<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TÜİK arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/tuik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tuik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Sep 2020 11:35:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>TÜİK arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/tuik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Ücret Farkının Ölçümü Raporu Tanıtımı Semineri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/turkiyede-cinsiyete-dayali-ucret-farkinin-olcumu-raporu-tanitimi-semineri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2020 11:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitiz Beraberiz]]></category>
		<category><![CDATA[İLO]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=58537</guid>

					<description><![CDATA[<p>ILO ve TÜİK işbirliği ile hazırlanan Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Ücret Farkının Ölçümü Raporu Tanıtımı, 30 Eylül 2020 tarihinde çevrimiçi ortamda saat 14.00’te yapılacak. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/turkiyede-cinsiyete-dayali-ucret-farkinin-olcumu-raporu-tanitimi-semineri/">Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Ücret Farkının Ölçümü Raporu Tanıtımı Semineri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı işi yapıyorlar ama kadınlar erkeklerden daha az kazanıyor. Neden? Cevabı, ilk defa farklı yöntemlerle hesaplanan cinsiyete dayalı ücret açığına dair yeni verileri kamuoyuyla paylaşılacak olan 30 Eylül&#8217;deki webinar&#8217;da konuşulacak…</p>
<p>18 Eylül tarihinin Uluslararası Eşit Ücret Günü belirlenmesi vesilesiyle yapılacak olan Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Ücret Farkının Ölçümü Raporu Tanıtımı çevrimiçi semineri, ILO’nun “Kadınlar için Daha Çok ve Daha İyi İşler Programı” kapsamında yürütülüyor.</p>
<p>Seminerde Türkçe-İngilizce simültane çeviri hizmeti sağlanacak.<br />
Çevrimiçi seminere<a href="https://ilo-org.zoom.us/webinar/register/WN_JbvuKbpsSQuweLebeD6u2Q"> buradan</a> kayıt yapabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/09/23/turkiyede-cinsiyete-dayali-ucret-farkinin-olcumu-raporu-tanitimi-semineri/">Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Ücret Farkının Ölçümü Raporu Tanıtımı Semineri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜİK İşgücü İstatistikleri Tartışmaları, İşsizlik ve İstihdam Karmaşası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/13/tuik-isgucu-istatistikleri-tartismalari-issizlik-ve-istihdam-karmasasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2020 09:38:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik verileri]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55914</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK açıkladı çarşı karıştı. Bu yılın ilk üç ayı verileri açıklandığında aynı kafa karışıklığına yol açan durum ile Nisan ayı haberlerinde de karşı karşıya kaldık. Nisan ayında işsizlik oranı geçen yıla göre düştü. Ancak istihdam da işgücü de azalmış. Yani işsiz sayısı, istihdam arttığı için düşmüyor. Artık işsiz olmayanlar iş bulmuş değil, iş aramaktan vazgeçmiş ve işsiz statüsünü yitirmiş. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/13/tuik-isgucu-istatistikleri-tartismalari-issizlik-ve-istihdam-karmasasi/">TÜİK İşgücü İstatistikleri Tartışmaları, İşsizlik ve İstihdam Karmaşası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK aylık olarak hanehalkı işgücü anketi sonuçlarını paylaşıyor. Geçen ay olduğu gibi bu ayda anket sonuçları medyada, “işsizlik oranı düştü” şeklinde yer buldu. Günümüzde manipülasyon ve yalan, habercilikte ve araştırmacılıkta bir itibar kaybına yol açmıyor maalesef. Buna karşın, bu haberlere ve verilere güven oldukça düşük oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK’in belli periyotlarla kamuoyuna duyurduğu araştırmalar arasında ekonomi ile ilgili olanlar en fazla ilgi çekenler oluyor. Özellikle enflasyon, işsizlik ve büyüme oranları ile ilgili olanlar. Genellikle de hezeyanlara yol açıyor. İşsizlik oranları, medyada Türkiye’nin başarılı ekonomi yönetimin göstergesi olarak yer alıyor. Muhalifler ise enflasyon verilerinde olduğu gibi manipülasyon iddiasında bulunuyor. Bu açıklamaları takip eden yurttaşlar ise veri okuryazarlığı düşüklüğü ile kanaat önderlerinin dediğine inanmakla yetiniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teknik detaylara girmeden önce aynı rapordan farklı haber spotları çıkararak dört ana sonucu paylaşayım. </span></p>
<ol>
<li><span style="font-weight: 400;">İşsizlik oranı düştü! Nisan ayı işsizlik oranı %12.8’e düştü. İşsizlik oranı geçen yıl aynı ayda %13, bir önceki ay ise %13.2 idi. İşsiz sayısı 427 bin kişi azaldı.</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İstihdam daralıyor! Çalışanların nüfusa oranı %41.1’e düştü, aynı oran geçen yılın aynı ayında %46.0 idi. Geçen yıl Nisan ayında 28.2 milyon kişi istihdamda idi, çalışan sayısı bu senenin Nisan ayında ise 25.6 Milyon kişiye düştü. Yani 2 Milyon 585 bin daha az çalışan var, üstelik çalışabilecek nüfus 1 Milyon 59 bin kişi artmışken</span><b>.</b></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İşgücümüz azalıyor! İşgücüne katılım oranı %47.2’ye düştü, aynı oran geçen sene %52.9 idi. Geçen seneye göre çalışabilecek nüfus 1 Milyon arttı. Başka hiçbir şey değişmemiş olsa ortalama 500 bin kişi artması beklenebilecek olan işgücündeki kişi sayısı 3 Milyondan fazla azalmış. Demek ki geçen yıla göre yaklaşık 3.5 milyon kişi çalışmaktan vazgeçmiş, ya da çalışma ümidini kaybetmiş. </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">İşsizlik artıyor! Nisan ayında işsiz olanların sayısı geçen seneye göre 1 Milyon 769 kişi artarak 8 Milyon 358 bin kişiye ulaştı. Geçen sene %18.9, geçen ay %23.1 olan geniş işsizlik oranı %24.6’yı buldu</span><b>.</b></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dört spot dört farklı göstergeye dayanıyor: işsizlik oranı, istihdam oranı, işgücüne katılım oranı ve geniş işsizlik oranı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dört görünüm aynı fotoğraf içerisinde. Tek birinden bahsetmek son yılların iletişim kültürünün, habercilik anlayışının sıradan bir örneği: Yaz! İşsizlik oranı düştü.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuya dönecek </span>olursak<b> işsizlik oranının düştüğü yalan olmasa da yanlış.</b><span style="font-weight: 400;"> Nedenine geçmeden bir veri ya da gösterge ile karşılaşıldığında yapılması gerektiğini düşündüğüm sorgulama sıralamasından bahsetmek istiyorum:</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu verinin/göstergenin ölçmeye çalıştığı bir başka deyişle temsil ettiğini iddia ettiği bilgi nedir, yani tam olarak neyi gösterme iddiası taşıyor? </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu veri/gösterge ölçmeye çalıştığı bilgiyi ölçmeyi ne kadar başarıyor?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu veri/gösterge ile birlikte hangi verileri bir arada düşünmek fotoğrafı anlamak için koşul oluşturur?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu veri/göstergenin oluşturulmasında bir ölçümleme hatası ya da manipülasyon izi var mı?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Veriyi karşılaştırdığımız dönem nasılmış, yani baz etkisi nedir?</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu verinin toplandığı zamanın bağlamından kaynaklı bir etki var mı? </span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorularla işsizlik oranına bakalım. Ama temel tanımlara hâkim olmayanlar için en aşağıda kavram ve tanımlara ilişkin bir özet rehber hazırladım. Veriye hakim olanlar bu kısmı atlayarak tabloya bakıp devam edebilir.</span></p>
<p><b>Kavramlar &#8211; Tanımlar:  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk önemli kavram </span><b>nüfus.</b><span style="font-weight: 400;"> İşgücü istatistiklerinde nüfus diye belirtilen nüfus aslında tüm nüfus değil, çalışabilir olan nüfus. Buna kimi zaman aktif nüfus da deniyor, ama kısaca nüfus deniyor. Aktif nüfusu, 15 yaş üstü çalışabilir nüfus oluşturuyor (15 yaş üstü nüfusun yaklaşık %96’sı). Buna hapishane, kışla, hastane vb. kurumlarda olduğu için çalışma yaşamına katılma ihtimali olmadığı varsayılan nüfus dahil değil. Aktif nüfus son açıklanan verilerin olduğu Nisan ayı raporuna göre </span><b>62 milyon 320 bin kişi</b><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p><b>İstihdam</b><span style="font-weight: 400;"> kavramı aralarında kavraması en kolayı, çalışan kişi sayısı: </span><b>25 Milyon 614 kişi.</b><span style="font-weight: 400;"> İstihdam oranı ise aktif nüfus içindeki istihdamda olanların oranı.</span></p>
<p><b>İstihdam oranı = İstihdam/aktif nüfus = 25.614 / 62.320 = %41.1</b></p>
<p><b>İşgücü </b><span style="font-weight: 400;">çalışan ve iş arayanların toplamı olarak görülüyor. Çalışabilir olup da iş aramayanlar işgücü dışında bırakılıyor. İşgücünde Nisan ayı itibari ile </span><b>29 Milyon 388</b><span style="font-weight: 400;"> bin kişi var. İşgücüne katılım oranı ise, çalışabilir nüfusun ne kadarının çalıştığı ya da çalışmak istediğini gösteriyor. </span></p>
<p><b>İşgücüne katılım oranı = (işsiz+istihdam)/aktif nüfus= (3.775+25.614)/62.320 = %47.2</b></p>
<p><b>İşsizlik </b><span style="font-weight: 400;">de aslında basit gibi görünen bir kavram ama işler orda biraz karışıyor. Zira uluslararası kabullere paralel olarak resmi işsizlik tanımına yalnız iş arayanlar giriyor. İş arama için ise sınır 4 hafta olarak görülüyor. Çalışmıyor olsa da son dört haftadır iş aramamış olan biri işsiz olarak görülmüyor. Nisan ayındaki işsiz sayısı </span><b>3 Milyon 775 bin</b><span style="font-weight: 400;">. Dolayısıyla işsizlik oranı da resmi işsiz sayısının işgücündeki payı olarak hesaplanıyor. </span></p>
<p><b>İşsizlik oranı = İşsiz/işgücü = 3.775/29.388 = %12.8</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak işsizlik oranının yanında mutlaka gözetilmesi gereken bir gösterge de </span><b>geniş işsizlik</b><span style="font-weight: 400;">. İşsizler haricinde iş bulmaktan ümidini kaybetmiş olan, bu yüzden iş aramayan fakat iş bulsa hemen başlayacak olan bir kesim de var: 4 Milyon 446 bin kişi. Bu halde olan kişi sayısı, resmi işsiz sayısından da fazla. Buna ek olarak da 123 bin kişi mevsimlik düzensiz işlerde çalışıyor. Bu iki rakam ve işsizliğin toplamı geniş işsizliği oluşturuyor.</span></p>
<p><b>Geniş işsiz</b><span style="font-weight: 400;"> = işsiz+iş aramasa da çalışmaya hazır halde olanlar+mevsimlik çalışanlar =3.775+4.460+123</span></p>
<p><b>İşte şu anki işsiz nüfusun sayısı için geniş işsizliğe bakmak en iyisi: 8 Milyon 358 bin kişi. Resmi işsiz sayısının 2.21 katı. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna paralel olarak geniş işsizlik oranı da, geniş işsiz sayısının geniş işgücüne oranı. Geniş işgücünde 33 Milyon 971 bin kişi var. </span></p>
