<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eğitim Sistemi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/egitim-sistemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/egitim-sistemi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Mar 2021 14:16:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Eğitim Sistemi arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/egitim-sistemi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 14:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yücebıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim Virüsü platformuyla “Avrupa’nın en iyi 100 Kadın Sosyal Girişimcisi’ listesine seçilen Şule Yücebıyık ile, kurduğu platformu, eğitimdeki sorunların yanı sıra sosyal girişimciliği de konuştuk. Eğitimin yapısallaşan sorunlarının çözümü için her kurumun elini taşın altına koyması gerektiğini belirten Şule Yücebıyık, “Eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor.” Diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://bilimvirusu.com/" target="_blank" rel="noopener">Bilim Virüsü</a>’nün çıkış noktasında oğlunuzla yaşadığınız bir deneyim var ve “gençleri bilimle desteklemek” vurgusu öne çıkıyor. Çocukları, gençleri bu yönde desteklemek neden önemli?</strong></p>
<p>Çıkış noktasında oğlumun lise giriş sınavlarına hazırlanırken yaşadıkları var. O dönem oğlumu daha fazla etkilenmesin diye okuldan almak zorunda kaldım. O zamanlar TEOG idi sınavın adı. Velilerin büyük kısmı bu baskının iyi bir okul kazanılması için yaşanması gerektiği noktasındaydı. Bu süreçte çocuklar adeta yarış atı gibi çalıştırılıyor, psikolojileri hiç önemsenmiyor. Çocukluklarını yaşayamıyorlar, daha da önemlisi okulda verilen dersleri dersten ibaret görüyorlar. Bir savaş, rekabet duygusuyla matematiğin özüne inemiyor, fiziğin ne olduğunu anlamıyor. Bunlar evrenin dili aslında. Bunları içselleştiremiyorlar. Öğretmenler böyle anlatmıyor, ders kitapları bu şekilde yer vermiyor. Korkunç bir eğitim sistemi var. Sadece bizde değil bütün dünyada böyle ders başarısı eksenli bir hareket var.</p>
<p>Yine okullarda çocuklara 21. yüzyılın ihtiyacı olan yetkinliklerin hiçbiri verilemiyor. Çocuklar takım çalışması yapamıyor, kendini ifade edemiyor. Empati, arkadaşlık, takım çalışması, baskı altında çalışma, çeviklik, bu yetkinlikler yoksa 21. yüzyılda var olmak mümkün değil. Şirketler zaten bu özelliklere bakmaya başladı ama okullarda verilmiyor bu. Bütün bunları düşünürken çocuğumu görece daha az TEOG odaklı bir okula verdim. &#8220;Diğer milyonlarca çocuk ne olacak, onlara bilimi nasıl anlatabilirim?&#8221; Bu düşünceyle yola çıktım. Bilim insanı değilim ama iyi bir iletişimci olarak yetkinliklerimi kullanarak bir şeyler iletebilirim. &#8216;Bilim insanları, akademisyenler,  yeni nesil eğitmenlerle ihtiyacı olan çocuklar özellikle dezavantajlı çocuklar arasında  bir köprü oluşturabilirim&#8217; diye yola çıktım. Bir öğrenme platformu kurdum. Ve daha ilk başta ilk geri bildirimlerde çocukların nasıl mutlu olduğunu gördüm.</p>
<blockquote><p>Bilim insana anlamaktan gelen bir sevinci, mutluluğu yaşatıyor. Amaç duygusu veriyor. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey amaç; bu kaotik dünyada özellikle de gençler için amaç duygusu çok önemli.</p></blockquote>
<p><strong>Ergenlik dönemini düşünürsek bu platformun önemi daha iyi anlaşılıyor. O dönemdeki yaşanan sorunlar için de çözüm sunuyor bir bakıma.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-67852 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg" alt="Bilim Virüsü" width="224" height="224" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg 512w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 224px) 100vw, 224px" />Tabii. Biz önce liselilerden başlamıştık sonra üniversitelere de açıldık. Özellikle ergenlik çağlarında çocuklarla bilim çalışıyoruz. Sorularının peşinden koşmayı, merak etmeyi, araştırmayı, sonra onlara bir şeyler üretmeyi anlatabildiğiniz zaman, onlara hayatları boyunca da bir amaç duygusu oluşturmuş oluyoruz. Amaç duygusu öğrenme isteği de veriyor. 21. yüzyılda en önemli yetkinlik öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutup yeniden öğrenebilmek. Bilgi her gün değişiyor çünkü. Gençlere bu duyguyu veriyor. Onun yanı sıra bilim hep takımlarla yapılan bir şey. Yanındaki ile birlikte çalışacaksın. Dinden, Öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutmak yeniden öğrenmek. Her geçen gün bilgi denilen şey değişiyor çünkü. Bunu veriyor gençlere, bu duyguyu veriyor.</p>
<p><strong>Bu bir yandan da eğitim sisteminin tek tipleştirdiği, hayal gücü sınırlanan çocuklar için alternatif bir alan oluşturma çabası mı?</strong></p>
<p>Kendimizi tanımak, evreni, gezegeni tanımak ve faydalı olabilmek için bilim çok değerli bir metadoloji. Biz Bilim Virüsü&#8217;nde herkesin bilim insanı olmasını hedeflemiyoruz. Bilimsel düşünceyi öğrenmesini istiyoruz. Çünkü bilimsel düşünmenin içinde hata yapmak da var. Bizim  kültürümüzde hata yapmak çok feci bir şey olarak görülüyor. Okulda, evde, işte hata yapan cezalandırılır. Bilimde öyle değil, bilimsel icatların büyük çoğunluğu yapılmış hataların sonrasında ortaya çıkmış. Şimdi çocuk bu kavramı yakaladığı zaman, yanlış soru sormaktan korkmuyor, pes etmesi mümkün olmuyor. O korkulardan arınıyor. Bu da çok önemli bir öğreti. Hayal kurmak yetkinliği de böyle. Hayal kurmak çocuklukta yüksek olan ancak yaş ilerledikçe kaybedilen bir yetkinlik. Çünkü korkular geliyor, kaygılar geliyor, öğretmenlerin cezaları geliyor, testler, sınavlar geliyor. Yanlış  bir şıkkı yanlış işaretlediysen bittin. Üniversiteyi bitirip iş dünyasına girene kadar hayal gücü neredeyse bitiyor.</p>
