<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>pınar uyan semerci arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-uyan-semerci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-uyan-semerci/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Jun 2021 13:39:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>pınar uyan semerci arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-uyan-semerci/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toplumsal Kutuplaşma: TurkuazLab Farkındalık Çalışmalarına Başladı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/09/toplumsal-kutuplasma-turkuazlab-farkindalik-calismalarina-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2021 10:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı eylemleri]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[TurkuazLab]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70936</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ortak çalışmayı engelleyen bir durum olan siyasal kutuplaşma, bireysel düzeyde de etkili olabiliyor.” Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci ile sık karşılaşmaya başlanılan kavramlardan 'toplumsal kutuplaşmayı' ve hayata geçirdikleri TurkuazLab projesini konuştuk. Proje, Türkiye toplumunda kutuplaşma ve bunun verdiği zararlar hakkında farkındalık yaratmak amacı taşıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/09/toplumsal-kutuplasma-turkuazlab-farkindalik-calismalarina-basladi/">Toplumsal Kutuplaşma: TurkuazLab Farkındalık Çalışmalarına Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2013 yılında yaşanan Gezi Parkı eylemlerinden itibaren sık karşılaşmaya başladığımız nosyonlardan biri olan toplumsal kutuplaşma nedir?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-71149 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/pinar-uyan-semerci-640x426.jpg" alt="Pınar Uyan Semerci" width="318" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/pinar-uyan-semerci-640x426.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/pinar-uyan-semerci.jpg 700w" sizes="(max-width: 318px) 100vw, 318px" />Uzun zamandır gerek akademide gerek siyasette ve medyada tartışılan kutuplaşma kavramını açıklamadan önce kutuplaşmayla ilgili de bir kutuplaşmanın olduğunu söyleyebiliriz. Belirtilmesi gerekir ki kutuplaşma sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere özellikle siyasal elitler, siyasal partiler arasındaki kutuplaşma ele alınıyor. Ortak çalışmayı engelleyen bir durum olan bu siyasal kutuplaşma, bireysel düzeyde de etkili olabiliyor.</p>
<p>Bizim çalışmamızda da özellikle üzerinde durduğumuz bu bireysel kutuplaşma ise duygusal kutuplaşma olarak tanımlanıyor. Siyasi parti taraftarlığı kimliklere dönüşerek, farklı siyasal parti taraftarlarının bir arada olmak istememesi veya ‘kendilerine’ hak olarak gördüklerini kendilerine uzak gördükleri parti taraftarlarına hak olarak görmemeleriyle sonuçlanabiliyor. Ayrıca kendi grubumuza olumlu sıfatları atfederken, uzak gördüğümüz parti taraftarlarına negatif sıfatlar söylenebiliyor. Bu da toplumsal olarak farklılıklarla beraber yaşamayı zorlaştırıp, diyaloğu, ortak akılla sorunlara çözüm üretmeyi engelliyor. Örneğin, çok farklı grupların bir araya gelmesi açısından kapsayıcı bir ortaklık deneyimi olan Gezi, aynı zamanda toplumun kutuplaştığı bir konu olarak da karşımıza çıkabiliyor.</p>
<p><strong>2013 yılından itibaren Türkiye’de kutuplaşmanın bu kadar yaygınlaşmasının temel sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye’de kutuplaşmanın yaygınlaşmasına dair tek bir tarih vermek çok kolay değil. <span style="font-weight: 400;">Aslında daha önce yazdığımız Fanus’ta Diyaloglar kitabında da ele aldığımız gibi Türkiye’de </span><span style="font-weight: 400;">çevre-merkez, Türk-Kürt, sağ-sol, laik-dindar ayrışmaları gibi kadim bölünmeler var</span><span style="font-weight: 400;">. </span> Geçmiş dönemlere ait temsili veri yok ve bu bağlamda da kutuplaşma şu oranda arttı gibi kıyaslamalar yapmak mümkün değil. Ayrıca başta sosyal medya olmak üzere içinde olduğumuz dönemin koşulları başka dönemlerle karşılaştırılmayacak bir ortam yaratıyor.</p>
<p>Yaptığımız çalışmalarda Türkiye’deki siyasal iklimi anlamak açısından kutuplaşmanın oldukça önemli bir kavram olduğunu ve birçok başlıkta oldukça derin kutuplaşmaların olduğunu tespit ettik. Bunun nedenlerini sıralamaya, anlamaya çalıştığımızda ise yapısal faktörleri mutlaka belirtmemiz gerekiyor. Daha açık şekilde söylemek gerekirse, siyasal sistemler – başkanlık sistemi, seçim sistemleri, medya sistemleri, küreselleşme, demografik değişim – bu açıdan önemli bir role sahip. Bunlarla birlikte, siyasetçilerin rolü ve söylemleri de mutlaka eklenmeli. “Biz ve onlar” vurgusunu yineleyen popülist söylemin kapsayıcı bir dil kurmaktan ziyade grupları birbirinden uzaklaştıran, daha çok kutuplaştıran bir etkisi var. <span style="font-weight: 400;">Parti taraftarlığının kimliğe dönüşmesi, sosyal medya başta olmak üzere medyanın partizan bir dille gerçekliği yeniden inşa etmesi ve ülkede oluşmuş olan bu  kutuplaşmış ortam ile neredeyse her konunun bu çerçeveden değerlendirilmesine yol açmakta.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><strong>Türkiye toplumunda kutuplaşma ve bunun verdiği zararlar hakkında farkındalık yaratmak amacıyla proje ekibinde yer aldığınız TurkuazLab projesi fikri nasıl ortaya çıktı? Proje kapsamında ne gibi faaliyetler yürütülecek?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-71150 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/TurkuazLab-640x640.jpg" alt="Turkuazlab" width="242" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/TurkuazLab-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/TurkuazLab-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/06/TurkuazLab.jpg 768w" sizes="(max-width: 242px) 100vw, 242px" />TurkuazLab’ın açılımı, Türkiye’de Kutuplaşmayı Azaltmaya Yönelik Stratejiler ve Araçlar Projesi. Amacımız Türkiye toplumunda kutuplaşma ve bunun verdiği zararlar hakkında farkındalık yaratarak, Türkiye’de insan hakları, sosyal uyum ve ötekine saygının hâkim olduğu yeni bir ekosisteme katkı sağlamak için sivil toplum, akademi, medya ve siyasi partileri kutuplaşmayı azaltacak stratejiler ve araçlar ile donatmak.</p>
