<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metehan Ud, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/metehan-ud/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/metehan-ud/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Jan 2020 07:47:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Metehan Ud, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/metehan-ud/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2020 07:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci-Der]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ-DER]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuz hastalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=47341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artan salgın ve hastalıkların sebebi olarak mültecilerin gösterilmesinin tamamen spekülatif olduğunu dile getiren uzmanlar nefret söylemlerinin çözüm olmayacağını belirtti. Ayrıca bu tür haberlerin toplumsal gruplar arasındaki kutuplaştırmayı da arttığını vurgulayan uzmanlar mültecilerin barınma koşullarının ve sağlığa erişimlerinin iyileştirilmesinde sağlık müdürlüklerine, yerel yönetimlere ve valiliklere görev düştüğünü de ifade ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/">‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Toplumda ortaya çıkan birçok ekonomik ve sosyal sorunun ‘günah keçisi’ olarak gösterilen mülteciler, çeşitli konu başlıkları etrafında devamlı olarak düşmanlığa maruz kalıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Yakın zamanda uyuzun vakalarının artmasından mültecilerin sorumlu tutulması ile ilgili İzmir Tabip Odası Genel Sekrteri Doktor M. Lütfi Çamlı, Göç Araştırmaları Derneği üyesi akademisyen Lülüfer Körükmez ve Mülteci Der Başkanı Avukat İrem Geçmez Sivil Sayfalar’a açıklamada bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-47207 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/lutfi_camli-640x480.jpg" alt="" width="298" height="223" />İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri M. Lütfi Çamlı, son zamanlarda arttığı söylenen uyuzun mültecilerden kaynaklı olduğuyla ilgili söylemlerin spekülatif olduğunu belirterek, “Buna dair bir kanıt yok, bunu söyleyenlerin ellerinde nasıl bir veri var bilmiyorum. Bu tamamen kişinin kendi görüşünü yansıtan bir durum. Uyuzun hangi koşullarda yayılabildiğini biliyoruz, bir toplu yaşam alanlarında ve yaşam koşullarının daha olumsuz olduğu koşullarda oluyor. Bu ırki bir özellikten öte bu yaşam koşullarında yaşayan dünyanın neresinde olursa olsun herkeste yaşanabilir bir olay. Biz bir bölgede uyuzu daha çok görüyorsak öncelikle o bölgenin barınma şartlarını, sosyo ekonomik koşullarını ve sağlığa erişim durumlarını incelememiz gerekiyor. Direkt sorumlusu olarak mültecileri göstermek çok sağlıklı bir yaklaşım değil. Bu tür tespitler mantıklı olabilir ama belli bir ırka ya da mültecilerde var demek doğru, bilimsel kanta dayalı bir görüş değil” dedi. </span></p>
<p><b>‘Sağlık Müdürlüğü, Yerel Yönetim ve Valiliklere Görev Düşüyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nefret söylemlerinin bir yere götürmeyeceğini dile getiren Çamlı, “Aksine tehlikeli olabilecek, ötekileştirmeyi, nefret söylemine neden olabilecek durumlar. Barınma ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi sadece sağlık müdürlüklerinin değil, yerel yönetimler, valiliklerin de adım atması lazım. Mülteciler gelirken yanlarında bu hastalıkları getirmediler. Mülteciler yeni değil çoktandadır Türkiye’deler. Parazit dış koşullarda çok uzun yaşamıyor, en fazla iki gün. Eşyalarla, çamaşırlarla gelmesi mümkün değil. Böyle de bir şey var o kişinin mülteci olup olmadığı sorgulanmadan yaşam koşullarının, hijyen şartlarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Koruyucu halk sağlığı tedbirlerinin sağlanması, daha insani yaşam koşullarının yerel yönetimlerce desteklenmesi lazım” ifadelerini kullandı. </span></p>
<p><b>‘Basın Yanlış İnançları Daha Da Yerleşik Hale Getiriyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-47208 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/lulufer_korukmez-640x427.jpg" alt="" width="340" height="227" />Göç Araştırmaları Derneği üyesi akademisyen Lülüfer Körükmez de uyuz vb bulaşıcı hastalıkların “kaynağı” olarak mültecileri göstermenin ve bunun kabullenişindeki yaygınlığın toplumun mültecilere bakışını şekillendirdiğini ifade ederek, “Maalesef sadece hastalıklar değil, birçok sosyal ve ekonomik sorunun &#8216;kaynağı&#8217; olarak da mülteciler görülüyor. Örneğin, işsizliğin, ekonomik krizin, sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin sebebi mülteciler özellikle de Suriyeliler olarak görülüyor. Basının önemli bir bölümü, bir yandan yanlış inançlara ve eksik bilgiye dayalı, toplumsa yaygın algıyı daha yerleşik hale getiriyor, daha derinleştiriyor” dedi. </span></p>
<p><b>‘Haberler Sınırların Kalınlaşmasına Yol Açıyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körükmez şunları söyledi: “Maalesef Türkiye’de, göçmen, mülteci, vatandaş ve statüsüzlerin, </span><span style="font-weight: 400;">toplumsal barış koşullarında bir arada yaşamaları için bütünleştirici adımlar atıldığını söylemek mümkün değil. Doğrudan ayrımcı söylemler ve uygulamalar bir yana, ne muhalefet partilerinin ne iktidar partisinin, toplumsal barışı önceleyen, hak temelli, birlikte yaşamı kurgulayacak politikalar geliştiremediklerini görüyoruz. Bu tür haberler ise, gruplar arası gerilimleri daha da besleyecek, gruplar arası sınırların daha kalınlaşmasına yol açmaktadır”. </span></p>
<p><b>‘Mültecilerin Sebep Olduğuna Dair Veri Yok’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-47209 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/irem_gecmez-640x480.jpg" alt="" width="329" height="247" />Uyuz vakalarında yaşanan artış ile birlikte mültecilerin yeniden hedefe konulmasını eleştiren Mülteci-Der Başkanı İrem Geçmez, daha önce de şark çıbanı ve çocuk felcinin özellikle sınıra yakın yerlerde yeniden görülmesi üzerine benzer suçlama ve tartışmalar yaşandığını hatırlatarak, “Ülkemiz 10 senedir yoğun bir şekilde göç alıyor ancak uyuz hastalığı yakın bir zamanda bu kadar sıklıkla görülmeye başlandı. Mültecilerin ülkemize hastalıkla geldiği, bu hastalığın onlar yüzünden ortaya çıktığı ya da çoğaldığı yönünde bir tespit olmamasına rağmen bu konuda da sebep olarak gösteriliyorlar. Mültecilerin yaşadıkları, tutuldukları alanlar çoğu zaman yeterince hijyenik olamıyor. Özellikle tutulma alanlarında bu sebeple deri hastalıkları meydana gelebiliyor ancak böyle bir durumda dahi bunun sebebi mülteciler değil, mültecilerin kötü koşullarda tutulmasına veya yaşamasına sebep olanlardır” diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/27/multecilerin-hastaliklardan-sorumlu-gosterilmesi-kutuplastirmayi-arttiriyor-2/">‘Mültecilerin Hastalıklardan Sorumlu Gösterilmesi Kutuplaştırmayı Arttırıyor’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DMD Hasta Yakınları:  &#8216;Çocuklarımızın Geleceğinden Tasarruf Yapmayın&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/16/dmd-hasta-yakinlari-cocuklarimizin-geleceginden-tasarruf-yapmayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jan 2020 10:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DMD Aileleri Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ayla Çoşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[DMD]]></category>
		<category><![CDATA[Duchenne Musküler Distrofi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıkta Uygulama Tebliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hasta yakınları, çocukları açısından hayati öneme sahip solunum cihazlarının SGK tarafından ödeme kapsamının düşürülmesinden dolayı endişeli. DMD Aileleri Derneği İzmir Temsilcisi Ayla Çoşkun, çocukların yoğun bakım servislerine yatırılmadan, hastalıklarla baş edebilmesinin cihaz destekleriyle mümkün olduğuna değiniyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/16/dmd-hasta-yakinlari-cocuklarimizin-geleceginden-tasarruf-yapmayin/">DMD Hasta Yakınları: &lt;br&gt; &#8216;Çocuklarımızın Geleceğinden Tasarruf Yapmayın&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ocak 2020/31005 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Sağlıkta Uygulama Tebliği’ndeki değişiklikler, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) kas hastası çocukları ve ailelerini yakından ilgilendiriyor. Değişiklikle birlikte SGK ödeme kapsamında olan iki solunum cihazının ödeme miktarları düşürüldü. Çocuklar hayati olan bir solunum makinesinin daha önce 5 bin 184 lirası karşılanırken bu miktar 2 bin 100 liraya çekildi, başka bir solunum cihazı için ödenilen miktar ise 8 bin 100 liradan 4 bin 500 liraya çekildi.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">DMD hasta yakınları, öksürük makinelerinin SGK SUT kapsamına alınması için resmi başvurular, basın açıklamaları yaparken DMD’li çocukları için yüksek öneme solunum cihazlarının ödeme kapsamının düşürülmesinin şaşkınlığını yaşıyor. Aileler, bugün Ankara’da SGK Genel Müdürlüğü, İstanbul, İzmir, Antalya, Diyarbakır, Rize ve Bursa’da SGK İl Müdürlükleri önünde yapacakları eylem ile çocuklarının geleceği üzerinden tasarruf yapılmasına tepki gösterdi ve kararın geri çekilmesini istedi. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><b>‘Medikal Cihazlar Hastalığın Yarattığı Sorunları Öteleyebiliyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46943 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/ayla-640x427.jpg" alt="" width="309" height="206" />Sivil Sayfalar&#8217;a açıklamada bulunan DMD Aileleri Derneği İzmir Temsilcisi Ayla Çoşkun, hastalığın ilerleyici olması ve tüm sistemi etkilemesi nedeniyle, çocuklarının çok ağır sağlık sorunları yaşadığını belirterek, “Hastalığın her evresinde farklı cihazlara ihtiyaç duymaktayız. Medikal cihazların doğru zamanda kullanılması, hastalığın yarattığı sorunları öteleyebiliyor. Çocuklarımızın yaşam kalitesini arttırıp, sosyal çevresinden kopmamasını sağlıyor. Çocuklarımız 10 yaşından sonra solunum ve kardiyak sorunlarla karşılaşırlar ve düzenli kontrol altında tutulmaları gerekir. İlaç tedavilerinin, terapilerin yanı sıra cihaz destekleri; çocuklarımızın yoğun bakım servislerine yatırılmadan, hastalıklarla baş edebilmesini sağlamaktadır” dedi.</span></p>
