<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rabia Çetin, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/rabia-cetin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/rabia-cetin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Feb 2020 10:47:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Rabia Çetin, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/rabia-cetin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yasaklarla, Ödüllerle Anadilde Yayıncılığın 25 Yılı: Avesta Yayınları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/21/yasaklarla-odullerle-anadilde-yayinciligin-25-yili-avesta-yayinlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Feb 2020 10:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Avesta Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Anadili Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=48115</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Şubat Dünya Anadili Günü'nde ikisi Kürtçe olmak üzere bugüne kadar 40 kitabı yasaklanan, Sur’daki deposu yakılan, çözüm sürecinin sona ermesinden sonra birçok kitap fuarına katılımda zorluk yaşayan Avesta Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Keskin ile anadilde yayıncılık üzerine konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/21/yasaklarla-odullerle-anadilde-yayinciligin-25-yili-avesta-yayinlari/">Yasaklarla, Ödüllerle Anadilde Yayıncılığın 25 Yılı: Avesta Yayınları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Avesta’nın kuruluş tarihine baktığımızda yasakların baskıların en çok yaşandığı 90’lı yıllar. O dönem Kürtçe yayıncılığa başlama fikri nasıl ortaya çıktı, Avesta nasıl yola başladı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-48117 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/02/abdullah-keskin-3.jpg" alt="" width="311" height="207" />95 yılının sonlarına doğru Avesta’yı kurduk. Aslında öncesinde birkaç yayınevinde yayın yönetmenliği ve gazetecilik yapmıştım. Ama içimde hep yayıncılık yapmak gibi bir duygu vardı. Gözüm kulağım o taraftaydı. Çünkü sahici değişimlerin kitapla olacağına inanıyordum. Başta Mehmed Uzun olmak üzere etrafımızdaki birçok insanın teşvikleriyle bir yerden başlamamız gerektiğini düşündük. Bir iş adamının gelip yatırım yapmasını ya da şartların oluşmasını bekleseydik Avesta muhtemelen bir 20 yıl daha kurulmamış olacaktı. Bütün eksikliklere, sorunlara, o yasaklara rağmen başladık. 95’te Kürtler&#8217;e ilişkin 3 kitap yayımlanmış ardından yasaklanmıştı. 91’de Kürtçe konuşma yasağının kaldırılmasıyla art arda yayımlanan kitaplar, dergiler, kasetler büyük bir heyecan yaratmıştı. Ama diğer taraftan çok iyi bir hazırlık ve ciddi bir emeğe dayanmayınca bu heyecan kısa sürede söndü. Biz de yeniden bu heyecanı bulmak için 4 Kürtçe kitapla yayına başladık. Bugün 680 civarında kitaba ulaştık. 25. yılın sonunda 700’ü aşacağımızı düşünüyorum. </span></p>
<p><b>Yayına başladığınız Kürtçe konuşma yasağının yeni yeni kaldırıldığı dönemler olduğunu düşünürsek  o dönemde Kürtçe kaynak bulmak konusunda zorlanmadınız mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okur-yazar oranı neredeyse hiç yoktu. Son birkaç senedir birtakım üniversitelerde Kürdoloji bölümleri kuruldu. Oralardan mezun olanları saymazsak eğer şu ana kadar Kürtçe yazarıyla, yayıncısıyla, okuruyla hepsinin ümmi olduğu bir dil. Dünyada bunun başka bir örneği var mı bilmiyorum. Bu kadar kitap yayımladık ama ben bile Kürtçe alfabeyi ilk kez 20’li yaşlarımda gördüm. Büyük bir keşif yapmış, hazine bulmuş gibiydim. Birkaç Kürtçe kitap, bir iki hikaye kitabı ve bir alfabeyle bir – iki hafta eve kapanıp hepsini okumuştum. Elimizde hiçbir şey yoktu aslında. 80 öncesinde sayıları çok az olmakla birlikte birkaç dergi ve kitap yayımlanmıştı. Ama onları bile bulmak mümkün değildi. Biraz yurt dışından özellikle İsveç’ten yayımlanan kitaplar gelebiliyorsa, büyük zorluklarla postayla geliyordu ya da birileri gelirken o tehlikeleri göze alıp getiriyorsa ve siz de bunlara ulaşıp bir kopyasına ulaşabiliyorsanız o büyük bir ayrıcalıktı. Kopyalarla çoğalta çoğalta insanlar arasında kitaplar dağılmaya başlıyordu. 95’te az da olsa bir materyal oluşmuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başta üzerinde düşündüğümüz şey şuydu; insanların anadili konuşma dili olarak bile yasaktı. Bu çok büyük bir tahribata sebep olmuştu. Herkes diline bir şekilde sahip çıkmak, konuşabilmek, günlük hayatında var kılmak istiyordu ama bu yetmiyordu. Kürtçe bir roman, araştırma kitabı, şiir veriyorsanız okura yazılan şey kadar nasıl yazıldığına da bakıyorduk. Çok hassas davranıyorduk. Önümüze çok metin geliyordu. Ama bunları çoğu problemliydi. Biz kendimiz çeviri yoluyla, Kürtçenin diğer lehçelerinden metinlere de yöneldik. Diğer taraftan tarih ve araştırma konularında çok ciddi bir açık vardı. Büyük bir ilgi vardı aslında. Eski seyahatnamelere, hatıralara, çağdaş araştırmalara el atıp orada da belli bir literatür yaratmaya çalıştık. </span></p>
<p><b>Kürtçe kitap yasakları peki?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-48118 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/02/avesta-logo-640x352.jpg" alt="" width="389" height="214" />Ne içeride ne dışarıda ne Kürtler, ne Türkler, ne Avrupa’da kimse şunu algılayamıyordu. 20. Yüzyılın sonlarında bir dil sokakta, evde, çarşıda nasıl yasaklanır? O konuşma yasağı kalktığında herkes yayın yasağı kalkmış gibi davrandı. Peş peşe kitaplar, periyodik yayınlar, dergiler, kitaplar çıkmaya başladı. 2002 yılında AB ile görüşmeler başladığı zamana kadar 95-2002 arasında yayımladığımız Kürtçe kitapların tamamı yasaklanabilirdi. Devlet pek o alana girmedi o dönem. Bizim şu ana kadar 40 kitabımız yasaklandı. 2’sinin dışında hepsi Türkçe. O dönemler Kürtçe kitabı yasakladığınızda o kitabı yargılamanız da gerekiyor. Hâkim, savcı Kürtçeyi bilmiyor. Yeminli tercüman gerekiyor, bunun Türkçeye çevirisi gerekiyor. Böyle birkaç örnek oldu. Mesela İhsan Colemergi’nin ‘Cembeli’ diye destansı bir kitabı vardı. Bu ilk önce İsveç’te basıldı. Buraya geldiğinde polis el koydu, İzmir’de yargılandı. Mahkeme yazarından kitabı Türkçe&#8217;ye tercüme etmesini istedi. Sonra yargılama takipsizlikle sonuçlandı. Yani genelde devletin tarzı görmezden gelme üzerineydi. Çünkü Kürtçe kitabı yasakladığınızda ona uluslararası alanda bir meşruiyet de tanımış oluyorsunuz. Bu nedenle pek yapmadılar. </span></p>
<p><b>Sizin ilk Türkçe kitabınız ne zaman yasaklandı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">97 yılında ilk kitabımız yasaklandı. Yayımladığımız Türkçe kitaplar peş peşe yasaklanmaya başlandı. Emir Hasanpur’un ‘</span><span style="font-weight: 400;">Kürt Diliyle İlgili Devlet Politikaları ve Dil Hakları’</span><span style="font-weight: 400;"> kitabıydı. Aslında tam da bu meseleleri ele alan bir kitap. Mehmet Aktaş’ın </span><i><span style="font-weight: 400;">‘</span></i><span style="font-weight: 400;">Sesime Gel</span><i><span style="font-weight: 400;">’</span></i><span style="font-weight: 400;">,  Celadet Ali Bedirhan’ın kitapları yasaklanmıştı. Genelde yasaklamaların ardından cezada ‘aynı suçu tekrar işlememek’ kaydıyla 3-5 yıl gibi bir erteleme kararı veriliyordu. Tabii hiçbir zaman o verilen sürenin sonu gelmeden aynı ‘suçu’ tekrar işliyorduk tekrar yasaklama ve yargılamalar başlıyordu. Bir kısır döngü şeklinde. En son 2007 yılına kadar sürdü. 2007 yılında bir kitabımız yasaklandığında itirazda bulunduk.  üzerine takipsizlik kararı verildi. </span></p>
<p><b>Şu ana kadar 40 kitabınız yasaklanmış. Yayınlarınız açısından rahat olduğunuz bir dönem var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2007 ile 2018 arasında 11 yılda hakkımızda hiçbir soruşturma açılmadı. 2018’de çok garip bir şekilde önce söylentiler dolaşmaya başladı. Kitapçılar ‘sizin kitaplarınız yasaklı, toplatılıyor’ diyorlardı. Ama bizim bir şeyden haberimiz yoktu. Yasaklama kararından birkaç ay sonra bize tebligat geldi. Şırnak’ın İdil ilçesinde başka bir sebeple yapılan ev baskınında birbirinden bağımsız farklı tarihlerde yayımlanmış içerik olarak birbirinden farklı 9 kitabımız yasaklandı. 2018 ile 2019 arasında cezaevlerinde, başka bir yerde üst aramasında bulunan bir kitabımız yasaklanıyordu. 1,5 yıl sürede toplam 14 kitabımız bu şekilde yasaklandı. En yoğun ve en anlamsız, hukukçuların bile anlamakta zorlandığı bir gerekçeyle yasaklanıyordu. Üstelik yaptığımız itirazlara bile doğru düzgün yanıt alamıyorduk. Çok belirsiz bir dönem. </span></p>
<p><b>Yasakların bu kadar arttığı bir dönemde ara vermeyi düşündünüz mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hadi yasaklar, ekonomi gibi nedenlerle bir süre ara verdik diyelim. Yine de değişen bir şey olmaz. Çünkü 20 yıl önce yayımlanan hatta yargılandığınız, ceza aldığınız, beraat ettiğiniz bir kitabınız bir anda bir evde bulununca yasaklanıyor. Nasıl bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlamak konusunda zorluk çekiyoruz. Diğer taraftan basıma hazırlarken ‘Bu kesin yasaklanır’ dediğimiz kitaplar ise yasaklanmıyor. </span></p>
<p><b>Peki, yeniden okura dönersek başladığınız dönemle kıyasla şu anda okur profiliniz nasıl? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu 25 yıl içerisinde yayınevi kendi okurunu yarattı. Genelde üniversite okuyan kitaplara ilgi duyuyor. Öğrenciliği 5 yıl ile sınırlarsak Avesta’nın kuruluşundan bugüne 5 ayrı üniversite kuşağı geldi geçti. Bu sürede Kürtçenin durumu çok farklı dönemler yaşadı. Ama bu 25 yıl daha doğrusu Kürtçe konuşma yasağının kaldırıldığı 91’den bu güne bu dönem modern Kürt tarihinde istikrar açısından bir ilktir. Hawar, Ronahî, Kürdistan, Jîn’in tarihlerine baktığımızda çok daha kısa bir dönem geçirdi. DDKO döneminde 74’ten 80 darbesine kadar çok ciddi periyodik yayınlar çıkmış, kitaplar çıkmış. Ama 6 yıl sürmüş. Şimdi 91’den bu yana bizim tarihimiz açısında bir süreklilik var. Şu anda özellikle yayınevini yakından takip eden birçok okurumuz Avesta ile yaşıt. Üstelik dinamik ve genç bir okur profili. Bu gurur verici bir durum. Yaptıklarınızın boşa gitmediğini hissettiriyor. Fuarlarda, toplantılarda bunu çok net görebiliyoruz. Özellikle 2007 ile 2018 arasında hem kitap, hem okur açısından bir artış yaşandı. Yani 2016’da şehirlerde çatışmaların yaşandığı döneme kadar Kürtçe istikrarlı bir şekilde yükseliş dönemi yaşadı. </span></p>
<p><b>Bu parlak dönemin dışında son birkaç yıldır özellikle fuarlara katılımda ‘Yer yok gibi’ yanıtlar aldığınız oldu. Bu okuyucuya ulaşmayı nasıl etkiliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İki tür fuar var. Birincisi ticari fuarlar, TÜYAP gibi. TÜYAP’ta bu düzeyde sorunlarımız yok. Ancak TÜYAP’ta maliyetler o kadar arttı ki astarı yüzünden pahalı olmaya başladı. İkincisi daha çok sorunlu olan alan yerel yönetimlerin ve vilayetlerin organize ettiği fuarlar var. Siirt, Batman, Van, Urfa, Kadıköy gibi fuarlara katılımda çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Elbette her yerde fuara katılmak gibi bir sorunumuz yok. Ama belli bir okur profilimizin olduğu yerlere katılmaya çalışıyoruz. Kadıköy’de mesela belediye çok ilginç bir şekilde yanıt verdi. Çok ciddi bir okur potansiyelimiz olduğu halde Van’da ilk yıl haberimiz olmadı. İkinci yıl anlaşma yaptık, standımızı yaptırdığımız halde yerimiz küçültüldü. Bize haber verilmedi. Başka yayınevlerinden öğrendik bu durumu. Buna itiraz ettiğimizde ‘Size döneceğiz’ dediler. Sonra ‘Elimizden gelen bu’ dediler. Yani buralarda çok ciddi bir ayrımcılık var. Bu da Kürt diline ve okuyucusuna bir tahammülsüzlükten kaynaklanıyor. Üstelik bu sözünü ettiğimiz şehirlerde yayınevinin okur nezdinde bir karşılığı var. Buna rağmen bize ciddi bir sebep göstermeden sürekli dışlıyorlar. Hiçbir şey yapılmasa yerimiz küçültülüyor. Bu çok aşağılayıcı bir durum. 100 kitabı olan bir yayınevine koca bir ada verilirken yaklaşık 700 kitabı olan Avesta’ya küçük bir alan veriliyor. Çoğunlukla buna karşı çıkıyoruz. Okurumuz zarar görse de bu tür ikinci sınıf muamelesini kabul etmemeye çalışıyoruz. Bizim dışımızda hemen her Kürt yayınevi buna benzer sorunlar yaşıyor. Yer sorunlarının dışında okur açısından sorun yaşadığımız dönemler olabiliyor. Okur gelip Kürdistan kitabını görünce küfredebiliyor, taciz edebiliyor, saldırabiliyor. </span></p>
