<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Feyza Akınerdem arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/feyza-akinerdem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/feyza-akinerdem/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Feb 2023 09:44:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Feyza Akınerdem arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/feyza-akinerdem/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Data Talks Esktra: Televizyon ve Dizi Odaklı Araştırmacılık</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/24/data-talks-esktra-televizyon-ve-dizi-odakli-arastirmacilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 13:08:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Podcast]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmacılık]]></category>
		<category><![CDATA[Data Talks]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83045</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diziler toplumu nasıl etkiliyor, toplum mu dizileri, diziler mi toplumu belirliyor? Data Talks Esktra bölümünde Dissensus Araştırma’dan Feyza Akınerdem ile televizyon ve dizi odaklı araştırmacılığı konuşuldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/24/data-talks-esktra-televizyon-ve-dizi-odakli-arastirmacilik/">Data Talks Esktra: Televizyon ve Dizi Odaklı Araştırmacılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="Spotify Embed: Ekstra 003 | Televizyon ve Dizi Odaklı Araştırmacılık" style="border-radius: 12px" width="100%" height="152" frameborder="0" allowfullscreen allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; fullscreen; picture-in-picture" loading="lazy" src="https://open.spotify.com/embed/episode/3rvGaZj5Hp2pF5ntdXNURU?si=c52a9d7cbef04bf8&#038;nd=1&#038;utm_source=oembed"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/02/24/data-talks-esktra-televizyon-ve-dizi-odakli-arastirmacilik/">Data Talks Esktra: Televizyon ve Dizi Odaklı Araştırmacılık</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emel Altay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2022 07:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Feminist Gece Yürüyüşü]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[patriyarka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=79339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temsil politikaları alanında çalışan araştırmacı/aktivist Feyza Akınerdem, 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşleri pankartları etrafında kopan tartışmalar üzerine görüşlerini Sivil Sayfalar ile paylaştı. Afişi tasarlayan feministlerin 'kadın'ı dışlayıcı bir düşüncede olmasının mümkün olmadığını ifade eden Feyza Akınerdem 'Yürüyüşün adı Feminist Gece Yürüyüşü iken, kadınları kapsamadığını nasıl düşünebiliriz?' diye soruyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/">&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Feyza Akınerdem, kamusal alanın sınırlarının kimliklerle çizilemeyeceğine, eylemlerin &#8216;karşılaşma alanları&#8217; olduğuna vurgu yapıyor. Akınerdem, 8 Mart yürüyüşlerinde eskiden başı örtülü kadınlarla fotoğraf çektirmek isteyenlerin olduğunu artık bu gibi taleplere rastlanmadığını belirtiyor ve “Ben bu karşılaşmalardan çok şey öğrendim. O yüzden kapsayıcılıktan çok karşılaşma kavramının üzerinde durmayı tercih ederim” diyor. </span></p>
<p><b>Temsil politikaları üzerine çalışmaları olan bir sosyolog ve feminist olarak 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü afişlerin kapsayıcılığı, kullanılan ve kullanılmayan kelimelerle ilgili görüşleriniz nelerdir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-79358 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-640x376.jpeg" alt="Feyza Akınerdem" width="340" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-640x376.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem-1024x602.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/03/feyza-akinerdem.jpeg 1170w" sizes="(max-width: 340px) 100vw, 340px" />Temsil politikaları çalışan bir araştırmacı olarak, aynı zamanda 15 seneden fazla bir süredir Türkiye’de farklı arka planlardan gelen kadınların ortak mücadele vermesi için politika yapan bir feminist olarak, kapsayıcılık kavramının kapsayıcılığı ile ilgili şüphelerim var. Zira kadınların patriyarkanın normalliğini sorgulama ve değiştirme arzusunun, ortak, sabit ve belirlenmiş biçimleri olamayacağı görüşündeyim. Kapsayıcılık politikası ise bu arzunun çeşitliliğine işaret etmekten çıkıp, bir kimlikler ve varoluş biçimleri listesi haline geldiğinden beri bu kavramla başım biraz dertte. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Afişlere gelirsek, bir kavramın, sözcüğün, imgenin kullanılmaması ile kullanılamaması arasında bir fark var. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü afişleri, klipleri ve bireysel duyurularında çok farklı çerçeveler kullanılıyor, böylece birçok kavram dolaşıma giriyor. Böyle bakınca gece yürüyüşü afişlerinde “kadın” kelimesini kullanamama ya da kullanmaktan imtina etme gibi bir durum bence yok, afişi tasarlayan feministlerden böyle bir dışlayıcılık beklemiyorum. Yürüyüşün adı Feminist Gece Yürüyüşü iken, kadınları kapsamadığını nasıl düşünebiliriz? Diğer yandan herhangi bir mecrada, bir duyuruda, bir bildiride, “kadın” kelimesinin kapsayıcılık niyetiyle başka kavramlarla değiştirilmesinin kapsayıcı değil, aksine dışlayıcı olduğunu düşünüyorum ancak son dönemlerde kadın bedenini doğurganlığına indirgeyen “regl olan bireyler” ya da “rahimliler” gibi sözcüklerle yapılan reklam kampanyaları oldu. Bunların regl ve diğer üreme sağlığı konularının bütüncüllüğünü görmezden gelen, kadın mücadelesi tarihinden habersiz PR ajanslarının küresel kreatif sektör trendlerini yakalama çabasının bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Bunu tartışmalıyız ancak afişlerde böyle bir dışlayıcı ya da indirgemeci dil görmedim. