<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>israil arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/israil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/israil/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 May 2021 10:19:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>israil arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/israil/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 08:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çuhadar]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr Çerağ Esra Çuhadar ile, çatışma çözümü perspektifi üzerinden Filistin meselesini konuştuk. Çatışma çözümü ve kapsayıcı barış alanında uzmanlaşan ve ABD Barış Enstitüsü'nde kıdemli uzman olarak da görev yapan Çuhadar, son haftalarda yaşananlarla sürecin farklılaştığını ve sorunun daha toplumsallaştığını belirterek, çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesinin önemine vurgu yapıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çatışma çözümü perspektifinden veya bu alanda çalışanlar Filistin meselesini arka plan ve köken olarak nasıl tanımlıyor?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-70549 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/esra-cuhadar.jpg" alt="Çerağ Esra Çuhadar " width="218" height="282" />Bu meseleyi temel olarak kemikleşmiş bir çatışma (intractable conflict) olarak tanımlıyoruz. Ne tür çatışmalar bunlar? Çok uzun süre devam eden, çeşitli müzakere, arabuluculuk girişimleri olmasına rağmen defalarca başarısızlığa uğramış olan, yapısal eşitsizlik, şiddetin kurumsallaşmış olduğu ve her gün göründüğü, değer yargıları veya kimlik ekseninde giden ve birden fazla şiddet sarmalının yaşanmış olduğu çatışmalar… İsrail-Filistin çatışması da bu koşulların hepsini karşılayan ve çözümü çok zor çatışmalardan biri.</p>
<p><strong>Meseleye yönelik bakış, hem taraflarca hem de uluslararası kamuoyu açısından farklı&#8230; Bu sorunun çözümünü zorlaştıran bir konu diyebilir miyiz? </strong></p>
<p>Bundan yaklaşık 13-14 yıl önce bir barış inşası projesi kapsamında hem Filistinli hem de İsrailli çatışma çözümü alanından kişilerle görüşmeler yaptım. İlk sorularımdan birisi şuydu, &#8216;bu çatışmanın kökeninde siz ne görüyorsunuz?&#8217; Filistinliler, önce işgal, sömürgecilik, Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, göçe zorlanması vs gibi işgal politikalarına ve yapısal şiddet unsurlarına vurgu yaptı ve bunlar sürdükçe çatışmanın süreceğini söylediler. İsrailler ise, karşılıklı önyargılar, eşitsizlik, ayrımcılık gibi sebepler saydılar. Bu, tarafların olayı ne kadar farklı teşhis ettiğini ne kadar farklı gördüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu mevzu çatışma çözümü alanında şöyle önemli. Her şey sorunu nasıl teşhis ettiğinle başlıyor. Nasıl bir müzakere süreci yöneteceğin, hangi konuları nasıl ele alacağın, o çatışma ile nasıl başa çıkacağın bunların tümü çatışmanın en başta nasıl tanımlandığı ve çerçevelendiği ile ilgili. O araştırmada şunu fark ettik, Filistin tarafı çatışmayı işgal ve adalet sorunu olarak görüyor temelde, karşı taraf ise güvenlik sorunu olarak tanımlıyor. Konuya Filistinliler tarafından bakabilenler bile konuyu daha çok eşitsizlik boyutunda algılıyor. İsrail’in işgal politikalarının buna neden olduğunu çoğu zaman göremiyor.</p>
<h5>&#8220;Uzun Süredir Yapılan Çatışma Yönetimi&#8221;</h5>
<p><strong>Bugüne gelirsek konunun ana hatları yine çatışmaların ekseninde konuşulmaya başlandı. Yani arka plan, tarihsel süreç hepsi unutuldu. Keza uluslararası kurumlar da bu şekilde bakıyor. Yani ateşkesin yapılması mevcut sorunun çözümü gibi gösteriliyor oysa bu sadece anlık bir normalleşmeden başka bir şey sunmuyor değil mi?</strong></p>
<p>Sorunun kaynaklarından biri de, var olan uluslararası hukukun herkese eşit olarak uygulanmaması. Çok temel bir adalet sorunu var. Herhangi bir müzakere süreci bu temel adaletsizliğe çözüm getirmedikçe bu sorunun kalıcı bir şekilde çözümü yok. İsrail-Filistin çatışmasında şu çok konuşulur; çatışma çözümü mü, çatışma yönetimi mi? Aslında uzun süredir yapılan çatışma yönetimi. Çatışmayı çözmeye yönelik bir şey yok. Çatışmayı çözmek altta yatan temel nedenlerin ele alınmasını gerektiriyor. Bu yapılırsa ancak bugünkü gibi şiddetin ortaya çıkmasını önleyecek mekanizmalar üretilebilir. Ama bu değil çatışmanın yönetimi yapılan, yani ateşkes ile şiddetin tırmanmasını engellemek. Şiddetin geçici olarak tırmanması engellense bile buzdağının altı gibi altta yatan temel nedenler durdukça her an yeni bir şiddet dalgası yaşanabilir. Bu nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik çatışma çözümü adımları ise atılmıyor. Sorunun temelinde yatan adaletsizlikler, kurumsallaşmış yapısal eşitsizlikler, insan onuruna dair çifte standart uygulamalar, hukuksuzluk ve işgal koşulları, birbiriyle rekabet eden mağduriyet üreten kimlikler vs. sürdükçe bu çatışmayı çözmek zor, sadece durumu kısa sürelerle idare edecek kadar yönetebilirsiniz. İsrail’in Körfez ülkeleriyle yaşadığı normalleşme sorunu gündemden düşürür gibi yaptı. Bu da bir çatışma çözme değil yönetme taktiğiydi. Ama bakın yine kolayca alevlendi. Uluslararası kurumlar sorunun ufak bir kıvılcımla alevleneceğini biliyor öte yandan ama o alevlenme olmadıkça kimse bir şey yapmıyor ve konu uluslararası siyaset alanına giremiyor. Yani bu sadece İsrail-Filistin çatışması için de söz konusu değil, bütün çatışmalar için böyle maalesef. Çatışma önleme mekanizmaları çok yetersiz, böyle bir zihniyet yok. Ancak çatışma tırmanınca sorun tekrar hatırlanıyor.</p>
<blockquote><p>İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler.</p></blockquote>
<p><strong>Çatışma tırmandıktan sonra da çok ağırdan alındı, BM’nin toplanması bir haftayı buldu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eskiden daha aktif bir tutum yok muydu?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-70552 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg" alt="filistin" width="386" height="217" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/filistin.jpeg 864w" sizes="(max-width: 386px) 100vw, 386px" />Bu durum konunun dünya gündeminde ne kadar önceliğini yitirdiğini de gösteriyor. Aslında psikolojik bir bariyer gibi de düşünebiliriz. İsrail’in bu konuyu dünya gündeminden düşürmesine ve oradaki işgali daha da normalleştirmesine katkıda bulunan iki konu var. Biri Körfez ülkelerinin İsrail’e verdiği destek, bu kaçınılmaz olarak öyle bir etki yaptı. İkincisi Ortadoğu’da çok daha acil gündemlerin yaşanması. Irak, Suriye, Yemen bunlar Ortadoğu’nun daha acil krizleri oldu. İsrail’in kendi içindeki dini ve milliyetçi radikalleşmesi, aşırı sağın yükselmesi ve güçlenmesi de bugünkü çatışmaların kaynağı. 25 yıl önce bu kesimler bu kadar güçlü değildi İsrail toplumunda.</p>
<p>Var olan uluslararası mekanizmalar ve bu sorunu ele alış biçimleri oldukça yetersiz. BM GK düzeyinde öteden beri etkisiz bu konuda. Ancak BM’nin sahada çalışan birimleri insani durumun bir nebze hafifletilmesine katkıda bulunuyordu mesela UNRWA. Trump zamanında bu kurumların altı da oyuldu. Başka birçok yardım kuruluşu ve STK da son yıllarda ilgilerini başka kanayan ve acil gördükleri yerlere kaydırdı. Sonuçta Filistin halkı arada hiçbir tampon olmadan tüm çıplaklığıyla işgal ve onun getirdiği adaletsizliklerle aracısız baş başa kaldı.</p>
<h5><strong>&#8220;Sokak ve Halklar Daha Fazla Devrede&#8221;</strong></h5>
<p><strong>İsrail vatandaşı Filistinlilerin protestoları, direnişi ve yine İsrail’den toplumsal kesimlerin çatışmalarda aktif taraf olması, Filistinlilere saldırması bugünkü çatışmayı önceki süreçlerden farklı bir yere koyuyor mu?</strong></p>
<p>Evet, bu seferkinde farklı bir durum var.  Çatışmalar sadece Filistinli halk ve İsrailli güvenlik güçleri arasında değil, buna ek olarak iki halk arasında ve sokakta gerçekleşiyor. Aşırı sağ İsrailli çetelerin sıradan insanlara ve dükkanlara saldırganlıkları buna örnek. Karşılığında bunlara yanıt veren saldıran Filistinli çeteler de var. Yani şiddet önceki alevlenmelerden bildiğimiz Gazze’den atılan roketler ve buna karşılık veren İsrail güçleri boyutunu aştı sokakta sıradan insanların birbirinin boğazına sarıldığı bir noktaya geldi. Yine İsrail vatandaşı Filistinlilerin direnişini de önceki seferlerden daha fazla görüyoruz. Sivil itaatsizliğe başvuran Kudüs’te yaşayan Filistinli gençler Hamas’ın saldırılarından çok farklı bir yöntem seriyor gözlerimizin önüne. Son yıllarda Orta Doğu’da birçok yerde gördüğümüz gençlerin aktif katıldığı barışçıl protestoların bir benzeri.</p>
<p>Bu da bence İsrail’i bu son dalgada en çok korkutan şey oldu. Çünkü İsrail içindeki Arap nüfusun barışçıl direnişi alışık olmadıkları bir durum. Bu sorunda eskisi gibi Oslo’daki gibi birkaç liderin bir araya gelip kapalı kapılar ardında el sıkışmasıyla çözülemeyeceğini de gösteriyor. Sokak ve halklar daha fazla devrede. Herhangi bir çözüm önerisinde veya görüşmede yer almak isteyeceklerdir. Körfez ülkelerinin dışlayıcı çözüm arama girişimleri o nedenle satın alınmaz halk tarafından. Bu sorunun şiddet ve güvenlik araçlarıyla çözümü mümkün değil. Demin dediğim gibi sadece kısa süreli yönettiğinizi sanırsınız ama çözüm olmaz. İki tarafın da memnun olacağı müzakere ile sağlanan bir çözüm tek kalıcı yol her ne kadar şu anda mümkün görünmese de. Sorun iyice toplumsallaştığı için çözümün de toplumsal olarak sahiplenilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İsrail&#8217;in politikalarına içeriden de özellikle hak savunucuları, barış çalışması yapan kurumlardan tepki var. Biraz önce altını çizdiğiniz çatışmaların toplumsallaşması bu anlamda çözümün de toplumsal bir yerden kurulması, müzakerelere sivil toplumun aktif katılması gibi süreçlerin gündeme gelmesini gerektiriyor mu?</strong></p>
<p>Yukarıda da söyledim iki liderin el sıkışmasıyla çözülecek bir sorun değil. Toplumsal barış için her iki tarafta da ciddi bir halk desteği olması gerekiyor. İkinci intifadaya kadar İsrail barış hareketi oldukça güçlüydü sonra maalesef dağıldı. Bunda da Hamas saldırıları çok büyük yıkıcı etki yaptı.  Ama şimdi yine içeride güçlü bir hareketlilik var. İki devletli bir çözümü, iki devlet olmasa da tek devletin apartheid devleti olmaması gerektiğini savunan, herkesin eşit yurttaşlar olarak yaşamasını savunan kuruluşlar var. Fakat bu insanlar ve kuruluşlar Netanyahu rejiminde inanılmaz baskıya ve yıldırmaya maruz kaldı. Wahat Al Salam/Neve Shalom gibi hala barış içinde yaşayan karışık yerleşimler var. Başka bir var olma biçiminin mümkün olduğunu göstermek bakımından önemliler. Bir arada yaşam için çalışan yüzlerce insan var ama son on yıldır çok ciddi baskı ve yıldırma altındalar. Bunları medyada çok görmüyoruz maalesef onlar yerine Harem-i Şerif’teki yangın sırasında ağlama duvarında sevinç gösterisi yapan aşırı sağcı Yahudileri daha çok görüyoruz. Çünkü onlar basında pek yansıtılmıyor. Oysa yıllardır bu barış pratiğini sürdüren ve çabalayan grupların pozitif deneyimlerini dünyaya göstermek gerekiyor. İsrail siyasetinde daha çok güçlenen bu radikal sağ oluşumların dengelenmesi, kendilerini sınırsız güçte görmemeleri için barış kampının güçlenmesi çok önemli. Yerelde barışı ya da müzakere ortamını hazırlayacak, barışı mümkün kılabilecek koşulların oluşması için sivil toplum çalışmalarının önemi büyük. Ayrıca araştırmalardan biliyoruz ki sivil toplumum dahil edildiği barış süreçlerinde barış anlaşmalarının kalıcı olma ihtimali %65 civarında artıyor.</p>
<blockquote><p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.</p></blockquote>
<p><strong>Kudüs’te yaşayan akademisyen Ümit Kurt, Netanyahu’yu desteklemeyen İsraillilerin de konu Filistin meselesi olunca desteklediğini belirtiyor. Bu anlamda İsrail&#8217;in içinden ses yükselmesi biraz uzak bir ihtimal değil mi?</strong></p>
<p>Birçok ülkede olan bir şeydir bu. Siyaset biliminde bayrak veya lider etrafında birleşme etkisi diyoruz buna. Dışarıdan bir tehdit algısı olduğunda, korku aktive merkezi aktive olur. Bu da insanların evrimsel olarak kaç veya saldır dürtüsüne yönlendirir ve farklılıklar, hükümete karşı olan eleştiriler bir şekilde unutulur bir süre. Herkes aynı bayrak etrafında, aynı lider etrafında tekrar bir birleşme yönüne gider. Bu çok temel bir grup psikolojisidir, başka yerlerde, çatışmalarda da görüyoruz aynı dinamiği. Liderlerin de çok kullandığı taktiktir bu nedenle; lider desteğini kaybetmeye başlayınca, dış bir düşman yaratıp bununla içerideki birleşmeyi sağlamaya çalışır. İsrail’de de bu oluyor.</p>
<p>Çözüm için ilk önce bu çatışmanın ve çözüm arayışlarının yeniden dünya gündemine alınması lazım. İsrail içindeki barış isteyen kesimin güçlenmesi lazım. Filistin tarafında da Kudüs’teki gençler gibi sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yapan ve şiddete başvurmadığı için dünyanın gözünde ahlaki üstünlüğünü sürdüren Filistin halk direnişinin daha görünür olması lazım.  İsrail gibi bir ordu karşısında Hamas gibi veya ikinci intifadadaki gibi silahlı örgütlerin çözüme bir katkısı yok, tam tersine İsrail içinde davalarına destek olacak ılımlıların da barışa destek vermesine engel oldular geçmiş yıllarda yaptıkları silahlı saldırılarla. Filistin halkının en büyük silahı; adaletsizliğe, eşit olmayan zor koşullarda direnen mazlum halk imgesidir. Roketler ve şiddet işin içine girince bu imgeyi siliyor bu da mücadelelerine bence büyük zarar veriyor uluslararası alanda. Dediğim gibi İsrail&#8217;in en büyük korkusu kendi içinde yaşayan Arap nüfusun hayatı durdurmasını sağlayacak bir sivil itaatsizlik eylemine girmesidir.</p>