<blockquote><p>Ondan sonra da kurumlarda, inovasyon, yaratıcılık konuşuyoruz. Türkiye’den markalar çıkarmayı konuşuyoruz. Mümkün değil. O yüzden hayal gücünün bilimsel düşünce ve metadoloji ile mutlaka desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.</p></blockquote>
<p><strong>Pandeminin eğitimde var olan fırsat eşitsizliğini derinleştirdiğini görüyoruz. Etkinliklere katılan öğrencilerin ve sizin bu dönemle ilgili gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p>Pandemi öncesi ve sonrası arasında dramatik fark var. Fırsat eşitsizliğini arttıran bir süreç oldu pandemi. Bırakın eğitimi internete erişilebilirlik konusunda bile bir fırsat eşitsizliği var. Eğitim, dijital olarak yapılabilecek, sürdürebilecek bir şey değil açıkçası. Çünkü okul bambaşka öğretileri öğrendiğiniz, bir araya geldiğiniz, birlikte çalıştığımız bir yapı. Pandemi açısından bize gelen gençler arasında çok önemli bir değişim olmadı. Çünkü zaten pandemi öncesinde de okullarından son derece rahatsızdılar. Ezberci sınav sisteminden, derslerin baskılayıcı, sınırlayıcı yapısından, derslerde özgür tartışma ortamı yaratılmamasından, kendilerini ifade edememekten, merak ettikleri alanlara ilgili derslerin açılmamasından şikayetçilerdi. Dolayısıyla aynı şeyler devam etti bu süreçte de. Sorduğumuz zaman ‘kamerayı kapatıp uyuyoruz’ diyorlar. Bu kadar net söylüyorlar.</p>
<blockquote><p>Genel olarak bize gelen çocuklar kendi öğrenme ekosistemlerini yaratan çocuklar, Bilim Virüsü de ekosistemdeki en değerli platformlardan bir tanesi onlara göre. Şu anda Türkiye&#8217;nin en büyük bilimsel gençlik platformu diyebiliriz. Yapay zekâdan, genetiğe, biyo teknolojiden matematiğe, kodlamaya kadar birçok konu öğreniyorlar bu ekosistemde.</p></blockquote>
<p>Ama asıl olarak öğrendikleri başka şeyler var. Bilim Virüsü&#8217;nün bir beyin takımı var. Şu an toplam 13-14 kişi. Farklı illerden, farklı okullardan gençler. Henüz üç aydır çalışıyorlar, fiziksel olarak bir araya gelmediler. Ama bu üç ayda yaklaşık 10 eğitimle 4-5 bin çocuğa ulaştılar. Bunlar çok değerli kazanımlar. Yani o çeşitlilik içinde bir arada çalışmak, bilimsel bilimin ortak paydasında dünyaya faydalı çözümler üretmek, akran öğrenmesi, kurumlara, kişilere akademisyenlere, rol modellere ulaşmak ve onlardan ilham, mentörlük, destek almak; Bilim Virüsü&#8217;nün faydası buralarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Eğitim sisteminin açmazlarıyla ilgili platformdaki deneyimleriniz üzerinden neler söylersiniz, bu alanda ne gibi düzenlemelerin yapılması gerekiyor? Bu konuda kamu dışındaki kurumlar neler yapabilir?</strong></p>
<p>Bugüne kadar artık yapısallaşmış olan bu eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor. Yepyeni bir modele geçmemiz gerekiyor. Toplumun digitalleşme anlamında, sosyal fayda anlamında yeniden bir eğitim sürecinden geçirilmesi gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Yepyeni bir zihniyetin şekillenmesi gerekiyor ki Türkiye olması gerektiği yerde olsun. Gençlerimiz böylece ilerleyebilsin, istihdam edilebilsin, bilim üretebilsin ki yol alabilelim.</p></blockquote>
<p>Bence bütün kurumların, kişilerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılacak bir mesele değil. Herkesin içinde sorumluluğunu taşıması gereken bir mesele. Bilim Virüsü’nden en çok talebi fayda sunmak isteyenlerden alıyoruz. NASA&#8217;da çalışan astrofizikçiden x kurumunda çalışan bir beyaz yakalıya kadar herkes bu sistemin içinde olmaya çalışıyor ki gençlere bir şey aktarabilsin. Gerçekten bilgisine, anlatabilme yetkinliğine, öğrenme ve öğretme gücüne inanan herkesi Bilim Virüsü’ne davet ediyorum. İlk çağrımı da buradan yapmış olayım.</p>
<p><strong>Bilim Virüsü bir sosyal girişim. Sosyal girişim alanını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sosyal girişimcilik ülkemizde yeni yeni anlaşılan, şimdilerde biraz daha kulak kabartılan, içselleştirilen bir mesele. Ve gidilecek daha çok yol olduğunu düşünüyorum. Bilim Virüsü’nu kurmaya karar verdiğimde; ‘nasıl bir yapı kursam, hem misyonunu gerçekleştirse hem gelirini elde etse, bir işletme gibi verimli olsa, verimini sosyal fayda için kullansa’ diye düşünüyordum. Keşfetmeye çalıştığım model; sosyal girişimcilik olarak karşıma çıktı. Dernek ve vakıf gibi kurumsallıklarda; bugünün şartlarında uygun olmayan bir bürokratik yapı ve bir hantallık söz konusu. Çeviklik, hızlı karar alma, hemen dönüşebilme, esneklik bunlar işletmeler için önemli şeyler. Dernek ve vakıf yapılarında bu hemen olmayabiliyor. Çok etkin bir yönetim kurulu olursa belki. Mutlaka istisnalar vardır ama hemen hemen hemen hepsinde problem bu aslında. Sivil toplumda da bu bunu yansımalarını görüyoruz zaten. Öte yandan iş dünyasındaki çevremden destekler alayım ya da fonlara başvurayım gibi kaynak noktasında bir duygum da olmadı. Bu metoda karşı değilim ama içselleştirdiğim bir şey değil açıkçası.</p>
