<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rumeysa Özüyağlı, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/rumeysa-ozuyagli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/rumeysa-ozuyagli/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 12:18:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Rumeysa Özüyağlı, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/rumeysa-ozuyagli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çatışma Bölgelerinde Covid-19 Salgını: Suriye</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/26/catisma-bolgelerinde-covid-19-salgini-suriye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 06:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Bölgelerinde Covid 19 Salgını]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=57200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok çatışma bölgesinde olduğu gibi Suriye'de de Covid-19 salgınının etkileri hakkında doğru bilgilere ulaşılamıyor.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/26/catisma-bolgelerinde-covid-19-salgini-suriye/">Çatışma Bölgelerinde Covid-19 Salgını: Suriye</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap Baharıyla birlikte Orta Doğu’da değişen daha doğrusu değişmek isteyen ülkelerden biri de Suriye idi. Baas Rejimine karşı başlayan barışçıl protestolar Beşar Esad hükümetinin emriyle kanlı bir biçimde bastırıldı. Protestoların silahla bastırılması ve karşılığında sivillerin de silahlanması sonucunda Suriye’de iç savaş çıktı. Bu savaşın aktörleri çok çeşitli taleplere ve dolayısıyla farklı bakış açılarına sahipti. Bölgede kalıcı bir hale gelmeye çalışan IŞİD, bileşenlerinin kimler olduğu konusunda bile birçok tartışma olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), kuzeydeki Kürt Hareketi (YPG) ve son olarak da rejim. Suriye’de çatışmalar başlayalı neredeyse 10 yıl oluyor ve çatışmalar duracak gibi değil.</p>
<p>Hayatlarının çoğunu birlikte geçiren insanların kısacık bir süre içinde kendilerini bir savaşın düşman taraflarında bulmaları, Suriye’nin yaşamaya devam edemeyecekleri bir noktaya varan durumu; binlerce insanın Suriye’den kaçarak iltica etmesine sebep oldu. Çatışmalar bugün de devam ediyor ve birçok çatışma bölgesinde olduğu gibi Covid-19 salgınının Suriye’de ne gibi etkilere sahip olduğuyla ilgili sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşamıyoruz. Suriye Haber Ajansı&#8217;nın rakamlarına göre  ülkede sadece 999 vaka ve 48 Covid-19 sebepli ölüm var. Ancak bu sayıları ülkenin nüfusuna oranlayıp diğer ülkelerdeki vaka sayılarıyla karşılaştırdığımızda; rakamların, mesela Türkiye’deki vaka ve ölüm oranına göre, çok düşük olduğunu görüyoruz. Peki salgın başladığından beri Suriye’de neler oluyor?</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-57217" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/8e04ceff1a684a8bb55ba27ae1a4cab0_18-640x360.jpg" alt="çatışma bölgelerinde korona krizi suriye" width="360" height="203" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/8e04ceff1a684a8bb55ba27ae1a4cab0_18-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/8e04ceff1a684a8bb55ba27ae1a4cab0_18.jpg 800w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Suriye’de Salgının Seyri  </strong></p>
<p>Suriye hükümetinin ısrarlı inkarına rağmen virüsün Suriye’ye girdiğine dair yayınlanan raporlar vardı. Al Jazeera’de yer alan bir habere göre, 10 Mart&#8217;ta Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (Syrian Observatory for Human Rights) bir rapor yayınladı. Yayınlanan bu rapora göre Tarsus, Şam, Humus ve Lazkiye’de Covid-19 vakaları vardı. Ancak İngiltere merkezli kaynaklara göre, sağlık personelinin konuyu tartışmasını yasaklamak için hükümet tarafından yasak getirildi.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre, o tarihte Suriye’de vaka olmasa bile hükümetin bir salgınla başa konusunda yapabilecekleri, dokuz yıllık savaştan &#8220;ağır bir şekilde” etkilenmişti. Ve devlet hastanelerinin sadece yüzde 50&#8217;si tam kapasite çalışabilmekteydi. 16 Mart Pazartesi günü Suriyeli hükümet yetkilileri tarafından yapılan çeşitli açıklamalara göre, önlem amacıyla, Suriye’de eğitime ara verildi ve Cuma namazları askıya alındı. 19 Mart’ta ise Kürtlerin bulunduğu kuzey Suriye’de Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 22 Mart’ta ise Suriye Sağlık Bakanı tarafından ülkedeki ilk vaka açıklandı. 24 Mart’ta Suriye genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.</p>
<p>20 Mayıs’ta Suriye’de yaklaşık 20 gündür hiç yeni vaka görülmediği ve yeni vakaların tamamının ülke dışından dönen vatandaşlar olduğu açıklandı. Ancak bu açıklamalar gelene kadar zaten Suriye’de insanlar karantina koşullarının hükümet tarafından Baas rejimi lehine kullanıldığını söyleyip protesto etmeye başlamışlardı. Bu protestolara karşılık hükümet yetkilileri de protestolara katılan kişilerin salgın konusunda sorumsuz davrandığı yönünde açıklamalarda bulundu. Devletin medya organı olan Syrian Arab News Agency’de yer alan haberlere göre Suriye’de 1 Haziran’da yeni bir vaka görüldü.</p>
<p>26 Haziran’da BM bünyesindeki Dünya Gıda Programı (WFP) sözcülerinden Elisabeth Byrs’in yaptığı açıklamalara göre, Suriye benzeri görülmemiş bir gıda kriziyle karşı karşıya. Yapılan açıklamaya göre yalnızca 2020’nin ilk altı ayında Suriye’de gıdaya ulaşma imkanını yitiren insanların sayısı 1,4 milyonu buluyor. Bu açıklamaya göre Suriye genelinde toplam 9,3 milyon kişinin gıda güvensizliği yaşıyor. Anadolu Ajansı’nın haberine göre uluslararası karışıklıklar yüzünden gıda fiyatlarının çok fazla arttığı Suriye’de haziran ayı itibariyle 9 milyon kişi gıda sıkıntısı çekiyor. Byrs, ailelerin öğünlerini azalttıklarını, mallarını sattıklarını ve borca girdiklerini belirtti. Bu durumun düzeltilmesi için acilen dünya geneli bir kampanya ile 200 milyon dolar toplanması gerektiğini açıkladı WFP&#8217;nin Suriye&#8217;de yıl sonuna kadar gıda yardımlarını devam ettirebilmesi için 200 milyon dolara ihtiyaç duyduklarına işaret eden Byrs, ağustosa kadar gerekli fonu sağlayamamaları durumunda ülkedeki gıda yardımlarını büyük ölçüde durdurmak zorunda kalacakları uyarısında bulundu. Ancak The New York Times’da yer alan habere göre bu meblağ toplanamadı. Temmuz sonunda ancak 7,7 milyon dolar toparlanabilmişti ki bu da gerekli miktarın yirmide biri dahi değil.</p>
<p><strong>Şu Anda Neler Oluyor? </strong></p>
<p>Independent Türkçe ve Al Monitor gibi kaynaklara göre, Suriye’de içinde bulunduğumuz ağustos ayının sonuna kadar 2 milyon insanın Covid-19 kapma ihtimali büyük. Gerekli önlemlerin alınmaması halinde koronavirüsün yol açacağı yıkımın daha da büyümesinden korkuluyor. Al Monitor’de yer alan haberde, bölgedeki doktorlar ve sağlık görevlileri gerçek rakamları bildirme konusunda isteksiz olduğu kaydediliyor. Ayrıca bazı yetkililerin ve tanınmış kişilerin ülkede durumun kontrol edilmez halde olduğuna dair yorumları yer alıyor. Covid-19 teşhisi konduktan sonra bir devlet hastanesinde tedavi gören Suriyeli ünlü aktör Ahmed Rafi’nin 9 Ağustos’ta verdiği röportajda, virüsle bağlantılı olarak günde 60 can kaybının yaşandığını söylediği aktarılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/26/catisma-bolgelerinde-covid-19-salgini-suriye/">Çatışma Bölgelerinde Covid-19 Salgını: Suriye</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Doğu Türkistan&#8217;da Kültürel Soykırım Kapsamına Giren Onlarca Fiil Bulunmaktadır&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/13/dogu-turkistanda-kulturel-soykirim-kapsamina-giren-onlarca-fiil-bulunmaktadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 09:56:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[İHH]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ihh]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56814</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Doğu Türkistan Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım” raporunu hazırlayan İHH İnsani Yardım Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Murat Yılmaz, Doğu Türkistan’da kültürel soykırım kapsamına giren onlarca fiil bulunduğunu söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/13/dogu-turkistanda-kulturel-soykirim-kapsamina-giren-onlarca-fiil-bulunmaktadir/">&#8220;Doğu Türkistan&#8217;da Kültürel Soykırım Kapsamına Giren Onlarca Fiil Bulunmaktadır&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-56816 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/ihh-murat-yilmaz-640x427.jpg" alt="İHH Murat Yılmaz" width="337" height="225" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/ihh-murat-yilmaz-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/ihh-murat-yilmaz-1024x682.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/ihh-murat-yilmaz.jpg 1280w" sizes="(max-width: 337px) 100vw, 337px" /></span></p>
<p><b>Öncelikle bölgedeki durumun tarihsel gelişimi hakkında bilgi verir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle Doğu Türkistan ifadesi 19. yüzyılın başlarından itibaren Asya kıtasındaki Ulu Türkistan’ın batısını Rusya’nın, doğusunu ise Çin’in işgal etmesiyle kullanılmaya başlanan coğrafi bir terimdir; yani Türkistan Rusya ve Çin işgalleriyle ikiye bölünmüş ve bundan sonra Doğu Türkistan ve Batı Türkistan isimleriyle anılmaya başlanmıştır. Doğu Türkistan ilk defa 1758 senesinde Çin Mançu istilasına uğramış, 1884’te artan Rus etkisinden çekinen Mançular, Doğu Türkistan’ı Sinjang (Xinjiang &#8211; Yeni Toprak) ismiyle ilhak ederek Mançu Hanedanlığı’nın 19. eyaleti ilan etmiştir. 1911 yılında Hanedanlığın çökmesiyle Milliyetçi Çin devletine bağlanan Doğu Türkistan, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası yapılmış, 1 Ekim 1955’te eyalet statüsünden çıkarılarak özerk bölge ilan edilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu süreçler boyunca Uygur Müslümanlar gerek kurdukları devletler gerekse ilhak ve işgal süreçlerinde gerçekleştirdikleri isyanlarla varlık mücadelelerini devam ettirmişlerdir. Bu çerçevede İslam dininin kabulü sonrasında Karahanlı Devleti (842), Koçu Uygur Kağanlığı (845), Seidiye Hanlığı (1514), Yakuphan Devleti (1865), Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933) ve Şarki Türkistan Cumhuriyeti (1944) isimleriyle devletler kuran Uygurlar; Büyük Hocalar İsyanı (1757-1759), Uçturfan İğde İsyanı (1765), Ziyauddin Hoca İsyanı (1847), Veli Han Töre İsyanı (1857), Kuça İsyanı (1862) gibi çok sayıda bağımsızlık girişiminde bulunmuştur.</span></p>
