<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sivil Toplumun Öncüleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplumun-onculeri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplumun-onculeri/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 May 2021 11:09:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Sivil Toplumun Öncüleri arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplumun-onculeri/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2020 10:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Toksöz]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[yönetişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=59669</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Sivil Toplumun Öncüleri” dosyamıza Fikret Toksöz ile devam ediyoruz. Kendisini “yerel yönetişim emekçisi” olarak tanımlayan Toksöz, 30 yıla yakın bir süredir TESEV (Türkiye Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı), Yurttaşlık Derneği ve Tarih Vakfı dahil birçok STK’nın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. Kamu ve özel sektör ile sivil alanda deneyime sahip nadir isimlerden olan Fikret Toksöz, sivil topluma ilişkin tespitlerini pandemi sürecinde bizimle paylaştı. Sivil toplumda formel yapılardan çok, informel yapılara gidiş olduğuna işaret eden Toksöz, Türkiye’de uzmanlaşan STK’lara daha çok ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/">“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/vCMdhTkxzDQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>S</strong><strong>ivil toplumda bulunduğunuz faaliyetlerden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreterlik görevinde bulundum; bu yarı sivil toplum faaliyeti sayılır. Ayrıca Mülkiyeliler Birliği yönetiminde görev aldım. Helsinki Yurttaşlar Derneği kurucularındanım. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve iki kutuplu dünyanın bitiminden sonra, düşünce kuruluşu ihtiyacı ile ortaya çıktı, bu ihtiyaçtan ortaya çıkan TESEV’in yönetiminde görev aldım. Yine 1990’larda yeniden tarihi değerlendirme ihtiyacıyla kurulan Tarih Vakfı kurucusu üyesiyim. 10 yıl Yurttaşlık Derneği (eski adı Helsinki Yurttaşlar Derneği) yönetiminde görev aldım. Diğerlerinin de çeşitli tarihlerde yönetimlerinde görev aldım. Ezcümle 30 yıldır fiilen derneklerin yönetim ve denetim kurullarında görev alan aldım. Aktif olarak Yurttaşlık Derneği’nde çalışmayı sürdürüyorum.  Bunlar farklı gibi görünse de her biri aslında insan hakları ve demokratik hukuk devleti olma yolunda çalışmalar yürüttü.</p>
<p><strong>Sivil alanda olmak size ne kattı?</strong></p>
<p>Çok şey kazandırdı; beni çok özgürleştirdi. Kamu sektöründen Ankara’dan İstanbul’a geldiğim için, Ankara ile İstanbul arasında çok fark olduğunu söyleyebilirim. Ankara’da devlet geleneği ve düşünce farklı bir şekilde çalışıyor. İstanbul’da başarı kriterleri Ankara’dan farklı. İstanbul’da 4 derneğin üyesi ve yönetiminde bulunmak hem Türkiye’yi hem dünyada olan biteni daha iyi kavramama yardımcı oldu. Değerli insanlarla beraber çalıştım.</p>
<p><strong>Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? </strong></p>
<p>Kendimi “yerel yönetişim emekçisi” olarak tanımlıyorum. Çünkü uzun zamandır yerel yönetişim üzerine çalışıyorum. Yönetişimin en önemli ayağı sivil toplum zaten. Yaklaşık 30 yıldır sivil toplumda kimi zaman kurucu üye, kimi zaman yönetimde görev aldım; kimi zaman da danışman oldum ya da bazı projeleri yürüttüm. 1990’lardan bugüne dek bu işlerle meşgulüm.</p>
<p><strong>Sivil toplumda kendinize bir misyon atfediyor musunuz?</strong></p>
<p>Değişim, değişim, değişim…</p>
<blockquote><p>“Resmi olmayan her türlü oluşum sivil sayılabilir”</p></blockquote>
<p><strong>Sivil toplumu nasıl tanımlarsınız? Türkiye’de ‘sivil toplum’ kavramı sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Resmi olmayan her türlü oluşum sivil sayılabilir. Genel olarak son zamanlarda dini cemaatlerin sivil toplum olup olmadığı tartışması var. Çünkü orada bir şeyh var, ona tabi oluyorlar. Son zamanlarda Batıda da dini cemaatler, bizim gibi tarikatlar değil ama buna benzer yapılar var. Habermas diyor ki: ‘Avrupa’nın seküler kalbine dini cemiyetler bıçak gibi girdi’. Onlar da artık sivil toplumda karar mekanizmasında söz sahibiler. Dolaysıyla bunu görmezden gelemeyiz. Türkiye&#8217;de de bunu çok yaşadık, hala yaşıyoruz. Devletten doğrudan kaynak da alabilir ama doğrudan devletin beslemediği bütün faaliyetleri sivil toplum faaliyeti olarak ifade edebiliriz.</p>
<p><strong>Kamu, özel sektörde ve sivil toplumda çalışmış biri olarak karşılaştırmalı olarak sivil toplum için ne söylersiniz? Sivil toplum bir sektör mü? </strong></p>
<p>Olmaya çalışıyor. Özel sektör ve kamu sektörü henüz buna hazır değil. Türkiye’de devlet merkezli, yaklaşım var. Türkiye’nin önde gelen tüm özel sektör kuruluşlarının kendi STK’ları var. Koç, Sabancı gibi. Bunlar da çok değerli faaliyetler yürüten STK’lar. Mesela İKSV olmasa, Türkiye’nin sanat ve kültür hayatı çok eksik kalırdı. Ancak bu STK’lar, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konularda pek ses çıkarmazlar. Türkiye’de bu konularda çalışan çok az STK var.</p>
<p><strong>Türkiye’de “yönetişim” kavramını ve kavramın kurumlar için taşıdığı önemi, en yalın haliyle nasıl anlatırsınız? </strong></p>
<p>Yönetişim iki şeye otuyor. Biri kültür. İlk olarak yönetişim kültürüne sahip olmanız gerekir. Önce ailemize bakalım. Bir karar alırken çocukların görüşünü alıyor muyuz? Sonra ülkedeki kültürün açıklığı ve katılımı desteklemesi lazım. Çünkü kendi evimizde bunu sağlayamazsak toplum içinde de sağlayamayız. Bundan çıkmak çok zor. Bu nedenle yönetişim, öncelikle bir kültür meselesidir.</p>
<p>Yönetişimi diğer açından etik sorun olarak görüyorum. Mesela bir belediye başkanı halka hesap vermeyi, nereye ne kadar para harcadığını açıklamayı, kendisi için etik olarak gerekli görmesi lazım. Ama Türkiye’de böyle bir etik mecburiyet yok. Kültür zaten ahlakla iç içe. Kültürün desteklediği yönetişim yasalarla sağlanamıyor. Batıda da kolay sağlanamadı. Bunu yasaları değiştirerek yaptılar. Bunun en iyi örnekleri Amerika’da var. Örneğin eski başkanlardan Nixon yalan söyledi, sonra yalan söylediğini itiraf etti ve istifa etmek zorunda kaldı. Yerine geçen Amerikan başkanı seçim beyannamesinde “gün ışığında yönetim kuracağız” sözü vardı. Kanunları ona göre değiştirdiler. Amerika’da başta anayasa ve diğer yasalarla etik olarak açıklık ve katılım destekleniyor. Açıklık ahlaki değerleri de yükseltiyor. Bizde bu yok; 2005’teki yerel yönetim reform taslağı sanırım hala Adalet Bakanlığı web sitesinde duruyor. O taslakta: “Kamunun her kararı ilgili paydaşlarla görüş alarak hazırlanacak. Bu olmadığı zaman, mahkeme o kararı otomatik olarak iptal edecek” ifadesi var idi.</p>
<p>Türkiye’de bu konudaki açıklık ve katılım konusunda en etraflı kurallar, Belediye Kanunu’nda var. Orda da “yapabilir” diyor. Yani belediye başkanı isterse oluyor. Oysa bunun yasalarla desteklenmesi lazım. Bu yapılmadığı için, bizde sivil toplum yeteri kadar etkin olamıyor, kamu da hesap vermekten hep kaçınıyor.</p>
<h5><strong>“Türkiye’de Şeffaflık Nerdeyse Sıfır Derecesinde” </strong></h5>
<p><strong>Kamu sektöründe kariyerine başlamış ve yerel yönetişim uzmanı biri olarak, 2020 Türkiye’sinde kamunun sivil topluma bakışına dair tespitleriniz neler? </strong></p>
<p>Bugünkü durum çok umut verici değil. Yönetişim alanında ‘katılımcılık var’ gibi yapılıyor. Sadece katılımcılık değil önemli olan, sivil toplumun karar alma mekanizmalarına katılabilmesi için elinde birtakım verilerin olması lazım. Dolaysıyla şeffaflık ve açıklık çok önemli. Ama görüyoruz ki Türkiye’de şeffaflık nerdeyse sıfır derecesinde. Yıllardır yerel yönetim üzerine araştırma yapıyorum, bir kısmı AB ve hatta içinde bakanlıkların da olduğu projeler yürütüyorum. Kamudan bazı bilgileri almakta hep zorlandık, bazı bilgileri dolaylı aldık. Merkezi hükümette bu konuda bir irade olması lazım. Ben böyle bir irade göremiyorum.</p>
<p>Her ne kadar son Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Dernekler Dairesi yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü kurulmuş olsa da pek bir şey fark etmedi. Çünkü Ankara’da yakın zamana dek, sivil toplum ile ilgili daire, Emniyet Genel Müdürlüğü binasının içinde idi. Yani siz, sivil toplumla ilgili birime polisten geçip gidiyordunuz. Sığıntı gibi Emniyet binasında duruyordu. Sivil toplum devletin çok ciddi kontrolünde. Bugün sivil toplum ve yönetişimin birlikte işlev yapması çok zor. Merkezi hükümet kapandıkça, belediyeler de kapanıyor; belediyeler de bilgi vermemeye çalışıyor. Bunda partiler arasında bir fark yok. Tüm belediye başkanları aynı tavrı gösteriyor. Böyle bir güçlükle karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>Yönetişim kavramının yer bulması için sivil toplum ne yapmalı?  </strong></p>
<p>En azından uzmanlık gerekiyor. Dünyanın her yerinde hükümetlerin kararlarına müdahale etmek zor ama yerel yönetimlere ulaşmak daha kolay. Bunun mekanizmaları var. Yerel kararların alınmasında sivil toplum daha etkili olabilir. Sivil toplum, yerel yönetimlerin stratejik planlarının hazırlanmasında yer alabilir. Her şeye rağmen son 10 yılda Türkiye’de kurulan STK sayısı artıyor. Bu, sivil topluma bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yönetişim, sivil toplum için neden önemli? </strong></p>
<p>Sivil topumun önce kendi içinde demokratik olması gerekiyor. Buna da Türkiye’de pek rastlanmıyor. Bu konuda sivil toplumu çok fazla suçlamıyorum çünkü bu bir veri. Genel olarak dernekler birkaç kişi tarafından yönetiliyor. Bunun aksi yönündeki iyi bir örnek, Helsinki Yurttaşlar Derneği, yeni adıyla Yurttaşlık Derneği. Orada karar alma mekanizması açık, tüm üyeler katılabilir. Tabii etkin faaliyetler yürütemeyince sivil toplumda da bir iştahsızlık oluştu. Bu da kendi içinde demokratik ilkelere uymak zorunda kalmamasını etkiledi. Böyle bir güçlükle karşı karşıyayız. Bunun zamanla aşılacağını düşünüyorum. Şimdi artık başka bir yere de gidiş var: onu da görmek lazım.</p>
<h5><strong>Sivil Toplumda Formel Yapılardan Çok, Enformel Yapılara Gidiş!</strong></h5>
<p><strong>Nereye gidiş?</strong></p>
<p>Sivil toplumda formel yapılardan çok, enformel yapılara gidiş var. Sosyal medya bu kadar etkin olmadan önce STK’lar çok etkindi ama şimdi günümüzde sosyal medyada her şey o kadar hızlı akıyor ki… Bir örnek vermek gerekirse, bir belediye bir karar aldı, siz mahalleli olarak bu karara karşı koyacaksınız. Burada çok etkin çalışan bir platformunuz bile olsa, toplanmak için herkesin gelmesi, karar alması zaman alacak, zor olacak. Siz onu konuşup karar alana dek, belediye o kararı hayata geçirmiş olacak. Dozer gelip ağacı götürecek ya da tarihi bir esere zarar verecek. İşte bu nedenle artık daha hızlı hareket etmek gerekiyor. Şimdi birey tek başına ses çıkarıyor. O tek başına çıkardığı ses, eğer haklı bir konu ise binlerce kişi ona destek oluyor. Karar alıcılar sonunda geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Bugünkü yeni sistemde bile bunu görüyoruz. Halkın tepkisinden korktukları için İstanbul Sözleşmesi’nde geri adım atamıyorlar. Yani örgütlü dernekler, kurumsal yapılar yerine bireyler örgütlenmiş durumda. Bunun Türkiye için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birey vatandaş oluyor, sesini çıkarıyor.</p>
<blockquote><p><em>Yani örgütlü dernekler, kurumsal yapılar yerine bireyler örgütlenmiş durumda.</em><em> Bunun Türkiye için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birey vatandaş oluyor, sesini çıkarıyor.</em></p></blockquote>
<p>Ancak bu formel yapıların tamamen ortadan kalkacağını göstermez. Batıdaki örneklere baktığımızda şunu görüyoruz. Daha çok uzmanlaşmış alanlarda dernekler var. Bizdeki, mimar mühendis odaları gibi, Hayat çok karmaşık çünkü, normal bir vatandaşın anlayamayacağı kadar zor sorunlar var. Bu sorunlarda uzman görüşünü almak gerekiyor. Uzmanlaşmış sivil toplum artık daha çok öne çıkıyor. Ve bütün parlamentolar dünyada yasama görevini yaparken mümkün olan en geniş mutabakatı sağlamayı çalışıyorlar. Bunun için de sivil toplum ile iç içe çalışıyorlar. Hayvanlara ilgili yasa çıkarmak mesela, bir uzmanlık gerektiriyor. Bunları görmek lazım. Daha uzmanlaşmış gruplara ihtiyaç var. Sivil toplum biraz daha uzmanlaşmış alanlara doğru kaymak zorunda. Oraya doğru da gidiş görüyoruz.</p>
<p><strong>Hemşehri dernekleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sivil toplum faaliyetleri yürütüyorlar mı?  </strong></p>
<p><a href="https://www.tarihikentlerbirligi.org/">Tarihi Kentler Birliği</a> üyesiyim aynı zamanda. Sivil toplumdaki deneyimleri ve Anadolu’nun farklı kentlerindeki gözlemlerim çerçevesinde hemşehri derneklerinin önemli işlevler gördüğünü düşünüyorum. Bu dernekler iki şey sağlıyor: köyden kente gelişte toplumun yumuşak geçişine destek oluyor. Hemşehri dernekleri şehirdeki dayanışmayı kolaylaştırıyor. Bu yönüyle önemli bir işlev görüyor. Diğer ülkelerde gecekondu bölgeleri çoğunlukla suç yuvası, hatta bazı yerlere devlet giremiyor. Türkiye’de ise kentleşme sürecinde büyük yağma ve büyük hareketler olmadıysa, bunda hemşehri derneklerinin etkisi var.</p>
<p>Hemşehri derneklerini köyden kente göç edenlerin kente eklemlenmelerini kolaylaştırmasını bir de şu açıdan değerlendirebiliriz; Türkiye’de bağışçılık ve hayırseverlik konusunda yapılan bazı araştırmalar, Türkiye’de bağış faaliyetinin düşük çıktığı sonucuna varıyor ama ben buna katılmıyorum. Hemşehri dernekleri, topladıkları bağışlar ve ilişki ağları sayesinde bazı kamu hizmetlerinin yapılmasına öncülük ediyor.  Bu dernekler aracılığı ile yapılan bağışlar, informal ilişkiler, feodal veya akrabalık ilişkileri ile ilerliyor. Bu nedenle bunları ölçmek zor. Hatta bazılarında, mesela kadınlar yemek yapıp satıp çocuklara, gençlere burs veriyorlar. Bunlar da sivil faaliyet. Ancak bunlar kayda girmiyor ve biz ölçemediğimiz için bilemiyoruz.</p>
<p>Ayrıca, Türkiye’de ekonomik göstergeler çok kötü görünse de informal ilişkiler sayesinde büyük olaylar olmuyor.  Sokakta dilenci sayısı az, fuhuş çok yaygın değil. Güçlü aile bağları ve hemşehri dernekleri gibi yapıların bunlarda etkisi var.</p>
<p><strong>Pandemide günlük tutuyorsunuz; pandemi süreci bizi nereye getirdi? Bir şeyler değişti mi?  </strong></p>
<p>Pek farkında değiliz ama bence değişti. Liberal düşüncenin temsilcisi Amerika, Trump yönetiminde ilk defa pandemide çalışmadıkları halde para vermeye başladı. İlk defa emekçilere kamu kaynaklarından para vermek söz konusu oldu. Bizde de kişi başı bin TL para verildi. Bu çok küreselleşen ve çok liberalleşen ekonomilerde tekrar sosyal devlete dönüşü getiriyor.</p>
<p>Pandemiyle birlikte iki şeyin çok önemli olduğu ortaya çıktı: sağlık ve eğitim hizmeti. İkisi birden dünyada çok aksadı. İkisinin de eşitliği sağlayacak şekilde verilmesi gerekiyor. Türkiye’de 65 yaşı üstü için zatürre ve grip aşısını bedava yapacak. Eskiden beri kamu sağlığının bedava sağlanması tartışılıyordu, buna doğru gidiş olacak. Küreselleşme ile başlayan, “devlete gerek kalmadı” düşüncesi yerine, pandemide gördük ki merkezi hükümetin karar alması ve uygulaması gerekiyor. Bu, pek çok şeyi başka türlü yapmayı gerektiriyor. Pandemiyle birlikte çalışma saatlerinin esnekliği daha çok oturacak. Bu bir yandan emekçilerin ücret kaybına neden olurken, bir yandan da kadınların istihdamını kolaylaştırabilir. Bizdeki ataerkil aile yapısını da bozabilir. Pandemiyle birlikte sorunlar ile bu değişimler beraber olacak.</p>
<h5><strong>Pandemide Dönüşen Bireyler ve Sivil Alan Düşen Görevler </strong></h5>
<p><strong>Pandemide sivil toplum dönüşüyor olabilir mi?</strong></p>
<p>Daha çok bireyde bir dönüşüm olduğunu görüyoruz. Bireyler artık daha dikkatliler. Türkiye pandemiyle mücadelede başarısız diyemem: halkı suçlamak çok doğru değil. Yapılabileni yapmaya çalışıyorlar. Bu yeni bir yaşam tarzı, kimse için kolay değil. Beni asıl hayrete düşüren, İngiltere örneği. Londra sokakları daha kötü durumda. Pandemiden ölenler bizden çok daha fazla. Almanya çok disiplinli bir toplum ama orda da çok ölenler oldu. Oralarda da bireyler bu mücadeleyi sırtlanıyor.</p>
