<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tülin Çalışkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/tulin-caliskan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/tulin-caliskan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jan 2020 10:33:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Tülin Çalışkan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/tulin-caliskan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İzmir’deki Alevi STK’larıyla Söyleşi…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/26/izmirdeki-alevi-stklariyla-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülin Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Apr 2019 12:23:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Zübeyde Hanım Anadolu Bektaşi Kültürünü Yaşatma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi kurultayı]]></category>
		<category><![CDATA[alevi stk]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Han]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Cem Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Alevi Kurultayı]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Taşkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Zihni Çabuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37985</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz aylarda düzenlenen Alevi Kurultayı’na katılan STK’larla, İzmir’deki Alevilerin gündemini konuştuk.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/26/izmirdeki-alevi-stklariyla-soylesi/">İzmir’deki Alevi STK’larıyla Söyleşi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hacı Bektaş Veli Çiğli Şube Başkanı Hüseyin Han, Kurucu Üye Musa Kasım Düzgün, Şube Sekreteri Fırat Küçük, Karşıyaka Şube Başkanı Zihni Çabuk ve Zübeyde Hanım Anadolu Bektaşi Kültürünü Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Taşkaya ile İsmail Cem Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek; İzmir Alevi Kurultayı’nı ve Alevilerin gündemlerini konuştuk.</p>
<p><b>İzmir Alevi Kurultayı’nda gündeme getirilen konular, sorunlar nelerdi?</b></p>
<p><b>Hüseyin Han: </b><span style="font-weight: 400;">İzmir’deki meselelerini anlatmak için Anadolu’daki, Türkiye’deki Alevilerin meselelerine bakmak lazım. Her siyasi parti, her grup, hatta devlet, hükümet, sendikalar, sivil toplum örgütleri kendilerine göre bir Alevilik yaratmaya çalışıyor. Bazı dedeler, bunun sonucunda da farkında olmadan  çok ağır bir asimilasyon politikalarının içinde buluyoruz kendimizi. İzmir’in de daha sosyal demokrat bir kent daha doğrusu yönetimi sosyal demokrat olduğu için burada daha fazla bir asimilasyon politikası ile karşı karşıyayız.</span></p>
<p><b>Kurultayda gündeme getirilen konulardan  biri belediyelerin yaptırdıkları cemevlerini Aleviler’e teslim etmemesi oldu. Nasıl bir prosedür yürütülüyor? Sizin beklentiniz nedir?</b></p>
<p><b>Hüseyin Han:</b><span style="font-weight: 400;">  Defalarca görüştük bu meseleyi belediyelerle.  Tümüyle bize teslim etmeyebilirsiniz ancak bir cemevini belediyeye ait bir kültür merkezi gibi çalıştıramazsınız. Cemevi gibi çalıştırmalıyız ya da siz çalıştırın farketmez ama cemevi gibi. Neden cemevi gibi olmalı? Mesela Hakka yürüme erkanları bu durumda Alevilerin geleneklerine göre yapılır. Ama belediye istediği dedeyi, istediği hocayı getirebiliyor. Ya da aynı şekilde cem yapıldığı zaman Alevilik yol erkanını yürütmeyen insanlar gelip yürütüyor. İzmirli alevi canlarımız farkında olmadan büyük bir kayba uğruyoruz. İnsanımız şöyle düşünüyor. Belediye bize cemevleri yaptı, güvenlik görevlisi var, tüm masrafları ödeniyor. Bu nedenle teşekkür ediyoruz. Ancak farkında olmadan gizli bir asimilasyon çalışması yürütülmekte. Biz daha çok bunun mücadelesini vermek zorunda kaldık. En son şunu söyledik belediyeye. Siz bizim cemevlerimizi işgal ettiniz, cemevlerini kültür merkezi olarak kullanıyorsunuz. Eğer işgal değilse o zaman  cemevi olarak kullanın ya da cemevlerini bize teslim edin. İzmirde böyle bir sıkıntımız var</span></p>
<p><b>Gerekçesi nedir İzmir belediyelerinin?</b></p>
<p><b>Hüseyin Han:</b><span style="font-weight: 400;"> Gerekçe olarak sizin kendi içinizde birlik beraberliğiniz yok. Hanginize verelim diyorlar. Biz de Alevi yol erkanını bilmeyen ya da yanlış yapan Alevi kurumlarını Alevi saymıyoruz. Belediye bir dönem bir bizim vakfa, birini cem vakfına, bir diğerini ehli beyt vakfına verdiler. Yani herkesi susturmak için bir yol çizdi. Biz dedik ki hayır bu şekilde sus payı olarak dağıtmayın. Yapmak zorunda da vermek zorunda da değilsiniz diyerek iptal ettirdik bu çalışmayı. Bu kültür merkezlerini yine kültür merkezi olarak kullanın. Biz  yine toplantı yapmak için geliriz sizden izin alırız. Ama morgu kaldırın, cem salonunu kaldırın. Kültür merkezi olarak kullanın. </span></p>
<p><b>Kurultayda dile getirilen net talepler nelerdir?</b></p>
<p><b>Zihni Çabuk:</b><span style="font-weight: 400;"> Yasak olduğu zamanlarda da yol erkan hizmeti yapılıyordu.. Yine yapılıyor. Bunu Pir Sultanlar, Nesimiler, Alaca Mansurlar, Dedelerimiz en zor şartlarda yürüttüler. İnsanlarımız Maraş’ta, Sivas’ta boş yere yakılmadı. Bu tarihsel bir süreçtir. Bizce devletler, hükümetler inanca karışmamalı. Bu Alevi inancı için değil sadece: Sünni inanç olur Hristiyan inanç olur hangi inanç olursa olsun devlet karışmamalı. Bu</span> <span style="font-weight: 400;">bizim en büyük talebimiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması işin özü.</span><i><span style="font-weight: 400;">  </span></i><span style="font-weight: 400;">Alevilerin cemevlerinin ibadethane olarak kabulünden başlar, sonra demokratik taleplerimiz kendiliğinden yerini bulur zaten. Ek olarak benim net talepler için söylemek istediklerim şunlar. Birincisi Milli eğitim müfredatından din dersi ve ahlak dersi kapsamında Sünni İslamın dayatılmasının kaldırılması.</span></p>
<p><b>Kaldırılması mı zorunlu olmaktan  çıkarılması mı?</b></p>
