<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Esmanur Şamiloğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/esmanur-samiloglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/esmanur-samiloglu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 14:06:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Esmanur Şamiloğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/esmanur-samiloglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çalışan kadın da öldürülüyor, eğitimli kadın da</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/08/calisan-kadin-da-olduruluyor-egitimli-kadin-da/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/08/calisan-kadin-da-olduruluyor-egitimli-kadin-da/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2016 09:35:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=3812</guid>

					<description><![CDATA[<p>8 Mart Kadın Dosyası kapsamında 2015 yılında Türkiye’de kadınların yaşadığı en önemli sorunları, yaşanan sıkıntıların sorumlularını ve ortaya çıkan olumlu gelişmeleri kadın kuruluşlarına sorduk. Kadınların çalışma yaşamına katılımının çok düşük oranlarda olduğu gerçeğine rağmen bu meselenin kadın kuruluşlarınca neden yeterince ele alınmadığını irdelemeye çalıştık ve tabii ki atılması gereken somut adımları konuştuk. Kadın kuruluşları açısından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/08/calisan-kadin-da-olduruluyor-egitimli-kadin-da/">Çalışan kadın da öldürülüyor, eğitimli kadın da</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>8 Mart Kadın Dosyası kapsamında 2015 yılında Türkiye’de kadınların yaşadığı en önemli sorunları, yaşanan sıkıntıların sorumlularını ve ortaya çıkan olumlu gelişmeleri kadın kuruluşlarına sorduk. Kadınların çalışma yaşamına katılımının çok düşük oranlarda olduğu gerçeğine rağmen bu meselenin kadın kuruluşlarınca neden yeterince ele alınmadığını irdelemeye çalıştık ve tabii ki atılması gereken somut adımları konuştuk. </strong></h3>
<p>Kadın kuruluşları açısından 2015&#8217;in en önemli olayı Özgecan Aslan cinayeti ve en önemli sorunu da buna bağlı olarak kadın cinayetleri olarak görülüyor. Yaşanan acının tüm kadınlar için ortak bir hafıza haline geldiğini söyleyen <em>Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi</em>’nden (KŞKMİ) Bahar Kılınç, cinayet sonrasında dahi medyada ve toplumda taciz ve tecavüz kültürünü besleyen öğelere sıkça rastladıklarını belirtiyor. Özgecan davası sanıklarının aldığı cezanın emsal oluşturması açısından olumlu bir gelişme olduğunu söyleyeyen Kılınç, kadın katillerinin mahkemelerde “iyi hal” indirimi almaya devam ettiğini vurguluyor. <em>Kadın Haklarını Koruma Derneği</em> Onursal Başkanı Av. Gönül İşler bu durumun olumsuz sonuçlarına dikkat çekerek hakimlerin kararlarında ceza indirimi ve iyi hal uygulamaları yapmalarının caydırıcılığı ortadan kaldırdığını aktarıyor. <em>Başkent Kadın Platformu</em> Başkanı Fatma Alan da “kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet” çerçevesinde kadını koruyucu kanun hükümlerini tam anlamıyla yerine getirmeyen güvenlik güçleri ve mahkemelere yansımış davalarda özellikle “indirim”i gündemine alan eril adli yetkileri eleştirdiklerini belirtiyor. <em>Türk Kadınlar Birliği</em> Beyoğlu Şube Başkanı Günseli Sütekin ise medeni kanundaki bazı düzenlemeler hariç kadına karşı şiddet ve diğer kadın problemleri açısından gerekli hukuki düzenlemelerin henüz yapılmadığını söylüyor. Bahar Kılınç, <em>Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu</em>’nun “iyi hal” indiriminin önüne geçmek için “Özgecan Yasası” hazırladığını ve Temmuz ayında Meclis Başkanlığına sunduğunu hatırlatıyor.</p>
<h4><strong>Kadınların yaşadığı sorunlar şiddet ile sınırlı değil</strong></h4>
