<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HES arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/hes/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hes/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:42:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>HES arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/hes/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emet Değirmenci]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2021 08:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen]]></category>
		<category><![CDATA[ekofeminizm]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[İkizköy]]></category>
		<category><![CDATA[kadın mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[termik santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=74420</guid>

					<description><![CDATA[<p>HES’lere karşı mücadeleden madenlere karşı mücadeleye kadar kısmen kentte yaşayıp da hala kırsalla bağlantısı olan doğa savunucularının çoğu kadındır. Ekmek teknelerinin tahrip olmakta olduğunu çabucak görürler ve eve sahip çıkma ihtiyacı duyarlar. Ancak bu durum o hareketleri kadın hareketi yapar mı? Bence büyük bir soru işareti var burada.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/">Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadının dik durması ya da kadınların dik durması neye bağlıdır?</p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkizköy&#8217;de Akbelen ormanının kesilerek termik santral için altından kömür çıkarılmasına direnen köylüler durumun tarafsız bir gözle irdelenmesi için yargıya başvurmuşlardı. 7 Eylül&#8217;de yol kenarında keşif heyetini bekleyenler arasındaydım. Keşifçiler yöre halkını ve avukatlarını hiçe sayarak hızla alana doğru ilerleyince Neşe Işık’ın simşek gibi aramızdan ayrılıp keşif heyetine ulaşmak için koşmasındaki kararlılığı görecektiniz… Aylardır keşif heyetindeki bilim insanları ve hakimin yörenin flora ve faunası, arkeolojik değerleri ve köylünün geçim kaynakları vb gelecekteki olası etkilerine tarafsız gözle bakmasını bekleniyordu.  Ne yazık ki ilerleyen zamanlarda keşif başlangıcı kadar sürecin de sağlıksız ilerlediği duyumlarını aldık. Avukatlar ve yöreye uzun yıllar emek vermiş çevre mühendisi arkadaşımıza aşağılayıcı ve küçük düşürücü söylemler bir hakim ağzından sarf edilmiş durumdaydı. Oysa yaşam alanı savunucuları o hakimin ve ailesinin ve hatta torunlarının dahi geleceğini savunuyorlardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son 20 yıldır birçok ülkenin gerek küresel iklim değişimi nedeniyle gerekse hava kalitesinin canlı sağlığına etkileri nedeniyle termik santraller miladını doldurmuş olarak ilan edildi ve tarihin çöplüğüne karıştı. Rüzgar haritalarına göre Muğla yöresindeki termik santrallerin Mısır&#8217;da dahi partikül zehirlenmesine  yol açtığı tespit edilmiş durumda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkizköy&#8217;deki direnişte köylü Neşe Işık arkadaşımızın yüzündeki ışık da bu sağduyunun bilgileriyle donanmış olmasından olmalı… O gerçeğe dayalı bilgiye susamışlığı onun hep dik durmasını sağlıyor olmalı. Çünkü hakikat insanı dik tutar! </span></p>
<h5><b>Bugünlerde Dünyanın Başka Yerlerinde Dik Duran Kadınlar</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 20 yıldır ABD işgalinde olan Afganistan&#8217;dan Ağustos ayında Joan Bieden yönetimiyle askeri gücün geri çekilme anonsu yapıldı. Atakta bekleyen Taliban nedeniyle Afganistan halkının ve özellikle kadınların yaşamı alt üst olmuştu. Can güvenlikleri, günlük yaşamları ve kısacası gelecekleri karartıldı. Bu elbette beklenen bir şeydi&#8230; Ancak belki çoğumuz hala dünya kamuoyundan ümitsizce bir mucize bekliyorduk… Ancak Taliban rejiminden kaçmaya çalışanlar kadar ülkede kalıp direnmeyi seçen  kadınların ayağa kalkıp dik durması uzun sürmedi. Kaotik bir durum olsa da sadece Pencir bölgesinde değil, başka bölgelerden de gelen haberler kadınların artık ortadoğuda patriyarkanın köklerini söküp atma kararlığının fısıltısını duyuruyordu. Daha önce Suriye&#8217;de ISIS gibi Taliban&#8217;ın da namus adı altında önce kadın vücudu ve ruh bütünlüğünü hedef aldığını biliyoruz.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortadoğu coğrafyası dünyada patriyarkanın en güçlü olduğu bölgelerden biri. Dolayısıyla bu duruma en köklü yanıt veren Rojawa&#8217;da olduğu gibi yine kadın örgütlenmeleri olacağa benziyor. Kadın örgütleri bölgeden uzaklaşmak isteyenlere destek olunabilir ama aslolan orada kalıp bir özgürlük alanı yaratmaktır diyor. </span></p>
<h5><b>Ekolojk Harekette Dik Duran Kadınlarda Ne Eksik?</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırsalda üretici kadınlar genelde biriktirmeye yönelik değil, geçimlik ekonomilerden yana oldukları tarımın ortaya çıkmasından bu yana neredeyse değişmemiştir. Çünkü biriktirmenin kaynağı doğayı fazla kullanmak ve tüketmeye giden yola hizmet ettiklerini bilirler. Dolayısıyla böylesi kadınlar doğaya yalnızca bir gıda sepeti olarak değil, aynı zamanda her bir meyvede ve çekirdekte o gıdanın yetiştiği dünyayı görürler.  Başka bir deyişle doğaya bir kaynak deposu olarak değil, bir ekosistem bütünlüğü orman ya da sulak alan bütünlüğü olarak bakarlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu bağlamda HES’lere karşı mücadeleden madenlere karşı mücadeleye kadar kısmen kentte yaşayıp da hala kırsalla bağlantısı olan  doğa savunucularının çoğu kadındır. Ekmek teknelerinin tahrip olmakta olduğunu çabucak görürler ve eve sahip çıkma ihtiyacı duyarlar. Ancak bu durum o hareketleri kadın hareketi yapar mı? Bence büyük bir soru işareti var burada&#8230; Biraz daha açmaya çalışırsak; Daha önce köy merkezinde erkeklerin köy meydanı olan kamusal alanda vücudunu küçülterek ve utanarak oradan geçen kadın, yaşam savunuculuğuna soyununca kamusal alanda bilinçsiz de olsa beden diliyle erkek kadar genleşme ihtiyacı duyar. Güvenli duruşu hakikatin yanında olduğundandır. Medya önünde dahi erkeğe göre daha da dik durması bundandır. Çünkü kamusal alanda söz söylemeyi belki de ilk kez keşfetmiştir ve hatta yılların ezilmişliğine genleri meydan okumak ister. Bunu İkizköy&#8217;de Akbelen orman savunmasında gördüğümüz gibi Rize&#8217;de taş ocağına karşı çıkan İkizkdere kadınlarında da görmekteyiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak patriyarkanın diliyle ‘ata toprağını korumak’, ‘dede topraklarının savunmasın’dan söz ederken hem erkekleşerek militarist dille karşısında duran gücü sindirmeyi amaçlayan kadın aynı zamanda patriyarkal dili perçinlediğinin acaba farkında mıdır? O halde bu hareketler içinde kadına gerçek anlamda kalıcı özgürlük alanı nasıl yaratabilir? Bu noktada yaşam savunuculuğunda kültürün önemli bir parçası olan dilin ne kadar önemli olduğuna değinmek isterim. İlmek ilmek yeni bir direniş kültürü örülecekse kadına kalıcı özgürlük alanları kazandırmak önemli olmalı. Bu da ancak ekofeminist politikayla olur. Yoksa yöresindeki hareketler sönümlendiğinde kadınlar o zamanları yalnızca bir anı niteliğinde hafızaların bir köşesinde tanırlar.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonuç olarak ekofeminist politika öz olarak yaşam savunuculuğuna dayanır. Tabiatı itibariyle tüketime, doğanın materyal olarak görülmesine kısacası kapitalizme karşıdır. Ekofeminizmin tarihine baktığımızda kadınlar yaşam alanlarına (özellikle ormansızlaştırma kapsamında) 18 YY&#8217;da İndus Vadisi&#8217;nde kralın tahakkümüne karşı çıkmaya ve sonra da 1970’lerde Hindistan&#8217;daki </span><i><span style="font-weight: 400;">Chipco</span></i><span style="font-weight: 400;"> hareketine kadar uzanır. O halde bize düşen yaşam savunucusu kadınların feminist politikada nasıl yer alabilecekleri üzerine düşünmemizdir..</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yazıyı tüm yaşam savunucusu kadınlara adıyorum.</span></i></p>
<p><em>Görsel: Getty Images</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/09/17/yasam-savunuculugundan-ekofeminizme/">Yaşam Savunuculuğundan Ekofeminizme&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HES’lerin Neden Olduğu Ekolojik Tahribatın Raporu: “Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/heslerin-neden-oldugu-ekolojik-tahribatin-raporu-melet-butunlesik-havza-yikimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurcan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2020 06:21:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Mekanda Adalet Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[mekanda adalet derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ordu Çevre Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[sel felaketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mekanda Adalet Derneği ve Ordu Çevre Derneği üyelerinden oluşan bir grup, üç gün boyunca Ordu’nun en uzun nehri olan Melet’i yürüyerek, HES’lerin neden olduğu ekolojik tahribatın kaydını tuttu. ‘Çevresel Adalet Yürüyüşü’ adıyla tamamladıkları saha gezisi ‘Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı’ adıyla bir rapora dönüştürüldü. Raporu hazırlayanlardan Sinan Erensü, “Sel felaketlerinin ardında kötü tasarlanmış HES’ler olabilir derken, avukat Alp Tekin Ocak ise Melet Havzası’nda projelendirilmiş 8 adet HES’in hepsinde ‘Acele Kamulaştırma’ uygulandığına dikkat çekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/heslerin-neden-oldugu-ekolojik-tahribatin-raporu-melet-butunlesik-havza-yikimi/">HES’lerin Neden Olduğu Ekolojik Tahribatın Raporu: &lt;br&gt;“Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta Giresun&#8217;da meydana gelen sel felaketi, HES’lerin (Hidroelektrik Santral) neden olduğu bir ekolojik tahribat tartışmalarını da beraberinde getirdi. Devlet Su İşleri’nin 2018 yılı verilerine göre Türkiye’de işletme halinde 644 adet HES bulunuyor. Yıllık üretilen elektriğin %20’si HES’lerden elde ediliyor. Sadece Karadeniz Bölgesi’nde 38 adet HES var ve 7 tanesinin de yapımına devam ediliyor. Yenilenebilir enerji kaynağı statüsünde olan HES’lerin heyelan ve sel felaketlerine sebep olduğu yönünde tartışmalar devam ederken, çevreci sivil toplum örgütleri ve aktivistleri tarafından sıklıkla gündeme getirilen HES’lerin kuruldukları bölgeyi nasıl etkilediğini araştırdık.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-57311" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto1-640x380.png" alt="heslerin getirdigi tahribat" width="440" height="262" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto1-640x380.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto1-1024x609.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto1.png 1159w" sizes="(max-width: 440px) 100vw, 440px" /></strong><strong>HES</strong><strong>’</strong><strong>lerin Neden Olduğu Ekolojik Tahribat..</strong></p>
