<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/esik-esitlik-icin-kadin-platformu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esik-esitlik-icin-kadin-platformu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Jul 2024 13:38:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/esik-esitlik-icin-kadin-platformu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>EŞİK: Kadınlara Soyadı Dayatmaktan Vazgeçin!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/07/17/esik-kadinlara-soyadi-dayatmaktan-vazgecin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jul 2024 13:37:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK)]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Soyadı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86641</guid>

					<description><![CDATA[<p>EŞİK, kadınların soyadı hakkına yönelik olumsuz gelişmelere dair bir basın bülteni yayınladı. Biz de Sivil Sayfalar okuyucularıyla paylaşıyoruz. &#160; Kadınlara Soyadı Dayatmaktan Vazgeçin. AİHM ve AYM Kararlarını Uygulayın. Kadınları özgür bırakın, hangi soyadını kullanmak istediklerine karışmayın. &#160; İktidarın, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır” hükmünü yeniden ve aynen yasalaştırmak isteyen teklifi maalesef [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/07/17/esik-kadinlara-soyadi-dayatmaktan-vazgecin/">EŞİK: Kadınlara Soyadı Dayatmaktan Vazgeçin!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EŞİK, kadınların soyadı hakkına yönelik olumsuz gelişmelere dair bir basın bülteni yayınladı. Biz de Sivil Sayfalar okuyucularıyla paylaşıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadınlara Soyadı Dayatmaktan Vazgeçin.</strong></p>
<p><strong>AİHM ve AYM Kararlarını Uygulayın.</strong></p>
<p><strong>Kadınları özgür bırakın, hangi soyadını kullanmak istediklerine karışmayın.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İktidarın, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır” hükmünü yeniden ve aynen yasalaştırmak isteyen teklifi maalesef TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilerek TBMM genel kuruluna sevk edildi. 11 Temmuz 2024 Perşembe günü saat 10:14’te başlayan Adalet Komisyonu görüşmeleri, ertesi sabah, 12 Temmuz Cuma günü saat 06:27’de bitti. Nöbetimiz 20,5 saat sürdü. Kadına soyadı dayatırken sürekli olarak aileyi ve çocukları korumaktan söz eden AKP’nin meclisteki vekillerin ailelerini ve çocuklarını yok sayma, vekilleri insanlık dışı koşullarda zorla çalıştırma politikası bir kez daha teşhir oldu. Uzun komisyon çalışması boyunca kadınların gözü komisyonun üzerindeydi. Toplantı süresince, EŞİK, muhalefet partilerinden kadın vekiller ve kimi AKP’li kadın vekiller ve siyasetçiler maddenin önergeler yoluyla düzeltilmesi için çaba harcadı. Kadınlara, görüşülen 9. Yargı paketindeki soyadı ile ilgili 15. maddenin eşitlikçi yönde değiştirileceği sözleri verildi. Ancak Adalet Komisyonu’nda verilen tüm değişiklik önergeleri reddedildi.</p>
<p>9. Yargı Paketi’nin 15. Maddesinde yer alan soyadı teklifi bir gün önce de TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) toplantısında görüşülmüş ve muhalefet partilerinden kadın vekillerin yoğun eleştirileri ile karşılanmıştı. Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında komisyon başkanı Cüneyt Yüksel, “Bütün eleştirileri dinledik ve bu konuda, Genel Kurula kadar, kurumlardan görüş alınıp bütün etki analizleri yapılarak bir noktaya varılacak. Değerlendirmeler yapılıyor, bir değişikliğe gitme ihtimali çok yüksek, onu da belirtmek istiyorum” demiştir. Konunun temel hak ve özgürlüklere ait olduğunu söyleyen Yüksel, komisyonun görevlerini yerine getirmesini sağlamak yerine konuyu TBMM genel kuruluna paslamıştır. Oysa ki, Adalet Komisyonu’nun görevi, konunun taraflarını ve muhalefet partilerini de dinleyerek; yasa tekliflerinin gerçek sorunlara çözüm getirmesini, hukuka uygun ve hukuk güvenliğini sağlayacak şekilde çıkarılmasını sağlamaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Komisyon Başkanı Yüksel’in, soyadı teklifinin “genel kurula kadar en uzlaşmacı ve uygun şekilde yeniden değiştirileceğini düşündüğünü” belirten sözlerine rağmen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hemen bir açıklama yaparak bu sözleri boşa çıkarmaya çalışmıştır. Tunç 13 Temmuz günü basına verdiği demeçte  “Anayasa Mahkemesi burada bir iptal kararı verdi ve iptal kararı sonrasında o boşluğun yeniden düzenlenmesi gerekti. Taslak çalışmamızı biz TBMM grubumuza ilettik ve onlar da değerlendirmelerde bulundular ve &#8216;Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır, isterse kızlık soyadını da bununla beraber kullanabilir&#8217; hükmü Adalet Komisyonu&#8217;nda aynı şekilde korundu ama Anayasa Mahkememizin gerekçelerine de atıf yapılarak yeni bir düzenleme gerçekleştirildi. Durum bundan ibaret” diyerek kadınlara soyadı dayatması getiren tekliflerini savunmuştur. Adalet Bakanı, yapılan itirazların, AYM’in iptal kararına uyulması çağrılarının önünü kapatmak, konunun yeniden tartışılmasını engellemeye çalışmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hangi aileyi koruyorsunuz? Kadının içine doğduğu kendi ailesini neden korumuyorsunuz?</strong></p>