<p>Kutuplaşma konusunda Türkiye’den ve dünyadan uzmanlarla birlikte uzman görüş anketi gerçekleştirdik. Dört aşamadan oluşan ankette, uluslararası uzmanlardan kutuplaşmanın temel nedenleri ve çözüm önerileri çerçevesinde görüş bildirmeleri ve görüşlerini bir önem sıralamasına koymaları talep edildi. Son aşamada ise, katılımcılar kutuplaşmanın azaltılmasına yönelik çözüm önerilerinin uygulanabilirliklerini derecelendirdi. Türkiye’deki kutuplaşmanın daha net bir resmini oluşturmak amacıyla Türkiye’nin yetişkin nüfusunu temsil eden 4.000 kişiyle anket gerçekleştirdik. Anketin <u>sonuçlarına</u> <a href="https://www.turkuazlab.org/ilgili-projelerimiz/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2020/" target="_blank" rel="noopener">internet sitesinden ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>Önümüzdeki dönemde il çalıştayları gerçekleştireceğiz. İl çalıştaylarının amacı sivil toplum örgütleri üyeleri, akademisyenler, gazeteciler, siyasi partilerin il teşkilatları ve diğer yerel aktörlerin katılımıyla kutuplaşma konusunda farkındalık yaratmak; yereldeki aktörlerle beraber Türkiye’de kutuplaşmayı azaltacak strateji ve araçları tartışmak ve buna dair adım atmak. Ayrıca ilkini gençlerle yapacağımız çevrimiçi  buluşma serileri de gerçekleştireceğiz.</p>
<p>Farkındalığın oluşturulması ve kutuplaşma sorununu çözümleriyle birlikte gündemde tutmak için uzman kişilerle podcast ve webcast’ler düzenliyoruz. Bu serilerde kutuplaşmayla ilişkili popülizm, demokrasi, geleneksel ve sosyal medya tartışılarak çözümün neler olabileceğine dair fikirler de paylaşılıyor.</p>
<p><strong>Sivil toplum kuruluşları TurkuazLab  projesi kapsamında nasıl bir rol oynayabilir ve  toplumsal kutuplaşma ile mücadele kapsamında neler yapmalı?</strong></p>
<p>Sivil toplum kuruluşları farklı alanlarda toplumun ihtiyaçlarının seslendirilmesi için çok önemli bir role sahip. Çeşitli grupların farklı ihtiyaç ve taleplerini gözeterek, ortak çözümler geliştirilmesine katkıda bulunabileceğini düşünüyoruz. <span style="font-weight: 400;">Farklılıkların birbirleriyle temas edebilecekleri alanlar yaratmak ve işbirliği yapabilmelerine olanak sağlayacak güven ortamının sağlanması çok önemli.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p>Sosyalizasyon sürecinde önyargılarımız, kalıp yargılarımız, dışlayıcı tutum ve davranışlarımız oluşabiliyor. Bütün bunların diğerleri için ne gibi olumsuz koşullar yarattığının farkına varılması gerekmekte. Bunun için kendimizle yüzleşmeli ve diğerleriyle bir araya gelmeli, temas etmeliyiz. Dolayısıyla sivil toplum kuruluşları yürüttükleri aktivitelerde daha kapsayıcı bir şekilde ortak amaçlarla bir arada olmayı gerçekleştirebilir. İl çalıştaylarımızda yereldeki aktörlerle konuşmayı ve birlikte çözüm üretmeyi istiyoruz. Yine farklı temalar çerçevesinde, sivil toplumdan aktörlerle düzenleyeceğimiz buluşmalarda da mümkün olduğunca buna yönelik metotlar geliştirmeye çalışacağız.</p>
<p><strong>Toplumsal kutuplaşma ile mücadelede medya nasıl bir yol haritası izlemeli?</strong></p>
<p>Bahsettiğimiz önyargıların oluşmasında ve ötekileştirme süreçlerinde başta sosyal medya olmak üzere medyanın etkisi büyük. Bu nedenle de objektif, ayrımcı olmayan bir dilin kullanılması ve yaygınlaştırılması gerekiyor. Okuyucuların veya dinleyicilerin birbirinden farklı değerlerine ve yaşam tarzlarına saygı, tarafsız habercilik çok değerli.</p>
<p>İnsanlar birçok konuda bilgi edinmek için medyadan yararlanıyor. Bu yüzden bilginin doğruluğu, kullanılan dil çok önemli.  Yanlış bilgi ve provokatif bir dilin kullanılması belirli grupları düşmanlaştırabiliyor veya günah keçisi ilan edebiliyor. Özellikle sosyal medyada kendi yankı odalarımıza hapsolabiliyoruz. Geliştirdiğimiz <a href="http://turkuazlabsaha.org/game/faunus">fanus oyunu</a> da bu konuda farkındalığı arttırmayı amaçlıyor. Medyada bu yönde bir farkındalığın olmasının ve ciddi bir çaba gösterilmesinin toplumsal kutuplaşma ile mücadelede önemli bir katkı sunacağı kanısındayız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/09/toplumsal-kutuplasma-turkuazlab-farkindalik-calismalarina-basladi/">Toplumsal Kutuplaşma: TurkuazLab Farkındalık Çalışmalarına Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Dec 2019 09:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dawn Chatty]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45125</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (Merkez) tarafından düzenlenen “Öteki’nden öğrenmek: Göç Alan Ülke Deneyimleri Üzerine Tartışmak” başlıklı konferansta konuştuğumuz Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, biz’i anlamanın öteki’yle mümkün olduğundan bahisle, öteki’nin varlığının öğreticiliğine, ötekileştirmeden de yaşanabileceğine, karşılaşmaların ve temasın ötekileştirmenin azalmasındaki etkisine dikkat çekti.    </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/">Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“Öteki’nden öğrenmek: Göç Alan Ülke Deneyimleri Üzerine Tartışmak” konferansında Türkiye, Ürdün ve Lübnan’ın tecrübeleri, alanında duayen akademisyenler tarafından değerlendirildi. Göç alanında literatürün Batı merkezli olduğu hatırlandığında, Prof. Dr. Dawn Chatty’nin altını çizdiği gibi, dünyada mültecilere yönelik politikanın sınırlama ve önlemeye evrildiği bir dönemde, mültecilere kapıları açan bu üç ülke deneyiminden ve bu ülkelerdeki iyi örneklerden konuşmak daha değerli hale geliyor. </span><span style="font-weight: 400;">   </span></p>
