<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kapitalizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/kapitalizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kapitalizm/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Dec 2019 09:20:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>kapitalizm arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/kapitalizm/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kolektif Aşındırma</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Dec 2019 09:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist devlet]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kapitalizm ve kapitalist devlet, kişilere ‘birey’ olarak seslenip ve onları tek başına bir özne olarak çağırıp hazzı ve mutluluğu kişisel bir edim, özgürlüğü ve refahı bireyin kendisiyle sınırlı bir değer olarak gösterdiğinde, egemen üretim biçiminin neden olduğu acıların yükünü ve ıstırabını sıradan kişilerin omuzlarına yüklemiş oluyor. Bu kişiselleştirme oyununun kaybedenleri, geniş kalabalıklar ve gittikçe yığınlaşan kişiler ise kimlik zindanından kurtulsa bile egemen ideolojinin zihinsel bariyerleriyle karşılaşmaktan kurtulamıyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/">Kolektif Aşındırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Modern toplumun kurucu dinamiklerinin başında egemen üretim biçimi gelir. Kapitalizm, çeşitli biçimler altında tanımlansa da nihayetinde modern toplumun düşünme, anlama, yorumlama kalıplarının gündelik yaşam içerisinde somutlaştığı, çeşitli formlar halinde cisimleştiği ve sosyal ilişkileri belirlediği bir ilişki olarak gerçekleşmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapitalizm bir ilişkidir. Her ilişki gibi somut sosyal koşullar altında gerçekleşir ve kendini gerçekleştirebileceği ilişkileri somutlaştırır. Bu ilişkinin katı hali olarak ortaya çıkan modern devlet, örgütlü ve dönüştürücü bir güce sahip ve tarihsel yolculuğuna devam ediyor. Bu güç karşısında toplumu ve onun ortak çıkarlarını korumak ve devlet ile kişiler arasındaki dengeyi, kişiler lehine, sağlamak için ortaya çıkan sivil toplum ise görece zayıf ve yetersiz görünüyor. Küresel ölçekte gözlemlenen bu durum, devletin gittikçe egemen sınıf çıkarları için örgütlenen ve egemen sınıf karşısında göreli özerkliğini yitiren bir aygıt haline dönüşmesine neden oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum, bazı açılardan egemen ideolojiyi aşındırma girişiminin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Egemen ideolojinin ısrarla üstünü örttüğü, gizlediği, çarpıttığı gerçekleri kazıyarak çıkarmak, sorunları ve çözümleri göstermek, sorumluları işaret etmek ve bunu istikrarlı bir edime dönüştürmek, birçok şeyin tersyüz edildiği yerde görece kinizmden kurtulmanın da bir yoludur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üretim biçiminin üretim ilişkilerini, üretim ilişkilerinin ise geri kalan sosyal ilişkileri belirlediği varsayımını kabul edenler, kapitalist ilişkilerin herhangi bir amacı olmayan ilişkileri baştan yadsıyacağını kabul edebilir. Örneğin egemen sınıf üyelerinin bütün sosyal ilişkileri (aile/evlilik, eğitim, seyahat vb.) egemenlik ilişkilerinin bir bütünleyeni olarak inşa edilir. Bu ilişki biçiminin bağımlı sınıflara transferini ve ilişki biçimini yadsıyan ve reddeden, en azından bunu dönüştürmeyi hedefleyen her girişimin bir aşındırma eylemi olduğu söylenebilir. Politik ya da ekonomik alanda sonuç almak ve egemen ideolojiyi aşındırmak için değil, bir arada yaşamaktan, daha iyi bir yaşamın koşullarını aramaktan kaynaklanan medeni bir tutum, jest, hâl olarak oyunun dışına çıkmanın yollarını aramaktan