<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Barış arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Mar 2023 12:01:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Barış arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/baris/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günlük Yaşam Barışı: Her Şeye Rağmen Yan Yana Durabilmek ve &#8216;Hakikatleri&#8217; Konuşabilmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/02/gunluk-yasam-barisi-her-seye-ragmen-yan-yana-durabilmek-ve-hakikatleri-konusabilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:40:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[günlük yaşam barışı]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Mac Ginty]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çatışmalı, kutuplaşmış ortamlar her konuda tek resim çizer. O resim de güçlünün resmidir. Oysa hakikat, büyük harfle yazılan mutlak bir kelime değildir. Barışı konuşmak 'hakikatleri' konuşmaktan geçer.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/02/gunluk-yasam-barisi-her-seye-ragmen-yan-yana-durabilmek-ve-hakikatleri-konusabilmek/">Günlük Yaşam Barışı: Her Şeye Rağmen Yan Yana Durabilmek ve &#8216;Hakikatleri&#8217; Konuşabilmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda yaşanan sorunlar ardından hepimizin güzel şeyleri duymaya çok ihtiyacı olduğu günlerdeyiz. Pandemi, patlayan bombalar, ekonomik kriz ve şimdi de deprem. Evet, hepsinde gözlerimizi yaşartan bizi tekrar iyi hissettiren şeyler de oldu. Koca koca yürekli insanlar merhem oldu hiç tanımadıkları insanların yaralarına…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat tüm bu yaşananlar içinde yaramıza tuz basan şeyler de oldu. Türkiye’de kutuplaşma çalışan sosyal bilimciler ülkedeki birçok fay hattında yaşanan ötekileştirme süreçleri konusunda çoktandır yazıp çiziyorlar. Türk-Kürt, Alevi-Sunni, iktidar-muhalefet, Türkiye vatandaşı- mülteci… Liste uzayıp gidiyor. Ne yazık ki tüm bu süreçleri okumalarımız da bu fay hatlarında şekilleniyor. Depremin ağır kaybının suçlusu kim, kime yardım gitti/gitmedi, yağmalamaları kim yaptı, kime bağış yapmalıyım, hataları affedip helalleşiyor muyum, gibi gibi birçok sorunun cevabı da bu hatlar üzerinden verilmiyor mu? Peki nasıl oluyor da bu kadar ötekileştirme içinde aynı zamanda bu kadar el ele verme, yan yana durmayı da görüyoruz? Tüm kötü hissetmelerimiz yanında bir yanımız nasıl oluyor da her seferinde yeniden yeşeriyor?</span></p>
<h5><strong>&#8216;Sıradan&#8217; Vatandaşın Olağan Dışı Etkileri</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-83200 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2023/03/roger-mac-ginty.jpg" alt="Roger Mac Ginty" width="225" height="300" />Geçenlerde Dublin College Üniversitesi’nin Çatışma ve Barış Merkezi açılış konuşmasında barış çalışmaları alanının önemli isimlerinden Durham Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Roger Mac Ginty’i dinlerken bu sorular kafamda uçuşuyordu. Prof. Mac Ginty son yıllardaki çalışmalarını günlük yaşam barışı (</span><i><span style="font-weight: 400;">Everyday Peace</span></i><span style="font-weight: 400;">) üzerine adadı. 2021’de Oxford Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan kitabının alt başlığı ise “’sözde sıradan insanlar’ şiddetli çatışmayı nasıl bozabilir?”. Bu soru çoktandır kafamı kurcalıyor. Siyasi elitin çatışmalı dilinden şüphesiz hepimiz etkileniyoruz. Sosyal medyada her kesimden gelen dezenformasyon da üstüne tuz, biber&#8230; Prof. Mac Ginty göz ardı edilen “sıradan” vatandaşın aslında toplumsal barışa nasıl katkı sağlayacağını yanıtlamaya tam da buradan başlıyor işte. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Tanrının Direniş Ordusu (LRA) tarafından çocuk yaşta kaçırılıp savaştırılan çocukların geri döndüğü köylerde nasıl birlikte yaşadığını şu şekilde özetliyor Prof. Mac Ginty ve günlük yaşam barışını şöyle tanımlıyor: “Bireysel ve grupsal seviyede sessiz kabullenme ya da topluluk üyelerinin potansiyel olarak sorunlu durumlarda yollarını bulmak için kendi araçlarını kullandıkları bir yol”. Bu yol diyor Mac Ginty, eğer ortak yaşam söz konusu ise sağduyu, pragmatizm (sorunların çözümünde kolaylaştırıcı ve pratik yollar bulmak) ve karşılıklı ihtiyaçların karşılanmasından geçer. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güney Sudan’da sivilleri korumak için üstlerinden izin almadan girişimde bulunan küçük bir grup askerin yardımının nasıl büyük bir dönüşüme ivme kazandırdığını da yazıyor Mac Ginty. Bazen küçük bir barış eyleminin kocaman olumlu bir dönüşüme götürebileceği olasılığını görmemizi sağlıyor. Veya İkinci Dünya Savaşı’nda düşman kuvvetlerinin askerinin son anda kendisini öldürülmekten vazgeçtiğini anlatan askerin savaşın seyrini değiştirmese de nasıl hayatta kaldığını ve aile kurduğunu gösteriyor. Bu küçük eylemler bazen büyük dönüşümler sağlıyor bazen sadece birinin hayatını değiştiriyor. Fakat hangimiz birinin diğerinden daha kuvvetli olduğunu savunabilir ki? Ya da önemsiz görünen ikinci örneğin daha büyük güzelliklere dönüşmediğinin/dönüşmeyeceğinin ispatı nedir?</span></p>
<h5><strong>Hikâyenin Tekleşmesi</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmalı, kutuplaşmış ortamlar her konuda tek resim çizer. O resim de güçlünün resmidir. Oysa hakikat, büyük harfle yazılan mutlak bir kelime değildir. Barışı konuşmak “hakikatleri” konuşmaktan geçer. Tüm bu acılı süreçler farklı dünya görüşleri, farklı kimlikler ve farklı deneyimleri olan insanları nasıl etkiledi? Bu siyasi çatışmalı, kimliklerimizin birbirine karşı adeta silah olarak kullanıldığı ve dezenformasyonla dolu bir ortamda baktığımız her resim aslında bu “hakikatlerin” hangi parçasına denk düşüyor? Acaba resmin görmek istemediğimiz başka parçaları var mıdır? Varsa biz bunu neden göremedik ya da görmeyi reddettik? Gündelik yaşamda barış, işte önce kendimize soracağımız bu sorulardan geçiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başkasının “hakikati” benim “hakikatimle” tamamen zıt bir yere düşüyorsa ne yapacağım peki? Öncelikle o “hakikatin” varlığının kabulü ile başlayacağım. Beni ne kadar rahatsız etse de bana ne kadar uymasa da o başkasının “hakikati” ve benim yok dememle yok olmuyor. Sonra bu “hakikati” besleyen nedenleri anlamak için temas edeceğim. Bu daha zor bir süreç. Fakat anlamaya çalışmanın kendisi bile öyle değerlidir ki karşınızdakine onun varlığını kabul ettiğini söyler ve bu kabul ediş büyük değişimlerinin habercisi olabilir ya da sadece bir insanın hayatını değiştirebilir.</span></p>
<h5><strong>Küçük Barış Eylemlerinin Dönüştürücülüğü</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki biz bu olasılığın peşini bıraktık çoktandır. Büyük siyaseti konuşmaktan gündelik yaşamımızda olan küçük güzelliklerinin olası büyük etkilerini görmezden geldik, geliyoruz. Barışın sadece liderlerin dudakları arasında olduğuna inanan toplumlar kendi öznelliklerini, kendi güçlerini yadsırlar. Gündelik yaşam barışı yani bu “küçük barış eylemlerinin,” suda dağılan halkalar gibi dönüştürücü etkisini görmek umudu yeşertecektir. Çünkü toplumsal barış ancak umut varsa yeşerir.</span></p>
<p><em>Görsel: Hanna Barczyk</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/02/gunluk-yasam-barisi-her-seye-ragmen-yan-yana-durabilmek-ve-hakikatleri-konusabilmek/">Günlük Yaşam Barışı: Her Şeye Rağmen Yan Yana Durabilmek ve &#8216;Hakikatleri&#8217; Konuşabilmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mersin Eğitim-Sen’de 23. Yıl kutlaması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/25/mersin-egitim-sende-23-yil-kutlamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jan 2018 08:48:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[EğitimSen Mersin Şubesi]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Ergüzeloğlu Kilim]]></category>
		<category><![CDATA[KESK]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Altıok]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Muşlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim- Sen’in 23. kuruluş yıldönümü sebebiyle Mersin  Şubesi’nde  düzenlenen gecede, KHK’lar ve OHAL değerlendirildi. Eğitim-Sen Mersin Şubesi 23. yıl kutlamasını şube binasında düzenlediği bir etkinlik ile kutladı. Gecede konuşan Şube Başkanı Sinan Muşlu KESK ve Eğitim-Sen’lilerin kamudan ihracını eleştirerek, “15 Temmuzdan bu yana gelişmeleri incelediğimizde en ağır darbe koşullarını yaşıyoruz. 110 binleri aşan işinden, ekmeğinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/25/mersin-egitim-sende-23-yil-kutlamasi/">Mersin Eğitim-Sen’de 23. Yıl kutlaması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Eğitim- Sen’in 23. kuruluş yıldönümü sebebiyle Mersin  Şubesi’nde  düzenlenen gecede, KHK’lar ve OHAL değerlendirildi.</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-23877 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-640x480.jpg" alt="" width="255" height="191" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-5-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" />Eğitim-Sen Mersin Şubesi 23. yıl kutlamasını şube binasında düzenlediği bir etkinlik ile kutladı. Gecede konuşan Şube Başkanı Sinan Muşlu KESK ve Eğitim-Sen’lilerin kamudan ihracını eleştirerek, “15 Temmuzdan bu yana gelişmeleri incelediğimizde en ağır darbe koşullarını yaşıyoruz. 110 binleri aşan işinden, ekmeğinden edilmiş ihraç var. Darbeyi askerler yaptı. Askerden daha fazla öğretmen ihraç edilmiş. Darbeye katılan polisler var deniliyor. Polisten daha fazla öğretmen ihraç edilmiş. Eline silah alıp Milli Eğitim Müdürlüklerini işgal eden öğretmen topluluğu gördünüz mü? Hayır. Çünkü eğitim emekçileri barışı ve laik, demokratik, bilimsel, anadilde eğitimi savunurlar da ondan. Bu yapılanmaya karşı mücadele eden Eğitim-Sen’liler, KESK’liler ihraç ediliyor. Bu tam anlamıyla karşı darbe girişimidir. Karşı darbeye karşı eğitim emekçileri, KESK’liler direnecektir.” dedi.</p>