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki feminist mücadelenin aldığı yolu ve şu anki yerini, gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Tüm kadınları kapsayan bir sonsuz alan yaratılabildi mi sizce veya yaratılması mümkün mü? Son zamanlarda sosyal medyada sıkça denk geldiğimiz kime kadın denir, Terf, CİS, heteroseksist ötekileştirmeleri, non binary kimlikler ve temsilleri vb. derken aynı mücadele içerisinde olanların dahi birbirlerini ötekileştirdiği bir kamplaşmadan söz etmek mümkün mü? Tartışmalar, zıtlaşmalar kimlik siyasetinin kaçınılmaz problemi midir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben son dönemde Türkiye’de sosyal medyada süregelen kavgaları popülist siyasetin, genişleyen ve gücü artan bir feminizmi kolonize etmesi tehdidi görüyorum. Türkiye’de kadınlar feminizmin gündeme getirdiği birçok eşitsizliği, haksızlığı, nefessiz hareketsiz kalma halini giderek daha çok sorunsallaştırıyorlar. Kadınlar bence artık patriyarkayı, adını koymasalar da iyi tanıyorlar. Feminist bir kimliğe şüpheyle yaklaşanlar bile, feminizmin çağrısına kulak veriyorlar, bu sese karşılık veriyorlar. Pandemi öncesi Gece Yürüyüşlerinin kalabalıklığı, katılımcıların çeşitliliği göz kamaştırıcı idi. Bu sene de öyle olmasını umuyorum ancak bu genişleme, aynı zamanda popülist siyasetin araçlarının sosyal medya üzerinden hızlıca benimsenmesiyle, kutuplaştırıcı tartışmalara zemin oldu. Feminizmin gündelik hayat, beden, ev, iş yeri, aile ve yakın ilişkiler üzerine ürettiği politik söylemler, talepler, mücadele alanları adeta mıknatısın zıt kutuplarına toplanan toplu iğneler gibi birbirinden ayrışıyor. Örneğin toplumsal cinsiyet eleştirisi ile toplumsal cinsiyet rolleri eleştirisi birbirine karşı olmak zorunda mıdır? Bence değil ancak ben kadın hareketinin bu kutuplaşmayı aşacak gücü, yaratıcılığı ve iradesi olduğunu da düşünüyorum. Beraber yürüdüğümüz kadınlara güveniyorum.  </span></p>
<p><b>8 Mart yürüyüşlerinde müslüman kadınların, emekçi kadınların, göçmen kadınların ve daha sayabileceğimiz birçoklarının cinsiyet temsili dışında da kendilerine yer bulabildiğini, temsil edilebildiklerini, seslerini duyurabildiklerini düşünüyor musunuz? 8 Mart günü ve genel olarak kadın hareketi bu bağlamda ne kadar kapsayıcı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben 8 Mart dayanışma eylemlerinin de gece yürüyüşünün de tel örgülerle çevrili olmayan, geçirgen alanlar olduğunu düşünüyorum. Kamusal alanın sınırlarını kimliklerle çizemezsiniz. Eylemler karşılaşma alanlarıdır. Reçel-Blog’ta “bir fotoğraf çekinebilir miyiz?” diye bir yazı yayınlamıştık. Kadın hareketinin eylemlerinde başörtülü kadın görünce beraber fotoğraf çektirmek isteyenler olurdu eskiden. Şimdi kalmamış olsa gerek. Ben bu karşılaşmalardan çok şey öğrendim. O yüzden kapsayıcılıktan çok karşılaşma kavramının üzerinde durmayı tercih ederim. </span></p>
<p><em>Görsel: Çatlak Zemin</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/03/08/feminist-gece-yuruyusunun-kadinlari-kapsamadigini-nasil-dusunebiliriz/">&#8216;Feminist Gece Yürüyüşü’nün Kadınları Kapsamadığını Nasıl Düşünebiliriz?&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kamusal Hayatın Sürebildiği Önlemler Gerekli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/kamusal-hayatin-surebildigi-onlemler-gerekli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 May 2021 09:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Meydan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=69655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salgınla mücadeledeki tam kapanma önlemlerini değerlendiren Dissensus Araştırma kurucularından sosyolog Feyza Akınerdem, çocuklar başta olmak üzere herkes için, travmanın etkisini azaltacak bilgilendirme ve sosyallik ihtiyacına dikkat çekerek, kamusal hayatın devam edebildiği çözümlerin gerekliliğine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/kamusal-hayatin-surebildigi-onlemler-gerekli/">“Kamusal Hayatın Sürebildiği Önlemler Gerekli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Meydan’a konuk olan Feyza Akınerdem, geçtiğimiz yıldan bu yana toplumun pandemi ve önlemlere ilgili bakış ve algılarını değerlendirdi. Geçtiğimiz yıl ‘iyiye gidiş’le ilgili bir beklenti olduğunu bunun da kısıtlamalarla başa çıkmasında etkili olduğunu belirten Akınerdem, “Evlerimizin ev, okul ve işyerine dönüşmesinin katlanılır tarafı beklentiydi. ‘Aşı, ilaç gelecek, tedavi yöntemleri gelişecek. İyiye gidiş olacak.’  Bu yıl iyiye gidiş duygusunu tamamen kaybettik.  İlk kez bu kadar büyük bir kapanma oldu ve neyi beklediğimizi bilmeden bekliyoruz. Vakaların düşmesini bekliyoruz, onun dışında bir şey söylemek zor. Bu da toplumda umutsuzluk ve hayal kırıklığına dönüşüyor.” Dedi.</p>
<h5><strong>Kapanma Talep Edilirken Gözardı Edilenler&#8230;</strong></h5>
<p>Sivil toplum, akademi, tıp çevrelerinin salgınla ilgili kapanmalarda sadece ekonomik desteklere odaklanmasını, kamusal hayatın devamının göz ardı edilmesinin ‘zaaf’ olduğunu savunan Akınerdem, “Temasın, kamusal alanın sürmesinin, insanların ilişkilerini alıştığı bir şekilde hayatı sürdürmesinin de hayati olduğu gözden kaçtı. Kamusal alanın yok olması devletlerin de işine gelen bir şey oldu. Karmaşıklıkları, belirsizlikleri, demokratik talepleri karşılamak zorunda değiller artık. Bu açıdan devletlerden kapanma talep ederken neyi göz ardı ettiklerini tam göremediler.” Dedi.</p>
<p>Karantinanın salgının önlenmesinde kadim bir yöntem olduğunu ancak gelinen noktada başta çocuklar için sosyalleşmenin sürebileceği uygulamalar, çözümler geliştirilmesinin önemine vurgu yapan Akınerdem, “Açık havada bulaşma riskinin çok düşük olduğu bilinmesine rağmen halen parklardan çocuk kovalama görüntüleri olması hepimiz için felaket. Geçmişin telafisi için ve gelecek için basit gündelik çözümler yerine hayal gücüyle hareket edilmesi gerekiyor. Sadece sınıfta öğretmenle öğrenci nasıl yüz yüze gelecek diye düşünüyoruz. O arada okulların bahçeleri tek tek otoparka dönüşüyor. Oysa açık hava sınıfları başta olmak üzere farklı çözümler geliştirilebilir. Çocukların arkadaşlarını arada sırada yüzyüze görmelerini sağlayacak etkinlikler ve travma etkisini azaltacak bilgilendirme ve sosyallik gerekli. Çocukların kamusal hayatı pandemide devam edebilmeli.” Dedi.</p>