<h5>Esra Çuhadar Hakkında</h5>
<p>Çatışma çözme yöntemleri ve politik psikoloji üzerine uzmanlaşmış bir akademisyen olan Esra Çuhadar, doktorasını Syracuse Üniversitesi’nden 2005 yılında almıştır. Aynı üniversiteden “Uygulamalı Uyuşmazlık Çözümü” konusunda ileri düzey sertifikası bulunmaktadır. 2006 yılından beri Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi; 2016 yılından bu yana da Cenevre’deki Inclusive Peace and Transition Initiative (Kapsayıcı Barış Araştırmaları) isimli araştırma enstitüsünde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/27/sorun-iyice-toplumsallastigi-icin-cozumun-de-toplumsal-olarak-sahiplenilmesi-gerekiyor/">&#8220;Sorun İyice Toplumsallaştığı İçin Çözümün de Toplumsal Olarak Sahiplenilmesi Gerekiyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sansür Devletlerin İsteği İle Gerçekleşiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/21/sansur-devletlerin-istegi-ile-gerceklesiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökhan Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 May 2021 09:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Alphan Sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=70269</guid>

					<description><![CDATA[<p>NewsLabTurkey Bülten Editörü, serbest yazar ve araştırmacı Ahmet Sabancı, sosyal medya platformlarının Filistinlilere ait hesaplara yönelik almış olduğu  sansür kararını değerlendirirken, “Dünyanın her yerinde tecrübe ettiğimiz bu sansür büyük anlamda devletlerin isteği ve kimi zaman da zorlaması nedeniyle gerçekleşiyor“ dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/21/sansur-devletlerin-istegi-ile-gerceklesiyor/">“Sansür Devletlerin İsteği İle Gerçekleşiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Filistin ile İsrail arasındaki gerilimin tekrar artması ile birlikte sosyal medya platformlarında yaşanan olaylara karşı tepki giderek yükseliyor. Fakat yakın zamanda Twitter, Facebook ve Instagram tarafından Filistinlilerin yaşadıklarına dikkat çekmek için kullanılan etiketler görülmemeye başlandı. Bunlara ilaveten Filistinlilere ait paylaşımlar ve hesapların bazıları da kaldırıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Facebook ve Twitter yaşanan sorunlara ilişkin yaptığı açıklamada problemin teknik sorunlar yaşandığı için ortaya çıktığını iddia etti. Ancak bazı kesimler iki farklı şirketin benzer teknik sorunlar yaşamasının tesadüf olmadığını ve sebebinin İsrail devletinin taleplerinden dolayı kaynaklandığını öne sürdü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yakın zamanda yine İsrail’in </span><span style="font-weight: 400;">Filistin Özerk Yönetimi kontrolündeki Gazze’ye yönelik saldırı düzenlediği bugünlerde Google Eart tarafından bölgeye ait harita verilerinin  sansürlendiği ortaya çıkmıştı. </span><span style="font-weight: 400;">Tüm bu gelişmelerin neticesinde uluslararası STK’lar şirketleri dürüst olmaya ve bu sansüre son vermeye çağıran bir </span><a href="https://www.accessnow.org/sheikh-jarrah-facebook-and-twitter-systematically-silencing-protests-deleting-evidence/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">kampanya</span> </a><span style="font-weight: 400;">başlattı. Twitter, Facebook, Instagram gibi platformların sansür niteliği taşıyan uygulamalarına ve uluslararası STK’lerin yürütmüş olduğu kampanyaya ilişkin süreci NewsLabTurkey Bülten Editörü, serbest yazar ve araştırmacı Ahmet Alphan Sabancı ile konuştuk.</span></p>
<h5><b>“Devletlerin Önceliği Vatandaşlarının Özgürlüğünü Korumak Olmalı”</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-70272 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/ahmet-alphan-.jpg" alt="Ahmet Alphan Sabancı" width="293" height="311" />Ahmet Sabancı, bu durumun uzun yıllardır süregelen bir sorunun tekrarı olduğunu belirterek, “Özellikle söz konusu Filistin olduğunda, büyük teknoloji platformları konuya dair ABD ve İsrail’in politikalarına ters düşen yani Filistin’de yaşayan insanların en temel haklarını savunan içerikleri ve sayfaları sıkça engelliyordu. Burada en büyük faktör elbette ABD ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler ve bunun ABD merkezli olan şirketlere yansıması. Maalesef söz konusu bu tarz politik içerikler olduğu zaman, </span><a href="https://www.versobooks.com/books/3772-silicon-values" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">J</span><span style="font-weight: 400;">illian C. York’un Silicon Values kitabında</span></a><span style="font-weight: 400;"> da vurguladığı gibi, platformlar fazlasıyla muğlak olan ve keyfi bir şekilde kullandıkları “terörist” kalıbına sığınıyor ve kendilerini politik anlamda güvenli bir yerde konumlandırmak için bu bahaneyi kullanarak her türlü sansürü normalleştiriyor” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sabancı, “Burada özellikle dikkat çekici bulduğum nokta platformların bu sefer verdikleri tepki. Geçtiğimiz yıllarda İsrail’in Filistin’de uyguladığı şiddet ve arkasından gelen sansür dalgası genellikle etkili bir gündem olamıyordu. Bu da bu platformların rahat bir şekilde sorunu görmezden gelmelerine imkân sağlıyordu. Ancak bu sefer hepsi “teknik arıza” bahanesine sığınan açıklamalar yaptı ve geri adım attı. Her ne kadar sansür farklı şekillerde devam etse de bu sefer bir fark var: platformlar uluslararası baskıdan korkuyor ve normalde hiç açıklama bile yapma gereği duymadıkları eylemlerini hata gibi göstermeye çalışıyor” diye kaydetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birçok uluslararası hak örgütünün ve dijital haklar konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının dahil olduğu kampanyanın da İsrail üzerindeki baskıyı arttırmaya yönelik bir çabanın ürünü olduğunu ifade eden Sabancı, “Access Now ekibinde ve diğer STK’larda uzun zamandır hem Filistin hem de diğer konularda içerik yönetimi ve platform sansürü konusunda çalışan isimler bu sorunun giderek daha tehlikeli bir hâle geldiği konusunda bizleri uyarıyordu. Filistin örneğinde de bunu çok daha net bir şekilde gördük. Bu noktada sivil toplumun uluslararası bir dayanışma örneği göstererek bir kampanya başlatması da olumlu bir gelişme” diye söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-70273 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/sansur-640x360.jpg" alt="sansür" width="373" height="210" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/sansur-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/sansur-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/05/sansur.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 373px) 100vw, 373px" />Sabancı, sosyal medya platformlarının uygulamış olduğu ve sansür niteliği taşıyan bu kararlara karşı devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğine dair soruya, “Maalesef devletlerin bu noktada pek yardımı olacağını düşünmüyorum, çünkü dünyanın her yerinde tecrübe ettiğimiz bu sansür büyük anlamda devletlerin isteği ve kimi zaman da zorlaması nedeniyle gerçekleşiyor. Bu platformların hepsi bir ülkede hizmet vermeye devam edebilmek için devletleri de daima memnun etmek zorunda olduklarından dolayı, çoğu zaman kullanıcılarının istekleri ve beklentileri arka planda kalıyor. Devletlerin önceliği kendi vatandaşlarının refahını ve özgürlüklerini korumak olmadığı sürece bu noktada faydadan çok zararları olacaktır” diye cevap verdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil topluma bu konuda çok daha ağır yükün düştüğüne değinen Sabancı, “Sivil toplumun hem bulundukları ülkelerin yasal düzenlemeleri ve bunların uygulanması noktasında temel hak ve özgürlüklere uyulduğundan emin olmak için çalışması, aynı zamanda da platformlar üzerinde benzer bir baskı mekanizması kurabilmesi gerekiyor” diye belirtti. İlk kısım zaten sivil toplumun ana çalışma alanı olduğuna dikkat çeken Sabancı, “Ancak ikincisi hâlâ yeni diyebileceğimiz ve bu yüzden de etkili olma konusunda zaman zaman zorlandıkları bir alan. Tıpkı platformlar gibi sivil toplumun da uluslararası bir şekilde çalışabilmesi, kendileri ile aynı konularda çalışan ama farklı ülkelerde faaliyet gösteren kurumlarla sürekli bir temas ve dayanışma hâlinde olması gerekiyor. Çünkü platformların aldıkları hiçbir karar veya yaptıkları hiçbir değişiklik o ülkenin sınırları içerisinde kalmıyor” diye ifade etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sansürün birçok anlamda genişlediğini söylemenin mümkün olduğuna dikkat çeken Sabancı birçok konuda platformların çok geniş kısıtlamalar getirebildiğine değinerek, “Çoğu zaman da bunları fazlasıyla keyfi bir şekilde uyguluyor. Ancak </span><a href="https://www.wired.co.uk/article/social-media-competitive-compatibility"><span style="font-weight: 400;">Cory Doctorow’un tabiriyle</span></a><span style="font-weight: 400;">, bu platformlardan taşınmak başka bir ülkeye taşınmaktan daha zor olduğu için, başka bir seçeneğimiz yokmuş hissine kapılıyoruz. İnternetin sosyal kısmını nasıl bir geleceğin beklediğini şu anda kestirmek güç, çünkü bu platformların tekel gücü herhangi bir rekabete fırsat tanımıyor. Ancak bu şekilde devam ederse, beklemediğimiz bir dönüşümün gerçekleşmesi mümkün. Bunun en büyük işareti de birçok farklı kesimden insanın bu platformlara bağımlılık konusunda şikayetçi olması ve alternatiflere ihtiyacımız olduğunu dile getirmesi. Ancak bunun nasıl ya da ne zaman gerçekleşeceğine dair bir şey söylemek mümkün değil” diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/21/sansur-devletlerin-istegi-ile-gerceklesiyor/">“Sansür Devletlerin İsteği İle Gerçekleşiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail’in Saldırı ve İşgal Politikalarına Tepki</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/israilin-saldiri-ve-isgal-politikalarina-tepki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 13:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[işgal politikası]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) ortak açıklamayla İsrail’in işgal politikalarını durdurması çağrısında bulunurken, Diyarbakır Barosu ve BDS Türkiye de, engelleyici yaptırımlar ve ilişkileri durdurma talebinde bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/israilin-saldiri-ve-isgal-politikalarina-tepki/">İsrail’in Saldırı ve İşgal Politikalarına Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak savunucusu kurumlardan, İsrail’in Şeyh Cerrah ve Silvan mahallelerinde Filistinlileri zorla tahliye etmesi ve Mescid-i Aksa çevresinde yaptığı saldırılara kınama ve ‘işgal politikalarından vazgeçme’ çağrısıyla uluslararası kurumların barışın tesisi noktasında çözüm üretme çağrısı geldi.</p>
<p>BDS Türkiye TBMM’de partilerin ortak imzasıyla İsrail’e yönelik yaptığı kınamanın yeterli olmadığını belirterek, “Filistin halkını on yıllardır işgale, ablukaya ve katliama maruz bırakan ırk-ayrımcı İsrail rejimi kınamadan daha fazlasını hak etmektedir. TBMM’yi ve karar alıcıları İsrail’le siyasi, ticari, askeri tüm ilişkilerini durdurmaya çağırıyoruz.” çağrısında bulundu.</p>
<p>İHD ve TİHV tarafından yapılan ortak açıklamada da “Filistinliler binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan zorla çıkarılıp, yerlerine evrensel insan hakları değerlerine ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde İsrailliler yerleştiriliyor. Bunun en son örneği, geçen hafta Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nin Filistinli sakinlerinin tahliyesi kararı oldu. Filistinlilere yönelik sürdürülen bu tür taciz ve saldırı dalgası, Doğu Kudüs’ün İsrail tarafından işgalinin yıl dönümünde polisin Mescid-i Aksa’da nöbet tutan Filistinlilere göz yaşartıcı kimyasal ajanlar, plastik mermi ve ses bombası kullanarak yaptığı müdahaleyle yeni bir boyut kazandı. İsrail polisinin yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açan bu zulmünü kınıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.” denildi. İsrail&#8217;in Filistinlilere yönelik şiddeti ve yerinden etmeleri durdurmaya, Gazze Şeridi bölgesine yönelik saldırılar ve tam kapatma/abluka uygulamaları sonlandırmaya çağrısı yapılan açıklamada, “Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası toplumu da Filistin halkına yönelik zulme karşı etkin ve samimi tutum almaya, barış ve adaleti tesis etmeye çağırıyoruz.” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<h5><strong>“Saldırgan Politikalara Son”</strong></h5>