söz ediyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neoliberalizm ile birlikte artan ‘özgür birey’ mitinin kişileri içinde yer aldıkları koşullara daha da bağımlı hale getiren ve eşzamanlı olarak onları güvencesizliğe, geleceksizliğe sürükleyen ilişkiler sistemini yeniden üretmek yerine, yeni ilişkiler inşa etmenin zor ama mümkün yollarından biri olarak sivil toplum üzerine düşünmek, verimlilik yerine birliktelik, ölçülebilirlik yerine dayanışma üzerine düşünmek anlamına gelir. Oysa modern üretim ilişkilerinin kurucu ilkesi olan rekabetçilik, kişinin kendisine yaptığı yatırımların ödüllendireceğini söylerken, onu yavanlaşmış bir yoksunluğa sürükler. Bu, sermayenin ‘özgür birey’ isimli kişiyi zenginlik vaadi ile kandırırken ondan çaldıklarını biriktirmesinden başka bir şey değildir: “Özgür rekabette, özgürlüğüne kavuşan bireyler değil, sermayedir. Sermayeye dayalı üretim, toplumsal üretimin gelişimine tekabül eden, dolayısıyla zorunlu biçim olduğu sürece, bireylerin sermayenin saf koşulları çerçevesinde devinmesi, özgürlük olarak görünür; ve bundan da öte, sürekli olarak serbest rekabetin parçalamış olduğu ayak bağları yad edilerek, dogmatik bir şekilde bunun başlı başına bireysel özürlüğün ta kendisi olduğu ilan edilir” (Marx, 1979: 625).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birliktelik ve dayanışma, ortak çıkarlar etrafında bir araya gelmeyi amaç olarak değil, yaşamın olağan hali olarak deneyimlemeyi içerir. Aynı zamanda kapitalizmin gündelik ilişkilerin içine sızan rekabetçiliği yerine kolektif hareket edebilmenin mümkün olduğunu gösterir. Değişen piyasa koşullarına kendini uyarlarken, sürekli yeni beceriler elde etmeye çalışırken, sertifika programları, eğitim paketleri ve sayısız kurs peşinde koşarken neyi aradığını unutan kişilerin içselleştirdikleri ilişki biçimlerinin dışına çıkmak, aynı zamanda kendiliğinden eylemdir. Kendiliğinden eylem, bir ideolojik endoktrinasyon içermez, içinde yaşadığı koşulların kötücüllüğünün nedenini kendi eksikliğinde ya da yetersizliğinde aramak yerine gerçek sorumlulara bakan siyasallığın inşa edildiği yerdir. Bazen sokak ortasında dans ederken ya da işini iyi yapmayı bir ödeve dönüştürürken bile açığa çıkan itirazın hikmeti, biraz da bu siyasallığın içerisinde gizli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Marx, K. (1979) </span><i><span style="font-weight: 400;">Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma</span></i><span style="font-weight: 400;">, çev. S. Nişanyan, İstanbul: Birikim. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/12/kolektif-asindirma/">Kolektif Aşındırma</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapitalizm Kaderimiz Mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/24/kapitalizm-kaderimiz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Ağduk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 10:06:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Greta Thunberg]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard Business School]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Wolf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleceğin dünyası bugüne kadar alışık olmadığımız koşullar altında şekillenirken; tam da bu koşullar siyaset, iş dünyası, akademi, sivil toplum ve medyanın tartışmaların asli paydaşları olmasını ve karmaşık sorunlara, ortak çözümler üretilmesini gerekli kılıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/24/kapitalizm-kaderimiz-mi/">Kapitalizm Kaderimiz Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Şu hayatta ne kadar güzel insan tanıdıysam hepsi de kapitalizmden nefret ediyorlardı. Benim böyle şeylere pek