<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şehir arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sehir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sehir/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Jun 2021 08:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>şehir arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sehir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 08:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Lefebvre]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Dayanışma Akademisi (İDA)]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Kent Hakkı Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[kent hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71202</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eleştirel bilgiyi toplumsallaştırmak, bu bilgi kanalıyla yerel toplulukların ve toplumun güçlenmesine destek olmanın vasıtalarından biri olarak İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi ‘kent hakkı’ kavramına dair kendi özgün anlayışını kurmak üzere yola çıkıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/">İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitsizlik, kırılganlıklar ve adalete erişmedeki zorluk odağında bir araya gelen İzmir Kent Hakkı Merkezi, dört kişilik çekirdek ekibiyle çalışmalarına başladı. Proje, merkezi iktidardan öte, belediyelerin hakların zayıflamasına geliştireceği yanıtlar ile yerel toplulukların geliştireceği ortak araçların, çözümlerin, mekânların üstlenebileceği role odaklanıyor. Böylece merkezin tür, cinsiyet, etnik köken, dil, din gibi ayrımların uzağında; herkesin birlikte öğrendiği, ürettiği ve paylaştığı bir okul olmayı hedefliyor. Proje ekibiyle Merkezi, kent hakkı kavramını, çalışmalarını ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi hakkında bilgi verebilir misiniz? </strong></p>
<p>Kent üzerinde söz sahibi olmaya ve kenti birlikte değiştirmeye istekli bir oluşumuz. Kent üzerinde hep birlikte düşünmeyi, daha adil bir yaşam için kalıcı çözümler üretmeyi arzuluyoruz. Ortak ve odak meselemiz yaratılan eşitsizlik ve kırılganlıklar, adalete erişmedeki zorluk. Hemşehrilerin adalete erişim olanaklarını güçlendirebilmeyi, özellikle güçsüzleştirilmiş ve sesi az duyulan kesimlerin kendi haklarına dair kavrayışını artırmayı ve adalete erişim olanaklarını güçlendirmeyi amaçlıyoruz.</p>
<blockquote><p>Tür, cinsiyet, etnik köken, dil, din gibi ayrımların uzağındayız. Kendimizi bütün canlılarla eşit mesafede görüyoruz ve adalet temelli bir yaşam talep ediyoruz. Kenti, bütünsel bir bakış açısıyla ele almaya çabalıyoruz.</p></blockquote>
<p>Geçtiğimiz yıl Kasım ayında çalışmaya başladık. Dört kişilik bir çekirdek ekiple yol almaya çalışıyoruz ve bu ekibin ileride genişleyeceğini tahmin ediyoruz. Gönüllü olarak katkı koyan destekçimiz epey fazla. Heyecanla karşılıyorlar bu girişimi. Bu konuda kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Türkiye’de, dünyada oluşmuş olan ciddi bir birikim üzerinde hareket ediyor ve bu birikimi arkamıza alarak, bu birikimden beslenerek ilerliyoruz. İzmir Kent Hakkı Merkezi’ni, aynı zamanda, hepimiz için bir okul olarak görüyoruz. Birlikte öğrenmeyi, üretmeyi, paylaşmayı önemsiyoruz.</p>
<blockquote><p>Hedefimiz bu oluşumun büyümesi ve başka kentlere de yayılması.</p></blockquote>
<p>Kavramı ortaya atan Henri Lefebvre’e göre kent hakkının temeli, kent üzerindeki hak sahipliğinin sermaye ve devletten kentin sakinlerine aktarılmasıdır. Başka bir deyişle kentsel mekânın üretimini belirleyen güç ilişkilerinin yeniden düzenleme gerekliliğidir. Kent hakkı, kent ve kentleşme süreçleri üzerindeki denetimin kentin sakinleri tarafından ele geçirilmesidir. Ya da Henri’nin ifadesiyle, “şehri değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır.” Kent hakkı kavramının birbirini tamamlayan ya da farklı yönlerine vurgu yapan tanımları olduğunu, ortaya atıldığından bu yana sürekli bir değişim içinde olduğunu görüyoruz. Bu proje ile kurulması öngörülen merkez de kendi özgün anlayışını kurmak üzere yola çıkıyor. Bir başlangıç kavrayışı olarak kent hakkını, hem kent yönetimine katılım ve ortak yaşam alanlarının ortaklaşa yönetimi hem de pratik yerel topluluk temelli çözümler vasıtasıyla, bireysel ve kolektif kapasiteleri geliştirmeyi amaçlayan bir kavram olarak ele alıyor.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin bileşenleri kimlerden/hangi kurumlardan oluşuyor? Nasıl bir araya gelindi? </strong></p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin öncüsü başlıca iki örgütlenme: the Centre for Democracy and Peace Research (<a href="http://cdpr.org.uk/">CDPR</a>) ile İzmir Dayanışma Akademisi (<a href="https://izmirdayanismaakademisi.org/">İDA</a>). CDPR 2017’de Londra’da kurulmuş olan ve kuruluşundan beri Türkiye’deki bağımsız akademik alanın desteklenmesi için çalışan bir oluşum. İDA ise İzmir’de, [2015-2018 yıllarında özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yürütülen askeri operasyonlara karşı yayınlanan] “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildiri metnini imzaladıktan sonra üniversitelerinden ihraç edilen ve onlarla dayanışma içinde olan akademisyenlerce kurulmuş bir dernek. Türkiye’de barışa katkı sağlamak, evrensel akademik değerleri talep etmek, bilimsel araştırmayı ve eleştirel düşünmeyi yaymak amaçları arasında.</p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi ekibi şu anda dört kişiden oluşuyor: Doç. Dr. Ayten Alkan, Dr. Aydın Arı, Av. Evren Çıldır ve Bilge Martan. Bu dört kişi olarak farklı disiplinlerden geliyoruz, farklı birikimleri kent hakkı meselesinde buluşturmaya çalışıyoruz. Proje koordinatörlüğünü yürüten Alkan yirmi yıl şehir sosyolojisi ve yerel siyaset çalışmış bir isimken yardımcı proje koordinatörü Martan şehir plancısı, Araştırma ve Topluluk Çözümleri Birim sorumlusu olan Arı bir ekonomist, Eğitim ve Savunuculuk Birim sorumlusu olan Çıldır bir Hukukçu. Çekirdek ekip olarak bu dört kişiden oluşmakla birlikte çok sayıda akademisyen, hukukçu ve aktivistin yanı sıra alandaki çeşitli oluşumların desteğini alıyoruz.</p>
<p>Projenin çekirdek ekibindeki kişiler olarak olağan, açık işe alım yöntemleriyle bu pozisyonlara geldik. Öte yandan, kimi oluşumlar, örneğin Ege İnsan Hakları Okulu, henüz proje hazırlanırken sürece dahildi. Kişi ve oluşumların mesleki ve aktivizm deneyimleri boyunca kurmuş oldukları ilişkiler de bu projenin çeşitli öznelerin katkı sunabildiği bir süreç olarak ilerlemesine yardımcı oluyor.</p>
<p>İzmir Kent Hakkı Merkezi’ni hayal eden ve kaleme döken ekip, Danışma ve İzleme Kurulu’muz. Bu ekip de İzmir Barosu’ndan Deman Güler, İDA’dan Doğan Emrah Zıraman ve Özer Yersüren, CDPR’dan Noemi Levy-Aksu ve Ozan Kamiloğlu’ndan oluşuyor.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi kurulmaya nasıl karar verildi, hangi ihtiyaçlara yönelik çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz? </strong></p>
<p>İDA’nın da, CDPR’ın da amaçlarından biri eleştirel bilgiyi toplumsallaştırmak, topluma yaymak, bu bilgi kanalıyla yerel toplulukların ve toplumun güçlenmesine destek olmaya çalışmak. İzmir Kent Hakkı Merkezi projesi de bunun vasıtalarından biri olarak düşünüldü.</p>
<p>Öte yandan, malum, Türkiye’de yurttaşlar pek çok temel hak ve özgürlüğünden yoksun kaldı. Hukukun egemenliği derin bir biçimde darbe aldı. Yurttaşlar yakın gelecekte demokratik ve özgür bir toplumda yaşayabileceklerine dair umutlarını büyük ölçüde kaybettiler.</p>
<p>Bu proje, yüzünü merkezi iktidara dönmektense, hakların zayıflamasına belediyelerin geliştireceği yanıtlar ile yerel toplulukların geliştireceği ortak araçların, çözümlerin, mekânların çok önemli olabileceği anlayışından yola çıkıyor. İzmir Kent Hakkı Merkezi projesini; hakları en fazla tehdit altında olan, sesi en az duyulan ve güçsüzleştirilmiş kesimlerin haklarına odaklanan bir katılımcı şehir projesi olarak tanımlamamız mümkün. Araştırmacıları, belediyeyi, sahadaki insanları, aktivistleri, hedef gruptaki şehir sakinleriyle bir araya getirmek, bir dizi “dinleme” etkinliğinin ardından hemşehrileri yerinden yönetime katılmak ve karar alıcılarla görüş alışverişinde bulunmak yönünde yüreklendirmeyi amaçlıyoruz. Böylece hem hemşehrilerin kendi arasında, hem de hemşehrilerle yerel yöneticiler arasında bir diyaloğu teşvik etmek istiyoruz.</p>