<p><b>Zihni Çabuk:</b><span style="font-weight: 400;"> Seçmeli ders olması öğrenciler arasında sizlik bizlik yaratıyor. O nedenle çocuklara ibadet ailesi tarafından verilmeli okulda bilim öğretilmeli. Bilimle din yarıştırılmamalı. Zaten biz yaşantımıza din demiyoruz.</span> <span style="font-weight: 400;">Yaşam felsefemiz bu bizim.</span> <span style="font-weight: 400;">İkincisi cemevlerinin kutsiyeti yoktur. Değeri vardır  bize ışık oluşu yol oluşu var. Çünkü cemevlerini de camiyi de yapanlar biz insanlar. İnsanlar onun içindeki uhreviyi, ruhu, inanç boyutunu, yaşam felsefesini dolduruyor. İnsanları bir araya getirip kaynaştırıp yönlendiriyor. Ama bugün devlet yöneticileri ağzını açtıklarında Allahın evi diye tanımlıyorlar. Halbuki biz Allahın evini insanın kendi kabesinde, gönlünde , vicdanında görüyoruz. Çok büyük farklılığımız var. Sünni canlarımıza saygı duyuyoruz. Her türlü ritüelleri hak kabul eylesin ama Alevi, Bektaşi, Kızılbaşların da yaşam felsefesine inanç boyutuna, ibadetine saygı duyulmasını istiyoruz. Onun için de devletten böyle bir şey beklemiyoruz. Yani cemevlerinin dedelerinin görevlilerinin atanmasının devlet tarafından olmaması gerektiği gibi camilerin de hiçbir şeyine devlet karışmamalı, özerk olmalı.  Diyanet’e zamanında cumhuriyetin kuruluşunda ihtiyaç duyulmuş. Toplumun kaynaşması ve toplumu farklı cemaatlere gruplara bölmemesi için düşünülmüş. Ama bugün tam tersi Diyanet kendinden olmayan herkesi öteliyor. Devletin bütün imkanları diyanete akıyor. Biz cemevlerindeki hiçbir şeyin devlet, hükümet, belediye nezdinde olmasını, müdahale etmesini, yönlendirilmesini istemiyoruz. Biz kendi kendimizi yönetiriz. Cemevine giren herkes candır bizim için. Hakka yürüme erkanlarımıza gelince, belediyelerin denetiminde olduğundan ritüellerimizi Alevi, Bektaşi, Kızılbaş yöntemlerine göre gerçekleştiremiyoruz. Yani bir camide ana-bacıların cenazenin yanında durdurulmadığını, avluya sokulmadığını herkes bilir. Ama bizim Hakka yürüme erkanlarımızda ana-bacılarımız analarımız dedelerimiz yanyana durur, çünkü biz Hakka yürüyen canı bir ananın meydana getirdiğini biliyoruz. Onun da orada olma  hakkının olduğunu, onun da helalliğini almasını, birlikte uğurlayıp, kabrinde birlikte sırlamayı istiyoruz. Bugün devlet kendi Alevi kurumlarını yaratıyor. Aleviler kendi örgütlenmesini kurmalı, yönetmeli…</span></p>
<p><b>Kadınlara söz gelmişken Bağcılar Cemevi’nde Sevim Sağol posta oturdu. Bir kadın dedenin varlığı gelenekten midir? Bu konuda fikir ayrılıkları yaşanıyor mu?</b></p>
<p><b>Hüseyin Han</b><span style="font-weight: 400;">: dede değil, pir.</span></p>
<p><b>Neden dede değil pir?</b></p>
<p><strong>Hüseyin Han<i>: </i></strong><span style="font-weight: 400;">Kadın erkek farketmez. Ana veya dede farketmez. İkisi de pirlikte buluşur. Yol erkan anlamında İnsanı kamil olmuş bir kadına dede derseniz erkek sıfatıyla isimlendirirseniz olmaz. Burada Alevilik inanışına yakışmayan bir şey vardır. Dolayısıyla pirde buluşmak doğrudur. İnsanı kamil olmuş, dört kapı kırk makamdan geçmiş, yola ikrar vermiş, eğitimi almış kişiler cem yürütebilir. </span></p>
<p><b>Yani gelenekte posta oturmuş bir pirin varlığı söz konusu mudur?</b></p>
<p><b>Musa Kasım Düzgün:</b><span style="font-weight: 400;"> Tek başına posta oturmamış dede eşliğinde, pir eşi, dede eşi ya da mürşit eşi olarak posta oturmuş kişiler var. Nefes vermiş, kendi bildiklerini ana bacılara aktarmaya çalışmış kişiler var. Analarımız erkeğin güçlü olduğu kadının varlığı hissedilmediği dönemlerde cariye adıyla Sünniler hizmetçi ve her şekilde kullanabileceği kadın olarak düşünürlerdi. Bizim Alevi düşünürleri cariyeyi kendi ailesinden biri olarak düşünürlerdi. İmam Caferi Sadık tarafından bilim adamlarını alt eden bir bilgidir. Biz bütün canlıya aynı nazarda baktığımız için kadın erkek ayrımı yoktur. Yolu iyi süren dedelerimiz eşlerini posta oturtur onun fikirlerine saygı duyar bilgisine başvurmak için yanında oturturlardı. Ama tek başına oturan yok tarihte.</span></p>
<p><b>Hüseyin Han:</b><span style="font-weight: 400;"> Ceme girdiğimizde kadın, erkek, çocuk yoktur. Herkes candır bizim için. Can olduğu için o posta kapıları açan oturur. Dört dinin dördünde de Allah vardır. Dört dinin dördünde de kitap ve peygamber vardır. Dört peygamber de erkektir. Cennet cehennemle ödüllendirme – cezalandırma vardır. Bunları Alevi felsefesi ile karşılaştıramayız. Aleviliğin yazılı tarihi  12 bin yıla kadar gidiyor. Aleviler sadece Müslümanlar tarafından değil Hristiyanlar tarafından da asimile edilmiştir. Aleviler doğanın içinde var olmuştur. Doğada yaşayan tüm canlılarla birlikte doğanın kurallarıyla yaşıyoruz. Aleviler doğadan kopmamak için türbelerini inanç yerlerini hep doğanın en yüksek yerine koymuşlar. </span></p>
<p><b>Alevi inancı ve kültürünün devamlılığı için olmazsa olmazlar nelerdir?  İzmir’de bu konuda bir çalışmanız var mıdır?</b></p>
<p><b>Hüseyin Han: </b><span style="font-weight: 400;">Bütün dünyayı insanlığı canlıları kurtaran kültür Alevi kültürüdür. Barıştan yana, sevgiden yana, bilimden yana yine en önemlisi doğanın yaşam döngüsünü sürdürmek için yola ikrar veriyoruz, söz veriyoruz. Biz yola ikrar verirken birbirimize yanlış yapmayacağız demiyoruz. Yaşamın döngüsüne, doğadaki bütün canlılara, çevreye, bilime saygı göstereceğiz diyoruz. Barışa, bilime, insanlığa, doğaya saygılı bireyler yetiştirmekle devamlılığını sağlarız. Ama bu eğitimi sadece Alevi çocuklara değil bütün insanlığa vermek zorundayız zaten. </span></p>
<p><b>Vakfın diğer sivil toplum örgütleri ile ilişkileri nasıl?</b></p>
<p><b>Zihni Çabuk:</b><span style="font-weight: 400;"> İnşallah çok yakında Karşıyaka belediyesi ile protokolünü yaptığımız cemevimiz hayata geçecek. İlk defa İzmir’de bir cemevi yönetimiyle kullanımıyla Hacı Bektaş Veli kültür derneğine ait olacak.  Amacımız İzmir’de yaşayan ve İzmir’e dışarıdan gelen herkese dokunacak işler yapabilmek. kreşi ile, misafirhanesi ile, dersanesi ile, ritüelleri yerine getirebilmek, yaşlıları tespit edebileceğimiz onların ihtiyaçlarını karşılayabileceğimiz, dışarıdan gelen üniversite öğrencilerine destek olabileceğimiz bir yerimiz olacak. Her sokakta bir cemevi istemiyoruz. İçini doldurabileceğimiz binalarımız olsun. Bizim olan binanın insana hizmet etmesi felsefemiz açısından çok önemli.</span></p>