<p><b>Geniş işsizlik oranı = geniş işsiz/(geniş işsiz+istihdam) = 8.358/(8.358+25.614) =24.6%.</b></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-55916 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/geniz-issizlik.jpg" alt="Geniş işsizlik oranı" width="533" height="258" /></p>
<p><b><br />
Değerlendirme</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Resmi işsiz tanımına sadece son bir ayda iş arayanlar giriyor. Buna karşın toplumun gözünde en son ne zaman iş aradığından bağımsız olarak, iş aramıyor olsa da işsiz işsizdir. Oysa resmi işsizlik rakamında yer almayan işsizler var. Örneğin artık iş aramaktan yorulmuş veya iş bulma ümidini kaybetmiş olanlar, aktif olarak iş aramasa da çalışmaya hazır kişiler. Hatta kimi zaman öğrenci, ev kadını ya da bir engeli ya da sağlık sorunu olan ve bu nedenlerle çalışamadıklarını beyan edenler dahi kendilerini işsiz olarak da tanımlayabiliyor, zira çalışma istekleri canlı olabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Resmi işsizliği takip etmenin elbette bir değeri var. Ancak işsizliğin boyutlarını tek bu rakama bakarak yorumlamak eksik bir görüye, hatta kimi zaman yanılgıya neden oluyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla işsizlik oranının işsizliği takip için iyi bir araç olduğu şüpheli. İşsizliği ancak kısmen ölçebildiği söylenebilir. İşsizlik oranı işgücündeki ve istihdamdaki kişi sayısındaki değişim ile birlikte ancak yorumlandığında, işsizliğin seyri hakkında fikir veriyor. Bu üç veriyi bütünleyen geniş işsizlik göstergesinin ise işsizlik ile ilgili daha kullanışlı bir veri olduğu açık.</span></p>
<p><b>Peki TÜİK bize yalan mı söylüyor, buradan bu çıkmıyor. Medyadaki haberlerde bir yorum sorunu olduğu ise açık. TÜİK’in bu araştırmasının verilerini esas alsak dahi fotoğraf işsizlik azalıyor, ekonomi tıkırında şeklinde bir görüntüye sahip değil. Dolayısıyla medyada çıkan işsizlik düştü haberlerine yalan diyemeyiz ama verinin yanlış yorumlandığını net olarak söyleyebiliriz. Bu bir veri manipülasyonu mudur, hayır, ama bir iletişim hamlesi olduğu açık.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Verilerde aldatma var diye iddia etmek kendi araştırmamızı yapmadığımız sürece ve bir kanıt olmadığı takdirde doğru olmaz. Fakat verilerde bir tuhaflık var mı ona bakmak mümkün. Yukarıda aktardığım sorunların yanı sıra, resmi işsizliği de baz alsak tuhaflık olan bir durum da göze çarpıyor. Konuyla ilgili akademisyenlerin TÜİK’ten bunu açıklamasını talep etmesi yerinde olacaktır. Tuhaflık şurada: iş aramama sebepleri arasındaki kategorilerden biri “çalışamaz halde” kategorisi. Bir de mevcut kategorilere girmeyenlerin konulduğu “diğer” kategorisi var. Bu iki kategori, bu yıl olağandışı yükselmiş. Bununla ilgili değişimler aşağıdaki tabloda. Önceki seneler değişim düşük ve aynı seviyede seyrederken bu yılın başından bu yana bir önceki seneye göre olağandışı boyutlarda artışlar var. 2019 Nisan ayında 3.93 milyon olan çalışmaz halde kategorisi, 2020 Nisan’ında 4.9 Milyona yükselmiş. Diğer kategorisindeki artış ise 1 Milyon 158 bin kişi. Bu yükseliş bir açıklamayı hak ediyor ama TÜİK maalesef bültenlerinde bu tür olağandışı değişimlere açıklama getirmiyor. Halihazırda güvenin düşük olduğu kurum bu tür eksikliklerle güvenilirliğini daha da kaybediyor. Bu iki kategoride toplam artış 2120 bin kişi. Geçmiş yıllarda neredeyse hiç artmamış olan bu iki kategorideki nüfusun da geniş işgücüne eklenebilecek bir kitle olduğunu varsayacak olursak geniş işsizlik, %.28.8. Ya da bu kişilerin yarısı aslında resmi işsiz niteliğinde ise, resmi işsizlik oranı da %12.8 değil % 15.9 olabilir. </span></p>
<h5><strong>Son 5 yılın Nisan ayı “çalışamaz halde” ve “diğer” kategorileri</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-55919" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/son-bes-yil.jpg" alt="Son 5 yılın Nisan ayı “çalışamaz halde” ve “diğer” kategorileri" width="572" height="121" /><br />
</strong></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu tartışmaların yanı sıra bir de baz etkisi sorunu var. 2019 özellikle de ilk iki çeyrek ekonomik göstergelerin diplerde olduğu bir dönemdi. İşsizlik oranları da son on yılın en yüksek seviyesine gelmişti. Dolayısıyla yukarıdaki sorunlar olmasaydı dahi, işsizlik oranındaki düşüş, zaten en yüksek seviyelere gelmiş bir baza göre hafif bir düşüş. Dolayısıyla baza göre değerlendirildiğinde resmi işsizlik oranları da çok iç açıcı değil. </span></p>
<h5><span style="font-weight: 400;"><strong>Son 5 yılın Nisan ayı işsizlik oranları</strong></span></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-55920" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/issizlik-orani.jpg" alt="Son 5 yılın Nisan ayı işsizlik oranları" width="470" height="56" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak gelelim bağlamsal etkiye. Kamuoyunda işsizliğin düştüğü haberine güven duyulmamasının en önemli nedeni bu dönemde yoğun olarak hissedilen işsizlik ve gelir kayıpları. Birçok iş yeri kapandı, etkilenen şirketler ekonomik tedbirlere yöneldi. Fakat Türkiye’de salgının ekonomik etkilerini henüz istatistiklerde gözlemlemeye başlamadık, düzenlemeler etkiyi erteledi. Batıda ise etki doğrudan ve hızlı bir şekilde işsizlik rakamlarına yansıdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir örnek verecek olursam, ABD’de Şubat ayında en düşük seviyeye gelen (%3.5) işsizlik oranı, Nisan ayında %14.7 oldu. İşgücüne katılım ise %60.2 ile 1973’den sonraki (%60.2) en düşük oran oldu. Mayıs ayında da işsizlik önce yükselme eğilimi devam etti ve ayın ikinci yarısında istihdama dönüşün başlaması ile beraber düşme eğilimine girdi. Mayıs ayı işsizlik oranı %13.3 oldu. ABD’de ayın işsizlik istatistikleri Türkiye gibi iki ayın üzerinde bir zaman sonra değil hemen ayın bitiminde paylaşılıyor. Bu sayede Haziran ayı sonuçlarından da haberimiz var. Haziran ayında oran %11.1’e gerilemiş ve Haziran’da 4.8 Milyon kişi işine geri dönmüş. Mayıs ve Haziran’daki toparlanmalara rağmen işsizlik Şubat ayına göre 3 kat fazla. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de ise yukarıda tartıştığımız işsizlik verilerinin bire bir pandemi ile ilgili olduğunu söylemek zor. Yani hem haberlerin iddia ettiği düşüş, hem de verilerin bütünün söylediği geriye gidiş, büyük ölçüde pandemiden bağımsız, halihazırdaki pandemi öncesi ekonomik durumdan kaynaklı. Zira Türkiye’de şu anda düzenlemeler nedeniyle pandemi kaynaklı işsizlik henüz istatistiklere yansımadı, yılın ikinci yarısında yansıyacak görünüyor. 17 Nisan 2020 tarihinde yürürlüğe giren kararname ile 17 Nisan – 17 Temmuz arasındaki dönemde işten çıkarma yasaklandı ve bu süre Temmuz’da bir ay daha uzatıldı. Şirketler çalışanlarını işten çıkaramıyor ama ücretsiz izne çıkarabiliyor. Yine uygulanan paket dahilinde, çalışılamayan dönemlerdeki ödemelere destek sağlanması, işten çıkarmaları durduran ya da erteleyen diğer bir faktör oldu. Önümüzdeki aylarda ekonomik sorunların etkileri daha fazla belirginleşecek ve muhtemelen işten çıkarmalar artacak. IMF’nin iyimser tahminlerine göre 2020’de resmi işsizlik oranı %17.2’yi bulacak. Sonuç olarak salgının etkilerinden kaynaklı işsizlik artışını henüz görmedik. Öte yandan henüz işsiz sayına esas etkileri gözlemlememiş olsak da iş bulmadan ümidini kaybetme eğilimindeki yükselişin, salgının yarattığı ekonomik etkilerin yoğun olarak hissedilmesinden kaynaklı olduğu söylenebilir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/13/tuik-isgucu-istatistikleri-tartismalari-issizlik-ve-istihdam-karmasasi/">TÜİK İşgücü İstatistikleri Tartışmaları, İşsizlik ve İstihdam Karmaşası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Engelliler Günü’nde Engellilerin İstihdamını Konuşmak </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/dunya-engelliler-gununde-engellilerin-istihdamini-konusmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Dec 2019 13:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[3 Aralık Dünya Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Destekli İstihdam Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[down sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[down sendromu derneği]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Kariyer Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fulya Ekmen]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kızıltaş]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son resmi verilere göre, özel sektöre getirilen kotalarla 122 bin ve kamuda 55 bin çalışan ile engelli istihdamı 180 bine ulaştı. Engelli bireylerin yaklaşık yüzde 40’ı okuma yazma bilmiyor. Dahası, destek alamadıklarından iş gücüne katılım oranları yüzde 20 civarında. Bu tabloyu, engellilerin istihdamına ilişkin faaliyetler yürüten Down Sendromu Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fulya Ekmen ve Engelsiz Kariyer’in kurucusu, Sabancı Vakfı tarafından bu alandaki çalışmalarından ötürü Fark Yaratan seçilen Mehmet Kızıltaş ile konuştuk.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/dunya-engelliler-gununde-engellilerin-istihdamini-konusmak/">Dünya Engelliler Günü’nde Engellilerin İstihdamını Konuşmak </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>“Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum: İş Koçu Destekli İstihdam Programı” Projenizden ve kurumunuzun engelli istihdamına ilişkin faaliyetlerinden bahseder misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45233 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/fulya-ekmen-down-sendrom-derne%C4%9Fi-640x360.jpg" alt="" width="385" height="217" />Destekli istihdam programımızın çalışmalarına 2012 yılında başladık. İrlanda ve İtalya’daki destekli istihdam çalışmalarını inceledik, eğitim aldık, ardından Türkiye’de uygulamaya başladık. Sabancı Vakfı’nın da desteklemesi ile Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümünden Prof. Dr. Atilla Cavkaytar ve ekibi ile bir sene boyunca çalışarak hem Down sendromlu gençlerle, hem aileleri ile hem de işverenler ile konuşarak ihtiyaç analizleri yaptık ve İş Koçu Eğitim Programını hazırladık. Bu sırada özel gereksinimli bireylerin İstihdamı hakkında bu çalışmalarımızı topladığımız 3 yayın çıkardık. Bugüne kadar 14 ilde 96 yerleştirme yaptık. Hala her bir çalışan gencimizi uzaktan takip ediyor ve gerektiğinde hem firmaya hem gencimize hem ailesine destek veriyoruz. Destekli İstihdam Modeli dünyada zihinsel engelli kişilerin verimli ve toplumla bütünleşmiş bir şekilde gerçek iş hayatında uzun süreli olarak yer almasını sağlayan en etkili model. Açıkçası özel gereksinimli çocuklarımıza ne kadar eğitim verirsek verelim, ne kadar donanımlı hale getirirsek getirelim çevresindeki üçüncü kişiler onu kabullenmiyorsa bu eğitimler boşa gidiyor ve izolasyon başlıyor</span></p>
<p><b>Çözüm, Destekli İstihdam Modeli </b></p>
