<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsani Yardım Vakfı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/insani-yardim-vakfi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insani-yardim-vakfi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 22 Mar 2021 07:52:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İnsani Yardım Vakfı arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/insani-yardim-vakfi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan Hakları Okulu 3. Programıyla Katılımınızı Bekliyor!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/insan-haklari-okulu-3-programiyla-katiliminizi-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2021 07:52:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hukukçular Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları okulu]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mülteci Hakları Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67378</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları Okulu, en temel insan hakları konularının, AİHM ve AYM tarafından verilen kararlar perspektifinden ele alınacağı "Örnek Kararlar Işığında Temel Hak ve Özgürlükler" programına davet ediyor. Son başvuru tarihi 23 Mart 2021. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/insan-haklari-okulu-3-programiyla-katiliminizi-bekliyor/">İnsan Hakları Okulu 3. Programıyla Katılımınızı Bekliyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/insan-haklari-programi.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-67380" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/insan-haklari-programi.jpg" alt="İnsan Hakları Programı" width="355" height="391" /></a>İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH), İnsani Yardım Vakfı, Genç İHH biriminin girişimi, Hukukçular Derneği, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği ve İNSAMER&#8217;in katkılarıyla temel insan hakları felsefesine ve ilkelerine bağlı kalarak temel insan haklarını yeniden yorumlamaya, korumaya ve hızla değişen dünyada temel insan hakları konularındaki olumlu ve olumsuz gelişmeleri anlamaya dair Örnek Kararlar Işığında Temel Hak ve Özgürlükler programı düzenliyor.</p>
<p>25 Mart-15 Nisan 2021 tarihleri arasında 4 haftada 4 ders şeklinde düzenlenecek olan program Zoom üzerinden yapılacak.</p>
<h5><strong>Başvuru</strong></h5>
<p>Program hakkında detaylı bilgiye ve başvuru formuna <a href="https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSf5-dNxWlR8GHMSCuYGkoZwVx5CZy-qHxB3yW-n7Os_W_jnvw/viewform" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/22/insan-haklari-okulu-3-programiyla-katiliminizi-bekliyor/">İnsan Hakları Okulu 3. Programıyla Katılımınızı Bekliyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İnsani Yardım Sektörü, Teknolojiyi Ve Dijital İletişim Araçlarını Aktif Kullanmalı” </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/10/insani-yardim-sektoru-teknolojiyi-ve-dijital-iletisim-araclarini-aktif-kullanmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 08:09:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[ihh]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Sivil Toplumun Teknolojiye ve Dijital Dönüşüme Uyumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46708</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de Sivil Toplumun Teknolojiye ve Dijital Dönüşüme Uyumu adlı dosyamızda üçüncü olarak insani yardım alanında etkin bir STK olan İnsani Yardım Vakfı’nı (İHH) ele alıyoruz. 5 kıtada 135 ülkede savaş, afet, yoksulluk yaşanan bölgelere yardım götüren İHH, Türkiye’de kendi geliştirdiği yazılımı kullanan az sayıda STK’dan biri… İHH bünyesinde, veri analizi ve veri görselleştirme yapmakla görevli Enformasyon Birimi de bulunuyor. Vakfın teknolojiye ve dijital dönüşüme bakışını, Enformasyon Birimi yetkilisi Bekir Arslan ile konuştuk.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/10/insani-yardim-sektoru-teknolojiyi-ve-dijital-iletisim-araclarini-aktif-kullanmali/">“İnsani Yardım Sektörü, Teknolojiyi Ve Dijital İletişim Araçlarını Aktif Kullanmalı” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>STK’ların teknoloji ve dijital dönüşüme uyumundan ne anlıyorsunuz? Teknolojinin sivil toplum çalışmalarına pozitif ve negatif etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma alanlarına tam yoğunlaşabilmeleri için teknoloji sektörünün çözümlerini örgütleri içerinde kullanabilmeyi anlıyorum. Uyum sağlandığında pozitif anlamda ciddi katkıları olabilir. Çünkü</span><span style="font-weight: 400;"> bu örgütlerin en büyük dezavantajı, bu alanlara kaynak aktarmada ve istihdam oluşturmada problem yaşamaları&#8230; Teknoloji, bu problemi minimize edebilir. </span></p>
<p><strong>İHH, Kendi Hazırladığı Yazılımı Kullanıyor</strong></p>
<p><b>İHH, faaliyetlerinde teknolojiyi ve dijital iletişim araçlarını ne ölçüde kullanıyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aktif olarak kullanmak zorundayız çünkü insani yardım sektörü diğer birçok sektörü kapsayan bir alan. Lojistikten kitle fonlamaya, finanstan bağış ve proje yönetimine, tedarik ve satın almadan, afet yönetimine kadar birçok alan var bu sektörde. İHH&#8217;da tüm bu operasyonları yönetebilmek için kendi bünyesinde hazırlanan bir yazılım ürününü kullanıyor : kuruma özel ihtiyaçların giderilmesi için hazırlanan ve teknik olarak ERP (operasyonel iş yönetimi) ve CRM (bağışçı ilişkileri yönetimi) karışımı bir ürün. Tabii ki çalışma alanlarının ve faaliyet sonuçlarının en başta bağışçılarına anlatılabilmesi için de belli stratejiler dâhilinde iletişim araçları kullanılıyor. </span></p>
<p><b> <img decoding="async" class="alignleft wp-image-46733 size-boldthemes_small" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/ihh-logo-2-320x180.jpg" alt="" width="320" height="180" />Bağış ya da gelirlerinizi artırmak için teknolojiden faydalanıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Az önce bahsettiğim yazılım ürünü fon artırımı için de örnek aslında.  Fonlarınızı, projelerinizi hızlı kullanabilir, bağışçılarınıza dönüşlerinizi verimli hale getirebilirseniz bağışlarınız da artar. </span></p>
<p><b>Türkiye Techsoup gibi Google, Microsoft, Facebook gibi sivil topluma ücretsiz destek veren ya da bağış yapan kurumların hizmetlerinden haberdar mısınız? Bunlardan ne ölçüde yararlanıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet bu kuruluşların sivil toplum için verdiği hizmetleri kullanıyoruz. Bazı yazılım altyapılarıdan ve reklam ürünlerinden faydalanıyoruz. </span></p>
<p><b>Dijital iletişim stratejiniz ve doğrudan iletişimden sorumlu bir personeliniz var mı? Sosyal medya hesaplarınızı aktif olarak kullanıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İletişim stratejilerimiz en başta Yayın Kurulu ve İletişim Divanı gibi komisyonlar ile Medya ve Halkla İlişkiler birimlerimiz tarafından belirlenip geliştiriliyor. Bu kararlar her türlü iletişim kanalı vasıtasıyla kullanılmaya çalışılıyor. Günlük içerikler hazırlanıyor diyebilirim. </span></p>
<blockquote><p>İHH’nın Veri Analizi Ve Veri Görselleştirmeden Sorumlu Birimi: Enformasyon Birimi</p></blockquote>