<p><iframe title="Sivil Meydan 19: Pandemi Yasaklarının Toplumsal Etkileri" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/B6C4gydCmA8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/05/06/kamusal-hayatin-surebildigi-onlemler-gerekli/">“Kamusal Hayatın Sürebildiği Önlemler Gerekli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reçel Blog&#8217;un Gündemini Okurları Belirliyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/06/recel-blogun-gundemini-okurlari-belirliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2018 11:09:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[reçel blog]]></category>
		<category><![CDATA[Rümeysa Çamdereli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24959</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Kadınların tercihlerinin hayatlarında yük olmayacağı bir kamusallık hayal edebilir miyiz?' sorusuna cevap arayan Reçel Blog'un editörlerinden Feyza Akınerdem ve Rumeysa Çamdereli ile Reçel Blog'u, gündemlerini ve son dönemde yeni bir çerçeveyle ortaya çıkan başörtüsü meselesini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/06/recel-blogun-gundemini-okurlari-belirliyor/">Reçel Blog&#8217;un Gündemini Okurları Belirliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><strong>Öncelikle bize röportaj vermeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. İlk sorum Reçel’in açtığı alanı nasıl tarif ediyorsunuz? Kadınlara nasıl bir zemin sunuyor?</strong></p>
<p><strong>Feyza:</strong> Çok zor bir soru (gülüşmeler). Reçel macerası üç buçuk yıldır sürüyor ve biz başta tahmin ettiğimizden çok daha fazla geri dönüş aldık. Reçel’in yaptığı en önemli iş belki daha önceden hiç yazı yazmamış ve kendini anlatmamış kadınlara yazı diliyle kendilerini anlattırmak, onlara anonim kalma şansı tanımak ve gündelik hayatlarından belki başka mecralarda konuşamayacakları konuları konuşma imkanı sağlamak. Böyle bir alan açtık ama aslında bu karşılıklı oldu. Yani gelen yazılar daha sonraki yazıları tetikledi. Biz de editöryal ekip olarak bunlar üzerine yorumlarımızı yaptık; bazen yazılara geri dönüş yapıp çerçevesini, ortaya attığı argümanları değerlendirdik. Böylece karşılıklı olarak ortaya bence çok güçlü bir yazı arşivi, deneyim arşivi çıktı. Açtığı en önemli alan bu ve bu alan sadece kadınların konuşabildikleri bir alan değil aynı zamanda o konuştukları konular üzerinden bir gündem oluşturan bir alan. Yani müslümanlığa yakın ya da müslüman kadınlarla diyalog halinde olan kadınların gündemleri ne? Esas gündemleri ne? Gündelik hayatlarında konuşmak istedikleri meseleler ne? Yüksek siyasetin, daha geniş çerçevede kimlik siyasetinin veya başka türlü büyük harfle yazılacak siyasetlerin belirleyemediği gündemleri biz oluşturduk. Bence açtığımız alanı böyle tarif edebiliriz.</p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Evet ve Müslüman kadın tecrübesi aslında çok homojen bir tecrübe olarak biliniyordu. Sanki aynı şeyleri yaşayan, aynı şeylere sevinen, aynı şeylere üzülen, aynı yerlere giden, aynı yerlerden gelen, hepsi başını örten… bir kadın grubuymuş gibi düşünülüyorduk. Böyle bir rahatsızlıktan da hareketle Reçel’in hayalini kurduk. Hepimiz bambaşka hayatlar yaşıyorduk ve bu farklılıkları ortaya çıkarmanın kendisi bile çok önemli bir katkı sunacaktı hayatımıza. Gerçekten kendi adıma da söyleyebilirim ki gelen yazılardan çok şey öğreniyorum. Bazı yazılara “böyle bir şey olabilir mi” diyorum, anlamaya çalışıyorum ya da tam tersi “bu yazıyı ben yazdım galiba, tam da beni anlatıyor” diyebiliyorum. Yani tekil bir şey yok. Tekil bir görüntü yok. Tekil bir kimlik yok. Bu çeşitliliği ortaya çıkarmak gibi bir alan açtı bence Reçel.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Peki Reçel’in gündeminde neler var? Belli bir konu başlıkları var mı? Yoksa hayatın her alanına mı tekabül ediyor?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-24975 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/reçel-blog2.png" alt="" width="360" height="346" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/reçel-blog2.png 550w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/03/reçel-blog2-320x307.png 320w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></p>
<p><strong>Feyza:</strong> En uzun soluklu gündemimiz aile hayatı tabi; evlilik, çocuk, boşanma ve bunun içerisinde kadınların yaşadıkları. Buna ek olarak anne &#8211; baba ilişkileri ve onların hayatlarımızı nasıl şekillendirdiği. Dolayısı ile aile ilişkileri ve akraba ilişkileri hiç eskimeyen gündemimiz. Ve burada da tabi duymadığımız görmediğimiz ya da duyup görüp bunun bir kamusal bilgi olup olmayacağından emin olamadığımız, -yani bazı şeyler kamusal alanda konuşulur da bunlar böyle daha arkadaş arasında komşu oturmasında konuşulur ya- tam da o konuşma halini kamusal bilgiye ve yoruma açtı Reçel. Böyle bir gündemi her zaman var. Son dönemde en çok gündem oluşturan şey mesela seyahat yazıları oldu. Dolayısıyla kadınların sadece evde değil dışarıda, sokakta, seyahatte, dünya çapında aslında neler yaşadıklarına dair bir gündem oluşturduk. Bu da çok ilgi topladı çünkü artık dünya daha mobil. Gençler daha çok seyahat ediyorlar.Seyahat güvenliği, belki seyahatin daha ucuzlaşması gibi durumlar, başka zorunlu insan hareketliliklerinden bağımsız olarak kadınlar açısından bir sürü yeni deneyimi mümkün kıldı.  Onlar da Reçel&#8217;i şekillendirdi.</p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Yakın zamanda cinsellikle ilgili yazılar gelmeye başladı mesela. Çok az olmakla birlikte, kadın cinselliğini tartışmak açısından bence çok önemliler. Aile hayatının yanı sıra bir de bir üst kuşakla olan hesap vermelerimiz çok fazla gündeme geldi. Burda şunu söylemek gerekir: Biz Reçel&#8217;in gündemini belirlemiyoruz. Normalde dergiler ya da başka yayın kuruluşları belirli periyotlarla bu zaman aralığında şunu gündemimize alacağız gibi ek çabalar gösterip yazılar topluyor ya da yazılar yazdırıyor. Bizde öyle bir sistem yok. Kendi kadromuz da dahil olmak üzere birbirimize yazı yazdırmıyoruz ama eğer bir şey gündeme geliyorsa o doğal bir akışta Reçel&#8217;e de geliyor ya da gelmiyor. Böylece Reçel okurları ve yazarlarının gündeminde nelerin olup olmadığına dair bir veri sunmuş oluyor Reçel.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Yayın politikanızı biraz daha açalım</strong></p>
