<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>rapor arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/rapor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/rapor/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Dec 2025 18:45:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>rapor arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/rapor/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şanlıurfa Barosu’ndan Kadın Hakları Davalarına Dair Çarpıcı Rapor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/27/sanliurfa-barosundan-kadin-haklari-davalarina-dair-carpici-rapor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 18:45:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[şanlıurfa barosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de az sayıda örneği olan kapsamlı bir çalışma</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/27/sanliurfa-barosundan-kadin-haklari-davalarina-dair-carpici-rapor/">Şanlıurfa Barosu’ndan Kadın Hakları Davalarına Dair Çarpıcı Rapor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa Barosu, kadın hakları davalarında baroların müdahillik hakkını ve uygulamadaki engelleri ele alan kapsamlı bir rapor yayımladı. Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim Derneği (AYHED) iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında hazırlanan rapor, Türkiye’de kadına yönelik şiddet davalarında baroların rolüne ilişkin önemli bulgular içeriyor.</p>
<h2><strong>Barolara göre: Müdahillik bir hak olduğu kadar kamusal bir görev</strong></h2>
<p>“Kadın Hakları Davalarında Kamu İçin Bir Müdahil: Barolar” başlıklı rapor, Avukatlık Kanunu’nun barolara insan haklarını koruma görevi verdiğini hatırlatarak, kadın hakları davalarına müdahil olmanın barolar açısından hem <strong>yasal bir sorumluluk</strong> hem de <strong>toplumsal bir yükümlülük</strong> olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Rapora göre barolar, müdahillik yoluyla:</p>
<ul>
<li>Yargılamalara toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi kazandırıyor.</li>
<li>Haksız tahrik ve ceza indirimlerinin denetlenmesini sağlıyor.</li>
<li>Mağdur kadınların adalete erişimini güçlendiriyor.</li>
<li>Cezasızlıkla mücadelede önemli bir rol üstleniyor.</li>
</ul>
<h2><strong>En büyük engel: “Doğrudan zarar” gerekçesiyle yapılan retler</strong></h2>
<p>Rapor kapsamında 79 barodan toplanan veriler, Türkiye genelinde müdahillik taleplerinin büyük oranda reddedildiğini gösterirken, aynı zamanda bir çok baroda veri tutulmadığı da gözlendi. Ret gerekçelerinin başında ise “baronun suçtan doğrudan zarar görmediği” yönündeki değerlendirme geliyor.</p>
<p>Şanlıurfa Barosu’na göre bu yaklaşım, hem Avukatlık Kanunu’nun ruhuna hem de kadınların adalete erişimini güçlendirmeye yönelik uluslararası normlara aykırılık teşkil ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>Baro Başkanı Av. Abdullah Öncel: “Kadınların adalet mücadelesinde baroların varlığı hayati önemdedir”</strong></h2>
<p>Şanlıurfa Baro Başkanı Av. Abdullah Öncel, raporun kamuoyuyla paylaşılması sırasında yaptığı değerlendirmede kadın hakları davalarında baroların rolünün görmezden gelinemeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><strong>“Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, yalnızca yargısal bir sorun değil; toplumsal bir adalet ve insan hakları meselesidir. Barolar olarak bizim müdahilliğimiz, kadınların sesi olmak, adalete erişimlerini güçlendirmek ve cezasızlık kültürüne karşı kararlı bir duruş sergilemektir. Bugün Türkiye’nin her yerinde kadınlar öldürülüyor, şiddete uğruyor ve çoğu zaman adalet kapısında yalnız bırakılıyor. Şanlıurfa Barosu olarak bu yalnızlığı reddediyoruz.”  </strong>ifadelerini kullandı.</p>
<p>Öncel, müdahillik hakkının reddedilmesinin kadınların adalet mücadelesi üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirterek şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“Müdahillik taleplerimizin ‘doğrudan zarar’ gerekçesiyle reddedilmesi, hukuki bir formalitenin ötesine geçip kadınların yaşam hakkı, güvenlik hakkı ve adalete erişim hakkı üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Baroların varlık nedeni; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve toplumsal eşitliği savunmaktır. Bu nedenle, müdahillik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve baroların bu süreçlere aktif katılımının önünün açılması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.”</strong></p>
<p>Son olarak Av. Abdullah Öncel, toplum ve yargı mekanizmasına şu çağrıda bulundu:</p>
<p><strong>“Kadınların yaşam hakkı için, şiddetsiz bir toplum için, adaletin tesisi için hep birlikte daha güçlü bir mücadele yürütmeliyiz. Şanlıurfa Barosu olarak biz bu mücadelede kararlıyız; hukuk devleti ancak kadınların güven içinde yaşadığı bir toplumda mümkün olabilir.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<h2><strong>Şanlıurfa Barosu Genel Sekreteri ve Kadın Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Yasemin Güleç: “Müdahillik, kadınların yaşam hakkının korunmasında kritik bir araçtır”</strong></h2>
<p>Şanlıurfa Barosu Genel Sekreter  ve Kadın Hakları Merkezi Koordinatörü  Av. Yasemin Güleç ise şöyle konuştu:</p>
<p><strong>“Kadın hakları davalarında baroların müdahilliği, yalnızca bir hukuki süreç değil; kadınların yaşam hakkını, güvenliğini ve onurunu koruma mücadelesidir. Sahada ve mahkeme salonlarında gördüğümüz gerçek şu: Birçok kadın, şiddet karşısında yalnız bırakılıyor. Baroların müdahil olması, bu yalnızlığı kıran en önemli mekanizmalardan biridir.”</strong></p>
<p>Koordinatör, kadınlara yönelik şiddet davalarında yaşanan cezasızlık sorununa da vurgu yaparak şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“Bugün cezasızlıkla mücadelede en güçlü araçlardan biri, davaların sistematik şekilde izlenmesi ve hukuki argümanların toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle geliştirilmesidir. Müdahillik taleplerinin reddedilmesi ise bu mücadeleyi zayıflatmaktadır. Kadınların adalete erişimini güçlendirecek her adımın desteklenmesi gerekiyor.”</strong></p>
<p>Kısa bir çağrıyla sözlerini sonlandırdı:</p>
<p><strong>“Kadınların adalete erişimi bir lütuf değil, temel bir haktır. Baroların müdahilliği bu hakkın teminatıdır. Her kurumun bu sorumlulukla hareket etmesi gerekiyor.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<h2><strong>Türkiye’de az sayıda örneği olan kapsamlı bir çalışma</strong></h2>
<p>Rapor;</p>
<ul>
<li>Ceza, hukuk ve idari yargılamalarda müdahillik türlerini,</li>
<li>AYM ve AİHM’de üçüncü taraf müdahalesi (amicus curiae) imkânlarını,</li>
<li>Farklı barolardan elde edilen güncel verileri,</li>
<li>Seçilmiş iyi örnek dava kararlarını</li>
</ul>
<p>tek metinde bir araya getirerek kapsamlı bir analiz sunuyor.</p>
<h2></h2>
<h2><strong>Urfa Barosu’ndan ortak çağrı: “Müdahillik mekanizması güçlendirilmeli”</strong></h2>
<p>Şanlıurfa Barosu, raporla birlikte tüm barolara müdahillik talepleri yapmalarını, bunun yanında adalet mekanizmasına da kadına yönelik şiddet davalarında baroların müdahillik taleplerinin reddedilmesine son verilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Raporun tamamı Şanlıurfa Barosu’nun internet sitesinde ve Etkin Savunuculuk projesinin sosyal medya hesaplarında yayımlandı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sosyal Medya İletişim: </strong></p>
<p>İnstagram:  <a href="https://www.instagram.com/etkinsavunuculuk/">https://www.instagram.com/etkinsavunuculuk/</a></p>
<p>X (Twitter): <a href="https://x.com/etkinsavunculuk">https://x.com/etkinsavunculuk</a></p>
<p>BlueSky: <a href="https://bsky.app/profile/etkinsavunuculuk.bsky.social">https://bsky.app/profile/etkinsavunuculuk.bsky.social</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/27/sanliurfa-barosundan-kadin-haklari-davalarina-dair-carpici-rapor/">Şanlıurfa Barosu’ndan Kadın Hakları Davalarına Dair Çarpıcı Rapor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erişilemeyen Adalet: Türkiye’de Romanların Adalet Arayışı, Hukuki Engeller ve Sosyal Adaletsizliğin İnşası&#8221; başlıklı rapor yayınlandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/13/erisilemeyen-adalet-turkiyede-romanlarin-adalet-arayisi-hukuki-engeller-ve-sosyal-adaletsizligin-insasi-baslikli-rapor-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 07:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Romani Godi]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Hafıza Çalışma Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Roman Hafıza Çalışmaları Derneği (Romani Godi) tarafından hazırlanan "Erişilemeyen Adalet: Türkiye’de Romanların Adalet Arayışı, Hukuki Engeller ve Sosyal Adaletsizliğin İnşası" başlıklı rapor yayınlandı!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/13/erisilemeyen-adalet-turkiyede-romanlarin-adalet-arayisi-hukuki-engeller-ve-sosyal-adaletsizligin-insasi-baslikli-rapor-yayinlandi/">&#8220;Erişilemeyen Adalet: Türkiye’de Romanların Adalet Arayışı, Hukuki Engeller ve Sosyal Adaletsizliğin İnşası&#8221; başlıklı rapor yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteğiyle yürütülen “Romanların Adalete Erişiminin Sağlanmasında Avukatların ve Baroların Kapasitelerinin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanan rapor, Türkiye&#8217;de Romanların adalete erişim süreçlerinde karşılaştıkları hukuki engeller ve toplumsal eşitsizlikleri derinlemesine ele almaya çalışıyor.</p>
<p>Raporun yazarları Zühal Gezicier, Sergen Gül, Av. Zozan Vargün ve Av. Göktan Yıldırım, Romanların maruz bırakıldığı hak ihlallerini çeşitli vakalar üzerinden inceleyerek, toplumsal ve hukuki adaletsizliklerin farklı boyutlarını gözler önüne seriyorlar. Bu çalışma, Romanlara yönelik ayrımcılığın tarihsel, mekansal ve hukuki arka planını analiz ediyor ve Romanların adalete erişimini zorlaştıran yapısal sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik politika önerileri sunuyor.</p>