<p><b>Dijital iletişim kanallarınızın etkisine dair bir ölçümleme, etki analizi yaptınız mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Çeşitleme ölçümleme çözümleriyle zaman zaman bu analizler yapılıyor. </span></p>
<p><b>Veri analizi ve veri görselleştirme yöntemleri hakkında bilgiye sahip misiniz? Çalışmalarınız değerlendirmek için veri analizi ve veri görselleştirme yapıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Sadece bu işi yapmak için kurulmuş bir birim var Vakıf içerisinde… Piyasadaki karşılığı veri analitiği ve iş zekâsı olan bu birim, Enformasyon Birimi. Ben de bu birimde görevliyim. </span></p>
<blockquote><p>Bağışçılara en iyi hizmeti sunmak için, teknoloji önemli bir araç.</p></blockquote>
<p><b>Teknolojik gelişmelerin hızına uyum sağlamak gibi bir kaygınız var mı?  Var ise bunun için neler yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-46712 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/ihh-3-640x349.jpg" alt="" width="400" height="218" />Elbette. Kapasite artırım çalışmalarına giren faaliyetler bunlar. Temelde bağışçılara en iyi hizmeti sunabilmeyi amaçlayan bir gayret var. Bunun için de teknoloji önemli bir araç. Biraz önce bahsettiğim yazılım ürünü ve Enformasyon birimi buna örnek olabilir. </span></p>
<p><b>Teknolojik dönüşümlere uyum sağlama konusunda, Türkiye’de sivil toplumun kapasitesine ilişkin değerlendirmeniz nedir? Türkiye’de sizce teknolojiyi iyi kullanan ve dijital iletişim araçlarında etkin-başarılı STK’lar var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapasite artırımı ve AR-GE alanına ne kadar yatırım yapabildiğinize ve kaynak ayırabildiğinize bağlı olarak değişir bu uyum sağlama konusu&#8230; İHH bunun gayreti içerisinde. Teknoloji kullanımı kurumların kendi iç çözümleri olduğundan dolayı detaylı fikre sahip olamam ama dijital iletişim konusunda başarılarını gözlemlediğim Kızılay, Darüşşafaka, LÖSEV gibi kurumlar ve Ahbap, İhtiyaç Haritası gibi oluşumları sayabilirim. </span></p>
<p><b>Yapay zekâ, kodlama, Blockchain gibi yeni gelişmelerin sivil topluma etkilerine ilişkin verilecek eğitimler sizce gerekli mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle gerekli. Kapasite artırımlarına doğrudan katkı yapacak gelişmeler bunlar. Her oluşuma dokunan çözümleri de var üstelik. </span></p>
<p><b>Eklemek istediğiniz başka hususlar var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birkaç kez “kapasite artırım” ifadesini kullandığım için İHH bünyesinde bu alandaki çalışmaları da sayabilirim kısaca. Enformasyon Birimi’nden bahsetmiştim. Ayrıca, ulusal ve uluslararası itibarın korunması amacıyla çalışan Uyum Birimi, kendi iç denetimlerimizi sağlayan Kontrol-Denetim Birimi, çalışma alanları için risk analizleri yapan Güvenlik Birimi ile birlikte, İHH’nın bilgi kaynaklarını korumak ve yönetmek amacıyla, yasal zorunluluk olmasa da, aldığımız Bilgi Güvenliği ve Yönetim Sistemi ISO 27001 sertifikası, kapasite artırım çalışmalarından bazıları…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/10/insani-yardim-sektoru-teknolojiyi-ve-dijital-iletisim-araclarini-aktif-kullanmali/">“İnsani Yardım Sektörü, Teknolojiyi Ve Dijital İletişim Araçlarını Aktif Kullanmalı” </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 14:12:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[ihh]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[Utoya Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36390</guid>

					<description><![CDATA[<p>İHH Mütevelli Üyesi Osman Atalay, Yeni Zelanda'daki terör sardırısına karşı Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlemantosu'na çağrıda bulunurken; Yazar Yıldız Ramazanoğlu da, saldırının Norveç’in Utoya Adası’nda 69 kişinin öldürüldüğü katliama benzediğini belirterek, “Avrupa değerlerindeki çürümeyi radikal biçimde gözden geçirmeli” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/">Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Zelanda&#8217;nın Christchurch kasabasında cuma namazı sırasında 49 kişinin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısı düzenlendi. Katliamda hayatını kaybedenler için Fatih Camii’nde gıyabi cenaze namazı kılınırken, Özgür-Der konuyla ilgili yaptığı ilk açıklamada, “Cuma namazı sırasında iki camiye yönelik terör saldırısında katliam yaşandı! Bu saldırı batı emperyalizminin İslam düşmanı politikalarının eseridir” ifadelerine yer verdi. Hak İnisiyatifi de açıklamasında, saldırıyı kınarken,  uluslararası toplumu ırkçı-islam karşıtı saldırganlığa karşı tavır almaya çağırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-36393" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/3216-e1552649680680.jpg" alt="" width="360" height="352" /></p>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği Başkanı Mehmet Arif Koçer, ölenlere rahmet, ailelerine sabır dilerken; &#8220;Yeni Zelanda’da yaşanan vahim saldırı dünya yüzünde dinsel (veya etnik) farklılıklara dönük tahammülsüzlüğün , kimilerince körüklenen nefret söyleminin insanlığı uçuruma sürüklediğini gösteren vahim bir olaydır. &#8221; dedi.</p>
<p><strong>BM ve AB Parlementosuna Çağrı</strong></p>
<p>İHH (İnsani Yardım Vakfı) Mütevelli Üyesi Osman Atalay da, Yeni Zelanda’daki terör saldırının dünyada İslamofobya’nın geldiği noktayı özetlediğini belirterek; “Birleşmiş Milletler ve AB Parlamentosu da bu meseleye çok ciddi bir şekilde yaklaşmalıdır. Çünkü insanların inançlarını gerçekleştirdikleri kutsal mekanların savaş olurken bile korunması ve dokunulmaması yönünde aldığı kararlar vardır. Camiler savaş zamanında dahi korunurken, bir terörist camiye girerek insanları tarıyor” dedi. Tüm terör saldırılarının kinden ve nefretten beslendiğine dikkat çeken Atalay, İslamofobya ile beslenen psikolojisi bozuk insanların bu tarz katliamlara daha yatkın olduğunu kaydetti. Dünyada bu tarz terör eylemlerinin sıkça yaşanmaması için önlemler alınması gerektiğini vurgulayan Atalay;  &#8220;Diğer insan hakları örgütlerinin de bu teröriste ve terör saldırısına gereken cevabı vermelidir ki, dünya herkes için herkes için huzurla yaşanılan bir yer haline gelsin” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;İslam Dünyası Ve Avrupa Şiddet Döngüsüne Karşı Ortak Çalışmalı&#8221;</strong></p>
<p>Christchurc saldırısının 2011’de Norveç’te yapılan katliama benzediğini belirten Yazar Yıldız Ramazanoğlu, “Norveç&#8217;in Utoya Adası&#8217;nda 69 genç insanı sadece Müslümanlara taviz verdikleri gerekçesiyle öldüren ırkçı cani Anders Brevnik&#8217;i binlerce insan desteklemiş, yüzlerce kadın evlenme teklif eden mektuplar yazmıştı. “ hatırlatmasında bulundu. Katliamın ‘böyle bir kahramanlığı yaratan Avrupa İslamofobisinin sonuçlarından biri’ olduğunu belirten Ramazanoğlu, “Sonra karanlık biçimde Daeş üretiliyor mütekabiliyet için. Şiddet ve kötülük yanlılarına temel insani ilkelerimizle cevap vermeliyiz. Aliya’nın dediği gibi ‘onlar bizim öğretmenimiz değil’ Avrupa değerlerindeki çürümeyi radikal biçimde gözden geçirmeli. İslâm dünyası ve Avrupa, şiddet döngüsüne karşı ortak çalışmalı ve birlikte yeni bir dünya kurmalıyız.” diye konuştu.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36392" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484-640x944.png" alt="" width="360" height="531" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484-640x944.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484.png 700w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" />&#8220;Kaos ve Aşırı Şiddet ile Tarafları Kutuplaştırarak Neticeye Varmak&#8221;</strong></p>