<p>Kadınlara evlendiği erkeğin soyadını dayatarak “aileyi koruma” iddiası AKP’li üyeler tarafından komisyon görüşmeleri boyunca da tekrarlanmıştır. Adalet Komisyonu’nda yasa teklifini savunan AKP vekili Cahit Özkan, teklifi “aile yapısını zayıflatacak her türlü girişim karşısında teyakkuzda olmalıyız” demiş ve iptal kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ni suçlamayı ihmal etmemiştir. Komisyonda söz alan diğer AKP’li üyeler de; soyun sadece erkekler üzerinden gitmesinin, kadının erkeğin soyadını almaya kanunen zorlanmasının erkek egemenliğinin ilanı olduğunu hatırlatan çoğu hukukçu muhalefet vekillerinin ve TBB Başkanı Erinç Sağkan’ın itirazlarına, tekraren aile birliği, ailenin öneminden bahsederek cevap vermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadınlara soyadı dayatması konusunda aileyi ve çocukları bahane olarak sunan herkese hatırlatmak isteriz ki, kadınların evlenmeden önce ve sonra içine doğdukları ve soyadını taşıdıkları bir aileleri vardır. Yeni kurdukları ailedeki erkekleri üstün kılma adına, önceki kendi ailesi ile soybağları kesilmeye, soyadları değiştirilmeye çalışılmaktadır. Kadınlar böylece, annesi, babası, tüm kız ve erkek kardeşlerinden ayrılarak bambaşka bir soya dahil edilmekte, onların soyadını taşımaya zorlanmakta ve ömrünü geçirdiği öz aile ile bağları koparılmak istenmektedir. Türkiye’de kadınlara, kendi öz anne ve babaları, kendi öz kardeşleri ile aynı soyadlarını taşımaları yasaklanmaktadır. Kadınlara, sanki hep yeni evlendikleri eşlerinin anne babasının, kardeşlerinin soyuna dahil imiş gibi, onların soyadı ile yaşamaları dayatılmaktadır. Bugün Türkiye’de aileler, kız çocukları ile erkek çocuklarının, evli olmayan kız çocukları ile evli olan kız çocuklarının, kız ve erkek torunların farklı farklı soyadlarını taşıdığı bir soyadı karmaşası içindedir. Evlilikle soyadını değiştirme dayatması, sadece kadınları kendi ailelerinden kopartmakla kalmamakta, çocuklarını yani torunları da kadının ailesinden kopartmaktadır. Örneğin üç kız çocuklu bir ailede dört ayrı soyadı olmaktadır; evli kız torunlar varsa durum daha da garip bir hal almaktadır. Bu kız çocukları ve kız torunlar arasında boşanmalar olduğunda ipin ucu iyice kaçmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evli kadınların hayatlarına kendi içine doğdukları aile soyadıyla devam edebilme özgürlüğü olmasının, yeni kurdukları ailenin “birliğini” nasıl ve neden olumsuz etkileyeceğini açıklayacak mantıklı bir tek argüman bile sunulamamaktadır. Asıl mesele aileyi korumak değil; topluma erkeğin mutlak reis olduğu, eşitsiz bir aile modelini dayatmaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AİHM ve AYM kararlarını uygulayın</strong></p>
<p>Türkiye’de kadınlar on yıllardır soyadı mücadelesi vermektedir. Çok sayıda AİHM kararı ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru sonucunda, kadına eşinin soyadını dayatan Medeni Yasa’nın 187. Maddesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, kadınlara karşı ayrımcılık oluşturduğu hüküm altına alınmıştır. Sonunda AYM bu hükmü iptal etmiştir. AYM’nin bu iptal kararı, Anayasa madde 153 gereğince tüm kişileri ve kurumları bağlamaktadır. AYM’nin bu iptal kararına rağmen, iptal edilen hükmü aynen geri getirmeye çalışmak, anayasanın hukuk devleti ilkesini ve başta kadın erkek eşitli ile ilgili 10. ve ailede eşitlik ile ilgili 41. Maddesi olmak üzere birçok maddesini ayaklar altına almak olacaktır. Meclisin yasama yetkisini, anayasanın birçok maddesini ve anayasayı ilga etmek için kötüye kullanmak anlamına gelecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu hukuka meydan okuyan girişim, Türkiye’nin hukuksuz bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışından sonraki en büyük hukuk ihlali olacaktır. İktidar birçok icraatı ile kadın erkek eşitliğine karşı politikalar yürütmektedir. Örneğin kadına karşı şiddetle ilgili çok kapsamlı bir mücadele çerçevesi çizen 2006/17 sayılı Başbakanlık genelgesi, 2023/16 sayılı Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile sessiz sedasız yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun Resmi Gazete’de yayını için de, adeta kadınlardan intikam alınırcasına 25 Kasım Dünya Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü seçilmiştir. Böyle irili ufaklı kadın erkek eşitliğine aykırı ve kadınları erkek şiddeti karşısında yalnız bırakan birçok düzenleme ve uygulama yapılmıştır. Ancak İstanbul Sözleşmesi’ne taraf devlet olmaktan çıkış ne kadar büyük bir kırılma noktası ise, kadınlara soyadı dayatması da o kadar büyük bir kırılma noktasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü soyadı, basit bir isim tartışması değildir. İnsan soyunun hangi cins üzerinden yürüyeceği tartışmasıdır. Bu soruya, insan soyu erkek cinsi üzerinden yürüyecektir yanıtı verildiğinde tüm hayat erkeklerin egemenliği üzerinden yürüyecektir. Bilimden sanata, siyasetten spora, hayatın tüm alanlarında erkeklerin üstünlüğü, belirleyiciliği ve denetimi esas alınacaktır. Kadınlar ve çocuklar erkeklerin mülkü olarak görülecektir. Soy erkekler üzerinden yürüyeceği için kadınların varlığı ve hayatları değersiz görülecek; kadınlar erkek çocuk doğurmaya zorlanacaktır. Miras ve mülkiyet, kuşaklar boyunca erkekler arasında devredilmeye devam edilecektir. Anayasalarda, yasalarda istenildiği kadar eşitlikten söz edilsin, daha nikah kıyıldığı anda, kadına dayatılan soyadı ve eline tutuşturulan evlilik cüzdanı ile ailede erkeğin üstün ve reis olduğu dikte edilecektir. Eşitlikçi bir aile ideali, daha aile kurulurken imha edilecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ailede ve toplumda eşitlik ilkesini artık kabul edin</strong></p>