<blockquote><p>Türkiye ekonomik çalkantılar ülkesi. Bir yıl düzenli kaynak geliştirme yaparsınız ama sonra ertesi yıl bir ekonomik iniş döneminde bunu yapamazsınız ve başka çözümünüz olmadığı için kesintiye uğrar süreciniz.</p></blockquote>
<p>Bu anlamda sosyal girişimcilik çok yerine oturdu. Sonra biraz daha araştırmayı derinleştirmeye ve dünyada sosyal girişimcilerin aslında ne kadar başarılı olabileceğini gözlemlemeye başladım. Türkiye’de de harika örnekler var.  Sayılarımız az ama çok başarılı olmuş firmalar, sosyal girişimcilik alanında kurumlar var. Bunların başarılı olabileceğini gördükten sonra da o güvenle Bilim Virüsü’nü sosyal girişime dönüştürdüm. Bu modelin şu an dünya için en yararlı model olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çünkü kaynaklar çok kısıtlı ve o kaynakları bir amaca doğru yöneltirken sürekli de çoğaltmak lazım. Hatta çok daha ileri vizyon için söylemek istiyorum. Bir gün bütün işletmeler sosyal fayda odaklı olmak zorunda, hatta sosyal girişim olmak zorunda.</p>
<p><strong>Bu anlamda şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle sıyrılamayacağı bir sosyal fayda anlayışının yerleştiğini söyleyebilir miyiz? Özellikle de pandemi sürecinde markaların reklamlarında sivil toplum kuruluşları veya sosyal fayda mesajlarıyla görünür olma çabalarını düşünürsek…</strong></p>
<p>Kesinlikle… ‘Sosyal sorumluluk anlayışı artık tarihe gömülmeye mahkûmdur’ diye düşünüyorum. Burada çok netim ve keskin bir söylemin var. Yıllarca sosyal sorumluluk projeleri yapmış üretmiş ve hayata geçirmiş bir insan olarak söylüyorum bunu. Kurumlar artık sosyal sorumluluk anlayışını bir kenara bırakıp sosyal etkilerini düşünmek, sosyal etkilerini nasıl ölçebileceklerini düşünmek, topluma, çevreye, gezegene nasıl bir fayda sunacaklarını düşünerek harekete geçmek zorundalar.</p>
<blockquote><p>Kısa vadeli projelerle, reklam kokan, PR kokan projelerle bir yere gitmeleri mümkün değil. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında, kadınları güçlendirelim anlayışı tek başına yeterli olmayacak. Kendiniz ne kadar alan açıyorsunuz, eşitliği nasıl sağlıyorsunuz bunu da faaliyet raporunda sunmanız gerek.</p></blockquote>
<p>İşte ‘ağaç dikelim’ ‘karbon ayak izimi ölçelim” bunlar bir zamana kadar hizmet ettiler ama artık ötesinde bir şeyler yapmak gerekiyor. Toplumun sorunlarını çözmeye katkıda bulunacak, dönüştürecek, değişim odaklı, ölçülebilir bir takım hedefler koymak ve bunları hayata geçirmek gerekiyor sosyal etki boyutunda. Sosyal girişimci de zaten bu amaçla yola çıkıp tamamen değişim ve dönüşüm hedefi olarak ilerleyen bir girişimci modeli.</p>
<p><strong>Itır Erhart ‘Geleceği sosyal girişimci kadınlar kuracak” diyor. Siz buna katılıyor musunuz? Sosyal girişimciliği kadınlar açısından nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>Geleceği sosyal girişimcilerin inşa edeceği söylemine katılıyorum. Kadınlarla ilgili ise şunu söyleyebilirim: Yapılan araştırmalar kadınların sosyal girişimciliğe eğilimi olduğunu gösteriyor. Türkiye ve dünyada da durum böyle. Kadınların yapısındaki kurtarıcılık, kollamak, şefkat, sorunları düzeltmek, korumak gibi yönlerin sosyal faydayla ilgili konulara daha çok eğilmelerine sebep oluyor. Kurumlarda da böyle; sosyal fayda, sosyal sorumluluk gibi konularla ilgilenenler hep kadın yöneticiler, kadın çalışanlar arasından çıkıyor.  Duyarlılığımız, şefkat ve empati hislerimizle sanıyorum daha farklı yaklaşıyoruz. Hızlı karar alma, hayata geçirme yönüyle sosyal girişimcilik kadınlar için çok doğru bir model. Nitekim açtığımız pozisyonlarda gelen başvuruların çoğunluğu kadınlar oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İyi eğitim veren ortaöğretim kurumların sayısı artmadığı sürece, sistemin yerine ne koyarsanız koyun sistem rekabetçi hale gelecektir”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/06/iyi-egitim-veren-ortaogretim-kurumlarin-sayisi-artmadigi-surece-sistemin-yerine-ne-koyarsaniz-koyun-sistem-rekabetci-hale-gelecektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Nov 2017 10:09:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[TEOG]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19868</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEOG’un kaldırılmasının ardından yerine gelecek sistemin çalışmaları hala devam ederken Sivil Sayfalar ve Eğitim Reformu Girişimi  (ERG) farklı paydaşları yuvarlak masa toplantısında bir araya getirdi.Toplantıda değişen sınav sistemi ve eğitimin temel sorunları konuşuldu. TEOG ve yeni gelecek sisteme dair  yapılan yuvarlak masa toplantısı sonrası Sivil Sayfalar olarak katılımcılara”Eğitimde esas sorunun sınav mı, yoksa sınav tartışmasının esas konuyu engellediğini mi?” sorduk; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/06/iyi-egitim-veren-ortaogretim-kurumlarin-sayisi-artmadigi-surece-sistemin-yerine-ne-koyarsaniz-koyun-sistem-rekabetci-hale-gelecektir/">“İyi eğitim veren ortaöğretim kurumların sayısı artmadığı sürece, sistemin yerine ne koyarsanız koyun sistem rekabetçi hale gelecektir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TEOG’un kaldırılmasının ardından yerine gelecek sistemin çalışmaları hala devam ederken Sivil Sayfalar ve <a href="http://www.egitimreformugirisimi.