<p>Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara da twitterde katliamı yapan Brenton Tarrant’ın  sosyal medyadan yayınladığı manifestoyu yorumlarken, “Terörist Tarrant, manifestosunda çok yüksekten gidiyor.  Mealen: Bu tür aydınlatıcı, ön açıcı eylemler ile Batı&#8217;yı kuşatmış nihilizm (hiçcilik), hedonizm (zevkçilik), bireyselcilik hastalıklarını yok etmek amacıyla toplumu kutuplaştırmak ve mücadeleye ivme kazandırmak… Bu ifadeler yabancı değil. İslam alemindeki terör örgütleri de yine &#8220;toplumsal aydınlanma&#8221; ve kutuplaştırma suretiyle Batı&#8217;yla ve tağutlarla mücadelede bir ivme yaratma amaçlarını her zaman beyan etmişlerdir. Malumdur ki terörizm zaten bunu başarmaya çalışıyor.” Değerlendirmesinde bulundu. Sosyal medyadan yayınlanan manifestoya bakıldığında saldırının basitçe ‘aşırı sağ’ olarak yorumlanamayacağını belirten Büyükkara, “Bu epeydir gelişen bir trend ve modern dünyanın temel sorunlarını sağ, sol demeden temsil ediyor. Sağ motiflerle birlikte sol motifleri de ağırlıklı olarak ihtiva eden, içinde çevreciliğin, adaletsiz gelir dağılımının, etnik otonominin, işçi haklarının da yer aldığı bir karma söylem bu. İslamofobik tavır da buna eklemlenmiş demek ki. Daha etraflıca olayı değerlendirmek gerek.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/">Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplum, nefret söyleminden azade mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/18/sivil-toplum-nefret-soyleminden-azade-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[antisemit]]></category>
		<category><![CDATA[Antisemit Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[CNN Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Engindeniz]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[medyada nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Yürüyüşü]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20870</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Türkiye&#8217;deki STK yapılanması yukarıdaki çatışmayı aşağıya taşımaya dönük bir araç haline geliyor.&#8221; Hrant Dink Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren ‘Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi’ proje ekibiyle röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk bölümde  medyada nefret söylemi başlığı altında, projeyi, nefret söyleminin medyada üretimini, aktörlerini, objelerini  ve gündelik hayattaki tezahürlerini konuşmuştuk. İkinci bölümde ise &#8220;Çuvaldızı sivil topluma batıralım&#8221; dedik [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/18/sivil-toplum-nefret-soyleminden-azade-mi/">Sivil toplum, nefret söyleminden azade mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Türkiye&#8217;deki STK yapılanması yukarıdaki çatışmayı aşağıya taşımaya dönük bir araç haline geliyor.&#8221;</strong><span id="more-21522"></span></p>
<p>Hrant Dink Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren ‘<a href="https://hrantdink.org/tr/asulis/faaliyetler/projeler/medyada-nefret-soylemi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi</a>’ proje ekibiyle röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.<a href="https://www.sivilsayfalar.org/medyadaki-suretimiz-nefret-soylemi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> İlk bölümde</a>  medyada nefret söylemi başlığı altında, projeyi, nefret söyleminin medyada üretimini, aktörlerini, objelerini  ve gündelik hayattaki tezahürlerini konuşmuştuk. İkinci bölümde ise &#8220;Çuvaldızı sivil topluma batıralım&#8221; dedik zira  &#8220;röportajın gerçekleştirildiği hafta kamu otoriteleri Ankara ve İstanbul’da LGBTİ eylemliliklerini yasaklarken,  kimi sivil toplum örgütü de medya/ sosyal medya aracılığıyla eylemliliklerin yasaklanması için nefret söylemi de içeren kampanyalar düzenlemişti. Röportajın bu son bölümünde proje danışmanı İdil Engindeniz, proje koordinatörü Gamze Tosun ve araştırma koordinatörü Funda Tekin ile, sivil toplumdaki nefret dilini, mücadele yöntemlerini, OHAL&#8217;deki dönüşümünü ve &#8216;yeni bir dil nasıl kurulur&#8217;u konuştuk.</p>
<h4>&#8220;Türkiye’de sivil toplum zaten son derece kutuplaşmış durumda. Sadece derneklerin isimlerinden bile anlaşılıyor. Türk Hanımlar Derneği ile Mor Çatı’nın neyi savunduğunu anlıyorsunuz zaten. O yüzden hiçbirimiz bu durumdan azade değiliz zaten.&#8221;</h4>
<p><strong>Sohbetimizin ikinci kısmı için biraz sivil topluma ele almak istiyorum</strong> <strong>zira</strong> <strong> Türkiye&#8217;deki sivil toplumda da nefret söylemi örneklerini görebiliyoruz . Son olarak Ankara&#8217;da LGBTİ etkinliklerinin engellenmesi için İnsani Yardım Vakfı (İHH ) bir basın açıklaması yaptı keza Türk Talebi Birliği de keza sosyal medyadan kampanya yürüttü. </strong> <strong>Siz ne düşünüyorsunuz sivil toplumdaki bu ayrımcı söylem ve nefret söylemi hakkında?</strong></p>
<figure id="attachment_20791" aria-describedby="caption-attachment-20791" style="width: 248px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20791" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/2017-11-26-PHOTO-00000002.jpg" alt="" width="248" height="331" /><figcaption id="caption-attachment-20791" class="wp-caption-text">‘Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi’ projesi danışmanı İdil Engindeniz.</figcaption></figure>
<p><strong>İdil:</strong> Müsaadenizle şöyle bir örnek vereyim. Bianet için toplumsal cinsiyet odaklı ayrımcılık raporunu hazırlarken televizyona da baktık. Yanılmıyorsam Anadolu Gençlik Derneği, LGBTİ Onur Yürüyüşü engellemek için basın açıklaması yapmıştı. Sonra tehdidinden vazgeçtiğine dair bir basın açıklaması daha yaptı fakat içeriği “Devam ederseniz biz yapacağımızı biliriz!” gibiydi ve tehdit devam ediyordu. CNN Türk o açıklamanın yapıldığı gün en azından beş defa aynı yayını yaptı, işte haber bültenlerini sürekli yapıyor ya, ben beş tanesine de baktım. 2 dakika 42 saniyelik bir haberde 1 dakika 58 saniye olan bu açıklamayı kesintisiz vermeye ayırdı. Bir televizyon haberinde bu acayip ciddi bir süre. Ve şöyle bir şuursuzluğu gösteriyor. Hadi ilk seferinde montajlayacak vaktiniz yoktu. Haberin iki, üç, dört ve beşinci yayınlanışında neredeydiniz? Sivil toplum dediğimiz şey dünyanın her zaman en masum ve şahane şeyi haline gelmiyor. Türkiye’de sivil toplum zaten son derece kutuplaşmış durumda. Sadece derneklerin isimlerinden bile anlaşılıyor. Türk Hanımlar Derneği ile Mor Çatı’nın neyi savunduğunu anlıyorsunuz zaten. O yüzden hiçbirimiz bu durumdan azade değiliz zaten.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Doğrudan bu konuyu inceliyoruz diyemem ama yazılı basına baktığımız için o haberin, bir basın açıklamasının nasıl verildiğine bakıyoruz. Haber orada onaylanarak mı verilmiş yoksa eleştirel bir aktarım mı var ona bakıyoruz. Geçen günlerde de paylaştık hatta. Bahsettiğine benzer açıklamaların aktarıldığı bir haberin görseliyle küçük bir analizini paylaştık. Çünkü o gazete haberi geliştirmek yerine onu olumlayarak/onaylayarak tekrar dolaşıma sokmuş.</p>