<p><b>Hüseyin Han:</b><span style="font-weight: 400;"> Hükümetlerden veya yerel yönetimlerden çok fazla bir şey istemiyoruz. Çünkü tüm hükümetler, belediyeler kendi Alevisini yaratmak istiyor. Onlardan isteğimiz bunca bilimsel teknolojik ortamda Aleviliği araştırsınlar. Bilimsel olmayan hiçbir şey Alevilik değildir. Bazı gençler diyor ki ben ateisttim ama bilmiyorlar ne demek. Alevilikte ‘hak insanda insan hakta’ diyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir temsilciler meclisimiz daha organize çalışıyor. Temsilciler meclisi aracılığı ile tüm İzmir’de haberli hareket ediyoruz. Temsilciler meclisi sayfamızdan haberleşiyoruz. Diğer sivil toplum kuruluşlarında da temsilcilerimiz var. Onlar aracılığı ile haberdar olup ortak çalışmalar yürütüyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/26/izmirdeki-alevi-stklariyla-soylesi/">İzmir’deki Alevi STK’larıyla Söyleşi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülin Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 08:35:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Deman Güler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36268</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İzmir İnsan Haklarının Başkenti Olsun” vizyonunu konuştuğumuz İzmir Barosu İnsan Haklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Deman Güler, projeyi ‘sadece İzmir’e değil tüm Türkiye’ye yeni bir yaklaşım getirmek, yeni bir umut yaratmak’ olarak anlatıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/">İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Barosu, geçtiğimiz aylarda, çeşitli meslek ve sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla İzmir’in potansiyelini kullanarak yerelden insan haklarını inşa etmek, pilot projelerle halkın hak ve özgürlük alanını genişletmek amacıyla yürüteceği “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” kampanyasını duyurduğu bir basın toplantısı düzenlemişti. İzmir Barosu İnsan Haklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Deman Güler’le projenin detayını ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong> </strong><strong>Önce bu kampanyanın çıkış noktasını hatırlatmakla başlasak…</strong></p>
<p>‘İzmir İnsan Haklarının Başkenti” bir vizyon çalışması ve şu tespitten çıktı: Türkiye’de insan hakları git gide kötüye doğru gidiyor. Uluslararası kurumların özgürlük listelerinde artık Türkiye çeşitli Afrika ülkelerinin bile gerisine düşmüş durumda. Böyle olumsuzluklar var ama bir yandan da Türkiye’nin gençlerinin ve sivil toplumunun çok ciddi beklentileri var, umutları var. Yani bu kadar kötücül olmamak gerektiğini düşünüyoruz bir taraftan da. Bunun için sadece durum tespiti ve hukuki alanda sınırlanmış birtakım planlamalar yapmaktan başka şeyler üretelim dedik. O da işte bu insan haklarının başkenti projesi oldu. Bu temel itibariyle tüm topluma, yani sadece İzmir’e de değil, aslında tüm Türkiye’ye yeni bir yaklaşım getirmek, yeni bir umut yaratmak istedik.</p>
<p>Bu proje biraz da şuradan kaynaklandı: Merkezi hükümetin üstlenmediği ya da üstlenmiş olsa bile sürdürmediği birtakım uluslararası insan hakları ilişkileri var. Bunlar genelde Avrupa Birliği altında bilinir ama aslında bununla sınırlı değildir. Avrupa Konseyi ile olan ilişkilerimiz var, Birleşmiş Milletler üzerinden sürdürdüğümüz ilişkilerimiz var. Yani bizim çağdaş dünyayla devam eden resmi bir ağımız var. Bunlar git gide geriliyor. Biz de bunun böyle olmaması gerektiğini, Türkiye’nin aydın bir yüzünün olduğunu, Türkiye’de özgürlük isteyen gençler olduğunu, Türkiye’nin canlı bir sivil toplumunun olduğunu bilerek ve onlara da biraz ön açıcı, umut verici bir söylemle layık olmaya çalışarak bu çalışmayı başlatmaya karar verdik. “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” dediğimiz şey  temelde böyle özetlenebilir.</p>
<p><strong>Yani aslında Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya başkaları istiyor diye değil de  tüm yurttaşların farkındalığa sahip olması gerektiğinin altını çizmek diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı şeyler yukarıdan aşağı doğru kurgulanıyor. Ama bu yanlış. İnsan hakları ve temel haklar meselesi, vatandaşın doğrudan bilincinin arttırılmasıyla ve ertesinde onların talepleriyle şekillenen bir şey. Yani hiçbir toplum yoktur ki üstüne sonradan biçilmiş bir özgürlük gömleğiyle özgür olsun. Bu gerçekleşmeyecek bir hayal. Bizde genelde böyle algılanmış ama görüyorsunuz fiiliyatta mücadele verilmeden kazanılan haklar bir sonuca ulaşmıyor. Mesela Türkiye’nin kadın haklarıyla ilgili kazanımlarının önemli bir bölümü Cumhuriyet kurulduktan sonra elde edildi. Ama bu kazanımların ülkemizde kadınların sorunlarını ortadan kaldırdığını söyleyemiyoruz.</p>
<p><strong> <img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-36285 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-640x644.jpeg" alt="" width="405" height="407" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-640x644.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-160x160.jpeg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1-1024x1030.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/WhatsApp-Image-2019-03-13-at-12.23.19-1.jpeg 1027w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" /></strong><strong>İzmir’de Yeni Bir Kalkınma Modeli Önerisi…</strong></p>
<p>Yani şöyle, şunu söylemeye çalışıyorum. Kadın hakları mücadelesi veren kadınlar olmasa  mesela kadın cinayetleri bu kadar gündeme gelmeyecekti. Ya da çocuk gelinler meselesi bu kadar tartışılmayacaktı. Bir ülkenin insan hakları karnesi sadece sadece bir hukuk sistemi oluşturmakla düzelmiyor. O yüzden herkesin bulunduğu noktadan bir şeyler üretmesi gerekiyor. Biz İzmir Barosu olarak aslında üstümüze düşen bir sorumluluk olduğunu hissettik. Yani bu insan haklarının başkenti vizyonu aslında sadece İzmir Barosu&#8217;nun altından kalkacağı bir şey değil. Biz  tüm yerel yönetimler başta olmak üzere sivil toplum ile iş birliği içinde İzmir’de yeni bir kalkınma modeli öneriyoruz.</p>