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eğitim Reformu Girişimi </a> (ERG) farklı paydaşları yuvarlak masa toplantısında bir araya getirdi.Toplantıda değişen sınav sistemi ve eğitimin temel sorunları konuşuldu. TEOG ve yeni gelecek sisteme dair  yapılan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/erg-sivil-sayfalar-is-birligiyle-teog-yuvarlak-masasi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yuvarlak masa toplantısı </a>sonrası Sivil Sayfalar olarak katılımcılara”Eğitimde esas sorunun sınav mı, yoksa sınav tartışmasının esas konuyu engellediğini mi?” sorduk; yanıtlarını sizler için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/egitimin-gunah-kecisi-sinav-sistemi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">derledik</a>.<strong>*</strong></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qB9I-jd6sbM">https://www.youtube.com/watch?v=qB9I-jd6sbM</a></p>
<p><strong>Didem Aksoy – ERG</strong>:Günümüzde sınav sistemi ve TEOG tartışılıyor ancak sınavın tartışılması aslında bizim esas problemleri konuşmamızı maalesef engelliyor. Türkiye’de eğitimin temel olarak iki problemi olduğunu düşünüyorum. Biri; eğitim kurumlarında verilen eğitimin niteliği, okullarda verilen eğitimin niteliği, ikincisi ise eğitim politikalarının yapılma şekli ve süreci. Şu anda liseye nasıl öğrenci yerleştirileceğini, bu sistemin nasıl olması gerektiği konuşuluyor. Ancak ortaöğretim kurumlarına baktığımızda eğitimin niteliğinin çok düşük olduğunu görüyoruz. İyi eğitim veren ortaöğretim kurumlarının sayısı çok az, bu sayı çok az olduğu takdirde, siz bu sistemin yerine ne koyarsanız koyun, sistem rekabetçi bir hale gelecektir. Dolayısıyla öğrencinin nasıl yerleştirilmesi ve nasıl alınmasından gerektiğinden öte aslında ortaöğretim kurumlarının eğitim niteliğinin yükseltilmesi çok önemli ve nitelikli eğitim veren liselerin sayısının daha da fazla olması çok önemli. Bunun yanında eğitim politikalarının yapılma şeklide maalesef bir sıkıntı Türkiye’de. Politikalar çok hızlı yapılıyor, veri temelli yapılmıyor, sistem çok hızlı değiştiriliyor. Bu da sistemlerin veri temelli bir şekilde hazırlanamamasını, sonrasında üzerinde bilimsel çalışmalar yapılamamasını, etkisinin ölçülememesine sebep oluyor. Bu nedenle aslında yaptığımız politikaları da daha sürece yayarak, paydaşları dahil ederek, veri temelli yapmamız gerekiyor.</p>
<p>*Teknik katkılarından dolayı kameraman Ali Osman Karaaslan ve <a href="http://www.451derece.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">451 derece&#8217;</a>ye teşekkür ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/06/iyi-egitim-veren-ortaogretim-kurumlarin-sayisi-artmadigi-surece-sistemin-yerine-ne-koyarsaniz-koyun-sistem-rekabetci-hale-gelecektir/">“İyi eğitim veren ortaöğretim kurumların sayısı artmadığı sürece, sistemin yerine ne koyarsanız koyun sistem rekabetçi hale gelecektir”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşadıklarımızı anlamlandırmak için ormanı görebilmenin sihri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/30/yasadiklarimizi-anlamlandirmak-icin-ormani-gorebilmenin-sihri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 09:18:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Brexit]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Som Savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16288</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Gelecek nesillerin  21. yüzyıl tarihine baktıklarında Cumhuriyet’in neredeyse 100 yıllık hikayesini, sancılarını doğru anlamlandırıp, tüm yurttaşlarına özgürce ve refah içinde beraber yaşama fırsatı sunmayı başarmış ve böylelikle dünya sahnesinde de örnek olmuş ve dünyanın iyi haline katkı yapmış bir neslin sancılı yıllarını ve başarı hikayesini okumaları mümkün.  Üstelik, bunu yapmak için elimizde bir piyade tüfeğiyle korumalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/30/yasadiklarimizi-anlamlandirmak-icin-ormani-gorebilmenin-sihri/">Yaşadıklarımızı anlamlandırmak için ormanı görebilmenin sihri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Gelecek nesillerin  21. yüzyıl tarihine baktıklarında Cumhuriyet’in neredeyse 100 yıllık hikayesini, sancılarını doğru anlamlandırıp, tüm yurttaşlarına özgürce ve refah içinde beraber yaşama fırsatı sunmayı başarmış ve böylelikle dünya sahnesinde de örnek olmuş ve dünyanın iyi haline katkı yapmış bir neslin sancılı yıllarını ve başarı hikayesini okumaları mümkün.  Üstelik, bunu yapmak için elimizde bir piyade tüfeğiyle korumalı siperlerden çıkıp kendimizi makineli tüfeklerin önüne atmamız da gerekmiyor. Muhtaç olduğumuz kudret içgüdülerimizde, aklımızda ve kalbimizde mevcut&#8221;</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-16293 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/06/34A30CAC00000578-3610407-The_shadows_of_row_upon_row_of_gravestones_are_caught_in_autumna-a-48_1464341647383.jpg" alt="" width="347" height="313" />1 Temmuz 1916 Cumartesi sabaha karşı Fransa ve İngiltere İmparatorluğu askerleri, Som Nehri&#8217;nin Fransa’nın kuzeyindeki <a href="https://www.google.com.tr/maps/place/Amiens,+France/@49.8985408,2.2145978,12z/data=!3m1!4b1!4m5!3m4!1s0x47e78413d78b760b:0x40af13e816220e0!8m2!3d49.894067!4d2.295753">Amiens</a> yerleşimi etrafındaki suları boyunca mevzilenmiş Alman İmparatorluğu askerlerine doğru