<p><strong>İzmir Kent Hakkı Merkezi’nin öncelikli hedefleri ve yakın dönem planları nelerdir?</strong></p>
<p>Karşıyaka ilçesinde yer alan Cumhuriyet Mahallesi’ni pilot yerleşim olarak saptadık. Burada yürüteceğimiz toplumsal hukuk eğitimi faaliyetlerinde öncelikli hedef grup olarak kadınları ve çocukları; çalışma konusu olarak da mahallenin uzun süredir gündemini meşgul eden kentsel dönüşüm meselesini seçtik. Kentsel dönüşüm konusunda sadece erkeklerin söz sahibi olduğu ve kentsel dönüşümün yalnızca mülkiyet hakkıyla ilgili bir konu olduğu genel algı ve yanılgısını değiştirmeyi amaçlayan Merkez, bu süreçten belki de en çok etkilenen ve etkilenecek olan gruplardan kadın ve çocukları da bu sürecin öznesi haline getirebilmek için onlarla çeşitli çalışmalar yapmayı planlıyor.</p>
<p>Merkez bünyesinde yer alan Araştırma ve Topluluk Çözümleri Birimi aracılığıyla mahallede yaşayan kesimlerin kentsel hizmetlere ve adalete erişim gibi alanlarda yaşadığı sorunlar tespit edilerek bu sorunların çözümlerine yönelik toplulukların desteklenmesi ve oluşturulması yakın dönem planlarımız arasında. Yine merkez bünyesindeki Eğitim ve Savunuculuk Birimi; toplumsal hukuk eğitimi ya da hak temelli güçlendirme çalışması olarak adlandırdığı faaliyetlerle hemşehrilerin hakları konusunda bilgilendirilmesinin yanında bu hakkın gerçekleştirilebilmesi için mevcut kapasitelerinin geliştirilmesi ve pratik çözümlere yönelik becerilerinin artırılmasını amaçlıyor.</p>
<p>Merkezin saha çalışmalarının, Covid-19 pandemisinin kısıtlayıcı etkilerinin biraz daha azalacağı 2021 yaz aylarında başlamasını ve yine bu tedbirlere bağlı olarak sonraki aylarda da devam etmesini bekliyoruz.</p>
<p><strong>Çalışmalarınız ve duyurularınız nereden takip edilebilir?</strong></p>
<p>Çalışmalarımızı ve duyurularımızı <a href="http://www.izmirkenthakkimerkezi.org/" target="_blank" rel="noopener">web sitemizden</a> ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz:</p>
<p>Facebook: @izmirkenthakkimerkezi</p>
<p>Twitter: @kenthakki_izmir</p>
<p>Instagram: @izmirkenthakkimerkezi</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/10/izmir-kent-hakki-merkezi-adil-bir-yasam-icin-kalici-cozumler/">İzmir Kent Hakkı Merkezi: Adil Bir Yaşam için Kalıcı Çözümler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 08:15:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[meclis yönetişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Kadri Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[yerel seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetim dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel yönetimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir ve yerel yönetimlerle ilgili konuştuğumuz Akademisyen Nazım Kadri Ekinci, belediyelerin demokratikleşmesi için belediye meclisi ve belediye başkanı yönetişiminin değişmesi gerektiğini belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/">Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Şehir üzerine genel düşüncelerinizi alarak başlayalım. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir birlikte içinde bulunduğumuz, kendimizle birlikte tanımladığımız bir şey. Dikkat ederseniz sonradan kurulma pek şehir yok; hep tarihte oluşmuş. Cumhuriyet döneminde bir iki şehir sonradan oluşmuş sadece. Ama mesela Diyarbakır ezelden beri var olan bir yer hemen hemen. Niye öyledir? Konumu uygun. Bugün Diyarbakır büyük bir iktisadi şey sağlayan bir yer değil aslında, tarıma dayalı parçalar halinde olsa belki olabilirdi, bilemiyorum. Yol çok önemlidir mesela. Mesela Afyon’u şehir yapan yoldur. İzmir Ege yolunun oradan geçmesidir. Başka yerden geçse Afyon küçük bir yer olarak kalırdı. Diyarbakır da yol bir şekilde, doğunun yolu. Aşağı inen yollar. Doğudan çıkıp Diyarbakır’dan geçmeden gidemiyorsunuz. Bir de tabii zamanında o tarihte neden öyle oluşmuş, ne tür bir stratejik gelişmeler olmuş, ona bağlıdır. Bütün bu şehirlere bakarsanız öyle emperyal bir geçmişleri vardır zaten. İstanbul’un, büyükşehirlerin. Mesela burası emperyal bir kuruluş. Asurlulardan kalma. Şehrin böyle bir oluşumu var; askerî açıdan, yol tutma açısından, stratejisi açısından. </span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-36980 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/indir-1-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Şehir dediğimiz şey, özellikle tarihselliği olan şehirler için düşünecek olursak, nasıl bir dönüşüm geçirdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüz yıl önce şehri insanlar nasıl algılıyorlardı? Şehir, içinde idareci, yöneten kadronun olduğu ve halkın olduğu bir yer. Bir de tabii o zaman dışarıdakiler (kırsaldakiler) için işini görmeye geleceğin yer o, o zaman için endüstriyel ve ticari anlamda. bugün de tabii aynı özellik sürüyor işte. Sanayi şehrinde bütün tarım endüstrisinin merkezi burası, mecburen buraya gelmek zorundasın. Muhtemelen benzer roller oynuyordu. Ama o zamanın insanları için o zaman şehir dediğin Sur, Diyarbakır dediğin Sur, işte Sur’un içi. O güzel yerde, yakın ilişkiler içinde, birbirini bilen insanların yeriydi. Muhtemelen bizle onların en önemli farkı odur. Bugün Diyarbakır’da muhtemelen herkes kendi dar çevresinde, bütünü görmeden yaşıyor. Bir de bu şehre dayalı büyüme, şehirleşme bir büyüme aracı oldu. Her ülkede ama az gelişmiş ülkelerde özellikle. En kolay yapılan şeylerden biri bu. Güney de öyle. Erbil’e son on senede iki kerede gittim, buradan büyük olmuş şu anda. Ama nedir o şehri tutan? Bugün şehri ayakta tutacak gelir şehirde yaratılmıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır da öyle. Diyarbakır da bence bu kredi ataklarıyla falan aşırı büyüdü. Şehirleşme, apartmanlar falan. Bağcılar mesela. Belediyeler de biraz bunu körüklüyor. Bir sürü şehirlerde büyüme böyle bir şey. Ama kof bir büyüme. Şehir her faktörüyle beraber büyümüyor. Sadece hizmet sektörü büyüyor bu büyümeye bağlı olarak. Ama bu çarkı ayakta tutacak mekanizma, esas o temel üretim orada biraz sorunlar var. Şehirler onu sağlayamıyor.</span></p>
<p><b>Şehircilik açısından Diyarbakır’a, İstanbul’a, Türkiye’ye özellikle baktığımızda genel olarak göze çarpan problemler neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun yarısı İstanbul’da, Ankara, Ege kıyılarında falan. Geriye kalanları da buralarda tutan yerel bir dinamizmi var şehirlerin. Bu son 20 yılda falan bakıyorsun, bir sürü eskiden küçük yer, hepsi büyüyor. Birbirine de benziyor hepsi. Hiçbiri de bir kişiliği olmayan yerler. Şimdi buradan Urfa’ya gidiyorsun, hepsi aynı, yollar aynı, apartmanlar aynı. Elazığ’ın yeni mahallelerine gidiyorsun öyle. Bir kişiliği olan şeyler kalmadı. Büyümeyi böyle sağlıyor. Ama beraberinde de bir kent yoksulluğu da getiriyor. Oralar bir sürü insanın o apartmanda oturacak geliri yok aslında. Ama bir şekilde girilmiş oralara ve orada öyle bir hayatın parçası olunmuş, bütünleşilmiş. Bölüm bölüm gettolaşıyorlar dolayısıyla, herkes belli bir grupla belli yerlere gidiyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İnşaatla şehirleşmeyle büyümenin sorunu bu. Sanayiye, üretime dayalı bir şey yaparsanız o sürüp gidiyor, belli bir istihdam oturuyor. Arsayla, inşaatla oluşan büyük rantlardan alınanların hepsi burada iktisadi anlamda yatırım da alınmıyor. Servetle yatırım farklı şeyler zaten. Dolayısıyla böyle bir çıkmaz var. Bu ciddi bir şey. Şehirler o anlamda büyüyemiyorlar.</span></p></blockquote>