<p><b>Bu ikinci sınıf muamelesi aslında Kürtçeye öyle değil mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii ki belki ben ikinci sınıf dedim ama çok daha gerilerde bir durum. Devletin televizyonunun 24 saat yayın yaptığı yerde TBMM’de Kürtçe tutanaklara ‘anlaşılmayan bir dil’ olarak geçebiliyor. Bir dönem birtakım olumlu adımlar atılsa da bunun devamı gelmedi. Hatta geri adımlar atıldı… </span></p>
<p><b>Dağıtım ağınızın sınırlı olmasının nedeni de Kürtçe mi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz dağıtım ağımızın geniş olması için uğraştık. Uzun süre kendi ofislerimizde satış yapmadık. Herkes gidip kitapçılardan alsın diye. Ama Kürtçeye bakış, Kürt edebiyatı ve diline bakış bu ağı etkiliyor. Çok basit bir sorun olduğunda kitapçılar kitaplarımızı iade ediyor. Bazı yerlerde okuyucu gidip ‘bu kitabı satmayın’ dediği için kitaplarımızı iade ediyor. Yayıncı, kitapçı kitaplarımızı dağıtmak bile istemiyor. Üstelik ticari anlamda ödünler verdiğimiz halde Kürtçeyi özellikle dağıtmak istemiyorlar. Çok sorunlu bir alan ve bizim buna alternatif geliştirecek bir gücümüz ve potansiyelimiz de yok. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/02/21/yasaklarla-odullerle-anadilde-yayinciligin-25-yili-avesta-yayinlari/">Yasaklarla, Ödüllerle Anadilde Yayıncılığın 25 Yılı: Avesta Yayınları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tahir Elçi’siz 4 yıl</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/tahir-elcisiz-4-yil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Nov 2019 09:47:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Gar Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Baro Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[tahir elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Tahir Elçi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Sur’daki çatışmalardan zarar gören Dört Ayaklı Minare için 28 Kasım 2015’te Suriçi'nde basın açıklaması yaparken öldürüldü. Elçi’nin ölümünün üzerinden 4 yıl geçerken failleri hâlâ bulunamadı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/tahir-elcisiz-4-yil/">Tahir Elçi’siz 4 yıl</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Tahir Elçi 10 Ekim 2015’te 103 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Gar Katliamı sonrasında IŞİD’i ve güncel gelişmeleri konuşmak üzere 15 Ekim 2015’te CNN Türk’te Tarafsız Bölge programına katılmıştı. Bu programda “PKK terör örgütü değildir” diyen Tahir Elçi sosyal medyada hedef gösterilmiş ardından da “Örgüt propagandası” gerekçesiyle 19 Ekim 2015’te hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Barodaki makam odasında bekleyen Elçi gözaltına alınarak İstanbul’a getirilmişti. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutuklama talebiyle adliyeye sevk edilen Elçi o gün duruşmada yaptığı savunmada şunları söylemişti: “Dürüst bir yargı sistemi arıyoruz. Ben baro başkanı olarak çok uzun yıllardır Türkiye’deki bir sorunun çözümü için insancıl yollarla çözümler getirmek için uğraş verdim. Kimseden korkumuz yoktur, vicdani kanaatimi tv kanalında açıkladım. Uç milliyetçi bir partinin milletvekili konuşmasına cevaben bu sözleri söyledim. Gözaltına alınmam siyasi nedenlere dayanıyor. Kürt sorunun özgürce çözülmesi kanaatindeyim. Kader bizleri birlikte yaşamaya mahkum etmiştir. Vereceğiniz kararı takdirinize bırakıyorum.”  Ardından Tahir Elçi yurt dışına çıkış yasağı alarak serbest bırakılmıştı. </span></p>
<p><b>“Silah, Çatışma, Operasyon İstemiyoruz…”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tahir Elçi 20 Ekim’de serbest bırakıldıktan 38 gün sonra 38 gün sonra 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Suriçi ilçesinde Dört Ayaklı Minare’nin ve tarihi kültürel mirasın zarar görmemesi için basın açıklaması yapmıştı. Elçi basın açıklamasında çatışmaların tarihi mekanlardan uzak tutulması çağrısında bulunarak şunları söylemişti: “Biz bu tarihi bölgede birçok medeniyete beşiklik etmiş ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” </span></p>
<p><b>“Elçi’nin Hangi Noktadan Öldürüldüğüne İlişkin Seçenekler Azaltıldı”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıklamadan kısa bir süre sonra Dört Ayaklı Minare sokağında çıkan çatışmada Tahir Elçi öldürüldü. Tahir Elçi’nin ölümünün üzerinden geçen 4 yılda Diyarbakır’da 2 başsavcı, 3 savcı, 4 müfettiş görevlendirildiği halde Elçi’nin katileri hâlâ bulunamadı. Olay yeri incelemesi, olaydan 111 gün sonra 17 Mart 2016&#8217;da yapıldı.  Olay yeri incelemesinin ardından yayımlanan Bilirkişi raporunda, Elçi’yi vuran atışın “tıbben ve fiziken tespit edilemeyeceği” yer aldı. Ayrıca Elçi’nin öldürüldüğü gün orada bulunan basın mensuplarının ve polislerin kameralarındaki görüntüler incelemeye alındı. Ancak cinayet gününe ait 13 saniyelik görüntülerin kayıp olduğu ortaya çıktı. </span></p>
<p><b>Londra Üniversitesi Şüpheli Sayısını Belirledi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır Barosu ise geçtiğimiz yıl Elçi cinayetine ilişkin görüntüleri İngiltere’deki Londra Üniversitesi Adli Mimari Bölümü’ne gönderdi. Üniversite, Elçi cinayetinde olay gününe ait görüntülere ilişkin yaptığı incelemede, hangi noktadaki atışların ölüme yol açmış olabileceğine ilişkin seçenekler çok aza indirildi. Ancak savcılık, belirlenen isimlerin ifadesini &#8220;şüpheli&#8221; sıfatıyla almadı. Dosyayı yeniden Adli Tıp Kurumu’na gönderdi.</span></p>
<p><b>“Deliller Karartıldı”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak Adli Tıp Kurumu’nda çalışan Mehtap Altuğ’un, Ekim 2019’da verdiği İstanbul’da ‘tanık’ sıfatıyla verdiği ifadede Tahir Elçi cinayeti ile ilgili delilin UYAP’tan silindiğini söylemişti. Altuğ ifadesinde Elçi cinayetinde bazı delillerin karartıldığını açıkladı. </span></p>
<p><b>Hayatı Kitap ve Belgesel Oldu, Adına Vakıf Açıldı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tahir Elçi’nin hayatı 2017’de‘Kırık Saat/Saeta Şikestî’ ismiyle belgesel olarak çekildi. Belgeselde eşi Türkan Elçi, ağabeyi Ömer Elçi, teyzesi Mevlüde Elçi ve mesai arkadaşları Tahir Elçi’nin yaşamından kesitler anlattı.  Ayrıca Diyarbakır Barosu’ndan avukat-yazar Muharrem Erbey de mesai arkadaşı Tahir Elçi’nin hayatını ‘Tahir Elçi Hikâyesi’ ismiyle kitaplaştırdı. Erbey kitaba dair şu ifadeleri kullandı: “Bu proje avukat, insan hakları savunucusu, arkadaş, dost, eş olan sevgili Tahir Elçi’nin biyografisidir. Tahir’i, yaşadığı o acılı coğrafyayı sevenlerine göstermek istedim. Tahir ile birlikte sevdiklerinin çektiklerini, neler yaşadıklarını sizlere göstermek istedim…”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak eşi Türkan Elçi’nin başkanlığında Diyarbakır merkezli <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/14/tahir-elci-vakfi-diyarbakirda-acildi/">Tahir Elçi Vakfı geçtiğimiz aylarda faaliyetlerine başladı.</a></span></p>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/28/vakfimizin-oncelikli-amaci-tahir-elci-ismini-yasatmak/">“Vakfımızın Öncelikli Amacı ‘Tahir Elçi’ İsmini Yaşatmak”</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/28/tahir-elcisiz-4-yil/">Tahir Elçi’siz 4 yıl</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STK&#8217;lardan Suriyeli Mültecilerle İlgili Yanlışlara Karşı Video Kampanyası&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/stklardan-suriyeli-multecilerle-ilgili-yanlislara-karsi-video-kampanyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 15:58:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hepimiz Göçmeniz, Irkçılığa Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteciler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Mülteci Hakları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Türkali]]></category>
		<category><![CDATA[Gülden Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Davut]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli Dernekler Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız önen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44945</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hepimiz Göçmeniz Platformu, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Suriye Dernekler Platformu ve Mülteciler Derneği İstanbul’da ortak düzenlediği basın toplantısında, Suriyeli mültecilere yönelik yanlış bilinen konularla ilgili video kampanyası başlattıklarını duyurdu. Bilgi üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Medipol Üniversitesi Akdeniz Araştırmaları Merkezi Göç Araştırmaları da ortak açıklamada imzacı olarak yer aldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/stklardan-suriyeli-multecilerle-ilgili-yanlislara-karsi-video-kampanyasi/">STK&#8217;lardan Suriyeli Mültecilerle İlgili Yanlışlara Karşı Video Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Basın toplantısında konuyla ilişkin ilk açıklamayı yapan Hepimiz Göçmeniz Platformu&#8217;ndan Yıldız Önen, sosyal medyadaki yanlış bilgi dolaşımı ve göçmenlere ilişkin ayrımcılığın, bayramlarda Suriye’ye gidenlerin ‘sanki tatile gidiyorlarmış gibi’ yansıtılmasının sonuç vermeye başladığını söyledi. Suriyeliler hakkındaki yalanların sonuç vermeye başladığını, kayıtlı göçmenlerin bile ‘gönderilebiliriz’ korkusuyla evlerinden çıkamaz hale geldiğini belirten Önen, &#8220;Kampanyamıza katılan tüm kurum ve bireyler olarak geri göndermelere Suriye&#8217;de kalıcı ateşkes ilan edilmeden ve göçmenler kendi rızalarıyla dönme kararı vermedikleri sürece karşıyız ve böyle bir gelişmeye izin verilmemelidir. Rusya ve rejim güçleri sürekli sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam ederken bu insanları can güvenliğinin olmadığı bölgelere geri göndermek en bariz insan hakları ihlalidir. Özellikle Suriyeli göçmenler bağlamında ayrımcılık ve ırkçılık, sosyal medyada ve başka mecralarda dolaşıma sokulan bir dizi gerçek dışı bilginin ön yargıları pekiştirmesinden besleniyor. Suriyelilerin devletten maaş aldıkları, dükkân açan esnafın vergi vermediği, istedikleri üniversiteye sınavsız girdikleri, öğrenci olanların devletten burs aldıkları, hastanelerde sıra beklemedikleri, elektrik, su, doğal gaz faturası ödemedikleri, seçimlerde oy kullandıkları gibi birçok gerçek dışı iddia, yıllardır bıkmadan usanmadan tekrarlanıp duruyor. Göçmenlerle ilgili faaliyet yürüten STK, dernek ve platformlar olarak bu yalanlarla mücadele etmek için yoğun bir çaba gösteriyoruz. Hazırladığımız videolarla bu anlatılanların gerçek olmadığının altını çizmek istiyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>“Çocuğu İntihara Sürükleyen Koşullar Değişmelidir”</strong></p>
<p>Önen, geçtiğimiz ay Koaceli’nde okulda maruz kaldığı akran zorbalığı nedeniyle intihar eden sığınmacı çocuğu hatırlatarak, “9 yaşındaki bir çocuğu intihara sürükleyen yaşam koşulları değişmelidir. Göçmenlerle bağlar kuran bir toplum, kendi sorunlarını halletme konusunda da daha güçlü olacaktır. Bu günden itibaren videolarımızı #HepimizGöçmeniz hastagı ile sosyal medyadan paylaşacağız. Bunu yaygınlaştırmamıza yardımcı olmanızı bekliyoruz” dedi.</p>
<p>Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Abdullah Resul Demir de, Türkiye’nin Suriye’de savaşın başladığı 2011’de uyguladığı ‘açık kapı politikası’nın insani olduğunu belirterek, “Bundan rahatsız olan kimseler, bu politikayı eleştirerek Suriyelilere karşı ırkçılığı körüklüyor” dedi.</p>
<p><strong>“Güvenli Bölge 31 Kez Bombalandı”</strong></p>