<p><em>Kadın Çalışmaları Derneği</em>’nden Ülker Şener, geçtiğimiz yılda yaşanan diğer problemlere örnek olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarını ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde güvenlik görevlilerinin öldürdükleri kadınların çıplak bedenlerini teşhir etmelerini gösteriyor. <em>Yeni Dünya İş Kadınları Derneği</em>’nden Münire Erdal da devlet yetkililerinin kadınlarla ilgili kullandığı dilden rahatsızlık duyduklarını belirtiyor. Gönül İşler’e göre hem yerel yöneticiler hem de hükümet yetkilileri kadına şiddet sorununun önemini hala algılayamamış durumda. 2015 yılında görevde bulunan Kadın ve Aile Bakanlarının (Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu) desteklerini neredeyse hiç hissetmediklerini aktaran Bahar Kılınç &#8220;kadın değil insanlık sorunu&#8221; yaklaşımının kadınların mücadelesinin desteklenmediğini gösteren önemli bir işaret olduğunu belirtiyor. Ülkü Şener ise, kadın örgütlerinin umutsuzluğa kapılmadan çalışmaya devam etmesini, <em>Barış İçin Kadın Girişimi</em>’nin yaptığı etkinlikleri, kadına yönelik şiddet ile ilgili yapılan konferansları ve çalışmaları herşeye rağmen umut verici gelişmeler olarak değerlendiriyor.</p>
<h4><strong>Kadına yönelik şiddet ile mücadele istihdamdan öncelikli</strong></h4>
<p>Türkiye’de kadınların çalışma yaşamına katılımının çok düşük oranlarda olduğunu görüyoruz. Buna rağmen bu sorun kadın hareketi ve kuruluşlarınca yeterince ele alınmıyor. Bunun sebeplerini sorduğumuzda ise benzer cevaplarla karşılaşıyoruz. Örneğin Ülker Şener, kadına yönelik şiddetin çok yaygın ve sonuçları itibarıyla çok yakıcı olduğu için daha fazla gündeme geldiğini ve kadın örgütlerinin kadının yaşam hakkını tehdit eden şiddetle mücadeleyi bu nedenle öncelikli gördüğünü belirtiyor. Çalışma hayatındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin tali bir sorun olmadığını belirten Fatma Alan, kadın hareketinin çalışma alanında haklar konusunu öncelediği için kadının istihdamı konusunu yeterince gündemine almadığını söylüyor. Münire Erdal da can güvenliği, namus güvenliği gibi daha önemli sorunlar gündemde olduğu için çalışma hayatına katılımın ikincil düzey bir ihtiyaç olarak görüldüğünü belirtiyor. Diğer taraftan Gönül İşler, kadınların çalışma yaşamına katılımının düşük oranda olduğu tespitine katılmıyor: “Türkiye&#8217;deki kadınların çalışma yaşamına katılımı çok düşük oranda değildir. Bilhakis kırsal kesimde kadınlarımız çok çok çalışmakta, şehirlerde de kadınlarımız çalışma hayatına daha fazla atılmaktadır. Banka kredilerinin verilmesi, KOSGEB, KOBİ gibi yardımlar bu artışta rol oynamaktadır ve bu hususlar STK&#8217;ların gündemindedir.”</p>
<h4><strong>Makro ölçekte politikalar gerekiyor</strong></h4>
<p>Her ne kadar çalışmalar yeterli düzeyde olmasa da karar mekanizmalarına katılım ve istihdam ile ilgilenen kadın örgütlerinin mevcut olduğunu belirten Ülker Şener, kadının güçlenmesine bir bütün olarak baktıklarını vurguluyor:</p>
<p>Kadın istihdamının artması, işgücü arzı (çalışabilecek kadınlar) ve işgücü talebine (piyasa-işverenler) yönelik daha makro ölçekte politikaları gerektiriyor. Yapılan çalışmaların sonuç vermesi ancak uzun vadede mümkün olabiliyor. Kadın örgütleri kadınlara yönelik istihdamı artırıcı çalışmalar/projeler yapsa da bunlar sınırlı sayıda kadına ulaşıyor ve sınırlı sayıda kadını etkileyebiliyor. Kamu politikalarını etkilemek ise şimdilik güç. Çalışma yaşamındaki eşitsizlikler tali değil birincil. Biz kadının güçlenmesine bir bütün olarak bakıyoruz. Çalışma ise güçlenmenin, kendi kaderi-geleceği hakkında söz sahibi olmanın temel koşullarından biri. Ancak tek başına çalışmanın, gelir elde etmenin kadının özgürlüğü için yeterli olmadığını da göz önünde tutmak gerekiyor.</p>
<h4><strong>Kadın hak ettiği toplumsal konuma sahip olmak için çalışmak zorunda değil</strong></h4>
<p>Bahar Kılınç ise kadınların çalışma hayatına katılımı meselesini farklı bir açıdan yorumluyor:</p>