<p><strong>Feyza:</strong> Aslında Reçel&#8217;de üç yazı mecrası var. Biri Reçel&#8217;in ana sayfası; bizim seçtiğimiz editöryal süzgeçten geçirdiğimiz yazılar var. Biri açık mutfak; gelen bütün yazıların yayınlandığı. Biri de yorumlar. Yorumları da çok ciddi hakaret, küfür, yaralayıcı ve zarar verici bir içerik olmadığı müddetçe yayınlıyoruz ve biliyoruz ki Reçel okurları bu üç mecrayı da takip ediyor. Yayın politikamız dolasıyla oldukça esnek ve şeffaf. Gelen bütün yazıları yayınlamak baya büyük bir iş. Editöryal süreçte yazının dili konusunda bazen destek verebiliyoruz. Bazen Türkiye gündemindeki hassasiyetleri gözetip veya işte bu biraz ayrımcı bir dile doğru gidebilir mi acaba diye endişe ettiğimiz -mesela başka kadınlıkları aşağılayan ya da yok sayan niyetli veya niyetsiz herhangi bir ifade varsa- o konularda ‘acaba bunu bir daha düşünebilir misiniz’ diye yazarlara dönüş yapabiliyoruz. Bence şu önemli: konuk yazarlarımızın çoğu belki hayatlarında ilk defa yazıyorlar ve bir yerde yayınlatıyorlar. Dolayısıyla orada o taze, içten gelen, hiçbir formata uymayan yazılara ne kadar müdahale edilebileceği çok hassas bir konu. Mümkün olduğunca az müdahale etmeye çalışıyoruz. Yayın politikamız, az müdahale ile gelen her şeyi yayınlamak. Bir de yorumlar var. O yorum bölümü de aslında siteyi canlı tutup sonraki gelecek yazıların gündemini belirleyen bir bölüm. Şöyle eleştiriler gelebilir ‘Reçel şu konuda hiçbir şey söylemedi’ diye. Bu da bence şöyle bir yanılgıdan kaynaklanıyor. Sanki Reçel hakikaten Rümeysa&#8217;nın dediği gibi oturup bir gündem belirliyor ya da belirlememeyi tercih ediyor gibi halbuki bizim gündemimizi tamamen okurlarımız ve yazarlarımız belirliyor. Dolasıyla bize şunu neden gündem yapmıyorsunuz diye soranlara diyoruz ki ‘siz yazar mısınız bunu, yazarsanız yayınlarız’. Böyle bir yayın politikamız var. İlk başlarda kendimiz editöryal ekip daha çok yazı yazıyorduk şimdi ona bile gerek kalmadan ya da biz öyle bir aralık bulmadan sanki Reçel böyle kendi hikayesini anlatır duruma geldi. Biz de böyle seyirci koltuğundan seyrediyoruz. Yani hem üreten hem seyreden konumundan bakıyoruz.</p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> ‘Reçel yazısı’ diyebileceğimiz bir şey yayınlıyoruz. Kendisi zaman içinde oturmuş bir format bu. İlk zamanlarda makale formatına yakın, uzun, bol alıntılı bol dipnotlu metinler de geliyordu bize. Bizse genelde, gündelik olarak okunup rahatlıkla anlaşılabilecek, rahatlıkla empati kurulabilecek ve mümkünse kişiyi orada hissettiğimiz, soğuk bir analizler silsilesi değil de hikayenin kendisini, onun ağzından dinlediğimiz bir metin istediğimizi iletiyoruz yazarlara. ‘Mümkünse senin hikayeni, senin bakışınla ve senin durduğun yerden dinlemek istiyoruz çünkü duyulmayan şey o’ demek gibi bir derdimiz var yazarlarımıza. İnternet ortamında okunabilir bir yazı nasıl olur meselesine de biraz kafa patlatmış olduk ama her şey gibi bu da el yordamıyla oldu Reçel’de ve bu durumdan memnunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Biraz da Reçel&#8217;in kimliğinden bahsedelim. Bildiğimiz kadarıyla müslüman ve kadın kimlerine yönelik bir kitlesi var Reçel&#8217;in. Bunlara ek olarak feminizm kimliğini de sayabilir miyiz? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Evet, evet. Kesinlikle. Zaten feminist bilinç yükseltmenin kendisi ilham bence, ki kendi hikayeni anlatmak hikayelerin ortak noktalarını görmek ve ortak noktalardan kendine mücadele alanı yaratmak gibi böyle bir metot varken feminizmin orta yerinde bu metodu bu kadar benzer bir şekilde online bir ortamda gerçekleştirirken, “Hayır benim feminizmle hiçbir alakam yok” demek gerçekten anlamsız olur. Feminizme eleştiri sunmayan, salt karşı çıkan anti-feminist metinleri de yayınlamıyoruz zaten Reçel&#8217;de. Reçel’i feminist olarak tanımlamasak da anti-feminist olmadığı net.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Peki aynı kapsayıcılık kaygısı Müslümanlık kimliği için de geçerli mi? (müslüman ve müslüman olmayan kadınlar için de geçerli mi?)</strong></p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Ek bir kaygımız yok ama Müslüman olmayan ya da seküler kadınların kendilerini rahatlıkla ifade edebildiği farklı platformlar da var. Bizim de sevdiğimiz, takip ettiğimiz, bir arada bir şeyler yapmaktan zevk aldığımız Çatlak Zemin gibi Beş Harfliler gibi. Oralara yazmayı tercih ediyorlar, ama Reçel&#8217;e böyle bir yazı geldiğinde ‘hayır yayınlamayız’ demiyoruz. Bolca takip edilen, bolca insana ulaşan birçok platformda yazılarını yayınlama şansına sahipler.</p>
<p><strong>Feyza:</strong> O da biraz yazı akışıyla da alakalı. Yani ‘kadınlar ve bilhassa müslüman kadınlar’ deyince, müslüman kadın olabilir, müslümanlığa yakın, toplumsal olarak hayat tarzı olarak, kadınlar olabilir, ya da müslümanlıkla diyaloğa girmekten çekinmeyen kadınlar olabilir. Bu çerçevede yazılar var. Bu şuna benziyor sonuçta ben de Rümeysa da bir çok kadın toplantılarına katılıyoruz. Ana ekseni ne belirliyorsa ona yakınlık hisseden kadınların sesi orada daha çok duyuluyor. Daha seküler diyebileceğimiz kadın grupları ve hareketleri içerisinde öyle bir norm oluşuyor ama mesela bizler de gidiyoruz oraya. Reçel ana eksen olduğu zaman da Reçel böyle bir alan açıyor. Daha önce oralarda kendine alan bulamamış kadınlar. Ama daha seküler kadın hareketlerinden kadınlar da Reçel gündemine uygun olduğunu düşündükleri konularda bize geliyor. Ya da hiçbir şekilde dinin yer almadığı çerçevede yazılmış yazılar da oluyor. Dolayısıyla o ikiliyi de biraz kıran, kırmaya çalışan ama özellikle müslüman kadınların müdahalesiyle o ayrımı kırmaya çalışan bir yer Reçel.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Yani sonuç olarak bir kadının size yazması için sadece bir hikayeye sahip olması yeterli</strong></p>