<p>Suriyeli Dernekler Platformu Başkanı Mehdi Davut ise Suriyelilerin sınır dışı edildikleri ‘Güvenli Bölge’nin son 1 ayda 31 defa bombalandığını hatırlatarak şöyle konuştu: “Türkiye sınırına yakın yerler misket bombasıyla bombalandı. Kırka yakın ölü ve yaklaşık 50 yaralı var. Bahsedilen güvenli bölge oluşmadıkça insanların oraya dönmesi imkansız. Oluştuğu zaman da buradaki Suriyeliler hiçbir baskıya gerek duyulmadan vatanlarına geri dönecektir. Herkesin bildiği gibi buradaki Suriyelilerin yüzde 70’i daha Türkçe öğrenmedi çünkü  ülkelerine dönme umutları var..” Hepimiz Göçmeniz Platformu Üyesi Doç. Dr. Ferda Keskin de “Bugün göçün ve ilticanın nedeni daha iyi bir yaşam kurma değil, hayatta kalma mücadelesidir. Savaş, iklim değişikliği, açlık sınırının altında yaşam ile karşı karşıyayız” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Mülteci Konusunda Dayanışma Eksikliği Yaşamaktayız”</strong></p>
<p>Suriyeli mültecilere ilişkin doğru bilinen yanlışlar üzerine mücadele yürüttüklerinin altını çizen Mülteciler Derneği Genel Koordinatörü Halil İbrahim Akıncı ise sığınmacılara dair çalışan sivil toplum örgütlerinin alanda yanız bırakıldığını belirterek şu açıklamada bulundu: “Alanda çok yalnızız. Mülteci konusunda alanda bir dayanışma eksikliği yaşamaktayız. Parçalanmış ceset, kan vs. yaşandığında çarşaf çarşaf paylaşılıyor. 9 yaşında bir çocuk intihar ettiğinde herkes duyarlı oluyor ancak tüm bunlar yaşanmadan önce kimsenin sesi çıkmıyor”</p>
<p>Son olarak Medipol Üniversitesi Akdeniz Araştırmaları Merkezi Göç Araştırmaları Koordinatörü Kenan Şahin de göçün bir süreklilik hali olduğuna işaret ederek, “Hepimiz Göçmeniz kuru bir ifade değil. Birileri bu dünya bizim tapulu malımız sanıyor. Tapulu mal olunca da birilerine hisse verme, tapu verme gibi bir gaflet yaşıyorlar. Dünyada insanlar sadece kaygıları nedeniyle göç etmiyorlar. Umut için de göç edenler var. Göç tarih boyunca hep var olacak” dedi.</p>
<p><strong>Video Kampanyasına Destek Veren İsimler </strong></p>
<p>Toplantıda oyuncu ve şarkıcı Deniz Türkali, avukat Gülden Sönmez, oyuncu Bahan Gönce, oyuncu Tuğba Çelik, yazar Tuna Emren, Doç. Dr. Ferda Keskin, Doç. Dr. Polat Alpman, aktivist Yıldız Önen, gazeteci-yazar Osman Atalay, Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci ve avukat Abdullah Resul Demir&#8217;in Suriyeliler ile ilgili doğru bilinen yanlışları anlattığı kamu spotu da kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Fotoğraf: Pınar Gayıp</p>
<p><iframe title="Suriyeli göçmenlerle ilgili yalanlara karşı gerçekler" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/uqwXXg7B0UI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler istedikleri yerde çalışabiliyorlar mı?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/iVlohVgTEdU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler çok mu fazla suç işliyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/Rz0jfrUh_2Y?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler beş yıl sonra vatandaş mı oluyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/ehVU7Si7YyM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler fatura ödemiyor mu?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/dUg0OR1jEQ0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeli esnaflar vergi vermiyor mu?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/UvYLqBQN5DA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Devlet tüm Suriyeli öğrencilere burs mu veriyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/M56MIUQTKtg?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler hastanede sıra beklemiyor mu?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/Xq97WBQRwr4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler istediği üniversiteye sınavsız mı giriyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/H-qGTcmvONE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Çocuk işçiliği Suriyelilerle birlikte mi başladı?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/74B-rvK6r4Y?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyeliler devletten maaş mı alıyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/-BdPvCbU6vc?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Suriyelilerin telefon faturasını devlet mi ödüyor?" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/4ruWurzc-ZQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/26/stklardan-suriyeli-multecilerle-ilgili-yanlislara-karsi-video-kampanyasi/">STK&#8217;lardan Suriyeli Mültecilerle İlgili Yanlışlara Karşı Video Kampanyası&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Seferberliği Çağrısı Yapan Prof. Dr Kadıoğlu: &#8220;STK’lar Afet Yönetimine Yeniden Entegre Olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/14/deprem-seferberligi-cagrisi-yapan-prof-dr-kadioglu-stklar-afet-yonetimine-yeniden-entegre-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 11:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Esin Köymen]]></category>
		<category><![CDATA[Mikdat Kadıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halkın depreme hazırlanması, afet yönetimi konusunda bilinçlendirilmesi ve sivil toplumun bu konudaki rolüne ilişkin İstanbul Teknik Üniversitesi  (İTÜ) Meteroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Afet Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen ile konuştuk. Geçtiğimiz günlerde 'deprem seferberliği ilan edilsin' imza kampanyası da başlatan Kadıoğlu, "STK’lar afet yönetimi gibi durumlarda dışarıda kaldı. Tekrar entegre olması gerekiyor." diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/14/deprem-seferberligi-cagrisi-yapan-prof-dr-kadioglu-stklar-afet-yonetimine-yeniden-entegre-olmali/">Deprem Seferberliği Çağrısı Yapan Prof. Dr Kadıoğlu: &lt;br&gt;&#8220;STK’lar Afet Yönetimine Yeniden Entegre Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’da 26 Eylül’de</span> <span style="font-weight: 400;">5.8 şiddetinde meydana gelen deprem kentin birçok bölgesinde şiddetli bir şekilde hissedilmişti. Sonrasında yoğun bir şekilde artçılar devam ederken afet yönetimi uzmanları, mimarlar odası, sivil toplum örgütleri yetkililere çağrıda bulunarak, beklenen büyük İstanbul depremi öncesinde afet yönetimine ilişkin hazırlıkların hızlandırılması gerektiğini belirtmişti. Ancak afet yönetimine ilişkin hazırlıklardan çok yerel yönetimler ile sivil toplum örgütleri ve merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonsuzluk ön plana çıkmıştı. </span></p>
<p><b>Halk depreme nasıl hazırlıklı hale getirilebilir, bunda sivil toplumun nasıl bir etkisi olur?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43247 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/mikdat-kadıoğlu-640x360.jpg" alt="" width="364" height="205" />Mikdat Kadıoğlu:</b><span style="font-weight: 400;"> İnternette yaptığım seferberlik çağrısı aslında topyekûn bir seferberlik. Bunun içerisinde sivil toplumun da olması gerekiyor. Devlet tek başına afetin altından kalkamaz. Bu nedenle hem halkın kendisi hem de sivil toplum örgütleri bu konuda önemli bir paydaş olmak zorunda. Halkın organize olarak STK şeklinde bu tür seferberlik içerisinde yer alması gerekiyor. </span></p>
<p><b>Esin Köymen: </b><span style="font-weight: 400;">Öncelikle mevcut yapı stoğunun envanteri çıkarılmalı, bu veriler ışında acil olarak boşaltılması gereken yapı ya da bölgeler boşaltılmalı, güçlendirme yapılması gereken yapılar bir an önce güçlendirilmelidir. (öncelikle okullar, hastaneler, cezaevleri vs. )  Vatandaşların sağlam olmayan binalarını yeniden yapabilmeleri için devlet tarafından destek fonları oluşturulmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlköğretimden itibaren çocuklara afetler ve afetlerden korunma yöntemleri üzerine eğitimler verilmeli, bu programlar bilim çevreleri, eğitimciler ve bakanlıkların ortaklaşa yapacağı çalışmalar sonucunda oluşturulmalıdır. Tüm yerel yönetimler afet eylem planlarıyla birlikte, geçici toplanma alanlarını, geçici iskan için alanı kullanılacak alanları belirleyip bu alanları muhtarlıklar aracılığıyla semt sakinlerine bildirmelidir. Kentlerin içindeki kamuya ait arazilerin özelleştirilerek satılması durdurulmalı, özellikle askeriyeden boşaltılan büyük alanlar, yapılaşmaya açılmamalı, afet sonrası geçici iskân alanları olarak düzenlenmelidir.</span></p>
<p><b>Afet öncesi ve sonrasında alınacak tedbirler için merkezi ve yerel yönetimler ile TMMOB gibi meslek arasında koordinasyon eksikliği nasıl giderilebilir? Bu eksiliği Van depreminde görmüştük…</b></p>
<p><b>Mikdat Kadıoğlu: </b><span style="font-weight: 400;">Bizim kültürümüzde tulumbacılar yani gönüllü itfaiyeciler olmasına rağmen zamanla bu durum değişti. Halk ve STK’lar afet yönetimi gibi durumlarda dışarıda kaldı. Tekrar entegre olması gerekiyor. Afet yönetiminde afet gönüllü olmak için illa çok güçlü kuvvetli olup arama kurtarma çalışmalarına katılmak gerekmiyor. Yemek dağıtımından çadır kurmaya, bilgi toplamaya kadar yapılacak çok fazla iş var. Toplumda her konuda uzman insanlar var. Tüm bu çalışmalara bu insanların entegre olması gerekiyor. Bu tür çalışmalar için afeti beklemeye de gerek yok. Afet tatbikatlarında beraber çalışma kültürünü geliştirmek gerekiyor. Yerel yönetimler belediye kanunu gereğince yapması gerekenleri yapmıyor. Mahalle, sokak bazında yerel yönetimlerin sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışma yapması gerekiyor. Bunun için bir an önce harekete geçmek gerekiyor çünkü zaman gittikçe azalıyor. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43248 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/esşn-640x360.jpg" alt="" width="409" height="230" />Esin Köymen: </b><span style="font-weight: 400;">Bilim çevrelerinin, meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin uyarılarını dikkate alan, sorunların çözümü için ortak akıl oluşturabilecek ve konuda halkı da bilinçlendirerek afetlere karşı birlikte mücadele etme yöntemlerinin planlayacak merkezi ve yerel siyasi akla, acil olarak ihtiyacımız var. Tüm bu süreçlerde bizler TMMOB’ye bağlı meslek odaları olarak ortak çalışma yapma konusundaki talebimizi ve istekliliğimizi sizler aracılığıyla tekrar yineliyoruz.  Meslek alanlarımızdan edindiğimiz bilgi, birikim ve deneyimlerimizi, kamusal sorumluluğumuz gereği, halkımızın hizmetine sunma konusunda istekliyiz. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçlerde de üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirme konusunda kararlılığımızı da aktarmak isterim.</span></p>
<p><b>Son İstanbul depreminde yerel yönetim ile merkezi yönetim arasında da bir koordinasyonsuzluk vardı. Yerel yönetimler bile işin dışında tutulurken bu birliktelik nasıl sağlanabilir? </b></p>
<p><b>Mikdat Kadıoğlu:</b><span style="font-weight: 400;"> Bu durumu topyekûn ele almadığımızı bir iki kurumun ‘bu bizim görevimiz, bizim sorumluluğumuz’ mantığıyla yanlış bir şekilde hareket ettiğini gösteriyor. Bizim kimseyi dışlamadan bütün toplumun, bütün yerel yönetimlerin işin içerisine katmamız, birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Devlet tek başına altından kalkamaz. Afet kimsenin partisine ve siyasi görüşüne bakmaz. Herkes aynı şekilde etkilenecektir. Bu nedenle kucaklayıcı bir şekilde herkesin hazırlık aşamasına katılması gerekiyor. </span></p>