<blockquote><p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözünüzü açtığınız zaman başınız üstünde duran çatı sizin barınma hakkınız, konut hakkınız. Kahvaltı yaparken içtiğiniz su, su hakkınız; yediğiniz ekmek yemek hakkınız. Üstünüzü giydiniz, çıktınız sokağa, otobüse mi bineceksiniz, kendi özel aracınızla mı yolculuk edeceksiniz, işte seyahat hürriyeti. Ve buraya geliyorsunuz, sizinle sohbet ediyoruz, bir taraftan fikir ve ifade hürriyeti, basın özgürlüğü; bir taraftan belki barış içinde bir araya gelme yani toplanma hakkı. Dolayısıyla günlük hayatımızda farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz pek çok davranış biz farkında olmasak da insan haklarının ta kendisi&#8230;</p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, ‘’</strong><strong>İnsan haklarını korumak ortak amaç &#8216;farklı siyasal görüşlere sahip insanların ortak amacı olunca&#8217; yaşanmakta olan bazı önemli sorunlar çözülebilir.’’ diyor.</strong><strong> İzmir Barosu olarak farklı görüşlere sahip geniş kitleleri bu mesele etrafında bir araya getirebileceğinizi düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Tabi ki bu böyledir. Kuçuradi Hoca&#8217;nın dediği şey çok yerinde. İnsan hakları meselesi yalnızca bir azınlık grubunun, tek bir siyasi düşünceyi benimseyen bir grubun ya da yalnızca bir cinsel yönelime sahip olan insanların -çoğaltabiliriz örneklerini- meselesi değil. İnsan hakları, sabah evde bir çatının altında uyandığımız andan akşam gözümüzü kapatana dek devam eden, herkesin hayatını doğrudan ilgilendiren bir mesele. Bunu bazen unutuyoruz. Ben bu örneği vermeyi seviyorum,  mesleğe yeni adımını atmaya başlayan stajyer avukat meslektaşlarımıza veediğimiz insan hakları eğitiminde de dile getiriyorum. Ben orada mesela şunu söylüyorum: “Belki siz insan haklarının hayatınızda, mesleğinizde bir önemi haiz olmayacağını düşünüyorsunuz. Ama öyle değil. Niye? Çünkü, gözünüzü açtığınız zaman başınız üstünde duran çatı sizin barınma hakkınız, konut hakkınız. Kahvaltı yaparken içtiğiniz su, su hakkınız; yediğiniz ekmek yemek hakkınız. Üstünüzü giydiniz, çıktınız sokağa, otobüse mi bineceksiniz, kendi özel aracınızla mı yolculuk edeceksiniz, işte seyahat hürriyeti.&#8221; Ve buraya geliyorsunuz, sizinle sohbet ediyoruz, bir taraftan fikir ve ifade hürriyeti, basın özgürlüğü; bir taraftan belki barış içinde bir araya gelme yani toplanma hakkı. Dolayısıyla günlük hayatımızda farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz pek çok davranış biz farkında olmasak da insan haklarının ta kendisi&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Pek çoğu farkında olmadan kullandığımız haklar, sadece kaybettiğimizde idrak edebileceğimiz belki de…</strong></p>
<p>Evet… Mesela biz burada bir sohbet yapıyoruz. Bu kapı açılıp, bizim sohbetimiz kesilip, niye siz bu konuları konuşuyorsunuz denmiyorsa işte bu hem anayasamızca hem de uluslararası sözleşmelece korunan haklarımız sayesinde oluyor. Yani bu hak ve özgürlükler toplumların, insanlık tarihinin süzgecinden geçirip önümüze getirdiği meseleler. Dolayısıyla belki farkında değiliz ama artık bunlar hayatımızın bir parçası. İzmir Barosu, &#8220;insan haklarının başkenti&#8221; vizyonunu hem tüm sivil toplum örgütleriyle hem de hangi siyasi görüşten olduğuna bakmaksızın bütün yerel yöneticilerle ve yerel seçim önümüzde olduğu için yerel yönetim adaylarıyla paylaşacak. Ve biz yerel yönetime talip olan kişilerden bazı taleplerde bulunacağız lütfen &#8220;İzmir İnsan Haklarının Başkenti&#8221; vizyonunun paydaşı olun diye. Dolayısıyla bütün toplum kesimlerinin bu işin altına imza atmasını istiyoruz. Çünkü şunu biliyoruz ki, bu sadece bir STK ile ya da bir kamu tüzel kişiliği ile olacak bir proje değil. Herkes bu vizyonun paydaşı olduğu zaman iş genişleyecek ve belki de ilginç ve dünyada benzeri olmayan bir şekilde insan haklarını markalaştıran, insan haklarıyla anılan bir şehir yaratıp hem ülkeyi hem bir bölgeyi değiştirmeye vesile olacak. O yüzden aslında çok iddialı bir projeyi İzmir&#8217;e öneriyoruz.</p>
<p><strong>Yerel Yönetimlerin İnisiyatif Almasını Sağlamak…</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Hedefi nedir bu kampanyanın? İnsanları haberdar edip bilinçlendirmek mi, çözüm üretmek mi yoksa siyasette gündem yaratmak mı?</strong></p>
<p>Öncelikle tespitlerinizden başlamak lazım. Tutuklu gazeteciler meselesi Türkiye’deki problemin sadece bir örneği. Kötü örnekler ülkemizde ne yazık ki sonsuza dek çoğaltılabilir. Özellikle uluslararası toplantılara katıldığımızda, yurtdışına gittiğimizde, Avrupa Konseyi ile temaslar yaptığımızda ya da yurt dışındaki hukuk örgütleriyle beraber paylaşımlarda bulunduğumuzda hep şunu söylüyorlar: &#8220;Türkiye  insan hakları ile uğraşan akademisyenler için bir cennet!&#8221;. Yani bu kötü durum, trajikomik bir hal de alıyor bir yerden sonra.</p>
<p><strong>Aslında cerrahinin de en çok geliştiği dönemler savaş dönemleri. </strong></p>
<p>Tam da öyle bir şey. Hiç yaşanmamış örnekler yaşanıyor Türkiye’de ne yazık ki. Hukuk alanında yeni kararlar çıkmasına vesile oluyor bu durum. Ya da hiç düşünülmemiş uygulamalar ortaya konuluyor. Şimdi pek çok farklı alandan Türkiye’de olan bitenlerin ne hale geldiğine dair  geri dönüşler alıyoruz. Çeşitlendirmek çok mümkün. Mülteci meselesi ile ilgili baktığımızda Türkiye’nin yasal mevzuatı dünyada eşi benzeri olmayan karma bir mevzuat.  Ama bir yandan da Türkiye dünyadaki en çok mülteci kabul eden ülke. Dolayısıyla ülkemiz hem uluslararası standartların dışında kalmaya çalışıyor hem de aynı zamanda insan haklarıyla ilgili büyük problemlerle başa çıkmaya çalışıyor. Yani gazetecilerin hapiste olma meselesi sadece gazetecilerin birey olarak bir meselesi değil. Hukukçular, avukatlar için de böyle. Gazeteciler toplumun ifade özgürlüğünü yansıtabildikleri, bilgi alma hakkının bir aracı haline gelmiş bir mesleğin erbapları. Avukatlar için de durum buna benzer. Yani bir yurttaş, hakkını savunmak istediğinde hukuki yardımı avukatından alacaktır. Peki avukatlar bu yardımdan dolayı hapise atılmaya başlandığında ne olacak?</p>
<p>Bizim yapmaya çalıştığımız şey ne? İyi örnekler oluşturarak yeni bir model önermek. Bilgilendirmeyle mi ilgili derseniz: evet halkı, yurttaşı insan hakları konusunda bilgilendirmek bunun bir parçası ama önemli bir parçası mı ondan emin değilim. Esasen bizim hedefimiz yerel yönetimlerin, merkezi iktidarın üstlenmediği birçok alanda sorumluluk alması ve bu sorumluluk doğrultusunda ilerlemeler kaydetmesi. Kampanyanın esası burada yatıyor. Biz, İzmir’deki yerel yönetimlere bir hedefler listesi sunuyoruz. Ve onlardan şunu istiyoruz: “İnsan haklarının şu, şu, şu alanlarında lütfen bize bir vaatte bulunun. Bu alanlarda üretim yapın, somut gelişme sağlayın. Örneğin, görme engelliler için bir kilometre kılavuz yolunuz mu var?  Bunu beş kilometreye çıkaracağınızı vaat edin. Ya da örneğin kadınların güvenliği ve topluma tam manasıyla karışması sokak lambalarının sayısını arttıracağınızı bize vaat edin. Bunların gece boyunca bunun açık kalacağını garanti edin.</p>