<p><b>‘Değişikliğin Gerekçesi Nedir?’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Medikal cihazlara olan ihtiyaçlarının her geçen gün artarken iki cihazın ödeme kapsamının daraltılmasını anlamakta güçlük çektiklerini ifade eden Çoşun şöyle devam etti: “Çocuklarımızın nefes almasını sağlayan BİPAP cihazının fiyatı dövize endeksli artarken, SGK&#8217;nın ödediği miktar azaltılmıştır. SUT&#8217;ta yapılan bu değişikliğin gerekçesi nedir? Yine aynı şekilde, öksüremeyen, öksüremediği için de solunum yollarını, ciğerlerini temizleyemeyen çocuklarımız için hayati önem taşıyan öksürtme makinesi, neden ödeme kapsamında değildir? Oldukça pahalı olan bu cihaza sahip olmamız mümkün değilken evlatlarımız göz göre göre ölüme mi terk edilmektedir. Tasarruf edilecek tek konu, çocuklarımızın yaşam hakkı mıdır?”</span></p>
<p><b>‘Ailerin Çığlığını Duyun’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">SGK&#8217;nın medikal şirketleriyle orta yolu bulamamasının bedelinin, çocuklara ödetilemeyeceğini dile getiren Çoşkun,”En kısa zamanda bu sorun çözüme kavuşturulmalı, SGK bu yanlıştan dönmelidir. Her geçen gün çocuklarımızın aleyhine işlerken, bu hayati sorunun çözümünü zamana yayamazsınız! Evlatlarına bir gün daha nefes aldırmaktan başka bir amacı olmayan ailelerin çığlığını duyun! Öksürtme cihazının SUT kapsamına alınmasını, ailelerin bu vicdan yüküyle baş başa bırakılmamasını istiyoruz. Hayati önem taşıyan bu cihazlarda, SGK&#8217;nın tasarrufa gitmemesini talep ediyoruz” dedi. </span></p>
<p><b>‘Bizim Çocuklarımızı Neden Göz Ardı Ediyorlar?’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46942 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/ayse-640x427.jpg" alt="" width="399" height="266" />20 yaşında DMD hastası çocuğu olan Ayşe Irmak ise, &#8221;Bizim hastalığımızda solunum çok önemli ve belli bir yaştan sonra çocukların cihazlara bağlanması gerekiyor. Bizim kullandığımız cihaz 10 bin lira ve bunun artık 2 bin 100 lirasını devlet karşılayacak. Bu cihazın alınması aileler için büyük bir yük. Bu cihazlar olmadığı sürece bizim çocuklarımız ölür. Bu cihazların ücretsiz verilmesi gerekiyor. Öksürük cihazı ise solunum cihazı kadar önemli bir cihaz. Bizim çocuklarımız öksüremediği için balgam çıkaramıyorlar. Bu cihazı ise devlet hiç karşılamıyor ve bu cihaz 30 bin lira. Devlet karşılamayadığı için alamıyoruz ve benim çocuğumun bu cihazı kullanması gerekiyor. Çocuklarımızı ölüme mahkum ediyorlar. Biz vergimizi veriyorsak, bu memleketin vatandaşıysak neden bizim çocuklarımızı göz ardı ediyorlar” diyor. </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b><br />
</b><b>DMD Hastalığı Nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Duchenne Musküler Distrofi (DMD) Hastalığı, kas hastalıkları arasında en sık karşılaşılan ölümcül hastalıklardan biri. DMD’de kas fonksiyonu için gerekli olan temel bir protein vücutta bulunmuyor. Bu proteinin eksikliğinde kaslar giderek zayıflıyor ve kas dokusunun yerini yağ dokusu alıyor.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Genellikle, 2-5 yaşları arasındaki çocuklarda teşhis konulurken Bazı DMD’li çocuklar doğumdan sonra büyümenin her aşamasında yaşıtlarından geri kalıyor. Hastalığın belirtileri erken yorgunluk, yerden kalkma, yokuş çıkma ve merdiven çıkma gibi aktivitelerde zorlanma şeklinde kendini gösteriyor. Hastalar, bacak kaslarındaki zayıflığın ilerlemesiyle sık sık düşerken, 9-11 yaşları arasında yürüme yeteneğini tamamen kaybederek tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kalıyor. Hastalığın ilerleyişiyle 20’li yaşlarda hasta yaşamını yitiriyor.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><b>Türkiye’de 10 Binin Üzerinde DMD’li Çocuk Var</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hastalığın şu anda kesin bir tedavisi olmamakla birlikte fizyo terapi uygulamaları ve dikkatli beslenme ile 2-3 yıl daha yürüme yeteneği sürdürülebiliyor ve yaşam kalitesi kısmen iyileştiriliyor. Bu süreç ise maliyetli oluyor. Maddi durumu olmayan bir çok aile bu süreçleri uygulayamıyor. Dünyanın bazı ülkelerinde yapılan çalışmalar hastalar için umut olmuş durumda. Son olarak Hindistan’da kök hücre nakli ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması sağlanabilmiş. Türkiye’de 10 bin civarında DMD hastası çocuk olduğu tahmin ediliyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/16/dmd-hasta-yakinlari-cocuklarimizin-geleceginden-tasarruf-yapmayin/">DMD Hasta Yakınları: &lt;br&gt; &#8216;Çocuklarımızın Geleceğinden Tasarruf Yapmayın&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jan 2020 10:20:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Geçici koruma statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci işçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46631</guid>

					<description><![CDATA[<p>2018’de çalışma izni alabilen mülteci-göçmen işçi sayısı 115 bin 837 olurken, sadece 34 bin 573 Suriyeli mülteci işçi çalışma izni alabildi. Mülteci-göçmen işçilerin büyük bir oranı kayıt dışı çalıştırılmaya devam ettiriliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/">2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aile Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü 2018 yılında çalışma izni alabilen göçmen ve mülteci işçi sayısını açıkladı. Bakanlığın verilerine göre 2018’de 115 bin 837 mülteci-göçmen işçiye çalışma izni verildi. 2011’de çalışma izni işçi sayısı 17 bin 466 iken, Suriyeli mültecilere çalışma izninin düzenlendiği 2016’da 73 bin 549, 2017’de 87 bin 182’ye yükseldi.</span></p>
<p><b>Göçmen-Mülteci Kadın İşçilerin Oranı 41,5</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46633 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/y%C4%B1llar-640x343.png" alt="" width="422" height="226" />Çalışma izni alan 115 bin 837 işçinin 48 bin 85’ini kadın işçiler oluştururken çalışma izni alan erkek işçilerin sayısı 67 bin 752 oldu. Yasal çalışma izni olan mülteci, göçmen işçilerin  yüzde 41.5’ini kadınlar oluşturabildi. 2015 yılına kadar kadın işçiler daha çoğunlukta iken Suriyeli mültecilerin çalışma izni alabilmesi ile birlikte erkek işçilerin oranları her sene daha da arttı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma izni alabilen 34 bin 573 Suriyeli mültecinin sadece 3 bin 47’si kadınlardan oluşuyor. Yasal çalışma izni olan Suriyeli mülteci erkeklerin sayısı Suriyeli mülteci kadın işçilerin sayısından 9 kat daha fazla.  Ancak Ukranya, Türkmenistan, Gürcistan, Özbekistan, Rusya, Moldova, Filipinler ve Endonozya ülkelerinden çalışma izni alabilen göçmen işçilerin büyük bir çoğunluğunu kadın işçiler oluşturuyor. </span></p>
<p><b>Önemli Bir Kısmı Lise ve Üniversite Mezunu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46634 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/egitim-640x363.png" alt="" width="409" height="232" />Çalışma izni alanların 27 bin 21’i üniversite mezunu iken 38 bin 10’u lise mezunu. Çalışma iznini alan mülteci, göçmen işçilerin en yoğun olduğu yaş aralığı 25-29. 25-29 yaş aralığındaki çalışma izni alan sayısı 22 bin 352 iken, 30-34 yaş aralığında 20 bin 942,  20-24 yaş aralığındaki sayı ise 19 bin 723. </span></p>
<p><b>En Çok Suriyeli Mülteci İşçiler İzin Alabildi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkelere göre dağılımda ilk sırada Suriyeli mülteci işçiler bulunuyor. 34 bin 573 Suriyeli mülteci çalışma izni alabilirken Suriyelileri, 13 bin.452 ile Kırgızistanlı göçmen işçiler, 7 bin 321 ile Gürcistanlı göçmen işçiler, 6 bin 394 ile Ukranyalı göçmenler ve 5 bin 547 ile Türkmenistanlı göçmen işçiler takip ediyor. </span></p>
<p><b>En Çok İstihdam Konaklama Sektöründe</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma iş kollarına göre mülteci-göçmen işçilerin büyük bir çoğunluğu konaklama (20 bin 16) ticaret (11 bin 757) , inşaat (8 bin 183) , büro (5 bin 757), sağlık (4 bin 144), ev içi hizmet (3 bin 538), eğitim (3 bin 658) ve giyim (2 bin 958) sektörlerinde çalışıyor. Mülteci-gömen işçilerin 42 bin 759’u İstanbul’da çalışırken, 23 bin 666’sı Antalya’da,  9 bin 274’ü Ankara’da, 5 bin 967’si İzmir’de, 5 bin 269’u Bursa’da, 4 bin 846’sı Antep’te çalışıyor. </span></p>