<p><b>Esin Köymen:</b><span style="font-weight: 400;"> Bilim çevreleri, meslek odaları konuyu detaylı olarak ortaya koymuş ve yapılması gerekenleri hâlâ söylemeye devam ediyor. Temel sorun şudur; tüm bu veriler ışığında topyekun bir seferberlikle ortak bir çalışma yapılması konusunda ne yazık ki yetkililer isteksiz davranıyor.  Bunun nedeni de çok açık olarak görünüyor aslında. 1999 Marmara depreminden hemen sonra ortaya atılan kentsel dönüşüm kavramları, bu alanda yapılan palan değişiklikleri, yasal düzenlemeler; kendi siyasi görüşlerine göre oluşturmaya çalıştıkları kent dokularında ortaya çıktı. Kentleri bir yandan kendi siyasi ortaklarının zenginleşme aracı olarak görürken diğer yandan da kentleri kendi muhafazakâr siyasi algılarına göre yeniden şekillendirmeye başladılar. Kentlerdeki Cumhuriyet dönemi mimari mirasını yok ederek, demokrat, sol ve sosyalist görüşlere sahip kişilerin yoğunluklu olarak kullandıkları kent mekanları üzerinde köklü değişiklikler yaparak, kimi zaman da yüzlerce yıllık kültürleri yok ederek yeni kent mekanları oluşturmaya başladılar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43243 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/deprem-hariası-640x362.jpg" alt="" width="421" height="238" />Bunları örneklendirmemiz mümkün: İstanbul’da başta Taksim Meydanı, AKM, Gezi Parkı, İstiklal Caddesi, Sulukule, Fener-Balat, Tarlabaşı başta olmak üzere pek çok yerde uygulanan Kentsel dönüşüm projeleri, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği ve ODTÜ kampüsü içinde yapılan uygulamalar. Bunlar en bilinen örnekler. Bunların yüzlercesinden bahsetmemiz mümkün.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deprem vergisi adı altında toplanan paraların amacı dışında kullanılarak tüketilmesi, 2018 yılı Mayıs ayında yapılan İmar Affı/barışı’ndan elde edilen gelirlerin – bu yasal düzenlemenin gerekçesi olarak, toplanan gelirlerin-  kentlerin afetlere karşı hazırlanması için kullanılacağı belirtilmişti. Toplanan bu paraların nereye harcandığı gibi soruların belgelere dayanan yanıtları yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belirlenen afet toplanma alanlarının çok büyük bir kısmının yapılaşmaya açılmış olması, mevcut kentlerdeki parkların ve yeşil alanların bile plan tadilatlarıyla tüketilmesi, dere yataklarında yapılan yeni yapılar, imar aflarıyla yasal hale getirilen eskimiş ve kaçak yapılar, acil ulaşım aksları olarak belirlenen yolların otopark olarak kullanılması, kıyılara yapılan devasa dolgular (Maltepe ve Yeni kapı), 20 yıl daha yaşlanan yapı stoğu, 20 yıl içinde artan nüfus, deprem anında çöken iletişim sistemleri. Gibi sayısız olumsuzlukları sıralayabiliriz. Ne yapmalı? Sorusunun yanıtı yukarıda saydığımız tüm olumsuz uygulama ve yasal düzenlemeleri yapmayacak bir siyasi akılda gizli.</span></p>
<p><b>Son İstanbul depreminde toplanma alanlarının eksikliği ortaya çıktı. Bu hatanın telafi edilmesi mümkün mü?</b></p>
<p><b>Mikdat Kadıoğlu:</b><span style="font-weight: 400;"> Topluma alanı konusunda Türkiye’de yanlış anlayış ve beklenti geliyor. Toplama alanı afet yönetimi konusunda en son düşünülecek şey. İstanbul’un yarısı toplama alanı olsa bile bir faydası olmaz, ölenleri geri getirmez. Toplama alanı halkın düşündüğü gibi park ve bahçeler değildir. Birinci toplama alanı kapalı alanlardır. Deprem her zaman günlük güneşlik bir zamanda olacağının garantisi yok. Türkiye’de toplanma alanı olarak belirlenen yerlerin de gerekli alt yapısı yok. Toplama alanlarının var olması bizim afete hazır olduğumuz anlamına gelmez. Önceliğimiz fay ve toplama alanı değil sağlam binalardır. Halkın tabut gibi binalardan çıkartılması gerekiyor. </span></p>
<p><b>Esin Köymen:</b><span style="font-weight: 400;"> 26 Eylül günü Silivri açıklarında meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından ortaya çıkan durum şudur; halkın bir kısmı ne yapacağını bilmediği için ve yaşadığı korku nedeniyle panik içinde, bir kısmı bu korku ve kaygılarını giderebilmek için inkâr yolunu benimsemiş, çok az bir kısmı ise korku ve kaygının yanı sıra önlem alabilmek ve tedbirli davranabilmek için kendince çözümler üretmeye çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halkın güvenli ortamlarda yaşamasından sorumlu olan yetkililer, 1999 depreminden bu yana aynı siyasi yapının temsilcileri olarak gayet rahat ifadelerle kentlerimizin başta deprem olmak üzere afetler karşısında ne kadar hazırlıksız olduğunu ifade ediyorlar. 2 taraftan da bakıldığında da 20 yılın çok da iyi değerlendirilemediğini söylememiz mümkün.</span></p>
<p><b>Halkın en temel sorusu şu anda “Yaşadığımız bina depreme dayanıklı mı?” bu sorunun cevabını nasıl bulacaklar? </b></p>
<p><b>Mikdat Kadıoğlu:</b><span style="font-weight: 400;"> Bazı belediyelerin deprem laboratuarları var, çevre ve şehircilik il müdürlüklerinin bu konuda birimleri var. Özel firmalar var gidip kanıt alıp testler yaparak rapor verebiliyor. Buralara başvurulabilir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/14/deprem-seferberligi-cagrisi-yapan-prof-dr-kadioglu-stklar-afet-yonetimine-yeniden-entegre-olmali/">Deprem Seferberliği Çağrısı Yapan Prof. Dr Kadıoğlu: &lt;br&gt;&#8220;STK’lar Afet Yönetimine Yeniden Entegre Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Özgürleşen Umutlar” Projesi: 7 Cezaevinde Annesiyle Kalan 800 Çocuğa Dokunacak </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ozgurlesen-umutlar-projesi-7-cezaevinde-annesiyle-kalan-800-cocuga-dokunacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 08:39:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[TOÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[ANTIGONE]]></category>
		<category><![CDATA[Aybike Yutsever Guşa]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkesir]]></category>
		<category><![CDATA[Ebru Uygun]]></category>
		<category><![CDATA[Free Your Hope]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürleşen Umutlar Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı (TOÇEV) Adalet Bakanlığı ve Atina Merkezli ANTIGONE ortaklığıyla gerçekleştireceği Özgürleşen Umutlar (Free Your Hope) projesiyle 7 cezaevinde annesiyle birlikte kalan 800 çocuğa destek sunmayı hedefliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ozgurlesen-umutlar-projesi-7-cezaevinde-annesiyle-kalan-800-cocuga-dokunacak/">“Özgürleşen Umutlar” Projesi: 7 Cezaevinde Annesiyle Kalan 800 Çocuğa Dokunacak </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki cezaevlerinde anneleriyle birlikte yaşayan 0-6 yaş çocukların, temel ihtiyaçlarının karşılanması, annelerin çocuklarıyla olan diyaloglarının ve davranış biçimlerinin güçlendirilmesi amacıyla Türkiye ve AB Arasında Sivil Toplum Diyaloğu Hibe Programının Beşinci Dönemi (CSD-V) kapsamında AB tarafından finanse edilerek gerçekleştirilen “Özgürleşen Umutlar (Free Your Hope)” Projesi’nin tanıtımı yapıldı. Projede cezaevlerinde anneleriyle kalan 800’e yakın çocuğa ulaşıldığı ifade edildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özgürleşen Umutlar (Free Your Hope) projesi, Adalet Bakanlığı, TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı) ve Atina Merkezli ANTIGONE ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. </span></p>
<p><b>“0-6 yaş arası 800 çocuğa ve bin anneye ulaştık”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41906 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/Ekran-Alıntısı-6-640x475.jpg" alt="" width="451" height="335" />Tanıtım toplantısının ardından projeye ilişkin Sivil Sayfalar’a konuşan TOÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Uygun, “800’e yakın çocuk ve 1000’e yakın anneye ulaştık. 0-6 yaş grubu çocuklar cezaevlerinde anneyle birlikte kalıyor. Anneler kendi yaşam koşulları nedeniyle maalesef çocuklarıyla çok doğru iletişim içerisinde olamayabiliyor. Hatta anneliğini unutan ama projeden sonra yeniden hatırlayan annelere bile rastladık. İlk başlarda doğru iletişim kurmakta zorlandığımız oldu” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uygun, projenin nasıl yürütüldüğü konusunda ise şu bilgileri verdi: “Anneler, çocuklar ve cezaevleri memurlarına yönelik 3 ayaklı bir proje. Çocukların gelişimlerinin doğru bir şekilde sürdürülmesi konusunda çalışıyoruz. Yürümeyi bile beceremeyen çocuklar var çünkü. Onların gelişimlerine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Anneleriyle de çocuklarının gelişimlerine dair nasıl yön alabilecekleri üzerinde çalışıyoruz. Memurlara da kriz, stres yönetimi üzerine çalışmalar yapıyoruz.”</span></p>
<p><b>“Annelerin hangi suçtan cezaevinde olduklarını sormuyoruz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41907 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/aybike-yursever-640x480.jpg" alt="" width="397" height="298" />TOÇEV Genel Müdür Yardımcısı Aybike Yutsever Guşa ise cezaevlerinde kaç çocuğun doğduğuna dair ellerinde bir istatistiğin olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Annesinin yanında kalan çocuklarla çalışıyoruz. Annelerin suç durumu yani siyasi tutuklular mı yoksa adli tutuklular mı olduklarını bilmiyoruz. Suçlarını asla sormuyoruz” diye konuştu. </span></p>
<p><b>Proje 7 cezaevinde yürütülecek </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ceza infaz kurumlarında annelerin çocuklarını büyütürken yaşadıkları zorluklarla mücadele etmeleri ve çocuklarıyla doğru iletişim kurmaları sağlanıyor. Ayrıca anneler, kişisel farkındalık, özgüven, kriz yönetimi ve kişisel gelişim konularında da destekleniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ceza infaz kurumlarında kalan çocuklar için önemli bir unsur da infaz koruma memurları. Bu sebeple ceza infaz kurumu çalışanları ile yapılacak çalışmalarla,  mahkûmlarla yaşadıkları zorluklar konusunda çözüm odaklı yaklaşımlar üretmeleri, yaşadıkları stresle baş etme yollarının anlatılması amaçlanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Toplam 15 ay sürecek projede, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen ve çocuğu ile kalan anne sayısının fazla olduğu; Sivas,  Kayseri, Adana, Mersin, Kocaeli, Bursa ve Balıkesir illerindeki cezaevlerinde çalışmalar sürdürülecek.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/05/ozgurlesen-umutlar-projesi-7-cezaevinde-annesiyle-kalan-800-cocuga-dokunacak/">“Özgürleşen Umutlar” Projesi: 7 Cezaevinde Annesiyle Kalan 800 Çocuğa Dokunacak </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden ‘Sınır Dışıların İki Haftası’ Raporu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/birlikte-yasamak-istiyoruz-inisiyatifinden-sinir-disilarin-iki-haftasi-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 07:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Şık]]></category>
		<category><![CDATA[Gülseren Yoleri]]></category>
		<category><![CDATA[Lara Özden]]></category>
		<category><![CDATA[Sezgin Tanrıkulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kayıtları olduğu halde çok sayıda Suriyeli sığınmacının sınır dışı edildiğini basın toplantısıyla duyuran Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi; "Sonuçların geri dönülemez olduğu bir süreçte insanların sınır dışı edilmesi kabul edilemez. Kaydı başka şehirde olduğu halde İstanbul’da bulunmak bir suç değildir. Dolayısıyla insanlara suçlu muamelesi yapamazsınız. Kelepçeleyerek alıkoyamazsınız” ifadesini kullandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/birlikte-yasamak-istiyoruz-inisiyatifinden-sinir-disilarin-iki-haftasi-raporu/">Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden ‘Sınır Dışıların İki Haftası’ Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan açıklamaya Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden Lara Özden, Eyüp Özer, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden Eyüp Özer, Sınır dışı edildikten sonra geri dönmeye çalışan Hisham Mustafa’nın sınırda öldürüldüğünü hatırlatarak kaydı İstanbul’da olanların da sınır dışı edildiğini söyledi. </span></p>
<p><b>“Sınır Dışı Edilen Trans Birey Hapiste”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özer sınır dışı edilen sığınmacılara yönelik şu örnekleri verdi: “İstanbul’da yaşayan ve kimlik kartı olduğu halde arkadaşıyla birlikte hastaneye giden bir trans birey yakalanıyor, avukatının müdahale edilmesine izin verilmeden sınır dışı ediliyor. Şu anda sınır dışı edildiği yerde hapiste. Belki de infaz edilecek. Dolayısıyla sonuçların bu kadar geri dönülemez olduğu bir süreçte insanların sınır dışı edilmesi kabul edilemez. Gaziantep’te kayıtlı olduğu halde sınırı geçmeye çalışan bir başka sığınmacı gözaltına alınıyor, polisler tarafından şiddet görüyor. Otobüsteki herkese kötü muamele görüyor ve kelepçeleniyor. Geçici koruma kimliği olduğu halde sınır dışı edilenler de var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geri gönderme merkezlerinde yaşananları da aktaran Özer sözlerini şöyle tamamladı: “Geri gönderme merkezlerinde, hamile kadınlar, çocuklar, bebekler herhangi bir neden olmadan tutuluyor. Şu anda idari gözetim denen şey zorla alıkonma hali. Hukuki çerçevesi yok. Alıkonulduklarında avukatla görüşmelerine izin verilmiyor. Kimseyle görüşemedikleri için sınır dışı süreçlerini durdurmalarına imkan olmuyor. Kaydı başka şehirde olduğu halde İstanbul’da bulunmak bir suç değildir. Dolayısıyla insanlara suçlu muamelesi yapamazsınız. Kelepçeleyerek alıkoyamazsınız.“</span></p>