<p><strong>Feyza:</strong> Evet</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Başka bir filtreniz yok. Peki yakın zamanda başörtüsü konusu yeni bir çerçevede tekrardan gündeme geldi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Reçel bu konuda ne düşünüyor ya da?</strong></p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> “Bianet’in Başörtüsü Mücadelesinin Değişen Yolculuğu” serisi yayınlanmadan önce, hayatına başörtüsüz devam etme kararı alan birkaç kadının hikayesi üzerinden konu Reçel&#8217;in gündemine de geldi. Örneğin, başörtüsüz bir kadın camiye gidiyor ve camiye doğru yöneldiğinde tuvaleti gösteriyor etraftakiler, etrafındakileri namaz kıldığına ikna etmesi zaman alıyor. Bunun ne kadar yorucu olduğunu yazmıştı <a href="http://recel-blog.com/basortusuz-musluman-bir-kadin-mescitler-ve-kendini-bilmez-insanciklar/">yazarlarımızdan biri</a>. Ya da bir diğer kadın önyargıyla mücadelesinden <a href="http://recel-blog.com/basortusunu-cikarmak/">bahsediyordu</a>. Bu duruma dair ek analizler yapmak ya da buna acayip anlamlar yüklemek gibi bir heyecana kapılmadık açıkçası yazılar geldiğinde. Geri kalan hikayeler kadar benzersizdi bu hikaye de o kadar.</p>
<p><strong>Feyza:</strong> Aslında baştan şunu söylemek lazım. Bu aslında kadınları dinle ilişkileri üzerinden nasıl tanımlayacağımızla ilgili bir mesele. Biz dedik ki; kimlik siyaseti olmasın, yüksek politikanın dilini kullanmayalım. Ama nasıl bir dil kullanalım? Bu durumda kamusal ve özel alanda kendine müslüman demekten çekinmeyen, bunun görünürlüğünü de başörtüsüyle yaşayan, yaşamayan kadınlara çağrı yaparak, müslümanlığı dışlayıcı bir şekilde değil de içeren, kapsayıcı bir şekilde kullanmaya çalıştık. Bunda da başörtülü demekten çekindik çünkü bu kadar esnek bir tanımlama içinde çok anlamsızlaşan bir sıfat oluyor. Bence bu meselenin başlığını başörtüsü yapmaktan çıkarmalıyız artık. Bu mesele dediğim de kadınların gerçekten kamusal hayatta görünürlüğü ve ev hayatı. Bunun başlığı başörtülü-başörtüsüz olmaktan çıksın. Çünkü başörtüsüne olduğundan fazla ya da taşınabileceğinden daha ağır bir yük yüklemenin hiçbir anlamı yok. Biz zaten başını örten ya da başı açık olan bütün kadınlar olarak Türkiye Cumhuriyetinin sırtımıza yüklediği bu yükle yaşıyoruz. Çok uzun süre kadınlar birbirlerini suçladılar bu yüzden. Başı açık kadınlar ‘sizin yüzünüzden biz kendimizi dindar değil ya da ahlaki olarak düşük hissediyoruz ya da bize öyle bakılıyor. O yüzden sizin başınızı örtmeniz problemli’ dediler mesela. Başörtülü kadınlar da ‘biz kamusal alanda bu sıkıntıları yaşadık, toplumsal hayattan dışlandık’ dediler ve bunlar çözüme giden değil tekrar tekrar söylenip anlatılarak kanırtılan yaralar haline geldi. Biz bence artık bunlardan biraz uzaklaşıp, başka meselelerimize bakmalıyız. Yani bir kadının başka meselesi yok mu hayatla ilgili? Belki gündemini belirleyen çok daha büyük meseleler varken hepsinin faturası başörtülü-başörtüsüz tartışmasına kesildi çok uzun süre. Reçel&#8217;in yapmaya çalıştığı biraz aslında o başlığa müdahale etmek, onu ortadan kaldırmak, onu dönüştürmek, başka çerçevelerde konuşturmaya çalışmak. O yüzden de müslüman dedik ve bunu da çok esnek bir şekilde tanımladık.</p>
<blockquote><p>Son dönemki tartışmalarda aslında iki şey var. Yine kadınlar kendilerini anlatıyorlar ve bu çok önemli. Bizim değer verdiğimiz Reçel&#8217;in iş yapma biçimi bu. Diğer yandan da buna çizilen çerçeveler ve bunun yarattığı heyecan dalgası içinde insanı rahatsız eden, aşırı anlamlandırma içeren bir taraf var. Başını açmak aşırı anlamlı, çok özgürleştirici, çok şucu, çok bucu dolayısıyla çok olumsuz giden bir siyasi dalgayı böyle tersine çevirme gücü olan bir hareket gibi. Bu çerçevede anılmaktan ve bu çerçevede alkışlanmaktan bir kadın memnun olabilir de olmayabilir de buna karışmıyorum ama bu çerçevenin kendisini yani böyle bir anlam yükleme ve yine taşıyamayacağımızdan ağır bir yüke dönüşmesini ben şahsi olarak, feminist olarak ve bir sosyolog olarak sorunlu buluyorum. Bunların kadınların hayatlarında artık sırtlarına yük olmayan geçişkenlikler haline gelebileceği bir kamusallık hayal edebilir miyiz? Benim sorum bu. Reçel de bence bu soruya cevap arıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Buarada yakın zamanda bize “başörtüsü prograpagandası yapma” eleştirisi gelmişti. Bir gezi yazısı vardı, başlığında da başörtüsü geçiyordu (<a href="http://recel-blog.com/katolik-kilise-yurdunda-basortulu-bir-musluman-kadin/">Katolik Kilise Yurdunda Başörtülü Bir Müslüman Kadın</a>). Orada ‘neden başörtülü olduğunuzu vurguluyorsunuz, işte başörtüsünü pazarlıyorsunuz, başörtüsünden nemalanıyorsunuz’ deniyordu. Ama bizim için eğer başörtüsü takma durumu o insanın tecrübesinde bir şey farklılaştırıyorsa ve bunu ifade etmek istiyorsa tabi ki Reçel&#8217;de yazacak ve başörtüsü takmama durumu yine tecrübesinde camiye gitme örneğindeki gibi bir farklılaşma yaratıyorsa  tabi ki onu Reçel&#8217;e yazacak. Çünkü bu tecrübeleri öğrenmeye ve Feyza&#8217;nın dediği gibi normalleştirmeye çalışıyoruz. Bu tecrübeyi anlatmazsam iyileşemeyiz. İyileşmek çabası var aslında Reçel&#8217;in içinde. Birbirimize açtığımız yaralarla ve kendi kendimize açtığımız yaralarla ilgili iyileşmeye çalışırken bütün bu tecrübelere yer vermek istiyoruz. Başörtülü kadınların da senelerdir anlatmadığı ve sadece yasakla ve eğitim alamama çevresinde dönen tek bir hikayeyle anlatılan durumu çeşitlendirmeye çalışıyoruz. Daha temkinli, herkesi kapsayacak herkesin hikayesini rahatça anlatmasına vesile olacak ve birilerini dışarıda bırakmayacak, rahatsız hissettirmeyecek şekilde bir ortam kurmaya çalışıyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Toplu bir hareket olmasından ziyade kadınların bireysel hikayeleri olmasına özen gösteriyorsunuz o zaman bu durumda.</strong></p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Yani büyük resim değil de küçük resimleri anlatmak. Bundan büyük bir resim çıkmasın istiyoruz.</p>
<p><strong>Feyza:</strong> Aslında şu anda dünyada da Türkiye&#8217;de de bir konuda gündem yaratılırken tabii ki önce küçük resime bakılıyor. Ondan sonra onun üzerinden büyük bir çerçeve çizilmeye çalışılıyor. Reçel&#8217;in yapmadığı biraz o büyük çerçeveyi çizmemeye çalışmak. Bence fark bu. Bianet&#8217;in yazı dizisi de aslında herkesin şahsi hikayesi. Bir kadın bunu daha büyük, daha ideolojik, daha toplumsal hareketlilik içerisinde anlatmak istiyorsa kendi açısından anlatabilir. O da onun kendi anlam dünyasıdır ama bunun üzerinden böyle bir resim çizmek bence o kadınlara da kendi hikayesini anlatan kadınlara da bir haksızlık. Aslında Reçel&#8217;in de zaman zaman böyle heyecanlı karşılandığı durumlar oldu.</p>