<p>Üniversite yönetimi tarafından sözleşmesi yenilenmediği için işten atılan ve verdiği hukuk mücadelesi ile işe geri dönen Barış İçin <img decoding="async" class=" wp-image-23878 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-640x480.jpg" alt="" width="272" height="204" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-6-320x240.jpg 320w" sizes="(max-width: 272px) 100vw, 272px" />Akademisyenler Bildirisi destekçisi Yrd. Doç. Dr. Esra Ergüzeloğlu Kilim de, hükümetin kendisine muhalif olanları KHK’larla susturmaya çalıştığını belirterek, “Hukukun mevcut duruma uydurulması süreci işlemiyor aslında. Hukukla yapılan bir şey değil. Siyaseten ihraç diyebiliriz bunlara, bir çeşit siyaseten katli gibi. Osmanlı’da, reformlar arasında gözden düşen bürokratların mesela nasıl katlederek ortadan kaldırıldığı süreçler yaşanıyorsa şimdi de aynı şeyi yaşıyoruz aslında.  Arkadaşlarımızın bir an önce aramıza dönmesi için elimizden gelen desteği göstermek yolunda çalışmaya devam ediyoruz. Umarım seneye bir dahaki kuruluş yıldönümümüzü onlarla birlikte kutlarız.” diye konuştu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23879 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-640x480.jpg" alt="" width="282" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-610x458.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/egitim-senkurulus-7-320x240.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 282px) 100vw, 282px" />KHK ile birlikte işinden olan bir diğer barış imzacısı akademisyen Doç. Dr. Metin Altıok da kuruluşundan itibaren Eğitim-Sen’in içinde olduğunu belirterek, “Bizim için ihraç olmuş olmak, görevden çıkarılmış olmak sendikalı olma halimi bitirmiş değil. Biz hala sendika üyesiyiz. Belki de tüm sendikaları yeniden tartışmaya açmak lazım. Sendikayı üye olan herkesin sendika tarafından sahip çıkılması gereken bir oluşum diye tanımlamak gerekiyor. Görevden atıldığımdan beri şunu söylüyorum: ‘Sendikam var’, dolayısıyla o sendikanın bana sahip çıkması üzerinden kurgu yapıyordum. Acaba sahip çıkar mı çıkmaz mı diye kuşkum yoktu. Sahip çıkmayan olabilir ama üyelerin büyük çoğunluğu da sendikaya sahip çıktı. Sendika kitleyi sürüklemiyor, kitle sendikayı sürüklüyor aslında. Böyle tanımlarsak Eğitim–Sen ve onun gibi sendikaları o anlamda olması gereken bir şeydi. Eğitim-Sen’de bunu hakkıyla yerine getirmeye çalıştı. Ben ihraç edilen sözünü kullanmayı çok sevmiyorum. Biz atıldık biz ihraç edilmedik.  İhraç edildiğinizde bir yerden bir yere sürülürsünüz. Biz atıldık, sendikamız üyesine hem maddi hem de manevi olarak sahip çıktı. Dolayısıyla bizde o sahip çıkmanın getirisi ile buradayız, varız. Sendikayı sürükleyen üyeye de bu anlamda bir anlam yüklemek gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/25/mersin-egitim-sende-23-yil-kutlamasi/">Mersin Eğitim-Sen’de 23. Yıl kutlaması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 13:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİTAM]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Arif Ali Cangı]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Burç Baysal]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kızbes Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilay Çelenk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal barış]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Barış Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Kıraç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=23687</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİTAM’ın Toplumsal Barış Ağı toplantılarının sondan bir önceki ayağı İzmir’de gerçekleşti. İzmir ve Diyarbakır’dan yüze yakın sivil toplum temsilcisi barış meselesine dair görüş alışverişinde bulundu.</strong><span id="more-23687"></span></p>
<p>Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (DİTAM) sürdürdüğü Toplumsal Barış Ağı bünyesinde, İzmir’de düzenlenen bölgesel çalıştayda Diyarbakır ağırlıklı olmak üzere bölgeden ve İzmir’den yüze yakın katılımcı &#8220;Toplumsal Barış Süreçlerinde STK’ların Rolü&#8221;nü konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, &#8216;Toplumsal Barış Ağı’nın hazırlık çalışmalarını çözüm süreci döneminde yaptıklarını ancak çalışmaya başlayınca çatışma ortamının dönmüş olduğunu hatırlatarak, sivil toplumun barış meselesini gündemden düşürmemesi gerektiğini vurguladı. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin güçlü bir sivil toplum ve medya reaksiyonu ile akim kaldığını hatırlatan Kaya; Diyarbakır, Van, Hakkari, Batman, Şanlıurfa, Malatya, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi şehirlerde düzenledikleri toplantılarda oluşturmaya çalıştıkları barış ağı hakkında detaylı bilgiler vererek, “sivil toplum arasındaki barış ağı, toplumsal kutuplaşmanın da panzehiridir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çalıştayın sabah oturumunda Doç. Dr. Sevilay Çelenk &#8216;Medya, Demokrasi ve Toplumsal Barış&#8217;, Dr. Cuma Çiçek de &#8216;Çatışma Çözümü, Barışın İnşası ve Sivil Toplum&#8217; başlıklı birer sunum yaptı. Barış olgusunun medyada haber değeri olmadığını söyleyen Çelenk, “Biz sivil toplum temsilcileri olarak birbirimize konuşuyoruz, oysa sesimizin daha çok yere ulaşması gerek, esas konuşacağımız insanlarla konuşmalıyız. Bu konuda yetersiz kaldık. Her yere ve herkese konuşabilen medyada ise barış o kadar çok kriminalleşti ki, &#8216;Ayşe Öğretmen&#8217; vakasında gördüğümüz üzere medya, barış talebine yer verdiği için özür dilemek zorunda kaldı” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Çelenk’ten sonra söz alan akademisyen Cuma Çiçek, Barış Vakfı için hazırladığı “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu anlatarak sivil toplumun kapasite ve potansiyeline dair bir fotoğraf aktardı. Türkiye’deki STK envanterine bakıldığında bunların yüzde 95 gibi yüksek bir oranının &#8216;Kürt meselesi&#8217; gibi konulara hiç dokunmadığını vurguladı.</p>
<p>Rapordan yola çıkarak bazı önerilerde bulunan Çiçek; siyasi, coğrafi ve sektörel sınırları aşarak öteki mahallelerle diyalog kurma, barışa katkısı olacak meseleleri makro ölçekten mikro ölçeğe, gündelik ilişkilere taşıma, siyasi angajmana girmemiş STK’ları sürece dahil etme, çatışma çözümü ve barış inşası çalışmalarını yerelleştirme gibi vurgularda bulundu.</p>
<p>Çalıştayın öğleden sonraki oturumu Yazar Şeyhmus Diken’in moderatörlüğünde, sivil toplum temsilcilerinin değerlendirmeleri ile tamamlandı.</p>
<p><strong>Zafer Kıraç (İzmir):</strong> Barış emek istiyor, bu bir yaşam biçimi bugünden yarına hemen cevap vermiyor. O yüzden barış çalışmalarını sürekli yapmalıyız. Barış çalışmasında Kürtlerin yorulduğunu, bu yüzden Türklere daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. İzmir ve Diyarbakır’ın barış çalışmaları anlamında kıymetli şehirler olduğunu düşünüyorum. Sahada yapılacak çalışmaların çocuk ve gençleri kapsayıcı şekilde derinleşmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Kızbes Aydın (İzmir): </strong>Ben Kafkas Türküyüm, İzmir’de herkes bana &#8216;Kürtsün&#8217; diyor. Bir türlü Türk olduğumu ispatlayamadım. Batıda, İzmir’de barışı anlatmak çok zor. Barışseverler olarak farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Ben barışı Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değil, Türk halkının zararlarını gördüğüm için istiyorum. Savaş ve çatışmalar en çok kadını etkiliyor. Eğer barış gelecekse, barışın lokomotifi kadınlar olmak zorundadır. Savaş ve çatışmalar eril zihniyetin ürünüdür. Toplumsal Barış Ağı&#8217;nın kadın ayağını oluşturup, İzmirli ve Diyarbakırlı kadınların öncülüğünde sadece kadınların yer aldığı ayrı çalıştaylar yapalım ve sonuç bildirgesi yayınlayalım.</p>
