<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ABD arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/abd/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/abd/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 09:58:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>ABD arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/abd/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ABD Haricindeki 192 Ülke Göç Politikaları Metni Üzerinde Anlaşmaya Vardı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/abd-haricindeki-192-ulke-goc-politikalari-metni-uzerinde-anlasmaya-vardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jul 2018 11:58:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[göç politikaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler’e (BM) üye 193 ülkenin 192’si göç konusunu küresel çapta ele alan ve göçmenlerin güvenliğini sağlamak ile insan kaçakçılığını azaltmak hedefiyle hazırlanan sözleşme metni konusunda anlaştı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/abd-haricindeki-192-ulke-goc-politikalari-metni-uzerinde-anlasmaya-vardi/">ABD Haricindeki 192 Ülke Göç Politikaları Metni Üzerinde Anlaşmaya Vardı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu metni boykot eden tek ülke ABD olurken, Macaristan ise şartlı onay verdi.</p>
<p>BM Genel Kurulu’nda Cuma günü yapılan oturumla BM üyesi ülkelerin 18 aydır üzerinde çalıştığı metin konusunda anlaşmaya varıldı. 193 BM üye ülkenin 192’si sözleşmenin son metnine onay verdi. Küresel çapta göçü düzenlemeyi hedefleyen ve tam adı “Güvenli, Düzgün ve Düzenli Göç için Küresel Sözleşme” olan metnin yasal olarak bağlayıcılığı bulunmuyor. Sözleşmenin ayrıca 11-12 Aralık tarihlerinde Marakeş, Fas’ta bakanlar düzeyinde yapılacak toplantıda kabul edilmesi gerekiyor.</p>
<p>Cuma günü üzerinde anlaşılan metin göç konusunda anlaşmaya varılan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği taşıyor. 34 sayfalık sözleşmenin amacı düzenli göç için yeni bakış açılarının oluşmasını sağlamak ve ülkelerin egemenlik haklarını dikkate alarak devletlerarası işbirliği ile küresel çapta gerçekleşen göçü güvenli ve düzgün bir hale getirmek. “Hiçbir ülke küresel bir olay olan bu durumun yarattığı zorluklar ve fırsatlarla tek başına mücadele edemez” denilen sözleşme metninde, aynı zamanda göçmenlerin haklarının güçlendirilmesi de hedefleniyor.</p>
<p>Kaynak:<a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/07/16/abd-haricindeki-192-ulke-goc-politikalari-metni-uzerinde-anlasmaya-vardi/" target="_blank" rel="noopener"> Yeşil Gazete </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/16/abd-haricindeki-192-ulke-goc-politikalari-metni-uzerinde-anlasmaya-vardi/">ABD Haricindeki 192 Ülke Göç Politikaları Metni Üzerinde Anlaşmaya Vardı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD Büyükelçiliği Yeni Hibe Duyuruları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/27/abd-buyukelciligi-yeni-hibe-duyurulari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 06:32:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[hibe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25502</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Büyükelçiliği iki yeni hibe duyurusunda bulundu. Hibeler “İlk Kez Başvuranlar için Küçük Hibe” ve “Büyük Hibe” olarak ikiye ayrılıyor. “Ortak güvenliğe destek”, “ekonomik refahın güçlendirilmesi” ve “Türk-Amerikan ortak değerlerinin sağlamlaştırılması” olarak üç ana kategori altında verilecek destekler için son başvuru tarihi 28 Mart 2018.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/27/abd-buyukelciligi-yeni-hibe-duyurulari/">ABD Büyükelçiliği Yeni Hibe Duyuruları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Küçük Hibe” için, daha önce ABD Hükümeti’den destek almamış kâr amacı gütmeyen örgütler ve aktivistler başvuru yapabiliyor; kâr amacıyla çalışan şirketler, belediyeler, kamu kurumları başvuruda bulunamıyor. Destek miktarı en fazla 10.000 Amerikan doları olabiliyor. Detaylı bilgi için &gt;&gt; <a href="https://tr.usembassy.gov/education-culture/grant-opportunities/small-grants-program-first-time-grant-applicants/" target="_blank" rel="noopener">https://tr.usembassy.gov/education-culture/grant-opportunities/small-grants-program-first-time-grant-applicants/</a></p>
<p>“Büyük Hibe” için kâr amacı gütmeyen örgütler ve aktivistler başvuru yapabiliyor; kâr amacıyla çalışan şirketler, belediyeler, kamu kurumları başvuruda bulunamıyor. Destek miktarı en az 5000, en fazla 100.000 Amerikan doları olabiliyor. Detaylı bilgi için &gt;&gt; <a href="https://tr.usembassy.gov/education-culture/grant-opportunities/grants-program_2018/" target="_blank" rel="noopener">https://tr.usembassy.gov/education-culture/grant-opportunities/grants-program_2018/</a></p>
<p><a href="https://tr.usembassy.gov/education-culture/grant-opportunities/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Hibelerle ilgili ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://sivildusun.net/abd-buyukelciligi-yeni-hibe-cagrisinda-bulundu/" target="_blank" rel="noopener">Sivil Düşün</a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/27/abd-buyukelciligi-yeni-hibe-duyurulari/">ABD Büyükelçiliği Yeni Hibe Duyuruları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 13:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[HAKAN GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[HAMANEY]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN DEVRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[İSYAN]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[RUHANİ]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[TAHRAN]]></category>
		<category><![CDATA[TUDEH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=23199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Hakan Güneş: İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz! İran’ın Meşhed kentinde 28 Aralık 2017’de ekonomik sıkıntıları [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/">İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Hakan Güneş: İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz!</strong></p>
<p>İran’ın Meşhed kentinde 28 Aralık 2017’de ekonomik sıkıntıları protesto etmek üzere başlayan eylemler kısa sürede farklı kentlere de yayılarak, rejim karşıtı gösterilere dönüştü. Süre giden eylemlerde en az 30 kişi yaşamını yitirirken, İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, ülkesinde bir hafta süren ‘rejim karşıtı’ gösterilerin bastırıldığı ilan etti. Türkiye’de de ekranlarda  boy gösteren ‘derin analizciler’, ‘stratejistler’ ve ‘terörle mücadele uzmanları’, İran’daki toplumsal öfkeyi, yumurta fiyatlarındaki ‘vurguna’,  başta ABD, İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere ‘dış güçlerin oyununa’, İran rejiminin toplumda biriken ‘gazı almasına’ vb. nedenlerle açıkladı.</p>
<p>Bu ‘açıklayıcı’ zihin fırtınası ortamında, Sivil Sayfalar adına İran’daki  protestoları, sosyoloji ve sivil toplum temelinde konuşmak için mikrofonumuzu İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş’e uzattık. Hakan Hoca, İran’daki protestolarda hiçbir etnik söylemin gün yüzüne çıkmadığını belirterek ‘dış güçlerin oyunu’ açıklamalarının temelsizliğine işaret ederken, kuluçka döneminde olan yeni bir halk hareketinin kesintisiz olarak devam edeceğinin altını çiziyor.  Ve ekliyor: Ne İran rejimi ne de ‘düşmanları’, İran halkının müştereklerinde buluşmasını istemiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İran’da ne oluyor sorusuyla başlayalım…</strong></p>
<p>Birden fazla faktörün bir arada olduğu bir toplumsal itirazla karşı karşıyayız. Buna henüz tam bir ayaklanma diyemeyiz ama büyük bir toplumsal protesto ve itiraz olarak nitelendirebiliriz.</p>
<h4>“… KİMİSİNİN ETNİK NEDENLERLE, KİMİLERİNİN SOSYAL VE SİYASAL NEDENLERLE, BÜYÜKÇE BİR KISMININ DA EKONOMİK NEDENLERLE YAPTIĞI BU İTİRAZIN ORTAK NOKTASI, DİKTATÖRLÜĞÜN SON BULMASI YA DA EN AZINDAN KAPSAMLI BİR REFORMA GİDİLMESİ.”</h4>
<p><strong>Neye itiraz ediliyor?</strong></p>
<p>Birden fazla başlık söz konusu. İran sıkışmış bir toplum. Ekonomik rahatsızlıkların tetiklediği ama farklı türden çok fazla toplumsal, ekonomik ve siyasal itirazın ortaya döküldüğü bir patlama anı bu.</p>
<p><strong>Bu ‘patlamanın/öfkenin’ temelleri nedir?</strong></p>
<p>Tek bir temeli yok, onu söyleyelim. Belli bir ölçeğin üzerindeki toplumsal olaylar aslında herkesin kendi meşrebince katıldığı bir süreçtir. Dolayısıyla, ortak olan tek şey, bunun sebebi olan rejim. Yani İran’daki teokratik diktatörya. Dolayısıyla kimisinin etnik nedenlerle, kimilerinin sosyal ve siyasal nedenlerle, büyükçe bir kısmının da ekonomik nedenlerle yaptığı bu itirazın ortak noktası, diktatörlüğün son bulması ya da en azından kapsamlı bir reforma gidilmesi.</p>
<p><strong>1979’daki İran Devrimi’den farklı olarak güncel eylemlerde bir liderlik görülmüyor, bir de 1979 Devrim’inde esnaflara yönelik baskıların devrim sürecini tetiklediği gibi bir sav söz konusuydu…</strong></p>
<div id="attachment_21322" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-21322     lazyloaded" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg" sizes="(max-width: 311px) 100vw, 311px" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg 557w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28-300x167.jpeg 300w" alt="" width="311" height="173" data-lazy-src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg" data-lazy-srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28.jpeg 557w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/WhatsApp-Image-2018-01-08-at-17.38.28-300x167.jpeg 300w" data-lazy-sizes="(max-width: 311px) 100vw, 311px" /></p>