<p><strong>Raporun Öne Çıkan Bulguları</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de Romanların adalete erişimde karşılaştıkları zorluklar ve maruz kaldıkları hukuki engeller raporda beş ana başlık altında yakın tarihten vaka örnekleriyle ele alınıyor:</p>
<ol>
<li>Linç Girişimleri: Roman topluluklarına yönelik toplu şiddet olayları ve dava süreçleri.</li>
<li>Kolluk Kuvvetlerinin Orantısız Güç Kullanımı: Kolluk güçlerinin Romanlara karşı aşırı güç kullanımı ve cezasızlık süreçleri.</li>
<li>Kapalı Kurumlarda Yaşanan Hak İhlalleri: Roman mahpusların hapishanelerde yaşadığı sistemik ayrımcılık ve hak ihlalleri.</li>
<li>Eğitim Hakkına Erişim: Roman çocukların eğitime katılmasının önündeki yapısal engeller ve Roman çocuklarına yönelik ayrımcılık.</li>
<li>Afetler Sonrası Hak İhlalleri: Deprem bölgesinde Roman topluluklarının karşılaştığı barınma ve diğer temel haklara erişimle ilgili sorunlar.</li>
</ol>
<p>Bu başlıklar altında ele alınan vakalar, Romanların maruz kaldığı ayrımcılıklar, bu ayrımcılıkların sürmesine neden olan tarihsel dinamikler ve yasal düzlem çerçevesinde yorumlanarak hem bireysel hem de toplumsal boyuttaki adaletsizliklerin altı çiziliyor.</p>
<p>Raporda, Türkiye’de Romanların adalet arayışında karşılaştıkları engellerin tespit edilmesi için avukatlarla yapılan bir anket çalışmasının sonuçlarına da yer veriliyor. Anket sonuçları, Romanların hukuki danışmanlık ve bilgilendirme hizmetlerinden yeterince yararlanamadığını ve ekonomik imkansızlıkların önemli bir engel yarattığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Çözüm Önerileri</strong></p>
<p>Rapor, Romanların adalete erişimini ve toplumsal eşitliği sağlamak için kapsamlı öneriler sunuyor. Başlıca çözüm önerileri şunlar:</p>
<p>&#8211; Mevzuatın Geliştirilmesi: Türkiye’de ayrımcılığı ve Roman karşıtlığını önlemek için kapsamlı bir yasal düzenleme yapılması gerektiği vurgulanıyor. Bu bağlamda, İspanya’daki ayrımcılık karşıtı mevzuat örnek olarak gösteriliyor.</p>
<p>&#8211; Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının Güçlendirilmesi: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) ve Kamu Denetçiliği Kurumu&#8217;nun (KDK) ayrımcılığı tespit etme ve çözüm önerme kapasitelerinin artırılması; Paris Prensipleri’nin referans alınarak insan hakları perspektifi ile kurumların yapısının yenilenmesi öneriliyor.</p>
<p>-Ekonomik Engeller: Romanların hukuki süreçlerde karşılaştıkları en büyük zorluklardan biri olarak ekonomik yetersizliklerin öne çıktığı; adli yardım sistemindeki aksaklıklar, avukat ücretlerinin yüksekliği ve dava masraflarının Romanların adalete erişimini önemli ölçüde kısıtladığı belirtiliyor.</p>
<p>&#8211; Sivil Toplum ve Kamu Kurumlarının İşbirliği: Sivil toplum örgütlerinin hukukun üstünlüğünün tesisindeki rolünün artırılması ve kamu kurumlarının ayrımcılık karşıtı politikalarla bu süreci desteklemesi gerektiği ifade ediliyor.</p>
<p>&#8211; Eğitimde Ayrımcılığın Önlenmesi: Roman çocuklarına yönelik eğitimdeki eşitsizliklerin giderilmesi ve okullarda ayrımcılığı önlemek için kapsamlı programların hayata geçirilmesi çağrısı yapılıyor.</p>
<p>&#8211; Hukuki Danışmanlık ve Bilgilendirme Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması: Avukatlarla yapılan ankete katılan her 10 avukattan 9’u, Romanların adalete erişimini iyileştirmenin en etkili yollarından birinin hukuki danışmanlık hizmetlerinin artırılması olduğunu vurguluyor. Romanların haklarını savunabilmesi için daha fazla hukuki eğitim ve bilgilendirme hizmetine ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor.</p>
<p>&#8211; Adli Yardım Hizmetlerinin Güçlendirilmesi: Adli yardım bütçesinin artırılması ve dezavantajlı grupların bu yardımlardan daha fazla faydalanabilmesi için sistemin geliştirilmesi öneriliyor.</p>
<p>&#8211; Ayrımcılık Karşıtı Eğitimlerin Yaygınlaştırılması: Hakim, savcı ve avukatlar başta olmak üzere tüm adalet çalışanlarına ayrımcılık karşıtı eğitimler verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Eğitim ve bilgi eksikliğinin, Romanların adalete erişimini zorlaştıran en büyük engellerden biri olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Rapor, Roman topluluklarının maruz kaldığı yapısal eşitsizliklerin sona erdirilmesi, toplumsal barışın inşası ve sürdürülebilir bir adalet sisteminin tesis edilmesi için devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve uluslararası mekanizmaların eşgüdüm içerisinde harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Romani Godi, bu süreçte özellikle hukuki reformların hayata geçirilmesi, ayrımcılıkla etkin mücadele edilmesi ve Romanların sosyo-ekonomik haklara tam erişiminin sağlanması adına somut adımların atılmasını talep ediyor. Dernek, Romanların eşit haklara erişimini savunmaya kararlı olduğunu ve bu alandaki izleme, araştırma ve savunuculuk çalışmalarını, yerel ve uluslararası kurumlarla işbirliği içinde sürdüreceğini belirtiyor. Romani Godi ayrıca sivil toplum kuruluşlarını, baroları ve hukuki destek sağlayıcılarını Roman haklarının korunması için daha güçlü adımlar atmaya davet ediyor.</p>
<p>Raporun tamamına <a href="https://romanigodi.org/wp-content/uploads/2024/09/Romani-Godi-Adalete-Erisim-Raporu-.pdf">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Romani Godi – Roman Hafıza Çalışmaları Derneği  </strong></p>
<p><strong>E-posta: info@romanigodi.org</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/09/13/erisilemeyen-adalet-turkiyede-romanlarin-adalet-arayisi-hukuki-engeller-ve-sosyal-adaletsizligin-insasi-baslikli-rapor-yayinlandi/">&#8220;Erişilemeyen Adalet: Türkiye’de Romanların Adalet Arayışı, Hukuki Engeller ve Sosyal Adaletsizliğin İnşası&#8221; başlıklı rapor yayınlandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Sayfalar&#8217;ın Araştırması Rapor Bülteni&#8217;nin 41. Sayısında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/27/sivil-sayfalarin-arastirmasi-rapor-bulteninin-41-sayisinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2024 10:56:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma raporu]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[rapor bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar'ın gerçekleştirdiği "Sivil Toplum İhtiyaç ve Motivasyon Araştırması" Rapor Bülteni 41. Sayısında inceleniyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/27/sivil-sayfalarin-arastirmasi-rapor-bulteninin-41-sayisinda/">Sivil Sayfalar&#8217;ın Araştırması Rapor Bülteni&#8217;nin 41. Sayısında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="§iv-bulgular" class="header-anchor-widget offset-top">
<div class="header-anchor-widget-button-container"></div>
</div>
<div id="§rapor-bize-neler-soyluyor" class="header-anchor-widget offset-top">
<div class="header-anchor-widget-button-container">
<div>Sivil Sayfalar&#8217;ın gerçekleştirdiği &#8220;Sivil Toplum İhtiyaç ve Motivasyon Araştırması&#8221; Rapor Bülteni 41. Sayısında inceleniyor. İncelemenin detayları <a href="https://raporbulteni.com/sivil-toplum-ve-medya-calismalari-dernegi-sivil-toplum-ihtiyac-ve-motivasyon-arastirmasi/">linkte</a>.</div>
<div></div>
<div class="header-anchor-widget-button"><em>Sivil toplumun geçmişi ve geleceği.</em></div>
</div>
</div>
<ul>
<li><strong>Sivil toplumun etkisinin beş yıl öncesine göre artıp artmadığı konusunda katılımcılar kararsız. “</strong>Etkisi arttı” diyenlerin oranı %35. “Etkisi ne azaldı ne arttı” diyenler ise %32.4 oranında.</li>
</ul>
<p><em>Sivil toplumda çalışanların motivasyonu yüksek ancak kurumların etkinlik algısı zayıf.</em></p>
<ul>
<li><strong>Sivil toplum kuruluşları kendilerini geçmişe göre daha az etkili, daha az etkileşimli ve daha az aktif görüyor. </strong>Aktifliğin düşük olduğunu ve azaldığını düşünenlerin oranı sırasıyla %78.6 ve %52.6.</li>
<li><strong>Katılımcıların yarıya yakını kurumsal kapasite, diyalog ve iş birliği ile etkililik konusunda karamsar.</strong></li>
<li><strong>Katılımcılar kendilerini motive edebiliyor.</strong> Sivil toplum katılımcılarında kaygı ve stres düzeyi orta ve yüksek olanlar %67.8 ve %71.4’e ulaşsa da motivasyon konusunda bu rakam %91.9.</li>
</ul>
<p><em>Hayırseverlik mi hak savunuculuğu mu? Sivil toplumda bulunma nedenleri.</em></p>
<ul>
<li><strong>Sivil toplumun merhamet ve aktivizmden öte daha rasyonel bir dinamik kazandığını vurgulamakta fayda var. </strong>Çoğulculuk da farklı grupların kendileri için önemli gördükleri çıkar ve faydaları sağlamak amacıyla sivil alana katılımıyla gerçekleşiyor.</li>
<li><strong>Eğitim düzeyi sivil toplumda bulunma nedenlerini doğrudan etkiliyor.</strong> Eğitim düzeyi arttıkça daha rasyonel sebepler öne çıkarken (toplumsal sorumluluk, fayda yaratmak, toplumu dönüştürme) eğitim düzeyi azaldıkça vicdani duygular, hayırseverlik gibi geleneksel temalar öne çıkıyor. Siyasi motivasyon yok denecek kadar az.</li>
<li><strong>Dindar ve seküler kuruluşlarda çalışanlar arasında daha geleneksel ile daha rasyonel motivasyonlar konusunda farklılaşma var.</strong> Dindarlarda hayırseverlik, ahlak ve vicdan öne çıkarken, sekülerlerde toplumsal sorumluluk, toplumu dönüştürme, hak savunuculuğu gibi motivasyonlar daha belirgin.</li>
<li><strong>Gönüllülük ve vicdan motivasyonuyla sivil toplumda yer alan katılımcı grubunda bunalma daha az.</strong> Buna karşılık hassas grupların veya doğanın koruması gibi hükümeti karşısına alacak düzeyde toplumsal mücadele gerektiren alanlarda faaliyet gösteren himayeci kuruluşlarda bulunan kişilerde stres diğer gruplara kıyasla daha yüksek.</li>
</ul>
<p><em>Sivil toplum üzerinde baskı ve engelleme var mı?</em></p>
<ul>
<li><strong>Sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskı ve engelleme olduğuna dönük baskın bir görüş yok.</strong> Rapora göre katılımcıların yarıya yakını sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskı ve engelleme olmadığını düşünüyor. (%46.2)</li>
