<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nükleer enerji arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-enerji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-enerji/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Mar 2022 07:20:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>nükleer enerji arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/nukleer-enerji/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 12:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu NGS]]></category>
		<category><![CDATA[çernobil]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazının iddiası Ukrayna'nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya'yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna'da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca devletler arasındaki rekabet çeşitli eşitsizliklerin kaynağı olmuştur. Harvey&#8217;in ifadesiyle sürekli birikime dayanan kapitalizmin içkin çelişkilerini dünya sahnesine taşıyan bu ilişki biçimi bize savaşın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu hep hatırlatır. Bu durum, kapitalizmin tekelci karakterinden ileri gelirken emperyal devletler arasında kurulan bölgesel ittifaklar ve azalan fırsatlar karşısında kaynak ihtiyacı içinde bulunmanın itici kuvvetiyle bir başka ülkenin toprağını işgal biçiminde tezahür eder. [1]</span><span style="font-weight: 400;">Bu yazının iddiası Ukrayna&#8217;nın Rusya tarafından işgalinin kapitalizmin çıkmaz sokaklarından birinde gerçekleştiğine ve dışa bağımlılığın nükleer endüstri devi Rusya&#8217;yı da çaresiz durumda bırakarak saldırganlaştırmış olma ihtimaline yaslanmaktadır. Bununla birlikte yazının gayesi nükleer enerji penceresinden bakarak benzer koşullar doğduğunda ülkemiz dahil başka coğrafyalarda Ukrayna&#8217;da yaşanan işgalin vuku bulma ihtimaline işaret etmektir. Hele bu ihtimal siyasi iktidarların ticari bağlantılarla elini güçlendirdiği ve kendi bekası için kapıyı açmaktan imtina etmediği durumlarda işgalci güçlerin pencereden değil, kapıdan girmesine olanak veriyorsa, bu süreç yazının ilerleyen kısmında açıklayacağımız üzere iktidarın “Ak” kuyusuna da dönüşebilir. </span></p>
<figure id="attachment_79128" aria-describedby="caption-attachment-79128" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-79128" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg" alt="İnşasına devam edilen Akkuyu NGS" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-ngs.jpg 729w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-79128" class="wp-caption-text">İnşasına devam edilen Akkuyu NGS</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmiş deneyimler referans alındığında enerji kaynaklarının savaş çıkarma payını azımsamak mümkün değildir. Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden kısa bir süre sonra nüfus artışına bağlı olarak endüstrileşmede ilerlemenin sağlanması için doğal kaynaklara ihtiyacın artması, gelişme ve kalkınma ideali ikinci bir savaşı başlatma eğilimlerini beslemiştir. Akabinde, kaynak bağımlılığı ve uluslararasılaşmanın derinleşmesiyle bu ihtimalin güçlendiği de zamanda soğuk savaş döneminde görülmüştür. Maalesef bundan önce en son Suriye&#8217;de yaşandığı gibi bu saldırganlık hali çeşitli şekillerde de gerekçelendirilmektedir. Öyle ki yalnızca yenilenebilir enerji kaynağı olarak bilinen güneş ve rüzgar enerjisinin kapitalizmin “el koyma” yoluyla sürekli birikim hedefine hizmet etmediği söylenebilir. Bu enerji çeşidinin bağımlılık yaratmadığı gibi alınıp götürülemeyeceği için bir savaşı da tetiklemeyeceği kabul görür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ukrayna&#8217;nın işgalinde beni yukarıdaki bağlam üzerine düşünmeye sevk eden şey Rusya ile çekişme  çerçevesinde kuşatmanın Çernobil&#8217;den başlaması oldu. İki ayrılıkçı bölge (Donetsk ve Luhansk) üzerinden yapılan açıklamalar,  düşmanlık mesajları, Rusya Devlet  Başkanı Putin&#8217;in SSCB&#8217;nin mirasına sahip çıkma kararı nasıl bir perdelemeydi de dünya kamuoyu olarak,  Çernobil&#8217;de bir nedenle 20-30 kat yükselen radyasyon dozlarını konuşmaya başlamıştık? Fakat daha da ilginci bu artışın askeri araçların tesis sahasına girmesiyle topraktaki radyoaktif tozların havalanmasıyla gerçekleştiği yönündeki açıklamalar oldu. Böyle komik bir gerekçe, Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil&#8217;de radyoaktif kirliliğe yol açmayacağına dair dünya kamuoyunu teskin etmek için mi yapılmıştı yoksa, bir başka operasyona dair soru işaretlerinin doğmasını gizlemek için mi ortaya atılmıştı? Zira uzmanlara göre de Rusya&#8217;ya ait güçler bölgede ateş açmamış ve patlama meydana gelmemişken yalnızca topraktaki radyasyon tozlarının havalanmasıyla radyasyon dozunun 20-30 kat yükselmesi pek mümkün değildi. Peki sahadaki radyasyonun yayılımının izlenmesi için kullanılan ölçüm monitörleri neden devreden çıkarılmıştı? Ya Rusya&#8217;ya ait güçlerin Çernobil tesisinde Ukraynalı askerlerle  mücadele etmesi, onları esir alması ve Çernobil tesisinin yönetiminin el değiştirmesi nedendi? Üstelik Çernobil&#8217;de üzerinde lahit olan 4.reaktörün içinde havuzlarda soğutma prosesine devam edilen 21 bin adet yakıt çubuğuna ek olarak tesis sahasındaki inşa edilerek yeni kullanıma açılan nükleer atık deposunda 4 bin metreküp yüksek seviyeli nükleer atık varken. Ayrıca bu tesislerdeki teknik görevlilerin zapturapt altına alınması Rusya güçleri için de risk demek değil miydi? Rusya&#8217;ya ait güçlerin yanında nükleer uzmanlar ve bilim insanları mı vardı? Kimi siyaset bilimciler ve bilirkişiler Çernobil&#8217;in Kiev&#8217;e gitmek için en kısa yol olduğundan yani yol üstünde olduğu için kuşatıldığından bahsediyor ancak, tesisin ele geçirilmesi bizim daha derin düşünmemizi gerekli kılıyor ki bu yazının derdi de nükleer enerjiye dair büyük resmi gösteren bir perspektif sunmak. Zira “el koymak” insanlık tarihine kök salmış olan kapitalizmin doğasından gelir ve çirkin sureti bütün eşitsizliklerin arkasında görülebilir. Dolayısıyla bugün yaşananlar da bu el koyma alışkanlığının nükleer enerji boyutunda yaşandığını bize söylüyor olabilir. Gelin şimdi büyük resmi görmemiz için eksik parçaları tamamlayalım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi nükleer enerji üretimini önceki ve sonraki prosesleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani nükleer enerji üretimi asla sadece bir tesis içindeki operasyondan ibaret değildir. Bu operasyonun gerçekleşmesi için nükleer yakıta ihtiyaç vardır, ham uranyumun işlenmesiyle elde edilen yakıt kullanım sonrasında nükleer atık haline gelir ve bu kez 20-30 yıl soğutulmasının ardından ya Ukrayna&#8217;daki gibi kuru depolanması yapılır ya da dünya genelinde (Fransa, İngiltere, Rusya, ABD, Hindistan, Japonya) sınırlı sayıdaki tesislerden birinde yeniden işlenir. En son ise dünyada henüz tam anlamıyla faaliyete geçmiş örneği bulunmamakla beraber nihai olarak  depolanması söz konusudur. [</span><span style="font-weight: 400;">2] Nükleer atığın işlenerek yeniden yakıt haline getirilmesinde ise Rusya&#8217;nın başı çektiği söylenebilir. Esasen dünya genelinde pek çok ülke ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde Rusya nükleer atıklardan yakıt üretme prosesinin de lideridir. Bu da Rusya tarafından üretilen reaktörlerde uranyum yakıtına göre bir kaza veya sızıntı halinde çok daha büyük ekolojik felakete neden olan bir yakıtın kullanıldığına işaret olarak düşünülebilir. [</span><span style="font-weight: 400;">3] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya nükleer atık geri dönüşümü  anlaşmalarından biri de Ukrayna ile yapmıştır. Buna göre  Ukrayna her yıl ülke sınırları içindeki 15 reaktörünün atıklarını Ukrayna 200 milyon dolar maliyete katlanarak Rusya&#8217;ya göndermektedir. Ne var ki 2005 yılında Ukrayna&#8217;da dönemin Enerji Bakanı Yuriy Nedashkovsky 250 milyon dolar karşılığında Çernobil tesis sahasında 100 yıllık bir koruma vadeden bir depolama tesisi kurulması için ABD menşeili Holtec firması ile anlaşır ve Rusya ile bu alışveriş sona erer. ABD menşeili Development Finance Corporation (DFC) şirketinin sağladığı finans kredisi desteğiyle Holtec tarafından  inşa edilen (en fazla 100 yıl koruma taahhüt eden) kuru-depolama tesisi 16 yılın sonunda deneme testleri  yapılmış olarak 6 Kasım 2021 tarihinde faaliyete açılır. Şimdilik 4 bin metreküp atık bulunsa da bu depo artık Ukrayna&#8217;nın  ihtiyacı olan enerjinin yüzde 51&#8217;ini üreten 15 nükleer reaktörün atıklarının muhafaza edileceği yerdir. Böylece Ukrayna bir seferde 250 milyon dolarlık maliyete katlanarak nükleer atığın Rusya tarafından alınması için her yıl 200 milyon doları Rusya&#8217;ya ödemekten kurtulmuştur. Yani ABD  tarafından bu deponun  inşa edilmesiyle Rusya hem nükleer yakıt üretimi için nükleer atık tedarikini hem de her yıl için 200 milyon dolarlık bir gelir kapısını kaybetmiş durumdadır. Üstelik 1991 yılından itibaren faaliyet gösteren Rusya menşeili nükleer yakıt şirketi TVEL en son nükleer atıklardan yakıt üretmek üzere yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapıp yeni bir tesisi Moskova&#8217;da operasyona başlatmışken.