<blockquote><p>Doğu Akdeniz İnsan Örgütü diye bölgesel bir mekanizma kurmak istiyoruz. Bunun sebebi  Türkiye ve yakın coğrafyasının aslında merkez Avrupa ve Batı Avrupa ile eşdeğer bir tarihsel bir mirasa sahip olmayışı. Biz farklı bir coğrafyayız. Balkanlar, Orta Doğu, Doğu Akdeniz Çanağı ne yazık ki Batı Avrupa ile aynı tarihsel gelişime sahip olmadı. Bizim sorunlarımızın kronikliği de bölge ülkeleri ile benzer süreçleri yaşamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla bizim buradan kuracağımız merkezi İzmir olan bir bölgesel insan hakları örgütlenmesi aynı zamanda tüm bölgede insan haklarında genel bir kalkınmayı sağlayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>İnsan Hakları Üniversitesi Projesi…</strong></p></blockquote>
<p><strong> </strong><strong>Bir vizyon belgesinden söz ediyoruz. İçeriğini anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Vizyon belgemizde vaat ettiğimiz, yapılmasını talep ettiğimiz, yapabileceğimizi ortaya koyduğumuz işler İzmir’e bir insan hakları şehri kimliği kazandıracak projeler. Vizyon projemizin yanında 50 maddeden oluşan bir de hedefler listemiz var. Bu 50 maddelik listeyi yerel yöneticilerin ve adayların gelip tek tek imzalamasını istiyoruz. Vizyon belgesini projelerini kısaca özetlersek, işte bir tanesi İzmir&#8217;i bir insan hakları konferansları kenti yapmak. Bir diğeri, Ege İnsan Hakları Köyü&#8217;nü inşa etmek. İçinde uluslararası bir kütüphanenin olduğu, akademisyenlerin, insan hakları alanında çalışan aktivistlerin ve öğrencilerin gelip hem kalacağı hem bilgilerini paylaşacağı bir köy. Onun dışında İnsan Hakları Günleri yapmayı planlıyoruz. 10 Aralık’tan başlayan 2-3 haftalık bir süreçte &#8220;İnsan Hakları Filmleri Festivali&#8221; ve Avrupa&#8217;daki noel pazarlarına alternatif &#8220;İnsan Hakları Kış Pazarları&#8221;nı düzenleyeceğiz. İzmir İnsan Hakları Üniversitesi Projesi de vizyon belgemizin temel taşlarından. Bunun yine yerel yönetimlerin altından kalkabileceği bir iş olduğuna inanıyoruz. Bir diğer önerimiz olan Uluslararası İnsan Hakları Ödülü, İzmir’in insan haklarının başkenti kimliğini dünyaya tanıtmanın bir aracı olacak. Törende dünyanın her tarafından alanda büyük katkısı olmuş bir kişi ya da kuruma insan hakları büyük ödülünü vermeyi düşünüyoruz. Ayrıca çocuk hakları alanında,  kadın hakları alanında, fikir ve ifade hürriyeti alanı ile daha sonra tespit edilecek başkaca alanlarda ödüller verilecek. Bunun için özel bir jüri kurulacak, adayları değerlendirip kazananları belirleyecek.</p>
<p>Doğu Akdeniz İnsan Örgütü diye bölgesel bir mekanizma kurmak istiyoruz. Bunun sebebi  Türkiye ve yakın coğrafyasının aslında merkez Avrupa ve Batı Avrupa ile eşdeğer bir tarihsel bir mirasa sahip olmayışı. Biz farklı bir coğrafyayız. Balkanlar, Orta Doğu, Doğu Akdeniz Çanağı ne yazık ki Batı Avrupa ile aynı tarihsel gelişime sahip olmadı. Bizim sorunlarımızın kronikliği de bölge ülkeleri ile benzer süreçleri yaşamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla bizim buradan kuracağımız merkezi İzmir olan bir bölgesel insan hakları örgütlenmesi aynı zamanda tüm bölgede insan haklarında genel bir kalkınmayı sağlayacak. Biz sorunlarımızı birbirimizle paylaşacağız, kararları beraber alacağız. Bunun içinde Suriye de olacak Mısır da olacak, Yunanistan gelecek, Kosova gelecek, Bulgaristan olacak. Bizim zaten kültürel mirasımızı paylaştığımız ülkeler olacak bunun içinde. Böyle bir bölgesel örgütlenme henüz yok. Özellikle coğrafi olarak tamamı Asya’da kalan ülkelerde böyle hiçbir uluslararası mekanizma yok.</p>
<p><strong>Basın toplantısında çocuklarla ilgili vurgular da vardı 23 Nisan şenliklerinin yeniden yapılmasıyla ilgili…</strong></p>
<p>23 Nisan Uluslararası Çocuk Hakları Şenliği bundan 20-25 yıl önce Türkiye’de bütün insanları televizyona kitleyen, uluslararası çaplı, dünyanın her tarafından cıvıl cıvıl çocukların ülkemize geldiği, gülen yüzleriyle halk oyunları gösterileri yaptığı, çocukların evlerde ağırlandığı eşsiz bir etkinlikti. Sonra biraz da bilinçli politikalarla niteliği düşürüldü, o coşkunun altı biraz oyuldu, yerine başka şeyler konmaya çalışıldı ki bunun ne kadar hatalı bir tercih olduğu sonradan ortaya çıktı. İşte yaratılan bu boşluğu biz İzmir İnsan Haklarının Başkenti vizyonuyla doldurmaya çalışacağız. Bizim iddiamız, 23 Nisan’ın olması gerektiği gibi uluslararası niteliği ile yeniden İzmir&#8217;de kutlanması. Bu memleketin kurucu liderlerinden bugüne gelen ve çocukları önemseyen bir çizgiyi devam ettirmesi gerçekten dünyada eşi benzeri olmayan bir şey olacaktır. Peki bunun için neden biz İzmir İnsan Hakları Başkenti vizyonundan bir şey katmayalım dedik. Zira çocuk hakları insan haklarının çok temel alanlarından biridir ve bizim de İzmir İnsan Haklarının Başkenti vizyonu ile bunun altını doldurabileceğimizi düşünüyoruz. Bir uluslararası çocuk hakları konferansı burada neden toplanmasın?</p>
<p><strong>Çocuklar ve insan hakları üzerine şenlik dışında başka projeleriniz var mı?</strong></p>
<p>Bu şenlik aslında bunun biraz taçlandırılması gibi. Yoksa biz uluslararası bir şenlik yapacağız ve iş burada kalacak demek değil. Çocuk Dostu Kentler projesi var UNICEF’in. Ne yazık ki İzmir Büyükşehir Belediyesi doğrudan bunun bir paydaşı olmamış ve diğer ilçe belediyelerinden de bildiğim kadarıyla bir tane örnek var.  Dolayısıyla biz İzmir’in tamamen Çocuk Dostu Kentler projesinin içinde bir bileşen olmasını istiyoruz. Bunun dışında Hedefler listemiz in içinde  yeşil alanlarının arttırılması, oyun parklarının çoğaltılması, çalışan annelerin ya da bir iş kursuna gitmek isteyen kadınların aynı zamanda çocuklarını bırakabileceği kreşler açılması gibi alanlar var. Dolayısıyla hedefler listesi imzalandığında bu tip uygulamaların hayata geçirilmesi çok kolaylaşacak ve çocuk hakları bakımından somut ilerlemeler elde edilmiş olunacak. Yerel yönetimlerin söz verdikleri alanlarda bize somut veri sunmasına ve şu anki durumla gelecek sene bildirilen verileri kıyaslayarak gelişme sağlanmasına dayanan genel bir programımız var. Çocuk hakları şenliği dediğimiz etkinlik aslında bu gelişmelerin kutlandığı bir gün olacak.</p>
<p><strong>Gelin “İzmir İnsan Haklarının Başkenti” olsun! çağrısını kime yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu çağrı yerel yönetimlere, yerel yönetimlere talip olanlara, siyasi parti temsilcilerine, İzmirli tüm STK’lara, İzmir’deki tüm kamu kurumlarına ve kuruluşlarına. Hepsine. Uluslararası kurumların İzmir’deki temsilcilerine ve aslında bunun altına imza atmak isteyen tüm birey ve yurttaşlara, tüm İzmirlilere. Dolayısıyla biz sadece bir grubu spesifik olarak öne çıkarmıyoruz. Şunu tekrar etmekte fayda var: Bunun yöneticisi olacak esas kişi ve kurumlar yerel yöneticiler ve yerel yönetimlerdir. Biz yerel yönetimlerin çok güçlü olduğunu düşünüyoruz. Yerel yönetimlerin hakkıyla idare edildiğinde, işini doğru şekilde yaptığında, ülkeyi dönüştürebilecek bir güç olduğuna inanıyoruz. Bunu tek başlarına yapamayabilirler. Biz projelerimizle, fikri öncülüğümüzle onlara yardım etmeye hazırız. Bu yaptığımız, ortaya koyduğumuz vizyon belgesi de zaten aslında bunu anlatan, bu durumu anlatan bir belge.</p>