<p><b>Bu yoksullar bu kentte nasıl yaşıyorlar, nasıl hayatta kalabiliyorlar?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok ucuz emeğe ve daha çok hizmet sektörüne dayalı bir hayat var. Mesela insanları  hep sokaklarda görüyorsunuz. Herkes her an dışarıda. Sabahtan çıkıp tüm gün bir şeyler kovalayıp bir şekilde de yaşanıyor. Büyük bir kısmı da belediye ve kaymakamlıkların yardımlarıyla sürdürebiliyor. Kendi iç yardım dayanışmaları, geniş aile bağları hala iyi kötü ayakta. Dediğim gibi bu taşımacılık ve şehir içi servis sektörleri, inşaat falan. Onun için hükümetin de inşaat gibi sektörleri ayakta tutmaya çalışması boşuna değil. Onlar da farkında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnşaatla şehirleşmeyle büyümenin sorunu bu. Sanayiye, üretime dayalı bir şey yaparsanız o sürüp gidiyor, belli bir istihdam oturuyor. Arsayla, inşaatla oluşan büyük rantlardan alınanların hepsi burada iktisadi anlamda yatırım da alınmıyor. Servetle yatırım farklı şeyler zaten. Dolayısıyla böyle bir çıkmaz var. Bu ciddi bir şey. Şehirler o anlamda büyüyemiyorlar. </span></p>
<p><b>Peki bir şehir nasıl olmalı? Bugün bu konuştuklarımızdan neyi farklı olmalı örneğin bir şehrin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirlerin kimlikleri var deniyor hep. Ben de hep öyle görmek istiyorum ama bakıyorum bakıyorum yani nedir kimlik? Şehir paylaşım yeri, yaşam alanı, paylaşım alanı. Onun düzenli bir yer olması lazım, şehrin onu sağlaması lazım. Bir yaşam alanı, iktisadi yaşam sağlanması lazım yaşayanlar için. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehir var ama o şehirleşmenin ne iktisadi gelirleri var ne gelmiş, aktarılmış bir kültürü var. Hala herkes kendi küçük dünyasında, şehri bir talan alanı gibi görüyor. Şehri bir paylaşım alanı olarak görüyoruz ya, bir kültür aktarımı olmadığından insanlar bugün çıkıp dolanıp bir şeyler toparlayıp geri geldiği av alanı falan gibi görüyorlar şehri. Şehirde yaşayanlar kendilerini şehre ait, şehrin parçası olarak göremiyorlar. O kültür olmadan şehir olmuş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de bakın mesela, hiçbir şeyin yüz yıllık sahibi yok. Geçmiş travmalar bugünü de etkiliyor. Hiçbir şeyin orijinal sahibi yok. Bugün Diyarbakır’da yüz sene önceki sahibini bulamazsın hiçbir yerin. Dolayısıyla da sahiplenen de yok. Hep talanla, sonradan gelmeyle, kapanın elinde kalmış ne varsa. Kimsenin sahiplenmediği, güvenemediği, onun için de aslında o şehir bütünlüğünü de sağlayamayan bir yer. Koskoca bir ülkedeyiz, iki bin, üç bin yıllık tarihi olan bir coğrafya burası ama buranın yüz yıllık bir tarihi yok. </span></p>
<p><b>Peki biraz daha yerel yönetimler bağlamına geçecek olursak mesela belediyeleri, yerel yönetimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi yapılan ya da yapılmayan şeyler nedir Türkiye’de belediyeler açısından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de belediyelerin bir kere çok ciddi bir denetim sorunu var. Bugün bir belediye başkanının yapmak isteyip de yapamayacağı nedir? Ne tür bir denetime tabiidir? İçişleri Bakanlığı denetimine, valilik işine gelmeyen işlerde harcatmıyor, onun dışında yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi de biraz belediye başkanlığına öykünen bir şey. Bir de belediyelerin kendi gelirleri çok az biliyorsunuz, genellikle bütçeden aktarılan paylar. Yatırım bütçeleri de ya Hazine’den ya İller Bankası’ndan, alabilirlerse. Dolayısıyla birçok belediye öyle aktarma parayla çalışıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onun yanında kentte kenti paylaşmayan insanlar var, hayatında vergi vermemiş, hiçbir şeye bir katkı yapmaz, hiçbir şeyi benimsemez. Bu önemli bir şey bu toplumda. Hiç kimsenin hiçbir şeyi benimsemediği yerde, &#8220;katılım, paylaşım, beraber biz kendimizi yöneteceğiz&#8221; gibi laflar ediyoruz. Kim kendini yönetecek? Şehir bağlamında bir paylaşımı olmayan insanlar mı? Bu genel bir sorun. Dolayısıyla belediyelerin demokratikleşmesi için bir kere bu belediye meclisi, belediye başkanı yönetişiminin değişmesi lazım. Ankara’nın eski belediye başkanının billboardlarda her gün her gün suratını oraya koymanın parasını kim öder? Kendi şahsının ödüyor olması lazım ama altına belediyenin logosunu koyuyor ya da başkası ona bir kıyak yapıyor.  Ankara’yı şeye çevirdi, taklar maklar, Osmanlı bilmem neleri. Ne hakkın var? Bunu nasıl yaptın? Şehirde yaşayanlar bunun hesabını sorabiliyor mu? Ne paranın geldiğine dahilsin ne karar mekanizmasına. Ödeyen sen değilsin, transferlerle, bir yerlerden borçlanmalarla, işte hükümet de sana yakınsa ve önünü açabiliyorsa. </span></p>
<p><b>Bu bahsettiğimiz durum nasıl olmalı yerel yönetimlerde?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerde bir kere para nereden geldi, Hazine’den ne kadar geldi, bunu bilmeliyim ben. Bunun o belediye meclislerinin bütçeleme ve harcama sistemlerinden geçmesi lazım. Belediye başkanlarının yetkilerinin bu anlamda kısıtlanması lazım. Bugün belediye meclisleri göstermelik, kesin bir bütçe denetimi olmalı. Hani belki çok temel şeylerde imar falan gibi işlerde, onu da istediği gibi yapıyorlar da, onun dışında belediye başkanları ne isterse yapabiliyor. Nedir denetimi gerçekten ben merak ediyorum. Ne yapabilirsin? Bir usulsüzlük de yok, o anlamda bir şey demiyorum. Ama bir sürü proje söylüyorlar, yapıyorlar. Hangi amaca göre, hangi usullere göre. </span></p>
<p><b>Yani bir kişinin tek başına bu kadar vaat, proje öneriyor olması da problemdir diyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii. Bir kere bu projecilik kavramı Refah Partisi’nin Türkiye’ye bulaştırdığı bir şey, onlar çıkardı bu işi. Planlamadan geliyor olmalarından ötürü öğrendikleri bir şey. Bu projeci yapı demokratik bir şey de değil. Şehrin sorunları ve öncelikleri var. Siyasetin belirleyeceği budur. Çöptür, yoldur, parktır, yeşil alandır. Tabii belediyelere ait olmayan başka sorunlar da belediyelerin üstüne yükleniyor. İş mesela, istihdam. Belediyenin asli olarak çözebileceği bir şey değil. Nedir, yol mu, çıkarsın benim önceliğim şudur dersin. &#8220;Önümüzdeki iki sene ben park işini halledeceğim.&#8221; Bu bir öncelik. Ondan sonra bir önceliğe karar verdikten sonra o projelendirilir, bunu nasıl yapacağız, hangi sırayla yapacağız, finansmanını nasıl sağlayacağız, bütçeyi nasıl aktaracağız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İyi belediye başkanı en azından bu hassasiyetleri bilen, mevcut yapılar içinde kendine verilen o yetkilerden kısmen feragat edip katılımcılığı güçlendiren. Bir öncelikler belirlemesi yapan. Projeyi bırak. Proje lafı edenlere oy vermemek lazım bence. Bana öncelik söyle, üç tane sorununu say bu şehrin. Elli sorun vardır, hepsini çözemezsin. Türkiye’de de öyle.</span></p></blockquote>
<p><b>Peki yaşadığınız şehrin belediyesinden memnun musunuz, Diyarbakır’ın belediyesinden memnun musunuz? Nelerini eksik buluyorsunuz bu belediyenin?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyemiz Türkiye’nin ortalama belediyelerinden. Özel bir şikayetimiz yok. Ama bak bir örnek vereyim. Bu apartmanlarda pis su giderlerinin çatıdan dışarı uzaması lazım, içeride biriken havayı alması lazım. Koskoca Diyarbakır bunu bilmiyor. Geliyor o borular tepede en üst kata çıkınca çatı bağlantısı yapılmıyor, bizimkinin üzerine cam yün sermişlerdi. Bütün evlere gidin banyolar, o yer süzgeçleri koku yapar. Kimse bilmiyor. Belediyeye dilekçeler verdim, gittiler geldiler, sonunda biri buldu. İşin denetimi yok, yapan nasıl yapıldığını bilmiyor. Bizde dediğim gibi bu şehrin yaşamı, bu modern apartmanlara dayalı bir büyükşehir ama buna uygun ne geliri var, ne kültürü var ne de onun yasal ve yönetişimsel tabanı var. </span></p>