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan  Rusya&#8217;nın son 10 yıldır yurt dışı yatırımlarıyla dünya genelinde atağa kalktığı dikkate alınırsa yakıt ihtiyacının arttığı göz önüne alınmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun  Rusya yapımı reaktörlere yakıt tedarik etmek üzere kurulmuş bir kamu işletmesi olan TVEL  ülkedeki  76 reaktörün ve Türkiye&#8217;de Akkuyu NGS  gibi inşaat halindeki reaktörler hariç bugün operasyon halindeki 13 reaktöre ek olarak 30 araştırma reaktörü ile yüzen ve buzkıran reaktörlerine yönelik yakıt üretmek için yıllık olarak 5500 ton uranyumu ve nükleer atığa  ihtiyaç duymaktadır. Zira bugün Ural dağlarında, Kalmika&#8217;da ve Hazar Denizi&#8217;nde açtığı madenlerle dünya genelinde uranyum rezervinin yüzde 9&#8217;una sahip olan Rusya için bu miktar, değil genişleyen nükleer portföyüne, kendi  nükleer santrallerin ihtiyacını karşılamaya bile yetmiyor. Esasen  ihtiyaç duyduğu yakıtın ancak yarısını karşılayabilen Rusya&#8217;nın önümüzdeki dönemde 6 yeni uranyum madeni daha açmaya hazırlanması da bu ihtiyaçtan bağımsız değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya&#8217;nın nükleer yakıt üretimi yapmak için darboğaz içinde olmasının bir diğer nedeni de  2014 yılından itibaren Avustralya&#8217;nın  Rusya tarafından Gürcistan&#8217;ın, Ukrayna&#8217;nın  işgal edilmesi girişimleriyle gerekçelendirerek bu ülkeye yönelik uranyum  ihracatını askıya almış bulunması. Bu konuda Avustralya Başbakanının parlamentoya verdiği demeçte, &#8220;Avustralya&#8217;nın şu anda Rusya gibi uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir ülkeye uranyum satmaya niyeti yok&#8221; sözleri de bir süredir Rusya&#8217;nın  nükleer santralleri için gereksinim duyduğu nükleer yakıtı tedarikinde örtük bir ambargoya mı maruz kaldığı yönündeki tespitimizi doğruluyor. [</span><span style="font-weight: 400;">4]</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünüşe göre Ukrayna&#8217;ya savaş ilanıyla  “işgalci güç” ilan edilen Rusya bugünkü aşamada ise  tüm diğer pazarlardan olabileceği gibi nükleer endüstri pazarından da dışlanacak. Bunun ilk emarelerini Finlandiya&#8217;da Hanhikivi 1 projesinin gözden geçirileceğine dair açıklamalar [</span><span style="font-weight: 400;">5] ortaya koyarken bu iddiamızı da Macaristan&#8217;daki Rosatom tarafından planlanan iki reaktörün inşa edilmesi planından da vazgeçilebileceği destekliyor. Benzer şekilde Rusya devletine ait TVEL ile 2016 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya&#8217;ya nükleer yakıt ikmalinde bulunan İsveç devletine ait enerji şirketi Vattenfall da bir sonraki duyuruya kadar Rusya&#8217;ya nükleer yakıt sağlamayacağını duyurmuş bulunuyor. Bununla birlikte Avustralya&#8217;da uranyum satışlarının yeniden başlamasına dair bir ihtimal gözükmediği gibi diğer tedarikçilerin de Rusya&#8217;yı kara listeye alması söz konusu.  Yukarıda belirttiğimiz gibi yerli madenler şu anda Rusya&#8217;nın yıllık uranyum ihtiyacının yaklaşık yarısını sağlayabilirken Rusya&#8217;nın  uranyum ithalatının engellenmesi elinin kolunun daha da bağlanması anlamına geliyor.  Rusya ile sivil nükleer ticarete dahil olan şirket ve kamu işletmelerinden de benzer duyuruların yapılacağı düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıt tedarikini baltalayan süreçlerin daha ağırının bu kez  Rusya&#8217;nın yurt dışı yatırımlarına karşı uygulanmak üzere olduğu açık. Yani Rusya&#8217;nın liderliğindeki tüm yeni reaktör projeleri haydut devletin cezalandırılması için iptal edilebilir. Zira gördüğünüz gibi nükleer endüstrinin başını çeken Rusya örtük bir şekilde  maruz kaldığı nükleer yakıt ambargosunun üstüne şimdi de nükleer endüstri pastasından aldığı pay küçültülmekte, hatta kendi dilimi artık başka tabaklardadır. Nitekim nükleerin iklim krizine çözüm olarak enerji taksonomisine katılmasıyla kömürden vazgeçmek zorunda kalan Polonya&#8217;da ABD tarafından bir nükleer santral kurulmasında anlaşılmış olması da ABD ve Rusya arasında nükleer endüstri pastasında bir çekişme  ihtimalini güçlendiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede Rusya&#8217;nın  İran, Mısır ve Türkiye&#8217;deki nükleer santral  yatırımları ne olacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının bağlamı ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ülkemizde siyasi iktidarın hegemonyasını destekleyen ticari bağlantılarını güçlendirdiği, bizim büyük “iş anlaşması” olarak gördüğümüz Akkuyu NGS diğer ülkelerde iptal edilen projelere göre açık ara bağımlılık hatta teslimiyet içeren özellikte oluşuyla “Ak” bir kuyudan farksızdır. “Ak”lığı siyasi iktidarın projesi olmasından değil halen ülkemizde bu projenin gelişme ve kalkınma için kurulduğuna inanılmasından ileri gelmektedir. Bu projede “kuyu” olarak görünen en başta Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya&#8217;ya toprak ve  bir liman teslim edilerek  gerçekleştirilmesi ve Rosatom şirketinin yönetim hisselerinin hiçbir zaman yüzde 51&#8217;den az olmayacağının garanti edilmesiyle idarenin Rusya&#8217;ya verilmiş olmasıdır. Kaldı ki bugün bu projeye ait hisselerin yüzde yüzü Rusya&#8217;ya ait durumdadır.  20 milyar dolara inşa edilen Akkuyu NGS&#8217;nin Rusya devletine ait Rosatom&#8217;un bir şirket olarak 15 yıl boyunca toplam 35 milyar dolarlık garanti ödemesiyle yatırımın geri dönüşünü en az yüzde 42 karla sağlayacak olması işin sadece maddi boyutu olmakla beraber Akkuyu NGS, bu ülkenin çalınan geleceğinden, bu projenin alternatif maliyeti ile başat ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edildiği gerçeğinden ayrı düşünülemez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akkuyu NGS&#8217;yi bu yazı özelinde Ukrayna&#8217;da yaşananlardan öğrendiklerimizle ele alırsak bu kuyunun derinliği yukarıdaki açıklamayla sınırlı değil, zira bu proje için katlanılan maliyetlerin aslında sonu  yok. Çünkü Akkuyu NGS&#8217;nin ÇED sürecinde bir evin tuvaletsiz inşa edilmesi metaforuyla açıklanan şekilde asla operasyon proseslerinden ayrı düşünülmemesi gereken nükleer atık maliyetine dair verilmesi gereken bilgi kendilerine sorulmasına rağmen ne şirket ne de hükümet yetkilileri tarafından  resmi olarak paylaşıldı. Fakat görüyoruz ki nükleer atık depolama maliyeti 250 milyon dolar ve yıllardır biz nükleer karşıtlarının telaffuz ettiği rakamları doğruluyor.  Ne dersiniz ömrü 80 yıl varsayılan nükleer santralin atıklarını her yıl Rusya&#8217;ya göndermek için en az 200 milyon dolar mı öderiz? Yoksa bir seferde 250 milyon dolarlık maliyeti üstlenip daha ağır yükten artık kurtulalım diyerek atıkları Rusya&#8217;ya göndermez ABD&#8217;ye ya da bir başka ülkeye kuru-depolama tesisi yaptırır da bedelini “yerli ve milli” bir teslimiyetle mi öderiz? Ancak bu bir seçenek bile olmayabilir. Çünkü Akkuyu NGS yukarıda açıkladığımız gibi Rusya&#8217;nın malı, Rusya ne  isterse öyle olur! Bununla beraber, nükleer atıkların yakıt yapılmak üzere her yıl 200 milyon dolar maliyete ve bu atıkların denizlerimizden ve boğazlardan geçiş riskine katlanıp Rusya&#8217;da  işlenmesinden sonra nihai atık kısmının Türkiye&#8217;de depolanmak zorunda olduğu ve Türkiye&#8217;ye  geri gönderileceği de bir gerçek. Zira Rusya kanunlarına göre nihai atıklar hangi ülkeden getirildiyse o  ülkeye geri gönderilmek zorundadır. Yani Türkiye nükleer atıklarını hem her yıl 200 milyon dolar ödeyerek Rusya&#8217;ya gönderecek hem de nihai atıklarını depolamak için 250 milyon dolarlık bir tesis inşa edecek!</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-79129 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png" alt="" width="640" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-640x394.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu-1024x630.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/akkuyu.png 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rosatom&#8217;un Orta Doğu projelerine gelirsek,  resmi biraz daha netleştirmek gerekirse haritada görüldüğü gibi nükleer endüstri pazarı dünya genelinde ABD ve Rusya&#8217;nın  başını çektiği toplam 4-5 ülke için bir paylaşım alanıdır ve kurulan nükleer santraller de  konuşlandırıldıkları coğrafyaları kontrol aracıdır. Şunun altını çizmek isteriz ki,  Akkuyu NGS, Rusya&#8217;nın İran ve Mısır&#8217;daki  nükleer santral projeleriyle birlikte diğer emperyal devletlerle rekabetinde elini güçlendirerek  Doğu Akdenizi kontrol altına almasını sağlayacaktır. Özellikle Akdeniz&#8217;in karşı kıyısında Mısır&#8217;daki Rosatom girişiminin, geçen yıl Doğu Akdeniz&#8217;de yaşanan enerji çekişmesi çerçevesinde Doğu Akdeniz&#8217;de hakimiyet kurmaya hizmet edeceği görülür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yazının sonuna gelirken dilerseniz ülkemizde hala nükleer santral sahibi olmayı güç sayan</span><span style="font-weight: 400;"> yurttaşlarımızın 15 reaktörü ve 4 bin ton nükleer atığıyla Ukrayna&#8217;nın “nükleer güç” olup olmadığı sorusunu yanıtlamasını isteyelim. Ardından gelin şunu da itiraf edelim; emperyal devletlerin sahip olduğu teknoloji pazarında piyon olmak ve dışa bağımlı bir teknoloji kullanmak yerine iştahlı şirketlerini doyurmak zorunda olan devletlerin el koyma güdülerini beslemeyen doğaya uyumlu ve ekolojik hakları tahrip etmeyen kaynağını direkt doğadan alan, karmaşık prosesleri, olmadığı için teknolojik bağımlılık yaratmayan enerji  çeşidinin tercih edilmesi size de tek çözüm gibi görünmüyor mu? Ukrayna&#8217;nın acı deneyimi diğer devletlerin ders çıkararak nükleer enerjiden vazgeçmesini sağlamalıdır. Hazır iklim krizinde sürdürülebilirlik bağlamında iklim dostu taksonomisine nükleer enerjinin girip girmeyeceği tartışmasının eşiğindeyken nükleerden iklim krizine çözüm olmadığı [</span><span style="font-weight: 400;">6] gerçeğinin yanı sıra bir de “Dünya barışı” için vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Ukrayna&#8217;daki işgal ve ilhak girişimi dünya genelinde nükleer karşıtlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına(IAEA) Rosatom projelerinden vazgeçilmesi yönünde baskı yapacağı bir kampanyanın başlatılmasının fitilini ateşlemelidir. Kaldı ki bugün Rusya&#8217;nın yaptığını yarın başka devletler de yapabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;ye dönersek, itiraf edin, en çok da Akkuyu NGS inşaatı iyi ki henüz bitmemiş diye içinizden geçirdiniz değil mi? Fakat bugün bitmediyse de inşaat tamamlanmaya yakın. Şimdi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Zira Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması bugün her zamankinden daha mümkün. Dünya devletleri birbiri ardına Rusya ile imzaladıkları projeleri iptal ederken ve Türkiye&#8217;de nedense her zaman hep bir çekince