<p>Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren de yaptığı açıklamada, İsrail’in saldırılarını kınadığını belirterek, “Filistin halkı ile dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyor, ölenlere rahmet ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Filistinlilere karşı giderek Apartheid rejimine dönüşen İsrail’e, bu zorbalığa son vermesi çağrısında bulunuyoruz. İsrail&#8217;in, Kudüs&#8217;e ilişkin BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu kararları dâhil olmak üzere uluslararası hukuka aykırı gayri insani ve hukuk dışı uygulamalarına karşı başta Türkiye Hükümeti ve BM Genel Kurulu olmak üzere uluslararası tüm kurumları, engelleyici yaptırımları derhal gündeme almaya çağırıyor, uluslararası kamuoyunu Filistin halkı için harekete geçmeye davet ediyoruz.” Dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/11/israilin-saldiri-ve-isgal-politikalarina-tepki/">İsrail’in Saldırı ve İşgal Politikalarına Tepki</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/duvarlar-ayirir-sanat-birlestirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 09:17:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[banksy]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Balonlu Kız]]></category>
		<category><![CDATA[The Walled Off Hotel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duvar sanatı 70’lerden beri hayatımızda. Bu sayede yeryüzünün tüm sokaklarında dil, din, ırk fark etmeksizin, bizi ayıran her şeye inat imgelerde buluşuyoruz. Banksy'nin başını çektiği bu sanat İstanbul sokaklarını da sergi alanlarına döndürüyor. Bazen kendimizi bazen çıkaramadığımız sesi bulduğumuz sergi alanlarına...</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/duvarlar-ayirir-sanat-birlestirir/">Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi sözleriyle ifade edilecek olursak burası dünyanın en kötü manzaralı oteli. Gerçeklik payı yok değil, otelin odaları İsrail ile Filistin’i ayıran o 700 kilometre uzunluğundaki yüksek, çirkin ve asker elinden çıkmış duvara bakıyor.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik şaka da değil. Bir otelden beklenebilecek tüm hizmet ve fonksiyonlar bu otelde üst seviyede mevcut. Filistin’in Beytüllahim şehrinde yer alan, Banksy’nin kurduğu ve finanse ettiği The Walled Off Hotel’den bahsediyorum. Varlığıyla tam anlamıyla bir Banksy işi: ironik, politik ve sanatsal.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eserlerinde kullandığı ismiyle Banksy, İngiltere başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yaptığı çarpıcı duvar resimleriyle tanınan bir sokak sanatçısı. Benim kendisine en yakın temasım ise Londra’dan sonra Filistin sokaklarında ve bu otelde gerçekleşti. Banksy, kendiliğinden “illegal” bir sanat türü olan duvar sanatçılığının neredeyse en bilindik ismi. Kimliği, nerede yaşadığı ve şu anda dünyada nerede olduğu bilinmiyor. Bu yüzden herhangi bir duvarda, “gerçek bir Banksy”ye rastlamış olmanın iç gıdıklayan bir yanı var. Bu izi sürülemeyen sanatçının geçmiş olduğu bir sokaktan geçme ihtimali bile insana heyecan veriyor. Rastgele bir sokakta onun zihninin ürünü olan bir esere rastlamak ise toprak altında maden bulmayla eşdeğer.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31527" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1148.png" alt="" width="600" height="396" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1148.png 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1148-320x211.png 320w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Banksy’nin çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci ve kapitalizmi eleştiren bir duruşu var. Geçtiğimiz hafta ise sanat gündemini şanına yakışır bir eylemle meşgul etti. Tanınmış eserlerinden biri olan “Kırmızı Balonlu Kız”, Londra&#8217;daki Sotheby&#8217;s müzayede evinde 1 milyon sterline satıldıktan hemen sonra içerisine gizlenmiş kâğıt imha makinesi aracılığıyla kendini yok etti. Olayın sorumluluğunu üstlenen Banksy, bu anın videosunu kendi Instagram hesabında, Picasso&#8217;nun &#8220;Yok etme dürtüsü de yaratıcı bir dürtüdür&#8221; alıntısıyla </span><a href="https://www.instagram.com/p/BomXijJhArX/?taken-by=banksy"><span style="font-weight: 400;">paylaştı</span></a><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Banksy’nin başını çektiği duvar sanatı, çoğunlukla “gerilla” bir sanat türü olarak anılıyor. Sokak duvarlarına yazıp çizmenin ise “gerilla eylem” olarak anılmadan çok önceye dayanan, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi var. Duvarların, tarihin ilk çağlarında bir iletişim mecrası olarak kullanıldığı bile biliniyor. Ancak modern hayatta karşılık bulduğu şekliyle duvarlar, kamusal alanlar. Dolayısıyla, duvarları resmetmek, duvarlara işaretler yapmak, yazılar yazmak da kamusal alanları gasp etmenin bir türü olarak yorumlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa, duvar sanatının aktivizmi bizzat mecrasından başlıyor. Banksy’nin oteli bile duvar manzaralı! Çünkü politik ve sanatsal bir şekilde boyanan duvarlar direnişin de temsili ve çıkış noktası aslında. Duvar sanatı, eşitsizlik, özgürlük mücadelesi ve ekonomik kriz haberlerinin kendine yeterince yer bulamadığı ana akım medyaya karşı, sokaklardan gelen ve yine sokaklardaki kitleleri hedefleyen bir sanat. Duvar sanatının biçimsel ve tematik açıdan farklılaşan pek çok çeşidi var: tag, bombing, stencil, mural gibi. Ancak türünden bağımsız olarak tüm eserlerin buluşma noktası, duvarları bir ifade aracı olarak kullanması ve hepsinin halka açık sergilemeler olması (</span><a href="http://dergipark.gov.tr/download/article-file/399709"><span style="font-weight: 400;">Meriç, 2017</span></a><span style="font-weight: 400;">). Bu anlamıyla duvar sanatı, içinde yaşadığımız şehirlerin sokaklarını da “kendiliğinden illegal sergi alanlarına” dönüştürüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31528" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1149.png" alt="" width="597" height="394" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1149.png 597w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1149-320x211.png 320w" sizes="auto, (max-width: 597px) 100vw, 597px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tıpkı İstanbul sokaklarında olduğu gibi&#8230; İstanbul, yüzyıllar boyu süren bir yolculukta değişiyor, dönüşüyor ve her gün yeniden doğuyor. Bu yeniden doğuşların ise duvarlarda muhakkak izi kalıyor. Direnişlere, göçlere, acılara; köklü değişikliklere, yaşanmışlıklara ve komik olana ayna tutan, güldüren, düşündüren İstanbul sokakları, bu kendiliğinden illegal sergilerin iki kıtaya yayılmış ev sahibi. Şehrin büyük semtlerinin görünür duvarlarında organize bir şekilde düzenlenen festival çalışmalarından tutu da, arka sokakların unutulmuş yüzlerinde keşfedilmeyi bekleyen küçük ve bireysel işlere kadar kentin duvarları sanat, isyan, mizah ve ironi dolu. İstanbul’un duvarlarına ruh katan sanatçılar ise çeşitli, yaratıcı ve aramızdalar. Lakormis, Adekan, Turbo, Highero, Ares, Leo, Omeria, Murys, Met, Cins, Hure… ve daha nicesi. Hepsi bu şehrin çocukları. Kimi </span><a href="https://bigumigu.com/haber/gun-icinde-ilham-aldigi-detaylari-resmeden-lakormisin-yeni-calismasi-mural-istanbul-2016/"><span style="font-weight: 400;">“24 saat icinde maruz kaldığı her şeyden”</span></a><span style="font-weight: 400;"> ilham alıyor, kimi hayalden ve gerçeklikten, kimi ise yalnızca gıpgri duvarlardan&#8230;</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31529" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1152.png" alt="" width="612" height="411" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1152.png 612w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1152-610x410.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1152-320x215.png 320w" sizes="auto, (max-width: 612px) 100vw, 612px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu isimlerin eserleriyle İstanbul sokaklarında bazen anlatamadıklarımızı buluyoruz, bazen kocaman gülümsüyoruz. Çoğu zaman da aynı duvarlar toplumda çıkaramadığımız ses oluyor. İnsan olmak, bir yolda olma hali&#8230; Her gün yürüdüğümüz yoldaki insanlığımız ise yanından geçip geçtiğimiz duvarlarla renkleniyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31530" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153.png" alt="" width="447" height="501" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153.png 447w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153-320x359.png 320w" sizes="auto, (max-width: 447px) 100vw, 447px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">70’lerden beri hayatımızda olan duvar sanatı iyi ki var. Öbür türlü yeryüzünün tüm sokaklarında dil, din, ırk fark etmeksizin, bizi ayıran her şeye inat imgelerde buluşamazdık. Yaşadığımız şehirlerde, evlerimizden farklı kavgalarla çıkıp yolun sonunda duvarlarda kavuşamazdık. </span><a href="http://kasagaleri.sabanciuniv.edu/tr/portfolio-view/sandigin-3-gozu-2/"><span style="font-weight: 400;">Adekan, Ares ve Cin’in dediği gibi</span></a><span style="font-weight: 400;"> insanın yolculuğu dipsiz ve sonu yok. Ama yolda olmaya ve birlikte yürümeye ihtiyacımız var. Çıkmak için yol aramaya da duvarlardan başlıyor insan. Duvarlar bazen bizi ayırıyor gibi görünüyor ama tam bitti dediğimizde aradığımız umut bir duvarda belirebiliyor. Yüzyıllardır sesimizi ve içimizi bulabildiğimiz duvarlarda&#8230;</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-31531" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153_001-640x355.png" alt="" width="640" height="355" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153_001-640x355.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153_001-610x338.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153_001-320x177.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1153_001.png 655w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31525" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/10/2018-10-17_1154.png" alt="" width="311" height="390" /></p>
<p>Fotoğraflar: Mural İstanbul, <a href="https://www.instagram.com/baskabiryerdeyim/" target="_blank" rel="noopener">Bigumigu, </a><a href="https://www.baskabiryerdeyim.com/" target="_blank" rel="noopener">Başka Bir Yerdeyim</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/17/duvarlar-ayirir-sanat-birlestirir/">Duvarlar Ayırır, Sanat Birleştirir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail Parlamentosu &#8220;Yahudi Ulus Devleti&#8221; Yasa Tasarısını Kabul Etti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/israil-parlamentosu-yahudi-ulus-devleti-yasa-tasarisini-kabul-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 08:58:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[israil parlementosu]]></category>
		<category><![CDATA[knesset]]></category>
		<category><![CDATA[tel aviv]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi Ulus Devleti Yasa Tasarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28890</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsrail Parlamentosu Knesset, yoğun tartışmaların ardından "Yahudi Ulus Devleti" yasa tasarısını kabul etti. 55 vekilin oyuna karşı 62 vekilin oyuyla kabul edilen yasa Arapça'yı da resmi dil olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/israil-parlamentosu-yahudi-ulus-devleti-yasa-tasarisini-kabul-etti/">İsrail Parlamentosu &#8220;Yahudi Ulus Devleti&#8221; Yasa Tasarısını Kabul Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail Parlamentosu (Knesset) yıllardır hazırlık aşamasında olan ve İsrail vatandaşları arasında da büyük tartışmalara yol açan &#8220;Yahudi ulus devleti&#8221; yasa tasarısını kabul etti.</p>
<p>Yasa tasarısı, 62&#8217;ye karşı 55 oy ile meclisten geçti. Yahudi Ulus Devleti Yasa Tasarısı, anayasal ağırlıklı bir temel yasa değişimi yapılarak İsrail&#8217;in Yahudilerin ulus devleti olarak tanımlanmasını öne sürüyor.</p>
<p>Knesst&#8217;teki birçok Arap vekilin ve akademisyenin tepki gösterdiği karar sonrası, kısa bir açıklama yapan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, &#8220;Bu tarihi bir an, çok yaşa İsrail devleti&#8221; dedikten sonra ekledi:</p>
<h3>Netanyahu: İsrail Yahudi devletinindir</h3>
<figure id="attachment_28892" aria-describedby="caption-attachment-28892" style="width: 475px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-28892" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-267.jpg" alt="" width="475" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-267.jpg 475w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-267-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 475px) 100vw, 475px" /><figcaption id="caption-attachment-28892" class="wp-caption-text">Başbakan Netanyahu, teklifin onaylanmasının ardından vekillerle selfie çektirdi</figcaption></figure>
<p>Mutlak bir çoğunluk devletin Yahudi karakterinin nesiller boyunca aktarılmasına karar verdi&#8221; ifadelerini kullandı ve ekledi:</p>
<p>&#8220;122 yıl sonra Herzl kendi vizyonunu yaptı, bu yasayla varoluş prensibimizi yasalaştırdık. İsrail Yahudi halkının devletidir ve bütün vatandaşlarının haklarına saygı gösterir.&#8221;</p>
<h3>Arap vekil: Bu yasa ırkçıdır</h3>
<p>Knesset&#8217;in Arap milletvekillerinden Ahmed Tibi ve Ayeda Touma-Souliman Netanyahu&#8217;ya eleştirerek &#8220;Siz bir apartheid (ırk ayrımcılığı) yasası geçirdiniz bu yasa ırkçıdır&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tibi ayrıca &#8220;Arap dilinden neden bu kadar çekiniyorsunuz?&#8221; dedi.</p>
<p>Al Jazeera&#8217;nin haberine göre İsrail Komünist Partisi&#8217;nin Arap milletvekili Ayman Odeh ise yasanın Yahudiler dışındaki bütün vatandaşları ikinci sınıf vatandaş konumuna aldığını söyleyerek &#8220;Büyük bir şok ve kederle demokrasinin ölümü ilan edildi&#8221; dedi.</p>