<p><b>Engelli istihdamına ilişkin sivil toplumda benzer projeler var mı? Siz bu projede hangi kurumlarla işbirliği yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli istihdamı için yürütülmüş olan projeler mevcut, bunların bazıları bakanlıklar tarafından yapılmış projeler bazıları sivil toplum tarafından bazıları üniversiteler tarafından veya sosyal girişimcilik modeli olarak ortaya çıkan projeler. bütün kurumlar içerisinde Destekli İstihdam Modeli uygulamasını başlatan ve hala devam ettiren ilk kurumun biz olduğumuzu söyleyebilirim. Destekli istihdam programımız üzerinde çalışırken pek çok kurumla bu bilgi birikimimizi çalıştaylar düzenleyerek paylaştık. Bizim hedefimiz bunun yaygınlaşması ve devlet politikası haline gelmesi idi. Yolumuz elbette bu noktada İŞKUR ile kesişti Nihayetinde 2020’ye girmeden İŞKUR ile birlikte bir çalışma başlatmayı planladık. Tabi işverenleri de unutmamak gerek. Biz destekli istihdam programına Bimeks firması ile başlamıştık, ardından Big Chefs ile devam ettik ve sonrasında firmalar çığ gibi büyüdü. Şimdi pek çok değerli firma destekli istihdam modelini benimsemiş durumda. </span><a href="http://www.iskoclugu.org/"><span style="font-weight: 400;">www.iskoclugu.org</span></a><span style="font-weight: 400;"> sayfasından merak eden herkes detaylara ulaşabilir.</span></p>
<p><b>Down sendromlular diğer bazı özel kişilere göre daha mı şanslı istihdam anlamında? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45234 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/down-sendromu-derne%C4%9Fi-640x640.png" alt="" width="348" height="348" />Şu anda öyle gözüküyor. Biz herkesin çalışabileceğini düşünüyoruz ama uygun destek ve şartlarla ve kendisine uygun işlerde. Ülke olarak Destekli istihdam alanında uzmanlaştıkça en zor gibi gözüken engel gruplarının istihdamının o kadar da zor olmadığını fark edeceğimize inanıyorum. Down sendromlu kişiler çalışabiliyor çünkü 2012 yılından beri biz hem akademik alt yapısı, hem uygulaması hem de tanıtımı için çok ciddi çalışmalar ve yatırımlar yaptık.</span></p>
<p><b>Down sendromluların istihdamında sorun olarak neleri gözlemliyorsunuz? Uzun yıllar istihdam edilebiliyorlar mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an için en büyük sorun yeterli sayıda destekli istihdam iş koçunun olmaması. O sebeple listemizde uzun süreler beklemek zorunda kalan firmalar oluyor. Bunun dışında aileler hala çocuklarının çalışabileceğine inanmıyorlar bu yüzden bazen çalışacak genç bulmakta zorlanıyoruz. Bir diğer sorun çalışmaya başlayınca sosyal yardımlar kesildiği için bazı aileler çocuklarını çalıştırmak istemiyorlar. İstihdam süreklilğinde bir sıkıntı yok. Destekli istihdamın en başarı yanı da bu zaten; süreklilik. İstihdam sürekliliği %86’larda. </span></p>
<p><b>Türkiye’de engellilerin istihdamına ilişkin kurum olarak değerlendirmeniz nedir? Engelli istihdamı son yıllarda yapılan düzenlemeler ile arttı mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstatistiki olarak genel durumu bilemiyorum ama zihinsel engelli bireylerin istihdamında anlamlı bir fark yok. Destekli istihdamın hızla devreye alınması aslında sorunları büyük oranda çözecektir. Bir de engelli istihdamı dediğinizde bunun önceki aşamalarının da düzgün yapılandırılması gerekiyor. Eğitim</span><span style="font-weight: 400;"> sistemi ve eğitim sisteminden iş hayatına geçiş aşamalarının ülkemizde doğru olarak yapılamadığını gözlemliyoruz.</span></p>
<p><b>Down sendromluların ve diğer engellilerin istihdam oranlarına ilişkin elinizde veri var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli kişiler ile ilgili TÜİK tarafından en son yapılan istatistik 2002 yılına ait. Yani devlet bir politika üretirken karanlıkta yolunu bulmaya çalışıyor. Bence bu konuda bir çalışma yapılması devletin önceliği olmalı. 2018 yıllık tabloya baktığımızda ise Zihinsel, Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar tek kalem olarak geçiyor ve kayıtlı işgücü 21.859 işe yerleştirme ise 2.067 kişi, toplam kayıtlı engelli iş gücü ise 148.876. Tabi bu rakamları değerlendirirken tüm tabloları iyi okumak gerek. Merak edenler <a href="https://www.iskur.gov.tr/kurumsal-bilgi/istatistikler/">buradaki</a> </span><span style="font-weight: 400;">linki inceleyebilir.</span></p>
<p><strong>Mehmet Kızıltaş: &#8220;Her Engelli Her İşi Yapabilir&#8221;</strong></p>
<p><b>Engelsiz Kariyer bir sosyal girişim; siz de bir Fark Yaratan&#8217;sınız. 3 Aralık vesilesiyle, bu tecrübeleriniz çerçevesinde ne söylemek istersiniz?    </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-45231 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/mehmet-k%C4%B1z%C4%B1lta%C5%9F-engelsiz-kariyer-foto.gif" alt="" width="300" height="300" />Bugün 3 Aralık Dünyada Engelliler Farkındalık günü. Bizler bir gün değil her gün hayatın içindeyiz. Her şey güzel olacaksa bu başkalarının değil bizim yapacaklarımızla olacağını bilmek gerekiyor. Okuduğum bir kitapta harika bir söz vardı. “Yarın güzel olmayacak eğer bugün sen bir şey yapmazsan.”</span></p>
<p><b>Kurumsal düzeyde Yaşadıkça ve Engelsiz Kariyer sitelerinizde, engelli istihdamına ilişkin yürüttüğünüz faaliyetlerden kısaca bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2005 yılında başladığımız Engelsizkariyer.com engelliler için meslek edindirme kursları, kişisel gelişim eğitimleri ve çalışan engellileri geleceğin liderliğine kanatlandıran Engelsiz Kariyer Akademi Liderlik Okulumuzda eğitimler düzenliyoruz. Engelli öğrencilerin için Engelsiz Staj programını yürütüyor  ve 2008 yılından bu yana Engelsiz Kariyer Günleri’nde bir araya getirerek istihdam olanaklarını arttırıyoruz. Her yıl sadece bu buluşmalarla 300 ortalama ise 600 engelli adayın işe yerleşmesine aracılık ediyoruz. Firmalar için özellikle engelli dostu firma programı, engellilerle iletişim eğitimi gibi Engelli İŞ Koçluğu – Destekli İstihdam desteği sunuyoruz.. Yasadikca.com ise engelliler haber ve bilgi sitesi olarak 2003 yılından bugüne hizmet veriyor. Sitenin editörlüğünü ise 3 parmağını kullanarak harikalar çıkarak engelli dostlarımız yapıyor.</span></p>
<p><b>Engelli istihdamına ilişkin sizin sağladığınız düzeyde, katkı sunan- bu alanda faaliyet gösteren bir sivil toplumda kuruluşu var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz sosyal girişimcilik projesi olarak yola çıktık ancak Engelsizkariyer.com’un sahip olduğu bilgi, deneyim ve tecrübe olarak söyleyecek olursak bu alanda uzmanlaşmış bir STK yer almıyor. Engelsizkariyer.com engelli istihdam politikalarının geliştirilmelerinde hem öncülük ediyor hem de bu alanda yenilikçi, sürdürülebilir çözümler sunuyor.</span></p>
<p><b>Dönemsel olarak yürütülen projeler dışında, kalıcı ve sürdürülebilir şekilde engelli istihdamı nasıl sağlanabilir sizce?     </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli çalışanların aldıkları diplomalar dışında mesleki ve kişisel gelişimleri için yeniliğe açık olmaları gerekir. Engelli ayrımcılığına karşı firmalarda kapsayıcı politikalar bir dil ve kültür yaratarak sağlayabiliriz. Engellileri sadece %3 kotasına göre engelli oldukları için değil yetenekleri ve kariyer hedefleri ile doğru eşleşen fırsatlar vererek istihdam ettiğimizde katma değer sağlayan çalışanlar kazanabileceğimizi vurgulamak istiyorum. Sürdürülebilirlik için her firmada mutlaka engelli iş koçu, mentörlük uygulamaları yapılmalı ve engellilerin işe uyum/oryantasyon süreci daha başarılı olur. </span></p>
<p><b>Sivil toplumda, kamuda ve özel sektörde hangi kurumlarla işbirliği yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1994 yılında başlayan ve 2009 yılında sona eren ve TRT’de de yayınlanan Yaşadıkça Engelliler TV programını yıllarca hazırladım. Engelli kamuoyuna hâkim olmamız bize bu alanda çok büyük bir avantaj ve ayrıcalık sağladı. Biz Türkiye genelinde üniversiteler, İŞKUR, dernekler, kamu kurumları ve gönüllerle ortak çalışmalar yapabiliyoruz.</span></p>
<p><b>Engellilerin istihdam sürecinde hangi kesimin istihdam edilmesi daha kolay sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu engelli bu sektörde bu engelli bu pozisyonda diyerek ayıramayız bu ayrımcı bir tutum olur. Biz buna karşıyız. Çünkü bir sözümüz var; &#8216;her engelli her işi yapabilir&#8217; </span><span style="font-weight: 400;">Önemli olan her engellinin ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılarsanız yetenekleri doğrultusunda her şeyi yapabilirler Önemli olan engeline değil yeteneklerine odaklanarak fırsatlar vermek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8216;</span><b>Ayrımcılık </b><b>Engellilerle İletişim Eğitimleri ile Aşılabilir&#8217; </b></p>
<p><b>Hedef kitleniz olan engellilerin  istihdamında sorun olarak neleri gözlemliyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sorun demeyelim de eksikliler olarak bizim aşmamız gereken en öncelikli bariyer ayrımcılık. Çalışan ve işverenin engelliler konusunda yetersiz ve yanlış davranışlarından ortaya çıkan mobbing, önyargı ve ayrımcılık konusunda yeterli çalışmaları yapmıyoruz. Oysa bunu Engellilerle İletişim eğitimleri ile çözmek mümkün. Engelli çalışanların ihtiyaç ve beklentileri tam olarak dikkate alınmaması, engellilerin iş hayatına uyumlanmasında iş öncesi eğitim olanaklarının olmaması ya da yetersiz olması. Engelli adayların yeteneklerini geliştirmedikleri gibi vasıflarının düşük olması&#8230; İşverenin engelli çalışanını oryantasyonu konusunda bilgi sahibi olmaması uzman desteği almamaları</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;">Bunları arttırmak mümkün…</span></p>
<p><b>Engelliler uzun yıllar ve sürdürülebilir şekilde istihdam edilebiliyorlar mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer engelliler yetenekleri ile doğru orantıda istihdam edilirlerse, iş yerinin önyargı ve ayrımcı tutumlar sergilenmeden eşit çalışan yaklaşımı çok uzun yıllar çalışabiliyor. Hem de diğer çalışanlardan çok daha yüksek verimle. Örneğin 2012 yılında ilk açtığımız Bilgisayar Programcılığı kursumuzu başarılı ile bitiren adaylarımız halen aynı firmada çalışıyorlar.</span></p>
<p><b>Engelliler istihdam edildikten sonra hangi sorunlara karsılaşıyorlar? Haklarını işyerlerinde koruyacak mekanizmalar var mı ? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasalar engellileri net bir dille koruyor. Hem BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nde, hem Anayasa’da hem de İş Kanunu’nda çok kapsamlı ve koruyu maddeler yer alıyor. Engellilerin en çok karşılaştığı problem </span><b>ayrımcılık..</b><span style="font-weight: 400;">. Fırsat eşitliğinin bazı firmalarda lütuf, merhamet ve yardımdan öteye gitmemesi önemli problemlerden biri… Bazı zorluklar sektör ve pozisyonlar için olabilir. </span></p>