<p><strong> </strong>MAD (Mekanda Adalet Derneği) ve ORÇEV (Ordu Çevre Derneği) üyeleri, 2018’in Temmuz ayında “çevresel adalet yürüyüşü” adını verdikleri ve Ordu sahilinden başlayıp Melet Havzası boyunca suyun izini sürdükleri bir saha gezisi gerçekleştirmişlerdi. Hukukçular, gazeteciler, şehir plancıları, mimarlar, sosyal bilimciler, belgesel sinemacı ve doğa korumacılarından oluşan ekip, üç gün boyunca Ordu’nun en uzun nehri olan Melet’i yürüyerek, HES’lerin neden olduğu ekolojik tahribatın kaydını tutmuştu. Bu yürüyüş sonunda ortaya çıkan &#8220;<a href="https://issuu.com/mekandaadalet/docs/melet_son">Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı</a>&#8221; isimli rapor; Giresun’da yaşanan sel felaketi gibi hadiselerin meydana geliş nedenlerini ortaya koyması ve tehlikeyi işaret etmesi açısından önem taşıyor.  Raporu hazırlayan Sinan Erensü, HES’lerin çevresel etkilerini,  Alp Tekin Ocak da çevre mücadelesinin hukuki boyutunu Sivil Sayfalar için değerlendirdi.</p>
<figure id="attachment_57312" aria-describedby="caption-attachment-57312" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" class="wp-image-57312" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Sinan_Erensü-640x528.jpg" alt="heslerin neden olduğu tahribat giresun" width="360" height="297" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Sinan_Erensü-640x528.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Sinan_Erensü-1280x1056.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Sinan_Erensü-1024x845.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Sinan_Erensü.jpg 1505w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-57312" class="wp-caption-text">Sinan Erensü</figcaption></figure>
<p><strong>“Sel Felaketlerinin Ardında K</strong><strong>ö</strong><strong>tü Tasarlanmış HES&#8217;ler Olabilir”</strong></p>
<p><strong> </strong>‘Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı’ raporunda, HES’lerin bulunduğu coğrafyaya verdiği zararları sıralayan Sinan Erensü, yenilenebilir enerji kaynağı olan HES’lerin yerleşim yerlerinin afetlere karşı nasıl savunmasız bıraktığını ve Giresun&#8217;da yaşanan sel felaketininin nedenlerini şöyle özetledi: “HES’lerin yenilenebilir statüsü uzun süredir tartışma konusu. Sudan enerji elde etmek kömür, petrol ve doğalgaz gibi sınırlı bir kaynağı tüketmediğimiz için prensipte yenilenebilir. Ancak HES&#8217;ler, özellikle barajlı HES&#8217;ler, çok ciddi çevresel ve toplumsal sorunlara sebep olduğu, arkalarında geri dönülemez yıkımlar bıraktığı için bir süredir ayrı bir kategoride değerlendiriliyor, yenilenebilir enerji kaynakları pek çok raporda ‘HES dışı yenilenebilir&#8217; başlığı altında inceleniyor. Sel felaketlerinin ardında kötü tasarlanmış HES&#8217;ler olabilir; ama her selin HES kaynaklı olduğunu peşinen iddia etmek doğru değil. Ülkemizde HES&#8217;ler çok özensiz yapılıyor, orman alanlarını bölüyor, ağaçsızlanmaya neden oluyor, hafriyatları dere yataklarına dökülüyor. Bu bağlamda dolaylı bir etkiden belki bahsedilebilir. Ancak daha çarpıcı olan şu: son yıllarda bölge HES, maden ve yol başlıkları altında çok büyük altyapı yatırımları aldı ve bu yatırımların hiçbiri bölgenin en temel sorununa çözüm olamıyor, olmadığı gibi sellerin etkisini artırıcı yan etkileri söz konusu. Dolayısıyla ‘Bunca para, emek ve mekansal müdahale nasıl bir kalkınma yaratıyor da, en temel ihtiyaçlarımıza çare olamıyor’ diye sormak zorunda kalıyoruz.”</p>
<figure id="attachment_57313" aria-describedby="caption-attachment-57313" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-57313" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto2-640x427.jpg" alt="giresun sel felaketi heslerin sebep olduğu tahribat" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto2-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto2-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto2-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto2.jpg 1800w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-57313" class="wp-caption-text">Kaynak: M.Cevahir Akbaş</figcaption></figure>
<p><strong>“Bozulan Ekonomi Birçok HES Projesini Yapılamaz Kıldı”</strong></p>
<p><strong> </strong>Sadece Karadeniz Bölgesi’nde 38 adet HES var ve 7 tanesinin de yapımına devam ediliyor. Neden bu kadar fazla HES yapıldığı hakkında bilgi veren Erensü şunları söyledi:  “Aslında bölgeye çok daha fazlasının yapılması planlanıyordu. 2010 rakamlarına göre örneğin Rize tek başına 100&#8217;ün üstünde HES&#8217;e ev sahipliği yapacaktı. Ancak gerek toplumsal muhalefet, gerek hesaplamaların yanlış çıkması ve üstüne bozulan ekonomi birçok HES projesini yapılamaz kıldı. Bu kadar çok sayıda HES olmasının ardında birkaç sebep var. Bunların ilki, enerji üretiminin piyasaya tamamen açılmış olması. Bunun detayına inmek lazım. Özelleştirme farklı türlerde olabilir. Örneğin uzmanlar tarafından tespit edilmiş, havzanın öznel durumları göze alınarak planlanmış, hatta belki yerel katılım süreçleri de işletilmiş belli sayıda HES, özel sektörün yapması için ilana çıkarılır.”</p>
<p><strong>“HES&#8217;lerin Dere Yataklarına Verdiği Zarar G</strong><strong>ö</strong><strong>z Ardı Edildi”</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye’deki enerji üretim özelleştirmelerin tekil projelerin değil bütün bir coğrafyanın özelleştirilmesi şeklinde olduğuna dikkat çeken Erensü, HES’lerin kurulma aşamaları hakkında şu bilgileri paylaştı: “ Özel şirketler birbirinden bağımsız şekilde yüzlerce HES projesi ile DSİ’nin (Devlet Su İşleri) ve EPDK&#8217;nin (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) kapısını çaldı. Ne pahasına olursa olsun enerji üretme kapasitesini ve enerji piyasasını büyütmek isteyen devlet bu projelerin hemen hepsine onay verdi. Bu onaylar verilirken bahsi geçen derelerde su var mı, santraller birbirleriyle çakışıyor mu, bu dereler bölge halkı için ne ifade ediyor sorulmadı. HES inşaatları denetlenmedi, HES&#8217;lerin dere yataklarına ve su kalitesine verdiği zarar göz ardı edildi. Tüm bunlar yöre halkının büyük tepkisini çekti tabii. Karadeniz bölgesi enerji üretimi kamu elinde olmaya devam etseydi de büyük ihtimalle HES gerçeği ile tanışacaktı. Ancak o zaman ne bu kadar fazla HES yapılabilir, ne de siyasi irade halkın tepkisine rağmen bu kadar yıkıcı ve saldırgan olmayı göze alabilirdi diye düşünüyorum. Enerji sektörünün özelleştirilmesi, enerji üretimini diğer tüm faktörlerin üzerinde tutan bir siyasi yaklaşımın elini kolaylaştırmış oldu.”</p>
<figure id="attachment_57314" aria-describedby="caption-attachment-57314" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-57314" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sel-640x427.jpg" alt="giresun sel felaketi" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sel-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sel-1280x854.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sel-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/sel.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-57314" class="wp-caption-text">Kaynak: İHA</figcaption></figure>
<p><strong style="font-size: 16px;">“HES&#8217;lerin Selleri Düzenlediğine İnanış V</strong><strong style="font-size: 16px;">ar, B</strong><strong style="font-size: 16px;">u Doğru Değil”</strong></p>
<p><strong> </strong>Doğu Karadeniz’in zor bir coğrafya, tarihinin seller ve heyelanlarla dolu olduğuna vurgu yapan Erensü, son yıllarda sel ve heyelan yaşanma sıklığının neden arttığını şöyle açıklıyor: “Eskiden beş yılda bir ölümlü sel faciası olurken, son yıllarda her yaz mevsiminde iki-üç tane bu tarz felaket yaşanıyor maalesef. Sıklığın artışındaki sebebi ilk olarak iklim değişikliğinde aramamız gerekir. İklim değişikliği sadece sıcaklıkların artışı ve kuraklık demek değildir. İklim değişikliği ile birlikte Karadeniz ısınıyor, bunun sonucu olarak yağışlar düzensizleşiyor ve kısa sürede çok fazla yağış söz konusu olabiliyor. Tekil sel vakalarını iklim değişikliğine bağlamak güç, ancak yağış düzensizliğini ve sel vakalarındaki artışı iklim değişikliğine bağlamamak yanlış olur. Yapısal bir sorun yoksa HES doğrudan sel üretiyor demek doğru değil. Ancak HES&#8217;ler ile birlikte maden sahaları, yollar, dere ıslahları ve taş ocaklarının içinde olduğu saldırgan altyapı yatırımlarının hepsinin bölgenin aşırı iklim olayları karşısındaki kırılganlığını artırdığını, bunun da temel olarak ormansızlaşma ve dere yatakların bozulması sonucu sellerin olduğunu söyleyebiliriz. Kamuoyunda HES&#8217;lerin selleri düzenlediğine dair bir inanış var, bu doğru değil. Son olarak şu bilgiyi hatırlatmak isterim: Bu yaz başında Artvin Arhavi&#8217;de yaşanan selin bir HES&#8217;i de yuttuğunu hatırlatmak isterim.”</p>
<figure id="attachment_57315" aria-describedby="caption-attachment-57315" style="width: 360px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-57315" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Alp_Tekin_Ocak-640x457.jpg" alt="" width="360" height="257" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Alp_Tekin_Ocak-640x457.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Alp_Tekin_Ocak-1280x914.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Alp_Tekin_Ocak-1024x731.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/Alp_Tekin_Ocak.jpg 1680w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-57315" class="wp-caption-text">Ali Tekin Ocak (Foto kaynak: M.Cevahir Akbaş)</figcaption></figure>