aklım ermez gardaş… Ama bu kapitalizmin çok şerefsiz bir şey olduğu besbelli.” Dilber Ay </em></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dilber Ay’a ne soruldu da kapitalizmi tarif etti bilmiyorum ama geçtiğimiz Nisan ayında vefat ettiğinde sosyal medyada en sık dönen cümleleri bunlardı sanırım. “Kadere Mahkumlar”ın şarkıcısı, mücadele ederek kendine bir yaşam kurmuş olan Dilber Ay’ın yalın ve içten kapitalizm tarifi, var olan ekonomik, sosyal ve politik koşullar karşısında kuşatılmış hisseden birçok insanın hislerine tercüman oldu. Liberal ve neo liberal politikalar aracılığıyla gündelik yaşamlarımızı biçimlendiren kapitalizm ve sonuçlarının yol açtığı kuşatılmışlık hissi, farklı sınıflar tarafından farklı şekillerde hissediliyor, değişik kelimelerle anlatılıyor. Ama his ortak, sorunlar da ortak. Bu sorunların birçoğunun kaynağının düzenli olarak kriz üreten, var olan haliyle “refah” vaadini yerine getiremeyen kapitalist sistem olduğuna dair tartışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu yazı ekonomik ya da sınıfsal bir analiz yapmak amacını taşımıyor; daha çok kapitalizm ve nereye evrileceği tartışılırken, yeni bir düzen için farklı paydaşların bir araya gelerek neleri üretebileceğini ve sivil toplumun da bu tartışmalarda nasıl yer alabileceğini sorgulama derdinde. Küresel ölçekte hararet kazanan bir konu olmasına rağmen, bu tartışma henüz Türkiye’deki örgütlerin çok da fazla gündeminde değil. Ancak iklim değişikliği, gelir adaletsizliği, artan yoksulluk, politika yapıcıların çözüm yerine otoriterleşen yaklaşımları ve durulacağa pek benzemeyen göç hareketleri sivil toplumun gündemindeyse, kapitalizme ne olması gerektiği de meselelerinden biri olmalı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geleceğin dünyası bugüne kadar alışık olmadığımız koşullar altında şekillenirken; tam da bu koşullar siyaset, iş dünyası, akademi, sivil toplum ve medyanın tartışmaların asli paydaşları olmasını ve karmaşık sorunlara, ortak çözümler üretilmesini gerekli kılıyor. Süregiden çalışmalara ve fikir paylaşımlarına şöyle bir baktığınızda, şu anda herkesin biraz kendi evinden konuştuğunu, ancak satır aralarında bir diğerini dışarıda bırakamayacağını da fark ettiğini görüyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Misal iş dünyası uzunca bir süredir kapitalizmin SOS verdiğinin ve sistemin var olan haliyle gelecekte belki de en çok kendilerine zarar vereceğinin farkında. Değişimi savunurken de bugüne kadar şirketlerden duymaya pek de alışık olmadığımız, sivil toplumun lügatında var olan kelimeleri ve söylemi kullanıyorlar. Dünyanın en büyük şirketlerinin lokomotifi olduğu </span><a href="https://www.inc-cap.com/about/"><span style="font-weight: 400;">Kapsayıcı Kapitalizm Koalisyonu (Coalition for Inclusive Capitalism)</span></a><span style="font-weight: 400;"> kapsayıcı bir kapitalizm tartışması için farklı paydaşları bir araya getirerek geleceği tanımlamayı amaçlıyor. Kâr amacı gütmeyen bir girişim olan Koalisyon, iş dünyasının yatırım kararları alırken çevresel, sosyal ve yönetişim ile ilgili bir bakış açısının olması gerektiğini söylüyor. Koalisyonun hedeflerini anlattığı üç dakikalık videosunda kullanılan kelimelerin birçoğu sivil toplum örgütlerinden duymaya alışık olduğumuz türden. Tabii ki hem bu kelime seçimi hem de farklı paydaşların – kâr amacı gütmeyen kuruluşların ve siyasetin – Koalisyon’da bir araya getirilmesi, geleceği tanımlama iddiası olan bir girişimin bunu tek başına yapamayacağını fark etmesinden kaynaklanmış olsa gerek.