanız gerekir ki, o durumda dahi yalan ve uydurmaları bilgi, haber diye sunmanın, yutturmaya çalışmanın bir maliyeti olur.</p>
<p>Bu yayınlara mukabil, olup bitenin tümüyle masum, basit, benzerleri hemen her gün sadece sivil toplum örgütleri değil, kamu kurumları, şirketler vb. tarafından da yapılagelen mahiyet ve amaçlar çerçevesinde, gayet sıradan bir çalışma toplantısından ibaret olduğunu, yani düpedüz olgusal hakikati elimizden geldiğince, her cenahtan siyasetçilere, yetkililere, yetkililerin danışmanlarına, yazarlara, gazetecilere, kısaca ulaşabildiğimiz herkese iletmeye çalıştık. Böylelikle kurgulanan iftira şemasının boşluğuna dair yazılar, röportajlar çıktı. Bu yönde yazılar çiziler ve kamuoyunda tartışmalardan önce, beklenir ki, bunlara gerek kalmadan yargı sistemi bu saçmalığın ne menem, ne boş bir tezgah olduğunu tespit etsin; hatta bu kumpası kuranların peşine düşsün. &#8216;Beklemek&#8217; biraz naif bir tabir tabii. Soruşturma mantık ve adalet çerçevesinde ilerlese, hakikat ortaya çıkar; yok eğer maalesef görüldüğü üzere, bu yargısal süreç hukuki değil siyasi ise, yargılamanın da seyrini değiştirmek gene siyasi iradeye bağlı demektir. 5 Temmuz&#8217;dan bu yanan yaşananlara bakıldığında, tahminimiz veya tespitimiz de bu yönde. Arkadaşlarımızın bu şekilde gadre ve haksızlığa uğratılmasına ek olarak, yargı sisteminin görevini yerine getirmesi de, yani adaleti tesis ve temin etme konusundaki yetkinliği bakımından, hazin tabii. Gene de bütün iktidar araçlarıyla, beş koldan boğulsa da hakikat ortaya çıkmakta ısrarlı ve dayanıklıdır. Onlar da gördüler muhakkak. Önce esen karalama fırtınasını ve takip eden, bu kurgulanan tezgahtaki zayıflıklara, tutarsızlıklara işaret eden yazı ve yayınları. Ancak &#8216;yargının medyaya göre mi hizalanıyor&#8217;, sorgulaması kadar, &#8216;bu iş birkaç koldan mı yürüyor&#8217; sorusu da geçerli olsa gerek.</p>
<h4>&#8220;Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır&#8217; diye bu kadar tazyik yapılması herhalde bu ikna, hep ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor&#8221;</h4>
<p>Yarın konjonktür gereği yeni bir değişiklik olabilir; bu tezgahı kuranların meramı açısından kar-zarar hesabı şartlara göre nasıl değişirse, ona göre hakikatin gereği veya aksi yönünde seyrettiğini göreceğiz sürecin. O yüzden şimdi karalamanın biraz durulmuş görünmesinden çıkarılabilecek herhangi bir anlam yok. Yani, şimdi eğer ben bunları görüyor, değerlendiriyorsam, herhalde savcılar, hâkimler benim misli misli farkındadır, görüyordur. Öte yandan, sadece havayı koklayarak ve siyasi basınç barometresinin göstergesine bakarak değil, belki başka türlü de etkilere maruz kalıyor olabilirler. Sonuçta olup bitenden vardığımız kanaat, bunun siyasi bir dava olduğu. Yargısal mecrada cereyan eden, siyasi bir mesele olduğunu hem yargılayanlar hem yargılananlar hem bu siyasi operasyonu başlatmış veya kullanmış olanlar, herkes biliyor bana kalırsa. Gene de yeterince ikna edici olamama riskine dair bir tedirgin edici güç de var.</p>
<p><strong>Tedirgin edici güç olan ne? </strong></p>
<p>Kamuoyu. Genel kamunun, toplumun kanaati. Çünkü ben düşünüyorum mesela; herkesi inandırdıklarına kani olsalar, niye bu kadar cayır cayır yatırım yapasın kamuoyunu manipüle etmek ve yanıltmak için? &#8216;Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır&#8217; diye bu kadar tazyik yapılması herhalde bu ikna, hep ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor.</p>
<h4>&#8220;Medya ve yargı üzerinden, Türkiye’nin insan hakları savunucularının vatan haini, casus vs. ne kadar hamasî ve de şeytanî tanım varsa artık, yok edilmesi, ezilmesi, def edilmesi uygun, yerinde ve hatta şart olduğunu kamuoyuna da iyicene belletilmesine çalışılıyor&#8221;</h4>
<p><strong> İktidar tedirgin oluyor mu demek istiyorsunuz? </strong></p>
<p>Bence öyle. Yoksa ne gerek var! ‘Yat’ diyorsun yatıyor ‘kalk’ diyorsun kalkıyor. Niye ‘bangır bangır’ uğraşasın öbür türlü. Bu işte şöyle yanlış bir yan var, ben onu düzeltmek istiyorum. Arkadaşlarımın bazıları öyle düşünse de ben aynı kanaatte değilim. ‘Medya yargıyı etkilemek için yaptı’ iddiasından bahsediyorum. Ben öyle düşünmüyorum. Ben bunu iki kulvarda işleyen bir süreç olarak görüyorum. Bu operasyon konusunda hem yargı hem de medya üzerine düşeni yapıyor. İşte ‘polise yakalatıyorum, sorguya alıyorum, tutuklama, itirazları reddetme vs.’ Çünkü bu böyle bir şey. Medya da bu hikâyenin kamuoyuna ikna etme işini yapıyor. Yani iki kulvardan ilerliyor. Medyanın yargıçların gözünü korkutmasına gerek yok. Bence bir hakim veya savcı bugün Türkiye’de gazeteler sadece çiçek, böcek, kuş, yaprak yazsa adımını atacak yerden korkuyordur. Bu insanlar casustur, haindir, kalkışmacıdır diye bu kadar abartı ve tazyik yapılması herhalde bu sürekli, yeniden ve her sefer tekrar ikna edilmesi gerek kalabalığın bazı şüpheleri olabileceğini hesaba kattıklarını gösteriyor. Yani sürekli, hiç durmaksızın propaganda ve kamuoyu yönlendirmesiyle, teyel yerlerinden lime lime sökülen uydurma kurgulara yama yatırımı yapmak.</p>
<p><strong>O meşruiyeti sağlayamadılar mı? </strong></p>
<p>Herhalde öyle. Yoksa bu kadar uydurmalara, karalamalara neden bu kadar efor harcansın? Medya ve yargı üzerinden, Türkiye’nin insan hakları savunucularının vatan haini, casus vs. ne kadar hamasî ve de şeytanî tanım varsa artık, yok edilmesi, ezilmesi, def edilmesi uygun, yerinde ve hatta şart olduğunu kamuoyuna da iyicene belletilmesine çalışılıyor. Medya ve yargının yazık ki vasıtalaştırılması; esef verici tabii.</p>
<p><strong>AYM’den ne bekliyorsunuz? </strong></p>
<p>Ben bir şey beklemiyorum açıkçası. Avukatlar bu konuda her hukuki hattı takip edecek çalışmaları yürütüyorlar. Bana kalırsa adillik, hukukilik atfetmek imkansız hale gelmiş olan şu mevcut yargı sistemi içerisinde, hukukun üstünlüğü, adil yargılama ilkelerini canla başla koruyarak çalışıyorlar, uğraşıyor. Onlar da biliyorlar her aşamasında bu ‘işin’ yargısal bir konu olmadığını. Eğer memlekette bir dirhem adalet kaldıysa, her şeye rağmen hukuk normlarını, usüllerini koruyan avukatlar sayesinde bugün. AYM&#8217;ye gelince, zaten yerel mahkemeleri, onların kararlarını ve hatta temyiz sürecini vs. otomatikman adeta sıfırlayan bir garip sisteme kadar düşmüşüz. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne başvuru imkanı elbet önemlidir ama bir yandan da hak hukuk arama hiyerarşisinde vatandaşın başvurduğu ilk seviyenin boş-geçersiz bir hat olduğuna da işaret ediyor.</p>
<h4>İTİBARSIZLAŞTIRMA YAPAN İTİBARSIZLAŞACAK</h4>
<p><strong>Bundan sonra sivil toplum ve insan hakları ne olacak? Sivil toplumun devleti etkileme gücü kaldı mı? </strong></p>