<p><b>Ötekileştirme ne demek? Nasıl tanımlıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-45129 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/fanusta-diyaloglar-kitap-foto.jpg" alt="" width="258" height="344" />Birkaç farklı ayağı var ötekileştirmenin bir gruba karşı sosyal mesafe, olumsuz sıfatlar, önyargılar söylenmeli ama bunun da ötesinde kendinle öteki’ni eşit görmemek, aynı haklara sahip görmemek çok belirleyici… İnsan dışılaştırmaya varan hiyerarşik bir bakış buna bağlı olarak, eşit hakların olmamasını sorun olarak görülmemesiyle neticelenebiliyor. İçinde yaşanılan toplumda “öteki” olarak algılanan grupların sorunlarına çözüm getirmeye dair bir çaba sarf edilmemesini meşrulaştırıyor. Ötekileştirmenin nasıl bir mantık sistemi içinde işlediğini anlamaya çalıştık ama bunu yanı sıra empati ve eşitlik kavramlarını da çalışmada ele aldık. Ötekileştirmeyi tanımlamada temel nokta, kalıp yargı veya önyargı dediğimiz şeyin bireysel düzeyde bir kişiye atfedilmesi değil, bizim vurgulamak istediğimiz daha ziyade e,bunun bir gruba atfedilmesi. Bizim problem olarak ortaya koyduğumuz nokta bu: Siz, bir grubun parçası olduğundan dolayı bir kişiyi ötekileştiriyor musunuz? A grubunun üyesi olduğu için çocuğunuzun onun çocuğu ile oynamamasını, belli haklara sahip olmamasını mı istiyorsunuz? </span></p>
<p><b>Fanusta Diyaloglar kitabınızda, siyasi kutuplaşmanın artma ihtimalinden bahsediyordunuz:  Ötekileştirme, kutuplaşma ile birlikte arttı diyebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim birbirini takip eden iki araştırmamız var. İlkinde bütün kimlikler üzerinden ötekileştirme/meyi ele aldık. İkincisinde ise kutuplaşmaya özellikle parti taraftarları arasındaki kutuplaşmaya odaklandık. Siyasal sistemimizde, siyasi parti üyeliği grup kimliği haline geldi. Ötekileştirme araştırmamızdaki bulguların büyük bir kısmını siyasi partileri taraftarlarında da tespit ettik. Sosyal mesafe başta olmak üzere parti tercihlerinin bizim kimliğimiz haline gelmesiyle, kutuplaşmayı fazlasıyla gözlemler hale geldik. Yansımalarına baktığımızda,  kutuplaşma var veya yok demek de bir kutuplaşma konusu olarak tartışılır hale geldi. </span></p>
<p><b>Siz “Olguların yerini, algılarımız alıyor ; gerçeğin farklı okumalarını yapmamız gerekiyor.” diyorsunuz. Açıklar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim araştırmalarımızda çok dikkatimizi çeken şey, değerler ve ideolojiler üzerinden farklılaşma vurgulanıyor ama temel olarak adalet, eşitlik, özgürlük gibi belli bazı konularda ortaklaşma olduğunu görüyoruz.  Ancak “Türkiye’de durum nedir? Türkiye’nin sorunları ya da sorunların nedeni? Sorumlusu kim?” diye sorduğumuzda, çıkan resim bize farklı Türkiyeler gösteriyor. Bu nedenle, “gerçeğin” farklı okumalarının yapıldığını görüyoruz. Farklı Türkiye tarifleri var. Kendi fanuslarımızda bilgiyi edindiğimiz kaynaklarla, kendimize bir gerçeklik çiziyoruz. Yukarıda tartıştığımız birçok nokta gibi bu da sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değil, dünyada da işte  “post-truth” gerçek-üstü çağında ortak problem… Tarafsız şekilde bilgiyi edinmeyip, “olgu”ları öğrenemediğimizde, kendi emin olduğumuz kanılarımızı pekiştiriyoruz. Yankı odalarının önemli bir kavram olarak hayatımıza girmesinin sebebi bu: genelde bizim gibi düşünen ve bakan kişilerden bilgiyi ediniyoruz ve farklı perspektifleri göremiyoruz, sesleri duyamıyoruz. Antik Yunandan beri neyin doğru olduğu tartışması vardı. Ancak bugünkü tezahürü biraz daha farklı… </span></p>
<p><b>Farklı olan nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün çok ve çeşitli bilgi kaynağı var ve çok fazla bilgi alıyoruz, karşılaşıyoruz. Bunların belli algoritmalarla da olduğunu da biliyoruz. Sosyal medya başka bir tür veri kaynağı birçok farklı biçimleri ile… Hangi haberlere maruz kaldığımız, okuduğumuz, duyduğumuz şeyin haber mi yorum mu olduğu bu ortamda daha çok karışıyor. Doğru olmayan enformasyon da hızla yayılabiliyor.</span></p>
<p><b>Ötekileştirdiklerimizi merak etmemek genel bir eğilim mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Herkes aynı şekilde davranıyor diyemeyiz ama sahada yaptığımız araştırmalarda şunu gördük: zaman çok kısıtlı ve bize bir sürü kanaldan bilgi akıyor.  Dahası, çok fazla yanlış, hatalı bilgi olabiliyor. Araştırmalar, yalan bilgiyi daha sonra düzeltmenin zor olduğunu gösteriyor. Belirsizlik çağında, gelecek kaygıları, korku ve ekonomik sorunların içinde,daha korunaklı bir alanda tercih ediliyor. Grilikler yerine siyah ve beyaz, iyiler ve kötüler gibi daha keskin ayrımlar işi kolaylaştırıyor. Bunu sosyal medyada da yaşamlarda da görüyoruz.</span></p>
<p><b>Nefret söylemi: İnsanlığın Aldığı Yolun Bir Tür Geri Gidişi </b></p>
<p><b>Öteki’nden Öğrenmek konferansı ve 3 ülkenin göç deneyimi çerçevesinde neyi vurgulamak istersiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Konferansın 2 hedefi vardı: öncelikle Batı dışında kalan3 ülkenin göç deneyimlerden öğrenmek, ilgili yazının Batı merkezliliğine referansla başka tecrübelerden öğrenmek.Diğer amacı, göçmenden, mültecilerden öğrenmek. Göçün sadece bir güvenlik sorunu olarak algılanmaması ve bu güvenlik dilinin kırılmasının gerekliliğini göstermekti. Göç alan toplum için de göçün çok başka anlamlara geldiğini göstermek istedik. Bu ikisini Türkiye’de düzenlediğimiz bir akademik toplantıda vurgulamak,  tartışmak önemliydi. Çünkü bu yaz itibarıyla, Türkiye’de özelikle nefret söyleminin normalleştiği bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu tablo karşısında, bu durumun sorun olarak ortaya konması gerekiyordu. Konferansa katılan Prof. Dr. Dawn Chatty’nin, Oxford Üniversitesi akademisyenlerinden ve alanın duayenlerinden, “bu perspektifi vurgulayarak burada üretmeye ve bu perspektiften bu tecrübeyi paylaşmaya devam etmelisiniz” değerlendirmesi benim çok değerliydi. Bu, şu açıdan da önemli; yer yer nefret söylemine dönüşen bir göçmen karşıtlığını tüm dünyada gözlemleyebiliyoruz…  Bu aslında insanlığın aldığı yolun bir tür geri gidişi…</span></p>