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Martin Wolf, geçtiğimiz günlerde Financial Times’da yayınlanan </span><a href="https://www.ft.com/content/5a8ab27e-d470-11e9-8367-807ebd53ab77"><span style="font-weight: 400;">“Hileli Kapitalizm Neden Liberal Demokrasiye Zarar Veriyor?”</span></a><span style="font-weight: 400;"> başlıklı yazısında üretmeyen rantiye kapitalizmin nelere yol açtığını anlatmadan önce, dünyanın en büyük 181 şirketinin üst düzey yöneticilerinin bir araya geldiği Amerikan İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı’ndaki bir konuşmayı alıntılamış. Alıntının meali şu; biz bugüne kadar sadece hissedarlarımızı gözettik, artık tüm paydaşlarımızı gözetmemiz gereken günler geldi çattı. Elbette bunların hiçbiri rastlantısal ya da gelişigüzel edilen laflar değil. Dünyanın ileri gelen şirketleri farkındalar ki, özellikle 2008 yılında yaşanan finansal kriz sonrasında büyük şirketlere ve krizin asıl faturasını kitlelere ödeten siyasetçilere duyulan kızgınlık, şirketlerin görece küçük bütçelerle yürüttükleri kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile dinecek gibi değil. Var olan sistem de artık sürdürülebilir değil. Hissedarların yerini paydaşlar alırken, yeni yaklaşımlarla birlikte, yeni yönetişim ve örgütsel modeller de tartışılıyor. Kurumsal sosyal sorumluluğun yerini daha bütüncül bir söylem ve yaklaşım alırken artık değer yaratan, amaç güden şirketlerden bahsediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu tartışmalarda akademi de boş durmuyor tabii. Harvard Business School gibi anlı şanlı okullar ve kerli ferli akademisyenlerin yanı sıra eskiden pek rağbet görmeyen kapitalizmin geleceğinin tartışıldığı derslere iltifat etmeye başlayan öğrenciler de yazıp çizmeye fikir üretmeye başladılar. Özellikle son 10 yıldır alternatif örgütsel modeller tartışılarak, sosyal etki, sosyal girişimcilik, kollektif mülkiyet hakkı ve demokratik katılım ilkeleri üzerinden şekillenen kooperatifçilik hareketi üzerine öneriler geliştiriliyor. Kısacası gitgide ivme kazanan ve daha fazla fikrin, önerinin geliştirileceği bir akademik alandan bahsediyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelelim sivil topluma&#8230; Son aylarda en görünür hale gelen sivil girişimlerin birçoğu çevre hakkı ve özellikle de iklim değişikliği ile ilgili. Kaz Dağları’ndaki su ve vicdan nöbetinden tutun, 16 yaşındaki Greta Thunberg’in iklim değişikliğine dikkat çekmek için okula gitmeyi bırakıp İsveç parlamentosu önünde tuttuğu nöbete kadar, çok sayıda insanın bir şey yapmak şart oldu demesine yol açan girişimler çevreye verdiğimiz tahribatla ilişkili. Peki o zaman soru şu: Eğer harekete geçmezsek 10 yıl içinde geri dönülmez bir yola gireceğimiz öngörülen iklim değişikliğinde, var olan üretim sistemleri ve örgütsel yapılanmanın, tüketim alışkanlıklarımızın, ulusal ve yerel düzeyde politikaların kısacası var olan kurulu düzenin payı ne? Bu soru yeni bir soru değil ama bütüncül bir yaklaşımla ortak bir masa kurma ihtiyacı artık ertelenmeyecek seviyede. Sivil toplum örgütleri, hak savunusu yaparken diğer paydaşlarla birlikte ortak çözümler üretmek için masadaki yerini almalı. Bunun için de küresel düzeyde devam eden güncel tartışmaları takip ederek, insanlara yeni bir yaşam kurgusunu ve düzenini tarif etmede öncü olmalı. Sivil toplumun bu tartışmaların dışında kalması durumunda, üretilecek alternatiflerin ne denli çoğulcu ve kapsayıcı olacağı şüpheli. Sivil toplumun kapsayıcılığı ve çoğulculuğu teşvik eder bir nitelikte masada olması için de kendi içindeki güç ve hiyerarşi tanımlamalarını gözden geçirmesi, önereceği yeni düzen ve yaşama uygun bir örgütlenme, yaklaşım ve söylem benimsemesi elzem. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/24/kapitalizm-kaderimiz-mi/">Kapitalizm Kaderimiz Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Post-Marksizm’den Günümüze Sivil Toplum</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/11/post-marksizmden-gunumuze-sivil-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Alpman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jul 2019 07:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Post-Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum – devlet ilişkisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir süredir ara verdiğim sivil toplum – devlet tartışmasına devam etmek istiyorum. Bu yazıda post-Marksizm’den hareketle yirminci yüzyıldaki büyük değişimden söz ederek, bunu sivil toplum – devlet ilişkisi üzerinden günümüze yaklaştırmaya çalışacağım.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/11/post-marksizmden-gunumuze-sivil-toplum/">Post-Marksizm’den Günümüze Sivil Toplum</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Post-Marksizm, kapitalizm eleştirisinin yirminci yüzyıldaki son uğraklarından biri olarak kabul edilebilir. Marx’ın geliştirdiği metodoloji ve kavramlara ek olarak, eleştiriyi bir analiz biçimi olarak inşa etmesi, sosyalist siyasetlerin tökezlediği dönemdeki yıkıma rağmen Marksist eleştirinin çeşitli biçimlerde direnebilmesini sağladı. Post-Marksizm olarak ifade edilen düşünce biçiminin kökleri her ne kadar on dokuzuncu yüzyıla götürülse de, asıl etkisi yirminci yüzyılda, sosyalist siyasanın çözülüşüyle gündeme geldi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kabul etmek gerekir ki, kapitalizm var olduğu sürece bu toplumsal düzene itiraz eden bir Marx ve Marksizm’e ait eleştirel mühimmat var olmaya devam edecektir. Ancak bu var olma hali kendiliğinden gerçekleşmez. Bu nedenle Marx’a ait birçok kavram yeniden tanımlanmak, yorumlanmak ve inşa edilmek zorundadır. Geleneksel ya da klasik Marksizm’den neo-Marksizm’e ve post-Marksizm’e kadar kavramların ve tartışmaların açılım seyri bu zorunluluğun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu arayışlar ve yönelimler bir yandan modern kapitalist toplumun içinde bulunduğu koşulları anlama çabası içerirken diğer yandan teorik projeler için yeni zeminler inşa etti. Post-Marksizm içerisindeki tartışmaların ana ekseni, Marx’ın sivil toplum – burjuva toplumu ayrımı üzerinden geliştirdiği ikiliği sivil toplum – devlet şeklinde yeniden formüle etmek ve bu ikiliği birleştirmek yönündeki çabaları içeriyordu.</span></p>
<p><strong>Sivil Toplumu Korumak İçin Normlar Oluşturulması&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Post-Marksistler için gelişmiş-kapitalist ülkelerdeki demokrasi sivil toplumun var olmasına olanak sağlaması; sivil toplumun örgütlenmesi önünde herhangi bir engel olmaması ve bu örgütlenmeler yoluyla devlet ile sivil toplum arasında sosyo-politik ilişkinin eşitlikçi bir biçimde gerçekleşebilmesi Marksist devrim arayışına da son vermekte, devrim düşüncesini gereksiz hale getirmekteydi. Gelişmiş-kapitalist ülkelerdeki demokrasinin kurumsal niteliğinin sivil toplumu korumak için normlar oluşturması ve devlet-toplum ilişkisinin bu normlar üzerinden inşa edildiği düşüncesi, sivil toplum düşüncesinin liberal köklerinden koparak post-Marksist bir çerçevede yeniden dile getirilmesini kolaylaştırdı. Böylece sivil toplum düşüncesi post-Marksizm’in siyasal alanı anlama ve açıklama değişkenlerinden biri haline geldi ve sadece Avrupa ölçeğinde değil, uluslararası ölçekte de sivil toplum söylemi post-Marksist tartışmaların bir parçasına dönüştü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirminci yüzyıldaki gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan bu süreç, Sovyet bloğunun, Doğu