<p>Pandemide bedava sağlanan çok hizmet oldu. Ben pandemide her gün nerdeyse bir sesli kitap okudum, beni çok zenginleştirdi. Bireysel olarak başkalarına yarar sağlama, başkasını düşünme eğilimi pandemide artmış olabilir. Bu yeni bir kültür yaratıyor aslında.</p>
<p>Pandemide tuttuğum günlüklerimde yazdığım ve 65 yaş üstüne söylediğim mesaj şu: “Çok dertlenmeyin, çünkü neredeyse 100-200 yılda bir görülecek bir büyük olayla karşı karşıyayız. Buna tanıklık ediyorsunuz, bu çok önemli bir şey. Hepimiz bunun tanığı olduk. Hepimizin yarın için anlatacak büyük hikayeleri var. Bu tanıklığı yaşarken, olumsuzluklar yanında iyi şeyleri görmeye çalışın”. Burada mahalle bazında insanları eğlendirmek, onlarla hemhal olmak dertlerini paylaşmak gibi şeyler öne çıkabilir. İşte bu konuları da sivil toplum üstlenebilir.</p>
<p><strong>Sivil toplum Türkiye’de ve dünyada ne değiştirdi? Neler başardı? Neleri başaramadı?</strong></p>
<p>Sivil toplum sayesinde yeni kavramlar girdi hayatımıza: hesap verilebilirlik, açıklık, şeffaflık gibi. Sivil toplum yeni şeyler söylenmesini sağladı. 11. Kalkınma Planı’nda kadın istihdamını artırma hedefi var. Sivil toplum buralarda başarılı oldu. İstanbul Sözleşmesi’nde tartışmalara rağmen bu nedenle hükümet sözleşmeden çıkamıyor. Kürt meselesi ve insan hakları konuları zor konular, bu konular aşılamadı ama zamanla çözüleceğine inanıyorum.</p>
<h5><strong>Türkiye’de Ayrışmaya Rağmen Dayanışılan Ortak Konular</strong></h5>
<p><strong>Türkiye’de siyasi iklim sivil topluma nasıl yansıdı? Son yıllarda Türkiye’de sivil alanın daraldığı tespitlerine katılır mısınız?</strong></p>
<p>Sivil alan daraldı. Demokrasi liberal ekonominin türevidir, liberal ekonominin yarattığı sakıncaların, eşitsizliklerin yine demokratik bir toplumda giderilmesi gerekir. Demokratik bir toplumda sesi çıkmayanın, sesinin çıkmasının sağlanması gerekir. Türkiye’de her şeye rağmen bir özgürlük alanı var, bu ülkede tekdüze bir toplum yaratılması mümkün değil.</p>
<p>Türkiye’de ayrışmaya rağmen özellikle çevre, kadın, çocuk, eğitim ve ortak değerler konularında kutuplaşmayı aşmak mümkün olabiliyor. Bu konular üzerinden daha çok yoğunlaşarak, ayrışma, kutuplaşmayı aşmanın yolları bulunabilir. Son yıllarda kadına karşı tavırda değişim var. Bu konuda bir örnek vermek isterim. Yurttaşlar Derneği’nde bir proje için Adıyaman’da bir toplantıya gittik; çok çeşitli kesimlerden kadın temsilciler de katılmıştı. O toplantıda Kürt, Alevi, başı kapalı pek çok kadın vardı. Kadınlar problemlerini anlatıyorlardı. Üniversiteden bir erkek katılımcı “siz çocukları evde bıraktınız, burada oturmuş konuşuyorsunuz!” dedi. Bunun üzerine bütün kadınlar söz isteyerek, tepki gösterdi. Anadolu’da kadın girişimciler, kadın örgütleri ve birçok sivil oluşumlar var.</p>
<p><strong>Hiç sivil toplum faaliyetine katılmamış veya gönüllük yapmamış birine, sivil toplumu<br />
deneyimlerini önerir misiniz? </strong></p>
<p>Sivil topluma ihtiyaç duyuluyorsa olur, insanlar sivil topluma katılır. Anlık şeylerle, bir yerde bir çöp toplayarak, sivil toplum faaliyeti sürekli olmaz. Bir alanda ihtiyaç olması, sivil topluma olan ihtiyacı da daha çok hissettirecektir. Türkiye’de özellikle dernek kurmak çok güç. Dernekler kanunu 1 sayfa ama uymanız gereken yüzlerce kural var. Dernekler özel hukukta yer alır ancak kamu hukukun konusunu oluşturur gibi kamu denetimi çok fazladır; Türkiye’de 200’e yakın devlet müfettişi dernekleri kontrol eder. Bu şekilde sivil toplum Türkiye’de geliştirilemez. Bu konularda düzenleme ihtiyacı var. Türkiye’de özel sektör ve kamu sektörüne ağırlık verilir oysa üçüncü sektör olarak, sivil sektörün de desteklenmesi lazım.</p>
<p>Nasıl ki özel sektör ucuz kredi, vergi muafiyeti veriliyor ve destekleniyorsa, STK’lara da özellikle kadın ve genç istihdamını sağlayacak şekilde, ayrıcalıklar getirilmeli ki, toplum örgütlensin. Sivil toplumun kaynak yaratması için kamu tarafından desteklenmesi gerekir. Dünyada bunun güzel örneklerinden biri Çek Cumhuriyeti’nde: burada isteyen vergi mükellefi, devlete verdiği verginin % 1’ini STK’lara verebiliyor. Bunlar tabii, sosyal yardım, çevre gibi belli niteliklere sahip olan STK’lar oluyor.  İnanıyorum ki, STK’ların personellerinden 5’inden 2’si, kadın- genç ya da engelli olarak, SGK primi, devlet tarafından ödense, bu hem ülkede ciddi seviyede istihdama katkı sağlar, hem de devletin yapamadığı-yetişemediği sanat, kültür, sosyal yardım gibi konularda sivil toplum çok daha etkili olur.</p>
<p><strong>Ümitli misiniz?</strong></p>
<p>Beni fazla iyimser bulanlar var. Bu iyimserlik hissiyatın ötesinde, gözlemlerime dayanıyor. Son yıllarda turizm fuarlarına katılan belediye sayısı çok arttı. İç ve dış turizm, Türkiye’de değişimi sağlıyor. Üniversite öğrencileri sayesinde kentlerin değişimi mümkün olabiliyor. Okullaşma oranı artıyor, kız çocuklar ile erkek çocuk sayısı neredeyse aynı. Kadın hareketi, turizm ve üniversiteleri Türkiye’yi değiştirecek 3 konu olarak görüyorum. Bu bahsettiğim göstergeler çerçevesinde, umutluyum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/22/sivil-toplum-daha-cok-uzmanlasmali/">“Sivil Toplum Daha Çok Uzmanlaşmalı!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Daralan ve Kutuplaşan Sivil Alanda Güçlü Liderlere İhtiyacımız Var”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/daralan-ve-kutuplasan-sivil-alanda-guclu-liderlere-ihtiyacimiz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2020 08:21:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[sema genel karaosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplumun Öncüleri dosyamıza Hayata Destek Derneği Direktörü Sema Genel Karaosmanoğlu ile devam ediyoruz. Sema Genel Karaosmanoğlu, sivil toplumun sistemli, daha örgütlü, daha dayanışma içinde hareket ederek bölgesel ve özellikle küresel düzeyde daha aktif olması gerektiğini hatırlatıyor. Bunu gerçekleştirmek için, daralan ve kutuplaşan sivil alana rağmen STK’ları mobilize edecek, bir araya getirecek, ortak bir amaca yönlendirecek ve ortak hareket etme kültürü oluşturacak güçlü liderlere ihtiyacımız olduğunu vurgulayan Karaosmanoğlu’na göre, sivil alanda yerel liderlerin güçlendiği bir döneme giriyoruz. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/daralan-ve-kutuplasan-sivil-alanda-guclu-liderlere-ihtiyacimiz-var/">“Daralan ve Kutuplaşan Sivil Alanda Güçlü Liderlere İhtiyacımız Var”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Yerel kalkınma ve insani yardım alanında 25 yılı aşan bir deneyime sahip olan Karaosmanoğlu, Hindistan, Afganistan, İran ve Pakistan gibi pek çok ülkede saha çalışanı ve yönetici olarak çalışmanın yanı sıra eğitim de vermeyi sürdürüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karaosmanoğlu, siyasi iklim nedeniyle sivil toplumun arzu edilen etkiyi yaratamamasına karşın, daralan sivil alanda pek çok ülkeye kıyasla Türkiye’de sivil toplumun başarılı olduğuna dikkat çekiyor. Pandemi süreciyle birlikte, Hayata Destek Derneği’nde kurdukları destek hatları ile pandemi öncesi dönemden çok daha fazla sayıda mülteciye ulaştıklarını; yenilikçi teknolojilerle faaliyet gösterdikleri 8 ilin ötesinde mültecilere ulaşma şansı yakaladıklarını belirtiyor. </span></p>
<p><b>Sivil Alanda Kaynakları Faydaya Dönüştürme Çabası </b></p>
<p><b>Sivil alanda yer almayı neden tercih ettiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-56765 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel.jpg" alt="Sema Genel Karaosmanoğlu" width="316" height="210" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel.jpg 541w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-350x231.jpg 350w" sizes="(max-width: 316px) 100vw, 316px" />Küçüklüğümden beri sivil alanda olmak istediğimi biliyordum. Benim insani yardıma ilgim 1980’lerin başında başladı. 1984’te Bob Geldof’un Band Aid’i kurması ve sonrasında “We are the World” ile Doğu Afrika’daki açlık için düzenlenen yardım konserleri o küçük yaşımda beni çok etkiledi, bu alana çekti. “Afrika’ya gidip açlıktan ve sıtmadan ölen bu çocukları beslemek istiyorum” dedim kendi kendime. Sonunda Afrika’ya gidemedim ama Hindistan, Afganistan, İran, Pakistan, Türkiye ve şimdi Suriye’deki felaketlerden etkilenmiş çokça insana ulaşabildim; ulaşmaya da devam ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu alanda çalışmak çok tatmin edici bir duygu. Dünyanın kaynaklarını tüketme odaklı değil, kaynakları doğru yere kanalize etme, daha efektif ve optimize kullanma, kaynakları geliştirme ve faydaya dönüştürme işine çaba sarf ediyor olmak beni çok mutlu ediyor.  Yolumu bugün tekrar çiziyor olsaydım aynı kararı verirdim; sivil alanda çalışırdım.</span></p>
<blockquote><p>…Bu 26 yıl içerisinde sivil alanın ne kadar kırılgan olduğunu; yarattığımız faydanın ötesinde sivil toplum alanını genişletmek ve güçlendirmenin ne kadar önemli olduğuna şahit oldum.</p></blockquote>
<p><b>Kendinize bir misyon atfediyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu işe başlama motivasyonumdan dolayı kendime kesinlikle bir misyon atfediyorum. Sonra zaman içinde, bu işte derinleştikçe farklı farklı misyonlar da atfettim kendime. Hindistan’daki ilk tecrübemde fakir insanların devletten gelecek yardımı beklemeden kendi aralarında örgütlenmeleri ve kendileri için bir şeyler yapabilme kabiliyeti beni çok etkiledi. Hindistan’da bu kadar yokluk içinde bu kadar etkili dayanışma ve örgütlenmeler oluyorsa bu dünyanın her yerinde olabilmeli diye düşündüm.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O zamandan beri insani yardım alanında yaptığım her işte toplumsal dayanışma ve katılımcılık benim kutup yıldızım oldu hep. Nitekim, yaptığımız her insani yardım çalışmasında afet ve savaştan etkilenmiş birey ve toplulukların kendileri için bir şeyler yapabileceklerini onlara gösteriyoruz, dayanışma ve örgütlenmeyi teşvik ediyoruz, bunun için imkanlar ve fırsatlar yaratıyoruz. İnsan kapasitesine olan bu inancımız yürüttüğümüz çalışmaların başarısındaki sır…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsani yardımı önce gönüllü sonra profesyonel yaptığım bu 26 yıl içerisinde sivil alanın ne kadar kırılgan olduğunu; yarattığımız faydanın ötesinde sivil toplum alanını genişletmek ve güçlendirmenin ne kadar önemli olduğuna şahit oldum.  Bu da şimdilerde kendime atfettiğim diğer bir misyon.  Sivil alanda güçlü liderlere ihtiyacımız var – diğer STK’ları mobilize edecek, bir araya getirecek, ortak bir amaca yönlendirecek ve ortak hareket etme kültürü oluşturacak bir güce ihtiyacımız var.  Elimden geldiğince o boşluğu doldurmaya çalışıyorum.</span></p>
<p><b>Doğal Afet, Savaş ve Kalkınma Alanlarında  Sivil Toplum Çalışmaları&#8230; </b></p>
<p><b>Sivil toplumda ne tür faaliyetlerde bulundunuz? Şu an neler yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteye başladığım 1991 yılından itibaren sivil alanda çok çeşitli faaliyetlerde bulundum.  Öğrencilik yıllarımda gönüllülük yaptığım STK’lar aracılığıyla kıtlık ve savaştan kaynaklı yoksulluk sorunlarını öğrenci gruplarına anlattım, farkındalık çalışmaları yaptım. Tez çalışmam için gittiğim Hindistan ilk saha tecrübemdi.  Kadın güçlenmesi ve yerel kalkınma alanında faaliyet gösteren Hindistan merkezli bir STK’da alan çalışmaları yaptım, beni çok zenginleştiren ve bana vizyon katan çok çeşitli faaliyette bulundum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonra 1997’de profesyonel hayata adım attığımda yerel kalkınma ve insani yardım alanında Ankara’da faaliyet gösteren bir vakıfta çalıştım uzun yıllar</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;">1999’daki Marmara depremi sonrası yürüttüğümüz operasyon benim ciddi anlamdaki ilk insani yardım tecrübem oldu. Bu kadar büyük bir yardım operasyonunun içinde yer almak ve ciddi sorumluluk almak beni bu alana hazırladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de uzunca bir süre çalıştıktan sonra 11 Eylül olaylarını takiben Amerika’nın Afganistan’ı bombalamasıyla birlikte İran ve Pakistan sınırlarında kurulan Afgan mülteci kamplarında çalıştım. O süre zarfında Kabil’de yaşadım; Taliban’ın hala hüküm sürdüğü Afganistan’ın farklı eyaletlerine seyahat ettim. Ekibimle beraber ihtiyaçları tespit ettik, yerel halkla projeler tasarladık, kaynak mobilize ettik ve yardım çalışmaları yürüttük. 2003’deki Bem depremi sonrası İran’a geçtim, orada acil yardım ve psiko-sosyal destek çalışmaları başlattım ve yönettim. 2005’teki Keşmir depremi sonrası Pakistan’a geçtim ve oradaki insani yardım operasyonunu başlattım.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an ise Mülteci Destek programımız çerçevesinde Suriye’deki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınmış olan mültecilerle uzun yıllardır çok çeşitli projeler uyguluyoruz.  Savaş travması yaşamış birey ve ailelerle ilk defa bu kadar kapsamlı insani yardım ve koruma çalışmaları yürütüyoruz. Sınırı geçen Suriyelilere 2012 yazında ayni yardımlarla başladık; kısa bir süre sonra nakit yardımlarına geçtik ve 4 yıl boyunca binlerce mülteci aileye düzenli aylık nakit yardımları yaptık. Bugün ise mültecilere Hayata Destek Evlerimizde psiko-sosyal destek ve koruma hizmetleri vermeye devam ediyoruz; geçim kaynaklarını geliştirmeye ve sosyal uyumu güçlendirmeye çalışıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Saha çalışanı ve yönetici olarak yer aldığım pek çok çalışmanın dışında bu alanda eğitimler de verdim.  Dünyanın pek çok ülkesine eğitim vermek, konuşma yapmak, tecrübe paylaşmak, savunuculuk yapmak için de gittim. Sonuç olarak, doğal afetten savaşa ve kalkınmaya, geniş bir yelpazede ve çeşitli coğrafyalarda sivil toplum çalışmalarına dahil oldum; olmaya devam ediyorum.</span></p>
<p><b>İnsani Yardımda Kalıcı Etki, Yaşam Standartlarının Yükseltilmesiyle Mümkün </b></p>
<p><b>Hayata Destek Derneği’nin kurucularındansınız ve yöneticisiniz. Neden insani yardım alanında bir dernek kurma ihtiyacı hissettiniz? Hayata Destek Derneği’ni alanda çalışan diğer STK’lardan farklı kılan nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-56767 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-2-640x480.jpg" alt="Sema Genel Karaosmanoğlu" width="423" height="317" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-2-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-2-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" />İnsani yardım zaman içinde profesyonelleşmiş bir sivil alan.  Özellikle 1994’teki Ruanda soykırımı insani yardım açısından bir dönüm noktası oldu. Yüz binlerce kişinin öldürüldüğü ve milyonlarca kişinin yerinden edildiği; mülteci olduğu krizlerde yardım işlerine “iyilik” götürmek olarak bakamıyoruz. Bu işin belirli standartlarda ve profesyonelce yapılması gerekiyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruanda felaketi yardım camiasına bunu çok net gösterdi. Ruanda soykırımı bağlamında bölgede yapılan insani yardım çalışmalarının eleştirilmesi, çok kilit insani yardım ilkeleri, davranış kuralları ve standartların çıkışına sebebiyet verdi. Tüm bunlar da benim öğrencilik yıllarıma denk geldi. Bu işin okulunu okumuş birisi olarak, bu ilkelere ve standartlara uygun hareket eden bir insani yardım STK’sı kurma fikri doğru bir hareket gibi geldi.  Uzun yıllar insani yardım alanında yaptığım çeşitli çalışmalar sonrası 2005’te Hayata Destek’i kurduk.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ilkeli duruşumuz, standartlara uygun çalışma modelimiz ve insan kapasitesine olan inancımız, Hayata Destek olarak bizi diğer STK’lardan farklı kılan özellikler. Belki de en önemli özelliğimiz ve başarımızın sırrı, derneğin kurulmasının arkasındaki tutku, vizyon, inanç ve birikim.</span></p>
<p><b>İnsani Yardım ve Kalkınma Alanlarında “Yerelleşme”</b></p>