<p class="wp-caption-text">İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş.</p>
</div>
<p>1979’a ilişkin bu tespite katılmam. 1979 neredeyse kesintisiz beş-altı yıllık protestolar zincirinin bir sonudur. Ve özellikle onun son bir yılı kesintisiz olarak devam etmiştir. Burada bir şeye dikkat çekeyim, bu çok önemli; bugün bu isyanın bitmiş olacağı söyleniyor, olabilir, bitebilir ama 40 gün sonra tekrar çıkmayacağını kimse söyleyemez. Zaten İran tarihinde büyük protesto zincirlerine bakarsanız, Tahrir gibi tek bir meydana belirli bir süre için dolan toplumsal bir hareket değil, sürekli kendini yeniden ve yeniden ortaya çıkaran eylemler zinciri olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla yakın bir zamanda, çok daha güçlü bir hareket başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz!</p>
<p>İkincisi, burada da 1979’da da tek bir toplumsal kesim yok. O meşhur literatürden söz ediyorsunuz, bu Bazarilerin ve esnafın rolü konusu…O biraz da Türkçe’ye çevrilen kitapların kabahati, tabii ki çok önemli ama şüphesiz tek faktör değil. Bazariler özellikle İslami hareketin gücünü devşirdiği bir kesim. Bu çok önemli. Yoksa, öğrenci hareketinin, sosyalist hareketinin, işçi hareketinin, kadın hareketinin, Kürt-Türk etnik hareketlerinin değil. Ama haklısınız 1979’dan ve hatta 2009’dan farklılıklarını konuşalım.</p>
<h4>“AKTİVİSTLER REFORMCULARDAN DA UMUDUNU KESTİ.”</h4>
<p><strong>O halde İran’daki güncel protestoların, 1979 İran Devrimi’nden ve 2009’daki ayaklanmadan farkı ne?</strong></p>
<p>1979’da farklı siyasal liderlikler vardı. Dinci hareketin bir liderliği vardı, solcu-dinci akımın (Mücahidin-i Halk) liderliği vardı, ki bu çok önemli ikinci grup, Fedaiin ve TUDEH olmaz üzere sosyalist iki akımın liderliği vardı ve bunların arasında pek çok grup vardı. Bunların hepsi örgütlü güçlerdi ve karar aldıklarında bunları uygulayabilecek belirli bir mekanizmaya sahiptiler. İran’da gerek 2009’da gerekse şu anda tanık olduğumuz 2017-2018’deki eylemlerde kitleler örgütlü değiller. Fakat 2009’dakinin hiç değilse sözcüleri vardı yani o zamanki seçimle ilgiliydi ve seçimdeki Musavi ve Kerrubi gibi reformcu adaylar bir tür sözcülük yapıyorlardı. Dikkat edin orada da lider değillerdi. Yani İran’da örgütlenme hürriyeti olmadığı için insanlar çok yatay ve küçük gruplar halinde temas ediyorlar ve ortada birkaç yüz kişiyi geçebilecek bir örgütlenme olanağı zaten yok. Kuzey Kore gibi olmasa da İran’da çok çok baskıcı bir rejim ve insanlar bir araya kesinlikle getirilmiyorlar. Ama şu kadarına izin veriliyor: Mesela tiyatro grupları; ben size hiçbir yerde bulunmayan bir bilgi vereyim, sadece Tahran’dan 3 bin tane yeraltı tiyatrosu var. Bu şu demek: İran’da on yıllardır insanların ancak sanatla, şiirle ve tiyatroyla kendilerini ifade etme veya politika yapmalarına izin verilen bir denklem oluştu. Dolaysıyla insanlar ancak bu yatay sahalarda yaşam buluyorlardı. Şimdi her kentte faklı dinamikler söz konusu ama Tahran’ı konuşacak olursak, Tahran’daki gençlerin büyük ölçüde isyanının nedeni elektrik faturası, yumurta fiyatları değil. Ama Meşhed’de öyle başladı, İsfahan da kısmen öyle ve tabii ki Kermanşah. Kermenşah çok önemli Şii şehridir. Kermenşah’da da yine bütün basının atladığı bir bilgiyi söyleyeyim size, hepimizin gözleri önünde oldu: Daha çok kısa bir süre önce Mahmud Ahmedinejad döneminde yapılan “TOKİ”ler yıkıldı ve yüzlerce insan öldü. Dolayısıyla Kermanşah’a hiç şaşırmamak gerekiyor.  Depremde evi yıkılan, İslami rejim tarafından aldatılan, haklarını kullanamayan, gençler vs. bütün bunlar bir araya geldi. Not edelim İran’da genç işsizlik oranı çok yüksek. Şimdi bütün bunlar bir araya geldi ve toplumsal patlama oldu. Bu toplumsal patlama bugün/yarın bastırılabilir çünkü 2009’daki kadar kitlesel değil. Tekrar ediyorum İran’daki toplumsal hareketler tarihini bilmeyenler bunu fark edemez ama ben 40 gün sonra tekrar ortaya çıkmasına hiç şaşırmam.  Her eylem sürecinden bir ders çıkarılmalıdır. Ve evet, örgütsüz oldukları için galiba bu gençlerin bu kez çıkaracağı en önemli ders hızlı bir şekilde örgütlenmektir. Çünkü herkes değil ama bu eylemi yapan aktivist gençler, “Kahrolsun Hamaney” ve “Kahrolsun Ruhani” diyorlar. Yani reformculardan da umudu kestiler, bu en önemli fark. Bu şekilde yapılan eylemden çıkarılacak ders ise bunu örgütlü yapmak olacaktır. Dolayısıyla 2017-2018 eylemleri bitse dahi buradan çıkan en önemli sonuç başta gençler olmak İran’daki geniş toplumsal kesimler örgütlenmeye daha fazla ağırlık vereceklerdir.</p>
<p><strong>Diasporadaki İranlılardan da birtakım açıklamalar/yorumlar geliyor…</strong></p>
<p>Yurtdışında açıklama yapan gerek sol gerekse diğer örgütlerin İran içerisinde de bir etkisi olmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Onlar daha çok basından izleyip ne olması gerektiği konusunda fikir yürütüyorlar ve çok zayıflar. Belki bundan sonra etki gösterebilirler ama Türkiye’de de insanlar özellikle sol kesim, olan biteni bu örgütlerin yayınladığı bildirilerden okumaya çalıştı fakat İran’da bu bildiriler okunmuyor, varlığı da bilinmiyor. Ama tabii ki, İran’daki hareket bir tür sekülerizm, liberalizm ve sol kültürün karışımıdır. Bunları, onların siyasal eylem kültüründe görmek mümkün.</p>
<h4>“SOKAĞA ÇIKAN VE İTİRAZ EDENLER ASLINDAN BİRBİRİNDEN FARKLI SLOGANLARLA ÇIKSALAR BİLE GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR ORTAK PAYDALARI VAR: ‘ÜLKENİN KAYNAKLARINI NE DIŞARIDA SAVAŞI FİNANSE ETMEK NE DE MOLLALAR SINIFINI ZENGİNLEŞTİRMEK İÇİN DEĞİL ÜLKE HALKI İÇİN KULLANIN’ DİYORLAR.”</h4>
<p><strong>Bir çeşit karışım olarak nitelendirdiniz İran’daki siyasal eylem kültürünü. O halde İran’daki farklı toplum kesimlerin talepleri bir alanda, müştereklerin de buluşabilir mi?</strong></p>
<p>Mevcut rejimin hem ekonomi hem de siyasal ve toplumsal politikalarından rahatsızlar. Ne demek bu! Dünyanın en güçlü petrol kaynaklarına sahip bir ülkeden bahsediyoruz. Bu gelirlerin yurtdışındaki savaşları finanse etmek için kullanıldığı, İran halkına aktarılmadığını ve söz konusu paranın mollaların lüks harcamaları için kullanıldığını söylüyorlar. Dolayısıyla ‘Bu zenginlikleri içeride kullanın’ diyorlar, ikincisi bu bir diktatörlüğe dönüşmüş durumda ve hiç kimse kendisini ifade edemiyor. Yönetim ‘Baskıcı bir dini diktatörlük haline gelmiştir, buna son verilmelidir’ diyorlar. Bunun yerine ne geleceğini söylemiyorlar, herkes farklı bir şeyi dile getiriyor. Şimdi bu ikinci bölüm içerisinde tabii ki siyasal özgürlüklerin yanında toplumsal özgürlüklerde var yani kadınların zorla kapatılması gibi kuralların kaldırılması…Şöyle söyleyelim karmaşık bir şey yok. İran’da insanların çok büyük bir çoğunluğunun ne istediği çok belli. Yani sokağa çıkan ve itiraz edenler aslından birbirinden farklı sloganlarla çıksalar bile gerçekten çok önemli bir ortak paydaları var: ‘Ülkenin kaynaklarını ne dışarıda savaşı finanse etmek ne de mollalar sınıfını zenginleştirmek için değil ülke halkı için kullanın’ diyorlar. İkinci olarak da ‘Özgürlüklerimizi artırın yani siyasal hayatın kısıtlanması, farklı örgütlenme ve partilerin oluşturulmasının önündeki engelleri kaldırın, ifade hürriyeti istiyoruz’ diyorlar. Burada bütün İran halkı birleşiyor.</p>
<h4>“…İRAN HALKI SÜREKLİ BİR UZLAŞMA YÖNÜNDE OY KULLANIYOR, EYLEM VE GÖSTERİLERDE BULUNUYOR. İRAN HALKININ ÇOK BÜYÜK BİR KISMI İNSANİ VE BARIŞÇIL EYLEMLER YAPIYORLAR, TALEPLERİ DE UZLAŞMA YÖNÜNDE FAKAT REJİM SERTLİK ÜZERİNE KURULMUŞ. YANİ ABD BAŞKANI TRUMP VE HAMANEY BİRBİRLERİNE MUHTAÇ İKİ FİGÜR.”</h4>
<p><strong>Peki bu ayaklanmanın İslami kültürel bir geri planı var mı?</strong></p>
<p>Hem 2009’da hem de bu eylemlere katılanların tamamının radikal bir sekülarizm peşinde olduklarını ben ileri süremem. Belki bazı öne çıkan radikal seküler fikirler görebilirsiniz ama büyük bir kısmı aslında yolsuzluğa bulaşmış ve dini, kişisel zenginlikleri için kullanan rejime karşılar. Yoksa dinin toplumsal hayattan tümüyle silinmesine taraftar olduklarını kesinlikle söyleyemeyiz. Reformcular tam da burada varlar, şimdi dolayısıyla 2009’da daha fazla ama bu eylemlerde de belli ölçülerde, her ne kadar “Kahrolsun Ruhani” sloganları atılsa bile, önemli ölçüde reformcuda sokaklarda. Dolayısıyla sokaklarda reformcular da var ve elbette Şii toplumsal kültürünün burada bir etkisi var.</p>
<p>Anladığım kadarıyla siz İran’ı bilen birisisiniz, şöyle bir konu var, İran zaten Türkiye’den de diğer İslam ülkelerinden de çok farklı. 1979 ‘daki kompozisyon zaten çok ilginç, orada İslamcı örgütler, solcu-İslamcı örgütler, İslami temaları olan solcu örgütler ve solcu örgütler olmak üzere enteresan bir skala var. Yani, sol, Şiizm, İslamizm oldukça karışıktır bu coğrafyada. Fakat artık şunu rahat bir şekilde söyleyebilirim artık İran’da da büyük bir kesim Türkiye’deki gibi yorulmuş durumda. Bütün bu söylediğim uçları, solu ve İslam’ı, ikisini de çok ılımı düzeyde sahipleniyorlar. Yani dinlerine ve kültürlerine ılımı bir şekilde sahip çıktıkları gibi sol siyaseti de bir tür Sovyet solu olarak algılamıyorlar daha çok sosyal demokrasi, özgürlük ve adalet olarak algılıyorlar. Bu temalar İran halkında yaşıyor ama hepsi daha ılımlı bir biçimde yaşıyor ve bir tür aslında uzlaşma arayışı içerisinde.</p>
<p><strong>Farklı kesimler arasında bir uzlaşma arayışının filizlendiğine mi işaret ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet. Fakat ne tuhaf tıpkı bundan öncekiler gibi ne uluslararası güçler ne de mollalar rejimi (Hamaney) bu uzlaşmaya olanak vermiyor. İran halkı sürekli bir uzlaşma yönünde oy kullanıyor, eylem ve gösterilerde bulunuyor. İran halkının çok büyük bir kısmı insani ve barışçıl eylemler yapıyorlar, talepleri de uzlaşma yönünde fakat rejim sertlik üzerine kurulmuş. Yani ABD Başkanı Trump ve Hamaney birbirlerine muhtaç iki figür. Dolayısıyla İsrail, Suudi Arabistan, Hamaney ve Trump, bunlar birbirlerini besleyen rejimler. İran halkı öbür tarafı oluşturuyor.  İran halkı bütün halklar gibi sabah çocuğunu okula göndermek, geçim ve güvenlik kaygısı duymamak istiyor. Ve bunu da bence oldukça güzel bir şekilde söylemine yansıtabilen bir halk.</p>