<p><b>Çin&#8217;in bölgedeki çıkarı nedir peki, neden Doğu Türkistan&#8217;ı kontrol altında tutuyor olmak Çin hükümeti için bu kadar önemli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin Doğu Türkistan’a temelde dört nedenle sahip olmak ve tam bir kontrol oluşturmak istemektedir.</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Milliyetçi Çin’in 2000 yılı aşkın süredir devam edegelen katı ve tavizsiz yapısı</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan halkının din, inanç ve kültürlerine bağlı yapısıyla hürriyetine olan düşkünlüğü</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan’ın yeraltı kaynaklarının inanılmaz zenginliği</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">2013 yılında ilan edilen Bir Kuşak Bir Yol projesiyle dünyaya sunulacak mal ve değerli maden sevkiyatları için Doğu Türkistan’ın vazgeçilmez konumu</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">Bahsedilen dört özellik Çin’in Doğu Türkistan ilgi ve ısrarını oluşturmaktadır. Her bir madde kendi içerisinde uzun izahatlarla anlatılabilir fakat şu kadarını ifade edelim ki günümüz Çin’ini oluşturan 56 milletten birisi olan Uygur Müslümanları bizzat devlet başkanı Xi Jinping tarafından şu şekilde ifade ediliyor: </span>“Çürümüş olanlarla devam etmemeliyiz, cürufu atmalı ve özü seçmeliyiz; yeni kökler için samanı ayıklamalıyız.”<span style="font-weight: 400;"> Yani Uygur Müslümanlar çürümüş, cüruf ve ayıklanıp atılması gereken saman olarak görülmektedir. Amaç bu kadar kati ve keskin olunca da Doğu Türkistan’da yaşananlar dünya tarihinin gördüğü en hazin hadiselere dönüşmüş, insanlık dışı bir hal almış oluyor. </span></p>
<p><b>Türkiye ve dünya kamuoyunun Doğu Türkistan&#8217;da yaşananlara  yönelik tepkilerini yeterli buluyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-56817 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-1.jpg" alt="Doğu Türkistan" width="393" height="261" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-1.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-1-350x231.jpg 350w" sizes="(max-width: 393px) 100vw, 393px" />Doğu Türkistan için gösterilen ilgi ve destek maalesef yeterli değil. Bugün bir insan olarak yaşamanın en zor olduğu coğrafyanın adıdır Doğu Türkistan. 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze bu kadar geniş bir alanda bu kadar yoğun bir kitlenin özgürlüğü toplama kampları ile sınırlanmamıştı. 1200’ü aşkın kampta 3 milyonu aşkın insan fiziksel ve psikolojik işkenceler altında olmasına rağmen gerek Türkiye ve İslam dünyasından gerekse dünyanın kalan kısmından beklenen ilgi ve desteği görememiştir Doğu Türkistan. </span></p>
<p><b>Raporda Çin hükümetinin kurduğu bu kampları, 2. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında kurulan kamplarla kıyaslayarak aralarında neredeyse hiç fark bulunmadığını söylemişsiniz. Peki, Türkiye ve dünya kamuoyu yaşananlara karşı neden bu kadar sessiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyanın sessizliğinde Çin’in BM içindeki güçlü konumunun ciddi etkisi bulunmaktadır. Çin’in </span><span style="font-weight: 400;">BMGK’da veto yetkisi olması, başta İslam ülkeleri olmak üzere verdiği kredi ve ekonomik sarmalamalar, Çin’e karşı adım atılmasını engellemektedir. Uluslararası konumunu, bu hukuksuzluklarını kapatmak için kullanan ve bugün BM’nin 15 ajansından dördüne başkanlık eden Çin, 1.115 görevli ile BM’de en çok istihdam sağlayan ülke konumundadır! Dolayısıyla meseleyle ilgili alınacak her karar Çinli diplomatlarca maniple edilmekte ve aleyhte karar çıkartılmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu da ifade etmek gerekir ki Dünya, Çin’in Doğu Türkistan’da işlediği hak ihlalleri konusunda tamamen sessiz değildir. Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu, BM İnsan hakları Komisyonu gibi çatı kurumlardan, HRW ve Amnesty International gibi STK’lardan, ABD ve bazı Batı ülkelerinden toplama kamplarının derhal kapatılması ile ilgili girişimlerde bulunulmaktadır. Mesela 8 Temmuz 2019 tarihinde çoğu Batılı 22 ülke kampların derhal kapatılması ile ilgili BM insan Hakları Komisyonu’na bir mektup göndermiştir. ABD Senatosu, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine yönelik baskı politikalarından dolayı Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısını 14 Mayıs 2020 tarihinde onaylamıştır. Çin’in adeta köle haline getirdiği Doğu Türkistanlı işçilerce üretilmiş ürünlerin ABD’ye girmemesi için firmalardan yeni şartlar talep edilmektedir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye İslam dünyasının lider ülkesi olmasına rağmen maalesef Türkiye’den de özlenen, beklenen tepki gelebilmiş değildir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada iki şeyi ayırmakta fayda görüyorum. Türkiye sayıları 50 bini bulan Uygur Müslümanlara kucak açmış ve onlar için elinden gelen gayreti göstermektedir. Fakat burada konumuz Çin’in pervasızca açtığı ve tüm dünyadan saklamaya çalıştığı toplama kampları gerçeğidir. Toplama kamplarının kapatılması, Doğu Türkistan’da işlenen, hayatın her alanındaki hak ihlallerinin son bulması ile ilgili Türkiye’nin daha fazla çaba sarf etmesi gerektiği ortadadır. Bu konuda elbette atılan bazı adımlar bulunmaktadır. Mesela </span><span style="font-weight: 400;">Tayland’ın başkenti Bangkok’ta 30 Temmuz 2019 tarihinde yapılan 52. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile bir araya gelmiş ve t</span><span style="font-weight: 400;">oplama kamplarının gözlemlenmesi ile ilgili bir ziyaret kararında mutabık kalınmıştır. Fakat bir seneyi geçmiş olmasına rağmen bu ziyaret hala gerçekleştirilememiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nihai olarak mevcut uluslararası ilişkilerde ülkelerin rasyonel davranmaları ve reelpolitikle hareket etmeleri beklense de Türkiye’nin İslam dünyasını da harekete geçirmek suretiyle, kendisiyle aynı inancı paylaşan ve akrabalık bağları bulunan Doğu Türkistan ile ilgili daha sınırları zorlayıcı faaliyet içerisinde bulunması beklenmektedir. Türkiye bu enerji, politik zeka ve cesarete sahip bir ülkedir. Umudumuz dünyanın hemen her yerindeki mazlumlar için harekete geçen ve acıları elinden gelen her imkanla dindirmeye çalışan ve bu yönüyle dünyanın vicdanı olarak değerlendirilen ülkemizin Doğu Türkistan için de daha sonuç odaklı faaliyetler göstermesidir.</span></p>
<p><b>Çin devleti uyguladığı bu politikaları dünya kamuoyuna nasıl sunuyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56818 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-2-640x360.jpg" alt="Doğu Türkistan" width="379" height="213" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-2-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-2.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 379px) 100vw, 379px" />Çin yalan ve manipülasyonları yeni değildir ve en az Çin tarihi kadar eskidir. Çin tarihinde Çin’in diş geçiremediği ya da tehdit olarak gördüğü devletlere karşı uyguladığı ‘Dünürleşme’ stratejisi ile Çinli prensesleri Türk hakanlarıyla evlendirdiği ve sonrasında vuku bulan parçalanma ve felaketleri bilmeyen yoktur. Çin bugün de bizzat büyükelçiliğinin web sayfası üzerinden Uygurların İslam’ı kılıç zoruyla kabul ettiği, Uygurların Türk olmadığı ve Doğu Türkistan diye bir yerin hiç var olmadığına dair uydurma bilgilerle dünyayı kandırmaya, gerçekleri saptırmaya devam etmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplama kampları gerçeği de aslında 2014 yılından itibaren başlatılan ve fakat 2017 Nisan&#8217;dan itibaren yoğun bir şekilde açılan toplu cezalandırma merkezleri olmuştur. </span>Bu kamplar açıkça Hitler&#8217;in kampları, Stalin’in gulagları, Polpot’un ölüm tarlaları ile kıyaslanabilir!</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin kampların varlığını uydu görüntüleri, kamplardan çıkmayı başaranların röportaj ve şahitlikleri, polis, güvenlik görevlisi ve işçi alım ilanları ile mesele iyice ortaya çıktıktan sonra 2018 Ekim ayında kabul etmek zorunda kalmıştır. Fakat bir farkla ki bu işkencehaneleri “gönüllü” ‘Yeniden Eğitim Merkezleri’ ya da “gönüllü” ‘Mesleki Eğitim Merkezleri’ olarak dünyaya deklare etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Daha önce ifade ettiğimiz gibi BMGK’daki konumunu ve birçok ülkeye sağladığı kredi ve vaatleri sopa olarak kullanan Çin, kendisini Doğu Türkistan’ı demografik, mental ve tarihi, kültürel birikimiyle birlikte yok etmek için gerekli olan izni de-fakto olarak almış görmektedir! Bu söylediklerim yani bir milletin etnik ve dini kimliğiyle birlikte yok edilmesine sessiz kalmak suretiyle onaylamak, korkunç bir şey olsa da maalesef bugün Doğu Türkistan’ın yaşadığı bunun dışında bir şey değildir. </span></p>
<p><b>İnsanlar kamplarda nasıl götürülüyorlar ve kamplarda ne gibi uygulamalar söz konusu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016 Ağustos&#8217;tan bu yana Sincan Uygur Özerk Bölgesi Parti Sekreteri olan Chen Quanguo’nun Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in emriyle 2017 Nisan ayından itibaren Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız ve Hui Müslümanları toplama kamplarına veya Çin’in resmî söylemiyle zorunlu “Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri”ne göndermesi, Çin için yüz kızartıcı yeni bir fiil anlamına gelmektedir. Çin, kampların amacını </span><b>“terörizm, ayrımcılık, aşırılık ve dinî faaliyetleri durdurmak” </b><span style="font-weight: 400;">olarak ifade etmektedir. Herhangi bir mahkemede yargılanmayan, kendilerine bir suç isnat edilmeyen, evlerinden, yurtlarından, eş ve çocuklarından zorla koparılan bu masum insanlar her geçen gün genişletilen bu kamplara alınmaktadır. Kamplardaki insanların sayısı her geçen gün artarken uygulanan işkence, organ ticareti ve diğer zulümler neticesinde binlerce insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin, tutuklamaları </span>“suçu önceden önleme prensibi” çerçevesinde gerçekleştirdiğini söylemektedir! Yani hukukun temel ilkesi olan ‘masumiyet karinesi’ hiçe sayılmaktadır.</p>