<p>AYM iptal kararı yürürlüğe girdikten sonra birçok EŞİK gönüllüsü kadın, sadece evlilik öncesi soyadını kullanabilmek için Nüfus Müdürlüklerine müracaat etti. Ancak bugüne dek oyalandılar. İçişleri Bakanlığı ya da Adalet Bakanlığı çıkaracakları kısacık bir genelge ile bu sorunu çözebileceği halde bugüne dek tek bir adım dahi atmadılar. İki ay önce 9. Yargı paketinin içeriği kamuoyuna sızdırıldı ve EŞİK olarak pakette yer alan soyadı dayatmasına karşı AYM iptal kararına uyulması çağrıları yaptık, bilgi notları ile kamuoyunu bilgilendirdik, sosyal medya kampanyaları yaptık, siyasi parti liderleriyle görüştük. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış girişimi gibi, Türkiye’yi evrensel hukuk sisteminden biraz daha uzaklaştıracak bu erkek soyu dayatmasını durdurabilmek için büyük çaba harcadık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çünkü mutlu ve huzurlu bir toplum ve aile ancak eşit hak ve sorumluluklara sahip özgür bireyler ile mümkündür.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadının kendi soyadını kullanması, ortak çocukların anne veya babanın soyadını, ya da her ikisini de kullanmaları aileye zarar vermez; tam tersine ailede eşitliği pekiştireceği için güçlendirir. Nitekim birçok ülkede bunun örnekleri yaşanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yunanistan’da kadınlar 41 yıldır soyadlarının hiç değişmediği bir hayat sürüyorlar. İspanya’da kadınların yüzde 96’sı evlendiklerinde kendi soyadlarını kullanıyorlar; çocuklar, anne ve baba soyadını taşıyorlar. Fransa’da eşler 2013 yılından beri, hangi eşin soyadını kullanacaklarına birlikte karar verebiliyorlar. Hollanda, Japonya, İskandinav ülkeleri gibi birçok ülkede bunu mümkün kılan yasa değişikliklerinin gerekçesi kadın-erkek eşitliğini sağlamak. Medeni hayatın İslam hukukuna göre düzenlendiği birçok ülkede bile kadınlar doğum ile aldıkları soyadlarını koruyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soyadı hakkımızdan ve eşitlikten vazgeçmeyeceğiz</strong></p>
<p>AKP’li ya da değil, kadın erkek eşitliğine karşı olanların sürekli olarak “kızlık ya da bekarlık soyadı” kavramlarını kullandığını görüyoruz. Burada da bilinçli ya da bilinçsiz bir eşitlik karşıtı tutum olduğunu biliyoruz. Hukukçu olan Adalet Bakanı’nın bile “kızlık soyadı” nitelemesini kasten kullandığını düşünüyoruz. Çünkü bu zihniyet, kadınların ancak bir kere evlenebileceğini ve ölünceye dek evli kalması gerektiğini ima ediyor. Bekarete ve evliliğe yaşamsal bir önem atfediyor. Oysa ki şu anki yasalarımız bile “önceki soyadı” diyerek daha eşitlikçi bir tutuma işaret ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadınların soyadı ve kadınlara hayatta biçilecek rol, tanınacak alan konusu aslında şu anda siyasetin ana gündem konularından biri. Siyaset gündeminde, akademi ve sanat çevrelerinde ve medyada yeterince yer bulamaması, Türkiye’nin erkek üstünlükçü yapısının, iktidar ve muhalefetteki ataerkilliğin somut bir göstergesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olsun. Kadınlar olarak biz alışkınız.</strong></p>
<p><strong>Eşitlik kavgamızdan vazgeçmeyeceğiz.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şu anda önümüzde iki seçenek var:</strong></p>
<p>Bunlardan ilki, iktidarın soyadı ile ilgili 15. madde teklifinin 9. yargı paketinden çıkartılması. AYM’nin iptal kararı sonrası artık evlenen herkes eski soyadı ile devam edebilir. Büyük Britanya gibi kimi ülkelerde özel bir soyadı kanunu yok örneğin. Yasal bir sınırlama yoksa, kural özgürlüktür. Çok istenirse basit bir genelge ile nüfus müdürlüklerinin nasıl işlem yapacağı belirlenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İkinci seçenek ise TBMM’de bir düzenleme yapılması. Eğer ille de bir yasa çıkartılacak ise vazgeçilmezlerimizi tekrar hatırlatalım:</strong></p>
<ul>
<li>Yasalarda “erkeğin soyadı” diye bir madde olmayacaksa, “kadının soyadı” diye bir madde de olamaz. Hiçbir yasa maddesinde “kadının soyadı” ibaresi geçirilemez. Eğer soyadı ile ilgili bir yasa maddesi yazılacak ise, kesinlikle ve sadece “eşler” kalıbı kullanılarak yazılmalıdır.</li>
<li>Kadının evliliğe sadece doğum ile aldığı aile soyadı ile devam edebileceği açıkça belirtilmeli ve erkeklere de isterlerse kadının soyadını alabilmeleri hakkı tanınmalıdır.</li>
<li>Evlilik ile kadının nüfus kütüğünün değiştirilemeyeceği; baba kütüğünden koca kütüğüne nakledilemeyeceği özel olarak belirtilmelidir. Kadınlar, sırf bir erkekle evlendikleri için, kendi doğum yerlerinden kopartılarak ait olmadıkları illerin hemşehrisi ilan edilmemelidirler.</li>
<li>Evlilik ile erkeğin nüfus cüzdanı ve diğer kimliklerinde hiçbir değişiklik olmamakta ve hayatları aynen devam etmektedir. Kadınlar ise, kimlik belgelerinden araç ehliyetlerine, banka kartlarından pasaportlarına kadar tüm kimliklerini yenilemek zorunda kalmaktadırlar. Evlilik, erkeklerin nüfus cüzdanlarında hiçbir değişiklik yapmadığına göre, kadınların da yapmamalıdır.</li>