<h4>“..TAHRAN’DAKİ GENÇ AKTİVİSTLER RUHANİ’Yİ DE HAMANEY’İ DE İYİ POLİS KÖTÜ POLİS OLARAK ALGILIYORLAR. FAKAT BU DAHA UZUN BİR SÜREÇ ALIR ÇÜNKÜ BUNUN BİR LİDERİ, ÖRGÜTÜ, SÖZCÜSÜ VE YÖNLENDİREN BİR MEKANİZMASI YOK. AMA BUNA KARŞILIK ÇOK BÜYÜK BİR TEPKİ VAR.”</h4>
<p><strong>Gençlerin muhalif örgütleri yeterli bulmadığını söylemiştiniz.  Muhalif parti ve örgütler temsiliyetlerini yerine getiremiyor mu, yoksa gençler farklı bir şekilde mi  temsil edilmek istiyor? Biraz idealize edersek İran’da olup-bitenler sanki bu yönüyle Gezi sürecindeki kitle hareketini andırıyor</strong>…</p>
<p>Zaten tam anlamıyla bir muhalefet partisi yok. Sadece rejimin müsaade ettiği ılımlı, reformcu eğilimler var biliyorsunuz. Ruhani onlardan birisi, cumhurbaşkanı ama cumhurun başı olarak aslında İran’daki sistemde ikinci konumdaki kişi. Birinci konumdaki kişi anayasal olarak tanımlanmış dini lider, rehber yani. Şimdi dolayısıyla pek çok anayasal kurumun da başında cumhurbaşkanı değil, dini lider, Ali Hamaney var.</p>
<p>Şimdi gençler derken şunu kastediyorum: 2009’da aslında 80’li kuşak sokaktaydı bu sefer ise 90’lı kuşak sokakta. Bunlar bir kere farklı. Bu kez işsizlik daha fazla. Daha önce iş bulma umudu olan ve iş bulabilen bir kesim varken, şimdi iş tecrübesi olmayan ve iş bulma umudu da çok yüksek olmayan bir kesim var sokaklarda. Sokaklardaki gençler açısından söyleyecek olursak öncelikle yeni bir kuşak şu anda sahne almaya başlamış durumda. İkinci olarak da, Tahranlı gençler, tıpkı İstanbullu gençler gibi, ülkenin siyasal gidişatına diğer kentlerden daha farklı ve daha fazla yön verebilen kesim. Tahranlı üniversiteli gençlik diğerlerinden daha radikal fikirlere sahip ve daha öncü konumda. Şimdi bu kesimler şuna inanıyor: Sistem, geride bıraktığımız yaklaşık 40 yıl içerisinde sıkıştığı zaman bir reformcuyu öne çıkardı, toplumsal tepkinin gazını aldı, onları biraz rahatlattı/ pasifize etti ve tekrar yeni bir radikal adayı getirdi. Dolayısıyla bu rejim, derin İran saray entrikalarının devamıdır diye düşünüyorlar. Dolayısıyla da, özellikle Tahran’daki genç aktivistler Ruhani’yi de Hamaney’i de iyi polis kötü polis olarak algılıyorlar. Fakat bu daha uzun bir süreç alır çünkü bunun bir lideri, örgütü, sözcüsü ve yönlendiren bir mekanizması yok. Ama buna karşılık çok büyük bir tepki var. İran halkı oldukça iyi eğitimlidir. İslami rejimin yadsınamayacak iyi özelliklerinden birisi de kadınları için olağan üstü yüksek bir eğitim imkânı sağlamış olmasıdır. Ve bu eğitimli kesim şimdi çok güçlü bir şekilde, 1979’dan daha fazla üstelik kadının içinde olduğu bir toplumsal yapı halini, rejimin toplumun sosyal siyasal varlığını sorguluyor.</p>
<h4>“…EĞER ABD VE İSRAİL, İRAN’I KARIŞTIRACAK OLSAYDI, ETNİK KARTI OYNAYACAKTI FAKAT GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ ETNİK KART MASADA DEĞİL. DOLAYSIYLA SÖZÜ EDİLEN YABANCI GÜÇLERİN EN ÇOK YATIRIM YAPTIĞI KARTLAR DEVREDE OLMADIĞI İÇİN, BENCE O SÖZÜ EDİLEN YABANCI ODAKLAR HENÜZ OLAYI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLLER SÖYLENDİĞİNİN AKSİNE.”</h4>
<p><strong>İran’daki sivil toplumu ne bekliyor, toplum kendi içine mi kapanacak yeni hareketlere mi gebe yoksa şimdiki hareket yeni bir lider doğurur mu?</strong></p>
<p>Size şunu söyleyeyim, Türkiye’deki özellikle televizyon ve yaygın basındaki en önemli hata nedeni sosyolojiden bihaber olmalarıdır. Yani başında güvenlik uzmanı, terör uzmanı, stratejist veya benzeri unvanlar taşıyanların en önemli eksikliği hiç sosyoloji okumamış olmalarıdır. Bu vesilesiyle söylemiş olalım, sosyolojiye bakma lazım. Yani bu tolumda belirli bir eğitim seviyesi var, aç-sefil değiller zira çok aç-sefil olsalar o zaman da hareket çıkmıyor. Belirli bir ekonomik refah varsa ve sorunlar da varsa, işte bu toplumsal hareket bitmeyecek. Kesinlikle ve kesinlikle İran’da tekrar çıkacak çünkü kabına sığmıyor bu toplum, olmuyor bu çok basit. Yakın zamanda da, uzun zamanda da olmayacak. Yani şunu gördük bu rejimin son 40 yılda çok başarılı taktik/manevraları var, gerçekte reformlar yapabiliyor, kendisini farklı şekilde bir devinime sokabiliyor. Fakat öte yandan İran halkının en az yüzde 50’sinide hiçbir şekilde memnun edemiyor. Aslında rahatsızlık kümesi yüzde 50’den daha da fazla çünkü seçimler adil değil. Yüzde 60’a varan desteği var rejim karşıtı muhalefetin. Dolayısıyla bu kendini yeniden ve yeniden gösterecek.</p>
<p><strong>Son olarak İran’daki protestolar için ‘Dış mihrakların İran’ı karıştırmak çabası’ deniliyor. Siz ne dersiniz, İran “oyuna mı geliyor”?</strong></p>
<p>İran’daki protestolarda Kürt Beluci ve Azeriler çok ön olanda değil farkındaysanız. Dolayısıyla tam da bu nedenle eğer ABD ve İsrail, İran’ı karıştıracak olsaydı, etnik kartı oynayacaktı fakat gördüğünüz gibi etnik kart masada değil. Dolaysıyla sözü edilen yabancı güçlerin en çok yatırım yaptığı kartlar devrede olmadığı için, bence o sözü edilen yabancı odaklar henüz olayı anlayabilmiş değiller söylendiğinin aksine.</p>
<p>*Ana Görsel: STR/AFP/GETTY IMAGES/ Tahran Üniversitesi’nde, eylemi bastırmak için güvenlik güçlerinin attığı göz yaşartıcı gaz dumanının ortasında İranlı bir kadın yumruğunu kaldırıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/10/iranli-yeni-genc-kusak-mucadeleyi-birakmayacak/">İranlı yeni genç kuşak mücadeleyi bırakmayacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 10:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20716</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu. ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD&#8217;nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı dünyanın hemen her yerinden tepkilerle karşılandı. Diyarbakır Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrası düzenlenen protestoya katılan kalabalık, meydana sığmadı. Eylemde açılan pankart ve atılan sloganlar, Trump ve İsrail yönetimine karşı öfke doluydu.</strong><span id="more-21496"></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldı. Bu karar, Kudüs’ün, ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması anlamına geliyor. 1947&#8217;den bu yana Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kuruluşların İsrail’in egemenliğinde olmasını kabul etmediği Kudüs, 1980&#8217;de İsrail ilhak edilmiş ve bu karar yine BM tarafından kınanmıştı. Dünya kamuoyu ve özellikle İslam toplumları tarafından tepkiyle karşılanan bu adım, aslında 1995 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş bir yasanın Trump tarafından hayata geçirilmesiyle atılmış oldu. 1995&#8217;de yasalaşan tasarı ABD başkanlarına bu işlemi altışar ay süreyle erteleme yetkisi de veriyordu. Bugüne kadarki başkanların “bölgede kaosa neden olabileceği” gerekçesiyle atmadığı bu adım Trump’ın seçim vaadiydi ve Trump vaadini yerine getirmiş oldu.</p>
<p>Trump’ın bu adımı İsrail dışındaki dünya kamuoyu tarafından tepkiyle karşılansa da ABD başkanı bu kararı vermekten memnun olduğunu açıkladı. İslam dünyasında ve Türkiye’de büyük tepki uyandıran bu karar, “öfke cuması” protestoları ile karşılandı. Türkiye’nin birçok şehrinde Cuma namazı sonrasında yapılan gösterilerde ABD Başkanı Trump ve İsrail yönetimine öfke, Filistin ve Kudüs’e destek mesajları verildi.</p>
<p>OHAL gerekçesiyle açık alanda eylem yasağının bulunduğu Diyarbakır’da da Ulu Camii önünde Cuma namazı sonrasında protesto düzenlendi. Diyarbakır&#8217;daki islami sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla düzenlenen gösteriye katılan yüzlerce kişi, Ulu Camii önündeki alana sığmadı. Eylemde sık sık İsrail ve ABD karşıtı sloganlar atılırken Filistin ve Kudüs’e selam yollandı.</p>
<p>Trump tarafından Kudüs’ün “İsrail’in Başkenti” olarak tanınması kararı ve düzenlenen protestolar hakkındaki görüşlerini almak için, Diyarbakır’ın sivil toplum kuruluşu temsilcilerine Sivil Sayfalar olarak mikrofon uzattık.</p>
<p><strong>Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen :Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</strong></p>
<figure id="attachment_20718" aria-describedby="caption-attachment-20718" style="width: 234px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-20718" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/omer-evsen.jpg" alt="" width="234" height="131" /><figcaption id="caption-attachment-20718" class="wp-caption-text">Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen</figcaption></figure>
<p>Kudüs davası İslam için ve Müslümanlar için vazgeçilmez bir durumdur. Hele de Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubî’nin torunları olan Diyarbekirliler böylesi bir alçak davranışa kayıtsız kalamazlardı. Dünyanın büyük kısmını yeni bir ateş çukuruna çevirmeye çalışan, dünya barışının geriye kalan kısmına turp suyu sıkan bu çabaya sessiz kalınmadı. Binlerce insan sosyal medyada Diyarbekirimizin sivil toplum kuruluşlarının çağrıları ile bir araya gelerek en gür seslerden birini verdiler.Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir, insanlığın mirası olan Kudüs’e ses verdi, nefes verdi. Hep bir ağızdan insanlığa çağrı yapıldı. Yediden yetmişe tüm yürekler başkan <strong>TURP’un*  </strong>saçma kararını protesto etti. Cuma namazı esnasında cami imamının yürekli çıkışı, halkın yürekli haykırışlarına döndü, bir ağızdan bu saçma hareket lanetlendi. Önümüzdeki günlerde de başta Ulu Cami olmak üzere bu tür etkinlikler yapılacaktır. Etkinliğin en önemli hedefi Kudüs’e ses vermekti. Bugün Kudüs’e ses verdik, nefes verdik. Kendini bilmez bir delinin dünyayı yakmasına seyirci kalmayacağımızı ilan ettik. Binler bu yürekle, bu canlılıkla, alanlarda yerlerini aldılar. Buradan tekrar haykırmak isteriz ki Kudüs, Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubî’nin mirasıdır. İlk kıblemiz ve göz bebeğimizdir. Kimsenin kutsalımızı çiğnemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz!</p>