<li><strong>Kadınlarda, gençlerde, eğitim düzeyi daha yüksek olanlarda baskı ve engellerin var olduğunu söyleyenler daha yüksek.</strong></li>
</ul>
<p><em>Türkiye’deki politik iklimin sivil topluma etkisi.</em></p>
<ul>
<li><strong>Politik iklimin sivil topluma etkisini olumlu görenler azınlıkta. Türkiye’de politik iklimin sivil topluma etkisini son derece olumlu görenlerin oranı %17.6</strong>. Olumsuz görenlerin oranı %41.7 ve ne olumlu ne olumsuz görenlerin oranı %40.8.</li>
</ul>
<p><em>Sivil toplum yapılanmasının güçlü ve zayıf yanları.</em></p>
<ul>
<li>Sivil toplum yöneticilerine veya çalışanlarına çalıştıkları yapının zayıf ve güçlü yanlarını sorulduğunda; güçlü yanlar için hızlı sorun çözebilme, devletten bağımsız olabilme, ekibin genç olması, sahadaki sorunları analiz edebilme ve aktivizm yeteneği gibi başlıklar ifade ediliyor.</li>
<li>Zayıf yönlerde ise gönüllü yönetimi eksikliği, kurumsal hafızanın eksikliği gibi başlıklar göze çarpıyor.</li>
</ul>
<p class="header-with-anchor-widget"><strong>İyi güzel de çözüm ne?</strong></p>
<div id="§iyi-guzel-de-cozum-ne" class="header-anchor-widget offset-top">
<div class="header-anchor-widget-button-container">
<div class="header-anchor-widget-button"><em>Sivil toplumun sorunları ve çözüm önerileri.</em></div>
</div>
</div>
<ul>
<li><strong>Katılımcılara sivil toplumun sorunları açık uçlu olarak sorulduğunda, bütçe ve kurumsal-toplumsal destek bulamama sorunları ön plana çıkıyor</strong>. Ayrıca güvensizlik, iletişimsizlik ve koordinasyon sorunlarına da işaret ediliyor. Savunucu kuruluşlarda ekonomik duruma olumlu bakanların sadece %7 olması dikkat çekiyor.</li>
<li>Katılımcılar <strong>kısa, orta ve uzun vadeli strateji ve hedef belirleme, etki yaratma</strong> konularında sivil toplum kuruluşlarının yeni bir sayfa açmaları gerektiğini düşünüyorlar.</li>
<li><strong>Katılımcılara sivil toplumun yakın gelecekteki beklentileri sorulduğunda “umutsuz” olanlar çoğunlukta. </strong>Rapora göre; umutlu olanlar %29.2’de kalırken, değişim öngörmeyenler %40 ve umutsuzlar %30.8 seviyesinde.</li>
<li><strong>Kaynak yaratma konusunda, sivil toplumun kendi kaynağını üretebileceği mekanizmalar kurabilmesi gerekliliğine dikkat çekiliyor. </strong>Proje temelli kaynak geliştiren sivil toplum kuruluşları da sadece fonlara dayalı kaynak elde etmenin kaygı yarattığını, sabit giderleri ve bazı temel ihtiyaçları için kaynak geliştirmekte zorlandıklarını dile getiriyorlar.</li>
<li><strong>Katılımcıların önemli bir kısmı ise ulusal kaynaklara erişmenin uluslararası kaynaklara erişmekten daha zor olduğunu belirtiyor.</strong> Bireysel bağışçılığın daha fazla gelişmesini isteyen sivil toplum kuruluşları bu alanda zayıf olduklarını da belirtiyorlar.</li>
<li><strong>Sivil toplumun önündeki bürokratik engellerin belirlenmesi, kamu yararı statüsünün gözden geçirilmesi, vergi yüklerinin hafifletilmesi de sivil toplum kuruluşlarının ortak talebi olarak araştırmada öne çıkıyor.</strong></li>
<li><strong>Sivil toplum için sağlıklı bir finansal ortam yaratılabilmesi için öncelikle sivil toplumun devletle, siyasetle ve toplumla ilişkilerinin yeniden tanımlanmasına ihtiyaç duyulduğu katılımcılar tarafından dile getiriliyor.</strong></li>
<li><strong>Raporu hazırlayanlara göre; sivil toplumun Türkiye’deki siyasi iklimden doğrudan etkileniyor. </strong>Sivil toplumda artan umutsuzluğun sebebini de yine siyasi iklimin yansıması olarak yorumluyorlar.</li>
</ul>
<p>Rapor bültenindeki güncel gelişmeler için <a href="https://whatsapp.com/channel/0029VaccDX4BPzjY1EUB4F2d">whatsapp kanalını</a> da takip edebilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/08/27/sivil-sayfalarin-arastirmasi-rapor-bulteninin-41-sayisinda/">Sivil Sayfalar&#8217;ın Araştırması Rapor Bülteni&#8217;nin 41. Sayısında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceği Türkiyesinde Eğitim Rapor Sunumu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/25/gelecegi-turkiyesinde-egitim-rapor-sunumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Sep 2018 11:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Türkiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30870</guid>

					<description><![CDATA[<p>İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği kurulduğu günden bu yana yaptığı araştırma, yayın ve raporlama çalışmalarına bir yenisini ekliyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/25/gelecegi-turkiyesinde-egitim-rapor-sunumu/">Geleceği Türkiyesinde Eğitim Rapor Sunumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceğin Türkiyesi adıyla gerçekleştirilecek projede eğitimden yükseköğretime, sivil toplumdan dış politikaya, siyasetten yönetime kadar birçok alanda alanında uzman kişilere gelecek vizyonu çizen ve çözüm öneren raporlar hazırlatılıyor. Proje, 1 Ekim 2018’de Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un da katıldığı bir törenle Grand Cevahir Otel&#8217;de kamuoyuna tanıtılacak.</p>
<p>Toplantıda ayrıca projenin ilk raporu olan &#8220;Geleceğin Türkiyesinde Eğitim de kamuoyuna açıklanacak ve müzakere edilecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/25/gelecegi-turkiyesinde-egitim-rapor-sunumu/">Geleceği Türkiyesinde Eğitim Rapor Sunumu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reuters Raporuna Göre Türkiye’nin Yüzde 49’u Haberlere Güvenmiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/18/reuters-raporuna-gore-turkiyenin-yuzde-49u-haberlere-guvenmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jun 2018 10:55:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Reuters]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü “2018 Dijital Haberler Raporu”nu paylaştı.</p>
<p>Yapılan online ankete 37 ülkeden 74 bin haber tüketicisi katıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/18/reuters-raporuna-gore-turkiyenin-yuzde-49u-haberlere-guvenmiyor/">Reuters Raporuna Göre Türkiye’nin Yüzde 49’u Haberlere Güvenmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Raporda öne çıkan konular şu şekilde:</p>
<p><strong>1-)</strong> Raporda 37 ülke arasından Türkiye haberlere güvenmeme konusunda yüzde 49 ile ilk sırada bulunuyor.  Türkiye’yi yüzde 44  ile Yunanistan ve Malezya, yüzde 43 Meksika ve yüzde 42’lik oranla Macaristan takip ediyor. Yanıltıcı ve sahte haberlerin en az görüldüğü ülkeler ise Almanya, Danimarka, Hollanda, Belçika, İsviçre, Norveç ve İngiltere olarak görülüyor.</p>
<h3><strong>Türkiye internette siyasi görüşünü açıklamaktan çekiniyor</strong></h3>
<p><strong>2-)</strong> Türkiye yüzde 65 ile sosyal medyada siyasi görüş açıklamaktan en çok endişe duyan ülke oldu. Bunun nedeni  kullanıcıların çalıştıkları kurumda işverenleriyle sorun yaşama ihtimali. Türkiye’yi yüzde 63 ile Vietnam, yüzde 57 ile Malezya ve yüzde 56 ile de Brezilya takip ediyor. Siyasi görüşünü açıklamakta en rahat hisseden ülkeler ise Danimarka, İsveç, ABD ve Norveç.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-27892" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2018-06-18_1351-640x313.png" alt="" width="640" height="313" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2018-06-18_1351-640x313.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2018-06-18_1351-610x298.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2018-06-18_1351-320x156.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2018-06-18_1351.png 980w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h3><strong>Basına yönelik baskıya rağmen alternatif dijital yayıncılık ayakta durmaya çalışıyor</strong></h3>
<p><strong>3-)</strong> Raporda Türkiye’de basına yönelik baskılara rağmen geleneksel medyanın karşısında yükselen dijital yayıncılığa da yer veriliyor. Okuyucuya alternatif bakış açıları sunan ancak sürdürülebilir geliri olmayan ve tam zamanlı-deneyimli gazetecileri istihdam edebilecek güçleri olmayan markalar arasında OdaTV, T24, Diken, Duvar, Bianet, Medyascope TV, Ahval News, Journo ve ArtıTV gösteriliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-27893" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yalan-haber-640x580.jpg" alt="" width="640" height="580" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yalan-haber-640x580.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yalan-haber-610x552.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yalan-haber-320x290.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/yalan-haber.jpg 700w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<h3><strong>Haberde en çok FOX TV takip ediliyor</strong></h3>
<p><strong>4-)</strong> Türkiye’de geleneksel medyada haber almak için en çok takip edilen yayın organları sırasıyla Fox TV, CNN Türk, NTV, Hürriyet, TRT ve Sözcü. Dijital mecrada ise sırasıyla CNN Türk, Hürriyet, Mynet, NTV ve Sözcü.</p>
<h3><strong>Haber takibi için sosyal medya kullanımında düşüş var</strong></h3>
<p><strong>5-)</strong> Dünya çapında ise haber takibi için sosyal medya kullanımında düşüş belirlendi. Türkiye’de habere erişmek için sosyal medyayı kullananların sayısı 2016’da yüzde 73’ü bulurken 2018’de bu oran yüzde 7’lik değer kaybıyla yüzde 66’ya geriledi. Ülkemizde habere en çok yüzde 72’lik bir oranla akıllı telefonlarda erişim sağlanıyor. Kullanıcıların yüzde 30’u Whatsapp’ı daha güvenli bulurken, Twitter ve YouTube kullanım oranı da geçtiğimiz yıllara kıyasla artmış durumda.</p>