<p>Kadınların istihdamı meselesi kendi içerisinde çok kapsamlı bir tartışma. Bugün kadınların sistematik biçimde katledildiklerine şahit oluyoruz. Kadınların ekonomik seviyelerinin veya istihdam durumlarının hayatta kalmak adına pek bir önem taşımadığını fark edebiliyoruz. Çalışan kadın da öldürülüyor, hakkı sömürülüyor, tacize uğruyor; hakeza eğitimli kadın da öyle. Elbette kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanması bağımsızlıkları yolunda bir adımdır fakat meseleyi buna dayandırmak sanki bu ayrımcılığın ve şiddetin sebebi kadınların ekonomik bir fayda getirememesinden kaynaklanıyormuş ve bu yine kadınların kabahatiymiş gibi duruyor. Biz hem kadının hak ettiği toplumsal konuma sahip olmak için çalışmak zorunda olmadığını; hem de çalıştığı takdirde bir erkekle eşit fırsatlara sahip olması gerektiğini savunuyoruz. Yani hayır, çalışma yaşamındaki toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri tali bir sorun değildir. Fakat kadınların çalışma yaşamına katılmasının düşük olması tali bir sorundur. Çözülmeye çalışılan sorunlardan sadece biridir.</p>
<h4><strong>Çalışma yaşamındaki engeller ve çözüm önerileri</strong></h4>
<p>Kadınların çalışma yaşamında varlığının ve etkinliğinin artışı önünde birçok engel mevcut. Ülker Şener’e göre bunların başında kültürel ve ideolojik normların kadınları çalışma yaşamının dışında tutması geliyor. Şener, “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması” yasa tasarısı gibi son dönemlerde çıkarılan ve hazırlığı yapılan yasaların bu normları desteklediğinin altını çiziyor. Bahar Kılınç ise kadın çalışanlara daha düşük ücret verilmesi, mobbing, taciz gibi engellerin kadınların çalışma hayatındaki etkinliklerinin artışını küçümsenemeyecek derecede engellediğini belirtiyor. Somut çözüm önerilerini sorduğumuzda, Fatma Alan “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının daha çok bilinir ve kabul edilir olmasının çalışma hayatında da kadının varlığını ve etkinliğini arttıracağını söylüyor. Özellikle pozitif ayrımcılığın etkin şekilde kanunlarda yer alması gerektiğini de ekliyor. Günseli Sütekin’e göre atılması gereken somut adımların en başında çalışan anneler için çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve bu anneler için uygun ücretli ve kaliteli hizmet verebilen kreşler açılması geliyor. Ülker Şener ise kadının istihdamını kolaylaştıracak en önemli adımın ücretsiz çocuk bakım hizmetlerinin verilmesi olduğunu belirtiyor. Gönül İşler de çalışma yerlerinde kreş açılmasının gerekliliğini vurguladıktan sonra belediyelerin el becerileri kurslarını yaygınlaştırması gerektiğini söylüyor. Ayrıca kız çocuklarının okutulmamasını ciddi bir engel olarak gören İşler, teknik okulların ve yatılı kız yurtlarının çoğaltılmasını öneriyor.</p>
<p>Bahar Kılınç’a göre, erkek toplum herşeyden önce kadının hak ettiği vasfı kabullenmeli. Çünkü  örneğin toplum açısından mühendis bir kadının varlığına alışmak hala bir sorun olarak görülüyor. Kılınç, kadının rolleri konusunda kesin ve değişmez fikirlere sahip bu yapıyı direkt hedef almadıkça pozitif ayrımcılık dahil alınacak önlemlerin etkili olamayabileceğini vurguluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/08/calisan-kadin-da-olduruluyor-egitimli-kadin-da/">Çalışan kadın da öldürülüyor, eğitimli kadın da</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/08/calisan-kadin-da-olduruluyor-egitimli-kadin-da/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rakamlarla 28 Şubat</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/rakamlarla-28-subat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2016 09:56:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Bir Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler ve Öğretim Görevlileri]]></category>
		<category><![CDATA[TSK Çalışanları]]></category>