<li>Çocuklar erkeklerin mülkü değildir. Günümüz koşullarında çocuğu doğuran da, büyüten de kadındır ve kadınlar çocuklarına kendi soyadını verebilmelidir.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadınların soyadı, iktidar muhalefet demeden herkesin bir eşit yurttaşlık ve insaniyet sınavıdır. Kimsenin bu insanlık sınavından, sınıfta kalmamasını diliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İktidarı ve muhalefetiyle birlikte bütün milletvekillerine, siyasi partilere ve kamuoyuna bir kez daha sesleniyoruz:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Toplumda ve ailede eşitlikten vazgeçmeyeceğiz.</strong></p>
<p><strong>AİHM ve AYM Kararlarını Uygulayın!</strong></p>
<p><strong>#SoyadıDayatmasınaHayır</strong></p>
<p><strong>#AtaerkilAileDayatmasınaHayır</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>17 Temmuz 2024</strong></p>
<p><strong>EŞİK &#8211; Eşitlik İçin Kadın Platformu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>www.esik.org</strong></p>
<p><strong>iletisim@esik.org.tr</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Bu bildiri EŞİK Platformu için Av. Hülya Gülbahar tarafından hazırlanmıştır. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Konuyla ilgili EŞİK Bilgi Notları: </strong></p>
<ol>
<li><a href="https://esik.org.tr/kategori/9.-yargi-paketi/74249/turkiye-de-evli-kadinlarin-soyadi-tercihi-iki-soyadi-kullanan-kadinlarin-demografik-ozellikleri">https://esik.org.tr/kategori/9.-yargi-paketi/74249/turkiye-de-evli-kadinlarin-soyadi-tercihi-iki-soyadi-kullanan-kadinlarin-demografik-ozellikleri</a></li>
<li><a href="https://esik.org.tr/kategori/9-yargi-paketi-raporlar-arastirmalar/74245/9.-yargi-paketi-taslaginda-kadina-soyadi-dayatmasi-ve-cocuk-bahanesi">https://esik.org.tr/kategori/9-yargi-paketi-raporlar-arastirmalar/74245/9.-yargi-paketi-taslaginda-kadina-soyadi-dayatmasi-ve-cocuk-bahanesi</a></li>
<li><a href="https://esik.org.tr/kategori/9.-yargi-paketi/74251/almanya-nin-soyadi-reformu-konusunda-notlar">https://esik.org.tr/kategori/9.-yargi-paketi/74251/almanya-nin-soyadi-reformu-konusunda-notlar</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/07/17/esik-kadinlara-soyadi-dayatmaktan-vazgecin/">EŞİK: Kadınlara Soyadı Dayatmaktan Vazgeçin!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Feminist Afet Politikası Elzem Çünkü Kadınlar Afet Sonrasının Taşıyıcı Kolonları! </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/06/feminist-afet-politikasi-elzem-cunku-kadinlar-afet-sonrasinin-tasiyici-kolonlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 12:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK)]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[6 şubat deprem]]></category>
		<category><![CDATA[6 Şubat depremleri]]></category>
		<category><![CDATA[afet politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Özgül Kaptan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=86559</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinden hemen sonra kadın örgütleri sahadaydı ve hala afetin yarattığı tahribata merhem olmaya çalışıyorlar.  Çünkü “afetler her türlü eşitsizliği açığa çıkarıyor ve devleştiriyor”. Peki afet sonrasında iyileşmenin “taşıyıcı kolonları”-kadınlar ne durumda? Neye ihtiyaç duyuyor?  EŞİK Platformu gönüllüsü Özgül Kaptan ile feminist-eşitlikçi afet yönetiminin neden kamu politikası olması gerektiğini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/06/feminist-afet-politikasi-elzem-cunku-kadinlar-afet-sonrasinin-tasiyici-kolonlari/">Feminist Afet Politikası Elzem Çünkü Kadınlar Afet Sonrasının Taşıyıcı Kolonları! </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadın dernekleri, deprem sürecinde neler yaşadı? Özellikle deprem bölgesindeki kadın örgütleri neleri deneyimledi? </strong></p>
<p>6 Şubat depremlerinden sonra en hızlı harekete geçen yapılar kadın örgütlenmeleri oldu. Keza Deprem bölgesinde de en hızlı toparlananlar da onlardı. Görünür veya görünmez biçimlerde engellenenler de onlar oldu tabii. Görünür engelleri herkes hatırlayacaktır: çadır / konteryner kentlere girmelerine kadınlarla çalışmalarına izin verilmedi ve bu sorun halen devam ediyor. Bazılarının kendi olanakları ile kurdukları destek çadırları kaldırıldı.</p>
<p>Görünmezden kastım daha geniş boyutlu bir mesele ama bir örnekle kısaca şöyle açıklayayım:  adı sonradan “Aile Bakanlığı” yapılan ve adına paralel işlevi de kadın erkek eşitliği perspektifinden soyutlanıp “sosyal yardım” bakanlığına dönüştürülen Aile Bakanlığı ile bağımsız kadın örgütlerinin irtibatı sıfırlandı. Oysaki bütün bakanlıklar arasında en çok bu bakanlığın kadın örgütleri ile ilişkisinin olması gerekir.</p>
<p>Mesela bakanlığın deprem yaşanan kentlerde şiddete karşı önceden hazırlanmış depremde yıkılmayacak bir kadın güvenli alanı olmalı. Buralarda sorumluluk alacak kendi personeli dışında yereldeki sivil toplum gönüllülerini dahil eden önceden hazırlığı, (eğitimleri, sorumluluk tanımları vb.) yapılmış bir acil eylem planı olmalı. Afete müdahalede yerelde eğitimli ve örgütlü sivil yapılar kritik derecede önemlidir. Depremden sonra oluşan güvensiz koşullarda, ki bu koşulların oluşacağı da önceden bilinen bir gerçek, kadınlar yapayalnız ve şiddete müdahale konusunda en ufak bir fikirleri olmayan gönüllülerle baş başa kalmazdı.</p>