<p><b>Peki iyi bir belediye başkanı nasıl bir şeydir, nasıl bir şey olmalı ya da?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyi belediye başkanı en azından bu hassasiyetleri bilen, mevcut yapılar içinde kendine verilen o yetkilerden kısmen feragat edip katılımcılığı güçlendiren. Bir öncelikler belirlemesi yapan. Projeyi bırak. Proje lafı edenlere oy vermemek lazım bence. Bana öncelik söyle, üç tane sorununu say bu şehrin. Elli sorun vardır, hepsini çözemezsin. Türkiye’de de öyle. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela mevcut hükümetin en önemli işlerinden biri bu duble yol işleri. Bir sorundu o. Türkiye’de yol yoktu. Bak onu kimse eleştiriyor mu? Neden çünkü gerçek bir sorunu yakaladı, üzerine gitti, çözdü iki üç sene yatırımlar yaptı, yaydı zamana. Yol projesi olmaz. &#8220;Yol diye bir sorun var ben bunu çözeceğim,&#8221; iyi bir belediye başkanının bence yapacağı o. Sorunlar şunlardır, bunlardan ben bu üçünü yapabilirim bu dönemde, bu üçüne ağırlık vereceğim. Ama diğerlerin hepsiyle de belki biraz uğraşırım. Ama beş yıllık dönem bittiği zaman yeşil alan açısından şehrimiz böyle olacak. Ya da yol temizliği, açıklığı açısından düzgün olacak. Bir şeyleri söyle, öncelik tanımla, sorun tanımla, bunu tartış belki. Yoksa biz kendimizi yöneteceğiz falan, bunlar yani öyle olmuyor.</span></p>
<p><b>Bir de biraz şöyle çevirmeye çalışayım sohbetin yörüngesini. Şehirlerde bir arada yaşam, farklılıklara saygı, hoşgörü, çok kültürlülük gibi şeylerden bahsediyoruz. Bu açılardan neler yapılabilir bir şehirde? Şehrimizin eksiği nedir ve biz ne yapabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hiçbirini bırakmamışsın ki, neyinden bahsediyorsun. Bugün Diyarbakır’ın eğer tarih başka türlü gelmiş olsaydı, mesela bir tane Ermeni mahallesi olması lazımdı. Bir tane Süryani Mahallesi. Gidersin Avrupa’da büyükşehirlerde vardır, bir tane bilmem ne quarter derler, Latin Quarter denir bir tane. Bizim buralarda hiçbir farklılık da çoğulculuk da bırakmamışsın. Üç tane kilise kalmış. Herkesi bitirdikten sonra bir iki tane göstermelik şeyler. Ama belediyecilerin çıkıp bunu konu yapmaları, vurgulamaları, o yönde küçük şeyler de yapmaları çok önemli. Onlar da demese hiç şeyi yok. Ama yani biz oraları geçmişiz. Onları yaşatmadık. Kendi içimizdeki farklılıkları bile neredeyse sorun yapıyoruz. İşte bak aramıza Suriyeliler girdi, görüyorsun herkesin içindeki canavarlar çıkıyor. Eskiden Avrupa’da yabancılara yapılınca buradan kolay geliyor, ne olmuş, kendi içine girince çok zor.</span></p>
<p><b>Belediyeler neler yapabilir çok kültürlülüğü, uzlaşıyı, bir arada yaşama kültürünü geliştirmek noktasında? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyeler bizim Diyarbakır’da aslında fena şeyler yapmadılar, kiliseleri falan canlandırdılar. Onlar da en azından insanlara, herhalde kalan üç beş kişiye biraz iyi gelmiştir, duyguları okşanmıştır belki. Bir de bizim gibi insanlar da duyunca “bak bunlar da varmış” diyorlar. Onlar bence iyi şeylerdi. O konuda bir hassasiyeti var bizim buradaki belediyelerin. Ama elbette belediyelerden başka bir sürü beklenti var, istihdam gibi, yoksulluğu giderme gibi.</span></p>
<p><b>Şehirdeki yoksullukla, pahalılıkla nasıl mücadele edebilir, ne yapabilir belediye?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok zor. Belediyenin orada direkt yapabileceği şey Diyarbakır’daki Sarmaşık tecrübesini daha genelleştirmek belki. Onun dışında belediyenin yapabileceği işler nedir, belki şehre yatırım çekmek. Tabii ülkenin genel havasından bağımsız değil senin yatırım çekme potansiyelin. Ülkenin genel ivme kazandığı ortamda hani şehir olarak, başta söylediğim stratejik şartlarda olman, kalifiye iş gücünün olması falan, bunlar gerekli ama Diyarbakır’da kalifiye iş gücü var mı mesela? Yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sürü insan bilmem nesini götürüp Adana’da yaptırıyor, Antep’te yaptırıyor. Kalite düşük, iş gücü kalitesi düşük. Ciddi bir sermaye yok burada. Bugün Diyarbakır’da belki şimdi küseler ama tüccar yok ya. Burası koskoca tarım alanıdır ama güçlü bir buğday alacak tüccar yok. Vardı eskiden. Onların çoğu kayboldu gitti. Sermayedarlar, para sahipleri var ama sistemli bir ticareti olan yok. Diyarbakır’da büyük bir şirket derken kimse geliyor mu akla mesela? Koskoca bir şehir, yılların birikimi var. Adı sanı duyulmuş belki bir iki tane inşaat şirketi dışında yok.</span></p>
<p><b>Son dönemlerde tanzim satışları gündemde ya, üreticiden tüketiciye daha az aracıyla, kooperatifler üzerinden ulaştırmak falan. Bunlar belediyelerin altından kalkabileceği şeyler olabilir mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi İstanbul’dan kalkıp diyor ki domates Antalya’da 50 kuruş, Antalya’daki domates İstanbul’a yürüyerek gelmiyor ya. Geçenlerde bir pazarcı adam gayet güzel anlatmıştı: &#8220;Onu oraya getiren kamyon işte kaç köprüden geçiyor, her köprüye 100 lira veriyor. Üç kilo poşet harcıyorum 50 lira.&#8221;  Bir pazarcı günde 50 lira poşet parası verirse kim ödeyecek bunu? Herkes poşeti alıp gidiyor, bunu sen ödeyeceksin yani. E dolayısıyla yani bu malın oraya gelmesi hizmet, arada birileri belki fazla bir marj vardır, onları kısarsan bir şey olur tamam. Ama bu aracılar neden var? Çünkü bu hizmet sektörü, bu aradaki katma değerler olmasa o aradaki insanlar yaşayamaz. Kamyoncular, komisyoncular, toptancılar…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediye olarak ucuza alır getirirsin, ama o işi yapanların 100 tanesinin de emeğini alırsın. Hiçbir yere varamayız belediye eliyle domates satarak. Pahalılığı azaltmak bir belediyenin yapabileceği iş değil. Genel, makro bir şeydir. Türkiye’nin de genel sorunu. O açıdan da sıkıntılı bir dönemdeyiz zaten, kriz, dolar açısından. Gerçekçi olalım. Belediyeden öyle bir şey de beklememek lazım. Belediye bu şehri bir yaşam alanı olarak, düzenli bir yaşam alanı haline getirmenin ihtiyaçlarını getirecek, temel şeylerini yerine getirecek. Belli bir kalite kontrolü nedir; inşaatından, yolundan işte mesire alanlarından. Ben gidip bakkaldan bir şey aldığımda bu zehirlenmeme garantimi belediyenin bana veriyor olması lazım.</span></p>
<p><b>Bir de çevreyle ilgili sorunlar var, konuşuyoruz. Bu konuda peki nedir sorunlar, ne yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O önemli bak. Belediyenin önemli görevlerinden biridir. Şehirler biliyorsun pislik üretme merkezleridir bir anlamda, çöpüyle, kanalizasyonlarıyla. Bizim Diyarbakır da fena değil bu konuda, epey bir yatırımlar yapıldı, arıtmalar falan. Çöpte sorun var biraz, bir yere atıp bırakıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyenin görevi şehri temiz tutmak, çöpleri düzenli toplamak, şehir atıklarının en uygun şekilde, doğaya zarar vermeyecek şekilde, imha edilmesi ya da dönüştürülmesini sağlamak. Bunun teknolojilerini, biraz pahalı ama hayata geçirmek. Poşet, plastik özellikle büyük bir sorun. Ama belediyelerin bu konuda yapabileceği çok şey var, daha aktif olmaları lazım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela bizim bu Dicle. Bak şimdi Dicle’ye de bir şeyler yapılıyor. Birileri orayı İtalya’daki kanal şehri gibi yapıyor. Bilmiyorum şimdi o nasıl bir projedir, kim demiş, neye benziyor? Bitince ne olacak? Belki güzel mi olur bilmiyorum, banklarını falan yapıyorlar, herhalde şehrin içinden düzgün akacak, biraz debili olacak, kayıkla mı gezeceğiz? Nedir bunu mesela kim yaptı, nasıl yapıldı? Ondan önce de mesela bu Kırklar Dağı faciası da daha önceki belediyenin işiydi. Bu korkunç bir şeydi mesela, oraya yapılacak iş miydi? Nedir mesela bu, kim nasıl yaptı, herkesin şikayetçi olduğu ama kimsenin bilmediği işler. Ne oldu ne bitti bilmiyoruz. Bizim dediğimiz sorun da bu. </span></p>