		<category><![CDATA[Vakıflar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=3191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim-Bir-Sen tarafından Şubat 2014’te hazırlanan “Rakamlarla 28 Şubat Raporu” 28 Şubat döneminde fişlenen, soruşturma geçiren, işten atılan, yargılanan, cezaevine konulan kamu personelinin ve kapatılan vakıfların rakamsal dökümünü yapıyor. Bu verilere baktığımızda 28 Şubat’ın Türkiye’nin insan hakları ve sivil toplum tarihinde ciddi bir kırılma noktası olduğunu görüyoruz. Binlerce kişinin eğitim ve çalışma haklarının ihlal edilmesi bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/rakamlarla-28-subat/">Rakamlarla 28 Şubat</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Eğitim-Bir-Sen tarafından Şubat 2014’te hazırlanan “Rakamlarla 28 Şubat Raporu” 28 Şubat döneminde fişlenen, soruşturma geçiren, işten atılan, yargılanan, cezaevine konulan kamu personelinin ve kapatılan vakıfların rakamsal dökümünü yapıyor.</h3>
<p>Bu verilere baktığımızda 28 Şubat’ın Türkiye’nin insan hakları ve sivil toplum tarihinde ciddi bir kırılma noktası olduğunu görüyoruz. Binlerce kişinin eğitim ve çalışma haklarının ihlal edilmesi bir yana, fikir ve inanç özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü gibi en temel özgürlükler de bizzat devlet tarafından çiğnenmişti.</p>
<p>Fişlenen, istifa etmek durumunda kalan, görevine son verilen 28 Şubat mağdurlarının rakamları -ulaşılabildiği kadarıyla- şu şekilde:</p>
<h4><strong>Öğretmenler ve Öğretim Görevlileri</strong></h4>
<ul>
<li>1997-2001 yılları arasında <span style="color: #d66324;"><strong>istifa eden öğretmen sayısı</strong></span> (yaklaşık): <span style="color: #d66324;"><strong>11.000</strong></span></li>
<li>1997-2001 tarihleri arasında <span style="color: #d66324;"><strong>görevine son verilen öğretmen sayısı</strong></span>: <strong><span style="color: #d66324;">3.527</span></strong></li>
<li>1997-2001 tarihleri arasında kılık-kıyafet / fişlemeler nedeniyle <strong><span style="color: #d66324;">disiplin cezası alan öğretmen sayısı</span> </strong>(memurluktan çıkarma hariç): <strong><span style="color: #d66324;">11.890</span></strong></li>
<li>1997-2001 tarihleri arasında kılık-kıyafet / fişlemeler nedeniyle <strong><span style="color: #d66324;">disiplin soruşturmasına uğrayan öğretmen sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">33.271</span></strong></li>
<li>MİT tarafından <strong><span style="color: #d66324;">irticacı olarak fişlenen öğretmen sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">949</span></strong></li>
<li>28 Şubat sürecinde <strong><span style="color: #d66324;">fişlenen Milli Eğitim Bakanlığı personeli sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">4.625</span></strong></li>
<li>MİT tarafından <strong><span style="color: #d66324;">irticacı olarak fişlenen öğretim görevlisi sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">418</span></strong></li>
<li>Kılık – kıyafet yasağı nedeniyle kamu görevinden çıkarılan <strong><span style="color: #d66324;">yükseköğretim kurumları personeli sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">139</span></strong></li>
</ul>
<h4><strong>TSK Çalışanları, Kaymakamlar, Emniyet Mensupları</strong></h4>
<ul>
<li>1990-2011 yılları arasında “irtica” suçlamasıyla YAŞ kararlarıyla TSK’dan <strong><span style="color: #d66324;">atılan personel sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">1.635</span></strong></li>
<li>İrtica gerekçesiyle <strong><span style="color: #d66324;">hakkında rapor tanzim edilen vali / kaymakam sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">210</span></strong></li>
<li>Kaymakamlıktan <strong><span style="color: #d66324;">el çektirilen kaymakam sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">71</span></strong></li>
<li>Hakkında <strong><span style="color: #d66324;">inceleme başlatılan emniyet mensubu sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">331</span></strong></li>
<li>İdari cezaya uğrayan <strong><span style="color: #d66324;">emniyet mensubu sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">53</span></strong></li>
</ul>
<h4><strong>Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Çalışanlar</strong></h4>
<ul>
<li>İrtica gerekçesiyle <strong><span style="color: #d66324;">disiplin cezası verilen Diyanet personeli sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">396</span></strong></li>