<p><strong>Arif Ali Cangı (İzmir): </strong>Barış sadece dilemekle olmuyor, gerçekleşmesi için çaba harcamak gerekiyor. Barış sürecinin başlayabilmesi için toplumun ortaya irade koyması gerekiyor. Bu noktada bu ihtiyacın ortaya çıkması için STK ve aktivistler olarak çaba harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte İzmir ve Diyarbakır arasında Kocaoğlu ve Baydemir üzerinden ciddi adımlar atılmaya başlamıştı ama maalesef yarım kaldı. Bu ilişkiyi devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum. Toplumun üzerindeki korkunun aşılması için mutlaka ve mutlaka ortaklıklarımızı öne çıkarmalıyız. Barışta ortaklaşıp bunun çalışmasını derinleştirmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Burç Baysal (Diyarbakır):</strong> İzmir ve Diyarbakır gibi özgürlüğüne düşkün iki kenti bir araya getiren DİTAM’a öncelikle çok teşekkür ederim. Ülkenin içerisindeki gelirden eşit pay almamamızın da adaletsizliği etkileyen bir süreç olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ahmet Özmen (Diyarbakır): </strong>Barış süreçleri için sivil toplumun kendi akil insanlarını oluşturması gerekiyor. Kendi akil insanlarımızı oluşturup, heyetler halinde toplantılar yapmanın çok etkili olacağını düşünüyorum. Çözüm sürecinde yapılmayan yüzleşme meselesinin üzerine bu şekilde gitmek gerekiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/16/diyarbakir-sivil-toplumu-izmire-barisi-konusmaya-gitti/">Diyarbakır sivil toplumu İzmir’e barışı konuşmaya gitti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 12:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma Çiçek:  ‘Toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<aside class="mashsb-container mashsb-main mashsb-stretched"></aside>
<p>Barış Vakfı, iki yıl kadar süren son çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının durumuna odaklanan bir rapor yayımladı. Raporda öne çıkan vurgular ise STK’ların çözüm sürecindeki yetersizliği ve tarafların STK’lardan bağımsız olmak yerine taraf olmayı bekledikleri. Raporu kaleme alan akademisyen Cuma Çiçek, “Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler” saptamasında bulunuyor<strong>.</strong></p>
<p>Barış Vakfı, 2013-2015 yılları arasında yaşanan çözüm sürecinde, sivil toplum kuruluşlarının (STK) performansını kendi ağızlarından dinleyerek bir rapor yayımladı. Akademisyen Cuma Çiçek’in yazdığı rapor Ankara, İstanbul, Van ve Diyarbakır’da toplam 45 STK temsilcisi ve üç uzman ile görüşüldü.</p>
<p>STK’ların kendi dilinden süreçteki pozisyonlarının dinlendiği raporda, çözüm sürecinde, Türkiye tarihine nazaran daha olumlu ve katılımcı bir yöntem izlendiğini ifade eden STK temsilcileri; sivil toplumun süreçteki katılımını yetersiz bulurken, tarafların onlardan beklentisinin ‘objektiflik’ olmamasından yakınıyorlar. STK’ların başka STK’lar, medya, akademi ve siyasetle ilişkilerine ‘çözüm’ bağlamında odaklanan rapor, yaşanması muhtemel ‘çözüm süreçleri’ için STK’lar için bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p>Kürt meselesinin ulusal sınırları aşmış olması, dünya deneyimlerindeki benzerlikler, sorunun silahla halledilemeyeceği gibi çıkarımlar sebebiyle STK temsilcileri “çözüm için masanın yeniden kurulmasını” kaçınılmaz bulurken, yeni bir çözüm süreci için daha hazırlıklı ve daha bağımsız olmaları gerektiğini kabul ediyorlar.</p>
<p>Barış Vakfı adına “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunu kaleme alan Cuma Çiçek ile sivil toplumun ahvalini, Sivil Sayfalar için konuştuk…</p>
<p><strong>Türkiye’de ve bölgede bağımsız bir sivil toplum yapısının oluşmadığı, rapora katkı veren STK temsilcilerinin de ağırlıklı görüşü. Bağımsız bir sivil toplum örgütlenmesi neden mümkün değil ve nasıl mümkün olabilir?</strong></p>
<figure id="attachment_14116" aria-describedby="caption-attachment-14116" style="width: 377px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14116" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg" alt="" width="377" height="212" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-1024x576.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/2017-04-26-PHOTO-00000086-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 377px) 100vw, 377px" /><figcaption id="caption-attachment-14116" class="wp-caption-text">Cuma Çiçek</figcaption></figure>
<p>Türkiye’de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir siyasi kültürümüz ve geleneğimiz var. Uzun yıllar siyaset dediğimizde bırakın sivil toplum örgütlerini siyasi partiler de akıllara gelmezdi, esasında devlet gelirdi. Bugün de siyaset büyük oranda devletle özdeşleşmiş durumda. Siyaseti devletle sınırlı algılayan bir toplumsal geleneğimiz var. Oysa siyaset gündelik hayatın her alanındadır. Kazandığımız ekmekten, konuştuğumuz dile, komşumuzla ilişkilenme biçimimizden, kadın-erkek arasındaki ilişkilere, çocuklarımızın yetişme biçimlerinden hayal dünyalarına kadar her alanı etkilemekte, sınırlandırmakta, şekillendirmekte. Buna karşın toplumun büyük bir çoğunluğu siyaseti beş yılda bir yapılan seçimlere katılmakla sınırlandırmış durumda. Bu anlamda bahsettiğiniz değişim için kapsamlı bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var ve bu öyle birkaç yılda olacak bir dönüşüm değil ne yazık ki. Büyük emekleri, farklı alanlarda mücadele ve deneyim biriktirmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İkinci olarak belki siyaset kurumuna dair toplum içerisindeki negatif algıdan bahsetmek gerekiyor. Bizim toplumda “örgüt” kavramı suç ile eşdeğer görünüyor. Örgütlü olmak, örgüte katılmak suça bulaşmakla özdeşleşmiş durumda. Oysaki örgütlenme tam da gündelik hayatımızı her yönüyle etkileyen, siyaset kurumuna müdahil olmanın başat yollarından biridir. Tabii bu konuda ülkedeki siyasi deneyim ve geçmiş önem arz ediyor. Bir tür askeri yönetim olan 1927-1952 Umumi Müfettişlikler, 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, 1987-2002 olağanüstü hal yönetimi, 1997, 2007 post-modern darbeleri, en son 2016’da askeri darbe kalkışması ve ardından ilan edilen ve bugün hala süren OHAL, Türkiye’de siyasetin toplumsallaşmasına pek de uygun olmayan bir siyasi-yönetsel geleneğin olduğunu gösteriyor. En önemlisi toplumun siyasete katılımını sınırlandıran bu siyasi-yönetsel geleneğin neredeyse yüz yıllık bir sürekliliğe sahip.</p>
<p>Toplumsal yapıyla ilgili altını çizmem gereken bir diğer mesele, belki de en önemli mesele, kamu, kamusal sorumluluk, toplum algısı, topluma karşı sorumluluk algısının toplumsal yapımız içerisinde her geçen gün kaybolması. Neo-liberal ekonomi ve buna dayalı politik sistem toplumsal dayanışma ağlarını, kültürel ve zihinsel dünyamızı her geçen gün dağıtıyor. Bakın Türkiye toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenir sıklıkla. İslam dininin ekonomi-politiğine dair sıklıkla hatırladığım ve hatırlattığım bir hadis var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi bu sözü tek başına kapı komşunuz olarak algılamayın. Diyarbakır, Mardin’in komşusudur, İstanbul Edirne’nin komşusudur, Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu sözü evrensel bir yerden okursanız, esasında size yerel ölçekten sınır-ötesi düzeye kadar dayanışmayı, adaleti emreder. Türkiye’de toplumun neredeyse tamamı Müslüman olduğunu iddia ediyor, okuldan çok camii bulunuyor, öte yandan, milyonlarca yoksul insan var. Bir yanda milyonlarca işsiz, 1.400 TL ile çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli varken, öte yandan ülkenin kaynakları bir azınlık zümrenin elinde her geçen gün tekelleşmekte. Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20’lik kesimin ortalama gelirinin tam sekiz katı. En zengin yüzde 10’luk kesimin milli gelirden elde ettiği pay, en yoksul yüzde 40’nın aldığı toplam payın 1.9 katı. Neo-liberal ekonomi-politik toplumsal dayanışma ağlarımızı, toplumsallığımızı dağıttıkça, kamusal sorumluluğumuzu, eşitlik ve adalet fikriyatını ortadan kaldırdıkça çevresine karşı kör, ilgisiz, hatta çevresinin mahrumiyeti üzerinden biriktirmeyi normalleştiren bir toplum şekilleniyor. Bu da sivil topluma, siyasete katılımı sınırlandıran en önemli dinamiklerden biri.</p>
<p>Ülkemizdeki devlet geleneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu konuda yukarıda bahsettiğim yüz yıllık askeri yönetimler, darbeler ve olağanüstü hâl yönetimi geleneğimiz tek başına zaten tabloyu özetliyor. Türkiye’de Kürt meselesi, Ermeni meselesi, azınlıklar, ekonomi-politik gibi ana siyasi meseleler üzerine ana-akım partiler arasında bir mutabakatın olması tam da siyaseti şekillendiren bir devlet geleneğine işaret eder. 2000’li yıllardaki tüm reform söylemlerine rağmen, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden OHAL yönetimi, bugün bu alanda pek de mesafe alamadığımızı gösteriyor.</p>
<blockquote><p>‘Olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.’</p></blockquote>
<p>Son olarak, siyasi partiler ve gruplar düzeyinden bahsetmek gerekir. Türkiye’de siyaset yapma biçimlerinin büyük oranda toplum değil, devlet merkezli olduğu söylenebilir. Çok fazla iktidar odaklı, çok fazla merkeziyetçi, çok fazla lider odaklı, çok fazla erkek, aşırı düzeyde kapalı siyasi hareketlerle karşı karşıyayız. Son yıllarda özellikle ana-akım Kürt hareketinin katkısıyla Türkiye’de kadınlar siyaset alanında çok daha fazla görünür oldular. Türkiye’deki seküler siyasi gelenek bu konuda önemli bir referans oluşturmuştu. Ancak Kürt siyasetinin bu konuda önemli bir canlanma ve farklılık yarattığı açık. Özellikle HDP ile birlikte çok daha fazla görünür olan eş-başkanlık uygulaması, kadın kotası gibi konular diğer partiler içerisinde de önemli etkiler yarattı. Ancak geriye kalan hususlarda tüm siyasi farklılıklara rağmen ortak bir geleneğin olduğu söylenebilir. Tüm bu hususlar toplum merkezli, yerelleşmiş, makro düzeyle birlikte mikroya odaklanan, mikro düzeyler arasında ilişki kurarak makro düzeyde dönüşümü hedefleyen toplumsal mobilizasyon süreçlerini sınırlandırıyor.</p>