<p><b>Rakamlar Kayıt Dışılığı Ortaya Koyuyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46635 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2020/01/Cinsiyet-ve-Ya%C5%9F-Aral%C4%B1%C4%9F%C4%B1na-G%C3%B6re-Da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m.png" alt="" width="346" height="214" />Birleşmiş Milletler’e bağlı Ekonomik ve Sosyal İşler Organizasyonu (DESA), yayınladığı 2019 raporuna göre Türkiye’deki toplam mülteci-göçmen sayısı 5 milyon 678 bin 800. Kayıtsız olanlarla birlikte bu rakam daha da büyüyor. Yine aynı rapora göre Türkiye’deki göçmen ve mültecilerin yaş ortalamasının da 32,4 ve yüzde 71,4’ü 19-65 yaş arasında. Rakamlar hala mülteci ve göçmen işçilerin tamamına yakınının kayıt dışı çalıştırıldığını ortaya koyuyor. </span></p>
<p><b>Çalışma İzni Çözüm Olamadı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de sadece Geçici Koruma Statüsü’nde 3 milyon 576 bin 370 . Ocak 2016’da çıkan “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik ise çözüm sağlamadı. Çocuk işçiler de dahil olmak üzere 1,5 milyonun üzerinde Suriyeli mültecinin çalışma hayatında olduğu tahmin ediliyor. 2017’de 20 bin 966 Suriyeli mülteci için çalışma izni alabilirken bu rakam 2018’de 34 bin 573’e çıkabildi. Çalışma izni için işverenlerin başvurması gerekiyor.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/08/2018de-115-bin-multeci-gocmen-isci-calisma-izni-alabildi/">2018’de 115 Bin Mülteci-Göçmen İşçi Çalışma İzni Alabildi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzundereliler Asbestli Moloz Döküm Alanının Temizlenmesini İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/30/uzundereliler-asbestli-moloz-dokum-alaninin-temizlenmesini-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2019 12:10:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Osman Karaba]]></category>
		<category><![CDATA[Asbest]]></category>
		<category><![CDATA[İSİG]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Gür]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Polat]]></category>
		<category><![CDATA[Uzundere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46360</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Uzundereliler, yaşam alanlarını tehdit eden asbestli malzeme içeren kaçak moloz döküm alanının temizlenmesini istiyor. Çevre ve Şehircilik ve yerel yönetimler çağrılarına cevap vermezse Uzundereliler sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacak ve eylemlere başlayacak.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/30/uzundereliler-asbestli-moloz-dokum-alaninin-temizlenmesini-istiyor/">Uzundereliler Asbestli Moloz Döküm Alanının Temizlenmesini İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de 2008 yılında yayımlanan ‘‘Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelik’’ ile asbest’in her türünün çıkarılması, işlenmesi, kullanılması, piyasaya arz ve satışı yasaklandı. Ancak 2008 yılına kadar inşa edilen sayısız konut, okul, hastane, fabrika, devlet dairesi, askeri üs gibi yapılar ile pek çok endüstriyel ürün vesilesiyle, tonlarca asbest halen hayatın her anında yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2004 tarihli ‘’Hafriyat Toprağı, İnşaat Ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’’ ve 2010 tarihli Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğe göre konut, bina, köprü, yol ve benzeri alt ve üst yapıların yıkım ve tadilatı öncesinde asbest araştırmasından geçirilmesi ve asbest raporlarının hazırlanması gerekiyor. Söz konusu yönetmelikler bu raporların, yıkımı yapacak inşaat şirketi ya da mülk sahibinden istenmesi görevini yerel yönetimlere veriyor. Ancak yerel yönetimler yıllardır mevzuattaki boşlukları gerekçe göstererek yönetmelikleri uygulamıyor, uygulamaktan kaçınıyor.</span></p>
<p><b>Ölçümsüz Yıkılımlar Halk Sağlığını Da Tehlikeye Atıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46364 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/uzundere_halk_toplant%C4%B1s%C4%B1-640x427.jpg" alt="" width="333" height="222" />Asbest ölçümü yapımı yapılmadan gerçekleştirilen yıkım ve tadilatlar, inşaat-yıkım işçilerinin yaşamlarını tehlikeye attığı gibi kaçak yıkımlar sonucu çevreye yayılan asbest lifleri halk sağlığı için ölümcül risk oluşturmaktadır. Ayrıca bu tehlikeli hafriyat atıklarının, kaçak alanlara dökümü ise tehlikeyi daha da büyütmektedir. Nüfusun azımsanmayacak bir kesimi asbest lifine bağlı akciğer zarında sıvı birikmesi, akciğeri saran zarın kalınlaşması ve kireçlenmesi, akciğer dokusu içerisinde asbest liflerinin birikmesi (asbestozis), akciğerleri ve karın boşluğunu saran zarın kanseri (mezotelyoma) ve akciğer kanseri riski ile karşı karşıya getirmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yerlerden biri de Karabağlar İlçesi’nin sınırları içerisinde kalan Uzundere Köyü’nün yanı başındaki çevresi orman ve zeytin tarlaları ile kaplı tarım arazisi. Uzundere halkı yıllardır yaşama alanlarına tehlikeli atık içeren hafriyat atıklarının dökümünün durdurulması ve kaçak moloz alanının temizlenmesi için yerel yönetimlerin kapısını çalıyor.</span></p>
<p><b>8 Numunenin 7’sinde Asbet Bulundu</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzundere köylüleri konuyu İzmir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin gündemine taşıyarak kaçak moloz döküm alanında asbest incelemesi yapılmasını istedi. Meclis üyesi asbest söküm uzmanları, kaçak moloz dökümün yapıldığı bölgede incelemede bulundu. Kaçak moloz döküm alanından alınan 8 numune, Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan yetkilendirilmiş bir laboratuvarda analiz edildi. İnceleme sonucunda 8 numunenin 7’sinde asbest lifi bulundu.</span></p>
<p><b>Asbest Korunma Yöntemi: Asbest Girilmez Yazısı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzundereliler asbestli kaçak moloz döküm alanının temizlenmesi için konuyu 2 hafta önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin gündemine taşıdı geçtiğimiz günlerde gelen uzmanlar alandan numune aldılar ve ‘asbest girilmez’ yazan bir tabela asarak ayrıldılar. Köylüler de geçen hafta yaptıkları toplantıda yakın bir zamanda alanın temizlenmemesi durumunda konuyu yargıya taşıyacaklar ve bakanlıkla ve belediye önünde eylemlere başlayacak. Toplantıda sunum yapan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karaba ve Asbest Söküm Uzmanı Süleyman Polat asbestin tehlikelerini ve nasıl temizlenmesi gerektiğini anlattılar. </span></p>
<p><b>‘Moloz Alanı Yıldan Yıla Arttı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46365 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/suleyman-640x427.jpg" alt="" width="364" height="243" />Sivil Sayfalar’a açıklamada bulunan Uzundere Harmanyeri Kentsel Koruma Derneği Başkanı Süleyman Gür, köylülerin tamamının kaçak moloz döküm alanının yanıbaşındaki yolu tarlasına, bahçesine gitmek için kullandığını belirterek, “2011 yılında ilk moloz dökümü başladı. Kaçak dökümler belli aralıklarla yavaşlasa da devam ediyor. Gerek Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne, gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gerekse Karabağlar Belediyesine, hafriyat taşınmasını çevreye verdiği zarar, sel riski yaratması gibi nedenlere başvurduk. Üstelik henüz o vakit asbest gerçeğini ve tehlikesini fark etmemiştik bile. CİMER’e kadar yazdık. Çok sayıda dilekçeye rağmen ve alanın başıboşluğundan dolayı yıldan yıla daha da büyüdü.’ dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Asbestin İzmir halkına zarar verebileceğine dikkat çeken Gür, “Bu durumun ciddiye alınması gerekiyor. Halk sağlığının tehdit altında olduğu gerçeğinin sorumlu idarelerce ciddiye alınması ve bu önlem alınmasını istiyoruz. Alanın kapatılmasını, atık dökümlerinin durdurulmasını, buradaki kaybolan ekolojik dengenin yeniden sağlanmasını, vatandaşlar olarak sağlıklı bir çevrede yaşayabilmeyi umut ediyoruz. Küçük arabalarla geceleri bu bölgeleye hafriyat ve moloz dökümü yapılıyor. Zeytinlikler var burada. Burası tarım alanı. Orman Kanunu&#8217;na, Zeytin Koruma Kanunu&#8217;na aykırı. Anayasa’ya aykırı.  Bölgede, yasa ve yönetmeliklere uygun olarak atıkların bertarafını ve temizliğinin sağlanmasını istiyoruz. ” diye konuştu. </span></p>
<p><b>Asbest Nedir? Neden Yasaklanmıştır?</b></p>