<p><strong>Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin: İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_20719" aria-describedby="caption-attachment-20719" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-20719" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/Abdurrahman-Ergin-AGD.jpeg" alt="" width="197" height="197" /><figcaption id="caption-attachment-20719" class="wp-caption-text">Anadolu Gençlik Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin</figcaption></figure>
<p>ABD ve İsrail’in kanlı ortaklığı ve işgal planları devam ediyor.  ABD, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Libya’ya İslam coğrafyasını kana boyayan seri bir katildir. Elindeki kirli propaganda gücü ile İslam’ı ve müslümanları terörle özdeşleştirmeye çalışan ABD’nin gerçekte kendisi tüm dünyadaki terör olaylarının müsebbibidir. Bir yerde masum sivillerin hedef alındığı saldırılar varsa, tetiği çeken hangi örgüt olursa olsun, arkasındaki azmettiriciler ABD ve İsrail’dir. ABD’nin ipi ile kuyuya inilmez ve Siyonist İsrail ancak güçten anlar.</p>
<p>İslam coğrafyasında, kim kendi halkına rağmen ABD ve İsrail ile iş tutmuşsa sonu hüsran olmuştur. ABD  ve İsrail,  İslam ülkelerinin yöneticilerini dost edinmezler, sadece kullanırlar ve vakti gelince de çöpe atarlar. Kadim bir İslam şehri olan Kudüs’ü, ilk kıblemiz olan Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak nitelendirmek, ABD’nin bu coğrafyadaki tüm varlığının ve ilişkilerinin ciddi bir biçimde sorgulanacağı yeni bir süreci başlatacaktır. Biz coğrafyamızda Amerikan üssü, Amerikan askeri ve Amerikan bayrağı görmek istemiyoruz. Tüm İslam ülkeleri,  ABD ve İsrail’le bir şekilde ilişkide bulunan tüm hükümetler, izledikleri politikaları gözden geçirmek zorundadır.</p>
<p>Kudüs bizim onurumuzdur, iffetimizdir. Böyle hadsiz ve hukuksuz bir sürece kimse reel politik söylemiyle izahat getiremeyecektir. Her müslümanın Kudüs’e olan bağlılığının ve sadakatinin, hükümetlerin ABD ve İsrail’le olan ilişkilerinden daha kuvvetli olduğunu herkes görecektir. Siyonizm’in kuklası Trump ve politika yapıcıları bu küstahlıktan ve hadsizlikten mutlaka vazgeçmelidirler.</p>
<p>Şimdi biz İslam ülkelerinden, içi boş kınamalar ya da lanet okumalar değil, sahici yaptırımlar bekliyoruz. Biz Amerika’ya mecbur ya da mahkûm değiliz. Bütün İslam ülkeleri Kudüs’ü, Filistin’in başkenti olarak ilan etmelidir.</p>
<p>Yapmamız gereken; tüm İslam ülkeleri ve tüm mazlum halklar olarak birlikte hareket etmektir, İslam birliğini bir an evvel kurmaktır, D-8’i aslına ve amacına uygun olarak canlandırmaktır, Avrupa Birliği kapısında beklemekten vazgeçmektir, bölge başkentleriyle ve bölgenin müslüman halklarıyla kucaklaşmaktır, bu coğrafyanın müslüman ya da gayrimüslim tüm unsurlarıyla adil bir birliktelik kurmaktır.</p>
<p>Kimse kendi teslimiyetine bahaneler bulmasın, bundan sonra bulamaz da. Kudüs’e sahip çıkmayana sahip çıkılmayacaktır. Kudüs’ü Siyonist İsrail’e terk eden kendisini de terk edilmiş bulacaktır. Kudüs için adım atan kendi onurunu, iffetini, izzetini koruyacaktır. Kudüs, İslam’ındır ve ebediyen müslümanların kalacaktır. Siyonist İsrail, Tel Aviv’de dahil işgal ettiği her karış topraktan sökülüp atılacaktır. Bunlar hamaset değildir. Biz Allah’a ve ahiret gününe inanıyoruz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.</p>
<p><strong>Diyarbakır Hak İnisiyatifi Üyesi Recep Yavuz: Sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</strong></p>
<p>Kudüs hiçbir zaman İsrail’in toprağı olmadı, zor kullanılarak ilhak edildi. Güç kullanılarak işgal edilen bir yerin başkent ilan edilmesi de gayrimeşrudur. Dünyanın birçok yerinden olduğu gibi Diyarbakır’dan da bu gayrimeşru adım protestolarla karşılandı. Ancak bilinmeli ki protestolar dünya kamuoyunu ve hükümetleri yaptırıma zorlamayı amaçlamalıdır. Aksi halde öfkeyi dışa vurmaktan başka bir şeye yaramaz. Türkiye hükümeti &#8216;Mavi Marmara&#8217; davasını İsrail ile anlaşarak kapatmış, mağdurların hukuk yollarını kapatmıştır. Üstelik bu anlaşma metninde Ankara ve Kudüs şehirleri geçiyor, bu Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak zımnen tanımak demektir. Hükümet, hem askeri ve ekonomik iş birliğini artırarak hem de ABD ve İsrail’in bu adımını kınayarak kendisiyle çelişmektedir. Eğer Kudüs Türkiye hükümeti için ekonomik işbirliğinden daha önemli ise AK Parti, İsrail ve ABD ile ticari ve askeri anlaşmaları iptal etmeli, büyükelçilerini çekmeli ve bu ülkelerin büyükelçilerini geri göndermelidir. Biz de sivil toplum olarak cami önlerine değil, AK Parti Genel Merkezi ve TBMM önüne giderek onları yaptırımlara zorlamalıyız.</p>
<p>*Editörün notu: Trump değil</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/09/diyarbakir-ulu-camide-kudus-icin-ofke-cumasi/">Diyarbakır Ulu Cami’de Kudüs için “Öfke Cuması”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IREX 2018-2019 Topluluk Çözümleri Programı (CSP) başvuruları devam ediyor!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/25/irex-2018-2019-topluluk-cozumleri-programi-csp-basvurulari-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2017 12:37:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[CSP]]></category>
		<category><![CDATA[IREX]]></category>
		<category><![CDATA[The Community Solutions Program]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Topluluk Çözümleri Programı (The Community Solutions Program- CSP), çevre, hoşgörü ve çatışma çözümü, şeffaflık ve hesap verebilirlik ile kadın ve toplumsal cinsiyete ilişkin konuları ele alarak topluluklarını iyileştirmeye çalışan insanlar için yıllık uzun vadeli profesyonel bir gelişim programıdır. 2018-2019 için, programa katılmak üzere 100&#8217;e kadar topluluk aktivisti seçilecektir. Bu programlara aşağıdakiler dahildir: ABD’deki dört aylık [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/25/irex-2018-2019-topluluk-cozumleri-programi-csp-basvurulari-devam-ediyor/">IREX 2018-2019 Topluluk Çözümleri Programı (CSP) başvuruları devam ediyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Topluluk Çözümleri Programı (The Community Solutions Program- CSP), çevre, hoşgörü ve çatışma çözümü, şeffaflık ve hesap verebilirlik ile kadın ve toplumsal cinsiyete ilişkin konuları ele alarak topluluklarını iyileştirmeye çalışan insanlar için yıllık uzun vadeli profesyonel bir gelişim programıdır.</p>
<p><strong>2018-2019 için, programa katılmak üzere 100&#8217;e kadar topluluk aktivisti seçilecektir. Bu programlara aşağıdakiler dahildir:</strong></p>
<p><strong>ABD’deki dört aylık Fellowship (</strong><strong>Four-month Fellowship in the United States)</strong><strong>: </strong>Topluluk Çözümleri fellow&#8217;ları dört ayda bir profesyonel deneyimlerini tamamlayan ABD genelinde ev sahibi kuruluşlarla eşleştirilir.</p>
<p><strong>Topluluk Liderlik Enstitüsü (</strong><strong>Community Leadership Institute)</strong><strong>: </strong>Topluluk Çözümleri üyeleri, liderlik ve yönetim becerilerini güçlendirmek için tasarlanmış bir liderlik eğitim programı olan Topluluk Liderliği Enstitüsü’ne katılırlar. Enstitü, yüz yüze eğitimler, çevrimiçi kurslar, profesyonel koçluk ve ağ kurma seçeneklerini içerir.</p>
<p><strong>Toplum temelli girişimler (</strong><strong>Community-based initiatives)</strong><strong>: </strong>Toplum Çözümleri fellow’ları, ABD&#8217;deyken ve ABD ev sahibi kuruluşunun yardımıyla, evlerine döndükten sonra gerçekleştirilecek bir topluluk geliştirme girişimi veya projesi tasarlar ve planlar. Fellow’ları ABD&#8217;den ayrıldıktan sonra, bu projeleri kendi ülke topluluklarında hayata geçirirler.</p>
<p>Başvuru için son tarih <strong>31 Ekim 2017, saat 11.59</strong> (EDT).</p>
<p>Başvuru koşulları ve başvuru için <a href="https://www.irex.org/program/community-solutions-program-application-information" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayın</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/25/irex-2018-2019-topluluk-cozumleri-programi-csp-basvurulari-devam-ediyor/">IREX 2018-2019 Topluluk Çözümleri Programı (CSP) başvuruları devam ediyor!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın ve erkek arasındaki kazanç eşitlenirse&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/24/kadin-ve-erkek-arasindaki-kazanc-esitlenirse/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şule Serter]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Aug 2017 12:01:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[ücret eşitsizliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlar ve erkekler arasındaki kazanç eşitsizliği kadınlar için ömür boyu düşük ücret, aileler için daha az gelir ve ABD genelinde daha yüksek yoksulluk oranları anlamına geliyor. Ülkedeki her eyalette, kadınlar erkeklerinkinden daha düşük kazanç ve daha yüksek yoksulluk oranları yaşıyor. Bu ücret eşitsizliğinin ekonomik etkisi ise oldukça kapsamlı: Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadınlar mesleki olarak aynı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/24/kadin-ve-erkek-arasindaki-kazanc-esitlenirse/">Kadın ve erkek arasındaki kazanç eşitlenirse&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlar ve erkekler arasındaki kazanç eşitsizliği kadınlar için ömür boyu düşük ücret, aileler için daha az gelir ve ABD genelinde daha yüksek yoksulluk oranları anlamına geliyor. Ülkedeki her eyalette, kadınlar erkeklerinkinden daha düşük kazanç ve daha yüksek yoksulluk oranları yaşıyor. Bu ücret eşitsizliğinin ekonomik etkisi ise oldukça kapsamlı: Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadınlar mesleki olarak aynı seviyede oldukları erkekler ile eşit ücret alırlarsa, çalışan kadınlar için yoksulluk oranı yarı yarıya azalacak ve ABD ekonomisine 482 milyar dolar kazanç sağlanmış olacak.*</strong><span id="more-17905"></span></p>