<blockquote><p>Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2014’te “aşırı dincilik zehrinin” ortadan kaldırılması için baskı siyasetinin uygulanması gerektiğini savunarak keyfî tutuklamalara zemin hazırlamıştır.</p></blockquote>
<p>Mayıs 2014’te “Teröre Karşı Sert Darbe Kampanyası” başlatılmış, yayımlanan “75 aşırılık belirtisi”nden birini gösterenlerin ihbar edilmeleri istenmiştir. 2015’te ÇKP Sekreteri Zhang Chunxian’ın, “vuran elin ve eğitim elinin sert olması gerektiği”<span style="font-weight: 400;"> şeklindeki sözleri, kamplarının temel mantığını oluşturmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 Ocak 2016 Terörle Mücadele Yasası ve 29 Mart 2017 Sincan’daki Aşırılığı Yok Etme Yönetmelikleri’nin yürürlüğe girmesi ile ilgili hükümet birimlerine sadece silahlı operasyonları değil, eğitim ve propaganda çalışmaları konusunda da faaliyetleri arttırma direktifi verilmiştir. Böylelikle Doğu Türkistan’daki her olay terörle irtibatlandırılarak cezalandırılabilir, olaylara müdahale sırasında polisler serbestçe ateş edebilir, gece baskınlarıyla tutuklama yapabilir, mahkeme kararı olmadan hapsedebilir hâle gelmiştir. Bu süreçte Doğu Türkistanlılar açık hedef yapılırken Müslüman halka topyekûn </span>“terörist”<span style="font-weight: 400;"> muamelesi yapılmaya başlanmış, 2016 yılı Ağustos ayında Chen Quanguo’nun bölgeye atanmasıyla birlikte bir yıldan az bir sürede, 90.866 polis alımı yapılmıştır. </span></p>
<h5>Bir Çadıra Sahip Olmak Toplama Kampına Alınmak İçin Yeterli</h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir çadıra ya da pusulaya sahip olmak, mutfağında birden fazla bıçağı olmak, pasaportu olmak, yurt dışına çıkmak ya da yurt dışına çıkan birisiyle konuşmak, başkalarına günah işlememesini söylemek, fazladan yiyeceğe sahip olmak, kahvaltıyı güneş doğmadan önce yapmak, alkol ve sigara kullanmaktan kaçınmak, sakalı olmak ya da başörtüsü takmak, camiye gitmek, namaz kılmak, oruç tutmak, DNA örneği alınmasına izin vermemek, bazı sosyal medya uygulamaları kullanmak, okulda ve resmi dairelerde ana dili kullanmak, üzerinde ay yıldız olan tişört giymek ya da bu sembolleri bir şekilde kullanmak bir kişinin toplama kamplarına alınması için yeterli sebep olarak görülmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamplarda hemen her iş ve meslek grubundan insanın bulunduğu bilinmektedir: öğrenci, çiftçi, esnaf, iş adamı, âlim, din adamı, akademisyen, yerel yönetim çalışanları, memurlar, işçiler, sanatçı ve sporcular; kadın, erkek, çocuk, genç ve yaşlılar. Uygur, Kazak, Kırgız ve Hui Müslümanlar, olabilecek en geniş şekilde kamplara alınmıştır. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Toplama kampları Doğu Türkistan’ın tamamına yayılmıştır. İnsanlar kendilerine isnat edilen suçların yazıldığı bir itirafnameye zorla imza attırılmakta, sonrasında mahkeme kararı olmaksızın süreç yasallaşmaktadır! Hatta bazılarına uzun bir suç listesi verilerek, “kendilerine suç beğenmeleri” istenmektedir! </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir kamp toplamda 1.000-1.200 civarında koğuş ve 60’tan fazla binadan oluşmakta ve 16 metrekarelik bir koğuşa 20 insan sığdırılmaktadır. Kamplar dikenli tellerle çevrili, kat kat güvenlik sistemleriyle güçlendirilmiş duvarlarla örülü; izleme kuleleri, onlarca polis ve asker tarafından korunmaktadır ve insanlar bu işkencehanelerden asla ne zaman çıkacaklarını bilememektedir. İnsanlar ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite gibi eğitim merkezlerinde, hastane, depo, hangar, gar ve fabrikalarda, yer altı zindanlarında ve bazen çöllerde bazen mahallelerde kurulan toplama kamplarında tutulmaktadır ve bu kamplar sürekli olarak genişletilmektedir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Zoraki mahkumlara işkence ve asimilasyon programları uygulanmakta, bu kişilerin haklarının yakınları tarafından takibine dahi izin verilmemekte, nerede tutuldukları bildirilmemekte, hatta çoğu zaman yaşayıp yaşamadıkları bilgisi bile verilmemektedir. </span><span style="font-weight: 400;">Nitekim 3 yıldır aileleriyle görüşemeyen insanlar bulunmaktadır.</span></p></blockquote>
<p>Tanıkların ifadelerine göre toplama kamplarında yapılan işkenceler şu şekildedir:<span style="font-weight: 400;"> Yaz aylarında sadece iç çamaşırıyla sıcak taş üzerinde; kış aylarında da çıplak ayak buz üzerinde bekletme, dayak, elektrik şoku verme, hastalık durumlarında müdahale etmeme, uykusuz bırakma, uzun süre hücre hapsinde tutma, uzun süre kelepçe ile bırakma, uzun süre kafasında siyah çuval olduğu hâlde bekletme, tuvalet ihtiyaçlarının giderilmesini kısıtlama, aşırı kalabalık odalarda tutma, aç ve susuz bırakma ya da yeterli yiyecek vermeme, su tanklarına daldırma ya da soğukta üzerine soğuk su dökme, kadın tutukluların yüzlerinde ve vücutlarında sigara söndürme, bileklerinden asılan tutukluları bu hâldeyken copla dövme, elektrik verme, değişik acı verici nesnelerle dövme ve eziyet etme, yoğun ve parlak ışıkla körleştirme, uzun süre gergin pozisyonda tutma, günlerce hareketsiz bir şekilde kaplan koltuğu denen koltuklarda oturtma, elleri kelepçeli ve ayakları prangalı olarak dolaştırılma, düzenli olarak verilen içeriği bilinmeyen ilaçlarla güçten düşürme ve itaate zorlama, zoraki kürtaj ve doğum kontrol uygulamaları, erkeklerin kısırlaştırılması, tecavüze uğrayan birini izlemeye zorlama ve toplu tecavüz.</span></p>
<p><b>Salgın döneminde Doğu Türkistan&#8217;da yaşamak nasıl bir hâl aldı? Çin hükümetinin kurduğu &#8220;yeniden eğitim kampları&#8221;nda Covid-19&#8217;a yakalanmış hastalarla ilgili bilgi alabiliyor muyuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56819 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/dogu-turkistan-3.jpg" alt="Doğu Türkistan" width="402" height="268" />Çin’in karartmaları nedeniyle ne kampların sayısı ve yeri ne de buralarda tutulan insanların içinde bulunduğu koşullar tam olarak bilinebilmektedir. Benzer şekilde, yaşanan koronavirüs (covid-19) salgınının bu kamplardaki insanları nasıl etkilediği konusu da büyük bir muamma olarak durmaktadır. </span><span style="font-weight: 400;">Salgınının Doğu Türkistan’da ne kadar yayıldığıyla ilgili olarak Çinli yetkililer “devlet sırrı” diyerek konuşmayı reddetmektedirler. </span><span style="font-weight: 400;">Bütün dünyada virüsün yayılma hızını durdurmak için insanların bir araya gelmesi, toplanması yasaklanırken Çin, 3 milyona yakın insanın tutuklu olduğu toplama kamplarını boşaltmayı reddetmektedir. Eğer virüs kamp polisleri ya da görevliler yolu ile tek bir mahkûma bile bulaşırsa, hastalık kalabalık ve hijyenik olmayan yaşam alanları sebebiyle kamplarda normale göre onlarca kat daha hızlı yayılacaktır. Kapalı alanda yer yer 20.000’den fazla insanın yaşadığı belirtilen toplama kamplarında her türlü salgın riski zaten oldukça yüksektir; dolayısıyla virüsün kamplara bulaşması durumunda buralardaki ölüm oranlarının da bir hayli yüksek olacağı tahmin edilmektedir.</span></p>
<p><b>Çin&#8217;deki yeni Covid-19 vakalarının tamamının Doğu Türkistan&#8217;da olduğuna dair haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle bu haberin doğru olduğuna inanmak güç. Çin’deki hastalarla ilgili haberler yanılmıyorsam Nisan ayının sonlarında bıçak gibi kesildi. 1.44 milyarlık ülke bir hafta önce virüs nedeniyle perişan haldeyken bir hafta sonra virüs rakamlarındaki ilerleyiş durdu ve bir daha da küçük hareketler dışında ilerlemedi. Bağımsız kaynaklar daha bahar aylarında virüs nedeniyle 50 binden fazla kişinin ölmüş olabileceğini ifade etmişlerdi. Her iki türlü de kuşku uyandıran bir durum var. Yani eğer Çin’de hastalık bittiyse bu aşı bulunduğu anlamına gelmekte, yok bulunmadıysa bu kez ölümlerin devam ediyor rakamların yükseliyor olması gerekmekte. Yani burada da bir yanıltma ya da karartma durumu var. Yani hastalık tahminime göre Çin’in önemli bir bölümünde devam etmekte.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan’da virüsün son dönemlerde yeniden artmasıyla ilgili haberi ise Çin haber ajansı Xinhua’dan alalım. Ajansa göre 15 Temmuzda hastanelerde bir kişi bile bulunmazken, 5 Ağustosta 17,301 kişinin virüs vakasıyla hastanelerde yattığı ve Çin’in farklı bölgelerinden Doğu Türkistan’a 1900 civarı doktor ve hatırı sayılır miktarda sağlık ekipmanı gönderildiği belirtiliyor. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Virüsün Doğu Türkistan’ın Müslüman halklarına karşı bir silah olarak kullanılma ihtimali hep vardı ve hatta yarınlarda toplama kamplarındaki cinayetlerin virüs nedenli ölümler olarak açıklanma endişesini hak örgütleri ve diasporadaki Uygurlar sürekli olarak dile getirmektedirler. </span></p></blockquote>