<p><b>Türkiye’de engelli istihdamı son yıllarda  yapılan düzenlemeler ile arttı mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-45232 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/0.png" alt="" width="200" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/12/0.png 200w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/12/0-160x160.png 160w" sizes="auto, (max-width: 200px) 100vw, 200px" />Kesinlikle güzel gelişmeler, önemli kazanımlar var. Kamuda önce mekânlar erişilebilir olarak düzenlenecek çalışanlar eğitildikten sonra engelli atamaları yapılmalı. İşte o  zaman kuşak çatışması erişilebilirlik problemleri ve engelli adayın sürekli tayin talebi ortadan kalkar ve verimlilik ve devamlık sağlanır. Özel sektörde ise istihdamda en çok zorlandığımız epilepsiler, otizmliler, Down Sendromlular, Görme Engelliler, İşitme Engelliler ve Tekerlekli Sandalye Kullanıcı olan adayların, istihdamında artış görüyoruz.</span></p>
<p><b>Kamunun engelli istihdamına ilişkin politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuda Cumhuriyet tarihinin en yüksek işe alımı yapıldığı için önemli bir adım. Ancak kamu, engelli adayları çalıştırma konusunda hazır olmadığı için yetersiz ve eksik kalmasından dolayı problemiler çığ gibi büyüyor. Kamunun engelli istihdamına bakışı oldukça iyimser ve iyi niyetli… Ancak kamu da çalışanların yetersiz ve eksik kalması birebirde engelli adayların çalışma ortamlarının uygun olmaması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.</span></p>
<p><b>Kurum olarak sizin katkı sunduğunuz ve genel olarak ulusal düzeyde engelli istihdam oranlarına iliskin elinizde veri var mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelsizkariyer.com her yıl 600’den fazla engelli adayın istihdamına aracılık ediyor. Bu yıl ESKİP projemiz kapsamında TANAP’ın da destekleri ile Bursa, Eskişehir ve Ankara’da 2bin engelli adayı doğrudan firmalar İK’cıları ile iş görüşmeleri yaptırdık. Özellikle bu konuda bir rakam verecek olursak Kasım 2019 verilerine göre kamuda: 52,671 kişi </span><span style="font-weight: 400;">. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/dunya-engelliler-gununde-engellilerin-istihdamini-konusmak/">Dünya Engelliler Günü’nde Engellilerin İstihdamını Konuşmak </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 10:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Genç İşsizler Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[işkur]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Kubilay]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Murat Kubilay]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç İşsizler Platformu'nun kurucusu ve sözcüsü Dr. Mustafa Murat Kubilay,  politikacıların ve kamuoyunun dikkatini çekmek istediklerini ve işsizliğin toplumsal bir sorun olduğunun anlaşılması için çaba gösterdiklerini dile getiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/">Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44546 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/ggencissizlik-1-640x905.png" alt="" width="260" height="368" />DİSK-AR tarafından hesaplanan geniş̧ tanımlı işsiz sayısı Temmuz 2018’de 6 milyon 130 bin iken Temmuz 2019’da 1 milyon 54 bin artışla 7 milyon 364 bin oldu.</span><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Genç İşsizler Platformu’nun TÜİK ve İŞKUR verilerinden derleyerek hazırladığı ‘Kasım 2019 İşsizlik ve İstihdam Raporu’na göre ise 15-34 yaş arasını kapsayan genç işsiz sayısı geçtiğimiz yılın aynı ayına göre 515 bin kişi artarak 2 milyon 801 bin kişiye ulaştı. </span><span style="font-weight: 400;">Son günlerde TÜİK’in açıkladığı veriler cumhuriyet tarihinin en yüksek genç işsizliğinin verilerini ortaya koydu. DİSK- AR ise gençlerin ve kadınların işsizlikte en dezavantajlı kesim olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar veriler, devlet yetkililerinin açıklamaları ve uzmanlar tarafından  gündeme gelen genç işsizler kendi sözlerini söylemek için bir araya geldi. Genç İşsizler Platformu sözcüsü Dr. M. Murat Kubilay genç işsizliğine, platformun amaçları ve olası sosyal, siyasal sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</span></p>
<p><b>Politikacılar İşsizliği Yeterince Gündemlerine Almıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kubilay, platformun iki amacı olduğuna vurgu yaparak  politikacıların ve kamuoyunun dikkatini çekmek istediklerini belirtti: “Önümüzdeki süreçte genç işsizliğin artacağı; iş güvencesi, iş güvenliği, terfi imkanları, reel ücretler gibi diğer boyutlarda da bozulmanın açık bir şekilde süreceği görülmesine rağmen politika yapıcılar bu konuyu yeter düzeyde gündemlerine almamaktadır. İşsizlik; verileri aydan aya açıklanan ve tuzu kuru olanların ‘ah vah’ diyerek geçebilecekleri basit bir durum değildir. Aksine süresi uzadıkça psikolojik etkileri artan; sayısı arttıkça da sosyal bir duruma dönüşen bir bunalımdır.”</span></p>
<p><b>Bireysel Çözümlerin Toplumsal Bir Anlamı Yok </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44543 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/mustafamuratkubilay-640x853.jpg" alt="" width="274" height="365" />Platformun ikinci amacının neoliberal dünya düzeninde sürekli bireyi suçlu tutan, onun kendisini yetersiz hissetmesine neden olan bakış açısını değiştirmek; işsizliğin bireysel değil, tersine toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirten Kubilay, &#8220;Gençlerin sürekli aldıkları eğitimleri ve mevcut yeteneklerini yetersiz görmeleri; bitmek bilmeyen kendilerini geliştirme yollarına başvurmaları ve en nihayetinde kendilerini kabahatli buldukları mevcut bakış açısının hatalı olduğu; genç işsiz sayısının milyonlara ulaşmasıyla artık aşikâr hale gelmiştir. ‘Kendinizi farklı kılın, hayallerinizin peşinden koşun, dünyayı yakalayın’ temalı bireysel çözümlerin toplumsal bir anlam taşımadığını; üniversite, bölüm ve şehir tercihlerinin bile işsizlik sorununu çözmekte yeter düzeyde etkili olamadığı bir dönemdeyiz. İşte bu nedenlerden ötürü Genç İşsizler Platformu olarak konuya ilişkin verileri ve gelişmeleri topluma sunuyor; yaşananların insanı dram taraflarını da yansıtarak hassasiyeti artırmaya çalışıyoruz.“</span></p>
<p><b>&#8216;Ekonomi Modeli Büyüme Sağlasa da İstihdam Sağlamadı&#8217; </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç ve kadın işsizliğinin artıyor olmasına ilişkin sorumuza ise Türkiye’nin seçtiği ekonomi modelinin sorunlu olduğunu belirten Kubilay; “Mevcut küresel sistem; sosyal faydayı değil, sermayenin kar maksimizasyonunu amaçlamaktadır. Bunun doğrultusunda yaşanan teknolojik gelişmeler öncelikle mavi yakada yakın zamanda da beyaz yakada istihdam kaybına neden olmuş; iş gücünün pazarlık gücü ve ücret düzeyini düşürmüştür. Teknolojinin mülkiyetinin adil bir şekilde dağılmaması neticesinde; üretim hacmi artan imalathanelerde veya satış cirosu yükselen hizmet sektörlerinde istihdam aynı düzeyde artmamaktadır.&#8217; </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin seçmiş olduğu ekonomi modeli; mega projelere, banka kredilerine ve dış finansmana dayanmaktadır. 2013 yılı ile başlayan finansal istikrarsızlıklar; bu modelin ömrünün sona erdiğini göstermiştir. Çok sayıda olumsuz etkisi olan bu modelin sonucunda büyüme elde edilse bile, benzer oranlarda istihdam sağlanamamış, ayrıca çalışanların satın alma gücü düşmüştür. Son olarak Türkiye, 2018 yılı içerisinde ekonomik krize girmiştir. Küresel konjonktürün işçi dostu olmaması, uygulanan modelin yeterli düzeyde istihdam yaratamaması bir yana; işten çıkarmalar hız kazanmıştır. İş gücü piyasasındaki bu sorunlara karşı kamu istihdamının artırılması, özel sektöre verilen teşvikler ise sürdürülebilir değildir. Önemli bir kısmının üniversite eğitimi veya çeşitli kurslar neticesinde iş gücünden uzak tutulduğu gençler nihayetinde iş gücü piyasasına girmiş; ancak iş taleplerine karşılık bulamayarak işsizlik rekor düzeye gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44545 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/genc%C4%B1ss%C4%B1zlerlogo.jpg" alt="" width="334" height="334" />Kadınların ise iş gücüne katılımları 2009 ekonomik krizinin ardından hızlı bir şekilde artarak şaşırtıcı düzeyde olmuştur. Köyden kente göçün devam etmesi, şehirlerdeki hayat pahalılığı, eğitim ve sağlık gibi sosyal devlet fonksiyonlarından devletin aşamalı olarak çekilmesi neticesinde; satın alma gücünün korunabilmesi için özellikle çekirdek ailelerde kadınlar çalışma talebinde bulunmaya başlamıştır. Bu talep 2009-12 döneminde işverenlerin iş gücü talebiyle eşleşse de sonraki dönemlerde biraz önce belirttiğim ekonomik aktiviteye ilişkin olumsuz süreç nedeniyle işsizlik haline dönüşmüştür.” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İş arayanların ya da hali hazırda çalışanların sürekli veya ömür boyu eğitimle uyum ve kapasite artırmalarını sağlayan programlara yönlendirilmesinin işsizliğe etkisini de değerlendiren Kubilay, &#8220;Sağlanan eğitim ve kursların eğer maddi yükü devlet tarafından karşılanıyorsa olumlu bulmakla birlikte; bu şekilde işsizlik sorununun tamamen düzelmesini beklemek fazla iyimserlik olur. </span><span style="font-weight: 400;">En başta teknoloji olmak üzere dünya sürekli değişiyor. Bu nedenle bazı iş kollarında önemli ilerlemeler yaşanmakta; mevcut çalışanların kendilerini bu değişimlere uyarlaması şart olmakta. Bu uyum ciddi bir emek, zaman ve para harcaması gerektiriyor; neticesinde de çalışanlar bunun karşılığında daha iyi koşulları almak istiyorlar. Ancak teoride oldukça yerinde olan bu beklenti hali hazırda işsiz sayısının çok olması neticesinde, çalışanların ellerinin zayıf olmasına ve böylece de beklentilerini karşılayamayarak hayal kırıklığına uğramalarına neden oluyor. Son dönemde bu beklentiler daha iyi koşullardan öte mevcut işi koruyabilmek düzeyine kadar gerilemiş halde. Yine de bu beklentiler karşılanamıyor. Özellikle iş arayan gençlerin önemli bir kısmının en azından 2 yıllık üniversite mezunu olduğunu, temel düzeyde yazılıma ilişkin kurslar aldıklarını, yabancı dil öğrenmeye çalıştıklarını, mesleki yeteneklerini geliştirmek için o alanda önem taşıyan sertifikaları edindiklerini biliyoruz. Fakat daha önce belirttiğim gibi istihdamın azaldığı, iş gücünün ise tersi yönde hızla arttığı bir ortamda bu çabalar yeter düzey fayda sağlanamıyor. Özellikle kadınlar arasında bu durum gün geçtikçe yaygınlaşmakta.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>&#8220;İŞKUR İşsizliği Çözmüyor Dindiriyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşsizliğe yönelik; İşsizlik Sigorta Fonu, İş-Kur, Kalkınma Ajansları programları, KOSGEB gibi araçlar ne kadar işlevli, çözüm sunabiliyorlar mı Kubilay, bu tür aracıların &#8216;çözen değil dindiren’ konumda olduklarını şöyle dile getiriyor: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki mevcut işsizlik sorununu en çok dindiren kurum İŞKUR. Ancak çözen değil, dindiren olduğunu vurgulamalıyım. İŞKUR, özel teşebbüs şirketlerinin büyüklüğüne bağlı olarak ilk kez sigortalı olacakların asgari ücret düzeyindeki maaşlarının belli bir kısmını yükleniyor. Haliyle bu şekilde özel sektör istihdamı bir derece desteklenmiş oluyor. Bu nedenle 2016 yılı itibarıyla stajyer ve kursiyer olarak sınıflandırılan çalışan sayısında yaklaşık 600 bin kişilik bir artış yaşandı.  </span><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak son 2 yıllık dönemde genel kamu istihdamı yaklaşık 1 milyon kadar artırıldı. Tahmin etmesi zor olmasa gerek; İŞKUR’un olumlu katkısının sınırını işsizlik sigortası fonunun büyüklüğü, kamu istihdamının sınırını ise bütçe açığı belirliyor. Bu nedenle bu tip yöntemler işsizlik sorununu bir nebze dindirse de çözmeye faydalı olmuyor. Benzer bir durum yerel veya teknolojiye dayalı yeni girişimleri destekleyen kalkınma ajansları ve KOSGEB için de geçerli. </span></p>