<p>Kamu kaynaklarını kullanan bu yapının örgütlerin önünü açan, sivil dayanışmayı olumlu yönde destekleyen organizasyon rolünün olması gerekir. Görünmeyen engel bu işte. Deprem sürecinde başrolde olması gereken kamu kurumlarının çoğu destek değil köstek pozisyonunda idiler.</p>
<p>Söylemeden geçmeyelim; Kadın örgütlerinin çok hızlı harekete geçmesinin nedeni salt organize yapılar olmaları, sürekli iletişimde olan ağlarının olması değil.  Kadın örgütleri zaten sürekli bir dayanışma ve deyim yerindeyse teyakkuz halinde uzun zamandır. Başka çeşit afetler yaşıyoruz yıllardır, günde en az 3 kadının öldürüldüğünü, bir o kadarının ölüm tehdidi aldığını duymadığımız tek bir gün yok mesela.</p>
<p>EŞİK’te ne yapacağımızı, nasıl bir destek örgütleyebileceğimizi konuşmaya başladığımızda depremin üzerinden yarım saat geçmemişti. Whatsapp gruplarında kimimiz aşevi kurmak için kolları sıvarken, kimimiz enkaza vinç ya da vinçe operatör bulmaya çalıştık. Kimimiz şiddete maruz bırakılan kadınlara destek bulmaya çalıştı, kimimiz Adana’dan balıkçı tekneleri ile Samandağ&#8217;a erzak gönderilmesine uğraştı, kimimiz kayıp çocukları gündeme taşıdı.</p>
<p>İletişim ağlarımızın tümü, ki hemen hemen her şehirden ve birçok ülkeden yaklaşık 1500 kadın var gruplarımızda hem ihtiyaçlara dair bilgilerin hem de kaynakların aktarıldığı yerler oldu. Sahada olan arkadaşlarımız, EŞİK bileşenleri de vardı elbette. İnternet bulabildiklerinde haberleşiyorduk. Aslında 1999 Marmara depreminde, bu denli geniş sivil ağların olmadığı bir zamanda da kadınlar en örgütlü desteği sağladılar deprem bölgesine. O zamanki dayanışmadan 3 tane kadın örgütü çıkması tesadüf olmasa gerek.</p>
<figure id="attachment_86560" aria-describedby="caption-attachment-86560" style="width: 334px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-86560" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2024/06/ozgulkaptan-e1717678232794-160x160.jpeg" alt="" width="334" height="334" /><figcaption id="caption-attachment-86560" class="wp-caption-text">Eşik Platformu Gönüllüsü Özgül Kaptan</figcaption></figure>
<p><strong>Afetler Cinsiyet Eşitsizliğini Devleştiriyor! </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Afet İçin Feminist Dayanışma’nın depremin 1. yılında yayınladığı metinde “ patriyarkal kapitalizmin yarattığı yıkımın, kadınlar açısından her alanda derinleştirdiği ikincilleştirme, ayrımcılıktan” söz ediyordu. Siz bu konuda ne söylersiniz? Sizin gözlemleriniz neler? </strong></p>
<p>Afetler her türlü eşitsizliğin açığa çıktığı ve devleştiği bir etki yaratıyor. İki katlı müstakil villada yaşayanların evi depremde yıkılmıyor. Kapıda arabasına bir şey olmuyor. Kontağı çevirip mesela başka bir şehirdeki ikinci konutuna gidip hayatına devam edebiliyor.</p>
<p>Sınıfsal eşitsizlikle iç içe geçmiş en derin eşitsizlik tabii ki toplumsal cinsiyet eşitsizliği.  Afetler en çok cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarını katlıyor. Çünkü kadınlar aynı zamanda afet sonrası iyileşme döneminin taşıyıcı kolonları. Bu sebeple kadınların “zarar görebilir guruplar” tanımın içinde sayılıp geçilmesine karşı çıkıyoruz. Kamusal hizmetlerden biri olması gerekirken özelleştirilmiş olduğu için çadıra sayaç koyan enerji dağıtımı şirketi, en çok yemek pişirmesi, temizlik yapması, hasta veya çocuk bakması gereken kadının işini zorlaştırıyor.</p>
<p>1999 depreminin 3. gününde bölgede gözümüze çarpan ilk şey; erkekler Açıkhava kahveleri oluşturmuşlardı, oturuyorlardı. Kadınların kimi ekmek kuyruğunda, kimi çocuğunun hastalığı için ilaç peşinde idi. Bu yüzden toplumsal cinsiyete duyarlı afet planlaması şart diyoruz.</p>
<p>Depremlerin en az zarar vermesinin pek çok koşulu var elbette, afet risk haritasına göre yerleşim planlaması ve depreme dayanıklı yapılaşma en başta geliyor. Giderek vahşileşen kar / rant / beton ekonomisinin yönünü değiştirmek, bir kamu politikası olmaksızın mümkün değil. Bunun pek de zor olmadığını Şili örneğinde gördük. Ülkenin zengin olmasıyla da bir ilişkisi yok. Tamamen bilimi, kamu yararını öne koyan siyasetle ilgili.</p>
<p>Temel sorun; nüfusunun yüzde 70 ‘i fay hatları üzerinde yaşayan ve tüm dünya ülkeleri gibi iklim krizinin yol açtığı felaketleri de yaşayan bu ülkede, deprem ve iklim felaketlerini en az zararla yönetmek için köklü bir değişim gerekiyor. Çok yönlü bir değişimden söz ediyorum. Risk altında yaşayan insanların etkin şekilde dahil olduğu bir değişim gerekli. İstanbul depreminin yakınlaştığı 1999 depreminden bu yana 25 yıldır konuşuluyor.</p>
<p>Tek konu en az can kaybına yol açmayacak şekilde yapılaşma değil elbette. Hayatta kalanların insanca yaşama koşullarına yeniden kavuşturulması süreçlerinde cinsiyet eşitliğine kafa yormak kritik önemde. Mesela deprem gibi olayların erken doğuma yol açtığı biliniyor. Deprem riski yüksek şehirlerde depremde yıkılmayacak kadın doğum hastaneleri inşa etmek çok mu zor? Kızılay’ın bebek maması – çocuk bezinin yanı sıra kadınlar için hijyen malzemelerini de stoklaması neden mümkün olmasın? Bütün arama kurtarma ve ilk yardım ekipmanlarının büyük merkezlerden taşınması şart mı? Neden yüksek riskli yerleşim yerlerinde nüfusa oranlı lojistik merkezi önceden kurulmuyor? Kurumların bir merkezden emir beklemesi ne demek mesela?</p>