<p><strong>6-)</strong> Birçok ülkede dijital abonelikte artış var. Okuyucular online haberlere erişmek içim para ödüyor. Bağışlar ise giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="http://www.digitalnewsreport.org/" target="_blank" rel="noopener">Raporun tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.</a></p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/06/18/reuters-raporuna-gore-turkiyenin-yuzde-49u-haberlere-guvenmiyor/" target="_blank" rel="noopener">Yeşilgazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/18/reuters-raporuna-gore-turkiyenin-yuzde-49u-haberlere-guvenmiyor/">Reuters Raporuna Göre Türkiye’nin Yüzde 49’u Haberlere Güvenmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Front Line Defenders&#8217;dan Risk Altındaki İnsan Hakları Savunucuları Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/23/front-line-defendersdan-risk-altindaki-insan-haklari-savunuculari-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jan 2018 07:03:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Front Line Defenders]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[risk altındaki insan hakları savunucuları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Front Line Defenders: Türkiye’deki tutuklama dalgaları, sivil toplumun suistimallerle baş etme ve hak arama kapasitesini azaltıyor İrlanda merkezli sivil toplum kuruluşu 2017 hak ihlalleri raporunu yayımladı. Buna göre öldürülen hak ve çevre savunucularının çoğu mega projelere karşı faaliyet yürütüyordu. Hükümetler, hak savunucularına yönelik katliamda en iyi ihtimalle sessiz aksi halde doğrudan sorumlusu. İyi haber: Hak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/23/front-line-defendersdan-risk-altindaki-insan-haklari-savunuculari-raporu/">Front Line Defenders&#8217;dan Risk Altındaki İnsan Hakları Savunucuları Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Front Line Defenders: Türkiye’deki tutuklama dalgaları, sivil toplumun suistimallerle baş etme ve hak arama kapasitesini azaltıyor</strong></p>
<p>İrlanda merkezli sivil toplum kuruluşu 2017 hak ihlalleri raporunu yayımladı. Buna göre öldürülen hak ve çevre savunucularının çoğu mega projelere karşı faaliyet yürütüyordu. Hükümetler, hak savunucularına yönelik katliamda en iyi ihtimalle sessiz aksi halde doğrudan sorumlusu. İyi haber: Hak savunucularının niceliği ve faaliyet alanları tehditlere rağmen artmakta!</p>
<p>Tehdit altındaki insan hakları savunucularını korumayı amaçlayan İrlanda merkezi sivil toplum kuruluşu <a href="https://www.frontlinedefenders.org/fr/node/4104%22%20%5Ct%20%22_blank">Front Line Defenders</a>, hak savunucularına yönelik 2017 raporunu kamuoyuyla paylaştı. Türkiye’ye de bir başlık açılan raporda, sivil topluma yönelik tutuklama dalgasıyla birlikte ülkeden ‘kaçışların’ arttığı ve sivil toplumun devam eden suistimallerle baş etme ve hak arama kapasitesinin giderek azaldığı belirtiliyor.</p>
<p>Ocak ayı başında yayınlanan rapora göre, geçen sene 27 ülkeden 312 insan ve çevre hakları savunucusu öldürüldü. Öldürülen hak savunucularının üçte ikisinden fazlası hemen hemen neredeyse mega-projeler yürüten madencilik endüstrisi ve büyük şirketlere karşı arazi, çevre ve yerel haklar konusunda faaliyet yürütüyordu. Öte yandan rapora göre artan şiddete rağmen ülkelerdeki hak savunucularının nicel varlığı ve çalıştığı alanlar artıyor.</p>
<p><b>Uluslararası şirketler yerel halkı hesaba katmıyor</b></p>
<p>Front Line Defenders raporu, hak savunucularına yönelik cinayetlerin yüzde 80’nin Brezilya Kolombiya, Meksika ve Filipinler’de işlendiğini ortaya koyuyor. Hak mücadeleleri ise hemen hemen her zaman, maden çıkarma, endüstriyel tarım ve turizm (sıklıkla sahte eko-turizm) ve büyük şirketlerin mega projelerini hayata geçirmesi esnasında başlıyor. Eylemlerin tarafları arasındaki mücadelede ise savunucular çevre ve yerli halkların haklarını savunuyor.</p>
<p>Yine rapora göre hükümetler ve güvenlik güçleri en iyi ihtimalle hak savunucularının aldığı tehditlere ve maruz kaldığı saldırılara tepkisiz kalmakta. En kötü durumda ise güvenlik güçleri hak savunucularına yönelik katliamların doğrudan sorumlusu durumunda. Altının çizilmesi gereken huşus ise söz konusu projelere finans desteği veren uluslararası yatırımcıların ve ana şirketlerin büyük bir bölümünün projelerin plan safhasında yerel halkları hesaba katmamaları ve danışmamaları nedeniyle çatışma riskinin artması.</p>
<p><b>Katillerin dokunulmazlığı ve tehditlerin çeşitlenmesi</b></p>
<p>Front Line Defenders, Birleşmiş Milletler tarafından 1998’de imzalanan İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’nden bu yana 3.500&#8217;den fazla hak savunucusunun öldürüldüğünü tahmin ediyor. İnsan ve çevre hakları savunucularına yönelik cezasızlığın failleri cesaretlendirdiğini belirten kuruluş, bunun tehlike altındaki kimseler için kronik bir koruma eksikliğine dönüştüğünün altını çiziyor. Tehditlerle ilgili toplanan verilere göre savunucuların yüzde 84’ü, katledilmeden önce en az bir defa tehdit alıyor. Hükümetlerin ve uluslararası toplumun zayıf tepkisi, bunun kısa vadede değişeceği yönünde umut vermiyor.</p>
<p>Buna karşın, Front Line Defenders, çevre ve insan hakları savunucularının, kendilerini yıldırmaya yönelik karalama, suçlu gösterme, şiddet stratejileri geliştiren diktatörlere, uluslararası ‘yok edicilere’, dinsel muhafazakârlara ve baskıcı rejimlere meydan okuyarak hayatlarını tehlikeye atmaya devam etiklerini vurguluyor.</p>
<p><b>Türkiye’deki sivil topluma yönelik baskılar ve kaçışlar artıyor</b></p>
<p>Front Line Defenders insan hakları ihlalleri kapsamında Türkiye’ye özel bir başlık açıyor. Taş ocaklarına karşı çıkmalarıyla tanınan çevreci çift Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu&#8217;nun öldürülmesi, 2017’de katledilen 312 insan ve çevre hakları savunucusunun arasında yer alıyor. İrlandalı kuruluş, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskıların 15 Temmuz darbe girişiminden sonra giderek arttığını belirtiyor.</p>
<p>Raporda, OHAL kapsamında yasaların geniş kapsamlı uygulanması nedeniyle kamu yetkililerinin, basının, meclisin ve derneklerin ifade özgürlüklerini önemli ölçüde kısıtlandığına dikkat çekilirken, bu yasaların insan hakları aktivistlerini hedef aldığı da vurgulanıyor. Front Line Defenders, temmuz ayındaki Büyükada’daki insan hakları savunucularına yönelik tutuklamaları işaret ederek, sekiz insan hakları savunucu, iki uluslararası eğitimcinin, bir güvenlik eğitimi sırasında tutuklanmış olmasının ve terör örgütüne destek olmakla suçlanmasının, Türkiye’deki sivil topluma yönelik baskılardaki yeni bir artış anlamına geldiğini belirtiyor.</p>
<p>Front Line Defenders raporunda, Büyükadada’ki insan hakları savunucularının, tutukluluk süreleri boyunca, hükümet yanlısı medya tarafından yönetilen bir iftira kampanyasına maruz kaldıklarının alt çizilirken, “Bu dava Devlet Başkanı Erdoğan&#8217;ın topluma karşı başlattığı tasfiyenin gülünçlüğünü göstermektedir zira uluslararası olarak tanınan söz konusu insan hakları kuruluşları, onlarca yıldır uluslararası standartlarda insan hakları için yaptıkları çalışmalarıyla tanınıyor” deniliyor. Öte yandan rapora göre Türkiye’de geçen sene insan hakları savunucuları hedef olsa da yaklaşık 400 avukatın cezaevine gönderilmesi ve yaklaşık bin avukatın soruşturmaya uğramasıyla 2017’de baskıların temel hedefinin avukatlar olduğu ifade ediliyor. Raporda Türkiye başlığında sonuç olarak “Ardı arkası kesilmeyen tutuklama dalgalarının sonucu olarak hak savunucuları, gazeteciler ve akademisyenler ülkeyi terk ederken, bu terk ediş, mağdurlar için, sivil toplumun devam eden suistimallerle baş etme ve hak arama kapasitesini azaltıyor” deniliyor.</p>
<p><b>Yine de bazı güzel haberler var</b></p>
<p>İrlanda merkezli kuruluşun sivil toplum ve hak savunuculara yönelik baskıları derlediği raporunda olumlu gelişmelere de bir başlık ayırıyor. Tüm dünyada hak savunuculara yönelik tehditlere rağmen umut verici gelişmeler yaşanıyor:</p>
<p>Gambiya’da Adama Barrow&#8217;u iktidara getiren 2016’nın sonlarına doğru yapılan seçimlerin ardından ülkede yeni bir dönem açılmış görünüyor. Gambiya’daki çevre ve insan hakları savunucuları, yeni cumhurbaşkanının 23 yıl süren Yahya Jammeh&#8217;in otoriter yönetiminden sonra ifade özgürlüğü alanını önemli ölçüde genişlettiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Diğer bir umut verici haber de geçen ocak ayında Kanada’dan geldi. Kanadalı bir temyiz mahkemesi Guatemalalı yedi çevre ve insan hakları savunucusunun barışçıl protestolarına şiddetle müdahale eden Kanadalı maden şirketi Tahoe Resources&#8217;a dava açmasına izin verdi. Tahoe Resources adlı maden şirketi Guatemala’nın Escobal şehrindeki gümüş madenine yönelik barışçıl eylemleri şiddetle bastırmıştı. Bu emsal, Kanadalı maden işletmecilerini özellikle madenciliğin yıkıcı etkilerine karşı protesto edenlere karşı, insan hakları standartlarını geliştirmeye zorlayabilir.</p>
<p>Geçen mayıs ayında Tayvan Yüksek Mahkemesi, anayasal olarak eşcinsel çiftlerin evlenme hakkına sahip olduğunu karar verdi. Böylece Tayvan, eşcinsel evliliğe izin veren ilk Asya ülkesi oldu. Söz konusu kararın verilmesinde Tayvan&#8217;daki insan hakları örgütleri önemli rol oynadı.</p>
<p>Asya&#8217;daki en baskıcı ülkelerden biri olan Özbekistan, yıllarca hapis yatan çevre ve insan hakları savunucularının serbest bırakıldığını açıkladı. Azam Farmonov, Ganihon Mamathanov ve Salizhon Abdurakhmanov hapishaneden serbest bırakılırken, gazeteci Jamşid Karimov bir psikiyatri hastanesinden özgürlüğüne kavuştu. Öte yandan uzun yıllar süren uluslararası tecritin ardından Özbek hükümeti, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği&#8217;ni ülkesine davet etti, söz konusu davetiyeler uluslararası STK temsilcilerine de gönderildi. Ancak bu umut verici gelişmelere rağmen, yeni gazetecilerin tutuklanması 2017 yılının sonlarında da devam etti.</p>
<p>Çeviri: Erdal Aktaş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/23/front-line-defendersdan-risk-altindaki-insan-haklari-savunuculari-raporu/">Front Line Defenders&#8217;dan Risk Altındaki İnsan Hakları Savunucuları Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 09:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[batuhan aydagül]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek Daha Net Gençlik Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[next generation]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Feyza Akınerdem ise, gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve güvenlik açısından bir çıkış yolu olarak görmesini ise şöyle yorumluyor:  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor”</p>
