<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pınar Demircan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-demircan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-demircan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Feb 2022 12:37:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Pınar Demircan arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/pinar-demircan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 10:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[insan sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[temiz enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’la yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümünde Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan tasfiyesine her aşamasında insan ve çevre sağlığı ile ülke ekonomisine büyük zararlar vereceğini, iklim krizini yavaşlatmak için çarenin rüzgâr ve güneş enerjilerine yönelmek olduğunu anlattı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Pınar Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan başlayan negatif etkilerinin çalıştığı dönemdeki devasa riskler ve çevreye verdiği zararla devam ettiğini, tasfiye kararından sonra da hem çevreye hem de ekonomiye zarar vermeyi sürdürdüğünü söylüyor. Demircan, “Nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgâr enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı bilimsel olarak ispatlanmıştır,” diyor. </span></p>
<p><b>Nukleersiz.org ve nükleer karşıtı mücadele veren diğer dernekler, sıklıkla nükleer enerjinin temiz enerji olmadığını vurguluyor, taşıdığı tehlikelerin altını çiziyor. Nükleer enerjinin iklim krizine karşılık çözüm önerisi olarak sunanlara karşı sizin argümanlarınız nelerdir? Nükleer enerji iklim değişikliğini önleyebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-75688 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg" alt="Pınar Demircan" width="288" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 288px) 100vw, 288px" />Nükleer enerjinin iklim krizine karşı çözüm değil bilakis tehdit olduğuna dair iddiamız nükleerin salt bir enerji kaynağı olmadığı gerçeğine dayanıyor çünkü yaşamın devamlılığı ancak ekolojide yaratılan tahribat üzerinden bize kötücül formlarda dönmeyecek bir enerji türüyle mümkün olabilir. Yani enerjinin astarı yüzünden pahalı olmamalıdır. Nitekim kömürün riskleri, emisyonları artırdığı artık küresel çapta anlaşıldı ve kömürden vazgeçiliyor. Esasen Çernobil Nükleer Felaketi’nin ardından Avrupa’da 10 yıl boyunca nükleer santral kurulmamıştı. En son Fukuşima Nükleer Felaketi meydana geldiğinde Almanya tüm sanayisini besleyen elektrik üretiminin %30’unu sağladığı nükleer santralleri kapatma kararı aldı ve bu kararını 2022’de tüm reaktörlerini kapatmış olmak için adım adım uyguluyor, 11 reaktörünü kapattı ve kapatılmayı bekleyen altı reaktörü kaldı. Benzer şekilde Belçika, İspanya ve İsviçre 2030 itibariyle nükleer santrallerini tekrar açmamak üzere kapatma yani söküm kararı aldı. Almanya’nın kömürlü termik santrallerini de kapatma kararı aldığını biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada şunu hatırlatmak istiyorum: Almanya 2019’da ilk kez, hidro-olmayan yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr ve esas olarak biyokütle) nükleer santrallerden daha fazla enerji üretti. 2020’de nükleer üretimdeki önemli düşüşle aradaki fark genişledi ve yenilenebilir kaynaklar küresel olarak nükleer reaktörlerden yüzde 16,5 daha fazla elektrik üretti. 2020’de ise Almanya’nın 573 trevatsaat elektrik ürettiğini bunun 557 teravatsaatini tükettiğin görüyoruz. Türkiye’de ise üretimin 291 teravatsaat, tüketimin 290 teravatsaat olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Yani Almanya dev sanayisini yenilenebilir enerjilere dayandırarak mevcut nükleer santrallerini kapatmanın maliyetlerini de göze alarak nükleer enerji üretiminden vazgeçiyor. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Üretiminde Neden Almanya’yı Geçemesin?”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın yarısı kadar elektrik üreten ve tüketen Türkiye bu niye yapamasın? Kaldı ki Türkiye’de güneş elde edilen zaman süresi Almanya’ya göre 1000 saat daha fazla. Türkiye’de ihtiyaç duyulan elektriğin yalnızca %6’sı güneşten elde edilirken, yani Almanya’da yüzde 60 daha az güneş kapasitesi olmasına rağmen Türkiye’de üretilen güneş enerjisinin 46 kat fazlasını üretiliyor. Rüzgâr konusunda da benzer bir durum söz konusu: Almanya’da rüzgârdan elde edilen elektrik enerjisi ile tüketiminin yüzde 21’i karşılanırken ve Türkiye rüzgâr konusunda da Almanya’dan üç kat daha yüksek kapasiteye sahipken rüzgâr enerjisinden üretimi Almanya’nın yarısı kadar. Ayrıca Almanya 2022’de nükleerden çıktığı gibi 2038’de kömürden çıkmış olacak. Yani nükleeri de iklim krizine bir çare olarak görmüyor, iklim krizi açısından kapatılması elzem olan kömürden çıkışını da nükleerden sonraya bırakıyor! Bununla birlikte güneş ve rüzgârın istihdam olanaklarının nükleere göre en az 3 kat daha fazla olduğunu da belirtmeliyim. </span></p>
<h5><b>“Nükleer Santrallerin Söküm ve Atık Süreci de Çok Maliyetli”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın Fukuşima Nükleer Felaketi’nden ders çıkararak nükleer enerji üretiminden vazgeçmesinin arkasında Japonya’daki gibi bir felaketin meydana gelmesi halinde ilk günlerde açıklanan 250 milyar dolarlık kazanın maliyetinin bugün 750 milyar dolara ulaşmış olmasıyla da ilgisi var, kaldı ki izleyen yıllarda Fukuşima’nın maliyeti 1 trilyon doları da aşacak. Zira daha onlarca yıl nükleer atıklarla da uğraşılması gerekiyor. Yani nükleer tesis sökülse dahi sorunlar devam etmekte, hep ek önlemler alınması, yeni maliyetlerin yüklenilmesi gerekecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu öyle maliyetli bir süreç ki nükleer risklerin bilincinde olan çoğu ülkenin dahi nükleer santrallerini kapatmaktan kaçınmasının da nedeni. Zira mevcut siyasi iktidarlar bu sorun ve maliyetli süreçleri üstlenmek istemiyor. Esasen