<p><b>İHD İstanbul Şube Başkanı Yoleri: 19 Yaşındaki Sığınmacı Kayıp</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de son dönemlerde sığınmacıların sınır dışı ve kayıtlı oldukları illere geri göndermelere ilişkin İHD’ye yoğun bir şekilde başvurduklarını söyledi.  </span><span style="font-weight: 400;">“Bu başvurular sadece İstanbul’da olmayanlardan gelmiyor” ifadesini kullanan Yoleri, “Kaydı İstanbul’da olduğu halde kaydı yenilenmek istenmeyenler, kayda rağmen sınır dışı edilenler var. Şu anda bir kayıp vakası mevcut. 19 yaşında bir çocuk şu anda kayıp. Buna ilişkin birçok savcılık başvurusu yapıldığı halde herhangi bir veri elde edemedik” dedi. </span></p>
<p><strong>“Ya İstanbul Dışında Bir İl Seç Ya Da Ailenle Birlikte Sınır Dışı Edileceksin”</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Valiliği’nin 20 Ağustos’a kadar verdiği süreye uymadığını söyleyen Yoleri, şöyle konuştu: “Valilik açıklamasında 20 Ağustos’a kadar süre tanıdıklarını duyurmuştu. 20 Ağustos’tan sonra bu zorla göndermenin uygulanabileceği söylenmişti. Ancak Valilik bugün de yaptığı açıklamada 12 bin kişinin kayıtlı oldukları illere gönderildiğini söylüyor. Valiliğin kendi kararıyla çelişen bir uygulama var. Bu uygulama sadece Suriyelilere değil yüm yabancılara uygulanıyor. İstanbul’da 5 yıldır yaşayan bir Pakistanlı kayıtlı olmasına rağmen kimliğine el konulmuş, ‘İstanbul dışında bir il seç, seçmiyorsan ailenle birlikte seni sınır dışı edeceğiz’ denmiş. Dolayısıyla bu oldukça büyük bir sorun. Temelde büyük bir insan hakları sorunu yaşıyoruz. Bazı yasa değişiklikleri, geçici bazı yasalarla bu sorun çözülebilir. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu ‘coğrafi çekince’nin kaldırılmasıyla da bu sorun çözülebilir. “</span></p>
<p><strong>Ahmet Şık: &#8216;Türkiye’deki Herkes Suriyelilere Borçludur&#8217;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise TBMM’deki siyasi partiler arasında Suriyeliler konusunda ortak bir mutabakatının olduğunu ifade ederek “Ama bu yanında durabileceğimiz bir mutabakat değil. Faşizan ve ırkçı söylemler içeren, yabancı düşmanlığını körükleyen bir anlaşma bu. Mevcut Türkiye medyası da bu yangına körükle gidiyor” dedi.  Şık, “Suriyeli sığınmacılara ilişkin herhangi bir eleştiri ya da görüş beyan edecek herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor; ‘Bu insanlar neden burada?’ Bu sorunun yanıtı verildiğinde Türkiye’deki herkes Suriyelilere borçludur. Kimse bunu unutmasın” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sol cenahta da Suriyelilere yönelik olumsuz söylemlerde bulunulduğunu ifade eden Şık, “Sol cenahta da bu konuya bakışa ilişkin bir kafa karışıklığı, yabancı düşmanlığını körükleyen bir takım değerlendirmeler yapılıyor. Bundan vazgeçilmelidir. Suriyeliler insanca yaşama hakkına sahiptir. Mültecilere bir yerden bir yere gönderilen nesne muamelesi yapılmaktan vazgeçilmelidir. Herkesin öncelikle mültecilerin neden burada olduğunu sorması ve suç ortaklarını görmesi gerekmektedir” dedi. </span></p>
<p><b>“Yoksulluğun Ve Krizin Müsebbibi Suriyeliler Değil”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak Suriyeli sığınmacılara yönelik suçlamalara dair de değerlendirmede bulunan Ahmet Şık sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’deki bütün kötülükler Suriyeliler geldikten sonra başlamış gibi anlayıştan da herkes vazgeçsin. Sanki Suriyelilerden önce yoksulluk, işsizlik, kadına yönelik şiddet, tecavüz, taciz yokmuş gibi kimse davranmasın. Yoksulluğun ve krizin müsebbibi Suriyeliler değil.”</span></p>
<p><b>Sezgin Tanrıkulu: Meclis Yabancı Düşmanlığını Körüklüyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Meclis’in ‘yabancı düşmanlığını’ körüklediğini söyledi. “Mültecilik, sığınmacılık dünyanın en zor insanlık halidir” ifadesini kullanan Tanrıkulu şöyle konuştu: “Faşizm bütün dünyada mültecilik, sığınmacılık ve yabancı düşmanlığı üzerinden beslenmektedir. Türkiye’de de faşizm ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve nefret söyleminden besleniyor. Maalesef içinde bulunduğumuz Meclis ortamı da bunu körüklüyor. Bir siyasi maliyet meselesi olarak bakıyor. Ben bir milletvekili, hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak kendi partim de dâhil olmak üzere şunu ifade ediyorum; Suriyeliler meselesine, yabancılara, mültecilere bir siyasi maliyet, bir nefret söylemi üzerinden bakılmamalıdır. Türkiye’de ortaklaşabileceğimiz mesele, Suriyelilerin, sığınmacıların insan hakları durumu olmalıdır. Bunu siyasette rekabet meselesi olmaktan birlikte çıkarmalıyız. Burada yaşayan Suriyelilere ve yabancılara düşman muamelesi yapmamalıyız. Dünyada bizim yurttaşlarımızın uğradığı muameleye nasıl karşı çıkıyorsak Türkiye’de de yabancılara, sığınmacılara, Suriyelilere karşı ırkçılıktan ve nefret söyleminden vazgeçmeliyiz.”</span></p>
<p><b>“İnsani Dramlara Yol Açan Tutumunuzu </b><b>Gözden Geçirin”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hükümete ve İstanbul Valiliği’ne çağrıda bulunan Tanrıkulu, “Özellikle 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Suriyeliler meselesini bu şekilde insani olmayan ve insan haklarına aykırı bir tutum olarak ele almalarını kınıyorum. Bu tutumdan vazgeçmelerini, sivil toplumla, muhalefetle ortaklaşarak bir politika üretmeleri gerektiğini ifade ediyorum. Valiye de sesleniyorum, büyük insani dramlara, büyük insani bedellere yol açan bu tutumunuzu bir kez daha gözden geçirin” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden Lara Özden ise kapanış konuşmasında şunları söyledi: “Raporu yazarken de belirttik sayıları milyonlara ulaştığı için Suriyelilerden bahsediyormuşuz gibi görünüyor ama Süleyman Soylu’nun hedef gösterdiği bir Afrikalı popülasyonu var. Özellikle İstanbul’da. Afganlar da var. Onlara dair de rapor yayınlayacağız. 20 Ağustos’tan so0nra insanları istedikleri gibi sınır dışı edecekler.”</span></p>
<p><b>Sınır Dışı Raporundan Notlar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nin hazırladığı raporda sınır dışı, kötü muamele, geri gönderme merkezlerine ilişkin şu bulgular paylaşıldı: </span></p>
<p><em><span style="font-weight: 400;">&#8211; </span></em><span style="font-weight: 400;">Kayıtlı olduğu şehirden başka bir şehirde bulunmak suç değildir ancak buna rağmen kimlik kontrolleri sırasında başka şehirlerde kaydı olduğu halde İstanbul’da bulunan kişilere, kelepçe takıldığı, polis tarafından suçlu muamelesi yapıldığı, fotoğraflarda açıkça görülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211; İl Göç İdaresi, kaydı İstanbul’da olmadığı halde İstanbul’da bulunan kişilerin sadece uyarıldığını iddia etse de uygulamanın bu yönde olmadığına dair çok sayıda fotoğraf ve video görüntüsü bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211; Aktarılan hikayelerin hemen hepsinde uzun süre aç bırakma, kötü muamele ve hakaretten söz edilmekte. Güvenlik güçlerinin “Benim arkadaşım Afrin’de sizin ülkenizi savunurken yaşamını yitirdi, sizler korkaksınız” sözleriyle saldırarak, şiddet uyguladığı, aktarılan tanıklıklar arasında.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span> <span style="font-weight: 400;">Farklı illere kayıtlı Geçici Koruma kimlikleri bulunan kişilerin sınır dışı edildiğini gösterme. Bununla birlikte, bilgilendirmeme, sebebini açıklamama, hukuki desteğe erişim imkanı verilmemesi gibi keyfi uygulamalara maruz kalan çok sayıda kişi bulunmakta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span> <span style="font-weight: 400;">Elleri kelepçeli bir şekilde, kötü muameleye maruz bırakılarak, sıklıkla şiddet uygulanarak otobüslere bindirilen insanların görüntülerine ulaşmak mümkündür. Göçmenler, bu korku ortamından dolayı, artık temel hayati ihtiyaçlarını gidermek için bile sokağa çıkmaktan çekinir hale gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İdari Gözetim, zorla alıkoyma halini almıştır. Bu şekilde kitlesel alıkoymalar idari gözetimin varlık nedenine ve mantığına uygun değildir. Raporda da örnekleri verildiği üzere, hamile kadınlar, 4 yaşında çocuklar, birkaç aylık bebekler, herhangi bir geçerli nedeni olmadan Geri Gönderme Merkezlerine tıkılmıştır</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span> <span style="font-weight: 400;">Çok sayıda Gönüllü Geri Dönüş Belgesi imzalandığı bilinmektedir, bu belgelerin gönüllü olarak imzalandığını iddia etmek, özellikle yeniden ülkeye giriş talepleri göz önüne alındığında, mantığa aykırıdır.”</span></p>
<p><b>“Sınır Dışı Edilenlerin Hızla Türkiye’ye Tekrar Yasal Yollardan Girişleri Sağlanmalıdır”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda sığınmacıların yaşadıkları hak ihlallerinin giderilmesi için şu talepler sıralandı: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“-Kolluk kuvvetlerinin, göçmenlere yönelik, ev baskınları, kimlik kontrolü, alıkoyma, zorla ‘Gönüllü Geri Dönüş Belgesi’ imzalatma uygulamaları ve kötü muamele sonlandırılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Göçmenleri kriminalize eden, suçlayıcı, damgalayıcı ve ötekileştirici her türlü söylem ve uygulamaya son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sınır dışı edilenlerin hızla Türkiye’ye tekrar yasal yollardan girişleri sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Göçmenlere seçtikleri şehirlerde kayıt yaptırma hakkı ve koşulsuz seyahat özgürlüğü sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Farklı illerde ikamet eden aile fertlerinin istedikleri illerde birleşimi sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İdari gözetim uygulamasına son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Geri gönderme merkezlerindeki insan hakları ihlalleri derhal son bulmalıdır, geri gönderme merkezlerinin kapatılması için çalışmalara başlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Türkiye, Cenevre Mülteci Sözleşmesi&#8217;ne koyduğu sınırlamayı kaldırmalı, zulümden kaçan herkese mültecilik statüsü tanınmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Mültecileri Türkiye’ye hapseden AB-Türkiye arasındaki geri kabul anlaşması iptal edilmelidir. Kimse nedensiz göçmez, bütün sınırlar açılmalıdır. “</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/09/birlikte-yasamak-istiyoruz-inisiyatifinden-sinir-disilarin-iki-haftasi-raporu/">Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden ‘Sınır Dışıların İki Haftası’ Raporu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tunceli Emek Gazetesi: Kadınların Kurduğu Gazetede Sadece Kadınlar Çalışıyor </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/tunceli-emek-gazetesi-kadinlarin-kurdugu-gazetede-sadece-kadinlar-calisiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/tunceli-emek-gazetesi-kadinlarin-kurdugu-gazetede-sadece-kadinlar-calisiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 21:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[Tunceli Emek gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tunceli EMEK Gazetesi, Tunceli’de yalnızca kadınların kurduğu, haber yazımından matbaasına kadar kadınların çalıştığı bir yerel gazete. 16 yıldır yayın yapan gazetenin İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Hüsniye Karakoyun ile Tunceli EMEK’in hikayesini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/tunceli-emek-gazetesi-kadinlarin-kurdugu-gazetede-sadece-kadinlar-calisiyor/">Tunceli Emek Gazetesi: Kadınların Kurduğu Gazetede Sadece Kadınlar Çalışıyor </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yalnızca kadınların çalıştığı bir gazete fikri nasıl ortaya çıktı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazete yayın hayatına başladığında ilk olarak 2 kız kardeş, 1 kız yeğen birlikte başladık. Aile gazetesiydi bir nevi. Çünkü zaten ekonomik olarak birini çalıştırabilme imkanı yoktu. Taksitle alınmış bir bilgisayar, tahta ve eski bir sandalye, arkadaş hibesi bir masayla başladı EMEK’imizin serüveni. Sonraki dönemde 2 erkek personel çalıştırdık matbaa kısmında kısa süreli ancak kent küçük, çalıştırdıklarımızda ‘Kadın patron’ kompleksi gözlemledik. Verimli çalışma olmadı. Sonra tamamen kadın çalıştırmaya başladık. Matbaa makinelerini önce kendim öğrendim sonra kural koydum, işe başlattığım her kızımıza kendinden önceki takım arkadaşımız matbaa makinelerinde baskı yapmayı, sayfa grafiğini öğretecek diye. Sistem oturdu gibi. Gerçi, işletme olarak kendim evlenmemiş olsam da baht açan bir tarafımız da var. Yetişen her personel kısa süre sonra evleniyor. Bu nedenle EMEK’imizin çatısı altına girip gelin olarak işten ayrılan çok kızımız oldu. (Gülüyor)</span></p>