<p><b>Soykırım iddialarıyla ilgili ne söyleyebilirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan’da yaşananların bir soykırım olduğuyla ilgili hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Fakat soykırımın ispatlanması gerekmektedir ki bunun için BM İnsan Hakları Komisyonu ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soruşturmaların başlatılması gerekmektedir. Bu kadar tanıklık ve deliller bulunurken bu soruşturmaların başlatılmaması da ayrıca bir muammadır!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BM Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre soykırım; millî, etnik, ırki veya dinî bir grubu, sırf bu niteliği nedeniyle kısmen veya tamamen yok etmek kastıyla aşağıda sayılan fiillerin işlenmesidir: </span></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Grup üyelerini öldürmek</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Grup üyelerine ciddi biçimde bedensel veya zihinsel zarar vermek</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Grubun fiziksel varlığını tamamen veya kısmen ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasıtlı olarak değiştirmek </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeye yönelik tedbirler dayatmak</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Gruba ait çocukları bir başka gruba zorla nakletmek</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin sayılan maddelerin tamamıyla ilgili şaibelidir ve özellikle dört ve beşinci maddeler çerçevesinde ise soykırım suçlusudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan’da ayrıca Kültürel Soykırım kapsamına giren onlarca fiil bulunmaktadır. “Bulaşıcı bir hastalık” olarak görülen dinî değerlerin tamamına yönelik saldırılar, cami, medrese ve İslam kültür öğesi eserlerin yıkılması; ahır, diskotek ve bar olarak amaç dışı kullanımları dâhil olmak üzere yapılan saldırılar, Bir Kuşak Bir Yol projesi güzergâhında bulunan Müslümanlara ait köy ve kasabaların tüm kültürel ve tarihî dokularıyla birlikte yerle bir edilmesi ve bu yerlerin ahalisinin farklı bölgelere sürgün edilmesi, 18 yaşından küçüklerin, memur, işçi, ÇKP üyeleri, öğrenci, emekli ve kadınların ibadet yerlerine girmesi ve ibadet etmesinin yasaklanması, Ramazan ayında oruç tutmanın yasaklanması, Müslümanlara ait mezarlıkların yok edilmesi ya da taşınması, Müslüman ahaliye domuz eti yedirme ve alkol kullandırma, çocukların sünnet ettirilmesinin yasaklanması, evlilik ve cenaze törenlerinin örfe uygun yapılmasının yasaklanması, Türk kızlarının zorunlu olarak Çinli erkeklerle evlendirilmesi, toplumun lider ve aydınlarının, akademisyenlerin toplama kamplarına kapatılmak suretiyle topluma yön verecek isimlerden toplumun mahrum bırakılması, dinî ve millî bayramların yasaklanması, ürünlerin “helal” olarak etiketlenmesinin yasaklanması ve helal etin Müslümanların yemesi haram olan domuz etiyle birlikte satılması, Uygurlara verilmiş anadilde eğitim hakkının yasaklanması ve Çincenin tüm okullarda zorunlu dil hâline getirilmesi, Uygurca dinî ve millî eserlerin, Kur’an-ı Kerimlerin toplanarak yakılması, bu eserleri okumanın ve bulundurmanın yasaklanması, buna mugayir davrananların hapis cezasına çarptırılması bunlardan bazılarıdır.</span></p>
<p>Son olarak<span style="font-weight: 400;"> şunları ifade etmek isterim ki bugün Doğu Türkistan insanlığın göstergesi konumundadır. Doğu Türkistan’a bakarak halimizi hesap edebiliriz. Bugün 8 milyarlık insanlık ailesinin sırtını döndüğü Doğu Türkistan, yarın herkesin gerçeği haline gelebilir. Bunu söylerken bir kehanet ya da komplo teorisi oluşturmuyorum. Tarih bunun nice örnekleriyle doludur. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/13/dogu-turkistanda-kulturel-soykirim-kapsamina-giren-onlarca-fiil-bulunmaktadir/">&#8220;Doğu Türkistan&#8217;da Kültürel Soykırım Kapsamına Giren Onlarca Fiil Bulunmaktadır&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını: Filistin</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-filistin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2020 11:47:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma bölgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan ve yaşam koşullarımız elverdiğince karantina altında yaşamaya devam etmemize sebep olan Covid-19 salgını Filistinliler'i nasıl etkiledi ve Filistin’de yaşanan insan hakları ihlalleri salgın başladığından bu yana değişti mi? Değiştiyse nasıl değişti? </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-filistin/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını: Filistin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56796 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-640x360.jpg" alt="koronavirüs" width="370" height="208" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 370px) 100vw, 370px" /></span><b></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Middle East Eye’da ve Al Jazeera’de yer alan habere göre 5 Mart günü işgal altındaki Batı Şeria&#8217;daki Filistin kutsal kenti Beytüllahim yakınlarındaki bir otelde birkaç olası koronavirüs vakası tespit edildi. Bu durum Filistin hükümetinin Paskalya sezonun faaliyetlerini durdurmasına sebep oldu. Al Jazeera’deki habere göre, şüpheli vakalar Agence France-Press (AFP) tarafından duyuruldu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas 30 gün sürecek olağanüstü hâl ilan etti ve bu süre zarfında tüm okulları ve üniversiteleri kapattı. Hemen ardından İsrail hükümeti tüm Beytüllahim’i karantinaya aldığını açıkladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine Nisan ayında İsrail askerlerinin, Filistinlilerin evleri yakınlarına ya da arabalarına tükürerek Covid-19 hastalığını yaymaya çalıştıklarına dair haberler çıktı. Bu haberler; Middle East Monitor, The New Arab, Palestine Chronicle gibi kaynaklarda yer aldı. Yine bu haberler; Türkiye’de de Anadolu Ajansı ve Yeni Şafak gibi yayın organlarının İngilizce yayın yapan sitelerinde videolarıyla birlikte verildi. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği İnsan Hakları Birimi tarafından 29 Haziran 2020 tarihinde yayınlanan raporda bu haberler doğrulandı. Bahsi geçen raporda İsrail askerlerinin yalnızca bireysel araçlara tükürmedikleri, sistematik bir şekilde virüsün Filistin’de yayılması amacına uygun olarak kasıtlı olarak kamu hizmeti veren binalara ya da kamusal alanlara girecek olan araçlara tükürdüklerinin ve kanıtlanmış olan olayların münferit olaylar olmadığının altı çizildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">CIDSE-Together For Global Justice (International Cooperation for Development and Solidarity/Coopération Internationale pour le Développement et la Solidarité – Küresel Adalet İçin Hep Birlikte) tarafından yapılan açıklamalarda, işgal altındaki Filistin’in sağlık sisteminin halihazırda kırılgan bir durumda olduğu ve bu kırılganlığın çoğunlukla işgal altında olmanın getirdiği kısıtlamalardan kaynaklandığı belirtiliyor. 1 Nisan günü yayınlanan açıklamada Gazze’deki durumun endişe verici olduğu belirtilirken, Gazze Şeridi’nin İsrail tarafından bloke edilmiş olmasının ve Filistin’in siyasal birliği olmamasının sağlık sistemini çok zor bir duruma soktuğundan bahsedildi. Doğu Kudüs’te yer İsrail polisinin keyfi tutuklamalarının ve baskınlarının, göz yaşartıcı gaz kullanımının devam ediyor olmasının endişe verici olduğu da belirtilerek bu gibi durumların hiçbir koşul altında hoşgörüyle karşılanamayacağı söylendi. </span></p>
<p><b>Tutuklu Bulunan Çocuklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">11 Mayıs’ta UNICEF tarafından tutukluluğu devam eden çocukların salıverilmesine dair bir açıklama yayınlandı. Açıklamanın detayları şöyle:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Filistinli çocuklarının İsrailli otoritelere tarafından devam ettirilen tutukluluk hallerinden dolayı ciddi bir endişe içindeyiz. İsrail Hapishane Hizmetleri&#8217;nin yayınladığı verilere göre, mart ayı sonunda 194 Filistinli çocuk, çoğunluğu İsrail’de olmak üzere, İsrail makamları tarafından gözaltına alındı ya da tutuklandı. Bu sayı 2019 yılında gözaltına alınan çocuk sayısından daha fazla ve bu çocukların büyük çoğunluğu herhangi bir suçtan hüküm giymemiş olmamalarına rağmen tutuklu yargılanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56797 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-filistin-640x427.jpg" alt="" width="348" height="232" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-filistin-640x427.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-filistin-1024x683.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/koronavirus-filistin.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 348px) 100vw, 348px" />Bir salgın sırasında devletler, çocukların korunmaya olan ihtiyaçlarına ve çocuk haklarına daha fazla dikkat etmeli ve çocukların yüksek yararı, hükümetler tarafından alınan tüm kararlarda birincil husus olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözaltındaki çocuklar, sosyal mesafe koşullarına uygun hareket edemedikleri ve alınması gereken tedbirleri ulaşamadıkları koşullarda ve COVID-19&#8217;a yakalanma riskiyle karşı karşıya. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üstelik, İsrail&#8217;de COVID-19 krizinin başlangıcından bu yana, yasal işlemler beklemeye alınmış durumda. Neredeyse tüm hapishanelere ziyaretler iptal edildi. Çocukların ailelerine ve avukatlarına şahsen erişimleri engellendi. Böyle bir uygulama psikolojik travmalara yol açacak olmasının yanı sıra çocukların hakları olan hukuki tavsiyeleri almalarını engeller. Duruşmayı bekleyen çocukların üzerindeki baskıların bu şekilde artması daha çabuk salıverilme umuduyla işlemedikleri suçları itiraf etmelerine sebep olabilir.” </span></p>
<p><b>Birleşmiş Milletler Raporu </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haziran ayında ise Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği tarafından işgal altındaki Filistin’de yaşanan insan hakları ihlalleriyle alakalı bir rapor yayınlandı. Bu rapora göre Covid-19 salgını sebebiyle İsrail sınırları içinde kalmasına izin verilen Filistinli işçilerin salgın şartları altında düzgünce barınma ihtiyaçlarının işverenler tarafından karşılanması öngörülürken işçiler inşaat alanlarında ya da seralarda uyumaya mahkûm edildi. İsrail hükümeti Filistinli işçilere Covid-19 için test yapmayı reddetti ve Filistin’e dönen işçiler arasında virüsün yayılmasını önlemeye çalışan Filistin hükümetinin tüm çabalarını boşa çıkarmış oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beytüllahim’deki Al-Khader köyünde onlarca ağacın İsrailli yerleşimciler tarafından kesilmesi, işgal kuvvetlerinin diğer köylerdeki evleri yıkması, Salfit’teki çadırların bozulması ve çadırlara el konması gibi şeyler İsrail tarafından yapılan insan hakları ihlallerinin sadece küçük bir kısmı. Rapora göre mart ayında, Filistin’de İsrail askerleri tarafından kasıtlı olarak hastalığın yayılması için uğraşıldı. Middle East Monitor, Cleveland Jewish News ve Anadolu Ajansı gibi kaynaklarda yer alan habere göre Temmuz ayında yaklaşık 12.000 İsrail askeri Covid-19 şüphesiyle karantinaya alındı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56798 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/filistin-640x360.jpg" alt="filistin inşaat işçileri" width="370" height="208" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/filistin-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/08/filistin.jpg 870w" sizes="auto, (max-width: 370px) 100vw, 370px" />Birleşmiş Milletler raporuna göre; Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği İnsan Hakları Birimi ve Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları tarafından yayınlanmış bütün yönergelere rağmen İsrail hükümetinin yönetimi altında bulunan hapishanelerdeki koşullar bozulmaya devam etti. Filistinli mahkumlar bu kısıtlamaların ve bozulan koşulların hapishane kantininden alışveriş yapılmasının yasaklandığını ve kişisel hijyen ürünlerine ya da ilaçlara erişimlerinin engellendiğini bildirdi. Bütün bunlar olurken hapishane yönetimleri maske takmak ve sosyal mesafe kurallarına uymak da dahil olmak üzere hiçbir önlem almadan hücrelerde arama yapmaya devam edip günde beş kez tutuklulara sayım yaptırmaktalar. </span></p>