Almanya nükleer enerji üretiminden çıkmış olunca da sırada söküm süreçleri ve atık bertaraf süreçleri bulunduğundan nükleer sınavı bitmiş değil, yine bu proseslere insan ve maddi kaynak ayırmak zorunda kalacak. Örneğin; bugün ülkenin elinde 20 bin ton nükleer atık var, bunlar kimsenin kendi bölgesinde ya da “arka bahçesinde” istemediği atıklar. Almanya’da nihai nükleer atıklar için kalıcı milyonlarca Euro maliyet anlamına gelen kalıcı depolama alanı araştırmaları devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin bu söküm ve atık süreçleri dahil ekoloji ve yaşamın devamlılığı açısından riskleri saymakla bitmez, bu röportaja da sığmaz. Bunun için ilgilenen okuyucularımızı nükleersiz.org web sitemizde nükleer riskleri, karşı çıkış nedenlerimizi </span><span style="font-weight: 400;">100 nedende topladığımız sayfaya</span><span style="font-weight: 400;"> <a href="https://nukleersiz.org/100-nedende-nukleersiz/">davet edeyim.</a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin genel risklerine ek olarak, iklim krizine çözüm olamayacağını esas alan “Do not Nuke The Climate/Türkçe tercümesiyle</span><span style="font-weight: 400;"> İklimime Nükleer Bulaştırma!” </span><span style="font-weight: 400;"> adında dünya çapında bir kampanyanın başlatıldığını belirtmek isterim. Biz de bu <a href="https://nukleersiz.org/2021/10/cop-26-nukleer-karsiti-kampanya/">kampanyanın</a> aktif bir üyesi olarak Türkiye’de yaygınlaştırılmasına çalışıyoruz.</span></p>
<h5><b>“Akkuyu Nükleer Santrali’nin İnşaatı Dahi Yaşamın Kendisine Düşman”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıtın çıkartılıp işlenip, ömrünü tamamlamasına kadar geçen yaşam çevrimine “Nükleer Yakıt Çevrimi” denir. Yakıt çevriminin ön kısmı olarak adlandırılan süreç, uranyumun reaktörde kullanılmak amacıyla yerin altından çıkartılması ki burada da radyoaktif atıklar ortaya çıkar; kimyasallarla işlenmesi, zenginleştirilmesi ve yakıt imalatı aşamalarından oluşur. Elektrik üretimine başlandıktan 3 yıl sonra yakıtın reaktörden çıkartılmasını izleyen ve havuza alınarak gerçekleştirilen depolama süreçleri, havuzdan alınıp yeniden işleme tabi tutulması (bu aşamada denizaşırı sevkiyat da söz konusu) ve nihayet kalıcı depolama/jeolojik depolama süreçleri nükleer yakıt çevriminin kendisidir. Bu yakıt çevriminin her aşamasında karbon salınır. Bu prosesler benzin, mazot kullanılarak doğa tahrip edilerek gerçekleştirilmektedir. Ayrıca bu proseslerin her biri karbon salımı olan proseslerdir. Karbon salımı demişken tertemiz Akdeniz’in Akkuyu Plajı’nın, kum zambaklarının kökünü kurutan, fokların yaşam alanını yok eden Akkuyu Nükleer Santrali’nin görüntüsü bile, nükleer enerji tesisi inşaatının dahi ekolojiye dolayısıyla iklime yani yaşamın kendisine nasıl düşman olduğunu göstermez mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toparlayacak olursam nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bunun için bilimsel bir kaynak da paylaşabilirim. (</span><i><span style="font-weight: 400;">Sovacool, B.K </span></i><span style="font-weight: 400;">Valuing the greenhouse gas emissions from nuclear power: A critical survey</span><i><span style="font-weight: 400;">, Energy Policy,Volume 36, Issue 8, 2008)</span></i></p>
<p><b>Almanya, İsviçre gibi ülkeler nükleer santrallerini kapatma kararı alırken Türkiye yeni nükleer santral kurmanın peşinde. Türkiye’de Mersin ve Sinop’ta yapımları süren nükleer santraller durdurulmazsa ne gibi tehlikelerle karşılaşmak olası? Burada en çok akla gelen şey Çernobil ya da Fukuşima gibi kazaların yaşanma olasılığı. Ama bu çeşit kazalar olmasa dahi, normal işleyişiyle de nükleer santrallerin çevreye verdiği zararlar neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin hâlihazırda Mersin’de devam eden Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nden vazgeçmesi gerekiyor. Esasen Türkiye’de nükleeri bir enerji kaynağı olarak gören, geleceğin teknolojisi olarak değerlendirenlerin bile Türkiye’deki nükleer santral projelerine karşı çıkması gerekiyor. Nükleer santrallerin genel tehlikelerini, risklerini nükleer enerjiyi savunanlar ya bilmez ya da gerçekleşmesi düşük riskler olarak görür tecrübe etmeden anlamayacaktır fakat bu ülkenin gerçeklerini gören bilen, bilenlerin bilmeyenlere, görmek istemeyenlere anlatması lazım çünkü herkesin Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulmasına karşı çıkması Sinop’taki projenin ise başlatılmasına engel olması gerekiyor. Yani size 3’lü bir yelpazeden bahsediyorum:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleere özgü nedenler (ekolojik olmaması, savaş teknolojisi olması),</b></li>
</ul>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleer santrallerin kurulması için uluslararası sözleşme yapmak ve bunu yap-sahip ol-işlet formatında Ruslara teslim etmek dâhil şeffaflık ve hesap verebilirlikten uzak olma durumu yani bizim ülkemize özgü nedenler (siyasi nedenler).</b></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların içine Akkuyu NGS’de 2019’da meydana gelen reaktör temelinin inşaatının çökmesini, geçen sene yaşanan ve bir kilometrekare mesafede evlerin arabaların camlarının kılınmasına neden olan patlamanın ve daha birkaç gün önce Akkuyu NGS trafosunda çıkan yangının meydana geliş sebeplerini de ekleyelim. Bunlar sıradan olaylar değildir, bu ülkede nükleer enerjiyi savunanların bile Türkiye’de nükleer santral kurulmasına karşı çıkmasını gerektiren bazı önemli örneklerdir. </span></p>