<blockquote><p>Biz -Türkiye&#8217;de bir söz söylediğiniz zaman sizin kastınızdan çok daha büyük anlamlara gelmesinden kaçınan kadınlar- olarak Reçel’deyiz. Küçük bir şey anlatıyoruz ve o küçüklüğü içerisinde kalsın istiyoruz. Belki küçüklük değil ama doğru kavram ne düşünmek lazım.</p></blockquote>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Sahip olduğundan daha farklı ve daha fazla anlam yüklememek belki</strong></p>
<p><strong>Feyza:</strong> Evet yani sırtındaki yükü artıramamak. Zaten verdiğin mücadele kendi içinde zor bir mücadele onun zorlaştıran bir yük yüklemek esas problem. Reçel&#8217;e de böyle bir anlam yüklenmesi bizi zaman zaman yordu.</p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Feyza makbul Müslümanlığı yazmıştı “<a href="http://recel-blog.com/recel-blogun-serrinden-allaha-siginmak/">Reçel Blog’un Şerrinden Allah’a Sığınmak</a>” yazısında. Makbul Müslüman olarak kabul edilmek, ya da seküler camianın daha makbul gördüğü Müslümanlar olmak meselesi. “Benim de Müslüman arkadaşlarım var” Müslümanlığı. Bizim için bu tartışma bir gerginlik sebebi oldu ama bu durumu kendimizi doğru bildiğimiz şekilde ifade etmemizi engellemiyor. Aynı şey bu başörtüsü meselesinde de geçerli. Biz kendi yaşadığımız şeyi aynı doğallığıyla, aynı duruluğuyla anlatmaya ve mümkünse bunu büyük analizlere dökmemeye çalışıyoruz. Bu tartışmalar çok değerli. Var olan bir şey ortaya çıktı, bu kadar kadının gündemi olan bir şeyin, bu kadar fazla kadın tarafından tartışılması da çok değerli.</p>
<p><strong>Feyza:</strong> Bir ekleme yapmak istiyorum. Daha seküler, sol, ilerlemeci, ya da daha feminist çevrelerdeki heyecanın bir karşılığı da müslüman camialarda suçlayıcılık olarak var. İşte siz makbul olmaya çalışıyorsunuz. Siz kendiniz birilerine beğendirmeye çalışıyorsunuz gibi. Aslında ikisini de yapmamaya calışıyoruz. O yüzden geriliyoruz. Oradan bir dalga geldiği zaman bizi geriyor. Bu taraftan geldiği zaman başka türlü. Yapığımız iş ne kadar heyecan verici ve güzel ve bizi motive edici olsa da bir yandan da zor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Özgürleşme hikayesi olarak tanımlanması ile alakalı söyleyebileceğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong>Feyza:</strong> Bence kadınlar neyi özgürleşme olarak yaşıyorlarsa onu özgürleşme olarak tanımlayabilirler. Hayat tarzı değişikliği olarak tanımlayabilirler. Yani o konuda hiçbir şey söyleyemeyiz biz. Kadınların kendilerini başörtüsüyle ilgili nasıl tanımladıkları tamamen kendilerini bağlar. Ben de yarın sokağa çıktığımda başımı örtmemeye karar verirsem bunun gariplik, tuhaflık, kurtuluş, ya da büyük bir hata ya da davadan vazgeçiş olarak tanımlanmamasını isterim. Başımı örtmeye devam ediyor olmamın da hala aydınlanamamış ve özgürleşememiş bir kadın olduğum önyargısıyla karşılanmasını istemem. Zaten tanımlanmaktan yorulmuşum. Bu da benim hikayem olsun isterim. Bence kadınlar kendi adlarına bu hikayeleri kendileri istedikleri dilde yazsınlar. Reçel&#8217;in duruşu budur. Yeter ki kimse gelip onun üstüne bir çerçeve koyup özgürleşen kadın özgürleşemeyen kadın aydınlanan kadın ezilen kadın çerçeveleri çizmesinler.</p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Kendime dair anlattığım şeyin de bazen karşıya dair yargıyı ifade ettiği bir nokta oluyor, buna dikkat etmeye çalışıyorum kendi adıma. Reçel&#8217;de de öyle dikkat ediyoruz ama muhakkak ki bu süreçte illa ki birbirimize de kötü hissettirecek şeyler söyleyeceğizdir. Her türlü geçiş sürecinde olduğu gibi. Ama her türlü hareket dışarıdan özgürleşme ya da tersi olarak okunduğunda rahatsız edici bir şey. İnsanlar kendini özgürleşmiş hissediyorlarsa bu da başka bir şey.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Peki son olarak Reçel gelecek dönemde neler yapmayı planlıyor?</strong></p>
<p><strong>Rümeysa:</strong> Reçel kendi yayın hayatına benzer bir şekilde devam edecek ama umuyorum ki güzel bir arayüzle devam edecek. Bununla ilgili çalışmalara başlıyoruz. Bahsettiğimiz, açık mutfak gibi kısımların daha görünür olduğu bir web sitemiz olacak. İçerikleri de daha fazla öne çıkaran takip edilirliği kolay bir web sitesi hedefimiz var. Onun dışında farklı kadınlarla Müslümanlık, feminizm, kadın hareketi gibi konuları konuşabileceğimiz farklı şehirlerde çalıştaylar yapma planımız var. Bir de biraz önce bahsettiğimiz Reçel yazısı denen şeyi birlikte yazabileceğimiz, kendi gündemimizi konuşup kendi yazılarımızı yazacağımız Reçel yazısı atölyeleri yapmayı planlıyoruz İstanbul ve Ankara&#8217;da. Bu sayede inşallah hem Reçel&#8217;in açtığı tartışmayı daha farklı kadınlarla birlikte tartışıp daha derinleştirme şansımız olacak hem de var olan içeriği daha fazla derinleştirmek ve daha fazla Reçel kadını daha fazla Reçel yazarı ortaya çıkarmak mümkün olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/06/recel-blogun-gundemini-okurlari-belirliyor/">Reçel Blog&#8217;un Gündemini Okurları Belirliyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 09:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[batuhan aydagül]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek Daha Net Gençlik Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[next generation]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, gençlerin gündelik hayatını, gelecek kaygılarını ve toplumsal olaylara bakışını onların değerlendirmeleriyle yansıtıyor. Eğitimci yazar Erol Erdoğan, araştırma sonuçlarından; gençlerin spor ve kültür sanata ilgisizliğine karşılık sosyal medyaya olan yoğun ilgisini yorumlarken, bunun sebepleri arasında Türkiye’ye has bir durum olarak son yıllardaki toplumsal olaylar ve darbe girişiminin etkili olduğunu belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Feyza Akınerdem ise, gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve güvenlik açısından bir çıkış yolu olarak görmesini ise şöyle yorumluyor:  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor”</p>