olarak sunulan “proje iptal bedeli” Avrupa&#8217;daki iptallerde telaffuz dahi edilmezken bu  rüzgarın akımından faydalanarak rahatlıkla Akkkuyu NGS için iptal girişiminde bulunulabilir. Kaldı ki Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;ya açtığı savaş ve işgal ötesinde ilhak girişimi bile mücbir sebep sayılabilir. Ne var ki ülkemizde siyasi beka için kazanılmak zorunda olan bir genel seçim varken hiç şüphesiz bunu yerli ve milli şirketlerimize rant vadeden, iş ve istihdam masalına yaslanarak Akkuyu NGS&#8217;yi her zaman seçim propagandası olarak kullanan siyasi iktidar yapmayacaktır. Fakat unutmayalım, Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulması yönündeki talebi yükseltmek bu seçimlerden sonra imkansız hale gelecek. O nedenle bir kez daha yinelemekte yarar var: Ukrayna&#8217;nın acı deneyiminden yola çıkarak yani, başımıza gelecekleri şimdiden öngörerek Akkuyu NGS&#8217;nin durdurulmasını sağlamak yalnızca bizim elimizde ve şuna inanın bugün bu talebimizi iş insanlarından işveren derneklerine uzanan yelpazede iktidarın bütün kanallarına iletmek ve onları ikna etmek için elimiz hiç olmadığı kadar güçlü! </span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Harvey, D.,2012, Sermayenin Sınırları, çev. Utku Balaban, Ankara, Tan Kitabevi Yayınları,</span><span style="font-weight: 400;"> 528-530</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[</span><span style="font-weight: 400;">2] </span><span style="font-weight: 400;">Finlandiya&#8217;da 2004&#8217;te inşasına başlanmış olan Onkalo Atık Deposu&#8217;nun 2020&#8217;de operasyona başlatılması öngörülmekteydi. Yerin altında inşa edilen bu tesis de en fazla 100 yıllık koruma taahhüt etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[3</span><span style="font-weight: 400;">] </span><span style="font-weight: 400;">Nükleer atıktan işlenerek elde edilen yakıtın bir kaza veya sızıntı halinde yol açtığı ekolojik tahribat çok daha büyüktür. Kullanılmış MOX yakıtları  kullanılmış normal uranyum yakıtına göre beş kat daha fazla plütonyum barındırır. Pu-242’nin 380,000 yıllık, ve Neptunium-237’nin 2.14 milyon yıllık yarılanma ömürleriyle MOX atıklarının saklanması gelecek için çok daha ciddi riskler taşıyor.  Daha fazlası için bkz https://nukleersiz.org/mox/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[4</span><span style="font-weight: 400;">] https://theecologist.org/2022/feb/25/chernobyl-now-war-zone?fbclid=IwAR3Qomfzy-vq0cqLz1CbSR2k4hwjkbJUxmLRA_KnFFVaJDx6VOq6ObfZKHE</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[5</span><span style="font-weight: 400;">] https://yesilgazete.org/finlandiya-rosatom-ile-imzalanan-nukleer-reaktor-projesini-gozden-gecirecek/</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[6</span><span style="font-weight: 400;">] Bu konuda yeşil gazetedeki yazıların yanı sıra şu video da izlenebilir Bkz Nukleersiz.org https://youtu.be/zPVKk7NrHzE</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/28/nukleer-paylasim-savasi-ve-ak-bir-kuyu/">Nükleer Paylaşım Savaşı ve &#8216;Ak&#8217; Bir Kuyu </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 10:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çernobil Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuşima Nükleer Felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[insan sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[temiz enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’la yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümünde Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan tasfiyesine her aşamasında insan ve çevre sağlığı ile ülke ekonomisine büyük zararlar vereceğini, iklim krizini yavaşlatmak için çarenin rüzgâr ve güneş enerjilerine yönelmek olduğunu anlattı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Pınar Demircan, nükleer santrallerin kurulumundan başlayan negatif etkilerinin çalıştığı dönemdeki devasa riskler ve çevreye verdiği zararla devam ettiğini, tasfiye kararından sonra da hem çevreye hem de ekonomiye zarar vermeyi sürdürdüğünü söylüyor. Demircan, “Nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgâr enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı bilimsel olarak ispatlanmıştır,” diyor. </span></p>
<p><b>Nukleersiz.org ve nükleer karşıtı mücadele veren diğer dernekler, sıklıkla nükleer enerjinin temiz enerji olmadığını vurguluyor, taşıdığı tehlikelerin altını çiziyor. Nükleer enerjinin iklim krizine karşılık çözüm önerisi olarak sunanlara karşı sizin argümanlarınız nelerdir? Nükleer enerji iklim değişikliğini önleyebilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-75688 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg" alt="Pınar Demircan" width="288" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1-640x593.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/pinar-demircan-1.jpg 700w" sizes="(max-width: 288px) 100vw, 288px" />Nükleer enerjinin iklim krizine karşı çözüm değil bilakis tehdit olduğuna dair iddiamız nükleerin salt bir enerji kaynağı olmadığı gerçeğine dayanıyor çünkü yaşamın devamlılığı ancak ekolojide yaratılan tahribat üzerinden bize kötücül formlarda dönmeyecek bir enerji türüyle mümkün olabilir. Yani enerjinin astarı yüzünden pahalı olmamalıdır. Nitekim kömürün riskleri, emisyonları artırdığı artık küresel çapta anlaşıldı ve kömürden vazgeçiliyor. Esasen Çernobil Nükleer Felaketi’nin ardından Avrupa’da 10 yıl boyunca nükleer santral kurulmamıştı. En son Fukuşima Nükleer Felaketi meydana geldiğinde Almanya tüm sanayisini besleyen elektrik üretiminin %30’unu sağladığı nükleer santralleri kapatma kararı aldı ve bu kararını 2022’de tüm reaktörlerini kapatmış olmak için adım adım uyguluyor, 11 reaktörünü kapattı ve kapatılmayı bekleyen altı reaktörü kaldı. Benzer şekilde Belçika, İspanya ve İsviçre 2030 itibariyle nükleer santrallerini tekrar açmamak üzere kapatma yani söküm kararı aldı. Almanya’nın kömürlü termik santrallerini de kapatma kararı aldığını biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada şunu hatırlatmak istiyorum: Almanya 2019’da ilk kez, hidro-olmayan yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr ve esas olarak biyokütle) nükleer santrallerden daha fazla enerji üretti. 2020’de nükleer üretimdeki önemli düşüşle aradaki fark genişledi ve yenilenebilir kaynaklar küresel olarak nükleer reaktörlerden yüzde 16,5 daha fazla elektrik üretti. 2020’de ise Almanya’nın 573 trevatsaat elektrik ürettiğini bunun 557 teravatsaatini tükettiğin görüyoruz. Türkiye’de ise üretimin 291 teravatsaat, tüketimin 290 teravatsaat olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Yani Almanya dev sanayisini yenilenebilir enerjilere dayandırarak mevcut nükleer santrallerini kapatmanın maliyetlerini de göze alarak nükleer enerji üretiminden vazgeçiyor. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Üretiminde Neden Almanya’yı Geçemesin?”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın yarısı kadar elektrik üreten ve tüketen Türkiye bu niye yapamasın? Kaldı ki Türkiye’de güneş elde edilen zaman süresi Almanya’ya göre 1000 saat daha fazla. Türkiye’de ihtiyaç duyulan elektriğin yalnızca %6’sı güneşten elde edilirken, yani Almanya’da yüzde 60 daha az güneş kapasitesi olmasına rağmen Türkiye’de üretilen güneş enerjisinin 46 kat fazlasını üretiliyor. Rüzgâr konusunda da benzer bir durum söz konusu: Almanya’da rüzgârdan elde edilen elektrik enerjisi ile tüketiminin yüzde 21’i karşılanırken ve Türkiye rüzgâr konusunda da Almanya’dan üç kat daha yüksek kapasiteye sahipken rüzgâr enerjisinden üretimi Almanya’nın yarısı kadar. Ayrıca Almanya 2022’de nükleerden çıktığı gibi 2038’de kömürden çıkmış olacak. Yani nükleeri de iklim krizine bir çare olarak görmüyor, iklim krizi açısından kapatılması elzem olan kömürden çıkışını da nükleerden sonraya bırakıyor! Bununla birlikte güneş ve rüzgârın istihdam olanaklarının nükleere göre en az 3 kat daha fazla olduğunu da belirtmeliyim. </span></p>
<h5><b>“Nükleer Santrallerin Söküm ve Atık Süreci de Çok Maliyetli”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Almanya’nın Fukuşima Nükleer Felaketi’nden ders çıkararak nükleer enerji üretiminden vazgeçmesinin arkasında Japonya’daki gibi bir felaketin meydana gelmesi halinde ilk günlerde açıklanan 250 milyar dolarlık kazanın maliyetinin bugün 750 milyar dolara ulaşmış olmasıyla da ilgisi var, kaldı ki izleyen yıllarda Fukuşima’nın maliyeti 1 trilyon doları da aşacak. Zira daha onlarca yıl nükleer atıklarla da uğraşılması gerekiyor. Yani nükleer tesis sökülse dahi sorunlar devam etmekte, hep ek önlemler alınması, yeni maliyetlerin yüklenilmesi gerekecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu öyle maliyetli bir süreç ki nükleer risklerin bilincinde olan çoğu ülkenin dahi nükleer santrallerini kapatmaktan kaçınmasının da nedeni. Zira mevcut siyasi iktidarlar bu sorun ve maliyetli süreçleri üstlenmek istemiyor. Esasen Almanya nükleer enerji üretiminden çıkmış olunca da sırada söküm süreçleri ve atık bertaraf süreçleri bulunduğundan nükleer sınavı bitmiş değil, yine bu proseslere insan ve maddi kaynak ayırmak zorunda kalacak. Örneğin; bugün ülkenin elinde 20 bin ton nükleer atık var, bunlar kimsenin kendi bölgesinde ya da “arka bahçesinde” istemediği atıklar. Almanya’da nihai nükleer atıklar için kalıcı milyonlarca Euro maliyet anlamına gelen kalıcı depolama alanı araştırmaları devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer santrallerin bu söküm ve atık süreçleri dahil ekoloji ve yaşamın devamlılığı açısından riskleri saymakla bitmez, bu röportaja da sığmaz. Bunun için ilgilenen okuyucularımızı nükleersiz.org web sitemizde nükleer riskleri, karşı çıkış nedenlerimizi </span><span style="font-weight: 400;">100 nedende topladığımız sayfaya</span><span style="font-weight: 400;"> <a href="https://nukleersiz.org/100-nedende-nukleersiz/">davet edeyim.</a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin genel risklerine ek olarak, iklim krizine çözüm olamayacağını esas alan “Do not Nuke The Climate/Türkçe tercümesiyle</span><span style="font-weight: 400;"> İklimime Nükleer Bulaştırma!” </span><span style="font-weight: 400;"> adında dünya çapında bir kampanyanın başlatıldığını belirtmek isterim. Biz de bu <a href="https://nukleersiz.org/2021/10/cop-26-nukleer-karsiti-kampanya/">kampanyanın</a> aktif bir üyesi olarak Türkiye’de yaygınlaştırılmasına çalışıyoruz.</span></p>