<p><strong>Eşit ücret her eyalette çalışan kadınlar için yoksulluğu azaltıyor</strong></p>
<p>Cinsiyete dayalı ücret farkının kapatılması, ABD&#8217;nin her eyaletindeki kadınlar arasında yoksulluk oranlarını düşürecek ve birçok kadın ve aileye ekonomik güvenliklerini sağlamakta yardımcı olacak. ABD genelinde eğer 18 yaş ve üstü kadınlar, aynı yaşlardaki, aynı eğitim düzeyindeki, kadınlarla aynı saatlerde çalışan ve aynı sosyoekonomik düzeye sahip olan erkekler ile aynı ücreti alıyor olsalar kadınlar arasındaki yoksulluk düzeyi yüzde 8,2’den yüzde 4,0’a düşecek.</p>
<ul>
<li>Çalışan kadınlar aynı düzeyde olan erkekler ile aynı ücreti alırsa, çalışan kadınlar arasındaki yoksulluk oranı 28 eyalette yarı yarıya düşüyor.</li>
<li>New Hampshire eyaleti, çalışan kadınlar arasındaki yoksulluk oranını, eşit ücret ile en yüksek oranda (yüzde 60) azaltabilecek olan ilk eyalet. Eşit ücretin yoksulluğu azaltması üzerine en büyük etkiyi görecek diğer eyaletler Wyoming (yüze 58,5), Maryland (yüzde 57,6), Kuzey Dakota (yüzde 57,4) ve Vermont (yüzde 57,0).</li>
<li>Eşit ücret aynı zamanda, çalışan kadınlar arasındaki yoksulluk düzeyi ortalamanın üzerinde olan eyaletlerde de azaltıyor. Ulusal düzeyde çalışan kadınlar arasında en yüksek yoksulluk oranına sahip olan New Mexico eyaletinde eşit ücret ile kadınlar arasındaki yoksulluk düzeyi yüzde 13’ten yüzde 6,1’e, Mississippi’de yüzde 12,5’ten yüzde 7,7’ye ve Louisiana’da yüzde 12,1’den yüzde 5,3’e düşüyor.</li>
<li>Çalışan bekar anneler arasındaki yoksulluk oranı, benzer erkekler ile aynı ücreti aldıkları takdirde, neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 29,3’ten yüzde 15,8’e düşüyor.</li>
<li>16 eyalette, bekar anneler arasındaki yoksulluk oranı, eğer çalışan bekar anneler aynı düzeyde oldukları erkekler ile eşit ücret alırlarsa yarı yarıya düşüyor. Tüm eyaletlerde çalışan bekar anneler arasındaki yoksulluk oranı, eşit ücret ile birlikte en az üçte bir oranında azalıyor.</li>
<li>Çalışan bekar anneler arasında yoksulluk düzeyi, yüzde 61,3’lük düşüşle en çok Louisiana eyaletinde görülüyor. Louisiana, tüm ülkede çalışan bekar anneler arasında en fazla yoksulluk düzeyine sahip olan eyalet. Güney eyaletlerin toplamına bakıldığı zaman, çalışan bekar anneler arasındaki yoksulluk düzeyi yüzde 30,8’den yüzde 15,9’a düşerek neredeyse yarı yarıya azalıyor.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" width="8194" height="10603" class="alignnone size-full wp-image-17909" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/figure-1-2.png" alt="" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-17912" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1.png" alt="" width="4540" height="5506" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1.png 4540w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1-640x776.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1-1024x1242.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1-1280x1552.png 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1-610x740.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-1-320x388.png 320w" sizes="auto, (max-width: 4540px) 100vw, 4540px" /></p>
<p><strong>Eşit ücret her eyaletin ekonomisini büyütüyor</strong></p>
<p>Kadın ve erkek arasındaki ücret farkının kapatılması birçok kadının ve ailenin, özellikle bekar kadın ve annelerin ekonomik güvenliğe kavuşmasını sağlıyor. Her eyalet ve genel olarak ülke için, ülke çapında topluluklarda yaşayan kadın, erkek ve aileler için eşit ücret, ekonomiye önemli katkı sağlayabilir.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 18 yaş ve üstü çalışan kadınlar, aynı yaş, eğitim düzeyi ve sosyoekonomik durumda olan erkekler ile aynı ücreti alırlarsa kadınların yıllık ortalama kazançları 37,358 dolardan 43,909 dolara çıkıyor (yüzde 17,5 artış). ABD’deki tüm çalışan kadınlara bakıldığında bu durum 482,2 milyar dolar kazanç artışı veya 2014 yılına ait GSYH’nin yüzde 2,8’i anlamına geliyor. Bir başka deyişle tüketici, tasarruf sahibi ve varlık sahibi olan ABD’li kadınlar, 2013 yılında toplumsal cinsiyet sebebiyle 482 milyar dolar kaybetti.</p>
<p>Cinsiyetler arası ücret farkını kapatmak hem kadınların kazancını artırıyor hem de eyaletlerin ekonomilerini büyütüyor.</p>
<ul>
<li>Idaho eyaleti, çalışan kadınlar, erkekler ile eşit ücret aldığı takdirde eyalet ekonomisinde en büyük büyümeye sahip olacak eyalet. Idaho’da çalışan kadınlar böylece her yıl 6,620 dolar daha fazla kazanacak (yıllık gelirlerde yüzde 22,1 artış). Idaho’daki tüm çalışan kadınlara bakıldığı zaman ise eyalet toplam, 2014 yılına ait GSYH’nin yaklaşık yüzde 4’üne eşdeğer olan 2,5 milyar doları ekonomisine katmış olacak. ABD eyaletlerinin yarısı, kadınlar eşit ücret aldığı takdirde ekonomilerini en az toplam GSYH’nin yüzde 3’ü oranında arttıracak.</li>
<li>Daha büyük ekonomilere sahip eyaletler de eşit ücret ile ekonomilerinde bir artış görebilecek. California eyaletinde çalışan kadınlar erkekler ile eşit ücret alsalar, eyaletteki kadınlar toplamda 51,8 milyar dolar kazanmış olacak. Bu artış, tek başına Kuzey Dakota’nın tüm ekonomisinden bile daha büyük (45,9 milyar dolar). Benzer olarak, Texas eyaletindeki kadınlar 39,5 milyar dolar kazanacak ki bu Vermont’taki tüm ekonomik çıktılardan (29,6 milyar dolar) daha büyük.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" width="7838" height="11007" class="alignnone size-full wp-image-17915" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/figure-2-1.png" alt="" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" width="8006" height="10779" class="alignnone size-full wp-image-17914" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/08/table-2.png" alt="" /></p>
<p>*(2014 yılına ait GSYH’nin yüzde 2,8’i)</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/24/kadin-ve-erkek-arasindaki-kazanc-esitlenirse/">Kadın ve erkek arasındaki kazanç eşitlenirse&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tutuklamalara ABD&#8217;den Kınama, Almanya&#8217;dan Nota</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/tutuklamalara-abdden-kinama-almanyadan-nota/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 12:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları aktivistleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16883</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucularının tutuklanması ABD ve Almanya tarafından sert bir şekilde kınandı. ABD  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert konuyla ilgili olarak &#8220;Olağanüstü hal şartlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Gözümüz bu konunun üzerinde olmaya devam edecek&#8221; derken, Almanya Türkiye&#8217;nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın&#8217;ı, Dışişleri Bakanlığı&#8217;na çağrırarak nota verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Büyükada&#8217;da gözaltına alındıktan sonra pazartesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/tutuklamalara-abdden-kinama-almanyadan-nota/">Tutuklamalara ABD&#8217;den Kınama, Almanya&#8217;dan Nota</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="story-body__introduction"><strong>İnsan hakları savunucularının tutuklanması ABD ve Almanya tarafından sert bir şekilde kınandı. ABD  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert konuyla ilgili olarak &#8220;Olağanüstü hal şartlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Gözümüz bu konunun üzerinde olmaya devam edecek&#8221; derken, Almanya Türkiye&#8217;nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın&#8217;ı, Dışişleri Bakanlığı&#8217;na çağrırarak nota verdi.</strong><span id="more-16883"></span></p>
<p class="story-body__introduction">ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Büyükada&#8217;da gözaltına alındıktan sonra pazartesi günü tutuklanan altı insan hakları savunucusunun &#8216;derhal serbest bırakılması&#8217; çağrısı yaptı. Heather Nauert &#8220;Bireylerin rastgele yargılanmasına olanak sağlayan olağanüstü hal şartları da kaldırılmalı&#8221; dedi.</p>
<p class="story-body__introduction"><strong>Nauert: Gözümüz bu konunun üzerinde olmaya devam edecek</strong></p>
<p class="story-body__introduction">Nauert basına yaptığı açıklamada &#8220;Son günlerde Türkiye&#8217;de olanları görmüşsünüzdür. ABD olarak altı saygın insan hakları aktivistinin tutukulanmasını güçlü bir şekilde kınıyoruz. Ve bu aktivistlerin derhal bırakılması çağrısı yapıyoruz. Bu aktivistler arasında Af Örgütü&#8217;nün Türkiye Direktörü İdil Eser ile birkaç yabancı vatandaşta bulunuyor. Çok az şeffaflık içeren bu tür davalar Türkiye&#8217;de hukukun üstünlüğünü ve ülkenin bireylerin haklarına  saygısını azaltıyor. Türk yetkilileri suçlamaları düşürmeye ve tutuklananları serbest bırakmaya çağırıyoruz. Ve bireylerin gelişigüzel adli kovuşturmaya tabi tutulmasına olanak sağlayan olağanüstü hal şartlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Gözümüz bu konunun üzerinde olmaya devam edecek&#8221;  şeklinde konuştu.</p>
<p class="story-body__introduction"><strong>Merkel: Bu tutuklamalar suçsuz insanların zorlu bir sürece sokularak cezaevine gönderildiği bir başka olay </strong></p>