<p>Kalmaz olur mu her zaman vardır. Sivil toplum örgütlerinin devleti etkileme gücü, toplumun, yani kamunun kamu idaresini etkileme gücüyle orantılı. Aslında bu kamuyu, toplumu kamusal işlerde ve idarede söz sahibi kılma işidir. Haliyle de sözler ve müdahillik çoğulluk ve çeşitlilik içerir; zaman içinde değişir, dönüşür; etkiler, etkileşir. Etki gücü de değişkenlik gösterir ama buharlaşıp yok olmaz nihayetinde. Önemli olan şu bence: Bütün bu hareketlerde, itibarsızlaştırılmaya çalışılan hak hareketi ise herhalde bunun bir de yan tesiri olacaktır. Bence bu itibarsızlaştırma yapmaya kalkanı da çok itibarsızlaştıracaktır. Yani itibarsızlaştırmak için ter ter tepinenin itibarının ne halde geldiğine de dikkatle bakmakta fayda var. Bir de şu var tabii: Hak ve özgülükleri savunan camianın, bu işi kıstırılmak istendiği ölçüde, vatandaşlardan apayrı bir uzmanlık işi, örgütlerimizin içine kapanmış bir çalışma olduğu anlayışından öteye taşıması, aşması gerekiyor. Yani hayatın her alanına. Kent hareketleri, eko-hareketler, kır-tarım hareketleri, yeniden emek hareketi vb.</p>
<p>Hatırda tutmamızda fayda olan şey, yaşanan eziyetlerin sırf kendiden menkul bir despotlaşmadan kaynaklanmadığı; despotik, otoriter/itaatkâr bir toplumsal disiplin, bu bağlamda ekonomi-politik ve idare sistemi içerisinde sömürüyle beraber, kârların da artığını görüyoruz.</p>
<p><strong>Özellikle aynı sektörde olduğunuz seküler ve İslami STK’lar bu süreçte nasıl sınav verdi? </strong></p>
<p>Bu sektör tabiri, yani sektörleşme meselesi üzerine saatlerce konuşulur da; önemli bir bahis, o ayrı konu. İslami ve seküler STK&#8217; ayrışması, veyahut da kamplaşması cereyanına kapılmamış, hatta belki de tam bu durumu dönüştürmeye uğraşan bir profilden, yelpazeden bahsediyoruz aslında soruşturma ve tutuklamaya uğratılan arkadaşlarımız ve örgütleri göz önüne alındığında. Bu bakımdan açıktan sahiplenme ve destek belki risksiz, kolay veya görünür olmasa da, sivil alandan destek ve dayanışma mesajları geldi elbette. Kafa dengi olmayanın da hakkını hukukunu korumanın, toplum olmanın temel şartı, zemini olduğunu bilen eden, buna uğraşan kaç kişi isek, destek de onunla orantılı haliyle. Ve fakat, küçümsenecek bir miktar da değil bu destek, dayanışma. Kaldı ki, bu tezgahın bir iki kişiye veya tek bir örgüte mahsus olmaması, hele ki çeşitlilik içeren bir kompozisyon arz eden, yani tek bir kesime mal edilemeyecek, ısrarla örülen kamplaşma duvarlarını yıkıp geçen anlayıştaki, saygınlıkları, güvenilirlikleri herkesçe malum insanlara yönelmiş olması karşısında, belki de yüksek sesle ifade edilmese de, aktif olarak gözükmese de, hele ki gelen mesajlardan da gördüğümüz üzere aslında oldukça yaygın bir destek, dayanışma da gördüğümüzü belirteyim.</p>
<p>Öte yandan, sınavı sadece kriz zamanlarında, bir de sadece bu kriz etrafında vermediğimizi de unutmayalım; hak mücadelesini, demokratikleşme çabasını ve bu konularda dayanışmayı her gün, yaşamımızın her alanında yürüttüğümüzü hatırlamak lazım.</p>
<h4>&#8220;Sınıfta kalmış birisi varsa bu resimde, o da memleketin idari ve yargısal sistemidir&#8221;</h4>
<p><strong> Peki, genel olarak hak savunucusu STK’lar nasıl sınav verdi?</strong></p>
<p>Ülkedeki toplumsal kesimler, gün be gün yaşananlarda nasıl bir sınav veriyor ise, sivil toplum örgütlenmeleri de o kadar, diyelim. Samimi ve sahici, sırtını bir tahakküm sistemine dayamayan bağımsız hak savunucusu örgütler farklı meşreplerden insanların bir araya geldiği, birlikte çalıştığı imece girişimlerdir yani otoriter nizamda yürüyen yapılar değil. Bu itibarla, ‘içlerinde birisi emreder, geri kalanlar da itaat eder, emri yerine getirir’ anlayışında çalışmazlar. Hemen her konuda bir sürü fikir olur, tartışılır, müzakere edilir, kimsenin hükümranlığına eyvallah edilmez. Yollarını yordamlarını da, savundukları amaçlar gibi, olabildiğince hakkaniyetli, çoğulcu, gayrı-hiyerarşik, demokratik, dayanışmacı düsturla oluşturur, faaliyetlerini de böyle düşünüp tasarlar ve yerine getirirler. Olabildiğince; çünkü hareketin bizatihi kendisi öğretici, dönüştürücü; öyle olması beklenir. Böyle olunca da emir-komuta şiarınca bir etkinlik performansı testinde yüksek puan tutturamayabilirler. Çakı gibi değil de, biraz gevşek görünürler belki ama, güçleri de buradadır; birbirleriyle temas halinde bir ağ gibi olmalarıdır. İç yapıları, aralarındaki ilişkiler, biraz hiyerarşik olsaydı, biri buyurur geri kalanlar da onu yerine getirirdi. Böyle olmuyor.</p>
<p>Hak örgütü olmanın hakkını veren yapılanmalarda her adım, en ufak bir şey yapılacak olsa on kere tartışılıyor. Nitekim, hazırlığı esnasında Büyükada&#8217;da yapılmasına karar verilen çalışmanın içeriğini de beraberce, tartışa tartışa, birbirimize sorup dinleyerek, müşterek ihtiyaçlarımızı belirleyerek, istişare ile tam da böyle kararlaştırmıştık. Hazırlığı da öyle yürüdü zaten. Şimdi o hazırlıkla ilgili tartışmalar, fikir alışverişlerinin zorlama ile yorulduğu şey bakın! Ne büyük bir haksızlık; ne zorlama bir uydurma. Çok hazin. Şimdi de keza, arkadaşlarımız kendi gitmiş adı kalmış hukuk dairesinde bir süreçmiş gibi sürdürülen, sündürülen bir kumpasla hapse tıkılmışken, bunca hukuksuzluğa rağmen hukukun üstünlüğünü diretenler, esasen bizzat hak hukuk savunanlar olarak koruyanlar olarak, yargı sürecini takip etmekteki sebat, sessizlik, pes etmişlik sanılmasın. Bizim sabrımız da, kararlılığımız da çok, bir de inadımız. Kaldı ki, bir yandan yargısal kulvarda sağır duvarlara, medyada karalamalara karşı mücadele verirken, diğer yandan arkadaşlarımızla ve aileleriyle dayanışmayı örgütlemeye, bir başka yandan örgütlerimizin faaliyetlerini, çalışmalarını bunca baskı ve yıldırmaya rağmen sürdürmeye ve ilerletmeye çalışıyoruz. Dışardan görünen de buz dağının ucu olunca, hak örgütleri zayıf kalmış görünebilir. Her şeye rağmen devam ediyoruz. Dolayısıyla, eksik gedik olabilir, tökezletilmiş olabiliriz, ama bence sınıfta kalan hak savunucuları değil. Sınıfta kalmış birisi varsa bu resimde, o da memleketin idari ve yargısal sistemidir. Partizanlaşmaya, aparatlaşmaya direnç gösterememiş veyahut hevesle bu işleri vazife edinmiş medyadır. Ne demek insan hakları örgütleri sınıfta kalmış!? İnsan hakları örgütlerinin çalışmalarına bugüne kadar destek olmak şöyle dursun, katkı vermeye uğraştıkları süreçlerde oyalayıp ayak sürümüş dışlamışsın, zar zor adım atılabilmiş üç buçuk konudaki kazanımları yerle bir etmiş, bağımsızlıklarını sindirememişsin. İnsanlar türlü riskler alarak, bedeller ödeyerek emek vermiş, yılmamış. Bunca muhasara altında hak örgütlerinin, hak savunucusu girişimlerin hayatta ve ayakta kalmış olması bile başlı başına neyin sınıfta kaldığının göstergesidir. İtibarsızlaştırmak için bunca akıl, mantık, ahlak ve hakkaniyet dışı taktiklerin işe koşulduğuna, bunca orantısız güçle bastırılmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Hatta, belki de devletlerarası konjonktürel çekişmelere malzeme edildiği yorumları da var. Bunlar da hak savunusunun kıymetini, nüfuz gücünü, dönüştürücü potansiyelini gösteriyor bir bakıma.</p>