<h3>Yasa teklifi şunları öngörüyor</h3>
<p>Bu yasayla devletin Menora şeklindeki (yedi kollu şamdan) amblemi, başkentin Kudüs olduğu söylemi resmileşiyor.</p>
<p>Yasada ayrıca devletin resmi dilinin İbranice olduğu ve şu anda bir diğer resmi dil olan Arapçanın ise sadece &#8220;özel statü&#8221; sahibi bir dil olduğu belirtiliyor.</p>
<h3>Parlamentoda fikir ayrılığı</h3>
<p>İsrail Meclisi Knesset&#8217;in ulusçuluk yasasının metni için kurduğu çok partili komite, kanunun kritik yedinci maddesini değişikliğe uğratarak kabul etti.</p>
<p>Söz konusu madde yüzünden Başbakan Binyamin Netanyahu ile Evimiz İsrail Partisi Lideri Naftali Benett karşı karşıya gelmişti.</p>
<p>İki liderin anlaşması sonrası yedinci maddenin metni &#8220;Devlet Yahudi Yerleşimlerini ulusal bir değer olarak görecek, her zaman destek verecek, daha da gelişmeleri için hareket edecektir&#8221; şeklinde değiştirildi.</p>
<figure id="attachment_28893" aria-describedby="caption-attachment-28893" style="width: 475px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-28893" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-317.jpg" alt="" width="475" height="317" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-317.jpg 475w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/475-317-320x214.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 475px) 100vw, 475px" /><figcaption id="caption-attachment-28893" class="wp-caption-text"><br />Cumartesi akşamı Tel Aviv&#8217;in merkezinde toplanan binlerce protestocu yasaya karşı yürümüştü.</figcaption></figure>
<p>İsrailli bazı kesimler yasayı cesur bir adım olarak yorumlarken, bazı kesimler ise Arapçayı resmi lisan olmaktan çıkaran, Yahudi dini kanunlarını Anayasa olarak resmen referans gösteren yasa teklifinin, İsrail&#8217;i modern dünyadan ve demokrasilerinden izole edeceğini savunuyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://m.bianet.org/bianet/kriz/199309-israil-parlamentosu-yahudi-ulus-devleti-yasa-tasarisini-kabul-etti" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/israil-parlamentosu-yahudi-ulus-devleti-yasa-tasarisini-kabul-etti/">İsrail Parlamentosu &#8220;Yahudi Ulus Devleti&#8221; Yasa Tasarısını Kabul Etti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 13:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[HAKAN GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[HAMANEY]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN DEVRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[İSYAN]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[RUHANİ]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[TAHRAN]]></category>
		<category><![CDATA[TUDEH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=23199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Hakan Güneş: İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz! İran’ın Meşhed kentinde 28 Aralık 2017’de ekonomik sıkıntıları [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/">İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Hakan Güneş: İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz!</strong></p>
<p>İran’ın Meşhed kentinde 28 Aralık 2017’de ekonomik sıkıntıları protesto etmek üzere başlayan eylemler kısa sürede farklı kentlere de yayılarak, rejim karşıtı gösterilere dönüştü. Süre giden eylemlerde en az 30 kişi yaşamını yitirirken, İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, ülkesinde bir hafta süren ‘rejim karşıtı’ gösterilerin bastırıldığı ilan etti. Türkiye’de de ekranlarda  boy gösteren ‘derin analizciler’, ‘stratejistler’ ve ‘terörle mücadele uzmanları’, İran’daki toplumsal öfkeyi, yumurta fiyatlarındaki ‘vurguna’,  başta ABD, İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere ‘dış güçlerin oyununa’, İran rejiminin toplumda biriken ‘gazı almasına’ vb. nedenlerle açıkladı.</p>
<p>Bu ‘açıklayıcı’ zihin fırtınası ortamında, Sivil Sayfalar adına İran’daki  protestoları, sosyoloji ve sivil toplum temelinde konuşmak için mikrofonumuzu İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş’e uzattık. Hakan Hoca, İran’daki protestolarda hiçbir etnik söylemin gün yüzüne çıkmadığını belirterek ‘dış güçlerin oyunu’ açıklamalarının temelsizliğine işaret ederken, kuluçka döneminde olan yeni bir halk hareketinin kesintisiz olarak devam edeceğinin altını çiziyor.  Ve ekliyor: Ne İran rejimi ne de ‘düşmanları’, İran halkının müştereklerinde buluşmasını istemiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İran’da ne oluyor sorusuyla başlayalım…</strong></p>
<p>Birden fazla faktörün bir arada olduğu bir toplumsal itirazla karşı karşıyayız. Buna henüz tam bir ayaklanma diyemeyiz ama büyük bir toplumsal protesto ve itiraz olarak nitelendirebiliriz.</p>
<h4>“… KİMİSİNİN ETNİK NEDENLERLE, KİMİLERİNİN SOSYAL VE SİYASAL NEDENLERLE, BÜYÜKÇE BİR KISMININ DA EKONOMİK NEDENLERLE YAPTIĞI BU İTİRAZIN ORTAK NOKTASI, DİKTATÖRLÜĞÜN SON BULMASI YA DA EN AZINDAN KAPSAMLI BİR REFORMA GİDİLMESİ.”</h4>
<p><strong>Neye itiraz ediliyor?</strong></p>
<p>Birden fazla başlık söz konusu. İran sıkışmış bir toplum. Ekonomik rahatsızlıkların tetiklediği ama farklı türden çok fazla toplumsal, ekonomik ve siyasal itirazın ortaya döküldüğü bir patlama anı bu.</p>
<p><strong>Bu ‘patlamanın/öfkenin’ temelleri nedir?</strong></p>
<p>Tek bir temeli yok, onu söyleyelim. Belli bir ölçeğin üzerindeki toplumsal olaylar aslında herkesin kendi meşrebince katıldığı bir süreçtir. Dolayısıyla, ortak olan tek şey, bunun sebebi olan rejim. Yani İran’daki teokratik diktatörya. Dolayısıyla kimisinin etnik nedenlerle, kimilerinin sosyal ve siyasal nedenlerle, büyükçe bir kısmının da ekonomik nedenlerle yaptığı bu itirazın ortak noktası, diktatörlüğün son bulması ya da en azından kapsamlı bir reforma gidilmesi.</p>
<p><strong>1979’daki İran Devrimi’den farklı olarak güncel eylemlerde bir liderlik görülmüyor, bir de 1979 Devrim’inde esnaflara yönelik baskıların devrim sürecini tetiklediği gibi bir sav söz konusuydu…</strong></p>
<div id="attachment_21322" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21322     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg" sizes="auto, (max-width: 311px) 100vw, 311px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg 557w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28-300x167.jpeg 300w" alt="" width="311" height="173" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg 557w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28-300x167.jpeg 300w" data-lazy-sizes="(max-width: 311px) 100vw, 311px" /></p>
<p class="wp-caption-text">İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş.</p>
</div>
<p>1979’a ilişkin bu tespite katılmam. 1979 neredeyse kesintisiz beş-altı yıllık protestolar zincirinin bir sonudur. Ve özellikle onun son bir yılı kesintisiz olarak devam etmiştir. Burada bir şeye dikkat çekeyim, bu çok önemli; bugün bu isyanın bitmiş olacağı söyleniyor, olabilir, bitebilir ama 40 gün sonra tekrar çıkmayacağını kimse söyleyemez. Zaten İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz!</p>
<p>İkincisi, burada da 1979’da da tek bir toplumsal kesim yok. O meşhur literatürden söz ediyorsunuz, bu Bazarilerin ve esnafın rolü konusu…O biraz da Türkçe’ye çevrilen kitapların kabahati, tabii ki çok önemli ama şüphesiz tek faktör değil. Bazariler özellikle İslami hareketin gücünü devşirdiği bir kesim. Bu çok önemli. Yoksa, öğrenci hareketinin, sosyalist hareketinin, işçi hareketinin, kadın hareketinin, Kürt-Türk etnik hareketlerinin değil. Ama haklısınız 1979’dan ve hatta 2009’dan farklılıklarını konuşalım.</p>
<h4>“AKTİVİSTLER REFORMCULARDAN DA UMUDUNU KESTİ.”</h4>
<p><strong>O halde İran’daki güncel protestoların, 1979 İran Devrimi’nden ve 2009’daki ayaklanmadan farkı ne?</strong></p>
<p>1979’da farklı siyasal liderlikler vardı. Dinci hareketin bir liderliği vardı, solcu-dinci akımın (Mücahidin-i Halk) liderliği vardı, ki bu çok önemli ikinci grup, Fedaiin ve TUDEH olmaz üzere sosyalist iki akımın liderliği vardı ve bunların arasında pek çok grup vardı. Bunların hepsi örgütlü güçlerdi ve karar aldıklarında bunları uygulayabilecek belirli bir mekanizmaya sahiptiler. İran’da gerek 2009’da gerekse şu anda tanık olduğumuz 2017-2018’deki eylemlerde kitleler örgütlü değiller. Fakat 2009’dakinin hiç değilse sözcüleri vardı yani o zamanki seçimle ilgiliydi ve seçimdeki Musavi ve Kerrubi gibi reformcu adaylar bir tür sözcülük yapıyorlardı. Dikkat edin orada da lider değillerdi. Yani İran’da örgütlenme hürriyeti olmadığı için insanlar çok yatay ve küçük gruplar halinde temas ediyorlar ve ortada birkaç yüz kişiyi geçebilecek bir örgütlenme olanağı zaten yok. Kuzey Kore gibi olmasa da İran’da çok çok baskıcı bir rejim ve insanlar bir araya kesinlikle getirilmiyorlar. Ama şu kadarına izin veriliyor: Mesela tiyatro grupları; ben size hiçbir yerde bulunmayan bir bilgi vereyim, sadece Tahran’dan 3 bin tane yeraltı tiyatrosu var. Bu şu demek: İran’da on yıllardır insanların ancak sanatla, şiirle ve tiyatroyla kendilerini ifade etme veya politika yapmalarına izin verilen bir denklem oluştu. Dolaysıyla insanlar ancak bu yatay sahalarda yaşam buluyorlardı. Şimdi her kentte faklı dinamikler söz konusu ama Tahran’ı konuşacak olursak, Tahran’daki gençlerin büyük ölçüde isyanının nedeni elektrik faturası, yumurta fiyatları değil. Ama Meşhed’de öyle başladı, İsfahan da kısmen öyle ve tabii ki Kermanşah. Kermenşah çok önemli Şii şehridir. Kermenşah’da da yine bütün basının atladığı bir bilgiyi söyleyeyim size, hepimizin gözleri önünde oldu: Daha çok kısa bir süre önce Mahmud Ahmedinejad döneminde yapılan “TOKİ”ler yıkıldı ve yüzlerce insan öldü. Dolayısıyla Kermanşah’a hiç şaşırmamak gerekiyor.  Depremde evi yıkılan, İslami rejim tarafından aldatılan, haklarını kullanamayan, gençler vs. bütün bunlar bir araya geldi. Not edelim İran’da genç işsizlik oranı çok yüksek. Şimdi bütün bunlar bir araya geldi ve toplumsal patlama oldu. Bu toplumsal patlama bugün/yarın bastırılabilir çünkü 2009’daki kadar kitlesel değil. Tekrar ediyorum İran’daki toplumsal hareketler tarihini bilmeyenler bunu fark edemez ama ben 40 gün sonra tekrar ortaya çıkmasına hiç şaşırmam.  Her eylem sürecinden bir ders çıkarılmalıdır. Ve evet, örgütsüz oldukları için galiba bu gençlerin bu kez çıkaracağı en önemli ders hızlı bir şekilde örgütlenmektir. Çünkü herkes değil ama bu eylemi yapan aktivist gençler, “Kahrolsun Hamaney” ve “Kahrolsun Ruhani” diyorlar. Yani reformculardan da umudu kestiler, bu en önemli fark. Bu şekilde yapılan eylemden çıkarılacak ders ise bunu örgütlü yapmak olacaktır. Dolayısıyla 2017-2018 eylemleri bitse dahi buradan çıkan en önemli sonuç başta gençler olmak İran’daki geniş toplumsal kesimler örgütlenmeye daha fazla ağırlık vereceklerdir.</p>
<p><strong>Diasporadaki İranlılardan da birtakım açıklamalar/yorumlar geliyor…</strong></p>
<p>Yurtdışında açıklama yapan gerek sol gerekse diğer örgütlerin İran içerisinde de bir etkisi olmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Onlar daha çok basından izleyip ne olması gerektiği konusunda fikir yürütüyorlar ve çok zayıflar. Belki bundan sonra etki gösterebilirler ama Türkiye’de de insanlar özellikle sol kesim, olan biteni bu örgütlerin yayınladığı bildirilerden okumaya çalıştı fakat İran’da bu bildiriler okunmuyor, varlığı da bilinmiyor. Ama tabii ki, İran’daki hareket bir tür sekülerizm, liberalizm ve sol kültürün karışımıdır. Bunları, onların siyasal eylem kültüründe görmek mümkün.</p>
<h4>“SOKAĞA ÇIKAN VE İTİRAZ EDENLER ASLINDAN BİRBİRİNDEN FARKLI SLOGANLARLA ÇIKSALAR BİLE GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR ORTAK PAYDALARI VAR: ‘ÜLKENİN KAYNAKLARINI NE DIŞARIDA SAVAŞI FİNANSE ETMEK NE DE MOLLALAR SINIFINI ZENGİNLEŞTİRMEK İÇİN DEĞİL ÜLKE HALKI İÇİN KULLANIN’ DİYORLAR.”</h4>
<p><strong>Bir çeşit karışım olarak nitelendirdiniz İran’daki siyasal eylem kültürünü. O halde İran’daki farklı toplum kesimlerin talepleri bir alanda, müştereklerin de buluşabilir mi?</strong></p>
<p>Mevcut rejimin hem ekonomi hem de siyasal ve toplumsal politikalarından rahatsızlar. Ne demek bu! Dünyanın en güçlü petrol kaynaklarına sahip bir ülkeden bahsediyoruz. Bu gelirlerin yurtdışındaki savaşları finanse etmek için kullanıldığı, İran halkına aktarılmadığını ve söz konusu paranın mollaların lüks harcamaları için kullanıldığını söylüyorlar. Dolayısıyla ‘Bu zenginlikleri içeride kullanın’ diyorlar, ikincisi bu bir diktatörlüğe dönüşmüş durumda ve hiç kimse kendisini ifade edemiyor. Yönetim ‘Baskıcı bir dini diktatörlük haline gelmiştir, buna son verilmelidir’ diyorlar. Bunun yerine ne geleceğini söylemiyorlar, herkes farklı bir şeyi dile getiriyor. Şimdi bu ikinci bölüm içerisinde tabii ki siyasal özgürlüklerin yanında toplumsal özgürlüklerde var yani kadınların zorla kapatılması gibi kuralların kaldırılması…Şöyle söyleyelim karmaşık bir şey yok. İran’da insanların çok büyük bir çoğunluğunun ne istediği çok belli. Yani sokağa çıkan ve itiraz edenler aslından birbirinden farklı sloganlarla çıksalar bile gerçekten çok önemli bir ortak paydaları var: ‘Ülkenin kaynaklarını ne dışarıda savaşı finanse etmek ne de mollalar sınıfını zenginleştirmek için değil ülke halkı için kullanın’ diyorlar. İkinci olarak da ‘Özgürlüklerimizi artırın yani siyasal hayatın kısıtlanması, farklı örgütlenme ve partilerin oluşturulmasının önündeki engelleri kaldırın, ifade hürriyeti istiyoruz’ diyorlar. Burada bütün İran halkı birleşiyor.</p>