<li>İrtica gerekçesiyle <strong><span style="color: #d66324;">meslekten atılan Diyanet personeli sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">128</span></strong></li>
</ul>
<h4><strong>Vakıflar</strong></h4>
<ul>
<li>İrticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle kapatılan vakıfların <strong><span style="color: #d66324;">el konulan taşınmazlarının sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">187</span></strong></li>
<li>İrticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle <strong><span style="color: #d66324;">kapatılan vakıf sayısı</span></strong>: <strong><span style="color: #d66324;">21</span></strong></li>
</ul>
<p>Rakamlarla 28 Şubat Raporu’na ulaşmak için <a href="http://www.egitimbirsen.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/28_subat_rapor_web.pdf">tıklayınız</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/rakamlarla-28-subat/">Rakamlarla 28 Şubat</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>28 Şubat&#8217;ta kapatılan STK&#8217;lar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/28-subatta-kapatilan-stklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2016 09:55:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=3195</guid>

					<description><![CDATA[<p>28 Şubat darbesi kendine has metodolojisiyle  Türkiye tarihindeki diğer darbelerden ayrılıyor. Askerin yönetime direkt el koymadığını, bunun yerine oluşturduğu medya, sermaye ve sivil toplum desteğiyle hareket ettiğini görüyoruz. Örneğin, dönemin TOBB, TESK, TÜRK-İŞ, DİSK ve TİSK başkanlarından oluşan ve “sivil inisiyatif”, “beşli çete” gibi isimlerle anılan birliktelik, 28 Şubat MGK kararlarına tam destek verdiğini ifade [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/28-subatta-kapatilan-stklar/">28 Şubat&#8217;ta kapatılan STK&#8217;lar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>28 Şubat darbesi kendine has metodolojisiyle  Türkiye tarihindeki diğer darbelerden ayrılıyor. Askerin yönetime direkt el koymadığını, bunun yerine oluşturduğu medya, sermaye ve sivil toplum desteğiyle hareket ettiğini görüyoruz. Örneğin, dönemin TOBB, TESK, TÜRK-İŞ, DİSK ve TİSK başkanlarından oluşan ve “sivil inisiyatif”, “beşli çete” gibi isimlerle anılan birliktelik, 28 Şubat MGK kararlarına tam destek verdiğini ifade etmiş ve bu sebeple hafızalarda darbenin sivil ayağı olarak yer etmişti.</h3>
<p>28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran bir diğer özelliği de mağdurların kimliğinin çok belirgin ve tekil olmasıydı: 28 Şubat darbecilerinin hedefinde açık ve net bir şekilde Müslümanlar vardı. 28 Şubat kararları sonrasında irticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle –neredeyse- tamamı İslami kesime ait olan 21 vakfın kapatılması darbenin hedefinde bulunanların kimler olduğuna kanıt niteliğinde. Fakat Eğitim-Bir-Sen’in 2014 yılında yayınladığı “Rakamlarla 28 Şubat Raporu”nda da değinildiği üzere “28 Şubat süreci sadece irticayla ilişkilendirilen İslami kesimlerle dindar kitleler için değil, toplumun tüm kesimleri için bir demokrasi kaybı, baskı ve insan hakları ihlalleri üretti.” Yani aslında darbe sadece Müslümanlara yapılmamış oldu. Bugünden 28 Şubat’a baktığımızda darbeyi destekleyen STK’lar ve darbeye sessiz kalan STK’lardan oluşan toplamın darbe mağduru STK’lara yapılan hak ihlallerini ya desteklediğini ya da görmezden geldiğini görüyoruz.</p>
<p>28 Şubat’ta “irticai” faaliyet gerekçesiyle kapatılan vakıflar arasında Milli Gençlik Vakfı, Zehra Vakfı, Sosyal Hizmet Vakfı, Sahabe Eğitim ve Kültür Vakfı, Polatlı Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı, İslami Dayanışma Vakfı, Gebze Hizmet Vakfı, Davet Eğitim, Kültür ve Kardeşlik Vakfı, Hak-Yol Vakfı, Akabe Vakfı, Vahdet Dostluk ve Eğitim Vakfı gibi İslami vakıfların yanı sıra bir Alevi vakfı olan Zöhre Ana Ali Vakfı da bulunuyordu.</p>