<p>Hem toplumsal yapıdan hem devlet geleneğinden hem de siyaset yapma biçimlerimizden kaynaklı olarak bugün sivil toplumun devlet ve siyasi partiler ve hareketler karşısında oldukça zayıf olduğu, büyük oranda siyaset kurumunun gölgesinde ya da onun organik bir aracına dönüştüğü görüyor. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümünde etkin bir sivil toplum geleneği yaratmak istiyorsak bahsettiğim üç alanda kapsamlı dönüşümlerin yaşanması gerekiyor ve ilgili tüm aktörlerin çabasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kürt sorununda silahı merkez, sivil aktörleri de çevre olarak konumlandırıyor ve bu aktörlerin yer değiştirmediği sürece çözümü pek mümkün olmayacağını söylüyorsunuz. Sivil iradenin merkeze yerleşeceği, silahın çepere çekileceği bir denklemi sivil toplum kuruluşları nasıl kolaylaştırabilir?</strong></p>
<p>Türkiye’de Kürt meselesinin silahtan arındırılıp, şiddet zemininden diyalog ve müzakere zeminine, siyaset zeminine çekilmesi birçok dinamiğe bağlı. Bu tek başına HDP’nin ya da KCK’nin tercihlerine bağlı değil. Oyun alanı içerisindeki diğer aktörlerin tercihlerine de bağlı. Ve bu aktörler bugün büyük oranda çeşitlenmiş, üstelik siyaset yaptıkları coğrafyalar da genişlemiş durumda. Artık sınır-ötesi bir bağlamda meseleyi düşünmek ve ele almak zorundayız.</p>
<p>Bununla birlikte, ana-akım Kürt siyaseti içerisinde dikkate değer bir dönüşüm krizi yaşandığını düşünüyorum. Bu krizin aşılması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözümüne büyük bir katkı sunabilir. 1999 yılıyla birlikte Kürt sosyo-politik alanını şekillendiren üç önemli dönüşüm yaşandı. Birincisi Öcalan’ın yakalanması sonrası Kürt siyaseti siyasi-ideolojik ve örgütsel bir dönüşüme gitti. İkincisi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ivme kazandı. Son olarak, ana-akım legal Kürt partileri yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Şimdi bu üç dinamiğin sonucu olarak, Türkiye’deki Kürt siyasi muhalefeti önemli bir dönüşüm yaşadı. Ben bu dönüşümü üç kavramla formüle ediyorum: Kentleşme, legalleşme ve kurumsallaşma. Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik dönüşüm ve zorunlu göç süreciyle birlikte Kürt muhalefeti zaten büyük oranda kentleşmişti. Yukarıda saydığım üç dinamik kentleşmeyi daha da hızlandırdı. Legal alanda bir yandan ana-akım legal Kürt partileri güçlenirken, öte yandan yerel yönetimler gibi devasa bir alan Kürt siyasetine açıldı. Tüm bu süreçler yaygın bir alanda legalleşmeyi getirdi. Son olarak hem kentleşme hem de legalleşme, Kürt siyasetinin şehirlerde, siyaset, sivil toplum, medya, kadın ve gençlik hareketleri, emek örgütlenmeleri gibi alanlarda göz ardı edilmeyecek ölçüde kurumsallaşmasını sağladı.</p>
<p>Kürt siyaseti kanaatimce bu dönüşüme ayak uyduramadı. Özetle toplumsal alanda yaşanan bu dönüşüme paralel olarak şiddet meselesi Kürt siyasetini belirleyen ana dinamik olmaktan çıkabilir ve sivil siyaset Kürt muhalefetinin yeni merkezi olarak şekillenebilirdi. Kürt siyaseti 1999 yılından bu yana tüm tartışmalara ve girişimlere rağmen bunu sağlayamadı. İşin doğrusu devlet de bu dönüşümün olması için gerekli koşulları sağlamadı, çoğu durumda engelleyici pozisyonlar aldı. Yine Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşlar da bu dönüşümü zorlaştırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24825 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg" alt="" width="270" height="176" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/Polis_Ve_Toplum_Turkiyede_Polise_Guven_Arastirmasi-320x208.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /><br />
Şimdi sivil toplum bu alanda bir rol oynayabilir mi? Açıkçası 2015-2017 kent çatışmaları, 15 Temmuz askeri darbe kalkışması ve OHAL ile birlikte bugün bu dönüşüm çok daha zor. Zira, Kürt siyasetindeki legalleşme ve kurumsallaşma büyük bir darbe aldı. HDP’nin iki eş başkanı dahil birçok vekili tutuklu, belediyelerin tamamına yakınına kayyım atandı, Kürt meselesine duyarlı medya kuruluşlarının ve neredeyse tamamı kapatıldı, sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümünün kapasına mühür vuruldu, açık olanlarının çalışma düzeyi çok alt seviyelere gerilemiş durumda. Kısa vadede böylesi bir dönüşüm beklememek gerekiyor.</p>
<p>Ancak orta ve uzun vadede bu dönüşüme sivil toplum örgütleri katkı sağlayabilirler. Bu konuda sivil toplumun yüzünü siyaset kurumundan biraz topluma çevirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet merkezli bir siyaset algısından, toplum merkezli bir siyaset algısına geçişte sivil toplum örgütleri bir rol oynayabilirler. Tabii bu konuda öncelikle sivil toplumun kendi içinde böylesi bir dönüşüm yaşaması gerekir. Sivil toplum aktörleri, siyasi partiler ve devlet ile toplum arasında bir köprü kurma rolünden öteye geçerek, toplumun doğrudan siyasete katılımını destekleyici, toplumsal kapasiteyi artırıcı bir misyon üstlenebilirler. Daha açık bir ifadeyle, toplumu temsil etmek ve onun adına konuşmak yerine, toplumun doğrudan siyasete katılma ve konuşma kapasitesini güçlendirebilirler, buna dönük işlere odaklanabilirler.</p>
<blockquote><p>‘Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- vatandaşların korunması, 2- izleme ve hesap verebilirlik, 3- savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- doğrudan hizmet sağlama.’</p></blockquote>
<p><strong>Son çözüm sürecinde, çözümün aktörleri sivil toplumu sürece dahil ettiler. Bugün aktörler arasında çözüme dair bir manzara olmadığını düşününce, taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü sizce?</strong></p>
<p>Taraflardan bağımsız bir çözüm hareketinin ortaya çıkması mümkün mü? Şimdi taraflardan bağımsız demeyelim ama toplum içinde tarafları “aşan” bir çözüm hareketi ortaya çıkmadıkça Kürt meselesinin siyasi çözümünün çok zor olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Dünyanın farklı zaman ve mekanlarında ortaya çıkan bu tür devlet-içi (intrastate) kimlik temelli teritoryal çatışmalara ilişkin bilgiler bize çatışma çözümü ve toplumsal barış inşasının çok düzeyli, çok aktörlü bir diyalogu, müzakereyi ve helalleşmeyi gerektirdiğini söylüyor. Zira, bu tür çatışmalarda büyük ölçekli can kayıpları ve çoklu yıkımlar meydana geliyor. Şimdi çatışma çözümü büyük oranda çatışan aktörler arasında bir diyalog ve müzakere ile belki sağlanabilir. Ancak barış inşası çatışan aktörlerle sınırlı bir diyalog ve müzakereyle sağlanamaz. Bu noktada üst-liderlik dediğimiz ve doğrudan çatışan aktörlere gönderme yapan düzey kadar orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde diyalog, müzakere ve helalleşme süreçleri önem arz ediyor. Orta düzey daha çok kurumsal aktörlere ya da örgütlenmiş gruplara işaret ederken, toplumsal düzey doğrudan farklı halk grupları arasındaki ilişkilenmelerin altını çiziyor. Şimdi sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal-düzey ve orta-düzey müzakere süreçlerinin en önemli aktörlerinden biridir. Bununla beraber, özellikle üst-düzey liderlik alanında da önemli roller oynayabilir.</p>
<p>Sivil toplum aktörlerinin çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oynayabileceği rollere baktığımızda yedi temel fonksiyonun olduğu görülüyor: 1- Vatandaşların korunması, 2- İzleme ve hesap verebilirlik, 3- Savunuculuk ve kamusal iletişim, 4- Grup içi sosyalleşme ve barış kültürü, 5- Çatışmaya duyarlı toplumsal birliktelik, 6- Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık, 7- Doğrudan hizmet sağlama. Ara buluculuk, izleme ve hesap verebilirlik gibi fonksiyonlar esasında çatışan aktörlere dönük çalışmalar iken, geriye kalan çalışmalar büyük oradan doğrudan topluma dönük faaliyetler. Hatta yukarıda sayılan fonksiyonların büyük oranda orta-düzeyde ve toplumsal-düzeyde yürütülen ilişkilenme, diyalog, müzakere ve helalleşme çalışmaları olduğu söylenebilir. Sivil toplum aktörleri çatışmaların sürdüğü bu dönemde, taraflar arası bir diyaloğu beklemeden doğrudan toplumsal alana hitaben yukarıdaki fonksiyonların birini ya da birkaçını birden gerçekleştirebilir.</p>
<blockquote><p>“‘Sivil toplum gettolarının’ iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler.”</p></blockquote>