<p><strong> </strong><strong>İzmir Barosu’nun tarihsel misyonun gereğini yapmaya bu şekilde hazırlanıyor o zaman.</strong></p>
<p>İzmir Barosu 111.yılını kutluyor bu sene. Cumhuriyet’in kuruluşundan önce kurulmuş, çok ciddi bir insan hakları geleneği olan, hukuk devletinin yanında yer almış, zor dönemlerde geri adım atmamış, 71 muhtırasında, 80 darbesinde ve devamında gelen tüm acı süreçlerde sözünü sakınmamış, çok önemli insan hakları hukukçuları yetiştirmiş, çevre hukukunda Türkiye’ye model olmuş, öncülük etmiş, mülteci hukukunda Türkiye’deki en iyi hak savunucularını çıkartmış, bu alanda ilkleri gerçekleştirmiş, dezavantajlı gruplar için sürekli çalışmalar yürütmüş saygın ve değerli bir kurum. Biz bunun hakkını vermeye çalışıyoruz. İzmir Barosu’nun yapacağı etkinlikler ile şimdiye kadar biriktirdiği tarihi mirasın üstüne daha fazlasını koymayı hedefliyoruz. Baromuzun tarihsel mirasını onurlu tarihine yaslanmanın rahatlığıyla, onun rehavetiyle devam ettirmekten yana değiliz. Bizim de üstüne bir şeyler koymamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu proje de bunun bir örneği.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/13/izmir-barosu-herkes-icin-yeni-bir-insan-haklari-perspektifi-cabasinda/">İzmir Barosu Herkes İçin Yeni Bir İnsan Hakları Perspektifi Çabasında</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Asfalyalar Atmasın”, Elektrik Fabrikasının Satılmaması Konusunda Kararlı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/14/asfalyalar-atmasin-elektrik-fabrikasinin-satilmamasi-konusunda-kararli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülin Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2019 09:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Asfalyalar Atmasın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşen Tekşen]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Senih Özay]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzer Kantık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35248</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’in tarihi elektrik fabrikasının özelleştirilmesine karşı çıkmak için oluşturulan  “Asfalyalar Atmasın Platformu şehrin belleğinde önemli bir yeri bulunan binanın; kültürel faaliyetlerin yapıldığı bir kamusal alan olmasında ısrarlı… Platformun kurucularından Avukat Senih Özay, Ayşen Tekşen ve Tanzer Kantık; çalışmalarını Sivil Sayfalar’a anlatırken; “İzmir’in tarihi simgelerine saygılı herkesi birlikte olmaya davet ediyoruz. Açtığımız yürütmeyi durdurma davasının takipçisi ve hatta müdahili olmaya çağırıyoruz. Yıkılan sadece binalar değil, bir şehrin tarihi ve belleğidir.” çağrısında bulunuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/14/asfalyalar-atmasin-elektrik-fabrikasinin-satilmamasi-konusunda-kararli/">“Asfalyalar Atmasın”, Elektrik Fabrikasının Satılmaması Konusunda Kararlı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir&#8217;in Alsancak ilçesindeki tarihi elektrik fabrikasının 11 dönümlük arazisiyle yeniden satışa çıkarılması; tepkiyle karşılandı. “Asfalyalar Atmasın” Platformu adı altında bir araya gelen İzmirliler; 91 yıllık tarihi bina ve arazisinin satışa çıkarılmaması için yürütmeyi durdurma davası açtı. Uluslararası kampanya platformu change.org üzerinde ‘Tarihi Elektrik Fabrikası Satılmasın’ çağrısıyla bir <a href="https://www.change.org/p/başbakanlik-izmir-tarihi-elektrik-fabrikası-satilmasin">imza kampanyası</a> başlatan Asfalyalar Atmasın Platformu’nun gündeminde konunun yargıda çözülmemesi halinde; bina ve arsasının sivil toplum desteğiyle satın alınarak; İzmir’in kent belleğinin korunduğu bir mekana dönüştürülmesi de yer alıyor. 8 Şubat tarihinde platformun çağrısıyla İzmir Mimarlar Odası’nda yapılan toplantıda; tarihi elektrik binasının satılmasının önüne geçmek için yapılması gerekenler konuşuldu. Avukat Senih Özay ve Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı İbrahim Alparslan’ın konuşmacı olduğu toplantıda; katılımcıların da önerisiyle; tarihi binanın satışının engellenmesi için bir yandan hukuki süreçlerin takip edilmesi; bunun önüne geçilememesi durumunda da Asfalyalar Atmasın Platformu olarak binaya talip olma konusu gündeme getirildi. Bu konuda yerel yönetimlerden destek bekleyen platformun kurucularından Avukat Senih Özay, Ayşen Tekşen ve Tanzer Kantık ile; platformun kuruluşunu, çalışmalarını ve tarihi binanın şehrin belleğindeki yerini konuştuk.</p>
<p><strong>Tarihi elektrik fabrikası 1928 yılında ilk olarak sokak aydınlatmaları için elektrik üretmeye başlıyor. Belçikalı bir firma tarafından yaptırıldığını biliyoruz. 1943 yılında satın alınarak kamulaştırılıyor. 8 Ocak 1998 tarihli bir karar ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilleniyor. Bu tapu kaydına yansıdığı halde son iki yıldır satışa çıkarılması gündeme geldi. Senih Bey bu süreci takip eden konuyla ilgili yargıya da başvuran biri olarak nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p><strong>Senih Özay</strong>: 98 yılındaki karara rağmen, Burhan Özfatura ‘sit kaldırılsın’ diye dava açtı ve kaybetti. Birinci fotoğraf bu. İkinci fotoğraf; fabrikanın yanındaki mezbelelik gibi görünen boşluk: şirketlerden devredile devredile, Ankara Hava Gazı A.Ş. şirketine verilince, Özelleştirme İdaresi yönetim kurulları tarafından ihaleye sokulmuş. Biz bunu bir stajyer avukatın ihale ilanının altında gördük. Paniğe girdik, hiçbir bilgimiz yoktu çünkü. Durumu araştırınca  İzmir İdare Mahkemesi’ne dava açtık. Mahkeme davaya Danıştay’ın bakacağına hükmetti. Danıştay hemşehri hukukuna göre dava açmamızı kabul etti. İhaleyle ilgili ‘o mezbelelik alanı anca özel sektör düzeltir, kamu bunu halledemez’ diye konuşuluyordu. Sonra ihale iptal edildi. Danıştay; ‘ihaleye sonradan iptal gerekçesi olarak bir kişi başvurdu da ondan iptal ettik’ dediler. Biz de başvurduk hala da cevap bekliyoruz. Kim o? O bir kişi kim? ‘İhaleyi o istedi diye iptal ettiğiniz kişi kim?’ Böyle bir yıl geçti tekrar ihaleye çıkma kararı alındı. Biz avukatlar olarak Danıştay’a tekrar dava açtık, eski davayı hatırlattık. Hukuki yol Türkiye’de çok tıkanık. Hukuk yoluyla bunu kurtaramayabiliriz diye bir yandan da İzmirliler olarak bir çıkış hareketi kurduk. Çünkü gerçekten sivil itaatsizliklerle, geniş koalisyonlar, zincirler kurarak İzmir&#8217;de iş yapmak mümkün. Bunu daha önce de denedik.</p>