<p>Bugün her ne kadar işkence ve kötü muamele pek de saklanmak, örtülmek istenmiyor gibi görünse de, nihayetinde kabul edilemezliği ve eninde sonunda sorumlularından hesabının sorulacağı yaygınlık kazanmış bir ilke, bir beklenti ise, bu da hak savunucularının başarısıdır. Sadece Türkiye’dekilerin, şu veya bu ülkedekilerin değil, dünyanın dört bir yanından sade insanların, irili ufaklı onca örgütün, dayanışma ağlarının başarısıdır. İşte bu yüzden sınıfta kalan, itibarı zedelenin hak savunucuları olduğu söylenemez. Bugün burada, işte biraz tökezlersin, zorlanırsın, o kadar. Ayağa kalkar devam edersin; hep de böyle olmuştur; ama az, ama kalabalık.</p>
<p><strong>Diğerlerinden destek görebildiniz mi anlamında sordum. Diğer hak örgütlerinden?</strong></p>
<p>Tabii. Herkes birbirini arıyor soruyor, yokluyor. Bizimle irtibat halinde olan, arkadaşlarımıza cesaret ve dayanışma mesajlarını iletmemizi isteyen, desteğini sunan, selam eden, sevgi gönderen binlerce insan var. Onlar için endişelenen, dünyanın her yerinden binlerce insan; sayısız kurum.</p>
<p>&#8220;Bize kara çalınmasını da, hedef gösterilmemizi de, bu şekilde itibarsızlaştırmayı da ilk defa yaşamıyoruz. Sadece şimdi bu kamu eliyle açıkça yapılıyor&#8221;</p>
<p><strong>Sorum daha çok OHAL korkusundan ön plana çıkamamak,</strong> <strong>sürece göre konum almakla ilgiliydi&#8230;</strong></p>
<p>O desteğin illâ borazan çalması gerekmiyor. Zaten borazan çalmak da yegâne destek biçimi değil; yapacak çok iş var, birçok kişi de elinden gelen dayanışmayı, desteği vermeye çalışıyor. Öte yandan tabii ortalıkta alenen sahiplenme ve desteklemenin yaratabileceği risklere dair fazlaca bir hayal gücüne ihtiyaç kalmadı ülkede. İlliyet üzerinden suçlamalara maruz kalmak işten değil. İşinizden gücünüzden edilebileceğiniz, itibarsızlaştırılabileceğiniz, özgürlüğünüzden mahrum bırakılabileceğiniz bir iklimde, bunlar bazen hazmedilmesi zor gelse de hiç anlaşılmaz şeyler değil. Kimisi daha öne çıkmayı göze alır, zira meşrebi de öyledir; kimileri daha arka planda, belki daha usulca ama ısrarla sürdürür çabasını. Ama tutarlılık testinde de çakılmazlar. Olup bitenden, kendi yaptıklarından, yapmadıklarından, başkalarıyla etkileşimlerinden öğrendikleriyle kanaatlerini, tutumlarını da değiştirebilirler elbette. Kendilerini hesaba çekmeyi de elden bırakmazlar. Öğrenip ettiğin, kavradığın şeyin daha evvelce tutunduğun ezberi bozmasına da razı olmak; sırf ezberi bozmamak için direnmemek meselesi var. Bu bakımndan tutarlılık statik bir konforun aksine, sürekli ayazda kalacağının ayırtında olmayı gerektiriyor herhalde; yani yorucu, yıpratıcı bir şey. Korkudan öne çıkamamak çetrefilli konu tabii. Bir de yakın çevrende paylaştığın fikri risk almamak için kamusal mecrada yazıp söylemekten imtina edip, ortalık yerde aslında sahiplenmediğin &#8220;resmi görüş&#8221;ü dillendirmek durumu da olabiliyor korkarım. Sessiz kalıp, ölü taklidi de yapıldığı da oluyor. Ama Brecht&#8217;in meşhur oyunundaki manidar tabiri de hatırlayacak olursak..</p>
<h4>&#8220;Maraton koşucusuyuz; deparlarda kötüyüz belki, ayağımıza da çelme takan takana zaten. Sonuç itibarıyla, bu krizin başından beri açıktan dayanışmalarını dillendirenler olduğu gibi, çekine çekine usulca omuz verenler oldu, çekinenler de oldu&#8221;</h4>
<p><strong>Hangi meşhur oyun?</strong></p>
<p>Galileo Galilei&#8217;deki “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanlara ihtiyacı var!” repliği. Hak hukuk özgürlük mücadelesi yürüten/veren insanların kimisi kahramanca ön safhadadır; kimisi arka planda, mutfakta çalışır. Mutfakta demişken, sembolik manasının yanısıra, gerçekten de tam da böyle olabilir. Gündüz işine gider, akşam evde çocukları yatırıp mutfakta bir yandan ertesi günün yemeğini pişirirken bir yandan da çalışma raporunu yazar, veya tercümesini, tasarımını yapar. Veya dağıtılacak malzemeyi tasnif eder vs. Yani envai çeşit emek, uzmanlık isteyen envai çeşit iş yapılır insan hakları savunuculuğunda ve diğer sivil girişim mücadelelerinde. Ve bu insanların çalışmalarının da işte görüneni olur, arka planda, çalışmanın mutfağında görünenin gani gani misli emek verilir. Ben yalnız olmadığımızı biliyorum. Gücümüz, birikimimiz, enerjimiz bugün bu kadar gözüküyor olabilir, ama göründüğü kadarından fazladır aslında. Maraton koşucusuyuz; deparlarda kötüyüz belki, ayağımıza da çelme takan takana zaten. Sonuç itibarıyla, bu krizin başından beri açıktan dayanışmalarını dillendirenler olduğu gibi, çekine çekine usulca omuz verenler oldu, çekinenler de oldu. Misal, Avrupa Parlamentosu’ndan vekiller görüşmek, bilgi almak istediğinde, &#8220;aman ben ortada görünmeyeyim&#8221; diyenler de oldu. Bilhassa tabii yabancı, yani yerli-milli olmayan ilgili taraflarla temas konusunda büyük bir tekinsizlik hissi yaşanıyor. Hak, özgürlük, dayanışma ve insanlıktan bahiste, lügatinde &#8220;el âlem&#8221; diye bir tabiri olmayan, tıpkı müzik gibi, bu bahiste de yerli-yabancı ayrımı bilmeyenlerin dahi, yoğurdu üfleyerek yemeği tercih ettiği bir iklimdeyiz. Onlarla görüşürsem hainlikle damgalanırım kaygısı… Bu da dolaylı bir tür tecrit stratejisinin başarısını gösteriyor ve kimi insanlar buna gönüllü veya kerhen rıza göstermiş de oluyorlar.</p>
<p>&#8220;Her eziyetin, zulmün, baskının, her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan, hakkın hukukun adaletin ne kendisinin ne de esamesinin kalmadığı yerde, o haddi belirlemek, hukuku savunmak da gene tek başına hak savunucularına kalıyor&#8221;</p>
<p><strong>Bir de son olarak karşılaştığınız itham karşısında uluslararası dayanışma ya da beraber çalıştığınız kurumların, fon aldığınız kurumların tavrı ne? </strong></p>
<p>Bu olaydan önce de hep bununla itham edilirdik biz. Bizim açımızdan bilinmedik, yeni bir durum değil hasılı. Dayanışma içerisinde olduğumuz, birlikte çalıştığımız girişimler, örgütler veya çalışmalarımızı destekleyen kurumlar açısından da yeni bir şey değil keza. Çalışmalarımızı destekleyenler demişken, bu iz&#8217;ansızca veya maksatlı olarak iddia edildiği gibi, gözü kapalı bir dümen suyuna girmek olmaz, olamaz da asla; karşılıklı taahhütler ve sözleşme çerçevesinde faaliyet desteğinden bahsediyoruz. Bu tür, şeffaf, hesabı-kitabı verilir, örgütlerimizin bağımsızlığına halel getirmeyecek destek burada bulduk da, beğenmiyoruz diye bir şey de yok; bunu da hatırlatalım. Şimdi bu iler tutar yanı olmayan, makul mantıklı bir gerekçeye dahi ihtiyaç da duymayan saldırıdan dolayı, hak savunuculuğu alanındaki kimi faaliyetlere programları uyarınca destek sağlayan kuruluşlar, &#8216;‘Türkiye’deki hak savunucularını, sivil toplum örgütlerini desteklemeli miyiz, desteklememeli miyiz, desteklediğimizde başlarına bir şeyler mi geliyor’ gibi kaygılara kapıldılar. Bugün bu olaydan neşet eden bir alevlenme yaşıyoruz ama bu zaten kronik bir mesele. Çünkü bugün birileri size kara çalar, iftira atar, yarın öbürleri. Bize kara çalınmasını da, hedef gösterilmemizi de, bu şekilde itibarsızlaştırmayı da ilk defa yaşamıyoruz. Şu farkla ki, şimdi sadece aparatlar değil, resmi makamlar ve müesses medya eliyle de, hiç çekinmeden açıkça yapılıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası destek gördünüz mü peki?</strong></p>