<p><b>Peki şimdi yerel seçim var önümüzde, bu konuştuğumuz konular bakımından adayların performanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek bir seçim havası görünmüyor zaten. Ankara’da, İstanbul’da CHP adayları projelerim diyorlar ama burada zaten açık bir şekilde belediyecilik üzerinden yapılmıyor zaten. Kimsenin öyle bir beklentisi de yok. Belki de sorun o. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşin genelinde de demek ki bir beklenti mi az, insanlar değişme mi görmüyor, ya da sen gelsen sen de öyle yapacaksın diye mi düşünüyor, ne farkı olacak ki mi diyor&#8230; Hani dedik ya kimse bu işi, mesela ekonomik krizi kimse başkasının daha iyi yöneteceğine mi inanmıyor? Bu mesela çok kritik bir şey. Niye, değişmeye inanamıyorsun. Diyarbakır’da zaten senindi, o kayyum ara bir çözüm, sen seçim kaybedip de yeniden gelmiyorsun. Bugün HDP’nin burayı kazanmasının, olağanüstü bir tarafı yok, olağan olan o. Olağan olanı da millet görmüş, kabul de ediyor.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Belediye belediyecilik yapar, belediye hizmetlerinde ciddi olmak gerekir. Dediğim gibi öncelikler ve ihtiyaçlar silsilesi. Bir de tabii bunların elinde olmayan, herkesin içinde bulunduğu ortamın şartlarını kendi lehine kullanması var. Bugün bu merkezi hükümetin belediyeler üzerinde valilikler aracılığıyla bir kontrol mekanizması var. Artık doğrudan da yapıyor tabii bu işi. Bizim buralarda ona da geldi. Sorun olmayan yerlerde beraber yapıyorlar. Ama öyle olmaması lazım. Belediye yasalarının yeniden düzenlenmesi lazım.</span></p></blockquote>
<p><b>Seçmenler belediye seçimlerinde adayların bu performanslarına değer veriyorlar mı? Nasıl bir algıları var adaylar hakkında? Adaylar partinin önüne geçebiliyorlar mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle buralarda bence adaylara hiç bakılmıyor. Belki bazı yerlerde adaylar partinin önüne geçebiliyorlardır ama Diyarbakır’da sanmıyorum. Esas olan partidir. Ama adayın da tabii kişilik özellikleri, ulaşılabilirliği önemlidir mesela. Osman Baydemir mesela rahat bir insandı, insanlarla iyi iletişim kurabiliyordu. Selçuk Mızraklı da öyledir. O konuda sıkıntısı yok, ama esas partidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi mesela kayyum sanki kişiliğinden mi oy alacak, tanıyan mı var? İşte nedir AK Parti’nin bir momentumu var, tabii güç dengeleri kuruluyor, networkler var belirli şeyleri tutmuş. Onların aracılığıyla belirli çevrelerden oylar geliyor, öyle anlayışlar var. Bir kısmı kendi bulunduğu ortama göre, dini çevrelerden ise AK Parti’ye veriyor büyükleriyle beraber, çoğunluğu da bizim partimiz diye HDP’ye veriyor.</span></p>
<p><b>Adayların performanslarına, ne söylediklerine, ne vaat ettiklerine dönüp kimse pek vermiyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek baktığı da yok kimsenin.</span></p>
<p><b>Peki siz Diyarbakır Belediye Başkanı olsanız bu topluma ne vaat ederdiniz? Projeleriniz neler diye sormaya korkuyorum, projeciliğe karşı olduğunuzu anladım. Peki ne vaat ederdiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, o lafı sevmiyorum. Diyarbakır Belediye Başkanı olmak öyle zor. Diyarbakır Belediye Başkanlığı, Diyarbakır’ın içinde bulunduğu bütün olup bitenden dolayı, tabii onu sürükleyen bir siyasi hareketle beraber özel bir konum. Dışından gelip olsan da Diyarbakır’da hükümet edemezsin. Siyasi hareketler dünyada da öyle geliyor bilmiyorum, belli siyasi hareketler genel ortamın değişmesine göre bakıyorsun değişti. Biliyorsunuz öbür türlü o deneyler, Brezilya’nın o meşhur yeri var, Sao Paolo muydu neresiydi, meşhur bir belediyecilik deneyleri yaptılar orada işte katılımcı meclisler falan. Onlar da iki dönem sonra kaybettiler seçimi yani. Güya çok halkçı, halktan şeyler kurdular, komisyonlar, ama komisyonlara aldıkları sıradan insanlara ilk götürüp verdikleri eğitim bütçeleme ve bütçe kısıtı. Yani oraya gelip afaki onu da yapalım, bunu da yapalım demeyeceksin. Önüne koyup bir hesap yapacaksın. Belediye belediyecilik yapar, belediye hizmetlerinde ciddi olmak gerekir. Dediğim gibi öncelikler ve ihtiyaçlar silsilesi. Bir de tabii bunların elinde olmayan, herkesin içinde bulunduğu ortamın şartlarını kendi lehine kullanması var. Bugün bu merkezi hükümetin belediyeler üzerinde valilikler aracılığıyla bir kontrol mekanizması var. Artık doğrudan da yapıyor tabii bu işi. Bizim buralarda ona da geldi. Sorun olmayan yerlerde beraber yapıyorlar. Ama öyle olmaması lazım. Belediye yasalarının yeniden düzenlenmesi lazım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bazen bazı hareketler bir tarz mı üslup mu, yeni bir şeyler katıyor. Mesela birileri yıllardır belediyeyi kazanır, bakıyorsunuz birisi geldi bir seçimde süpürdü birdenbire. Nedir o tarz, üslup. Yoksa belediye yine ertesi gün aynı olacak. Belediye hizmetleri temel olarak aynıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama o tarz, üslup nedir? İşte o şehirde gettolaşan azınlıklar ya da aslında çoğunluk olup da ağırlık anlamında azınlık olanlar bir rüzgar estirebiliyor. Londra Belediyesi’nde mesela adam geldi kazandı, neden? Çünkü bir sürü siyah Londralılar, Pakistanlılar, Hintliler, çoğunluklaşıp ama azınlıkta kalan kimlikleriyle, onu oraya taşıdı mesela. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır gibi yerlerde HDP de azınlık olan çoğunluğu taşıdı. Onun sayesinde sürekli ezilmiş, dışlanmış, hiçbir şeye ulaşamayan, kendi varlığıyla gidip belediyeye giremeyen, itilen kakılan bütün insanları sürükleyip getirdiler son 17 senedir. Ama o söylem de bitti gibi bu ilgisizlik falan onu gösteriyor. Onun ötesinde Diyarbakır’ı artık yeni bir söylem, yeni bir ruh, yeni bir heyecan ne söylenir valla şimdi pek gelmedi aklıma…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/29/demokratiklesmenin-yolu-belediye-baskani-ve-meclis-yonetisiminin-degismesinde/">Demokratikleşmenin Yolu Belediye Başkanı ve Meclis Yönetişiminin Değişmesinde</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceylan Özünel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2018 12:23:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda sivil toplum kuruluşları için yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek üzere Yaşama Dair Vakıf’ın düzenlediği Meydan buluşmasına “Hepimize ait şehirleri hep birlikte konuşmak için” bir araya geldik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/">Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Gün içerisinde şehre dair konuşulan birçok temadan biri de “Şehirde Ortak Alan”dı. Benim de katıldığım oturumda şehirde ortak alan, kamusal alan, özel alanlar, tüm bunlar nedir, kime neyi çağrıştırır, kimler bu alanlara ne kadar katılabilir konuları üzerine tartıştık. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şehirde ortak alan deyince akla birçok kavram geliyor. Park, özgür hissettiğin mekan, erişimi olan mekan, ibadethane, cinsiyetsiz yer, toplu taşıma araçları, sosyalleşme gibi şehirde ortak alanın hepimiz için başka çağrışımları var. Ortak alan her ne kadar çoğunlukla etkileşim ve sosyalleşmeyi çağrıştırıyor olsa da kimisine göre yalnızlık, kimisine göre huzur, kimisine göre kargaşa&#8230; Yani ortak alanın hisleri de var ve bu hislerin hepsi kişiye, kimliğe özel ve hepsi bir arada. Çünkü şehirde ortak alan demek aslında çeşitlilik demek, çok kültürlülük, herkesin katılımına açık olan mekân demek. En azından tecrübe etmeyi arzuladığımız şekliyle böyle. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki bu durumda ortasında bahçesi, havuzu olan siteler veya sosyalleşmek için inşa edilen alışveriş merkezleri de şehrin ortak alanları mıdır? Bir açıdan bakıldığında sosyalleşme, etkileşim gibi çağrışımları düşünürsek bu alanlar tanımlandığı şekliyle ortak alan sayılabilir. Ancak kapısında güvenlik olan ve her kesimden insanın giremediği mekanlara ne kadar ortak alan diyebiliriz tartışılır. Burada aslında kamusal alan kavramına da bakmak gerekir. Kamusal alanın tanımına baktığımızda basitçe “belli bir kişiye ait olmaması” diyebiliriz. Bir sitenin bahçesi, orada yaşayan insanlar için ortak alandır ama dışarıdan biri giremeyeceği için kamusal alan denemez, aynı şekilde alışveriş merkezleri de herkese açık gibi lanse edilse de belli kimlikler, yaşam biçimleri o kapılardan içeri asla giremez. Bu durumda kamusal alan olarak elimizde kalan parklar, sokaklar, ibadethaneler, toplu taşıma araçları tam olarak kamusal alanlardır diyebilmemiz gerekir. Tabi meseleye bir de kimlik eksenli ve toplumsal kesimler açısından baktığımızda durum değişir. Kamusal alanlara eşit katılımı ele aldığımızda; bir kadının istediği her saatte her parkta oturamaması veya camilerde istediği alanda namaz kılamaması, bir Alevi’nin yaşadığı bölgede cemevi olmadığı için ibadet edememesi, bir Kürt’ün toplu taşımada ana dilini rahatça konuşamaması, bir LGBTİ bireyin sevgilisiyle rahatça sokaklarda dolaşamaması gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Bu da aslında bize kamusal alanların kullanımı ve kullanım hakkı üzerine de derinlemesine tartışmamız gerektiğini gösteriyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunları tartışırken en çok sosyalleştiğimiz, topluluklarla bir araya geldiğimiz ve kendimizi ifade edebildiğimiz teknolojik alan “sosyal medya” da bir ortak alan mıdır sorusu çıktı karşımıza. Burada da durum farklı değil tabi, sosyal medyada varız var olmasına ama ne kadar çeşitlilikle sosyalleştiğimiz, kendimizi ne kadar özgürce ifade edebildiğimiz ve orada ne kadar güvende olabildiğimizi düşününce; tıpkı istediğim sokakta istediğim saatte olamadığım ya da belli bir kimlikle bana benzemeyenlerle bir parkta sohbet edemediğim gibi “sosyal medya” da benim için bir ortak alanı ifade etmeyebilir. Ortak alanlar birlikte hareket etmeyi teşvik eder, burada hepimiz hem fikiriz, peki sosyal medyada birlikte hareket ettiğimizi düşündüğümüz kişilerin ne kadarı bizden ya da ne kadar başka mahalleden? Yani orada etkileşimde olduğumuz topluluklar ne kadar çeşitli? Ben ne kadar kendimden olmayanla diyalog kuruyorum ya da istesem de kurabiliyorum? Hani ortak alanlar çok kimlikli, çok kullanıcılı, evrensel bağlar kurabildiğim mekanlardı? O zaman sosyal medya nasıl bir ortak alan?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oturum boyunca tüm bu sorular üzerine uzun uzun tartıştık. Kavramlara ve tecrübelere bir de şehir planlama ekseninden bakmak adına konunun uzmanlarından birinden de görüş istedim. Mimar Çağlar Gökbulut bu tartışmalar için bakın ne diyor: “Kamusal alanla ortak alan ayrışması enteresan… Ortak alan birbirine benzer sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıfların bir araya gelme alanı iken, kamusal alan pratikte toplumun farklı bireylerinin eşit bir şekilde varlığını ifade edebilme alanıdır. Yani aslında bugün bizim çeşitli mahalle ve semtlerde gördüğümüz meydanlar, avm’ler, parklar homojen kimliklerin ortak alanıdır. Kamusal mekan bir toplumsal uzlaşma zeminidir ve çoğu muhafazakar iktidarlar tarafından tercih edilmez. Çünkü toplumun farklı sosyolojik bileşenleri kamusal mekanda bir araya geldiğinde pey der pey birlikte yaşama kültürünü geliştirir. Ancak kutuplaşmadan beslenen iktidarlar bunu istemez. Bu açıdan kent için öngörülen kamusal mekanlar aslında bir ideolojik şehirciliğe işaret eder. Eğer bugünkü şehircilik pratiğinde kamusal mekanı birer toplumsal uzlaşı alanına dönüştürmek istiyorsak, kentin farklı sosyolojik, ekonomik ve etnik sınıf bölgelerinin esiklerine veya kesişim noktalarına göre kaliteli kamusal alanlar tasarlamamız gerekir. Çünkü aslında gerçek bir kamusal mekan bireyler arası uzlaşmayı zorunlu kılar. Ancak diğer taraftan sosyal medyada bu uzlaşma bireyin tercihindedir. Dolayısıyla sosyal medyada toplumsal uzlaşı aramak biraz hayalciliktir. Empati eksikliğinin olduğu bir alanda böyle bir uzlaşıdan bahsedemeyeceğimiz gibi, internette bireylerin kendilerini hakikatle ifade ettiği de hatalı bir varsayımdır. Yani toplumsal uzlaşı ve birlikte yaşama kültürü bireylerin fiziksel olarak bir araya gelebildiği kamusal mekanlarda ve yapılarda oluşabilir. Şehircilik pratiği ve politik ideolojiler birbirine göbeğinden bağlıdır ve kamusal mekanlar da bunun en büyük oyun alanıdır”.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısacası kamusal mekanlar, ortak alanlar tüm ilişki biçimlerini barındırabilir diye tanımlandığını varsaydığımızda, hepimizin şehre eşit katılabildiği, meydanların sadece turistik tarihsel ögeler olarak kalmadığı, ortak alanlarda tüm kimliklerimizle var olabildiğimiz şehir planlamalarına ihtiyacımız var. Şehir planlamaların kent sosyolojisiyle ele alındığı bütüncül politikalar geliştirilmesi için hepimizi önce kendi kapsayıcılığımızı gözden geçirmeye ve benden olmayanın şehirle ilgili ne gibi meseleleri var diye düşünmeye davet ediyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/30/sehirdeki-ortak-alanlar-nasil-herkesin-olur/">Şehirdeki Ortak Alanlar Nasıl “Herkesin” Olur?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı şehrin anıları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/ayni-sehrin-anilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Dec 2017 07:56:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Italo Calvino]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20653</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Uzun süre seyretmeye cesaret edersek veya ansızın durup düşünürsek, İstanbul, kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, değişip dönüşen başka kentlerin bir imgesi bana göre. Bu kentlerde kelimeler, arzular ve anılar takas edilirken yaşanan değiş-tokuşun tarafları da bazen biz kent sakinleriyiz, ama çoğu zaman İstanbul ve biziz.&#8221; Bir cumartesi günü babamla İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Kampüsü‘ne doğru [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/ayni-sehrin-anilari/">Aynı şehrin anıları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Uzun süre seyretmeye cesaret edersek veya ansızın durup düşünürsek, İstanbul, kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, değişip dönüşen başka kentlerin bir imgesi bana göre. Bu kentlerde kelimeler, arzular ve anılar takas edilirken yaşanan değiş-tokuşun tarafları da bazen biz kent sakinleriyiz, ama çoğu zaman İstanbul ve biziz.&#8221;</strong><span id="more-21484"></span></p>
<p>Bir cumartesi günü babamla İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Kampüsü‘ne doğru yürüyoruz. Geçtiğimiz yollarda babamın gençliğinden nadide anılar bize eşlik ediyor. Sayısını, her köşe başına bir anı düşecek şekilde hesap edebiliriz. Okulun kapısına vardığımızda güvenlik görevlisi tarafından durduruluyoruz. Güvenlik görevlisi, İstanbul’un aralık havasından daha soğuk. Babam kapıdan içeri girebilmek için ricacı sözlerle okulun mezunlarından biri olduğunu açıklamaya çalışıyor. Güvenlik görevlisi, görevinden güç alan bir kendinden eminlikle, “Kaç mezunusunuz?” diye soruyor. Babam, senelerden güç alan bir kendinden eminlikle, “1975” diye cevaplıyor. Güvenlik görevlisi hiç bekletmeden açıyor kapıyı bize.</p>
<p>Babam 70’li yıllarda İstanbul’da okuyan kimilerine göre şanslı kimilerine göre şanssız o kuşaktan. Şehre ne zaman ayak bassa anılar derya. Üniversitenin bahçesinde in cin top oynuyor ama babamın gözlerinin önünde kalabalık anılar var. Aynı manzaraya bakarken onun gördükleri benim gördüklerimden çok farklı. Bir iki köşe döndükten sonra, ucunda okulun büyük kapısı, iki yanında kocaman gövdeli ağaçlar olan yola giriyoruz. Babamın göz bebekleri bir anda parlıyor. Ve kalbime kazınan cümlelerle açıklıyor gözlerindeki sevinci: “70’lerde olaylar olduğunda bu kapı hep kapanırdı. Ama ben en çok bu yolu yürümeyi severdim.”</p>
<p>Babam o kapıya bakarken 70’li yıllardaki olayları hatırlıyor. İstanbul’da bir başına ve zor koşullarda gelip geçtiği yolu, altı diğer kişiyle paylaştığı öğrencilik evini, arada bir Eminönü’ne inmeyi, pazardan balık almayı…. Bense aynı kapıya bakıp, staj yapmak için ilk kez İstanbul’a geldiğim yılı hatırlıyorum. Yorulmak bilmeden her köşesini görmeye çalıştığım hafta sonlarını, o kapının diğer tarafına o yazın en sıcak günlerinden birinde kurulmuş kitap tezgahlarını, tezgahlar arasında yürürken ayaklarımıza dolanan kedilere bitirdiğimiz böreklerin kabında verdiğimiz suyu…</p>