<p><b>Türkiye’de resmi söylemde geri dönüş öne çıkarken, bir yandan da karar alıcılar sosyal uyum çalışmalarını sürdürüyor. Bu durumda sosyal uyum politikaları ne ölçüde başarılı olabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güvenlik tartışması dışında, bu bir insanlık sorunu ve önemli bir toplumsal tartışma noktası. Türkiye’de mültecilerle ilgili olarak güvenli bölge tartışmaları da dâhil olmak üzere, 2011’den beri birçok süreçten geçtik. Göç ile ilgili çalışmaların izne bağlandığı bir dönemden, bu gün artık diyalogun daha açık olduğu, ortak çalışmalara daha sıcak bakılan, sosyal uyum kelimesinin tercih edildiği bir duruma geldik. Sadece bir tarafın entegre olması (integration)  değil, beraber bir uyumdan bahsedilen (harmonization) politikaların hayata geçtiğini görüyoruz. Mülteciler sayesinde Türkiye’de sivil toplumun da dâhil olduğu çok inanılmaz deneyimler biriktiriyoruz. Bu tecrübeleri konuşmak, iyi örnekleri daha fazla anlatmak ancak eksikleri de söylemekten çekinmemek gerekiyor. Ancak Türkiye’de ötekileştirme sorunu mültecilerden önce de zaten vardı. </span></p>
<p><b>Mülteciler ötekileştirmenin artmasına mı sebep oldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Ötekileştirme mültecilerle birlikte çok daha rahat bir dil ile ifade edilir oldu</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Merkez olarak çalışmalarımızın amacı,  bu yaklaşımın sorgulanması ve değişmesi… Tabi bu sadece bizim yapabileceğimiz bir şey değil. Bireysel olarak her bir kişinin “bu zorunlu göç sürecinde ben olsam, ne yapardım? Mülteci olarak neler yaşardım?” sorununu kendine sorması gerekir. Aslında hepimizin belli oranda göç öyküsü var. Ülke ve dil değişikliği ise bunu daha da zorlaştırıyor. Özellikle savaş deneyiminden gelen mültecileri anlamaya çalışırken,  hepimizin mülteci kavramını anlaması gerekiyor. Göçmenlikten farklı olarak mültecilik bir zorunlu kaçış… Mültecilik, göçmenlik deneyimini de içeriyor ama bu zorunluluğun, birden hiçliğe dönüşmüş olmanın, birikimin sıfırlandığı koşulları anlamak lazım.  </span></p>
<p><b>Ötekinin Varlığının Öğreticiliği: Biz’i Öteki’yle Anlamak </b></p>
<p><b>Öteki’ni, bu durumda mülteciyi neden anlamamız gerekiyor? Niye böyle bir zahmete girelim? </b><span style="font-weight: 400;">Öncelikle göçmen karşıtlığının en önemli noktalarından biri, 3 farklı alanda tehdit olarak görülmeleri.  Ekonomik olarak tehdit görmek; yaşam şekline tehdit görmek ve özellikle 11 Eylül sonrası fiziksel olarak tehdit altında olunduğu anlayışı…Gerçekte öyle olmasından ziyade,  algı, tehdit algısı çok önemli. 3 farklı alandaki bu tehdit algısı, korku yaratıyor. Korku, bilinmezlik ve net olmama hali, çoğumuzda var. Göçmenler işte günah keçisi oluyor, dışarıdan geleni sorumlu göstermek en kolayı. “Neden ötekileri anlamak isteyelim?” sorusunun yanıtı dabu noktada bence önemli: neden korktuğumuzu bilmek, korktuğumuz şeyin gerçek olup olmadığını düşünmek ve bilmek iyi bir şey. Ötekileştirmede mekanizmanın nasıl olduğunu, bizim nerede durduğumuzu, algılarımızı anlarsak, bu kendi grubumuzu daha doğru şekilde değerlendirmenizi sağlar. Yani, öteki’ni anlamaya çalışmak kendimizi anlamaya dair önemli bir yol almamızı sağlar.  Kendi grubumuza da ayna tutar. Aslında kendi grubumuza da eleştirel bir biçimde bakabilmek çok hayati&#8230; </span></p>
<p><b>Ötekileri yok sayarak toplumsal biraradalık sürdürülemez mi? Ötekilerin öteki kalmasının ne sakıncası var?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunu ötekileştirme araştırmalarımızda, odak gruplara yönelttiğimiz bir sorunun yanıtını değerlendirirken fark ettik: “biz ideal toplum hayalimizde, kimleri dışarıda bırakıyoruz ?”  Ötekileştirilenler, ütopyalarındaki topluma öteki gördüklerini dâhil etmiyorlar. Bir grubu hayalinizdeki toplumda dışarıda bırakıyor musunuz? Tümüyle bir grubu dışarıda bırakacak şekilde bir grubu ötekileştirmek,  bunlar benimle beraber bu toplumda yer almasın demek. Bu bir turnusol kâğıdı: kurguladığımız toplumda, bir grubu dışarıda bırakmak, bir gruba negatif özelikler atfetmek ve o grubu şeytanlaştırmak… Ayna dediğimiz ve kendimizi anlamamıza yol açacak sorulardan biri bu…</span></p>
<p><b>Karşılaşmalar Ve Temas Ötekileştirmeyi Azaltıyor  </b></p>
<p><b>Ötekileştirme nasıl azalabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Literatürde ve bizim araştırmamızda da çıkan önyargıları kıran en büyük mekanizma:  karşılaşmalar ve temas. Kendi deneyimlerimizin dışına çıktığımızda, farklı deneyimlere açık hale geldiğimizde, farklı öyküleri dinlediğimiz ve bildiğimizde, ötekileştirme azalıyor. Öteki ile karşılaşmama ve temas etmeme halini bir problem olarak ortaya koymalıyız.  Eğitim hayatımızda ne kadar çok farklılıklarla karşılaşırsanız, sınıfsal farklılıkların yanı sıra, çeşitlilikler, deneyimler… Kapsayıcı bir eğitim modelde eğitilirseniz, farklılıklarla beraber yaşamaya alışırsınız. Eleştirel özgürlükçü bir eğitim de çok hayati. Sizden farklı olanlarla karşılaşmasanız bile, kendi grubunuza daha eleştirel bakabilmek, aslında o zaman diğer grupların da kendi içlerinde farklı olabildiğini düşünmemizi sağlar. </span></p>
