<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kürt Sorunu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-sorunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-sorunu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Apr 2022 10:32:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Kürt Sorunu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kurt-sorunu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 13:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA["Dijital Benim İşim" Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın 'Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)' başlıklı raporu, kamuoyunda ekonomik kriz gibi konuların gerisinde kalsa da sorunun önemini koruduğunu hatırlatıyor. Rapor, Kürt sorununun 'tedbirli bir iyimserlikle' ele alınması gerektiğini çünkü çözüm sürecinden ikna edilmesi zor yüzde 55 ve gri alanda olan yüzde 20’lik blok olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, 'partiler üstü uzlaşı ile liderlerin müzakere gündemine öncülük etmesiyle' barış süreci tekrar başlayabilir.     </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Barış süreçleri ağır yürüten, duraksayan, geri dönen ve tekrar başlayabilen farklı evreler içerebilir. Bu açıdan Kürt sorunun çözümünde de bir gün tekrar barış adımlarının atılabileceğini göz ardı etmemek gerekir.”</p>
<p>Bu ifadelerle çatışma sürecinin zorlu ve sancılı boyutlarını hatırlatan “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu, Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Prof. Dr. Evren Balta ve Prof. Dr. Mehmet Gürses tarafından kaleme alındı. İstanbul’da basın mensupları ve çeşitli sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile yapılan bir toplantı ile tanıtılan rapor, 2010 sonrası, tarihsel okuma ile Türkiye’de barışın temini “hangi gri alanları bulabilir ve nerelerde barış için ortaklaşma bulunabilir?” sorusundan yola çıkılarak hazırlandı.</p>
<p>Toplantının başında Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Vakıf olarak son birkaç yıldır “Türkiye’de barışın olanakları nedir?” ve “farklı aktörler ne yapmalı?” sorusuna yanıt aradıklarını söyledi. Tahmaz, bu kapsamda hazırladıkları raporla birlikte, Türkiye’de yüzde 35 düzeyinde olan barış umuduna katkı sağlamaya gayret ettiklerini; çeşitli kentlerde düzenleyecekleri toplantılar ile barışın imkânları ve sorunlarını konuşmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p>Raporunu sunumunu yapan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, barış süreci ve sürecin sonladığı dönemin ardından konunun toplumsal boyutunun en az çalışılan konulardan biri olduğunu belirtti. Bu tespitten hareketle raporu hazırlarken 2010 sonrasını tarihsel okuma ile “gri alanları” bulabilme ve nerelerde ortaklaşma olabileceği sorusu ile yola çıktıklarını aktaran Çelik, KONDA’nın her ay düzenli yaptığı anketler tarandı ve bu veriler üzerinden analiz yaptıklarını kaydetti.</p>
<p>Çelik, raporda Türkiye’de Kürt sorununun tanımına dair toplumdaki farklılıklar, çözüm konusundaki tutumlar, kültürel ve siyasi haklara dair farklı grupların yaklaşımlarını analiz ettiklerini ve “kalıcı ve sürdürülebilir bir barış siyasetinin nasıl inşa edileceğini tartışmayı” hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>“Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu; Kürt Sorununun Kökeni ve Endişe Siyaseti, Ayrımcılık ve Toplumsal Kutuplaşma, Kültürel Haklar ve Tanınma Sorunu, Siyasi Haklar, Dış Politika ve Kürt Siyaseti, Kürt sorununun çözüm Yaklaşımları ve Müzakere Gündemi ile sonuç ve değerlendirme bölümlerinden oluşuyor.</p>