<p><b>İnsani yardım ve kalkınma alanında profesyonel bir çalışan ve akademik sıfatı olan bir kadın yönetici olarak, Türkiye’de bu alanda çalışan kuruluşlar ile uluslararası kuruluşlar arasında bir kıyaslama yaparsanız, ne söylersiniz?    </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biraz önce de dediğim gibi, insani yardım ve kalkınma adı altında yapılan işler gitgide belirli prensipler ve standartlar çerçevesinde yapılıyor. Bu iş hayır işi olarak yapıldığı zaman etkisi anlık ve çok düşük oluyor. Kalıcı etki yaratmak ve gerçekten yaşam standartlarını yükseltmek için bu işe profesyonel yaklaşmak gerekiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim, dünyanın en yoksul bölgelerinde afet yaşamış ya da gelişmişlik göstergelerinin en altında kalmış topluluklar için devletler ve uluslararası kuruluşlar fon kaynağı sağlıyorlar.  İnsani yardım ve kalkınma çalışmaları için ciddi anlamda kurumsal hibeler dağıtılıyor. Bu hibelere erişimi olan biz STK’lar için kalite odaklı bir program yönetimi, hesap verebilirlik ilkelerine uygun iç işleyiş ve yaratılan etkinin ölçüldüğü izleme değerlendirme mekanizmaları olmadan bu hibelere erişmek zor. Bununla birlikte insan haklarını referans alıyor olmak, bu hibelere erişimde çok kilit rol oynuyor.</span></p>
<blockquote><p>İnsani yardım zaman içinde profesyonelleşmiş bir sivil alan; belirli standartlarda ve profesyonelce yapılması gerekiyor.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye merkezli STK’lar olarak biz genellikle bu hibelere direkt erişemiyoruz ve ancak Birleşmiş Milletler ajansları ya da uluslararası STK’larla işbirliği neticesinde bu hibelere erişebiliyoruz. Ancak uluslararası camia artık kabul ediyor ki bir ülkenin afetten toparlanması ve kalkınabilmesi için dışarıdan gelen müdahaleler kalıcı etki yaratamıyor. Hatta çoğu zaman uluslararası STK’lar yardım alan ülkede operasyonel olduklarında oradaki sivil alanı daraltıyor; faydadan çok zarar verebiliyorlar.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun en çarpıcı örneği, yerel STK’ların yetişmiş insan kaynağını daha yüksek maaşlara çalıştırarak ya da koordinasyon ve karar mekanizmalarını devralarak o ülkenin sivil toplumunu zayıflatıyor olmaları. Bunun üzücü örneklerini pek çok ülkede görüyoruz. Burada asıl olan, yerel kapasitenin harekete geçmesi, güçlenmesi ve yerel/ulusal STK’ların o ülkenin politika ve pratiklerini etkileyebilecek konuma gelmesi.  Buradan yola çıkarak, birkaç yıldır insani yardım ve kalkınma alanlarında “yerelleşme” tartışmaları güçlenerek devam ediyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’ye baktığımızda da işin ideali, ilkeli ve hak temelli duruşu olan Türkiye merkezli STK’ların afet risk yönetimi, kriz yönetimi, koruma ve kalkınma alanlarındaki çalışmalara öncülük etmesi, karar mekanizmalarının içine dahil olması, çalışmalarını belli standartta ve profesyonellikte yapması ve dayanışma içinde örgütlü hareket edebilmesi.</span></p>
<blockquote><p>Türkiye’deki STK’lar insani yardım ve koruma çalışmalarında yüksek kapasitesiyle ve güçlü etki alanıyla güzel bir örnek oluşturmuş oldu.</p></blockquote>
<p><b>İnsani yardım ve kalkınma alanında çalışan STK’ların çalışmaları ve iyi uygulamalarını küresel ölçekte değerlendirebilir misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56769 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-karaosmanoglu-640x353.jpg" alt="Sema Genel Karaosmanoğlu" width="388" height="214" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-karaosmanoglu-640x353.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-karaosmanoglu.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 388px) 100vw, 388px" />Çeşitli krizlerden etkilenmiş ülkelerde insani yardım ve kalkınma çalışmaları yapılabilmesi için her yıl devletler ve uluslararası kuruluşlar hibe programları açıyor. Suriye krizinin patlak vermesiyle Suriye içinde ve çevre ülkelerde acil yardım ve koruma çalışmaları için bolca kaynak aktarıldı. Dolaylı da olsa bu hibelere Türkiye merkezli STK’lar olarak bizler de erişebildik. Suriye krizinin devam ettiği 9 yıl boyunca çok çeşitli insani yardım ve koruma çalışmaları yapıldı, pek çok ihtiyaç karşılandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki STK’lar bu çalışmaları yaparken ciddi anlamda bilgi ve deneyim biriktirdiler, çokça kaynak geliştirdiler, iyi uygulamalar yürüttüler, bunları küresel düzeyde paylaştılar. Türkiye’ye gelen hibelerle beraber Türkiye’deki STK’lar mülteci alanında örnek çalışmalar yaptılar, yerel yönetim ve hizmet sağlayıcılarla iş birliği pratiklerini geliştirdiler ve sivil toplumun yarattığı faydayı göstermiş oldular.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsani yardım alanı uluslararası aktörlerin çeşitli ve güçlü olduğu bir alan. Türkiye’nin kendi STK’larının bu kadar başarılı çalışmalar yürütmüş ve güzel etkiler yaratmış olması da bu işin yerel aktörler tarafından da yapılabileceğini; hatta daha iyi yapıldığını gösterdi.  İnsani yardım ve kalkınmada ‘yerelleşme’ tartışmalarının gündemde olduğu bu dönemde, yüksek kapasitesiyle ve güçlü etki alanıyla Türkiye’deki STK’lar güzel bir örnek oluşturmuş oldu. </span></p>
<p><b>Türkiye’nin Mülteci Politikasındaki Değişkenlikler&#8230;</b></p>
<p><b>Türkiye’nin mülteci politikası ve küresel düzeyde insani yardım alanına ilişkin değerlendirmenizi paylaşır mısınız?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her yıl milyonlarca kişinin yerinden edildiği bir dünyada göçü yönetmek, mültecilere ev sahipliği yaparken adil davranmak ve buna kaynak bulmak kolay iş değil. Bunu yönetmek için uluslararası camianın taahhütleri ve bu iş için ayırdığı insani yardım ve resmi kalkınma fonları var.  Ancak bu kaynaklar dünyanın bütün dertlerini çözemiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Suriye’de patlak veren krizle beraber Türkiye en çok mülteci barındıran ülke haline geldi. Biraz önce bahsettiğim bu insani yardım fonlarından Türkiye’ye de epey bir pay düştü. Özellikle Avrupa Birliği üzerinden Türkiye’ye kayda değer yardımlar aktarılmış olmasına rağmen mültecilerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak kaynağa erişilemedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’ye sığınan mültecilere devlet bir taraftan ciddi öz kaynak aktarırken, diğer yandan dünyanın bu yükü paylaşması için etkili söylem üretmeye çalışıyor. Bu bazen değişken politikalar olarak gündemimize yansıyor, bazen de politikayla uyumlu olmayan pratikler olarak yansıyor. Bu da mülteci alanında çalışan biz STK’lar için yönetmesi zor bir süreç haline geliyor.  Bu sıkışmışlık içerisinde maalesef bunun bedelini en çok mülteciler ödüyor…</span></p>
<blockquote><p>Mülteci alanında çalışan biz STK’lar için yönetmesi zor bir süreç haline geliyor. Bu sıkışmışlık içerisinde maalesef bunun bedelini en çok mülteciler ödüyor.</p></blockquote>
<p><b>Pandemi sivil alanı ve Hayata Destek Derneği’ni nasıl etkiledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi ile beraber değişen pratiklerimiz oldu – hem yürüttüğümüz çalışmalarda hem de iş yapış şeklimizde.  Tüm STK’lar bunu yaşadı sanıyorum. Bazıları merkez ofislerini kapatma kararı aldı; artık uzaktan bağlanarak da birçok işimizi yürütebildiğimizi gördük. Hatta bazı işlerimizi daha da efektif yürütebiliyoruz bu sayede.  Daha az seyahat ediyoruz; toplantılarımızı oturduğumuz yerden yapabiliyoruz. Tüm bunlar daha yeşil bir ofise ve ekibe dönüşmemizi sağladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilerle direkt temas eden bir ekip olarak tüm aktivitelerimizi dijitale taşımak mümkün olmadı ama diğer taraftan kurduğumuz destek hatları ile eskiden ulaştığımızdan çok daha fazla sayıda mülteciye ulaşabildik.  Coğrafi kısıtımız olmayınca ve yenilikçi teknolojiler kullanınca faaliyet gösterdiğimiz 8 ilin ötesinde mültecilere ulaşma şansı yakaladık.  Bu da pandeminin beklenmedik diğer bir olumlu çıktısı oldu.  </span></p>
<p><b>Toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşımınız ne? İnsani yardım çalışmalarınızda nereye oturuyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata Destek’te her zaman erkekten çok kadın çalışan ve gönüllümüz oldu. Beş kadının kurduğu bir dernek olarak toplumsal cinsiyet dengesine ve eşitliğine her zaman duyarlı olduk. Bizim Hayata Destek olarak işyerinde toplumsal cinsiyet eşitliği politika ve prosedürlerimiz var, onları uyguluyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaptığımız iş itibariyle de mülteciler arasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve azaltılması çalışmalarımızda olduğu gibi yürüttüğümüz programlarda toplumsal cinsiyet eşitliği özelinde tasarladığımız projelerimiz var.  Bunun yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği ana akımlaştırma stratejimiz var. Proje döngüsünde ihtiyaç tespitinden proje tasarımına, uygulamadan izleme ve etki değerlendirmeye kadar tüm fazlarda kadın, erkek, çocuk, LGBTİ duyarlı veri toplayıp onların özel ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yapmaya özen gösteriyoruz.</span></p>
<p><b>Sivil Toplumun Dünyanın Daha Adil, Daha Yeşil ve Daha Yaşanabilir Bir Yer Olmasına Katkısı </b></p>
<p><b>Sivil toplum Türkiye’de ve dünyada ne-neleri başardı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan ile birlikte tüm canlıları merkezine alan bakış açısı sayesinde sivil toplum girişimleri eşit haklar için mücadele etti, politikaları etkiledi; dünyamızın daha adil, daha yeşil, daha yaşanabilir bir yer olmasına katkı sağladı. Bunun yansımalarını Türkiye’de de görüyoruz – bugün kadına şiddetin bu kadar konuşuluyor olması; çocuk işçiliği ve istismarının bu kadar gündemde olması, ayrımcılığa karşı bir akımın başlamış olması, LGBTİ haklarının savunulabiliyor olması, mültecilerin içinde yaşadıkları zor şartları konuşabiliyor olmamız hep sivil toplumun bu önemli toplumsal konuları gündeme taşımasıyla mümkün oluyor.</span></p>
<p><b>Türkiye’de siyasi iklim, kutuplaşma ve ayrışma var mı? Bu, sivil topluma yansıdı mı? Siz kendinizi bunlar arasında nerede konumluyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki kutuplaşma ve ayrışmadan sivil toplum da nasibi aldı maalesef. Sivil alana hak temelli bakan kesimle inanç temelli bakan kesimler arasında uçurum var.  Çok ayrışmış oldukları için de sivil toplumda kilit öneme sahip olan bilgi paylaşımı, koordinasyon ve kolektif hareket neredeyse hiç mümkün olmuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek çok inanç temelli dernek ve vakıfın hükumete yakın duruyor olması onların gerçek anlamda sivil toplum kimliğine de gölge getiriyor. Devlet destekli ve imtiyazlı STK’lar aslında sivil alanın periferisinde yer aldığı için de böyle bir uçurum söz konusu. İngilizcede GONGO denilen government NGOs, yani devlet destekli STK’lar, bizim Türkiye’nin de bir gerçeği. Bu tarz STK’larla hak temelli STK’lar arasında iş, duruş ve söylem farklılıkları olduğu için kutuplaşmayı ve ayrışmayı daha da tetikleyen bir durum haline geliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Hayata Destek olarak hak temelli çalışan bir STK’yız, ancak özellikle insani yardım alanında faaliyet gösteren çokça İslami vakıf ve dernek var.  Üstelik pek çoğu uluslararası operasyonlar da yürütüyor; ağırlıklı olarak Afrika’ya yardımlar yapıyorlar.  Bir afet veya savaş sonrası insani yardımların etkili dağıtılabilmesi ve mükerrer olmaması için bizim alanda koordinasyonun sağlanması çok kritik.  Özellikle Türkiye dışında yürüttüğümüz insani yardım operasyonlarında birbirimizle koordineli çalışmamız önemli.  Bunları anlık, o anda ihtiyacı karşılayacak şekilde yapabiliyoruz ama sistemli bir iletişim ve etkileşimimiz maalesef yok.</span></p>
<blockquote><p>Sivil alana hak temelli bakan kesimle inanç temelli bakan kesimler arasında uçurum var.  Çok ayrışmış oldukları için de sivil toplumda kilit öneme sahip olan bilgi paylaşımı, koordinasyon ve kolektif hareket neredeyse hiç mümkün olmuyor.</p></blockquote>
<p><b>Türkiye’de sivil toplum ne kadar etkili? Eleştirel bir yaklaşımla Türkiye’de sivil topluma ve STK’lara ilişkin nasıl bir değerlendirme yaparsınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Brüksel’de üniversite okuduğum yıllarda Avrupa’daki sivil hareketliliğe ve çeşitliliğe bakıp Türkiye’de sivil toplumu daha sessiz ve zayıf bulurdum. Sonra dünyanın farklı coğrafyalarında çalışmaya başladığımda pek çok ülkeye kıyasla Türkiye’de sivil toplumun gayet başarılı olduğunu görmeye başladım.  Genel olarak tecrübelerim bana gösterdi ki bir ülkede devlet ne kadar güçlüyse sivil alan o kadar baskılanıyor ve kenara itiliyor. Nitekim, Türkiye’nin tarihine baktığımızda güçlü devlet geleneği sivil toplumun yeşermesine pek de izin vermemiş.  Bugünkü siyasi iklimin hala baskıcı ve kontrolcü olması sebebiyle sivil toplum arzu edilen etkiyi yaratamıyor ama buna rağmen kısıtlı olan o sivil alanda pek çok ülkeye kıyasla bir zenginliğimiz olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsani yardım alanında 1999 Marmara depremi Türkiye sivil toplumu için dönüm noktası olmuştur.  Orada afete karşı kurulan güçlü sivil koordinasyonun yansımalarını bugün dahi hissediyoruz.  Bu yılın başındaki Elazığ/Malatya depremi, ardından Edirne’ye gelen mülteci/göçmen akımı ve şimdi Covid-19 salgını, bunlar sivil toplumun tekrar hareketlenmesine, birlikte güzel işler başarmasına ve birbirine kenetlenmesine sebep oldu.</span></p>
<p><b>Sivil Toplum-Özel Sektör İş Birliği ve Dayanışması Açısından Belirleyici Bir Yıl</b></p>
<p><b>Türkiye’de sivil toplumun 2020 yılında durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2020 yılının Ocak ayından başlayarak peş peşe afetler yaşadık. İlk önce Elazığ ve Malatya depremleri, ardından Edirne Pazarkule’deki mülteci/göçmen akını, en son da Covid-19 pandemisi. Bu süreçlerin hepsinde sivil toplum çok faaldi. Hem depremzedelere hem mülteci ve göçmenlere hem de pandemiden etkilenen ailelere çok ciddi yardımlar yaptılar. 2020’nin ilk yarısında inanılmaz bir dayanışma vardı sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler arasında. Hatta kriz dönemlerinde beraber hareket edeceğimiz ve koordineli çalışacağımız bir STK afet koordinasyon platformunu da yeniden aktive ettik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dayanışma içerisinde özel sektörün de önemli bir rol aldığını gördük. Fabrikalar maske ve dezenfektan üretimine geçti. Bazı özel sektör vakıfları bunları ücretsiz olarak sağlık çalışanlarına ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı; bazıları nakit yardımlar bile sağladı. Sivil toplum-özel sektör işbirliği ve dayanışması açısından belirleyici bir yıl oldu 2020. Özel sektör kuruluşlarının kendi kurdukları vakıflar üzerinden yaptıkları çalışmalar ve şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk adı altında STK’larla işbirliği içerisinde yaptıkları çalışmalar sayesinde hem yaratılan toplumsal etki artmış oluyor hem de sivil alan genişlemiş ve güçlenmiş oluyor. Özel sektörün sivil alanla etkileşim haline girmesi anlamında 2020 önemli bir yıl oldu Türkiye için… </span></p>
<p><b>Sivil Alanda Yerel Liderlerin Güçlendiği Bir Dönem </b></p>
<p><b>Sivil topluma dair umutlu musunuz? Küresel ve ulusal ölçekte, sivil alanda bizi hangi gelişmeler bekliyor? Öngörüde bulunabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56768 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-konferans-640x640.jpg" alt="Sema Genel Karaosmanoğlu" width="376" height="376" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-konferans-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-konferans-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-konferans-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sema-genel-konferans.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 376px) 100vw, 376px" />Sivil toplumun kalitesi açısından çok parlak bir dönemde değiliz. Kutuplaştıran siyaset ve popülist liderler Türkiye’ye özel değil. Evrensel haklar ve çok kültürlülük için mücadele vermek yerine belirli grupların üstünlüğünü ve imtiyazları savunan bir sivil toplumla karşı karşıyayız. Aşırı sağ siyasetin doğurduğu sivil hareket beni hiç de mutlu etmiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak bu umutlu olmamak için bir sebep değil. Her şeye rağmen birleştirici gücün içimizde olduğuna ve tekrar güçleneceğine inanıyorum. Bunu mümkün kılacak sivil toplum liderlerinin de aramızda olduğuna inanıyorum.  Yerelin kendisini keşfettiği, kendi kapasitesine güvendiği, sivil alanda yerel liderlerin güçlendiği bir dönem bekliyor bizi.</span></p>