<figure id="attachment_46366" aria-describedby="caption-attachment-46366" style="width: 329px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46366" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/uzundere_kacak_moloz_dokum_alani-2-640x480.jpg" alt="" width="329" height="247" /><figcaption id="caption-attachment-46366" class="wp-caption-text">dav</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Asbest (amyant), ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere oldukça dayanıklı, yapısal özellikleri açısından esnek, lifli yapıda bir mineraldir. Asbest, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra ısıyı ve elektriği yalıtması, sürtünmeye ve asit gibi maddelere dayanıklı olması nedeniyle sihirli mineral olarak tanınmaya başladı. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra insan sağlığına önemli zararlar veren ve kanser hastalığına sebep olan bir madde olduğunun tespit edilmesi ile asbest maddesi için öldürücü toz tanımlaması yapıldı. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), her yıl dünyada kanser yapıcı maddeleri düzenli olarak özelliklerine göre gruplara ayırır. Ajansın kanserojen maddeler listesinde asbest maddesi, &#8220;kesin kanserojen&#8221; tanımlanması ile 1. grupta sınıflandırıldı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre dünyada 125 milyon kişi çalışma ortamlarında asbeste maruz kalmakta ve her yıl 100 000 kişi, çalışma ortamlarında asbeste maruz kalmalarının yol açtığı hastalıklar nedeni ile ölmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Havaya saçılan liflerin solunmasıyla solunum yollarına ulaşan liflerin çoğu bedenimizin savunma mekanizmaları ile uzaklaştırılabilir. Bazı lifler ise maruziyet yoğunluğuna, maruziyet süresine, asbest lifinin yapısına ve bireysel faktörlere bağlı olarak akciğer dokusunda birikir. Kısa süreli asbest maruziyetine bağlı hastalık bildirilmiş ise de asbeste bağlı hastalıkların ortaya çıkması genellikle uzun yıllar alır. Bu süre, maruz kaldıktan sonra 10 ile 50 arasında değişir. Asbestle ilişkili hastalık riski, ömür boyu solunan asbest liflerinin sayısı ile orantılı olarak artar. Asbeste bağlı hastalıklar; akciğer zarında sıvı birikmesi, akciğeri saran zarın kalınlaşması ve kireçlenmesi, akciğer dokusu içerisinde asbest liflerinin birikmesi (asbestozis), akciğerleri ve karın boşluğunu saran zarın kanseri (mezotelyoma) ve akciğer kanseridir.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/30/uzundereliler-asbestli-moloz-dokum-alaninin-temizlenmesini-istiyor/">Uzundereliler Asbestli Moloz Döküm Alanının Temizlenmesini İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 09:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Buse Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir barosu]]></category>
		<category><![CDATA[kaos gl]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ+ Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Baran Selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46236</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Baran, birinci yılını dolduran LGBTİ+ Komisyonu'nun çalışmalarını değerlendirirken, en temel taleplerinin nefret suçlarının Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmesi olduğunu belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/">İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">LGBTİ hakları alanında ulusal ve uluslararası hukuk ekseninde, insan haklarının tanınması, korunması, uygulanması, geliştirilmesi, farkındalığın arttırılması, LGBTİ+’ların hak taleplerinin görünür kılınması açısından mesleki, kuramsal ve uygulamaya yönelik disiplinler arası bir yaklaşımla araştırma ve çalışma yapmak kurulan İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu birinci yılını geride bıraktı. Komisyon, Türkiye’nin LGBTİ+ Hakları Komisyonu özelliğine de sahip. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Komisyon bir yıllık süreçte Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık, Cinsiyetçilik ve İnsan Hakları konulu söyleşi, Kaos GL ortaklığı ve Bilgi Üniversitesi paydaşlığında Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılık Konulu Bireysel Başvurularda (AYM / AİHM) Avukatların Kapasitesinin Arttırılması Eğitimi, LGBTİ+ 101 Temel Kavramlar Semineri, Hak ihlallerine ve nefret suçlarına karşı hukuki girişimlerde bulunmak ve basın açıklaması yapmak gibi çalışmaların yanı sıra polis memuru tarafından katledilen trans kadın Hande Buse Şeker davasının takibini yaptı. </span></p>
<p><b>‘LGBTİ+ Hakları Da İnsan Haklarıdır’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46239 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/mehmet_baran_selanik-640x391.jpg" alt="" width="362" height="221" />LGBTİ+ Hakları Komisyonundan Sorumlu İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Baran Selanik, komisyonun bir yıllık çalışma süreci ile ilgili Sivil Sayfalar’a açıklamalarda bulundu. LGBTİ+ haklarının da insan hakları olduğu bilinciyle komisyonu kurduklarını dile getiren Selanik, “Baroların, Barolar Kanunu’ndan kaynaklı insan haklarını korumak ve geliştirmek görevleri vardır ama Türkiye&#8217;de barolarda buna yönelik çalışmaların az olduğu gözledik. Başka komisyon ve merkezlerinin altındaki küçük grup çalışmaları ile yürüyordu. Biz de bunun diğer haklardan herhangi bir farkı olmadığını o yüzden bu alanda bir çalışma yapılması gerektiğini düşündük ve ayrı bir yapılanmanın daha sağlıklı olacağına kanaat getirdik” dedi. </span></p>
<p><b>‘Sahadaki Aktivizm Hayatı Dolu Hukuk Ayağı Boş Kalıyordu’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">LGBTi+ alanındaki derneklerin sahadaki aktivizm kısmını doldurduğu, alanı boş bırakmadığını ifade eden Selanik, “Ama hukuk ayağı boş kalıyor. Çünkü Türkiye’de bu alanda çalışan avukat sayısı çok az ve bu bir ihtiyaç. Baromuzun bulunduğu alan transların çalıştığı ve yaşadığı alana çok yakın ve biz hak ihlallerine şahit oluyorduk ama çok fazla talep gelmiyordu, bunu da anlamak lazım çünkü güven problemi yaşıyorlar. Ama son dönemde bunu aştığımızı düşünüyorum. Son birkaç aydır kolluğun translara güvenlik olarak çok fazla sayıda ihlale varacak yaptırımları oluyor, köpeğini gezdirenlere, motorlu taşıtlara cezalar kesmeye başladılar. Böyle garip garip uygulamalar var. Yaşadıkları evleri kapatmaya başladılar. Bu konularda büyük bir sorun çıktı ama komisyondaki bazı arkadaşlarımız gidip bilgilendirmelerde bulundular” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Avukatların Kapasitelerinin Arttırılmasına Yönelik Çalışmalar Yaptık’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46241 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/lgbt-komisyonunun-1.-y%C4%B1l%C4%B1-bas%C4%B1n-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1-640x428.jpg" alt="" width="345" height="231" />Komisyon üyelerinin bir polis tarafından öldürülen trans kadın Hande Buse Şeker’in dosyasında müdahillik yaptığını hatırlatan Selanik şunları söyledi: “Hem öldürülen transın yakınlarının hem de yaralanan transın avukatlığını yürütüyorlar. Komisyonun yaptığı en iyi işlerden biri o dosyada çalışmak oldu. STK’larla çok fazla çalışıyoruz özellikle avukatların bu alandaki kapasitelerinin artırılmasına yönelik çok fazla çalışma yaptık. Bir yıl gibi kısa bir sürede çok çalışmaya imza attık. Komisyonumuza yeni avukatlar arkadaşlarımız katılıyor. Gelen başvuruların hepsini karşılamaya çalışıyoruz özellikle polisle yaşadıkları problemlerde bizleri arayabiliyorlar. Böylece oraya gidip bir hak ihlali olmaması noktasında veya haklarının korunması noktasında bir çalışma yürütüyor”. </span></p>
<p><b>‘En Temel Talebimiz Nefret Suçlarının TCK’da Düzenlenmesi’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En temel taleplerinin nefret suçlarının artık Türk Ceza Kanunu&#8217;nda düzenlenmesi olduğunu belirten Selanik, “Kanunda buna ilişkin bir hüküm olmakla beraber kanun metni açısından pratikte uygulanması imkansız yani kadük kalıyor. Yasa çıkalı 15 sene oldu ama bu madde üzerinden bildiğim kadarıyla 4 veya 5 tane işlem yapılmış. Oysa Türkiye&#8217;ye baktığımızda her gün nefret suçuna maruz kalıyor translar, çok acil şekilde bir düzenleme gerekiyor. Maddenin geliştirmesi lazım. İnsan Hakları Mahkemesi verdiği kararların boyutuna taşımak lazım bizim mezuatımızı. Bu alanda milletvekili ile görüşmeler yaptık, onlara yasanın düzenlenmesine geliştirilmesini önerilerimizi sunduk onların adım atmasını bekliyoruz” dedi. </span></p>
<p><b>‘LGBTİ+ Eylemlerine Yönelik Yasak Baro Sayesinde Kırıldı’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzmir Valiliği’nin LGBTİ+ eylemlerine yönelik yasakçı tutumunu da eleştiren Selanik, “Son olarak 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde emniyet açıklama dahi yaptırmayacak, yürütmeyecekti ama evet bir baronun orada olması, bu alanda diğer sivil toplum kuruluşu ile beraber çalışması ne kadar önemli olduğunu gördük, oraya gittiğimizde hem açıklamanızı yaptık hem de yürüyüşümüzü yapabildik. İzmir&#8217;de bir dönem yasak da getirdiler buna aslında hala fiiliyatta bir yasak da var valilik özellikle LGBTİ+ yapılan konularında açıklama yapılmasını istemiyor. Baronun orada olması emniyetin bu direnişini kırıyor o yönden ifade özgürlüğünün kullanılması noktasında bir kazanım olduğunu düşünüyoruz”.  dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/izmir-barosu-lgbti-komisyonu-birinci-yilini-doldurdu/">İzmir Barosu LGBTİ+ Komisyonu Birinci Yılını Doldurdu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medya Radar’a 1 Haftada 174 Haber Takıldı </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/18/medya-radara-1-haftada-174-haber-takildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 08:43:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Medya Radar]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve Mülteci Hakları Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya ve Mülteci Hakları Derneği’nin başlattığı Medya Radar çalışmasının ilk haftasında mültecilerle ilgili hak ihlali içeren 174 haber radara takıldı. Haberlerin önemli bir kısmında mülteciler kriminalize edilirken, mülteciler hakkındaki önyargılar da pekiştiriliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/18/medya-radara-1-haftada-174-haber-takildi/">Medya Radar’a 1 Haftada 174 Haber Takıldı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Mülteci hakları odaklı bir habercilik perspektifin sağlanması, toplumsal barış için nefretsiz bir medya oluşturma amaçları ile kurulan Medya ve Mülteci Hakları Derneği, medyadaki mülteci temsiliyetini izlemek ve mülteci hakları savunuculuğu yapmak için başlattığı Medya Radar çalışmasının ilk raporunu yayınladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek tarafından, 7 Aralık-13 Aralık tarihlerinde dijital medyada &#8216;mülteci&#8217;, &#8216;sığınmacı&#8217;, &#8216;göçmen&#8217;, &#8216;Suriyeli&#8217; ve &#8216;Afgan&#8217; kelimeleri ile yapılan taramalar sonucunda mülteciler hakkında hak ihlalinin olduğu 174 haber tespit edildi. Raporda hak ihlali içeren haberlerin içerik ve söylem analizi yapıldı. </span></p>