<h5><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-80595 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali.jpg" alt="" width="677" height="312" /></strong></h5>
<h5><strong>Türkiye’de Barışa Destek Verenler Yüzde 30’un Üzerinde! </strong></h5>
<p>KONDA verilerine dayanan raporun bulgularına göre, Kürt sorununun çözülmesinde güvenlikçi- askeri yaklaşım kendisini etnik olarak Türk olarak tanımlayan gruplar arasında önemini yitirdi. Dahası, Türkler, Kürt sorununu,  Türkiye’nin eğitim, enflasyon, göçmenler, demokratikleşme, kadın-erkek eşitliği gibi yakıcı sorunlarından sonra, sadece yüzde 12 düzeyinde “öncelikli sorun” olarak değerlendiriyor. Buna karşın, kendisini Kürt olarak tanımlayanlar Kürt sorununu yüzde 40 düzeyinde öncelikli sorun olarak görüyor. HDP seçmenleri ise yüzde 60 civarında sorunu önceliklendiriyor.</p>
<p>Rapor, bu yönüyle Türkiye’de “Kürt sorununun göreceli olarak gündemden düştüğü”  buna karşın Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde yakıcı bir sorun olma niteliğini yitirmediği bir döneme tekabül ediyor.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde, etnik kimlik ve siyasi tercihler hala ana belirleyici.</p></blockquote>
<p>Ayşe Betül Çelik’in sunumun sonunda, KONDA verileri ile raporun bulgularını değerlendirdi. “Türkiye’nin yakıcı baskıcı dönemlerinde bile barışa destek yüzde 30’un altına inmiyor.” tespiti öne çıkan bulgulardan biri idi. Rapordaki en önemli bulgulardan bir diğeri ise Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde etnik kimlik ve siyasi tercihlerin hala ana belirleyici olmayı sürdürmesi.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-80596 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-3.jpg" alt="" width="728" height="336" /></strong></h5>
<h5><strong>Kürt Sorununun Çözülmesinde İkna Edilmesi Zor Yüzde 55 ve Gri Alandaki Yüzde 20!</strong></h5>
<p>Çelik, söz konusu bulgular ışığında, raporu şu şekilde analiz ettiklerini söyledi: “Tedbirli bir iyimserlikle sorunu ele almalıyız. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinde ikna edilmesi zor olan yüzde 55’lik kesim var. Bu konuda gri alanda kendini ifade eden ise yüzde 20 civarında. Bu sorunda, etnik kimlik ve siyasi tercihler ana belirleyici.”</p>
<p>Raporda altı çizilen kutuplaşma konusunu hatırlatan Çelik,  Barış Süreci’nin yarattığı olumlu gelişmelerin bazı alanlarda devam etmesine karşım siyasi kutuplaşmanın Kürt sorununun tanımlanması ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesinde olumsuz etkisini sürdürdüğünü söyledi. Bunu bir sonucu olarak, Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı ayrımcılığa dair algılar siyasi ortamdan etkileniyor. Öyle ki, toplumda Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğu algısı baskın çıkıyor.  Bu da Kürtlerin yaşadıkları sorunların demokratik ortamda tartışılmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Bu tespitlerinin yanı sıra, Türkiye’de siyasi parti liderlerinin gücüne ve önemine vurgu yapan Çelik, Kürt sorununun “partiler üstü uzlaşı ile müzakere gündemine” liderlerin öncülük edebileceğini kaydetti.</p>
<p>“Kürt sorununun yakıcı bir sorun olarak algılanmadığı böyle bir dönemde, liderlik ve zamanlama önemli. Kürt sorununun taktiksel araçsallandırılması ve özellikle CHP’li seçmen duruşunun barış süreçlerinde belirleyici olacak. Bu seçmen grubu barış sürecine sanılandan daha kolay ikna edilebilir.” değerlendirmelerini paylaşan Çelik, Kürt sorunun kamusal alanda demokratik ortamda tartışılması gerektiğini hatırlattı.</p>
<blockquote><p>Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.</p></blockquote>