<p>Dayanışma ve desteğin moral kısmında bir eksiğimiz yok. Dünyanın her yerinden destek vermek isteyen çok insan, kurum, girişim var; iş uzadıkça da giderek artıyor. Şunu da söyleyeyim: Bugün 66&#8217;ncı gün. 5 Temmuz&#8217;dan beri, canımızın da yanmasına, bu absürt zorbalığa öfkelenmemize rağmen, sebatla, ısrarla, meşru ve yasal zeminde uğraşıyoruz. Zaten bildiğimiz, şimdiye dek hep yapageldiğimiz de bundan başka türlü bir şey değildir. İtidalle dert anlatmaya çalışıyoruz; bir an evvel bu tezgahtan vazgeçilmesi, bu feci yanlıştan dönülmesi için. Ama şöyle şeyler de oldu tabii: Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, Güney Amerika&#8217;sına ‘kıyamet koparalım’ diyen hak örgütleri de var; şimdilik herkes nefesini tutmuş bekliyor, belki arkadaşlarımızı serbest bırakacaklar diye. Fakat bu başı sonu belli olmayan, akla mantığa, hukuka adeta hakaret eden bu muğlak sürecin daha da fazla uzaması karşısında, daha ne kadar bekleyeceğiz sorusu da var. Hiçbir dayanağı, çerçevesi, eşiği görünmeyen bir süreç. Başka benzer vakalarda olduğu gibi, başı sonu, takvimi belirsiz bir soruşturma, tutulma. Siyasiler yetkililer diyorlar ki ‘Bu yargının işi’. Yargı ise kapı duvar. Kara delik gibi. Tutukluğun devamına ilişkin olarak avukat arkadaşlarımızın yaptığı itirazlara ret geliyor; adeta otomatikman, bir örnek red cevaplarıyla. Dolayısıyla dört duvar arasına konan arkadaşlarımızla birlikte, ne olacağı bilinmez bir muğlaklığın içine hapsedildik. O vakit, bizlerin bir takım hatlar çizmemiz gerekir herhalde. Bunu şu anda aramızda konuşuyoruz, değerlendiriyoruz hak örgütleriyle irtibat halinde. Zira ne yargı makamları bugüne kadar bu olayın somut olarak ne olduğuna dair bilgileri değerlendirdi; ne de görüşme imkanı bulunabilen ilgililerle, yetkililerle istişarelerin arkadaşlarımızın maruz bırakıldığı muamelenin iyileştirilmesine somut bir faydasını görebildik. Bekle, bekle, bekle.. ‘Bugün git yarın gel’.. Her eziyetin, zulmün, baskının, her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan, hakkın hukukun adaletin ne kendisinin ne de esamesinin kalmadığı yerde, o haddi belirlemek, hukuku savunmak da gene tek başına hak savunucularına kalıyor.</p>
<p>*Editörün notu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/">Emel Kurma: Her haksızlığın bir haddi var ve anlaşılan o haddi de gene hak savunucularının belirlemesi gerekiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/13/emel-kurma-her-haksizligin-bir-haddi-var-anlasilan-haddi-de-gene-hak-savunucularinin-belirlemesi-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları Aktivisti Erkmen&#8217;e kelepçeli muayene</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/23/insan-haklari-aktivisti-erkmene-kelepceli-muayene/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 13:37:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkmen]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükada&#8217;da tutuklanan Avukat Nalan Erkmen&#8217;e mide kanaması geçirmesine rağmen kelepçeli muayene yapıldı. Avukatı &#8216;doktor hakkında şikayette bulunacaklarını&#8217; söyledi. Büyükada’da bir otelde eğitim amaçlı bir toplantı halindeyken, 5 Temmuz günü polis tarafından yapılan baskınla gözaltına alınan ve ardından tutuklanan insan hakları savunucularından Avukat Nalan Erkmen’e yaşadığı ciddi sağlık sorununa rağmen kelepçeli muayene yapıldı. Erkmen’in Avukatı Murat [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/23/insan-haklari-aktivisti-erkmene-kelepceli-muayene/">İnsan Hakları Aktivisti Erkmen&#8217;e kelepçeli muayene</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Büyükada&#8217;da tutuklanan Avukat Nalan Erkmen&#8217;e mide kanaması geçirmesine rağmen kelepçeli muayene yapıldı. Avukatı &#8216;doktor hakkında şikayette bulunacaklarını&#8217; söyledi.</strong></p>
<p>Büyükada’da bir otelde eğitim amaçlı bir toplantı halindeyken, 5 Temmuz günü polis tarafından yapılan baskınla gözaltına alınan ve ardından tutuklanan insan hakları savunucularından Avukat Nalan Erkmen’e yaşadığı ciddi sağlık sorununa rağmen kelepçeli muayene yapıldı.</p>
<p>Erkmen’in Avukatı Murat Dinçer, müvekkilinin itirazına rağmen kendisini kelepçeli olarak muayene eden cerrah hakkında şikayette bulunacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>‘ERKMEN MİDE KANAMASI GEÇİRİYOR’</strong></p>
<p>Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan avukat ve insan hakları savunucusu Nalan Erkmen’in Avukatı Murat Dinçer, dün (22 Ağustos) saat 13.00’te kendisini ziyaret ettiğini belirterek, müvekkilinin ciddi sağlık sorunları yaşadığını anlattı.</p>
<p><strong>Evrensel gazetesinden Fatih Polat’ın haberine göre</strong>, Nalan Erkmen’in ciddi şekilde kilo verdiğini belirten Avukat Dinçer, şunları söyledi: “Ciddi şekilde kilo verdi. Mide kanaması geçiriyor. İnce bağırsakta da doku bozulması gibi bir şey var. Bununla ilgili kendisi hastaneye sevk istedi. Hastaneye sevk için 1 Kasım’a gün vermişler. Bu arada bugün (22 Ağustos) cezaevinin içindeki hastaneye sevk etmişler birilerini. Onu da sevk etmişler. Kendisi kapalı yerlerde tutulanlarla ilgili de uzman birisi ve buradaki tedavi sürecinin yararlı olmayacağını biliyordu. Gardiyanlar, gitmesinin iyi olacağını belirterek ikna etmişler”</p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/08/23/insan-haklari-aktivisti-erkmene-kelepceli-muayene/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> GazeteDuvar</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/23/insan-haklari-aktivisti-erkmene-kelepceli-muayene/">İnsan Hakları Aktivisti Erkmen&#8217;e kelepçeli muayene</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 10:22:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Yargılanma Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Görmüş]]></category>