<p><b>İltica Hakkı Yok Sayıldı, Mülteciler Suç İle İlişkilendirildi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45826 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/kolaj-640x320.png" alt="" width="402" height="201" />En çok hak ihlali geçişler esnasında Sahil Güvenlik ekipleri tarafından durdurulan mülteciler hakkında yayınlanan haberlerde yapıldı. &#8216;Kaçak göçmen&#8217;, &#8216;düzenlenen operasyon&#8217; ve &#8216;yakalandı&#8217; terimleri ile mülteciler kriminalize edilmeye çalışıldı. Haberlerde mültecilerin iltica etme yok sayılırken yapmak iltica etmeye çalışmaları suç ile ilişkilendirildi. Mültecilerin kriminalize edildiği 115 haber yayınlandı. </span></p>
<p><b>Meyda, Mülteciler Hakkındaki Ön Yargıları Pekiştiriyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu Ajansı’nın 11 Aralık 2019 tarihli “İstanbul&#8217;da son 6 ayda 5 bin 949 düzensiz göçmen sınır dışı edildi” haberinde bazı mültecilerin ‘rahatsız edici’ davranışlarda bulunduğu gerekçesi ile sınır dışı edildiği ifade ediliyor ancak haberde bahsedilen ‘rahatsız edici’ davranışların neler olduğu belirtilmiyor. Altı çizilen davranışlara dair açık bir bilgi verilmemesi haberin öznesi olan mültecilere dair önyargıları ve kalıp yargıları pekiştiriyor. </span></p>
<p><b>Mülteciler Hakkındaki Suçlu Algısı Güçlendiriliyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hak ihlallerinin sıklıkla yapıldığı bir diğer konu ise mültecilerin karıştıkları asayiş olayları ile ilgili. Örneğin 12 Aralık 2019 tarihine Sakarya Yeni Haber isimli haber sitesinde yer alan “Maskeli Bilgisayar Hırsızı Iraklı Sığınmacı Çıktı!” başlıklı haberde yakalanan şüphelinin “Iraklı” ve “sığınmacı” kimliğinin vurgulanarak başlığa taşınması, belirtilen öznelere doğrudan suç atanmasına ve genellemelere sebep olmaktadır. Hırsızlığı gerçekleştiren kişinin nereli olduğu haberin konusu ile ilgili değildir. Bu yaklaşım tüm mültecilerin suçlu ya da suça meyilli olduğuna ve toplumun huzurunu bozduğuna yönelik bir algı yaratmakta ve güçlendirmektedir.</span></p>
<p><b>Mülteciler ‘Kaçak Göçmen’ Olarak Tanımlandı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haberlerde mülteciler çoğunlukla ‘kaçak göçmen’, ‘göçmen’, ‘Suriyeli’ ve ‘Afgan’ olarak adlandırılırken nadiren ‘mülteci’ ve ‘sığınmacı’ olarak tanımlandılar. Ayrıca mültecilerin &#8216;Saldırgan&#8217;, &#8216;Torbacı&#8217;, &#8216;Yabancı&#8217;, &#8216;Zanlı&#8217;, &#8216;Cani&#8217; tanımlandığı da oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hak ihlali içeren haberlerin 133’ü ulusal haber sitelerinde yer alırken 41’i yerel haber sitelerinde yer aldı. Yerel haber sitelerinde hak ihlalinin en çok olduğu il uydu kentler arasında olan Denizli oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radara takılan haberlerin büyük bir kısmının konusu sınırdan geçişler ve asayiş olayları ile ilgili. Sınırdan geçişlerle ilgili 115 haber yayınlanırken mültecilerin karıştığı asayiş olayları ile ilgili 39 haber yayınlandı. Her defasında ‘4 milyondan fazla’ olduğu vurgulanan mülteciler denizlerden geçişler ve asayiş olayları dışında haber değeri olarak görülmedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporu linke tıklayarak okuyabilirsiniz</span></p>
<p><a href="https://medyavemultecihaklari.files.wordpress.com/2019/12/medya_radar_7-13-aralc4b1k-1.pdf"><span style="font-weight: 400;">https://medyavemultecihaklari.files.wordpress.com/2019/12/medya_radar_7-13-aralc4b1k-1.pdf</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/18/medya-radara-1-haftada-174-haber-takildi/">Medya Radar’a 1 Haftada 174 Haber Takıldı </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Mülteciler Yerel Yönetimlerin Strateji Belgelerine Dahil Edilmeli’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/multeciler-yerel-yonetimlerin-strateji-belgelerine-dahil-edilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 12:53:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Hüsünbeyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteciler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Rukiye Sineklioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel yönetimler ve mülteciler üzerine konuştuğumuz Mülteciler Derneği Proje Geliştirme Uzmanı Rukiye Sineklioğlu, yerel yönetimlerin strateji belgelerine kentte yaşayan mültecileri dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Konak Mülteci Meclisi Başkanı Mete Hüsünbeyi ise, mülteciler ve yerel yönetimler arasındaki ilişkinin kent hakkı çerçevesinde ele alınması gerektiğini dile getirdi ve mültecilerin hizmetlerden yararlanma ve kent yönetiminde söz sahibi olduğunu belirtti. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/multeciler-yerel-yonetimlerin-strateji-belgelerine-dahil-edilmeli/">‘Mülteciler Yerel Yönetimlerin Strateji Belgelerine Dahil Edilmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Suriye’de 2011 yılında başlayan savaşla birlikte milyonlarca insan ülkelerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte en çok mülteci akını Suriye’nin komşu ülkelerine olurken; Türkiye dünyada en fazla Suriyeli mültecinin barındığı ülke olmuştur. Mültecilerin yaklaşık %96’sı kamp dışı alanlarda yaşamaktadır. Göçe hazırlıksız yakalanan Türkiye göç mevzuatını yeniledi ve Suriyeli mültecilere ‘geçici koruma statüsü’ verdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göçle birlikte tartışmaya başlanılan konulardan biri de yerel yönetimlerin mülteciler karşısındaki konumu oldu. Kentsel alanlarda yaşayan 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin toplumsal hayata katılımı ve kentsel alanda ortaya çıkan sorunların çözümü için merkezi kurumların politikalarının yanı sıra yerel yönetimlerin de sürece dâhil olma zorunluluğu ve sorumluluğu ortaya çıkmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar 5393 sayılı Belediye Kanunun Hemşehri Hukuku’nu düzenleyen 13. Maddesi’nde ‘Herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir’ ifadesi yer alsa da yapılan mevzuat değişiklerinde belediyeleri mültecilere hizmet verme konusunda görevlendiren yeni bir  düzenleme yapılmadı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteciler en temel ihtiyaçlarına ulaşmak da bile sorunlar yaşarken bu durum mültecilerin yaşamlarını devam ettirmeleri açısından yerel yönetimlerin önemi arttırdı. Neredeyse Türkiye’nin tüm illerine dağılmış olan Suriyeli mültecilerin yerel yönetimlerin hizmetlerinden yararlanmasında uygulama birliği bulunmuyor, farklı yaklaşımlar görülüyor. Belediyelerin bir kısmı mültecilere hizmet sunumuyla görevli olmadıklarını ifade ederken bir kısmı mültecilere çeşitli yollarla hizmet sunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülteciler Derneği ve Konak Mülteci Meclisi’nin temsilcileri ile yerel yönetimlerin mültecilerle ilgili stratejisinin nasıl olması gerektiği üzerine konuştuk. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45576 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/IMG_6679-640x427.jpg" alt="" width="310" height="207" />Mülteciler Derneği Proje Geliştirme Sorumlusu Rukiye Sineklioğlu, Türkiye’nin karşılaştığı uluslararası sığınmacı/göçmen akımı, yerelin ve yerelin yönetiminin uluslararası göç konusundaki önemini daha çok anlattığını belirterek “Farklı göçmen gruplarının yerel stratejilerini de en iyi kavrayacak kurumlar yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimler, yeni gelen nüfusun istihdam, barınma, temel insani ihtiyaçlar ve sağlık, eğitim, kültür gibi alanlardaki ihtiyaçlarını büyük oranda karşılayamadığında yerelde ciddi uyumsuzluklar, çatışmalar yaşanacaktır. Bugün yerel yönetimler, ülkemizin bulunduğu jeopolitik ve stratejik konumundan ötürü gün geçtikçe mültecilerle temasın fazlalaşacağının bilincinde olmak durumundadır. Bu durum beraberinde insani bir sorumluluk almayı getirecektir” dedi. </span></p>
<p><b>‘Yerel Stratejilere Göçmenler De Dahil Edilmeli’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimlerin mültecilerle ilgili kalıcı politika üretmesi gerektiğini ifade eden Sineklioğlu “</span><span style="font-weight: 400;">Yerel yönetimleri yereldeki sorunları iyi teşhis etme konusunda beceri, insan kaynağı vs. anlamında yetkin kılmaya dönük projelerin üretilmeli. Yerel stratejilerin oluşturulması, bu stratejiler oluşurken göçmenlerin de sürecin her aşamasına dahil edilmeli. Göçmenlerin toplumsal hayata yaptıkları katkıları göz önünde tutmak, bu katkıyı yerel ve ulusal medyada politikalarda göstererek katkının çoğalmasını sağlamak önemlidir. Politika yapıcılar da yerel yönetimleri politika yapım sürecine dahil etmelidir” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Mevzuatta Değişiklik Yapılması Gerekiyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevcut mevzuatın mültecilere verilen hizmetlerin yerel yönetimleri inisiyatifi doğrultusunda gerçekleşmesine sebep olduğunu dile getiren Sineklioğlu şunları söyledi “Mevzuatta düzenleme yapılması gereklidir. Bu gerekliliğin en temel sebebi 5393 sayılı Belediye Kanununun 13. ve 14. maddelerindeki çelişkiden kaynaklanmaktadır. İnsana (mülteci, engelli, çocuk vs.) verilecek olan hizmetin ırk, cinsiyet, yaş veya din fark etmeksizin insana yaraşır şekilde olması gerekmektedir. Bu gereklilik dolayısıyla mevzuatta düzenleme yapılması yerelin hizmetlerinin insanı kapsaması gerektiği belirtilmeli ve sonraki aşamada verilen hizmetlerin mevzuata uygunluğunun denetlenmesi gerekmektedir. Burada eklemekte fayda olan şey ise verilen hizmet/ verilmesi beklenen hizmet doğrultusunda belediyelere bütçe verilmesidir”. </span></p>