<p>British Council’ın Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Gelecek Daha Net (GDN) Gençlik Platformu iş birlikleriyle gerçekleştirdiği <a href="https://www.britishcouncil.org.tr/nextgeneration/turkey" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Next Generation Türkiye</a> araştırmasında; 12 şehirde, 18-30 yaş arası 2 bin 524 gençle nitel ve nicel görüşmeler yapılmış. Araştırmanın akademik danışmanlarından Doç. Dr. Gülden Demet Lüküslü’nün yorumuyla ‘gelecek değil şimdi, gençlerin gündelik yaşamlarının karmaşıklığına’ mercek tutan araştırmaya göre; Türkiye’deki gençler, dünyanın dört bir yanındaki akranları gibi, bireysel benlikleri ve bağımsızlıkları ile içinde yaşadıkları topluluklara, aile, eğitim ve evlilik gibi sabit kurumlara duydukları bağlılık arasında sürekli olarak denge kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Araştırmanın öne çıkan bulgularını şöyle sıralamak mümkün:</p>
<p>Türkiye’deki gençler gelecekleri konusunda iyimser. Çoğunluk yaşam şartlarının gelecekte daha iyi olacağını düşünüyor. Gençlerin yarısı, WhatsApp ve diğer sosyal medya iletişim araçlarına günde iki saatten fazla vakit ayırıyor. Instagram, yüzde 29 ile gençlerin en çok kullandıkları üç sosyal medya kanalının başında gelirken; bunu yüzde 27 ile WhatsApp, yüzde 26 ile Facebook takip ediyor. Gençlerin yüzde 70’i müzik aleti çalma, çizim ya da resim yapma gibi sanatsal aktivitelere zaman ayırmıyor;  yarısı ise spor ya da herhangi bir egzersiz yapmıyor. Gençlerin yarısından fazlası iş piyasasındaki deneyimlerine dayanarak, hayatta başarı elde etmek için “tanıdıkları” olmasının okul başarısından daha önemli olduğunu düşünüyor. Gençlerin yüzde 26’sı ne okuyor, ne çalışıyor, ne de eğitim görüyor. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 17 iken, genç kadınlarda yüzde 36’ya yükseliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-22946 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Gençlerin internet kullanımına olan ilgisini yorumlayan eğitimci yazar Erol Erdoğan, dünya genelindeki gerekçelerden farklı olarak Türkiye’ye özel durumun, son yıllardaki toplumsal hareketliliğin bu sonuçlarda etkili olduğunu savunuyor. 17-25 Aralık,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gezi protestoları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi olayların dijital medya kullanımını artırdığını belirten Erdoğan, “Çünkü son dönemdeki toplumsal hareketliliklerin çoğu dijital mecralar üzerinden organize edildi. Kriz ve eylem anlarındaki zorunlu kullanımlar, sonraki süreçte alışkanlığa dönüştü. Bunun dışında şu sebepler de var. Fatih projesi çerçevesinde dağıtılan tabletler, internette geçirilen vakitleri artırdı, dolayısıyla dijital mecralara da bu vesileyle ilgi arttı. Muhafazakar yaklaşımların aksine, dijital alandaki rahatlık, gençlerin kendini orada ifade etmesini kolaylaştırdı” değerlendirmesini yapıyor. Gençlerin temel sorununun ‘yalnızlık’ olduğu yorumunu yapan Erol Erdoğan, bu yalnızlığın giderilmesi için ebeveynlerin çocukları ile paylaşım, dayanışma, sohbet içerikli vakitler geçirmesinin, seyahat ve etkinliklere katılmasının önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kategorik şekilde dijital mecra düşmanlığı yapılmamasının önemine dikkat çeken Erdoğan, “Bırak interneti, ders çalış” gibi sözlerle, internetin karşısında ders, kitap, okul-cami, sohbet gibi değerler konulmadan, bağımlılığı azaltacak ve boş vaktin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak imkanlar oluşturulmalı, alternatiflere yönlendirmede doğal ve dolaylı yollar tercih edilmeli. Çocuklar ve gençler, sosyal-kültürel süreçlerin dinamik üyesi olmalı, onları edilgen yapacak davranış ve organizasyon türlerinden uzak durmalıyız. İnternet ve dijital mecrayı eğitim, sanat, kültür, akademik bakımından faydalı kullanmanın yolları anlatılmalı, bu yöntemler uygulamalı olarak gösterilmeli” önerilerinde bulunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gençlerin eğitime bakışları konusunda geniş bir değerlendirmenin yer aldığı araştırmaya göre; gençler, eğitimi önemsiyor ancak büyük çoğunluğu eğitim sisteminden memnun değil. Dünya görüşleri, siyasi eğilimleri farklı olan gençler, eğitim sisteminde sorunlar olduğu konusunda hem fikir. 1’den 10’a kadar puanların yer aldığı bir ölçekte (‘1′ en az memnun ve ’10’ çok memnun) eğitim sisteminin neredeyse tüm unsurları 5’in altında puanlanırken, sınav sistemi ise en az beğenilen unsur olarak ortaya çıkıyor. Gençlerin yarıs</p>
<p>ı iyi bir eğitim almak için Batı ülkelerine gitmeleri gerektiğini düşünüyor. Yarısından çoğu gerek ulusal gerekse küresel iş piyasasında öne çıkmak için iyi derecede İngilizce bilmeleri gerektiğine inanıyor. Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül, araştırmayı yorumlarken, sonuçların topluma her düzeyde kaliteli eğitim sağlamanın iyi bir başlangıç noktası olduğunu gösterdiğini ifade ederek, “Sonuçlar, eğitimin toplumdaki gençler arasında önemini sürdürdüğünü gösterse de, eğitimde acilen ilerleme sağlanması gerektiği de ortada. Beceriye yönelik devlet destekli krediler ve burslara erişim, gençlerin hayalleri doğrultusunda eğitim ve öğrenimlerini planlamasına imkan tanıyabilir. Araştırma aynı zamanda becerilere yönelik maddi desteğin yalnızca geleneksel kurum ve eğitim sistemi içerisindeki öğrencilerle kısıtlı olmaması gerektiğini de hatırlatıyor. Genç kadınların daha iyi erişime sahip olması için verilecek destek önem taşıyor. Böyle bir desteğin, sanat, girişimcilik gibi diğer alanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi şart” hatırlatmasında bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22947 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg" alt="" width="353" height="353" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg 353w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
<p>Next Generation araştırmasının ilgi çekici sonuçlarından biri olan gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve ‘güvenlik’  anahtarı olarak görmesini değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Feyza Akınerdem, evlilik programı ile ilgili yaptığı araştırmada, her yaştan katılımcıların evlilik arzularını değerlendirirken en çok ön plana çıkan beklentinin de ‘güvenli bir hayat’ olduğunu hatırlatıyor. Her yaştan kadınların bunu özellikle vurguladığını belirten Akınerdem, “Geçmiş deneyimlerden ya da başka evlilikler üzerine gözlemlerinden yola çıkarak kadınlar evliliğin oldukça güvensiz bir mecra olabileceğini de teyit ediyorlardı. Evlilik programının ise canlı yayında geniş bir kitleye hitap eden bir program olması nedeniyle, güvenli bir evlilik yolu olabileceğini düşünüyorlardı. Zira böyle bir sahnede gizli saklı bir şeyin kalmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Aslında bu veriden yola çıkarak geleneksel yahut bildik eş bulma yöntemlerinin içerdiği tekinsizliğin ifşa olduğunu söyleyebiliriz. Evlilik programı bu beklentiye cevap verebildi mi, bunu ölçmek mümkün değil. Ancak orada da mevcut aile kurumunu dönüştürecek herhangi bir fikirsel altyapı ve çaba olmadığı için, sistematik güvensizliklerin aynen devam ettiğini çıkarabiliriz” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p>Evliliğin özellikle kadınlar için kendi kararları verebileceği bir alan gibi görüldüğünü belirten Akınerdem, yalnızlığın Türkiye’de ‘seçenek’ olarak görülmediğini ifade ediyor. “Türkiye’de hayat aile içinde yaşamak üzere kurgulandığı için yalnızlık hem gençler için riskli görüldüğü için, genel ahlak normlarına aykırı bulunduğu için genellikle aileler böyle bir hayata izin vermiyor, hem de maddi zorluklar ve güvensizlik gibi durumlar için tercih etmiyorlar” diyen Akınerdem’e göre,  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor. Evlilikle birlikte çok daha girift aile ilişkilerine ve sorumluluklara adım atıyorlar. Yani bekledikleri özgürlük çoğu zaman sadece kısa bir süreliğine, aileden evliliğe geçerken kendilerine sağlanan seçim alanında mümkün, o da sağlanıyorsa.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22948 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg" alt="" width="259" height="346" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813-320x426.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /></p>
<p>Araştırmanın öneriler bölümünde ise şu konulara dikkat çekiliyor:</p>
<p>Eğitim kalitesinin iyileştirilmesi, eğitimin tüm biçimlerine kapsayıcı erişimin sağlanması ve gençlerin iş hayatına ve dış dünyaya hazırlanmasına destek olmak,</p>
<p>Gençlerin yaşadıkları toplumda bağımsız ve aktif vatandaşlar hâline gelmeleri ve kendi geleceklerine daha fazla sahip çıkmaları için güçlenmelerine destek olmak,</p>
<p>Tüm gençliğe hoşgörüyle bakan ve saygı duyan kapsayıcı bir toplumu desteklemek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 11:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[hapishane]]></category>
		<category><![CDATA[İç Anadolu bölgesi hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Nuray Çevirmen]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18905</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, İç Anadolu bölgesi cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Raporda, İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta tutuklunun sağlık durumları, sorunları ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgilendirmede bulunuldu. Hapishanelerdeki mahpusların [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/">İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, İç Anadolu bölgesi cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı.</strong></p>