<p><b>Sivil alanda hangi faaliyetleri yürütmeyi planlıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum olarak da sistemli, daha örgütlü, daha dayanışma içinde hareket etmemiz gerekiyor. Tek seferlik yaptığımız bir çalışma ya da tek seferlik söylediğimiz bir söz ile sivil alanı genişletmemiz, güçlendirmemiz mümkün değil. Türkiye’deki sivil toplumun bölgesel ve özellikle küresel düzeyde daha aktif olması gerektiğine inanıyorum. Bunun için de güçlü liderliğe ihtiyaç var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata Destek olarak sadece afetten, savaştan etkilenmiş birey ve toplulukların ihtiyaçlarını karşılamak değil, bunu yaparken sivil alanı ne kadar güçlendirdiğimize de önem veriyoruz. Sadece Hayata Destek için değil, tüm sivil toplum girişimlerinin Türkiye’de daha güçlü konuşabildiği, daha büyük etkiler bırakabildiği bir ortam için çalışmaya devam edeceğiz. Hayata Destek olarak sivil alanın korunması ve güçlenmesi için öncü rol oynamaya devam edeceğiz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/daralan-ve-kutuplasan-sivil-alanda-guclu-liderlere-ihtiyacimiz-var/">“Daralan ve Kutuplaşan Sivil Alanda Güçlü Liderlere İhtiyacımız Var”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplumun Kendi İçinden, Kendine Doğması Lazım!” </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/sivil-toplumun-kendi-icinden-kendine-dogmasi-lazim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 09:14:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Demircan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=52310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplumun Öncüleri adlı dosyamızda bu hafta Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) Kurucu Üyesi ve eski Yönetim Kurulu Başkanı, Doğa Koruma Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Sunay Demircan ile konuştuk. Demircan, WWF ve STGM gibi kurumsal düzeyde çalıştığı kuruluşların yanı sıra Türkiye’nin çok çeşitli bölgelerinde yerel STK’lar ile yürüttüğü faaliyetler, deneyimler ve gözlemlerinden biriktirdiklerini bütüncül bir bakış açısıyla Sivil Sayfalar ile paylaştı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/sivil-toplumun-kendi-icinden-kendine-dogmasi-lazim/">“Sivil Toplumun Kendi İçinden, Kendine Doğması Lazım!” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın doğayla ve insan kurduğu ilişkinin değişmesiyle, siyasal, sivil ve ekonomik olarak bölünüyor olmasının diğer alanlarda olduğu gibi sivil alanda da değişim ve dönüşümü (farklı bir yaklaşım geliştirilmesini) elzem kıldığını belirten Sunay Demircan, STÖ’lerin birbirleriyle çalışma alanları dışında birbirleriyle muhabbet etmeye başlamalarının bu dönüşümü mümkün kılacak ilk adım olacağını söylüyor. </span></p>
<p><iframe loading="lazy" title="“Sivil Toplumun Kendi İçinden, Kendine Doğması Lazım!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/BPZI_KY-S3c?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>S</strong><b>ivil toplumda kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendime bir sıfat atfetmiyorum. Tanımlama, kategorileştirme gerektiriyor. Bir sınır içinde, onu anlamlı hale getiriyorsunuz. Bir ötekileştirme ve ayrım getiriyor. Dünyanın ve sivil toplumun bu hale gelmesinin nedeni de bu tanımlama ve ayrım diye düşünüyorum… Dolayısıyla, tanımlama yapmak istemiyorum. Ben sivil alanda da ve pek çok alanda da düşünen ve çalışan bir insanım.</span></p>
<p><b>Neden sivil alanı seçtiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Samsun’un Bafra İlçesi’nde yaşıyordum ve 20’li yaşlarımda kuşları gözlemliyordum. Bugün WWF olarak bildiğimiz kurum, o zaman Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) idi; 1991 yılında onlarla tanıştım. Kızılırmak Deltası’nda bir sulak alan koruma ve yönetimi projesi başlatmak istiyorlardı, birlikte çalışmayı önerdiler, işimden istifa ettim ve büyük bir heyecanla DHKD’ye katıldım. 2001 yılına dek, yaklaşık 10 yıl boyunca Türkiye’nin sulak alanlar ve su kaynakları ile ilgili projelerde çalıştım.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonra, iki yıl kadar GAP İdaresinde aldığım görev var, ardından 2002 yılında Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye’nin adaylık sürecinin ivme kazanmasıyla birlikte, sivil topluma yönelik hibe programları geliştirmeye karar verdi ve 2002 yılında Sivil Toplum Geliştirme Programı’nı (STGP) başlattı. Programın ekip lideri bendim, STGP kapsamında STÖ’lerine yönelik hibe ve kapasite geliştirme programları başlatıldı.  Proje, çok başarılı oldu. AB Komisyonu bize “bunun devamını siz bir sivil yapı içinde yürütün” dedi. Böylece 2004 yılında Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) kuruldu, ben de kurucularından biriydim. STGM 2005’te faal hale geldi. 2008’e dek STGM’de direktör olarak görev aldım. STGM ’de işler iyi gidiyordu fakat bir yerde bir sorun hissettim.</span></p>
<p><b>STÖ’ler Proje Döngüsüne Sıkışmamalı</b></p>
<p><b>Nasıl bir sorun?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-52314 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan-foto-2.jpeg" alt="Sunay Demircan" width="295" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan-foto-2.jpeg 388w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/sunay-demircan-foto-2-160x160.jpeg 160w" sizes="auto, (max-width: 295px) 100vw, 295px" />Açıkçası var olan formatta sorun gördüm. Bunun yanlış anlaşılmasını istemem. Söylemek istediğim şu: mevcut format, proje hazırlama üzerine kurulu, bu da Proje Döngüsü formatı, Mantıksal Çerçeve Matrisi. Buna ek olarak, stratejik plan hazırlanması gerekiyor. Ben bu formatta Türkiye’nin her yerinde 3 bin 600 civarında kişiye eğitim verdim. Bir gün şunu fark ettim: proje döngüsü yönetimi, sivil toplumda sivil ruhu ortadan kaldırıyor; sentetik bir hiyerarşik düşünce sistematiği ezberleniyor ve zihin orada robota dönüştürüyor. Bu robot, kalan ömrünü proje üzerinde çalışarak geçiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu mantık yüzünden, masada klavye başına mahkûm edilen STÖ, hedef grubunu ve sorunu tanımaktan uzaklaşıyor. Bu döngüye giren örgütün temel kaygısı proje hazırlayıp, para kazanmak (buna da terminolojide “kaynak geliştirmek” diyoruz). Buna mecbur, çünkü para kazanamazsa, o ofisin kirasını nasıl ödeyecek? Maaşlar var, sabit giderler var… Bizde örgütler üye desteği ile çay parasını bile zor karşılıyor. Bunun için de sürekli proje yazması lazım. Biri bitmeden, yenisi… bitmeyen maraton. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu proje hazırlama mantığını dünyaya getiren ordular aslında. Askeri bir köken ve düzen var işin içinde. Mantıksal çerçeve matrisi de orduda kullanılan bir yöntem. Bütün eski uygarlıklar, ordular ile kuruldu ve derken stratejik harekât planlarını ordular hazırladı.  Şimdi anti militarist niyetle ortaya çıkan örgüt dahi ordu mantığı ile strateji geliştiriyor, “düzen” kuruyor. Bu “düzen” dediğim sistematiği zihinlerimize “bu böyledir” diye kazıdılar. Dilinden tut, mantığına, davranış kalıplarına kadar… Adeta var oluş biçimi oluşturuldu sivil alanda, bu tüm dünya için böyle oldu, yanlış anlaşılmasın, kaygım sadece bize ait değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte biz de bu mantığı sivil alana aktardık. Kimseyi suçlamak istemiyorum, işin altında komplo teorisi arayanlardan da değilim. O gibilerin ekmeklerine yağ sürdüğümün de farkındayım ama dediklerimi değerlendirebilmek için, biraz düşünmek gerekiyor. Neyse, bir gün geldi ki, anladım bu mantık sivil toplumda işlemiyordu. Proje yönetimi mantığında, biz sebep-sonuç ilişkisini esas alarak projeyi kurgularız. Ancak sivil alanda o kadar farklı parametre var ki ve bu parametreler o kadar çok ve sürekli değişiyor ki; sorunu yaşayan canlı bir sistem… Siz proje mantığı ile analizi o anda donduruyorsunuz, oysa sorun dinamik, akış halinde, sürekli değişiyor. Farklı bir yaklaşım geliştirilmesi lazım: sivil toplumda bu durumu durağanlaştıran / donduran ve parçalara ayırıp, sorun ile çözümü parçada arayan bakıştan dışarı çıkmak gerekiyor. Çıkamadığımız sürece, bu döngüde hapsoluyoruz. </span></p>
<p><b>Şu sıralar sivil toplumda hangi faaliyetleri yürütüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dediğim gibi, STGM’de gayet huzurlu ve mutlu bir hayat sürerken, işi bıraktım ve köye gittim. DHKD’de ilk işe başladığım, doğup büyüdüğüm köyüme. Kızılırmak Deltası’na yani. Köyde eşim Bilgi Buluş’la beraber 11 yıl çiftçilik yaptık. Bu arada, sivil toplumla ilişkimizi de kesmedik. Otizm örgütlerine dışarıdan gönüllü destekler vermeye çalıştım. Hala da çalışıyorum onlarla… Deltanın korunması için yerelde çalışmalar yaptık… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Köyde yaşarken aynı zamanda, Bakü-Tiflis- Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı ile TANAP Doğalgaz Boru Hattı projelerinde de sosyal yatırım/kırsal kalkınma alanlarında danışman olarak çalışmaya başladım. Bunlar tabii çok büyük inşaat projeleri, mutlaka gittiği yerlerde sosyal ve çevresel etkiler oluşturuyor. Her iki proje de Anadolu’da yüzlerce köyden geçiyor ve Ardahan’dan Edirne’ye yıllardır, sürekli kırsal alanda insanlarla çalışma fırsatım oldu.  “Kırsalda ve küçük yerleşimlerdeki sivil toplumun hali nicedir?” diye biri sorarsa, “biliyorum” deme şansım var. </span></p>
<p><b>Türkiye’nin farklı şehirlerindeki çeşitli STK’lar ile çalışmak, size ne gösterdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bana göre en göze çarpan gelişme şu: Anadolu boşalıyor. Kırsal boşalıyor ve şehre göçüyorlar. Bazı iller, Sivas, Kars, Ardahan, Kırıkkale, Yozgat… kırsalı neredeyse tamamen boşalıyor. Batıya yaklaşınca ise göç alan şehirlerde nüfus artıyor. Bursa, İstanbul,  Adana, Hatay, Mersin çok göç alıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç veren şehirlerin köylerinde yaşlılar ve engelliler ile hastalar kalıyor. Bunlar üretimden uzaklaşmışlar. Zaten kırsalda üretim verimli değil.  Şuan Türkiye’de kırsal nüfusun % 7 olduğu söyleniyor ama bu daha da düşecek. Bu demografik hareketlerle, gelecekte kırsal alan bomboş olacak. Ziraat denilen şey ortadan kalkacak,  endüstriyel tarım ağırlık kazanacak. Büyük işletmeler güç kazanacak. Zaten süregiden bir değişim bu (Anadolu’da kırsalın boşalması) önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Bu hareketin getireceği bir sürü sonuç var elbet.  Boşalan alanlarda etki bir tarafa, dolanlar diğer tarafa, sivil alandaki etki bir tarafa, kamu otoritesinin hali diğer tarafa… Sosyal, politik, siyasal, ekonomik…tüm yapısal kurgunun bu hareketten etkileneceğini öngörmek ve önlem almak gerekiyor.  </span></p>
<p><b>İnsanın Doğayla Kurduğu İlişkinin Değişimi ve Sivil Alanın Parçalanması </b></p>
<p><b>Bu, ne anlama geliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın doğayla ve insanın insanla kurduğu ilişki değişiyor. Aslında, insanın bilgi ile kurduğu ilişki değişiyor. Bu değişim de ister istemez pek çok irili-ufaklı toplumsal çatlağı büyütüyor. Yani, biraz önce söylediğim her bir alanda, sosyal, politik, siyasal, ekonomik… bölünmelerin/ayrışmaların artarak yaşanacağını düşünüyorum. Sivil alanın giderek parçalanması kuşkusuz tehlikeli bir durum. “Neden tehlikeli?” derseniz,  bakın şu yıllar tüm dünyada, her alanda güçlü değişim rüzgârlarının yaşandığı bir dönem. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Eskinin değerleri o kadar hızlı ve güçlü değişiyor ki bu değişimler bizim gibi gelecek kurgusunu geçmişin değerleriyle oluşturmaya çalışan ülkeler için kâbus dolu senaryoları oluşturabilir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Önümüzde göç olgusu var daha, Afrika kıta olarak bir nüfus patlaması yaşayacak ve yakında dünya nüfusunun yarısı Afrika’da olacak. Bu insanlar Avrupa’ya gitmek istiyorlar. Afganlı da, Pakistanlı da, Orta Doğulu’da… Avrupa da artık mülteci istemiyor, lakin kendi nüfusu da gittikçe yaşlanıyor. Üretim sorunları yaşamaya başlıyorlar, kaynaklara ulaşım sınırlanıyor, bir yandan da Çin geliyor patır patır… Tüm bu hadiseler artarak gelişirken, trafiğin köprü ülkesi Türkiye.  Bunu ne AB yönetebilecek durumda, ne de biz. Sivil alanda gelecekte en temel (belki de yegâne) konunun mülteci sorunu olacağını varsayabiliriz.  </span></p>
<p><b>Bu tespitleri yapabilmenize olanak sağlamasının dışında, sivil toplum faaliyetleri size ne kattı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun ne olduğunu düşünme fırsatı kattı. Nereden gelip nereye gittiğini görme ve bu konuda insanları anlama fırsatı tanıdı. İnsanı pek de tanımıyoruz, sadece tanıyormuş gibi yapıyoruz. Kendimizi de tanımıyoruz ya… O da başka hikâye tabii… Ama insan kendini çok gizliyor, bin bir maske ardında, kaldır kaldır bitmiyor o maskeler ve hele de uzaktan bir etki oluşturma macerasına girilmişse, vah gibi vah… durumları oluyor.  </span></p>
<p><b>“STÖ’ler Kaynak Aramak Yerine, Kendileri Kaynağa Dönüşmeli”</b></p>
<p><b>Eleştirdiğiniz sorunlardan kaçınarak, nasıl sivil alanda nasıl faaliyet yürütmeyi planlıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata geçirmeyi tasarladığım bir fikrim var.Bu fikri STGM’deki arkadaşlarla birlikte  hayata geçirmeyi planlıyoruz. Sivil topluma bütüncül bakış için bir rehber hazırlama çabasındayım. Ana düşünce şu:  bir STÖ adıyla, sanıyla gönüllüsüyle, üyesiyle, adresiyle, ürettiği tüm değerleriyle, arşiviyle, yaptığı işleriyle bir bütündür. Yani, bir STÖ kendisi bir kaynaktır.</span> <span style="font-weight: 400;">Sivil alana Batı dünyasından geçmiş bir kavram “kaynak”. İngilizce karşılığı “fund”.</span> <span style="font-weight: 400;">Yani, fon, yani finansal sermaye, para. “Kaynak oluşturma” da, sivil toplum dünyasına “fundraising” olarak yerleşmiş bir terim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir STÖ’nün sürdürülebilirliği için gerekli olan parasal kaynağın elde edilmesi anlaşılıyor. Ben de diyorum ki, bu mantığı değiştirelim ve kaynak=para olmasın.  Kaynak kavramını daha geniş çerçevede ele almayı tercih ediyorum ve diyorum ki: Kaynak = bir STÖ’nün sürdürülebilirliği için araç olarak işlev görecek; soyut &#8211; somut, doğrudan &#8211; dolaylı, küçük – büyük tüm değerleri içeren bilgilerin doğduğu pınardır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nasıl…? Kaynağı alışılmış anlamı ile finansal varlık olarak algıladığımızda, evet, kaynak finansal bir değerdir. Somut, fiziki varlık olarak algıladığımızda binalar, araçlar, makinalar, vb. de kaynak sayılabilir.  Soyut değerler olarak da işbirlikleri, kurumsal değer algısı, üretilmiş telif hakları, fikri varlıklar, patentler, lisanslar, yönetim becerileri ve hatta kurumun bizatihi kendisi, varoluş anlamı sayılabilir. Bu açıdan yaklaşıldığında, kurumun misyonu, ilkeleri, faaliyetlerinde izlediği yöntemler, üyelerle ilişkileri gibi özellikler de değer ve kaynaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla, kaynağı geliştirmek, elde etmek, yönetmek gibi faaliyetler kurumun varlığının bütününe yöneliktir. Yani, kaynak elde etmek bir STÖ’nün varoluşunun anlamlandırması,  ilkelerine bağlılığı, misyonunu uygulamadaki odaklılığı ve başarıları, entelektüel kapasitesi, işbirlikleri ve ağlardaki işlevi ile de ilgilidir. Sonuç olarak</span><b>, </b><span style="font-weight: 400;">şunu anlatmaya çalışıyorum: bir STÖ sürekli proje yazıp kaynak arayan örgüt olmaktan çıkıp,  kendileri kaynak olmaya dönüşsün. Bunu yapan bir STÖ, kendisi bir kaynağa dönüşünce, çevresine de ışık saçar.  Bunu gören diğer STÖ’ler de “o yaptı” desinler, kendileri de uygulasınlar. Küçük örneklerle başlamak lazım. </span></p>