<h5><b>“Akkuyu Nükleer Santrali’nin İnşaatı Dahi Yaşamın Kendisine Düşman”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer yakıtın çıkartılıp işlenip, ömrünü tamamlamasına kadar geçen yaşam çevrimine “Nükleer Yakıt Çevrimi” denir. Yakıt çevriminin ön kısmı olarak adlandırılan süreç, uranyumun reaktörde kullanılmak amacıyla yerin altından çıkartılması ki burada da radyoaktif atıklar ortaya çıkar; kimyasallarla işlenmesi, zenginleştirilmesi ve yakıt imalatı aşamalarından oluşur. Elektrik üretimine başlandıktan 3 yıl sonra yakıtın reaktörden çıkartılmasını izleyen ve havuza alınarak gerçekleştirilen depolama süreçleri, havuzdan alınıp yeniden işleme tabi tutulması (bu aşamada denizaşırı sevkiyat da söz konusu) ve nihayet kalıcı depolama/jeolojik depolama süreçleri nükleer yakıt çevriminin kendisidir. Bu yakıt çevriminin her aşamasında karbon salınır. Bu prosesler benzin, mazot kullanılarak doğa tahrip edilerek gerçekleştirilmektedir. Ayrıca bu proseslerin her biri karbon salımı olan proseslerdir. Karbon salımı demişken tertemiz Akdeniz’in Akkuyu Plajı’nın, kum zambaklarının kökünü kurutan, fokların yaşam alanını yok eden Akkuyu Nükleer Santrali’nin görüntüsü bile, nükleer enerji tesisi inşaatının dahi ekolojiye dolayısıyla iklime yani yaşamın kendisine nasıl düşman olduğunu göstermez mi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toparlayacak olursam nükleer santraller çözümlenememiş atık sorunu, aşırı maliyetli süreçlerinin yanı sıra tüm yakıt çevrimi içinde değerlendirildiğinde (uranyum madenciliği-yakıt üretimi-yakıt sevkiyatı-tesis inşaatı-atık süreci) nükleer enerji üretiminin güneş enerjisine göre 6, rüzgar enerjisine göre de 3 kat daha yüksek karbon salımına yol açtığı da bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bunun için bilimsel bir kaynak da paylaşabilirim. (</span><i><span style="font-weight: 400;">Sovacool, B.K </span></i><span style="font-weight: 400;">Valuing the greenhouse gas emissions from nuclear power: A critical survey</span><i><span style="font-weight: 400;">, Energy Policy,Volume 36, Issue 8, 2008)</span></i></p>
<p><b>Almanya, İsviçre gibi ülkeler nükleer santrallerini kapatma kararı alırken Türkiye yeni nükleer santral kurmanın peşinde. Türkiye’de Mersin ve Sinop’ta yapımları süren nükleer santraller durdurulmazsa ne gibi tehlikelerle karşılaşmak olası? Burada en çok akla gelen şey Çernobil ya da Fukuşima gibi kazaların yaşanma olasılığı. Ama bu çeşit kazalar olmasa dahi, normal işleyişiyle de nükleer santrallerin çevreye verdiği zararlar neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin hâlihazırda Mersin’de devam eden Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nden vazgeçmesi gerekiyor. Esasen Türkiye’de nükleeri bir enerji kaynağı olarak gören, geleceğin teknolojisi olarak değerlendirenlerin bile Türkiye’deki nükleer santral projelerine karşı çıkması gerekiyor. Nükleer santrallerin genel tehlikelerini, risklerini nükleer enerjiyi savunanlar ya bilmez ya da gerçekleşmesi düşük riskler olarak görür tecrübe etmeden anlamayacaktır fakat bu ülkenin gerçeklerini gören bilen, bilenlerin bilmeyenlere, görmek istemeyenlere anlatması lazım çünkü herkesin Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulmasına karşı çıkması Sinop’taki projenin ise başlatılmasına engel olması gerekiyor. Yani size 3’lü bir yelpazeden bahsediyorum:</span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleere özgü nedenler (ekolojik olmaması, savaş teknolojisi olması),</b></li>
</ul>
<ul>
<li style="font-weight: 400;" aria-level="1"><b>Nükleer santrallerin kurulması için uluslararası sözleşme yapmak ve bunu yap-sahip ol-işlet formatında Ruslara teslim etmek dâhil şeffaflık ve hesap verebilirlikten uzak olma durumu yani bizim ülkemize özgü nedenler (siyasi nedenler).</b></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların içine Akkuyu NGS’de 2019’da meydana gelen reaktör temelinin inşaatının çökmesini, geçen sene yaşanan ve bir kilometrekare mesafede evlerin arabaların camlarının kılınmasına neden olan patlamanın ve daha birkaç gün önce Akkuyu NGS trafosunda çıkan yangının meydana geliş sebeplerini de ekleyelim. Bunlar sıradan olaylar değildir, bu ülkede nükleer enerjiyi savunanların bile Türkiye’de nükleer santral kurulmasına karşı çıkmasını gerektiren bazı önemli örneklerdir. </span></p>
<p><b>İklim kriziyle bu iki kategoriyi daha da öteye taşıması muhtemel nedenler şeklinde tasnif edebiliriz bunları. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleere özgü nedenleri açarsam nükleer aslında bir enerji kaynağından ziyade dünya genelinde ağlarını örmüş nükleer endüstrinin bir ürünüdür ve esas amacı nükleer silah üretimine ya da nükleer teknolojilerin geliştirilmesine yönelik üretimdir. Yani siyasi ve ekonomik pazarlıkların konusuna girer. Nükleer santral kurarak ana hedefin enerji üretimi olmadığını bize bu enerjinin verimli olmayan, riskli süreçleri ve uzun zaman alan maliyetli inşaat süreçleri zaten göstermekte. Kaldı ki nükleerin ekolojiye düşman su kaynaklarını kullanan ve kirleten bir üretim süreci vardır.  Örneğin, 2017’den beri bu konuda yazıyorum ki içinde bulunduğumuz iklim krizi çağında kurak geçen yaz mevsimi boyunca soğutma suyunu göl ve nehirden alan nükleer santrallerin kapatılması hatta yaz aylarında devreden çıkarılması gibi durumlar söz konusudur ve maalesef iklim krizi bu gibi örnekleri her geçen yıl çoğaltacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada nükleer enerji için verimli denebilir mi? Üstelik soğutma suyuna neden ihtiyaç duyulduğu da başlı başına bir sorun. Zira nükleer enerji doğası gereği verimsiz, aşırı ısınan bir maddeyi deniz suyuyla soğutarak aşırı yüksek sıcaklık üretmek suretiyle buhara çevirerek jeneratör çalıştırıyorsunuz. Kömürlü termik santralin daha fazla su kullananı diye düşünebilirsiniz ve bu suyu kullanmak için de deniz canlılarının ölmesine neden olan klor ve kimyasallar kullanılıyor. Şimdi bu noktada sadece bacasından karbon emisyonu çıkarmıyor diye nükleer santral iklim dostu farz edilebilir mi? Kaldı ki ek olarak yine ekolojik olarak sorun yaratacak başka bir madde salımı yapıyor. Periyodik olarak havaya radyoaktif izotoplar salıyor. Bazen bu salım daha uzun sürelerde oluyor. İşte bir problem geldiğinde belirlenen sınırlar aşılarak bu salım yapılırsa ve bu uluslararası meteoroloji kaynakları tarafından tespit edilirse imzaladığınız sözleşmelere ve vakanın büyüklüğüne göre ülkelere tazminat ödüyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan nükleer enerji ile ucuz elektriğe erişim imkânı gibi yalanlara da toplumun kanmaması gerekiyor çünkü elektriği şu anda dünya standartlarına göre 4 dolar sentten alırken Akkuyu nükleer santrali için bunun ilk 15 yıl için 3-4 kat fazlasına 12,35 dolardan satın alacağımızı taahhüt etmiş bulunuyoruz ki sonraki yıllarda bu temel fiyatın artmayacağını garantisi yok, kaldı ki yurttaş elektriğe ulaşırken eklenecek vergiler de cabası. Üstelik doların TL karşılığı anlaşma yapıldığı zaman 2,35 TL iken bugün 10 TL olması gibi Türkiye’nin ekonomik gidişatının vahametini gösteren durumlar söz konusu.  </span></p>
<p><b>Son olarak Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu eylül ayının sonunda kamuoyuyla paylaşıldı. Yeşil Gazete’de de sizin raporla ilgili detaylı incelemeniz yer aldı. Raporda geleceğe yönelik öne çıkan ayrıntılar sizce nelerdi? Dünya nükleer enerjiden uzaklaşıp temiz, yenilenebilir enerjiye yaklaşıyor, iklim kriziyle –en azından nükleer enerji alanında- gerçekten mücadele ediliyor diyebilir miyiz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef diyemeyiz. Bilakis dünya şimdi iklim krizi bacasından karbon salmadığı iddiasına dayanarak sorunlu ve sorumsuz bir yolda ilerleme eğilimi içinde bulunuyor. Diğer bir deyişle 1970’lerin sonunda Petrol Krizinde kömüre, petrole alternatif enerji kaynağı olarak gösterilerek adeta Nükleer Rönesans ilan edilen dönemde nükleer santrallerin birbiri ardına kurulması deneyimlenmişti. Şimdi benzer bir atılımı nükleer lobi iklim krizini bahane ederek yapmanın peşinde. Bu şekilde ikinci bir nükleer Rönesans başlatmak niyetindeler ki bunun en net örneği olarak Ortadoğu’nun nükleerleşmesinde görüyoruz. Yeni nükleer santraller kuşkusuz nükleer lobi için yeni müşteriler demek. Bugün 31 ülkede toplam 415 nükleer reaktör aktif operasyonda bulunuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesi yeni bir hadise değil ancak her geçen yıl nükleer lobi bu konuda el yükseltiyor. Örneğin, 2017 yılında Bonn İklim Forumu’nda muzda da radyasyon var, bakın her gün yiyebiliyorsunuz diyerek muz dağıttılar. Muzdakinin radyasyon değil potasyum olduğunu es geçerek bunu yapıyorlar ki hemen ardından Türkiye’de de böyle haberler dolaşıma sokuldu. Muzdaki potasyumun endüstriyel izotopla aynı şey olmadığını, çocuklarda görülen tiroit kanserinin tek nedeninin endüstriyel izotoplar olduğunu oysa bu çocuklar için muzun önemli bir besin kaynağı olduğunu göz ardı ediyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda ilgili bir yazımın da linkini yeri gelmişken </span><a href="https://yesilgazete.org/nukleer-icin-medyada-turkiye-hamlesi-muzdaki-potasyuma-siginmak/"><span style="font-weight: 400;">buradan verebilirim.