<p><b>Ötekileştirmenin azalması için siz neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ötekileştirmenin mekanizmalarına dair tespitlerimiz üzerinden, şimdi ne yapabiliriz?” bunu düşünüyoruz. Biz akademide ürettiğimiz bilgiyi duyurulabilir kılmak ve toplumla paylaşmak, yaygınlaştırmakla uğraşıyoruz. Ayrıca “Ne tür mekanizmalarla bu karşılaşmalar sağlanır?” bunu düşünüyoruz.  Biz üniversitede “nasıl bir liberal eğitim verelim ki öğrenciler buna açık olsunlar?” bunu sorguluyoruz. Ötekileştirme araştırmamızın en temel bulgulardan biri, sosyal, sanatsal, müfredat dışı her aktivitenin ötekileştirmeyi azalttığı idi. Bir faaliyet-iş çerçevesinde farklı grupları bir araya getirmek, buradan karşılaşmaları çoğaltarak en azından korkuların neler olduğunu,  kökenleri bilmek, belki günah keçisi ilan etmek yerine kendi içimizden o noktaları çözmeye başlayabiliriz. Ötekileştirmeyi anlamaya çalışmak sadece akademik bir dert değil; bu ortak sorunumuz. Tam da şu anda dünyada aslında üzerinde tartışmamız ve çalışmamamız gereken alan. Ancak bu bir ortak akıl konusu; tek bir ekiple çözülemez, hep beraber düşünecek, ortak akılla çözüm üreteceğiz. Ayrıca kanımca ortak sorunları konuşabilmeyi çok kıymetli görüyorum. Bakım alanı gibi sorunlarımızın ortaklaştığı çok fazla nokta var. Bu sorunlardan başlamak faydalı olabilir. </span></p>
<p><b>Ortak Akıl İle Ortak Sorunları Konuşmak Çok Kıymetli </b></p>
<p><b>Türkiye’de STK’lar ötekileştirmenin bir sorun olduğunun ne kadar farkında?  Ötekileştirmenin azalmasında nasıl katkı sağlıyorlar? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum sahada ötekileştirmenin azalması için önemli rol üstleniyor. Bütün STK’lar için bir şey söylemek zor: savunuculuk yapan, daha hak temelli çalışan, daha bilinçli şekilde bu işi yapan kurumlar var</span><span style="font-weight: 400;">. </span><span style="font-weight: 400;">Ancak mülteci alanındaki STK çalışanlarının da sahada ikincil travmaları olabiliyor.  Çalışan ve gönüllüleri yıpratmadan sivil toplum faaliyetlerinin sürdürülebilmesi ve iyi örneklerin çoğalması için neler yapılabileceğinin düşünülmesi gerekiyor. Süpervizyonu da içeren çalışan eğitimi ve desteği çok önemli.</span></p>
<p><b>Sizin ötekileriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45130 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/bilgi-konferans-foto-640x360.jpg" alt="" width="416" height="234" />Ekibimiz açısından da bu tartışma konusu idi. Ben ötekileştirmeden de yaşanabileceğini düşünüyorum. Herhangi bir grubu ötekileştirmiyorum. Bireysel olarak mesafeli olduğum insanlar tabii ki var ama bu insanların da benimle aynı hakları olması gerektiğini düşünüyorum. Herhangi bir gruba negatif özellikler yüklemiyorum. Aslında yücelttiğim, kendimle özdeşleştirdiğim tek bir grup da yok denebilir, sınırlı bir aidiyet hissim var. Kimlik teorisinde,  ben’in kendini tanımlaması için öteki gerekiyor. Ancak biz çalışmamızda biz bu öteki’ni diğeri olarak ifade ettik ve “ötekileştirme” dediğimiz eylemi tanımlamaya çalıştık. Yukarıda ele almaya çalıştığım üzere sosyal mesafeyi, kendi grubunu yüceltip, öteki gruba negatif özellikleri vererek, insan dışılaştırmaya varan aşağılamayı ve aynı haklara sahip görmemeyi içeren bir eylem</span></p>
<p><b>Ötekileştirme sürecinde kendimizi sorgulamamız, aynaya bakmamız ve ötekileştirmeden yaşamak için, başlangıç olarak ne yapalım?  Ne önerirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Siyasal davranışlarda duyguların önemi özellikle popülist siyasetin yükselişiyle daha fazla tartışılır oldu. Bir yolculuk, bir film veya bir kitap başlangıç olarak ötekileştirmeyi düşünmemizi sağlayabilir, duyguları değiştirebilir. Ancak duygu kırılmaları ve duygu değişikliğinin yanı sıra, asıl davranış değişiklikleri için farklı deneyimlerin yaşanması gerekiyor. Sosyalizasyon sürecini belli açıdan tamamlandıktan sonra, ötekileştirme sürecinin sorgulanmasını ve ilk adımın atılmasını sağlamak oldukça zor. Farklı tecrübeleri yaşar hale getirmekle mümkün olabilir. Küçük yaştan itibaren eğitim sisteminin kapsayıcı hale getirilmesi ve eğitim müfredatında buna ilişkin değişiklikler yapılması çok önemli çünkü sınıf içinde farklılıklar zenginlik olarak algılanır,  normalleşirse toplum içinde de farklılar normalleşir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/04/prof-dr-pinar-uyan-semerci-otekilestirmeden-yasanabilir/">Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: &#8221;Ötekileştirmeden Yaşanabilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Katılımı Sempozyumu:  Çocuklar Haklarını Kendileri Koruyabilir  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/cocuk-katilimi-sempozyumu-cocuklar-haklarini-kendileri-koruyabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 07:51:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Meltem Arık]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOÇA]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Haklarına Dair Sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Fridays For Future]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Çavuşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Özge Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Dedektifi İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplumda Çocuk Katılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Sulukule Gönülüleri Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44901</guid>