<p>Raporda dikkat çeken bulgulardan biri olan “genç neslin sorunun çözümüne dair zayıf bir inanca sahip ve demokratik çözüm yollarına dair desteğinin düşük olmasının” gençlerin çoğunun” barışı bilmeden yaşadıklarından” anlaşılabilir bulduğunu söyleyen Çelik, gençlere özel çalışmalar geliştirilmesinin aciliyetini vurguladı ve liderlere bu konuda da önemli görevler düştüğünü kaydetti.</p>
<p>Raporun sunumunun ardından gelen sorular üzerine Ayşe Betül Çelik, “Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.” tespitini de paylaştı.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class=" wp-image-80597 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-2.jpg" alt="" width="274" height="348" />Yeni Bir Siyaset Dili Üretilmeli; Diyalog Artmalı</strong></h5>
<p>Çelik’in ardından söz alan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise araştırmanın bulguları çerçevesinde kısa bir değerlendirme yaptı. &#8220;Umut yorgunuyuz. Toplum da temkinli ve tedirgin bir iyimserlik içinde&#8221; sözleriyle mevcut durumu özetleyen Ağırdır’ın hem Türkler hem Kürtler açısından Kürt sorununda geline aşamaya dair: “ Türk kimliğinin de bir güvenlik arayışı var, bunu ihmal ediyoruz… Kürtlerin kimlik talebi ile Türklerin güvenlik talebini dengelemek gerekiyor.” tespiti öne çıktı.  &#8220;Barışın olanaklarını çoğaltmak için önümüzde zihni bir toplumsal eşik var.&#8221; diyen Ağırdır’a göre,  çözüm gri alanları çoğaltmakta. &#8220;Yeni bir siyaset dili üretmeli, mümkün olduğunca temas diyalog ve platformları çoğaltmalı. Bunun için emek harcamak zorundayız.”</p>
<p>Barış Vakfı’nın “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” başlıklı raporuna <a href="http://barisvakfi.org/kurt-soruna-toplumsal-bakis-2010-2022-baslikli-rapor-aciklandi/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2022 10:17:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu ve barış süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yerel yönetimler ve barış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79520</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Kürt meselesine bir tür Türk usulü çözüm icat etme hali var. Barış konusuna araçsal yaklaşıldığı zaman, sorun derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir.' Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz, Kürt sorununda bir eşikte olduğumuzu söylüyor ve HDP’nin terörize edilmesinin barış olasılığını güçleştirerek sorunu derinleştirdiği uyarısında bulunuyor. Tahmaz’a göre çözüm, siyasilerin sorunu samimi ve tutarlı olarak ele almasında yatıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü üzerine yoğunlaşan ve bunu kolaylaştırmak için çatışma çözümleri, geçmişle yüzleşmek, barış dilinin gelişmesi ve geçiş adaleti gibi tematik konularda öncelikli olarak çalışan <a href="http://barisvakfi.org/">Barış Vakfı’nın</a> Yönetim Kurulu Başkanı <a href="http://www.hakantahmaz.com/" target="_blank" rel="noopener">Hakan Tahmaz</a> ile Türkiye’de barışı ve olasılıklarını konuştuk. 20 yıldan bu yana barış alanında çalışan ve bu alanda üç kitap yazan Tahmaz, Kürt sorununun Türkiye’de temel bir mesele olduğunun ve tüm ülkede mağdur ve mazlum yarattığının altını çizerek, soruna siyasilerin samimi ve tutarlı yaklaşması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/OGUxJ03-BK8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong>Temel evrensel bir hak olarak “barış” kavramını en yalın şekilde nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p>Biz kendi belgelerimizde yaşam hakkın kendisi, yaşam hakkı olarak tarif ediyoruz barışı. Herkesin başkasının yaşam alanlarına müdahale etmeden nasıl istiyorsa öyle yaşayabildiği haldir diyoruz.