<p><b>İklim kriziyle bu iki kategoriyi daha da öteye taşıması muhtemel nedenler şeklinde tasnif edebiliriz bunları. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleere özgü nedenleri açarsam nükleer aslında bir enerji kaynağından ziyade dünya genelinde ağlarını örmüş nükleer endüstrinin bir ürünüdür ve esas amacı nükleer silah üretimine ya da nükleer teknolojilerin geliştirilmesine yönelik üretimdir. Yani siyasi ve ekonomik pazarlıkların konusuna girer. Nükleer santral kurarak ana hedefin enerji üretimi olmadığını bize bu enerjinin verimli olmayan, riskli süreçleri ve uzun zaman alan maliyetli inşaat süreçleri zaten göstermekte. Kaldı ki nükleerin ekolojiye düşman su kaynaklarını kullanan ve kirleten bir üretim süreci vardır.  Örneğin, 2017’den beri bu konuda yazıyorum ki içinde bulunduğumuz iklim krizi çağında kurak geçen yaz mevsimi boyunca soğutma suyunu göl ve nehirden alan nükleer santrallerin kapatılması hatta yaz aylarında devreden çıkarılması gibi durumlar söz konusudur ve maalesef iklim krizi bu gibi örnekleri her geçen yıl çoğaltacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada nükleer enerji için verimli denebilir mi? Üstelik soğutma suyuna neden ihtiyaç duyulduğu da başlı başına bir sorun. Zira nükleer enerji doğası gereği verimsiz, aşırı ısınan bir maddeyi deniz suyuyla soğutarak aşırı yüksek sıcaklık üretmek suretiyle buhara çevirerek jeneratör çalıştırıyorsunuz. Kömürlü termik santralin daha fazla su kullananı diye düşünebilirsiniz ve bu suyu kullanmak için de deniz canlılarının ölmesine neden olan klor ve kimyasallar kullanılıyor. Şimdi bu noktada sadece bacasından karbon emisyonu çıkarmıyor diye nükleer santral iklim dostu farz edilebilir mi? Kaldı ki ek olarak yine ekolojik olarak sorun yaratacak başka bir madde salımı yapıyor. Periyodik olarak havaya radyoaktif izotoplar salıyor. Bazen bu salım daha uzun sürelerde oluyor. İşte bir problem geldiğinde belirlenen sınırlar aşılarak bu salım yapılırsa ve bu uluslararası meteoroloji kaynakları tarafından tespit edilirse imzaladığınız sözleşmelere ve vakanın büyüklüğüne göre ülkelere tazminat ödüyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan nükleer enerji ile ucuz elektriğe erişim imkânı gibi yalanlara da toplumun kanmaması gerekiyor çünkü elektriği şu anda dünya standartlarına göre 4 dolar sentten alırken Akkuyu nükleer santrali için bunun ilk 15 yıl için 3-4 kat fazlasına 12,35 dolardan satın alacağımızı taahhüt etmiş bulunuyoruz ki sonraki yıllarda bu temel fiyatın artmayacağını garantisi yok, kaldı ki yurttaş elektriğe ulaşırken eklenecek vergiler de cabası. Üstelik doların TL karşılığı anlaşma yapıldığı zaman 2,35 TL iken bugün 10 TL olması gibi Türkiye’nin ekonomik gidişatının vahametini gösteren durumlar söz konusu.  </span></p>
<p><b>Son olarak Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu eylül ayının sonunda kamuoyuyla paylaşıldı. Yeşil Gazete’de de sizin raporla ilgili detaylı incelemeniz yer aldı. Raporda geleceğe yönelik öne çıkan ayrıntılar sizce nelerdi? Dünya nükleer enerjiden uzaklaşıp temiz, yenilenebilir enerjiye yaklaşıyor, iklim kriziyle –en azından nükleer enerji alanında- gerçekten mücadele ediliyor diyebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef diyemeyiz. Bilakis dünya şimdi iklim krizi bacasından karbon salmadığı iddiasına dayanarak sorunlu ve sorumsuz bir yolda ilerleme eğilimi içinde bulunuyor. Diğer bir deyişle 1970’lerin sonunda Petrol Krizinde kömüre, petrole alternatif enerji kaynağı olarak gösterilerek adeta Nükleer Rönesans ilan edilen dönemde nükleer santrallerin birbiri ardına kurulması deneyimlenmişti. Şimdi benzer bir atılımı nükleer lobi iklim krizini bahane ederek yapmanın peşinde. Bu şekilde ikinci bir nükleer Rönesans başlatmak niyetindeler ki bunun en net örneği olarak Ortadoğu’nun nükleerleşmesinde görüyoruz. Yeni nükleer santraller kuşkusuz nükleer lobi için yeni müşteriler demek. Bugün 31 ülkede toplam 415 nükleer reaktör aktif operasyonda bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesi yeni bir hadise değil ancak her geçen yıl nükleer lobi bu konuda el yükseltiyor. Örneğin, 2017 yılında Bonn İklim Forumu’nda muzda da radyasyon var, bakın her gün yiyebiliyorsunuz diyerek muz dağıttılar. Muzdakinin radyasyon değil potasyum olduğunu es geçerek bunu yapıyorlar ki hemen ardından Türkiye’de de böyle haberler dolaşıma sokuldu. Muzdaki potasyumun endüstriyel izotopla aynı şey olmadığını, çocuklarda görülen tiroit kanserinin tek nedeninin endüstriyel izotoplar olduğunu oysa bu çocuklar için muzun önemli bir besin kaynağı olduğunu göz ardı ediyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda ilgili bir yazımın da linkini yeri gelmişken </span><a href="https://yesilgazete.org/nukleer-icin-medyada-turkiye-hamlesi-muzdaki-potasyuma-siginmak/"><span style="font-weight: 400;">buradan verebilirim.</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na dair bir değerlendirmeyi</span><span style="font-weight: 400;"> hemen her sene kaleme alıyorum çünkü hakikaten güvenilir ve tarafsız bilgi kaynağına ihtiyaç var bu alanda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz küresel olarak Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasıyla iklim krizinin durdurulması, en azından yavaşlatılması için bir adım atılmış olması sevindirici fakat nükleerin çözüm gibi sunulması nedeniyle bu yaklaşımın samimi olmadığını görüyoruz. Yani aslında iklim krizinde nükleere ayrılan kaynaklar çözümün kendisinden adım adım uzaklaşmak demek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’nda da nükleer enerjinin güneş ve rüzgâr üretimindeki maliyet düşüşlerine rağmen yaygınlaştırılmak istendiği görülüyor, oysa iklim riskleriyle birlikte düşününce nükleer endüstrinin dünyanın bütünü için mevcut olan risklerinin artmış olduğuna da dikkat çekiliyor. Dünya genelinde nükleer reaktörlerin yaşlanmakta oluşlarıyla bakım-onarım maliyetlerinin arttığı ve daha da riskli konuma geldikleri de düşünülmesi gereken hususlardan. Dileyenler raporun değerlendirmesine </span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://yesilgazete.org/2021-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi-gunese-ragmen-dunya-hala-soguk-ve-gri/">şuradan</a> göz atabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira iklim krizine çözümü nükleer enerjiyle verileceğini sanmak gerçeklikten kopmuş olmayı gerektirir. Her şeyden önce dünyanın çok vakti kalmadı. Nükleer çözüm bile olsa 10 yıldan önce bitmeyen inşaatlar, milyonlarca dolarlık maliyetlerin arşınlanma zorunluluğu hızlı önlemler alınmasına izin vermez. Kaldı ki 2030’da eriyen buzullara bağlı olarak deniz kıyısındaki nükleer santraller için deniz seviyelerinin yükselmesi gibi büyük riskler var. Bu risklerden biri de Akkuyu için geçerli. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Nükleeri İklim Krizine Çözüm Gibi Gösteren Ülkeler Arasında”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef Türkiye nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesine aracılık eden bir ülke konumunda çünkü enerji üretimi için uzun, maliyetli süreçlerin göze alınması bazı siyasi iktidarlar için siyasi vaatler oluşturarak bunları kullanmayı sağlıyor. Örneğin; iş piyasası yaratılacağı söyleniyor, dünya nükleer endüstri pazarına girileceği söyleniyor ve meşakkatli, uzun ve maliyetli süreçler neoliberal kapitalizmle uyumlu bir şekilde siyasilerin vaat edebileceği iş pastaları olarak sunuluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa nükleer santral faaliyete geçtiğinde asında bu vaatler de yerini burukluklara bırakacak çünkü nükleer santrallerin belli teknolojik standartları var ve know how sahibi olan Rusya’nın Türkiye tarafında teknolojik aktarım yapması söz konusu değil. Ayrıca Rusya’nın kendi iş piyasasını ilgilendiren bir durum bu daha çok. Şöyle bir örnek vereyim, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin nedenlerini ve sonuçlarını öğrenip Türkiye’ye aktarmak üzere Japon sivil toplum örgütlerinin davetiyle Fukuşima’ya birkaç kez gitme imkânım olduğunda bir nükleer santral ziyaret etmiştik. Orada görevliye Fukuşima sonrasında tüm nükleer santraller kapatıldığı için nükleer santral çalışanı olan teknik personeli işten çıkarıp çıkarmadıklarını sormuştum. Yanıt, “hayır kimse çıkarılmadı, yurt dışındaki projelerde değerlendirilecek onlar,” şeklindeydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin bir enerji kaynağı olmadığı konusunda son olarak size Ermenistan’dan bir örnek vermek isterim. Bildiğiniz gibi orada 400 Megavatlık bir nükleer reaktör var, önceden Ermenistan’ın Rus uzmanların desteğiyle yapılan 2 reaktörü vardı fakat 1988 yılında 7,2 büyüklüğündeki Spitak depreminden sonra kapatıldı ancak, 1995 yılında 2. ünite yeniden açıldı. Ermenistan, Rusya’dan yüzde 80 oranında doğalgaz ithal eden bir ülke yani Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı. Nükleerden elde ettiği elektrik enerjisinin yarısını ise İran’a ihraç ediyor. Yani Ermenistan nükleer santrali kendi enerji ihtiyacını karşılamak için üretmiyor. Şu anda da renovasyon sürecinde olan santralin en az 2026’ya kadar çalıştırılması planlanıyor. Türkiye’de halihazırda kurulu kapasiteye ve gelecek projeksiyonlara baktığımızda elektrik üretimine ihtiyaç görülmüyor ve Türkiye halihazırda yüzde 50 oranında Rusya’ya olmak üzere toplam yüzde 70 civarında enerjide dışa bağımlı bir ülke pozisyonundadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa siyasi iktidarın retoriğinde “yerli ve milli” tabir edilen enerji üretimi ancak güneş ve rüzgarla mümkündür zira dev endüstrisini Türkiye’deki kapasitenin yarısıyla ayakta tutabileceğini öngören Almanya yüzünü tamamen güneşe ve rüzgâra dönebiliyorsa bunu Türkiye çok daha kolay ve kısa sürede başarabilir. Aksi takdirde Türkiye insan ve maddi kaynağını nükleer enerjiyle tüketirken yurttaşlarını istihdam edebileceği yarınlarını doğru projelerle emanet edebileceği güneş ve rüzgâr enerjisi üretim süreçlerine geç kalabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Röportajın ilk bölümüne </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">buradan erişebilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 10:15:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[enerji kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif atık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nükleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’la radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü taraflara karşı mesuliyetlerle ilgili ekim ayında yürürlüğe giren kanunlar ve nükleer enerjinin tehlikeleri üzerine faydalı bilgiler içeren kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/">&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Pınar Demircan’la gerçekleştirdiğimiz uzun söyleşinin ilk bölümünde ekim ayında Resmî Gazete’de duyurulan radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü tarafları ilgilendiren sözleşmelere odaklandık. Demircan, yürürlüğe giren sözleşmelerin zaten Türkiye’nin imzalamaya mecbur olduğu sözleşmeler olduğunu söylüyor. Demircan’a göre bu sözleşmelere odaklanmak yerine var gücümüzle nükleer santrallerin hayata geçmesini önlemeye çalışmalıyız: “Bizim meselemiz bu sözleşmelerin TBMM’den geçmesi değil nükleer santral gibi riskli, ağır hantal, müsrif ve maliyetli bir tesisin kurulmasına izin vermemiz olmalıdır. Bu bağlamda dikkatimizi yöneltmemiz gereken şeyin engelle(ye)mediğimiz bu nükleer santraller karşısında haklarımızı korumak olduğunu eklemeliyim.”</span></p>
<p><b>Radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü taraflara karşı mesuliyetlerle ilgili yeni onaylanan kanunlarla ilgili görüşleriniz nedir? Bu sözleşmelerle birlikte uygulamalarda ne gibi farklılıklar yaşanacak? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-78406 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/pinar-demircan.jpg" alt="Pınar Demircan" width="321" height="372" />Radyoaktif atık konusu Türkiye’de nükleer santral olsun olmasın mevzuatta yeri olan ve olması gereken bir konudur. Zira nükleer santrallerde nükleer atık formunda radyoaktif atık oluştuğu gibi tıpta, tarımda, çeşitli endüstriyel alanlarda, mesela büyük baraj inşaatlarında dahi radyoaktif atık kapsamına giren madde ve malzemeler kullanılmaktadır. Radyasyon kaynaklarıyla çalışanların ekipman ve kıyafetleri de bu kapsamdadır. Radyoaktif atıklar insan ve çevre sağlığını yani ekolojiyi direkt ilgilendirdiği için bu maddelerin bertarafları çok dikkatli, özenli ve prosedürlere uygun olarak gerçekleştirilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önceden Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun (TAEK) görevleri arasında yer alan bu süreçler 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildikten sonra yeni kurularak TAEK çalışanlarının da transfer edildiği Türkiye Enerji Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) içindeki Radyoaktif Atık Yönetimi Koordinatörlüğünün sorumluluğuna geçti. Böylece radyoaktif atıkların toplanması, kabul edilmesi, işlenmesi, sınıflandırılması, taşınması, etiketlenmesi, paketlenmesi, depolanması ve bertaraf edilmesi bu birimin görevi oldu. Ne var ki radyoaktif atıklarla ilgili bir kurumun varlığı uygulamanın düzgün yapıldığı anlamına gelmez. Zira uygulamanın prosedür ve yönetmeliklere uygun olması için denetimlerin yapılması, uygunsuzlukların raporlanması hatta yaptırımların uygulanması gerekir. </span></p>
<h5><b>“Dünyanın En Önemli 20 Radyoaktif Kazasından Biri Türkiye’de Oldu”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu denetimler yapılmadığı için örneğin TAEK zamanında İkitelli’de kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi cihazının “hurda” diye atılması gibi bir olay yaşadık. Bu olayla Türkiye “Dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesine girdi. Radyoaktif maddeyle direkt temasa geçen bir kişi 10 yıl sonra kanserden öldü, ailenin 12 ferdi ise radyoaktif maddeyle görece daha az temasları ölçüsünde sonradan gelişen çeşitli hastalıklardan muzdarip yaşamlarını sürdürmekte. Mahkeme Türkiye Atom Enerjisi Kurumunu (TAEK) ağır kusurlu buldu. Ilgaz Ailesi’nin 13 ferdine, faizleriyle birlikte 3 milyon TL’yi geçen maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi. TAEK parayı ödemeyince aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. TAEK, AİHM süreci içerisinde tazminatı aileye ödedi. Bu olay son olmadı, daha sonra da irili ufaklı fazla gündemde tutulmayan radyoaktif atık kaynaklı vakaların meydana geldiği kamuoyuna yansıdı fakat hepsinin ötesinde devletin kurumlarının radyoaktif atık konusuna nasıl bigâne kaldığını gösteren en büyük vaka İzmir Gaziemir gerçeği ile karşımızda duruyor.</span></p>
<p><b>Gaziemir’deki tehlikenin boyutları nedir ve bu konuda önlem olarak neler yapılıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gaziemir’de 90’lı yıllarda artan şehirleşmeyle beraber mahalle ortasında kalan bir kurşun fabrikasında atık geri dönüşüm proseslerinde işlenmek üzere o sahaya getirilen nükleer yakıt çubuğu dâhil radyoaktif maddelerin yakılması neticesinde bugün o toprakta cüruf hâlinde 100 bin tona yakın nükleer bulaşık, dolayısıyla nükleer atık bulunuyor. En azından 2007 yılında bu konunun bilgisi dâhilinde olan TAEK ise hiçbir sorumluluk almamış olduğu gibi bugün TENMAK da bu konuyla ilgilenmiyor. Maalesef bertaraf edilmesi gereken nükleer ve kimyasal atıklar toprağa karışmışken ÇED onayının alınarak, sivil toplum örgütlerinin, işin uzmanı meslek odalarının katılımını öngören bilimsel bir nükleer atık bertaraf prosesine başlanmış değil. Kaldı ki bu nükleer atık alanı bir yerleşim yerinin ortasında ve çok yakınında bir de ilkokul var. Gaziemir’e ilişkin detaylarla ilgilenen okuyucularımız “Gaziemir’de bazı yeni gerçekler ve İhmalin Otoriter hâli” yazıma bakabilirler.</span></p>
<h5><b>“Bu Sözleşmelerin ‘Mış Gibi’ Yapmaktan Öte Bir Faydaları Yok”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla Akkuyu Nükleer Santrali faaliyete geçerse nükleer atık konusunda bu ülkede sorun yaşanmayacağına inanmak maalesef mümkün değil, kaldı ki bir de Sinop projesinde ısrar ediliyor. Gaziemir meselesinin kamuoyuna intikal ettiği 2007’den bugüne sivil toplumun bütün örgütleri, meslek odaları tarafından bu radyoaktif atıkların dünya standartlarına göre bertarafı talep edilirken devletin kurumları halkın sağlığını açıkça hiçe saymaktadır. Söz konusu radyoaktif temizlik nükleer atıkların bertarafı önceden TAEK’in sorumluluğundaydı bugün de TENMAK’ın sorumluluğunda olduğu üzere sivil toplum güçlerine destek veren, radyoaktif atıkların halk sağlığını tehdit ettiğini savunan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de eli kolu bağlı bulunmaktadır. Kaldı ki nükleer atık bertarafı çok yüksek maliyetler gerektirir, termik santrallerin filtresiz çalıştırılmasına izin verilmiş bir ülkede bu maliyetlerin durduk yerde karşılanmasını beklemek sanırım biraz hayalcilik olur. Bu da bize TENMAK yetkililerinin Gaziemir’deki nükleer atık sorununa bigâne kalırken Türkiye’nin imzaladığı </span><b>Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme’nin imzalanması </b><span style="font-weight: 400;">gibi gelişmelerin bu konudaki prosedür ve yönetmeliklerin kâğıt üstünde kaldığını, “mış gibi” yapıldığını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası ben bunu Akkuyu NGS için 4. reaktörün inşaat lisansına onay verilen aşamaya gelinmişken dünya standart ve yönetmeliklerine uyum sağlandığına dair bir güvence verme gerekliliğinin bir parçası olarak okuyorum. Yani 6 Ekim 2021 tarihinde mecliste onaylanan bu </span><b>Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme</b><span style="font-weight: 400;"> ile </span><b>28 Ocak 1964 Tarihli Ek Protokol ve 16 Kasım 1982 Tarihli Protokol ile Değiştirilen 29 Temmuz 1960 Tarihli Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmeyi Değiştiren Protokol</b><span style="font-weight: 400;"> hâlihazırda nükleer santral inşasına devam edilirken Türkiye’nin zaten imzalamak zorunda olduğu iki sözleşmedir. Ayrıca zaten Türkiye TAEK’in kurulduğu 1956 yılından Akkuyu projesine kadar nükleer santraller için dört defa ihale açmış bir ülke olarak bu sözleşmelere ilk imzaları önceki iktidarlar döneminde atmış bulunuyor. Öte yandan onaylanma tarihine denk gelişi itibariyle bunları Paris İklim Sözleşmesi’nin onayıyla bağdaştırmak kamuoyunu yanıltıcı bir yaklaşım olur. Kaldı ki Paris Sözleşmesi biz nükleer karşıtları için de çok kıymetli çünkü iklim krizi politikalarına uyum sağlamak gerekliliği