<p><b>İşgal Yavaşlamış mıydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün dünyada Covid-19 salgınıyla mücadele edilen bir dönemde, İsrailli otoriteler Filistin halkının haklarını açıkça ihlal etmeye devam ettiler. Yayınlanan raporda işgal kuvvetlerinin ne salgını ne de salgına karşı verilen mücadeleyi umursamadıkları, yerleşim ve ilhak sürecinin hiç hız kesmeden devam ettiğine yer verildi. Filistinli sivillere karşı 35 silahlı operasyon belgelendi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Al Jazeera’de yer alan bir habere göre Batı Şeria’daki El Halil’de bulunan bir karantina merkezi 14 Temmuz Perşembe günü İsrail güçleri tarafından yıkıldı. BM yetkilileri, İsrail&#8217;i, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın illegal &#8220;Orta Doğu planı&#8221; doğrultusunda hareket etmemeleri konusunda defalarca uyardı. Filistin liderliği bu tartışmalı önerileri reddetti artık ABD ve İsrail’le aralarında olan geçmiş anlaşmalara bağlı olmadıklarını açıkladı. Bahsi geçen plan, İsrail’in, Ürdün Vadisi&#8217;nin bazı kısımları da dahil olmak üzere Batı Şeria&#8217;nın geniş kesimlerini ilhak etmesini öngörüyor. </span></p>
<h5 class="h2 heading--in-padded"><a href="https://amnesty.org.tr/icerik/10-maddede-filistin-topraklarinda-ilhak-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler">10 maddede Filistin topraklarında ‘ilhak’ ile ilgili bilmeniz gerekenler</a></h5>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/12/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-filistin/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını: Filistin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını…  Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 13:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Bölgelerinde Covid 19 Salgını]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[savaş bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart’ta küresel salgın olarak ilan edilen koronovirüs salgını için dünyanın birçok farklı ülkesi farklı şekillerde tedbir aldı. Savaş ve çatışmaların sürdüğü bölgelerde salgınını konuşmak lüks kalıyor. Bu ülkelerden biri de Yemen…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını… &lt;br&gt; Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2015’ten beri devam eden bir iç savaşın yaşandığı Yemen’de bütün dünyayı etkisi altına alan Covid19 salgınıyla alakalı bir tedbirden bahsetmek biraz güç. İçinde bulunduğumuz temmuz ayında bile Sana ve diğer birkaç Yemen şehri daha Suudi Arabistan tarafından defalarca kez vuruldu. Bu saldırıların Husilerin hemen önceki saldırılarına misilleme olduğu söyleniyor. Ülkedeki çatışmalar dünya Covid19 salgınından başka bir şeyden bahsetmezken oluyor, Yemen için ise durum tam tersi. Yemen’de salgını konuşabiliyor olmak lüks. Ancak salgın öncesinde de Yemen’de olanların dünya kamuoyunun ilgisini çekebildiğini söylemek güç. İnsan hakları ihlallerinin hiç hız kesmeden hatta aksine artarak devam ettiği bu iç savaş ortamı Yemen’de yıllardır devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56248 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/yemen.jpg" alt="yemen" width="347" height="227" />Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde (<a href="https://www.wsws.org/tr/">World Socialist Web Site</a>) bulunan habere göre UNICEF’in Yemen temsilcisi Sara Beysolow Nyanti, “Sağlık ve su sistemlerinin çökmesini önlemeye çalışıyoruz. Artık biz de çöküşün eşiğindeyiz,” dedi ve şunları ekledi: “COVID bardağı taşıran son nokta olabilir. Şu anda toplumun yüzde 75’inin parası sabun almaya yetmiyor ve paraları olsa, yiyebilecekleri bir şey ya da ilaç almayı seçerler.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nisan ayının başlarında Suudi destekli hükümet Yemen’de tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve bu ateşkesin devamı için Birleşmiş Milletler’den gelecek desteği de onayladıklarını açıklamıştı ancak süreç başarısız oldu ve ateşkes ilan edilemedi. BBC’de yer alan haberlere göre, Yemen’de durumun bu kadar kötü olmasının tek bir sebebi yok. İç savaşın durmaksızın devam ediyor olması sebeplerden biri mesela. Savaş yüzünden ülkenin sağlık sisteminin çökmüş olması yüzünden hem sağlık çalışanlarının kendi güvenliklerinin olmaması hem de çalışabilecekleri şartlardan yoksun olmaları bir diğer sebep.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yemen, Covid19 salgını başlamadan 3 yıl önce Birleşmiş Milletler tarafından dünya üzerinde yardıma en çok ihtiyacı olan yer ilan edilmişti. Nüfusun yaklaşık %80’ini oluşturan 24 milyon insan hayatta kalabilmek için dışarıdan gelecek yardıma muhtaç. Ülkede yaşayanların çoğu açlıktan ölmenin eşiğinde. Halihazırda 2 milyon çocuk akut yetersiz beslenme içinde, daha ilk korona vakası ilan edilmeden önce ülkede zaten dang humması, kolera ve malarya gibi hastalıklardan mustarip birçok insan vardı. </span></p>
<h5><strong>Salgında Çocukların Durumu</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">UNICEF’in yöneticisi Henrietta Jore, mayıs ayında düzenlenen bir basın toplantısında Yemen’in Covid19 salgınından en kötü etkilenen birkaç ülkeden biri olduğunu belirtti. Şiddet ve istikrarsızlık ülkede gündelik hayatın bir parçası olduğunu belirten Jore, okul ve hastanelerin saldırı altında olduğunu da söyledi. Aynı açıklamaya göre, Yemen’de temiz yemek ya da suya ulaşmak çok zor ve ülkenin ekonomisi çökmüş vaziyette. Ülke genelinde 12 milyondan fazla çocuk insani yardıma muhtaç, neredeyse beş yüz bin çocuğun akut yetersiz beslenme için tedaviye ihtiyacı var ve eğer acilen tedavi edilmezlerse ölebilirler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Covid19 salgınından önce de 2 milyon çocuk eğitime ulaşamıyordu. Şimdi de salgın yüzünden ülkenin dört bir yanındaki okullar kapandı ve 5 milyon çocuk okulsuz kalmış durumda. Yoksulluk ve çatışmalarla boğuşan ülkelerde çocukların okuldan uzak kalma süreleri ne kadar uzarsa, okula geri dönebilme ihtimalleri o kadar azalıyor. Kolera ve ishal sürekli bir tehdit olmaya devam ediyor çünkü ailelerin ve çocukların temiz suya erişimleri yok. Ülkede düzgünce işleyen sanitasyon ve hijyen sistemleri mevcut değil. Milyonlarca insan ellerini yıkayamıyor ve sosyal mesafe uygulayamıyorlar, ki bunların ikisi de hastalıkların yayılmasını durdurmak için alınabilecek en temel önlemler. Hava ve deniz limanlarının şu anda kapalı olması yüzünden Yemen’e yardım ulaştırmak neredeyse imkânsız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56249 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-640x259.jpg" alt="salgın" width="467" height="189" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-640x259.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin-1024x414.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/salgin.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 467px) 100vw, 467px" />Aşılama kampanyaları hakkında da konuşan Henrietta Jore, salgının aşılama kampanyalarının askıya alınmasına sebep olduğunu belirterek, “Bu aşılama kampanyaları sağlık sitemi çöktüğünden beri hizmetlerin kapsamını genişletmeye çalışan bizler için kritik önem taşıyordu. Salgın şartlarında aşılamaya devam edemediğimiz için 5 yaşın altındaki 5 milyon çocuğa, çocuk felci aşısı ulaştıramayacağız.” Jore, 1.7 milyon çocuğun difteriye karşı, 2.4 milyon çocuğun koleraya karşı aşı olamayacağını; 400 binin üzerinde hamile kadının da tetanos aşısına erişemeyeceğini de sözlerine ekliyor. </span></p>
<h5><strong>Yemen’de Vakalar</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">The Guradian’da yer alan habere göre alınabilecek önlemlerin yetersizliğinden dolayı Yemen’de en az 97 sağlık çalışanı Covid19’dan öldü. Sağlık çalışanları ne hükümetten ne de isyancılardan alabilecekleri bilgilere güvenemediklerinden Covid19 semptomlarına benzer semptomlar taşıdığını düşündükleri meslektaşlarının ölümlerini analiz ederek salgının etkilerini anlamaya çalışıyorlar. Resmî açıklamalara göre, Yemen’de vaka sayısı 1.610, ölümle sonuçlanan vaka sayısı ise 446. MedGlobal’de yayınlanan rapora göre ise, gerçek sayı ve ölüm raporu çok daha yüksek. Kıyaslama yapmak gerekirse virüsün en kötü vurduğu ülkelerden biri olan İtalya’da 245 bin kişi bu virüse yakalandı. 