		<category><![CDATA[Dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[gözaltı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Ölçer]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Vahap Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16962</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucularının daha güvenli ve etkin çalışması için Büyükada’da toplanan farklı insan hakları kuruluşları temsilcilerinin tutuklanmasıyla ilgili devam eden süreç, geçmişte örneklerini sık sık yaşadığımız medyanın ‘operasyonel’ tutumunu sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Vahap Coşkun’un ‘hem savcı hem yargıç gibi davrandı” olarak özetlediği durumu, Alper Görmüş de, “İktidarlar değişiyor, medya yöneticileri değişiyor ama zihniyetler değişmiyor” olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/">Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan hakları savunucularının daha güvenli ve etkin çalışması için Büyükada’da toplanan farklı insan hakları kuruluşları temsilcilerinin tutuklanmasıyla ilgili devam eden süreç, geçmişte örneklerini sık sık yaşadığımız medyanın ‘operasyonel’ tutumunu sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Vahap Coşkun’un ‘hem savcı hem yargıç gibi davrandı” olarak özetlediği durumu, Alper Görmüş de, “İktidarlar değişiyor, medya yöneticileri değişiyor ama zihniyetler değişmiyor” olarak değerlendiriyor.</strong></p>
<p><span id="more-16962"></span></p>
<p>Büyükada’da insan hakları savunucularının altısının tutuklanmasıyla devam eden süreç; operasyonel medyanın yargı üzerindeki etkisinin geçmişten günümüze değişmediğinin bir örneği olarak kendini gösteriyor. Medyanın gizlilik kararı verilmiş bir davada bilgileri manipüle ederek yayınlanmasıyla ilgili görüşlerini sorduğumuz Gazeteci-Yazar Alper Görmüş,  &#8220;her şeyin zıvanadan çıktığı koşullarda&#8221; standartlar, kurallar, genel kabul görmüş uygulamaları ölçü olarak alıp, bunun  üzerinden eleştiride bulmanın aslında boş bir çaba olduğunu hatırlatarak,  “Şimdi ben kalkıp ciddi ciddi, üzerinde gizlilik kararı bulunan bir dosyanın unsurlarının medyada çarşaf çarşaf yayımlanmasının hiçbir standarta uymadığını söylesem ne olacak? Birileri de kalkıp, ‘Biliyoruz kardeşim fakat biz onları takmıyoruz, anlasanıza artık’ dediğinde, benim eleştirimin bir anlamı kalacak mı? Yine de söyleyeyim: Böyle bir pratik ortadayken, bu işlerin daha medeni bir biçimde yürüdüğü ülkelerde kimse böyle bir yargıya da, böyle bir medyaya da zerre kadar saygı duymaz. Söyledim ama bu da anlamsız: Şimdi de aynı kişiler kalkıp, &#8216;Biliyoruz kardeşim, biliyoruz ama onu da takmıyoruz&#8217; dediğinde benim eleştirim yine boşa düşmüş olacak” diye konuşuyor.</p>
<p>Gazeteciliğin en güzel tariflerinden birinin de, bu mesleğin temas ve mesafe mesleği olduğunun vurgulandığını belirten Görmüş, “Mesafe deyince de öncelikle sesi gür çıkanlara, başta da devlete karşı mesafe anlaşılır. Türkiye’de çok uzun bir süredir iktidarı destekleyen medya ile iktidar arasında herhangi bir mesafe kalmadı. Bugün, Cumhurbaşkanı herhangi bir alanda düşüncelerini radikal bir biçimde değiştirdiğini ilan etse, ertesi gün iktidarı destekleyen medya bir gün önce söylediklerinin tamamını unutup bu yeni politikanın savunucusu haline gelir. Bunun sayısız örneklerini yaşadık zaten. Kendi bakış açısı olmayan, her konuda iktidarın ne dediğine bakıp pozisyon alan bir medyadan söz ediyoruz. Dolayısıyla, somut örnek üzerinden gidersek: İktidarın daha baştan “Türkiye’ye tuzak kuran hainler” diye sunduğu bir olayda, bu damgayı seyreltebilecek herhangi bir bilginin medyaya “sızmasını” beklemek hayalcilik olur. Türkiye’de savaş koşullarının yaşandığı düşünülüyor. Medya, savaş koşullarında “düşmanın” savunmalarının kamuoyuna mal olmasına aracılık etmez!” diyor.</p>
<h4><strong> &#8220;</strong><strong>Türkiye’de medyanın antenleri de iktidardan gelecek sinyallere sonuna kadar açık ve sonuçta oradan da bir itiraz ya da eleştiri hâsıl olamıyor. Bütün bunlar sonuçta kilitlenmiş bir otoriter yapı doğuruyor”</strong></h4>
<figure id="attachment_16963" aria-describedby="caption-attachment-16963" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-16963" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus.jpg" alt="" width="236" height="236" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus.jpg 1042w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-610x610.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-180x180.jpg 180w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-300x300.jpg 300w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-600x600.jpg 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/alper_gormus-320x320.jpg 320w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" /><figcaption id="caption-attachment-16963" class="wp-caption-text">Gazeteci-Yazar Alper Görmüş</figcaption></figure>
<p>Cumhurbaşkanı’nın Almanya dönüşü konuyla ilgili açıklamalarının adalet mekanizması üzerindeki etkisini, “ Ülkenin cumhurbaşkanı böyle konuşunca, ülkenin savcılarının ve hâkimlerinin bağımsız karar verebileceklerini düşünmek zorlaşıyor” şeklinde yorumlayan Görmüş, “Yargı, bilhassa iddia makamına bakan yanıyla devletin bir parçası, Türkiye’de ise malum nedenlerle yargıçlar da kâh zorla kâh rızayla benzer bir pozisyonu paylaşıyorlar. Dolayısıyla onların, devletin başının gösterdiği istikametin dışına çıkmaları zor. Medya ise tanımı gereği devletin değerlendirmelerinden yargı gibi etkilenmemesi gereken bir kurum. Yargı devlete, medya topluma ait bir kurum ne de olsa&#8230; Fakat yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerle Türkiye’de medyanın antenleri de iktidardan gelecek sinyallere sonuna kadar açık ve sonuçta oradan da bir itiraz ya da eleştiri hâsıl olamıyor. Bütün bunlar sonuçta kilitlenmiş bir otoriter yapı doğuruyor” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p>Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Vahap Coşkun da, dava avukatlarının <em>“Tutuklama kararından sonra anladık ki, zaten en başından verilmiş bir kararı biz gözaltısıyla, savcılığıyla, mahkemesiyle yaşamış olduk. Dolayısıyla hukuki bir süreçle de karşı karşıya değiliz”</em> şeklindeki açıklamalarını değerlendirirken, “Büyükada hadisesinin medyadan takip ettim. Bu olayda, ilk andan itibaren, hukuki olarak ikna edici hiçbir iddia göremedim. Komplolara dayanan, kendi içinde birçok çelişki barındıran ve neresinden tutsanız dökülen iddialarla hak savunucuları hedef alındı. Mesela, toplantının gizli olduğu, ajanlık/casusluk faaliyetleri içerdiği, yeni toplumsal kalkışmaları planlamak için düzenlendiği gibi absürt birtakım ithamlar dile getirildi. Ancak avukatların beyanatlarından anlıyoruz ki, emniyet ve yargı güçleri bu toplantıya ilişkin tek bir soru bile sormamışlar. Başka bazı konuları (İstanbul &#8216;Hayır&#8217; Meclislerindeki çalışmalar gibi) gündeme getirmişler, onlar üzerinden suçlamalarda bulunmuşlar. Hukuken temelsiz bir süreç yürütülüyor. Gaye, hak savunucularını sindirmek ve muhalif seslerin çıkmasını engellemektir” şeklinde konuştu.</p>