<p>İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Raporda, İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta tutuklunun sağlık durumları, sorunları ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgilendirmede bulunuldu. Hapishanelerdeki mahpusların sağlık dosyalarında örgüt isimlerinin yer aldığı ifade edildi.</p>
<p>İHD Ankara Şubesi İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların durumlarına ilişkin rapor hazırladı. Mahpuslar ve yakınları tarafından yazılan mektuplar, derneğe başvurular ve avukatların hasta müvekkilleri tarafından derneğe iletilen bilgilerden yararlanılarak hazırlanan raporda İç Anadolu bölgesi hapishanelerinde tespit edilen 122 hasta mahpusun durumlarına, sorunlarına ve cezaevi koşullarına ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>
<p><strong>‘YETERLİ SAYIDA DOKTOR YOK’</strong></p>
<p>Hazırlanan rapor, İHD Ankara Şubesinde yapılan basın toplantısında İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Nuray Çevirmen tarafından açıklandı. Çevirmen, hasta mahpusların özel hastalıklar dışında büyük oranda benzer kronik hastalıkları olduğuna dikkat çekerek mahkumların yeterince hareket imkanına sahip olmaması, sportif faaliyetlerden, gün ışığından yeterince yararlanamamaları, fiziki ve hijyenik koşulların yetersizliği gibi olumsuz koşulların sağlık sorunlarının artmasına neden olduğunu kaydetti. Hastanelerde yeterli sayıda doktorun bulunmadığına dikkat çeken Çevirmen, pek çok hapishanede haftada sadece iki yarım gün doktor bulunduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘HASTALARIN SAĞLIK DOSYALARINA ÖRGÜT İSMİ YAZILIYOR’</strong></p>
<p>Hastaların sağlık dosyaları üzerinde örgüt ismi yazılmasının hasta doktor ilişkisine zarar verdiğini belirten Çevirmen, mahkumlara çoğunlukla kelepçeli muayene dayatıldığını, diş tedavisinin dahi kelepçeli yapıldığı durumların olduğunu kaydetti. Çevirmen, pek çok hastanın kelepçeli muayeneyi kabul etmediği için hiçbir işlem yapılmadan hapishaneye geri döndüğünü belirtti. Çevirmen, hasta mahpusların tetkik sonuçları ve raporlarının kendilerine verilmediğini iddia ettiğini belirterek, revire çıkarılmalarında ve hastane sevklerinde sorunlar yaşandığını söyledi. Raporlarında periyodik muayene yapılmasının gerekli olduğu belirtildiği halde mahpusların gereken sürede kontrollerinin yapılmadığını kaydeden Çevirmen, yapılan işlemlerin tam iyileşme sağlamaktan ziyade ağrıları azaltma, süreci uzatma ve kontrol altında tutma gibi işlemler olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>İNFAZ ERTELEME TALEPLERİ KABUL EDİLMİYOR’</strong></p>
<p>Bazı hastaların tedavileri için gerekli ilaçların idare tarafından karşılanmadığına dikkat çeken Çevirmen, hastalığı nedeniyle kendi başına hayatını sürdüremeyecek durumdaki hastaların infaz erteleme başvurularının kabul edilmediğini, bu yüzden ölüm sınırına geldiklerini vurguladı. Çevirmen, bazı hasta mahpusların diyet yemekle beslenmesi gerektiği halde verilen yemeklerin buna uygun olmadığını kaydederek, özellikle atak geçiren hasta mahpusların sağlıklı mahpusların yanında ve kalabalık koğuşlarda olması gerektiği halde F tipi ya da hücrede kalmalarının hayati risk oluşturduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘KELEPÇELİ MUAYENEDEN VAZGEÇİN’</strong></p>
<p>Hasta mahpusların yaşadığı sorunların çözüm üretilmeden ortada durduğunu belirten Çevirmen, hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavilerinin yapılması, hapishane koşullarında tedavileri yapılamayanların da acilen infazlarının durdurulması gerektiğini kaydetti. Çevirmen, hapihanelerdeki sağlık personeli sayısının artırılmasını talep ederek, hastaların ring araçları ile değil, ambulanslar ile hastanelere sevk edilmeleri gerektiğini, ayrıca revire çıkarılma ve hastane sevklerinin hızlandırılması gerektiğini kaydetti. Çevirmen, kelepçeli muayene ve tedaviden vazgeçilmesi gerektini belirterek, hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.evrensel.net/haber/334073/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">EVRENSEL</a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/03/ihdden-hasta-tutuklu-raporu-hapishanede-saglik-fislemesi/">İHD&#8217;den hasta tutuklu raporu: Hapishanede sağlık fişlemesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 08:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[murat baker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16904</guid>

					<description><![CDATA[<p>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi. -Bu araştırmaya neden başladınız? Şahsen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi.</strong><span id="more-16904"></span></p>
<p><b>-Bu araştırmaya neden başladınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahsen bir araştırmacı olarak uzun zamandır toplumsal kutuplaşma çalışıyorum. Daha çok Kürt sorunu olmakla birlikte son yıllarda da ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda yaşanan kutuplaşmanın sebebini anlamaya çalışıyorum. KONDA&#8217;yla bir süredir bu konularda çalışıyorduk ve aslında darbeden hemen sonra bu kutuplaşmanın nereye evrildiğini ve Türkiye&#8217;de yıllardır var olan darbeye karşıtlık söyleminin toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu anlamak için hemen bir araştırma yapmak istedik. Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Evren Balta ve Bilgi Üniversitesi&#8217;nden ve Yrd. Doç. Murat Paker&#8217;le üçümüz KONDA ile birlikte nicel bir araştırma yaptık darbenin hemen ardından. Bu çalışmada aslında bu darbeye karşıtlık söyleminin toplumda bir karşılık bulduğunu gördük. Gerçekten toplumda ciddi bir darbe karşıtlığı oluşmuştu. Fakat nicel çalışmalarda çok fazla detaya giremiyorsunuz; özellikle kavramların insanlar üzerinde neler oluşturduğunu, insanlar tarafından nasıl algılandığına dair. Bu çalışmada toplumda bir darbe karşıtlığı oluştuğunu görsek de, 15 Temmuz darbe girişiminin büyük bir toplumsal mutabakatla püskürtüldüğünü görmüş olsak da toplumun farklı kesimlerinde önemli farklılıklar olduğunu da tespit ettik, özellikle kavramlar bazında.</span></p>
<figure id="attachment_16905" aria-describedby="caption-attachment-16905" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16905 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg 900w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16905" class="wp-caption-text">Ayşe Betül Çelik</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin sonuçta çok büyük bir toplumsal travma hafızası da var. Duyguların, hafızanın ve kavramların bu toplumsal kutuplaşmada ya da birliktelikte ne tür etkileri var, bunu anlamak istiyorduk. Bu yüzden böyle bir çalışmaya girdik.</span></p>
<p><b>-Çalışmayı yaptığınız dönemde yani darbe girişimi sonrasında Türkiye&#8217;deki toplumsal kutuplaşma ne boyuttaydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmadan önce de KONDA ile 2012 ile 2014 yıllarında yaptığım toplumsal kutuplaşma ve ötekileştirme  çalışmalarım vardı. Türkiye&#8217;de çok fazla toplumsal fay hatları olduğunu göstermiştik bu çalışmalarda ama bunlar genelde partiler üzerinden giden bir okumaya sahip. Halbuki sadece partiler bazında değil; ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda da kırılmalar var. Türkiye&#8217;de son 10 yıldır yapılan birçok çalışma zaten bunu ortaya koyuyor. Biz dolayısıyla &#8220;Toplumsal kutuplaşma var mı?&#8221;dan ziyade &#8220;Nerelerde var?&#8221; ve &#8220;Duygular, hafıza ve kavramlar bu toplumsal kutuplaşmayı nasıl etkiliyor?&#8221; diye bakmaya çalıştık. Ayrıca tabii ki asıl sorumuz &#8220;15 Temmuz sonrası yurttaşlık kavramı üzerinden nasıl şekilleniyor bu kutuplaşma?&#8221; idi. Farklı kimliklerdeki vatandaşlar demokrasi, eşitlik, adalet gibi temel kavramlardan ne anlıyor, Türkiye’deki siyasi hayata dair bazı önemli olayları nasıl hatırlıyor, nasıl bir Türkiye hayal ediyor ve toplum olarak bizi bir arada tutan değerleri nasıl yorumluyor gibi sorulara yanıt almak istedik. </span></p>
<p><b>-Peki bugün biz kutuplaşmaya nerelerde şahit oluyoruz daha çok?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bu çalışmada demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, millet, devlet gibi kavramları sorduk insanlara ve demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar özellikle AK Parti ve MHP tabanını bir tarafa CHP ve HDP tabanını diğer tarafa alırsak oldukça derin kırılma noktaları oluşturuyor. En çarpıcı olanlardan birisi şu tespit mesela: birçok AKP&#8217;li için &#8220;Zaten dünyada eşit bir toplumu yok ki&#8221; söylemi çok ağır basan bir söylem. Ya da özgürlüklerden daha önemli şeyler olduğuna vurgular var. Oysa bu kavramlar kendini azınlık hisseden CHP ve HDP için demokrasinin olmazsa olmazı. Eğer bir kavramın bırakın ne demek olduğuna, öneminde bir birliktelik yoksa zaten o noktada bir diyaloğun da önü kapanmış oluyor, o kavram üzerine konuşmak önemsizleştiriliyor. Kutuplaşmanın en sorunlu alanı burası.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laiklik zaten tarihsel olarak çok büyük kırılma yaratan bir kavram. Bizim çalışmamızda da bu kırılmanın etkileri görülüyor. Şöyle güncel bir şeyden de bahsedeyim: İncelediğiniz değerler içerisinde parti bazında ayrılmanın en az hissedildiği alan adalet. Parti ayrımı olmadan katılımcıların çoğu Türkiye&#8217;de şu an adaletsiz bir ortamda yaşıyor olduğunu düşünüyor ve en çok adaletsizlik yaşayanların da fakirler, Kürtler, kadınlar, Aleviler ve azınlıklar olduğunu söylüyorlar. Biz bir de Türkiye&#8217;nin nasıl yönetilmesi gerektiğini yani ideallerini, nasıl bir yönetim beklediklerini sorduk katılımcılara. Bu çalışma nisan seçimlerinden önce yapılmıştı ve ilginç bir şekilde bu tartışmaların döndüğü bir ortam olmasına rağmen kimse bu tartışmaları parlamenter sistem, başkanlık sistemi üzerinden cevaplamadı. Ortak bir biçimde tüm seçmenler, tüm katılımcılarımız adalet sistemine vurgu yaparak cevap verdiler soruya. Hemen hemen tüm katılımcılar Türkiye nasıl yönetilirse yönetilsin- parlamenter sistem, başkanlık sistemi ne olursa olsun- tarafsız ve her yurttaşa sosyal statüsünden bağımsız olarak eşit mesafede yaklaşan bir yargı sisteminin olması gerektiğini söylediler. Bunu şundan dolayı söylüyorum; adalet yürüyüşünün bu kadar topladığı destek açısından “başarılı” olmasının tam da toplumdaki bu ihtiyaca ses vermesi açısından olduğunu düşünüyorum. AK Partilisinden HDP&#8217;lisine her kesimde özellikle yargının işleyişi açısından bakıldığında bir adaletsizlik duygusu hakim görülüyor. </span></p>