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79526 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-1.jpg" alt="" width="321" height="221" />Barışın her birimizin talep edebileceği bir hak olması ve devletlerin barışı temin etme </strong><strong>sorumluluğunun, pratikte karşılığı var mı? </strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) barışı sağlama ve çatışmaların ortadan kalkması görevini devletlere vermiştir. 2015 yılında BM bu konuda yerel yönetimlere de görev vermiştir. Barış hakkı, bizim anayasamızda da kutsal bir hak olarak tarif edilir. Buna rağmen, barış hakkını ihlal edenlere karşı bir yaptırım uygulayabilmek BM düzeyinde de Türkiye&#8217;de mümkün değil. Barış bir temel haktır ancak bu hakkın pozitif hukukta yeri, bir yaptırım gücü yoktur.</p>
<p><strong>Yurttaşlar barış hakkının varlığından ne kadar haberdar? </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de barış kavramını hemen herkes bilir ama yurttaşlık bilinci Türkiye&#8217;de yok çünkü yurttaşlık bilinci, en az kendi hakları kadar başkalarının insan ve canlı olmaktan kaynaklanan haklarını da</p>
<p>savunur. Başkası için mücadele bilinci ne yazık ki Türkiye&#8217;de oldukça zayıf.</p>
<p><strong>Barış Vakfı olarak siz barışın temini için ne yapıyorsunuz? </strong></p>
<p>2016 yılında, kötü bir dönemde kurulduk ama kurucularının uzun bir mücadele geçmişi var. Vakfın temel hedefi karar alıcıları, toplumu etkileyenleri etkilemek, barış için teşvik etmek, barış ve çatışma çözümü konusunda etkilemek, uyarmak, ikaz etmek. Barış konusunda çeşitli yayınlar hazırlıyoruz. Hak savunuculuğu temelinde çeşitli temel haklarda kendi duruşumuzu güçlendirecek toplumsal duyarlılık, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Ayrıca, tüm kesimlere yönelik bir tür diplomasi faaliyeti yürütüyoruz.</p>
<h5><strong>&#8221;Çözümsüzlük Siyaseti&#8217; Toplumsal Çürüme Tehlikesi</strong><strong> Yarattı!&#8217;</strong></h5>
<p><strong>İçinde olduğumuz siyasi konjonktür 1990’lı yıllarla benzeşiyor mu? Türkiye&#8217;deki mevcut durumu, barış kavramı eksenini nasıl tarif edersiniz? </strong></p>
<p>1990’larda Kürt meselesindeki çatışma- savaş hali başka bir boyuta geçti. Bugün mesele, Kürtlerin, Kürt olmaktan kaynaklanan, bu ülkenin yurttaşları olmaktan kaynaklı temel haklarını kamusal alanda kullanılmasında düğümleniyor. Kürtlerin Kürtlük bilincinin gelişmesi ve toplumsal olarak da tanınmasıyla birlikte, sorunun çözümsüzlüğü toplumda ciddi bir duygusal, zihinsel kopuşa neden oldu. Aynı zamanda bir tür “çözümsüzlük siyaseti” toplumsal çürüme tehlikesi yarattı.</p>
<blockquote><p>Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor.</p></blockquote>
<p>İktidar tarafından demokratik yollardan Kürtlerin siyaset yapma, taleplerini dillendirmelerine karşı büyük bir siyasal kırım hareketi yürütülüyor. Bugün bir silahlı örgütün varlığı var ama çatışma hali yok. Kürtlerin hak talepleri hala Türkiye&#8217;nin geleceği için tehdit olarak algılanıyor. Hatta sadece Türkiye&#8217;de değil, bölgede Kürtlerin anayasal, yasal zeminini, varlıklarının kabulü, idari, mali, siyasi olarak bölgesel olarak varlıkları bile tehdit olarak görülüyor. Bu hem siyasal hem de kültürel bir yozlaşma ve zehirlenme halidir.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79527 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-2.jpg" alt="" width="359" height="208" />Çatışma ve barış kavramları ekseninde, Türkiye’nin küresel örneklerden farkı nedir? </strong></p>