<p><strong>Biraz daha bahsedelim mi sivil toplumdaki nefret söylemi hakkında? Öyle bir başlık açtık, devam edelim.</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Sivil toplumun temel mevzularından bir tanesi de farklı farklı halkların gruplarını korumak. Farklı farklı sorunlu alanlarda çözüm üretmek ve bunu belki daha geniş katılımla sağlamaya çalışmak. O temsili demokraside belki yukarıya kadar gidemeyeceğimiz şeylerde daha küçük ve alttan bir ağ örmek. Dolayısıyla aslında ortak mevzularımız ve ortak savunacağımız şeyler var hepimizi. Daha kimliksel bir STK yapısı üzerinden anlatayım. Hepimiz öteki olmaktan dolayı maruz kaldığımız şeylerin mücadelesini veriyoruz ama bir ötekileştirilen grup da farklı bir grubu ötekileştirebiliyor. Hangi gruba ait olduğu beni çok ilgilendirmiyor da nereden çıktığını bilmiyorum ama o sloganı seviyorum:  ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’. Buna kimse böyle bakmıyor. ‘Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir’. Kürt’ün kurtuluşu Türk’ü de özgürleştirecektir. Türkiye&#8217;deki STK yapılanması yukarıdaki çatışmayı aşağıya taşımaya dönük bir araç haline geliyor. Hepsi değil tabi.</p>
<p><strong>Özel bir hastanesi müdiresi Irak&#8217;taki deprem sonrası “Bırakın gebersinler” şeklinde bir ifade kullanmış, sosyal medyada ifşa olması sonucu işine son verilmişti. Cezai yaptırımları bir çözüm olarak görmediğinizi belirttiniz. Bir de mesela <a href="https://www.sivilsayfalar.org/konusmak-bir-isyan-baslangici-degil-aslinda-suskunluk-geleneginin-bir-yikimi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Avlaremoz </a> gibi bazı oluşumlar antisemit söylem sahibini, kimi kadın örgütleri de kadınlara yönelik tacizde bulundukları iddiasıyla söylem sahiplerini  yine sosyal medyadan iifşa ediyor. İşten atmak ya da ifşa etmek nefret söylemini azaltıyor mu bu noktada?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Çok umutlu cevaplarım yok benim bu konuda ama hani her küçük adımın bir işe yaradığını düşünüyorum. Teşhir mevzusu çok ikircikli bir mevzu çünkü her yere çekilebilir bütün mevzular. Nefret söylemi olmayan bir şey de nefret söylemi olarak teşhir edilebilir. Burada onu yapan kurumların itibarı önemli bir şey. O itibar kaybı evet bir yandan umut verici bir şey olabilir ama yeterli midir?</p>
<figure id="attachment_20788" aria-describedby="caption-attachment-20788" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-20788" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/GamzeTosun.jpg" alt="" width="203" height="135" /><figcaption id="caption-attachment-20788" class="wp-caption-text">‘Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi’ projesi koordinatörü Gamze Tosun.</figcaption></figure>
<p><strong>Gamze:</strong> İfşa da kritik bir şey oluyor. Bu proje takibini yapıyor, analizini yapıyor. Neden böyle olduğunu açıklıyor. Onu bir bağlama oturtuyor. Mesela ‘x’ kişisi şunu dedi buyurun linç edelim değil, başka bir nefret suçuna teşvik edici değil ama onu başka bir bağlamda analiz edip tehlikesini ortaya çıkartmak. Başka bir iş yükünü kabul ediyorsunuz teşhir ederken.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Söz ağızdan çıkınca, medyada nefret söyleminin hayatta yansıması nasıl oluyor?</strong></p>
<p><strong>İdil</strong>: Çok ciddi oluyor. En hafifinden bir kere nefret söylemi sadece medyada karşılaştığımız bir şey değil. Günlük hayatımızın da çok içinde olan bir şey. Onun medyaya yansıması söz konusu oluyor. Bir kere var olduğunuz ortamda gerçek varlığınız tehdit altında. Yani kendinizi sürekli tehdit altında hissediyorsunuz. Bunun derecesi az olur çok olur. Bazı yerde gerçekten hayati tehlike vardır. Bazısında sadece toplumdan dışlanma işi kaybetme, içe kapanma. En hafifinden kimse görmeyecek belki ama siz başka biri olarak yaşayacaksınız. Onun dışında, hani bir kere çekinme, kendini ifade etmeye çekinme, kimliğini açığa vurmasan da konuştuğun aksanın bunu ortaya çıkarma tehlikesi. Dolayısıyla kendini geride tutma. Haliyle bazı şeylerde yükselememe gibi haller. Taciz ve öldürülmeyi artık en uçta kenarda tutuyorum.</p>
<h4>&#8220;Kullanılan kutuplaştırıcı dil gerginliği iyice tetikliyor.&#8221;</h4>
<p><strong>Nefret söyleminin ardından kişilere/kurumlara yönelik doğrudan saldırılar…</strong></p>
<p><strong>Funda:</strong> Onun takibini yapmak çok zor aslında. Doğrudan nefret suçunun takibini yapamıyoruz. Çok doğrudan bir ilişki kuramayız, söylemler bazen havada kalıyor.</p>
<p><strong>Yerel gazeteler bu bağlamda ibret vericidir herhalde…</strong></p>
<figure id="attachment_20787" aria-describedby="caption-attachment-20787" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20787 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/FundaTekin.png" alt="" width="203" height="135" /><figcaption id="caption-attachment-20787" class="wp-caption-text">Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi’ projesi, araştırma koordinatörü Funda Tekin.</figcaption></figure>
<p><strong>Funda:</strong> İşte yerel basında daha tehlikeli bir durum var. Gördüğümüz artış aslında bizi en çok tedirgin eden artış. İdil Hoca&#8217;nın da dediği gibi yerelde özellikle adres vererek yapılan haberler lince kadar varabilecek bir duruma işaret ediyor bir yandan. Orada daha endişe verici bir durum var sanki. Suriyeli mültecilerle, günlük hayatta karşılaşma ihtimali de çok daha fazla. Ve bunun sonuçları çok daha tehlikeli olabilir. Kullanılan kutuplaştırıcı dil gerginliği iyice tetikliyor.</p>
<p><strong>Genelde medyada nefret söyleminin azaldığını söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Funda</strong>: Belki ana akım medya için bunu söyleyebiliriz. Ana akımda artık daha üstü kapalı şekilde kullanılıyor, nefret söylemine kıyasla daha ince bir şekilde kurgulanmış, ayrımcı ve ötekileştiren mesajlar oluyor. Eskisi kadar nefret söylemine denk gelmiyoruz ana akımda. Ama daha ideolojik olarak nitelendireceğimiz gazetelerde o azalıştan bahsedemeyiz.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Benim en son bıraktığım dönemde iki rapor öncesi 120 civarındaysa, birden böyle 250 ye çıkıvermişti.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Bir ara öyleydi. 300-500 diye gitti. Şimdi 1800-1900’lerdeyiz dört ayda. Bu da yalnızca tespit edebildiğimiz.</p>
<p><strong>Peki, ana akım medyada bir azalış ?</strong></p>
<p><strong>Funda:</strong> Ana akımda var.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Nefret söylemi artıyor ama.</p>
<p><strong>Neden peki?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Yereldeki artıştan ve ideolojik artıştan dolayı.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Yerelde, özellikle mültecilerle ilgili haberlerin artık çok fazla çıkmasından dolayı ve daha ideolojik diye nitelendirebileceğimiz gazetelerde, toplumsal kutuplaşma nedeniyle bir artış var sanırım.</p>