<p>Hem Türkiye genelinde hem de Kürt alanında sivil toplum aktörleri büyük oranda siyaset kurumuna angaje olmuş, hatta çoğu durumda siyaset kurumunun gölgesinde kalmış durumda. Bu kategorideki sivil toplum kuruluşlarından ziyade, herhangi bir siyasi partiye ya da gruba angaje olmamış, siyasete mesafeli durmuş sivil toplum aktörlerinin Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlarla özellikle mikro ölçekte bağ kurmaları önem arz ediyor. Bu konuda ikinci olarak, farklı siyasi angajmanlara sahip sivil toplum aktörleri arasındaki diyaloğu ve iş birliğini geliştirici çalışmalar ön açıcı olabilir. İlgili aktörlerin “kendi siyasi mahallelerinden” çıktığı, farklı mahalledeki aktörlerle konuştuğu, karşılıklı anlama ve öğrenme süreçlerinin inşa edildiği deneyimler yol gösterici olabilir. Üçüncü olarak, “sivil toplum gettolarının” iç muhalifleri bir araya gelebilirler. Yani kendi mahallesinden rahatsız olan, eleştirel perspektife sahip aktörler bir araya gelerek ortak işler yapabilirler. Son olarak, “farklı siyasi mahallerde bulunan”, “farklı sivil gettolarda yaşayan” aktörler özellikle konu bazlı çalışmalarla ortaklık inşa edebilirler. Bugün Kürt meselesini doğrudan konuştuğunuz zaman bir araya gelemeyecek birçok aktör, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaletsizliği, eğitim, anadil, göç gibi konular etrafında bir araya gelebilirler. Bu konuları konuşmak Kürt meselesini de daha detaylı konuşmayı sağlayacaktır. Türkiye genelinde yaygın çalışmalarla çözüme dönük bir sivil hareket ortaya çıkmadıkça Kürt meselesi çatışan aktörlerin tercihlerine bağlı olarak bir seyir izleyecektir. Ben böylesi bir hareketin ortaya çıkışının zor ama mümkün olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Bugünlerde pek muhtemel değil ama iki aktörlü bir çözüm masasına dönüldüğünde sivil toplumun süreçte güçlü bir aktör olabilmesi için bugün ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Şimdi olası bir çözüm sürecinde sivil toplumun güçlü bir aktör olarak süreçte yer alması için yukarıda özetlediğim alanlarda ciddi çalışmalar yapmış, birikim oluşturmuş bir sivil topluma ihtiyaç var. Yüzünü siyasetten ve devletten ziyade topluma dönmüş, toplumsal alanda aktif çalışan, yaptığı çalışmalarla toplumla bağ kuran, topluma güven veren bir sivil toplum deneyiminin oluşması önem arz ediyor. Sivil toplum örgütleri bu dönemde bu çalışmaları yapabildikleri ölçüde olası bir müzakere sürecinde aktif aktörler olarak yer alabilirler.</p>
<p>İkinci olarak, bu sürecin bir hazırlık süreci olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki sivil toplum aktörleri çatışma çözümü ve toplumsal barış inşası alanında oldukça zayıf durumdalar. Bu konuda dikkate değer bir kapasite sorunu yaşanıyor. İnsan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında önemli bir birikim oluşmuş durumda. Yine yukarıda saydığım yedi fonksiyon içerisinde izleme ve hesap verebilirlik ile savunuculuk ve kamusal iletişim alanında önemli bir kurumsal deneyim söz konusu. Ancak diğer beş alanda dikkate değer bir kurumsal kapasite sorunu yaşanıyor. Birçok yerde, farklı zaman ve mekanlarda bu tür devlet-içi kimlik temelli teritoryal çatışmalar yaşandı, yaşanıyor. Bu alanda önemli bir birikim oluşmuş durumda. Ancak Türkiye’deki STK camiasının örneğin bu alanlarda benzer deneyimler yaşamış STK’larla sınır-ötesi ilişkileri yok denecek kadar az. Bu alanda Türkçe ya da Kürtçe yazılmış metinler neredeyse hiç yok.</p>
<p>Özetle, sivil toplum aktörleri bu süreci olası bir müzakere süreci için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirebilirler. Bir yandan toplumsal alanda çalışmalara odaklanırken, öte yandan çatışma çözümü ve barış inşası konusunda kurumsal bilgilerini ve tecrübelerini büyütebilirler.</p>
<p><strong>NOT:</strong> Barış Vakfı’nın “2013-2015 Çözüm Süreci’nde Sivil Toplum Kuruluşları” raporunun Türkçe versiyonuna erişmek için <a href="http://www.barisvakfi.org/2017_turkce_rapor.pdf" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız…</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/03/sivil-toplumla-cozum-surecini-degerlendirme-ve-yuzlesme-raporu/">Sivil toplumla ‘çözüm süreci’ni değerlendirme ve yüzleşme raporu…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafıza</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Aydagül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 13:46:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[FARC]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kolombiya]]></category>
		<category><![CDATA[Mirgün Cabas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20335</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız&#8221; “Hafıza ve ulus.” Bu, Bogota’daki Kolombiya Ulusal Müzesi’nin 21&#8217;inci yüzyıldaki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/">Hafıza</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız&#8221;</strong><span id="more-21431"></span></p>
<p>“Hafıza ve ulus.” Bu, Bogota’daki <a href="http://www.museonacional.gov.co/Paginas/default.aspx" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kolombiya Ulusal Müzesi</a>’nin 21&#8217;inci yüzyıldaki rolünü belirlemek için 1999’da başladığı arayışın sonucunda yenilenen ilk galerinin adı. Arayış sürecinde, müze, ulusun farklı bölgelerinden yurttaşlar ve akademisyenlerle derinlemesine bir danışma süreci gerçekleştirmiş. Sonuçta, ortaya ülkenin karmaşık ve farklı yapısını yansıtan kapsayıcı ve etkileşimli bir müze hayali çıkmış. Yenilenen bu ilk galeride bir “çeşitlilik (<em>diversity</em>) duvarı” var.  Kültürel, sosyal ve siyasi çeşitliliği yeniden düşünmek müzeye kimin nasıl temsil edildiğini görme fırsatı vermiş.  Bu, dışlanmaları ve sessizliği değil de farklılıkları temsil eden sesleri dinlemeye davet olmuş. “Hafıza ve Ulus” galerisinin metrekaresi görece olarak küçük olmasına rağmen yüksek tavanın yarattığı hacim içinde “çeşitlilik duvarı” Kolombiya tarihinin ve sahip olduğu farklılıkların yarattığı zenginliğin hakkını vermek istercesine büyük duruyor.</p>
<p>Kolombiya hükümeti yakın bir zamanda ülkede elli yıldan bu yana var olan gerilla örgütü FARC’la barış anlaşması imzaladı. Bu, Kolombiya için olduğu kadar son zamanlarda olumlu gelişmelere hasret kaldığımız dünya için de iyi bir haber. Kolombiya Ulusal Müzesi’nde yaşanan değişim ile barış süreci arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını bilmemekle beraber “Hafıza ve Ulus” galerisini bir barış girişimi olarak da değerlendiriyorum ve çok değerli buluyorum. Bu gayret, <a href="http://www.peaceedu.boun.edu.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi</a>’nin geçen hafta düzenlediği &#8216;Bir Arada Yaşama Kültürü Sempozyumu’nda dile getirildiği gibi “pozitif barış eğitimi” açısından çok önemli bir örnek olabilir. Söz konusu yaklaşıma göre, bireyin ve/veya bir grubun güçlenmesini sağlamak barış eğitiminde başvurulan araçlardan biri. Kolombiya’da farklı grupların varlığının kabulünün ve bunun Ulusal Müze’de kutlanmasının o grupların ülke nezdinde güçlenmesine katkı yapacağı muhakkak.</p>
<p><strong>Türkiye’de resmi hafıza ne kadar kapsayıcı?</strong></p>
<p>Kolombiya seyahatim boyunca kendi barış sürecimizi becerememiş olmamızın burukluğunu ve üzüntüsünü hissettim. Bogota’da ziyaret ettiğim Kolombiya Büyükelçimiz sayın Engin Yürür’ün iki ülkede yaşanan barış süreçleri hakkında paylaştığı içgörüler ufkumu açtı. Kolombiya ve Türkiye’de devlete şiddet yoluyla başkaldıran iki yasa dışı örgütle uzun zamana yayılan çatışma süreçleri olması dışında aslında oldukça farklı iki dinamik olduğunu anladım. Bu farklılıklar içinde Türkiye’nin kültürel, sosyal ve siyasi çeşitliliğinin resmi kurumlar tarafından kabul ve takdir edilmesi yolunda ne kadar tutucu olduğumuzu da fark ettim. Eğitim, sanat ve kültür yoluyla Türkiye’de var olan “<a href="http://www.metiskitap.com/catalog/book/5254">Ebru</a>”nun güzelliğini yaşamamızın ve bu zenginlikle gurur duymamızın mümkün olacağı günlerin hayalini kurdum.</p>
<figure id="attachment_22966" aria-describedby="caption-attachment-22966" style="width: 475px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22966" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/11/Dereköy-Harabeler-768x432-640x360.jpg" alt="" width="475" height="267" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Dereköy-Harabeler-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 475px) 100vw, 475px" /><figcaption id="caption-attachment-22966" class="wp-caption-text">Dereköy</figcaption></figure>
<p>Her ne kadar ülkemizin resmi hafızası biz yurttaşlara çok yalın ve temiz olarak sunulsa da tarihsel gerçekler fiziksel olarak karşımıza çıkıyor ve yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor. Bunun bizzat bir örneğini eylül ayında gittiğim Gökçeada’da (<em>İmroz</em>) yaşadım. Zamanında 2000’e dayanan nüfusuyla Türkiye’nin en büyük köylerinden biri olan Dereköy’den (<em>Shinudi</em>) bugün geriye kalan hayalet yerleşimin metruk hali, sessizliği ve ıssızlığı insanın canını acıtıyor. 1964’te kapatılan Rum okullarının 2013’ten bu yana tekrar açılması ve <a href="http://www.agos.com.tr/tr/yazi/19344/imroz-rum-okullari-38-ogrenciyle-ders-basi-yapti" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em>Kale Köy’deki (Aya Todori</em>) ilkokul binasının</a> tadilatı sonrasında ortaya çıkan temiz yüzüyle avunuyorum. İmroz Eğitim ve Kültür Derneği, anaokulu, ilköğretim ve lisede okuyan toplam 38 çocuk için okulları geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Sivil hafızanın değeri</strong></p>