<p>Birincisi, Çözüm Süreci (2013-2015) ve öncesinde Oslo gibi çabaları da dikkate aldığımızda, Türkiye’de sivil toplum başta olmak üzere, bu konudaki evrensel tecrübelerden bihaber ya da sırtını dönmüş durumda<strong>. Bir tür Türk usulü, kendine özgü çözüm icat etme, çözüm bulma hali var. </strong>Türkiye küresel örneklerden beslenmemiş; Türkiye’nin bu tecrübeleri bilen ya da bilenlerin kamusal alana, sivil topluma, siyasete taşıdığını söyleyemeyiz.</p>
<p>İkincisi, Türkiye&#8217;de barış konusu bölgesel ve küresel bir sorun haline geldi. Üçüncü önemli nokta, bölgedeki ve dünyadaki gelişmeler, 2000’lerin başındaki konumlardan farklı, çok değişti. Bizim elimiz gittikçe zayıflıyor. Biz, ne bir uluslararası tecrübelerden yararlandık ne de oradan beslendik. Çatışma çözümü nedir? Barış nasıl olur? Bu bilgi ve deneyimlerden faydalanılmadı. Kendi sınırlarımızı aşan bölgesel bir sorun haline gelmesi de problemi daha çok büyütüyor.</p>
<h5><strong>‘Kürt Meselesi Seçim Sonuçlarına Göre Yeni Bir Hal Alacak</strong><strong>’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye seçim sürecine giriyor. Bu koşullarda barış ne ölçüde mümkün? Barışın zemini var mı? </strong></p>
<p>Barış her koşulda olur ama kalıcı olması, çok emek, enerji, kırılma ile olması başka bir şey. Barışın da kurumu, kuralları ve hukuku olmalı. Türkiye&#8217;de son yıllarda hiçbir şey öngörülebilir değil. Hukukun işlemediği, anayasanın işlemediği bir yerde, barış zor. Türkiye’de seçim sürecine girdik. Seçim sonuçlarını görmeden “şöyle olacak” demek mümkün değil ama şu kritik: seçim sonuçlarına göre Kürt meselesi yeni bir hal alacak. Nasıl bir hal alacağını belirleyecek olan partilerin ya da ittifakların Kürt meselesine nasıl yaklaştığı.</p>
<p>Bugün Kürt meselesi dendiğinde, iktidar tarafından HDP esas mesele haline getirilmiş durumda. Dolayısıyla, barış, partilerin HDP&#8217;ye nasıl yaklaşıldığıyla doğrudan bağlantılı. HDP&#8217;nin demokratik siyaset dışına itildiği bir yerde, barış konusunda ilerleme şansımız çok zorlaşır. Çünkü toplum ne kadar demokratikleşirse, siyaset ne kadar demokratikleşirse o kadar barışa doğru yaklaşırız.</p>
<p>Bugün, çok umutlu bir durum yok.  Tüm egemen Türk siyaseti kesimleri barış ve Kürt meselesine, HDP meselesine araçsal yaklaşıyor. Kendi hedefleriyle ve araçsal olarak barış konusuna, çatışma konusuna yaklaşıldığı zaman sorun daha kronikleşebilir, derinleşebilir ve çözümsüzlüğe mahkûm hale gelebilir<strong>.</strong> Büyük oranda belirsizlik var ama buradan çıkılacağına dair çeşitli emareler de var. Bunlar umutlandırıyor insanları; helalleşme tartışmaları gibi.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79532 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-4.jpg" alt="" width="332" height="250" />Türkiye&#8217;de barışın tesisi önünde geçmişe göre sorunlar çeşitlenmiş olabilir mi?</strong> <strong>Kürt sorunu, mülteciler, kutuplaşma, ırkçılık tartışmaları… Barış, eksisinden daha mı zor? </strong></p>
<p>Bardağın dolu ve boş tarafı var. Dolu tarafında; biz bir süreç yaşadık. Çözüm Süreci ve Oslo’da ne yapılmaması gerektiğini öğrendik. Nasıl yapılması gerektiği konusunda ise yol haritası belirsizliği var. Bizim toplumu kutuplaştırarak, ayrıştırarak, karşı karşıya getirerek bu meseleyi halletme şansımızın olmadığı ortada.</p>
<p>İkincisi, demokratik mekanizmaları güçlendirmeden toplumsal barışın çok ama çok zor olduğu da ortada. Sadece siyasal aktörlerle yürüyen bir çözüm süreci olmamıştır. Siyasi liderlerin çok önemli rolü vardır ama sivil toplum, parlamento, siyasi partiler, kanaat önderlerinin katılımıyla topyekün bir sürecin inşası gerekir.  Herkesin masada oturmasından bahsetmiyorum; farklı aktörlerin sürece katılımıyla bu işin olacağını görüyoruz.</p>
<blockquote><p>Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda.</p></blockquote>