<p><b>&#8220;İşsizlik  Yaşanan Problemlerin Sonucu&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44544 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/ggencissizlik-3-640x427.jpg" alt="" width="399" height="266" />Kubilay, Irak ve Lübnan’da yolsuzluk ve hükümet karşıtı gösterilerin kitlesini büyük ölçüde genç nüfus oluşturduğunu aynı şekilde Latin Amerika’da da benzer gösterilerde taleplerden birisi de iş sorunu Arap Baharı sürecini de dahil edildiğinde demokrasi ile iş ve gelecek gibi taleplerin bağlantısına dair ise ‘dünya genelinde sistemsel bir sorun’ olarak vurguladı. Sorunun ana temelinde mevcut küresel ekonomik düzen olduğunu belirten Kubilay, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Ülkelerin kendi sınırlarında yaptıkları model seçimleri ve uygulamaları ise durumu daha kötüleştirebiliyor. Bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil, örneğin gelişmiş bir ülke olan Fransa’da da 1 yıl önce Sarı Yelekliler eylemleri yaşandı. </span><span style="font-weight: 400;">İşsizlik ise yaşanan birçok problemin yalnızca sonucu. İş gücü piyasasındaki düşük ücret, iş güvencesinin yitirilmesi, yan hakların kısılması gibi çok başka boyutlarda da bozulmalar var. Ayrıca işsizlerin eğitim durumu, daha önceki dönemlere göre çok daha yüksek; ötesi eğitime harcadıkları zaman, para ve emek de daha fazla. Tüm bunları denkleme koyduğunuzda, toplumda özellikle hayal dahi kurma şansları kalmamış gençlerde bu tip tepkilerin olması çok doğal. </span><span style="font-weight: 400;">Gelir ve servet adaletsizliğinin yüksek olması; toplumun küçük bir kesiminin her şeye rağmen lüks ve konfor içinde yaşaması; politikacıların toplumsal hassasiyetlerini yitirmesi olayların süresini uzatıyor, şiddetini artırıyor. Elbette her ülkeye ilişkin özellikle temel hak ve hürriyetlere ilişkin demokratik nedenler de bulunuyor. Fakat merkezi otoriteye karşı cephe almak ve mücadele vermek cesaret gerektirdiği için; tüm bu yaşananları yalnızca özgürlüklerdeki sınırlamalar şeklinde değil, aynı zamanda refah kaybının sonucu olarak görmek gerek.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de genç işsizliğinin artmasının diğer ülkelerdeki gibi toplu sokak eylemlerine dönüşmesi potansiyelini değerlendirirken de şunları söylüyor: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki iktisadi sistem; dünyadaki sistemin haliyle onun başarı ve başarısızlıklarının bir uzantısı. Bununla birlikte Türkiye özelinde yerel faktörler oldukça baskın. Toplum olarak bir bütün halinde hak arama alışkanlığımız zayıf olduğu gibi hükümetin sivil gösterilere fazla alan bıraktığı da yok. Böyle bir ortamda kısa süre içerisinde benzer olayların Türkiye’de yaşanmasını beklemek; ülkenin gerçekleriyle pek uyumlu olmaz. Diğer taraftan hem işsiz sayısının hem de işsizliğin süresinin uzamasının mutlaka politik bir sonucu olacaktır. Normal koşullarda genel seçim veya yerel seçim gibi vatandaşın tepkisini sandık yoluyla ortaya koyabileceği bir fırsat önümüzdeki 3 yıllık süreçte bulunmuyor. Dolayısıyla gerginliğin artması, toplumsal bir tepkiye dönüşmesi ve genel yönetime etki edebilecek düzeye ulaşması bu 3 yıllık sürecin ileriki yıllarında mümkün. Sürecin gelişimini küresel ekonomik durgunluğun yaşanma ihtimali, Türkiye’nin yeni bir finansal istikrarsızlık yaşama durumu ve iktidarla muhalefet partilerinin tutumu belirleyecektir. &#8220;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/">Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal Tok]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 08:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Hacımusalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Yunus Hacımusalar, intihara eğilimi arttıran risk faktörlerinin yok edilmesi ve koruyucu faktörlerin artırılmasının gerekliliğini vurgulayarak, eğitim çalışmaları, farkındalık oluşturma, beceri eğitimleri, intihar araçlarına ulaşımın kısıtlanması ve medya haberleri ile ilgili düzenlemeler yapılmasının önemine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/">İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2014-2016 yıllarında Türkiye’de 9 bin 479 kişi intihar etmiş. Son süreçte de intiharlar gündemde. Bu kadar çok intihara sebep ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44415 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/yunus-hac%C4%B1musalar-640x336.jpg" alt="" width="375" height="197" />Dünya Sağlık Örgütü; 2015 yılında Dünyada 800.000 kişinin intihar sonucu öldüğünü bildirdi. Bu sayı dünyada her 40 saniyede bir kişinin intihar sonucu yaşamını kaybettiğini gösteriyor ve 2030 yılında bu sayının dünyada bir milyonun üzerine çıkacağı öngörülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılında Türkiye’de intihar hızının yüz binde 3.8, intihar sonucu yaşamını kaybeden kişi sayısının ise 3.161 olduğunu bildirmiştir. İntihar için çok sayıda risk faktörü var. Ruhsal hastalığa sahip olmak intihar için önemli bir risk yaratır. Duygudurum bozuklukları (depresyon ve bipolar bozukluk) intiharla en çok ilişkili olanlardır. Ailevi, sosyal, ekonomik, ilişki sorunları gibi stres oluşturan çok sayıda faktör de intihar için tetikleyici faktörlerdir. </span></p>
<p><b>Peki bu intiharlar bireysel mi, toplumsal mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İntihar daha çok bireysel faktörlerle ilişkilidir. Ancak toplumsal olaylar sonuçta bireyleri </span><span style="font-weight: 400;">etkileyerek intihar davranışı üzerinde etki oluşturabiliyor. Yazılı, görsel ve sosyal medyada </span><span style="font-weight: 400;">intihar haberlerinin sıklıkla yer alması, medyanın bu haberleri detaylı olarak iletmesi, görsel </span><span style="font-weight: 400;">materyalleri sıklıkla kullanması, intihar vakalarının tüm detaylarıyla, dramatize edilerek, </span><span style="font-weight: 400;">sunulması, intihara eğilimli insan üzerinde olumsuz etkiler yarattığı biliniyor. Bu durum </span><span style="font-weight: 400;">toplumu etkileyerek benzer yöntemlerle intihar davranışını artırabilir.</span></p>
<p><b>Yaşam koşulları, şiddet, tecavüz, mobbing, yoksulluk, işsizlik, (atılma, atanamama) bu gibi durumların intihara etkisi ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önemli stres olayları kişileri çaresizlik ve umutsuzluğa düşürerek intihar davranışını </span><span style="font-weight: 400;">artmasına neden olabilir. Yaşam koşulları, şiddet, tecavüz, mobbing, yoksulluk, işsizlik gibi </span><span style="font-weight: 400;">durumlar da önemli stres olaylarıdır ve kişilerde ruhsal hastalık oluşmasına ya da var olan </span><span style="font-weight: 400;">ruhsal sorunların artmasına da neden olarak intihar davranışını arttırabilir.</span></p>
<p><b>Yapılan Haberlere Dikkat Edilmeli </b></p>
<p><b>İntihara ilişkin yapılan haberlere dikkat çektiniz. İntihar haberleri, intihara meyilli olanları etkiliyor ve intihara sürüklüyor mu? Ayrıca intihardan caydırıcı haberi nasıl yapmak gerekir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44416 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-4-640x426.png" alt="" width="400" height="266" />Hem ülkemizde hem de dünyada medyada intihar haberlerinin veriliş biçimine dikkat edilmediği zaman intihar girişimlerinin arttığını gösteren çok sayıda örnek bulunuyor. Yıllar önce Boğaziçi Köprüsü’nde intihar girişimi haberlerinin verilmesinin kesilmesinden sonra intihar girişimlerinin azalması, Avusturya’da intihar haberlerinin kısıtlanmasından sonra intihar olgularının azalması gibi örnekler intiharın medyada yer alması ile gerçekleşmesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Medyada ayrıntılı resim ve görüntülerle verilen haberlerden sonra benzer yöntemi kullanarak intiharların arttığı bildirilmiştir. Aynı zamanda tehlikeli davranışlarda bulunma ve depresyon oranlarında da artış gözlenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’nde “İntihar olayları hakkında </span><span style="font-weight: 400;">haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak nitelikte ve genişlikte </span><span style="font-weight: 400;">yayın yapılmamalıdır. Olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayınlanmamalıdır” </span><span style="font-weight: 400;">denilmektedir. Ancak çoğu zaman bildirgeye uyulmadığı görülüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Medya intihar haberi yapmadan önce azami çekinceyi göstermeli ve haber yapılacaksa; yalnız </span><span style="font-weight: 400;">gerekli bilgilerle yetinilmeli, yönteme değinilmemeli, en basit ve yoksun bilgilerle, ayrıntılara </span><span style="font-weight: 400;">değinilmeden haber yapılmalı, intihar davranışına yönelik alternatifler vurgulanmalı ve </span><span style="font-weight: 400;">intihar hiçbir zaman yüceltilmemelidir. Bunun yanında kişileri bilgilendirici, eğitici, yardım alma davranışını artıracak, alanında uzman kişilerle yapılacak programlar faydalı olacaktır.</span></p>
<p><b>İntihar bulaşıcılığı ve kopya intiharlar da var&#8230; Örneklerine ilişkin çalışmalar var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1970’lerde, Britanya’da, bir kendini yakarak intihar etme eylemi uluslararası medyada </span><span style="font-weight: 400;">oldukça fazla yer bulmuştur. Bunu takip eden 12 ay içerisinde Britanya’da kendini yakarak </span><span style="font-weight: 400;">intihar etme eylemi (taklit intihar) normalde beklenenden 60 adet daha fazla arttığı </span><span style="font-weight: 400;">saptanmıştır. Avustralya’da yapılan bir araştırma, ülkenin iki ulusal gazetesinde intihar </span><span style="font-weight: 400;">haberlerinin yer almasından sonra Avustralyalı erkeklerde intihar oranının yükseldiği </span><span style="font-weight: 400;">görülmüştür. 1985 yılında ABD’de genç yaş intiharlarını önlemeye yönelik 4 film hazırlanmış, değişik haftalarda yayınlanarak, ailelerin ve gençlerin intihar davranışına dikkat çekmesi hedeflenmiştir. Ancak bu filmlerin gösteriminden sonra intihar girişiminde bulunan gençlerin sayısında artış görülmüştür. </span></p>
<p><b>İntihar Örnekleri Azalabilir, Ama Nasıl?</b></p>