					<description><![CDATA[<p>BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (BMÇHS) kabulünün 30. yılında Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi (ÇOÇA) İsveç Başkonsolosluğu’nun desteğiyle Genç Sesler projesi kapsamında, “Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz?” temalı bir sempozyum düzenledi. Santralİstanbul’da 22-23 Kasım 2019 tarihlerinde düzenlenen sempozyumda çocuk katılımının aile, okul, medya ve sivil toplum gibi farklı bağlamlarda, İsveç ve Türkiye’den deneyimler çerçevesinde ele alındı. Türkiye’de kamu kurumları çocuk katılımını hayata geçirmek için İl Çocuk Hakları Komiteleri, Çocuk Meclisleri gibi oluşumlar ile bu alanda çeşitli  STK’lar faaliyet gösterse de çocuk haklarının hayata geçmesinde ve çocuk katılımında istenilen düzeyde olunmadığı kaydedildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/cocuk-katilimi-sempozyumu-cocuklar-haklarini-kendileri-koruyabilir/">Çocuk Katılımı Sempozyumu: &lt;br&gt; Çocuklar Haklarını Kendileri Koruyabilir  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin çeşitli gerekçelerle BMÇHS’nin bazı maddelerine koyduğu çekinceler, çocuğa kötü muamele ve istismar, çocuk işçi rakamlarının yüksekliği gibi hayati sorunlar göz önüne alındığında, çocuğun katılım hakkını konuşmak lüks gibi görünebilir. Ancak katılımcıların da vurguladığı gibi, Çocuğun Katılım Hakkı Sözleşmesi dört temel ilkesinden birini oluşturuyor. Dahası, diğer hakların hayata geçirilmesi çocuk hakları alanında tüm haklara bütüncül bir yaklaşımı gerektiriyor. Bu çevrede sempozyumda, çocukların aile, okul, kent ve medya dahil çeşitli bağlamlarda karar mekanizmalarına etkin ve anlamlı katılımını mümkün kılmanın önemi ve yolları konuşulup tartışıldı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44903 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/P%C4%B1nar-Hoca-640x1136.jpg" alt="" width="197" height="350" />Sempozyum sırasında görüştüğümüz ev sahibi kuruluşun öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, BMÇHS’nin çok önemli bir belge olduğunu çünkü ülke mezhep, dil, vatandaşlık din, ırk  hiçbir ayrım olmadan çocukların çocuk olmaktan kaynaklanan haklarından bahsettiğini hatırlattı. Çocukların refahına daha çok vurgu yapan “çocuğun üstün yararı” kavramının yanına, son yıllarda “çocukların katılım hakkı” kavramını tartışmaya başladığımızı belirten Semerci, bu sebeple düzenledikleri sempozyumda katılımın özellikle ailede, okulda ve medyada nasıl sağlanacağı ; gerçek bir katılımı mümkün kılmanın mekanizmalarını tartıştıklarını ifade etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Queen’s Üniversitesi Çocuk Hakları Merkezi Eş Direktörü Prof. Laura Lundy, sempozyumun ana konuşmacısı sıfatıyla, kendi geliştirdiği Lundy Modelinden bahsetti. Lundy, yetişkinlerin yanlış algılarının çocuk katılımını engelleyen faktörlerden biri olduğuna işaret ederek, çocukları dinleyip, görüşlerini dikkate almanın diğer sahip oldukları haklara otomatik olarak erişmelerini sağlayacağını savundu. Çocuk katılımı için farklı mekanizmalara bir örnek olarak İsveç’ten katılan Strängnäs Belediyesi Çocuk Ombudsmanı Helena Edvinsson, görev aldığı kentte karar alıcılar ile çocuklar arasında sürekli bir iletişimin kurulduğunu, hatta kentte alınan bazı kararlarda çocukların fikirlerinden faydalanıldığını örnekleriyle anlattı.  Edvinsson, siyasi ve toplumsal düzeyde kararlara aktif olarak çocuk katılımının aktif sağlanması gerektiğine dikkat çekti.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer konuşmacı Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) kadın ve çocuklardan sorumlu Kamu Denetçisi Celile Özlem Tunçak, Türkiye’de çocukların doğrudan başvuru yapabildikleri tek resmi kurum olduklarını belirterek, kendilerine gelen her başvuruyu titizlikle incelediklerini ve sorunları çözüme kavuşturmaya çalıştıklarını belirtti. Tunçak, çocuklarda hak arama ve demokrasi kültürünün yerleşmesi ve kendilerini birey olarak hissetmelerini sağlamak için, farklı dillerde yazılmış bile olsa, kuruma yapılan başvuruların tümünü değerlendirdiklerini vurguladı. 2018 yılında bin civarında çocuğun başvuru yaptığı KDK’nın,  çocuklara özel olarak hazırladığı ayrı bir web sitesi (KDK Çocuk) bulunuyor. </span><b> </b></p>
<p><b>Çocuklar İhtiyaçlarını En İyi Kendileri Bilir </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de çocuk katılım mekanizmalarına ilişkin söz alan</span> <span style="font-weight: 400;">UNICEF temsilcisi Nilgün Çavuşoğlu, Çocuk Hakları İl Komiteleri, Çocuk Forumu ve özellikle mültecilerin yoğun yaşadığı kentlerdeki sosyal uyum konusunda uygulamalarından bahsetti. Aynı tarihte kurulmalarına karşın her ilde şehrin dokusuna göre, fiilen farklı bir Çocuk Hakları İl Komitesi oluştuğunu söyleyen Çavuşoğlu, çocukların katılım hakkının ülkemizde yakın zamanda dikkate alınmaya başlandığını ancak ataerkil toplum yapısı nedeniyle bu alanda ilerleme sağlanmasının zaman alacağının altını çizdi. Çocukların yetişkin eliyle değil kendi geliştirdikleri modellerle seslerini duyurmalarının ancak katılımla mümkün olabileceği, Çavuşaoğlu’nun konuşmasının temelini oluşturdu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumun ilk gününde öğleden sonra gerçekleşen eşzamanlı oturumlarda, çocuk haklarının ekolojide, kentte, ailede, medyada, kentte ve sivil toplumda nasıl mümkün olabildiği soruları ele alındı. Çocuk Katılımı ve Ekoloji başlıklı oturumda, iklim krizinin aynı zamanda çocuk hakları krizi sayılabileceğini belirten Burcu Meltem Arık, nesiller arası ve çevresel adalet kavramlarıyla yerkürenin çeşitli yerlerinde çocukların iklim krizinden farklı düzeylerde etkilendiklerine dikkat çekti. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nden Özge Oğuz, iklim krizini eğitim müfredatına alma ve içeriği şekillendirme süreçlerinde yaşadıkları deneyimi anlatırken, Sulukule Gönülüleri Derneği’nden Genç Bostan Ekibi, Bostansız Okul Olmasın projelerini; Fridays For Future Türkiye İstanbul ekibinden katılan gençler ise iklim grevine dahil olma süreçlerini ve 29 Kasım’da düzenleyecekleri takas şenliğini anlattılar.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kentte Çocuk Katılımı oturumu Şehir Dedektifi İnisiyatifi ve Çocuk İstanbul gibi oluşumlar ile örneklendirilirken; Ailede Çocuk Katılımı oturumunda çocuklar için Ashoka Programı, Dijital Medya ve Çocuk Platformu örnekleri; Eğitimde Çocuk Katılımı oturumunda ise Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin deneyimi ile Bilgi Üniversitesi Demokratik Okullara Doğru projesi  konuşuldu. Şişli Belediyesi Eşitlik Birimi’nden Ceren Suntekin’in deneyimleri çerçevesinde, çocukların kendi ihtiyaçlarını çok iyi bildiğini söylemesi ve sadece çocuklara danışılırsa dünyadaki en iyi kent stratejilerinin şekilleneceğine olan inancı, sempozyumda yapılan dikkate değer tespitlerden biriydi. </span></p>