<h4>“…İRAN HALKI SÜREKLİ BİR UZLAŞMA YÖNÜNDE OY KULLANIYOR, EYLEM VE GÖSTERİLERDE BULUNUYOR. İRAN HALKININ ÇOK BÜYÜK BİR KISMI İNSANİ VE BARIŞÇIL EYLEMLER YAPIYORLAR, TALEPLERİ DE UZLAŞMA YÖNÜNDE FAKAT REJİM SERTLİK ÜZERİNE KURULMUŞ. YANİ ABD BAŞKANI TRUMP VE HAMANEY BİRBİRLERİNE MUHTAÇ İKİ FİGÜR.”</h4>
<p><strong>Peki bu ayaklanmanın İslami kültürel bir geri planı var mı?</strong></p>
<p>Hem 2009’da hem de bu eylemlere katılanların tamamının radikal bir sekülarizm peşinde olduklarını ben ileri süremem. Belki bazı öne çıkan radikal seküler fikirler görebilirsiniz ama büyük bir kısmı aslında yolsuzluğa bulaşmış ve dini, kişisel zenginlikleri için kullanan rejime karşılar. Yoksa dinin toplumsal hayattan tümüyle silinmesine taraftar olduklarını kesinlikle söyleyemeyiz. Reformcular tam da burada varlar, şimdi dolayısıyla 2009’da daha fazla ama bu eylemlerde de belli ölçülerde, her ne kadar “Kahrolsun Ruhani” sloganları atılsa bile, önemli ölçüde reformcuda sokaklarda. Dolayısıyla sokaklarda reformcular da var ve elbette Şii toplumsal kültürünün burada bir etkisi var.</p>
<p>Anladığım kadarıyla siz İran’ı bilen birisisiniz, şöyle bir konu var, İran zaten Türkiye’den de diğer İslam ülkelerinden de çok farklı. 1979 ‘daki kompozisyon zaten çok ilginç, orada İslamcı örgütler, solcu-İslamcı örgütler, İslami temaları olan solcu örgütler ve solcu örgütler olmak üzere enteresan bir skala var. Yani, sol, Şiizm, İslamizm oldukça karışıktır bu coğrafyada. Fakat artık şunu rahat bir şekilde söyleyebilirim artık İran’da da büyük bir kesim Türkiye’deki gibi yorulmuş durumda. Bütün bu söylediğim uçları, solu ve İslam’ı, ikisini de çok ılımı düzeyde sahipleniyorlar. Yani dinlerine ve kültürlerine ılımı bir şekilde sahip çıktıkları gibi sol siyaseti de bir tür Sovyet solu olarak algılamıyorlar daha çok sosyal demokrasi, özgürlük ve adalet olarak algılıyorlar. Bu temalar İran halkında yaşıyor ama hepsi daha ılımlı bir biçimde yaşıyor ve bir tür aslında uzlaşma arayışı içerisinde.</p>
<p><strong>Farklı kesimler arasında bir uzlaşma arayışının filizlendiğine mi işaret ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet. Fakat ne tuhaf tıpkı bundan öncekiler gibi ne uluslararası güçler ne de mollalar rejimi (Hamaney) bu uzlaşmaya olanak vermiyor. İran halkı sürekli bir uzlaşma yönünde oy kullanıyor, eylem ve gösterilerde bulunuyor. İran halkının çok büyük bir kısmı insani ve barışçıl eylemler yapıyorlar, talepleri de uzlaşma yönünde fakat rejim sertlik üzerine kurulmuş. Yani ABD Başkanı Trump ve Hamaney birbirlerine muhtaç iki figür. Dolayısıyla İsrail, Suudi Arabistan, Hamaney ve Trump, bunlar birbirlerini besleyen rejimler. İran halkı öbür tarafı oluşturuyor.  İran halkı bütün halklar gibi sabah çocuğunu okula göndermek, geçim ve güvenlik kaygısı duymamak istiyor. Ve bunu da bence oldukça güzel bir şekilde söylemine yansıtabilen bir halk.</p>
<h4>“..TAHRAN’DAKİ GENÇ AKTİVİSTLER RUHANİ’Yİ DE HAMANEY’İ DE İYİ POLİS KÖTÜ POLİS OLARAK ALGILIYORLAR. FAKAT BU DAHA UZUN BİR SÜREÇ ALIR ÇÜNKÜ BUNUN BİR LİDERİ, ÖRGÜTÜ, SÖZCÜSÜ VE YÖNLENDİREN BİR MEKANİZMASI YOK. AMA BUNA KARŞILIK ÇOK BÜYÜK BİR TEPKİ VAR.”</h4>
<p><strong>Gençlerin muhalif örgütleri yeterli bulmadığını söylemiştiniz.  Muhalif parti ve örgütler temsiliyetlerini yerine getiremiyor mu, yoksa gençler farklı bir şekilde mi  temsil edilmek istiyor? Biraz idealize edersek İran’da olup-bitenler sanki bu yönüyle Gezi sürecindeki kitle hareketini andırıyor</strong>…</p>
<p>Zaten tam anlamıyla bir muhalefet partisi yok. Sadece rejimin müsaade ettiği ılımlı, reformcu eğilimler var biliyorsunuz. Ruhani onlardan birisi, cumhurbaşkanı ama cumhurun başı olarak aslında İran’daki sistemde ikinci konumdaki kişi. Birinci konumdaki kişi anayasal olarak tanımlanmış dini lider, rehber yani. Şimdi dolayısıyla pek çok anayasal kurumun da başında cumhurbaşkanı değil, dini lider, Ali Hamaney var.</p>
<p>Şimdi gençler derken şunu kastediyorum: 2009’da aslında 80’li kuşak sokaktaydı bu sefer ise 90’lı kuşak sokakta. Bunlar bir kere farklı. Bu kez işsizlik daha fazla. Daha önce iş bulma umudu olan ve iş bulabilen bir kesim varken, şimdi iş tecrübesi olmayan ve iş bulma umudu da çok yüksek olmayan bir kesim var sokaklarda. Sokaklardaki gençler açısından söyleyecek olursak öncelikle yeni bir kuşak şu anda sahne almaya başlamış durumda. İkinci olarak da, Tahranlı gençler, tıpkı İstanbullu gençler gibi, ülkenin siyasal gidişatına diğer kentlerden daha farklı ve daha fazla yön verebilen kesim. Tahranlı üniversiteli gençlik diğerlerinden daha radikal fikirlere sahip ve daha öncü konumda. Şimdi bu kesimler şuna inanıyor: Sistem, geride bıraktığımız yaklaşık 40 yıl içerisinde sıkıştığı zaman bir reformcuyu öne çıkardı, toplumsal tepkinin gazını aldı, onları biraz rahatlattı/ pasifize etti ve tekrar yeni bir radikal adayı getirdi. Dolayısıyla bu rejim, derin İran saray entrikalarının devamıdır diye düşünüyorlar. Dolayısıyla da, özellikle Tahran’daki genç aktivistler Ruhani’yi de Hamaney’i de iyi polis kötü polis olarak algılıyorlar. Fakat bu daha uzun bir süreç alır çünkü bunun bir lideri, örgütü, sözcüsü ve yönlendiren bir mekanizması yok. Ama buna karşılık çok büyük bir tepki var. İran halkı oldukça iyi eğitimlidir. İslami rejimin yadsınamayacak iyi özelliklerinden birisi de kadınları için olağan üstü yüksek bir eğitim imkânı sağlamış olmasıdır. Ve bu eğitimli kesim şimdi çok güçlü bir şekilde, 1979’dan daha fazla üstelik kadının içinde olduğu bir toplumsal yapı halini, rejimin toplumun sosyal siyasal varlığını sorguluyor.</p>
<h4>“…EĞER ABD VE İSRAİL, İRAN’I KARIŞTIRACAK OLSAYDI, ETNİK KARTI OYNAYACAKTI FAKAT GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ ETNİK KART MASADA DEĞİL. DOLAYSIYLA SÖZÜ EDİLEN YABANCI GÜÇLERİN EN ÇOK YATIRIM YAPTIĞI KARTLAR DEVREDE OLMADIĞI İÇİN, BENCE O SÖZÜ EDİLEN YABANCI ODAKLAR HENÜZ OLAYI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLLER SÖYLENDİĞİNİN AKSİNE.”</h4>
<p><strong>İran’daki sivil toplumu ne bekliyor, toplum kendi içine mi kapanacak yeni hareketlere mi gebe yoksa şimdiki hareket yeni bir lider doğurur mu?</strong></p>
<p>Size şunu söyleyeyim, Türkiye’deki özellikle televizyon ve yaygın basındaki en önemli hata nedeni sosyolojiden bihaber olmalarıdır. Yani başında güvenlik uzmanı, terör uzmanı, stratejist veya benzeri unvanlar taşıyanların en önemli eksikliği hiç sosyoloji okumamış olmalarıdır. Bu vesilesiyle söylemiş olalım, sosyolojiye bakma lazım. Yani bu tolumda belirli bir eğitim seviyesi var, aç-sefil değiller zira çok aç-sefil olsalar o zaman da hareket çıkmıyor. Belirli bir ekonomik refah varsa ve sorunlar da varsa, işte bu toplumsal hareket bitmeyecek. Kesinlikle ve kesinlikle İran’da tekrar çıkacak çünkü kabına sığmıyor bu toplum, olmuyor bu çok basit. Yakın zamanda da, uzun zamanda da olmayacak. Yani şunu gördük bu rejimin son 40 yılda çok başarılı taktik/manevraları var, gerçekte reformlar yapabiliyor, kendisini farklı şekilde bir devinime sokabiliyor. Fakat öte yandan İran halkının en az yüzde 50’sinide hiçbir şekilde memnun edemiyor. Aslında rahatsızlık kümesi yüzde 50’den daha da fazla çünkü seçimler adil değil. Yüzde 60’a varan desteği var rejim karşıtı muhalefetin. Dolayısıyla bu kendini yeniden ve yeniden gösterecek.</p>
<p><strong>Son olarak İran’daki protestolar için ‘Dış mihrakların İran’ı karıştırmak çabası’ deniliyor. Siz ne dersiniz, İran “oyuna mı geliyor”?</strong></p>
<p>İran’daki protestolarda Kürt Beluci ve Azeriler çok ön olanda değil farkındaysanız. Dolayısıyla tam da bu nedenle eğer ABD ve İsrail, İran’ı karıştıracak olsaydı, etnik kartı oynayacaktı fakat gördüğünüz gibi etnik kart masada değil. Dolaysıyla sözü edilen yabancı güçlerin en çok yatırım yaptığı kartlar devrede olmadığı için, bence o sözü edilen yabancı odaklar henüz olayı anlayabilmiş değiller söylendiğinin aksine.</p>
<p>*Ana Görsel: STR/AFP/GETTY IMAGES/ Tahran Üniversitesi’nde, eylemi bastırmak için güvenlik güçlerinin attığı göz yaşartıcı gaz dumanının ortasında İranlı bir kadın yumruğunu kaldırıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/">İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 10:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20716</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu. ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu.</strong><span id="more-21496"></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldı. Bu karar, Kudüs’ün, ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması anlamına geliyor. 1947&#8217;den bu yana Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kuruluşların İsrail’in egemenliğinde olmasını kabul etmediği Kudüs, 1980&#8217;de İsrail ilhak edilmiş ve bu karar yine BM tarafından kınanmıştı. Dünya kamuoyu ve özellikle İslam toplumları tarafından tepkiyle karşılanan bu adım, aslında 1995 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş bir yasanın Trump tarafından hayata geçirilmesiyle atılmış oldu. 1995&#8217;de yasalaşan tasarı ABD başkanlarına bu işlemi altışar ay süreyle erteleme yetkisi de veriyordu. Bugüne kadarki başkanların “bölgede kaosa neden olabileceği” gerekçesiyle atmadığı bu adım Trump’ın seçim vaadiydi ve Trump vaadini yerine getirmiş oldu.</p>
<p>Trump’ın bu adımı İsrail dışındaki dünya kamuoyu tarafından tepkiyle karşılansa da ABD başkanı bu kararı vermekten memnun olduğunu açıkladı. İslam dünyasında ve Türkiye’de büyük tepki uyandıran bu karar, “öfke cuması” protestoları ile karşılandı. Türkiye’nin birçok şehrinde Cuma namazı sonrasında yapılan gösterilerde ABD Başkanı Trump ve İsrail yönetimine öfke, Filistin ve Kudüs’e destek mesajları verildi.</p>
<p>OHAL gerekçesiyle açık alanda eylem yasağının bulunduğu Diyarbakır’da da Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrasında protesto düzenlendi. Diyarbakır&#8217;daki islami sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla düzenlenen gösteriye katılan yüzlerce kişi, Ulu Camii önündeki alana sığmadı. Eylemde sık sık İsrail ve ABD karşıtı sloganlar atılırken Filistin ve Kudüs’e selam yollandı.</p>
<p>Trump tarafından Kudüs’ün “İsrail’in Başkenti” olarak tanınması kararı ve düzenlenen protestolar hakkındaki görüşlerini almak için, Diyarbakır’ın sivil toplum kuruluşu temsilcilerine Sivil Sayfalar olarak mikrofon uzattık.</p>
<p><strong>Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen :Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</strong></p>
<figure id="attachment_20718" aria-describedby="caption-attachment-20718" style="width: 234px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20718" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/omer-evsen.jpg" alt="" width="234" height="131" /><figcaption id="caption-attachment-20718" class="wp-caption-text">Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen</figcaption></figure>
<p>Kudüs davası İslam için ve Müslümanlar için vazgeçilmez bir durumdur. Hele de Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubî’nin torunları olan Diyarbekirliler böylesi bir alçak davranışa kayıtsız kalamazlardı. Dünyanın büyük kısmını yeni bir ateş çukuruna çevirmeye çalışan, dünya barışının geriye kalan kısmına turp suyu sıkan bu çabaya sessiz kalınmadı. Binlerce insan sosyal medyada Diyarbekirimizin sivil toplum kuruluşlarının çağrıları ile bir araya gelerek en gür seslerden birini verdiler.Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir, insanlığın mirası olan Kudüs’e ses verdi, nefes verdi. Hep bir ağızdan insanlığa çağrı yapıldı. Yediden yetmişe tüm yürekler başkan <strong>TURP’un*  </strong>saçma kararını protesto etti. Cuma namazı esnasında cami imamının yürekli çıkışı, halkın yürekli haykırışlarına döndü, bir ağızdan bu saçma hareket lanetlendi. Önümüzdeki günlerde de başta Ulu Cami olmak üzere bu tür etkinlikler yapılacaktır. Etkinliğin en önemli hedefi Kudüs’e ses vermekti. Bugün Kudüs’e ses verdik, nefes verdik. Kendini bilmez bir delinin dünyayı yakmasına seyirci kalmayacağımızı ilan ettik. Binler bu yürekle, bu canlılıkla, alanlarda yerlerini aldılar. Buradan tekrar haykırmak isteriz ki Kudüs, Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubî’nin mirasıdır. İlk kıblemiz ve göz bebeğimizdir. Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</p>
<p><strong>Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin: İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_20719" aria-describedby="caption-attachment-20719" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20719" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/Abdurrahman-Ergin-AGD.jpeg" alt="" width="197" height="197" /><figcaption id="caption-attachment-20719" class="wp-caption-text">Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin</figcaption></figure>