<p><b>Ne yapmak gerekir, intiharı en aza indirmek, artmasının önüne geçmek için? Sivil topluma, sosyal mecralara, sağlık kurumlarına, kuruluşlara, devlete, medyaya ne gibi sorumluluklar düşüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44418 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-2-640x368.png" alt="" width="339" height="195" />Ruhsal hastalıkların erken dönemde saptanması, intihar riski olan bireylerin uygun tedavisi önemli. Daha da önemlisi birincil düzey koruma olarak insanların intihara eğilimini arttıran risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ve koruyucu faktörlerin artırılmasıdır. Bu aşamada eğitim çalışmaları, farkındalık oluşturma, beceri eğitimleri, intihar araçlarına ulaşımın kısıtlanması ve medya haberleri ile ilgili düzenlemeler bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruhsal hastalıklar ve intihar ile ilgili önyargılar intihar düşünceleri olan kişilerin uygun ruh </span><span style="font-weight: 400;">sağlığı hizmetlerine ulaşımını engeller. Toplumun her bireyinin bu konuda bir </span><span style="font-weight: 400;">sorumluluğu bulunuyor.</span> <span style="font-weight: 400;">Tarama çalışmaları ve intihar riski yüksek olan kişilerle karşılaşabilecek personelin eğitimi de önemlidir. İntihar davranışlarının tekrar ortaya </span><span style="font-weight: 400;">çıkmasının önlenmesi ve bunun sonucunda intiharın kişilere ve çevresine verebileceği </span><span style="font-weight: 400;">zararların en aza indirgenmesi gerekir. Hastaların ruhsal hizmetlere ulaşımının kolaylaştırılması, sağlanan hizmetin sürekliliği, hasta ve hasta yakınlarının da rehabilitasyon sürecine katılımı, intihar araçlarına ulaşımın engellenmesi, intiharla ilgili medya haberlerinin yapılmamasının intihar oranları azalttığı gösterilmiştir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Birden fazla kurumun içinde yer aldığı programların sinerjik etki ile çok daha etkin sonuçlar sağladığı çalışmalarla gösterilmiştir</span></p></blockquote>
<p><b>Ulusal İntihar Önleme programlarına İhtiyaç Var </b></p>
<p><b>İntihara meyilli bireyleri kurtarmak için herhangi bir çalışma var mı peki? Örneğin herhangi bir kuruluşun bu konuda dikkat çektiği bir çalışma var mı? Devletin buna ilişkin bir adımı var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44419 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/intiharsoyut-1-640x384.png" alt="" width="347" height="208" />Ülkemizin ölçülebilir hedefleri olan, etkinliğinin değerlendirilebildiği, tüm toplumu kapsayan </span><span style="font-weight: 400;">ve süreklilik gösteren ulusal  intihar önleme programlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu </span><span style="font-weight: 400;">programlar halk sağlığı uygulamalarının bir parçası olarak yürütülmelidir. İntihar </span><span style="font-weight: 400;">davranışında genetik, psikolojik, sosyal  ve kültürel bir çok değişken etkilidir. Bu nedenle bu </span><span style="font-weight: 400;">alanda yapılacak önleme programlarının birden çok alanı kapsayan, çalışanların ve </span><span style="font-weight: 400;">uzmanların dahil olduğu şekilde planlanması gereklidir. İntihar önlemede yöneticiler, ruh </span><span style="font-weight: 400;">sağlığı çalışanları, eğitimciler, medya, aile ve arkadaşlar hep birlikte çalışmalıdır. Tek bir </span><span style="font-weight: 400;">disiplin tarafından uygulanan önleme programlarının belirgin bir etkisi olmazken, birden fazla </span><span style="font-weight: 400;">kurumun içinde yer aldığı programların sinerjik etki ile çok daha etkin sonuçlar sağladığı </span><span style="font-weight: 400;">çalışmalarla gösterilmiştir.</span><span style="font-weight: 400;">İntiharla ilgili ulusal ve uluslararası dernekler ve sivil toplum örgütleri bulunmaktadır ancak </span><span style="font-weight: 400;">bu çalışmalar devlet politikaları ile de desteklenmelidir.</span></p>
<p><b>İntiharı Düşünenler Ne Yapmalı </b></p>
<p><b>İntihar etmeyi düşünen kişi ne yapmalı? Nasıl bir yol izlemeli, arayacağı, cevap ve yardım alacağı herhangi bir kuruluş, yol, yöntem var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda hepimizin sorumluluğu var. İntihar ve ruhsal hastalıklar konusunda kendi ön yargılarımızın farkında olmak, etrafımızdakileri ve kendimizi bu konuda eğitmek ve geliştirmek, intihar riskinin arttığı durumları öğrenmek ve yakınlarımızda bu riski gördüğümüzde uygun hizmetlere yönlendirmek hepimizin sorumluluğu olmalıdır. İntihar düşüncesinden bahseden kişilerle karşılaşıldığında en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları konusunda desteklenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sağlık kuruluşları intihar düşüncesi olan kişilerin ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi konusunda gereken yardımı yapacaktır. Bu nedenle genel sağlık hizmeti sunan pratisyenlerin eğitimi intiharın önlenmesinde önemli bir yer almaktadır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/14/intiharlara-karsi-herkesin-bir-sorumlulugu-var/">İntiharlara Karşı Herkesin Bir Sorumluluğu Var!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşsizlik Oranları Bize Neyi Anlatıyor, Neyi Anlatmıyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/issizlik-oranlari-bize-neyi-anlatiyor-neyi-anlatmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2019 07:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik kriz]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik oranı]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ayın 16 veya 17’sinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) üç ay öncesine dair işgücü istatistiklerini yayınlıyor. Özellikle artan veya azalan işsizlik oranlarından bahsedilen haberlerde rasgeldiğimiz bu sayılar çoğunlukla bir iki gün içinde gündemden düşüyor. Bu ay ilan edilen Ocak 2019 işgücü verileri normalden biraz daha uzun süre gündemi işgal etti. Zira, % 14,7’lik işsizlik oranı işgücü istatistiklerinin düzenli toplanmaya başladığı 1988 yılından beri Türkiye’nin gördüğü en yüksek oranlara erişmiş durumda. En son 2008 küresel ekonomik krizini takiben Şubat 2009 ve Mart 2009’da %14,8 ve %14,7’lik işsizlik oranlarını görmüştük.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/issizlik-oranlari-bize-neyi-anlatiyor-neyi-anlatmiyor/">İşsizlik Oranları Bize Neyi Anlatıyor, Neyi Anlatmıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu noktada bir parantez açmakta fayda var. Ekonomik krizlerle birlikte hemen herkes ekonomi uzmanına dönüşmüş olsa da işsizlik oranının toplam nüfus içerisinde işsiz olanları işaret etmediğini hatırlatmalıyım. Ya da geçtiğimiz ay sosyal medyada sıkça paylaşılan Güldür Güldür skecinin sonunda söylendiği gibi işsizliğin %10 olmasının nüfusun %90’ının çalıştığı anlamına gelmediğini söyleyelim. Öncelikle, işsizlik verileri çalışma çağındaki nüfus için hesaplanıyor. Yasal çalışma yaşı olan 15 yaş ve üzerindeki nüfusun tamamını temsil edecek bir örnekleme her ay gidilerek uygulanan TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi ile örneklemdeki hanelerde yaşayan bireylere çalışma durumları soruluyor. Bir kişinin işsiz sayılması için öncelikle çalışmıyor olması gerekli. Ancak, her çalışmayan kişiyi de işsiz saymıyoruz. Örneğin ev kadını veya öğrenci olduğu için çalışmayan ve iş de aramayan kişiler işsiz olarak değil işgücüne dahil olmayan nüfus olarak tanımlanıyor. Dahası, uzun süredir işsiz olup iş bulma ümidini kaybettiği için iş aramaktan vazgeçmiş (son dört hafta içerisinde iş aramamış) bir kişi de işgücünün dışında sayılıyor. İşsizlik oranı ise bu tanıma uygun işsiz sayısının işgücüne (çalışanlar + işsizler) bölünmesiyle elde ediliyor. Eğer çalışma çağındaki nüfusun yüzde kaçının çalıştığını merak ediyorsanız bakmanız gereken gösterge istihdam oranı. Bu oran, çalışma çağındaki nüfusun yüzde kaçının çalıştığını bize gösteriyor. Maalesef, son dönemde bu oran da düşme eğiliminde. TÜİK’in açıkladığı Ocak 2019 verilerinde istihdam oranı %44,5. Yani 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yarısından fazlası çalışmıyor. Bu %44,5’ün içerisinde de yaklaşık %4’lük -çoğunlukla tarım sektöründe çalışan- ücretsiz aile işçileri de var.</p>
<p>Son TÜİK verilerindeki çarpıcı bir başka veri de genç işsizliği oranı. İşgücü istatistiklerinde genç işgücü çağı olarak tanımlanan 15-24 yaş grubuna ait işsizlik oranları bireylerin işgücüne ilk kez katıldıkları dönem olması açısından önemsenen bir gösterge. Ocak 2019 verilerinde genç işsizlik oranı %26,7. Bu oran da yine 2008 krizi sonrası dönemdeki yüksek genç işsizlik oranlarına yakınsıyor. Genç işsizliği soruna dair can yakıcı verilerden biri de ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı. Uluslararası literatürde NEET (Not in education, employment and training) olarak anılan bu göstergeye daha önce başka bir <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/05/oecd-verilerinde-turkiye-son-siralara-mahkumiyet/" target="_blank" rel="noopener">Sivil Sayfalar yazısında da </a> değinmiştim. Sanayi devrimi sonrası toplumlarda ekonomik ve sosyal kalkınma için önemi sıkça tekrarlanan genç nüfusun önündeki engeller küresel ekonomik krizlerle birlikte gittikçe yükselirken, genç nüfus içinde eğitimden kopmuş, istihdam piyasasından da dışlanmış ciddi bir nüfus var.  OECD gibi uluslararası kuruluşların hazırladıkları raporlarda özellikle küresel ekonomik krizin ardından pek çok ülkede NEET oranının arttığı ve bu grubun sosyal dışlanma riski yüksek olduğu için hedefe yönelik sosyal politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor<a href="applewebdata://4716036D-A2A8-4347-BC49-BD7F31AEDBAB#_ftn2" name="_ftnref2">[1]</a>. 2014 yılından beri TÜİK’in işgücü istatistikleri arasında bu göstergelere de yer veriliyor. 15-19, 20-24 ve 25-29 olmak üzere üç ayrı yaş grubu için yayınlanan bu istatistiklere göre Ocak 2019’da ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 15-19 yaş grubu için %17,3. Bu yaş grubundaki gençlerin büyük bölümü 2012 yılından beri zorunlu eğitim kapsamında olduğu için NEET oranı üst yaş kategorilerine göre biraz daha düşük. Ancak, bu oran 20-24 yaş grubunda %34,4’e, 25-29 yaş grubunda ise %36,4’e çıkıyor (Bkz. Grafik 1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_37734" aria-describedby="caption-attachment-37734" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-37734" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/grafik1-640x275.png" alt="" width="640" height="275" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/grafik1-640x275.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/grafik1.png 945w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-37734" class="wp-caption-text">Grafik 1</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ekonomik ve sosyal kalkınmanın motoru olacağını varsaydığımız bu yaş gruplarında gençlerin üçte birinin atıl durumda olması gerçekten endişe verici. Dahası Türkiye’deki pek çok toplumsal meselede olduğu gibi bu konunun da çarpıcı bir toplumsal cinsiyet boyutu da var. Hem işsizlik hem de NEET oranlarında kadınların durumu erkeklerden daha kötü. 15 yaş ve üstü kadınlar için işgücüne katılma oranı %33,6 (erkeklerde %71,1), işsizlik oranı %16 (erkeklerde %13,8). Yani kadınlar hem işgücüne daha az dahil oluyorlar hem de iş bulma şansları da erkeklerden daha düşük. Genç işsizlik konusunda da resim benzer. Erkekler için %39,9 olan 15-24 yaş arası istihdam oranı genç kadınlarda %22,3. Ne eğitim ne istihdamda olanların oranında durum daha da vahim. Genç kadınlar için NEET oranı 15-19 yaş grubunda %21,1, 20-24 yaş grubunda %44,9, 25-29 yaş grubunda ise %54.</p>