harekete geçerek Som Savaşı&#8217;nı başlattılar. Saldırının ilk gününde Fransız askerleri Alman mevzilerine doğru ilerleyebilirken İngiltere askerleri imparatorluğun tarihindeki en büyük kaybı yaşadı. O gün, İngiltere İmparatorluğu&#8217;ndan çoğu genç 57.470 insan kendi siperlerinden çıktıktan sonra karşıdan gelen Alman makineli tüfek ateşi karşısında yaralandı ya da öldü. Som Savaşı&#8217;na her iki taraftan toplam üç milyon asker katıldı ve saldırı 18 Kasım 1916’ya kadar sürdü. Savaşın sürdüğü dört buçuk ay boyunca toplam 1.000.000 ile 1.250.000 insan (farklı kaynaklara göre) yaralandı ya da öldü. Bu, Som Savaşı&#8217;nı dünyanın en kanlı askeri operasyonları arasına soktu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bundan neredeyse tam 100 yıl sonra, 29 Haziran 2016 Çarşamba akşamı Koç Özel Lisesi&#8217;nden mezun olan 240 genç insana mezuniyet konuşması yaptım. O konuşmaya hazırlanırken karşıma çıkan Som Savaşı&#8217;nın 100. yılını anma haberleri, beni, taze mezunların akranlarının bir asır önce yaşadıkları acımasız deneyimleri düşünmeye itti. Bakış açımı Som’daki ilk saldırıda siperden çıkar çıkmaz vurulan genç insanlardan başlayarak 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın ilk yarısında dünya tarihinde olanlara doğru genişlettiğimde ise, arkalarında aydınlanma çağı ve özgürlük devrimlerine kadar uzanan bir iz buldum. O gençlerden sonra ise düşmanlıklara zayıf kalan barış pansumanları ve ilk küresel ekonomik buhranın ardından bir başka dünya savaşı mirası gördüm. Sonra da merak ettim, genç mezunların lise keplerini havaya fırlattığı dönem 100 yıl sonra benzer bir geniş açıdan nasıl değerlendirilecekti acaba?</p>
<p><strong>Güncel gelişmelerin anlam kazanması için büyük çerçeveye olan ihtiyaç</strong></p>
<p>Günümüzde yaşadığımız önemli gelişmeleri anlamlandırma ihtiyacı hissediyorum. Özellikle son bir kaç yılda sosyal medyanın, anlık haber ve yorumların hayatımıza girmesiyle değişime canlı olarak tanıklık edebiliyoruz. Bunun da etkisiyle fazlasıyla olaylara odaklanıyoruz, yani ormanda yürürken her adım attığımızda karşımıza çıkan ağaçları görüyoruz ve dikkatimizi çoğunlukla bunlara veriyoruz. Bu ağaçlar, dünyanın farklı yerlerinde gerçekleşen bir terör saldırısı; <a href="http://www.ntv.com.tr/ekonomi/hindistan-en-cok-kullanilan-parayi-tedavulden-kaldirdi,nn0th6ffwEy0i3DH-HzsAw" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hindistan’da büyük banknotların tedavülden kaldırılması</a> ya da <a href="https://www.dunya.com/ekonomi/11-soruda-tum-yonleriyle-turkiye-varlik-fonu-haberi-349431" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Türkiye’de varlık fonunun kurulması</a> gibi ekonomik bir karar; kanun yapıcıların iradelerini Türkiye’de insanların iş haklarını adalet sürecini işletmeden almak ya da <a href="http://www.bbc.com/turkce/39493663" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Macaristan’da Central European University gibi bir akademik kurumu kapatmak</a> için kullanması; farklı ülkelerde yurttaşların mevcut sistem ve oyunculara olan güvensizliklerini sandıklarda sürpriz oylar kullanarak (İngiltere, ABD, Fransa örneğinde olduğu gibi) göstermesi; veya Türkiye’de dinin eğitimdeki ağırlığının artması, <a href="https://www.nytimes.com/2017/02/24/world/asia/japan-abe-first-lady-school.html?rref=collection%2Fsectioncollection%2Fasia&amp;action=click&amp;contentCollection=asia&amp;region=stream&amp;module=stream_unit&amp;version=latest&amp;contentPlacement=10&amp;pgtype=sectionfront&amp;_r=3" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Japonya’da milliyetçiliğin daha erken yaşlarda kuvvetlendirilmek istenmesi gibi</a> bir eğitim politikası değişikliği olabilir. Peki, bir an için tüm bu ağaçların oluşturduğu ormana baksak, acaba o yükseklikten ne görürüz?</p>
<p>Bu geniş açı bakışa hemen aklıma gelen bir-iki örnek verecek olursam, Oxford Üniversitesi&#8217;nde profesör ve tarihçi <a href="http://www.timothygartonash.com" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Timothy Garton Ash’i</a> geçen şubat ayında <a href="http://avrupasiyasetokulu.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu&#8217;nun</a> bir toplantısında dinleme fırsatı buldum. Ash, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararını verdiği (<em>Brexit</em>) referandumunu hayatının en kötü olaylarından biri olarak değerlendirdi. Sonra devam etti, bunun nedenlerini hayatının en iyi olaylarından biri olan Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılmasının hemen ardından başlayarak anlamaya çalışmak gerektiğini ifade etti ve kendi açıklamalarını paylaştı. Ash, 1989 &#8211; 2016 arasını bir çerçeveye alarak anlattığında Brexit çok daha anlam kazanmış bir gelişme olarak duruyordu: Genişleyen Avrupa Birliği’nde hızlanan insan, sermaye ve üretim hareketlilikleri hem ekonomik hem de kültürel olarak kazananlar ve kaybedenler yaratmıştı ve bir yanda Brexit diğer yanda Doğu Avrupa ülkelerinde görülen popülist ve otoriter güçlü akım bu dinamiklerle bire bire ilintiliydi. Bir başka örnekte, <a href="https://www.sivilsayfalar.org/hayatta-anlamin-anlamli-bir-hayatin-pesinde/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">son yazımda</a> da sözünü ettiğim Yuval Noah Harari, Homo Sapiens kitabında insanlık tarihini o büyük çerçeveye aldı ve sanırım kitabın gördüğü ilgi biraz da bu bütüncül (ve iyi anlatılmış) hikayeye olan ihtiyacın bir göstergesiydi.</p>