<p>Dünya Spastik ve Ortopedik Özürlüler Vakfı da yine aynı şekilde  Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 101&#8217;inci maddesine aykırılık sebebiyle 28 Şubat döneminde kapatılan vakıflar arasında. Bugün de Türk Medeni Kanunu’nda yer almaya devam eden vakıflarla ilgili 101’inci madde şu şekilde: “Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine,  hukuka,  ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”</p>
<p>2013 yılında yapılan yasal düzenlemeyle, yukarıda ismini saydığımız vakıflara vakıflarını açma ve vakıf mallarının iadesi hakları geri verildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/03/01/28-subatta-kapatilan-stklar/">28 Şubat&#8217;ta kapatılan STK&#8217;lar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>28 Şubat Platformu: Darbeciler  yargılanırken mağdurlar neden içeride?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/29/28-subat-platformu-darbeciler-yargilanirken-magdurlar-neden-iceride/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Feb 2016 15:30:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Beyazıt Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Beyhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=3149</guid>

					<description><![CDATA[<p>28 Şubat’ın yıldönümünde birçok STK’nın bir araya gelerek oluşturduğu 28 Şubat Platformu, İstanbul Beyazıt Meydanı’nda bir açıklama yaptı. Açıklamada 28 Şubat darbesinin tasarlanması ve uygulanmasında katkısı olan tüm unsurların yargılanması için çağrıda bulunuldu. 28 Şubat darbesinin 19. yılında darbeyi takip eden süreçte yapılan başörtüsü eylemlerinin simgesi olarak hatırlanan Beyazıt Meydanı’nda 28 Şubat Platformu tarafından “28 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/29/28-subat-platformu-darbeciler-yargilanirken-magdurlar-neden-iceride/">28 Şubat Platformu: Darbeciler  yargılanırken mağdurlar neden içeride?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>28 Şubat’ın yıldönümünde birçok STK’nın bir araya gelerek oluşturduğu 28 Şubat Platformu, İstanbul Beyazıt Meydanı’nda bir açıklama yaptı. Açıklamada 28 Şubat darbesinin tasarlanması ve uygulanmasında katkısı olan tüm unsurların yargılanması için çağrıda bulunuldu.</h3>
<p>28 Şubat darbesinin 19. yılında darbeyi takip eden süreçte yapılan başörtüsü eylemlerinin simgesi olarak hatırlanan Beyazıt Meydanı’nda 28 Şubat Platformu tarafından “28 Şubat dönemini tarih önünde telin ediyoruz” başlıklı bir basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada “Ülkemizdeki darbeler zincirinin son bulması için 28 Şubat Darbesi’nin tasarlanması ve uygulanmasında katkısı olan tüm unsurlar yargılanmalıdır. Bu dönemden kalan tüm düzenlemeler temizlenmelidir” cümlelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Katılımcıların taşıdıkları pankartlarla “Darbeciler Yargılanırken Mağdurlar Neden İçeride?” diye soruldu; </strong><strong>“İşbirlikçiler yargılansın Mağdurların Hakları Geri Verilsin”</strong><br />
<img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-3155 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/foto1.jpg" alt="foto1" width="1300" height="867" /></p>
<p><strong>“28 Şubat’ın Tüm Aktörleri Yargılansın” çağrılarında bulunuldu.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3156 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/foto2.jpg" alt="foto2" width="1300" height="867" /></p>
<p><strong>Eylem alanında 28 Şubat döneminin gazete manşetlerine ve dönemin fotoğraflarına yer veren bir sergi de yer aldı.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3157 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/foto3.jpg" alt="foto3" width="1205" height="398" /></p>
<h4><span style="color: #000000;">DARBEYİ YAPAN SADECE ASKERLER DEĞİL</span></h4>
<p>Platform bileşenlerinden Mazlumder İstanbul Şubesi’nin başkanı Ramazan Beyhan da açıklamaya katıldı. Kendisine 28 Şubat’ın sivil toplum karnesini sorduk.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3164 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/ramazan-beyhan.jpg" alt="ramazan-beyhan" width="1276" height="714" /><br />