<p>Peki, dünya ile karşılaştırdığımızda neredeyiz? Çoğunluğu gelişmiş ülkelerden oluşan OECD üyeleri bu anlamda iyi bir nirengi noktası olabilir. OECD’nin en güncel verileri 2017 yılına ait. Bu yılın verilerinde Türkiye için 15-64 yaş arası nüfusta işsizlik oranı %11,2. Bu oran OECD ortalaması olan %6,5’in hayli üzerinde ve OECD ülkeleri arasında en yükseklerden biri ama İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinden düşük. Ancak, Türkiye için daha vahim tablo işgücüne katılım oranlarında ortaya çıkıyor. 2017 yılında 15-64 yaş arası nüfusun işgücüne katılım oranı OECD ülkelerinde ortalama %72,1 iken Türkiye’de %58. Bu istatistikte açık ara sonuncu sıradayız. Türkiye’ye en yakın ülke %63,4 ile Meksika. Kadınların işgücüne katılımında fark daha da büyüyor. OECD 2017 ortalaması %64 iken, Türkiye’de oran %37,6. Sondan ikinci sıradaki Meksika’da ise %46,7 (Bkz. Grafik 2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_37735" aria-describedby="caption-attachment-37735" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-37735 size-medium" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/04/grafik2-640x254.png" alt="" width="640" height="254" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/grafik2-640x254.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/grafik2.png 945w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-37735" class="wp-caption-text">Grafik 2</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>En başa dönersek, evet işsizlik oranları son aylarda ciddi oranda yükselmiş durumda. Fakat, işsizlik oranları işgücüne dair resmin sınırlı bir kısmını bize gösteriyor. Resmin geri kalanı ise Türkiye için maalesef daha fazla iç karartıcı. İş aradığı halde bulmayanların ötesinde işgücü piyasasının dışında kalmış ciddi bir nüfus var. Özellikle gençler ve kadınlar arasında hem işsizlik hem de işgücüne katılım daha da vahim düzeylerde. Ekonomik krizin etkilerinin belirginleşmesiyle birlikte en azından bir süre daha kötüye gidecek gibi gözüküyor.</p>
<p><a href="applewebdata://4716036D-A2A8-4347-BC49-BD7F31AEDBAB#_ftnref2" name="_ftn2">[1]</a>Carcillo, S., Fernandez, R., Königs, S., Minea, A. (2014). NEET Youth in the aftermath of the crisis: challenges and policies. OECD Social, Empolyment, and Migration Working Papers, No.164. <a href="https://doi.org/10.1787/1815199X">https://doi.org/10.1787/1815199X</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/issizlik-oranlari-bize-neyi-anlatiyor-neyi-anlatmiyor/">İşsizlik Oranları Bize Neyi Anlatıyor, Neyi Anlatmıyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2019 13:51:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Beyazbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[DİSK-AR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36804</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK tarafından açıklanan büyüme verilerini konuştuğumuz DİSK-AR’dan uzman Deniz Beyazbulut, krizin en büyük tahribatının işsizlik olarak ortaya çıktığını belirterek, "Ekonomik durgunluğun ve küçülmenin, yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin birlikte görüldüğü 2018 krizinin etkilerinin uzun vadeli olacağı ve krizden çıkışın zaman alacağını söylemek mümkündür." dedi.<br />
iş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/">“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 son çeyrek ve 2018 yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (büyüme) verilerini açıkladı. Verilere göre, Türkiye ekonomisi 2018 son çeyreğinde yüzde 3 küçülürken 2018 yıllık büyüme oranı yüzde 2,6’ya geriledi. Bu veriler ışığında Türkiye’nin ekonomik gidişatını ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) bu gidişat hakkındaki görüşlerini Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi’nden (DİSK-AR) uzman Deniz Beyazbulut ile konuştuk.</span></p>
<p><b>Öncelikle TÜİK tarafından açıklanan büyüme verilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu veriler Türkiye ekonomisi için neyin göstergesi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK rakamlarının çelişkili olduğuna ilişkin tartışmalar mevcut. DİSK-AR da istihdam ve işsizlik verilerine yönelik SGK ve TÜİK arasındaki farklara zaman zaman dikkat çekiyor. Öte yandan 2000’li yılların başında TÜİK’in GSYH hesaplaması ve işsizlik hesaplamasını değiştirmiş kişi başına gelirin artmasına ve işsizliğin daha düşük seviyede gösterilmesine neden olmuştu. Geçtiğimiz yıl da enflasyon rakamının Yeni Ekonomi Programı’ndaki (YEP) enflasyon beklentisinin üzerinde çıkması üzerine TÜİK’te ani görev değişikliği oldu. Dolayısıyla TÜİK verilerinin tartışmalı olduğu ve baskılandığını söylemek mümkündür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK, 2018 son çeyrek ve 2018 yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (büyüme) verilerini 11 Mart’ta açıkladı. Türkiye ekonomisi 2018 son çeyreğinde yüzde 3 küçülürken 2018 yıllık büyüme oranı yüzde 2,6’ya geriledi. Yüzde 2,6’lık büyüme, YEP’te hükümet tarafından öngörülen yüzde 3,8’lik büyümenin çok altında kaldı. Hükümetin büyüme hedefi tutmadı. Türkiye ekonomisi 2017 son çeyreğinde yüzde 7,3; 2017’de ise yıllık yüzde 7,4 büyümüştü. Yıllık ekonomik büyümenin yüzde 7,4’ten 2,6’ya gerilemesi ekonomik krizin bütün boyutlarıyla tescil edilmesi anlamına geliyor. 2018 son çeyreğinde sanayi yüzde 6,4 küçülürken, inşaattaki küçülme yüzde 8,7 oldu. Bu tablo özellikle bu iki sektörde istihdamın daralması ve işsizliğin yükselmesinin süreceğini göstermektedir. </span></p>
<p><b>TÜİK tarafından açıklanan bu verilerin hükümetin öngörüsünün altında kaldığı görülüyor. Hükümetin ekonomik büyüme açısından bir sonraki adımı ne olacak sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle hükümet ekonomik krizi kabul etmiş değil. Örtük bir şekilde zaman zaman dile getirilmeye çalışılsa da krizden çıkış için iktidar çevrelerince yaygın kabul gören “dengelenme” programı sürdürülmeye devam ediyor. Öte yandan YEP’in ekonomiye ilişkin tüm tahminlerinin (büyüme, işsizlik rakamları gibi) açıklanan rakamların gerisinde kalması YEP’in tutarlı ve gerçekçi olmadığını gösteriyor. Bu durum Aralık 2018 yılı için açıklanan işsizlik tahmini açısından da kanıtlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomiye ilişkin yayımlanan tüm veriler bir dengelenmenin değil bir sürüklenmeye doğru gidildiği açık. İktidar ise 31 Mart seçimlerine odaklanmış durumda. Birçok iktisatçı seçimden sonra ekonomiye yönelik sert önlemler alınacağını belirtiyor. </span></p>
<p><b>Türkiye’de 24 Haziran seçimleri sonrası derinleşen ekonomik krizi bu veriler ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ağır bir ekonomik krize sürükleniyor. Krizi en kestirme özetleyen veriler, enflasyon, işsizlik ve faizlerdir. Türkiye ekonomisinin ciddi bir daralma ve durgunluk dönemine girdi ve buna enflasyon eşlik ediyor. İşsizlikteki artış bütün boyutlarıyla TÜİK’in aralık ayı işsizlik verisinde de ortaya çıktı. İŞKUR verileri de işsizlikteki artış eğiliminin süreceği görülüyor. Siyasal iktidar tarafından yapılan iyimser açıklamalara rağmen, krizin 2019’da da devam edeceği ve ağır etkilerini ise seçimden sonra görüleceğini söylenebilir.  </span></p>
<p><b>Bu krizin sebepleri sizce nedir ve DİSK bu krize karşı ne öneriyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ekonomisindeki kriz güncel politik gelişmelerin etkisiyle sınırlı olmayan yapısal bir meseledir. Ekonomik kriz önce bir döviz krizi olarak başladı. Döviz krizinin ana etkeni, Türkiye’ye yabancı sermaye girişlerinin düşmesidir: Mart-Haziran 2018’de önceki yıla göre yabancı sermaye girişleri yüzde 85 oranında düştü. Türkiye dahil pek çok ülke ucuz dövize (sıcak paraya) dayalı bir büyüme gerçekleştirdi. Ancak birkaç yıldır bu sürenin sona ermekte olduğu biliniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin 2018 krizini küresel kapitalizmin yapısal koşullarından bağımsız olarak değerlendirmemeli.  Kriz ortamının ilk örneğinin Türkiye olması, Türkiye’nin iç sorunlarının yoğunluğuyla ilgilidir. Hukukun üstünlüğünün yadsınması, hukuk, adalet ve denetleyici kurumların çökertilmesidir. Türkiye’nin 2018’de başlayan ekonomik krizi, bir yandan çarpık biçimde küreselleşen dünya ekonomisinin rantlarından pay kapmaya çalışan, rant ekonomisini büyüten ancak bir yandan da “yerli ve milli olsun” söylemiyle pekiştirilen küresel neoliberalizmin sonucudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DİSK ekonomik krizle ilgili 20 Eylül 2018’de bir sosyal politika metni yayınladı. Krizle baş etmemenin yolunun bir yandan hukuk devleti diğer yandan ise sosyal politika ve sosyal devlet uygulamaları olduğunu ifade etti. Krizin faturasının işçilere yüklenmemesi için yapılması gerekenleri belirtti. </span></p>
<p><b>Sizce hükümetin son dönemde enflasyonu düşürmek adına “büyük adım” olarak nitelediği tanzim satış noktaları bu krize bir çözüm olacak mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanzim satış gıdada yaşanan yüksek enflasyona karşı yatıştırıcı bir uygulamadan daha fazlası değil. Anlık ve krizi ertelemeye yönelik bir hamle. Öte yandan bu uygulamayı 31 Mart seçimlerine yönelik bir oyun olarak da görmek mümkündür. </span></p>
<p><b>Son olarak Türkiye ekonomisine dair söylemek ve eklemek istedikleriniz neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Krizin en ağır tahribatı işsizlik olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik durgunluğun ve küçülmenin, yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin birlikte görüldüğü 2018 krizinin etkilerinin uzun vadeli olacağı ve krizden çıkışın zaman alacağını söylemek mümkündür. Öte yandan krizin faturası işçi sınıfına ve tüm ücretli çalışanlara yüklenmek istendiği ortadadır. Bir yandan tırmanan fiyatlar diğer yandan artan işsizlik ve geçim şartlarının zorlaşması krizin en önemli sonuçları olarak ortaya çıkıyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/">“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşsizlik Oranı Yükselmeye Devam Ediyor: Yüzde 11,4</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/17/issizlik-orani-yukselmeye-devam-ediyor-yuzde-114/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2018 11:11:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik oranı]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33307</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre Türkiye genelinde işsiz sayısı Eylül 2018 döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 330 bin kişi arttı. İşsizlik oranı 0.8 puanlık artış ile yüzde 11,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/17/issizlik-orani-yukselmeye-devam-ediyor-yuzde-114/">İşsizlik Oranı Yükselmeye Devam Ediyor: Yüzde 11,4</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Eylül ayı işsizlik verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı Eylül&#8217;de geçen yılın aynı dönemine göre 330 bin kişi artarak 3 milyon 749 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 0,8 puanlık artış ile yüzde 11,4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92689/510/352" width="510" height="352" /></p>