<p>Bütün şehirlerin afet acil eylem planlarında hangi kurumun ne yapacağı önceden belli olmalı, herkes afet anında işinin başında olmalı zaten. Zarar görecek kurumların başka şehirlerdeki yedekleri önceden hazırlanmalı. Ve her kurumun kadınların özgün durumlarına ilişkin eğitimleri de tabii ki önceden yapılmalı.</p>
<p><strong>Kadın Örgütleri “Afetlere Müdahalede Eşitlik” Konusunda 6 Şubat’a Dek Aktif Değildi!</strong></p>
<p><strong>Kadın örgütleri söz konusu sorunlarla baş etmek için neler yaptı? Sizce yeterince örgütlü bir kadın mücadelesi (deprem-afet-kadın odağında) şekillendi mi? Engeller nelerdi? </strong></p>
<p><strong> </strong>Bence kadın hareketi genel anlamda bu konuda 6 Şubat sürecine kadar pek bir şey yapmadı. Dönüp bakınca bir özeleştiri gerekiyor bence. 99 deneyimi bu konuda öğretici bir deneydi. Bu deneyim iyi değerlendirilemedi. Oysaki 2000’li yılların ortalarına kadar cinsiyet eşitliği yönünde birçok adımın atılmasına uygun bir siyasal iklim mevcuttu.</p>
<p>“Afetlere müdahalede eşitlik” konusu feminist mücadelenin konularından biri olmadı bir şekilde. Depremler kendini sık sık hatırlattı aslında. 2010’lardan sonra bu siyasal iklim değişti, kazanılmış hakların savunulması süreci başladı ama yine de toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi en azından söylem olarak gündemde tutulabilirdi.  Hiçbir şey yapılmadı diyemeyiz elbette ama çok cılız kaldı. Kısacası engeller esas olarak kadın hareketinin kendi dinamikleri ile ilgiliydi bence.</p>
<p>Ama “böyle olmasaydı ne değişirdi?” diye soracak olursak çok şey değişmezdi.  Geldiğimiz noktada, şiddeti dini telkinlerle önleyebileceğini, kadınlar ses çıkarmazsa her şeyin yolunda gideceğini empoze etmeye çalışan bir zihniyetin hâkim olduğu bir ülkede, cinsiyet eşitliği bakımından harika eylem planları hazırlamış olmak bir işe yaramazdı. Örneğin, AFAD geçici barınma merkezlerinde ilk iş çamaşırhane açmazdı. Aile Bakanlığı ilk iş kadın güvenli alan oluşturmazdı. Sağlık bakanlığı ilk iş üreme sağlığı ve doğurganlık hakları ile ilgili destek mekanizması oluşturmazdı. Ya da Kızılay kadınların özel ihtiyaçları kimse istemeden yardım malzemelerine dahil etmezdi. Afet olmadan ne yapılmadığına bakınca bunları görmek zor değil.</p>
<p><strong> </strong><strong>Afet Yönetiminde Eşitlik Depreme Dayanıklı Bina Kadar Hayati! </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Feminist afet politikası ne demek? </strong></p>
<p>Kadınların afetlerin mağduru değil, afet yönetiminin her aşamasında, sürecin etkin bir toplumsal aktörü olduğunun, ataerkil sistemin kadınların omuzlarına yüklediği rollerin aslında ne kadar yaşamsal ve hayat kurucu roller olduğunun, çok değerli olduğunun kabul edilmesi demek. Kadınların ev içi emeğinin ekonomik değerinden bahsederken “bir kap yemek pişirmek, inşaat yapmak ya da banka yönetmekle aynı ekonomik değerde olabilir mi” sorusunun ortadan kaldırılması demek.</p>
<p><strong> </strong><strong>Genel olarak afet öncesi-sırası ve sonrası için nasıl bir feminist politika izlenebilir? Buna dair nasıl bir gözleminiz ve deneyiminiz var?  </strong></p>
<p>Bu sorunun yanıtı uzun, minik birkaç örnek verdim az önce. Sadece nereden başlamak gerektiğini söyleyeyim; öncelikle eşitlik politikalarının temel alınması gerek. Afet yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliğinin depreme dayanıklı bina yapmak kadar temel bir mesele olduğunun bir kamu politikası olarak kabul edilmesi gerek. Sonrası kolay; afet öncesi, sırası ve sonrasının bu kabullere göre planlanması, bu planlamaya bağımsız kadın örgütlerinin dahil edilmesi, afet yönetiminde rolü olan ve olacak tüm kurumlarda eşit temsilin sağlanması ve cinsiyet eşitliği bilincinin yerleştirilmesi durumunda feminist afet politikasından bahsedebiliriz.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kadın örgütlerinin deprem mağduru kadınların hayatlarına nasıl bir katkısı oldu? Hak kayıplarının telafi edilmesi ya da yeni oluşumlara örnek verebilir misiniz? </strong></p>
<p>Yardım veren ve alan ikiliği/ayrımcılığı yaratmadan dayanışma örgütlenebileceğinin örneklerini oluşturdular, oluşturuyorlar. Kadınların, kendilerini, güçlerini görmelerini, birlikte üretim ve yeniden üretimi deneylemelerini sağlıyorlar. Bence kıymetli olan da bunlar aslında.</p>
<p><strong> </strong><strong>Karar alıcılara (ulusal ve yerel düzeyde) feminist bir afet politikasını anlatabildiniz mi? Bir karşılık alabildiniz mi?  </strong></p>
<p>Son dönemde yerel yönetimler düzleminde konuştuk daha çok.  En azından “Afetlerde kadın erkek herkes zarar görüyor, sadece kadınları konuşmanız ayrımcılık olmuyor mu?” sorusunu aştık belli bir düzeyde. “Kadınların özel ihtiyaçlarının hesaba katılması/katılmaması” konusu da belli bir düzeyde kabul edildi.</p>
<p>Ama asıl meseleye henüz gelemedik diyebilirim.  Bazen “kırılgan gruplar” bazen de “zarar görebilir gruplar” listesine konulan kadınları “mağdur” algısından çıkarıp eşitlik politikalarını konuşmaya tam olarak geçemedik henüz. Tam da eşitsizliği yeniden üreten bakım emeğine, Feminist mücadelenin ana konusuna yani. Elbette bizler konu ediyoruz da kabul edilmesini sağlayabildik mi zaman gösterecek. Orta vadede hem kadın örgütlerinin hem de yerel yönetimlerin ne kadar sahip çıktıkları gösterecek.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bundan sonrası için EŞİK olarak sizin afet odağında ne tür faaliyetleriniz olacak ?</strong></p>