“28 Şubat bir darbedir ve darbe her şeyden önce insanlık onuruna karşı işlenmiş bir suçtur. Çünkü bu meşru bir idareyi tahkir etmek ve görevden uzaklaştırmaktır. Milleti hafife almaktır” diyen Beyhan şöyle devam etti: “Ülkemizde darbe söz konusu olduğunda ilk akla gelenler askerler oluyor ama darbe süreçlerine baktığımızda askerlerin yanında başka bileşenler olduğunu görüyoruz. Bunun içerisinde sendikalar, iş adamları, bürokrasi ve sivil toplum kuruluşları var. Örneğin 28 Şubat döneminde Fethullah Gülen adeta askerin sözcülüğünü yapıp ‘beceremiyorsanız bırakın’ şeklinde bir ifade kullanıyor. Halbuki belki de gelmiş geçmiş en başarılı hükümetlerden bir tanesi dönemin hükümeti. Neyi becerememişler diye sormak gerekiyor. O dönem milletin hissiyatını paylaşan gerçek sivil toplum kuruluşları tepki gösterdiler ama sivil toplum görünümlü olup başka amaçlara hizmet edenler ya darbeye sessiz kaldılar ya da açıktan destek verdiler.”</p>
<p>Basın açıklamasının ardından Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları üyeleri de İstanbul Üniversitesi önünde “Bir Daha Yaşamamak İçin El Ele” sloganıyla 28 Şubat yasakları döneminde yapılan “Başörtüsüne Özgürlük için El Ele” eylemlerini hatırlatan bir el ele tutuşma eylemi gerçekleştirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3160 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/foto4.jpg" alt="foto4" width="1300" height="867" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3161 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2016/02/foto5.jpg" alt="foto5" width="1300" height="867" /></p>
<h6><strong>Fotoğraflar</strong> Gizem Kendik</h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/02/29/28-subat-platformu-darbeciler-yargilanirken-magdurlar-neden-iceride/">28 Şubat Platformu: Darbeciler  yargılanırken mağdurlar neden içeride?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engel olma destek ol</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/engel-olma-destek-ol/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2015 20:52:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Engelli Hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2177</guid>

					<description><![CDATA[<p>Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Tuğba Erbilen. 30 yaşında,  serebral palsi, yani halk dilinde spastik denilen engeli var. Üyelerinin çoğunun engelli olduğu derneğin ‘para toplayalım da zavallı engellilere yardım edelim’ mantığına çok karşı olduğunu söylüyor. Yolların yapılması, eğitim ve iş haklarının sağlanmasının bir lütuf değil hak olduğunu belirtiyor. Erbilen’le kendi deneyimleri, toplumsal bakış açısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/engel-olma-destek-ol/">Engel olma destek ol</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Tuğba Erbilen. 30 yaşında,  serebral palsi, yani halk dilinde spastik denilen engeli var. Üyelerinin çoğunun engelli olduğu derneğin ‘para toplayalım da zavallı engellilere yardım edelim’ mantığına çok karşı olduğunu söylüyor. Yolların yapılması, eğitim ve iş haklarının sağlanmasının bir lütuf değil hak olduğunu belirtiyor. Erbilen’le kendi deneyimleri, toplumsal bakış açısı ve engelli hakları mücadelesi üzerine konuştuk.</h3>
<p>Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Tuğba Erbilen. 30 yaşında. Doğum travması sonucu engelli; 40 gün erken doğduğu için uzun bir süre hiç nefes almamış, bunun sonucunda da serebral palsi, yani halk dilinde spastik denilen engel türüyle yaşamak durumunda kalmış. “Spastik genelde halk tarafından zihinsel engelli zannedilir ama değil. Spastiklerin bir çoğu konuşamaz. Konuşabilenlerin de telaffuz-artikülasyon denilen bozuklukları vardır. Bende de biraz var. Konuşmaları bozuk olduğu için spastikleri zihinsel engelli zannederler. Halbuki ilgisi yoktur” diyor. Psikoloji okuyan, İnsan Kaynakları alanında yüksek lisans yapan Erbilen, “Zihinsel bir engelimin olmadığı buradan aşikardır herhalde” diye ekliyor. Serebral palsinin nefessiz kalma durumundan dolayı ortaya çıktığını, yani normal doğup, 2 yaşında bir trafik kazası geçirip bir saat oksijensiz kalma durumunda da olunabileceğini söylüyor. Ya da bebekken erik yutup nefessiz kalınca…</p>