<p>Çözüm Süreci’nin sonrasında oluşan güvensizlik, siyasetin “ben her şeyi yapıyordum ama bunlar beni arkadan vurdu.” sözleri, toplumda kutuplaşmanın gelişmesine ve karşılıklı güvensizliğe yol açıyor. Oysa biz daha sürecin başındaydık ama “her şey oldu bitti” havası yaratıldığından, toplumda korku, “karşılıklı aldatıldık” korkusuyla güvensizlik derinleşti. Buna bağlı olarak, Kürt ve Kürt hakları karşıtlığı, &#8220;tek vatan, tek millet, tek devlet”, “ne veriyorsak ona itaat edeceksiniz” yaklaşımı,  aynı zamanda Türkiye&#8217;de nefret söylemini, milliyetçiliği, ötekileştirmeyi köpürttü.</p>
<p>Bunlar, 21. yüzyılda bir toplum için tehdit tabii ama daha da büyük tehdit şu: ne Kürtler eski Kürtler ne bölge eski bölge ne dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye!  Her şeyin değiştiği yerde bu meselenin 1923’lerde 1930’lardaki gibi kapatılması ihtimali yok. Türkiye eninde sonunda Kürtlerin eşit eşit yurttaşlık taleplerini bir biçimde, bir yolla, bir yöntemle, Kürtlerin kendileri olma, kültürünü geliştirme haklarını tanımak durumunda. Bunu da çok uzun süre yürütemez. Çok sonrasına kalacak bir iş değil.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79528 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg" alt="" width="316" height="245" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3-640x497.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-3.jpg 722w" sizes="auto, (max-width: 316px) 100vw, 316px" />Gelinen aşamada Kürt sorununda biz hangi noktadayız?</strong></p>
<p>Biz bir eşikteyiz, Kürt meselesi yeniden tartışılmaya başlandı. Bu tartışma aynı zamanda yeni bir yol yaratma mecburiyetinden kaynaklanıyor. Bu yolun nasıl bir yol olduğu ayrı bir tartışma ama 2015 sonrası sürdürülen politikanın sürdürülebilir bir durum olmadığı ortaya çıktı. Bunun nereye doğru evrileceği seçim sürecinde belli olacak. Sandığa hangi politik önermelerle gidildiği, hangi politik vaatlerin verileceği belirleyici olacak ve tabii ki seçmenin o vaatlerden hangisini tercih ettiğine göre şekillenecek.</p>
<h5><strong>‘STÖ’ler Olarak Bu Sürecin Günahının Ortaklarıyız’</strong></h5>
<p><strong>Türkiye&#8217;de sivil toplum, barışın teşhisine ne kadar rol üstleniyor?</strong> <strong>Sivil aktörler barış için ne yapıyor? </strong></p>
<p>Biz Barış Vakfı olarak 2016’da Çözüm masasının neden devrildiğini analiz etmek için “<a href="http://barisvakfi.org/dolmabahceden-gunumuze-cozum-sureci/">Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci</a>” adlı bir rapor hazırladık. Ardından kurucu üyemiz Cuma Çiçek, saha araştırması yaptı. Çıkan tablo bize Türkiye&#8217;de sivil toplumun ciddi sorunları olduğunu, hukuksal, finansal ve yasal sorunları olduğunu gösterdi. Sivil toplum örgütü anlayışında da bir problem olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Sivil toplum, toplumu dönüştürebilmek için karar alıcıları etkilemeyi amaçlamalıdır. Türkiye’de böyle değil; sivil toplum örgütlerinin büyük kısmının siyasetin arka bahçesi olması istenir. Sivil toplumun kendisi de buna yatkındır. Bu nedenle, sivil toplum barış ve çatışma konusunda siyasetin alan açtığı kadar yer alır.</p>
<p>Biz, sivil toplum örgütleri olarak da özeleştiri yapmalıyız. Neden etkili olamadık? Bu kadar umut bağlandığımız, emek harcadığımız Çözüm Süreci’ni siyasi aktörler ve taraflar bu kadar kolay, nasıl devirdiler ve bunun faturası bütün sivil toplum örgütlerine çıktı? Biz daha etkili olsaydık bu kadar sıkışmış, bir alana daralmış kalır mıydık? Kanaatimce hem çatışma çözümü, barış konularındaki yeteri kadar uluslararası deneyimimizin olmaması hem de sivil toplumun yapısal sorunları nedeniyle biz de bu sürecin günahının ortaklarıyız.</p>