<p>British Council’ın Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Gelecek Daha Net (GDN) Gençlik Platformu iş birlikleriyle gerçekleştirdiği <a href="https://www.britishcouncil.org.tr/nextgeneration/turkey" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Next Generation Türkiye</a> araştırmasında; 12 şehirde, 18-30 yaş arası 2 bin 524 gençle nitel ve nicel görüşmeler yapılmış. Araştırmanın akademik danışmanlarından Doç. Dr. Gülden Demet Lüküslü’nün yorumuyla ‘gelecek değil şimdi, gençlerin gündelik yaşamlarının karmaşıklığına’ mercek tutan araştırmaya göre; Türkiye’deki gençler, dünyanın dört bir yanındaki akranları gibi, bireysel benlikleri ve bağımsızlıkları ile içinde yaşadıkları topluluklara, aile, eğitim ve evlilik gibi sabit kurumlara duydukları bağlılık arasında sürekli olarak denge kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Araştırmanın öne çıkan bulgularını şöyle sıralamak mümkün:</p>
<p>Türkiye’deki gençler gelecekleri konusunda iyimser. Çoğunluk yaşam şartlarının gelecekte daha iyi olacağını düşünüyor. Gençlerin yarısı, WhatsApp ve diğer sosyal medya iletişim araçlarına günde iki saatten fazla vakit ayırıyor. Instagram, yüzde 29 ile gençlerin en çok kullandıkları üç sosyal medya kanalının başında gelirken; bunu yüzde 27 ile WhatsApp, yüzde 26 ile Facebook takip ediyor. Gençlerin yüzde 70’i müzik aleti çalma, çizim ya da resim yapma gibi sanatsal aktivitelere zaman ayırmıyor;  yarısı ise spor ya da herhangi bir egzersiz yapmıyor. Gençlerin yarısından fazlası iş piyasasındaki deneyimlerine dayanarak, hayatta başarı elde etmek için “tanıdıkları” olmasının okul başarısından daha önemli olduğunu düşünüyor. Gençlerin yüzde 26’sı ne okuyor, ne çalışıyor, ne de eğitim görüyor. Bu oran, genç erkeklerde yüzde 17 iken, genç kadınlarda yüzde 36’ya yükseliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22946 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg" alt="" width="225" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2.jpg 225w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/indir-2-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Gençlerin internet kullanımına olan ilgisini yorumlayan eğitimci yazar Erol Erdoğan, dünya genelindeki gerekçelerden farklı olarak Türkiye’ye özel durumun, son yıllardaki toplumsal hareketliliğin bu sonuçlarda etkili olduğunu savunuyor. 17-25 Aralık,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gezi protestoları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi olayların dijital medya kullanımını artırdığını belirten Erdoğan, “Çünkü son dönemdeki toplumsal hareketliliklerin çoğu dijital mecralar üzerinden organize edildi. Kriz ve eylem anlarındaki zorunlu kullanımlar, sonraki süreçte alışkanlığa dönüştü. Bunun dışında şu sebepler de var. Fatih projesi çerçevesinde dağıtılan tabletler, internette geçirilen vakitleri artırdı, dolayısıyla dijital mecralara da bu vesileyle ilgi arttı. Muhafazakar yaklaşımların aksine, dijital alandaki rahatlık, gençlerin kendini orada ifade etmesini kolaylaştırdı” değerlendirmesini yapıyor. Gençlerin temel sorununun ‘yalnızlık’ olduğu yorumunu yapan Erol Erdoğan, bu yalnızlığın giderilmesi için ebeveynlerin çocukları ile paylaşım, dayanışma, sohbet içerikli vakitler geçirmesinin, seyahat ve etkinliklere katılmasının önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kategorik şekilde dijital mecra düşmanlığı yapılmamasının önemine dikkat çeken Erdoğan, “Bırak interneti, ders çalış” gibi sözlerle, internetin karşısında ders, kitap, okul-cami, sohbet gibi değerler konulmadan, bağımlılığı azaltacak ve boş vaktin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak imkanlar oluşturulmalı, alternatiflere yönlendirmede doğal ve dolaylı yollar tercih edilmeli. Çocuklar ve gençler, sosyal-kültürel süreçlerin dinamik üyesi olmalı, onları edilgen yapacak davranış ve organizasyon türlerinden uzak durmalıyız. İnternet ve dijital mecrayı eğitim, sanat, kültür, akademik bakımından faydalı kullanmanın yolları anlatılmalı, bu yöntemler uygulamalı olarak gösterilmeli” önerilerinde bulunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gençlerin eğitime bakışları konusunda geniş bir değerlendirmenin yer aldığı araştırmaya göre; gençler, eğitimi önemsiyor ancak büyük çoğunluğu eğitim sisteminden memnun değil. Dünya görüşleri, siyasi eğilimleri farklı olan gençler, eğitim sisteminde sorunlar olduğu konusunda hem fikir. 1’den 10’a kadar puanların yer aldığı bir ölçekte (‘1′ en az memnun ve ’10’ çok memnun) eğitim sisteminin neredeyse tüm unsurları 5’in altında puanlanırken, sınav sistemi ise en az beğenilen unsur olarak ortaya çıkıyor. Gençlerin yarıs</p>
<p>ı iyi bir eğitim almak için Batı ülkelerine gitmeleri gerektiğini düşünüyor. Yarısından çoğu gerek ulusal gerekse küresel iş piyasasında öne çıkmak için iyi derecede İngilizce bilmeleri gerektiğine inanıyor. Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül, araştırmayı yorumlarken, sonuçların topluma her düzeyde kaliteli eğitim sağlamanın iyi bir başlangıç noktası olduğunu gösterdiğini ifade ederek, “Sonuçlar, eğitimin toplumdaki gençler arasında önemini sürdürdüğünü gösterse de, eğitimde acilen ilerleme sağlanması gerektiği de ortada. Beceriye yönelik devlet destekli krediler ve burslara erişim, gençlerin hayalleri doğrultusunda eğitim ve öğrenimlerini planlamasına imkan tanıyabilir. Araştırma aynı zamanda becerilere yönelik maddi desteğin yalnızca geleneksel kurum ve eğitim sistemi içerisindeki öğrencilerle kısıtlı olmaması gerektiğini de hatırlatıyor. Genç kadınların daha iyi erişime sahip olması için verilecek destek önem taşıyor. Böyle bir desteğin, sanat, girişimcilik gibi diğer alanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi şart” hatırlatmasında bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-22947 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg" alt="" width="353" height="353" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF.jpg 353w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/TB6kf2RF-320x320.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