<figure id="attachment_22967" aria-describedby="caption-attachment-22967" style="width: 430px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22967" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/11/Aya-Todori-İlkokul-768x432-640x360.jpg" alt="" width="430" height="242" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/Aya-Todori-İlkokul-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /><figcaption id="caption-attachment-22967" class="wp-caption-text">Aya Todori ilkokul binası</figcaption></figure>
<p>İşte bunun için ulusal hafızamızın acıları ve zenginlikleri içerecek şekilde sivil alanda ortaya çıkarılması ve saklanması çok değerli. <a href="http://hakikatadalethafiza.org" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hafıza Merkezi</a> “geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerine ilişkin gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Mağdurları adalet arayışlarında desteklemeyi hedefleyen, bu ihlaller ile ilgili toplumsal hafızayı güçlendirerek toplumsal barışa ve demokrasiye katkı sağlayacak çalışmalar yapıyor. <a href="https://hrantdink.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hrant Dink Vakfı</a> ise Kültürel Miras programı altında Anadolu kültürünü, hafıza mekanlarını hatırlamamıza ve saklamamıza katkı sağlayacak çalışmalar gerçekleştiriyor. Vakıf, Hrant Dink’in de ofisinin bulunduğu ve Sebat Apartmanı&#8217;nda konumlanan eski Agos ofisini &#8216;<a href="https://hrantdink.org/tr/faaliyetler/projeler/hafiza-mekani" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hafıza ve Vicdan Mekânı</a>&#8216;na dönüştürecek. Bir diğer iyi örnek olan <a href="http://www.anadolukultur.org/tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Anadolu Kültür</a> ise <a href="http://www.anadolukultur.org/tr/calisma-alanlari/kulturel-cesitlilik-ve-insan-haklari/8" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kültürel Çeşitlilik ve İnsan Hakları</a> alanındaki  çalışmalarıyla, “Anadolu topraklarında binlerce yıldır yaşayan farklı toplulukların kültürel çeşitliliği ve zenginliğinden yola çıkan sanat üretimini destekleyerek kültürel mirası canlı tutmayı ve görünürlüğünü artırmayı” hedefliyor.</p>
<p>Yakın geçmişimize özlem duyan kimse kaldı mı bilmiyorum ancak geçmişin dönmek istenecek bir hali olmadığını hatırlamayı önemli buluyorum. Onun için zaman zaman hafızamızı tazelemek önemli. Bu yüzden sevgili Mirgün Cabbas’ın <a href="https://canyayinlari.com/Kitaplar/inceleme/21081/2001-eski-turkiye-nin-son-yili" target="_blank" rel="noopener noreferrer">2001: Eski Türkiye’nin Son Yılı</a> kitabını beğenerek okudum ve ortaya çıkardığı eserin toplumsal hafızamıza katkısı çok değerli. Herkese geriye dönük 16 yıllık bir yolculuğa çıkacağınız bu kitabı öneriyorum. Kendi adıma, silahlı kuvvetlerin 2001 yılı boyunca siyasete sürekli ve çok sert bir şekilde müdahale etmesini 2017 farkındalığıyla okumak durumun ciddiyetini tekrar hatırlamak adına önemliydi. Benzer şekilde, medyanın 2001’de bugüne göre daha özgür olabildiğini görmek ise yolsuzlukla mücadele gibi konularda bağımsız medyanın rolünü hatırlamak da.</p>
<p>Şiddete karşılık barış konumlaması ötesinde, barış bir arada yaşama kültürü inşa etmek için olmazsa olmaz bir gereksinim. Uzun yıllara yayılan çatışmaları barış anlaşmaları yaparak bitirmek mümkün. Barış isteyen Kolombiya halkının hükümetin sunduğu ilk barış anlaşması taslağına &#8216;hayır&#8217; demesi bu sürecin zorluğunu gösteriyor. Kolombiyalılar, şiddetin bitmesini istedikleri kadar adaletin nasıl sağlanacağını da görmek istediler. O yüzden farklı ülkelerde işleyen <a href="http://hakikatadalethafiza.org/hakikat-komisyonlari-dunya-deneyimleri-ve-turkiye/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hakikat ve Adalet Komisyonları</a> deneyimi öğretici. Ayrıca, bir anlaşmayla ile başlayan barışın kök salabilmesi ve sürdürülebilir olması için ulusal hafızanın da ulusun ortak olarak yaşadıklarını kapsaması, farklılıklarını kabul etmesi ve aynı topraklar üstünde yaşayan insanların değerlerini kutlaması gerekiyor. Ya da, ortak bir gelecek inşa ederken nereden geldiğimizi ve nerelerde hata yaptığımızı hatırlamamız.  Ne de olsa, <em>hafıza-i beşer nisyan ile maluldür</em> &#8211; unutkanlık insan halidir. Bu halimizin farkında olalım ve hafızamızı taze tutmaya gayret edelim.</p>
<p>*Ana görsel Kolombiya Ulusal Müzesi&#8217;ndeki &#8220;çeşitlilik duvarı&#8221;.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/24/hafiza/">Hafıza</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’den sekiz kadın barış İçin Lübnan’da pedal çevirdi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/03/turkiyeden-sekiz-kadin-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2017 13:25:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Pedal]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Büyükkafes]]></category>
		<category><![CDATA[Detta Regan]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Follow the Women]]></category>
		<category><![CDATA[FTW]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Kılıçel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Oktay]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[seçil öznur yakan]]></category>
		<category><![CDATA[Seçil Zor]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyma Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşim Tın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19647</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Follow the Women; “Barış için Pedal”- Ortadoğu’da süregiden savaşa dikkat çekmek, Suriye ve Filistin kamplarında yaşayan insanların sıkıntılarını dile getirmek için bu yıl yedinci kez düzenlendi. Dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar Lübnan’ın farklı bölgelerini bisikletle dolaştı. 16 ülkeden 120 kadının katıldığı etkinlikte Türkiye’den Seçil Öznur Yakan, Özlem Oktay, Nur Kılıçel, Şeyma Şahin, Seçil [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/03/turkiyeden-sekiz-kadin-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirdi/">Türkiye’den sekiz kadın barış İçin Lübnan’da pedal çevirdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Follow the Women; “Barış için Pedal”- Ortadoğu’da süregiden savaşa dikkat çekmek, Suriye ve Filistin kamplarında yaşayan insanların sıkıntılarını dile getirmek için bu yıl yedinci kez düzenlendi. Dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar Lübnan’ın farklı bölgelerini bisikletle dolaştı. 16 ülkeden 120 kadının katıldığı etkinlikte Türkiye’den Seçil Öznur Yakan, Özlem Oktay, Nur Kılıçel, Şeyma Şahin, Seçil Zor, Jülide Arslan, Burcu Büyükkafes ve Yeşim Tın da yer aldı.</p>
<p>Etkinlik için kısa bir bilgi vermek gerekirse;“Follow The Women” (FTW) farklı ırklardan ve farklı geçmişlerden gelen insanlar arasında iyi ilişkiler geliştirilmesi, eğitimin ilerletilmesi, eşitlik ve çeşitlilik konusunda farkındalığın artırılması için yaptıkları faaliyetleri desteklemek için kuruldu. FTW, 2001&#8217;de  &#8216;Yılın Avrupalı Kadını ve Nobel Barış Ödülü&#8217; adayı Detta Regan’ın fikri eseri olup, ilk kez 2004 yılında Lübnan, Suriye ve Ürdün&#8217;de, bölgedeki şiddetin son bulması ve barış için tüm dünyadan 270 kadının katılımıyla gerçekleştirildi. 2008’de ise FTW İngiltere’de kayıtlı/resmi bir yardım kuruluşu oldu.  Türkiye&#8217;den etkinliğe katılan kadınlara yaşadıkları deneyimleri Sivil Sayfalar&#8217;a anlatmalarını istedik.</p>
<p><strong>&#8220;Kadınlar tek vücut, tek dil olmuştu&#8221;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_19844" aria-describedby="caption-attachment-19844" style="width: 267px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19844" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/WhatsApp-Image-2017-10-12-at-10.12.35.jpeg" alt="" width="267" height="150" /><figcaption id="caption-attachment-19844" class="wp-caption-text">Özlem Oktay</figcaption></figure>
<p>Özlem Oktay: Yaklaşık iki saat süren uçak yolculuğumuzun ardından Beyrut’a indik. Havaalanında bizi &#8216;Beyrut By Bike&#8217; ekibi ‘hoş geldiniz’ bayraklarıyla ve coşkuyla karşıladı. Otele vardığımızda Beyrut By Bike başkanı Jawad Sbeity ve organizatör Detta Regan ile tanıştık. Turun amaçlarından, geçmiş deneyimlerinden, sponsorlardan ve tur boyunca dolaşacağımız güzergâhlardan bahsedildi.</p>
<p>Tur başlama noktası Trablus’a geçtiğimizde önce Trablus Kalesi’ni, eski Trablus çarşısını, tarihi caddelerini ve hamamlarını dolaştık. Onlarca hamama sabun temin etmek için el yapımı üretim yapan tarihi Khan-Al Saboun fabrikasını ziyaret ettik ve zeytinyağlı sabunları, cilt maskelerini denedik. Ertesi gün geleneksel Trablus yerel dansları ve konuşmaların ardından,  şiddet kurbanları için saygı duruşunda bulunuldu sonrasında ise Byblos’a varmak üzere 60 kilometrelik ilk sürüş için yola çıktık. ABD, İtalya, Fransa, Japonya, İran, Danimarka, İngiltere, Çin, İran, Filistin, Almanya, Polonya, Ürdün, Kuzey Kıbrıs ve Belçika’dan gelen kadınlarla tek vücut, tek dil olmuştuk bile. Sahil kıyısı boyunca güzel köylerden ve yollardan geçerken gördüğümüz bazı manzaralara hayranlıkla, savaş izlerini taşıyan yerlere ise şaşkınlıkla baktık. Evlerin ve otellerin çoğu boştu. Anlatılanlara göre, şu anda Lübnan da yaşayan nüfusun üç katı büyüklükteki bir nüfus başka ülkelerde yaşıyor.</p>