<p><strong> Bunu nasıl açıklarız? Genelde popüler medyada azalmasına rağmen ideolojik yayınlarda ve yerelde artması&#8230;</strong></p>
<p><strong>Funda</strong>: Kavramın biraz yaygınlaşması, tartışılmaya başlanmasıyla ilgili olabilir. Bu proje ilk başladığında nefret söylemi kavramı yeni yeni Türkiye’de tartışılmaya başlanmıştı ve biraz daha etik olarak bakılmaya başlandı sanırım.</p>
<p><strong>Kavramın yaygınlaşması dışında bütün mücadeleyi göz önüne alırsak..</strong></p>
<p><strong>Funda:</strong> Bunun bir nedeni itibarsızlaşma nedeni olması.</p>
<p><strong>İdil</strong>: Yaftalanmak istenmiyor.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Evet, orada yer almak istemiyor.</p>
<h4> &#8220;Ana akım medyada Yahudilere yönelik nefret söylemi neredeyse sıfıra indi ama bu Suriyeli ile ilgili nefret söylemini görmeyeceğiz anlamına gelmiyor. Çünkü birikimle ilerleyen bir süreç yok garip bir şekilde.&#8221;</h4>
<p><strong>90’larda nefret söylemini dile getirmekten gurur duyan insanlar vardı. Keza yakın zamanda da Roboski’de Kürtleri katırlarla eş tutan bir zihniyet vardı…Bir değişim mi söz konusu?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Çok değişmiş değil. Hala var. Daha üstü örtülü.</p>
<p><strong>Estetize edilmiş diye bilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Öyle evet. Öyle bir hal var.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Bu azılışı ana akım medyada gördük ama Suriyeli mültecilerle ilgili haberlerde ana akımın da çok farklı olduğunu söyleyemeyiz mesela. Bunu her kesimde görüyoruz aslında, biraz onun nefret söylemi olduğunu bilmemekten kaynaklı bir durum. Muhafazakâr gazetelerde de, laik gazetelerde de, ana akımda da… Bütün mecralarda bunu görebiliyoruz.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Ana akım medyada Yahudilere yönelik nefret söylemi neredeyse sıfıra indi ama bu Suriyeli ile ilgili nefret söylemini görmeyeceğiz anlamına gelmiyor. Çünkü birikimle ilerleyen bir süreç yok garip bir şekilde. Diyelim ki LGBTİ. LGBTİ’yi öğrendiler ama LGBTİ’yi hala bir örgüt zannediyorlar. Öyle birikimle ilerlemiyor, bir yer düzeliyor bir yer bozuluyor. Çünkü bir politikaları yok. Ben aynı gazetede yan yana iki sayfada bu ‘dili’ gördüm. Çünkü bir sayfayı dünya haberleri servisi diğerini de ekonomi servisi hazırlamış. Bir taraf ‘bilim insanı’ diyor ısrarla, öbür taraf ise ‘bilim adamı’ diyor. En basit şey. Dolayısıyla tutarlı bir politikaları yok. Önemsenmek de önemli bir şey. Önemsemiyorlar.</p>
<h4> &#8220;OHAL değil de mesela çözüm süreci olduğunda Kürtlerle ilgili olan nefret söylemi daha da düşmüştü. Üst taraftaki politika söylem alt tarafı etkiliyor o anlamda. OHAL’den sonra olsa olsa bir kesim İslami gruba yönelik nefret söylemi olmuştur.&#8221;</h4>
<p><strong>OHAL sırasında nefret söylemi arttı mı?</strong></p>
<p><strong>Funda:</strong> Çok fazla değil. Öyle inanılmaz bir artış yok.</p>
<p><strong>İdil</strong>: Bence o sürece göre değişiyor. OHAL değil de mesela çözüm süreci olduğunda Kürtlerle ilgili olan nefret söylemi daha da düşmüştü. Üst taraftaki politika söylem alt tarafı etkiliyor o anlamda. OHAL’den sonra olsa olsa bir kesim İslami gruba yönelik nefret söylemi olmuştur. Onları da almıyoruz.</p>
<p><strong>Keşke o kesim hakkında da bir başlık açılabilseydi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, &#8220;FETÖCÜ&#8221;lere,  “eşlerine, kız çocuklarına&#8221; yönelik ve ayrıca antisemit karakterli pek çok ‘haber’, ‘söylem’ dolaşıma girdi…</strong></p>
<p><strong>İdil</strong>: Raporun, projenin belirli bir sınırı olmak zorunda ama. Ayrı bir çalışma belki.</p>
<p><strong>Funda:</strong> İşte, öyle bir yansıması oluyor. Aslında Yahudi kimliğine veya başka kimlikleri hedef alan söylemler de üretiliyor. 15 Temmuz’dan sonra da, ‘FETÖ’nün arkasında Yahudiler, Hıristiyanlar var’ veya işte ‘Fetullah Gülen aslında Yahudi, Ermeni’ gibi ifadeler çok fazla karşımıza çıktı.</p>
<p><strong>İdil</strong>: En klasik örneğimiz de mesela PKK söz konusunda olduğunda işte ‘aslında onlar Kürt değil onlar Ermeniler, sünnetsizler’ değil mi?</p>
<h4>&#8220;Diyalogu kolaylaştıran bir dille, çatışmayı anlamaya, nedenleri ortaya çıkarmaya, çözüme ve uzlaşmaya odaklı gazetecilik yapmak mümkün. Farklılıkları gözardı etmeden ortak bir zemine dikkat çekmek, olaydan çok sürece odaklanmak işe yarayabilir.&#8221;</h4>
<p><strong>“Söylemin kendisiyle mücadele ediyoruz” dediniz. Yeni bir dil nasıl oluşur o halde, nefret barındırmayan bir dil…</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Çok da kolay oluşur valla. Bir kere mesela çok teknik konuşacak olursak gazetecilikte sıfatlardan uzak dururlarsa oluşur. Kendi yorumundan biraz uzak durursa oluşur. Aklıma gelen ilk iki teknik mevzu bu. Onun dışında tabii, bilgi ve temas mevzusu da önemli ama mesela önereceğim çözüm her yazı işlerinde bir eşcinsel, bir Kürt, bir Yahudi olmalı gibi bir şey değil. Ama bir temas meselesi önemli, yıllardır hep verdiğim örnek mesela, Hürriyet’te yayımlanan “travesti olarak çalışan” ifadesi, böyle bir şey yok yani.</p>
<p><strong>Kadro mu açılmış travestilere?  </strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Hani tamam onu yazan bilmiyor, editörün de mi kontrolünden geçmiyor yani, o gazetedeki işleyiş de çok garip demek ki bu durumda.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Sıfat kullanımlarından uzak durmak gerekiyor ve iki taraf da varsa, o iki tarafın da sözüne yer vermek, dengeyi kurmak önemli, verilere yer vermek gerekiyor haberlerde, sesi daha az duyulan insanlara haber kaynağı olarak ulaşmak yine başka bir yöntem. Diyalogu kolaylaştıran bir dille, çatışmayı anlamaya, nedenleri ortaya çıkarmaya, çözüme ve uzlaşmaya odaklı gazetecilik yapmak mümkün. Farklılıkları gözardı etmeden ortak bir zemine dikkat çekmek, olaydan çok sürece odaklanmak işe yarayabilir. Biraz genel-geçer habercilik kurallarını da sorgulamak ve sansasyonel habercilikten uzak durmak gerekiyor.</p>
<h4>&#8220;Sosyal medya ayrımcılığın da çok görünür olduğu bir platform olsa da alternatif söylemlerin yaygınlaştırılması için önemli bir araç.&#8221;</h4>
<p><strong>‘Çözüm Süreci’nde nefret söyleminin azaldığını söylüyorsunuz. Kendi adıma söyleyeyim, orada bile medya bence sorunluydu. Çünkü ‘Çözüm Süreci’nde güvercin olup savaşta &#8216;şahin&#8217; olmak bana kalırsa medyanın görevi değil. </strong></p>
<p><strong>Funda:</strong> Ama medya tek başına sorumlu değil, yalnızca medyaya ait bir dil de değil, toplumsal bir şeyden bahsediyoruz ve bu bizim aramızda da öyle olabilir, internette de öyle olabilir. Medya bunun bir yansıması sadece Bu söylemin kökleri toplumsal hayattan besleniyor. Söylem dediğimiz şey hem ideolojilerden besleniyor, ideolojilere göre şekilleniyor; hem de ideolojilerimizi belirliyor ya da değiştiriyor; egemen söylem de medyaya tabii ki yansıyor.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Kesinlikle ama bunun şöyle bir tarafı var işte, medyayı niye değiştirmeye çalışıyoruz çünkü hitap ettiği kitleyi az da olsa değiştirme potansiyeli var.</p>