bizim termik santrallerden kurtulmamızı sağlayacak. Zira nükleerin gerçek anlamda ekoloji üzerindeki tahribatını önemserken yaşamı söndüren bir başka enerji kaynağına güzelleme yapmayı etik ve samimi bulmuyorum. Bu nedenle kömürlü termik santrallere karşı mücadele edenlerin de nükleerin enerji formunda propagandasını yapanlara itiraz etmesi gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmeyi Değiştiren Protokole yeniden dönecek olursak bu protokolün imzalanması ne anlama geliyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu protokol Anayasanın 90. Maddesi olan “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” şartı gereği nükleer santral inşaatı bitmeye yakın bir ülkede nükleer sızıntı ve vakaların yaratacağı mağduriyetlerin tazmini konusu sözleşmeye taraf olan komşu ülkelerin gündemini ilgilendiriyor. Yani doğrudan uygulanabilecek uluslararası sözleşme niteliğindeki Paris Sözleşmesi’ne uyum şartı aranmaktadır. Buradaki Paris Sözleşmesi’nin Nükleer Enerji Ajansı tarafından 1960’larda hazırlanan protokollere dayandığını yani 2015’te imzaya açılan Paris İklim Sözleşmesi’yle ilgisi olmadığını, bunun isim benzerliği olduğunu belirtmek isterim. Açıkçası nükleer santral sahibi olmaya niyetlenen bir ülke pozisyonundaki Türkiye için sırasını bekleyen daha çok sözleşme, düzenlenmesi gereken kanun, imzalanması gereken protokol olduğunu da belirtmeliyim. Esasen bunlar nükleer meselesinin nasıl sadece tek bir ülkeyi ilgilendirmediğinin de göstergesidir. Yani ham maddesinden atığına kadar süreci nasıl yürütmekte olduğunuza dair dünya standartlarına uyum sağlamamız gerekiyor. Bu nedenle bizim meselemiz bu sözleşmelerin TBMM’den geçmesi değil nükleer santral gibi riskli, ağır hantal, müsrif ve maliyetli bir tesisin kurulmasına izin vermemiz olmalıdır. Bu bağlamda dikkatimizi yöneltmemiz gereken şeyin engelle(ye)mediğimiz bu nükleer santraller karşısında haklarımızı korumak olduğunu eklemeliyim. Yani uluslararası sözleşmelere dayanan iç hukukun da oluşturulması safhasında bizlerin baskı grupları olarak katılımcılık esasının göz ardı edilmemesi ve sürece dâhil olmamız için çaba göstermemiz gerekiyor. Aksi takdirde biz sızıntı ya da kaza hâlinde yurttaşlar olarak derdimizi kimseye anlatmamız mümkün olmayabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle nükleer atık konusunda öne çıkan diğer bir husus da Türkiye’nin nükleer santral sahibi olma yolundayken atıklarını, kullanılmış yakıtını nasıl tasnif edeceğine dair belli kanunları, standartları oluşturması gerekliliğidir. Bizler demokratik kitle örgütleri ve yurttaşlar olarak bu sözleşme ve kanunların da hazırlanma süreçlerine dâhil olabilmeliyiz. Bu noktada diğer ülkelerin ilgili kanun maddeleri üzerinde bir çalışma yapılması ve en iyi örneklerin baz alınması gerekir diye düşünüyorum. Ne var ki Gaziemir örneği bize yasalar, yönetmelikler olsa da uygulanmadıkça ortaya çıkan tehlikeli sonuç açısından fark yaratmadığını bize gösterdi. Nitekim 2014 yılında Gaziemir’deki nükleer atık davası açılınca Mahkeme sorumlu Aslan Avcı şirketinin ÇED alarak radyoaktif temizlik yapmasına hükmetmiş olmasına rağmen davalı mahkeme kararlarına uymamış ve kararın uygulanması ancak bizim sivil toplum örgütleri olarak kampanya başlatmamızla mümkün olmuştur. Fakat bu sefer de şirket ÇED gerekliliklerine göre radyoaktif temizlik işlemleri maliyetli olduğu için halkın sağlığını hiçe sayarak gece yarısı fabrika sahasındaki radyoaktif cürufu ve kayaları iş makinalarıyla parçalama, öğütme yoluna gitmiştir. Bu arada Aslan Avcı şirketine o güne kadarki en yüksek çevre cezası olan 5 milyon TL kesilmiş olmasına rağmen bu cezanın 2020’de kesinleştiği haberi de şirketin cezayı ödemeye direndiğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlara ek olarak maliyetli ÇED sürecini fırsata çevirmek amacıyla davalı Aslan Avcı’nın şirketi fabrika sahasına atık bertaraf tesisi kurmaya kalkıştı. Neyse ki bir kez daha demokratik kitle örgütleri ve baskı gruplarının müdahalesiyle kamuoyundan yükselen tepki böyle bir sürecin başlamasını engellenmiştir.</span></p>
<p><b>Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme</b><span style="font-weight: 400;">ye </span><b>dair altını çizmek istediğiniz en temel noktalar nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dikkatli bakarsak bu sözleşmenin de benzer şekilde geçmişi 1960’lara giden ve yıllar içinde güncellenen uluslararası protokollerden oluştuğunu görüyoruz. Esasen bu sözleşme nükleer santral sahibi olup olmamaktan bağımsızdır çünkü ülkeler nükleer bir hadiseden etkilenen vatandaşlarının zararlarının tazmini amacıyla gerekli hukuki ve finansal altyapıyı oluşturmaları gerektiğinin farkına varmışlardır. Örneğin, bu sözleşmeyi imzalayanlar arasında nükleer santrali olmayan Yunanistan da vardır. Esasen Türkiye’nin bu protokolü nükleer santral inşaatına başlaması gerekmiyordu, Çernobil gibi bir felaket bu dünyada yaşanmaktayken (şimdiyi de dâhil ediyorum çünkü nükleer kazaların etkileri yüzlerce yıl sürer, nitekim bugün de devam ediyor) yurttaşlarının Avrupa’da meydana gelebilecek bir sızıntıya karşı tazminat alabilmesi imkânını sağlayacak şekilde daha önce onaylatmalıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani çok açık ki sözleşmeye taraf olan OECD üyesi 18 ülkeden biri olarak Türkiye’nin bu sözleşmeyi meclisinde en geç onaylatan ülke olması nükleer santral sahibi olma yolunda sona yaklaşmasıyla ilgili görünmektedir. Daha açık bir ifadeyle diğer ülkelere tazminat hakkı doğuran bir yatırımı hayata geçirmek üzere olduğu için bu onayın kendisinden talep edildiğini göstermektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi bu sözleşme TBMM’de onaylandığına göre bir de iç hukukun oluşturulması gerekecektir ki işte bizi bu kısmı yakından ilgilendirmelidir lakin bu kanunun TBMM’de onaylanmasına dair Resmî Gazeteye baktığınızda “Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür”den başka bir cümle göremiyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tekrar vurgulamak isterim ki bizim bu noktada odaklanmamız gereken nokta; Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmesi’nin iç hukuka yönelik düzenlemelerinde katılımcılık ve şeffaflık, hesap verebilirlik gibi demokrasilerin olmazsa olmaz kriterlerine uyum sağlanıp sağlanmayacağıdır ki demokratik hak taleplerimizde olduğu gibi bu konuda da demokratik kitle örgütlerine, sendikalara, çevre hatta insan hakları derneklerine ve baskı gruplarına büyük sorumluluk düşmektedir. </span></p>