<p> Türkiye&#8217;de tutuklanan Alman vatandaşı insan hakları aktivisti Peter Steudtner&#8217;le ilgili Berlin&#8217;de de  bir açıklama geldi.  Almanya Başbakanı Angela Merkel, tutuklama kararını sert bir dille kınadı ve Steudtner&#8217;in serbest bırakılmasını talep etti. Merkel, &#8220;Biz bu tutuklamanın net olarak tamamen haksız olduğu kanısındayız&#8221; diye konuştu. Merkel, Alman hükümetinin Steudtner&#8217;in serbest kalmasını sağlamak için her düzeyde girişimde bulunacağını da sözlerine ekledi. Merkel, &#8220;kendileri açısından bu tutuklamaların suçsuz insanların zorlu bir sürece sokularak cezaevine gönderildiği bir başka olay olduğunu&#8221; ve &#8220;bunun da büyük bir endişe kaynağı olduğunu&#8221; ifade etti.</p>
<p>Almanya&#8217;nın aktivistlere yardım etmek için elinden geleni yapacağını söyledi. Merkel, Alman vatandaşı aktivist Peter Steudtner&#8217;in Türk makamları tarafından tutuklanmasının &#8220;tamamıyla haksız&#8221; olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Almanya nota verdi</strong></p>
<p>Öte yandan Hürriyet gazetesinin paylaştığı bilgilere göre de Almanya, Büyükada&#8217;da gözaltına alınan Alman vatandaşı Peter Steudtner&#8217;in tutuklanması üzerine Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın&#8217;ı Dışişleri Bakanlığı&#8217;na çağırarak, nota verdi. Almanya  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Schaefer, Türk Büyükelçi&#8217;ye çok açık bir dille tutuklanan insan hakları aktivisti Peter Steudtner&#8217;in zaman kaybetmeden serbest bırakılmasını istediklerini açıkladı.</p>
<p>10 insan hakları savunucusu İstanbul Büyükada&#8217;da yaptıkları toplantıdan sonra kaldıkları otelde gözaltına alınmış, yaklaşık iki hafta sonra mahkemeye çıkarılmışlardı. Aktivistlerden Steudtner dahil altısı tutuklanmış, dördünün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verilmişti. Tutuklananlar arasında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser&#8217;in yanı sıra İsveç vatandaşı eğitmen Ali Gharavi, Yurttaşlık Derneği&#8217;nden (eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği) Özlem Dalkıran, Alman vatandaşı danışman Peter Steudtner ve İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri Veli Acu ile Günal Kurşun yer alıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: BBC ve DW</p>
<p>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/19/tutuklamalara-abdden-kinama-almanyadan-nota/">Tutuklamalara ABD&#8217;den Kınama, Almanya&#8217;dan Nota</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump’ın Paris İklim Anlaşmasından çıkması ne anlama geliyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/02/trumpin-paris-iklim-anlasmasindan-cikmasi-ne-anlama-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2017 11:57:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[Paris İklim Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15392</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Geri dönüşü olmayan noktaya çok yakınız. ABD’nin olmaması otobüsün 150 ile değil, 160 kilometre hızla duvara çarpması demek. Tabi zenginler emniyet kemerini satın almış olacaklar ama kime ne?&#8221;* Trump, Paris İklim Anlaşması&#8217;ndan çıkma sinyallerinin ardından yaptığı bir sonraki açıklamasıyla konu Türkiye’de sosyal medyanın gündemine oturdu.  Meclisimiz daha yeni Sanayi Komisyonu&#8217;ndan mera ve zeytinlikleri sanayi tesislerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/02/trumpin-paris-iklim-anlasmasindan-cikmasi-ne-anlama-geliyor/">Trump’ın Paris İklim Anlaşmasından çıkması ne anlama geliyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Geri dönüşü olmayan noktaya çok yakınız. ABD’nin olmaması otobüsün 150 ile değil, 160 kilometre hızla duvara çarpması demek. Tabi zenginler emniyet kemerini satın almış olacaklar ama kime ne?&#8221;*</strong></p>
<p>Trump, Paris İklim Anlaşması&#8217;ndan çıkma sinyallerinin ardından yaptığı bir sonraki açıklamasıyla konu Türkiye’de sosyal medyanın gündemine oturdu.  Meclisimiz daha yeni Sanayi Komisyonu&#8217;ndan mera ve zeytinlikleri sanayi tesislerine açan maddeyi geçirmiş ve bir kereden bir şey olmaz diyerek Kıyı Kanunu&#8217;nu Trabzon için delmeye karar vermişken konu çok güzel denk geldi.</p>
<p>İklim müzakerelerinde/politikalarında ABD’nin varlığı çok değerli. Sırf ABD de olsun diye müzakerede bazı maddeler çok hafifletilmişti. Bağlayıcılığı azaltılmış, iklim değişikliğinin geldiği noktada oluşan felaktlerde kayıp ve zararları telaffuz eden (Madde 8) ama bunun tanziminde ağır davranan bir anlaşma ortaya konmuştu. Tek başına burada ABD bahane edilemez ama ABD’yi katma derdi olmasa anlaşmanın daha gerçekçi olabileceğine de itiraz etmek zorundayız.</p>
<p>ABD büyük ekonomisi, son dönemde azalan emisyonları, 2030 yılında 2005 yılına göre yüzde 26-28 daha az sera gazı salacağını taahhüt etmesi, bu taahhüttü ile mevcut gidişata (referans senaryo) göre azaltımda  yüzde 21’lik payı ile çok değerli bir yeri vardı. Ama olmadı, buraya kadarmış.</p>
<p>Dünya şimdi ABD’yi beklemek için kaybettiği yıllara mı yansın, yoksa ABD’yi bahane edip kalan yüzde 79 azaltımda payı olacak ülkelerin su koyma ihtimaline mi yansın?</p>
<p><strong>Türkiye çok sevinebilir</strong></p>
<p>Türkiye şimdi bir dost kazandı diyebiliriz. 1990-2015 arası emisyonlarını yüzde 125 arttırarak 475 Milyon tona çıkartan Türkiye  2030’da bunu bile katlayacağını bildirmişti. Trump’ın anlaşmadan çıkması ile ABD’nin azaltım liginde olmaması 2030’da emisyonlarını ikiye katlama hedefindeki Türkiye’yi sevindirecektir. Düşünsenize, her iklim felaketinde ya da her termik santral tartışmasında o tırmalayan sesi duyacaksınız artık: “Ama ABD’de Paris İklim Anlaşması&#8217;ndan çıktı.”</p>
<p><strong>Ama Paris kurtarmayacaktı ki</strong></p>
<p>Paris İklim Anlaşması çok hızlı bir şekilde taraftar buldu ve bir yıl olmadan yeterli kriterlere ulaştı. Şu an 147 ülke taraf olmuş durumda. ABD düşünce 146 diyelim. Hafif bir anlaşma olması, hedeflerinin küçük olması, hala emisyon artışına devam ettirmesi ciddi bir handikap idi. 190 civarı devletin verdiğini niyet beyanları ile 2010’da 48 milyar ton olan karbondioksit salımları artışı yavaşlayacak ve 55 milyar ton civarında kalacaktı. Şimdi bu biraz artacak. Ama bu hali ile daha fazla fosil yakıt salınacağı ortada bir anlaşmayı yapmak, sırf ABD’de de bu anlaşmanın içinde olacak diye anlaşma yapmak ciddi bir tartışma konusu.</p>
<p><strong>ABD istemese de karbonsuzlaşıyor</strong></p>
<p>2000’lerde yedi milyar tondan fazla sera gazı salan ABD, 2015’e geldiğimizde neredeyse 6,5 milyar ton mertebesine düşürerek ciddi olarak karbonsuzlaşma yoluna girdi. Tabii ki bu iklim politikaları için yeterli değildi ve hızlanması müthiş olacaktı. Ancak açık bir gerçek var ki, hem yatırımda, hem yakıtta hem de iklim felaketlerinde üç defa ödediğiniz faturayı teke indirme mantığı ABD’de benimsenmeye başlayan bir konu oldu. İklim politikalarında eyaletler zaten çok ciddi yol aldılar bile. Kesin olan şu ki, Trump bir şey yapmak istemeyen için önemli de olsa bir bahane. Yapmak isteyen için o kadar çok referans var ki bunu zamanla göreceğiz</p>
<p><strong>Trump Türkiye’’yi taklit etmek zorunda</strong></p>
<p>Açık ki kamu paraları olmadan var olamayan kömür, petrol ve doğalgaz sektörü için Trump bu kararı aldı. Şimdi Şili 1 KWh elektrik için 2,91 cent öderken Türkiye &#8216;Çayırhan B Kömür Santrali&#8217; için 6,04 cent verecek. Trump anlaşmadan çıkarak Şili gibi değil, Türkiye gibi iş yapmak durumunda. Düşünsenize ABD’de zeytinlikleri, meraları, koruma alanlarını nasıl ekonomiye katacak? Zaten Trump’ın temel argümanı ABD’nın rekabet gücünü artırmak değil miydi? Bu anlamı ile Türkiye’den öğrenecek çok şeyi var.</p>
<p><strong>ABD’siz ne olacak?</strong></p>
<p>Çok açık ki ABD olmadan bir kat motivasyon azalacak, politikacıların bahaneleri bir kat artacak. Ama zaten sanayileşme öncesi 280 parçacık olan karbondioksit yoğunluğu 1987’de güvenli sınır olan 350’yi geçti ve bugünlerde günlük olarak 410 ppm olarak da ölçülüyor. Yani geri dönüşü olmayan noktaya çok yakınız. ABD’nin olmaması otobüsün 150 ile değil, 160 kilometre hızla duvara çarpması demek. Tabi zenginler emniyet kemerini satın almış olacaklar ama kime ne?</p>
<p><strong>Kömür kader Değil</strong></p>
<p>Siyaset dört belki beş boyutlu dengeler üstüne kurulu. ABD gibi bir ülke dengeleri kötü yöne çekebilecek güce sahip. Türkiye gibi bir ülke de daha küçük bile olsa kötü politikalar ile dengeleri etkiliyor. Tam tersi de geçerli. ABD’de halkın önünde hükümet politikalarına karşı eyalet politikalarından yürüme şansına sahip. Bizim böyle bir şansımız pek yok. Her yer beton ve asfalt, her yer ithal kömür ve ithal doğalgaz santrali.</p>
<p>Trump’ın ABD’yi anlaşmadan çıkarması çok büyük bir sorun olsa da bahane değil. Bizim ne yapacağımızı bilmememiz yada yapmamız gerekeni yeterince yapmamamız daha büyük bir sorun. Mesela Mera ve Zeytinlikleri betona açacak yasa meclisten geçemese ABD’nin etkisi bir nebze azalır.  Ama Trump’ı bahane etsek, ABD’nin etkisi bir nebze artar. Mesela İskoçya gibi termik santrallerini kapatsak ABD’nin etkisi ciddi azalır.</p>
<p>*<strong>Önder Algedik</strong></p>
<p>Enerji ve İklim Uzmanı</p>
<p>@Onderalg</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/02/trumpin-paris-iklim-anlasmasindan-cikmasi-ne-anlama-geliyor/">Trump’ın Paris İklim Anlaşmasından çıkması ne anlama geliyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 13:51:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[KŞKMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Meena Keshwar Kamal]]></category>
		<category><![CDATA[rawa]]></category>
		<category><![CDATA[Reveolutionary Association of Women of Afghanistan]]></category>
		<category><![CDATA[taliban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14742</guid>