<p><b>Nasıl olacak? Süreç nasıl ilerleyecek? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok basitten başlayacak. Çalışanların, üyelerin o örgüte dair ortak hayalleri var mı? Buna bakılır örneğin. Olmama ihtimali yüksek çoğu kez, çünkü ortak muhabbet ve tanışıklık yok. Önce, bir STÖ, çalışanları içinde işbirliği mekanizmalarını düzeltmek gerekiyor. Örgüt, kendi iç organlarıyla bir sivil anlaşma yaparak işe başlamalı.  Gönüllüsü, üyesi, çalışanı, yöneteni … Ne kadar benimsiyor, ne kadar işin içinde, ne kadar birbirini tanıyor…? Bunların cevapları pek iç açıcı değilse, zaten orada bir durmak lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde çekiç, karşımızdaki taşa vura vura kendi zihnimizdeki eskizin heykelini yapma çabasındayız.  Kendimizde durum ne? Bizim taş ortada koca bir blok olarak duruyor, fiske vurma niyetimiz yok ona, varsa yoksa başkasının taşına biçim verelim. Buna bir dur demek lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Basitten başlamak derken, küçük kurum içi tanışıklıklar, küçük ama ortaklaşa faaliyetler (arşiv oluşturmak mesela, kurum tarihi hazırlama, diğer benzer kurumları ziyaret ederek, çay içip yeni tanışıklıklar sağlama, muhabbet …). Bu muhabbet kısmını çok ıskaladık bence. Ortada bir proje ve kaynak varsa, “diyalog” adıyla faaliyet yapıyoruz; proje bitince, diyalog da bitiyor. Sentetikleşme ileri safhada… Sivilliğimizi bu hal ve gidişten çıkartmamız lazım.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başka bir örnek vereyim. Inclusion(dahil etme) kavramı şu sıralar çok moda. Bunu projene yazarsan, kazanma şansın artıyor gibi… Kötü bir espri ama, doğru… Neyse, bence bu kavramı (inclusion) </span><i><span style="font-weight: 400;">dahil etme, dahil olma </span></i><span style="font-weight: 400;">olarak ele almamız gerekiyor. Bir sivil toplum örgütü için üyeleri, yönetimi, çalışanları, paydaşları… süreçlere dahil etme, bunla birlikte onların getirecekleri değerlere/görüşlere/taleplere de dahil olmayı içermeli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu, örgütün sınırlarını sürekli esnek tutmayı, tartışılabilir yapmayı zorunlu kılıyor. Örgütü katılaşmamaya, hantallaşmamaya yöneltiyor. … En azından, içindeki ilke ve yaklaşım bu.   Biliyoruz ki, bir STÖ için kurulan her yeni ilişki (üyeyle, yöneticiyle, destekleyiciyle, ortaklarla vb.) kurumu yeni gelen değerlerle karşı karşıya bırakıyor. Bunu özellikle sivil ağlarda çok görüyoruz, platformlar, federasyonlar, vb.  Örgütler kendi alanlarına kapanıyorlar ve kendi varlıklarını diğerlerine karşı savunma refleksi geliştiriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tamam, bu davranış doğal bir organizma davranışı ama, örgütün de bu refleksi yönetecek aklının gelişmesi lazım, refleksle yönetilmez ki sivil toplum örgütü.  Şeffaflık, esneklik ve anlayışla donanmış müzakere süreçleri bu konuda en değerli araçlar, bu araçları kullanma becerisinin gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunlar ciddi emek, sabır ve deneyim gerektiriyor kuşkusuz.  Süreçlerin yönetiminde lider pozisyonundaki kişilerin rolleri de çok önemli elbet.   </span></p>
<p><b>“İşbirliğine Dayalı Bir Düzenin Tohumlarını Serpmemiz Lazım”</b></p>
<p><b>Türkiye’de siyasi iklim, sivil topluma nasıl yansıdı? Sivil toplumu ne bekliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biraz önce söylediğim gibi, kendimizi de, örgütümüzü de sürekli katı sınırlarla tanımlayarak var ediyoruz. Kendimizi, milliyetimize,  ideolojimize, inancımıza, cinsiyetimize, tüm kimlik bilgilerimize hapsediyoruz. O zaman bu kalenin dışındaki herkes senin dışında kalıyor ve onları öteki olarak kabul ediyoruz. Dediğim gibi, bu birey için de böyle, örgüt için de.  Teritoryal savunma davranışı diyorum buna. Biz birey olarak kendimizi burada sınırlar içinde inşa edince, bunun dışında kalan kısımda bir korku alanı oluşuyor. Korku ve güvensizlik içinde birbirimize düşman oluyoruz. Bu korkunun üzerine inşa edilen yapıyı ve korkuyu ortadan kaldırmanın temeli, sıkı tanımlamaları ortadan kaldırmak… Şimdi bu davranış bireyde olunca, bu bireyle benzer kan dolaşımında olan devlet de, sivil toplum da benzer davranışları sergileyip, bir birini ötekileştirmeyi kendine adeta zevk ediniyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm dünya için, diller, ırklar ve dinler üstü, yeni bir medeniyet tanımına ihtiyacımız var. Rekabete dayalı mevcut sistem üzerinden, yarışma anlayışı ile bu olmaz. Sürekli hep başarı, ödüllendirme ile bu olmaz. Mevcut sistemde, başarılı olmak demek, başkalarını arkada bırakmak demek, diğerlerini ezmek demek. Başarısız olmak, geride kalıp kaybetmek demek. Bu dönem bitsin. Rekabet olmasın, işbirliği esasına dayalı bir düzenin tohumlarını serpmemiz lazım. Ama sorun şu ki, o tohumları serpeceğimiz toprak kirli. Barış tohumu serpiyorsun, sula, çapala, besle… çıka çıka geçici mütareke çıkıyor, o da şansın varsa. Barış nerede? Yok…! Çünkü ona dair bilgi yok ortada, olgu yok, dil yok…. Ama savaş dipten doruğa kadar, her yerimizi işgal etmiş. Cehaletle savaşıyoruz, hastalıkla savaş, kadına karşı şiddetle savaş, çevre düşmanlarıyla savaş… Barış talebimizi savaşla dile getiriyoruz, ilginç değil mi? toprak böyle olunca, çıkan ürün nasıl olsun ki?  İşin özünde rekabeti bırakıp, işbirliğine dönersek sınırlar kalkar, ama dediğim gibi bu işe kendimizden, birey olarak kendimizden başlamadıktan sonra, kendi kurumumuza yansıtmadıktan sonra, elimizde çekiç başkalarının taşına vura vura heykel yapmak sanat değil, ızdırap. </span></p>
<p><b>Bu sınırlar dışında sivil toplumda seküler STK’lar, hükümete yakın STK’lar gibi bir ayrışma da var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Var tabii, olmaz mı..? Sivil toplum dediğimiz geniş mi geniş bir alan. İçinde örgütlü yapılar var, örgütsüzler var, inanç toplulukları var, yurt işletenler var, spor kulüpleri var, hemşehrilik dernekleri var… Çok geniş, çok. Bu yelpaze içinde son yıllarda bir “hükümete yakın” olma durumu, eskiye göre bence çok daha fazla ve açıkçası çok da rahatsızlık verici boyutta. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de devlet her zaman “sivil örgütse, bunu da ben kurarım” mantığıyla hareket etti ama bu sıralar bir başka; devlet inanç ekseni üzerinden, kendi tanımladığı ve atadığı “sivil” yapıları kaynakla buluşturuyor, ülkenin “vatansever” kuruluşları olarak tanıtıyor ve diğerlerini de tam öteki tarafta, adeta “düşman” gibi bırakıveriyor. Bıraksa neyse, bazen bırakmıyor da…  Bu ilişki biçiminde, bir de içli dışlılık bünyesinde maddenin/varlığın içinde boğulmak, itibarın içinde boğulmak isteği ortaya çıktı. Bir bakıyoruz, hak eksenli örgüt, iki yıl önce kurulmuş, yalıda ofisi var, ya da eski bir tarihi bina, restore edilmiş ve örgüte tahsis edilmiş. Neden? Çünkü, hanımefendi, beyefendi… başlıyorlar anlatmaya şecereyi. Rahatsızlık verici tabii… Ne diyebilirim ki? </span></p>
<p><b>“Sivil Toplum Çalışanları Önce Birbirleriyle Muhabbet Etmeli”</b></p>
<p><b>Gençlerin sivil alanda yer almasını tavsiye edermisiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunu gençlere sormak lazım. Bu konuda bizim sorunumuz şu, istiyoruz ki, genç bizim yaşlı kurgumuzun o hantal örgütlü yapısına gelsin, bizim kurallarımız ve bizim iktidar anlayışımızda, bize uysun. Yok böyle bir genç artık dünyada.  Gençler sivil topluma gelmiyor çünkü bizi görüyor orada; pırıl pırıl parlıyoruz : sorunla boğuşa boğuşa soruna dönüşmüş bir yumak insan. Konuşulan konular hep o malum sorunlar, eve gidince aynı, tatilde aynı… Evrenimizi kaplamış o sorunlar. Genç, bu evrene neden gelsin? </span></p>
<p><b>Ne yapılabilir? </b></p>
<p><b>Gençlere anahtarı vermek lazım</b><span style="font-weight: 400;">. Gelsinler diledikleri gibi ofis düzenlesinler, çalışma saatlerini onlar belirlesin, toplantı düzenini de, eğitim içeriğini de, sorunları da… Bizim dünyamızı onlara kabul ettirmeye çabalamayalım. Artık gençler bu sorunların parçası olup, ömürlerini bu uğurda tüketmek istemiyorlar. Onlar için “başkan” unvanı ne kadar anlamlı olacak, emin değilim. Onların dünyasını, taleplerini, arzularını anlamaya çalışmamız lazım. Biz istiyoruz ki onlar bizi anlasın. Niye ki…? Çünkü biz biliyoruz. Ama biz aynı zamanda gidiyoruz da, onlara da bir çöplük bırakıp gidiyoruz, üstelik zerre utanç duymadan… Üstelik, yer yer onları suçlaya suçlaya gidiyoruz. </span></p>
<p><b>Sivil toplum çalışanlarına nasıl bir yol izlemelerini tavsiye edersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum çalışanları önce kendi içlerinde bol bol muhabbet etsinler. Türkiye’de toplumun ruhunda, yapılandırılmış süreçle hareket etmek, planlı hareket, vs. yok. Şimdinin bir adım ötesini bile düşünmüyoruz. Bizim için geçmiş gelecekten, ölüm yaşamdan daha önemli. Ne büyük trajedidir bu…!  Bu denklemi değiştirmemiz lazım. Geleceğin kurgusunu dünün bilgisi ile değil, şimdinin bilgisi ile yapmayı kendimize öğretelim, en azından bunun olabilirliğini görelim. Bu konuları tartışırken, gençleri hatta çok gençleri, 10-12 yaşındaki gençleri çağıralım, onları dinleyelim, onlarla konuşalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, bir önerim daha olacak, bence STÖ çalışanları sorun alanı dışında, çalıştıkları işin dışındaki alanda, sohbet etmeye özen göstermeliler. Biz, zamanında bunu yapmayı çok ihmal ettik. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/09/sivil-toplumun-kendi-icinden-kendine-dogmasi-lazim/">“Sivil Toplumun Kendi İçinden, Kendine Doğması Lazım!” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sivil Toplum Koordineli Çalışmalı, Bilgi Paylaşmalı: Az Maliyetle Çok İş Mümkün!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/02/sivil-toplum-koordineli-calismali-bilgi-paylasmali-az-maliyetle-cok-is-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 07:05:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Gönüllüler Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=51764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplumun Öncüleri dosyamızda bu hafta konuğumuz Gönüllüler Hareketi Başkanı İbrahim Ceylan… Gönüllüler Hareketi, bünyesinde farklı STK'ları bulunduran ve ana faaliyet konusu olarak Afrika'ya sağlık yardımı örgütleyen bir oluşum. İbrahim Ceylan, insani yardım ve sağlık alanındaki sivil toplumun koordineli çalışması ve bilgi paylaşmasının önemine işaret ederek, "Az maliyetle çok iş mümkün" diyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/02/sivil-toplum-koordineli-calismali-bilgi-paylasmali-az-maliyetle-cok-is-mumkun/">“Sivil Toplum Koordineli Çalışmalı, Bilgi Paylaşmalı: Az Maliyetle Çok İş Mümkün!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="“Sivil Toplum Koordineli Çalışmalı, Bilgi Paylaşmalı: Az Maliyetle Çok İş Mümkün!”" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/SDSwENWzz74?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ibrahim_ceylan.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-51857" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ibrahim_ceylan-640x360.jpg" alt="İbrahim Ceylan" width="325" height="183" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ibrahim_ceylan-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ibrahim_ceylan-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/ibrahim_ceylan.jpg 1120w" sizes="auto, (max-width: 325px) 100vw, 325px" /></a>Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Amatör ruhla profesyonel iş yapıyoruz. İş insanı olmam bana avantaj sağlıyor ama tabii gönüllük ön planda. Bu işi bir bedel karşılığı yapmıyorsanız gönüllüsünüz. Hiçbir zaman maddi beklenti kaygısı ile yapmadım. Gönüllüler Hareketi’nin başkanıyım. Yaklaşık 15 senedir buna başkanlık ediyorum. </span></p>
<p><b>Sivil alana neden yer almak istediniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aileden gelen bir vakıf kültürümüz var. 47 yıldır ticaretle uğraşıyorum. Rahmetli Özal bizi yurt dışına açılmaya teşvik etti. 1999 depremi ve Açe tecrübelerin birikiminden sonra, Afrika’da bulunmayı tercih ettik. Afrika’ya gidince her konuda ihtiyaç olduğunu gördük. Afrika’da neye elinizi atsanız, orada çaresizlik ve yokluk var. 2005 yılında Afrika’da bir ülke seçerek, oraya sağlık yardımı götürmek istedik ve Nijer’de karar kıldık. </span></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi Çok Paydaşlı Bir Oluşum</b></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi’nin faaliyetlerinden bahseder misiniz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönüllüler Hareketi kamu kurumları destekli ve çok paydaşlı bir gönüllü hareket. 2005 yılından bu yana Nijer’e sağlık yardımı götürüyoruz. Bunu kendi başınıza ücretini ödeyerek özel hastane doktorları ile karşılayamazsınız. Burada gönüllük esas. Sağlıkçılar “mesleğimizin zekatını vermemiz gerekir” diye düşünüyorlar. Gönüllü olan sağlıkçıları götürüyoruz. Özel hastaneler minimum sayıda sağlıkçı istihdam ettiğinden, biz devlet hastanelerinden doktorları Afrika’ya götürebiliyoruz. H</span><span style="font-weight: 400;">er yıl 15 günlük seyahatler ve devletin desteği ile gönüllük faaliyetlerini yürütüyoruz. Sağlık Bakanlığı, kamuda çalışan doktorları görevlendiriyor. Gönüllü gelen bir doktor, ücretli izne çıkmış gibi, yıllık iznini harcamadan, maaşı devam edecek şekilde ancak harcırah almadan, bizimle Nijer’e geliyorlar. 15 günün sonunda, gün başına yapılan operasyon sayısıyla, Gönüllüler Hareketi olarak 8 senedir dünya birincisiyiz. Bunda kamunun desteği ve hareketi çok paydaşla yürütmenin başarısı. Bu bir örnek proje; 15 yıldan beri devam ediyor. Hem dünyada ve Türkiye’de örnek olmasını istiyoruz. TİKA’nın Afrika’ya yardım bütçesi var. Onun desteğini alıyoruz. Doktorların yol masraflarını, Türk Hava Yolları (THY) ek ücret almadan karşılıyor. </span></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi’nin misyonu nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir kere doğru ve şeffaf bir şey yapıyorsanız, insanlar sizi buluyor. İnsanların görüşlerine bakmadan bir araya getirmek ve insanlara faydalı olmak… Buna her yerde ihtiyaç var. Biz Gönüllüler Hareketi’ni dernek olarak kurumsallaştırmadık. Bizim derneğimiz BİSEK ve Kutup Yıldızı. Dernek olmak yerine, üst kimlikle Gönüllüler Hareketi adıyla 2005 yılından bu yana, bir çok dernek ile bir araya gelerek Afrika&#8217;ya sağlık yardımı götürmek üzere gidiyoruz. </span><span style="font-weight: 400;">Biz doktorları, liyakatlerine göre seçiyoruz. 26 kez Nijer’e gittik; çoğu kişi ile ilk kez havalanında karşılaşıyoruz. Dini inanç, hayat görüşü her şey farklı olabilir. Biz sadece liyakate bakıyoruz. Sadece, oradaki insanların sağlığına odaklanıyoruz. Biz orada hiçbir broşür, kitap vb dağıtmıyor, siyaset konuşmuyoruz. Sadece işimize odaklanıyoruz. Bu nedenle 15 yıldır sürdürülebilir şekilde devam ediyoruz. Gönüllüler, sadece sağlık hizmetine odaklanıyorlar. Sosyal hayatta bir araya gelmeyecek insanlar, orada karşılaşabiliyorlar. Onun dışında bir ayrışmaya mahal vermemek için baştan itibaren bu uyarıları yapıyoruz. Dönünce de  iletişimi sürdürüyoruz. Bu güne dek 9 bin civarında gönüllüyü götürmüşüz. </span></p>