<p>Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 0,7 puanlık artış ile yüzde 13,5 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 1,6 puanlık artış ile yüzde 21,6 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 0,9 puanlık artış ile yüzde 11,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>İstihdam edilenlerin yüzde 19,2&#8217;si tarım, yüzde 19,6&#8217;sı sanayi, yüzde 6,9&#8217;u inşaat, yüzde 54,3&#8217;ü ise hizmet sektöründe yer aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92692/510/167" width="510" height="167" /></p>
<h3>Kadınlarda işgücüne katılma oranı yüzde 34,9</h3>
<p>İşgücü 2018 yılı Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 598 bin kişi artarak 32 milyon 813 bin kişi ile yüzde 54 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre, kadınlarda işgücüne katılma oranı 0,4 puanlık artışla yüzde 34,9 olarak gerçekleşti. Erkeklerde ise bu oran 0,4 puanlık artışla yüzde 73,5 oldu.</p>
<h3>Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,8</h3>
<p>Eylül 2018 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 puan azalarak yüzde 33,8 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim göstermeyerek yüzde 22 oldu.</p>
<h3>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı azaldı</h3>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 81 bin kişi azalarak 28 milyon 797 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,1 puan azalarak yüzde 47,4 oldu.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 45 bin kişi artarak 3 milyon 676 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,1 puan artarak yüzde 11,3 oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bianet.org/resim/olcekle/92690/510/260" width="510" height="260" /></p>
<p>Kaynak: <a href="https://bianet.org/bianet/ekonomi/203603-issizlik-orani-yukselmeye-devam-ediyor-yuzde-11-4" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/17/issizlik-orani-yukselmeye-devam-ediyor-yuzde-114/">İşsizlik Oranı Yükselmeye Devam Ediyor: Yüzde 11,4</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Verilerle Türkiye’de Kadına Şiddetin Anatomisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/25/verilerle-turkiyede-kadina-siddetin-anatomisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Nov 2018 21:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Şiddeti Çetelesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadına yönelik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32702</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlar için şiddet hayatlarının en önemli sorunu. Ağır şiddet vakalarının ve korunma talebinde bulunanların sayısı artarken dava kabul oranları geriliyor. İşte verilerle Türkiye'de kadına yönelik şiddet…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/25/verilerle-turkiyede-kadina-siddetin-anatomisi/">Verilerle Türkiye’de Kadına Şiddetin Anatomisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadına yönelik şiddet Türkiye gündemini meşgul etmeye devam ediyor.  Bianet’in Erkek Şiddeti Çetelesi’nin medya takibiyle belirlediği verilere göre 2018 yılının ilk 10 ayında en az 203 kadın erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirdi.</p>
<p>Aile ve Sosyal Çalışmalar Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi‘nin birlikte yürüttüğü  2014&#8217;te yayımlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması da ağır derecede şiddete maruz kalan kadınların durumunu ortaya koyar nitelikte.</p>
<p>Ülkedeki kadınların en az üçte birinin fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldığı belirtilen araştırma kadınların sadece yüzde 11’inin bunu resmi kurumlara bildirdiğini gösteriyor. Üstelik bu sayılar sadece evli kadınlar için geçerli. Dolayısıyla, şiddete maruz kalan kadınların resmi sayılardan çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Ancak uzun yıllar erkek şiddeti çetelesini tutan Çiçek Tahaoğlu da öldürülen kadın sayısı hakkında sağlıklı bir veri elde etmenin mümkün olmadığını belirtiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32704" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7-640x760.png" alt="" width="640" height="760" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7-640x760.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7-1024x1215.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7-610x724.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412561_7-320x380.png 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Ağır şiddet vakaları artıyor</strong></p>
<p>2012 yılında yürürlüğe giren Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca yaşamsal tehlike arz eden acil durumlarda şiddete uğrayan ya da tehdit altındaki kadın doğrudan polis, jandarma gibi kolluk kuvvetlerine başvurabiliyor. Kolluk kuvvetleri de 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talep eden kişinin gördüğü şiddet sonucu hayati tehlikesi bulunduğuna hükmederse,  sonradan aile mahkemeleri tarafından onaylanmak koşuluyla koruma kararı çıkartabiliyor. Ancak nüfusu 100 bini geçmeyen ilçelerde aile mahkemesi bulunmaması halinde asliye hukuk mahkemeleri aile mahkemesi sıfatıyla faaliyet gösterebiliyor.</p>
<p>Adalet Bakanlığı verilerine göre, kolluk kuvvetlerinin aldığı, mahkemeler tarafından onaylanan karar sayısı 2013’te 60 bin civarındayken 2017’de 100 bine yaklaştı. Bu durumda son 5 yılda kolluk kuvvetlerinin acil durum kapsamında verdiği koruma kararı sayısında yüzde 70’e yakın bir artış var.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-32705" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7-640x1039.png" alt="" width="640" height="1039" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7-640x1039.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7-1024x1662.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7-610x990.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/46412567_7-320x520.png 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><strong>Korunma talebinde beş kat artış</strong></p>
<p>2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesiyle evli olmayan kadınlara da korunma talebinde bulunabilme hakkı tanınmıştı. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, yasanın yürürlüğe girdiği ilk yılda koruma taleplerinde 2 kattan fazla artış yaşandı. 2012&#8217;den bu yana geçen sürede korunma talebinde bulunan kadınların sayısı beş kat arttı.</p>
<p>Söz konusu kanunun amacı fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan tüm kadınların ve aile bireylerinin korunmasını sağlamak. 6284 sayılı Kanun&#8217;un yürürlüğe girmesi ile geçerliliğini yitiren 4320 sayılı Kanun ise sadece medeni hali evli sayılan kadınları koruma altına alıyordu.</p>
<p>Ancak 6284 sayılı Kanun kapsamında yapılan koruma talepleri artsa da dava kabul oranları düşüş gösteriyor. 2010&#8217;da yüzde 91.5 olan dava kabul oranı, 2017&#8217;ye gelindiğinde yüzde 10’a yakın oranda gerileyerek yüzde 82,2&#8217;ye düştü.</p>
<p><strong>Dava kabul oranı geriliyor</strong></p>
<p>Dava kabul oranlarının daha da düşmesinden endişe ettiğini belirten Türkiye’nin ilk kadın hukuku uzmanı ve İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Nazan Moroğlu, mahkemelerin koruma kararını vermekten çekindiğinin altını çizerek &#8220;Bu düşüş ne yazık ki Türkiye’de kadına bakış açısını ortaya koyuyor ve kadını birey olarak görmeyen bir zihniyet olduğunu gösteriyor&#8221; yorumunu yapıyor. Türk Kadın Hukukçular Derneği başkanlarından da olan Moroğlu, mahkemelerin 6 aya kadar kadınlara koruma verebilecekken son birkaç yılda bunun 2 aya kadar indiğini gözlemlediklerini de belirtiyor.</p>
<p>Moroğlu ayrıca İstanbul Barosu&#8217;nun Adli Yardım bölümüne 2018’in ilk 10 ayında 10 bin 593 kadının yardım için başvurduğu ve 10 bin 392 kişiye avukat atandığı bilgisini paylaşırken bu oranın geçen yıla kıyasla çok daha yüksek olduğunu ifade ediyor. Kadınların bilinçlenme ve bilgilenme süreçlerine dikkat çeken Moroğlu, &#8220;2017’de baroya başvuran 13 bin 187 kadının bir kısmı, cesaretlerini toplayamadığı için geçen yıl 3 bin kadar eksik avukat ataması yaptık. Fakat yaptığımız görüşmeler sonucunda aynı insanların tekrar başvurduğunu görüyoruz. Yani kadınlar haklarını öğrendiği zaman bunları kullanıyor. Bu yıl bize gelenler de taleplerini yargıya daha fazla taşımışlar&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Kadınların en büyük sorunu şiddet</strong></p>
<p>Kadir Has Üniversitesi’nde yapılan Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na göre kadınların en büyük toplumsal sorunu şiddet. Son 3 yıldır her yıl bin 200&#8217;ün üzerinde farklı katılımcıyla yapılan algı araştırmasına göre şiddet, açık ara farkla kadınların en büyük sorunu sıralamasında birinci sırada yer alıyor. 2018 yılının Ocak ve Şubat aylarında yapılan son araştırmada, katılımcıların yüzde 61’i şiddeti toplumda yaşadıkları en büyük sorun olarak gösterirken bu sayı 2016 yılında yüzde 53 olarak belirlenmişti.</p>
<div class="picBox	full
rechts
"><img decoding="async" src="https://www.dw.com/image/46412573_7.png" alt="Infografik Gewalt gegen Frauen in der Türkei TR" /></div>
<p>En büyük ikinci sorun olarak gösterilen işsizliği sırasıyla eğitimsizlik,sokakta baskı ve taciz, aile baskısı, kadın-erkek eşitsizliği ve çevre/mahalle baskısı takip ediyor.</p>
<p>Araştırmayı yürüten Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi‘nin müdürü Prof. Dr. Mary Lou O’Neil’e göre ise bu sonuçlar sürpriz değil. Kadına yönelik şiddetin Türkiye’de çok yaygın olduğunu belirten O’Neil, özellikle işsizlik gibi son yıllarda oldukça tartışılan bir gündem maddesinin yüzde 10 gibi çok düşük bir yüzdeyle ikinci sırada gelmesini ise &#8220;İşsizlik Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri. Ama erkekler için. Zaten kadınlar için işe katılım oranı çok düşük. TUİK’e göre yüzde 38 civarı. Çoğu kadın en azından resmi olarak çalışmıyor&#8221; diyerek yorumladı.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.dw.com/tr/verilerle-t%C3%BCrkiyede-kad%C4%B1na-%C5%9Fiddetin-anatomisi/a-46440667?maca=tur-Bundle_VT_tr-18841-xml-hurriyet&amp;utm_campaign=Bundle&amp;utm_medium=referral&amp;utm_source=Bundle" target="_blank" rel="noopener"><strong>Deutsche Welle Türkçe</strong></a></p>
<p>Yazı: <strong>Defne Altıok</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/25/verilerle-turkiyede-kadina-siddetin-anatomisi/">Verilerle Türkiye’de Kadına Şiddetin Anatomisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