<p><b>Yayına başladığınızda kabul edilme süreciniz zor olmadı mı? Yani ilk yayın hayatınıza başladığınız günden bugüne halkın Emek’i bilme, okuma, görme sürecinde neler değişti? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41008 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/tuncelı-emek2-640x360.jpg" alt="" width="411" height="231" />Bu gazetenin adı EMEK değil de başka bir şey olsaydı, mesela Munzur gibi, emin olun daha çabuk kabul görürdü. Ancak adımızın EMEK olması bürokrasi ve asker-polis cephesinde ilk dikkatleri bize yöneltiyor. Bizi marjinal sol bir yayın organı gibi düşündüklerinden yakın takibe almaya başlıyorlar. Öte yandan başındaki Tunceli kelimesi de Dersim diyen diğer kısımda antipati yaratıyor. Yüzlerce defa aynı soruya maruz kalmışızdır ‘Niye Dersim EMEK değil?’ diye.  Aslında bu gazetenin adı sadece EMEK olacaktı. Ancak savcılığa beyanname vermek üzere gittiğimizde EMEK adıyla bir başka gazete olduğu için savcı beyannamemizi kabul etmeyince başına ve sonuna bir şey getirmemiz gerekiyordu. Öylece adı Tunceli EMEK oldu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EMEK meşakkatli yollar kat etti yayın süresince. Geçmişte, 11 defa resmi ilan hakkı düşürüldü haksız şekilde. Üstelik bunun için çaba harcayan ve bu yaptırımlara neden olan da yine bir kadındı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">EMEK’imiz yayın hayatına başladığında üzerine bahse girilirdi, 3-5 sayı çıkar kapanır diye. Gerçekten de akıl işi değil. Sırtımızı bir siyasi parti, kurum, kuruluş, örgüte dayamadan batının taşra kasabası nüfusuna denk bir ilinde gazete çıkarmaya kalkıştık. Akıl karı değil. İnsanlar reklamı gereksiz görüyor. ‘Yazar camıma asarım. Reklama ne gerek var’ denilen bir ortamda, zengin baba yok. Koca yok. Çık bu koşullarda gazete çıkar? Gözü karayım da düşününce bu da tam bu özelliğimin en net yansıması olmuş. Başlarda vatandaşın konuşmaktan çekindiği, siyasi bir yayın organı sandığı bu gazete, bugün kentte gündem belirleyen, insanların haberlerinin doğruluğundan şüphe duymadığı, EMEK yazdıysa doğrudur denilen bir yayın organına dönüştü. EMEK şu ana kadar 4000’in üzerinde günlük sayısıyla okuruna ulaşmış. Demem o ki bu; azmin, kararlılığın ve verilen EMEK’e inancın ürünü bir yolculuk.</span></p>
<p><b>Yayın hayatınıza 2004’te başladınız. Bu 15 yılda hem ekonomik olarak hem politik olarak çok değişti. Bu süreçte zorlandığınız “Ya artık olmuyor” dediğiniz hiç olmadı mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41009 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/tunceli-emek-5-640x360.jpg" alt="" width="441" height="248" />Tutkulu sevmişim ben bu gazeteyi. ‘Ya artık olmuyor’ hiç demedim. Ekonomik anlamda çok zorlandığımız zamanlarımız oldu. Ama bu gazetenin para biriktirmek gibi bir derdi yok ki. Bu nedenle gözü kara haberler yapar. Kimseyle kafa kol ilişkisine girmeden, vali, belediye başkanı, hatırlı adamlara sırt dayama çabasına hiç girmeden. Derdiniz para olmayınca, kaybetme korkunuz da olmuyor. İşte bu nedenle yaptığımız haberlerde bizi susturmak için resmi ilan hakkımızı düşürenler, baktı ki sonuç değişmiyor, biz daha cesurlaşıyoruz, onlar vazgeçti bundan, biz değil. Her sabah yaptığımız yazı işleri toplantısının belki de sıklıkla tekrarlanan cümlesidir ‘Bir gün bir tek insan para verdim bu gazete haber yaptı der ve bu da doğru çıkarsa, gazeteyi kapatırım’. Takım arkadaşlarımız artık öğrendi bu konudaki kararlılığımızı.  EMEK, muhtemelen ben var olduğum sürece olacak. Sonrasında da belki benim gibi EMEK’i yüreğine ve beynine kazıyan başka kadınlar çıkar, bu serüveni sürdürür. Ya artık olmuyor dediğim hiç olmadı ama biri çıkıp gelse de kolumdan tutuk ‘Biraz dinlen. Kontrol bende’ dese ne iyi olur dediğim oluyor. </span></p>
<p><b>Son ekonomik krizde bazı gazeteler kağıt baskıdan vazgeçti. Bazıları sayfa sayısını düşürdü. Bu krizden siz nasıl etkilendiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-41010 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/tunceli-emek1-640x360.jpg" alt="" width="382" height="215" />Bu durumun ekonomik boyutunu aşsa dahi gazeteler, kâğıt stokları kısıtlı olan, hammaddesi konusunda dışa bağımlılığımızdan çıkaramaz hale gelenler olmuştur. Çünkü paranız olsa dahi kağıt alamayabiliyorsunuz. Öte yandan, kâğıt fiyatları çok yükseldi. Birçok gazete personel işten çıkarma yoluna gitti, baskı sayısını düşürdü, gazetesini kapatanlar oldu. İnternet ortamındaki yayın zaten gazetelerin basılı nüshalarında ciddi tiraj kaybına neden oldu. Biz de tirajı düşürdük. Çünkü; www.tunceliemek.com.tr adlı bir internet sayfamız var. Onu anlık güncelliyoruz. İnsanlar oradan okuyunca, ikinci gün okudukları habere rağbet göstermez oldular. Ayrıca sosyal medya sayfalarımızı da aktif kullanıyoruz. Bu da baskı sayısını düşüren etkenlerden. Zaten toplum olarak çok okumayı sevdiğimiz de söylenemez. Twitter’ın yazılanları 140 karakterle sınırlı tutması aslında insanları doğru okuduklarının göstergesi. Başlık ve giriş spotunu okumakla yetinen bir ruh halinde, sosyal medyadaki 3-5 cümlelik haberler birçok kişiye yetiyor. Tunceli’nin ulaşımdaki zorluğu da kağıt fiyatlarındaki maliyetler kadar bizi zorluyor. Geçiş noktasında olmayınca kargo fiyatları çok pahalı. Ancak çok yakınmanın sonuca etkisi olmayacaktır. </span></p>
<p><b>Aynı zamanda Alevi nüfusunun yoğun olduğu bir kentte yayıncılık yapıyorsunuz. Bu size Alevilerin sesi misyonunu da yüklüyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır. Biz aslında bu kentin sesi olmaya çalışıyoruz. Özellikle Aleviliği yazalım diye bir çabamız yok. Muharremde 12 İmam Orucunu yazdığımız, Cemevi dedesiyle röportaj yaptığımız gibi, Ramazan öncesinde de kentin müftüsüyle söyleşi yapabiliyoruz.  Bize en sık sorulan sorulardan biridir ‘Feminist bir gazete misiniz?’ diye. Feminizmi hümanizm gibi algılıyorsanız elbette diyoruz. Yani bu gazete hümanist bir gazete. Tek taraflı, tek cepheden bakan, belli kalıpların içine hapsolmuş bir yayın organı değil. </span></p>
<p><b>Peki, bundan sonra Tunceli Emek’in yol haritasında ne var, bu haliyle devam edecek mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizler batının taşra kasabası nüfusuna denk gelen bir kente gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Gazete 16 yıldır imkansıza rağmen kendisini var etmeye çalışıyor. Ve bugün geldiği konum itibariyle de hem güvenirliği hem de tanınırlık açısından önemli bir konumda. Bu bizim için çok keyfili ancak yeni yol arkadaşları aramıza katılsın istiyoruz. Gazetenin bulunduğu yerden daha ileriye taşınmasını sağlayacak ortaklıklar düşünüyoruz. Bu anlamda ilde ya da il dışında yaşayan yazma tutkusu, gazetecilik merakı olan Dersimlilerin ortaklıklarına açığız. Sadece maddi ortaklık tekliflerini düşünmüyoruz. Medyanın saygınlığını korumayı düşünenlerin, sorunların dile getirilmesinde inisiyatif almak isteyenlerle ortaklık yapmayı düşünüyoruz.  Blöf, şantaj, birileri üzerinde medya baskısı kurmak isteyenlerin ortaklık tekliflerini kabul etmiyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/tunceli-emek-gazetesi-kadinlarin-kurdugu-gazetede-sadece-kadinlar-calisiyor/">Tunceli Emek Gazetesi: Kadınların Kurduğu Gazetede Sadece Kadınlar Çalışıyor </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/25/tunceli-emek-gazetesi-kadinlarin-kurdugu-gazetede-sadece-kadinlar-calisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jul 2019 07:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilerin İletişim Performansları Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Duran Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazete Duvar’ın Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ile Aleviler"in medyadaki genel görünürlülüğü, seslerini ve taleplerini gündemde tutma şekilleri, kendi iç medya yapılanmaları ve iletişim performansları üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/">&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Aleviler, dönem dönem gündemin nabzına göre medyada yer alsalar da çoğunlukla görünür değiller. Bu sorun nasıl çözülebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece Aleviler değil, Türkiye’de bütün dinsel, etnik, hukuki statüdeki mülteciler gibi farklı konumlarda olanlar medyada ya yer bulamıyorlar. Ya da negatif temsille yer alıyorlar. Aleviler gibi kalıcı, nüfusun önemli bir parçası olan ve artık çok önemli bir kesimi şehirlerde yaşayan kesimler için daha eski dönemlere göre çözüm bulma imkanı daha çok. Yani 80 – 86’ya kadar hiçbir şekilde medyada yer bulamazlardı. Daha çok şiir ve folklorik gibi konularda daha çok akademik alanda yer bulurlardı. Onun dışında da takıyye yaparlardı, gizlenirlerdi, korku ve sıkıntı içindeydiler. Ve temsili politik yapılar içerisinde güç kazanarak elde etmeye çalışırlardı. Bu yol da çok açık olmuyordu. Daha sonra bu takıyye 85-95 arasında kırıldı.  Önce çok hızlı bir şekilde varlıklarını ve taleplerini deklere etme, varlıklarını görünür kılmaya başladılar. O dönemde medyadaki negatif temsillere sert tepki göstermeye başladılar. Ve bundan önemli ölçüde sonuç da almaya başladılar. Medya da nispeten negatif temsil konusunda bir çeki düzen verdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pozitif temsil de Alevi okuru etkilemek üzere, diziler, tanıtım yazıları yapıldı. Ama o diziler ve yazılar tamına yakını bir tür oryantalist bir mantıkla ‘Onlar, ötekiler’ gibi sanki uzaylılardan bahsediyordu. İyi anlatıyorlardı ama eşit hak sahibi yurttaş gibi değil de ‘egzotik’ nesne, dışarıdan incelenen bir varlık gibi bahsediliyordu. Yine de o pozitif temsilin hayli faydalı yanları oldu. </span></p>
<p><b>Ne gibi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40464 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/ali-duran-topuz-640x361.jpg" alt="" width="367" height="207" />Toplumsal rahatlama yaşandı. O rahatlamanın önemli göstergelerinden biri de 90’lı yılların başına kadar CHP dışında herhangi bir partiden ne bir şey bekliyorlardı ne de o partilerle irtibata geçiyorlardı. Ama sonrasında neredeyse bütün partilerde Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, MHP ile kuvvetli temasları oldu. Hâlâ da önemli bir oy tabanıdır MHP’nin. Ama bu kadar büyük bir nüfus için son derece normal bir durum. Edirne’den Ardahan’a, Urfa’dan Ege’ye kadar yoğun nüfusa sahip büyük bir yapının birçok partiyle temas kurması normaldir. Sadece siyasal İslamcı yapılardan uzak kaldılar. Ki bir önemli sorun da 2008 – 2009’dan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikalarının dışlayıcı bir karaktere bürünüp, kamu çalışanları açısından takıyye yeniden mecbur kılması. Aslında burada doğrudan Alevilere yönelik bir düşmanlık söz konusu değil. Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olmayanların kamuda istihdamı ya da kamudan ihale alması mümkün olmadığı için, Alevilerin büyük bir kısmı da hiçbir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olamayacağı için o kapılar kapandı. Bu şu anda hem adaletsizlik duygusuna yol açan bir meseledir hem de mutsuzluk ve iktidara karşı bir korkuya neden oluyor. </span></p>