<p>Next Generation araştırmasının ilgi çekici sonuçlarından biri olan gençlerin evliliği ‘bağımsızlık’ ve ‘güvenlik’  anahtarı olarak görmesini değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Feyza Akınerdem, evlilik programı ile ilgili yaptığı araştırmada, her yaştan katılımcıların evlilik arzularını değerlendirirken en çok ön plana çıkan beklentinin de ‘güvenli bir hayat’ olduğunu hatırlatıyor. Her yaştan kadınların bunu özellikle vurguladığını belirten Akınerdem, “Geçmiş deneyimlerden ya da başka evlilikler üzerine gözlemlerinden yola çıkarak kadınlar evliliğin oldukça güvensiz bir mecra olabileceğini de teyit ediyorlardı. Evlilik programının ise canlı yayında geniş bir kitleye hitap eden bir program olması nedeniyle, güvenli bir evlilik yolu olabileceğini düşünüyorlardı. Zira böyle bir sahnede gizli saklı bir şeyin kalmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Aslında bu veriden yola çıkarak geleneksel yahut bildik eş bulma yöntemlerinin içerdiği tekinsizliğin ifşa olduğunu söyleyebiliriz. Evlilik programı bu beklentiye cevap verebildi mi, bunu ölçmek mümkün değil. Ancak orada da mevcut aile kurumunu dönüştürecek herhangi bir fikirsel altyapı ve çaba olmadığı için, sistematik güvensizliklerin aynen devam ettiğini çıkarabiliriz” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p>Evliliğin özellikle kadınlar için kendi kararları verebileceği bir alan gibi görüldüğünü belirten Akınerdem, yalnızlığın Türkiye’de ‘seçenek’ olarak görülmediğini ifade ediyor. “Türkiye’de hayat aile içinde yaşamak üzere kurgulandığı için yalnızlık hem gençler için riskli görüldüğü için, genel ahlak normlarına aykırı bulunduğu için genellikle aileler böyle bir hayata izin vermiyor, hem de maddi zorluklar ve güvensizlik gibi durumlar için tercih etmiyorlar” diyen Akınerdem’e göre,  “Gençler ailelerinin normlarından ancak kendilerine ait bir aile kurarak çıkabileceklerini hayal ediyorlar ama bu da çok kısa bir tercih aralığı oluyor. Evlilikle birlikte çok daha girift aile ilişkilerine ve sorumluluklara adım atıyorlar. Yani bekledikleri özgürlük çoğu zaman sadece kısa bir süreliğine, aileden evliliğe geçerken kendilerine sağlanan seçim alanında mümkün, o da sağlanıyorsa.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22948 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg" alt="" width="259" height="346" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2017-12-19-at-16.02.49-610x813-320x426.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /></p>
<p>Araştırmanın öneriler bölümünde ise şu konulara dikkat çekiliyor:</p>
<p>Eğitim kalitesinin iyileştirilmesi, eğitimin tüm biçimlerine kapsayıcı erişimin sağlanması ve gençlerin iş hayatına ve dış dünyaya hazırlanmasına destek olmak,</p>
<p>Gençlerin yaşadıkları toplumda bağımsız ve aktif vatandaşlar hâline gelmeleri ve kendi geleceklerine daha fazla sahip çıkmaları için güçlenmelerine destek olmak,</p>
<p>Tüm gençliğe hoşgörüyle bakan ve saygı duyan kapsayıcı bir toplumu desteklemek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/21/genclerin-hayatina-onlarin-sesinden-bakmak-next-generation-arastirmasi/">Gençlerin hayatına onların ‘sesinden’ bakmak: Next Generation araştırması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın gazeteciler ‘medyada kadının yerini’ konuşacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/kadin-gazeteciler-medyada-kadinin-yerini-konusacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Mar 2017 12:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Banu Güven]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Akınerdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[medyada nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Melis Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın gazeteciler Banu Güven, Emine Uçak Erdoğan ve Melis Alphan kadının medyadaki temsilini konuşacak. Söyleşi 7 Mart’ta Hrant Dink Vakfı’nda gerçekleştirilecek. Sosyal bilimler alanında çalışma yürüten Asulis Laboratuvarı tarafından kadının medyadaki temsili üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek. Banu Güven, Emine Uçak Erdoğan ve Melis Alphan’ın konuşmacı olarak katılacağı söyleşide kadının medyada temsil edilme biçimleri, kadın odaklı habercilik ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/kadin-gazeteciler-medyada-kadinin-yerini-konusacak/">Kadın gazeteciler ‘medyada kadının yerini’ konuşacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kadın gazeteciler Banu Güven, Emine Uçak Erdoğan ve Melis Alphan kadının medyadaki temsilini konuşacak. Söyleşi 7 Mart’ta Hrant Dink Vakfı’nda gerçekleştirilecek.</h3>
<p>Sosyal bilimler alanında çalışma yürüten Asulis Laboratuvarı tarafından kadının medyadaki temsili üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek.</p>
<p>Banu Güven, Emine Uçak Erdoğan ve Melis Alphan’ın konuşmacı olarak katılacağı söyleşide kadının medyada temsil edilme biçimleri, kadın odaklı habercilik ve kadın gazetecilerin sektördeki deneyimleri incelenecek.</p>
<p>Söyleşi, Feyza Akınerdem’in moderatörlüğünde, 7 Mart Salı günü, saat 18.30’da Hrant Dink Vakfı Havak Salonu’nda yapılacak.</p>
<p>Söyleşi öncesinde, Feyza Akınerdem kaleme aldığı Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi projesi kapsamında “Türkiye Medyasında Kadınların Temsili: Gazete ve İnternet Haberciliği” başlıklı ayrımcı söylem raporunun sunumunu yapacak.</p>
<p>Kadınların faili yahut mağduru oldukları olayların haberleştirilme süreçlerinin toplumsal cinsiyet açısından ele alındığı rapor da açıklanacak.</p>
<h4>ASULİS LABORATUVARI</h4>
<p>Asulis; Dil, Diyalog, Demokrasi Laboratuvarı söylem alanında deneysel çalışmalar ve araştırmaların yapılacağı, ayrımcı söylem ve sonuçlarının yanı sıra ayrımcılıkla mücadele yöntemleri üzerine tartışmaların yürütüleceği, projelerin geliştirileceği disiplinlerarası bir platform olarak Hrant Dink Vakfı bünyesinde kuruldu.</p>
<p>Bu alanda çalışma yürüten özelliği taşıyan ilk sosyal bilimler laboratuvarı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/06/kadin-gazeteciler-medyada-kadinin-yerini-konusacak/">Kadın gazeteciler ‘medyada kadının yerini’ konuşacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