<p><strong>“Acele Kamulaştırma Savaş Hallerinde Yürürlüğe Konulması Gereken Bir Usul”</strong></p>
<p><strong> </strong>HES’lerin kurulduğu bölgelerde vatandaşları ilgilendiren bir diğer konu ise kamulaştırma. ‘Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı’ raporunda ‘Acılı Kamulaştırma’ başlığıyla ‘Acele Kamulaştırma’ hakkında detaylı bilgi veren Av. Alp Tekin Ocak, Melet Havzası’nda projelendirilmiş 8 adet HES’in hepsinde acele kamulaştırma uygulandığına dikkat çekiyor. Ocak, kanunda yer alan kamulaştırmayla ilgili şu bilgilendirmelerde bulundu: “Kamu kurumları, kamu ihtiyaçları sebebiyle veya gerçekleştirmek istedikleri faaliyetleri yerine getirmek amacıyla özel mülkiyetteki malları satın alabiliyorlar. Buna kamulaştırma diyoruz. Kamulaştırma kanunumuzda iki türlü kamulaştırma yöntemi var. Biri olanan biri de olağanüstü yöntem. Olağan yöntemde kamulaştırma yapmak isteyen kurum, özel mülk sahibine bir komisyon vasıtasıyla belirlenen bedel üzerinden uzlaşma teklifi götürür. Uzlaşma sağlanamaması halinde Asliye Mahkemesi aracılığı ile dava açarak yapacağı keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında belirlenen bedeli peşin ödeyerek gayrimenkullerin zor alimini gerçekleştirebilir.  Acele kamulaştırma durumunda ise kişileri bilgilendirmeksizin, mülk sahibi yurttaşa haber vermeksizin bir kamu bankasında adına açtığı hesaba yatırılan bedeli yatırarak, 30 gün gibi bir sürede özel mülkün zor alımını gerçekleştirmektedir. Acele kamulaştırma savaş hallerinde yürürlüğe konulması gereken bir usul. Türkiye’de son dönem doğal gaz boru hatlarının geçirilmesi, enerji projeleri, termik santraller ve hidroelektrik santraller, havalimanı kamulaştırmaları gibi kamulaştırmalarda olağanüstü hal ve savaş dönemlerinde uygulanması gereken acele kamulaştırmanın uygulandığını görüyoruz bütün mağduriyet de buradan yola çıkıyor. Acele kamulaştırmalara karşı iptal davası açılamıyor, yurttaşlar bu davadan çok sonra haberdar oluyor ve projeler yapılmış, iş işten geçmiş oluyor.”</p>
<figure id="attachment_57316" aria-describedby="caption-attachment-57316" style="width: 360px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-57316" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto3-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto3-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto3-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto3-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/foto3.jpg 1800w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption id="caption-attachment-57316" class="wp-caption-text">Kaynak: M.Cevahir Akbaş</figcaption></figure>
<p><strong>“Çevreye Karşı Suçlarda; Önce Kirlet Sonra Öde Dönemi”</strong></p>
<p><strong> </strong>Ekolojik krizin derinleştiği ve iklim krizlerinin en önemli gündem maddelerinden biri olduğu günümüzde çevreye karşı işlenen suçların önemi her geçen gün daha da artıyor. Bu sebeple HES’ler kurulurken kesilen ağaçlar, hem bölge sakinlerinin hem de çevrecilerin büyük tepkisine yol açıyor. Konuyla ilgili olarak mevcut yasalardaki durum hakkında şu bilgi vere Ocak şöyle devam etti: “Çevreye karşı işlenen suçlar, orman kanuna muhalefet, çevrenin kasten kirletilmesi suçları, TCK 182-183. maddelerde açık bir şekilde ifade edilmiştir. Osmanlı’dan itibaren devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara karşı işlenmiş suçlar ağır biçimde cezalandırılmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca bu tutum kesintisiz bir biçimde devam etmiş halen yürürlükte olan 6831 sayılı orman kanunu ile ormanlar üzerindeki yıkıcı, zarar verici faaliyetler engellenmeye çalışılmıştır. Ta ki 2016 yılında Türk ceza Kanunu‘nun 75. maddesinde meydana gelen değişikliğe kadar. Osmanlı’dan bu yana ormanların korunmasına dair geliştirilen suç politikalarından ciddi bir geri adım atılmış üstelik aynı düzenlemeyle modern ceza hukukuna paralel şekilde gelişen bir 2004 tarihli yeni Ceza Kanunu ile suç olarak tanımlanan çevreye karşı suçların bazıları ‘Ön Ödeme Kurumu’na dahil edilmiştir. Mesela kesilen orman miktarının iki katı kadar cezayı ödediğinizde dava açılmıyor. Bu yüzden ormana karşı suçlar ormanda ağaç kesmek veya çevreyi kirletmek konusunda yaptırımlar niteliksiz kalıyor. Caydırıcı olmadığı için yaptırım mekanizması elimizden gitmiş oluyor. Dolayısıyla çevreye karşı suçlar için arzu ettiğimiz amacı ön ödeme kurumu ortadan kaldırılmazsa hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğiniz. Çevre Hukuku’ndaki ‘kirleten öder prensibi kirleten ödeyerek cezadan kurtulur’ şeklinde genişletilmiştir.”</p>
<p>Manşet Foto Kaynak: İHA</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/27/heslerin-neden-oldugu-ekolojik-tahribatin-raporu-melet-butunlesik-havza-yikimi/">HES’lerin Neden Olduğu Ekolojik Tahribatın Raporu: &lt;br&gt;“Melet: Bütünleşik Havza Yıkımı”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğaseverlerden Dersim’deki Yerel Yönetimlere Çağrı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/dogaseverlerden-dersimdeki-yerel-yonetimlere-cagri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 07:24:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi, Dersim`in doğasının korunması için yerel yönetimlere çağrıda bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/dogaseverlerden-dersimdeki-yerel-yonetimlere-cagri/">Doğaseverlerden Dersim’deki Yerel Yönetimlere Çağrı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi<span style="font-weight: 400;">, baraj, HES ve maden projelerinin tehdidi altındaki Dersim&#8217;de doğasının korunması için yerel yönetimleri sorumluluk almaya çağırdı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni seçilen belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri ile muhtarlara çağrıda bulunan Dersim Kültürel ve Doğal Mirası Koruma Girişimi sözcüsü avukat</span> Barış Yıldırım, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Dersim kültürel ve doğal mirası ile özgün bir bölgedir. İnsanlığın kültürel ve doğal mirasının nadir olarak korunduğu yöremize sadakat bizlerin vazgeçilmezi olmalıdır.&#8221; dedi. Dersim halkının verdiği yetkinin sorumluluk anlamına geldiğini savunan Yıldırım&#8217;ın çağrısındaki maddeler şöyle:</span></p>
<p>Kültürel ve doğal mirasın temeli Munzur Gözeleri ile tüm akarsu kaynaklarının yapılaşmaya ve kirliliğe karşı korunması ile dünyanın en önemli ekosistem sahalarından biri durumundaki yörenin baraj / HES ve madencilik projelerine karşı korunması,</p>
<p>Munzur Vadisi Milli Parkı&#8217;nın Dünya Kültür Mirası Listesi&#8217;ne önerilmesi ile belediyelerimizin Yavaş Şehir Ağı&#8217;na dahil edilmesi için çalışma yürütülmesi,</p>
<p>Pülümür Vadisi&#8217;nin Milli Park olarak ilan edilmesi,</p>
<p>Başta Munzur ve Pülümür vadileri olmak üzere tüm akarsulardaki parametlerinin korunması maksadıyla biyolojik atıksu arıtma tesisi inşa edilmesi,</p>
<p>T<span style="font-weight: 400;">ürkiye&#8217;nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler gereğince katı atık (Çöp) depolama sahalarının Koruma Sahalarından çıkarılması,</span></p>
<p>Katı atıkların ayrıştırılarak geri dönüşüm yapılması,</p>
<p>Avrupa Peyzaj Sözleşmesi ile mevzuat hükümleri nazara alınarak imar kirliliğine karşı farkındalık geliştirilmesi;</p>
<p>Dersim&#8217;in kadim kültürel Ziyaretgah alanlarının Birleşmiş Milletler Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi uyarınca korunarak gelecek kuşaklara aktarılması,</p>
<p>Zazaca‘nın UNESCO&#8217;nun &#8220;Tehlike Altındaki Diller Atlası&#8221;nda olduğu bilinciyle gerekli girişimlerin yapılması,</p>
<p>Üretim eksenli olarak Arıcılık, organik tarım projeleri başta olmak üzere Dersim ekolojisine zarar vermeyen projelerin gerçekleştirilmesi,</p>
<p>Belediye mülklerinin kamu yararı için değerlendirilmesi,</p>
<p>Tüm makam araçlarının kamu hizmetine tahsis edilmesi maksadıyla çalışma yürütülmelidir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/15/dogaseverlerden-dersimdeki-yerel-yonetimlere-cagri/">Doğaseverlerden Dersim’deki Yerel Yönetimlere Çağrı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahkemeden Tarihi Karar: Munzur Artık Özgür Akacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/18/mahkemeden-tarihi-karar-munzur-artik-ozgur-akacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2018 08:13:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara 3. İdare Mahkemesi, Tunceli’deki Munzur Vadisi Milli Parkı üzerinde yapımı planlanan 4 baraj ve 5 hidroelektrik santrali (HES) projesini iptal etti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/18/mahkemeden-tarihi-karar-munzur-artik-ozgur-akacak/">Mahkemeden Tarihi Karar: Munzur Artık Özgür Akacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dersimliler, Munzur için 10 yıldır sürdürdükleri hukuk mücadelesini kazandılar. </span><span style="font-weight: 400;">Ankara 3. İdare Mahkemesi, </span><b>Munzur</b><span style="font-weight: 400;">’da yapılması planlanan baraj ve HES projelerini iptal etti. Mahkeme verdiği kararda, Munzur Vadisi Milli Parkı üzerinde planlanan tüm baraj ve Hidroelektrik Santrali (HES) projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES projesini iptal etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mahkemenin verdiği karara ilişkin </span><b>Munzur Vadisi Milli Parkı</b><span style="font-weight: 400;">’nda ildeki sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileriyle basın açıklaması gerçekleştiren </span><b>Avukat Barış Yıldırım</b><span style="font-weight: 400;">, “</span><b>Ankara 3. İdare Mahkemesi</b><span style="font-weight: 400;">, Munzur Millî Parkı&#8217;nda planlanan tüm baraj ve HES Projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES Projesi&#8217;ni iptal etti” dedi.</span></p>