<p><b>Bu durum medyada yapılabilecekleri nasıl etkiliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medyada yapılacaklar için bütün bu durumları bilerek hareket etmek gerekiyor. Türkiye’de tuhaf bir şekilde bu tür sorunların, Kürt meselesi de bunun içerisinde olmakla birlikte doğrudan kendi medyasını kendi içerisinde oluşturma çabası, baskıları, engellemeleri anlıyoruz ama nüfusla orantılı olarak çok başarısız oluyor. Kürtçe gazete çıkardığınızda bu gazetelerin okurları çok az oluyor. Aleviler de denedi. Birkaç gazete ve dergi çıkardı. Bu okunup, satılmıyor. Kürtlerin sadece Kürtçe olanlar değil Türkçe yayınlar için de bu geçerli. Misal o gazete 20 bin satıyorsa baskı olmadığında 200 bin satmayacak. En fazla 40 bin satacak. 6 milyon oyu, onlarca vekili, binlerce delegesi olan HDP’yi düşündüğünüzde çıkarılan dergiler ve gazeteler bu büyüklüğe uygun bir tiraja ulaşmıyor. Bu Aleviler için de böyle. Aleviler de 3 gazete ve çok sayıda dergi çıkardı ama etkili olmadı. O nedenle geriye bir tek yol kalıyor; hem mevcut medya içerisinde pozitif temsili arttırma yolları hem de kendilerini orada doğruda ifade edecek imkan ve olanakları bulmak. Bu son yol yine Türkiye’deki medyanın devletten bile zaman zaman geri olan alışkanlık ve davranış konusundaki muhafazakar karakterine, Hürriyet, Milliyet, Vatan’ı eski Sabah’ı Ramazanda inançlı Müslümanlara yönelik dinsel yayınlarının en ufak bir benzerini bile Alevilerin herhangi dinsel bir takvim döneminde yapmadı. Örneğin Hürriyet’te bile dinsel tartışmalar konusunda fetva gücüne sahip fıkıhçı, teolog birçok insan yazar olarak yer aldı. Alevilikle ilgili doğrudan böyle bir alan açılmadı. Pozitif temsil, sosyal-kültürel protesto ile kısmen sağlanabildi. Ama şu andaki medya yapısı içinde bir ana akım kalmadığı için pratikte uygun olabilecek tekniklerin uygulanabilirlik şansı pek fazla yok. </span></p>
<p><b>Uygulanabilecek pratikler neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin ana akımda doğrudan temsil anlamına gelebilecek uygulamalar; gazete ise sayfalar, televizyon ise yayın akışı içerisinde bir takım kuşaklar, haber- program, diziden sinemaya kadar kültür ürünlerde gözetilen bir öğe olarak yer alması mümkün olabilir. </span></p>
<p><b>Şu an muhalif medya da dâhil bunlar mümkün mü?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an pratik olarak pek mümkün değil. Ya küçük yapılar var ve bunların bir kısmı çok spesifik hedeflerle yayın yapıyorlar. Evrensel, Birgün, Kürt hareketi etrafındaki yayınlar Yeni Yaşam gibi… Buralar şu anda dağınıklık ve ilgilendikleri konulardaki yoğunluk nedeniyle sürekli majör meselelerle ilgileniyorlar. Kimlik siyasetine karşı çıkmak gibi genel ve soyut bir fikir olduğu için dinsel dönemleri bir küçük haberleştirme, başladığını – bittiğini bildirme, oradaki bazı etkinlikleri haberleştirme dışında pek bir şey yapılamıyor. Hâlbuki Alevi toplumunun sorunlarının tartışıldığı, sorunların düzenli bir şekilde içeriden bilgi alanlar tarafından haberleştirildiği bölümler, yerler ayırmak düşünülmüyor. Aslında pratikte rahatlıkla yapılabilir. Görünmeyen ve görünür olmadığı için çözümü çok geciken sorunlar var. </span></p>
<p><b>Evet, genelde Alevilerin sorunları – talepleri konuşulduğunda zorunlu din dersi ve cemevlerinin hukuki statüsü konuşuluyor… Salt sorunlar bunlar mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cemevlerinin etrafındaki örgütlenmeler, cemevlerine neden ihtiyaç duyulduğuna dair bile bir fikir yok. İktidar tarafından bakarsan ‘politik tercih’ gibi, muhalefet tarafından bakarsan da ‘bir kültürel tercih ama işte iktidar bunu tanımıyor’ gibi bakılıyor. Böyle bir alana sıkışmış durumda. Oysa temel sorunlardan biri kritik törenlerle ilgili gereklilik. En önemlisi de cenazeler. Birçok Alevi hâlâ cenazelerini camiden kaldırmanın acısını yaşıyor. Kendi kurallarına göre törenlerin yapılması için gerekli bir yapı cemevi. Zaten cemevleri biraz dolaşılırsa en önemli faaliyetlerinden birinin cenaze kaldırmak olduğu görülür. Nikâh ve kına yani evlilik prosedürler için de önemli bir işlevi var. Hâsılı böyle güncel hayatla doğrudan bağlantılı ihtiyaçlar. Bir diğer ihtiyaç da kırsaldaki ilişkilerin şehir içerisinde de devam ettirilmesi, buluşma, konuşma, tartışma mekânı olarak önemli. Hâlbuki biz sadece hukuki statüsünü tartışıyoruz.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. </span></p></blockquote>
<p><b>Bu tartışmaların yapılmaması biraz da Alevilerin kendilerini ifade etme şekilleriyle de ilgili değil mi? Alevilerin ileri gelenleri ya da dernek temsilcileri ile yapılan söyleşilerin çoğunda verilen cevapların çoğu sadece bu iki soru üzerine… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">70’ler başlayan iki gelenek var. Biri merkezi iktidarı etkileyerek sonuç almaya yönelik majör politik hedefleri ve planları olan hedef, parti ve gruplarla birlikte hareket ederek bu sonucu alma. Bunlar bütün Alevi toplumuna hitap ettiğin ve onları temsil ettiğini, aynı zamanda Alevi olmayan toplumla da temsil ilişkisi kurup devletle de bir baskı gücü olduğunu söyleyen majör dernekler. Biz daha çok bunların seslerini duyuyoruz. Çünkü buralarda nispeten kamuya söz almayı bilen, bu tip ilişkilere girme cesareti gelişmiş ve politik boyutları olan isimler. Bir de görünmeyen yapılanmalar var.  O da yöre, bölge dernekleri. Örneğin cemevlerinin önemli bir kısmı böyle minör dernekleri tarafından yapıldı. Bu iki örgütlenme biçimi arasındaki fark, medyaya ve topluma hakim pozisyonu da etkiliyor. Sonuç olarak bu var olan medya içerisinde alan açılması için hem toplumun içinden talep etmeyi bilenlerin hem de bunda fayda gören yayıncı anlayışın buluşması gerekiyor. Bu da Alevilerin o politik yapılar içerisinde yani CHP’de, HDP’de ve insanların hakkında konuşmak istemediği MHP içerisindeki oranın talepkâr olma haliyle sonuç alınabilir. </span></p>
<p><b>Pozitif temsiliyet olsa da içerideki bir sesin yerine dışarından birinin ‘Alevilik hakkında’ konuşması, merkez medyanın Alevisiz Alevileri konuştuğu tezini de güçlendirmiyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu aslında bütün medya için geçerli olan bir durum. Alevi olup bu tür çalışmalar içerisinde yer alanlar vardı. Mesela Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. </span></p>
<p><b>Bu durum Alevilerin kendi güçlü medyasını kurmasını da zorunlu hale getirmiyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Küçük ölçekte yerel televizyonlar, radyolar var. Bunlar iç iletişim ve iç duygusal tatmini sağlayan yapılar. Kısmen bir başarı elde edilmiş burada. Ama yaygın ve merkezi idaresi olmayan, her bölgede farklılık gösteren bir toplumda bu türden ortak iş çıkarma pek makul değil. Hatta son dönemde siyasette bile böylesi bir söylem de var. AK Parti’nin içerisinde Erdoğan da dahil farklı siyasetçileri hep şunu söylemekte: “Ya birin istediğini öbürü istemiyor, ne istedikleri belli değil. Daha kendilerinin tanımı hakkında uzlaşamıyorlar.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Burada yapılan eleştiri Aleviliğin bir niteliğini dile getiriyor. Hiçbir zaman belirli bir merkezi mantıkla oluşturulmuş bir tanımın içerisine sığmak ve bir formül çizgisine göre hareket etme eğiliminde olan bir toplum değil. Çok ilginç bir şekilde merkezi idaresi, çekip çevirmesi, yönlendirmesi olmadan çok geniş bir coğrafyada yüz yıllardır varlığını sürekli yeniden üretmeyi başarmış bir toplum. Ama bu başarının bugünkü fiyatı da kendi içerisinde herkese hitap edecek bir işi ortaya çıkarmanın mümkün olmamasıdır. Tabi bunu devletin ve sermayenin medya stratejileriyle birlikte düşünmek lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sorunu daha dile getirmek lazım. Cumhuriyet sekülerizm meselesinden dolayı Alevilerin gönlünü ve aklını önemli ölçüde yanına çekebildi. Ama yine aynı politikaların bir başka sonucu Alevilerin kendini yeniden üretme mekanizmaları yok etti. Tekkeler, dergahlar gibi… Şu anda güçlü olan tek şey modern örgütlenmelerle bu sorunlara çare arama arzusu ve bunun için ortaya konan enerji.  Ama toplumun ana dokusu içerisinde ciddi sorunlar var. Hem resmi eğitim çerçevesi hem de resmi medya akımı içerisinde sürekli, ağırlıklı olarak Sünnilik anlayışı endokrin ediliyor. Bu aynı zamanda kimliğin çözülüşüne neden oluyor. </span></p>
<p><b>Sizin de dediğiniz gibi küçük ölçekteki yerel televizyonlar, radyolar ve devlet tarafından kapatılan Alevi yayınları Alevilerin tüm farklı taleplerini yeteri kadar duyurabiliyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerelde nispeten başarılı örnekler olsa bile kamuya dahası Alevi olamayan topluma etki yaratacak bir yayıncılık geleneği ve kurumsallaşması söz konusu değil ne yazık ki… Gazete denemeleri tutmadı. Dergiler denendi daha çok ama onlar da uzun soluklu olmadı. Olan televizyonlar ise folklorize eden, semah, türkü, bazı cem ayinlerinden görüntülerle yayıncılık yaptı. Yani zayıf bir yayıncılık oldu. Çünkü bu yayıncılığı deneyenler hem sermaye olarak hem kadro olarak bir ana akım fikrine sahip değil. Ana akım içerisinde bu şekilde yer alma fikri de olmadı. Yol TV, Su TV, Cem TV, TV 10 gibi denemeler oldu. Kendi anlayışına göre yayınlar yapıldı. Şehirli bir toplumun sorunlarını çözecek bir örgütlenme ne Aleviler içerisinde var ne de yayıncılık yapanlarda var. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir. </span></p></blockquote>
<p><b>Bunda korku iklimin etkisi var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belli bir tarihe kadar var. 80’lere kadar böyle bir durum ürkütücü görünüyordu. Takiyyeyi kırmak, kendini deklere etmek zor bir meseleydi. Bu kaygı şehirleşmeyle kırıldı. Kendini ilan edip, taleplerini deklere etmeye başladığında bu türden kurumları oluşturma fikri zayıf kalmıştı. Onun yerine 60’lı, 70’li yıllarda oluşan ağırlıklı olarak sol yapılar içerisinde temsil ve orada hareket etmeyi tercih ettiler. O tabana hitap eden yayınların Alevilerden söz alıp, Alevilerin sorunlarını tüm topluma anlatma, tartışma fonksiyonunu hiç üstlenmediler. Böylelikle Aleviler sola-sosyalizme yatkın olarak lanse edildi. Sorunları konuşulmadı. </span></p>
<p><b>Peki Alevi medyası, Ermeni medyası, Kürt medyası gibi inanç ve kimlik yayıncılığı ile çok sesli yayıncılık ile karşılaştırırsak?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında şöyle bir sorun var. Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir. Bugün Ermenilerin Agos gazetesinin olması, Rumların gazetesi, Yahudilerin gazetesinin olması kendi iç iletişim ve iç etkileşimleri açısından işe yarar. Hem de dışarıyla temas anlamında bir muhatabiyeti ortaya koyar. Yerel medya güçlü olsa bu türden yayınları da güçlendirir. Yerel medyanın zayıflığı bu türden yayınları kimlikçilik, etnik-dinsel ayrımcılık mantığını, paronoyak bakışının ortaya çıkmasına neden oluyor. Aslında bu tür yayınların varlığı gereklidir. Bu türden özel gruba hitap etmeden yayın yapan Duvar, Diken, T24 gibi özellikle dijital yayınların olması diğerlerine göre ister istemez bir dezavantajı var. Gruplarla tek tek diyalog kuramazsın. Ancak çok güçlü olabilirsen dokunabilirsin. Kimliğe dayalı yayıncılık ve yerel yayıncılık güçlü olsa bizim de işlerimizi daha kolaylaştırır. Dolayısıyla bu ikisi birbirini tamamlamalı. Geleneksel format ve kaygılardan azade iş yapıldığında; kadro, sermaye sıkıntıları ne kadar çok olursa olsun yine başarılı iş yapılabildiğinin yakın dönemdeki örneklerinden biri İMC TV. Hem bu tip grup ve yapılarla temas şansı vardı. Hem buralarda yetişmiş kadrolarla çalışıyordu hem de NTV, CNN Türk gibi kanalların görevini üstleniyordu.  Politik bakış açısından medyadaki hastalıkların farkında olup o hastalıklara kapılmadan iş yapıyordu. Hem de kadroları farklı medya alanlarından gelmiş farklı etnik ve inanç gruplarından isimlerle çalışıyordu. Başarılı iş ortaya koyduğu için de kapatıldı. </span></p>