Avrupa, Latin Amerika otoriterliklerinin ve Asya diktatörlüklerinin sosyal, ekonomik ve siyasal sorunları çözme konusundaki başarısızlıklarının etkisiyle hızlanarak küreselleşti. Söz edilen rejimlerdeki sorunlara yönelik çözüm önerilerinin siyasal seçkinler tarafından benimsenmemesine ve dirençle karşılanmasına ek olarak refah devletlerinde de ortaya çıkan sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların sınıfsal gerilime neden olması sağ popülizmi gittikçe güçlendirdi. Bu sağ popülizmin ilk pratiklerinden biri otoriter rejimlerdeki millileştirme hareketleriydi. Refah devleti olarak anılan rejimlerde ise neo-liberalizm adı altında toplumsal alanların sermayeye açıldığı dönem hızlanarak devam etti. </span><i><span style="font-weight: 400;">Görünmez el</span></i><span style="font-weight: 400;">in düzenlediği pazar anlayışının ters-yüz edildiği bu dönem, her iki rejim tipinde de devletin tamamen sahneye çıktığı, toplumu ya da toplumsal alanları yeniden düzenlemeyi sıklıkla dayatmak zorunda kaldığı bir süreçti. Devleti ele geçirmek anlamına gelen devrim düşüncesi ile devletin olabilecek en düşük etki ile var olmasını savunan radikal reform anlayışlarının tümü, devletçilik ekseninde yeniden biçimlendirildi. Böylece </span><i><span style="font-weight: 400;">Toplum Sözleşmesi</span></i><span style="font-weight: 400;"> düşüncesinin etkisinde gelişen on dokuzuncu yüzyıl anlatılarının ve devamında post-Marksist çözümlemelerin neredeyse tamamı, otoriter ve refah devletlerindeki rejimlerin dönüşümlerine bağlı olarak boşa çıktı.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bugün sivil toplum denilen şeyin ne olduğu, devlet ve sınıf karşısında neyi temsil ettiği sorusu kadar sivil toplum hareketlerinin ne işe yaradığı, hangi amaçlar etrafında örgütlendiği ve bu amaçlarla demokrasi kavrayışı arasındaki ilişkinin niteliği bir mesele olarak ortada durmaktadır. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, özellikle Latin Amerika ve Doğu Avrupa’daki otoriter rejimlerde sivil toplum düşüncesinin ve hareketinin girdiği yeni uğrak, sivil toplum – devlet ilişkini anlamak için özel bir öneme sahiptir. Bu dönemdeki sivil toplum söyleminin sıklıkla kullandığı devrim kelimesi, Marksist devrim yaklaşımını içermediği gibi reformist bir içeriğe de sahip değildir. Buradaki devrimcilik otoriter rejimden çıkış talebidir, demokratik ve şeffaf bir rejim talebini dile getirilir. Bir tür restorasyon zorlamasını içeren bu taleplerin neo-liberal ekonomi-politiğin siyasal alanı yeniden düzenleme araçlarından biri olduğu öne sürülebilirse de arkasındaki sivil toplum dinamiklerini de hesaba katmak gerekir.</span></p>
<p><strong>Sivil Toplum Ve Devlet Üzerine Düşünmek&#8230;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirmi birinci yüzyıl ile birlikte bu otoriter rejimler, sağ-popülist neo-liberal rejimlere dönüşürken bunu zorlayan ve buna öncülük eden sivil toplum hareketleri yeni devlet biçimiyle karşı karşıya kaldı. Talep ettiği temsili demokrasiyi büyük ölçüde elde etmekle birlikte idealize ettiği demokrasiye eriştiğini söylemek pek mümkün değil. Bu nedenle geçen yüzyıldaki siyasal enerjisini hızla kaybederken yeni bir sektöre dönüşmeye başladı. Ancak bu dönüşüm sivil toplumun teorik ve pratik krizini ortadan kaldırmadı. Bugün sivil toplum denilen şeyin ne olduğu, devlet ve sınıf karşısında neyi temsil ettiği sorusu kadar sivil toplum hareketlerinin ne işe yaradığı, hangi amaçlar etrafında örgütlendiği ve bu amaçlarla demokrasi kavrayışı arasındaki ilişkinin niteliği bir mesele olarak ortada durmaktadır. Sendikalaşmanın neredeyse bittiği, örgütlenmelerin aşırı esnekleştiği, mücadele