<p><strong>Medyayı hatalarını, nefret söylemini göstererek mi değiştirmeye çalışıyorsunuz bir anlamda? </strong></p>
<figure id="attachment_20785" aria-describedby="caption-attachment-20785" style="width: 275px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-20785" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/12/2017-11-26-PHOTO-00000008.jpg" alt="" width="275" height="206" /><figcaption id="caption-attachment-20785" class="wp-caption-text">‘Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi’ proje ekibi.</figcaption></figure>
<p><strong>Funda:</strong> Yani bu tek mücadele alanı değil zaten, çok özel bir noktaya odaklanan bir proje, bunun farklı farklı ayakları var. Zaten medyadaki tek sorunlu durum nefret söyleminin kullanılıyor olması da değil, bu şekilde her şeye yetişemiyorsunuz, başka alanlarda da başkaları mücadele ediyor. Ama biz aynı zamanda bu tartışmayı mümkün olduğunca yaygınlaştırmaya veya mücadele alanını genişletmeye çalışıyoruz: Sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanmaya çalışıyoruz; paneller, haber tartışma atölyeleri düzenleyerek, gönüllülük programlarıyla ve üniversitelerle yaptığımız iş birlikleriyle daha geniş kitlere ulaşmaya çalışıyoruz. Proje kapsamında hazırlanan, üniversiteler için geliştirilmiş ve medya ve ayrımcılık odaklı ders programını yaygınlaştırmak amacıyla üniversiteleri ziyaret ediyoruz. Sosyal medyanın gücünün de farkına varmak önemli mücadele için. Sosyal medya ayrımcılığın da çok görünür olduğu bir platform olsa da alternatif söylemlerin yaygınlaştırılması için önemli bir araç.</p>
<h4>&#8220;Mesela “Suriyeli iki kişi saldırmış” gibi bir haber. Haberini veriyor, gidiyor mahalleliyle konuşuyor ama ne haberde bahsedilen Suriyelilerle konuşmuş ne de onun oradaki ailesiyle konuşmuş, böyle bir kaygı yok çünkü. Tarafı her zaman belli.&#8221;</h4>
<p><strong>Onun dışında ne gibi metotlar izlenilebilir medyada nefret söyleminin son bulması için?</strong></p>
<p><strong>Gamze:</strong> Bir kere farkındalık olması lazım, böyle bir farkındalık yok.</p>
<p><strong>Farkındalık..</strong></p>
<p><strong>Gamze:</strong> Medyanın bunu bir sorumluk olarak görmesi lazım haberi verirken. Mesela “Suriyeli iki kişi saldırmış” gibi bir haber. Haberini veriyor, gidiyor mahalleliyle konuşuyor ama ne haberde bahsedilen Suriyelilerle konuşmuş ne de onun oradaki ailesiyle konuşmuş, böyle bir kaygı yok çünkü. Tarafı her zaman belli.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Orada da şöyle bir şeye dikkat etmek zorunda; birilerinin hayatını tehlikeye atıyor mu? O insanın değil ama öbür Suriyelinin hayatını tehlikeye atıyor… Hani Suriyelilerin Türkiye’de yaşamasını da istemiyor olabilir ve bunu savunuyor olabilir. Ama şimdi bunu “çok kötü bir şekilde alındılar, çok kötü koşullarda yaşıyorlar, bizim de hayat kalitemiz bozuluyor” diye gerekçelendirmek var, daha çözümsel yani bunu da sorunlu bulurum ama bir de işte “bunların hepsi zaten hırsız, uğursuz, katil, işte hani atmazsak anamıza bacımıza bilmem vs. yapacaklar”, bu başka, daha tehlikeli bir şey.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Sorunların kaynağını bir kimliğe indirgemek orada sorun oluyor. Hani devletin politikasını eleştirebilirsin, tabi onu eleştirirken de nasıl eleştirdiğin önemli ama onu bir topluma mal edemezsin çünkü bir bütünden bahsedemiyoruz, Türklerden de bahsederken Ermenilerden de bahsederken genellemelerden mümkün olduğunca kaçınmak gerekiyor. Gazeteciliğin temelinde hızlı olmak yatıyor belki ama o haberi yazarken, yayınlarken bir kere daha durup düşünmek gerek, bu haber kimlere ulaşacak ve kimlere zarar verebilir diye.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Evet mesela yollardan biri bu.</p>
<p><strong>Peki bu konuda sivil topluma nasıl bir rol düşüyor?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> İşte böyle bir rol, yani LGBTİ dernekler kendi açılarından bakıyor buna çünkü mesela herkes duyarlı olduğu kısımdan, başka bir taraftan ele alabilir. Herkes de her şeyi aynı şekilde göremeyebiliyor.</p>
<p><strong>Gamze:</strong> Evet o yüzden bir araya gelmeye, iletişimi güçlendiren atölyeler yapmaya, hak temelli habercilik yapanlarla iletişim içinde olmaya çalışıyoruz. Sürekli, sistematik bir çaba olmak zorunda.</p>
<p><strong>İletişim içinde  olarak&#8230;</strong></p>
<p><strong>Funda</strong>: İlişkiye geçerek bunu çözmeye çalışıyoruz daha çok, öğrencilerle, akademisyenlerle, gazetecilerle.</p>
<p><strong>İdil:</strong> Medyayla ilişkiye geçmek de çok önemli bunun da çeşitli yolları var. Çünkü bu bir politika olmadığı için kişisel ilişkilerle bir şeyler değiştirilmeye çalışılıyor.</p>
<h4>&#8220;Bazı konular hakkında bazı kurumlarla bir araya gelmek çok güç ama olmayacak diye bir kaide de yok. Mesela LGBTİ’lerle ilgili bir toplantıda bir araya gelemiyorsan, Suriyeli mültecilerle ilgili bir toplantıda gelebilirsin. Ortak dertler, ortak bir zemin bulmaya çalışmak gerekiyor.&#8221;</h4>
<p><strong>Bu sivil toplumda nasıl olabilir?</strong></p>
<p><strong>İdil</strong>: İşte sivil toplum bunu görüyor bunu yapıyor.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Yani oradaki boşluğu kapatıyor aslında sivil toplum. Bir yandan alternatif olduğunu da gösterebilmek gerekiyor, bu yüzden olumsuz örneklerin yanında olumluları da göstermek, yaygınlaştırmak önemli. Bazen insanlar gerçekten nasıl olabileceğini bilmiyor çünkü, o kadar alışmışız ki bazı kalıplara.</p>
<p><strong>İdil.</strong> Kendi haberini yapıyor, yayınlıyor.</p>
<p><strong>Funda:</strong> Mesela bunun eğitimi, üniversitelerde ya da liselerde vesaire verilmesi gerekirken, biz de insan haklarına saygılı bir dilin gelişmesi için paneller veya işte haber tartışma atölyeleri düzenliyoruz, üniversitelere gidiyoruz, konferanslarda veya derslerde derdimizi anlatıyoruz. Orada bir boşluğu doldurmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince.</p>
<p><strong>İHH ile KAOSGL  ya da Pembe Hayat nasıl bir araya getirebilir ?</strong></p>
<p><strong>İdil:</strong> Geliyorlar. Yani özellikle reddetmiyorlarsa mesela daha doğrusu bu da bir süreç olarak gelişiyor. Başta diyelim ki reddediyorlar. “Onların olduğu toplantıya biz gelmeyiz” gibisinden. Ama siz sürekli o alanda varsanız o zaman bir noktadan sonra reddedebileceği bir şey olmuyor. Mecburen birlikte çalışmak zorunda kalıyor. Şahane mi geçiyor? Geçmiyor. Ya da her çalışmayı yapıyorlar mı? Yapmıyorlar. Ama hakikaten 90’lardan bugüne o etkileşim daha da arttı. Bazıları var ki zaten kemikleşmiş. Orada dediğim gibi rasyonalite olmadığı için onun gerekçesini de anlamanız mümkün değil. O asla olmayacak. Ona asla ulaşamayacaksınız, değemeyeceksiniz.  O zaman niye enerjimi buna harcayayım!</p>
<p><strong>Funda:</strong> Bazı konular hakkında bazı kurumlarla bir araya gelmek çok güç ama olmayacak diye bir kaide de yok. Mesela LGBTİ’lerle ilgili bir toplantıda bir araya gelemiyorsan, Suriyeli mültecilerle ilgili bir toplantıda gelebilirsin. Ortak dertler, ortak bir zemin bulmaya çalışmak gerekiyor. Bir noktadan sonra, küçük küçük adımlarla o zemini genişletmek de mümkün.</p>