<p><b>YADA ve Sivil Sayfalar’ın 30 Mayıs’ta düzenlediği Alevilerin İletişim Performansları Çalıştayı’na katılan isimler arasındaydınız… </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başarılı bir çalıştaydı. Bu meselenin nasıl tartışıldığını çok güzel gösterdi. Umduğumdan başarılı bir tartışma yürütüldü. Alevi olmayan medyacılar, medyadan olmayan isimleri vardı. Bu sorunların tanımlanması ve haritalandırılması açısından başarılıydı. Çözüm açısından belki ümit var olmayabilir ama bu umutsuzluk tüm medyada hâkim. Sorunların tespiti ve gruplandırılması, çözüme yönelik fikir seti açısından verimli ve başarılıydı. Ama bu tür çalışmaların doğal özelliği gibi bir iki kere daha yapıp iyice sorunları tanımlayabilirsin ama ortaya konan çözümler tüm katılımcılar tarafından uygulanmaz… Ama pozitif temsilin talebi ve arttırılmasında, pozitif diyalogun adına etkileyici bir girişimdi. </span></p>
<p>Kapak Fotoğrafı: Murat Bayram</p>
<p>İlginizi çekebilir:<a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/31/alevi-medyasi-sorunlarini-tartisti/" target="_blank" rel="noopener"> Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/">&#8220;Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/08/medya-alevilerin-sorunlarini-anlatma-fonksiyonunu-hic-ustlenmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Neden Cinsel Saldırı Olaylarını Sıklıkla Okumaya Başladık?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/sosyal-medyada-neden-cinsel-saldiri-olaylarini-siklikla-okumaya-basladik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 08:57:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Eşsizoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyada özellikle de Twitter’da son dönemlerde okuduğumuz 5 tweetten biri kadınların uğradıkları cinsel saldırıyla ilgili. Doçent Doktor Altan Eşsizoğlu ile kadınların fiziksel olarak dokunabilecekleri biri yerine neden sosyal medyadan bunu anlatma gereği duydukları üzerine konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/sosyal-medyada-neden-cinsel-saldiri-olaylarini-siklikla-okumaya-basladik/">Sosyal Medyada Neden Cinsel Saldırı Olaylarını Sıklıkla Okumaya Başladık?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sosyal medyada özellikle de Twitter’da son dönemlerde kadınlar yaşadıkları cinsel tacizi çoğunlukla farklı isimlerle anlatmaya başladı. Hem açık hem de bir gizlenme durumu var. Bunu nasıl yorumlarsınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39836 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/altan-eşsizoğlu.jpg" alt="" width="298" height="383" />İzin verirseniz ben cinsel taciz yerine “cinsel saldırı” adlandırmasını kullanacağım. Cinsel saldırı, bir kişinin cinsel anlamda sınırlarına rızası dışında girilmesi olarak nitelendirilebilir. Gerek yaş gerekse de zihinsel sorunları nedeniyle rıza veremeyecek durumlarda ise rıza olup olmadığı aranamaz. Ergenlik öncesi dönem için kadın ve erkekler birbirlerine benzer oranlarda cinsel saldırıya uğrarken, ergenlik dönemi sonrasında kadınlar çok daha yüksek oranda cinsel saldırıya maruz kalırlar. Elbette cinsel saldırıdan çok büyük çoğunlukla erkekler sorumludur. Cinsel saldırı ruhsal anlamda, maruz kalan için, en örseleyici deneyimlerden birisidir. Örselenmeye uğrayan kişi, onarılma gereksinimi duyar. Böyle örseleyici bir deneyime maruz kalmış, kadın ya da erkek olsun, temel gereksinimlerinden birisi, onarılmak adına, “başına getirilenin” ötekiler tarafından bilinmesidir. Mağdur, kendisini aynalayabilecek “iyi ötekilerin” ortaya çıkmasını sağlamak ve adaletin yerini bulmasını sağlamak adına “başına getirileni” söze ya da yazıya dökmeye başlayabilir.    </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek cinsel saldırılara zemin hazırlayan zihinsel ve kültürel fonun ve sonrasında takınılan tutumun toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Mağdurların, kendilerine deneyimletilen örselenmeyi hem açık olarak anlatma hem de kimliklerini gizleme tutumu toplumsal cinsiyet parantezinde tartışılması gerekir. Kadınlar, genel olarak, böylesi deneyimlerini paylaşmaları durumunda “başlarına neler gelebileceğini” bilecek kadar yeterli deneyime sahiptirler. Olayın ayrıntılarına girilip suçlanacağını, suçlanmasına veya sorumlu tutulmasına, erkek mağdurlardan farklı olarak, sadece kadın cinsiyetine sahip olmasının yeteceğini, sürecin tekrarlayıcı bir şekilde örselenmenin ruhsal etkilerini katmerlendireceğini bilirler ya da sezerler.   </span></p>
<p><b>“Örselenmeye uğrayan kişi, onarılma gereksinimi duyar” dediniz. Fiziki yani karşısındaki birine anlatarak da onarılma mümkün değil mi? Neden sosyal medya? Yaşadıklarını anlattığı insanlarla tanışmamış olma ihtimalinin bunda etkisi var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örselenmeye uğrayan kişinin mutlak surette fiziksel olarak dokunabileceği uzaklıkta olan birisine anlatması gerektiğini düşünüyorum. Anlattıklarının belgelenmesi de onarılma da önemli bir yer tutacaktır. Bu anlamda tam tersine sosyal medya üzerinden paylaşımın zaman zaman olayın örseleyici etkisini arttırabileceğini söyleyebilirim. Paylaşımdan sonra ifade ettiğim olumsuz içerikli ve destekleyici olmayan, aksine mağduru sorumlu tutan ve suçlayan tepkilerle karşılaşacağı için bundan olumsuz etkilenecektir. Mağdurun denetimsiz ve kendisini güvende hissedebileceği, örselenmiş kişilere yaklaşım konusunda eğitimli kişilerle paylaşımda bulunması önemli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak bu söylediklerim kesinlikle kendisini sosyal medyada ortaya koymaması gerekir anlamına gelmiyor. Sosyal medyada paylaşım kendisi dışındaki kişileri de paylaşım yapmaya yüreklendirecek ve toplumun bu konuda duyarlılık kazanmasına katkıda bulunacaktır.</span></p>
<p><b>Sosyal medyada bu tür paylaşımları okuyan kullanıcılar nasıl etkileniyordur? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Olaydan haberdar olanların nasıl etkilendiğini ve tepki verdiğini sanırım birkaç başlıkta ele almak gerekiyor. Yine izin verirseniz ben burada erkek ve kadın adlandırmaları yerine erkeksi ve kadınsı sözcüklerini tercih edeceğim. Bu tür paylaşımların sosyal medya kullanıcıları tarafından fazlasıyla ilgi gördüğü gözlenen bir durum. Burada nasıl etkilenildiğinden çok nasıl tepkiler verildiğini ele almanın daha uygun olabileceğini düşünüyorum. Daha çok erkekler tarafından sergilenen erkeksi tutum olayın abartıldığı, olaydan tek sorumlu tutulacak kişinin fail olmayacağı, mağdurunda sorumluluğunun bulunduğu, zaman zaman daha acımasız bir şekilde olaydan sadece mağdurun sorumlu olduğu şeklindedir. Erkeksi tutumun içerisinde aynı zamanda gerçekleştiği söylenmiş ancak daha sonra olmayabileceği ortaya çıkmış örnekleri hatırlatarak tüm bu tür paylaşımları aynı kefeye sokmak şeklindedir. İşin daha da acıklısı cinsel saldırıya uğradığını açıklama cesareti göstermiş mağdurlara olayı ele alması gereken yargı, sağlık ve ilgisi olabilecek diğer alanlarda çalışanların daha çok erkeksi tutum sergilemesidir. Kimi durumlarda kadın cinsiyetine sahip olanların da bu erkeksi tutumu benimsediklerini görebiliyoruz. Erkeksi tutumun diğer örnekleri de inanmama, hafife alma ve alay etmedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Büyük oranda kadınlar tarafından sergilenen kadınsı tutum, bireysel tarihlerinden de deneyimledikleri üzere, olayın gerçekleşmiş olduğunu sezme, bilme ve anlama şeklindedir. Özellikle tüm politik yaklaşımları yatay kesecek şekilde örgütlenmeyi başarabilen kadın hareketleri üzerinden, cinsel saldırı mağdurları ile dayanışma, “yan yana” durma artık günümüzde sıkça şahit olduğumuz bir pozisyon alma biçimidir.     </span></p>
<p><b>Sosyal medyada yapılan bu paylaşımlar çoğunlukla haberleştiriliyor da. Haberleştirilirken hem olayı yaşayan hem de okuyucu açısından travmaları yeniden doğurmamak adına neye dikkat edilmeli? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haberleri okuyan ya da izleyenlerde, mağdura benzer bir etkilenme ortaya çıktığını düşünmüyorum. Ancak medya organlarının olayla ilgili haberi verirken, mağdurun başına getirilenin mağdurla ilgili olduğunu açıkça ya da örtük bir şekilde ima eden erkeksi dilden uzak durması gerekmektedir. Örneğin mağdurun alkollü olduğu, “uygunsuz bir saatte” veya “gecenin bir vakti” sokakta olduğu, ıssız bir yerde tek başına gezindiği, “uygun olmayacak kıyafetler” giydiği, “tahrik edici” davranışlar sergilediği ya da sözler sarf ettiği, bar, meyhane gibi “uygunsuz mekânlarda” bulunduğu, zaten bakire olmadığı gibi örselenilen olayla ilgili olmadığı açık bilgilere yer vermemelidir. Olayla ilgili canlandırma ya da erotize edilmiş görsel materyal kullanmamalıdır. Her ne kadar toplumsal bir tutumu yaratma ile ilgili etkisini çok fazla bulmasam da genel olarak medyanın, zaten var olan bir tutumu yeniden üretmekteki etkisinin devasa olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla medya organlarının bu tür olayları ele alış biçiminin kadınları daha “sinmiş” erkekleri ise daha saldırganlaşmış hale getirebileceğini bilmemiz gerekiyor.    </span></p>
<p><b>Bir psikolog ile yaptığım söyleşide, “Gerçek yaşamda yalnız olduğunu düşündüğü için sosyal medya üzerinden mağduriyetini duyurmak isteyen birey, orada da yardım arayışına yanıt bulamadığında travma sonrası etkiler daha yoğun bir şekilde hissedilebiliyor” demişti. Bununla başa çıkmanın yolu nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle saptamanın yerinde olduğunu düşünüyorum. Örselenmeler ile ilgili genel geçer bilgilerimizi tekrar eden bir saptama. Yalnızlaşmanın yarattığı olumsuz etkilerden kaçınmanın yegane çıkar yolu elbette mağduru aynalayacak, anladığını hissettirecek, mağdur ile dayanışarak “yan yana” duracak ötekilerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Her ne kadar her sorunun çözümü eğitim gibi görülse de bu görüşe pek katılmadığımı daha ötesine giderek eğitimin mağdurla olan ilişkiyi bozabildiğini bile söyleyebilirim. Eğer çözüm eğitimde aranacaksa, toplumsal cinsiyet rollerini gerektiği gibi ve var olan eleştirel bir şekilde alan, cinsiyetçi ifadelerden arındırılmış, bu tür cinsiyetçi ifadelere de eleştirel yaklaşan bir içerik ve eğiticilere ihtiyaç bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mağdurlar ile vakit kaybetmeksizin dayanışmayı sağlayacak örgütlenmelerin temas etmesi en çıkar yol olarak görünmektedir. Bu örgütlenmelerin cinsiyet ve toplumsal cinsiyeti göz önünde bulunduran uygulamaları sağlayacak multidisipliner yaklaşıma sahip olması önemli görünmektedir. Bu bağlamda içerisinde hukuki, bedensel sağlık ve ruhsal sağlık ve şu anda aklıma gelmeyen alanlarla ilgili danışmanlığı barındırmalıdır.    </span></p>
<p><b>Burada sivil toplumun üzerine düşen nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben de burada tam olarak sivil toplum örgütlenmelerini ya da kurumsal bir örgütlenme olmasa dahi platform ya da hareketleri kastediyorum. Sivil toplumun esas hareket alanı, devlet denilen mekanizmanın yeterli müdahale hızını sağlayamadığı ve/veya müdahalesinin sağlıksız olduğu noktadır. Dolayısıyla her iki faktörü de göz önüne aldığımızda sivil topluma bu konuda çok önemli görevler düşmektedir. Diğer yandan bu örgütlenmelerin devlet mekanizmasını yeterince hızlı ve sağlıklı hareket etmeye zorlayıcı yanı da olmalıdır diye düşünüyorum.</span></p>
<p>İlginizi çekebilir: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/12/sosyal-medyada-bireysel-adalet-arayisi-insan-psikolojisini-nasil-etkiliyor/" target="_blank" rel="noopener">Sosyal Medyada Bireysel Adalet Arayışı İnsan Psikolojisini Nasıl Etkiliyor?</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/19/sosyal-medyada-neden-cinsel-saldiri-olaylarini-siklikla-okumaya-basladik/">Sosyal Medyada Neden Cinsel Saldırı Olaylarını Sıklıkla Okumaya Başladık?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