<h4><strong>&#8220;Evrensel hukuki teminatların silikleşmesi ya da devre dışı bırakılması, hak alanlarını daraltır ve herkesin özgürlüğünü küçümsenmeyecek bir tehlikenin içine atar”</strong></h4>
<figure id="attachment_16965" aria-describedby="caption-attachment-16965" style="width: 460px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-16965 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg" alt="" width="460" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1.jpg 460w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/273153Image1-320x199.jpg 320w" sizes="(max-width: 460px) 100vw, 460px" /><figcaption id="caption-attachment-16965" class="wp-caption-text">Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun</figcaption></figure>
<p>Davanın masumiyet karinesinin yerini “suçluluk karinesi” almaya başlamasının bir örneği olduğunu belirten Coşkun, “Suçu kesin bir mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu kabul eden ilke burada tersinden işletiliyor. Herhangi bir sebeple gözaltına alınan kişi önceden mahkum ilan ediliyor ve böylece tutuklanması meşrulaştırılıyor. ‘Ne olacak canım? İçeride kalsın biraz, suçu yoksa zaten bir süre sonra bırakılır’ denilerek, bireyin hiç yoktan özgürlüğünün elinden alınması meşrulaştırılıyor. Böylece hem masumiyet karinesi ve hem de tutuklamanın istisna olduğu ilkelerinin çanına ot tıkanıyor. Evrensel hukuki teminatların silikleşmesi ya da devre dışı bırakılması, hak alanlarını daraltır ve herkesin özgürlüğünü küçümsenmeyecek bir tehlikenin içine atar” uyarısında bulunuyor. Medyanın ve siyasetin davayla ilgili tutumlarından dolayı ‘adil bir yargılamadan’ söz edilemeyeceğini de vurgulayan Vahap Coşkun, davanın sivil toplum ve insan hakları savunuculuğu açısından da olumsuz sonuçları olacağını şöyle dile getiriyor: “Medya ve iktidar temsilcileri, Büyükada’da gözaltına alınan hak savunucularını peşinen suçladılar, akıl almaz suçlamalarda bulundular. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıyı yeni bir darbe girişimi ile ilişkilendirdi. İktidar medyasını ise, bu toz duman ortadan kalktıktan sonra sahiplerini utandırması kesin, bir sürü asılsız ve provokatif bilgi, iddia ve itham kapladı. Medya hem savcı, hem de yargıç gibi davrandı. Hem suçladı, hem cezasını kesti. İbretlik bir durum bu! İktidarı ve medyasıyla henüz bir yargılama yapılmadan insanların sırtlarını “suçlu” damgasını yapıştırmanın ve bunu bir kampanya olarak yürütmenin başlıca üç sonucu olur:</p>
<p>Bir, burada artık adil bir yargılanmadan söz edilemez.</p>
<p>İki, çarşaf çarşaf yapılan “ajan”, “casus”, “hain”, vb. haberler insan hakları savunucularının kişilik haklarına ve toplumsal saygınlıklarına yönelik büyük bir saldırıdır. Bir müddet sonra haklarındaki suçlamalar düşse bile, bu tahribatı gidermek çok güç olacaktır.</p>
<p>Üç, son dönemlerde hak savunucularına dönük bu tür operasyonların çoğalmasındaki murat, insan haklarına dair çabaları kriminalize etmektir. Hak ve özgürlükler üzerindeki baskılar artırılarak, bu alandaki çalışmaların azaltılması ve sivil toplum örgütlerinin kendi kabuğuna çekilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Mezopotamya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selim Ölçer de, gidişatın insanları ürküten bir duruma geldiğini belirterek, “İnsan haklarını savunanların töhmet altında kaldığı, tutuklandığı günleri gördük, yaşadık geçmişte. Bunları geride bıraktığımızı düşünürken bugün, yine aynı şeyler yaşanıyor.  Yıllar önce birbirinden farklı bir çok insan,  demokrasi, çatışmasızlık, vicdan ve adalet eksenli bir toplum için bir araya geldi. Bugün insan hakları savunucularına saldırılar oluyorken, bazılarının hiç ses çıkarmayışı insanı hayrete düşürüyor. Ne oldu o vicdan meselesine? Adalet duygusuna ne oldu? Yıllardır bu mücadeleyi yapanlar olarak bu günlerin de eskidekiler gibi geride kalacağına inanıyorum. Ama bunun toplum üzerindeki tahribatı nasıl engellenecek? Asıl bunun üzerinde düşünmek gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/22/medyada-operasyon-gazeteciligine-devam/">Medyada &#8216;Operasyon Gazeteciliğine&#8217; Devam</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adli Kontrol Şartıyla Serbest Bırakılan Hak Savunucuları Hakkında Yakalama Kararı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/adli-kontrol-sartiyla-serbest-birakilan-hak-savunuculari-hakkinda-yakalama-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jul 2017 14:16:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Eşit Haklar İçin İzleme Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[HAK İNİSİYATİFİ]]></category>
		<category><![CDATA[İlknur Üstün]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Koalisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Nalan Erkem]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Taştan]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhmus Özbekli]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükada&#8217;da gözaltına alınan  ve bu hafta adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 4 insan hakları savunucusu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yakalama kararı çıkarıldığı iddia ediliyor. Sabah gazetesinin yaptığı habere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nca adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Yurttaşlık Derneği&#8217;nden Nalan Erkem, Hak İnisiyatifi&#8217;nden Şeyhmus Özbekli, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği&#8217;nden Nejat Taştan ve Kadın Koalisyonu&#8217;ndan İlknur Üstün hakkında [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/adli-kontrol-sartiyla-serbest-birakilan-hak-savunuculari-hakkinda-yakalama-karari/">Adli Kontrol Şartıyla Serbest Bırakılan Hak Savunucuları Hakkında Yakalama Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Büyükada&#8217;da gözaltına alınan  ve bu hafta adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 4 insan hakları savunucusu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yakalama kararı çıkarıldığı iddia ediliyor.</h3>
<p>Sabah gazetesinin yaptığı habere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nca adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Yurttaşlık Derneği&#8217;nden Nalan Erkem, Hak İnisiyatifi&#8217;nden Şeyhmus Özbekli, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği&#8217;nden Nejat Taştan ve Kadın Koalisyonu&#8217;ndan İlknur Üstün hakkında yakalama kararı çıkarıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/adli-kontrol-sartiyla-serbest-birakilan-hak-savunuculari-hakkinda-yakalama-karari/">Adli Kontrol Şartıyla Serbest Bırakılan Hak Savunucuları Hakkında Yakalama Kararı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat: İnsan hakları mücadelesinde taktiksel değişiklikler olabilir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/yurttaslik-dernegi-baskani-umit-firat-insan-haklari-mucadelesinde-taktiksel-degisiklikler-olabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jul 2017 13:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Gardner]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları savunucuları]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Dalkıran]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[ümit fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16964</guid>