<p>Buraya taşındığımdan beri babam beni pek çok kez ziyarete geldi. İstanbul’dan mezun olduğu yıllar ve benim İstanbul’a taşınmam arasında geçen zamanda, şehri yalnızca birkaç kez ziyaret etmişti. Bu yüzden, yan yana durup aynı manzaraya bakarken gözlerimiz bambaşka şeyler görüyor. Onun gözleri Haliç’e bakınca, artık eski yerlerinde beklemeyen balıkçı takalarını görüyor, örneğin; benimkiler aynı yerde, bir kere tesadüfen geçerken gördüğüm yunus balıklarını. Onun gözü, şimdi konser alanı, üniversite, kafe olmuş binaların hak ettiğince hürmet görmemiş dış cephelerine takılıyor. Benim gözlerim, o binaların ihtişamına hürmet göstermeyen komşu binaların düşük zevkine&#8230; İstanbul’da harcadığımız zaman arttıkça birbirimizle daha çok anı değiştiriyoruz.</p>
<p>Bu şehirden hiç ayrılmamış olanlarla da aynı deneyimi paylaşıyorum üstelik. Gerçek İstanbul sayılabilecek, geçmişte gayrimüslim semti sayılan bir yerde oturuyorum. Semtin ilk sakinlerinden Türkiye Ermenisi ev sahiplerim beni seviyor, ben de onları. Çünkü bir araya geldiğimizde onlar bana &#8216;boğaz’dan kasa kasa çıkan balıkları, Suadiye’yi, yazın Adalar’ı; eskiden İstanbul’da “Ermeni’nin mutfakta, Yunan’ın yatakta, Türk’ün sokakta hayırlı olduğu” zamanları anlatıyor. Ben onlara, gençlerin bugünlerde sıklıkla gittiği yerleri, şimdi geçmenin mümkün olmadığı caddeleri, belki İstiklâl’i biraz, ama onları çok da üzmemeye çalışarak…</p>
<p>Bir yerin, bir şehrin insanda bıraktığı etki üzerine sayfalarca yazılabilir. Çünkü şehirler kadar aklımızda ve içimizde olanların tezahürü olabilecek pek az şey var diye düşünüyorum. Şehirler, okuduğumuz kitapların, hayatımızdaki insanların, hayallerimizin ve duyularımızın toplamı. Çoğu zaman da kişisel tarihimizin ve olduğumuz insanın&#8230; Ve İstanbul neredeyse tek başına bunu kanıtlar gibi.</p>
<p>Kent üzerine yazılmış en önemli kitaplardan Görünmez Kentler’in yazarı Italo Calvino, <a href="https://monoskop.org/images/6/60/Calvino_Italo_Gorunmez_Kentler.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em>kitap üzerine yaptığı bir konuşmasında</em></a> çok güzel betimliyor bir şehri. “Kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin” diyor ve devam ediyor, “Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır.”</p>
<p>İstanbul da bir takas yeri bana göre… Şehrin yere yakın ve yerden uzak evleri, birer yıl arayla berber, camcı ve kafe olan giriş katları, yerin altındaki veya yerin üstündeki istasyonları, yol kenarındaki benzinlikleri de birer takas yeri. Benim için bahsi geçen değiş-tokuş, senelerce büyük taraftar gruplarını ağırlayıp yıkılmış stadyumların yatağında, bir dönemin kalbini ve umutlarını gömdüğü parklarda gerçekleşiyor çoğu zaman. Tam şehirden umudumu kesmişken, bir sabah uyandığımda &#8216;boğaz’daki anlam verilemez turkuazlıkta birden canlanıyor.</p>
<p>Uzun süre seyretmeye cesaret edersek veya ansızın durup düşünürsek, İstanbul, kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, değişip dönüşen başka kentlerin bir imgesi bana göre. Bu kentlerde kelimeler, arzular ve anılar takas edilirken yaşanan değiş-tokuşun tarafları da bazen biz kent sakinleriyiz, ama çoğu zaman İstanbul ve biziz. Üstelik, İstanbul’da bir zaman sonra, hiç aklımızda yokken yolumuza çıkan anılarla aramızda söze bile gerek kalmayabiliyor bazen.</p>
<p><strong>Ana görsel:</strong> Özge Karakaya, İstanbul 2015;<a href="https://www.instagram.com/baskabiryerdeyim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> https://www.instagram.com/<wbr />baskabiryerdeyim/</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/07/ayni-sehrin-anilari/">Aynı şehrin anıları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehirde Ekolojik Uygulamalar Atölyesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/21/sehirde-ekolojik-uygulamalar-atolyesi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Oct 2017 21:24:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Ayak izi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Uygulamalar Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19433</guid>

					<description><![CDATA[<p>28 Ekim Cumartesi günü Şehirde Ekolojik Uygulamalar Atölyesi düzenleniyor. Atölye duyurusu şöyle: . Şehirde ekolojik uygulamalar atölyesi nedir? Şehirde de doğal ve sağlıklı yaşama adım atmak istiyorsunuz ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz? Kendinizi çok zorlamadan, dert etmeden elinizden geldiğince değiştirebilecekleriniz neler? Gelin birbirimize ilham olalım! Hem deneyimlerimizi paylaşalım, hem de hep birlikte temizlik ve gıda konusunda zehirsiz, koruyucu ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/21/sehirde-ekolojik-uygulamalar-atolyesi-2/">Şehirde Ekolojik Uygulamalar Atölyesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Ekim Cumartesi günü Şehirde Ekolojik Uygulamalar Atölyesi düzenleniyor. Atölye duyurusu şöyle: .</p>
<p><strong>Şehirde ekolojik uygulamalar atölyesi nedir?</strong></p>
<p>Şehirde de doğal ve sağlıklı yaşama adım atmak istiyorsunuz ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz? Kendinizi çok zorlamadan, dert etmeden elinizden geldiğince değiştirebilecekleriniz neler?</p>
<p>Gelin birbirimize ilham olalım! Hem deneyimlerimizi paylaşalım, hem de hep birlikte temizlik ve gıda konusunda zehirsiz, koruyucu ve tedavi edici pratik tarifler yapalım.</p>
<p><strong>Program akışı</strong> ( 11:00 &#8211; 17:00):</p>
<p>* Tanışma çemberi *<br />
** Oturum 1: Dünya, Sen, Ben<br />
Dünyada yalnız mıyız? (interaktif etkinlik)<br />
Ekolojik Ayak izi nedir? Başka bir tüketim şekli mümkün mü?</p>
<p>* Öğle Yemeği *</p>
<p>** Oturum 2: Güvenli ve Temiz Gıda<br />
Gıdamızdaki kimyasallar ve alternatifleri neler?<br />
Neden zehirsiz temizlik ve kozmetik? Sağlıklı ve pratik tarifler</p>
<p>* Ara *</p>
<p>** Oturum 3: Zehirsiz temizlik ve kişisel uygulamalar:<br />
Zehirsiz temizlik nedir, ev temizliği ve kişisel bakım için tarifler (uygulama ve küçük numune hediyeler)<br />
* Kapanış çemberi *</p>
<p>Atölye sırasında hangi ürünleri yapacağız?<br />
* Sirke, Çamaşır Makinesi Deterjanı, Yüzey Temizleyici, Leke Çıkarıcı</p>
<p><span class="text_exposed_show">Atölye Yürütücüleri: Buket Atlı, Zeynep Mataracı, İnanç Mısırlıoğlu</span></p>
<p>Atölye sırasında çay ve atıştırmalık ikramlarımız olacaktır.</p>
<p><strong>Tarih:</strong> 28 Ekim 2017 Cumartesi<br />
<strong>Saat</strong>: 11.00 &#8211; 17.00<br />
<strong>Yer</strong>: İstasyon360 Beylerbeyi</p>
<p>Kayıt formu için <a href="https://goo.gl/zzjTDC" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın.</a></p>
<p><span class="text_exposed_show"><a href="https://www.facebook.com/events/1509580302436651/?acontext=%7B%22action_history%22%3A%22[%7B%5C%22surface%5C%22%3A%5C%22messaging%5C%22%2C%5C%22mechanism%5C%22%3A%5C%22attachment%5C%22%2C%5C%22extra_data%5C%22%3A%7B%7D%7D]%22%7D" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Facebook</a></span></p>
<p>Detaylı ilgi için: <strong><em>sehirde.ekolojik@gmail.com<wbr /> </em></strong><br />
/ Buket Atlı 05336441889</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/21/sehirde-ekolojik-uygulamalar-atolyesi-2/">Şehirde Ekolojik Uygulamalar Atölyesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrinizle nasıl bağlantıdasınız?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/sehrinizle-nasil-baglantidasiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Öznur Yakan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2017 12:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Araba]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[Velo-city 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16359</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Arabada amaç &#8216;a&#8217; noktasından &#8216;b&#8217; noktasına gitmektir. Aradaki mesafede neler olduğu sizi ilgilendirmez. Sadece siz ve içinde bulunduğunuz, metalle kısıtlanmış alan vardır. Bisiklette ya da yaya iken ise yolun her noktasını hissedersiniz&#8221; Sığırcıkların uçuşunu hiç izleme şansınız oldu mu? Yanıtınız &#8216;evet&#8217; ise, şimdi yüzünüzde bir hayranlıkla hatırlıyorsunuzdur o dakikaları. &#8216;Hayır&#8217; ise vereceğiniz cevap, önce şu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/sehrinizle-nasil-baglantidasiniz/">Şehrinizle nasıl bağlantıdasınız?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Arabada amaç &#8216;a&#8217; noktasından &#8216;b&#8217; noktasına gitmektir. Aradaki mesafede neler olduğu sizi ilgilendirmez. Sadece siz ve içinde bulunduğunuz, metalle kısıtlanmış alan vardır. Bisiklette ya da yaya iken ise yolun her noktasını hissedersiniz&#8221;</strong></p>