<p><b>“Karar Munzurumuza Hayırlı Olsun”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Av. Yıldırım, “Karar,  1900’ü aşkın bitki çeşidine, güçlü bir yaban hayatı ekolojisine sahip bulunan ve Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alması lazım gelen Munzurumuza hayırlı olsun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk defa üstün kamu yararı kararı bir mahkemece iptal edilmiştir” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Munzur Çayı üzerinde yapımı planlanan en büyük baraj projesi durumundaki Konaktepe barajı ile Konaktepe HES I &#8211; Konaktepe HES II için Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş.&#8217;ye Enerji Piyasası Denetleme Kurumu tarafından 28 Ocak 2010 tarihinden itibaren 49 yıllığına elektrik üretim lisansı verilmesi üzerine anılan kararın iptali istemiyle Danıştay&#8217;a dava açtıklarını anlatan Yıldırım, şunları söyledi: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Açılan dava üzerine Danıştay 13&#8217;üncü Dairesi 11 Ekim 2010 tarihinde Munzur Vadisi Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı&#8217;nın onaylanmadığı, milli park niteliğini taşıyan Munzur Vadisi&#8217;nde su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesinin, Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca, ancak, &#8216;Kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk&#8217; koşullarının gerçekleştiğinin ilgili Bakanlıkça ortaya konulmasına bağlı olduğu gerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar vermişti. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu&#8217;nun 26 Mayıs 2011 tarihinde yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin gerekçesine katılmakla birlikte, elektrik üretim lisansının verilebilmesi için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun da aranması gerektiği hususu belirtilmişti. Böylelikle Munzur Vadisi Milli Parkı&#8217;na yönelik projelerin ÇED muafiyeti ortadan kaldırılmıştı. Bu kararın uygulanması bakımından, Çevre ve Orman Bakanlığı, Üniversitelerin Munzur Vadisi Milli Parkı&#8217;ndaki Projeler bakımından &#8220;Kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk&#8221; bulunup bulunmadığı hususunda hazırladıkları 5 ayrı rapora dayalı olarak oluşturulan Bütünleşik Sentez Raporu&#8217;nu baz alarak Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde yapımı planlanan 4 Baraj ve 5 HES Projesi ile yapımına 1985 yılında kaçak başlanan ve 2003 yılında enerji üretimine alınan Mercan HES&#8217;e Milli Parklar Kanunu&#8217;nun 14. maddesi çerçevesinde 18 Nisan 2011 tarihinde &#8216;Üstün Kamu Yararı&#8217; kararı alarak izin vermişti.&#8221;</span></p>
<p><b>Mahkeme “Üstün Kamu Yararı” Kararını İptal Etti</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ankara 3&#8217;üncü İdare Mahkemesi&#8217;nce yeniden yapılan yargılamada 2 Aralık 2018 tarihinde &#8216;Üstün Kamu Yararı&#8217; kararı iptal edildiğini anlatan Yıldırım, &#8220;Karar gerekçesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu tartışmasızdır. Bu itibarla, öncelikle, davaya konu projelerle ile ilgili olarak hazırlanan fizibilite raporları çerçevesinde, projelerin, çevreye uyumlu olup olmadığının tespiti bakımından, çevre mevzuatı açısından zorunlu olan ÇED sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Aksi taktirde 2872 sayılı Yasanın 10&#8217;uncu maddesinde belirtildiği üzere, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemez. Mahkemenin bu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa &#8216;Üstün Kamu Yararı&#8217; kararı bir mahkemece iptal edilmiştir&#8221; dedi.</span></p>
<p><b>Mercan HES’in Faaliyeti Durdurulmalıdır</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avukat Barış Yıldırım, kaçak şekilde inşa edilerek elektrik üretimine başlayan Mercan HES için 2013 yılında TBMM Dilekçe Komisyonuna başvuruda bulunduklarını, komisyonun kendilerine devam eden yargı sürecin sonucunun beklenmesi yönünde cevap verdiğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Üstün kamu yararı kararı, iptal edildiğinden derhal Mercan HES’in faaliyetleri durdurulmalıdır.”  diyen Yıldırım; Türkiye’de bu yönüyle alınan tarihi bir karardır. 1983 yılında yapılmış HES projesinin yasadışı olduğunu söyledik. Mahkeme, 8 yılın sonunda hukuk mücadelesini noktalamış oldu” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><b>Danıştay: Munzur’a Proje Yapılamaz</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz Temmuz ayında Danıştay 10. Dairesi, Munzur Vadisi&#8217;ne yapımı planlanan HES ve barajlara ilişkin verdiği kararda, &#8216;ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı&#8217; alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemeyeceğine hükmetmişti. </span></p>
<p><b>Yıllardır Süren Mücadele Zaferle Sonuçlandı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dersimliler, Munzur baraj ve HES projelerine karşı karşı yıllardır mücadele ediyordu. Baraj karşıtı eylemler ve yürüyüşler düzenleyen Dersimliler, Munzur için verdikleri hukuk mücadelesini kazandılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Munzur Vadisi’nin 42 bin hektarlık bölümü, 1971 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla milli park ilan edilmişti. Munzur Milli Parkı, yüzlerce endemik bitki türü ile yabani hayvanları barındırıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda Munzur Çayı, Dersim halkı için kutsal olarak kabul ediliyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/18/mahkemeden-tarihi-karar-munzur-artik-ozgur-akacak/">Mahkemeden Tarihi Karar: Munzur Artık Özgür Akacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pülümür’deki HES Projesinin Keşfi Yapıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/12/pulumurdeki-hes-projesinin-kesfi-yapildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 08:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bern Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Hidroelektrik Santral]]></category>
		<category><![CDATA[İdare Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kümülatif Etki Değerlendirmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33149</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pülümür ilçesinde Karasu (Fırat) üzerinde planlanan Armağan HES Projesi’ne karşı açılan davada İdare Mahkemesi’nce keşif yapıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/12/pulumurdeki-hes-projesinin-kesfi-yapildi/">Pülümür’deki HES Projesinin Keşfi Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dersim’in Pülümür İlçesi’nde Karasu (Fırat) üzerinde planlanan Armağan Regülatörü ve Hidroelektrik Santral Projesi’ne (HES) karşı açılan davada İdare Mahkemesi’nce keşif gerçekleştirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Keşifte davacıların avukatı Barış Yıldırım’ın yanısıra Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Pülümür İl Genel Meclisi üyeleri Hüseyin Arslan ile Erdal Şanlı ve köy muhtarları da bulundu.</span></p>
<p><b>Köylüler Projenin İptal Edilmesini İstiyor</b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-33151" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/pulumur-hes-haberi-640x296.jpg" alt="" width="640" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/pulumur-hes-haberi-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/pulumur-hes-haberi-610x282.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/pulumur-hes-haberi-320x148.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/pulumur-hes-haberi.jpg 670w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Basın mensuplarına bilgi veren Av. Barış Yıldırım; projenin Kuzey Anadolu Fay zonu üzerinde bulunduğunu; projenin gerçekleştirilmesi halinde yöredeki içme ve kullanma sularının iletim tünelinden kaynaklı zarar göreceğini; yörede bulunan ve Bern Sözleşmesi’ne göre kesin koruma altında su samuru, çengel boynuzlu dağ keçisi gibi türlerin habitatlarının geri dönüşümsüz zarar göreceğini belirtti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Projenin yapılacağı bölgede yer alan köylülerin projenin yapılmasına karşı çıktığına değinen Yıldırım, Fırat üzerinde inşa edilen ve edilmek istenen Baraj/ HES Projelerinden kaynaklı Kümülatif Etki Değerlendirmesi yapılmadığını belirterek projenin iptalini talep etti.</span></p>
<p><b>“HES Projesi Doğaya Zarar Verir”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HES projesinin Pülümür doğasına büyük zarar vereceğini belirten Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun; “köylülerin talebi dikkate alınmalı proje iptal edilmeli” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pülümür’ün doğasının arıcılık ve hayvancılık için elverişli olduğunu vurgulayan Pülümür İl Genel Meclis üyesi Hüseyin Arslan, HES’in arıcılık ve hayvancılığa büyük zarar vereceğini dile getirdi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/12/pulumurdeki-hes-projesinin-kesfi-yapildi/">Pülümür’deki HES Projesinin Keşfi Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersim’deki Baraj ve HES Projeleri için Meclis Araştırma Komisyonu Talebi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/30/dersimdeki-baraj-ve-hes-projeleri-icin-meclis-arastirma-komisyonu-talebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sayder Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Oct 2018 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis Araştırma Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi Millî Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Polat Şaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=31972</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Dersim milletvekili Polat Şaroğlu, Dersim’deki baraj ve HES projeleri için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını talep etti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/30/dersimdeki-baraj-ve-hes-projeleri-icin-meclis-arastirma-komisyonu-talebi/">Dersim’deki Baraj ve HES Projeleri için Meclis Araştırma Komisyonu Talebi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dersim milletvekili Polat Şaroğlu, verdiği araştırma önergesiyle Dersim’deki baraj ve HES projelerinin doğaya verdiği zararları Meclis gündemine taşıdı. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Şaroğlu, Dersim’deki baraj ve hidroelektrik santrallerin yapım ve işletim süreçlerinin insan ve doğa yaşamını olumsuz etkilediğini belirterek, konuya ilişkin TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını  önerdi.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şaroğlu önergesinin gerekçesinde, “Son yıllarda ülkemizde sayıları hızla artan HES inşaat ve işletme süreçleri ile bu projelerin ÇED süreçlerinin yarattığı denetimsizlik, ölümlü iş kazaları ve şirketlerin hukuk tanımaz bir şekilde yürüttükleri faaliyetlerin doğa üzerinde yarattığı tahribatlar, geri dönüşü imkânsız sonuçlar doğurmaktadır” ifadelerine yer verdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şaroğlu’nun araştırma önergesinin tam metni şöyle:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> “Son yıllarda ülkemizde sayıları hızla artan HES inşaat ve işletme süreçleri ile bu projelerin ÇED süreçlerinin yarattığı denetimsizlik, ölümlü iş kazaları ve şirketlerin hukuk tanımaz bir şekilde yürüttükleri faaliyetlerin doğa üzerinde yarattığı tahribatlar, geri dönüşü imkânsız sonuçlar doğurmaktadır.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de HES projeleri, çoğunlukla 1939 yılında çıkarılan ve sadece acil ve zorunlu hallerde kullanılan Acele Kamulaştırma Yasası kullanılarak gerçekleştirilmekte, ihalelerdeki Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Sosyal Etki Değerlendirmesi çalışmaları masa başında hazırlanmakta ve birçoğu bölge halkının tepkisiyle karşılaşmaktadır. Bu projeler hakkında, çevre tahribatına yol açtıkları gerekçesiyle mahkemelerce durdurulma kararı alınıp, iptal kararı verilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci, bir yatırım projesinin bulunduğu coğrafyada uygulanabilirliğinin idare tarafından belirlenmesidir. Kurulması planlanan alanda yürütülecek faaliyetin fiziki, coğrafi, ekolojik ve sosyal etkileri bilimsel olarak araştırılır, olumlu ve olumsuz yönleri ortaya konarak alınacak önlemler belirlenir. Yatırımların sebebiyet verebileceği doğa olayları ile ilgili risk analizleri, iş yerinde meydana gelebilecek muhtemel kazalar ve bunlara karşı gerekli tedbirler ile iş sağlığı, halk sağlığı ve çevre sağlığı için güvence sağlanması yatırımda aranacak hayati koşullardır.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"> Yüzyıllar içerisinde kendi ritminde oluşan doğa dengesi denetimsiz bir şekilde özel şirketler tarafından bozulmaktadır. Doğanın bir parçası olan insanın ve yaban hayatının, yani ekosistemin dengesini korumak öncelikle idarenin sorumluluğundadır. Enerji açığı gerekçesiyle dağlar, dereler, vadiler yatırıma açılmakta, tarım arazileri yok edilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ÇED yönetmeliği ile hazırlanan raporların yasal çerçevesi oluşturulmuş olmasına rağmen birçok ÇED raporu gerçeklik ve bilimsellikten uzak bir anlayışla hazırlanmaktadır. Yanlış ÇED raporları veya ÇED gerekli değildir kararları bir yana, Çevre Düzeni Planlarında da önemli çelişkiler bulunmaktadır. Enerji projelerinin hayata geçirileceği bölgedeki bilgilendirme toplantıları, duyuru ve katılım gerçekleştirilmeden, usulsüz bir şekilde tamamlanmakta ve bölge halkının hak arama hürriyeti kısıtlanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada; Danıştay 10. Dairesi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan 4 Baraj ve 5 HES Projesi ile ilgili ‘ÇED olumlu kararı’ veya ‘ÇED gerekli değildir’ kararı alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemeyeceğine’ hükmeden kararına karşı açtığı davayı reddetmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Danıştay 10. Dairesi, Anayasa’nın 56. Madde hükmü gereği, “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu” vurgulayarak projeye onay verilemeyeceğini açıklamıştır:</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">“Öncelikle, davaya konu projelerle ilgili olarak hazırlanan fizibilite raporları çerçevesinde, projelerin, ‘çevreye uyumlu’ olup olmadığının tespiti bakımından, çevre mevzuatı açısından zorunlu olan ÇED sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Aksi takdirde 2872 sayılı yasanın 10. Maddesinde belirtildiği üzere, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu’ kararı veya ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir’ kararı alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemez.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alınan bu karar, gerek Munzur Vadisi Millî Parkı, gerekse de Millî Parklar hukuku bakımından emsal niteliğindedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öte yandan, bölge insanının inanç ve kültürel değerleri açısından, ziyaretler önemli bir yer tutmaktadır. Bölge insanları tarafından kutsal olarak kabul gören bazı inanç merkezleri bu süreçte sular altında kalmıştır. Bu durum sosyal ve inançsal açıdan bir yıkıma ve kültür erozyonuna yol açmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu temelde, Dersim’deki baraj ve hidroelektrik santrallerin yapım ve işletim süreçlerinin, insan ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerinin tespit edilerek, bu projelerin ÇED sürecinde ortaya çıkan yanlış uygulamaların araştırılması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması önem arz etmektedir.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/10/30/dersimdeki-baraj-ve-hes-projeleri-icin-meclis-arastirma-komisyonu-talebi/">Dersim’deki Baraj ve HES Projeleri için Meclis Araştırma Komisyonu Talebi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye İçin Kırmızı Alarm: Kirlilik Toplu Ölümlere Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/turkiye-icin-kirmizi-alarm-kirlilik-toplu-olumlere-yol-acabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Sep 2018 12:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Çevre Sağlığı Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[Kırklareli]]></category>
		<category><![CDATA[Ormancılar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Tekirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ormancılar Derneği 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü nedeniyle hazırladığı raporda kirlilik ve talana karşı acil önlem çağrısı yaparken,  5 yıl sonra su kıtlığı ile kirli havadan kaynaklı ölümler yaşanacağını söyledi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/turkiye-icin-kirmizi-alarm-kirlilik-toplu-olumlere-yol-acabilir/">Türkiye İçin Kırmızı Alarm: Kirlilik Toplu Ölümlere Yol Açabilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Birgün</strong></em>&#8216;den <strong><em>Uğur Şahin</em></strong>&#8216;in <a href="https://www.birgun.net/haber-detay/kirlilik-surerse-toplu-olumler-kapida-231637.html" target="_blank" rel="noopener">haberine</a> göre, Türkiye Ormancılar Derneği, hazırladığı raporla alarm verdi. Raporda, orman alanlarının ranta açılması nedeniyle 81 ilin 75’inde öldürücü hava kirliliği yaşandığı vurgulanarak, su kaynaklarının kirlendiği, denizlerin lağım çukuruna dönüştüğü ve kanser ile salgın hastalıklarda anormal artışlar gözlendiği aktarıldı.</p>
<div class="content-wrapper">
<div class="inner">
<div class="post-entry bottom40">
<p>Raporda kirliliğin ortaya çıkardığı tablo şöyle özetlendi;</p>
<p><strong>27.5 milyon ailenin oksijeni kesildi</strong></p>
<p>Türkiye’de son dönemde 550 bin hektarlık orman arazisi maden ve turizm tahsisleri gibi kullanımlar nedeniyle yok edildi. Bu alan, İstanbul’un yüzölçümünden fazla. Yok edilen ağaç sayısı ise 55 milyonun üzerinde. İki ağacın 4 kişilik bir ailenin yıllık oksijen ihtiyacını karşıladığı düşünüldüğünde, yok edilen ormanlarımızla 27,5 milyon ailenin bir yıllık oksijeni kesildi.</p>
<p><strong>2023&#8217;te su kıtlığı yaşanacak</strong></p>
<p>Yok edilen ormanlarla birlikte Türkiye artık su fakiri bir ülke konumuna gelmiş durumda. 2023’te su kıtlığı baş gösterecek.</p>
<p><strong>Yurdun dört yanı HES’lerle çevrili</strong></p>
<p>En temiz su havzaları HES projeleri ile yok ediliyor. DSİ verilerine göre 2018’de 595 HES faaliyette. 83’ü inşa halinde olmak üzere 639 HES bulunuyor.</p>
<p><strong>80 milyonun hayatı tehdit altında</strong></p>
<p>Türkiye nüfusunun yarısı, Dünya Sağlık Örgütü ölçütlerine göre havası kirli ortamda yaşıyor. Büyük kentlerde yaşayanlar yılda 250 gün ölümcül kirli hava solumakta. Önlem alınmaz ve orman talanı sürerse İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Amasya, Manisa, Bursa, Denizli, Niğde, Tekirdağ, Hatay, Yalova, Sivas, Kahramanmaraş, Kütahya, Sakarya, Kırklareli, İçel ve Samsun’da salgın hastalıklar ortaya çıkacak, solunum yolu enfeksiyonu, kanser, erken bebek ölümleri ve sakat doğumlarda artış olacak, hasta, yaşlı ve çocuklarda toplu ölümler yaşanacak.</p>
<p><strong>İstanbul zehir soluyor</strong></p>
<p>Dev inşaat projeleri, hafriyat kamyonları, 3 milyon 571 bin araçtan çıkan egzoz gazı, İstanbul halkına adeta zehir soluttu. Kanser vakalarında yükseliş gözleniyor.</p>
<p><strong>Kirli su denize dökülüyor</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre atık suyun yüzde 40’ı denize, yüzde 48’i akarsuya, yüzde 3’ünü baraja, yüzde 2’sini göl ve göletlere boşaltılıyor. Üstelik bu suların ancak yüzde 45’i gelişmiş arıtmaya tabi tutuluyor.</p>
<p>Dernek hazırladığı raporda kirlilik için çözüm önerilerini de şöyle sıraladı;</p>
<ul>
<li>Ormanları ranta açılması derhal durdurulmalı.</li>
<li>İnşaat halindeki HES projeleri bir an önce durdurulmalı, planlanan HES projeleri iptal edilmeli, ekosistem duyarlı yeni bir enerji politikası geliştirilmeli.</li>
<li>Şehir merkezlerindeki inşaat ve kentsel dönüşüm projeleri gözden geçirilmeli, çevre sağlığını tehdit edenler durdurulmalı ya da yıkılmalı.</li>
<li>Şehirlerdeki kamyon, kamyonet ve iş makinalarına yeni bir trafik düzeni ve emisyon standardı getirilmelidir.</li>
<li>Yoksul halka kalitesiz kömür dağıtımından derhal vazgeçilmeli, gerekiyorsa doğalgaz yardımı yapılmalı.</li>
</ul>