öznelerinin hızla değiştiği ve muhatapların, kurumların, hatta devletlerin bir belirsizleştiği bir düzlemde sivil toplumun ve sivil toplum hareketlerinin varlığı, idealist ve evrensel değerler yönetmelikleriyle açıklanamayacak kadar karmaşıklaştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelinen noktada içinde bulunduğumuz yüzyıl, mevcut karmaşayı pratiğin içerisinden çözümlemek zorunda olanların, aynı zamanda medeni olup olmadıklarıyla ilgili sınamadan geçecekleri bir yüzyıl olacak. Bu nedenle sivil toplum ve devlet üzerine düşünmek, hızla değişen küresel güç ilişkileri ile sivil toplum hareketleri arasındaki gerilim alanlarını anlamaya çalışmak, gittikçe medeni olanın yeniden tanımlanacağı bir değer mücadelesine doğru seyrediyor. </span></p>
<p>Daha önceki yazılara <a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/polat-alpman/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/11/post-marksizmden-gunumuze-sivil-toplum/">Post-Marksizm’den Günümüze Sivil Toplum</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>35 Yıllık Ayakkabı Ustası Ali Çakal: &#8220;Emeğin yerini makinelerin tek düze işleri aldı.&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/22/35-yillik-ayakkabi-ustasi-ali-cakal-emegin-yerini-makinelerin-tek-duze-isleri-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nebiye Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 May 2017 10:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Atölye]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Ayakkabı Sanayi Merkezi&#8217;ndeki küçük atölyesinde 35 yıldır ayakkabı imalatını devam ettiren Ali Çakal, “Eskiden işin her aşaması özenle ve emekle üretilirken şimdi daha kalitesiz ve hazır işler sardı piyasayı. İnsanlarının emeğinin yerini makinelerin tek düze işleri doldurdu&#8221; diyor. Çocukluk yıllarında çırak olarak başladığı iş hayatını bugün usta olarak sürdüren ve oğluna da mesleğini öğreten Ali [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/22/35-yillik-ayakkabi-ustasi-ali-cakal-emegin-yerini-makinelerin-tek-duze-isleri-aldi/">35 Yıllık Ayakkabı Ustası Ali Çakal: &#8220;Emeğin yerini makinelerin tek düze işleri aldı.&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Ayakkabı Sanayi Merkezi&#8217;ndeki küçük atölyesinde 35 yıldır ayakkabı imalatını devam ettiren Ali Çakal, “Eskiden işin her aşaması özenle ve emekle üretilirken şimdi daha kalitesiz ve hazır işler sardı piyasayı. İnsanlarının emeğinin yerini makinelerin tek düze işleri doldurdu&#8221; diyor.</strong><span id="more-14888"></span></p>
<p>Çocukluk yıllarında çırak olarak başladığı iş hayatını bugün usta olarak sürdüren ve oğluna da mesleğini öğreten Ali Çakal’ı, fabrikalara ya da hazır giyim işçiliğine değil de fazlaca emek isteyen bu zanaate yönelten ana motivasyon fabrikaları &#8220;yapay ve tekdüze&#8221; bulması olmuş. Bir makine gibi çalışmak yerine, kendi işini sevdiği şekilde yapmak istediği için zanaatkarlığı öğrenmekte sebat eden Ali ustaya göre bu işin “Hem kazancı daha fazla hem de daha özgür bir çalışma ortamı var.” Ustanın bu konudaki diğer düsturu ise: İnsan bir fabrikada sırf saatin bitmesini bekleyerek çalışmak yerine kendi işinde severek çalışmalı.</p>
<p>Birçok küçük esnaf ve zanaatkârı yorduğu gibi Ali ustayı da piyasadaki haksız rekabet durumu, ekonomik krizler, ortaklık ilişkileri yormuş ama yine de mütevazı atölyesinde ayakkabı işine devam etmiş. Ayakkabı yapmayı sevdiğini, işten yorulmadığını ama bu durumların işini devam ettirmek konusunda zorladığını da ekliyor sözlerine.</p>