<p><b>Bu iki kanunun uygulamasında çevre ve insan sağlığı için ne gibi riskler bulunuyor? Radyoaktif atıkların yönetimi nasıl olmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kullanılmış yakıt ve radyoaktif atık konularına ilişkin düzenlemeler özellikle nükleer enerji santrali olan ülkelerde yapılmak zorundadır çünkü nükleer santraller çalıştırılıyorsa kullanılmış yakıt oluşması kaçınılmazdır. Kullanılmış yakıtlar 10-20 yıl soğutulmak üzere tesis sahasındaki havuzlarda bekletilir ve bekleme süresinin sonunda yeniden işleme merkezine gönderilerek işlemden geçirilir. Bu arada Yeniden İşleme Merkezi, Akkuyu için Rusya’nın kendi topraklarındaki tesisidir, yani atıklar Rusya’ya gönderilecektir. Bu gönderim güzergahı da muhtemelen Boğazlar ve/veya yapılmasını asla hayal dahi edemiyorum Kanal İstanbul olabilir. Atıkların yeniden işlenmesi pahalı ve zor bir süreç olmakla birlikte bu yöntem İngiltere, Fransa, Belçika, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi birçok ülkede uygulanmaktadır. Kullanılmış yakıt işlendikten sonra kalan kısımlar yüksek dereceli radyoaktif atık olduğu üzere yine depolanması gereken maddelerdir dolayısıyla bunlar için kalıcı/nihai atık deposunun kurulması gereklidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya’nın yasalarında “Gelişmekte olan ülkelerden nükleer atık almaz” ibaresi bulunduğu üzere ki Türkiye, Rusya karşısında bu sınıfa girmektedir, nihai nükleer atıklar Türkiye’ye gönderilecektir. Bu ise bize çok yüksek meblağlarda maliyet anlamına gelen yeni bir tesisin kurulması zorunluluğunu ve risklerini beraberinde getirecektir. Zira kullanılmış nükleer yakıtların depolanması ve taşınması için özel tesis ve donanımlara ihtiyaç vardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu depolama tesisi yakıtın kalıcı olarak bertaraf edileceği derin jeolojik bertaraf da olabilir (yeraltı depoları için 250 ila 1000 m derinliklerde, kuyular için 2000 ila 5000 m derinliklerde kurulur) ancak bunlar için deprem riski olan bölgeler tercih edilmez. Bu noktada Türkiye’nin fay hatlarının %99’u aktif bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatmama gerek var mı? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte Nükleer Düzenleme Kurumuna (NDK) baktığımızda 2021-2025 Stratejik Planında: “Proje Şirketi, radyoaktif atıkların ve kullanılmış yakıtların Hükümetin sorumluluğu altındaki nihai bertaraf tesislerine taşınmasına kadar yönetiminden ve Nükleer Güç Santralinin (NGS) sökümünden sorumludur” ibaresi bulunmakta. Burada NGS genel bir ifadedir, yani Akkuyu NGS ile sınırlı değildir, Sinop’ta proje ilerlerse bu yaklaşım esas olacak anlamına gelmektedir. 1989’da kurulan tek radyoaktif atık tesis ile sınırlı kalabileceği düşünülmesin. Ciddi maliyet yüklenmeyi gerektirecek yeni bir tesis kurma gerekliliği söz konusudur.  </span></p>
<h5><b>“Nükleer Santralin Maliyeti Kamuoyuna Düzgün Bir Şekilde Anlatılmış Değil”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ez cümle, nihai atık bertaraf tesisinin açıkça hükümetin sorumluluğunda olduğu ifade edilmiş bulunuyor. Yani bizim ÇED davalarında ısrarla dile getirdiğimiz sorguladığımız ağır maliyetleri ve riskleriyle nihai atık bertaraf tesisin de kurulması gerekliliği bulunduğuna, bu işin Türkiye’nin yarınını ipotek altına aldığına dair dikkat çektiğimiz husus bu ibareyle itiraf edilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasi iktidar Türkiye’de nükleer santral kurulması sürecinin maliyetlerinin yükünü henüz kamuoyuna düzgün bir şekilde anlatmış değil. Maalesef nükleer santralin kurulum süreci bugüne dek yol, köprü, baraj gibi mega projelerde başvurulan yap-işlet-devret mantığıyla inşa edildiği gibi olacak şeklinde bir algı yaratılıyor fakat durum nükleer santraller için çok farklı zira proses Built-Own-Operate/yap-sahip ol-işlet (B.O.O) prensibine dayanıyor. Yani bırakın nükleer santralin hükümetler arası anlaşma ile yapılmasını, bizim esas mesele etmemiz gereken yap-sahip ol-işlet tipinde bir anlaşmayla nükleer santral kurulması olmalıdır.  </span></p>
<h5><b>“Her Bir Nükleer Santral, Atom Bombası Potansiyeli Taşır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Her bir nükleer santral atom bombası anlamına geldiği üzere siz ülkede bu silahın anahtarını örneğin Akkuyu için Rusya’ya teslim etmişseniz kendinize atom bombası atmışsınız demektir. Öte yandan bu bir know-how meselesi. Türkiye istediği kadar Rusya’ya öğrenci göndersin, nükleer teknoloji bilgi ve birikimi yok ve ekonomik olarak başka birçok ihtiyaçları varken enerjisini nükleer santral kurmak için harcaması büyük kayıp kaldı ki nükleer santraller bu çağın enerjisi değil, yenilenebilir enerjilerden güneş ve rüzgâr gücünü göstermişken nükleerin hiç şansı yok. Zira sermaye grupları rüzgâr ve güneş enerjisinden üretim maliyetleri yüzde 70’lere varan bir düşüş gösterirken aynı zaman zarfında üretim maliyetleri yüzde 30 artan ve nükleer enerji karşısında tabii ki yenilenebilir enerjiyi tercih edecek ve bu makas her geçen gün daha da açılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Röportajın ikinci bölümüne </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/"><span style="font-weight: 400;">buradan ulaşabilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/">&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2021 12:40:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[akkuyu]]></category>