<p><strong>Ormana içgüdülerimiz, aklımız ve kalbimiz ile bakabilmek</strong></p>
<p>Günümüzü anlamlandırma ihtiyacımı gidermek ve ileriye dönük en azından kendi eylemlerimi yapılandırmak için ilgi duyduğum ve birbirleriyle kesişen alanlarda yukarıda yazdığım geniş bakış açısına sahip olan başka düşünürleri de aramaya başladım. Aklına güvendiğim dostların da yardımıyla kendime bir okuma listesi oluşturdum. Bu listedeki bazı kitapları bir sonraki yazımda paylaşacağım. Bunun yanı sıra bir de bu konuda işime yaracağını düşündüğüm bir eğitim buldum. Beslenmeye başladım, noktaları birleştirinceye kadar daha zamana ihtiyacım var. Ancak, bunun da bir süreç olduğunun farkındayım. Farklı zamanlara yayılan öğrenimleri paylaşmanın ve tartışmanın da katma değerine inanıyorum. Sivil Sayfalar biraz da bu açıdan düşünmeme ve düşündükçe ilerlememe yardımcı oluyor.</p>
<p>Koç Özel Lisesi 2016 mezunlarına seslenirken Som’da yazılan tarihin bende harekete geçirdiği düşünce ve duygulardan da beslendim. Onlara, geleceğe doğru yol alırken bir meslek üzerine odaklanmak yerine dünyanın hangi sorununu çözmek için hayatlarını geçirmek isteyeceklerini düşünmelerini önerdim. Bir meslek sahibi olarak kendi hayatlarında sağlayacakları iyileşme kadar ülkenin ve dünyanın bir sorununun çözümüne yapacakları katkının anlamından söz ettim. Önümüzde büyük zorluklar, önemli engeller ve sancılı bir dönem var. Gencinden yaşlısına hepimizin olaylar karşısında yaşadığımız duygusal iniş çıkışları kontrol edip, gidişatı değiştirmek için olayları anlamlandırmaya, çağın gereksinimlerine uygun düşünmeye ve davranmaya ihtiyacımız var. Gelecek nesillerin (2116’da) 21. yüzyıl tarihine baktıklarında Cumhuriyet’in neredeyse 100 yıllık hikayesini, sancılarını doğru anlamlandırıp, tüm yurttaşlarına özgürce ve refah içinde beraber yaşama fırsatı sunmayı başarmış ve böylelikle dünya sahnesinde de örnek olmuş ve dünyanın iyi haline katkı yapmış bir neslin sancılı yıllarını ve başarı hikayesini okumaları mümkün. Üstelik, bunu yapmak için elimizde bir piyade tüfeğiyle korumalı siperlerden çıkıp kendimizi makineli tüfeklerin önüne atmamız da gerekmiyor. Muhtaç olduğumuz kudret içgüdülerimizde, aklımızda ve kalbimizde mevcut.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/30/yasadiklarimizi-anlamlandirmak-icin-ormani-gorebilmenin-sihri/">Yaşadıklarımızı anlamlandırmak için ormanı görebilmenin sihri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni müfredeta sivil toplumdan itiraz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/21/yeni-mufredeta-sivil-toplumdan-itiraz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 12:32:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Reformu Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[ERG]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[tarih vakfi]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık ve Demokrasi dersi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir aylık süre için kamuoyunun değerlendirmesine ve katkılarına sunduğu yeni taslak öğretim programlarına sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştık… &#160; Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet ortamında kamuoyunun eleştiri ve değerlendirmesi amacıyla yayınladığı yeni taslak öğretim programları için verdiği bir aylık süre 13 Şubat’ta sona erdi. Yeni müfredat taslağı medyada  ideolojik alandaki bir-iki tartışmayla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/21/yeni-mufredeta-sivil-toplumdan-itiraz/">Yeni müfredeta sivil toplumdan itiraz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir aylık süre için kamuoyunun değerlendirmesine ve katkılarına sunduğu yeni taslak öğretim programlarına sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştık…</strong></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet ortamında kamuoyunun eleştiri ve değerlendirmesi amacıyla yayınladığı yeni taslak öğretim programları için verdiği bir aylık süre 13 Şubat’ta sona erdi. Yeni müfredat taslağı medyada  ideolojik alandaki bir-iki tartışmayla geçiştirilirken, birçok sivil toplum kuruluşu taslakla ilgili geniş değerlendirme raporları hazırlayıp bakanlığa ulaştırdı.</p>
<p>Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) düzenlediği Yeni Türkiye İçin Nasıl Bir Müfredat konulu panelde konuşan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş, bir aylık sürede 200 bin civarında katkı ve görüş aldıklarını, taslakla ilgili bakanlığa 8 bin 850 e-posta gönderildiğini, yüzlerce sivil toplum kuruluşu tarafından (STK) hazırlanan raporların iletildiği ve sosyal medya üzerinden de milyonlarca mesaj aldıklarını ifade etti.  Kendilerine ulaşan tüm görüşlerin Antalya’da düzenlenecek Temel Eğitim Komisyonu’nda değerlendirileceğini belirten Durmuş, taslağın bu değerlendirmeler ışığında son haline ulaşacağını da belirtti. Durmuş’a göre yeni müfredat taslağında üç ana çalışma yapılmış; ‘seyreltme, güncelleme ve değerlerin eklenmesi’. Ancak sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğu; yeterli bir sadeleştirme yapılmadığını, aksine önemli kazanımların azaltılırken eğitim programlarına eklemelerin artığını ifade ediyor.</p>