					<description><![CDATA[<p>5 Temmuz&#8217;da Büyükada&#8217;da gözaltına alınan insan hakları savunucularından bazıları adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken diğerleri tutuklandı. Yaşananların Türkiye&#8217;deki insan hakları savunuculuğunu nasıl etkileyeceğini öğrenmek için Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat&#8217;la konuştuk. Büyükada’da hak savunucularının güvenliği konulu bir çalışma toplantısı yapan aktivistlerden Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, Yurttaşlık Derneği üyesi Özlem Dalkıran, İnsan Hakları Gündemi Derneği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/yurttaslik-dernegi-baskani-umit-firat-insan-haklari-mucadelesinde-taktiksel-degisiklikler-olabilir/">Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat: İnsan hakları mücadelesinde taktiksel değişiklikler olabilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>5 Temmuz&#8217;da Büyükada&#8217;da gözaltına alınan insan hakları savunucularından bazıları adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken diğerleri tutuklandı. Yaşananların Türkiye&#8217;deki insan hakları savunuculuğunu nasıl etkileyeceğini öğrenmek için Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat&#8217;la konuştuk.</strong></p>
<p><span id="more-16964"></span>Büyükada’da hak savunucularının güvenliği konulu bir çalışma toplantısı yapan aktivistlerden Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, Yurttaşlık Derneği üyesi Özlem Dalkıran, İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri Veli Acu ile Günal Kurşun, İsveçli eğitmen Ali Gharavi ve Alman danışman Peter Steudtner, 13 gün süren gözaltı sürecinden sonra salı günü çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16975" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/buyukada-gozalti.jpg" alt="" width="769" height="432" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/buyukada-gozalti.jpg 660w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/buyukada-gozalti-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/buyukada-gozalti-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/buyukada-gozalti-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 769px) 100vw, 769px" /></p>
<p>Yurttaşlık Derneği&#8217;nden Nalan Erkem, HAK İnisiyatifi&#8217;nden Şeyhmus Özbekli, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği&#8217;nden Nejat Taştan ve Kadın Koalisyonu&#8217;ndan İlknur Üstün ise, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.</p>
<p>Bugün Gazete Duvar&#8217;dan İrfan Aktan&#8217;a konuşan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner Aktan&#8217;ın <em>&#8220;</em><em>Siz yıllardır Türkiye’yi yakından takip eden, insan hakları ihlalleri konusunda raporlar hazırlayan bir araştırmacı olarak geleceğe dair ne öngörüyorsunuz?&#8221; </em>sorusunu &#8220;Türkiye bir çok ülkeye göre çok canlı, farklı kesimlerin bulunduğu güçlü bir sivil topluma sahipti. Ama bu hiç görülmemiş baskılar, bu sivil toplumu yok edecek; hem de birkaç yıl içinde&#8221; diyerek <a href="http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/07/21/andrew-gardner-turkiye-boyle-devam-ederse-geri-donus-cok-zor-olacak/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yanıtlamıştı.</a></p>
<p>Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat&#8217;la tutuklamaların Türkiye&#8217;deki insan hakları mücadelesini nasıl etkileyeceğini konuştuk.</p>
<h4>&#8220;Tutuklamaya neden olacak herhangi bir eylemleri, pozisyonları söz konusu değildi&#8221;</h4>
<p><strong>-Üyeniz olan Özlem Dalkıran&#8217;ın tutuklanmasını nasıl değerleniyorsunuz?</strong></p>
<p>Arkadaşlarımız tutuklanmadılar “tutuklattırıldılar”. İzah edeyim; tutuklamaya neden olacak herhangi bir eylemleri, pozisyonları söz konusu değildi. Türkiye’nin iç politikasına ve uluslararası politikasına uygun bir politika sonucu açıkça tutuklattırıldılar. Bu politikayı elbette onaylamıyoruz ama Türkiye’nin şu anda yürüttüğü ulusal ve uluslararası politikaya uygun bir malzeme olarak tutuklattırıldılar arkadaşlarımız. Çünkü ortada dünyanın en meşru faaliyeti olan insan hakları savunucularının güvenliğine dair bir seminer uluslararası bir komplo, bir casusluk toplantısı gibi değerlendirdikleri, adını koyamadıkları –çünkü böyle bir şey yok- silahlı terör örgütü mensupları gibi gösterilerek tutuklattırıldılar.</p>
<p><strong>-Sizce bunun insan hakları savunuculuğuna etkisi nasıl olacak?</strong></p>
<p>Bu tabii ki Türkiye’de insan hakları savunucuları ve insan hakları hareketleri açısından vahim bir noktaya gelindiğini gösteren bir işaret. Türkiye’de muhalefet var elbette, siyasi partiler var ve onlar bir takım eleştirilerde bulunuyor ama nihayetinde bunlar siyasi pozisyonlara sahip partilerdir. İktidara yönelik, her konuda iyi veya kötü eleştirileri olabilir ama insan hakları hareketleri işi illa ki iktidarı eleştirmek değildir. Fakat bugün iktidarın politikalarını eleştirmeye başlamışsanız ve iktidar bundan rahatsızlık duymaya başlıyorsa, rahatsızlık duyup insan hakları savunucularına dönük operasyonel tutuklama veyahut kötü muamele işletiyorsa gelinen yer uluslararası politikalar bakımından da Türkiye’nin iç dinamikleri bakımından da pek parlak gözükmüyor.</p>
<h4>&#8220;Bazı siyasi yapılar gibi çaresiz kaldığı düşünülen durumlarda yer altına inmeyeceğiz veya benzeri enstrümanlara başvurmayacağız&#8221;</h4>
<p><strong>-Peki insan hakları savunuculuğu bu dönemden sonra nasıl devam etmek zorunda kalacak?</strong></p>
<p>İnsan hakları savunuculuğu çok profesyonel bir faaliyet değildir, gönüllü bir faaliyettir ve insanlar bir gazete ilanıyla iş aramak üzere insan hakları faaliyetinde bulunmazlar, bu sorumluluğu tercih ederler. Ayrıca silahlı bir direniş hareketi değildir kesinlikle. Adı üstünde insanların hakları için çalışmalar yapan hareketlerdir ve elbette biz bunu yapmaya devam edeceğiz. Bazı siyasi yapılar gibi çaresiz kaldığı düşünülen durumlarda yer altına inmeyeceğiz veya benzeri enstrümanlara başvurmayacağız. Her zamanki gibi hem tutuklattırılan arkadaşlarımızın pozisyonlarının iyileştirilmesi, düzeltilmesi yönünde mücadele edilecek hem de genel insan hakları mücadelesi sürdürülecek. Fakat bu Türkiye’de iyi karşılanmıyorsa da biz devletlerin, hükümetlerin politikalarına göre karar verecek değiliz.</p>