<figure id="attachment_14891" aria-describedby="caption-attachment-14891" style="width: 304px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-14891" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ali-usta.jpg" alt="" width="304" height="253" /><figcaption id="caption-attachment-14891" class="wp-caption-text">Ali Çakal</figcaption></figure>
<p>35 sene önce bu işe çırak olarak baslayan Ali usta, zamanla kalfa ve yıllarca emek vererek usta olduğunu söylüyor. Yılların emeğiyle oluşturduğu atölyede kaliteli işler yapmalarına rağmen rekabet etmekte zorlandıklarını, günümüzdeki işleri kıyasladığında kalitesiz işlerin piyasada güçlü olduğunu savunarak şöyle diyor: Eskiden işin her aşaması özenle ve emekle üretilirken şimdi daha kalitesiz ve hazır işler sardı piyasayı. İnsan emeğinin yerini makinelerin tekdüze işleri doldurdu.</p>
<p>Özellikle iş gücünü ucuzlatarak daha çok kâr elde eden, hatta fabrikalarını, iş gücünün ülkemizden çok daha ucuz olduğu yerlere taşıyan büyük şirketler ürünlerini daha ucuza pazarlayabiliyorlar. Ali usta da bu eşit olmayan rekabetten dolayı şikayet ederek &#8220;Bu işlerin olmazsa olmazı rekabet. Sermayen ne kadar fazla ise iş yapma oranın da ona göre belirleniyor. Biz daha kaliteli ürünler ortaya çıkarmamıza rağmen büyük firmaların kazandığı oranda kazanmamız mümkün olmuyor. Hatta yaptığımız işte maliyetini çıkartıp üzerine karnını doyurabiliyorsan, küçük atölyeler şükredecek bir halde işler zanaatçiler için&#8221; diyor.</p>
<p>Ali Çakal, küçük esnaf ve atölyelerin bu haksız rekabete rağmen varlıklarını devam ettirmeleri için gereken devlet desteklerinin de yetersiz olduğunu ekliyor: Geçmişten beri devletin desteği küçük esnafı pek kalkındırmıyor. Devlet tarafından birtakım imkânlar sunuluyor ama bunlardan genel olarak durumu iyi olan daha büyük kuruluşlar faydalanıyor. Bu konuda küçük esnaf maalesef sıkıntı yaşıyor. Devletin sağladığı imkanlar bazı şartlara bağlı oluyor ki, bizim gibi kendi çapında bu zanaati sürdürmeye çalışanlar söz konusu şartları karşılayamadığı için bu imkanlardan faydalanamıyor.</p>
<figure id="attachment_14892" aria-describedby="caption-attachment-14892" style="width: 190px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14892" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/aliustanin-oglu-musa.jpg" alt="" width="190" height="216" /><figcaption id="caption-attachment-14892" class="wp-caption-text">Ali Çakal&#8217;ın oğlu Musa Çakal aynı atölyede çalışıyor.</figcaption></figure>
<p>Ali Usta’nın iş hayatıyla ilgili dikkat çektiği bir diğer konu ise; çalışanlar arasında kurulan hiyerarşi duvarları. Patronla işçinin aynı ortamda bulunmadığı, yemekhanelerin bile ayrıldığı iş yeri ortamlarına karşı kendi sektöründe işin her anında bir dayanışma olduğunu ifade ediyor. 11 yaşında başladığı çıraklık hayatından bugüne gelmesini ise şöyle anlatıyor: Tabi o zaman usta-çırak arasında katı kurallar olduğu bir gerçek ama bunun yanında saygı ve sevgi, vardı bu ilişkide. Ustalarımızın geleceğimiz için, işimizde iyi olmamız için gerçekten kaygılandığını bilirdik, samimiyetlerinin farkındaydık. Ailelerimiz de bizi ustalara emanet ettiğinde &#8220;etimizle kemiğimizle&#8221; emanet ederdi nitekim. Üzerimde en çok emeği geçen ustamın ismi de Ali&#8217;ydi. Kendisiyle halen görüşürüz. Emeklerini unutmam imkansız. Biz de şu an, aynı geleneği devam ettiriyoruz dükkanımızda. Oğlum da benim​ gibi bu işe çocuk yaşta başladı çırak olarak, şimdi kalfa ve inşallah usta olarak devam edecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/22/35-yillik-ayakkabi-ustasi-ali-cakal-emegin-yerini-makinelerin-tek-duze-isleri-aldi/">35 Yıllık Ayakkabı Ustası Ali Çakal: &#8220;Emeğin yerini makinelerin tek düze işleri aldı.&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