<blockquote><p>İzmir’de kent bilinci çok yüksek; bu konuda müthiş bir hassasiyet var. Kentin ve belleğinin korunması için çalışan çok sayıda oluşum var. Ve bu oluşumlar bir araya gelip birlikte iş yapabiliyor.</p></blockquote>
<p><strong>“Asfalyalar Atmasın” böyle ortaya çıktı. İzmirliler sigorta yerine ‘asfalya’yı kullanır. Bu isim kimin aklına geldi? İronik, keyifli ve bir o kadar çarpıcı bir başlıkla bir platform kuruldu. Platform kimlerden oluşuyor? </strong></p>
<p><strong><img decoding="async" class="alignleft wp-image-35253" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/20190208_193517-e1550068663202-640x777.jpg" alt="" width="296" height="360" />Ayşen Tekşen:</strong> Bu ilk bir araya gelişimiz değil. İlk olarak Kültür Park’a büyük bir kompleks kurulacağı zaman bir araya geldik; ‘Kültür parka dokunma’ grubunu kurduk. Orada 10.000 imzaya ulaştık ve çok fazla direniş gösterdik ve başarılı olduk. Sonra aynı grup İZFAŞ binasının Tınaztepe’ye tahsisi için bir araya geldi. Kazanıldı diyemeyiz ama taşınma durduruldu. Bir başka grup var onlar Körfez geçişi için bir araya gelmişti. Senih o grupta. Hukuk yoluyla sonuç alamayınca bu işe görül verenler olarak bir araya gelip ilk toplantıyı yaptık. Orada katılımcıların birinden çıktı bu fikir. Kim olduğunu şu an hatırlamıyorum. Bu bir vefasızlık olabilir ama hatırlamıyorum. İzmir’de kent bilinci çok yüksek, müthiş bir hassasiyet var. Kentin ve belleğinin korunması için çalışan çok sayıda oluşum var. Ve bu oluşumlar bir araya gelip birlikte iş yapabiliyor. Halk da konuyla ilgili bir örgüte mutlaka başvuruyor yani. Facebook bunu çok kolaylaştıran bir yol oldu. Dolayısıyla tam anlamıyla sivil bir oluşum ama bir liste çıkması lazım, örgütler de var. Mimarlar Odası çok duyarlı bu konuda başından beri çalışmalar yürütüyor.</p>
<p><strong>Konak Belediyesi ve Büyükşehir’in binayla ilgili talepleri var; yerel yönetimler bu konuda müdahil olabilir mi sizce?</strong></p>
<p><strong>Ayşen Tekşen:</strong> En azından bir yerinden dahil olmak zorundalar diyoruz. Çünkü o toplantıda şu karar da alındı. ‘Kamu mülkiyetinde, kamu kullanımı olarak kalsın.’ Yani bunu da biz yapamayız, özel sektör zaten yapmayacak. Bunu yapacak olan belediyelerdir. Ama biz şunu da yapmıyoruz. ‘Efendim belediye şunu da yapsın’ demiyoruz. &#8216;Biz buradayız, belediye arkamızda olsun.&#8217; diyoruz. İzmir halkı olarak gerekirse, maddi katkıyı da yapar. Yani bu kampanyanın farklılığı bu. Bir belediye başkanı gelsin bizimle alsın orayı; sonra desin ki ‘söz verdiniz nerede para?’ Biz buluruz, uğraşırız, sokaklardan toplarız, her şeyi yaparız. Konak ilçesinin nüfusu 380 bin. Adam başı 10 lira diye biz kampanyayı başlattık, teminatını bulabildik. O arada Mimarlar Odası’nın restorasyon, tadilat, proje gibi mimari işlerde desteği olacaktır. Yani İzmir halkı olarak orayı ayağa kaldırabilir. O zaman daha örgütlü bir girişim kurarız, hem de harekete geçiririz ama yeter ki bina önce belediyeler tarafından sahiplenilsin. Sonraki süreçte orayı kamusal alan olarak işletmeye devam edelim gibi bir tavrımız var. Müze, çocuklar için etkinliklerin yapılacağı bir alan, sinema dünyası için mekan vs kültürel hayata katkı yapılan bir yer olsun istiyoruz.</p>
<p><strong>Ama bunun için önce ihale sürecinin geride bırakılması lazım değil mi?</strong></p>
<p><strong>Senih Özay: </strong>Önce hukuki yoldan bir adım atıp ihalenin durdurulmasını sağlamak istiyoruz. Çünkü çok kısa bir süre var. İhaleyi durdurabilirsek hukuksal açıdan buranın ne şekilde, hangi yoldan, hangi yöntemle, kim tarafından ve nasıl daha iyi hale getirilebileceğine dair bir zaman kazanmış oluruz aslında. Biraz da amacımız o. Önceliğimiz ihalenin durdurulması ve buna dair zaman kazanmak, mekanizmaları oluşturma ve örgütlenmeyi biraz daha genişletme ve tabana yaymak…</p>
<p><strong><img decoding="async" class="alignright wp-image-35254" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/tarihi-fabrika-masaya-yatirilacak-YuNOnLcUgc-e1550068762379-640x374.jpg" alt="" width="360" height="210" />İhale 16 Nisan’da yapılacak sizi bu konuda biraz umutsuz gördüm Senih Bey?</strong></p>
<p><strong>Senih Özay:</strong> Yargıçların Türkiye’de çok gerilere düştüğünü görüyorum, düşünüyorum. O nedenle yargıçlar bu konuda atak yapamayabilirler. ‘Devletin Alsancak’taki araziye gökdelen yapmak istiyorsa bir bildiği var.’ deyip izin verebilirler. Ama İzmirlilerden bir çıkış, bir hareket bekliyorum.</p>
<p><strong>Ayşen Tekşen:</strong> Benim eklemek istediğim iki nokta var. Hava Gazı Fabrikası orada duruyor. Kamu yararına bir kurul yapıldı. İzmirliler ne kadar değerli bir şeye sahip olduklarının farkında olmayabilir ama konserler izleniyor yani bu her şeyi açıklıyor. O da birinin oteli olabilirdi, rezidansı olabilirdi ve kimsenin bir şansı olmayabilirdi. Bir de ben ısrarla bunu her zaman vurguluyorum. İzmir, İstanbul gibi değil. İzmir’in sanıldığı kadar tarihi binası yok. Yanmış bir kent burası. Bir Kemeraltı&#8217;nda tarihi bina diyebileceğiniz binalar duruyor. Onun dışında İzmir’de hiçbir şehirde olmadığı kadar bir fakirlik var; kentin belleği yangınla silinip gittiği için. Kentli o belleğe karşı çok hassas; çünkü kaybettiği şeyin ne olduğunu biliyor. Vaktiyle Kordon&#8217;da 8 katlı apartmanları konuşuyorduk. Şimdi 8 katlı apartmanları savunur olduk: &#8216;yeter ki gökdelenler gelmesin&#8217; diye. Yani tek binanın bile tescilden çıkmasına tahammül etmemesi gerekir İzmirlinin. Çünkü zaten çok az binası var. Bunu da bir lütfetsinler de bıraksınlar.</p>
<blockquote><p>“İzmir’in sanıldığı kadar tarihi binası yok. Yanmış bir kent burası. İzmir’de hiçbir şehirde olmadığı kadar bir fakirlik var;  kentin belleği yangınla birlikte silinip gittiği için… Kentli o belleğe karşı çok hassas; çünkü kaybettiği şeyin ne olduğunu biliyor.”</p></blockquote>
<p>B<strong>unun arkası yavaş yavaş Levanten binalarla devam edecek gibi gözüküyor. Yıkılmaya müsaade edilerek tescilden çıkarılan Levanten binaları da var… </strong></p>