<p>Buradan çıkmak için son dört beş yıldır çaba sarf ediyoruz ama burada temel sorun siyaset. Bunu zorlamamız gerekir. Sivil toplum, siyaseti besleyen aktör olmalı. Burada kastettiğim çatışma alanı üzerine çalışan sivil toplum örgütleri. Sivil toplum örgütleri olarak kendi özgür sözümüzü ve duruşumuzu yaratma mücadelesini vermemiz gerekiyor. Tabii 15 Temmuz darbesinden sonra yaratılan korku ikliminde sivil topluma da çok büyük darbeyi vuruldu, alan daraldı. Toplum, örgütlü olma fikri, birlikte davranma, dayanışma fikirlerden uzaklaştı. Sivil toplum örgütlerinin dayanışma, bilgi birikimi, iş birliği kanallarını genişletmeye ihtiyacı var. Rekabet işinden de uzaklaşılması gerekir. Türkiye&#8217;de sivil toplum örgütleri arasında gizli ya da açık rekabet de var.</p>
<h5><strong>‘Türkiye HDP’yi Terörize Ederek ve Dışlayarak Sorunlarına Çözüm Bulamaz’</strong></h5>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-79530 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali-5.jpg" alt="" width="289" height="414" />Barış ekseninde, HDP&#8217;ye açılan kapatma davası, seçim sürecinde ittifak görüşmelerinde HDP&#8217;nin dışlanmasını ve helalleşme tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir taraftan HDP’yi kapatma davası, bir taraftan demokratik siyasi alanlara, derneklere çeşitli platformlara, kurumlara yönelik baskılar yoğunlaşıyor, denetimler yoğun. Bir taraftan da bu sorunların sürdürülemez bir durumu var. Bugün “PKK eşittir HDP” deniliyor. Kürt meselesi bir tür HDP&#8217;nin kapatılma sebebi ve  Kürt meselesinin kendisi haline gelmiş durumdadır. HDP&#8217;yle ilgili mesele, HDP’nin siyasal programı ya da duruşu sorunu değildir. HDP’nin varlığıyla nasıl ilişkileniyoruz? Nasıl yaklaşıyoruz? HDP&#8217;nin parti kapatma davasının konusu yapılması bile 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye için utanç verici bir şeydir.  Bunu olağan göstermek ya da sessiz kalmak da bu utanca ortak olmaktır.</p>
<p>Helalleşme tartışması ilgili, içeriğinin çok belli olmayan bir şey olmasına rağmen bir yüzleşme çağrısı olarak, en azından çatışarak ötekileştirerek, hakaret ederek, aşağılayarak değil; konuşarak, tartışarak, fikir söyleyerek, düşünce söyleyerek ilerlemeye çalışıldığını düşünüyorum.</p>
<blockquote><p>Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur.</p></blockquote>
<p>İttifaklarla ilgili olarak; Kürtlerin hak temelli mücadelesinin Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi için önemli bir dinamik olduğunu, Türkiye&#8217;nin geleceği için önemli bir pencere olduğunu düşünüyorum. HDP’yi ötekileştirerek, terörize ederek, dışlayarak Türkiye sorunlarına çözüm bulamaz çünkü altı milyona yakın oy almış ya da “ben demokratik siyaset yapacağım” diyen bir partiyi “siz bu kulvarda olamazsınız” dediğiniz zaman, onu demokratik siyaset dışına doğru zorluyorsunuz demektir.</p>
<p>İkincisi, altı liderin masaya oturduğu bir yerde, HDP&#8217;lilerin dışlanmasının ayrımcılığa tekabül ettiğimi düşünüyorum. Muhalefetin tutumu, iktidarın HDP’ye karşı yürüttüğü dışlama, ayrıştırma, terörize etme tutumunu parçası haline gelmesi olarak anlaşılır. Siz, Türkiye’nin en politik kesimlerini bu işin dışında bırakıyorsunuz. Seçimlerde HDP’nin dışlanmasından daha  önemli olan, HDP seçmeninin kırılan kalpleridir. Dışlanmış olma duygusu onarmak zordur. Burada HDP&#8217;nin ne yapacağından daha çok önemli olan, “HDP&#8217;ye oy veren seçmen bu tutumu nasıl anlıyor?” sorusudur. Çünkü esas mesele, buradaki negatiflik derinleştikçe Türkiye&#8217;nin sorunları büyüyecek.</p>