</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na dair bir değerlendirmeyi</span><span style="font-weight: 400;"> hemen her sene kaleme alıyorum çünkü hakikaten güvenilir ve tarafsız bilgi kaynağına ihtiyaç var bu alanda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz küresel olarak Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasıyla iklim krizinin durdurulması, en azından yavaşlatılması için bir adım atılmış olması sevindirici fakat nükleerin çözüm gibi sunulması nedeniyle bu yaklaşımın samimi olmadığını görüyoruz. Yani aslında iklim krizinde nükleere ayrılan kaynaklar çözümün kendisinden adım adım uzaklaşmak demek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nitekim Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’nda da nükleer enerjinin güneş ve rüzgâr üretimindeki maliyet düşüşlerine rağmen yaygınlaştırılmak istendiği görülüyor, oysa iklim riskleriyle birlikte düşününce nükleer endüstrinin dünyanın bütünü için mevcut olan risklerinin artmış olduğuna da dikkat çekiliyor. Dünya genelinde nükleer reaktörlerin yaşlanmakta oluşlarıyla bakım-onarım maliyetlerinin arttığı ve daha da riskli konuma geldikleri de düşünülmesi gereken hususlardan. Dileyenler raporun değerlendirmesine </span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://yesilgazete.org/2021-dunya-nukleer-endustri-durum-raporu-aciklandi-gunese-ragmen-dunya-hala-soguk-ve-gri/">şuradan</a> göz atabilirler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira iklim krizine çözümü nükleer enerjiyle verileceğini sanmak gerçeklikten kopmuş olmayı gerektirir. Her şeyden önce dünyanın çok vakti kalmadı. Nükleer çözüm bile olsa 10 yıldan önce bitmeyen inşaatlar, milyonlarca dolarlık maliyetlerin arşınlanma zorunluluğu hızlı önlemler alınmasına izin vermez. Kaldı ki 2030’da eriyen buzullara bağlı olarak deniz kıyısındaki nükleer santraller için deniz seviyelerinin yükselmesi gibi büyük riskler var. Bu risklerden biri de Akkuyu için geçerli. </span></p>
<h5><b>“Türkiye Nükleeri İklim Krizine Çözüm Gibi Gösteren Ülkeler Arasında”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef Türkiye nükleerin iklim krizine çözüm gibi gösterilmesine aracılık eden bir ülke konumunda çünkü enerji üretimi için uzun, maliyetli süreçlerin göze alınması bazı siyasi iktidarlar için siyasi vaatler oluşturarak bunları kullanmayı sağlıyor. Örneğin; iş piyasası yaratılacağı söyleniyor, dünya nükleer endüstri pazarına girileceği söyleniyor ve meşakkatli, uzun ve maliyetli süreçler neoliberal kapitalizmle uyumlu bir şekilde siyasilerin vaat edebileceği iş pastaları olarak sunuluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa nükleer santral faaliyete geçtiğinde asında bu vaatler de yerini burukluklara bırakacak çünkü nükleer santrallerin belli teknolojik standartları var ve know how sahibi olan Rusya’nın Türkiye tarafında teknolojik aktarım yapması söz konusu değil. Ayrıca Rusya’nın kendi iş piyasasını ilgilendiren bir durum bu daha çok. Şöyle bir örnek vereyim, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin nedenlerini ve sonuçlarını öğrenip Türkiye’ye aktarmak üzere Japon sivil toplum örgütlerinin davetiyle Fukuşima’ya birkaç kez gitme imkânım olduğunda bir nükleer santral ziyaret etmiştik. Orada görevliye Fukuşima sonrasında tüm nükleer santraller kapatıldığı için nükleer santral çalışanı olan teknik personeli işten çıkarıp çıkarmadıklarını sormuştum. Yanıt, “hayır kimse çıkarılmadı, yurt dışındaki projelerde değerlendirilecek onlar,” şeklindeydi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleerin bir enerji kaynağı olmadığı konusunda son olarak size Ermenistan’dan bir örnek vermek isterim. Bildiğiniz gibi orada 400 Megavatlık bir nükleer reaktör var, önceden Ermenistan’ın Rus uzmanların desteğiyle yapılan 2 reaktörü vardı fakat 1988 yılında 7,2 büyüklüğündeki Spitak depreminden sonra kapatıldı ancak, 1995 yılında 2. ünite yeniden açıldı. Ermenistan, Rusya’dan yüzde 80 oranında doğalgaz ithal eden bir ülke yani Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı. Nükleerden elde ettiği elektrik enerjisinin yarısını ise İran’a ihraç ediyor. Yani Ermenistan nükleer santrali kendi enerji ihtiyacını karşılamak için üretmiyor. Şu anda da renovasyon sürecinde olan santralin en az 2026’ya kadar çalıştırılması planlanıyor. Türkiye’de halihazırda kurulu kapasiteye ve gelecek projeksiyonlara baktığımızda elektrik üretimine ihtiyaç görülmüyor ve Türkiye halihazırda yüzde 50 oranında Rusya’ya olmak üzere toplam yüzde 70 civarında enerjide dışa bağımlı bir ülke pozisyonundadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa siyasi iktidarın retoriğinde “yerli ve milli” tabir edilen enerji üretimi ancak güneş ve rüzgarla mümkündür zira dev endüstrisini Türkiye’deki kapasitenin yarısıyla ayakta tutabileceğini öngören Almanya yüzünü tamamen güneşe ve rüzgâra dönebiliyorsa bunu Türkiye çok daha kolay ve kısa sürede başarabilir. Aksi takdirde Türkiye insan ve maddi kaynağını nükleer enerjiyle tüketirken yurttaşlarını istihdam edebileceği yarınlarını doğru projelerle emanet edebileceği güneş ve rüzgâr enerjisi üretim süreçlerine geç kalabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Röportajın ilk bölümüne </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">buradan erişebilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/">&#8216;Nükleer Enerji İklim Krizine Karşı Çözüm Değil Bilakis Tehdit&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 10:15:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu Nükleer Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[enerji kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktif atık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nükleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’la radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü taraflara karşı mesuliyetlerle ilgili ekim ayında yürürlüğe giren kanunlar ve nükleer enerjinin tehlikeleri üzerine faydalı bilgiler içeren kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/">&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Pınar Demircan’la gerçekleştirdiğimiz uzun söyleşinin ilk bölümünde ekim ayında Resmî Gazete’de duyurulan radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü tarafları ilgilendiren sözleşmelere odaklandık. Demircan, yürürlüğe giren sözleşmelerin zaten Türkiye’nin imzalamaya mecbur olduğu sözleşmeler olduğunu söylüyor. Demircan’a göre bu sözleşmelere odaklanmak yerine var gücümüzle nükleer santrallerin hayata geçmesini önlemeye çalışmalıyız: “Bizim meselemiz bu sözleşmelerin TBMM’den geçmesi değil nükleer santral gibi riskli, ağır hantal, müsrif ve maliyetli bir tesisin kurulmasına izin vermemiz olmalıdır. Bu bağlamda dikkatimizi yöneltmemiz gereken şeyin engelle(ye)mediğimiz bu nükleer santraller karşısında haklarımızı korumak olduğunu eklemeliyim.”</span></p>
<p><b>Radyoaktif atık ve nükleer enerji alanında üçüncü taraflara karşı mesuliyetlerle ilgili yeni onaylanan kanunlarla ilgili görüşleriniz nedir? Bu sözleşmelerle birlikte uygulamalarda ne gibi farklılıklar yaşanacak? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-78406 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/pinar-demircan.jpg" alt="Pınar Demircan" width="321" height="372" />Radyoaktif atık konusu Türkiye’de nükleer santral olsun olmasın mevzuatta yeri olan ve olması gereken bir konudur. Zira nükleer santrallerde nükleer atık formunda radyoaktif atık oluştuğu gibi tıpta, tarımda, çeşitli endüstriyel alanlarda, mesela büyük baraj inşaatlarında dahi radyoaktif atık kapsamına giren madde ve malzemeler kullanılmaktadır. Radyasyon kaynaklarıyla çalışanların ekipman ve kıyafetleri de bu kapsamdadır. Radyoaktif atıklar insan ve çevre sağlığını yani ekolojiyi direkt ilgilendirdiği için bu maddelerin bertarafları çok dikkatli, özenli ve prosedürlere uygun olarak gerçekleştirilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Önceden Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun (TAEK) görevleri arasında yer alan bu süreçler 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildikten sonra yeni kurularak TAEK çalışanlarının da transfer edildiği Türkiye Enerji Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) içindeki Radyoaktif Atık Yönetimi Koordinatörlüğünün sorumluluğuna geçti. Böylece radyoaktif atıkların toplanması, kabul edilmesi, işlenmesi, sınıflandırılması, taşınması, etiketlenmesi, paketlenmesi, depolanması ve bertaraf edilmesi bu birimin görevi oldu. Ne var ki radyoaktif atıklarla ilgili bir kurumun varlığı uygulamanın düzgün yapıldığı anlamına gelmez. Zira uygulamanın prosedür ve yönetmeliklere uygun olması için denetimlerin yapılması, uygunsuzlukların raporlanması hatta yaptırımların uygulanması gerekir. </span></p>
<h5><b>“Dünyanın En Önemli 20 Radyoaktif Kazasından Biri Türkiye’de Oldu”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu denetimler yapılmadığı için örneğin TAEK zamanında İkitelli’de kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi cihazının “hurda” diye atılması gibi bir olay yaşadık. Bu olayla Türkiye “Dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesine girdi. Radyoaktif maddeyle direkt temasa geçen bir kişi 10 yıl sonra kanserden öldü, ailenin 12 ferdi ise radyoaktif maddeyle görece daha az temasları ölçüsünde sonradan gelişen çeşitli hastalıklardan muzdarip yaşamlarını sürdürmekte. Mahkeme Türkiye Atom Enerjisi Kurumunu (TAEK) ağır kusurlu buldu. Ilgaz Ailesi’nin 13 ferdine, faizleriyle birlikte 3 milyon TL’yi geçen maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi. TAEK parayı ödemeyince aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. TAEK, AİHM süreci içerisinde tazminatı aileye ödedi. Bu olay son olmadı, daha sonra da irili ufaklı fazla gündemde tutulmayan radyoaktif atık kaynaklı vakaların meydana geldiği kamuoyuna yansıdı fakat hepsinin ötesinde devletin kurumlarının radyoaktif atık konusuna nasıl bigâne kaldığını gösteren en büyük vaka İzmir Gaziemir gerçeği ile karşımızda duruyor.</span></p>