<p>Sığırcıkların uçuşunu hiç izleme şansınız oldu mu? Yanıtınız &#8216;evet&#8217; ise, şimdi yüzünüzde bir hayranlıkla hatırlıyorsunuzdur o dakikaları. &#8216;Hayır&#8217; ise vereceğiniz cevap, önce şu aşağıdaki videoyu izleyin lütfen ve sonra da yazımıza devam edelim. Bir bisiklet yazısı beklemeyin, bu bir trafik yazısı: Yaya, bisikletli, engelli ve arabaların olduğu ve eşit haklara sahip oldukları, bu hakları kararınca kullandıkları bir trafik yazısı.</p>
<p><iframe title="Kuşların gün batımındaki büyüleyici dansı - BBC TÜRKÇE" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/tsONUUziaYE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Velo-City 2017’nin üçüncü gününde insani bir dokunuşla trafik mühendisliği “traffic engineering with a human touch” başlığı altında kendine “cycling professor” diyen Amsterdam Üniversitesi’nden  Marco Te Brömmelstroet ve Londra Ulaşım Birimi’nden Brian Deegan’ı dinledik.</p>
<p>Kaldırımda el ele sevgilinizle, annenizle, babanızla yürüyorsunuz. İki kişilik genişlik var ve karşıdan biri geliyor. Ne yaparsınız? Ben ya da elini tuttuğum kişi, hangimiz soldaysak, sağa geçeriz (trafiğin sağdan aktığı yerlerde) ve karşıdaki kişi de biz de rahatça geçer, kimse kimseyi sıkıştırmaz. Karşıdaki kişinin elleri doluysa, çantalarını kendi hizasına çeker. Kaldırımda iki kişilik yer yoksa, birbirine yol verir. Bunları sözlü olarak yapmayız. Göz teması, beden ve hız algısı gibi kavramlar, hisler devreye girer ya da girmez ve çarpışmalar, sürtünmeler gibi rahatsız edici durumlar oluşur. Günü kimseyle çarpışmadan ya da karşıdaki kişinin size dikkat ettiğini (bir birey olarak saygı duyduğunu) görerek bitirirseniz, mutlu olursunuz. Ben olurum, zamanımı, çevremi, ilişkilerimi kaliteli isterim. Yaşamak istediğim sokaklar, fiziksel olarak beni zorlamayan (delik deşik olmayan, arabaların park etmediği kaldırımlar, uygun yükseklikteki geçitler vs.) ve insanların saygılı oldukları yerler. Günlük ulaşım ihtiyacımda kullanacağım yolu da buna göre seçerim. Bisiklet çünkü otobüste sıkış tıkış gitmek istemiyorum (Bisiklet maddesinde daha söyleyecek çok neden var ama böyle kalsın şimdilik). Ara sokaklar çünkü egzoz solumak istemiyorum. Vapur çünkü kitabımı okuyup muhteşem boğaz manzarası ile çayımı içebiliyorum. Yaya çünkü hem hareket etmiş oluyorum hem de bazı noktalarda çok daha hızlı. Şehrimi tasarlayan kişilerin de bunları düşünerek, şehrimi inşa etmelerini/düzenlemelerini bekliyorum.</p>
<p>Amsterdam’a gittiyseniz ya da internette dolaşan milyonlarca videodan birini izlediyseniz, o karmaşada yayaların ve bisikletlilerin yollarına birbirlerine dokunmadan devam ettiklerini görürsünüz. Hepsi birbirinden bağımsız ama bir o kadar da bağlantılı.</p>
<p>Marco diyor ki, &#8220;Bisikletlilerin davranışları araç sürücülerinden çok farklı. Peki, bu bize ne anlatıyor?&#8221; Arabanın içindeyken dış dünyaya kapalısınız. Ses, koku, dış sıcaklık vs. duymazsınız, bazen trafikte hareket eden diğer unsurları fark etmezsiniz bile. Hızınız insan üstüdür. Hız nedeniyle oluşan kazaların istatistiklerini internette kolayca bulabilirsiniz. Bir sürü şehir, artık hız limitlerini düşürüyor. Özellikle ortak kullanım alanlarında, insani hızlara çekiliyor. Arabada amaç &#8220;a&#8221; noktasından &#8220;b&#8221; noktasına gitmektir. Aradaki mesafede neler olduğu sizi ilgilendirmez. Sadece siz ve içinde bulunduğunuz, metalle kısıtlanmış alan vardır. Bisiklette ya da yaya iken ise yolun her noktasını hissedersiniz. Karşıdan gelenlerin gülümsemelerini, heyecanlarını görürsünüz, onlara karşılık verebilirsiniz. Durmak istediğiniz yerde durur, gitmek istediğiniz yoldan gider, isterseniz hemen yaya haline geçer, işinizi görür (tanıdıkla konuşmak, alışveriş yapmak, çiçekçiden gelen güzel kokuları içinize çekmek, kahvenizi içmek vs.) ve devam edersiniz, yani bulunduğunuz ortamla/toplulukla bir bağlantınız vardır.  Bu da şehri etkili, verimli ve de işlevsel yaşamanızı sağlar. Hayatınız kaliteli olur. Toplu taşıma kullanım ve yaya hallerini düşünmeyi size bırakıyorum.</p>
<p>Dünyanın en mutlu insanları, çocukları Hollanda’da diyor araştırmalar çünkü sosyal olarak arkadaşlarınıza, ailenize, topluluğunuza bağlı olan insanlar daha sağlıklı ve uzun ömürlü oluyormuş. Her gün fiziksel aktivite yapan, üstelik bunu yaparken sosyal olabilen insanlar. Yürüdüğünüz, bisiklet sürdüğünüz sokakları ne kadar severseniz, oraya o kadar bağlanırsınız. Kalitenin tanımı bu olsa gerek.</p>
<p>Sunumda bu sosyal temasın çok güzel bir örneği vardı. Amsterdam’da bir kavşaktan iki video. Birinde trafik ışıkları çalışıyor, diğerinde ise çalışmıyor. Çalışanı tahmin edersiniz, her şey olması gerektiği gibi işliyor. Trafik ışıklarının çalışmadığı şu videoya bakın:</p>
<p><a href="https://twitter.com/fietsprofessor/status/872723673727332352">https://twitter.com/fietsprofessor/status/872723673727332352</a></p>
<p>Kaos, düzensizlik yok. Akış devam ediyor! Öncelik kimin, herkes biliyor ve de buna gore davranıyor. Bunları o sosyal bağ içinde düşünmeden yapıyorlar. Akışın gösterimini (manifestations of flow) şöyle özetliyor Marco: Kendini düşünme (selflessness), zaman ötesi olma (timelessness) ve gayretsizlik (effortlessness).</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16360" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2.jpg" alt="" width="4128" height="3096" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2.jpg 4128w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO2-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 4128px) 100vw, 4128px" /></p>
<p>Ekip (Marco te Brömmelstroet, Arne Gielen, Gertjan Hulster VE Jeroen Dirks) bir de film çekmiş “why we cycle” adında ve Hollandalılar’ın neden bisiklet sürdüğünü anlatıyor. Sağlık, çevre vs. değil çünkü bisiklet sürmek eğlenceli. Filmi bulabilirseniz mutlaka izleyin.</p>
<p><a href="https://twitter.com/AsEasyAsRiding/status/874594380669124608">https://twitter.com/AsEasyAsRiding/status/874594380669124608</a></p>
<p>Şehirlerimizde daha çok sürücüsüz arabaya değil, arabasız sürücüye ihtiyacımız var. Dönüşlerde sola sinyal vermeye devam edersen, diğerleri de devam eder. (Emergence &#8211; meydana gelme, ortaya çıkma) İstanbul’un sokaklarını bisiklet ile düşünün  Sen başlarsan, komşun da başlayacak ve o hayallerdeki şehir gerçek olacak. Nasıl yapacağını bilmiyorsan, biz buradayız. İlk sürüşü beraber yapalım, bu tadı alınca, hayat güzelleşince o metal kutunun içine girmek!!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16361" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1.jpg" alt="" width="4128" height="3096" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1.jpg 4128w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/002-traffic-engineering-with-a-human-touch-FOTO1-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 4128px) 100vw, 4128px" /></p>
<p>Brian, bu yazıda sana sıra gelmedi ama Londra’yı ziyaret edenler zaten yaptıklarınızı görecekler. Olmaz denilen şehirlerden  birinde, bisikletli ulaşım gerçek oldu. İstanbullu, sen ne bekliyorsun?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/01/sehrinizle-nasil-baglantidasiniz/">Şehrinizle nasıl bağlantıdasınız?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