<p><b>Yetişkin Merkezli Yaklaşımdan Çocuk Merkezli Yaklaşıma  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil Toplumda Çocuk Katılımı oturumunda konuşan Ayşe Beyazova, çocukların kendi yaşamlarının uzmanı olduklarından hareketle, çocuk katılımın diğer hakların gerçekleşmesi için koşul olduğunu hatırlattı. Ayrıca, çocukların aktif yurttaşlar olmaları ve özne haline gelmeleri için sivil toplumun doğrudan veya dolaylı olarak çocuklarla çalışmasının öneminden bahsetti. Uluslararası Çocuk Merkez’inden Ebru Ergin, Mikro-Fon hibe programı ile çocuk katılımını sağlamak koşuluyla yürüttükleri programın etkileri ve sonrasında çocuk katımını destekleyen politika belgelerinden söz etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata Destek Derneği’nden Selda Bozbıyık, çocuk katılımını çocuk güvenliği ekseninde ele aldıklarını ve kurumda çalışan tüm yetişkinlerin çocuk katılımını çocuk güvenliğini gözetecek şekilde tesis etmeyi taahhüt ettiğini söyledi.  Türkiye’nin tek aktif çocuk derneği olan Hempa Çocuk Derneği Başkanı İ. Enes Duruay ise çocukların, STK’ların ve hatta kamu yöneticilerinin pek çoğunun 12 yaşını dolduran her çocuğun sivil topluma katılım hakkı olduğunu bilmediğini, bu sebeple dernek kurma aşaması ve sonrasında 18 yaşından küçük olmalarının kendilerine yaşattığı zorluklardan bahsetti.      </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumun ikinci gününde çocuk koruma perspektifinden çocuk katılımını ele alan oturumda konuşan Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, katılımın olmadığı durumda hak temelli bir korumanın mümkün olup olmadığı sorusuna yanıt aradı. Çocuk hakları alanında dünyada çocuğun refahını sağlamaktan, çocuğun iyi olma haline evrilen bir yerde olduğumuzu belirten Semerci, bunun koruma ve katılımın beraber ele alınmasına olanak sağladığını söyledi. Diğer bir deyişle, çocuğun refahını önceleyen yaklaşımda nesnel olarak koruma öne çıkarken, çocuğun bugününe de odaklanan öznel iyi olma halini değerlendirmede katılım öne çıkıyor. Esasında, Semerci’ye göre, çocuğun öznel iyi olma hali ile nesnel hali beraber değerlendirmeli ve bütüncül bir bakışla koruma ve katılım ilişkine bakılmalı…  Çocuğu bir vatandaş olarak düşünerek, çocuğun özne olması, kendini ifade edebileceği bir sistemin oluşturulması; sadece gelecekteki iyi olma haline değil bugünkü iyi olma haline de odaklanarak, bu yaklaşımla politikaların belirlenmesi ya da araştırmaların yapılması halinde, koruma ve katılım birlikte ele alınmış olur.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sempozyumun ikinci gününde öğleden sonra yapılan oturumlarda, çocuk katılımı deneyimleri üzerine çeşitli katılımcılar ile söyleşiler yapıldı. Sempozyum,  çocuk katılımının Türkiye’de anakımlaştırmanın mümkün olup olmayacağına dair forum ile sona erdi. </span></p>
<p><b>Çocuk Haklarını Hayata Geçirmede Yetişkinlere Düşen Sorumluluklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44904 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/gozde-durmus.png" alt="" width="307" height="307" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/gozde-durmus.png 531w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/gozde-durmus-160x160.png 160w" sizes="auto, (max-width: 307px) 100vw, 307px" />Sempozyum vesilesiyle organizasyonun evsahipliğini yapan Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimin’den Gözde Durmuş ile yaptığımız görüşmede, çocukların</span><span style="font-weight: 400;"> katılımını sağlamanın öncelikle devletin ve sonra tüm yetişkinlerin sorumluluğu olduğu vurgusu öne çıktı. Türkiye’nin ulusal mevzuatında çocuk haklarına ilişkin düzenlemelerin katılımdan çok korumaya ağırlık verdiğini söyleyen Durmuş, bu nedenle ulusal mevzuatın genel olarak katılım hakkı bakımından BMÇHS ile uyumlu olmadığı tespitini yaptı.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Durmuş’a göre, akademide ve sivil toplumda yapılan çalışmaların bütüncül bir çocuk politikasına dönüşebilmesi, çocukların hayatlarında fark yaratabilmesi için kamu ile etkin işbirliğinin kurulması ve karar vericileri etkileyebilmek gerekiyor. Çocuk alanındaki en büyük eksiklik ise “hakları savunulan” öznelerin yani çocukların bu mücadelede yer almaması / alamaması… Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde, Türkiye’de çocuk çalışmaları alanında bir ekosistemin oluşması,  bu ekosistemde farklı yol ve yöntemlerle çocuklarla birlikte yol alınması tüm yetişkinlerin sorumluluğunda olduğu açık…</span></p>
<p>Se<span style="font-weight: 400;">mpozyumun video kayıtlarına, Facebook’taki <a href="https://www.facebook.com/gencseslerprojesi/">Genç Sesler Projesi</a> sayfasından</span><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz. Ayrıca sempozyumun konuşma metinleri, daha sonra rapor-kitap halinde basılacak. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/cocuk-katilimi-sempozyumu-cocuklar-haklarini-kendileri-koruyabilir/">Çocuk Katılımı Sempozyumu: &lt;br&gt; Çocuklar Haklarını Kendileri Koruyabilir  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Apr 2017 09:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ben kendim büyüdüm demiyorum araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk İşçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[pınar uyan semerci]]></category>