<p>Kaynak: <a href="http://stgm.org.tr/tr/manset/detay/turkiye-icin-kirmizi-alarm-kirlilik-toplu-olumlere-yol-acabilir" target="_blank" rel="noopener">STGM</a></p>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/turkiye-icin-kirmizi-alarm-kirlilik-toplu-olumlere-yol-acabilir/">Türkiye İçin Kırmızı Alarm: Kirlilik Toplu Ölümlere Yol Açabilir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersim&#8217;e Geç Ulaşan Yanıt: Yangın Söndürüldü</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/dersime-gec-ulasan-yanit-yangin-sonduruldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Sep 2018 07:31:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Havzası]]></category>
		<category><![CDATA[Orman Genel Müdürlüğü (OGM)]]></category>
		<category><![CDATA[orman yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30907</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/dersime-gec-ulasan-yanit-yangin-sonduruldu/">Dersim&#8217;e Geç Ulaşan Yanıt: Yangın Söndürüldü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sivil Sayfalar</strong> ve<strong> Yeşil Gazete</strong> ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.</em></p>
<p><em>Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir <strong><a href="https://www.sivilsayfalar.org/?s=ormandosyas%C4%B1" target="_blank" rel="noopener">#OrmanDosyası </a></strong>içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.”</em></p>
<p dir="ltr">Dersim’de yazın çıkan yangınlar bölge halkına göre askeri operasyonlar sırasında kullanılan mühimmattan kaynaklanıyor. Adını vermeyen bir orman çalışanı yetkili yerlere döşenmiş mayınlar nedeniyle bölgelere müdahale edemediklerini söylüyor. Valilik “Örtü altı yangınlar” diyor. Dersim Barosu, Orman Genel Müdürlüğü’nden yangına havadan müdahale etmesini talep ediyor, 22 gün sonra gelen yanıtta “Yangın söndürüldü” yazıyor. <strong>Baro Başkanı Barış Yıldırım</strong> “Sonuçta ortada bir yangın var, söndürmemek neden?” diye soruyor.</p>
<figure id="attachment_30910" aria-describedby="caption-attachment-30910" style="width: 640px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-30910" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-640x427.jpg" alt="" width="640" height="427" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-1280x853.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim-320x213.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/BarisYildirim.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-30910" class="wp-caption-text">Barış Yıldırım</figcaption></figure>
<p dir="ltr">Dersim’de ‘alışılan’ bir tablo haline gelen yazın çıkan yangınlar bölge halkının anlatımlarına göre askeri operasyonlar sürecinde kullanılan mühimmat kaynaklı çıkıyor. Buna karşın bölgede orman ile ilgili çalışan yetkililerden biri ise, örgüt tarafından toprak altına döşenmiş mayınlar yüzünden yangın çıktığında bölgeye giriş yapamadıklarını belirtiyor. Tunceli Valiliği ise açıklamasında bu iddiaya yer vermeden yangınların askeri operasyonlar nedeniyle çıktıklarını söyleyip,‘örtü altı’ yani düşük seviyeli yangın olarak niteliyor. Ama kamuoyuna garip gözüken tarafta, çıkan yangınlara gönüllüler müdahale ediyor.</p>
<p dir="ltr">Orman Genel Müdürlüğü’ne yangınlar esnasında Baro’nun yaptığı başvuru yangına havadan müdahale edilmesini talep ediyor. Fakat Orman Genel Müdürlüğü kağıt işleriyle de geçen 22 gün sonunda yanıt veriyor: Yangın söndürülmüş.</p>
<p dir="ltr"><strong>Dersim&#8217;in coğrafyasına, bitki türlerine dair ne söylersiniz? Bu alanda bir uzmanlığınız yok ama uzun yıllardır bu bölgede çalışıyorsunuz.</strong></p>
<p dir="ltr">2008 Mart ayından bu yana Dersim&#8217;in kültürel ve doğal mirasının korunması için hukuksal ve demokratik süreç yürütüyorum. İlk girişimim Munzur Vadisi Milli Parkı&#8217;nın 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tespit ve tescil edilmesi için başlattığım hukuksal süreçtir. Türkiye&#8217;nin önemli bitki alanlarından biri de Munzur Havzası. Havzanın 42 bin hektarlık sahası 1971 yılında Munzur Vadisi Milli Parkı olarak ilan edildi. Bu havza içerisinde saptanmış 1.600 tür bitki bulunuyor. Bu türlerin yaklaşık yüzde 18&#8217;i endemik türler. Munzur Havzası&#8217;ndaki bitki türü sayısı örneğin Hollanda&#8217;dan daha fazla İngiltere&#8217;ye de neredeyse eşdeğerdir. Munzur Ekosistemi&#8217;nde Avrupanın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi&#8217;ne göre kesin koruma altında olan önemli türler bulunmaktadır.</p>
<p dir="ltr"><strong>Dersim&#8217;in coğrafyasını aslında Munzur&#8217;u tehdit eden Pembelik Barajı ile uzun süre uğraştınız. Şu anda son durum nedir?</strong></p>
<p dir="ltr">Dersim coğrafyasında başta Munzur Vadisi Milli Parkı&#8217;nın temel kaynak değeri Munzur Çayı olmak üzere, Peri Çayı, Pülümür Çayı, Tagar Deresi, Karasu (Fırat) ve diğer akarsular üzerinde planlanan projelere karşı hukuksal süreç yürüttük, yürütüyoruz. Pembelik Barajı ve HES Projesi Malatya Elazığ Bingöl Tunceli 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Hükümleri gözardı edilerek hukuksuz şekilde kaçak olarak inşa edilen bir projeydi. Nitekim Elazığ 1. İdare Mahkemesi Proje&#8217;nin mühürlenerek durdurulması gerektiğini hüküm altına almıştı. Dosya halihazırda Danıştay&#8217;dadır.</p>
<p dir="ltr"><strong>Yaz aylarında Dersim&#8217;de ayrı zamanlarda pek çok yangın çıktı. Bunların tam sayısını söyleyebilir misiniz?</strong></p>
<p dir="ltr">Pertek İlçesi&#8217;nden başlayarak, Hozat İlçesi Amutka-Boydaş Bölgesi, Merkez Dikenli Bölgesi, Merkez Eğriyamaç &#8211; Karşılar Bölgesi, Ovacık Garipuşağı Bölgesi, Merkez Gökçek Azizabdal Dağı Bölgesi dahil yangınlar meydana geldi.</p>
<p dir="ltr"><strong>Türkiye&#8217;de ortaya çıkan yangınların sebebi genel olarak ortaya çıkmıyor/çıkarılmıyor. Dersim&#8217;deki orman yangınlarının sebepleri hakkında sizin verebileceğiniz bir bilgi var mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Yangınlar genellikle askeri operasyon sürecinde kullanılan mühimmattan kaynaklı meydana geliyor. Yöre halkının anlatımları bu yönde. Nihai olarak idari ve adli soruşturmalar neticesinde durum hukuken açığa çıkarılmalıdır.</p>
<figure id="attachment_30908" aria-describedby="caption-attachment-30908" style="width: 640px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-30908" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv-640x480.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv-320x240.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/DG9pCPJXsAcUYRv.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-30908" class="wp-caption-text">Ağustos ayında Dersim&#8217;de yangına gönüllüler müdahale etmiş ve Orman Genel Müdürlüğü yetkilileri ise &#8220;Müdahaleye yetkimiz yok&#8221; demişlerdi.</figcaption></figure>
<p dir="ltr"><strong>Yangınlar sırasında çok konuşulan şeylerden biri, yangını söndürmek üzere müdahale edilmediği yönündeydi. Gönüllü ekiplerin yangın söndürme çalışmalarına dair görüntüler ve açıklamalar da gördük. Siz bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?  </strong></p>
<p dir="ltr">Hozat İlçesi Amutka-Boydaş Bölgesi, Merkez Dikenli Bölgesi, Merkez Eğriyamaç &#8211; Karşılar Bölgesi, Ovacık Garipuşağı Bölgesi&#8217;nde bir süre devam eden yangınlara ilk günlerde müdahale için güvenlik gerekçesiyle izin verilmedi. Daha sonra verildi. Merkez Gökçek Azizabdal Dağı Bölgesi&#8217;nde yangın için  ise hiç bir surette bölgeye gidişe izin verilmedi.</p>
<p dir="ltr"><strong>Valiliğin &#8220;Örtü altı yangın&#8221; açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p dir="ltr">Baro olarak Orman Yangınları hakkında suç duyurusunda bulunduk. Anayasa&#8217;nın 169. maddesi uyarınca ormanların başat yangınlar olmak üzere her türlü tahribata karşı korunması esası var. Orman Kanunu&#8217;nun 69. maddesine göre de yangınlara derhal müdahale edilmelidir. Yangının çeşidinin yangın söndürme açısından bir önemi olduğunu düşünmüyoruz.</p>
<p dir="ltr"><strong>Bölgedeki bazı kaynaklar bu devam eden yangınlara askerlerin arazideki bir mayın tehlikesi nedeniyle müdahale edemediğini belirtiyor. Sizin gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p dir="ltr">Yukarıda belirttiğimiz gibi hukuken yangınlara derhal müdahale edilmelidir. Baro olarak da Orman Genel Müdürlüğü&#8217;ne başvuruda bulunarak (iki kez) havadan müdahale talebinde bulunduk.</p>
<p dir="ltr"><strong>Elinizde yok olan ormanlık alana dair istatistik var mı ya da böyle bir araştırma girişimi var mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca başvuruda bulunduk yanıt bekliyoruz.</p>
<p dir="ltr"><strong>Bu yangınların bölge halkı üzerindeki etkisi nasıl oluyor?</strong></p>
<p dir="ltr">Psikolojik olarak travma ürettiğini ve ağır strese yol açtığını ifade edebiliriz.</p>
<p dir="ltr"><strong>Tunceli Barosu&#8217;nun bu her yaz rutinleşen yangınlara dair bir girişimi var mı ya da olacak mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca iki kez Orman Genel Müdürlüğü’ne  havadan müdahale edilmesi talebiyle yazılı başvuruda bulunduk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/26/dersime-gec-ulasan-yanit-yangin-sonduruldu/">Dersim&#8217;e Geç Ulaşan Yanıt: Yangın Söndürüldü</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orman Yok Etmenin Karşılığı Ağaçlandırma Değil</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/20/orman-yok-etmenin-karsiligi-agaclandirma-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seçil Türkkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Sep 2018 07:33:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlandırma çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Doğanay Tolunay]]></category>
		<category><![CDATA[HES]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[orman yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[RES]]></category>
		<category><![CDATA[termik santral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30698</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/20/orman-yok-etmenin-karsiligi-agaclandirma-degil/">Orman Yok Etmenin Karşılığı Ağaçlandırma Değil</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sivil Sayfalar</strong> ve <strong>Yeşil Gazete</strong> ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.</p>