<h4>&#8220;Hükümetin sert müdahalesi söz konusu olursa insan hakları mücadelesinde taktik değiliklikleri söz konusu olabilir&#8221;</h4>
<p><strong>-Soruyu bir de şu şekilde sorayım; Türkiye’deki insan hakları mücadelesinin, amiyane tabirle, vites düşürme riski var mı?</strong></p>
<p>Bu tip mücadeleler karşınızdaki yapının, aygıtların gücüyle de orantılı olur. Suriye’de insan hakları mücadelesi herhalde legalitede pek görünür konumda değil. Ya da hükümetin kurdurduğu bir takım insan hakları kurumları uluslararası platformlarda pek ciddiye alınmaz. Türkiye’de tabii ki hükümetin, devletin sert müdahaleleri artarsa olursa insan hakları mücadelesinde daha az görünür olmak ya da taktiklerde değişiklikler, yenilikler söz konusu olabilir ama bizim inancımız insan hakları savunuculuğu yapmak yönündeyse inancımızı değiştirecek değiliz. Fakat mücadele taktikleri bakımından bir takım değişiklikler olması mümkün. Bizim geçmişte yaptığımız çalışmalar da vardı, mesela yıllar önce “İnsan hakları mücadelesinde yeni taktikler” adlı uluslararası bir konferans yapmıştık Ankara’da. Bu konu üzerine de sık sık tartışır ve çalışırız. Yeni taktikler geliştirecek olsak da bunlar legalitede, hukuk zemininde gerçekleştirilen mücadele biçimler olacak. Fakat 15 Temmuz öncesi ya da 16 Nisan öncesi ya da son gelinen noktada gelinen durumları dikkate alarak, okuyarak yeni taktikler geliştirmek zorunda olduğumuz bir gerçek. Burada bizim hedefimiz hiçbir zaman iktidarı devirmek olmadı sadece hakları, özgürlükleri garanti altına almak, insanın daha insana yaraşır bir hayat sürdürmesini sağlamaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/21/yurttaslik-dernegi-baskani-umit-firat-insan-haklari-mucadelesinde-taktiksel-degisiklikler-olabilir/">Yurttaşlık Derneği Başkanı Ümit Fırat: İnsan hakları mücadelesinde taktiksel değişiklikler olabilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları Aktivistleri Tutuklandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/insan-haklari-aktivistleri-tutuklandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 08:31:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları aktivistleri]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası af örgütü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temmuz başında Büyükada&#8217;da gözaltına alınan on insan hakları aktivistinden altısı tutuklandı. Serbest bırakılan dört kişiye de yurtdışına çıkışı yasağı getirildi. İstanbul Büyükada&#8217;da bir seminere düzenlenen polis baskınıyla 5 Temmuz&#8217;da gözaltına alınan 10 insan hakları aktivistinden altısı tutuklandı. Aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, bir Alman ve bir İsveç vatandaşının da olduğu altı kişi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/insan-haklari-aktivistleri-tutuklandi/">İnsan Hakları Aktivistleri Tutuklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Temmuz başında Büyükada&#8217;da gözaltına alınan on insan hakları aktivistinden altısı tutuklandı. Serbest bırakılan dört kişiye de yurtdışına çıkışı yasağı getirildi.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükada&#8217;da bir seminere düzenlenen polis baskınıyla 5 Temmuz&#8217;da gözaltına alınan 10 insan hakları aktivistinden altısı tutuklandı. Aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, bir Alman ve bir İsveç vatandaşının da olduğu altı kişi hakkında Pazartesi günü yapılan sorgulamanın ardından mahkeme tutuklu yargılama kararı aldı. Mahkeme, serbest bırakılan dört aktiviste yurtdışına çıkış yasağı getirdi.<span id="more-16833"></span></p>
<p>Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, savcılık sorgusunu Twitter&#8217;da &#8220;Adalete karşı linç kampanyası kazandı&#8221; sözleriyle duyurdu ve altı aktivistin tutuklanması sonrası ise &#8220;Skandal: Aralarında İdil Eser&#8217;in de bulunduğu altı insan hakları savunucusunun yanlış suçlamalara dayanılarak kanıt ve mantık olmaksızın hapiste tutulmasına karar verildi&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p>Anadolu Ajansı, savcılığın mahkemeye gönderdiği sevk yazısında Eser&#8217;in &#8220;FETÖ&#8217;nün şifreli haberleşme programı &#8216;ByLock&#8217; kullanıcısı olduğunun tespit edildiği&#8221; ve &#8220;Uluslararası Af Örgütü&#8217;nün Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç ile irtibatının olduğu&#8221; ifadelerinin yer aldığını bildirdi.</p>
<p>Kılıç, 15 Temmuz darbe girişiminin planlayıcısı ve uygulayıcısı olduğu iddia edilen Gülen hareketi ile bağlantılı olmakla suçlanarak 6 Haziran&#8217;da İzmir&#8217;de gözaltına alınmış ve 10 Haziran&#8217;da tutuklanmıştı.</p>
<p><strong>Neler </strong><strong>yaşandı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Büyükada&#8217;da 5 Temmuz&#8217;da bir seminere düzenlenen polis baskınında Yurttaşlık Derneği&#8217;nden Nalan Erkem, Kadın Koalisyonu&#8217;ndan İlknur Üstün, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Yönetim Kurulu üyesi Veli Acı, İnsan Hakları Gündemi Derneği&#8217;nden Günal Kurşun, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği&#8217;nden Nejat Taştan, Yurttaşlık Derneği&#8217;nden Özlem Dalkıran ve eski Mazlumder&#8217;den aktivist Şeyhmus Özbekli&#8217;nin yanı sıra Alman Peter Steudtner ve İsveçli Ali Gharavi isimli iki yabancı eğitmen de gözaltına alınmıştı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 8 Temmuz&#8217;da Almanya&#8217;nın Hamburg kentinde düzenlenen G20 zirvesinde yaptığı açıklamada, Büyükada&#8217;da gözaltına alınan aktivistlerle ilgili &#8220;Onlar adeta 15 Temmuz&#8217;un devamı niteliğinde bir toplantı için bir araya gelmişlerdir. Gelen istihbarat üzerine gözaltına alınmıştır&#8221; ifadesini kullanmıştı.</p>
<p><strong>Gözaltına tepki</strong></p>
<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Liz Throssel, &#8220;İnsan hakları savunucularının çok yüksek ihtimalle işkence gördüklerinden ya da daha farklı biçimde korkunç ve onur kırıcı şekilde muameleye maruz kaldıklarından endişe ediyoruz” açıklamasında bulunmuştu.</p>
<p>5 Temmuz&#8217;daki gözaltılara sert tepki gösteren Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty de yaptığı açıklamada, &#8220;Uluslararası Af Örgütü&#8217;nün Türkiye direktörü de dahil Türkiye&#8217;nin önde gelen bazı aktivistlerinin hiç sebepsiz bu şekilde gözaltına alınmalarından dolayı çok rahatsız ve öfkeliyiz&#8221; demişti.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.dw.com/tr/insan-haklar%C4%B1-aktivistleri-tutukland%C4%B1/a-39730043" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Deutsche Welle Türkçe</strong></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/18/insan-haklari-aktivistleri-tutuklandi/">İnsan Hakları Aktivistleri Tutuklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