35 bin kişi ve 100 sağlık çalışanı salgın hastalık dolayısıyla öldü. Yemen’de ise ölüm oranı %27 ve bu rakam Yemen’deki ölüm oranlarını küresel ortalamanın 5 katına çıkarıyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/catisma-bolgelerinde-koronavirus-salgini-yemende-salgini-konusmak-luks/">Çatışma Bölgelerinde Koronavirüs Salgını… &lt;br&gt; Yemen’de Salgını Konuşmak Lüks</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çin&#8217;in Ekonomik Gücü Doğu Türkistan&#8217;ın Gündeme Gelmesini Engelliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/cinin-ekonomik-gucu-dogu-turkistanin-gundeme-gelmesini-engelliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 09:22:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Burhan Kavuncu]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğu Türkistan'da yaşanan etnik ve dini ayrımcılığın gündemde yer alamayışının sebebinin Çin devletinin devasa ekonomik gücüyle ilgili olduğunu belirten Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği Başkanı Burhan Kavuncu, "Bu kadar büyük ve dramatik bir olayın çok daha yoğun bir şekilde gündemde olması beklenirdi. Ama Çin’in bunu istememesi ve diğer ülkelerin de Çin baskılarına boyun eğmeleri veya bu olayda taraf olmayı çıkarlarına uygun görmemeleriyle ilgili" dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/cinin-ekonomik-gucu-dogu-turkistanin-gundeme-gelmesini-engelliyor/">&#8220;Çin&#8217;in Ekonomik Gücü Doğu Türkistan&#8217;ın Gündeme Gelmesini Engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56259 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/hapishane.jpg" alt="hapishane" width="364" height="242" />Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği Başkanı Burhan Kavuncu, Doğu Türkistan meselesini doğru bir şekilde tanımlaması gerektiğini belirterek, “<span style="font-weight: 400;">70 yıllık Çin işgali altında sürekli olarak asimilasyon uygulamalarına maruz kalan bu bölgede son yıllarda açık bir şekilde “imha” aşamasına gelindi. Resmi rakamlarla 13 milyon, gerçekte ise 35 milyondan fazla “Türkçe konuşan müslüman”, sadece kültürel değil gerçek bir soykırıma tâbi tutulmakta. Hapishane/ toplama kamplarındaki insanların sayısı, isimleri ve meslekleri, “eğitim merkezi” dedikleri kamplarda uygulandığını itiraf ettikleri eğitim, Çin devletinin resmen ilan ettiği “Çinlileştirme projesi” Doğu Türkistan’ın yok edilmekte olduğunun açık kanıtlarıdır. Nitekim içinde bulunduğumuz 2020 yılında, resmî “Sincan Uygur Özerk Bölgesi”  isminden Uygur kelimesi çıkartılarak “Sincan Özerk Bölgesi” şeklindeki isim değişikliği de bu imha siyasetinin geldiği noktayı göstermekte.</span>” Dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Doğu Türkistan meselesinin dünya gündeminde hak ettiği yeri bulamamasının, Çin devletinin devasa ekonomik gücüyle ilgili olduğunu belirten Kavuncu, “<span style="font-weight: 400;">Bu kadar büyük ve dramatik bir olayın çok daha yoğun bir şekilde gündemde olması beklenirdi. Ama Çin’in bunu istememesi ve diğer ülkelerin de Çin baskılarına boyun eğmeleri veya bu olayda taraf olmayı çıkarlarına uygun görmemeleriyle ilgili diyebiliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii olayın farklı yönleri de var. Batılı büyük devletler, “Doğu Türkistan meselesini” Çin’le askeri ve ekonomik rekabetlerinde bir pazarlık unsuru olarak görüyorlar. ABD, Kongresinde bir kınama veya ambargo kararı almasından bir kaç gün geçmeden yeni bir “süper anlaşma” yaparak Çin’in baskı politikalarına yeşil ışık yakabiliyor. İslam ülkeleri ise zaten zayıf ve edilgen durumda oldukları için bir varlık göstermiyorlar. Mesela Pakistan Hindistan’a karşı Çin’in siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyaç duyuyor. ABD uydusu görünümüdeki Suud, BAE gibi ülkelerin sürekli Çin lehine tutum almaları dikkat çekici. ABD karşıtı Rusya, İran, Venezuela gibi ülkeler ise Çin’i doğal müttefik olarak görüyorlar. Hatta bu ülkelerde Doğu Türkistan’la ilgilenmeyi “ABD’nin oyununa gelmek” gibi değerlendiren oldukça geniş bir kesim mevcut. Sadece İsveç, Norveç, Kanada, Yeni Zelanda gibi bazı küçük Batılı ülkeler (somut olarak 22 ülke) evrensel insan hakları ilkelerini gözeterek zaman zaman konuya müdahil oldular. Batılı medya ve bazı STK’ların samimi çabaları yetersiz de olsa dünyada bir Doğu Türkistan gündemi oluşturdu. Bunlar arasında BBC ve Uluslararası Af Örgütü’nün isimlerini zikretmemiz gerekir.&#8221; </span>Diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çin’in son bir senede iki kez BM üyesi ülkeler arasında imza toplayarak “terörle mücadelesine destek” bildirileri yayınladığını hatırlatan Kavuncu, “<span style="font-weight: 400;">İlkinde 50 ülkenin, ikincisinde 47 ülkenin imzalarını aldı. İmzacı ülke isimlerini incelediğimizde, Rusya dışında çoğunun küçük ve fakir ülkeler olduğunu görüyoruz. Bu durum aslında Çin’in uluslararası desteğinin sanıldığı kadar fazla olmadığını düşündürüyor. Yine de 20’de fazla müslüman ülkenin imzalarıyla Çin safında yer alması Doğu Türkistan’ın neden sahipsiz kaldığının da bir açıklaması aynı zamanda. (Türkiye’nin bu bildirilere imza atmamış olması önemli).</span>” Dedi.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Türkiye’deki Sessizlik Siyasete Endeksli</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-56258 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/britannica-harita-640x464.jpg" alt="britannica" width="417" height="302" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/britannica-harita-640x464.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/britannica-harita-1280x928.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/britannica-harita-1024x742.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/britannica-harita.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 417px) 100vw, 417px" />Türkiye’nin konuyla ilgili sessizliğini de ‘STK ve medyanın objektif kriterlerle sorunlara yaklaşmamak’ olarak yorumlayan Kavuncu, “<span style="font-weight: 400;">Muhafazakar kesimdeki kurumlar hükümet politikalarına endeksli hareket ediyor. Ak Parti iktidarı Çin’le yakın ekonomik ilişkiler sebebiyle Doğu Türkistan’daki duruma mesafeli bir yerde durmayı tercih ettiği için, bir kısım medya ve STK’lar da sessiz kalmakta. Hatta Çin’in tezlerine yakın söylemler öne çıkabiliyor. Zaman zaman gösterilen tepkiler de yeterli olmanın çok uzağında. Diğer kesimler ise ideolojik veya dış politik tercihlerine göre tutum belirliyorlar. Bir de, Doğu Türkistan gibi sorunlarla ilgilenmek, milliyetçi kesimlerin tekeline bırakılmış gibi. Bu durum başka sorunlara yaklaşımlarda da gözlenebilmekte. Herhangi bir “hak ihlali” sorununa, objektif kriterler yerine herkes içinde bulunduğu ideolojik kampın öncelikleriyle bakıyor. Tüm kesimler için adaletli bir duruştan uzak kalmanın gerekçeleri, bizim toplum olarak üzerinde durulması gereken bir hastalığımız maalesef.</span>&#8221; dedi.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Doğu Türkistan (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) ve Çin Arasındaki Çatışmanın Kökenleri </strong></h5>
<p style="font-weight: 400;">Tarihsel olarak Doğu Türkistan olarak bilinen bölge şu anda dünyadaki sıcak çatışma alanlarından bir tanesi. 1949’da Çin tarafından işgal edilmiş olan bölge bugün dünya basınında Sincan Uygur Özer Bölgesi olarak anılıyor. Bu bölge 1949’dan beri Çin Komünist Partisi tarafından Çin’e ait olduğu savunulan bir bölge. Bölgeye Sincan Uygur Özer Bölgesi değil de Doğu Türkistan diyen Uygurlar ise bölgenin bağımsız olması gerektiğini savunuyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">1966’da gerçekleşen Çin Kültür Devrimi’nden sonra bölgede yaşayan Uygurlar, Çin’in yeni politik tutumu nedeniyle dini inançlarından ötürü hükümetten baskı görmeye başladılar. Bu durum azalıp artarak 2000’li yıllara kadar devam etti. Sonrasında Çin Hükümeti, Şiddetli Terörizme Karşı Sert Bir Kampanya (Strike Hard Campaign against Violent Terrorism) adını verdiği bir politika başlattı. Sincan hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde hem doğal kaynaklar açısından çok zengin bir bölge hem de Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan dahil sekiz ülkeye sınır komşusu. Yüz ölçümü Çin Halk Cumhuriyetinin altıda biri kadar yani oldukça büyük.</p>
<p style="font-weight: 400;">2014 yılında itibaren birçok Uygur farklı yollardan Çin Halk Cumhuriyetini terk edip dünyanın çeşitli ülkelerine iltica etmeye çalıştı. The Diplomat’ta yer alan habere göre Uygur Müslümanları problemi Tayland hükümetinin ülkeye giriş yapan 100 Uygur’u sınır dışı etme girişimi uluslararası alanda ufak çapta bir krize sebep oldu ve Taylandlı siyasetçiler bu sorunu Türkiyeli ve Çinli yetkililerle çözmek için uğraştıklarını ve Uygurları sınır dışı ettikleri takdirde başlarına geleceklerden sorumlu olmadıklarını söyledi. Uygurları sınır dışı eden bir diğer ülke de Malezya’ydı. Bu iki ülke de İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından ayrı ayrı kınandı. Ancak Uygurların içinde bulundukları duruma bir çözüm bulunamadı. 2018 yılında ise Çin Halk Cumhuriyetine karşı ayrılıkçı bir politika izleyen Doğu Türkistan İslami Hareketi, Avrupa Birliği ve ABD tarafından terörist organizasyon olarak tanındı. Bu tarihten sonra Çin hükümeti, üzerinde bir uluslararası baskı oluşmadan ülkede yaşayan Müslümanlara karşı uygulamak istediği politikaları uygulayabilecek zemini elde etmiş oldu. 2017 yılından itibaren uluslararası kamuoyundan gelecek herhangi bir baskıyı göz ardı etmeye ve asimilasyon politikalarına hız kazandırmaya başlamıştı zaten.</p>
<p style="font-weight: 400;">CFR’da (Council on Foreing Relations) yer alan yazıya göre 2017’nin Nisan ayından beri 800 binden 2 milyona kadar olan sayıda Müslüman çeşitli sebeplerden gözaltına alındı. Çin’de toplu tutuklamalar bu tarihlerde başladı. Kamplar 2017 yılında başlamış olsa da Sincan’daki 11 milyon Uygur halihazırda onlarca yıldır baskı altında yaşıyordu.</p>
<h5 style="font-weight: 400;"><strong>Yeniden Eğitim Kampları</strong></h5>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-56274 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/bbc-640x360.jpg" alt="BBC haberi" width="453" height="255" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/bbc-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/bbc.jpg 660w" sizes="auto, (max-width: 453px) 100vw, 453px" />Çin hükümeti tarafından kurulan ve Yeniden Eğitim Kampı adını taşıyan asimilasyon merkezlerinin yaklaşık yirmi yedi tanesi farklı kaynaklar doğrulanmış,  ancak toplam sayının  1.200’e yakın olduğu tahmin ediliyor. Çinli yetkililer Uygurların ayrılıkçı fikirlerinin hükümeti tedirgin ettiğini ve bu sebepten de Uygurları yeniden eğitmek için bu kamplara yerleştirdiklerini söylüyorlar. Yetkililere göre bu kamplarda Uygurlara Çin Halk Cumhuriyetinde nasıl birer vatandaş olarak yaşayacakları öğretiliyor. Çin’in Ankara Büyükelçisi DW’ye verdiği röportaj boyunca Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili sorulan bütün soruları geçiştiriyor ve kampların cezaevi değil yatılı okul olduğunu savunuyor. Doğu Türkistan özerk bölgesi adına da konuşmaktan çekinmeyen Deng Li bölgede yaşananlara karşı hükümetlerin aldığı tutumu “Ne Çin tarafı ne Türkiye tarafı kendi ülkesinin topraklarında karşı tarafın ülkesine yönelik olarak herhangi bir bölücü ya da terörist eylemin meydana gelmesine izin vermiyor.” diye anlatıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kamplarda tam olarak ne olduğuna dair net bir bilgiye ulaşmak gerçekten çok zor ancak Çin Hükümeti’nden kaçmayı başarmış kişiler çok zorlu koşullar tarif ediyorlar. Şubat ayında BBC tarafından yapılan bir habere göre tutuklanan Uygurlar sakal bıraktıkları ya da örtündükleri için tutuklanıyorlar. Haberin dayandırıldığı belgeden öğrenilenlere göre, Çin Hükümeti insanları “eskiden örtünüyordu, bu kişi pratik bir risk teşkil etmiyor, telefonundan yanlışlıkla dış kaynaklı bir haber sitesine tıkladı” gibi farklı şekillerde fişliyor, sınıflandırıyor ve risk grubu oluşturup oluşturmadıklarına göre tutuklayıp tutuklamayacağına karar veriyor. Doğu Türkistanlıların tutuklanma nedenleri arasında Çin hükümeti tarafından uygulana doğum kontrol politikalarının ihlal edilmesi, güvenilir olmamak, dinle ilişki içinde olmak, dışarıyla “herhangi” bir bağlantı bulunması, eskiden tutuklanmış olmak gibi şeyler yer alıyor.</p>