<p>Tur sonralarında diğer ülkelerden gelen kadınlarla sohbet ediyor hem kendi ülkelerimizi hem de Lübnan’ı değerlendiriyorduk. Bir sonraki gün rotamızı Lübnan’ın iç bölgelerinden Mokthara, Jezzine ve Ansar’a doğru çevirdik.</p>
<p>Bekaa Vadisi’ne geldiğimizde kum renginin hâkim olduğu evler, çorak topraklar ve sıra sıra mülteci kampları karşımıza çıkıyordu. Dışarıda &#8220;terör örgütü&#8221; kabul edilen Hizbullah, bu bölgede yaptığı okul ve hastanelerle ve fakirlere bedava sağladığı hizmetlerle biliniyor ve halk tarafından çok seviliyordu. Lübnan’ın güneyindeki Mleeta, dünyada eşi benzeri olmayan bir açık hava müzesine ev sahipliği yapıyor. Hizbullah Direniş Müzesi, Hizbullah’ın İsrail’e karşı devam eden mücadele tarihini ve geride bıraktıklarını, askerlerden kalan kaskları, botları, patlamamış bombaları ve devrilmiş askeri araçları kapsıyordu. Yığının merkezinde ise, namlusuna düğüm atılmış bir İsrail tankı duruyordu. Hizbullah lideri Nasrullah’ın ve direnişin anlatıldığı sunumun ardından oradan ayrılırken, Hizbullah bölgesinde asılı siyah, kırmızı ve yeşil bayraklar ve evlerden yükselen ilahi sesleri dikkatimizi çekti.</p>
<p>Sonraki gün ise mülteci kampı ziyaretine gidildi. Mülteci sorunu Lübnan’da daha vahim bir hal almış durumda. Uzun yıllardır İsrail&#8217;den kaçan 450 bin Filistinli sığınmacıya kapılarını açan Lübnan, şimdi de Suriyeli mülteciler için kamplar kuruyor. Lübnan’da 1 milyon 172 binden fazla Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Yani, Lübnan nüfusunun yarısını mülteciler oluşturuyor. Savaş sonrası ekonomi ve turizmde önemli kayıplar veren ülke mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorluk yaşıyor. Filistinli mülteciler, altyapı ve sosyal imkanların çok kısıtlı olduğu kamplarda yaşarken geri kalanlar ise kamp çevresinde ve ülkenin farklı bölgelerinde yaşam mücadelesi veriyor. Altyapısı olmayan kamplarda, en büyük sorunların başında su ve elektrik sıkıntısı var. Kontrolsüz nüfus artışının hızla devam etmesi, eğitim ve sağlık imkanlarının yetersizliği ve istihdam çözülmesi gereken en büyük problemlerin başında yer alıyor.</p>
<figure id="attachment_19845" aria-describedby="caption-attachment-19845" style="width: 193px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19845" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/WhatsApp-Image-2017-10-12-at-10.09.53.jpeg" alt="" width="193" height="257" /><figcaption id="caption-attachment-19845" class="wp-caption-text">Barış için pedal çeviren kadınlar Lübnan Başbakan&#8217;ı Saad Hariri ile birlikte.</figcaption></figure>
<p>Turun son günü Başbakan Saad Hariri tarafından ofisinde ağırlandık. Kısaca aktarmak gerekirse Hariri konuşmasında &#8220;Lübnan; bir arada yaşama, kültür, tarih ve güzellik ülkesidir ancak bazen kaos, acı ve sıkıntı dönemleri de yaşayabilir. Lübnan&#8217;da olduğunuzda, güzel şehirleri görebilirsiniz ve 18 farklı mezhep bulunmasına rağmen hepimiz birer kişi gibi yaşıyoruz, ancak bazen siyaset bizi bölüyor. Ülkenize döndüğünüzde, arkadaşlarınıza bu ülkenin ne kadar güzel olduğunu söylemelisiniz. Umarım ailelerinizle ve arkadaşlarınızla Lübnan&#8217;a geri dönersiniz” dedi.</p>
<p>“Kadınları Takip Et; Kadınlar Barış için pedal çeviriyor” turunu, her günü ayrı bir şehirde, harika manzaralar, lezzetli yemekler eşliğinde ve cesur kadınlarla tamamladığımız için çok mutluyum. Uğradığımız şehirlerde devlet erkanları ve yerel halk oldukça ilgi gösterdi. Yanımızda daima özel tim ve sağlık ekipleri vardı.</p>
<p>Şu an Lübnan’da kadınların tek başına, güvenli bir şekilde bisikletle dolaşması pek mümkün gözükmese de Beyrut, Byblos, Sidon, Baalbek gibi turistlik açıdan görülmeye değer yerler güvenle ziyaret edilebilir.</p>
<p><strong>&#8220;Dilerim ki, varlıklarımızla, pedal seslerimizle birkaç dakika da olsa bizleri selamlayan Lübnan halkına umut olabilmişizdir&#8221;</strong></p>
<figure id="attachment_19803" aria-describedby="caption-attachment-19803" style="width: 274px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19803 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/ftw-2-1.jpg" alt="" width="274" height="206" /><figcaption id="caption-attachment-19803" class="wp-caption-text">Seçil Zor</figcaption></figure>
<p><strong>Seçil Zor:</strong>  Ortadoğu’da bisiklet turu fikrinin başlangıçta beni endişelendirdiğini itiraf etmem gerekir. Oysa ki, terörün ve diğer tehlikelerin artık yurdu, şehri olmadığını bizzat kendi ülkemde yaşadığım sıkıntılı süreçleri yeniden değerlendirdiğimde, FTW 2017 için hiç tereddütsüz hazırlık yapmaya karar verdim. Amacımız dünyanın dört bir yanından barış mesajları getirebilmekti. “Peace from Turkey” diyerek selamlaşmak benim için bir merhaba kadar sıradan olmuştu. Yol aldığımız şehirlerde bizleri selamlayan çocuklar için kısa süreli farkındalık yaratabilmiş olmayı umuyorum. Yaşam koşulları sebebiyle hayatında sadece ihtiyaçları dışında başka ihtiyaçlarının da olabileceği ihtimalinden yoksun olduğunu düşündüğüm kadınlar için farkındalık yaratabilmiş olduğumuza yürekten inanıyorum. Ortadoğu’nun her an kıvılcım alıp tutuşabileceğini düşündüğüm coğrafyasına bisikletimle birlikte birkaç gün de olsa özgürlük fikrini getirmiş olabilmeyi istiyorum.</p>
<p>Geçmişte Suriye’ye gidememiş ve sonrasında da görülecek bir Suriye’nin kalmamış olması acısını içimde hep taşıyorum. Bu sebeple FTW 2017, Lübnan’ı görebilmek için tek şansım olabilirdi. Ülkelere bu gözle bakıyor olmaktan dolayı büyük utanç duyuyorum ancak küreselleşen dünyanın politik toplantı masalarında hangi ülkelerin nasıl paylaşıldığını bizler ancak uzaktan izleyerek öğrenebiliyoruz. Dilerim ki varlıklarımızla, pedal seslerimizle birkaç dakika da olsa bizleri selamlayan Lübnan halkına umut olabilmişizdir.</p>
<p><strong>&#8220;Kadınlardır barışı getirecek dünyaya</strong>&#8221;</p>
<figure id="attachment_19804" aria-describedby="caption-attachment-19804" style="width: 187px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19804" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/IMG_20171001_100818.jpg" alt="" width="187" height="249" /><figcaption id="caption-attachment-19804" class="wp-caption-text">Burcu Büyükkafes</figcaption></figure>
<p><strong>Burcu Büyükkafes:</strong> Tura katılmamdaki en buyuk etken yarış için değil barış için pedallıyor olmamızdı; hem de sadece kadınlarla; ki kadınlardır barışı getirecek dünyaya&#8230;</p>
<p>Lübnan&#8217;da bisiklet sürmek; şehirler değiştikçe yaşamların değişmesi, inançların değişmesi, çöplerin aynı kalması, insanın aynı kalması.. Lübnan&#8217;dan dönerken Beyrut Havaalanına girişte Avrupa ülkelerini batıya, Türkiye&#8217;yi doğuya yönlendirmeleri.. Ve benim yabancı kadın arkadaşlara; &#8220;Yes we are also middle east country&#8221;* deyip el sallamam!</p>
<p>Ve şu an fark ediyorum ki, Lübnan&#8217;da bisiklet sürerken hiç taciz yaşamadık; hatta kadınlarla, erkeklerle ve çocuklarla yollarda hep selamlaştık, kötü bakışlara maruz kalmadan&#8230; Kadın ve bisiklet: özgürlük&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> &#8220;Bu bir barış sürüşü&#8221;</strong></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-19843 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/11/oznur-yakan-secil.jpg" alt="" width="145" height="182" />Seçil Öznur Yakan</strong>: Turistik bir gezi olarak Lübnan&#8217;a gidebilir ve çok da güzel vakit geçirebilirsiniz. Birkaç kafe, restoran, tarihi noktalar, deniz ve de gece hayatı. Beyrut&#8217;tan herhangi bir tatil anılarıyla dönebilirsiniz. Follow The Women turistik bir gezi değil. Ülkeyi kuzeyden güneye kat etsek, tarihi yerlerini rehberler eşliğinde gezsek de, bu bir barış sürüşü. Bir hafta boyunca dünyanın farklı ülkelerinden kadınlarla beraberdik. Hem Lübnan&#8217;ı, Ortadoğu&#8217;yu tanımaya çalıştık, hem de kadınlar olarak birbirimizi. Aynı masada bir yanımızda ülkesinin işgale uğradığını düşünen biri varken, diğer yanda işgalci ülkeden bir kadın vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Evet, ne de olsa biz de bir Ortadoğu ülkesiyiz.</p>
<p>Not: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/follow-the-women-2017-lubnan-soylesisi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Follow the Women etkinliğine katılan kadınlar  9 günlük tur deneyimlerini paylaşmak amacıyla 8 Kasım’da  Tasarım Atölyesi Kadıköy’de (TAK) olacak.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/03/turkiyeden-sekiz-kadin-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirdi/">Türkiye’den sekiz kadın barış İçin Lübnan’da pedal çevirdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Follow the Women 2017 Lübnan söyleşisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/26/follow-the-women-2017-lubnan-soylesisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2017 14:36:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Follow the Women]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[TAK]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım Atölyesi Kadıköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19584</guid>