<p>*<a href="https://seninmedyan.org/2017/06/11/mersinde-onur-yuruyusune-saldiri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ana görsel:</a> Mersin 7 Renk LGBTİ+ Derneği tarafından bu yıl (2017) üçüncüsü düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne başka bir sivil toplum örgütüne mensup kişiler saldırdı. O esnada çekilen bir kare.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/18/sivil-toplum-nefret-soyleminden-azade-mi/">Sivil toplum, nefret söyleminden azade mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 09:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Eğitim Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Bir Sen Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ENSAR Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Çocuk Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Yayma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNDER İmam Hatipliler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SABANCI VAKFI TOPLUMSAL GELİŞME HİBE PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[seta]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Ayrımcılık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRGEV]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gençlik Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17463</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221; “İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır&#8221;</strong></p>
<p>“İnsanlık tüm ulusların üstündedir.”  Bu yazı İstanbul’un iyi okullarından birinde büyük bir duvar görseli olarak karşıma çıktı. Sonrasında, aynı yazının Boğaziçi Üniversitesi’nin içinde Bebek’e inen yokuşta, taştan bir bankın üzerinde de yazdığını öğrendim. Bu güçlü ifade, bana, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı sonrasında Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelen ulusların ortak olarak İnsan Hakları Beyannamesi üzerinde anlaşmasını hatırlattı. Bu ortak beyanname üzerinde yıllar içinde inşa edilen uluslararası insan hakları çerçevesi, ulusların tüm insanlık adına gerçekleştirdiği çok değerli bir kazanım oldu. Türkiye ise ilk yıllarından bu yana uluslararası insan hakları çerçevesinin içindeydi ve özellikle Avrupa Birliği’ne (AB) adaylık sürecinde ulusal mevzuatını iyileştirdi, kamu kurumlarının kapasitesine yatırım yaptı ve insan hakları alanında uluslararası saygınlığını artırdı. Hiç kuşkusuz ki, ülkemizdeki insan hakları savunucularının 1980 darbesine ve artçı sarsıntılarına da göğüs gerdikten sonra verdikleri mücadele, demokrasi ve hak kazanımlarında çok etkili oldu. <strong>Buradan, ülkemizin hak mücadelesinde emeği geçen ve bu yolda bedel ödeyen herkese saygı ve minnetimi iletiyorum.</strong></p>
<p><span id="more-17463"></span></p>
<p>Türkiye’de insan hakları alanında ve demokratikleşme yolunda sağlanan iyileşme hukukun üstünlüğünün kuvvetlenmesiyle beraber gerçekleşti ve sivil toplumun da güçlenebileceği bir alanın oluşmasına katkıda bulundu. Aralık 1999’da AB adaylığımızın resmileşmesi, Ekim 2005’te müzakerelerin başlaması, askerin 27 Nisan 2007 muhtırasının etkisiz bırakılması ve sonrasında sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle devam eden süreçte, Türkiye’de rejim sivilleşirken sivil toplum da güçleniyordu. 2007 yılını referans aldığımda sivil toplum alanındaki güç dengesinin henüz arkasında özel sermaye desteği olan ve ana akım konulara odaklanan (çocuk, eğitim, sağlık, sanat) seküler Türkler lehine olduğunu, bunun da o kitlenin geçmişten taşıdığı avantajlardan dolayı oluştuğunu düşünüyorum. İslami, Alevi, Kürt, Roman, LGBTİ, engelli birey ve kitlelerin ve örneğin çevre alanındaki girişimlerin sivil toplum yapılanmaları ise Avrupa Birliği adaylık sürecindeki demokratik reformlar ve demokratik normalleşmeyle beraber yavaş yavaş güçleniyordu.</p>
<p><strong>Sivil toplumun -kısa süreli- kapsayıcı şekilde güçlenmesi </strong></p>
<p>2008 &#8211; 2011 arasında yaşadığımız olaylarla (örneğin Ergenekon ve Balyoz davaları) hukukun üstünlüğüne ve adalete ciddi bir gölge düşerken, demokratikleşme de sekteye uğradı. Sivil toplum açısından kötü ve iyinin beraber gerçekleştiğine tanıklık ettik. Kötü olan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi seküler sivil toplum kuruluşlarının haksız suçlamalar altında kalması ve hak ihlallerine uğramasıydı. İyi olan ise sivil toplumdaki güçlenmenin daha kapsayıcı bir hal almasıydı: Muhafazakar insani yardım hareketleri (örneğin <a href="https://www.ihh.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsani Yardım Vakfı),</a> büyümeye, kuvvetli kurumsal yapılar oluşturmaya ve uluslararası faaliyetlere başladı; muhafazakar ve Kürt düşünce kuruluşlarının (örneğin <a href="http://setav.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">SETA</a> ve <a href="http://disa.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">DİSA</a>) görünürlüğü arttı ve yenileri kuruldu; Aleviler, Romanlar, engelliler, LGBTİ ve diğer hak ihlali yaşayan grupların aktivizm ve savunuculuk çalışmaları güçlendi (örneğin <a href="http://www.sifirayrimcilik.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sıfır Ayrımcılık Derneği</a>) ve daha çok görünürlük kazandı; kolektif çalışmalar arttı ve farklı birey ve gruplara yönelik ayrımcılık odağa alındı (örneğin <a href="http://tarihvakfi.org.tr/HaberDetay/turkiyeegitimsistemindeayrimcilikraporuaciklandi!/4054" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’de Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi Projesi</a>); yerel girişimler güç kazandı; ve sivil topluma yönelik fon ve desteklerde (örneğin <a href="http://www.sabancivakfi.org/tr/sosyal-degisim/acik-cagrili-hibe-programi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı</a>) çeşitlenme ve artış oldu. Bu kapsayıcı gelişme, “bir dönem için” sivil toplumun çoğulcu bir çerçevede güçlenmesini sağladığından çok değerliydi.</p>
<p>Temmuz 2011 seçimleri sivil toplum alanında yaşadığımız kapsayıcı ve olumlu gelişmede olumsuz bir dönüm noktası oldu. O “bir dönem” için daha eşit bir dengeye oturan fırsat avantajı hızlı bir şekilde iktidara yakın sivil toplum kuruluşları lehine dönüştü ve bu kuruluşlar genişlemek ve gelişmek için çok elverişli bir ortama sahip oldu. Seçimlerin ardından iktidarın söylem ve politikalarına yansıyan kültürel ideoloji hızlı şekilde kamunun uygulamalarına yansıdı. Bu değişim özellikle “dindar nesil” söylemi sonrasında eğitimde çok görünür bir şekilde gerçekleşti. Kamuoyu nezdinde <a href="http://www.mebpersonel.com/meb/egitim-gonullusu-stklardan-bakan-avciya-ziyaret-h189253.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ön plana çıkan</a> kurumlara bakıldığında <a href="http://www.ensar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ENSAR Vakfı</a>, <a href="http://www.iyc.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlim Yayma Cemiyeti</a>, <a href="http://www.onder.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ÖNDER İmam Hatipliler Derneği</a>, <a href="http://imh.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsan ve Medeniyet Hareketi</a>, <a href="http://www.tugva.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Gençlik Vakfı</a> ve <a href="http://www.turgev.