<p><b>Neden Nijer’de olmayı tercih ediyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle Afrika’ya sağlık yardımı yapmayı düşünen bir STK’nın ülke seçmesi lazım. Kısa vadede ve sürekli farklı ülkelere giderseniz bunlar bilinir olmuyor, unutuluyor ve raporlama yapmak da zorlaşıyor. O ülkeyle ilgili sürdürülebilir bir süreç olmuyor. Bu nedenle, bizim Nijer’i seçmemizin nedeni o bölgede, Orta Afrika’da, deniz kıyısına yakın değil, Nijer’in % 80’i çöl, sadece % 3 ekilebilir alan var. Bu nedenle, biz Nijer’i  merkez olarak Afrikan’ın ortasında olan en fakir ülke olması sebebiyle seçtik. Genelde STK’lar tüm faaliyetlerini başkentlerde yapıyorlar. Biz başkentlere gitmiyoruz. Zaten sağlık çalışmasını başkentte yapmak anlamlı değil çünkü başkentlerde yeterli sayıda olmasa bile, belli sayıda doktor oluyor ve sağlık yardımında ihtiyaç olmuyor. Biz de bu nedenle Nijer’de başkentten uzak olan ve yakınında hiç hastane olmayan bir bölge seçtik. Oraya yerleşmeye karar verdik. Şu an orada sürekli yaşayan bir Türk ailemiz var. Bölge insanının tedavi için 20 veya 30 doları olmadığı için, ileri seviye hastalıkları var. Ameliyatların ücretini biz ödüyoruz, Sadece o bölgede, 9 bin katarakt yaptık ama bitmiyor, bitiremiyoruz. Artık Afrika’da ve Nijer’de daha kalıcı sağlık hizmeti götürebilmek için orada hastane yapmak istiyoruz. </span><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><b>&#8220;Amatör Ruhla, Profesyonel Çalışmak&#8221;  </b></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi’ni bir üst kimlikle 2005 yılından bu yana nasıl sürdürülebilir kıldınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/KAPAK.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-51766" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/KAPAK-640x360.jpg" alt="yardım" width="398" height="224" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/KAPAK-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/KAPAK-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/KAPAK.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 398px) 100vw, 398px" /></a>Biz amatör ruhla, profesyonel çalışıyoruz. Maddi sıkıntı çekmiyoruz, gücümüzün yettiği kadarını yapıyoruz. Kontrolden çıkmadan, kapasitemiz kadar büyüyerek, etki yaratarak, 3 maaşlı çalışanla Gönüllüler Hareketi’ni yürütüyoruz. Doğrudan gidemediğimiz ülkelere yardım ederken diğer giden derneklerle beraber çalışıyoruz; mesela İdlib’e başak bir dernek aracılığıyla bot satın alıp gönderdik ya da tıbbi cihaz veriyoruz, elimizde fazla malzeme varsa onları diğer STK’lar aracılığıyla veriyoruz. </span><span style="font-weight: 400;">Bir de işlerimizi kurumsal bir bakışla yapıyoruz. Kurumsallığın hem bağışçılara güven hem de STK’larla iyi çalışmak açısından faydaları var. Devlet de sizin çalışmalarınızı, bu sayede ölçülebilir şekilde denetleyebiliyor. Biz, Nijer’e yaptığımız her seyahatten sonra, büyükelçiliğe, Sağlık Bakanlığı’na Dışışleri Bakanlığı’na ve TİKA’ya faaliyetlerimizi </span><a href="https://www.gonulluler.org/sayfa/25/saglik-karnemiz"><span style="font-weight: 400;">rapor</span></a><span style="font-weight: 400;"> olarak sunuyoruz. Bu sayede, sivil toplum faaliyeti kurumsal, ölçülebilir ve denetlenebilir oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güvenilir olmak çok önemli. 15 Temmuz sonrası sivil topluma güven kaybı oldu ancak yine de bize yapılan her geçen gün bağışlar artıyor. Başkasının parasını yönetiyorsanız, yürüttüğünüz faaliyetleri görsel olarak da belgeleriyle de bağışçılarınıza sunmanız gerekiyor. Bugüne dek Gönüllüler Hareketi ile 16 farklı dernek geldi, kapımız herkese açık. Derneklere “şu tarihlerde Afrika’ya gitmeyi düşünüyoruz” diye bir çağrı yapıyoruz. Tarihlere uyan ve katılmak isteyen dernekler geliyor. Her defasında farklı dernekler geliyor. </span></p>
<p><b>Afrika’da devletin sizi TİKA, Sağlık Bakanlığı ve THY ile desteklemesinin, Türkiye’nin yumuşak gücüne katkı sunmak gibi siyasi bir boyutu var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Var tabii. Tüm Afrika’da ve her ülkede en az 2 Türk derneği var. Bir ülkede büyükleçilik varsa, biz orada iş yapabiliriz. Eskiden Afrika’da Türkiye Büyükelçiliği yoktu. Afrika’da 14 Francofon ülke var ve hala o ülkelerde Fransa’nın çok etkisi var. Böyle ülkelerde faaliyet yürütmek çok kolay değil. Ayrıca, THY bizim projeksiyonumuzu çok artırdı. Doğrudan Afrika ülkelerine gidebilmek, büyümemize katkı sağladı. Sağlık malzemelerini götürmek için bir ülkeye direkt uçabilmek, götürdüğümüz hizmeti artırdı. Çünkü Afrika’da 1 gün bile çok değerli; o bir günde pek çok insanın hayatına dokunabilir, onları tedavi edebilirsiniz. </span></p>
<p><b>Türkiye STK&#8217;larının Afrika&#8217;daki Çalışmaları&#8230;</b></p>
<p><b>Siz ve sizin gibi STK’lar  Türkiye’de ve Afrika’da neyi başardı? Neyi değiştirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumsal dernekler ile bizim gibi gönüllü formatında sivil toplum faaliyeti yürütenler farklı tabii… Biz güzel projelerde, gücümüzün yettiğince çalışıyoruz. Son 10 yıldır Türkiye özellikle Afrika’da ve afet gibi olaylarda Malezya, Endonezya’da kalıcı işler yapıyorlar. Kurumsal olarak sivil toplum faaliyeti yürütünce, Türkiye’nin misyonu açısından mesela Nijer’de bunun karşılığını görüyorsunuz. Nijer Başbakanı bizi çağırıyor görüşlerimize değer veriyorsa, biz bunu Nijer’de Türkiye’nin yaptığı yardımlar ve kazanımlar açısından bir başarı olarak bakıyoruz. Bizi kurum- dernek olarak değil, “Türkler geldi” diye karşılıyorlar. İnsani yardımda Türkiye olarak zaten dünya birincisiyiz. Bunu biz Türkiye’nin başarısı olarak görüyoruz. </span></p>
<p><b>Sivil topluma insanların katılmasını tavsiye eder misiniz? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumla bir kaygısı olan insanlar ilgileniyor; sivil alanda bir başkası için kaygı duyma ve karşılıksız yardım söz konusu. Biz Türkiye olarak olarak, bu konuda zaten çok başarılıyız. Afrika’da sağlık yardımı götüren uluslararası STK’ların tamamına yakını misyonerdir. Bunlar kaynaklarının % 25’ini sahada misyonerliğe harcarlar. Gönüllüler Hareketi olarak biz ise yaptığımız işi doğru yapıyoruz ki 13 senedir kamunun doktorları ile Afrika’ya gidebiliyoruz. Birçok doktor ve hemşire, bizim Afrika ziyaretlerimize katılmak istiyor. Birçok sağlıkçı Afrika’ya gidip insanlar için bir şeyler yapmak istiyor. Bu gibi kaygıları taşıyanlar zaten sivil toplum faaliyetlerine katılıyorlar.  </span></p>
<p><b>Türkiye’de sivil toplumu eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmenizi istesem ne söylersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/nijer.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-51858" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/nijer-640x360.jpg" alt="Nijer" width="325" height="183" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/nijer-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/nijer-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/nijer.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 325px) 100vw, 325px" /></a>“Küçük olsun, benim olsun” anlayışı hayır sahiplerine çok zarar veriyor. Çünkü sivil toplumda bir başkasının alın teri ile kazandığı parayı  yönetiyorsunuz. Bir başkasının emanetini harcamak zorundasınız. Birlik olmak zorundayız; fikir alışverişinde bulunmalıyız. Yurt dışında bir ülkeye yardım götürmek istiyorsanız, bir STK olarak bunu yaparsanız daha çok harcama yapmak zorunda kalırsınız. Mesela Nijer’de bir şey yapmak için en az 10 bin harcamanız gerekir. Nijer’de bir hayır faaliyetinde bulunmak isterseniz ve bunu yıllardır orada tecrübe edinmiş bir hareket olarak bize sormuyorsanız vebal altındasınız. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de herkes dernek kuruyor ve herkes başkan olmak istiyor. Dernek kurarsınız bu kolay ancak bunu sürdürülebilir yapmanız gerekir. Bunların bir maliyeti var. Bu nedenle STK’lar birbirleriyle koordineli çalışmalı ve aralarında bilgi paylaşmalı. Ama bunu genelde yapmıyorlar. Yapan STK’lar az da olsa var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönüllüler Hareketi içindeki derneklerden biri bir yardım faaliyeti için bir yere gidiyorsa, biz de o derneğe belli bir bütçe veriyoruz ve o STK orada bizi de temsil ediyor. Örneğin Çad’a toplu sünnet toplu için bir STK gidiyorsa, bir pankart hazırlayarak başka bir derneğin faaliyetine biz de katılıyoruz. Bu mali tasarruf yapmamazı sağlıyor. İşbirliği ile daha çok birlikte çalışarak az masrafla çok iş yapabiliriz. Buna çok ihtiyaç var. Türkiye’de STK’lar buna çok hazır değil ama inşallah zamanla olacak. </span></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi’nin yeni projeleri var mı? Bahseder misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendi butik hastanemizi yapıyoruz. Afrika’da insan kaynağı konusunda bir sıkıntı var. Bu nedenle, eğitime çok ağırlık veriyoruz. Eğitim alanında ise 6 derslikli atölyeler kuruyoruz. Nijerya sınırda yaşıyorlar çoğunlukla, diğer taraflar çöl. Bu atölyelerde tekstil eğitimleri vereceğiz. Oto tamirciliği gibi meslekleri öğreteceğiz. Bir kız yetimhanesi yapıyoruz. 36 kişilik, zekası yüksek olan kızları yetiştireceğiz. Sürdürülebilir olması için gayret sarf ediyoruz. Çok güzel bir yetimhane yapıyoruz. İlkokulu orada okuyarak, üniversiteyi Türkiye’de okutmayı tasarlıyoruz. Afrika’da kadın çok eziliyor. Okumuş olanlar da devleti idare ediyor. Erkek politikacılara göre kadın siyasetçilerle daha iyi projeler yürütüyoruz. </span></p>
<p><b>“Afrika’da Çok Fazla İhtiyaç Var”</b></p>
<p><b>Gönüllüler Hareketi Başkanı olarak, size destek vermek isteyenlere ve sivil topluma bir mesajınız ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-51859 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/gonullu_doktor-640x362.jpg" alt="" width="417" height="236" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/gonullu_doktor-640x362.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/04/gonullu_doktor.jpg 823w" sizes="auto, (max-width: 417px) 100vw, 417px" />Türkiye’de sağlık çok başarılı bir seviyede. Acilde müdahele, poliniklik hizmeti çok iyi seviyede. Devletin bu masrafın altından kalkması çok zor çünkü tıbbi cihazlar çok pahalı. Tıbbi hizmet de çok pahalı… Afrika’da sağlık yardımına çok ihtiyaç var. Doğuştan katarakt 20 dolar olsa tedavi edilebilir ama 38 yaşına dek hiç gidememiş doktora… Başka bölgelerde bu tip hastalar var. Nijer’de 200 bin idrarını tutamayan kadın hasta var. Onları ameliyat etmemiz lazım. Bu insanların arasında çok genç 13-14 yaşında anneler var, Sahra altında 2 milyon hasta var böyle.. Afrika’da çamurlu su içen insanlar var. Temiz suya çok ihtiyaç var. Su kuyusu yardımları çok önemli. Bizim gibi sağlık hizmeti verecek olan çok az ülke ve kurum var. Kübalılar Afrika&#8217;ya geliyor ama onlar konuya siyasi yaklaşıyorlar. Avrupalılar ise daha deneyimsiz sağlıkçıları gönderiyorlar. </span><span style="font-weight: 400;">Afrika’da çok acı çekerek yaşayan insanlar var. Afrika’da yapacak çok şey var ve çok  fazla ihtiyaç var. Bunları birinin yapması lazım. Gönüllük Hareketi web sitemizden </span><a href="https://www.gonulluler.org/gonullu-formlari"><span style="font-weight: 400;">Gönüllü Formunu</span></a><span style="font-weight: 400;"> doldurup bize destek verebilirler. </span></p>
<p><b>Gençlere ne mesaj vermek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz yaklaşık 15 senedir Afrikada’yız. Bu işin mutfağında artık gençleri yetiştirmek zorundayız. Bize büyük miktarda bağış yapan gönüllülerimiz var. Biz her seyahatimizde tıp öğrencilerini dahil ediyoruz. Genç Gönüllüler hareketimiz de var, onların da logoları var. Onlara yönelik ayrı çalışmalar yürütüyoruz. Gençliğe önem vermeyen sivil toplum ve STK ayakta duramaz. Gençleri bu faaliyetlerin içine katmalıyız, buna çok önem veriyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/02/sivil-toplum-koordineli-calismali-bilgi-paylasmali-az-maliyetle-cok-is-mumkun/">“Sivil Toplum Koordineli Çalışmalı, Bilgi Paylaşmalı: Az Maliyetle Çok İş Mümkün!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkiye’de Sivil Toplum Yeni ve Hâlâ Oturmadı“</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/turkiyede-sivil-toplum-yeni-ve-hala-oturmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 09:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=50749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplumun Öncüleri adlı dosyamızda bu hafta Yurttaşlık Derneği’nin kurucu başkanı Murat Belge ile konuştuk. Karşılaştırmalı Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptığı Bilgi Üniversitesi’nde görüştüğümüz Prof. Dr. Murat Belge, Türkiye’de sivil toplumun yeni ve hala oturmamış olduğunun altını çizerken, tarihin kendine özgü bir aşamasında olduğumuzu ve yeni teknolojiler geliştirerek doğrudan demokrasiye yol açacak kurumlar kurulabileceğini dile getiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/turkiyede-sivil-toplum-yeni-ve-hala-oturmadi/">“Türkiye’de Sivil Toplum Yeni ve Hâlâ Oturmadı“</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sivil toplumu nasıl tanımlarsınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Klasik tanımlarda genellikle toplumun 2 ana parçadan oluştuğu görülür: politik toplum ve sivil toplum. Politik toplum deyince anlaşılacak şey tüm kademeleriyle devlet. Bunların içinde olmayanlara ise sivil toplum diyoruz. Sivil toplumu tanımlarken “devlete ait olmayan alan” dediğimizde, özel hayat alanından bahsediyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ikisini halka olarak düşünürsek, sivil toplum özel hayat değil ama devlet alanı da değil; bu ikisini de içine alabilen yerde. Sivil toplum geleneği olan, bu geleneği yaratmış toplumlarda politik toplum ve sivil toplum ayrımını koyabiliriz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama sivil toplum tanımına başka şeyler de katmak lazım.  Tarihi gelişimi içinde sivil toplum için “işlerini kendi gören insanlar” şeklinde bir genelleme yapılabilir. Bir araya gelip, karar verip, bu kararları uygulamaya koymuş insanlar topluluğuna sivil toplum deriz. Türkiye’de ise bazılarımızın şikâyet ettiği gibi “devlet nerede?” diye bağıran insanlarla karşılaşırız. Bizde ille devlet gelecek ve her şeyi yapacak. </span></p>
<p><b>Osmanlı’dan Günümüze Sivil Toplum Kavramı </b></p>
<p><b>Türkiye’de sivil toplum kavramı ne ifade ediyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye, çok köklü ve kendine özgü devlet kültürü olan bir toplum.  Tüm Osmanlı tarihi buna örnek… Batılılaşma sürecine girince devletin yeni rolleri ve sonra Cumhuriyet, devletin belirleyiciliğini azaltmadı, çoğalttı. Kavramsal olarak bakınca, bizde sivil toplum kavramı negatiftir. Mesela, yarı-argoda “denize sivil girdi”, “çıplak girdi” demektir. Osmanlı’da sivil başıbozuk demekti. Adama başıbozuk dediğine göre, sivil kelimesine pozitif bir değer vermiyorsunuz. Buna benzer etimolojinin değişik örneklerini görebiliriz. Zaten geleneksel Osmanlı toplum teorisinde, devlet ve reaya var. Devlet içinde de en küçük olan grup, sivil memurlardır. </span><span style="font-weight: 400;">Bizim sivil diye yücelttiğimiz değerlerle</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">Osmanlıda bu kavrama aynı değeri vermeyen bir devlet felsefesi var. </span></p>
<p><b>Osmanlı’dan Türkiye’ye devamlılık ve değişkenlik gösteren unsurlar var mıydı? Sivil toplum hiç pozitif anlamda kullanılmadı mı? Osmanlı ile Türkiye’nin sivil toplum kavramına bakışında farklılaşan unsurlar var mı</b><span style="font-weight: 400;">?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şerif Mardin Osmanlı’da sivil toplumun gelişmesine örnek olarak tarikatları gösterir. Ben aynı kanaatte değilim. Çünkü sivilliğin, kaçınılmaz şekilde bireysellikle beraber gitmesi gerekir. Tarikat ise tek tip-uniform bir davranış kalıbı göstermeyi gerektirir. Bektaşi gibi, daha Sünni Ortodokslara göre, daha kuraldışı şeyler de olabilir. Bu nedenle, potansiyel sivilleşme alanı olarak tarikatlar alınabilse bile, realize olmuş, Osmanlıda gerçekleşmiş bir sivilleşme olduğu söylenemez. İdari anlamda mesela muhtar, halk tarafından seçilir, tayinle gelmez. Ama daha yukarı kademelerde, Osmanlı siyasi örgütlenmesinde parti ve belediyecilik yoktur. Bu şartlarda sivillikten bahsetmek pek olası değil </span></p>
<p><b>Sivillikten ne anlamalıyız? Ne olursa, sivil olur? Ölçütümüz ne?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun tarihi büyük ölçüde Batıda şekillendi. Orada sivil toplumu, kendi özgürlüğünü bir bakıma satın alanlar, burjuvalar geliştirdi. Bazı kentler bunda öncü rol oynamıştır. En başta Venedik’i sayabiliriz. Resmi yetkili kimse, ona belli bir vergi ile “al parayı bizim işimize karışma” diyerek serbest oluyorsun. Kentlerde bir örgütlenme var, kırsal kesimde sivil toplumdan bahsedilemez. Venedik’te 100’ler ve 10’lar meclisi var: bunları kendileri seçiyorlar. Bunlar burjuva, aristokrat değil. Venedik’te bin yıllarında kurulan bu örnekler, bu şekilde Avrupa’da sivil toplum geleneğini başlatmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizde ise sivil toplum yeni ve hala oturmamış. Türkiye’de yaygın olarak kullanılan, mesela Mimarlar Odası ve Barolar,  kanuna göre kurulan kuruluşlardır; sivil toplum değildir. Ülkü Ocakları’na sivil toplum denemez. Ancak iş insanı örgütleri sivil toplum olabilir. </span></p>