<p>Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/19/dersim-yanginlari-2018/" target="_blank" rel="noopener">#OrmanDosyası</a> içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.</p>
<p>Dosya kapsamında <strong>Seçil Türkkan</strong>, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Profesör <strong>Doğanay Tolunay</strong> ile görüştü&#8221;</p>
<p>Türkiye orman zengini bir ülke gibi dursa da gerçeklik öyle değil. Orman miktarımız yüzölçümünün yüzde 28’i gibi hesaplansa da, uluslararası standartlara göre yüzde 16’da. Prof. Doğanay Tolunay, enerji projeleri, yapılaşma gibi nedenlerle yok edilen ormanların yerini ağaçlandırmanın tutmayacağını söylüyor.</p>
<p dir="ltr">İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Profesör Doğanay Tolunay’ın çalışma alanları toprak ilmi, ekoloji ve iklim değişikiği. Tam da bu alanları konuşmak için bu yüzden oldukça doğru bir isim. Prof. Tolunay günümüzde ormanlık alanların yok edilmesine karşılık ağaç dikilmesinin birbirinin yerine asla geçmeyeceğini belirtiyor. Böyle bir durumda yeni ağaçlık alanın ormana dönüşmesi eğer şanslıysanız 20-30 yıl. Her istediğiniz alana da ormanlık yapamazsınız zaten. Toprağın şartlarının buna uygun olması gerekir.</p>
<p dir="ltr">Türkiye, orman konusunda zenginmiş gibi gözükse de, durum böyle değil. Türkiye’de orman miktaro yüzölçümümüzün yüzde 28’i gibi değerlendirilse de bu alanların uluslararası standartlardaki karşılığı yüzde 16. Bizim orman dediğimiz yüzde 12, uluslarası standartlara göre ağaçlık olarak kalıyor. Kaldı ki elimizde kalanları da yapılaşmaya açıyoruz. Prof. Tolunay son 5 yılda ormanlarda imar ya da enerji projeleri için verilen izin miktarının ağaçlandırılan alan miktarını aştığını söylüyor. Ormansızlatırma iklim değişikliği konusunda da önemli bir hızlandırıcı faktör.</p>
<p dir="ltr">Her yaz iklim değişikliği ile birlikte konuştuğumuz diğer mesele ise, orman yangınları oluyor. Prof. Tolunay Türkiye’nin orman yangınları konusunda Akdeniz havzası ülkeleri arasında iyi bir sıralamada olduğunu belirtse de, Türkiye’nin önemli bir sorununun yangın için önleyici bir politika yürütmemek olduğu kanısında.</p>
<p dir="ltr">Prof. Tolunay ile, orman ekosistemini konuştuk.</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-30700 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/doganay-tolunay.jpg" alt="" width="333" height="333" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/doganay-tolunay.jpg 333w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/doganay-tolunay-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/doganay-tolunay-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 333px) 100vw, 333px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>İlginç bir dönemdeyiz. Türkiye’nin kadim ormanları devlet eliyle ortadan kaldırılırken, öte yandan her yer “ağaçlandırılıyor”. Ağaçlandırma ve ormansızlaştırma birbirini tolere eden olgular mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Kesinlikle değil. Öncelikle orman bir ekosistemdir, ağaçlandırmaların ise ekosistem haline gelmesi için uzun bir zaman gerekir. Orman sadece ağaçlardan oluşmaz, ekosisteminde ağaçlar haricinde birçok hayvan ve diğer bitki türleri bulunur, ayrıca cansız öğeleri de vardır. İklim ve toprak yapısı çevresindeki diğer tarım ve mera alanlarından daha farklıdır. Orman ekosistemlerinde madde ve enerji döngüleri gerçekleşir. Bu döngüler sayesinde “ekosistem hizmetleri” üretilir. Ekosistem hizmetleri orman ekosisteminin sadece insanlara değil canlılara sağladığı faydalar olarak tanımlanabilir.</p>
<p dir="ltr">Örneğin ormanlar canlılara habitat oluşturur, yüzeysel akışı azaltarak selleri ve erozyonu önler, suyun toprağın içine sızmasını sağlayarak temiz su üretimine katkı da bulunur,ağaçlar fotosentezle oksijen üretir ve karbon depolar, insanlar ve diğer canlılar için gıda sağlar, habitat oluşturur. Bütün bu hizmetler de ormanın bir ekosistem olmasından kaynaklanır. Daha önce üzerinde orman olmayan bir yer ağaçlandırıldığında oraya sadece 5-10 cm boyunda fidanlar dikilir. Orman ekosisteminin diğer canlı öğelerini getiremezsiniz. Ağaç tepelerinin toprağı örterek oluşturduğu mikroiklimi, ya da ağaçlardan dökülen yaprakların ayrışıp humus oluşturmasını ve toprağın organik maddece zenginleşmesini sağlayamazsınız. Ağaçlandırılan alanların ekosistem haline gelmesi ve ekosistem hizmetlerini üretmesi için zaman gerekir. Bu zaman ağaç türüne göre değişir ama kabaca 20-30 yıl diyebiliriz.</p>
<p dir="ltr">ORMAN OLMAYAN ALANLAR, ORMAN GİBİ GÖSTERİLİYOR</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-30701" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2017-orman-yanginlari-haritasi.jpg" alt="" width="624" height="351" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2017-orman-yanginlari-haritasi.jpg 624w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2017-orman-yanginlari-haritasi-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2017-orman-yanginlari-haritasi-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 624px) 100vw, 624px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Türkiye&#8217;de ormanlar nasıl kullanılıyor?</strong></p>
<p dir="ltr">Orman Kanunun 16., 17. ve 18. Maddeleri ile kamu yararı adı altında birçok başka kullanıma izin veriliyor. Madencilik, yol, havaalanı, elektrik nakil hattı, enerji üretim santralları (HES, RES, termik santral, nükleer santral), boru hattı, üniversite, turistik tesis, katı atık bertaraf tesisi, cezaevi gibi onlarca örnek verilebilir. Bu izinler en fazla 49 yıllığına oluyor. Ancak çoğu izin süre bitiminde tekrar uzatılıyor. Orman Kanununa göre verilen izinlerin toplam miktarı 2017 sonu itibarıyla 651 bin hektara ulaştı. Bu rakama verimsiz orman alanlarında ceviz, badem, fıstık çamı gibi meyve ağaçları ile ağaçlandırma yapılması için verilen 135 bin hektar eklendiğinde ormanlardan verilen izinler toplam 786 bin hektara ulaşıyor. Orman olmayan bu alanlar envanterlerde orman olarak gösterilmeye devam ediyor çünkü Anayasamızın 169. Maddesi orman mülkiyetinin devredilemeyeceği ve orman sınırlarında daraltma yapılamayacağını açıkça belirtir.</p>
<p dir="ltr">AĞAÇLANDIRMADAN ÇOK ORMANSIZLAŞTIRMA UYGULANIYOR</p>
<p dir="ltr"><strong>Ağaçlandırmanın rakamları ne durumda?</strong></p>
<p dir="ltr">Türkiye’de ağaçlandırma çalışmaları 1940’lı yıllardan beri yapılıyor. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 1980’lerde yıllık ağaçlandırma miktarı 100 bin hektarı aştı. 2004-2017 arasında ağaçlandırma miktarı 38 bin ha kadar. Aynı dönemde ormanlardan verilen izin miktarı ise 28 bin 500 ha olmuş. Son 5 yıl içinde ormanlardan verilen izin miktarı ağaçlandırılan alan miktarını aşmıştır. Son 5 yıl içinde yıllık ortalama 44 bin ha ağaçlandırma yapılırken, ormanlardan başka kullanımlara verilen izinler yıllık ortalama 45 bin ha olarak gerçekleşmiş.</p>
<p dir="ltr"><strong>Yunanistan yakın zamanda ciddi bir yangın atlattı. Türkiye’de de Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre her gün pek çok irili ufaklı yangın çıkıyor. Bir röportajınızda, “Türkiye Yunanistan yangınlarından ders almalı” demişsiniz. Bu yönde bir gözleminiz var mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Başta Ege ve Akdeniz Bölgeleri olmak üzere ülkemiz orman alanlarının önemli bir bölümü iklim gereği büyük risk altında. Buna rağmen orman yangınları ile mücadele konusunda başarılı olduğumuz söylenebilir. Türkiye&#8217;de her yıl ortalama 2 bin 500 kadar yangın çıkıyor. Yanan alan miktarı ise 9-10 bin hektar. Bu rakamlar benzer ekolojik koşullara sahip Akdeniz ülkeleri ile karşılaştırıldığında oldukça düşük. Örneğin Portekiz’de yıllık ortalama 13 bin yangın çıkarken ortalama yanan alan miktarı 77 bin ha civarında. Orman Genel Müdürlüğü yangınlarla mücadeleye önemli bir bütçe ayırıyor. Ancak orman yangınları ile mücadelede genel strateji yangın çıktıktan sonra mücadele şeklinde.</p>
<p dir="ltr">Bugün insan-orman etkileşimi arttığı için ormanlarda yangın riski arttı. Bu etkileşimin artması, başka bir ifadeyle insanların orman içine daha fazla girmesi aynı zamanda yangınlardan etkilenecek insan sayısının da artması demek. Yunanistan’da yaşanan son orman yangını, orman içindeki yerleşimlerin oldukça fazla olması ve insanların yangın esnasında ne yapacağını bilmemesi nedeniyle çok fazla can kaybına neden oldu. “Türkiye Yunanistan yangınlarından ders almalı” derken ülkemizde de Ege ve Akdeniz sahillerindeki yerleşimlerin çoğunun ormanla iç içe olduğunu ve bu nedenle her an Yunanistan&#8217;da olduğu gibi bir felaketle karşı karşıya kalabileceğimizi vurgulamak istedim. Nitekim Yunanistan’daki yangından hemen sonra Mudurnu’da yerleşim yerlerine oldukça yakın bir yerde çıkan orman yangını yerleşim yerlerine sıçramadan durduruldu. Orman içinde ya da civarında yaşayanların öncelikle orman yangınlarına neden olan insan faaliyetleri, yangına müdahale ve yangından korunma yöntemleri konularında bilinçlendirilmesi gerekmekte. Aynı zamanda yangın çıktıktan sonra tahliye planları yapılması da son derece önemli. Ancak bu konudaki bilinçlendirme çalışmalarının oldukça eksik olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca son yıllarda aynı anda birkaç noktada çıkan yangınlarda da artış gözlenmekte olup, bu durum da yangınla mücadeleyi zorlaştırıyor.</p>
<p dir="ltr">ORMAN YANGINLARI İÇİN ÖNLEYİCİ POLİTİKA GEREKİYOR</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-30702" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1-640x360.png" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1-640x360.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1-1024x576.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1-610x343.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Kuzey-Ormanlari-içinden-gecen-3.-Kopru-insaati-1-320x180.png 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Türkiye yangınlardan ders aldığını, bu yönde bir iradesi olduğunu nasıl gösterebilir? Neye ihtiyaç var?</strong></p>