<p>ABD ve İsrail’in kanlı ortaklığı ve işgal planları devam ediyor.  ABD, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Libya’ya İslam coğrafyasını kana boyayan seri bir katildir. Elindeki kirli propaganda gücü ile İslam’ı ve müslümanları terörle özdeşleştirmeye çalışan ABD’nin gerçekte kendisi tüm dünyadaki terör olaylarının müsebbibidir. Bir yerde masum sivillerin hedef alındığı saldırılar varsa, tetiği çeken hangi örgüt olursa olsun, arkasındaki azmettiriciler ABD ve İsrail’dir. ABD’nin ipi ile kuyuya inilmez ve Siyonist İsrail ancak güçten anlar.</p>
<p>İslam coğrafyasında, kim kendi halkına rağmen ABD ve İsrail ile iş tutmuşsa sonu hüsran olmuştur. ABD  ve İsrail,  İslam ülkelerinin yöneticilerini dost edinmezler, sadece kullanırlar ve vakti gelince de çöpe atarlar. Kadim bir İslam şehri olan Kudüs’ü, ilk kıblemiz olan Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak nitelendirmek, ABD’nin bu coğrafyadaki tüm varlığının ve ilişkilerinin ciddi bir biçimde sorgulanacağı yeni bir süreci başlatacaktır. Biz coğrafyamızda Amerikan üssü, Amerikan askeri ve Amerikan bayrağı görmek istemiyoruz. Tüm İslam ülkeleri,  ABD ve İsrail’le bir şekilde ilişkide bulunan tüm hükümetler, izledikleri politikaları gözden geçirmek zorundadır.</p>
<p>Kudüs bizim onurumuzdur, iffetimizdir. Böyle hadsiz ve hukuksuz bir sürece kimse reel politik söylemiyle izahat getiremeyecektir. Her müslümanın Kudüs’e olan bağlılığının ve sadakatinin, hükümetlerin ABD ve İsrail’le olan ilişkilerinden daha kuvvetli olduğunu herkes görecektir. Siyonizm’in kuklası Trump ve politika yapıcıları bu küstahlıktan ve hadsizlikten mutlaka vazgeçmelidirler.</p>
<p>Şimdi biz İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz. Biz Amerika’ya mecbur ya da mahkûm değiliz. Bütün İslam ülkeleri Kudüs’ü, Filistin’in başkenti olarak ilan etmelidir.</p>
<p>Yapmamız gereken; tüm İslam ülkeleri ve tüm mazlum halklar olarak birlikte hareket etmektir, İslam birliğini bir an evvel kurmaktır, D-8’i aslına ve amacına uygun olarak canlandırmaktır, Avrupa Birliği kapısında beklemekten vazgeçmektir, bölge başkentleriyle ve bölgenin müslüman halklarıyla kucaklaşmaktır, bu coğrafyanın müslüman ya da gayrimüslim tüm unsurlarıyla adil bir birliktelik kurmaktır.</p>
<p>Kimse kendi teslimiyetine bahaneler bulmasın, bundan sonra bulamaz da. Kudüs’e sahip çıkmayana sahip çıkılmayacaktır. Kudüs’ü Siyonist İsrail’e terk eden kendisini de terk edilmiş bulacaktır. Kudüs için adım atan kendi onurunu, iffetini, izzetini koruyacaktır. Kudüs, İslam’ındır ve ebediyen müslümanların kalacaktır. Siyonist İsrail, Tel Aviv’de dahil işgal ettiği her karış topraktan sökülüp atılacaktır. Bunlar hamaset değildir. Biz Allah’a ve ahiret gününe inanıyoruz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.</p>
<p><strong>Diyarbakır Hak İnisiyatifi Üyesi Recep Yavuz: Sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</strong></p>
<p>Kudüs hiçbir zaman İsrail’in toprağı olmadı, zor kullanılarak ilhak edildi. Güç kullanılarak işgal edilen bir yerin başkent ilan edilmesi de gayrimeşrudur. Dünyanın birçok yerinden olduğu gibi Diyarbakır’dan da bu gayrimeşru adım protestolarla karşılandı. Ancak bilinmeli ki protestolar dünya kamuoyunu ve hükümetleri yaptırıma zorlamayı amaçlamalıdır. Aksi halde öfkeyi dışa vurmaktan başka bir şeye yaramaz. Türkiye hükümeti &#8216;Mavi Marmara&#8217; davasını İsrail ile anlaşarak kapatmış, mağdurların hukuk yollarını kapatmıştır. Üstelik bu anlaşma metninde Ankara ve Kudüs şehirleri geçiyor, bu Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak zımnen tanımak demektir. Hükümet, hem askeri ve ekonomik iş birliğini artırarak hem de ABD ve İsrail’in bu adımını kınayarak kendisiyle çelişmektedir. Eğer Kudüs Türkiye hükümeti için ekonomik işbirliğinden daha önemli ise AK Parti, İsrail ve ABD ile ticari ve askeri anlaşmaları iptal etmeli, büyükelçilerini çekmeli ve bu ülkelerin büyükelçilerini geri göndermelidir. Biz de sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</p>
<p>*Editörün notu: Trump değil</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 13:52:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ay, Ürdün’e girerken havaalanındaki pasaport görevlisi Ürdün’den sonra başka bir ülkeye geçip/geçmeyeceğimi sordu. Ben de kendimden emin bir şekilde İsrail’e geçeceğimi söyledim. Görevli tekrar sordu: “Filistin mi dediniz?” Herhangi bir yanlış anlaşılmanın ülkeye giriş çıkışımı zorlaştırabileceği bir konumda olduğumdan “Hayır, önce İsrail’e gideceğim” diyerek düzelttim. Oysa, beni düzelten oydu: “Yani, Filistin’e gideceksiniz, değil mi?”<span id="more-20600"></span></p>
<p>Aslında İsrail dememin sebebi, gerçekten de önce İsrail adı verildiğini düşündüğüm topraklara girip, sonra Filistin adı verilen topraklara gideceğimi düşünmemdendi. İşin aslı, İsrail pasaportumuza damga basacak mı basmayacak mı, aldığımız vize Filistin’e geçmemize izin verecek mi, kontrol noktasında durdurulacak mıyız bilmiyordum. Endişelenmiyorduk; sadece merak ediyorduk. Yine de biz, Filistin topraklarındayken çıkabilecek herhangi bir olayın, tam da Mescid-i Aksa gerginliği yaşanan günlerde seyahatimizin zora girmesine sebep olabileceğini söyleyenleri göz ardı etmiyorduk. Her şeye rağmen, güneşin tepemizde parladığı bir günde Kudüs’ten Batı Şeria’ya, Bethlehem’e (Beytüllahim) giden otobüse bindik. Yaklaşık 20 dakika sonra kimse tarafından durdurulmamış, hiçbir soru sorulmamış halde Filistin topraklarında, Beit Jala’daydık.</p>
<p>Tesadüf müdür bilinmez, gördüğüm ilk şeylerden biri, bir okul oldu. Bir kilisenin hemen karşısında konumlanmış, kiliseyle neredeyse aynı mimariye sahip, beyaz taş duvarları, geniş bir avlusu, kapısında levhası olan ve kapısı alabildiğine açık bir okul. Önce okul olduğuna inanamadım, sonra da içeriye böyle elimi kolumu sallayarak girebileceğime&#8230; Çocuklara sunulan eğitim ortamları <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG)</a> ekip toplantılarımızın gündem konusudur çoğu zaman. Türkiye’deki okulların çoğunun bahçesi yüksek duvarlarla örülü, duvarları tel örgülerle kaplıdır. Ne dışarıdakilerin içeriyle, ne de içeridekilerin dışarıyla temas edebildiği okullarımız vardır bizim. Hayattan soyutlanmış eğitim ortamlarında, çocuklara, bir arada güven içerisinde yaşayabileceğimiz bir gelecek öğretmeyi umarız.</p>
<p>Betlehem’deki bu okul, güvenlik kaygılarının her bireyinde en yüksek seviyede olduğunu varsaydığım bu ülkede, bana “hoş geldin” dedi. Kapıdan girdiğimde gördüğüm ilk ve tek kişiyi gülümseyerek yanımdan geçerken yakaladım. Kendimi tanıttım; ne iş yaptığımı ve nereli olduğumu, onlarla tanışmak istediğimi söyledim. Duyduklarından memnun bir şekilde gülümsedi, beni okulun öğretmenleriyle tanıştırmak için eşlik etti. Herhangi bir sınıf görüp göremeyeceğimi sorduğumda okul müdürünün yanına götürdü, aldığımız onayla sınıfa çıkardı ve nihayetinde 12&#8217;nci sınıf coğrafya dersinin öğrencileriyle bu yazıya kapak olan fotoğrafın çekilmesine vesile oldu.</p>
<p>Döndüğümden beri, tasavvur gücümün ötesinde acılar yaşanan bu topraklardaki eğitim ve eğitim alanında çalışan kurumları daha çok merak etmeye başladım. Filistin’de pek çok okul ve eğitim alanında faaliyet gösteren yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları bulunuyor. Bu okullar ve kuruluşlar, USAID, Avrupa Birliği, çeşitli devletlerin hükümetleri, Hristiyan yardım kuruluşları vb. gibi pek çok farklı kaynak tarafından fonlanıyor. Elbette Gazze gibi şehirlerde, fonların sivil topluma ulaşması meselesi daha karmaşık. Ancak Filistin’deki eğitim, hala bölgenin en güçlülerinden biri olmaya devam ediyor. Araştırmalar<strong>*</strong>, geçtiğimiz yıllarda Filistin’deki okuryazarlık oranının, Batı Şeria ve Gazze’de toplam yüzde 91.2’ye ulaştığını söylüyor.</p>
<p>Öte yandan Filistin’de eğitim, bölgedeki politik ve güvenlik sorunlarından kaynaklı istikrarsızlığın arasında sıkışmış halde. Özellikle C Bölgesi<strong>**</strong>, Doğu Kudüs ve Hebron şehrindeki H2<strong>***</strong> olarak bilinen bölgelerdeki okullar neredeyse günlük olarak ihlale uğruyor. Bu ihlaller gaz bombası, şok bombası, ev ve okul arasında giden çocuklara düzenlenen saldırılar, kontrol noktalarında geciktirmeler, öğrenci gözaltıları ve okulların etrafında askerlerin bulunması olarak gerçekleşiyor. Sonuç olarak okul rutininin bölünmesine ve derslerin gerçekleşememesine sebep oluyor.</p>
<p>Filistin’de, eğitimin kalitesini artırmaya odaklanmış pek çok sivil toplum kuruluşu Eğitim Bakanlığı’yla (<em>Ministry of Education and Higher Education</em>) devamlı iş birliği içinde. Bu iş birliği, okul çalışanları ve öğretmenlerin kapasitesini artırma, altyapıyı ve okula ulaşımı iyileştirme, okulların ve öğrencilerin korunması için savunu faaliyetleri, alıkonan öğrenciler için telafi eğitimi ve travma altındaki çocuklar için psikososyal destek faaliyetlerini içeriyor. Bazı STK’lar geçici okullar, okul gereçleri vs. sağlarken; diğerleri, yıkılan okullar, alıkonan öğrenciler için geri iade gibi konularda hukuksal temsiliyet ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirme aktiviteleri gerçekleştiriyor. Tüm bu çabalara rağmen hem insani yardım hem kalkınma boyutlarında hala yapılması gereken çok şey var.</p>
<p>Peki tüm bunlar bir yana, Filistin’de doğmuş, büyümüş, okumuş bireyler ne düşünüyor ve hissediyor? Sivil toplumun, hükümetin ve uluslararası kuruluşların çalışmalarının ötesinde, Filistin’de öğrenci olmanın nasıl bir deneyim olduğunu Filistinli arkadaşlarıma sordum.</p>
<p>Aralarından birisi sorum üzerine, Filistin’de, özellikle ayaklanma zamanlarında öğrenci olmanın zorlayıcı bir deneyim olduğunu söyledi. Tekrar okula dönmek ve arkadaşlarıyla birkaç saatliğine bile olsa buluşabilmek için sokağa çıkma yasağının bitmesini nasıl sabırsızlıkla beklediklerini anlattı. Kontrol noktasına yakın yaşamanın, okul ve ev arasında gidip gelirken yaşadığı korkutucu yolculukları, gençler ve İsrail askerleri arasında yaşanan çatışmalardan birinde yanlışlıkla vurulan sınıf arkadaşı gibi, bir çocuk için unutması zor anılardan söz etti. Ama tüm bu karmaşık ortama rağmen, rahibeler tarafından katı disiplinle yönetilen bir Katolik okulunda, harika bir eğitim alacak kadar şanslı olduğunu da söyledi. Ve hayatı boyunca, kendisine sadakati, dirençli olmayı, yaratıcı düşünmeyi ve özgüveni öğreten bu okula ve öğretmenlerine minnettar kalacağını da ekledi hemen arkasından.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beitsahour’da bir Hristiyan okuluna gitmiş bir diğer arkadaşım, başka bir yerden yaklaştı soruma. Ortaokul ve liseyi Filistin’de okumasının hayatının en büyük şansı olduğunu söyledi. Öğrencileri değilse de okul çalışanlarının çok kültürlü olduğu bir okul ortamında, dünyayı ve farklı kültürleri tanıyarak büyüyecek kadar şanslı olduğunu belirtti. Onun okuduğu okulda, dans, tiyatro ve matematik kulübü gibi öğrencilerin sosyalleşmesine olanak veren okul dışı aktivitelere katılmak büyük bir şeymiş. Festival zamanında şehrin sokaklarında, sınıf arkadaşlarıyla müzik eşliğinde dans ederek geçirdiğini anımsıyor örneğin. Ayrıca okul, yabancı ülkelerin fonlarıyla kurulan ve yabancı okullarla “kardeş okul” anlaşmalarına sahip bir kurum olduğu için, öğrenciliği sırasında Avrupa ülkelerinde değişim öğrencisi olma, Birleşmiş Milletler’inkiler gibi uluslararası projelerde görev alma fırsatı bulmuş. Ona önemli deneyimler sağlayan bu imkanların yanında, eğitim sisteminin zorlayıcılığını, öğrenciyken bundan memnun olmadığını da anlattı. Ancak, eğitimini Filistin’de tamamlamış bir birey olarak, uluslararası platformlarda akranlarından daha iyi bir eğitimden geçtiğinin farkına vardığını da ekledi.</p>
<p>Birkaç örnek, araştırma bulgusu, proje çıktısı, Filistin’deki eğitimi anlayabilmeye yetmez elbette. Tıpkı Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, eğitimin ve eğitim sistemlerinin bireyler üzerinde bıraktığı öznel, özgün ve hayat boyu taşıdığımız deneyimleri anlatmaya yetmeyeceği gibi. Ancak ne olursa olsun, özellikle çatışma altında veya dezavantajlı bölgelerde eğitim gören çocuklar için okulların, öğrenen toplulukları bir araya getirme yüceliği gösteren, fikir paylaşımına temel sağlayan mabetler olduğunu söyleyebiliriz. Okullar, ne olursa olsun, öğrencilerin kendilerinin farkına varmalarını, geçmişi ve içine doğdukları dünyayı anlamlandırabilmelerini, hayal kurabilmelerini ve daha iyi bir geleceğe liderlik edebilmelerini sağlıyor. Okulların kendi duvarlarından taşan gücü, bilinmezliğin ve kaosun ortasında, en karanlık anlarda bile umut vermeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*</strong>: The World Bank and Bisan Center for Research and Development (2006). The Role and Performance of Palestinian NGOs: In Health, Education and Agriculture.</p>
<p><strong>**</strong>: Bölgede, idare ve güvenliği İsrail&#8217;e bırakılan alan.</p>
<p><strong>***</strong>: Hebron Protokolü ile şehir H1 (tamamı Filistinlilerden oluşan bölge) ve H2 (Yahudi yerleşimcilerin de olduğu bölge) olarak ikiye ayrılırken, H2 bölgesinin yönetimi İsrail’e verildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/05/filistini-mi-kastettiniz/">Filistin&#8217;i mi kastettiniz?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 17:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[500. Yıl Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-semitizm]]></category>