					<description><![CDATA[<p>2004 yılından beri Ortadoğu&#8217;da gerçekleşen ve kadınların barış için pedal çevirdiği Follow the Women (FTW) sürüşü bu sene Lübnan&#8217;da yapıldı. Türkiye’den 8 kadın katıldı. Lübnan’ı kuzeyden güneye dolaştıkları, 9 günlük bu tur deneyimlerini paylaşmak amacıyla 8 Kasım’da  Tasarım Atölyesi Kadıköy&#8217;de (TAK) sizlerle buluşuyor. TAK&#8217;ta bisiklet park alanı olduğundan, bisikletlerinizle gelebilirsiniz! Etkinliğin Facebook sayfası için tıklayın.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/26/follow-the-women-2017-lubnan-soylesisi/">Follow the Women 2017 Lübnan söyleşisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2004 yılından beri Ortadoğu&#8217;da gerçekleşen ve kadınların barış için pedal çevirdiği<a href="http://followthewomen.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Follow the Women </a>(FTW) sürüşü bu sene Lübnan&#8217;da yapıldı. Türkiye’den 8 kadın katıldı. Lübnan’ı kuzeyden güneye dolaştıkları, 9 günlük bu tur deneyimlerini paylaşmak amacıyla 8 Kasım’da  Tasarım Atölyesi Kadıköy&#8217;de (TAK) sizlerle buluşuyor.<br />
TAK&#8217;ta bisiklet park alanı olduğundan, bisikletlerinizle gelebilirsiniz!</p>
<p>Etkinliğin Facebook sayfası için <a href="https://www.facebook.com/events/149224169025455/?acontext=%7B%22ref%22%3A%223%22%2C%22ref_newsfeed_story_type%22%3A%22regular%22%2C%22action_history%22%3A%22null%22%7D" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/26/follow-the-women-2017-lubnan-soylesisi/">Follow the Women 2017 Lübnan söyleşisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar İçin Barış Temalı Resim Yarışması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/cocuklar-icin-baris-temali-resim-yarismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2017 13:34:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[SGDD- ASAM]]></category>
		<category><![CDATA[ASAM]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği]]></category>
		<category><![CDATA[SGDD]]></category>
		<category><![CDATA[Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği , 21 Eylül Uluslararası Barış Günü vesilesiyle barışın inşasına vurgu yapmak için çocuklar arası bir resim yarışması düzenliyor.  Savaşlardan en çok etkilenenler, savaşın hiçbir şekilde öznesi olmayan çocuklardır. Doğup büyüdüğü mekânların yerle bir olduğuna tanıklık eden, aile ve arkadaşlarını savaşlarda kaybeden çocuklar, yaşamları boyunca atlatamayacakları yıkımlar yaşamaktadırlar. Sığınmacılar ve Göçmenlerle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/cocuklar-icin-baris-temali-resim-yarismasi/">Çocuklar İçin Barış Temalı Resim Yarışması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği , 21 Eylül Uluslararası Barış Günü vesilesiyle barışın inşasına vurgu yapmak için çocuklar arası bir resim yarışması düzenliyor. </b></p>
<p>Savaşlardan en çok etkilenenler, savaşın hiçbir şekilde öznesi olmayan çocuklardır. Doğup büyüdüğü mekânların yerle bir olduğuna tanıklık eden, aile ve arkadaşlarını savaşlarda kaybeden çocuklar, yaşamları boyunca atlatamayacakları yıkımlar yaşamaktadırlar. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği , Türkiye’ye gelen sığınmacı ve mültecilere yönelik çalışmalarımızı onlara psikososyal destek vermek ve onların topluma uyumunu sağlamak üzerine yoğunlaştırıyor.<span id="more-19019"></span></p>
<p>21 Eylül Uluslararası Barış Günü, 1981’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Savaş insanların zihinlerinde başladığından beri, barış için savunmanın da insanların zihinlerinde inşa edilmesi gereklidir” denilerek ilan edildi. Bu anlamlı günü kutlamak amacıyla 24 Eylül 2017’de Altındağ Belediyesi Necip Fazıl Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz etkinliğimizde sergilenmek üzere Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Birleşmiş Milletler Çocuklara  Yardım Fonu, Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Ankara Büyükşehir Çocuk Meclisi ve Uluslararası Demokrasi Bilinci Derneği’nin destekleriyle barış temalı bir resim yarışması düzenliyoruz. Yarışmaya 7-11 yaş aralığındaki bütün çocuklar katılabilir. Resim yarışmasına, “barışı anlatan” resimleriniz bekleniyor.</p>
<p><a class="shortc-button medium green " href="http://sgdd.org.tr/barisgunuveresimyarismasi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yarışma Detayları ve Şartname</a></p>
<p>Kaynak:<a href="http://sivilalan.com/sen-de-barisi-anlatan-bir-resim-yap/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> sivilalan</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/cocuklar-icin-baris-temali-resim-yarismasi/">Çocuklar İçin Barış Temalı Resim Yarışması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Barış İçin Lübnan’da Pedal Çevirecek!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/25/kadinlar-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 08:23:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Follow the Women]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar Barış İçin Pedal Çeviriyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınları İzle]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17940</guid>

					<description><![CDATA[<p>2004 yılından bu yana yaklaşık 40 ülkeden 500 kadının katılımıyla “Kadınları İzle-Kadınlar Barış İçin Pedal Çeviriyor” projesi gerçekleştiriliyor. Bu yıl 7’ncisi düzenlenen &#8220;Follow the Women/ Kadınları İzle&#8221; bisiklet turu, 30 Eylül– 08 Ekim tarihlerinde Lübnan’da hayata geçecek. Beyrut Balamad Üniversitesi’nden başlayacak bisiklet turunda kadınlar, Lübnan’ın önemli şehirlerinden Trablus, Beyrut, Jounieh, Jezzine, Ansar, Sur, Biblos, Sayda ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/25/kadinlar-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirecek/">Kadınlar Barış İçin Lübnan’da Pedal Çevirecek!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2004 yılından bu yana yaklaşık 40 ülkeden 500 kadının katılımıyla “Kadınları İzle-Kadınlar Barış İçin Pedal Çeviriyor” projesi gerçekleştiriliyor. Bu yıl 7’ncisi düzenlenen &#8220;<a href="http://www.followthewomen.co.uk/"><strong>Follow the Women</strong></a>/ Kadınları İzle&#8221; bisiklet turu, 30 Eylül– 08 Ekim tarihlerinde Lübnan’da hayata geçecek.</p>
<p>Beyrut Balamad Üniversitesi’nden başlayacak bisiklet turunda kadınlar, Lübnan’ın önemli şehirlerinden Trablus, Beyrut, Jounieh, Jezzine, Ansar, Sur, Biblos, Sayda ve Bekaa  Vadisi’ne gidecekler. Buralarda bulunan Suriyeli ve Filistinli mültecilerin kaldığı kampları ziyaret edecek ve yerel sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelecekler. Günde 40 kilometre yol kat edilecek turda, toplam 240 kilometre bisiklet sürülecek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-17942 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FollowTheWomen.jpeg" alt="" width="437" height="328" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FollowTheWomen.jpeg 960w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FollowTheWomen-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FollowTheWomen-610x458.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/FollowTheWomen-320x240.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 437px) 100vw, 437px" />Projeye katılan dünya kadınlarının hedefi, dünya basının desteğiyle birlikte bu bölgede yaşayan kadınların günlük hayatlarını serbestçe tartışabilmeleri için bir platform yaratabilmek. Orta Doğu’daki mevcut istikrarsızlık durumunun özellikle kadınlar ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekebilmek ve insanların güvenli bir şekilde gezmesinin önünü açmak. Savaş bölgesi olarak algılanan Orta Doğu’da barış sürecinde kadınların aktif şekilde rol almasını teşvik etmek.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da süren şiddete karşı barışçıl çözüm için Follow The Women projesine destek veren ülkeler; Afganistan, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturalya, Avusturya, Bask Ülkesi, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, Cezayir, Danimarka, Estonya, Fas, Filistin, Fransa, Güney Afrika, Kanada, Katalunya, Kolombiya, Kıbrıs, Hollanda, İran, Irak, Italya, İrlanda, İsveç, Japonya, Kenya, Lübnan, Mısır, Nijerya, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Suriye, Ürdün, Tacikistan, Tunus, Türkiye’dir.</p>
<p>Etkinlik hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://ftw.maisyweb.co.uk/information/bike-ride-2017/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın.</a></p>
<p>Etkinliğe katılmak için <a href="http://ftw.maisyweb.co.uk/participation/countries/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/25/kadinlar-baris-icin-lubnanda-pedal-cevirecek/">Kadınlar Barış İçin Lübnan’da Pedal Çevirecek!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