<p><b>‘Mültecilere Hizmet Kent Hakkıdır’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45577 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/690x390cc-izm-19-06-2019-mlteci-degerlendirmesi-husunbeyi1-1-640x362.jpg" alt="" width="370" height="209" />Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi Başkanı Mete Hüsünbeyi ise mülteciliğin bir lütuf değil genel bir hak olduğu olduğunu hatırlatarak “Kent kuramcısı Henri Lefebvre, kent hakkı ile temel olarak bir kentte ikamet eden herkesin, ulus devlet düzeyinde vatandaş olsun ya da olmasın, o kent üzerinde hakkı olduğunun altını çizmiştir. Lefebvre’ye göre bu hak iki şekilde gündeme gelir: Söz konusu mekânı kullanma hakkı ve kent ile ilgili karar süreçlerinde söz sahibi olma hakkı. Bir diğer kent kuramcısı David Harvey mültecilerin kentin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtmiştir” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yaklaşımların uluslararası anlaşma, sözleşme ve beyannamelerde de karşılığını bulduğunu dile getiren Hüsünbeyi şunları söyledi “Avrupa Kentte İnsan Haklarının Korunması Sözleşmesi, ilk maddesinde kenti “içinde yaşayanların tümüne ait kolektif bir mekân” olarak tanımlamaktadır. 2005’te Porto Alegre’deki Dünya Sosyal Forumu’nda kabul edilen Dünya Kent Hakkı Şartı, kent sakinlerini “kalıcı ya da geçici olarak kentte ikamet eden tüm insanlar” olarak tanımlar. Şart, kentte yaşayan hassas, kırılgan gruplara yönelik önlem alınmasını ve uygulanmasını öngörmektedir” </span></p>
<p><b>‘Hemşehrilik Anlayışı 2005’teki Kanunda Değişikliğinde Değişti’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3 Nisan 1930 tarihli Belediyeler Kanunu’nda hemşehrilik hukuku maddesinde  “Her Türk, nüfus kütüğüne yerli olarak yazıldığı beldenin hemşehrisidir.” İbaresi olduğunun bilgisini veren Hüsünbeyi “Eski kanunda Türklük” ve “yerlilik” yer alırken 2005’te yenilenen halinde “herkes” ve “ikamet edilen yer” esas alınmıştır. Dolayısıyla hemşehri hukuku mültecileri de kapsamaktadır” dedi.</span></p>
<p><b>Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi’nin Yerel Yönetimlere Önerileri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel Yönetimlerin öncelikli hedefi sosyal entegrasyonu sağlamak olmalı, göç ve mültecilikle ilgili yetkili birimler kurulmalı. Bu birimler koordinasyon içinde çalışmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilerin sosyal, psikolojik, ekonomik olarak desteklenmeleri, üretim süreçlerine etkin ve verimli olabilmeleri için çalışmalar yapılmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Köyler daha homojen, kentler, özellikle metropoller heterojen yapılardır. Her bir kültür kentin mozağine katkı sunar. Mültecilerin de kente olumlu zenginlik kaym potansiyelini değerlendirerek, onların da kentin bir parçası olduğunu hem kendilerinin hem de diğer kesimler tarafından benimsenmeleri konusunda çalışmalar yapılmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmalarda yerel yönetim, kamu, STK işbirliği ile gerçekleşmeli. Mülteciler de belediyelerde istihdam edilerek, özne olarak onlarla koordineli çalışmalar yapmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bulundukları yerleşim alanlarının, konutlarının insanı koşullara uygun olmaları yönünde çalışmalar olmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel Yönetimler öncelikle kendi iç biriminde, ardından tüm kentte mültecilere ve her türlü ayrımcılığa karşı çalışmalar yapmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın ve çocuklara yönelik özel çalışmalar yapılmalı, eğitim ve sosyal destekler verilmeli, karşılıklı entegrasyon anlayışıyla hareket edilerek toplumun her kesiminin birbirleriyle pozitif iletişimi sağlanmalı.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/11/multeciler-yerel-yonetimlerin-strateji-belgelerine-dahil-edilmeli/">‘Mülteciler Yerel Yönetimlerin Strateji Belgelerine Dahil Edilmeli’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 09:14:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Akademisyenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Barış için Akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Lülüfer Körükmez]]></category>
		<category><![CDATA[TİHV Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45347</guid>

					<description><![CDATA[<p>TİHV Akademi’nin hazırladığı raporda barış imzacısı akademisyenlerin KHK’larla yaratılan suçlama ve damgalamayı kabullenmeyip, adaletin peşinden gittiği dile getiriliyor. Raporu hazırlayan TİHV Akademi üyesi Lülüfer Körükmez “Barış, adalet ve hak talebinin bir sonucu olarak bir araya gelen Barış İçin Akademisyenler'in bu süreçte kendilerini içinde buldukları mücadele, kendi mağduriyetlerinin giderilmesi değil, haklarının ve adaletin temin edilmesi olmuştur” dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/">‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Barış Bildirisine imza attıkları gerekçesiyle üniversitelerden ihraç edilen İzmir’deki bir grup akademisyen tarafından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde kurulan TİHV Akademi, “Akademisyen İhraçları: Hak İhlalleri, Kayıplar, Travma ve Güçlenme Süreçleri” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, OHAL KHK’larıyla ihraç edilen akademisyenlerin yaşadıkları hak ihlallerini, ekonomik, akademik ve sosyal kayıplarını, bunların travmatik etkilerini ve bu etkilerle başa çıkma yollarını ele alıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu Suça Ortak Olmayacağız! başlıklı bildiriye imza attıkları gerekçesiyle ihraç edilen akademisyenlerle yapılan 244 anket ve 50 mülakat sonucunda hazırlanan raporda imzacı akademisyenlerin adil yargılanma, masumiyet karinesi, seyahat özgürlüğü hakkı, çalışma hakkı, sağlık hakkı, yaşam standardı hakkı, katılım hakkı, ayrımcılık yasağı, ifade özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve eğitim hakkının ihlal edildiği belirtiliyor. </span></p>
<p><b>Akademisyenlerin Yüzde 84.8’i &#8216;Hedef Gösterildim&#8217; Dedi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşülen akademisyenlerin %84,8’i ihraç edilme sebepleriyle ilişkili olarak kamuya açık bir mecrada ve hedef göstermek amacıyla kişisel bilgilerinin paylaşıldığını bilgisini verdi. Akademisyenlerin hedef gösterildikleri mecraların başında 178 rakamı ile elektronik medya (haber siteleri) yer alıyor. Elektronik medyayı sosyal medya (149) ve basılı yayınlar (142) takip etti. Yine akademisyenlerin yüzde 55’3’ü (135) imza metninden dolayı sözlü veya yazılı bir şekilde tehdide maruz kaldığını belirtti. Görüşülen 244 akademisyenden 21’i ihraç sebebiyle ilişkili olduğunu düşündüğü bir nedenle saldırıya uğradığını ifade etti. </span></p>
<p><b>İhraç Edilenlerin Yarıya Yakını Sigortasız Çalışmaya Başlamış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İhraç edilen akademisyenlerin %44,60’ı yeni çalışmaya başladıkları işlerde herhangi bir sosyal güvenceleri olmaksızın çalıştıklarını dile getirdi. Emeklilik hakkını kazanmış olan akademisyenlerden %42,2’si ikramiye ve tazminatlarını alamadıklarını, %17,8’i ise bu haklarını alsalar da, bu sürecin normal işleyişten farklı olarak, KHK ile ihraç edilmiş olmaları sebebiyle uzadığını belirtti.</span></p>
<p><b>Yakınları Da Hak Kaybına Uğramış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KHK ile ihraç edilme yalnızca ihraç edilen kişileri değil, ihraç edilenlerin yakınlarının da hak kaybı ve hak ihlallerine uğramalarına neden olmuş. Görüşülen akademisyenlerden %41,4’ünün bir yakını, en az bir hak kaybı/ ihlaline maruz kaldı. Bu kayıpların başında %79,8 ile pasaporta el konması geliyor. 15 akademisyen kendisinin KHK ile ihraç edilmesi nedeniyle bir yakınının işe alınmadığı/atamasının yapılmadığını ifade ederken 5 akademisyen, bir yakınının işini kaybettiğini söyledi. </span></p>
<p><b>5 Akademisyenden 1’i Hiç Çalışmamış</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapora göre akademisyenlerin %19,3’ü ihraç sonrası hiç çalışmamış. Akademisyenlerin %80.7’si ihraç edildikten sonraki dönemde en az bir işte çalıştıklarını ifade ederken çalışanların %8,4’ü aynı zamanda emeklilik hakkını kazanmış olan akademisyenlerden. İhraçtan sonra hemen çalışmaya başlayabilenlerin sayısı oldukça az olmakla birlikte, işsizlik ortalama olarak beş ay sürmüştür. İhraçtan sonra gelir getirici işler yapanların oranı neredeyse beşte dört oranında olsa </span><span style="font-weight: 400;">da, görüşmelerin yapıldığı 2018 Ağustos-2019 Temmuz arasında, gelir getirici bir iş yapanların oranı % 63,1’e düştü. </span></p>