		<category><![CDATA[İshak İbrahimzadeh]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya Pogromu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16641</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare” Trakya Pogromu’nun sene-i devriyesine istinaden Trakya göçmeni bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/">&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare”</strong></p>
<p>Trakya Pogromu’nun sene-i devriyesine istinaden Trakya göçmeni bir aileden gelen Işıl Demirel ile <a href="https://www.sivilsayfalar.org/bes-yuz-yillik-misafirlik-turkiye-yahudilerinin-dunu-bugunu-yarini/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">geçen söyleşimizde</a> yaşananların tarihsel alt yapısını ve günümüze yansımalarını konuşmuştuk. Işıl’la sohbetimize devam ediyor, bu bölümde Türkiye siyaset skalasının sağından soluna var olan, düşünce dünyamızın kılcal damarlarına dek işlemiş, tabularımızın üstüne inşa edildiği Türkiye’deki anti-semitizmi değerlendiriyoruz.</p>
<p>Işıl, Türkiye’deki anti-semitizmi tarihsel temelleri çerçevesinde değerlendirirken, Türkiye’deki Yahudi cemaatinin dönüşümüne, Türkiyeli Yahudilerin ‘hissettiklerine’ de değiniyor ve antise-mitizmi aşma yolunda bir kapı da aralıyor: Sivil toplumun çuvaldızı kendine batırma vakti geldi!</p>
<p>Işıl’la kaldığımız yerden devam edelim…</p>
<h4>&#8220;Almanlarla kurduğumuz ittifakı da hayranlığı da bir türlü bitirememişiz ve hala da bitiremiyoruz&#8221;</h4>
<p><strong>Devlet temsilcileri</strong> ‘<strong>500</strong> <strong>senelik</strong> <strong>bir</strong> <strong>misafirlik”</strong> <strong>ifadelerini kullanıyor</strong> <strong>Türkiyeli Yahudilerden bahsederken.</strong></p>
<p>500. Yıl Vakfı’nda da yapıldı aynı şey ve Yahudi cemaati de alkışlamak durumunda kaldı bunu.</p>
<p><strong>Türkiye’deki anti-semitizm dalgasını nasıl değerlendiriyorsun? </strong></p>
<p>Aslında anti-semitizm bu coğrafyanın çok geç öğrendiği bir şey. Avrupa’daki gibi kökleri çok eskiye dayanmıyor. Hatta bana sorarsan ‘gayrimüslim’ çok uzun yılar bu coğrafyada Hristiyanlar için kullanılmış bir laf.  Çünkü Yahudi günün sonunda Müslüman gibi sünnet olan, Müslüman gibi domuz eti yemeyen harama-helale dikkat eden, dini ibadeti, kadın-erkek ilişkisi dolayısıyla da aslında daha fazla Müslüman’a benzeyen ya da benzetilen.</p>
<p><strong>Ama aslında sorun şu esas korkutucu olan o ‘benzeme’ ihtimali değil mi zaten? Holokost’a kadar, Almanya’daki Yahudiler neredeyse Almanlaşmış bir kimliği temsil ediyordu. Bu aynı zamanda sınırların ihlal edilmesi anlamında bir tehlike de barındırıyor…</strong></p>
<p>Kesinlikle öyle ama bu ülkedeki anti-semitizm oradaki gibi tek boyutlu değil. Her zaman söylerim; solun dahi anti-semitizmi var Türkiye’de. Her zaman vardı. 1940’ların komünist zihniyetinde de bir anti-semitizm vardı. Komünizmi öğrendikleri adamın bir Yahudi olduğunu gözden kaçırarak bu anti-semitizmi sürdürüyorlardı. Alman romantizmi o kadar yayılmış ki bu coğrafyaya, Tanzimat’ı nasıl sindiremediysek Almanlarla kurduğumuz ittifakı da hayranlığı da bir türlü bitirememişiz ve hala da bitiremiyoruz<strong>. </strong>Almanya’ya işçi gönderirken dahi seviniyoruz onlar için çünkü çok da gurbet değil orası artık. Bir nevi yarı Türkiye.</p>
<p><strong>‘Gurbetçiler’ için dahi “acı vatan Almanya” … </strong></p>
<p>Vatan işte sonuçta. Zamanında, ‘Onlar kaybedince biz de kaybettik, kazanırlarsa da kazanacağız’ dedik. Hep böyle bakıyoruz bu hikâyeye. Bugün ülkedeki anti-semitizm Almanya’dakinden çok daha boyutlu. Solun, Yahudi sermayesini düşmanlaştıran anti-semitizmi, İslami kesimin semitizm korkusu ve nefreti ile köklendirdiği anti-semitizmi, laik beyaz Türklerin antisemitizmi, milliyetçi muhafazakârların anti-semitizmi derken aslında çok boyutlu, çok katmanlı ve ayrı kaynaklardan beslenen pek çok antisemitizm olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla düşman çok başlı bir ejderha aslında. Tek başlı değil. Bir gözünün ortasından sokup kılıcı öldürebileceğimiz bir düşman yok karşımızda. Ve yazık ki bu çok başlı ejderhanın vücudunun kökleri çok derinlere dayanıyor. Milliyetçi, islamcı, muhafazakâr internet forumları bunun güzel bir örneği. Mustafa Kemal Atatürk’ten hoşlanmayan bu cephenin tüm komplo teorileri bu ülkeyi Yahudiler kurdu ve dinimizi bize unutturdular üzerinedir.  Buradaki asıl gönderme Mustafa Kemal’in Selanikli kökleri olsa Yahudiler suçlanır. Ya da bugünün özel sağcı yayınları ile dikkat çeken gazete ve köşe yazılarını ele alalım; PKK söz konusu olduğunda Kürtler ya aslında Ermeni oldukları için kötüdür ya da İsrail’in maşası olarak kullanıldıkları için<strong>.</strong> Hep bir Yahudi oyunu velhasıl.</p>
<h4 style="text-align: left;">&#8220;Velev ki gerçekten Türkiye’nin kurucu elitleri Sabetayist yahut Yahudiydi, onların aldıkları kararlar tüm Yahudilere mal edebilebilir ya da onların seçimlerinden koca bir halk sorumlu tutulabilir mi? &#8220;</h4>
<p><strong>Hatta Abdullah Öcalan’ın tam tersi istikamette söylemi de var.  Milliyetçileşme, uluslaşma ve ‘Kürt sorunu’ Yahudilerle, Sabetaylardan kalma bir miras…</strong></p>
<p>Tam olarak sorun da bu aslında. Bahsettiğim anti-semitizm işte böyle çok boyutlu ve çok yönlü. Başımıza gelen her kötülükten, tarihteki her yanlış karardan hep Yahudiler sorumlu. Velev ki gerçekten Türkiye’nin kurucu elitleri Sabetayist yahut Yahudiydi, onların aldıkları kararlar tüm Yahudilere mal edebilebilir ya da onların seçimlerinden koca bir halk sorumlu tutulabilir mi? Yahudiden, Yahudi olduğu için bir kötülük yapmasını beklemek ile bir kötülükten Yahudiyi sorumlu tutmak farklı şeyler mi?</p>
<p><strong>Dinmek bilmeyen bir anti-semitizm atmosferi var. Türkiye Yahudileri nasıl hissediyor?</strong></p>
<p>Türkiye’deki Yahudi topluluğu, diğer azınlık gruplarına göre görece sessiz bir topluluk. Bunun cemaat yönetimleriyle ve güdülen politikalarla da çok alakası vardı bana kalırsa. Bugünkü durumu konuşacak olursak; günümüzde cemaat yönetiminin, geçmiş yönetimlerinden çok farklı bir politika izlediği artık aşikâr.</p>
<p><strong>Ne gibi?</strong></p>
<p>Daha fazla ses çıkaran, ‘hayır’ demesi gerektiğinde ‘hayır’ diyen, itiraz eden, yeri gelince iş birliğine evet diyen, bir yanlış yapıldığında da özür talep edebilen, yapılan yanlış karşısında susmayan bir yönetim.</p>
<p><strong>Cemaat yönetimini biraz daha açar mısın?</strong></p>
<p>Son cemaat başkanı İshak İbrahimzadeh ve onunla birlikte çalışan pek çok insanın adını anmak mümkün. Geçmiş yönetimlerden çok daha farklı bir dil kullanıyorlar artık. Bu aslında bir yandan içinde yaşadığımız çağın gereği bir yandan. Ancak düşman çok başlı olunca bu gereği yerine getirmek bir hayli zor tabii. Bu sebeple sosyal medya araçlarının yaygınlaşması ile daha fazla ses çıkarabilme özgürlüğü de ortaya çıktı tabii.</p>
<p><strong>Niye sesini fazla çıkarmaya başladı artık bu topluluğun?</strong></p>
<p>Özel bir sebebi yok bana sorarsan. Ama 500. Yıl Vakfı’nın kuruluşunda devlet erkanı Yahudilere “500 yıllık misafirlerimiz” dediğinde alkışlayan bir cemaat yönetiminden, bugün Struma anmasında sarf edilen hatalı bir sözden, bir milletvekilinin Yahudileri hedef alan çirkin bir ithamına ve hatta bir valinin tehditkâr çıkışına dek hemen her alanda “Buradayız ve bir özür bekliyoruz” diyen bir cemaat yönetimine geçildiği aşikâr. Bu da çok olumlu bir gelişme bana sorarsan.</p>
<p><strong>Nasıl okumalı bu değişimi?</strong></p>
<figure id="attachment_16642" aria-describedby="caption-attachment-16642" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16642" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b.jpg" alt="" width="299" height="222" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b.jpg 3000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-640x475.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-1024x760.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-1280x951.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-610x453.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/Exodus-56a48db03df78cf77282f07b-320x238.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 299px) 100vw, 299px" /><figcaption id="caption-attachment-16642" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;a sığınmasından tam 72 gün sonra, 24 Şubat 1942 tarihinde bir denizaltı tarafından batırılan gemide 769 yolcusundan geriye kalan üçü ölü, dört bedendi&#8230;</figcaption></figure>
<p>Bence bu artık biraz çağın, politikaların gereği. Bir de herhalde artık herkesin ‘burasına geldi’ diye düşünüyorum. Aslında “Yahudi cemaati sessizdir” demek, bugüne dek cemaat yönetimlerinin güttüğü politikayı bütün bir topluluğa addetmek anlamına gelir. Oysa hiçbir toplumsal örgütlenme ya da hareketlenme olmadan, bireysel olarak kendi tepkisini ortaya koyan çok insan vardı ama bunları görmüyorduk, duymuyorduk ya da duysak da bu mahallenin delisidir deyip geçiyorduk. Bugün artık cemaat yönetiminin değişen tavrı sayesinde bu durum da değişiyor. Yeni gelen zihniyet artık susan bir zihniyet değil ve bu çok da iyi bir şey. Ama bu demek değildir ki, ‘devlete baş kaldıralım, düşmancıl politikalar güdelim’. Tam tersine birlikte yaşam kültürü oluşturma çabasına dair bir çaba var yeni söylemde. Türkiye’de azınlık cemaatlerinin ve cemaat yönetimlerinin bir misyonu var. Bu misyon da şudur; sana bağlı yaşayan topluluğunun sivil haklarını yönetebilmek, devlet ile iyi ilişkiler kurarak onların daha güvenli, refah içinde ve sağlıklı, huzurlu bir hayat sürdürebilmelerini sağlamak. Tanzimat’ı sindiremediğimizden, “azınlıkları” eşit vatandaş olarak kabul etmeyi beceremediğimizden, devlet yerine getirmesi gereken fonksiyonları yerine getiremediğinden, cemaat yönetimleri, dindaşlarını, kendi halklarını korumak, kollamak ve devletle ilişkilerini kolaylaştırmak adına bir politika gütmek zorunda kalıyor. Bugün bu politikalar bir parça değişti. Misyon aynı kalsa da yöntem farklılaştı. Artık susup, kabul edip, ayak uydurmak yerine varlığını kabul ettirmeye çalışan azınlık cemaatleri söz konusu. Kimlikler çağında yaşıyor olmamız da etkili tabii bu tutumda. Ancak baştan sona azınlıkların yaşadığı her türlü olumsuzluk da devleti suçlu bulduğumu söylemeliyim. Bugün hala Edirne Valisi çıkıp dünyanın en akıl almaz lafını edebiliyorsa, bir başkası Struma anmasında ya da Holokost anmalarında yeri olmayan lafları telaffuz edebiliyorsa bunda devlet en az bu lafı edenler kadar suçludur. Tamam bu adamlar anti-semit anladık ama bari başka yerde göstersinler bunu. Yahudiler ile ilgili anmalarda insanların suratlarına karşı bu suçu işlemek akıl alacak gibi değil.</p>
<p><strong>“Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik</strong>!<strong>”</strong></p>
<p><strong>Ne</strong> <strong>demişti?</strong></p>
<p>Struma’da da insanların gözünün içine baka baka geminin açığa alındığı sürüklendiği vs.<strong>  </strong>Gemi kendi kendine sürüklenmedi, rüzgâr yoktu. O gemi oraya demirlerle bağlanarak başka gemiler tarafından açığa çekildi.</p>
<h4>&#8220;&#8230;bu ülkede anti-semitizm bir nefret suçu bile değil ne yazık ki. Sinagogun kapısına &#8216;yakılacak mekân&#8217; yazılı bir kâğıdı asacak kadar ‘özgüvenli’ öğretmenlere emanet ediyoruz biz çocukları&#8221;</h4>
<p><strong>Sovyetler’in</strong> <strong>batırdığı iddia ediliyordu&#8230;</strong></p>
<p>Kimin batırdığı çok da önemli değil. Ben oradaki insani durumdayım. Neden kurtarmadık ya! Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik! 500 yıl öncede kaldıysa 1990’larda 500. Yıl Vakfı kurulurken biz ‘neden hala misafirperveriz’ diyoruz. 50 yıl önce o geminin batmasına o insanların açlıktan, sefaletten, hastalıktan kırılmasına müsaade ettiysek pek de misafirperver değiliz demek ki. Çelişkilerin ülkesiyiz. Bir karar vermemiz lazım. Bu ülkede Yahudilerin konumunun da anti-semitizmin de çok durumsal olduğunu düşünüyorum. Rıfat Bali’nin sevdiğim bir kitabı vardır; ‘Devletin Yahudi’si ve Öteki Yahudi’. Hakikaten devletin Yahudisi, Ermenisi, Rumu, Kürdü her bir şeyi var. Devletin Ermenisi olarak Etyen Mahçupyan’ı işaretlerim hemen. Tercih ettikleri biri. Devletin de var devletin Sünn’si de devletin Alevisi de var. Devletin çok iyi geçindiği insanlar var ama bir de ötekiler var. Ötekilerin sesinin de doğru yansıtıldığına inanmıyorum. Bugün günümüzün internet koşullarında sosyal medya koşullarında ses çıkarmak ve çıkardığınız sese karşılık bulmak o sesi duyurmak çok daha kolay. Bundan on yıl önce zaten böyle bir şey yapılamazdı. Yapılsa ‘Yahudi konuştu’ derlerdi. Hala öyle deniyor hoş ama bugün sosyal medya sayesinde sesinize karşılık bulmak, destek bulmak kolaylaştı. Artık kimse yalnız olmadığını biliyor. Ancak Yahudiler söz konusu olduğunda binlerce yıldır oradan oraya sürgün edilmiş ve hiçbir yerde barındırılamamış bir halktan söz ediyoruz. Ve bu coğrafyada da koşulsuz şartsız kabul edildiklerini de kimse karşıma geçip iddia edemez. Hala misafir oldukları yüzlerine vuruluyor. Her gün, her hafta onlarca antisemit yazı çıkıyor. Ve bu ülkede anti-semitizm bir nefret suçu bile değil ne yazık ki. Sinagogun kapısına “yakılacak mekân” yazılı bir kâğıdı asacak kadar ‘özgüvenli’ öğretmenlere emanet ediyoruz biz çocukları. Ve ceza vermiyoruz. Çünkü ne yaptı ki! Aslında kâğıt astı yani hepsi bu! Sinagog patlamalarının iç yüzünü hala konuşmuyoruz. Kim patlattı o sinagogları? Kim izin verdi o sinagogların patlamasına? Devlet ne yapıyordu biri bana anlatabilir mi? İstihbarat neredeydi? Bunlar benim kişisel sorularım, problemlerim. Aklımın almadığı şeyler. Cemaatin ya da topluluğun düşüncesi olarak iddia ettiğim şeyler değil. Bu devletin buradaki anti-semitizme yaklaşımı hakkındaki kişisel görüşlerim. Bütün bunların üzerinde düşünmeden, konuşmadan, açıklığa kavuşturmadan ya da Yahudi’yi Yahudi olarak işaretlemekten vazgeçmeden biz bu nefreti çözemeyiz. Bu sağ içinde böyle sol içinde böyle. Anti-semitizm yalnızca AKP ya da diğer sağ partilerin faili olduğu bir suç değil. Sol da en az sağ kadar suçlu. Ben özellikle sol düşünceye seslenen pek çok yazı yazdım bir dönem Şalom gazetesinde. “HDP niye Yahudilere seslenmiyor?” bunlardan biri. Yıllar geçti hala soruyorum. Ermeni’ye, Rum’a, Süryani’ye<strong>, </strong>Zaza’ya herkese seslenen HDP, neden Yahudi’ye seslenirken iki kere düşünüyor. Bu da bir sorun, kafalardaki ön yargı.</p>