<p>Müfredat taslağıyla ilgili rapor hazırlayan sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğu; Milli Eğitim Bakanlığı’nın taslağı görüş ve değerlendirmeye açtığı şeffaflık politikasını önemsemekle birlikte, sürenin azlığı nedeniyle sembolik kaldığını belirtiyor. Söz konusu panelde SETA adına konuşan akademisyen İpek Coşkun, sürenin azlığını vurgularken; temel bir eleştiri olarak da ‘sadeleştirilme’  mevzusunun istenen düzeyde olmadığını, <strong>e</strong>ğitimin en büyük açmazlarından olan müfredatın yetiştirilememe mevzusunun yine yaşanacağını dile getirdi. SETA’nın değerlendirmelerinde; taslakların hazırlanırken disiplinler arası zenginliğin önemi hatırlatılırken, metinlerin birbirini besleyecek alanların yer aldığı komisyonlarda hazırlanmayışının hissedildiği vurgulanıyor. Yabancı dil taslaklarının hazırlanırken, Türkçe, tarih hazırlanırken edebiyattan destek alınması gibi disiplinlerarası bir çalışmanın alan körlüğünü önleyeceği; ortaokul ile ilkokul eğitim taslaklarını hazırlayan komisyonların birbiriyle kopukluğunun metinlere yansıdığı da SETA adına konuşan Coşkun’un sunum içeriğindeki satırbaşları arasındaydı.</p>
<p>Panelde konuşan Prof. Dr. Halil Berktay ise, müfredatla ilgili özellikle sosyal bilimler alanındaki değerlendirmelerin ideolojik yönden olduğunu hatırlatarak, alanıyla ilgili inceleme yaptığı programlarda bu anlamda bir soruna rastlamadığını vurguladı. Müfredatta ünite tasarımlarının başlık ve alt konular olarak başarılı ancak bunun pratiğe yansırken aynı başarıda olamayacağını savunan Berktay; bu durumun temel sebebinin taslak programının yeteri kadar sadeleştirilmemesine bağladı. Berktay’ın diğer eleştirileri ise, tarih taslağının kronolojiden çok tematik anlatıma geçmesini olumlu bulsa da bunda bazı dönemsel durumların anlaşılmasıyla ilgili güçlüklerin yaşanabileceğiyle ilgiliydi. Berktay bunu taslaktaki şu örnek üzerinden açıklıyordu : Osmanlının kuruluş yıllarının anlatıldığı üniteden hemen sonra yeniçeri ocağının kaldırılmasının anlatılması, dönemselliğin anlaşılamaması sorununa yol açabilir.</p>
<h4><strong>EZBERCİLİK UYARISI</strong></h4>
<p>Tarih Vakfı müfredat taslağıyla ilgili yayınladığı değerlendirmede, işlevini yitirmiş bazı kazanımların çıkartılmasını, programdaki aşırı yükün atılmasını, düşünme becerilerini geliştirmeye dönük bir tarih anlayışı yaklaşımını olumlu bulunduğunu belirtti. Taslağa getirilen eleştirileri ise kısaca şöyle özetlemek mümkün: Taslakta tarihsel bilginin sık sık beş duyu ve sezgisel yolla algılanabileceğinin tekrar edilmesinin; tarihi sosyal bilim değil metafizik bir alan olarak yaklaşılması izlenimi oluşturduğu… Taslak program dilinde karmaşık, anlaşılmaz, çelişik ifadeler ve anlaşılması zor kavramsallaştırmaların yer alması. Taslakta kitap yazarlarına ‘öznel yorumlarını gizli tutmaları’ önerilirken bazı kazanımlarda ciddi biçimde “öznel yargılara” yer verildiğinin saptanması. Türkiye Eğitim Derneği de tarih programlarıyla ilgili değerlendirmesinde, ‘tarihi şahsiyetlerle ilgili kazanımlarda daha çok kişilik özellikleri ve başarıları şeklinde bir yaklaşım olduğu bunun da öğrencilere ezber bilgi yüklemekle sonuçlanacağını’ vurguluyor. Çocukların birbirinden farklı şahsiyetleri başarıları üzerinden değil, üretimlerinin olduğu alanlar içinde öğrenmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğu ifade ediliyor. Örneğin Fatma Aliye’yi, eserlerinden biri veya bu eserlerinden bir parça Türkçe veya edebiyat dersinde işlenirken tanımak…</p>
<h4><strong>TOPLUMSAL CİNSİYET DAHA ETKİN YER ALMALI</strong></h4>
<p>Tarih Vakfı’nın diğer bir eleştirisi ise, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili. Bu konu taslak programla ilgili uzman bir ekiple ayrıntılı bir rapor hazırlayan Eğitim Reformu Girişimi’nin de (ERG) gündeminde yer alıyor.  Program taslağı değerlendirmesinde “Ders kitabı içeriği toplumsal cinsiyet eşitliğini temsil edecek bir yapıda olmalıdır” şeklinde ifade edildiği halde bunun program metinlerine tam olarak yansıtılmadığı vurgulanarak, bu konunun uzman bir ekibin katkısıyla daha derinlikli olarak programa yansıması gerekliliğinin altı çiziliyor.  Taslakta, toplumsal cinsiyet konusu başlığında kadının değeri dile getirilirken eşitlik kavramının kullanılmadığı ve irdelenmediğini de hatırlatan ERG, öğrencinin toplumsal cinsiyet eşitliğini bir değer olarak içselleştirebilmesi için kadınların değerinin ötesinde kadınların ve erkeklerin eşit yurttaşlık hakları olduğu vurgulanması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>Rapordaki diğer değerlendirmeler ise şöyle: Toplumsal cinsiyet eşitliği değer olarak ilkokul öğretim programlarının arasında sadece 4’üncü sınıf İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi ve ilkokul sosyal bilgiler dersinin taslağında belirli üniteler altında bir ya da iki kere ele alınmıştır. Değerler eğitiminde yer alan saygı, adalet gibi toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilişkili başka değerler ise programın geri kalanında yer almamıştır. Buna ek olarak ortaöğretim Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersinde ‘yumuşama dönemi ve sonrası’ konusu altında öğrenci ve işçi hareketleri işlenirken kadın hareketlerine değinilmemektedir. Tarihte kadın hareketlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından yarattığı olumlu değişimlerin ele alınması çocuk ve gençlerin bu değeri daha iyi anlamasını sağlayacaktır.</p>