<p><b>Gaziemir’deki tehlikenin boyutları nedir ve bu konuda önlem olarak neler yapılıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gaziemir’de 90’lı yıllarda artan şehirleşmeyle beraber mahalle ortasında kalan bir kurşun fabrikasında atık geri dönüşüm proseslerinde işlenmek üzere o sahaya getirilen nükleer yakıt çubuğu dâhil radyoaktif maddelerin yakılması neticesinde bugün o toprakta cüruf hâlinde 100 bin tona yakın nükleer bulaşık, dolayısıyla nükleer atık bulunuyor. En azından 2007 yılında bu konunun bilgisi dâhilinde olan TAEK ise hiçbir sorumluluk almamış olduğu gibi bugün TENMAK da bu konuyla ilgilenmiyor. Maalesef bertaraf edilmesi gereken nükleer ve kimyasal atıklar toprağa karışmışken ÇED onayının alınarak, sivil toplum örgütlerinin, işin uzmanı meslek odalarının katılımını öngören bilimsel bir nükleer atık bertaraf prosesine başlanmış değil. Kaldı ki bu nükleer atık alanı bir yerleşim yerinin ortasında ve çok yakınında bir de ilkokul var. Gaziemir’e ilişkin detaylarla ilgilenen okuyucularımız “Gaziemir’de bazı yeni gerçekler ve İhmalin Otoriter hâli” yazıma bakabilirler.</span></p>
<h5><b>“Bu Sözleşmelerin ‘Mış Gibi’ Yapmaktan Öte Bir Faydaları Yok”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla Akkuyu Nükleer Santrali faaliyete geçerse nükleer atık konusunda bu ülkede sorun yaşanmayacağına inanmak maalesef mümkün değil, kaldı ki bir de Sinop projesinde ısrar ediliyor. Gaziemir meselesinin kamuoyuna intikal ettiği 2007’den bugüne sivil toplumun bütün örgütleri, meslek odaları tarafından bu radyoaktif atıkların dünya standartlarına göre bertarafı talep edilirken devletin kurumları halkın sağlığını açıkça hiçe saymaktadır. Söz konusu radyoaktif temizlik nükleer atıkların bertarafı önceden TAEK’in sorumluluğundaydı bugün de TENMAK’ın sorumluluğunda olduğu üzere sivil toplum güçlerine destek veren, radyoaktif atıkların halk sağlığını tehdit ettiğini savunan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de eli kolu bağlı bulunmaktadır. Kaldı ki nükleer atık bertarafı çok yüksek maliyetler gerektirir, termik santrallerin filtresiz çalıştırılmasına izin verilmiş bir ülkede bu maliyetlerin durduk yerde karşılanmasını beklemek sanırım biraz hayalcilik olur. Bu da bize TENMAK yetkililerinin Gaziemir’deki nükleer atık sorununa bigâne kalırken Türkiye’nin imzaladığı </span><b>Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme’nin imzalanması </b><span style="font-weight: 400;">gibi gelişmelerin bu konudaki prosedür ve yönetmeliklerin kâğıt üstünde kaldığını, “mış gibi” yapıldığını gösteriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası ben bunu Akkuyu NGS için 4. reaktörün inşaat lisansına onay verilen aşamaya gelinmişken dünya standart ve yönetmeliklerine uyum sağlandığına dair bir güvence verme gerekliliğinin bir parçası olarak okuyorum. Yani 6 Ekim 2021 tarihinde mecliste onaylanan bu </span><b>Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme</b><span style="font-weight: 400;"> ile </span><b>28 Ocak 1964 Tarihli Ek Protokol ve 16 Kasım 1982 Tarihli Protokol ile Değiştirilen 29 Temmuz 1960 Tarihli Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmeyi Değiştiren Protokol</b><span style="font-weight: 400;"> hâlihazırda nükleer santral inşasına devam edilirken Türkiye’nin zaten imzalamak zorunda olduğu iki sözleşmedir. Ayrıca zaten Türkiye TAEK’in kurulduğu 1956 yılından Akkuyu projesine kadar nükleer santraller için dört defa ihale açmış bir ülke olarak bu sözleşmelere ilk imzaları önceki iktidarlar döneminde atmış bulunuyor. Öte yandan onaylanma tarihine denk gelişi itibariyle bunları Paris İklim Sözleşmesi’nin onayıyla bağdaştırmak kamuoyunu yanıltıcı bir yaklaşım olur. Kaldı ki Paris Sözleşmesi biz nükleer karşıtları için de çok kıymetli çünkü iklim krizi politikalarına uyum sağlamak gerekliliği bizim termik santrallerden kurtulmamızı sağlayacak. Zira nükleerin gerçek anlamda ekoloji üzerindeki tahribatını önemserken yaşamı söndüren bir başka enerji kaynağına güzelleme yapmayı etik ve samimi bulmuyorum. Bu nedenle kömürlü termik santrallere karşı mücadele edenlerin de nükleerin enerji formunda propagandasını yapanlara itiraz etmesi gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmeyi Değiştiren Protokole yeniden dönecek olursak bu protokolün imzalanması ne anlama geliyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu protokol Anayasanın 90. Maddesi olan “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” şartı gereği nükleer santral inşaatı bitmeye yakın bir ülkede nükleer sızıntı ve vakaların yaratacağı mağduriyetlerin tazmini konusu sözleşmeye taraf olan komşu ülkelerin gündemini ilgilendiriyor. Yani doğrudan uygulanabilecek uluslararası sözleşme niteliğindeki Paris Sözleşmesi’ne uyum şartı aranmaktadır. Buradaki Paris Sözleşmesi’nin Nükleer Enerji Ajansı tarafından 1960’larda hazırlanan protokollere dayandığını yani 2015’te imzaya açılan Paris İklim Sözleşmesi’yle ilgisi olmadığını, bunun isim benzerliği olduğunu belirtmek isterim. Açıkçası nükleer santral sahibi olmaya niyetlenen bir ülke pozisyonundaki Türkiye için sırasını bekleyen daha çok sözleşme, düzenlenmesi gereken kanun, imzalanması gereken protokol olduğunu da belirtmeliyim. Esasen bunlar nükleer meselesinin nasıl sadece tek bir ülkeyi ilgilendirmediğinin de göstergesidir. Yani ham maddesinden atığına kadar süreci nasıl yürütmekte olduğunuza dair dünya standartlarına uyum sağlamamız gerekiyor. Bu nedenle bizim meselemiz bu sözleşmelerin TBMM’den geçmesi değil nükleer santral gibi riskli, ağır hantal, müsrif ve maliyetli bir tesisin kurulmasına izin vermemiz olmalıdır. Bu bağlamda dikkatimizi yöneltmemiz gereken şeyin engelle(ye)mediğimiz bu nükleer santraller karşısında haklarımızı korumak olduğunu eklemeliyim. Yani uluslararası sözleşmelere dayanan iç hukukun da oluşturulması safhasında bizlerin baskı grupları olarak katılımcılık esasının göz ardı edilmemesi ve sürece dâhil olmamız için çaba göstermemiz gerekiyor. Aksi takdirde biz sızıntı ya da kaza hâlinde yurttaşlar olarak derdimizi kimseye anlatmamız mümkün olmayabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle nükleer atık konusunda öne çıkan diğer bir husus da Türkiye’nin nükleer santral sahibi olma yolundayken atıklarını, kullanılmış yakıtını nasıl tasnif edeceğine dair belli kanunları, standartları oluşturması gerekliliğidir. Bizler demokratik kitle örgütleri ve yurttaşlar olarak bu sözleşme ve kanunların da hazırlanma süreçlerine dâhil olabilmeliyiz. Bu noktada diğer ülkelerin ilgili kanun maddeleri üzerinde bir çalışma yapılması ve en iyi örneklerin baz alınması gerekir diye düşünüyorum. Ne var ki Gaziemir örneği bize yasalar, yönetmelikler olsa da uygulanmadıkça ortaya çıkan tehlikeli sonuç açısından fark yaratmadığını bize gösterdi. Nitekim 2014 yılında Gaziemir’deki nükleer atık davası açılınca Mahkeme sorumlu Aslan Avcı şirketinin ÇED alarak radyoaktif temizlik yapmasına hükmetmiş olmasına rağmen davalı mahkeme kararlarına uymamış ve kararın uygulanması ancak bizim sivil toplum örgütleri olarak kampanya başlatmamızla mümkün olmuştur. Fakat bu sefer de şirket ÇED gerekliliklerine göre radyoaktif temizlik işlemleri maliyetli olduğu için halkın sağlığını hiçe sayarak gece yarısı fabrika sahasındaki radyoaktif cürufu ve kayaları iş makinalarıyla parçalama, öğütme yoluna gitmiştir. Bu arada Aslan Avcı şirketine o güne kadarki en yüksek çevre cezası olan 5 milyon TL kesilmiş olmasına rağmen bu cezanın 2020’de kesinleştiği haberi de şirketin cezayı ödemeye direndiğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlara ek olarak maliyetli ÇED sürecini fırsata çevirmek amacıyla davalı Aslan Avcı’nın şirketi fabrika sahasına atık bertaraf tesisi kurmaya kalkıştı. Neyse ki bir kez daha demokratik kitle örgütleri ve baskı gruplarının müdahalesiyle kamuoyundan yükselen tepki böyle bir sürecin başlamasını engellenmiştir.</span></p>
<p><b>Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşme</b><span style="font-weight: 400;">ye </span><b>dair altını çizmek istediğiniz en temel noktalar nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dikkatli bakarsak bu sözleşmenin de benzer şekilde geçmişi 1960’lara giden ve yıllar içinde güncellenen uluslararası protokollerden oluştuğunu görüyoruz. Esasen bu sözleşme nükleer santral sahibi olup olmamaktan bağımsızdır çünkü ülkeler nükleer bir hadiseden etkilenen vatandaşlarının zararlarının tazmini amacıyla gerekli hukuki ve finansal altyapıyı oluşturmaları gerektiğinin farkına varmışlardır. Örneğin, bu sözleşmeyi imzalayanlar arasında nükleer santrali olmayan Yunanistan da vardır. Esasen Türkiye’nin bu protokolü nükleer santral inşaatına başlaması gerekmiyordu, Çernobil gibi bir felaket bu dünyada yaşanmaktayken (şimdiyi de dâhil ediyorum çünkü nükleer kazaların etkileri yüzlerce yıl sürer, nitekim bugün de devam ediyor) yurttaşlarının Avrupa’da meydana gelebilecek bir sızıntıya karşı tazminat alabilmesi imkânını sağlayacak şekilde daha önce onaylatmalıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani çok açık ki sözleşmeye taraf olan OECD üyesi 18 ülkeden biri olarak Türkiye’nin bu sözleşmeyi meclisinde en geç onaylatan ülke olması nükleer santral sahibi olma yolunda sona yaklaşmasıyla ilgili görünmektedir. Daha açık bir ifadeyle diğer ülkelere tazminat hakkı doğuran bir yatırımı hayata geçirmek üzere olduğu için bu onayın kendisinden talep edildiğini göstermektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi bu sözleşme TBMM’de onaylandığına göre bir de iç hukukun oluşturulması gerekecektir ki işte bizi bu kısmı yakından ilgilendirmelidir lakin bu kanunun TBMM’de onaylanmasına dair Resmî Gazeteye baktığınızda “Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür”den başka bir cümle göremiyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tekrar vurgulamak isterim ki bizim bu noktada odaklanmamız gereken nokta; Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Mesuliyete Dair Sözleşmesi’nin iç hukuka yönelik düzenlemelerinde katılımcılık ve şeffaflık, hesap verebilirlik gibi demokrasilerin olmazsa olmaz kriterlerine uyum sağlanıp sağlanmayacağıdır ki demokratik hak taleplerimizde olduğu gibi bu konuda da demokratik kitle örgütlerine, sendikalara, çevre hatta insan hakları derneklerine ve baskı gruplarına büyük sorumluluk düşmektedir. </span></p>