<h4>“Söz konusu İsrail olduğunda burada yaşayan Yahudilere bir misyon yükleniyor: İsrail adına özür dilemeleri ve İsrail’i kötülemeleri”</h4>
<p><strong>Türkiye’de kalan Yahudiler ne hissediyor yükselen anti-semitizm karşısında? “Trakya Pogromu sırasında yaşadıklarını birbirlerine dahi anlatmıyorlar” demiştin oysa görmezlikten gelince bitmiyor. 6-7 Eylül olayları var, sinagoglara yönelik bombalı eylemler devam ediyor, Mavi Marmara, medyada ve sosyal medyada yazılan anti-semit ifadeler artık neredeyse olmazsa olmazlarımızdan!</strong></p>
<p>Türkiye’deki anti-semitizm en çok İsrail ile ilgili bir şey olduğunda hortlar yazık ki. Ne zaman İsrail’de bir taş yerinden oynar o zaman burada Yahudi’nin burnu kanar. Mavi Marmara’da ben iş yeri basılıp dövülen Yahudiler tanıyorum. Bunlar basında karşılık bile bulmadı kendine. Ve hakikaten bu insanların iş yerleri basıldı ‘Allahın belası Yahudiler’ diye dövüldüler. Dövülen bu insanların Mavi Marmara olayına bir destekleri mi vardı? -hayır. En ufak bir ilgileri mi vardı? &#8211; hayır, Tek suçları Yahudi olmaktı. Erdoğan’ın ‘one minutes’ çıkışında da burada bir sürü olay oldu. Yazık ki söz konusu İsrail olduğunda burada yaşayan Yahudilere bir misyon yükleniyor: İsrail adına özür dilemeleri ve İsrail’i kötülemeleri. Bu akıl alır bir durum değil. Cemaatin herhangi bir temsilcisini geçtim siyasetle hiç alakası olmayan, sıradan bir Yahudi olarak Müslüman Türklerin bulunduğu bir toplantı, sohbet hatta vatan kurtarılan içki sofrasında bile olsanız sohbet İsrail siyasetine gelirse bir Yahudi olarak İsrail’in politikalarını reddetmeniz ve onun adına özür dilemeniz beklenir sizden. En demokrat gözüken, en liberal ortamların bile yazık ki beklentisi budur. Bizim Türkiye’de yaşayan Yahudilere yüklediğimiz misyon bu ve bu çok acı bir şey. Bundan yıllar evvel, eski cemaat başkanlarından Bensiyon Pinto’nun bütün hayatını çok açık sözlülükle aktardığı kitabı için düzenlenen bir söyleşisine katılmıştım. Ülkenin son derece saygın üniversitelerinden birinde “akademik” bir toplantı havasında düzenlenmişti bu söyleşi. Pinto kitabında, babasının Varlık Vergisi öncesinde 20 Kur’a Asker olarak götürülüşünü ve aylar sonra yaşlanmış olarak geri dönüşünü, Varlık Vergisi sırasında küçücük bir çocukken altından çekilip alınan halıyla birlikte yere düşüşünün aslında bedensel olarak o acıyı hissetmesine sebep oluşunu, 6-7 Eylül olayları sırasında buradan gitmeye karar verişini ve burada geçen hayatını, yıllarını tüm açık sözlülüğü ile anlatmıştı. Oysa Pinto’nun sunuşu bitip de soru cevap bölümüne geçildiğinde sorulan tüm sorulan İsrail’in politikaları ve savaşı üzerineydi. Pinto’ya o salonda o gün yüklenen misyon da aynıydı. Ondan İsrail politikalarını reddetmesi, eleştirmesi ve hatta İsrail adına özür dilemesi bekleniyordu. Kitapta anlatılan onca hikâye ve acı burada yaşanmamışçasına biz bu topraklarda olan bitene gözümüzü kapayıp oturup İsrail’i konuşmayı tercih ediyoruz hep. Bunu çözmedikçe de bir adım ilerlememiz, burada kalmaya devam eden Yahudilere huzur telkin etmemiz mümkün değil.</p>
<p><strong>Peki nasıl bir duygu hali içindeler? Fransa’da bile yükselen</strong> <strong>anti-semit saldırılar nedeniyle, Yahudiler’in İsrail’e göçü her sene artıyor…</strong></p>
<p>Yahudiler bin yıllardır vatansız aslında. 1948’den itibaren bir vatan var hesapta. Ama İsrail’in vatan olarak kabul görüp görmediğini oturup tartışmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bence İsrail hakikaten Nuh’un Gemisi. Dünyanın dört bir tarafından insanların bir arada yeni bir yaşam kurabilmesi bir mucize. Ancak buradan oraya göç etmiş ve orada yaşayamayıp geri dönmüş çok insan tanıyorum. Özellikle Türkiyeli Yahudiler için oranın bir “vatan” ya da “anayurt” olduğunu ben düşünmüyorum. Yaptığım pek çok saha araştırmasından sonra çok açıkça söyleyebilirim bunu. Türkiyeli Yahudiler için İsrail, işler iyi gitmezse, barınamazlarsa, başlarına kimliklerinden dolayı bir iş gelirse kaçabilecekleri, sığınabilecekleri, kendileri olarak yaşayabilecekleri bir liman. Buradan da özellikle son yıllarda çok fazla Yahudi göç etti. Özellikle gençler gidiyor artık. Kimse burada kalmak istemiyor çünkü güven duymuyor ama gitmek de kalmak kadar zor bir yandan. Yıllar önce bir saha araştırması sırasında yaşlı bir karı koca ile tanışmıştım. Bütün aile İsrail’e göçtükten sonra sonunda bir gün onlar da ‘artık yaşlandık kimsemiz de kalmadı’ deyip İsrail’e gidiyorlar. Göçleri üzerinden 5-6 ay geçiyor. Mevsim ilkbahara dönüyor. Kadına sorarsanız o aylar nasıl geçti hiç bilmiyor. 70 küsur yaşında bambaşka bir ülkeye gidiyor, dilini bilmiyor ve kendi akrabaların dışında bir sosyal çevresi yok. Alıştığı çevre, komşuluk ilişkileri, kültür hepsi geride kalmış. Kültürden kastı şuydu; hatırlı komşuluk ilişkileri, bir yaşlıya saygı duymak, hürmet göstermek, yer vermek vb. Bu kadıncağızın en büyük korkusu oğlunun İsrail’den biz kızla evlenmesiydi; “Gelsin Türkiye’de Türk bulsun, Müslüman bulsun ona razıyım yeter ki oradan, kökleri bizden olmayan biriyle evlenmesin. Kadınların buralarında etekler (mini etekleri kastediyor), terbiye diye bir şey kalmamış, senin karşına geçer bacak bacak üstüne atar oturur” diyordu. Kadının gelin adayından beklentisi bu coğrafyanın beklentisi ile aynıydı. Yani bu coğrafyanın ortak bir kültürü olduğu bir gerçek ve Yahudiler de bu kültürün bir parçası. Neyse asıl konuya geleyim, mayıs ayı geliyor. Bu hanımın en sevdiği meyve çilek. Eşi Rıfat’tan bir gün rica ediyor.  “Allah aşkına Rıfat kalk, çilek al- gel, burnumda tüttü memleketimin çileği, dün gece rüyamda gördüm bu yaştan sonra aş mı eriyorsun diyeceksin ama canım çekti git bana çilek bul!” Adamcağız hakikaten gidiyor arıyor, tarıyor bu coğrafyaya en benzeyen çileği alıp getiriyor. Ancak gelin görün ki onun istediği çilekle alakası yok. Gerisini bana anlattığı gibi aktarayım: “Kızım bana bir çilek getirdi ‘na’ avucumun içi kadar. “Böyle çilek mi olur Rıfat?” dedim “karpuz bu”. İki ay sonra döndük geldik senin anlayacağın. Ne çileği benim memleketime benzer ne havası ne suyu. Dayanamayacaktım yaban elde biz de döndük İstanbul’a geldik”.</p>
<h4>&#8220;Bir ön yargıyı tüm topluma mal ederek buradan bir nefret üretmek en büyük suç&#8221;</h4>
<p><strong>Bu söylem de fazla romantize edilmiş değil mi</strong>.? <strong>Yani, ait olduğu yere geri dönmek, güzel hoş ama eşit vatandaşlığı en doğal hak bir olarak düşünmek..</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16643 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/bayrak.jpg" alt="" width="207" height="342" />Romantize edilmiş olmaktan öte bence hakikatin ta kendisi üstelik romantik bile değil dramatik. Siz Yahudiye ne kadar İsrailli muamelesi yaparsanız yapın o kendini buralı hissediyor. Bu tıpkı sevgili Hrant’ın yıllar evvel bir yazısında söylediği gibi: “<em>Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için.</em>&#8221; Mevzu bu kadar insani ve dramatik bana kalırsa. Burası memleket, burası toprak, burası kök saldıkları yer, ata mezarları burada, kökleri, yaşamları burada. İsrail bunların hangisi olabilir? Ama bir yandan bir de gerçek var, biz bu insanlara yaşam alanı bırakmıyor, gündelik hayatlarını zehrediyor, her fırsatta Yahudiye olan nefretimizi kusuyoruz. Bu ortam içinde İsrail gibi bir seçenek olması tabii ki herkese kendini rahat hissettiriyor. Bir gün gitmek gerekirse gidilebilecek bir yer olması çok olumlu bir şey. Ama bu gidiş istekle mi olacak yoksa mecburiyetle mi bunu tartışmak gerek. Devlet ve kanunlar sizi eşit vatandaş olarak görmüyorsa siz kendinizi eşit görseniz kaç yazar? Bugün değiştirilmeye çalışılan tam da bu işte. Eşit vatandaşlığı madem devlet vermiyor, veremiyor gerek söylemini eleştirerek, gerek davranışını eleştirerek, gerek zihniyetini eleştirerek ve tabii dönüşüm talep ederek burayı yaşanılır kılmak tek çare. Bir de resmin ideolojik çerçevesinden çıkıp biraz daha aşağıdan bakmak lazım bence. Bize ezberletilen gerçekleri sorgulamak lazım. ‘Yahudiler zengindir’ diye bir ön yargı var mesela. Yok arkadaşlar bu yalan<strong>. </strong>En azından hepsi zengin değildir. Nüfusu oranlarsak önemli bir kısmı da zengin değildir. Bu korkunç bir ön yargı. Tüm AKP’liler zengindir demekle aynı şey hatta. Hayır, tüm AKP’liler nasıl zengin değilse tüm Yahudiler de zengin değildir. İşçisi de vardır, fakiri de. Benim yan apartmanım Yahudi fakirhanesi mesela. Oturduğum semtin en fakir insanları oturuyor o binada. Üstelik hepsi Yahudi. Semtin en fakir insanları Yahudiler. Haydi oturup bunu açıklasınlar şimdi? Bir ön yargıyı tüm topluma mal ederek buradan bir nefret üretmek en büyük suç.</p>
<h4>&#8220;Her şeyden önce anti-semitizmin bir nefret suçu olduğunu devlete kabul ettirmek ve bunun hukuki bir yaptırımı olmasını sağlamak yazık ki sivil toplumun üstlenmesi gereken bir vazife&#8221;</h4>
<p><strong>Peki nasıl önlenir anti-semit söylem, sivil topluma düşen ne?</strong></p>
<figure id="attachment_16644" aria-describedby="caption-attachment-16644" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-16644" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF.jpg" alt="" width="310" height="227" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF.jpg 834w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-640x469.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-610x447.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/b_22042015eOPQa3jc8DnKtMt0oijDkbToF-320x234.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 310px) 100vw, 310px" /><figcaption id="caption-attachment-16644" class="wp-caption-text">İsrail protestolarından bir kesit. Fotoğraf: Görkem Keser</figcaption></figure>
<p>Her şeyden önce bu önyargıların değişmesi için toplumu bilinçlendirmek gerek. Yahudileri ezberletilmiş ön yargılardan azade bu topluma tanıtabilmek gerek. Çünkü tanıdığınız, bildiğiniz birinden nefret etmeniz çok da mümkün olmaz. Ancak tanımadığınız birinden düşman yaratabilirsiniz. Bu tanıtma, tanıştırma meselesinde en büyük rol de tabii sivil topluma düşüyor. İnsan hakları ve demokratikleşme adına çaba gösteren, gösterdiğini iddia eden tüm sivil toplum örgütleri, ister islami düşünceyi kendine temel alsın ister seküler olsun söz konusu insan hakları ise nefret suçlarına gözlerini kapamaktan vazgeçmek durumundalar. Ermeni, Yahudi, Rum, Süryani, Kürt, Alevi fark etmez nefret suçu nefret suçudur. Anti-semitizm özelinde yapılması gereken tam olarak söylemin değişmesi için çaba göstermek, eğitmek, bunun yaygınlaşmasına engel olmaya çalışmaktır. Üç– beş sivil toplum örgütü dışında kimsenin anti-semitizm ile ilgili bir çabası yok. Yazık ki var olan AB fonlarının ve diğer fonların da pek çoğu anti-semitizmi bir alt başlık hatta alt başlığın da alt başlığı olarak görüyor. Dolayısıyla zaten alan sınırlanıyor. Devletten de bir şey beklemek doğru değil iş başa düşüyor.</p>
<p><strong>Neden devletten beklenmemeli, neden sivil toplum kuruluşlarına iş düşüyor bu konuda? </strong></p>
<p>Devletin kendisi anti-semitizmin en önemli faillerinden biri iken anti-semitizmle mücadele etmesini ondan beklemek saçma olmaz mı? Yazık ki devletin pozitif ayrımcı bir tavır sergilediğini söylemek mümkün dahi değil. Bu yüzden iş sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Her şeyden önce anti-semitizmin bir nefret suçu olduğunu devlete kabul ettirmek ve bunun hukuki bir yaptırımı olmasını sağlamak yazık ki sivil toplumun üstlenmesi gereken bir vazife. Yahudiler konunun mağduru iken, mağdurdan faille mücadele etmesini beklemek haksızlık olur. Bu yüzden sivil topluma en çok da anti-semitizm ile mücadelede ihtiyaç var diye düşünüyorum. Bugün Yahudiler söz konusu olduğunda anti-semitizm söz konusu olduğunda sokağa çıkan, eylem yapan, bildiri yayınlayan, mücadeleye kafa yoran o kadar az kurum o kadar az insan var ki. Sivil toplumun çuvaldızı kendine batırma vakti geldi diye düşünüyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/">&#8220;Madem misafirperverdik, 500 yıl öncede mi kaldı o misafirperverlik!”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/11/madem-misafirperverdik-500-yil-oncede-mi-kaldi-misafirperverlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