					<description><![CDATA[<p>RAWA (Reveolutionary Association of Women of Afghanistan/Afganistan Devrimci Kadın Birliği) Afgan kadınlar için sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşerek onlara iş arayan, yetim çocuklar için ilaç toplayan şehit Meena Keshwar Kamal tarafından kurulmuş bir kadın özgürlük hareketidir (1977). Newroz kutlamaları için Türkiye’ye gelen Rawa üyesi bir kız kardeşimizleKadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi (KŞKMİ) olarak buluşma ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/">Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>RAWA (Reveolutionary Association of Women of Afghanistan/Afganistan Devrimci Kadın Birliği) Afgan kadınlar için sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşerek onlara iş arayan, yetim çocuklar için ilaç toplayan şehit Meena Keshwar Kamal tarafından kurulmuş bir kadın özgürlük hareketidir (1977). Newroz kutlamaları için Türkiye’ye gelen Rawa üyesi bir kız kardeşimizleKadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi (KŞKMİ) olarak buluşma ve karşılıklı olarak birbirimizin hikayelerini dinleme fırsatımız oldu. Ana akım kadın mücadeleleri ile her birimiz tanışmışken, mücadele içinde mücadele ören Afgan kadınların hikayesi çoğumuz için meçhullüğünü koruyordu. Afgan kadınlarının yıllardır Taliban, ABD ve irili ufaklı birçok şiddet grubunun kıskacında verdiği özgürlük mücadelesinde çok önemli bir rol üstlenmiş RAWA’nın hikayesini bizlere aktaran kız kardeşimizle buluşmak bizim için ideolojik olduğu kadar duygusal bir anlam da taşıyordu. RAWA ve Afganistan’ın koşullarını dinlerken çoğu zaman Türkiye ile şaşırtıcı benzerlikler bulduk ve gelişmiş kapitalist ülkelerin dışında kalan dünyada kadınların deneyimlerinin ve mücadele koşullarının ne kadar paralel olduğunu gördük.</p>
<p>Hem Taliban yönetimi altında, hem ABD işgali altında kadın mücadelesi veren RAWA için hangi dönemin daha zorlayıcı olduğunu sorduğumuzda, Taliban döneminde video çekmenin dahi yasak olduğunu, sokaklarda ahlakçı polislerin kadınlara ve erkeklere gözdağı verdiğini, bu nedenle sokak ortasında işlenen kadın cinayetlerinin dahi kayıt altına alınamadığını, dolayısıyla çok şiddetli bir süreçten geçtiklerini ifade etti. Ancak, her şeye rağmen Afgan halkının kadınıyla erkeğiyle bu zorbalığa direnç gösterdiğini, ABD’nin Afgan gençlerini hedef alan kültür emperyalizminin ise bu direnci kırmayı hedeflediğini söyledi. Afganistan’ın politik durumuna göre RAWA’nın öncelikleri zamanla değişiyor. Örneğin, Sovyet işgali sürecinde, RAWA’nın ilk amacı Afganistan’ın ulusal bağımsızlığıyken, Sovyetler çekildikten sonra Cihadiler (grubun Afganistan’daki resmi ismi) güç kazanıyor ve Afganistan tarihinin en büyük zulümleri bu dönemde görünüyor, bu nedenle RAWA’nın mücadelesi Cihadiler’le mücadeleye evriliyor. Cihadiler’den sonra Taliban yönetime geliyor ve özellikle kadınları hedef alan yasalar yapıyor. Örneğin, kadınların halk içinde dövülmesi gündelik hayatın sıradan bir olayı haline geliyor ve bu şiddet genellikle yanlarında kamçılarla gezen Taliban üyeleri tarafından uygulanıyor.</p>
<h4>“15 yaşında bir erkek çocuk yaşlı bir kadını sokak ortasında dövebilirdi, bu çok yaygındı. Taliban tarafından evlerin camlarının siyaha boyanmasına karar verilmişti. Makyaj, topuklu ayakkabı, toplum içinde gülmek yasaktı. Bu yasakları ihlal eden kadınlar resmi hükümet görevlileri tarafından toplum içinde dövülüyordu. Taliban, Cihadiler gibi değildi, çok sistemli yapıyordu her şeyi. İşkenceyi de. Oje süren genç kadınların parmakları kesiliyordu. Halkımız idam stadyumunda işkence edilen kadın ve erkekleri izlemeye mecbur bırakılıyordu.”</h4>
<p>RAWA üyesi arkadaşımız (ismi güvenlik gerekçesiyle verilmemektedir) Afganistan’lı erkeklerin de Taliban’ın zulmü altında çok derin bir baskı, şiddet ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldığını ifade etti. Afganistan’da yoksulluk giderek artıyor ve bugün Kabil’de her gün yiyecek bir şeyi olan aileler çok zengin sayılıyor. RAWA Afganistan’ın karşı karşıya olduğu yoksulluk probleminin ABD emperyalizminden kaynaklandığını düşünüyor ve kadın özgürlük mücadelesinin Afganistan’da ulusal bağımsızlık meselesinden ayrı düşünülemeyeceğini savunuyor.</p>
<h4>“Düşman çeşitlendi: mevcut işbirlikçi hükümet, Taliban, IŞİD ve ABD. Bu açıdan daha zorlu bir mücadele yürütüyoruz şu an. Afganistan bugün Taliban döneminde olduğundan daha kötü durumda. Kadınlara yönelik taciz, tecavüz, şiddet, diri diri yakma, uzuv kesme, asit atma… ve tüm bunlara karşı hukuki olarak hiçbir şey işlemiyor. Son 9 ayda 5.000 şiddet vakası yaşandı ama bir tanesi dahi adil bir yargılama sürecine girmedi. Failler yakalandı, tutuklandı ve çabucak bırakıldı. Afganistan tarihsel olarak kanunsuz, kuralsız bir ülke.”</h4>
<p>Afganistan’da aşiret sistemi çok yaygın ve bu durum kanunsuzluğu pekiştiriyor. Örneğin, bir ailenin oğlunu öldürdüysen ödeşmek için kızını o ailenin yaşayan bir oğluna verirsin. Bu tip vakalar marjinal değil olağan olarak kabul ediliyor. Bazı bölgelerde aşiret sistemi bile işlemiyor, buralarda arkası sağlam olan yerel komutanların kişisel inisiyatifleri hayatı yönlendiriyor. Dolayısıyla, bu yerel komutanlar IŞİD yanlısı ise onların kuralları geçerli, Taliban yanlısı ise Taliban kuralları geçerli oluyor.</p>
<h4>“Taliban bölgesinde kendinden çok yaşlı biriyle evlenmeye zorlanan Rohşana’yı ölene kadar taşladılar. Bir keresinde de bir adam karısının kendisini aldattığını iddia etti ve insanlar içinde kadını öldürdü. Diğer insanlar da bunu videoya almak dışında bir şey yapmadı. Bu adam öylece yoluna devam edip gitti, tutuklanma yargılanma herhangi bir şey yok. Bu kanunsuzluk Afganistan’ın sıradanı.”</h4>
<p>Politik olarak devlet mekanizmalarının işlememesi ve ABD işgali ile, ekonomik olarak şiddetli yoksulluk ve altyapı yetersizliği ile, toplumsal olarak da kültürel asimilasyon, sistematik işkence ve baskı deneyiminden kaynaklanan çözülme ile baş etmeye çalışan bir halk Afganistan halkı. Bu koşullar altında, RAWA üyeleri her bölgenin kendine has problemleri ile mücadele etmeye yönelik çeşitli yol haritalarına sahip. Örneğin, küçük yaşta evliliğe zorlanan kızlara bu evliliklere mecbur bırakılmamaları için finansal destek ve sığınma hizmeti sağlanıyor. Şiddet vakaları medyaya yansıtılıyor ve kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. IŞİD’in hakimiyetinde olan bölgelerde kadınların belli bir saatten sonra sokağa çıkma yasağı var, bu bölgelerdeki üyeler bununla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak, RAWA Afganistan’da illegal bir örgüt olarak faaliyetlerini sürdürüyor. RAWA üyesi olduğu öğrenilen kadınlar öldürülme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor, en iyi ihtimalle hapis cezası alıyorlar ve yasaların işlemediği bir devlette hapis cezası almak belki de bir daha hiç dışarı çıkamamak demek. RAWA’lı kadınlar Afganistan’da yasal bir kavuşturma süreci olması durumunda uluslararası görünürlükleri için kendilerini ifşa edeceklerini söylüyor.</p>
<h4>“Bizim şu anki durumumuzu ancak Irak anlayabilir, Suriye sadece 20 yıl önceki yıkık dökük Afganistan’ı anlayabilir. Sistematik bir işgal ve kuralsızlığın ne olduğunu anlamanız çok zor.”</h4>
<p>RAWA kadın düşmanlarının İslam’ı araçsallaştırarak kendilerine konforlu bir alan yarattıklarını savunuyor ve bu nedenle mücadeleyi seküler bir zeminde yürütmeyi çok önemli buluyor. Afganistan’daki kadınlara sahabenin eylemleri ve sahihliği şüpheli olan hadisler öne sürülerek zulmedildiğini, din egemenlerin elinde bir araca dönüştüyse mücadelenin din temelli yürütülemeyeceğini düşünüyorlar. RAWA’nın birçok dindar kadın üyesi bulunmakta fakat sahabelerin bundan yüzyıllar önce belki kadınları korumak için ortaya koyduğu bazı uygulamaların bağlamından koparılarak kadınlara karşı bir zulüm aracına dönüştürülmesine karşı çıkıyorlar. “Bu yüzden seküler bir mücadele yürütüyoruz” diyor RAWA’lı arkadaşımız.</p>
<h4>“Bizim toplumumuz çoğunlukla Müslüman bir toplum ve Müslüman Afgan kadınlar tarihimizde çok kurban vermiştir.”</h4>
<p>RAWA&#8217;nın kurucusu ve Afgan kadınların özgürlük mücadelesinde sembolleşmiş bir isim olan Meena’nın hikayesini sorduğumuzda, Meena’nın bir istisna olduğunu çünkü Afgan kadınların hayatlarında sistematik bir değişiklik yarattığını söyledi. Bugün Afganistan’da kırklı yaşlarda olan her kadın Meena’nın onun bir yarasını sardığı, bir şekilde temas ettiği anılarını çok net bir şekilde hatırlıyor. Meena’nın sokakta, birebir kadınların hayatlarına dokunarak büyüttüğü hareket devlet için politik bir tehdit oluşturuyordu. Onun öncülüğünde kurulan okullar bombalı araçlarla patlatılıyor, sistem Meena’yı ortadan kaldırarak Afgan kadınlara reva gördüğü zulmü sürdürmeyi hedefliyordu.</p>
<h4>“Afganistan tarihi boyunca kadın düşmanı bir devletken, Meena Afganistan’ın en şiddetli dönemlerinde dahi kadınların yaralarını sarmak için kendi hayatını riske atmaktan kaçınmadı. Zor hayat koşullarına rağmen çok güçlü ve yorulmayan bir kadındı. Hiç parası yoktu ve onun eline bakan birçok insan vardı. Sabahın ilk saatlerinde çıkar akşama kadar kadınlar için iş, dikiş makinesi, yetim çocuklar için ilaç bulmaya çalışırdı. Mülteci kamplarında insanlara yardım ederdi ve her kampa gittiğinde nöbet geçirir, rahatsızlanırdı. Halkını çok seven bir kadındı. Birçok insana birebir dokunarak mücadelesini ördü ve bu yüzden öldürüldü. Hiçbir zaman ülkesini terk edip başka bir yerde daha iyi bir hayat kurmayı düşünmedi.”</h4>