<p>Kordon’da biliyorsunuz Haluk Abi’nin son, tek bir yalısı kalmıştı orada. O da çıktı tescilden o da apartman yapılıyor şimdi. Yani bu gidiş gidiş değil. Böyle mutlu olamaz şehirli. Başkanların bunu bilmesi lazım. Geçmişe uzanan bir şeyin yoksa bu bir bina olabilir, bir türkü olabilir, bir şarkı olabilir, bir koku, bir çiçek olabilir. Şu an İstanbul’da olan da bu. Her yerde olan bu. Deli göç alıyor şehir ama gelenin o şehrin tarihiyle ilintisi yok. Ve bu mutsuz bir insan tipi yaratıyor. Kent sosyologların, psikologların çok çalışması lazım. Şurada 5 binayı da bıraksınlar bize. Emel Hoca söylemişti; ‘bellek mekana bağlıdır yani mekanı yok ettiğiniz zaman bir şekilde belleği de yok ediyorsunuz’</p>
<p><strong>Bu tarihi elektrik fabrikasının binası ve arazisi yaklaşık 11 dönüm. Onun dışında bir 12-13 dönüm daha var. </strong></p>
<p><strong>Tanzer Kantık:</strong> Evet. Orası İş Bankası’na ait. Neden daireyi genişletelim dedim çünkü arkada yine tarihi belleğe dayalı bir Alsancak stadı var. Alsancak stadı şu an yeniden yapılıyor. Biraz ilerde Sümerbank fabrikası var, arkada Ege Mahallesi var. Orası kentsel dönüşüme tabii. Orada da enteresan bir şey var. 5 defa ihaleye çıkıldı orada kimse talip değil. Yani bu şunu gösteriyor: kentsel dönüşüme tabii olduğunuz zaman orayı oralılara vermek durumundasınız.</p>
<p><strong>Çok ciddi bir alandan söz ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ayşen Tekşen:</strong> Evet. Tabii yanından tramvay da geçmeye başladı. Ulaşım anlamında da avantajlı pozisyonda. Şu anda biraz iştah kabartan ve fokuslanan bir alan olması çok doğal. Ama biz de böyle olmasın, Türkiye’de birçok şeyin başına gelen buna gelmesin diyoruz.</p>
<p><strong>Platformun ve girişimin çok farklı bir anlamı var sivil toplum açısından. Yani şunu söylüyorsunuz: ‘önce durdurmak istiyoruz, durduramadığımız takdirde de insanların katılımıyla birlikte ‘Biz İzmirliler burayı satın almak istiyoruz’ Bu çok büyük bir iddia ve belki de sivil toplum hareketinde ezber bozacak kadar çok önemli bir şey. Sivil toplum hareketinde de yeni bir sayfa açacağını düşünüyorum. Nasıl olacak? Yani İzmirli nasıl satın alacak?</strong></p>
<p><strong>Senih Özay:</strong> Mesela Baro mahkemelerine gidiyor görüşüyoruz, Mimar Odası Başkanı ile görüşüyoruz, şehir plancılarıyla görüyoruz, inşaat mühendisleri. Şimdi bu örgütler, insanlar el ele verirse o birden büyüyor. Yeter ki çıra yapıyoruz şu anda. Ortak akıl falan ezber bir şey ama inanılmaz bir şey. Bizim aramızda herkes var. Yani biz şunu da amaçlıyoruz: bunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama şartnameyi almak için bile bir hukuki zemin gerekiyor. Ama Baro Başkanı tamam bir yol bulacağız dediği zaman o yol bulunuyor. Ama bizim gönlümüzde yatanı sorarsanız.</p>
<p><strong>Evet. İhaleye nasıl girilecek?</strong></p>
<p><strong>Ayşen Tekşen:</strong> Belediye girsin, biz ona destek verelim.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-35259" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Ekran-Alıntısı-7-640x275.png" alt="" width="360" height="155" />Ya girmezse?</strong></p>
<p><strong>Ayşen Tekşen:</strong>  Onlar da bedelini öderler. Kültür parkın bedeli çok ağır oldu. Herkes için.</p>
<p><strong>Diyelim ki belediye almadı ama İzmirli bir şekilde geniş bir zemin oluşturdu platform aracılığıyla nasıl alınabilir? </strong></p>
<p><strong>Senih Özay:</strong> Gayrimenkul yatırım ortaklığı yahut vakıf. Bir arkadaşımız çok güzel çalışıyor bununla ilgili. Bu kavram üzerinden burası iş adamlarına bırakılmadan ihalenin iptalinin sonrası güzel şeyler yapmaya yol açabilir diye çalışmalar yürütüyor. Bakın ben avukat olduğum halde ben bile bundan şey bekliyorum yani. Bu borçlar hukukuna mı has, şirketler hukukuna has bir kavram mı… Benim de aklımdan o geçiyordu. Çok ortaklı bir şirket olursa nasıl sindirilecek, nasıl ikna olacak insanlar</p>
<p><strong>Yani 100 bin kişiyi ikna etmek gerekecek mesela. 100 bin kişiyi bir araya getirdiniz, ikna ettiniz. Bu güvenilirlik nasıl sürecek? </strong></p>
<p><strong>Senih Özay:</strong>  Hisse satışı olmama kararı, sadece miras olarak yani bir sürü önlemler düşünüyorlar. Değerleri olan bir yatırım menkulü ortaklığı. Tercihimiz değil ama öyle görünüyor ki öyle şeylerle son karşılaşacağız. İlk değil son olacak gibi de gözükmüyor. İleriye yönelik projelerde bizi kurtaracak böyle bir şey olabilir.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-35255" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/20190208_193621-640x480.jpg" alt="" width="360" height="270" />Hedefte rant olmaktan kurtarmak için gayrimenkul ortaklığı gibi girişimler de söz konusu o zaman?</strong></p>
<p><strong>Tanzer Kantık:</strong> Ve kamunun elinde, kamu yararına kalmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Peki, Türkiye’de ya da yurt dışında bu şekilde halkın satın aldığı, alma girişimi olan bir yer oldu mu? </strong></p>
<p><strong>Tanzer Kantık:</strong> Türkiye de duymadım. Ama yurt dışında hem bu şekilde satın almalar var hem de orada gönüllülük müessesi daha gelişmiş durumda. Konuyla alakalı değil ama New York’taki ağaçların sayımının yapıldığı 2012 yılında başlayan bir proje var ‘Count tree’ diye. 2 bin 500 vatandaş çalışıyor. Yani New York’taki parklar hariç: tüm sokaklardaki ağaçların fotoğraflandırılması, cinslerinin, yaşlarının, boyutlarının kaydedilmesi ve haritalandırılmasında 2 bin 500 kişi halk gönüllüsü bu işe girişebiliyor.</p>
<p><strong>Son olarak ne söylemek istersiniz, bir çağrınız olur mu ?</strong></p>
<p>Mimarlar Odası, Asfalyalar Atmasın Platformu, şehir bölge planlamacıları, avukatlar ve duyarlı vatandaşlarla bu meseleyi takip etmeye devam ediyoruz. İzmir’in tarihi simgelerine saygılı herkesi birlikte olmaya davet ediyoruz. Açtığımız yürütmeyi durdurma davasının takipçisi ve hatta müdahili olmaya çağırıyoruz. Yıkılan sadece binalar değil, bir şehrin tarihi ve belleğidir. Sosyal medyadan Asfalyalar Atmasın Platformu’nu takip edebilirler. Yapılacak etkinliklere, eylemlere katılmaya davet ediyoruz herkesi&#8230;</p>
<p>Platformun Facebook grubuna <a href="https://www.facebook.com/groups/asfalyalaratmasin/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/14/asfalyalar-atmasin-elektrik-fabrikasinin-satilmamasi-konusunda-kararli/">“Asfalyalar Atmasın”, Elektrik Fabrikasının Satılmaması Konusunda Kararlı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