		<category><![CDATA[Caretta Ekolojik Ahval]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Caretta Ekolojik Ahval’da bu hafta 26 Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil Nükleer Kazasının 35. yıldönümünde bağımsız araştırmacı, Nukleersiz.org koordinatörü,  Yeşiller Partisi kurucu üyesi,  Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan’ı konuk ediyoruz. Demircan ile Netflix’de yayınlanmaya başladığı 2019’dan itibaren Çernobil’i dünya gündemine yeniden sokan aynı adlı diziden Fukuşima’daki radyoaktif suyun okyanusa boşaltılması kararına; Akkuyu-Sinop gelişmelerinden iklim krizine pek çok konuya değinme imkanı bulduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/">‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><b>Çernobil’i Turizme Açtılar</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Cahit Sıtkı Tarancı’nın “35 Yaş Şiiri’ne atıfla başlıyor sözlerine Pınar Demircan. İnsan için 35 yılın ömrün yarısına tekabül etmiş olmasına karşın, 240 bin yıla kadar etkisini sürdürebilen radyoaktif maddeler söz konusu olduğunda bunun insan ömrü ile karşılaştırıldığında çok kifayetsiz kaldığını ifade eden Demircan, “Çernobil’de meydana gelen felaket Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın 1990’da belirlediği nükleer olay ölçeklendirmesine (INES) göre 7 seviyesi ile tarihteki en büyük kazalardan biri. 7 ölçeğindeki diğer kaza ise 2011’de yaşanan Fukuşima. Çernobil dizisinde kazanın komünist sistemle yönetilen bir yerde ve eski teknoloji kaynaklı yaşandığı vurgulandı. Dizinin yayını sırasında, “</span><a href="https://yesilgazete.org/cernobil-dizisi-neden-simdi/" target="_blank" rel="noopener"><b>Çernobil dizisi, neden şimdi?</b></a><span style="font-weight: 400;">”</span><span style="font-weight: 400;"> başlıklı bir yazı yayınlamıştım. Dizinin zamanlaması dikkatimi çekmişti. Nitekim dizinin yayınından aylar sonra Çernobil bölgesi resmi olarak turizme açıldı. Bu kararın ardından da sezonluk olarak 70 bin insanın nükleer kazanın yaşandığı gölgeyi ziyaret ettiği bilgisini öğrendik. Bunun yanı sıra Çernobil üzerine bilgisayar oyunları da var. Tehlike halen devam etmesine rağmen Çernobil’e gitmek bir trend haline getirildi” şeklinde konuştu.</span></p>
<h5><b>Fukuşima Tarzı Bir Kaza Japonya Yerine Mısır, Bangladeş ya da Türkiye’de Gerçekleşmiş Olsaydı?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Fukuşima Nükleer felaketinin meydana gelmesinin kapitalizmle doğrudan ilişkisi bulunduğunu belirten Nukleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan, “Fukuşima’da maliyetler nedeniyle alınmayan önlemler bu felakete yol açtı. Fukuşima Daichi Nükleer Santrali’ndeki tsunami duvarı 14 metrelik dalgalar öngörülerek inşa edilmesi gerekirken 8 metre yükseklikte bırakılmış. Yine de bu kazanın Japonya’da yaşanması, o ülkenin teknolojik imkanlarını göz önüne aldığımızda dünya için bir şans. Nükleer santral inşaatları devam eden Türkiye, Bangladeş veya Mısır’da buna benzer bir kaza yaşanmış olsa etkileri daha kötü olabilirdi. Fukuşima’nın ardından Japonya 54 olan reaktör sayısını 9’a indirdi. Bunun nedeni de Japonya’nın, aynı Türkiye gibi bir deprem ülkesi olması” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu ve Sinop süreçlerine de değinen Pınar Demircan, 2016’da uzmanların koordineli çalışması sonucu gerçekleşen savunma ile ortaya çıkan bilirkişi incelemelerine rağmen ÇED onayının Akkuyu için verildiğini kaydederek şunları söyledi, “ÇED ile ilgili süreci Anayasa Mahkemesi’ne götürdük fakat henüz dava sonuçlanmış değil. Bunun yolu AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kadar gider diye düşünüyorum. Akkuyu Nükleer Santrali 1200 MW’lık 4 reaktörden oluşuyor ve soğutma suyunun da sıcak olduğu hepimizin malumu Akdeniz’den çekmesi planlanıyor. Akkuyu’da ortaya çıkacak nükleer atıklara dair de bir öngörü yok. Atık konusu dünyada çözümlenebilmiş değil. Finlandiya’da yapımı devam eden Onkola Nükleer Atık Sığınağı’nın da inşaatı ertelenmiş durumda. Akkuyu’da inşaat alanında sayısı altı bini aşan işçiler için bir şehir kuruldu ve hiçbir altyapısı da yok. Akkuyu’da neler olabileceğini tahmin etmek için Fukuşima’ya dönüp bakmakda fayda var. Şu anda çok gündemde bir radyoaktif su sorunu var Fukuşima’da. 1 milyon 250 bin tona ulaşan radyoaktif suyun okyanusa boşaltılacağı açıklandı. Dünyayı radyoaktiviteye bulamaları kabul edilemez.”</span></p>
<h5><b>Nükleer Yenilenebilir Enerjidir İddiası Nükleer Lobisinin Bir Oyunu</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">İklim inkarcıları ve nükleer destekçilerinin son zamanlarda dile getirdiği, “Madem fosil yakıtları terk edeceğiz, o halde nükleer enerjiye geçiş yapalım” argümanına dair de eleştirilerde bulunan Demircan, “Nükleer santrallere karşı olmamızın tek nedeni gerçekleşmesi muhtemel kazalar, felaketler değil. Bu nükleerin sadece bir yönü. Nükleer santralleri salt bir bina, tesisten ibaret gibi düşünmemiz çok yanlış. Santrallerin karbon salmadığı iddiası gerçeği yansıtmıyor. Hem inşaat sürecinde hem uranyum çıkarma sondajı işlemlerinde hem de sevkiyat aşamalarında karbon salımı gerçekleşiyor. Nükleer santraller yerin altından uranum çıkarma prosesinden atık sürecine gelinceye kadar karbon salımı yapar. Diğer yandan nükleer santral bulunan yerlerin 5 kilometrelik yarı çapında yaşayanların sağlığına zararlı etkileri de söz konusu. Fukuşima’da kalp hastalıklarının 29 kat artmış olduğu tespit edilmiş durumda. Nükleer enerji yeşil ve temiz bir enerji değildir. Bize yıllardır doğal gazın da temiz olduğu söylendi fakat bugün onun da fosil yakıtlardan biri olduğunu biliyoruz. Nükleerin yenilenebilir enerji olarak gösterilmesi tamamen nükleer lobinin bir oyunundan ibaret” diyerek sözlerini noktaladı.</span></p>
<p><iframe title="Spotify Embed: ‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/26Mz4wQO1orU4E4Rzo4n7G?si=KZpNBKUeRtKWJ4K5A_FMuQ&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/04/30/nukleer-yesil-ve-temiz-bir-enerji-degildir/">‘Nükleer Yeşil ve Temiz Bir Enerji Değildir!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