<p><strong>Eklemek istediğiniz bir şey var mı? </strong></p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;nin en önemli sorunlardan biri, barışın siyaseten araçsallaştırılmasıdır. Kürt meselesi temel bir mesele çünkü yakıyor. Kürt meselesinde yaşanan süreç, bu ülkenin her mahallesinde mağdur yaratmıştır. Mazlum yaratmıştır. Bu herhangi bir bölgeye ait bir sorun değildir. Acılar, mağduriyetler Edirne&#8217;den Kars&#8217;a kadar Sinop&#8217;tan Diyarbakır&#8217;a her tarafta var.</p>
<p>Bir biçimde bu acılar hepimizin acıları. O zaman, düşmanlık siyaseti izlemeyen herkes, bu konuyu araçsallaştırmaktan vazgeçilmelidir. Aslında toplum bunun farkında; buna inanan bir toplum yok artık. Siyaset, soruna samimi ve tutarlı bir biçimde yaklaşmalıdır.</p>
<p>Kapak Görseli :Evrensel</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/15/kurt-sorununda-esikteyiz-barisa-aracsal-yaklasilmamali/">‘Kürt Sorununda Eşikteyiz; Barışa Araçsal Yaklaşılmamalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 08:03:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[tahir elçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12555</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken,  sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı.  Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken, </em></strong><strong><em> sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı. </em></strong></p>
<p>Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış Vakfı&#8217;nın (Barış Vakfı), Newroz için yaptığı basın açıklaması şöyle:</p>
<p><strong><em>Barıştan Başka Yol yok</em></strong></p>
<p>Dört gün sonra yeni bir Newroz kutlanacak. Tarih boyunca Newroz ateşi; özgürlüğün, umudun, mücadelenin ve baharın simgesi oldu.</p>
<p>2013 yılının başında İmralı’da başlayan görüşmeler sonucu,   Newroz’da Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan mektubunda yer alan “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır” cümleleri  80 milyon Türkiye’de büyük umut, sevinç ve heyecan yaratmıştı.</p>
<p>Sonrasında büyük riskler göze alınarak başlatılan Çözüm Süreci’nde, açılan yaralar kabuk bağlamaya başlamıştı. Bu iki yıl içinde hiçbir şey kolay olmadı. Ama ölümlerin ve yeni yaraların oluşması engellendi. Bunun kıymeti bugün daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Çözüm Süreci’n bitirilmesi sonrasında, kabuk bağlamaya başlayan yaralar, yeniden kanatıldı. Türkiye, yeniden ölümler ve OHAL ülkesi oldu.</p>
<p>Çatışmalar kentlere taşındı. Kentler ortadan kaldırıldı ve tarihi miraslar yok edildi. Katliamlar, bombalar ve intihar saldırıları olağanlaştı. Korku, bütün Türkiye’ye egemen oldu.</p>
<p>Paslı “bölücülük” silahı yeniden ateşlendi. Barış istemek suç oldu. Tahir Elçi gibi bir barış insanı hedef yapıldı, katledildi. Yazarlar, bilim insanları, hak savunucuları tutuklandı. Barış isteyen akademisyenler üniversitelerde uzaklaştırıldı; Çok sayıda kamu çalışanı işinden edildi. Milletvekilleri, belediye başkanları, parti ve sivil toplum yöneticileri tutuklandı. Belediyelere kayyım atandı.</p>
<p>Bu süreçte, 15 Temmuz’da ülkeyi daha büyük felakete sürükleyebilecek darbe girişimi önlendi.</p>
<p>Türkiye ateş çemberi içinde. Buradan çıkışın yolu, küllenen barış ateşini, yeniden alevlendirmekten  geçiyor. Başta, sivil toplum örgütleri, barış isteyen ve insanım diyen herkes, barış içinde bir arada yaşama umudunu yeniden yeşertmek için özveriyle harekete geçmeliyiz, ısrarcı olmalıyız. Türkiye, daha da geç olmadan barışa dönmeli. Barış umutlarını yok edenler, ülkeye kötülük yapmaya son vermeliler.</p>
<p>17 Mart 2017</p>
<p><strong> </strong><strong>Barış Vakfı Yönetim Kurulu</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