<p>EŞİK Platformu misyonunu kadınların kazanılmış haklarına yönelen eşitlik karşıtı tüm saldırılara karşı ortak mücadele olarak belirlemişti. Eşitlik ve laiklik karşıtlığının afet yönetiminde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının da önündeki en büyük engel olması nedeniyle elbetteki çizdiği sınırla örtüşüyor. Ancak cinsiyete duyarlı afet alanı, özel olarak gündeminde değil. Yani bu konuya özel kampanya yürütmek gibi bir planı yok. Tabii ki bütünün bir parçası ve birçok bileşeni özel olarak da alanda çalışıyor. Bu yönüyle elbette gündemde o ayrı.</p>
<p>İki önemli çerçeve metin ürettik. Biri 6 Şubat depreminin ilk iki ayını toplumsal cinsiyet bakımından izlediğimiz <a href="https://esik.org.tr/s/2547/i/ESIK_DepremRaporu_TCE_BakisAcisindan_GelecegeNotlar.pdf">deprem raporumuz</a>, diğeri ise <a href="https://esik.org.tr/s/2547/i/ESIK_Yerel_Yonetimler_Icin_Bes_Acil_Sart_4_Mart_2024.pdf">“nasıl bir yerel yönetim istiyoruz?”</a> konusunda çıkardığımız çerçeve metin. Bunlar sadece birkaç kişinin oturup yazdığı metinler değil tabii, her Çarşamba yaptığımız toplantılarda konuşuluyor, tartışılıyor sonra yazılıyor.</p>
<p>Her iki metinde de bakım yükünün eşit paylaşılması ve kamusallaşması konusu ile afet yönetiminde eşitlik ilkesinin ilişkisini kuruyoruz. <a href="https://esik.org.tr/s/2547/i/Turkiyede_Toplumsal_Cinsiyet_Esitligi_icin_Ekonomi_Politikalari_Bilgi_Notu.pdf">Mor-Yeşil ekonomi şarttır</a> diyoruz. Belki bu konuyu da açan metinler üretiriz ileride. Mor Ekonomi Prof. İpek İlkaracan’ın geliştirdiği bir model. Pandemi süreci bu modelin ne kadar da gerçekçi olduğu ortaya çıkmıştı. Bu konuda İpek İlkkaracan ve Emel Memiş’in hazırladıkları bilgi notu da EŞİK web sitesinde bulunabilir.</p>
<p>Rant odaklı tahribat yaratan doğa ve emek sömürüsünden, insanların yaşam hakkını ve doğanın kendini yenileme ve iyileşme hakkını elinden alan neoliberal ekonomi politikaları yerine, kamu yararını esas alan planlı, anayasal sosyal devlet anlayışına geri dönülmesi gerekiyor; bu bir gün dahi ertelenemez. Afet risk azaltma sürecinden başlayarak doğa haklarına ve insanların doğal çevreye uyumlu yerleşimlerde yaşama hakkına saygılı planlama döneminin başlatılması ve kamusal hizmetleri özelleştirme politikasından derhal vazgeçilmesi gerekiyor.</p>
<p>“Nasıl olacak?” derseniz biraz konu dışına çıkacağım ama doğa söylüyor aslında neler olacağını&#8230; Filistin’de soykırımı, tüm dünya da ama en çok da bizim gibi ülkelerde ekokırımı ve cinskırımı seyrediyoruz. Bazen böyle bir çağda halen en temel kadın haklarını savunmak zorunda kalmamız inanılır gibi gelmiyor. Bunları sadece ben düşünmüyorumdur elbette. Umut veren de bu zaten.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2024/04/06/feminist-afet-politikasi-elzem-cunku-kadinlar-afet-sonrasinin-tasiyici-kolonlari/">Feminist Afet Politikası Elzem Çünkü Kadınlar Afet Sonrasının Taşıyıcı Kolonları! </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EŞİK&#8217;ten Dilekçe ve Açık Mektup Kampanyası&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/01/esikten-dilekce-ve-acik-mektup-kampanyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:39:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[dilekçe hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=58852</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmalar bir süredir durulmuş gibi görünürken, TBMM’nin 1 Ekim’de açılması ile kadın örgütleri siyasilere ulaşma çabasını artırıyor. Sözleşmenin etkin şekilde uygulanması talebiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) dilekçe başvurusu yapan kadın örgütleri, Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşamadıklarını ve taleplerine yanıt alamadıklarını açıklayarak, yeni bir eylem stratejisi geliştirdi.  Dilekçe başvurusunun ardından siyasilere ‘açık mektup’ yolu ile ulaşma mücadelesi veren EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu’nu oluşturan kadın örgütleri, İstanbul Sözleşme’nin uygulanması amacıyla meclisi göreve davet ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/01/esikten-dilekce-ve-acik-mektup-kampanyasi/">EŞİK&#8217;ten Dilekçe ve Açık Mektup Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>#MeclisGöreve hastagi ile EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu tarafından başlatılan ve “<a href="https://esikplatform.net/meclis-goreve/">İstanbul Sözleşmesi’nin Uygulanması İçin TBMM’yi ve TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop’u Göreve Çağırıyoruz</a>” başlığıyla 29 Eylül’de paylaşılan basın bülteninin yayınlanmasının öncesinde, pek çok kadın örgütü çeşitli şekillerde İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmasına karşı çıktı ve pandemi koşullarında alanlarda protesto gösterilerine katıldı. Sosyal medyada çeşitli başlıklar ile kampanyalar yürütüldü.</p>
<p>EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu tarafından ilk aşamada CİMER üzerinden iki kez dilekçe başvurusu yaparak ve şimdi açık mektup yolu ile doğrudan siyasilere ulaşma çabasını ele alacağımız bu yazıda, kadın örgütlerinin doğrudan siyasilere ulaşma çabasını görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmalarda muhatap alınmak ve süreçlere dahil olmak isteyen kadın örgütleri, karar alma mekanizmalarına doğrudan ulaşmak için, anayasa ve yasalar tarafından kendilerine tanınan hakları kullanarak aktif bir savunuculuk stratejisi geliştiriyor.</p>