<p><b>Birden Fazla İş Yapmak Zorunda Kalmışlar </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma hakları ihlal edilen Barış Akademisyenlerinin, geçimlerini sağlamak ve </span><span style="font-weight: 400;">hayatlarını idame ettirebilmek için, birden fazla iş yapmaya zorlandığı da raporda yer alıyor.  </span><span style="font-weight: 400;">Araştırmanın yapıldığı zaman diliminde çalışmakta olan akademisyenlerin %71’inin tek iş; </span><span style="font-weight: 400;">%29’unun birden fazla iş yaptığı kaydediliyor. Çalışmakta olan akademisyenlerin sadece %40,9’u tam zamanlı istihdam edildikleri bir işte çalışmakta, %38,3’ü ise sadece parça başı işlerde çalışarak geçimlerini sağlamış. Ek olarak, tam zamanlı çalışanların %25,4’ü ek iş yapmak zorunda kaldıklarını belirtmiş. 228 akademisyen bu dönem içinde en az bir sağlık sorunu yaşadığını bildirse de %12,7’si gereksinim duyduğu halde başvuramadığını bildirmiş.</span></p>
<p><b></b><b>‘Yaşanan Hak İhlallerinin Travmatik Etkisine Bakmak İstedik’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-45348 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/lulufer_korukmez-640x427.jpg" alt="" width="378" height="252" />Raporla ilgili Sivil Sayfalar&#8217;a açıklamada bulunan TİHV Akademi üyesi ve Araştırma Koordinatörü Lülüfer Körükmez, KHK’ların etkilerini anlamak ve yaşanan hak ihlallerinin bireysel ve toplumsal olan travmatik etkisine bakmak istediklerini dile getirdi. Körükmez, “Çalışmamızla birlikte travmatik etkilenmelerle eşzamanlı baş etme ve güçlenme süreçlerini de incelemek istedik.  Çalışmamızı ihraç edilen 6081 akademisyeni temsil edecek bir örneklemle gerçekleştirmeyi planlamıştık süreç içerisinde gördük ki baskı koşullarında bu kadar akademisyene ulaşabilmek ve konuşabilmek çok mümkün değildi. Bundan dolayı araştırmamız büyük ölçüde Barış İçin Akademisyenleri kapsayacak bir çalışmaya döndü; anket sadece Barış için Akademisyenleri kapsadı.   İmza dışındaki nedenlerle ihraç edilen akademisyenlerle çok daha kısıtlı bir çalışma yapmak durumunda kaldık ve 43 mülakat gerçekleştirdik.  Aslında bunun kendisi de bir gösterge, bir veri. İnsanların uğradıkları ihlaller o kadar sert ki tam anonimliği sağlandığı bir çalışmaya katılmaktan dahi çekiniyorlardı. Nihayetinde, kısıtlılıklarıyla birlikte, yaşadığımız dönemi belgeleyecek bir çalışma gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz” dedi. </span></p>
<p><b>‘Hak İhlallerinin Bir Kısmı Ağır İnsan Hakkı İhlalleri’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporda yaşanan hak ihlallerinin bir kısmının ağır insan hakkı ihlalleri olarak değerlendirdiklerini dile getiren Körükmez şunları söyledi: “KHK’ların kendisi karşımıza hem suçlama hem de bir cezalandırma metni olarak karşımıza çıkıyor. Acele ve keyfi biçimde gerçekleşen KHK ile ihraç, hukukun üstünlüğü ilkesinin ihlali ve süresi belli olmayan ve doğrudan cezalandırma pratiği. Aynı zamanda gizli olması gereken kişisel bilgilerinizin kamuya açık biçimde yayınlanması,çalışma, sağlık ve eğitim haklarının ihlalini beraberinde getiriyor. Bir ihlalin, başka ihlalleri doğurmasıyla çoklu hak ihlalleri ortaya çıkıyor.  Biz, ihlaller neticesinde oluşan dört kaybı ele aldık; ekonomik kayıplar, sosyal kayıplar, akademik kayıplar ve sağlık kayıpları. Bu kayıpların travmatik etkilerine ve başa çıkma ve ayakta kalma yöntemlerine baktık. Bu Barış İçin Akademisyenler için bir arada durma ile gerçekleşti”. </span></p>
<p><b>‘Kabullenip Geri Çekilmediler, Adaletin Peşinden Gittiler’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barış İçin Akademisyenler metne imza atmadan önce büyük oranda birbirini tanımayan, sadece mesleki ortamdan birbirini tanıyan ve herhangi bir bağdaşlık içermeyen bir grup olduğunu ifade eden Körükmez, “Ne zaman KHK’lardan ihraç edilmeye başladılar o andan itibaren bir bağdaşlık gerçekleşmeye başladı. Suçlama ve damgalamanın kendisi bunu kabullenme ve geri çekilme biçiminde değil büyük oranda suç olanı görme, adaletsizliği görme ve adaletin peşinden gitme biçiminde gerçekleşti diyebiliriz. Dolayısıyla bu işte bildiğimiz dayanışma akademileri yoluyla hem bunun gerisinde insani yakin ilişkilerin yoğunlaşması ve adalet takibi vardı. Dolayısıyla Bütün bunlar bir tür birlikteliği ve güçlenmenin ipuçlarını sağladı diyebiliriz. Özellikle dayanışma akademileri etrafında örgütlenme ve akademisyen olma ve akademik işler yapmaya devam etme ısrarı da bu güçlenmenin önemli ayaklarından bir tanesi oluşturdu diyebiliriz” dedi. </span></p>
<p><b>‘Akademisyen Kimliklerinin Sürdürmenin Yollarını Aradılar’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de ayrımcılığa uğradığını düşünen akademisyenlerin oranının yüzde 93, kendisini Türkiye&#8217;de güvende hissetmeyenlerin oranının ise 97 civarında olduğunu belirten Körükmez, “Görüldüğü gibi, zorluklarla birlikte mücadele etme iradesini kırmaya yönelik sert müdahalelerin de olduğu bir zamanda ihraç edilen Barış Akademisyenleri bir arada durma iradesi göstererek ve birlikte hareket ederek baskı ve tehditlerin neden olduğu kırılmayı tamir etme ve geleceklerini yeniden kurma mücadelesi vermektedirler. Bu mücadele, mesleki becerilerinin yok olmaması için yeni yollar arama çabasını da kapsamaktadır. Araştırma bulguları, akademisyen kimliklerini kolektif olarak sürdürmenin yollarını arayan ve yaratan bir süreci inşa etmeye başladıklarını ortaya koymaktadır. İhraç edilen Barış Akademisyenlerine özgü süreç, bunun dayanışma, örgütlülük inadı gerektirdiğini göstermektedir. Barış, adalet ve hak talebinin bir sonucu olarak bir araya gelen Barış İçin Akademisyenlerin bu süreçte kendilerini içinde buldukları mücadele, kendi mağduriyetlerinin giderilmesi değil, haklarının ve adaletin temin edilmesi olmuştur. Bu talep, ihraç edilen Barış Akademisyenlerini özneleştirmekte ve güçlendirmektedir.” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Yüzleşme Gerektiren Yeni Bir Toplumsal Ortaklaşmaya İhtiyacımız Var’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Körükmez, Dünyada ve Türkiye’de hükümet ve devletlerin politikalarına ve bunların sonuçlarına müdahil olmak için akademisyenlerin entelektüel ve yurttaş sorumluluğuyla rol aldığı pek çok örneği bulunduğuna değinerek, &#8221;Bu çalışmanın, insan hakları savunuculuğunun temel yönelimleri olan hakikat, adalet, onarım ilkeleri bakımından bir anlam ve işlev taşımasını da umut ediyoruz. Yine pek çok örnekte, söz konusu müdahillikler ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bu cezalandırma, Barış için Akademisyenler vakasında, travma ve travmanın onarımında ortaklaşan ve bunu kamusal düzleme taşıyarak dayanışmayı bir politik müdahale olarak ören kolektivitenin oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın da oraya koyduğu gibi, ihraçlarla ortaya çıkan tahribat, ihlal, kayıp ve travmaların onarılması, hukuksal bir tazmin yoluyla gerçekleştirilemeyecek kadar ağır ve büyük. O nedenle, adalete erişim için hakikatin ilanına ve kabulüne, yüzleşme ve hesaplaşma gerektiren yeni bir toplumsal ortaklaşmaya ihtiyacımız var” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/06/baris-akademisyenleri-suclamayi-kabul-etmeyip-adaletin-pesinden-gitti/">‘Barış Akademisyenleri Suçlamayı Kabul Etmeyip Adaletin Peşinden Gitti’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geri Göndermeyi Kolaylaştırmak İçin YUKK’ta Değişiklik Yapılıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/25/geri-gondermeyi-kolaylastirmak-icin-yukkta-degisiklik-yapiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metehan Ud]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 09:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[İç İşleri Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[YUKK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mültecilerin ‘gönüllü’ geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla YUKK’ta yeni değişiklikler yapılmak isteniyor. Meclise sunulan yasa önerisi ile birlikte hakkında sınır dışı kararı alınan mültecilerin dava açması için verilen süre 15 günden 7 güne düşürülecek. Ayrıca kayıtsız mültecilerle dayanışma içinde olanlara da para cezası kesilebilecek. Avukat Taner Kılıç, düzenlemenin mülteci konusunda artan güvenlik politikalarına dayanak oluşturulduğunu dile getirdi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/25/geri-gondermeyi-kolaylastirmak-icin-yukkta-degisiklik-yapiliyor/">Geri Göndermeyi Kolaylaştırmak İçin YUKK’ta Değişiklik Yapılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri tarafından meclise sunulan son torba yasa değişikliği teklifinde mültecileri de yakından ilgilendiren maddeler var. Torba yasa, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndaki (YUKK) 19 maddede değişiklikler öngörüyor. Söz konusu taslak İç İşleri Komisyonu’ndan geçti ve önümüzdeki günlerde meclis genel kurulunda görüşülmesi bekleniyor. Kanun değişikliğinin gerekçeleri arasında düzensiz göçle mücadelede daha verimli sonuçlar alınması, ‘gönüllü’ geri dönüşlerin arttırılması ve teşvik edilmesi yer alıyor. </span></p>