<p><b>Bir edebiyat profesörü olarak, edebi metinlerde sivil toplumun aktör olduğu metinlerle karşılaştınız mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk defa soruluyor bana, hiç düşünmemiştim. Türkiye’de sivil toplumu edebi metinlere katayım diye düşünecek biri aklıma gelmiyor. O gözle okuyacak bir okur da düşünemiyorum. Özellikle, tiyatro ve romana bakmak lazım. Şiirde sivil toplumla pek karşılaşmayız. Yani sorunuza “hayır yok” denebilir. </span></p>
<p><b>Sivil toplumda kendinizi hangi kavramla tanımlarsınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aktif olma inisiyatifi olma gösteren, bir sivil toplum üyesiyim. </span></p>
<p><b>“Türkiye’nin Temel Sorunu Sivil Toplumunun Olmaması”</b></p>
<p><b>Bize sivil toplum faaliyetlerinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle teorik kısmında var oldum. Avrupa’da da sivil toplumun teorisini yapılması, Venedik’te pratiğinin başlaması, 18. Yüzyıl Avrupa’da tartışılmaya başlandı. J. J. Russo sivil toplumu ilk dile getirenlerdendir. Hegel özellikle sivil toplum kavramını kullanmıştır. O kullanımda, ikili bir sivil ayrım var. Kabaca devlet olmayan demek&#8230; Bu yeterli değil tabii, sonra K. Marx da kullandı ama Marx için çok belirleyici bir analitik araç değil. Daha sonra A. Gramsci, sivil toplum kavramını bütün toplumu analiz etmenin metodu haline getirdi. Sivil toplumları yaratan, Batılı toplumlardır. Ben de Gramsci’ci bir Markist olarak, “Türkiye’nin temel sorunu sivil toplumunun olmaması” diye yazdım. Sivil toplumla ciddi olarak tanışmam Helsinki Yurttaşlık Derneği ile oldu. 1993 yılında demokratik yapıların ve sivil toplumun geliştirilmesi için sorunları diyalogla çözmeyi amaçlayan Helsinki Yurttaşlar Derneği kurduk. Türkiye’de yaptığımız işler, daha çok Kürt sorunu çevresindeydi. 2016’da Yurttaşlık Derneği olarak ismimizi değiştirerek, faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.  </span></p>
<p><b>Sivil toplum ile elde ettiğiniz kazanımlardan bahseder misiniz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-50751 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/AgHEOkF7_400x400.jpg" alt="" width="295" height="295" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/AgHEOkF7_400x400.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/AgHEOkF7_400x400-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 295px) 100vw, 295px" />Uluslararası Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde aldığım roller ve onun bağlantısı ile kurduğum ilişkiler, başkan olarak da oynadığım rolden ötürü, bir hayli dünya gezdim. Mesela Kore’ye bile gittim, Güney Afrika’ya gittim. Bu bencilce bir şey belki ama sivil toplum deneyimlerimin benim dünyayı tanımama epeyce katkısı oldu. Mahiyet bakımından Brezilya’ya gitmek ile Diyarbakır’a gitmek çok da farklı değil. Her iki durumda da insan tanıyorsun ve sorun tanıyorsun. İnsanlara ve sorunlara dokunabilecek yakınlıkta tanımanın senin bilincinde, hayatına katılım biçiminde değişiklikler ve bence pozitif değişikler yapıyor. </span></p>
<p><b>Son yıllarda Türkiye’de sivil alanın daraldığı tespitlerine katılır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence de öyle, zaten tüm toplum tek adam rejimi altında …Bir takım yasal değişikliklerle faaliyet alanını daraltıldı. Bir düzelme beklemiyorum. Osman Kavala’nın durumunun, sivil topluma dair bir anlamı var ama bundan öte, tek adam iktidar merkezi, birilerini cezalandırma anlayışı etkili… Tabii, sivil topluma da bir gözdağı veriliyor. Büyük Ada Davası da bu şekilde değerlendirilebilir. </span></p>
<p><b>Sivil toplum bu baskıyı nasıl aşar?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum, siyasi partinin yerini almamalı ancak sivil toplum ile siyaset arasında ciddi alışverişler olmalı.  Yani siyasi parti, sivil toplumdan beslenmeli ama birinin yerine diğerinin geçmemesi gerekir. Beraber çalışmalılar. Ayrıca, sivil toplum sadece ulusal olmaz. İsveç sanayisinin asit yağmuru Türkiye’ye yağıyorsa, Türkiye’de olan bitenler de sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor. Sivil toplumun dünyaya, küresel bir vizyonla bakması lazım. Şuan çok iç açıcı bir durum yok… </span></p>
<p><b>“Dünya Tarihinin, Kendine Özgü Ve İlginç Bir Aşamasındayız”</b></p>
<p><b>Daraldığı söylenen sivil alanda sivil toplum çalışanlarına ve gönüllülere ne önerirsiniz? Yurttaşlar ne yapabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya tarihinin kendine özgü ve ilginç bir aşamasındayız gibi geliyor bana… Sürekli konuşulan popülist siyaset ve popülist iktidarlar var. Bence bu, temsili demokrasi denilen sistemin kendi ömrünün sonuna gelmesiyle oraya çıkan bir durum… Zaman içinde seçilenler ve seçenler arasındaki mesafe büyüyor ve siyaset yapmak bir meslek haline geliyor. Onun kendi içinde kuralları var. Herkesin anladığı bir şey değil siyaset ve vatandaş da siyasetten kopuyor ve işte burada popülizm başlıyor. Kendisiyle bağlantı kuracak kişi popülist siyasetçi sanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir yandan bu böyle iken, temsili demokrasi yıpranmışken, bir yanda da iletişim teknolojinde muazzam bir gelişme yaşanıyor. Bu araçlarla, yeni teknolojiler geliştirerek doğrudan demokrasiye yol açacak kurumlar kurabiliriz. Teknoloji, şuan var olan şeyi aşmış durumda. Ama şu an teknolojiyi, bu şekilde kullanma fikri oluşmuş değil. Yerini kaybetmek istemeyen politikacıların da bunda etkisi var. Bunda, sivilleşmenin yarım yamalak yürümesinin de payı var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlar gerçekleştiğinde, yurttaşın sadece kendisine verilen talimatları yerine getiren bir adam olmaktan çıkıp, kendi iradesini ortaya koyan aktif, olayların akışını belirleyen bir duruma gelmesin öngörüyorum. Önümüzdeki dönemin olumlu gelişmesi bu gibi görünüyor bana…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda olumsuz olan gelişme durumları da var: insanlar arasındaki eşitsizlikle büyüyor. Neo-liberalizm ve sınıf farklılıkları, dünya nüfusu artıyor çevre sorunları büyüyor. “Yaşayan insanların yarısından fazlası fazlalık” diye bir ideolojinin çıkmasını ve yaygınlaşmasını bekliyorum. Buna yönelik ne gibi uygulamalar olabileceğini de dehşet içinde hayal edebiliyorum. Bu da çok geçmeden karşımıza çıkacak. Başka gezegen mi bulalım? Yoksa “burada fuzuli adamları mı giderelim? diye sorunlara doğru gidiyoruz. </span></p>
<p><b>“Sivil Toplum Sadece Yardımcı Olma Faaliyeti Değildir”</b></p>
<p><b>Sivil toplumda hiç faaliyette bulunmamış birine sivil topluma katkı sunmasını tavsiye eder misiniz?  Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendileri için de bunu yapabilirler. Sivil toplumda faaliyette bulunmak illa amme menfaatini gerektirmeyebilir. O tarafları da var ama “başkalarına yardımcı olmalıyım” bilincine erişmek hemen olmuyor. Herkese böyle düşünmesini empoze edemeyiz. Mesela, mahallende gökdelen yapılıyor: bunu çeşitli nedenlerle istemiyorsanız, orada bir sivil toplum kurar ve sonunda bundan kazançlı çıkarsınız. Ya da domates fiyatlarının yükselmesinde şu faktörler rol oynuyorsa, o faktörlerin ortadan kalkması için başkalarıyla faaliyet geçilebilir, yine başkalarıyla başarılı olursan daha ucuz domates yersin. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğrudan kendilerini ilgilendirmeyen, başka insanları ilgilendiren haksızlığı ortadan kaldırmayan v.b. nedenler bir araya gelenler de sivil aktivizmin parçasıdır. Yani, sivil toplum faaliyeti, sadece başkalarına yardımcı olma faaliyeti değildir. Bu amaçla da sivil topluma katkı sunulabilir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/23/turkiyede-sivil-toplum-yeni-ve-hala-oturmadi/">“Türkiye’de Sivil Toplum Yeni ve Hâlâ Oturmadı“</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“STK’lar, Sivil Toplumun Sivilliğini ve Bağımsızlığını Azaltıyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/stklar-sivil-toplumun-sivilligini-ve-bagimsizligini-azaltiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2020 07:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Havva Sula]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumun Öncüleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48687</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Toplumun Öncüleri adlı dosyamızda bugün Dr. Havva Sula ile konuştuk. Havva Sula,  2013’te emekli olana dek birçok kamu kuruluşunda hekim ve idareci olarak çalışırken, sivil alanda da birçok STK’da aktif rol aldı. Daha çok sağlık ve insani yardım alanında çeşitli STK’ların çalışmalarına katkı sunan Sula ile sivil toplum deneyimleri çerçevesinde sivil alana bakışını, sivil alanda nasıl “sivil” kalınabileceğini, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini, gençlere olan inancını ve umudunu konuştuk. Son zamanlarda Türkiye’de STK’ların artık sivil olmadığını ve küçük birer devletçik haline geldiğini söyleyen Sula, her şeye rağmen gençlere ve “sivil” olana dair umudunu koruyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/stklar-sivil-toplumun-sivilligini-ve-bagimsizligini-azaltiyor/">“STK’lar, Sivil Toplumun Sivilliğini ve Bağımsızlığını Azaltıyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="Havva Sula: Sivil Toplum Devletlerin Bir Alternatifi Olduğunu Gösterdi" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/XbVw8n48BOw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b>Sivil alanda yer almayı neden tercih ettiniz? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukluğumdan beri etrafta yanlış giden bir şey varsa ona dair fikir yürüten ve “çözebilir miyim?” diye düşünen, bağımsızlığıma düşkün biriyim. 30 yıla yakın devlet memurluğum sürecinde de işlerimi genelde sivil bir anlayışla yapmaya çalışsam da bu farkındalığımı asıl değerlendirebileceğim yer sivil alandı.  Sivil olma çabamın nedeni sanırım sorumluluk duygusu ve başkalarının kalıbına pek giremiyor olmam. </span></p>
<p><b>Kendinizi nasıl tanımlarsınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendimi Müslüman olarak tanımlıyorum. </span></p>
<p><b>Kendinize bir misyon atfediyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer bende bir şey varsa; bu beceri, bilgi, tecrübe, zaman veya herhangi bir şey olabilir; karşımdaki kişiler bunu benden talep ediyorsa ya da onlara verip değişiklik yaratabileceksem, elimden geldiğince vermeyi misyonum olarak tanımlıyorum. Bilgi, deneyim ve zamanın bana verilmiş nimetler olduğunu ve onları başkaları için harcamanın görevim olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Sivil toplumda ne tür faaliyetlerde bulundunuz? Şu an neler yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-48698 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/WhatsApp-Image-2020-03-16-at-10.41.54-640x480.jpeg" alt="" width="343" height="257" />Benim sivil toplum hikayem ilkokul 4. Sınıfta başlıyor; Sınıf arkadaşlarımızla kendimizce bir çevre derneği kurmuştuk; amacımız yere çöp atan büyükleri uyarmaktı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteye 1980 öncesi başlamıştım; o dönemde öğrenciyken kadın ve sağlık alanında dünya görüşlerime uyan birkaç derneğin toplantılarına gidişimi hatırlıyorum. 12 Eylül ihtilali ile hepsi kapatıldı sonra.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencilik yıllarımdan sonra kendimi çevreme bakıp “Burada bir şeyler ters gidiyor, ben ne yapabilirim?” diye sorgularken buldum. Sağlık ve sosyal hizmetler alanında arkadaşlarımızın kurduğu bir vakıfta yıllarca bu sorularıma cevap aradım, bir çok projede çalıştım. Sonra 1999 depremi oldu. Sağlıkçı olarak bir şeyler yapmaya çalıştık. Bence bizim Türkiye olarak insani yardım alanındaki  en büyük ve ilk deneyimimiz 99 depremiydi. 2004 yılında Endonezya Açe’deki tsunami sonrası yaptığımız insani yardım çalışmaları ise uluslararası alandaki ilk deneyimler açısından ülkemiz için önemliydi hem kamu hem de sivil kuruluşlar olarak. O tarihlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışıyordum. Benden bir sağlık ekibi hazırlayarak Açe’ye gitmem istendi. Büyük kızım hamileydi ve erken doğum tehdidi vardı. Birçok kişinin itirazı ve eleştirisine rağmen kızımın doğumu için kalmak yerine Açe’ye gitmeyi tercih ettim. Verdiğim bu zor karar aslında hayatımın bir anlamda dönüm noktasıymış. O gün kızım yerine Açe’yi seçmemiş olsaydım muhtemelen şimdi sizinle bu röportajı yapıyor olmayacaktık. Sonrasında birçok ülkede ve Türkiye’de sağlık yardımı ve sosyal hizmetler alanında bir çok projenin hazırlanmasında ve uygulanmasında aktif olarak çalıştım. Doktora eğitimimde tez konum kalite yönetimi idi; 1990’lı yıllarda henüz pek kimse bu alanı bilmezken ben bu sayede bir çok şeye farklı açıdan bakma yetkinliği kazandım. Ayrıca proje yazma ve yönetme ile ilgili eğitimler aldım. Birçok STK’nın projelerine yazım ve uygulama aşamasında destek oldum.</span></p>
<p><b>“Şimdi Daha Sivil Olduğumu Düşünüyorum” </b></p>
<p><b>Sivil toplum çalışmalarınızı devam ediyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-48747 size-boldthemes_small_rectangle alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/HS-Nijer-fotoC49Fraf-makinesiyle-II-320x240.jpg" alt="havva-sula-nijer" width="320" height="240" />Yetişkinliklerle çalışırken onlarla çok fazla anlaşamadığımı fark ettim; yetişkinlerin çok fazla yargıları ve tereddütleri var ve onları aşmak çoğu zaman pek mümkün olmuyor. Oysa ben net ve hızlı bir insanım. Yeryüzü Doktorları Derneğindeki çalışmalarım sırasında gençlerle ‘tanıştım’ ve onlarla daha iyi anlaştığımı keşfettim. Birçok üniversitede sağlık alanındaki öğrencilerin kulüp kurma çalışmalarında ve projelerinde onlara destek oldum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık üç yıldır bir grup arkadaşımla yeni bir çalışma yürütüyoruz. Öğrenciyken mesleğine idealist ve ümitle yaklaşan birçok genç mecburi hizmete ya da asistanlığa başladığında insani ve etik açıdan sorunlarla karşılaşıyor mesleki zorlukların yanı sıra. ‘Bugün ben bir hastamın annesine bağırdım’  diyen pediatri asistanı ya da ‘Abla, sahip olduğum iyi şeyleri kaybetmek istemiyorum’ diyen bir kadın doğum asistanı gibi sağlıkçı gençlerle birlikte mesleklerimizi icra ederken ihtiyaç duyduğumuz yetkinlikleri ve ahlaki yaklaşımı kazanabilmek amacıyla sorgulayan, araştıran ve karşılıklı öğrenen bir model kurgulamak istedik. Bunu yaparken de usta çırak ilişkisini esas alan ve deneyim paylaşımına yönelik hamilik modelini öngördük. İki yılı hazırlıkla geçen programımızın uygulamasına bu yıl başladık. Sağlık alanında üniversiteye yeni başlamış gençlerle varoluş gayemizi, mesleğin anlamını, keşfetmeyi konuşuyoruz. İletişimi, hukuku, çatışmaları çözebilmeyi, empatiyi ve tabii ki kendimizi korumayı da konuşacağız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu sıralar aktif olarak odaklandığım ve beni heyecanlandıran bir çalışma bu. Bu çalışmayı bir STK ya da kurum olarak değil de sadece bir girişim grubu olarak yapıyor olduğumuz için de ş</span>imdi çok daha sivil olduğumu düşünüyorum.</p>
<p><b>“İnsan Olarak Yapmam Gerekeni Yapıyorum”</b><b> </b></p>
<p><b>Müslüman olarak kendinizi tanımlamanız, sivil alanda yaptığınız işlere nasıl yansıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendimi Müslüman olarak şu amaçla tanımlıyorum, “Bana güvenebilirsiniz, ilkesel anlamda  dini referanslarıma ters gelen şeyleri yapmam”. Bu ilkeler tabii ki başka birinde de olabilir. Beni Müslüman olmayanlardan ayıran şey,  yaptığım işte mutlaka sonuca odaklı olmamam. Müslüman olmakla ben sürekli çabalamaktan sorumluyum. Tabii bunlar benim bakışım, benim tanımlarım; yani dini referans, sorumluluk ve farkında olmakla ilgili… Çalıştığım kişilerin Müslüman olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Keşke benimle aynı inancı paylaşan kişilerle ilkesel olarak birlikte hareket edebilsek… Maalesef bu her zaman mümkün olamayabiliyor. Mesela, aynı düşünceye sahip olmadığım bir kadınla, yıllarımı geçirdiğim bir arkadaşımdan daha çok konuda anlaşıp, proje ve iş üretebiliyorum… Yani ben aslında bunları dini referansla yapmıyorum,  insan olarak yapmam gerektiğini düşündüğüm ve hissettiğim için yapıyorum</span><b>. </b></p>