<p><strong>İstanbul Sözleşmesi ve Dilekçe Hakkı </strong></p>
<p>Yeni hükümet sisteminde en yetkili makam olan Cumhurbaşkanlığı makamına anayasal bir hak olan dilekçe haklarını kullanarakEŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun öncülüğünde bireysel olarak dilekçe başvurusunda bulunan kadınlar, ‘siyasi başvuru’ hakkı olarak kabul edilen ve anayasal haklarını (Anayasa 74. Madde) kullanıyorlar.</p>
<p>Bu kapsamda, Sivil Sayfalar tarafından hazırlanan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/stklarin-dilekce-hakki-basvurularinin-izlenmesi-raporu-yayinlandi/">STK’ların Dilekçe Başvuruları’nın İzlenmesi</a> başlıklı raporda da belirtildiği gibi, “…dilekçe hakkının STK’lar tarafından etkin kullanılması, kararları etkileme ve dönüştürmenin yanı sıra ; başvuruların yasama organına iletilebilmesi ve gündeme gelebilmesi bile sistemin demokratik niteliğinin belirlenmesinde önemli bir kriter niteliğini taşımaktadır. Diğer bir deyişle, STK’ların karar mekanizmalarına dilekçe hakkı ile katılımı demokratik bir sistemin kapsayıcılığı ve hesap verilebilirliğini ortaya koyan önemli bir göstergedir.”</p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmalarda kadın örgütlerinin görüşlerini siyasi organlara iletebilme ve kararları etkileyebilme çabasını dilekçe hakkını kullanarak yerine getirme gayreti şu aşamada sonuçsuz kalmış görünüyor.</p>
<p>Gazete Duvar yazarı ve EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu üyesi Berrin Sönmez,  <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/09/15/cimer-listesinde-fahrettin-altunla-kose-kapmaca">CİMER Listesinde Fahrettin Altun’la Köşe Kapmaca</a> başlıklı yazısında, kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmaların sonlanması ve kadına yönelik şiddetle etkin şekilde mücadele edilmesi amacıyla yürüttükleri faaliyetlerden biri olan CİMER kanalı ile dilekçe başvurusunda bulunma süreçlerini özetliyor. Sönmez, kadınların, ‘doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ sloganıyla tanıtılan yeni hükümet sisteminde CİMER aracılığıyla, Cumhurbaşkanı&#8217;na taleplerini doğrudan iletmeyi denediklerini ancak yanıt alamadıklarını anlatıyor. CİMER’in yeni sistemde “devlete ulaşmanın tek adresi” haline geldiğini kaydeden Sönmez, 8 Ağustos&#8217;tan itibaren EŞİK Platformu öncülüğünde yapılan ve sayısı bine yakın olan ilk dilekçe başvurularına verilen yanıtta İstanbul Sözleşmesi’nden hiç söz edilmediğini; dahası dilekçelerde cevabı veren kurumun Cumhurbaşkanlığı makamı değil diğer ilgili bakanlıklar ve birimleri olduğunu kaydediyor.</p>
<p><strong>EŞİK Platformu’ndan Meclise, Vekillere ve Sivil Topluma Açık Çağrı </strong></p>
<p>CİMER’e yapılan ve sonuçsuz kalan dilekçe başvurularının artından EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu , TBMM’ye hitaben ‘<a href="İstanbul%20Sözleşmesi’nin%20Uygulanması%20İçin%20TBMM’yi%20ve%20TBMM%20Başkanı%20Sayın%20Mustafa%20Şentop’u%20Göreve%20Çağırıyoruz">Meclis Göreve</a>’ başlığı ile hazırladığı metinde “İstanbul Sözleşmesi uygulansın ve denetlensin” talebini yineliyor ve 65 günlük aranın ardından mesai yapacak olan TBMM’yi, Sözleşme’nin uygulanması ve denetlenmesi konusunda göreve davet ediyor. Yanı sıra, tüm siyasi partileri, milletvekillerini ve sivil toplumu kadına karşı şiddetle mücadelede sahip oldukları sorumlulukları yerine getirmeye ve kadın örgütlerini desteklemeye çağırıyor.</p>
<p>Metinde, aralarında Türkiyeli vekillerin de bulunduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (PACE) Eşitlik ve Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi’nin 11 Eylül’de İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması yönünde meclis üyelerini göreve çağırdığı hatırlatılıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin uluslararası bir sözleşme olarak bağlayıcılığına dikkat çekilerek, siyasi bir aktör olarak TBMM, kadına karşı şiddetle mücadelede oynaması gereken ‘tarihsel rolün gereğini yerine getirmek’ üzere davet ediliyor. Bu davete gerekçe olarak, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması konusunda TBMM’nin de sorumluluğu, politika oluşturucu ve denetleyici görevleri bulunduğu belirtiliyor.</p>
<p>Platform, “kadın cinayetlerinin cinskırım boyutlarına ulaştığı ülkemizde” “karalama kampanyası” ile sözleşmeden çekilmesi tartışması açılmasını, “kadınların hayatına kasteden, eşit ve özgür bir hayat sürmelerine karşı açılan bir savaşın simgesi” olarak nitelendiriyor.</p>
<p>EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun hazırladığı metinde, yine İstanbul Sözleşmesi’nin denetleme organı olan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu’nun (GREVIO) Türkiye hakkında hazırladığı 2018 tarihli raporda, Türkiye’nin kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda atması gereken adımların kısa, orta ve uzun erimli olarak net bir biçimde belirtildiği ancak raporun gereklerinin yerine getirilmediği vurgulanıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/10/01/esikten-dilekce-ve-acik-mektup-kampanyasi/">EŞİK&#8217;ten Dilekçe ve Açık Mektup Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