<p>Kadın mücadelesi ve yoksulluk arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu düşünen RAWA üyeleri, Afganistan halkının yoksullukla mücadele için buldukları bir yöntem olan kız çocuklarının erkek çocuğu gibi yetiştirilmesi pratiğinin bunun en önemli örneklerinden biri olduğunu söylüyor. Halen devam eden ama artık çok yaygın olmayan bir adet olan &#8220;bacha posh&#8221; erkek çocuğu olmayan ailelerin kız çocuklarına erkek ismi vererek onlara bir süreliğine erkek çocuğu gibi davranmalarına verilen isim. Pantolon gibi rahat kıyafetler giyebilen, dışarı çıkıp oyun oynayabilen, bisiklet sürebilen, gülüp koşabilen, en önemlisi de çalışabilen bu çocuklar bir süreliğine de olsa erkeklerin yaşadığı özgürlüğü tatmaktan oldukça memnun olduklarını söylüyorlar. Ancak, bu pratiğin tek sebebi ailelerin erkek çocuğunun getirdiği saygınlığa talip olmaları değil. Afganistan’da yoksulluk o kadar derin ki, erkek çocukların dışarı çıkıp çalışabiliyor, eve para getirebiliyor olması aileleri böyle bir zorunluluğa itiyor. Bir ailenin hiç erkek çocuğunun olmaması hiç gelirinin olmaması demek.</p>
<h4>&#8220;Afganistan hep yoksul bir ülkeydi ama şu an en derin yoksulluğu yaşıyoruz. En basit ilaçları almak için bile Pakistan’a gidiyoruz. Amerikan işgali altında Afgan gençlerine asimilasyon politikaları uygulanıyor. Afgan halkı çok yoksul ve ABD çok zengin, bu nedenle asimilasyonla mücadele zor. Fakat bilinçli insanlar bu mücadelenin gerekliliğinin farkında çünkü ABD’nin vaat ettiği ve verdiği şey içi boş, tutarlı ve tatmin edici bir değerler sistemi bulundurmayan, kısa süreli, eğlenceye odaklı şeyler. Biz bir ulusal bilinç de yaymaya çalışıyoruz aynı zamanda. Bunun için de ABD’nin Afganistan’da neyi temsil ettiğini anlamak çok önemli.”</h4>
<p>RAWA’lı arkadaşımızdan Afganistan’da devletin finansal olarak desteklediği “tebliğci kadınlar” olduğunu öğreniyoruz. Bu kadınlar ev ev, kapı kapı gezerek insanlara kız çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini, erkenden evlendirilip namuslarının korunması gerektiğini söylüyorlar. Ayrıca, ülkede hükümet yanlısı ve uluslararası fonlarla desteklenen birçok STK da çeşitli çalışmalar yürütüyor. Ancak, hükümete ve hükümet yanlısı STK’lara aktarılan büyük fonlar Afganistan halkının hizmetine sunulmuyor. RAWA yasal olarak tanınan bir örgütlenme olmadığı için fon alma imkanı yok, zaten uluslararası fonlara ilkesel olarak mesafeli durduklarını söylüyorlar. Uluslararası kuruluşların Afganistan’da sadece yozlaşmayı ve çürümeyi beslediğini düşünüyorlar. Afganistan’da sadece ABD güdümlü STK’lara destek veriliyor ve BM destekli projeler uzun süreli ve halkın gerçekliğine dokunan işler değil. Para bittiğinde proje de bitiyor. Yapısal değişikliklere odaklanmıyorlar ve kökleri olmayan projeler yapıyorlar. Para bittiğinde de devam edecek olan alt yapı hizmetleri ya da kadın istihdamı Afganistan’da asla fonlanmıyor.</p>
<h4>“60 milyar dolar yardım parası verildi Afganistan’a bugüne kadar fakat bu para ne altyapı hizmetlerine, ne sanayiye, ne istihdam açıcı alanlara dönüşmedi. Bu para nereye gitti? Ankara’nın ortasında yıkık dökük yollar, köprüler düşünün. Durumumuz tam da bu. RAWA ile ilişkili herhangi bir şey fon, destek, rant alamaz. Politikacılar ve STK’cılar özellikle korkarlar bizden.  Kötü bir ünümüz var ve bu ün bizim için gurur kaynağı. ABD giderse para da gider diyor diğer STK’lar. Gitsin diyoruz. Biz bu parayı istemiyoruz, biz özgürlük istiyoruz. Bu yüzden, ABD’nin en büyük korkusu RAWA olduğu gibi, ondan rant sağlayan STK’ların da en büyük korkusu biziz. Çünkü onlar paranın gitmesini istemiyorlar.”</h4>
<p>Afganistan’da öyle güçlü bir sömürü düzeni kurulmuş ki, ülkeye giren her bir Dolar dış yardımın 80 Cent’i tekrar dışarıya gidiyor. Böylece Afganistan’ın yararına olabilecek herhangi bir uluslararası fonun olması zaten mümkün görünmüyor. Daha önce de belirtildiği gibi, yoksulluk ve kadın mücadelesi arasında oldukça girift bir ilişki var ve Afganistan bu ilişkinin oldukça dramatik bir örneği. Afganistan doğum sırasında anne ölümlerinde dünyada üçüncü sırada çünkü ülkede tam teşekküllü bir şekilde işleyen tek bir klinik, hastane yok. “Afganistan hakkında düşündüğünüzde Türkiye, Pakistan ya da İran’ı düşünmeyin. Afrika’yı düşünün.” diyor RAWA’lı kadınlar. ABD’nin şu anda uluslararası kamuoyunda yarattığı “yeni Afganistan” imajının aksine, Afganistan’da işler daha da kötüye gidiyor.</p>
<h4>“ABD, Afganistan’da durumların iyi olduğunu söylemek zorunda. Mesela parlamentoda en yüksek kadın oranlarından birine sahibiz Afganistan’da ve bu tamamen ABD’nin dışarıya karşı yaratmak istediği imaj için üretilmiş yapay bir oran. Bu kadınların neredeyse tamamı Cihadiler grubundan ve kadın düşmanı politikaları meclisteki erkeklerden daha fazla savunuyorlar. Meclisteki kadınlar arasında uyuşturucu, mafya, silah ile ilişkili olanlar var.”</h4>
<p>RAWA demokrasiye inanan kadınlardan oluşuyor fakat şu anki Afganistan parlamentosuna dair bir inançları yok. Sistemin içinde bir şey yapılabileceğini düşünmüyorlar. İsimlerinin içinde “devrimcilik” geçiyor çünkü Afgan kadınlarının mevcut durumunun bir devrim gerektirdiğini düşünüyorlar.</p>
<h4>“Afganistan’daki güç ilişkilerini, oyunun kurallarını temelden değiştirmeyi amaçlıyoruz. 2015 yılında bir başkanlık seçimi oldu ve bu sırada tüm dünyanın şahit olduğu hileler yapıldı. Sonuçlar tam bir yıl sonra açıklanabildi. Kendilerinden birisi başkan olana kadar seçimi tekrarlattırıyorlar. ABD kimin başkan, kimin CEO olacağına karar veriyor. Şu anki Afganistan hükümeti John Kerry hükümetidir. Bu durumda RAWA’nın seçime girmesi ve bir başarı göstermesi beklenebilir mi?”</h4>
<p>RAWA’nın erkek destekçileri de var ve sayıları azımsanmayacak kadar fazla. Erkeklerin desteğini önemsiyorlar çünkü bir bütün olarak Afganistan halkının gücüne ve politik ahlakına inanıyorlar.</p>
<h4>“Afganistan halkı oldukça ilerici ve ülkesini seven insanlar. Mesela bu insanlar Rawa’nın köylerde okul kurmasına izin veriyorlar, hatta bize yol açıyorlar. Eşinin silahlı çatışmaya girerek düşmanı köyden kovalamasıyla gurur duyan erkekler var Afganistan’da. Toplumun geneli umut verici. Taliban ve IŞİD bizim projelerimize saldırmaya çalıştığında halk yanımızda oldu. Mesela bir kuyu projesi başlattığımızda o köye gidecek hiçbir yol yoktu. Bir hafta boyunca bütün köylüler bize yol açmak için birlikte çalıştılar ve bu köyde Cihadiler grubundan da bir erkek de vardı. Bu kişi Meena’nın suikastinde rol oynamış biri olmasına rağmen, köylülerin bize yardım etmesine engel olamadı. Çünkü bu Cihadiler Afganistan’ın gerçek halkı değiller, bunlara ABD desteği var ama halk desteği yok.”</h4>
<p>Türkiye gibi NATO üyesi olan, hem askeri hem ekonomik kaynakları güçlü olan bir ülkede Kürtlerin hak ve eşitlik mücadelesinin kendilerine ilham verdiğini söylüyorlar ve Türkiye’deki Kürt kadınlarla uzun soluklu bir dayanışma içindeler. RAWA’nın da tüm asimetrik güç ilişkilerine rağmen Kürt kadınlar gibi mücadeleden vazgeçmediğini ve umutsuzluğa kapılmadığını vurguluyorlar.</p>
<h4>“Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı süreçle benzer bir durumdan bahsediyorum. Mesela, Meclis başkanının aldığı rüşvetleri ve savaş suçlarını ortaya çıkaran bir kadın milletvekili RAWA üyesi olmakla suçlanıyor ve parlamentodan kovuluyor. RAWA üyesi olmadığı bilinmesine rağmen hükümeti eleştiren her kadının RAWA üyesi olarak etiketlenmesi ve karar mekanizmasından dışlanması söz konusu. Söz konusu kadın vekil hükümeti eleştirdikçe mecliste “RAWA’ya ölüm” sloganları atılmaya başlanıyor.”</h4>
<p>RAWA’nın hikayesi başlı başına oldukça etkileyici ama bu mücadele Afganistan bağlamını dikkate alarak okuduğumuzda çok daha derin anlamlar taşıyor. Türkiye’de giderek otoriterleşen siyasi ortamdan ve artan toplumsal kamplaşmadan dolayı motivasyonu kırılmış olan kadınlar olarak, RAWA’nın hikayesi ne kadar çok işin bizi beklediğini ve umutsuzluğa kapılma lüksümüzün olmadığını anlamamıza yardım etti. Türkiye’den Afganistan’daki kız kardeşlerimize uzanan bir dayanışmanın örülmesi için Türkiye’de görece daha büyük bir mücadele alanı olan kadınlar olarak büyük bir sorumluluk hissetmemiz gerekiyor. Afganistan’daki kız kardeşlerimize, RAWA’nın mücadelesine destek olmak için ne yapabileceğimizi sorduğumuzda, “Türkiye’deki kız kardeşlerimizin bizim için yapabileceği en önemli şey RAWA’nın mesajını yaymak olur” cevabını aldık. Ayrıca, RAWA’nın uluslararası üyeleri olsa da, mesajlarını yaymak için kitap ve metinlerinin Farsçadan diğer dillere çevrilebilmesi için gönüllülere ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Buluşmayı ve sohbeti sonlandırırken Rawa’dan bize kalan son söz ise şöyleydi:</p>
<p>“Kadın mücadelesini ileriye götürmeyi amaçlayan bir Müslüman kadın organizasyonu ile tanışmaktan mutluluk duydum çünkü böyle bir şeyin olabileceğini düşünemiyordum bile. Afganistan’da tebliğci kadınlar dışında herhangi bir Müslüman kadın örgütlenmesine şahit olmadık. Burada kurulan bağ benim için oldukça ilginç oldu ve çok mutluluk duydum. RAWA içinde inanan/dindar kadınlar da var fakat biz çalışmalarımızda İslam veya herhangi bir din hakkında çok konuşmayız. Bizim için din ve güç arasındaki ilişkinin niteliği önemli ve dini mücadele bağlamının dışında tutarak onun güce ve güçlüye hizmet etmesini engellemek istiyoruz. Bu tutumumuz içimizdeki dindar kadınların da tatmin olduğu bir şey. Bir de görüşme sırasında sürekli saate bakarak gerildim çünkü Afganistan’da bu saatte dışarıda olabileceğimi asla düşünemem. Bu kadınlar neden eve gitmiyor, acaba bir sorun olur mu diyerek kaygılandım sizin adınıza. Kısacası bizim gerçekliğimiz çok ağır, konuşmaktan ve bunu anlatmaktan yorulacağımızı düşünmeyin asla.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/16/afganistanda-mucadeleyi-birakmayan-kadinlar-rawa-ile-gorusmemizden-notlar/">Afganistan’da mücadeleyi bırakmayan kadınlar: RAWA ile görüşmemizden notlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