<p><b>Bu iki kanunun uygulamasında çevre ve insan sağlığı için ne gibi riskler bulunuyor? Radyoaktif atıkların yönetimi nasıl olmalı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kullanılmış yakıt ve radyoaktif atık konularına ilişkin düzenlemeler özellikle nükleer enerji santrali olan ülkelerde yapılmak zorundadır çünkü nükleer santraller çalıştırılıyorsa kullanılmış yakıt oluşması kaçınılmazdır. Kullanılmış yakıtlar 10-20 yıl soğutulmak üzere tesis sahasındaki havuzlarda bekletilir ve bekleme süresinin sonunda yeniden işleme merkezine gönderilerek işlemden geçirilir. Bu arada Yeniden İşleme Merkezi, Akkuyu için Rusya’nın kendi topraklarındaki tesisidir, yani atıklar Rusya’ya gönderilecektir. Bu gönderim güzergahı da muhtemelen Boğazlar ve/veya yapılmasını asla hayal dahi edemiyorum Kanal İstanbul olabilir. Atıkların yeniden işlenmesi pahalı ve zor bir süreç olmakla birlikte bu yöntem İngiltere, Fransa, Belçika, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi birçok ülkede uygulanmaktadır. Kullanılmış yakıt işlendikten sonra kalan kısımlar yüksek dereceli radyoaktif atık olduğu üzere yine depolanması gereken maddelerdir dolayısıyla bunlar için kalıcı/nihai atık deposunun kurulması gereklidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rusya’nın yasalarında “Gelişmekte olan ülkelerden nükleer atık almaz” ibaresi bulunduğu üzere ki Türkiye, Rusya karşısında bu sınıfa girmektedir, nihai nükleer atıklar Türkiye’ye gönderilecektir. Bu ise bize çok yüksek meblağlarda maliyet anlamına gelen yeni bir tesisin kurulması zorunluluğunu ve risklerini beraberinde getirecektir. Zira kullanılmış nükleer yakıtların depolanması ve taşınması için özel tesis ve donanımlara ihtiyaç vardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu depolama tesisi yakıtın kalıcı olarak bertaraf edileceği derin jeolojik bertaraf da olabilir (yeraltı depoları için 250 ila 1000 m derinliklerde, kuyular için 2000 ila 5000 m derinliklerde kurulur) ancak bunlar için deprem riski olan bölgeler tercih edilmez. Bu noktada Türkiye’nin fay hatlarının %99’u aktif bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatmama gerek var mı? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bununla birlikte Nükleer Düzenleme Kurumuna (NDK) baktığımızda 2021-2025 Stratejik Planında: “Proje Şirketi, radyoaktif atıkların ve kullanılmış yakıtların Hükümetin sorumluluğu altındaki nihai bertaraf tesislerine taşınmasına kadar yönetiminden ve Nükleer Güç Santralinin (NGS) sökümünden sorumludur” ibaresi bulunmakta. Burada NGS genel bir ifadedir, yani Akkuyu NGS ile sınırlı değildir, Sinop’ta proje ilerlerse bu yaklaşım esas olacak anlamına gelmektedir. 1989’da kurulan tek radyoaktif atık tesis ile sınırlı kalabileceği düşünülmesin. Ciddi maliyet yüklenmeyi gerektirecek yeni bir tesis kurma gerekliliği söz konusudur.  </span></p>
<h5><b>“Nükleer Santralin Maliyeti Kamuoyuna Düzgün Bir Şekilde Anlatılmış Değil”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ez cümle, nihai atık bertaraf tesisinin açıkça hükümetin sorumluluğunda olduğu ifade edilmiş bulunuyor. Yani bizim ÇED davalarında ısrarla dile getirdiğimiz sorguladığımız ağır maliyetleri ve riskleriyle nihai atık bertaraf tesisin de kurulması gerekliliği bulunduğuna, bu işin Türkiye’nin yarınını ipotek altına aldığına dair dikkat çektiğimiz husus bu ibareyle itiraf edilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Siyasi iktidar Türkiye’de nükleer santral kurulması sürecinin maliyetlerinin yükünü henüz kamuoyuna düzgün bir şekilde anlatmış değil. Maalesef nükleer santralin kurulum süreci bugüne dek yol, köprü, baraj gibi mega projelerde başvurulan yap-işlet-devret mantığıyla inşa edildiği gibi olacak şeklinde bir algı yaratılıyor fakat durum nükleer santraller için çok farklı zira proses Built-Own-Operate/yap-sahip ol-işlet (B.O.O) prensibine dayanıyor. Yani bırakın nükleer santralin hükümetler arası anlaşma ile yapılmasını, bizim esas mesele etmemiz gereken yap-sahip ol-işlet tipinde bir anlaşmayla nükleer santral kurulması olmalıdır.  </span></p>
<h5><b>“Her Bir Nükleer Santral, Atom Bombası Potansiyeli Taşır”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Her bir nükleer santral atom bombası anlamına geldiği üzere siz ülkede bu silahın anahtarını örneğin Akkuyu için Rusya’ya teslim etmişseniz kendinize atom bombası atmışsınız demektir. Öte yandan bu bir know-how meselesi. Türkiye istediği kadar Rusya’ya öğrenci göndersin, nükleer teknoloji bilgi ve birikimi yok ve ekonomik olarak başka birçok ihtiyaçları varken enerjisini nükleer santral kurmak için harcaması büyük kayıp kaldı ki nükleer santraller bu çağın enerjisi değil, yenilenebilir enerjilerden güneş ve rüzgâr gücünü göstermişken nükleerin hiç şansı yok. Zira sermaye grupları rüzgâr ve güneş enerjisinden üretim maliyetleri yüzde 70’lere varan bir düşüş gösterirken aynı zaman zarfında üretim maliyetleri yüzde 30 artan ve nükleer enerji karşısında tabii ki yenilenebilir enerjiyi tercih edecek ve bu makas her geçen gün daha da açılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Röportajın ikinci bölümüne </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/05/nukleer-enerji-iklim-krizine-karsi-cozum-degil-bilakis-tehdit/"><span style="font-weight: 400;">buradan ulaşabilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/">&#8216;Sözleşmelerden Çok Nükleer Santralleri Durdurmaya Odaklanmalıyız&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/03/sozlesmelerden-cok-nukleer-santralleri-durdurmaya-odaklanmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil İkileme Yer Yok!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/18/sivil-ikileme-yer-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 14:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Hiroşima]]></category>
		<category><![CDATA[Nagasaki]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer silah]]></category>
		<category><![CDATA[Sokrates]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her karar arifesi tercih yapmayı gerektirir ancak, ikileme düşmenin bazen askeri sonuçları olabilir. Gerçek nükleer karşıtı mücadele, mevzuunun bütünlüklü ve tutarlı bir şekilde kavranmasıyla bilişsel bir farkındalık sağlarken yaşamları da kurtaracaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/18/sivil-ikileme-yer-yok/">Sivil İkileme Yer Yok!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Milattan önce dördüncü yüz yılda Sokrates&#8217;ın &#8220;küçük bir işle uğraşıyor değiliz, nasıl yaşamamız gerektiğiyle uğraşıyoruz&#8221;sözü bize etik değerlerin tüm zamanlardaki önemine dair bir şeyler söyler. Özellikle karar verme aşamasında belli değerlere bağlı kalınması tekçiliği çekici hale getirerek tercih yapmanın mekanik bir yolunu  gösterir. Bu açıdan bir ayağı çevre, bir ayağı barış hareketinde olan nükleer karşıtı mücadele savaş olasılığı karşısında etik değerlerine tutunabilirse net tavır alabilir. Bu yazıda kaçınılmaz olarak nükleer silah ve nükleer enerji üretim süreçlerinin ilişkisine değineceğim fakat, esas mesele nükleer karşıtı mücadelenin tüm savaşlar karşısındaki tutumu olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer silah ve nükleer enerji bağıntısı yıkıcı bir gücün &#8220;yapıcı&#8221; bir güce dönüştürülmesi  üzerine kuruludur. İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlayan silahlanma çalışmaları gerek savaşa hazırlık süresince, gerekse savaşın Hiroşima ve Nagasaki&#8217;ya atılan atom bombalarıyla bitirilişini takiben sayısı iki bini bulan atom/nükleer silah deneme/testleriyle geliştirilmiştir. Aynı zamanda eski adıyla atom bugünkü yaygın kullanımıyla nükleer sanrallerin de kurulmasına başlanmıştır. Nükleer testlerin sonuçlarının insan sağlığına etkilerinin anlaşılmasıyla dünya kamuoyu nükleer testlerin durdurulması için harekete geçer, bı girişimler uluslararası barış hareketine dönüşür. Yeni doğan çocukların süt dişlerinde stronsiyum 90 maddesinin bulunması Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması&#8217;nın 1979 yılında  Türkiye dahil pek çok ülke tarafından imzalanmasının önünü açacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nükleer testlerin durdurulmasını izleyen süreçte, 1970&#8217;lerin başında yaşanan Petrol krizi nükleer santrallerin dünyaya bugün iklim krizi karşısında  &#8220;yeşil enerji ya da yenilenebilir enerji&#8221;şeklinde bir üretim kaynağı olarak tanıtıldığı gibi &#8220;alternatif enerji&#8221; üretim imkanı olarak sunulur. Bu nedenle özellikle 1970&#8217;lerden sonra nükleer santrallerin birbiri ardına kurulduğunu görürüz. Ne var ki, Üç Mil Adası ve Çernobil nükleer felaketleri  nükleer santrallerin nükleer bombalarla aynı akıbeti doğurduğunu dünya kamuoyuna gösteren çok net örneklerdir. Petrole ve kömüre alternatif enerji olarak ortaya çıkarılan nükleer enerji üreten santrallerin takkesi düşmüş keli görünmüştür. Nükleer santrallerin bir savaş esnasında kullanılma ihtimali barındıran nükleer silahlar gibi namlusunu mütemadiyen doğaya, tüm bir ekosisteme ve yaşamın bütününe çevirmiş olduğu yıllar içinde yapılan araştırmalarla anlaşılır. Nihayet bu çalışmalar nükleer santrallerle ilgili olarak,  kaza olsa da olmasa da canlı ve cansız çevreyi geri dönüşü olmayan (bu yazıda yer veremeyeceğim fakat birçok yazımda açıkladığım) zararlarının olduğunu ortaya koyar. </span></p>