<p>Yeniden eğitim kamplarında sadece Uygur Türkleri bulunmuyor. Çünkü Çin’in uyguladığı asimilasyon politikaları milli bir kimlik değil dini bir kimlik taşımayı problem olarak görüyor. Doğu Türkistan&#8217;da yalnızca Uygurlar değil Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Çinli Müslümanlar (Huiler) da yaşıyor. Nüfus dağılımı şu şekilde 30 milyon Uygur, 4 milyon Kazak, 1 milyon da Özbek, Kırgız ve diğerleri. Huilerin de en az 5 milyon civarı olduğu düşünülüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/27/cinin-ekonomik-gucu-dogu-turkistanin-gundeme-gelmesini-engelliyor/">&#8220;Çin&#8217;in Ekonomik Gücü Doğu Türkistan&#8217;ın Gündeme Gelmesini Engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Puduhepa’nın İlk Kız Kardeşi: Dilhan Ege Eryurt&#8217;un Tanıtımı Yapıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/puduhepanin-ilk-kiz-kardesi-dilhan-ege-eryurtun-tanitimi-yapildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Dec 2019 13:43:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Kraliçesi Puduhepa]]></category>
		<category><![CDATA[Dilhan Ege Eryurt]]></category>
		<category><![CDATA[Puduhepa]]></category>
		<category><![CDATA[Renan Tan Tavukçuoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Puduhepa bebeğiyle başlayan Puduhepa ve kız kardeşleri projesi kapsamında Barış Kraliçesi Puduhepa’nın ilk kız kardeşi olan Dilhan Ege Eryurt’un bebeğinin tanıtımı geçtiğimiz günlerde yapıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/puduhepanin-ilk-kiz-kardesi-dilhan-ege-eryurtun-tanitimi-yapildi/">Puduhepa’nın İlk Kız Kardeşi: Dilhan Ege Eryurt&#8217;un Tanıtımı Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45201 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/02ee6f61-048f-4542-a9a4-107af9f7ab00-640x360.jpg" alt="" width="366" height="206" />Dilhan Ege Eryurt’un mezun olduğu bölüm olan İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünde gerçekleştirilen tanıtımda konuşan Proje sahibi Renan Tan Tavukçuoğlu projenin</span><span style="font-weight: 400;"> ilhamını Anadolu&#8217;nun kadın kahramanlarından aldığını belirtti. Çocukların bu kahramanların hikayeleriyle büyümesi için başlatılan projenin gelirinin  TOÇEV&#8217;e  (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı) aktarıldığını belirten Tavukçuoğlu, &#8220;Yapımında el emeği olan tüm ürünlerimizde de hanımlarımız çalışarak para kazanıyorlar. Burada olmayan daha pek çok kadına da iş imkânı sağlıyoruz. Projemiz köy okullarına gidiyor, ilham oluyor ve daha ilk senesinde binlerce çocuğa ulaştı. Şimdi bu sene Dilhan Ege Eryurt’a merhaba diyoruz ve onunla etkimizi daha da arttırmak istiyoruz. Zeynep Tosun’un Dilhan Ege Eryurt’un bebeği için tasarladığı kıyafetin bulunduğu koleksiyonun adının Yeniden Doğuş olması ise bizim için ayrıca bir öneme sahip çok hoş bir tesadüf.” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanıtım Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Astrofizik Anabilim Dalı başkanı Tansel Ak ise yaptığı konuşmada, kız çocuklarının okumalarının ve gelecekte yetişkin birer kadın olarak akademik kadrolarda çeşitli roller almalarının ve alanlarının öncüleri olmalarının ne kadar önemli olduğundan bahsetti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45203 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/images-2-640x359.jpg" alt="" width="433" height="243" />Dilhan Ege Eryurt&#8217;un yeğeni Melek Şener ise teyzesinin eğitim başta olmak üzere tüm hayatında büyük etkisi olduğunu belirterek, şunları söyledi: &#8220;T</span><span style="font-weight: 400;">eyzemin mezun olduğu üniversitede bu özel proje için bu konuşmayı yaptığım günün aynı zamanda teyzemin doğum tarihine denk gelmesi benim için gerçekten mucizevi bir tesadüf. </span>Projenin ne kadar özel olduğunu şu şekilde vurgulayabilirim; teyzem hayattayken bir sürü öğrenciye dokundu, onlara örnek oldu, yol açtı. Astrofizik dalını yaydı, sevdirdi. Bu projeyle tekrardan doğuyor az önce de dediğimiz gibi ve bu sefer küçük çocuklara dokunacak. Onlara örnek olacak. Onlara bilim yolunda gitmeyi gösterecek. O yüzden çok mutluyuz ve bir kez daha tüm ekibe böyle bir olaya sebep olduğunuz için, böyle güzel bir projeyi doğurduğunuz için çok teşekkür ediyoruz tüm ailem adına.”</p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45204 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/bee36b5ecce742ef81db1b144e2e4d3d-640x427.jpg" alt="" width="346" height="231" />Bu konuşmalardan sonra Dilhan Ege Eryurt’un hayatını kız çocukları için kitaplaştırarak hikâye haline getiren Demet Kılıç projenin ve kitabın kendisi için ne kadar anlamlı olduğundan bahsetti. Ortaokul yılllarında astronom olmak istediğini belirten Kılıç, &#8220;A</span><span style="font-weight: 400;">radan yıllar geçti ve bir şekilde Renan’la yollarımız kesişti ve bu muhteşem kahramanı Dilhan Ege Eryurt un hikayesi önüme geldi hikayesini yazabilmek için çalışırken şunu fark ettim: benim orta okul yıllarım doksanlı yıllardı. Dilhan Ege Eryurt 50li yıllarda benim hayalimi başarmıştı ve kırk yıl öncesinden bu hayali başarmış bir insan hakkında hiçbir bilgim yoktu. Çevremdeki yetişkinlerin de bir bilgisi yoktu. Hiçbiri de bana demedi ki o kadar imkânsız bir hayal değil bu yapıldı. Demediler. O yüzden benim için daha da anlamlı oldu bu hikâye. </span><span style="font-weight: 400;">Niyetim şu; okuyan çocuklardan biri bile bu hayalin imkânsız olmadığını duysa biraz ilham dolsa ve imkân penceresini birazcık genişletse benim kalbimin dileği gerçekleşmiş olur dedim. Bu hikâyeyi de resimlerken, yazarken hep içimde bu niyet vardı. O yüzden hele şimdi bugün de hepinizi burada görünce umudum arttı. Dilerim çocuklara ilham olsun ama bir de yetişkinlerin de içindeki çocuklara ilham olsun diyorum. İmkânsız diye bir şey yok, her şey mümkün. Süper kahramanlarımızın bize gösterdiği gibi.” diye konuştu.</span></p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/puduhepa-ve-kiz-kardesleri-baris-kralicesiyle-baslayan-bir-iyilik-projesi/">Puduhepa Ve Kız Kardeşleri: Barış Kraliçesiyle Başlayan Bir İyilik Projesi</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/03/puduhepanin-ilk-kiz-kardesi-dilhan-ege-eryurtun-tanitimi-yapildi/">Puduhepa’nın İlk Kız Kardeşi: Dilhan Ege Eryurt&#8217;un Tanıtımı Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Puduhepa Ve Kız Kardeşleri&#8230; Barış Kraliçesiyle Başlayan Bir İyilik Projesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/puduhepa-ve-kiz-kardesleri-baris-kralicesiyle-baslayan-bir-iyilik-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rumeysa Özüyağlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 07:13:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Kaprol]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Dilhan Ege Eryurt]]></category>
		<category><![CDATA[Puduhepa]]></category>
		<category><![CDATA[Puduhepa ve Kız Kardeşleri]]></category>
		<category><![CDATA[Renan Tan Tavukçuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43496</guid>

					<description><![CDATA[<p>Renan Tan Tavukçuoğlu ile kendi kişisel hikâyesinden yola çıkarak başlattığı Puduhepa ve Kız Kardeşleri üzerine konuştuk. Tavukçuoğlu, Puduhepa ve Kız Kardeşleri ile yeni yetişen kız çocuklarının eğitimine ve ev kadınlarının çalışabilmesine destek olabilmenin bir yolunu ararken tanışmış. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/puduhepa-ve-kiz-kardesleri-baris-kralicesiyle-baslayan-bir-iyilik-projesi/">Puduhepa Ve Kız Kardeşleri&#8230; &lt;br&gt;Barış Kraliçesiyle Başlayan Bir İyilik Projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Biraz kendinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben çok uzun seneler reklam ve pazarlama sektöründe çalıştım ve çok fazla firmayla görüştüm. Projeler yaptım ve maalesef insanların gerçek fayda peşinde değil başka şeyler peşinde koştuklarını gördüm. Çocuklara yaptığımız yatırım ileride daha güçlü ve daha anlamlı toplumlar oluşturacaktır diye düşünüyorum. Özellikle de kız çocukları; çünkü kız çocuklarına yapılan yatırım başka türlü bir ekonomik yatırım değil. Toplumu onlar oluşturuyorlar.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben de küçükken içine kapanık bir çocuktum. Lise 2’de ABD’de bir yaz okuluna gittim. Orada bana konuşmalar yaptırdılar, geçit töreninde bir araba tahsis ettiler, sorular sordular, önemli olduğumu ve istediğimi başarabileceğimi; yapabileceğimi hissettirdiler. Lise 2’nin yazından döndüğüm zaman değişmiştim. Üniversiteye hazırlanırken Boğaziçi Üniversitesi birinci tercihimdi ve kazandım. Bence bu lise ikideyken edindiğim kendine güvenle oldu. O deneyim olmasaydı hayatımda, daha mutsuz daha yetersiz hisseden bir insan olarak ilerleyebilirdim. </span></p>