<p dir="ltr">Bunun için orman yangınlarıyla yangın çıktıktan sonra değil yangın çıkmadan mücadele etmek gerekli. Orman yangını çıkmadan mücadelenin yolu ise aynı önleyici hekimlikte olduğu üzere orman yangınları hakkında halkın bilinçlendirilmesi, ormanların öneminin anlatılması şeklinde olmalı. Bu bilinçlendirme çalışmaları orman yangınlarının yoğunlaştığı mayıs-ekim aylarından önce mart-nisan aylarında başlamalı. Televizyonlarda halen yayınlanan kamu spotlarındaki gibi yangın görüldükten sonra “Alo 177 Orman Yangın İhbar Hattı”nı arayın şeklinde değil yangın çıkmaması için yapılacakları anlatan kamu spotlarına ihtiyaç bulunmakta. Ayrıca orman yangın riski bulunan yerleşimler belirlenmeli, yangın esnasında yapılacaklar eğitimleri ve tahliye planları hazırlanmalı.</p>
<p dir="ltr">ORMAN MİKTARIMIZ ALT SIRALARDA</p>
<p dir="ltr"><strong>Türkiye’nin orman varlığını bulunduğumuz dönemde nasıl değerlendirirsiniz? Yapılaşma orman varlığını nasıl etkileyecek?</strong></p>
<p dir="ltr">Türkiye’nin orman alanı 2015 yılı verilerine göre 22,3 milyon ha kadar. Bu da ülke yüz ölçümünün yüzde 28’ine karşılık geliyor. Dünya ortalaması yüzde 31. Dolayısıyla orman varlığımızın dünya ortalamasından düşük olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca orman varlığımızın yüzde 43’ü verimsiz orman olarak adlandırdığımız ağaçların oldukça seyrek olduğu, ormandan çok meraya benzeyen yapıdaki ormanlar. Uluslararası ormancılık literatüründe bu ormanlara orman denilmee daha çok “ağaçlık” olarak kabul edilmekte. Bu nedenle Dünya Gıda ve Tarım Organizasyonu gibi kurumların Türkiye ile ilgili orman verilerinde orman alanı 12,7 milyon ha olarak gösterilmektedir. Bu da ülke yüzölçümünün yüzde 16’sı kadar. Ama orman alanlarımız genel olarak artış gösteriyor. Orman alanlarındaki artışın nedenleri köyden kente göç nedeniyle ormanların genişlemesi, yapılan kadastro çalışmaları ile orman niteliğindeki ancak envantere girmemiş alanların kayıt altına alınması ve ağaçlandırmalar. 1946-2017 arasında 2,3 milyon ha kadar bir alan ağaçlandırılmış. Ağaçlandırmaların en yoğun yapıldığı dönem ise 1980’li yıllar. Bu dönemde toplam olarak 800 bin ha kadar bir ağaçlandırma yapılmış.</p>
<p dir="ltr">Ülkemizde ormanların doğrudan yerleşime ya da yapılaşmaya açılması suç. Ancak zaman zaman yapılan yasal düzenlemelerle ormanlardan açılan yerler orman dışına çıkarılmaktadır. Bunlardan en bilinenini kamuoyunda 2-B olarak bilinen Orman Kanunun 2. Maddesinin B bendine göre 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş orman alanları orman sınırları dışına çıkartılmaktadır. 2017 yılı sonu itibarıyla bu orman dışına çıkartılan alan miktarı 535 bin hektara ulaşmıştır. Ayrıca Nisan 2018’de kanunlaşan ““Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile de 31.12.1981 tarihinden sonra orman niteliğini kaybetmiş ya da niteliği kaybettirilmiş orman alanlarının da orman sınırları dışına çıkarılmasına olanak sağlandı. Bu yasaya dayanarak da Temmuz 2018 ayında son Bakanlar Kurulu kararı ile İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Kütahya’da 1600 ha kadar bir alan orman sınırları dışına çıkarıldı. Karşılığında bu alanın iki kadar bir alan ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsisi yapıldı. Aynı yasayla ayrıca orman içindeki boşlukların yerleşime açılmasına da olanak sağlandı. Bu da gelecekte orman-insan etkileşiminin artmasına bağlı olarak yangın riskinin artması, yeni yerleşim alanları için yol açılması, elektrik nakil hattı, boru hattı inşa edilmesi ile orman alanlarının azalmasına neden olabilecek. Ormanlardan verilen 651 bin ha izinle değerlendirildiğinde bir zamanlar orman olan yaklaşık 1,2 milyon ha orman alanı artık orman özelliğini kaybetmiş halde. Üstelik son 5 yıl içinde ormanlardan verilen izin miktarı sürekli artarak 38 bin hektardan 57 bin hektara ulaşmış. Bu trendin aynı hızla devam etmesi halinde her 10 yılda bir 608 bin ha olan Trakya’daki tüm orman alanları kadar bir orman alanının, orman özelliğini kaybetmesi anlamına geliyor.</p>
<p dir="ltr">ORMANSIZLAŞTIRMA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ ETKİLİYOR</p>
<p dir="ltr"><strong>İklim değişikliği Türkiye ve dünyada orman varlığını nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p dir="ltr">Ormanlar ile iklim değişikliği arasında karşılıklı ilişkiler mevcut. Ormanlar hem iklim değişikliğini azaltıcı hem de arttırıcı yönde etki yapmakta. Aynı zamanda da iklim değişikliğinden çoğunlukla olumsuz olarak etkileniyor. Ağaçlar fotosentezle atmosferdeki karbondioksiti yaprak, dal, gövde ve köklerinde depolayabilmekte. Ormanlarda ve topraklarda da yüksek miktarda karbon depolanmakta. Ancak ormansızlaşma ile birlikte depolanmış bu karbon CO2 olarak tekrar atmosfere geri dönüyor. Herkes tarafından sera gazlarının en önemli kaynağı fosil yakıtlar olarak bilinse de sanayi devriminden bugüne kadar atmosfere verilen sera gazlarının üçte biri arazi kullanım değişiklikleri ve ormansızlaşmadan kaynaklanmıştır.</p>
<p dir="ltr">İklim değişikliğinin etkileri enlemlere göre değişir. Kuzey enlemlerde yağış artarken ülkemizin de içinde bulunduğu enlemlerde yağışlar düzensizleşmekte, sağanak yağışlar ve sıcaklıklar artıyor. Bu nedenle kuzey enlemlerdeki ülkelerde, orman alanlarında artış beklenirken ülkemiz ve benzer ekolojik koşullara sahip ülkelerde ormanların olumsuz etkilenmesi bekleniyor. Örneğin Türkiye&#8217;de 2070’li yıllarda sıcaklıkların 3-4 °C kadar artabileceği yağışların ise yüzde 30-40 kadar azabileceği öngörülüyor. Bu durum ülkemiz için orman yangını, böcek ve mantar zararlarının artması, kuraklık nedeniyle ağaçların ölmesi, ölmeseler de büyümelerinin yavaşlaması anlamına geliyor. İklim değişikliği dağlık alanlarda bulunan ormanları daha yükseklere göç etmek zorunda bırakacak. Orman içinde bulunan flora ve fauna elemanlarından bu değişimlere uyum sağlayamayan türlerin popülasyonlarının azalması hatta yok olması riski bulunuyor. Diğer bir ifadeyle biyolojik çeşitlilikte azalma bekleniyor.</p>
<p dir="ltr">KAMU YARARI HANGİSİ: ORMAN MI MADEN Mİ?</p>
<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-30703" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor-640x474.jpg" alt="" width="640" height="474" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor-640x474.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor-1024x758.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor-610x452.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/Agaclandirmanin-tanimi-suni-bir-orman-faaliyeti-olarak-geciyor-320x237.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p dir="ltr"><strong>Türkiye’nin orman politikalarına dair bir iyileştirme yapması için öneriniz var mı?</strong></p>
<p dir="ltr">Öncelikle ormancılığa ekonomik bir faaliyet olarak yaklaşılmamalı. Çünkü ormanların insanlara ve diğer canlılara sağladığı ekosistem hizmetlerinin fiyat olarak bir karşılığı yok. Çoğunlukla ormanın ekonomik değeri ormandan üretilen odun miktarı ile ifade edilmeye çalışılıyor. Ama ormanların ürettiği suyun ve oksijenin, önlediği erozyon ve selin, oluşturduğu mikroiklimin parasal bir karşılığı yok. Böyle olunca da orman alanlarından kamu yararı adı altında başka kullanımlara izin verilmesi oldukça kolaylaşıyor.Bu nedenle orman alanlarından verilecek izinlerde “üstün kamu yararı” yaklaşımının ön plana çıkması gerekli. Üstün kamu yararı örneğin bir orman alanında taş ocağı açılmasının mı yoksa ormanın orman olarak kalmasının mı daha çok kamu yararına olduğuna karar verilmesidir. Ayrıca ormanların parçalanmasına izin verilmemesi, korunan alanların miktarının arttırılması, korunan alanların iklim değişikliği de dikkate alınarak ağaç yetişmeyen yüksek dağlık alanları da kapsayacak şekilde ilan edilmesi, özel şirketlerin ve bireylerin de kendi arazilerinde özel ormanlar kurmasının teşvik edilmesi, parçalanmış ormanları birbirine bağlayacak ekolojik koridorlar oluşturulması gibi öneriler ilk aklıma gelenler.</p>
<p dir="ltr">ORMAN MÜHENDİSLERİNİN DE SAYISI AZALIYOR</p>
<p dir="ltr"><strong>İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, Cerrahpaşa Kampüsü olarak anılmaya başlandı bile. Bu durumun Türkiye’de kurumsal ormancılık çalışmalarına ve akademiye vereceği olası zararlar neler?</strong></p>
<p dir="ltr">Bilindiği üzere Mayıs 2018’de İstanbul Üniversitesi bölünerek içlerinde Orman Fakültesinin de olduğu bazı fakültelere yeni kurulan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya bağlandı. Bu bölünme öncelikli olarak gerek orman fakültesinin gerekse diğer fakültelerin mensupları ve öğrencilerinde motivasyon kaybına ve dışlanmışlık hissinin oluşmasına neden oldu. Sonuçları henüz tam olarak görülmese de bölünmenin İstanbul Üniversitesinin Dünya’daki ilk 500 üniversite arasındaki yerini kaybetme riski yarattığını söylemek mümkün. Hem İstanbul Üniversitesi hem de adı İstanbul Üniversitesi ile özdeşleşen Orman Fakültesinin marka değerini kaybedeceği endişesini taşıyorum. Ayrıca büyük çoğunluğu kamuda çalışmak zorunda olan orman mühendislerinin kadro açılmadığı için iş bulamaması nedeniyle orman fakültelerini tercih edenlerin sayısı gün geçtikçe azalmakta. Bölünmenin bu puanları daha da düşürmesi ihtimali var. Öğrenciler açısından ise özellikle yurtdışında diploma tanınırlığı ve denkliğinde sorun yaşanıp yaşanmayacağını zaman gösterecek.</p>
<p dir="ltr">İstanbul Üniversitesinin öğrenci sayısı temel alınarak bölünmesi yerine kontenjanların düşürülerek ve lisansüstü eğitime ağırlık verilerek üniversitenin ülkenin ihtiyaç duyduğu yabancı dil bilen, araştıran, sorgulayan ve üreten yüksek donanımlı mezunlar verecek şekilde yapılandırılması ülkemiz açısından daha faydalı olacaktı diye düşünüyorum.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/20/orman-yok-etmenin-karsiligi-agaclandirma-degil/">Orman Yok Etmenin Karşılığı Ağaçlandırma Değil</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