<figure id="attachment_43451" aria-describedby="caption-attachment-43451" style="width: 309px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43451" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/fuku-bags-640x371.jpg" alt="" width="309" height="179" /><figcaption id="caption-attachment-43451" class="wp-caption-text">Fukuşima Bölgesinde radyoaktif serpinti nedeniyle önce gözden sonra elden çıkarılan, 1&#8217;er tonluk torbalarda toplanan ve bugün fırtınalarla denize süpürülen toprak dahil radyoaktif katı atıklar</figcaption></figure>
<p>Nükleer santrallerle ilgili gerçekler açıkça göstermektedir ki, savaşlarla toprak elde etmek için ülkenin varını yoğunu ortaya koyan hükümetler nükleer santrallerle topraklarını savaşmadan kaybedebilirler. Toprağın bir radyoaktif bir serpintiyle şehit gömer gibi toprağa gömüldüğünü, torbalara doldurulduğunu, her bir karışı için canların feda edildiği o topraklardan nasıl vazgeçildiğini en son yaşanan Fukuşima Nükleer Felaketi net olarak göstermiştir. Tüm bunların ışığında diyebilirim ki, nükleer santrallerle nükleer silahlara karşı çıkmanın kesişim noktasında her türlü yaşamın istem dışı sonlandırılmasına dair bir direniş vardır. Nükleer karşıtı tavır ve tutumlar dünya genelinde nükleer silah ve santrallere karşı olunduğu kadar tüm savaşlara karşı olunmasını gerektirir. Tüm savaşlara karşı çıkamıyor yalnızca nükleer silahlarla ilgileniyorsanız dahi  her tür çatışma sürecinin nükleer savaşa tırmandırılabileceğini öngörmeniz gerekir. Bununla birlikte, nükleer santral işletim süreçleriyle silah yapım süreçleri arasındaki geçişlilik kadar nükleer savaşlarla diğer savaşlar arasındaki deterministik süreçler de çevre hareketinin barış hareketiyle el ele yürümesini zorunlu kılar. Bu birliktelik ise bize barışın lüksü olmadığını da hatırlatacaktır. Zira tüm savaşlarda silah ve bilimum patlayıcılar kullanılır doğa, insan ve çevreden mağduriyet yaratılır. Diğer bir deyişle savaşın iyisi kötüsü olmaz, ikileme yer yoktur.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya çapında  siyasi ve ekonomik projelerin hayata geçirilmesi amacıyla hükümetlerin &#8220;savaş&#8221; kartını toplumların üstünde etkin bir araç olarak kullandığına inanın ya da inanmayın savaşların sonucunda  insanlar ya ölür ya da yaşam şartları esaslı olarak değişir, ağırlıklı olarak son beş yıldır deneyimlendiği gibi göç etmek zorunda kalır. Sözkonusu göç dillerine, kültürlerine yabancı olunan coğrafyalara gidişi zorunlu kılabilir. Mülteci haline getirilen insanalrın denizde boğularak can vermesinin nedeni  de, gittikleri ülkelerde yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmalarının nedeni de savaşlardır. Eğer gerçek bir nükleer karşıtı iseniz duygu durumunuz, siyasi görüşünüz ne olursa olsun sivil ikileme düşmez, savaşları onaylamaz, savaşın önünü açmazsınız. </span></p>
<p>Kapak görseli: <i><span style="font-weight: 400;">Naoufal &#8211; 2016</span></i></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/18/sivil-ikileme-yer-yok/">Sivil İkileme Yer Yok!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Afrika Nükleer Enerji Yatırım Planlarından Vazgeçti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/28/guney-afrika-nukleer-enerji-yatirim-planlarindan-vazgecti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 21:49:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[BRICS]]></category>
		<category><![CDATA[Cyril Ramaphosa]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Ramaphosa Putin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Afrika’nın yeni enerji yatırımları doğal gaz, rüzgar ve güneşten yana olacak. Nükleer planları eski Devlet Başkanı Jacop Zuma döneminde belirsizliğini korumuşsa da Güney Afrika’ya nükleer projelerle giden Rosatom olumlu bir işaret beklemekteydi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/28/guney-afrika-nukleer-enerji-yatirim-planlarindan-vazgecti/">Güney Afrika Nükleer Enerji Yatırım Planlarından Vazgeçti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fakat Güney Afrika ülkede bulunan iki reaktörüne 2030 yılına kadar 9600 Megavatlık nükleer santral yatırımıyla arttırma planını iptal etti.</p>
<p>Pazartesi günü Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın yaptığı açıklamaya göre nükleer enerji yerine doğal gaz, rüzgar ve diğer enerji kaynaklarının payının arttırılması planları var.</p>
<p>Afrika’nın tek nükleer gücü 1860 Megavat olup altı defa ilave nükleer güç kurulması konusu masaya getirildi ve yüksek maliyetler ve çeşitli nedenlerle iptal edildi.</p>
<p>Enerji Bakanı Jeff Radebe hükümetin yeni entegre planlarını halka okurken “2030’a kadar nükleer enerji planlarını arttırma yönünde bir eğilim yok” ifadelerini kullandı.  Plan elektrik talebinin de bir süredir düştüğüne işaret ediyordu .</p>
<p>Oysa Rus üretici Rosatom nükleer planlar konusunda ısrarcıydı. Rosatom ile Güney Afrika hükümeti tarafından yalanlansa da dönemin Devlet Başkanı Zuma ve Rus lider Putin arasında yapılan görüşmeler  halkın onayına sunulmadan nükleer planlar lehine görüşmeler yapıldığı yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-29944" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/08/afrika.jpg" alt="" width="620" height="383" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/08/afrika.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/08/afrika-610x377.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/08/afrika-320x198.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>Fakat Şubat ayında Zuma’dan iktidarı devralan Cyril Ramaphosa nükleer planları pahalı olduğu gerekçesiyle rafa kaldırdı. Temmuz ayında Ramaphosa Putin’in Johannesbourg’da gerçekleştirilen BRICS’de özel bir toplantıda nükleer anlaşma konusunu açtığını söyledi. Ancak yeni Devlet Başkanı hükümetin şu anda böyle bir anlaşmayı imzalamasının mümkün olmadığını  anlattı. Radebe pazartesi günü nükleerden ziyade başka enerji kaynaklarına yatırım yapılacağını açıkladı.</p>
<p>Parlamento tarafından nihai onay alınmadan önce halkın görüşüne de sunularak onaylanan programla 2030’a kadar  8,100 Megavat rüzgar,  8,100 Megavat doğal gaz, 5,670 Megavat fotovoltaik , 2,500 Megavat hidrolik ve 1,000 Megavat kömür yatırımı öngörülüyor.</p>
<p>Geçen yıllarda dönemin Devlet Başkanı Zuma nükleer enerji programını zirveye taşımışsa da maliyet öngörüleri <strong><u>37 milyar dolardan 100 milyar dolara </u></strong>yükselince, 22 Kasım tarihinde Maliye Bakanı Pravin Gordhan ülke ekonomisinin bu yükün altından kalkamayacağını, önce  bütçe açığının kapatılması gerektiğini  açıklamıştı.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/08/28/guney-afrika-nukleer-enerji-yatirim-planlarindan-vazgecti/" target="_blank" rel="noopener"> Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/28/guney-afrika-nukleer-enerji-yatirim-planlarindan-vazgecti/">Güney Afrika Nükleer Enerji Yatırım Planlarından Vazgeçti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Britanya’nın Rüzgar Enerjisi Nükleeri Geçti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/25/britanyanin-ruzgar-enerjisi-nukleeri-gecti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 May 2018 09:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[temiz enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27149</guid>

					<description><![CDATA[<p>Britanya’nın rüzgar tarlalarında üretilen elektrik, 2018’in ilk 3 ayında, ülkenin sekiz adet nükleer santralının ürettiği elektrik miktarını aştı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/25/britanyanin-ruzgar-enerjisi-nukleeri-gecti/">Britanya’nın Rüzgar Enerjisi Nükleeri Geçti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Britanya’nın rüzgar tarlalarında üretilen elektrik, 2018’in ilk üç ayını kapsayan dönemde ülkenin sekiz adet nükleer santralının ürettiği elektrik miktarını aştı. Böylece ülkede ilk kez bir çeyrekte üretilen rüzgar enerjisi miktarı, nükleer enerjiden daha fazla oldu. Yenilenebilir enerji endüstrisi bu gelişmeyi ucuz, milli ve yeşil enerji kullanımında doğru yolda oldukları şeklinde yorumladı.</p>
<p><strong>Kışın Zorluklarını Rüzgar Enerjisi Göğüsledi</strong></p>
<p>Dünya Halleri’nin haberine göre ilk çeyrekte üretilen rüzgar enerjisi, ülkedeki toplam enerji üretiminin % 18,8’ini oluşturdu. Rüzgar enerjisi üretimi doğalgazın ardından ikinci sırada yer aldı. 17 Mart’ta bir süreliğine rüzgar türbinlerinin ürettiği elektrik ülkedeki elektrik tüketiminin neredeyse yarısını karşıladı. Özellikle soğuk kış günlerinde, hava sıcaklığının sıfırın altına düştüğü altı günde enerji ihtiyacının % 12 ila 43’ü rüzgar enerjisinden karşılandı.</p>
<p>Bu sürede iki nükleer santral bakıma girdiği için bir süre elektrik üretemedi. Bir diğer santral ise soğutma sisteminde deniz yosunu biriktiği için durduruldu. Rüzgar ve güneş enerjisi birlikte 2017’nin ilk üç ayında nükleer santrallerden daha fazla enerji üretmişti. Bu yıl ise aynı başarıyı rüzgar enerjisi tek başına yakaladı.</p>
<p><strong>Yeni Hat Türbinlerin Kapanmasını Engelledi</strong></p>
<p>Drax Electric Insights’tan Dr. Rob Gross konuyla ilgili “Gelecekte rüzgar enerjisi kullanımımızın sınırlanacağına dair hiçbir emare yok” diyor. Aralık ayında İskoçya’nın güneyinden Galler’in kuzeyine çekilen hat sayesinde, İskoçya’daki türbinlerden üretilen elektrik Galler’e aktarıldı. Normalde, kuzeydeki bazı rüzgar tarlaları enerji fazlalığı sebebiyle kapatılmak zorunda kalıyordu. RenewableUK yöneticisi Emma Pinchbeck ise “Türbinleri kapatmak yerine rüzgar enerjisinden mümkün olduğunca faydalanabilmemiz çok iyi bir haber” diyor.</p>
<p>Birleşik Krallık’ın karbon salımı rakamlarını düşürmesi için rüzgar enerjisindeki bu gelişme önemli bir rol oynuyor. Geçtiğimiz dönemde temiz enerjiye olan yatırımın azalmasıyla ülkenin karbon salımı hedeflerine ulaşmasının tehlikeye girdiği vurgulanmıştı.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://ekoiq.com/2018/05/21/britanyanin-ruzgar-enerjisi-nukleeri-gecti/" target="_blank" rel="noopener">ekoiq</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/25/britanyanin-ruzgar-enerjisi-nukleeri-gecti/">Britanya’nın Rüzgar Enerjisi Nükleeri Geçti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