<p><strong>Kimdir peki bu Puduhepa?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Puduhepa 3300 yıl önce Anadolu topraklarında yaşamış bir Hitit kraliçesi yani Tavananna</span><span style="font-weight: 400;">.</span><span style="font-weight: 400;"> Kendisi binlerce yıl önce tarihe geçmiş ilk yazılı barış anlaşmasına mühür basan kişi ve bir kadın. Orta ve lise öğrenimini tamamlamış herkesin aklında bir yer edinmiştir Kadeş Anlaşması; tarihteki ilk yazılı antlaşma olarak bilinir çoğunlukla da. Ancak bu anlaşmayı mühürleyen kişinin bir kadın olduğu ve antlaşmanın bir barış antlaşması olduğunu pek duymamışızdır. İşte Puduhepa ve Kız Kardeşleri projesi bu unutulmuş hikâyeyi hatırlatma çabası olarak başladı. </span></p>
<p><b>Ne zaman böyle bir projeyi hayata geçirmeye karar verdiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8216;Benim edindiğim gibi bir tecrübeyi benzer çocukların hayatına nasıl yansıtabiliriz?&#8217; diye düşündüm. Çünkü etraflarındaki tabi kaynakları kullanmayı bilmeleri ve yapabileceklerine inanmaları lazım. Sadece istemek yetmiyor çok çalışmayı bilmeleri lazım. Okulda bunlar öğretilmiyor. O sebeple çocukların da yakın hissettikleri bir aracı olarak bez bebekleri düşündüm. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sadece bir bez bebek değil projemiz ilham hikâye kitabıyla geliyor. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Sohbet kartlarıyla ve çatışma çözme becerisiyle geliyor. Yani birtakım hayat becerilerini kazandırmak için geliyor. Puduhepa’nın hayatlarına girdiğinde ve onunla yaşadıklarında; o yaptıysa ben de yaparım, ben daha iyisini yaparım diyebilsinler istiyorum. </span></p>
<p><strong>Puduhepa: Tarihteki İlk Barış Anlaşmasını Mühürleyen Kadın</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bez bebek olsun, hikayesi olsun diye düşünüyordum. Puduhepa’yla da yollarımız kesiştiğinde ilk ana karakterimizi Puduhepa olarak oluşturduk ve kız kardeşleri dedik. Tarihteki ilk barış anlaşmasını mühürleyen kadın, çok güçlü bir karakter. Hititlerde toplumsal cinsiyet rolleri bugün bizim içinde bulunduğumuz toplumdan çok daha eşitmiş ve bu karakteri biz tanımıyoruz. 3300 yıl önce bizimle aynı topraklarda yaşamış. Şu anda New York’ta BM binasında gümüş kopyası var Kadeş anlaşmasının, bizde de Etnografya müzesinde ve biz bilmiyoruz tanımıyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Onların hikayelerini unuttuk, bilmiyoruz. Kendi değerlerimize sahip çıkmıyoruz esas sorun orada. Bu proje aslında bir değerlere sahip çıkma, güçlü toplum oluşturma, ilhamını gerçek kendi değerlerinden alma, bir dönüşüm değişim projesi. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Projenin gelirini ancak bu şekilde anlamlı olacağı için yine kız çocuklarının eğitimine döndürerek çözüm ortağımız olan TOÇEV’e veriyoruz. Geçtiğimiz sene 11 çocuğun senelik eğitim masraflarını karşıladık ve kırk tane de kadın para kazandı. Bu kadınların çalışabilmesi için hiçbir kalifikasyon gerekmiyor; elyaflarla ve bez bebek parçalarını çubukla doldurarak evde yapıyorlar. Hastası, bebeği olan kadınlar para kazabiliyor. Projenin en önemli bence noktalarından biri de bu. Çünkü evde dikiş makinesi olması gerekmiyor, hiçbir şey bilmesi gerekmiyor. Herkesin yapabileceği bir şey ve bu şekilde para kazanabiliyorlar. Yani toplumun her aşamasında her yaşta kadına dokunan bir proje. O yüzden de böyle biraz hızlı ilerledi bir senedir. Çünkü gerçek bir proje. Herkese dokunan bir tarafı var. Gerçeklik olduğu zaman işin içerisinde zaten böyle ama tabi bu bir hayal olarak da kalabilirdi. Ama ben her zaman hayallerinin üzerine giden ve gerçekleştirmek için elinden geleni yapan bir insanım. Tek başıma da yapamazdım tabi ki. O yüzden bir sürü insan iyi kalpli ve becerikli insan bir araya geldik. Şimdi çok tatlı bir topluluk oluşturduk. İnşallah büyüsün. Ve Puduhepa ruhu, bakış açısı, felsefesi yayılsın. Amacımız bu. </span></p>
<p><b>Puduhepa’nın yapımında çalışan kadınlar neler hissediyorlar projeyle ilgili? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok memnunlar. Bizim çekirdek kadromuz çok içten ve gönülden çalışıyor. Para kazanmak önemli olabilir ama gerçekten faydalı bir şey için çalışmak, anlamlı bir şey yapmak çok önemli. Sabah kalktığınız zaman “Neden uyanıyorum ki?” demek insanı huzursuz eden bir şey. Gerçek bir fayda üretmek, başkasının hayatına dokunmaksa çok güzel. Ama bunu herkes, özellikle genç yaşlarda pek anlayamıyor. Herkes kendi hayatının peşinde; kariyer, para, çoluk çocuk, evlenme… O harala gürele içerisinde hayatın gerçek anlamı kaybolabiliyor. O yüzden herkeste aynı farkındalık, aydınlanma olmayabiliyor ama bizim kadınlarımız inanılmaz derecede projeye inanan insanlar. </span></p>
<p><b>Neden özel olarak Barış Anlaşması olan bir konsept seçtiniz? Puduhepa’nın hikâyesi çok daha ulaşılabilir olduğu için mi yoksa başka sebepleri de var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle günümüzde barış çok küresel bir kavram. Ama barış; bugün, yarın ve dün yani her zaman çok önemli. Tabii ki tarihin derinliklerinden böyle bir karakteri tutup çıkarmak çok kıymetliydi. Kendi topraklarımızdan değerler ararken; ilk karakterimizin, ana markamızın, kapsayıcı olması önemliydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok fazla araştırma yapıyoruz, yeni karakterlerle ilgili çok titiz davranıyoruz ama tarihe dönüp baktığınızda mesela kadın olsa da bir askeri lideri kız kardeş olarak tanıtmak çok zor, liderlik var evet ama biz bu liderliğin nasıl bir liderlik olduğuyla da ilgileniyoruz. O yüzden çok titiz davranıyoruz ve rol model olabilecek hayatında bir şeyi zorluklarla karşılaşıp onu aşma örneğini gösterebileceğimiz kişiler bulmaya çalışıyoruz. Zorluklar karşısında kararlı davranabilmek mesela, Puduhepa’nın hikâyesinde çok yeri olan ve kıymetli bir şey. Tabi ki her şey her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir ama ayağa kalkıp devam etmeyi bilmeliyiz. Olumlu bakmak, kendine güvenmek… bunlar çok önemli değerler. Puduhepa bu yüzden iş hayatıyla ilgili psikolojik sermayemizi de destekleyen bir proje. </span></p>
<p><strong>Projeye ve üretime nasıl devam etmek istiyorsunuz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi Puduhepa’nın ilk kız kardeşi olarak Dilhan Ege Eryurt’un bebeğini çıkarıyoruz. NASA&#8217;da çalışan ilk Türk bilim kadını. Daha sonra ilk öğretmenimizi yapacağız. Bunları unutmamak, hatırlamak çok kıymetli. İlk doktorumuz, ilk kimyagerimizi yapacağız. Maalesef hiçbiri Puduhepa kadar kapsayıcı değil. O yüzden de çok evrensel, global bir değer olan barış üstünden hani Puduhepa’yı bulmuş olmamız yeniden hikayesini hayata döndürüyor olmak çok çok kıymetli oldu. </span></p>
<p><b>İlk öğretmen, ilk kimyager dediğiniz kişiler tarihten kadınlar olsa gerek ancak Dilhan Ege Eryurt güncel bir isim, Puduhepa’nın ilk kız kardeşi daha günümüzden bir isim olacak sanırım? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fark etmiyor. Bizim için önemli olan uzmanlık alanı. Sanatçı olabilir; yazar, öğretmen, bilim kadını olabilir… Önemli olan dediğim gibi zorlukları aşarak bir şeyleri başarmış olması, yani hikâyesi bizim için önemli ki çocuklar yılmamayı öğrensinler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dilhan Ege Eryurt NASA’da çalışan ilk Türk ve aya iniş projesinde çalıştığı için Apollo ödülü var. Zeynep Tosun tasarladı kıyafetini. Tel kırma, Bartınlı kadınların elleriyle yaptığı bir şey. Puduhepa’nın kıyafetini de Arzu Kaprol yapmıştı. Dilhan Ege Eryurt’un kıyafetini de Zeynep Tosun yapacak. Bu defa da bilim dünyasını açmaya çalışıyoruz çocuklar için. </span></p>
<p><b>Peki proje ne kadar popüler oldu? İnsanlar duydu mu, aldı mı? Mesela Barış Özcan’ın video çektiğini biliyoruz. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barış Özcan’ın videosu sayesinde biz Avustralya’dan Norveç’e, Hollanda’dan Kanada’ya kadar bebek sattık ve pek çok öğretmen onun sayesinde duydu ve okullara yayıldık. İnanılmaz bir etkisi oldu. Bilinirlik ve tanınırlık anlamında Puduhepa baya bir yol kat etti. Bir senede bin kutudan fazla bebek sattık. Daha fazla sayıda kitap sattık ve dediğim gibi 11 çocuk okudu, kırk kadın para kazandı. Yüzlerce çocuğun da hayatına dokunduk ve bu sadece bebeği alanlar değil. Öğretmenler mesela; Doğu Anadolu’da kitap bağışladığımız okullarda veya paralarını birleştirip sınıfa alarak çok güzel şeyler yaptılar, onları da görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişmeye ve dönüşüme çok katkısı olduğunu görüyoruz ama daha yolun çok başındayız. Şimdi de yeni bebeklerimizle ve başka girişimlerle hiçbir hikâyesi olmayan ya da toplumsal cinsiyet rollerini dayatan oyuncaklar yerine Puduhepa ve kız kardeşleriyle yaşasın çocuklar istiyoruz. Bir sürü hayalimiz var ileride çok büyük bir ilham dünyası olduğunda bir çizgi film de olsun istiyoruz mesela. Bunun için gerekli olan bütün şeyleri yapmayı istiyoruz. </span></p>
<p><b>Peki geri dönüşler nasıl oldu? İnsanların nasıl tepki verdiler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anne babalar zaten bayılıyor fikre. Çocuklarını plastik, sarı saçlı bir bebek yerine değerlerimize sahip çıkan, anlamlı bir şeyle oynatmak, ciddi bir ihtiyaçları. Oyuncakçılara girdiğimiz zaman çoğunlukla aksiyon karakterleri ya da geliştirici olmayan tonla oyuncak görüyoruz ve üstelik ne paralar saçılıyor bunlara. O yüzden Puduhepa, anne babalar tarafından inanılmaz kabul görüyor. Sadece çocuklar için de alınmıyor Puduhepa bebekleri. Kadınlar birbirlerine alıyorlar güçlü arkadaşım, canım arkadaşım, kız kardeşim diyerek. Erkekler eşlerine, kız arkadaşlarına hediye alıyorlar. Çünkü bir mesajı var bu bebeğin. Puduhepa sıradan bir bez bebek değil, hikâyesi olan bir bez bebek ve pek çok değere sahip çıkıyor. Pek çok mesajı var. O yüzden bunu bağlamak için kız kardeşlik bağları yaptık saçlarımıza takıyoruz. Hepsinde mavi yün var mesela. </span></p>
<p><b>Çok güzeller&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet bunlar çocukların çok hoşuna gidiyor; simgesel olarak da taşıyabilecekleri bir şey olması. Bu şekilde dünyamızı büyüteceğiz inşallah. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/23/puduhepa-ve-kiz-kardesleri-baris-kralicesiyle-baslayan-bir-iyilik-projesi/">Puduhepa Ve Kız Kardeşleri&#8230; &lt;br&gt;Barış Kraliçesiyle Başlayan Bir İyilik Projesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