<p>Eğitim Reformu Girişimi’nin taslak programla ilgili diğer bir eleştirisi ise kamuoyunda en çok tartışılan evrim teorisiyle ilgili. Raporda, 2004-2005 eğitim öğretim yılının 8’inci sınıf öğretim programında öğrenciler DNA, doğal seçilim, adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrim konularını sırasıyla öğrendiği, 2013’te güncellenen fen bilimleri programında bu kavramlardan adaptasyon, mutasyon, modifikasyon ve evrimin ders kazanımlarından çıkarıldığı hatırlatıldı.  Mevcut taslak programlarda da adaptasyon, mutasyon ve modifikasyon kavramları ders kazanımları olarak yeniden konarken evrim kuramı eklenmediği belirtilerek, biyoloji, fen bilimleri, coğrafya gibi dersler evrim kuramıyla işlenebileceği vurgulanıyor.</p>
<h4><strong>“DAHA YARAŞIR BİR VİZYON”</strong></h4>
<p>Müfredat taslağıyla ilgili değerlendirmelerine temel derslerden olan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersiyle başlayan akademisyen yazar Hidayet Şefkatli Tuksal da,  ders programında yer alan şu cümlelere de hiçbir anlam veremediğini belirtiyor: İnsan Hakları  Yurttaşlık ve Demokrasi Dersi öğretim programı öğrencinin temelde kendisini korumasını ve kendisine zarar vermemesini, diğerlerini korumasını ve zarar vermemesini, bize ait olanı korumasını ve bize ait olana zarar vermemesini sağlayacak bir yapı içerisinde  geliştirilmiştir. Buradaki ‘biz’ kavramsallaştırması Eğitim Reformu Girişimi’nin değerlendirmelerindeki anlaşılamayan kavramsallaştırmaları hatırlatırken Tuksal’ın bu konuda yorumu ise şöyleydi: Doğrusunu söylemek gerekirse, bu cümleyi okuyunca, bize ait olanı koruma amacıyla pek çok insan hakkı ihlalinin nasıl işlendiğini, nasıl cezalandırılmadan hasır altı edildiğini hatırlamadan edemedim. Dersin hazırlanma ve kazanımlarıyla ilgili değerlendirmelerini uzlaşı ve kurallar başlıklarıyla açıklayan Tuksal değerlendirmesinin sonunda şu uyarıda bulunuyor: Bu ders içeriğindeki olumlu bölümlere ve kazanımlara rağmen, genel olarak devletçi, milliyetçi bir üst aklın sınırlandırdığı bir yapıyla maluldür. Dersin adının insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi olması, bu kusurları aklamaz, affettirmez. Bu yüzden, dersin adına daha yaraşır bir vizyonla yeniden yazılması gerekmektedir.</p>
<p>Eğitim Reformu Girişimi’nin taslak programlarda engellilerle ilgili uyarısı da önemli. Raporda, mevcut ders kitaplarında engelliliğin, ‘farklılık’ başta olmak üzere belirli temalar altına sıkıştırılması, sıradanlaştırılmaması, engelliliğin acıma, merhamet ve yardıma muhtaçlık ile ilişkilendirilmesi, hak temelli bir bakış açısının yetersiz olmasının önemli sorunlar arasında olduğu hatırlatılarak, “Taslakta da, engelliliğin ele alınışında benzer bir sorun göze çarpıyor. Örneğin, pek çok öğretim programında engelli bireyler göz ardı edilirken, ilkokul Hayat Bilgisi programında, ‘özel gereksinimlilik, farklılıkları ayırt etmekle ve başkalarına yardım etmekle ilgili kazanımlarda ele alınıyor’ ifadelerine yer veriliyor.</p>
<h4><strong>PİLOT UYGULAMA GEREKLİLİĞİ</strong></h4>
<p>Sivil toplumdan gelen eleştirileri derlemeye çalıştım. Genel itibariyle bakıldığında, Talim Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş’un taslakla ilgili üç ana değişiklik olduğu değerlendirmesini hatırlarsak sivil toplumdan gelen eleştirilerde ‘güncelleme ve seyreltme’konusunda istenen amaca ulaşılmadığını söylemek mümkün. Bu arada, Durmuş, değerlerin eklenmesinin taslağın ilklerinden olduğunu belirtse de aslında daha önceki taslaklarda  da bunun olduğunu biliyoruz. Yine eleştirilerde ‘değer’ tanımlama ve yorumlarında da sıkıntılar olduğu sıkça yer alıyor. Eleştirilerin çoğunda dile getirilen diğer bir konu ise; taslak programının genel itibariyle ‘eleştirel düşünce’ oluşturma çabasıyla hazırlandığı izlenimine rağmen içeriğin genelinde bunun kazanım ve becerilere dönüşmesinde istenen sonucun yer almaması. Eğitim Reformu Girişimi’nin değerlendirme komisyonunda yer alan Prof. Dr. Aksu Bora’nın belirttiği gibi; bu program davranış değişikliğine, öğrencinin öğrenme sürecine aktif katılımını öngören bir program olsa da bunun elde edilmesi için sadece müfredat değişimi yeterli değil. Yine kendi içinde de aktif katılım ve eleştirel düşünce için nasıl bir donanım ve kazanım sağlayacağı konusunda da tam anlamıyla bütünleyici bir vizyon oluşturabilmiş değil. Ama her şeyden ötesi bunun sağlanması sadece müfredatla ilgili değil, hem ders kitapları başta olmak üzere donanımlı materyale, içeriğe hem de öğretmen kalitesine ihtiyaç var. Öğretmenlerin hem dersi hem de kendilerini rahatça ifade edebilecekleri bir donanım ve ortamda çalışmaları eğitim kalitesi açısından önemli. Son olarak değerlendirme raporlarında sıklıkla dile getirilen bir konunun da pilot uygulamalar olduğunu hatırlatayım. Eğitim gibi önemli bir konuda değişikliklerin pilot uygulamalar, kurum içi eğitimler olmadan başlamasının, oldubittiye getirilmesinin sakıncalarını, öğrenci, öğretmen ve ebeveynler olarak yıllardır yaşıyoruz malum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/02/21/yeni-mufredeta-sivil-toplumdan-itiraz/">Yeni müfredeta sivil toplumdan itiraz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