		<category><![CDATA[tarım işçiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13760</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu. *Bu haber ilk olarak Journo&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır. Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, “Ben Kendim Büyüdüm Demiyorum” başlığıyla Adana’da çalışan mevsimlik tarım işçileri hakkında yayımladığı araştırma, işçi çocuklarının yaşadıklarını ortaya koydu.</h3>
<h6><em><strong>*Bu haber ilk olarak <a href="https://journo.com.tr/mevsimlik-isci-cocuklari" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Journo</a>&#8216;da yayınlanmıştır ve Burcu Karakaş tarafından hazırlanmıştır.</strong></em></h6>
<p>Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan tarafından hazırlanan raporun araştırma ekibinde, Veysi Kondu, Garip Hanay, Zübeyde Ekmekçi ve Gizem Külekçioğlu yer aldı. Rapor kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ile bu işçilerin çocuklarının çalışma ve yaşam koşulları araştırıldı.</p>
<p>Araştırmaya göre, 6-10 yaş arası çocukların yüzde 7’si tarlada çalışırken, bu oran 11-14 yaş diliminde erkek çocuklarda yüzde 52, kız çocuklarında ise yüzde 60’a yükseliyor. 15-18 yaş diliminde ise tarlada çalışanların oranı yüzde 91 oluyor.</p>
<p>Araştırmada öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<ul>
<li> Ailelerin yüzde 80’inin kökeni Şanlıurfa. İkinci sırada yüzde 15 ile Şırnak geliyor. Şanlıurfa-Merkez ve Şırnak-Merkez ilçelerden gelenler hanelerin yüzde 50’sini oluşturmakta. Yoğunlukla işçi gönderen diğer ilçeler ise Suruç, Siverek, Harran ve Cizre.</li>
<li>Şırnak kökenli mevsimlik tarım işçilerine baktığımızda iki ana grup olduğu görülüyor. Bunlardan birincisi eskiden beri tarım işçiliği yapanlar. İkinci grup ise 2016 yılı içinde Şırnak’taki koşullar sebebiyle göç etmek zorunda kalmış, mevsimlik tarım işçisi olarak bölgeye çalışmaya gelmiş olanlar.</li>
</ul>
<h4>25 yıldır evine dönmeyen aileler</h4>
<ul>
<li>Görüşülen haneler ortalama 15 yıldır mevsimlik tarım işçiliğiyle uğraşmakta. Yüzde 25’lik bir kesim için mevsimlik tarım işçiliği 20 yıldır süregiden bir uğraş. 20 ya da 25 yıldır evine dönmeyen aileler var. Evlerine dönmeyen mevsimlik tarım işçileri, büyük çoğunlukla çadırda kalmaya devam etmekte (yüzde 67), çalışmadıkları dönemde bir eve geçmemekte.</li>
<li>Araştırmamız sırasında tarlaya gitmeyen çocukların bir kısmının mahalledeki köylülerin evlerinde ya da çiftliklerinde çalıştıkları ya da hurda, pet şişe, hortum, muşamba, demir, plastik boru ve “zehirli pet” toplayıp sattıkları gözlemlendi.</li>
</ul>
<h4>Güneş çarpmasına en çok kız çocukları maruz kalıyor</h4>
<ul>
<li>12-14 yaş aralığındaki çocuklar arasında çalışanların oranı erkek çocuklar<br />
için yüzde 51, kız çocukları için yüzde 62. Kız çocukları tarlada çalışmaya daha erken yaşta başlamakta. 15-18 yaş dilimindeki erkek çocuklarının yüzde 92’si, kız çocuklarınınsa tamamı tarlada çalışmaya gitmekte. Erkekler ve kızlar arasındaki bu farkın en önemli sebebinin erkek çocuklarının okumaya devam etmeleri olduğunu düşünülüyor.</li>
<li>Çocukların başlarına gelen kazalara bakıldığında en fazla güneş çarpması (yüzde 39 ve 42), arı/böcek sokması (yüzde 51 ve yüzde 40) ön plana çıkıyor. Cinsiyet bazında bakıldığında güneş çarpmasının kız çocuklarının başına daha fazla (yüzde 47) geldiği görülmekte. Bunun sebebi de kız çocukları arasında tarlada çalışanların oranının daha fazla olması.</li>
</ul>
<h4>15’inden küçük yaşta doğuran kadınlar</h4>
<ul>
<li>Kadınlar ilk çocuklarını ortalama 21 yaşında doğurmuş. Yaklaşık yüzde 8’lik bir kesim ise ilk doğumunu 15 yaşından daha küçükken yapmış.</li>
</ul>
<p>Erkek çocukları arasında tarlada çalışsa da eğitimine devam edenlere rastlanırken, kız çocuklarında tarlaya çalışmaya gitmek, eğitimden kopmak anlamına gelmekte.</p>
<p>12-14 yaşları arasındaki kız çocuklarının büyük çoğunluğu çadır temizliği, bulaşık yıkama, ateş yakma, odun toplama, su taşıma ve küçük kardeşe bakma gibi ev işlerine dâhil olmakta. Aynı yaş grubu erkek çocuklarında bu işlerle ilgilenenlerin oranı daha düşük. Bununla birlikte erkek çocuklarının su taşıma, odun toplama ve ateş yapma gibi işlere daha fazla katıldıkları görülmekte.</p>
<p><strong>Raporda yer alan anlatımlardan bazıları ise şöyle:</strong></p>
<ul>
<li>Biz yaklaşık dördüncü ayımıza girdik işte. Dört aydır buradayız… Yani Şırnak’taki yasağın bu kadar kalacağını düşünmüyorduk… Hani kalsın kalsın bir ay kalıp gideriz diye düşünmüştük. Zaten geldiğimizde sadece şu dolaptaki iki parça elbiseyle geldik. Başka hiçbir şey yanımızda getirmedik… Şu anda ne Şırnak’a dönebiliyoruz, ne burada kalabiliyoruz. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Zehir petleri topluyorum. Mesela tarlalara ilaç veriyor. Petler, ilaçların petleri. Biz ona zehir diyoruz. Sonra onları satıyoruz. Köprünün üstünde bir tane bakkal var ona satıyoruz. (8-11 yaş, Çocuk Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Yani inan ki, bugün pazara gittik, hani pazardaki çocukları ağladı illa bana elbise al diye. Karneye gideceğiz, karnede giyecek elbisemiz yok. Annemiz sen bize elbise al. Gitti borç aldı. O da tabii ki n’apsın, onlar da diyor ki abla biz şöyleyiz, böyleyiz. N’apıyım kardeşim, çocuğum istiyor param yok, vereceğim. Canımı almayacaksın ya vereceğim. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
<li>Gelirim yetseydi zaten çadırda kalmazdım, bir ev tutmuştum. İnsan yeni evlendiği zaman, çadırda yaşamak zor geliyor. Her şey zor geliyor. Yürümek bile zor geliyor yemin ederim. Ben bazen öyle çadıra bakıyorum, lanet ediyorum hem kendime hem burada yaşadığım için buradaki insanların ben hepsine küfrediyorum. Bazen yakmayı düşünüyorum ha, o derece. (Kadın Odak Grup Görüşmesi)</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/23/mevsimlik-isci-cocuklari-zehirli-pet-toplayip-satiyoruz/">Mevsimlik işçi çocukları: Zehirli pet toplayıp satıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