<p><b>Sivil toplum Türkiye’de ne başardı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazı alanlarda devletin bir alternatifinin olduğunu gösterdi aslında. Mesela insani yardım konusunda devlet dışı aktörlerin ve insanların çok etkin ve işe yarar şeyler yapabileceğini gördük. 1999 depreminde biz çok şey yapamamıştık ama daha sonra birçok şeyi öğrendik. Dünyanın örneklerinden de öğrendik. Şimdi artık bazı kuruluşlar, birçok şeyi hatta devlet kurumlarından bile daha iyi yapabiliyorlar. Sivil toplum bunu kazandırdı.  Tabii, aynı zamanda aynı ideal, aynı düşünce ve aynı işi yapmak üzere ağlar kurmayı ve birbirinden haberdar olmayı, yalnız olmamayı da sağladı. </span></p>
<p><b>Türkiye’de sivil toplumun durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplumun adı üstünde sivil olması, yani bağımsız olması gerekir. Gerektiğinde devletin yanlışlarını düzeltmek üzere harekete geçmesi; gerektiğinde devletin eksiklerine göre hareket etmesi ve bazen de devletin yaptığı işlere katkı sağlaması gerekendir sivil toplum.  Ben, bu üç misyonla tanımlıyorum sivil toplumu. Türkiye’de biz sadece devletin yaptığı işlere katkı sağlaması gereken kısmındayız neredeyse… Ya da sivil toplumun bazen boşlukları dolduran kısmındayız. Ama bütün bunları yaparken hep kontrollü ve belli bir çerçevede yapıyoruz. O yüzden, o dönemin yönetimine karşı olanların veya taraftar olanların hepsinin belli çerçeveler, belli ön kabuller üzerinden çalıştığını düşünüyorum. Bu da “sivil” olmuyor. Ben “sivil” olanın açık ve esnek olması gerektiğini öngörüyorum. Sivil toplum artık neredeyse sadece bir sektör gibi davranıyor… İnsani yardım sektöründen bahsediliyor mesela. Oysa ‘sektör’ kapitalizmin bir kelimesi… Sivilliğin kapitalizmden bağımsız bir şey olması gerekir.</span></p>
<p><b>Türkiye’de hükümete yakın, seküler, İslami STK’lar gibi ayrışma var mı? Siz kendinizi bunlar arasında nerede konumluyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben öyle bir ayrım yapmıyorum. Ancak STK’ların çoğunluğunun siyasileştiğini; yaptığı işin dışında en alakasız konularda bile siyasi bildiriler yayınladıklarını görüyoruz. Mesela hayvan hakları ile ilgili bir STK’nın bile siyasileşmesi gibi… Bu da zaten “STK’ların asıl amaçları ne?” sorusunu gündeme getiriyor. Çünkü belli bir siyasi gruba, birliğe dahil olmak STK’yı güçlendiriyor; yaptığı işte de ona güç ve çevre sağlıyor. Ama bu gruplaşma, bir yandan da ayrımcılığı ve kutuplaştırmayı getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben artık</span><span style="font-weight: 400;"> STK’lara ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. </span><span style="font-weight: 400;">Şu an iletişim kurmanın bu kadar kolay olduğu bir ortamda, inisiyatif veya girişim grubu oluşturmak yeterli olabilir. Israrla bir kurumsal yapı yerine, sivil toplumda daha küçük ama daha özgür ve daha hareketli çalışmalar yapılabileceğini düşünüyorum. Sağlıkta Hamilik çalışması (SAHA)  da bir girişim grubu. İleride kurumsal yapıya ihtiyaç duyulur mu bilemiyorum. </span><span style="font-weight: 400;">Kendi adıma söylersem bir STK çatısı altına girmektense yapılan iş &#8211; proje üzerinden çalışmayı tercih ederim. </span></p>
<p><b>“Sivil Alandaki Kurumsal Yapılar Kolaylaştırıcı Değil&#8221;</b></p>
<p><b>Sivil alanda kurumsal yapıda olmayı tercih etmiyor musunuz artık? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Artık hiçbir STK’ya angaje olmayı düşünmüyorum. Kurumsal yapıların kolaylaştırıcı değil, zorlaştırıcı olduğunu kanaatindeyim. Esnekliklerini yitiriyorlar. Eskiden STK’ların hiçbir şeyi yoktu. Şimdi tüm STK’lar zengin; çünkü bir kısmı devletten bir kısmı yurtdışı ya da başka fonlardan destek alıyor. Bütün bu alınan destekler onların özgürlüklerini kısıtlıyor ve bağımsızlıklarını kaybediyorlar. Mesela, AB projeleri fon vermek için bazı şartlar ileri sürüyor, inanmasınız da belli kriterlere göre hazırlamanız gerekiyor projelerinizi. Devlet de başka koşullar getiriyor fon kullandırırken.. STK’lar sivil toplumun sivilliğini ve bağımsızlığını azaltıyor. Benim inancım şu: birey olarak ben, toplum olarak biz ve STK’lar dünyayı kurtarmak zorunda değiliz. Biz doğru şeyleri, ilkeli ve inandığımız şeyleri yapmak zorundayız. Bu dini inanç anlamında da bana yüklenen bir sorumluluk. Benim sorumluluğum insan olarak davranmak, doğru davranmak, yaptığım işi doğru yapmak ve çabalamak ama sürekli gayret etmek. Bunları belli bir plan ve düzen çerçevesinde yapmak. Bir plan düzen tabii ki gerekir. Ama bu “Önce kurumsallaşalım, sonra bu işleri yaparız” şeklinde olmamalı.. .</span></p>
<p><b>Biraz önce “şimdi daha sivilim” demekle ne kastediyorsunuz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1980 öncesi insani yardım alanı sivildi.  Şu anda STK’lar sivil değil, hepsi küçük birer devletçik haline geldi. Biz önceden proje, sürdürülebilirlik, etki ölçme nedir bilmiyorduk.  Ama büyük bir aşkla, ihlasla çalışıyorduk. Sonra AB projeleri ile bu kavramlar girdi hayatımıza. Ve o hale geldi ki, bir süre sonra amaçla araç birbirine karıştı. STK’lar daha önceleri bize yaptığımız çalışmalar için yasal zeminde kolaylık sağlayan aracı kuruluşlardı. Fakat şimdi STK’lar amaç haline geldi.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-48748 size-boldthemes_small_rectangle alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG_6885-320x240.jpeg" alt="havva-sula-afrika" width="320" height="240" />Türkiye’de sivil toplum ne kadar etkili? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz sivil toplumda büyümeyi çok önemsiyoruz, iş yapmayı önemsiyoruz. Bunlar para isteyen, güç isteyen, arkadan destek isteyen şeyler… Büyümeyi istiyorsanız arkanızda destek olarak ya şu ya bu olacaktır. Ama siz gerçekten iyi şeyler yapmak istiyorsanız işin büyüklüğünü ölçmekten ziyade etkililiğini ölçersiniz: Ne kadar imkânınız varsa, o kadar çalışırsınız. Ben şuna inanıyorum: İnsanlar sivil bir işin gerçekten iyi olduğuna inanıyorlarsa bunu destekliyorlar. Bugünkü STK’ların bir çoğunun  çıkış noktası da öyleydi zaten… STK faaliyetleri genellikle bağışlarla olurdu. Birçok insan, gerçekten desteklerdi ve o STK’lar iyi şeyler yapardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi STK’lar çok büyüdü, kurumsallaştı. Kendi kurumsal yönetimleri ve yapıları var ancak şeffaflıklarını kaybettiler. Bağış yapan kişi artık o kuruluşa ulaşamaz, orada ne olup bittiğini göremez oldu. Böyle olunca da en baştaki destekler azaldı. Oysa siz sivil toplumda iyi şeyler yapmak isterseniz emin olun ki etraftaki bir çok insan da iyi şeyler yapmak istiyor ve onlar sizi arayıp buluyorlar, destek oluyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii mutlaka arada bir durup, geri bakmamız ve yaptığımız işleri değerlendirmemiz lazım. Bir şey yapıyoruz, bu işin bir anlamı var mı? Bir etkisi var mı, bir değişiklik yaratıyor mu bakmak gerekiyor. Bu, fiziksel bir değişim olmayabilir; algısal bir değişiklik ya da düşünsel bir değişiklik de olabilir. </span></p>
<p><b>Bir STK nasıl sivil kalabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların hepsi birer devletçik haline geliyor. Devlette devletin bekası anlayışı var.  STK’larda da STK’ların bekası önemli hale geldi. Bekayı sağlamak için yönetimler yenilere ve acemilere devredilmiyor. Birçok STK başkanı yıllardır aynı, bir STK başkanı hep başkan, hep başkan&#8230; İyi niyetli olarak şöyle düşünülebiliriz: yeni gelen başaramazsa, birçok şey kaybedilirse &#8230; Biz iyi yapıyoruz devam edelim&#8230;  Ama kötü niyetli bakarsanız; STK’nın getirdiği sosyal, siyasi ve kişisel bir yığın kazanç var. İnsanlar bundan vazgeçemiyorlar. Sivil toplumun sivil olmama sebeplerinden biri bu… İkincisi ise sivil toplumda gençler yok. </span></p>
<p><b>Toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşımınız ne? Başörtüsü sorunu sizi engelledi mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm eğitim ve çalışma hayatımda başörtülüydüm. Zorluk yaşadım tabi ki, memuriyetten atılma soruşturması geçirdim,  tabip odası seçimlerine başörtülü aday olarak katıldım diye manşet oldum. Çok sıkıntı yaşadım hem işte, hem STK’larda. Mesela bazı toplantılara ve üniversitelerde kongrelere başörtülü katılmama izin vermediler. Ama hiç mağdur edebiyatı yapmadım. Başörtülü olarak yapabileceğim ne varsa yapmaya çalıştım, hayatımda hiç boş durmadım. İyi bir akademiysen olabilirdim –aslında hayal kurmama izin verilseydi hayalim bu yönde olurdu sanırım-  ama o da belki beni şimdi bulunduğum yerden başka bir yere götürürdü. Biz neyi kaybederken neyi kazandığımızı bilemeyebiliyoruz. Bir ah vahım yok çok şükür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadınlarla ilgili mağduriyet söylemine de pek girmedim. Kadınlar ve kadınların haklarını savunmak çalışma alanım olmadı. Kendimi kadın olarak tanımlamıyorum çok fazla. Kendimi Müslüman ve insan olarak tanımladım hep. Gençler de beni cinsiyetsiz ve yaşsız görüyorlar çoğu zaman. Kadının bir çok konuda geri plana itildiğini biliyorum tabii ki ama  mücadele etmek ve bir şeyler kazanmaktan ziyade elimde olanlarla bir şeyler yapmak üzerinden bakıyorum hayata. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Babam müftüydü ve beni okutacağını düşünmüyordum ilkokulu bitirdiğimde. Onun ileri görüşü ve toplumun baskısına karşı duruşu sağladı bugün sahip olduğum birçok şeyi bana. Babamdan ve ailemden kadın olmak sebebiyle bir ayrımcılık hissetmedim.  </span></p>
<p><b>Sivil toplumda kadınlar ne kadar var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eski fotoğraflara baktığımda hep yalnız olduğumu görüyorum bir kadın olarak. Genelde tek kadın olarak toplantıya katılmışım, tartışmalarda tek ben varım. Hep beni kapıdan kovmuşlar, bacadan girmişim, kimse beni çağırmamış. Sonra şunu fark ettim ki bu konuda sadece erkekler suçlu değil, aslında beni yalnız bırakan kadınlardı. Kadınlar sivil topluma girmiyor, gayret etmiyor, fedakarlık yapmıyor. Kadınların olduğu STK’larda da gençler yok orda da teyzeler var; gençleri  de sivil topluma biz sokmuyoruz.</span></p>
<p><b>Sivil toplum deneyimleriniz size ne kattı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle birçok yetkinlik kazandığımı söylemeliyim. Projelendirmeyi, analiz yapmayı, değerlendirmeyi vs. Günlük hayatımı bile kendime göre projelendirerek yapıyorum artık. İkinci olarak; insanı seven biriyim ben, bu çalışmalar beni her çeşit insanla karşılaştırdı; çok dost edindim ve onları ve anlamaya çalıştım. Bu çok büyük bir kazanç. En değerlisi de sanırım sivil topum sayesinde</span> <span style="font-weight: 400;">gençlerle çok iyi bir iletişim kurmam ve  vaktimin çoğunu onlarla geçiriyor olmam. Biz toplum olarak gençlere hep yanlış yerden baktık. Sivil toplumu en çok eleştirdiğim konu da bu: Gençlik STK’ları bile çoğunlukla ‘amca’ ve ‘teyze’lerden oluşuyor. Gençleri benden farksız bireyler olarak görerek onlarla aynı hizadan ilişki kurabildiğim için hem onlarla çok güzel dostluklarım var hem de onlarla yapmak istediğim birçok iyi şey. </span></p>
<p><b>“Gönüllük ve Sivil Toplum İyilik Yapma Alanı”</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-48749 size-boldthemes_small_rectangle alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/03/IMG_6906-320x240.jpg" alt="havva-sula-arabada" width="320" height="240" />Neden sivil topluma katılmalı ya da gönüllü olmalıyız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mutlu olmak için iyi olmak ve iyilik yapmak gerekiyor. İyilik derken, bu sadece bağış yapmak para vermek anlamına gelmiyor tabii ki. İyilik; selam vermek, başkasının hakkını savunmak,  çevreye dair bir şey yapmak, darda kalanın problemini çözmek gibi eksikliği gideren, ihtiyacı karşılayan her şey bana göre… Gönüllük ve sivil alan ise iyilik yapma alanlarından biri… Mutlu olmak ve insan olmak için iyilik yapmak gerekiyor. Kendi kendinize hesap verebilmek için iyilik yapmak gerekiyor.  </span></p>
<p><b>Sivil toplumda </b><b>yer almayı düşünen</b> <b>gençlere ne önerirsiniz? Nasıl bir yol izlesinler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii toplumun gençlere bakışı çok önemli… Gençlerin kendi tercihlerini yapabileceklerini, birey olduklarını ve sorumlu olduklarını hissettirmek gerekiyor. Bizde ise gençler hiçbir şeyden sorumlu değil: tek sorumlulukları sınav kazanmak ve okulu bitirmek. Gençlerin, öğrenciyse de işsizse de başka sorumlukları olduğunu fark etmeleri lazım. Sivil toplum aslında onlara sorumluluklarını yerine getirmenin yanı sıra aynı zamanda bir ağ-network kazandırıyor. Hem kendilerini tanımada hem iş bulmada hem başka şeyler yapmada, onlara büyük kazanımlar sağlayabilir. Şablonların dışında düşünmek lazım… Kutunun dışında düşünmek diye bir şey var ya… Biz hem kendimiz, hem de toplum olarak artık gençlere ve çevremize dışarıdan bakmayı öğrenmeliyiz; gençleri de bu konuda gayretlendirmeliyiz. Ama biz her geçen gün çok daha fazla kutuların içine girmeye başladık son dönemde.</span></p>
<p><b>STK çalışanlarına ve gönüllülere ne önerirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir hayal peşinde koşuyorsanız, bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, yanınızda beraber olduğunuz kişiler olduğu kadar, sizi geriye çekecek, eleştirecek kişiler de olacak. Bunu bir kere önceden kabul etmek gerekir. Ama bu bizi yolumuzdan vazgeçirmemeli. Gençler ya da STK çalışanları, birçok iyi şey yapıp sonra en küçük zorlamada vazgeçebiliyorlar. “Zaten ben gönüllüyüm” diyorlar, “Beni el üstünde tutmaları lazım” diye düşünüyorlar.  Hâlbuki o, onlar için ya da hedef kitlesi için değil kendisi için çalışıyor. Kendi insan olma sorumluluğu için çalışıyor. Kendine yüklediği misyon için çalışıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer tavsiyem, her ne yapıyorlarsa yapsınlar, nasıl yapacaklarının yolu ve yöntemini bilsinler, öğrensinler. Tabii tüm bunlardan önce kendilerine soracakları en önemli soru şu:  Ben bu işin insanı mıyım? Kendilerini tanımaları gerekir. Herkes her işi yapamaz, yapmamalı. Herkes her konuda çok iyi olamaz. </span></p>
<p><b>“ </b><b>Sivil Olmaya ve Gençlere Dair Umutluyum</b><b>”</b></p>
<p><b>Sivil topluma dair umutlu musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil topluma dair değil, insana dair umutluyum. </span><span style="font-weight: 400;">Sivil olmaya dair umutluyum.</span><span style="font-weight: 400;"> Tarih inişli ve çıkışlı bir süreç. Her dönemde manipüle edilse de iyi insanların, derdi olanların hep olacağını ve bunların sivil olarak bir şeyler yapacağını düşünüyorum. Bu anlamda ümitliyim. Ama her şeyin iyi olması demek çok zenginliğin ve refahın olmasını gerektirmiyor. İyi olmayı, insanların insan olması olarak görüyorum.  </span></p>
<p><b>SAHA girişimi dışında, sivil toplumda neler yapmayı hayal ediyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her konuda, her alanda her yerde çalışmanın insanın enerjisini tükettiğini düşünüyorum. Rahat duramayıp aktif olarak da enerji harcayacağım birçok işe bulaşacağımı bilsem de sanırım bundan sonra gençlerle deneyimlerimi paylaşmak yapabileceğim en iyi şey. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil topluma dair pek olmasa da gençlere dair çok umutluyum. İdealist  gençler olduğu müddetçe sivil alana dair umut var demektir. Yeter ki onları rahat bırakalım. Gençler iyi şeyler yapacaklar. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/03/17/stklar-sivil-toplumun-sivilligini-ve-bagimsizligini-azaltiyor/">“STK’lar, Sivil Toplumun Sivilliğini ve Bağımsızlığını Azaltıyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