<p><b>Yasa Önerisindeki Değişiklik Önerileri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44855 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/ggm-640x340.jpg" alt="" width="431" height="229" />Haklarında sınır dışı kararı verilen mülteciler için 15 gün içerisinde idare mahkemesinde iptal davası açarak söz konusu kararı durdurabiliyordu. Yeni yasa değişikliğinde bu süre 15 günden 7 güne düşürülüyor. Geri gönderme merkezlerinde kalan mültecilerin hali hazırdaki hukuki yardıma erişimindeki yaşadığı zorluklar dikkate alındığında tasarının yasallaşması ile birlikte yeni hak ihlalleri ortaya çıkaracak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sınır dışı etme kararının iptali için dava açıldığında bu işlemin dava sonuçlanıncaya kadar kendiliğinden durması şeklindeki düzenleme geri getiriliyor, KHK öncesi döneme dönülüyor. Kanunun 53. maddesinin 3. fıkrasının son halinin “Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez” şeklinde düzenlenmesi öngörülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklikle birlikte idari gözetime ek olarak alternatif  yeni yükümlülükler de getiriliyor. Hakkında sınır dışı kararı verilenler mülteciler, aile temelli geri dönüş, geri dönüş danışmanlığı, kamu yararına hizmetlerde gönüllülük esasıyla görev alma, teminat ve elektronik izleme/kelepçe uygulamalarına tabi tutulabilecek.  Bu süre 24 aya kadar uzatılabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun “Sınır dışı etme kararı alınacaklar” başlıklı 54. maddesinde “Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler” şeklindeki h fıkrasına “ya da bu hükümleri ihlale teşebbüs edenler” ibaresi ekleniyor. Teşebbüsün nasıl, hangi yollarla tespit edileceği hususu kesin olmamakla birlikte, böylece sınır noktalarında henüz sınırı geçmemiş olan kişiler için de sınır dışı etme kararının alınabilmesinin yolu açılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun “Türkiye’ye giriş yasağı” başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasındaki “Türkiye dışında olup da” ifadesi çıkarılıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun 57. maddesinde öngörülen önemli bir değişiklik de idari gözetime alınan yabancıların “uyruklarının tespit edilmesi amacıyla” elektronik ve iletişim cihazlarının incelenebilmesinin yolunun açılması. Hakim ve savcı kararı aranmayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun “Türkiye’ye giriş yasağı” başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasındaki “Türkiye dışında olup da” ifadesi çıkarılıyor. Türkiye’ye giriş yasağının kapsamı halen Türkiye’de olan yabancılara da uygulanacak şekilde genişletiliyor </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun 9. Maddesinin 7. fıkrası şu şekilde değiştiriliyor: “Kamu düzeni veya kamu güvenliği sebebiyle Genel Müdürlükçe; idari para cezaları ve kamu alacakları sebebiyle ise Valiliklerce yabancıların ülkeye kabulü ön izin şartına bağlanabilir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası koruma başvuru sahiplerine tanınan genel sağlık sigortası hakkına da 1 yıllık sınırlama getiriliyor. Sadece özel ihtiyaç sahipleri ve bakanlıkça uygun görülenlerde süre sınırlaması aranmayacak. Gerekçe sağlık hizmetini erişim konusunda cazibe merkezi olmamak gösteriliyor. Maddenin bu hali uluslararası koruma sahiplerinin önemli bir kısmını sağlık hakkına erişimini kaldıracak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanunun “İdari para cezası” başlıklı 102. Maddesi yeniden düzenlenerek geçerli seyahat belgesi veya izni olmayan yabancı kişilerin barınmasına, konaklamasına imkân sağlayan ve gayrimenkullerini kiralayanlar hakkında da idari para cezası uygulanacağı belirtiliyor. Değişikliklerle birlikte kaydı olmayan mültecilerle dayanışma içinde olanlara da para cezası kesilebilecek.</span></p>
<p><b>‘Artan Güvenlik Politikalarına Yasal Dayanak’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44856 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/taner_k%C4%B1l%C4%B1c-640x250.png" alt="" width="443" height="173" />Yasa değişikliği teklifini Sivil Sayfalar’a değerlendiren İnsan Hakları Savunucusu ve İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu üyelerinden Avukat Taner Kılıç, son yıllarda mülteci konusunda artan güvenlik politikalarına yeni mevzuat değişikliği ile birlikte yasal bir dayanak oluşturulmak istendiğini belirtti.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklifin içinde olumlu düzenlemeler olduğu gibi son derece tehdit edici olumsuz düzenlemelerin de var olduğunu dile getiren Kılıç, “Sınır dışı kararına karşı dava açmanın yürütmeyi otomatik olarak durdurma etkisinin yeniden geliyor olması son derece olumlu. Anayasa Mahkemesi’nin kararından itibaren beklediğimiz bir gelişme idi. OHAL döneminde getirilen düzenleme ile önemli bir ilke ihlal ediliyordu. Yoldan çıkan bir düzenleme tekrar rayına oturuluyor” dedi. </span></p>
<p><b>‘Maddenin Gerekçesi Son Derece Trajikomik’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dava açma süresinin 15 günden 7 güne indirilmek istenmesini değerlendiren Kılıç, “Bunun gerekçesini kişilerin GGM’lerde kaldığı süreyi kısaltmak amacıyla olarak gösterilmesi son derece trajikomik. Uygulamada, hakkında sınır dışı kararı verilen kişilere tebligatın usulüne göre, kendi dilinde yapılmadığına, tercümanın hazır olmadığına ve bu tebligatın bir örneğin kişilere verilmediği örnekleri biliyoruz. Bundan dolayı birçok insan bu işleme karşı dava açması gerektiğini ve bunun hayati sonuçları olduğunun farkına bile varmıyor. Ailesinin bu konuda bilgisi varsa bir avukata ulaşmaya çalışıyor. Yoksa dava açması gerektiğini haftalar sonra algılayabiliyor. İdari mahkemeleri de 15 gün içinde açılmayan davayı reddediyor ve bu kişilerin sınır dışı edilmesi mümkün oluyor. Gerekçesinin aksine uygulamada son derece yanlış sonuçlar doğuracaktır.  Bu sürenin aşağıya çekilmesi pozitif hukuka katkısı olmayacak. Anayasa Mahkemesinin üzerindeki iş yükü de artacak” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Göç İdaresi 6 Aylık Süreye Uymuyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası koruma başvurusu olanların genel sağlık sigortalarının 1 yıl ile sınırlandırılmasına da değinen Kılıç, “Yasaya bakarsak uluslararası koruma başvurularının 6 ay içinde sonuçlandırılması gerekiyor ama Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bu prosedüre uymuyor ve 4-5 yıldır bekleyip de henüz kendisi ile mülakat yapılmamış çok sayıda insan var. Dolayısıyla keşke yasada öngörüldüğü gibi 6 ay içerisinde kişilerin iltica başvuruları sonuçlansa. Sadece dezavantajlı gruplar ile bakanlıkça uygun görülenler için süre şartı aranmayacak. Bu da uygulamada polemik konusu olacak ve makbul olan-makbul olmayan mülteci tartışması olacaktır” dedi.</span></p>
<p><b>‘Red Kararı Verilenin GSS’si İptal Edilecek’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Düzenleme ile birlikte bakanlığın ödemiş olduğu genel sağlık sigortası primlerinin kişilerin ödeme gücüne göre istenebileceğinin dile getiren Kılıç şunları söyledi: “Bu ödeme gücünün kriteri ne olacak. İç İşleri Bakanlığı kişinin cebinde ne olduğunu nereden bilecek. Son derece uçuk bir uygulama geliyor. Yine bu kapsamda 87. maddedeki   değişiklik  uluslararası koruma başvurusu reddedilenler için hemen genel sağlık sigortasından çıkarılması söz konusu. Halbuki bu red kararından sonra başlayan bir yargısal denetim süreci var. Biz bu kararlara karşı dava açıyoruz ve bu tek dereceli bir dava da değil yani İstinaf ve Danıştay aşaması da var. Uzun sürecek bir yargılama süreci Ama bu düzenleme ile o yargılama sürecinde de kişiler genel sağlık sigortası korumasının dışına çıkarılacaklar Bu da son derece tehditkar bir düzenleme”. </span></p>
<p><b>‘Mülteciler Üzerinden Kaynak Oluşturulmak İsteniyor’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İdari gözetime ek alternatif düzenlemeler getirilmesine de değinen Kılıç, “Kamu yararını hizmetlerde gönüllülük esası ile görev alma nasıl uygulanacak, bilemiyorum. Eğer iyi niyetli düşünürsek ve sığınmacılara barınma ve günlük iaşe sağlanabilir ama ucuz sömürü ile istihdam edilmek isteniyorsa bu kaygı verici. Yasa değişikliği ile birlikte getirilmek istenen teminat ile bütçeye bir kaynak oluşturma gibi bir niyetleri varmış gibi gözüküyor. Teminat kişi ülkeyi terk etmezse ödenecek. Yine ikamet başvurularının şirketler üzerinden yapılmasının önü açılıyor ve kişilerin ödeyeceği hizmetin yüzde 20’si hazineye aktarılacak” dedi.</span></p>
<p><b>‘Cep Telefonu İncelemesi AYM’den Döner’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hali hazırda mültecilerin telefonlarının mahkeme ya da savcılık kararı olmadan incelendiğini belirten Kılıç “Buna yasal bir dayanak oluşturulmak isteniyor. Kişinin cep telefonu incelendiğinde ona ait kişisel bilgiler de elde edilecek. Hakim ve savcının yetkisinde olan bir karar idareye veriliyor. Bu maddenin Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini düşünüyorum” diye konuştu. </span></p>
<p><b>‘Valiliklere Yetki  Verilmesi Kaygı Verici’</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kılıç uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesinde valiliklere yetki verilmesine de değinirken “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nde bu süreci gerektiği şekilde götürecek bir kapasite yokken bile taşradaki  il müdürlüklerine bu karar yetkisini dağıtmanın daha da kaygı verici olduğunu düşünüyorum. Elbette bir ülkeye yapılan iltica başvuru ülke otoriteleri tarafından değerlendirmesi gerekiyor ama bunun yeterli liyakat, yeterli uzmanlık ve menşei ülke bilgisi ile donanımlı bir şekilde yapılması lazım. Benim uygulamada gördüğüm bu şekilde yapılmadığıdır” dedi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/25/geri-gondermeyi-kolaylastirmak-icin-yukkta-degisiklik-yapiliyor/">Geri Göndermeyi Kolaylaştırmak İçin YUKK’ta Değişiklik Yapılıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