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">TÜRGEV</a> gibi sivil toplum kuruluşları çok hızlı büyüyorlar, Türkiye’nin eğitim tarihinde eşi az görülmüş bir lobi gücüne sahipler ve okullardaki öğrencilere diğer kurumlara göre çok daha rahat erişiyorlar (en yakın örneği için <a href="http://www.hurriyet.com.tr/mebden-ensar-protokolu-40534320" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bu habere</a> bakabilirsiniz). Bu kurumların arasında bir kamu vakfı olan <a href="http://www.diyanetvakfi.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye Diyanet Vakfı</a> da var.  Öte yandan sendikalar arasında üye sayısı hızla artan <a href="http://www.ebs.org.tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Bir Sen</a> örneğinde görülebileceği gibi genişlemeyi izleyen süreçte gelişmeye de iyi bir örnek oluşturan nitelikli AR-GE (örneğin <a href="http://www.ebs.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/egitim_izleme_raporu.pdf.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitime Bakış 2016</a>) ve iletişim çalışmaları son zamanlarda sık sık karşımıza çıkıyor. Eğitim-Bir Sen’in savunusunu ve lobisini yaptığı fikirler MEB nezdinde etkili oluyor.</p>
<p><strong>Tarih gücün hareketinin hikayesidir*</strong></p>
<p>İktidara yakın muhafazakar sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesini sivil toplum kapsayıcılığı adına bir kazanç olarak ve bu gücüyle kamuya nüfuzunun artmasını olağan görmek mümkün. İzleyebildiğim kadarıyla birçok ülkede (örneğin ABD, Almanya, Gürcistan, Hırvatistan, İngiltere, Sırbistan) iktidardaki ideolojiye yakın sivil toplum kuruluşları benzer bir “etki ve erişim” ayrıcalığı yaşarlar; bu dönemsel ayrıcalıklar kamu-sivil toplum etkileşiminin doğasında vardır. Ayrıca, Eğitim-Bir Sen örneğinde görüldüğü gibi ideolojik fikrin artık kanıtla buluşmuş hali, veri temelli tartışmalar için önemlidir. Ancak, söz konusu ayrıcalıklar ülkemizde o kadar dengesiz ve anti-demokratik bir yere geldi ki bu tür bir değerlendirme artık havada kalıyor. Sivil toplumda bir kesim iktidara yakın durmanın sonucu olarak böylesine bir ayrıcalığa sahipken, devletin diğerleri üzerindeki baskısı hem Türkiye’nin geride bıraktığını umduğumuz zayıf demokrasi günlerini hatırlatıyor hem de benzer politikalar bugün ancak otoriter rejimlerde (örneğin Azerbaycan ve Rusya’da) görülüyor. Eğer bir sendika (Eğitim-Bir Sen) güçlenir ve büyürken diğeri (<a href="http://egitimsen.org.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim-Sen</a>) baskı altında varoluş mücadelesi veriyorsa, okullar iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarına açık kapı politikası uygularken diğer kuruluşlar etkisizleştiriliyorsa, bürokrasi sivil toplumu “bizden ve bizden olmayanlar” diye ayırmaya başladıysa, burada iktidara yakın sivil toplumun GONGO’lara (kamu tarafından organize edilen ve desteklenen sivil toplum kuruluşları için kullanılan İngilizce kısaltma) dönüşmekte olduğunu görme zamanı gelmiş demektir.</p>
<p>Özellikle muhalif sivil toplum üzerindeki baskıların insan hakları alanına sıçraması ideolojik duruşumuz ve iktidarla ilişkimiz ne olursa olsun hepimiz için üzerinde -en azından- düşünmemiz gereken yeni bir eşiktir. Ne yazık ki geçtiğimiz bir yıldır adaletin tartısının iyice bozulduğuna tanıklık ediyoruz. Türkiye’de çocuk hakları savunuculuğu yapan yetkin ve kapsayıcı Gündem Çocuk Derneği gibi bir kurumun OHAL kapsamında hiçbir hukuk süreci işletilmeden kapatılması, çocuk hakları savunucuları arkadaşlarımıza yapılan bu adaletsiz müdahale hepimizin vicdanında bir yara bırakmış olmalı. Son olarak insan hakları savunucularının tutuklanması karşısında ise ülkemiz yeni bir dibi gördü. Bu ülkenin tarihinde kimliği ve görüşü ne olursa olsun herkes için hak mücadelesi yapmış insanlar ile “terörist” ifadesinin aynı cümle içinde anılmasına kalbimiz acıyarak hayret ediyoruz. Geldiğimiz noktada, yıllar içinde kolektif olarak inşa ettiğimize kendimizi inandırdığımız “Türkiye’nin başarı hikayesi,” onu taşıyan temel sütunlar olan insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme kazanımlarıyla beraber çöküyor.</p>
<p><strong>İnsan hakları tüm farklılıklarımızı kapsar</strong></p>
<p>Böyle bir dönemde <a href="https://www.sivilsayfalar.org/"><strong>Sivil</strong></a> <a href="https://www.sivilsayfalar.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Sayfalar</strong></a>’da yazmanın ruh hali bir garip oluyor. Bir yandan her geçen gün artan bir iç sıkıntısı var, diğer yandan son yazımda değindiğim gibi “hepimizin olaylar karşısında yaşadığımız duygusal iniş çıkışları kontrol edip, gidişatı değiştirmek için olayları anlamlandırmaya, çağın gereksinimlerine uygun düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız” olduğuna inanıyorum. Bunlar birbirlerini dışlamıyor, sadece duygularımızı yaşarken içgüdülerimizi dinlemeyi ve aklımızı yapıcı olarak kullanmayı öneriyorum. Buradan bakınca, tüm olumsuzluklara rağmen ülkemizdeki sivil toplum mücadelesine güvenim ve inancım tam, çünkü bunun örneklerini de görüyorum ve <a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/batuhan-aydagul/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sivil Sayfalar’da</a> yazıyorum.</p>
<p>Umuyorum ki, iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarındaki yurttaşlarımız da zamanında bir kesim seküler Türklerin sahip olduğu orantısız güce şimdi onların sahip olduklarının farkındalardır ve yakın tarihin bize bunun güçlü bir demokrasi ve sürdürülebilir bir rejim adına sağlıklı olmadığını öğrettiğini hatırlıyorlardır. İçinde bulunduğumuz koşullarda bunu yüksek sesle söyleyemeseler bile en azından bu olumsuz durumun farkında olanlarla konuşalım, dertleşelim, elimizden geldiği kadar sivil köprüleri tutmaya gayret edelim. Tarih boyunca gücün ve iktidarın el değiştirdiğini bilerek o değişimlerde daha güçlü durabilecek bir sivil toplum omurgası inşa edelim.  Bugün, dünyanın farklı milletlerinden ulusların kendileri üstünde bir insan hakları rejimi kurabildiğini hiç unutmadan, aynı vatanda yaşayan ve sivil toplum kuruluşlarında farklı görüşlerle, gönlümüzle çalışan insanlar olarak, din, dil, ırk, renk, bedensel farklıklık vb. ayırt etmeden, herkes için var olan insan haklarına ve o hakların savunucularına sahip çıkma günü. Ülkenin tam ortasında yıllardır sürekli kırılarak toplumsal trajedilere yol açan fay hattının tamiri başka türlü mümkün olmayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Joshua Cooper Ramo, <a href="https://books.google.com.tr/books/about/The_Seventh_Sense.html?id=Vw0rjgEACAAJ&amp;source=kp_cover&amp;redir_esc=y"><em>Seventh Sense</em></a> kitabından</p>
<p>Ana görsel AK Parti&#8217;nin <a href="https://www.akparti.org.tr/site/haberler/sivil-toplum-kuruluslari-ile-is-birligini-gelistirmek-amaciyla-yeni-bir-sis/87976#1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sayfasından</a> alınmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/07/insan-haklarini-savunmanin-savunanin-yaninda-durmanin-erdemi/">İnsan Haklarını Savunmanın, Savunanın Yanında Durmanın Erdemi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