<p><b>-Peki ortaklaşmanın en az olduğu kavramı bir kez daha tekrar eder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani adalet ihtiyacı dışında hemen hemen hiçbir kavramda zaten ortaklaşma yok. Bunlar çok soyut kavramlar, dolayısıyla tanımlaması zor kavramlar ama mesela laiklik kavramı belki Türkiye&#8217;de bu tartışmanın çok fazla yürüdüğü ve de eğitim sistemimize çok girdiğini düşünürsek katılımcılar tarafından görece daha kolay tanımlanmış ve tanımlamalarda da ortaklaşma var. Fakat laiklikle ilgili sorunlar sorulduğunda AK Parti seçmeni bunu devletin dinine karışması (mesela cuma namazı saati çalışmak zorunda olmak) olarak görüyor, laikliğin tarihsel olarak din düşmanlığı olduğuna dair örnekler veriyor ve dinin elden gitmesine dair korkularını anlatıyor.  Oysa laik kesim yani daha çok CHP ve HDP seçmeni laiklikle ilgili sorunlarını son yıllarda laikliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyleyerek cevaplıyor ve böyle bir ortamda hayat tarzına yapılacak müdahalelerden korkuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Demokrasi kavramı ise daha soyut bir kavram ve birçok katılımcı aslında &#8220;Demokrasi nedir?&#8221; sorusuna cevap veremiyor. Demokrasi ve eşitlik kavramı toplumsal ortaklıkların daha zor inşaa edilebileceği bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Demin de dediğim gibi bunun sebebi AK Parti seçmeninin bu kavramları “zaten bu dünyada eşit ve demokratik ülke yok ki, bu kavramları önemseyelim” duruşu. Ya da “Bence Türkiye eşitsizlik yaşamayan bir ülke çünkü ben kendim böyle bir şey yaşamadım” bakışı çünkü bu bakış da eşitsizlik yaşayan kesimlere karşı empatinin, dinlemenin ve anlamanın önünü kesen bir duruş. Bu duruşlar, sonuçta  yaşanan eşitsizlikleri “normalleştiriyor.” Dolayısıyla orada bir ortaklaşma oldukça zor görünüyor. </span></p>
<p><b>-Şöyle bir gözlemim var doğrular mısınız bilmiyorum. Raporunuzda şöyle bir cümle görüyorum &#8220;Katılımcılara Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların önemli bir bölümü Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olarak görmediğini ortaya çıkarıyor.&#8221; </b><b>Aynı zamanda bir adalet talebinden de bahsetmiştiniz ve ülkede eşitsizlik olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştiniz. Katılımcıların çoğunun Türkiye&#8217;yi demokratik görmemesi ve eşitliğin çok fazla olmadığına inanması onlara &#8220;adaletsizlik&#8221; olduğunu düşündürüyor diyebilir miyiz? Katılımcı bu üç kavram arasında bir bağlantı kuruyor mu sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu tekrar belirteyim, sadece Türkiye’deki adaletsizlik üzerinde bir ortaklaşma var. Diğer kavramlarda yani demokrasi ve eşitsizlik üzerinde bir ortaklaşma yok. Türkiye&#8217;nin demokratik görülüp görülmemesi katılımcıların demokrasiyi nasıl tanımladıklarıyla alakalı. AK Partili seçmenin birçoğunda &#8220;Dünyanın hiçbir yerinde demokratik ve eşit bir yönetim yok ki&#8221; fikri var. Bu söylemlerle yola çıktıklarında Türkiye&#8217;nin demokratik olmaması normalleştirilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP tabanı daha çok Türkiye&#8217;de demokrasi olmamasını zaten normal bir durum olarak karşılarken diğerleri bu tanımı eşitlik, özgürlük, haklar ve hukuk üzerinden tanımladığında bir farklılaşma oluşuyor. Mesela demokrasinin olduğunu düşünen AK Partili çoğunluğa göre ise demokrasi seçimlerin olması, kuralların, özel mülkiyetin olması olarak gösteriliyor. Dolayısıyla bu kavramların nasıl tanımlandığı çok önemli. Bu yüzden de bir ayrışma var. </span></p>
<p><b>-Bu kutuplaşma ve farklılaşmayı dini ve mezhepsel öğeler üzerinden nasıl okuyabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laikliğin nasıl tanımlandığına dönelim burada. Bu tanımda bir ortaklaşma var, herkes tanımlamayı &#8220;Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması&#8221; olarak yapıyor. Birçok AKP&#8217;linin laiklik kavramına karşı çıkması, devletin dini kontrol altında tutmasıyla ilgili bir şey iken bir çok CHP&#8217;li ve HDP&#8217;li seçmene göre karşı çıkılan ise devletin özel hayata müdahalesi üzerinden okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Partili kesim de laik kesim de Türkiye&#8217;nin laik olmadığını söylüyor ama nedenleri farklı. AK Partililer cuma namazına gidememelerini, diyanetin sadece sünni kesimi temsil ediyor olmasını, yaşam tarzına karışılmasını, laikliğin Müslümanlıkla alakalı bir yönetim olmaması gibi nedenleri söylüyorlar. CHPli ve HDP&#8217;liler ise devletin din üzerinden hayatlarına karışmasını söylüyorlar laik olmama nedeni olarak ve sıkça son zamanlarda yaşanan metrobüste saldırılan hemşireyi, Ramazan’da içki içenlerin dövülmesini örnek gösteriyorlar bu iddiaya kanıt olarak. Laiklik meselesinde Alevilik ve Sünnilik üzerinden çok büyük bir toplumsal yarılma var. Bu özellikle Alevi kesimin 15 Temmuz gecesi yaşadığı korkuda da ortaya çıkıyor. Alevi katılımcılar, örneğin, o gece yaşadıkları korkuyu sarıklı, cübbeli insanların sokaklarda olmalarının, kendilerinin daha açık giyindiğinden kendilerine de saldırabilecekleri olarak ifade ediyorlar. </span></p>
<p><b>-Biraz da eşitlik kavramı işlerken ortaya neler çıktığından bahsedelim. Toplumun hangi öğeleri kendini daha az eşit görüyor sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de bu eşitlik meselesi hep güçlü iktidar üzerinden kuruldu. Bu durumda uzun süredir iktidarda bulunan bir parti karşısında kendini azınlık hisseden kesimler bu eşitlik meselesine farklı bakıyorlar. Hemen hemen tüm CHP&#8217;li ve HDP&#8217;liler eşitsizlik ve ayrımcılık konularında şikayetçi. En çok eşitsizlik yaşanılan alan olarak gelir dağılımındaki eşitsizlikten ve fakirlikten bahsediliyor. Mesela sistemin güçlüden yana olması söylemleri çok fazla ortaya çıkıyor. Bu sistem kavramını çok fazla duyduk katılımcılardan. Bunu pek tanımlayamıyorlar, bazen bu kapitalist sistem oluyor, bazen devletin kurumları oluyor. Ama iktidara yakınlık-uzaklık ilişkisi üzerinden bir eşitsizlik tanımı ayrımcılık tanımını çok fazla görüyoruz ve tarihsel güç ilişkilerine de çok fazla atıflar vardı bizim görüşmelerimizde. Mesela, her siyasi iktidarın “kendi toplumunu/yandaşını” oluşturmasıyla o siyasi iktidarın sadece o kesimi biraz daha eşit görmesi meselesi çok fazla öne çıkıyor. Yani bir görüşmecimizin ifadesiyle görünüşte herkes eşit ama “iktidarın toplumu” daha eşit. Bu açıdan bakıldığında da HDP&#8217;li seçmenin diğerlerinden çok ayrı düştüğünü görüyoruz çünkü HDP&#8217;liler &#8220;Biz zaten yıllardır bu iktidar savaşında hep ezilen olduk&#8221; söylemini çok fazla yansıtmış durumdalar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beni şaşırtan bir durum vardı, belki daha fazla araştırma yapılması gerekiyordur; son yıllarda kadınlara karşı eşitsizliğin de toplum tarafından görüldüğüne şahit olduk çalışmamızda. Türkiye&#8217;de kadınlara karşı eşitsizlik olduğunu söyleyen çok fazla insan oldu ve bu sadece CHP veya HDP değil AK Partili kadınlar tarafından da söylendi. Bu benim için biraz şaşırtıcıydı çünkü bunun yasa yapıcılarda çok fazla karşılığı olmasa da toplumda böyle bir gözlem, böyle bir saptamanın olmuş olması dikkate değerdi.</span></p>
<p><b>-Araştırmanızda kolektif hafızaya dair de bir çalışma var. Bu çalışmaya dayanarak sormak istiyorum; Türkiye&#8217;de kolektif hafızanın en çok ortaklaştığı yer ve en çok ayrıştığı yer neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu söyleyerek başlamak lazım; kolektif hafıza dediğimiz şey oldukça görece bir şey ve biliyoruz ki yakın tarih en çok hatırladığımız tarihtir. Ne kadar geriye gidersek hafızaya dair bilgilerdeki ortaklaşmalar da o kadar azalabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma 15 Temmuz&#8217;un hemen sonrasında yapıldığı için en yakın ve ortak toplumsal olay olduğu için en çok hatırlanması oldukça doğal. En çarpıcı olan da HDP&#8217;liler için 15 Temmuz&#8217;dan daha önemli olanın Gezi olayları olması. Ayrıca baktığımızda MHP ve AK Parti&#8217;nin hafızalarında çok fazla ortaklıklar görüyoruz. HDP ve CHP&#8217;nin ise farklılaştıklarını görüyoruz. CHP&#8217;liler için mesela en çok hatırlanan olay 12 Eylül; HDP&#8217;liler de ise Gezi olayları, 10 Ekim Ankara katliamı, Dersim katliamı, Maraş katliamı ve Kürt katliamı gibi Kürtlerin travmatik hafızasının oldukça ortaya çıktığını görüyoruz. Benim için hafıza meselesindeki en çarpıcı veri şu oldu; biliyorsunuz AK Partinin çıkışı dindar kesiminin cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirilmesi söylemi üzerine kurulu. Biz bu çalışmada bazı olayların nasıl hatırlandığını da sorduk. Bunlardan biri de 28 Şubat idi. İlginç bir şekilde, 28 Şubat en az AK Partili seçmence hatırlanıyordu. </span><span style="font-weight: 400;">AK Parti’liler içerisinde 28 Şubat’ı aktif olarak hatırlayanlar özellikle başörtüsü yasağı yüzünden bu dönemde doğrudan bir mağduriyet yaşamış olan kadınlar. Bu da bize şunu gösteriyor aslında: Kolektif hafızamız siyasi iktidarca araçsallaştırılıyor ve yeniden şekilleniyor. </span><span style="font-weight: 400;">AK Partililer 15 Temmuz&#8217;u daha çok 12 Eylül darbesiyle kıyaslıyorlar. Yani 12 Eylül darbesinden sonra yükselen darbelere karşıtlık söylemi üzerinden oluşturuyorlar argümanlarını ama 28 Şubat&#8217;a dair bu ayrımcılık söylemi CHP seçmeni tarafından karşılık bulmuş gibi görünüyor. Tabii burada şunu söylemek lazım, bu çalışma İstanbul&#8217;daki CHP&#8217;lilerle yapıldı ve İstanbullu CHP seçmeninin tam olarak Türkiye&#8217;deki CHP seçmenini temsil ettiğini düşünmüyorum ve bizim görüşme yaptığımız CHP&#8217;li seçmenler sosyal demokrat diyebileceğimiz profile daha çok uyuyorlardı. Dolayısıyla bu genellemeyi yapmak çok doğru olmayabilir ama şunu görmek lazım; AK Parti seçmeninde özellikle 28 Şubat travması daha çok bu deneyimi yaşayan kadınlar üzerinde görülüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16906" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg" alt="" width="900" height="487" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg 1000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-640x346.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-610x330.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-320x173.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapordan bir alıntı yapayım; &#8220;Diğer önemli bir bulgu ise, yakın tarihin ne kadar yakın olduğu konusunda HDP ile diğer parti seçmenleri arasındaki olağanüstü farktır. HDP dışındaki diğer parti seçmenlerinin ortak hafızasında en yakın tarih 12 Eylül 1980 iken HDP seçmenleri için en yakın tarih 1915&#8217;tir.&#8221; Yani HDP&#8217;li seçmenin travmaları cumhuriyetin bütün azınlıklar üstünde gerçekleştirdiği travmalarını da kapsıyor. Zaten rapora da bakarsanız en çok travma başlığı HDP&#8217;li seçmene ait.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak yakın bir tarihte de yaşandığı için Gezi olaylarının bütün seçmenler tarafından hatırlandığını görüyoruz ama tabii bunun nasıl hatırlandığıyla ilgili ciddi yarılmalar var. Özellikle AK Parti ve MHP seçmeni Gezi olaylarını dış mihrakların, teröristlerin, ülkeyi bölmek isteyenlerin planı olarak görüyor. Yıllardır ulusal kesimin sahip çıktığı &#8220;Dış mihraklar ülkeyi bölmeye çalışıyor&#8221; söylemi artık en çok AK Partili seçmen kesimi tarafından sahiplenmiş gibi gözüküyor.</span></p>
<p><b>-15 Temmuz&#8217;a yönelik hafızaya geçelim. Araştırmayı yaptığınız dönemde 15 Temmuz nasıl okunuyordu insanlar tarafından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP seçmeninin bire bir, bu konudaki AK Parti söylemini benimsemiş olduğunu görüyoruz. Yani &#8220;Bunu kim yaptı?&#8221; sorusuna cevap olarak &#8220;FETÖ, devlet içerisine sızmış ve kendini satmış, dış mihraklarla iş birliğinde olan kesimler yaptı.&#8221; deniyor. Fakat CHP ve HDP seçmenlerine baktığımızda bu darbe girişiminin sadece sayılan gruplarla sınırlandırılamayacağına, durumun daha karmaşık olduğuna dair bir algı olduğunu görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Darbenin hemen sonrasında Ağustos 2016&#8217;da yine KONDA ile yaptığımız nicel çalışmada insanlara 15 Temmuz&#8217;a dair hafızalarında en çok nelerin olduğunu; hangi sembollerin, hangi olayların yer aldığını sormuştuk. Orada çok ciddi bir ayrışma görüyoruz.  Mesela AK Partililerin hafızasında en çok öne çıkanlar vatandaşın üstüne sürülen tanklar, askerler, kendi vatandaşına kurşun sıkan askerler şeklinde sıralanabilirken, CHP&#8217;lilerin hafızasında köprüde saldırıya uğrayan askerler veya camilerden okunan hutbeler, salalar daha çok yer etmiş durumda. Yani özellikle darbe girişiminden sonra hayatlarının değişeceğine dair korku enstantelerine rastlıyoruz. Mesela bir Alevi katılımcımız vardı. Darbeyi yazlıktan dönüp havaalanında yaşamıştı. Mesela onun hafızasında AK Parti&#8217;liler gibi vatandaşına kurşun sıkan askerler yok. Tam tersine “Ben şortluyum, etrafta birçok muhafazakâr dindar insanlar var. Acaba bunlar benim görüntümden dolayı bana bir şey yaparlar mı?” korkusu vardı. Biz bu çalışmada duygulara da baktık. Korku ve endişe 15 Temmuz gecesi en çok öne çıkan duygular. Ama korkunun sebeplerine baktığımızda bu iki kesim arasında çok büyük bir ayrışma var. Yani AK Parti&#8217;lilerin korkusu daha çok muhafazakâr kesimin tekrar güçten düşmesi, şimdiye kadar elde edilen muhafazakâr kesimin başarılarının gerilemesi, tekrar bir askeri düzenin gelmesi ve hem bireysel hem grup olarak müslüman kazanımlarının geriye gitmesi olarak görülürken; diğer kesimler için -özellikle Aleviler için- bu bir özgürlüklerin kısıtlanması olarak algılanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-1</span><b>5 Temmuz’un hemen sonrasında mı yapmıştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet nicel çalışma Ağustos 2016&#8242; da yapıldı, nitel çalışma ise Eylül-Aralık 2016’da.</span></p>
<p><b>-O zaman bu katılıcımlar OHAL şartlarını da yaşadı…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet.</span></p>
<p><b>-Katılımcılar 15 Temmuz sonrası gelişmeleri -KHK, OHAL, gözaltılar, tutuklamalar- nasıl değerlendirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela araştırmada katılımcılara 15 Temmuz sonrasındaki sürecin uygulamaları nedeniyle mağduriyetler yaşanıp yaşanmadığını da sorduk ve AK Parti&#8217;lilerin yaklaşık yarısı dışında tüm seçmenlerde darbe girişimine dair bir “temizlik yapılıyor” görüntüsü altında çok ciddi mağduriyetler yaşandığını belirten kesimler oldu. AK Partili seçmenlerin bir kısmı da bu uygulamalardan rahatsız. Diğer bir kısmı ise mağduriyetlerin olduğuna inandıkları halde bunu meşrulaştırdı yani mağduriyetlerin farkındalar ama bunun bir geçiş dönemi, olağanüstü bir dönem olduğunu ve zaman içerisinde sorunların düzeleceğini düşünüyorlar. “Çok olağanüstü bir şey yaşandı, bir darbe girişimiyle, dolayısıyla olağanüstü dönemler sonrası devletlerin olağanüstü pratikler yapması da anlaşılabilir” şeklinde bir yaklaşım var. Birçoğunda ise değişik derecelerde eleştirel algılar var; mesela hani adalet kavramı toplumun her kesiminde ortaklaşılan bir değer olarak ortaya çıkıyor demiştim ya, özellikle yargının nasıl işlediğine dair OHAL sonrasında bir adaletsizlik yaşandığını düşünüyor birçok kesim.  Bu da sadece yargının nasıl işlediği  ile değil iktidarın nasıl işlediği iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğu ile de ilgili. Mesela AK Partili seçmen de herhangi birinin iktidarla bağlantısı varsa </span><span style="font-weight: 400;">birçok yasadan, birçok yasaktan ve birçok cezadan çok kolay sıyrılabileceğini düşünüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla bugünkü toplumsal adalet çağrısının ben aslında bu OHAL sonrası mağduriyetlerden dolayı AK Partili kesim tarafından da sahiplenildiğini düşünüyorum. MHP’li seçmenler de aynı şekilde AK Partili seçmenler gibi mağduriyet konusunda eleştireller. CHP seçmeni bu açıdan çok farklı bir profil çiziyor. Çünkü CHP seçmeni -bu Kılıçdaroğlu’nun da belki söylemine bakarsanız aynısını görürsünüz- darbe girişimi sonrasında siyasal dengelere yönelik, “darbenin kullanılarak” bir “siyasi temizlik” yapıldığını düşünüyor. Dolayısıyla OHAL’in mağduriyetlerini, iktidarın darbeyi kendi çıkarı açısından kullanması olarak tanımlıyor. HDP seçmeni hem duygusal açıdan hem bütün bu süreçleri okumak açısından çok farklı bir yerde duruyor tabii ki. Çünkü HDP’li seçmen bunu çok olağanüstü bir kırılma olarak değil, yıllardır yaşananların bir devamı olarak görüyor. Mesela ilginç bir şekilde ağustosta da yaptığımız çalışmada da görmüştük, burada da gördük, duygu analizlerinde HDP seçmeninde yıllardır konuşulan duygusal kopuşun vücut bulduğunu görüyoruz. Mesela HDP’de “Darbe sırasında ne hissettiğiniz?” diye sorduğumuzda “Hiçbir şey hissetmedim.” diyen bir kesim vardı. Bu darbe meselesinde HDP bütün tarihsel haksızlıkların bir devamı olarak görüyor. Çok farklı bir şey olarak görmüyor.</span></p>
<figure id="attachment_16907" aria-describedby="caption-attachment-16907" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16907" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg" alt="" width="900" height="474" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg 760w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16907" class="wp-caption-text">Kaynak: 15temmuzdirenisi.com</figcaption></figure>
<p><b>-Nasıl bir Türkiye hayali var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm seçmenler ortak algı olarak huzur diyorlar. Çok büyük bir huzur beklentisi var. Ve yine ilginç bir şekilde tahammül kelimesi çok fazla karşımıza çıkan bir kelimeydi. Bu aslında üzücü bir şey. Çünkü tahammül kelimesine baktığımızda ben bunu şöyle yorumluyorum: Ben aslında seninle yaşamak istemiyorum ya da ben aslında seni sen olarak kabul etmiyorum, ama madem ki aynı yerde yaşayacağız sana tahammül etmek durumundayım. Bu demokratik toplumlarda olmasını arzu ettiğimiz bir tutum değil. Demokratik, eşit, özgür toplumlarda  “Ben, seni sen olarak kabul ediyorum ve farklılıklarına saygı duyuyorum” söylemi olması gerekirken “Biz birlikte yaşamak zorunda olduğumuzdan dolayı birbirimizi çekmek zorundayız” şeklinde bir yaklaşım var. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de aslında daha çok ortak bir araya gelmelere, daha çok birbirimizi tanımaya, en çok da dinlemeye ihtiyacımız var.  </span></p>
<p><b>-Bu çok güzel bir kapanış oldu. Yine de sormak istiyorum, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eklemek istediğim şey bu. Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var. Bu arzunun bütün liderler, bütün siyasi elitler, bütün kurumlar tarafından dinlenmesi gereken büyük bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum. Yani bugün iktidarda olan kesimler tarafından bile bir huzur ihtiyacı varsa, toplumda çok ciddi sorunlar var demektir.. Ama bu ihtiyaç siyasi liderde karşılık bulamıyorsa ve tam tersine araçsallaştırılıp siyasi çıkarlar için kullanılıyorsa, bunun sonuçları çok ağır olur. Bu yüzden bütün siyasi elitin bu huzur çağrısına, adalet çağrısına cevap vermesi, toplumdaki siyasi, kültürel, ideolojik farklılıkların kabulüne dair yeni söylemler ve yeni politikalar üretmesi gerektiğine inanıyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