<p>Şöyle devam ediyor: “Spastiklerin durumu beyinlerinde ölen hücrelerin yaptıkları görevlere göre çeşitlilik gösterir. Benim o nefessiz kaldığım anda etkilenen hücrelerim konuşma ve yürüme merkezimi yöneten hücrelermiş. O yüzden benim konuşmam ve yürümem bozuk. Ama ellerinde sorunları olan arkadaşlarım var mesela, onların yürüyüşlerinde hiç sorunları yok. Ya da hiç konuşamayan var ama elleri normal. Ya da hiç yürümeyen var ama elleri ve konuşması normal. Yani zarar gelen hücrelere ve oranına göre bu hastalığın tipi farklılık gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ailelerin bilgilendirilmesi çok önemli o zaman..</strong></p>
<p>Tabii. Engelli çocukların hiç vakit kaybetmeden eğitime ve fizik-tedavi rehabilitasyona başlamaları gerekiyor. Doğru doktor ve doğru tedavi çok önemli.</p>
<p><strong>Sizin aileniz nasıldı?</strong></p>
<p>Ben o anlamda biraz şanslı bir ailede doğmuşum çok şükür ki. Annem de bu konuda bilgiliymiş. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nı buluyor ben daha 2 yaşındayken. Benden büyük bir kuzenim var o da engelli, belki o sebeple ailede de aşinalık vardır.</p>
<p>Aile ve akraba çok önemli. Türk toplumunda maalesef en büyük sorunlarımızdan biri, annelerin büyük ayrımcılığa maruz kalması. “Bir çocuk bile doğuramadın”, “doğurduğun çocuk engelli çıktı” gibi sanki tüm suç kadınınmış gibi sürekli ayrımcılığa uğruyorlar, eşleri tarafından terk ediliyorlar. O bizim sosyal medyada kahramanlık taslayan sevgili erkeklerimizin engelli çocuğu olanlarının yüzde yetmişi evlerini terk ediyor.</p>
<p>Benim etrafımda bir sürü otizmli çocuk annesi var. Kayınvalidesi ya da eşi tarafından ayrımcılığa uğrayan, aşağılanan, terk edilen, yalnız bırakılan, çocuğuyla baş başa bırakılan bir sürü anne var. Bu anlamda biz dernek olarak babaları biraz daha işin içine çekmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Bir de anneler ve bakan kişiler için özgür zamanlar yaratılmalı. Çünkü 20 senedir çocuğunun yanından bir dakika ayrılmamış anneler tanıyorum. Bu insanların da psikolojisi çok önemli. Nefes almaya, bir iki saat de olsa kafa dinlemeye ihtiyaçları var. Komik olacak ama yıllardır kuaföre bile gidemeyenler vardır. Bu yüzden anneleri ya da bakan kişileri rahatlatacak zamanlar yaratılmalı.</p>
<p><strong>Engelli bir kadın olmak ne demek? Kadın engelliler ne tür ayrımcılıklara maruz kalıyorlar?</strong></p>
<p>Hem engelli hem kadın olmak daha da zor. Ben ve arkadaşlarım çok trajikomik olaylar yaşıyoruz. Mesela tekerlekli sandalyeli bir arkadaşım gece sokakta bir yere giderken birisi ona “sahibin nerede senin” demiş. Yani sanırsınız ki engelli kadın bir köpek ve sokakta yürümesi için onun bir sahibi olması gerekiyor. Ya da başka bir engelli arkadaşıma iş yerinde şöyle demişler: “Evlendi ve çocuğu oldu, onun neyi var ya? Evlendi çocuk bile yaptı.” Yani engelli kadın bir çocuk bile yapamaz; o bir lütuf, marifet ya da becerilemeyecek bir şey. Ya da şu çok ağırdır: “Engelli kızınızı niye çalıştırıyorsunuz, paraya mı ihtiyacınız var?” İş yerimde çalışan bir arkadaşın annesine komşular böyle demişler kızarak. Yani o kız aslında evde oturmalı, çalışmak da zaten sadece para için yapılan bir şey toplumun bakış açısına göre! Yani özetle engelli kızlar okumamalı, çalışmamalı, evlenmemeli. Hele hele çocuk yapmak ne haddinize? İkinci sınıf vatandaşız yani. Türkiye’deki en büyük azınlık engelliler demişti bir arkadaş. Kürtler ve Ermeniler bizden daha şanslı. En yalnız olan azınlık grubu engelliler. Tabii ki ayrımcılığın her türlüsüne karşıyım o ayrı konu da&#8230; Engelli kadının durumu böyle. Engelli çocuğu olan annenin durumu da çok farklı değil. O anneye “bir çocuğu bile doğuramadın” denmemesi gerektiğini anlatmanın bir yolu bulunmalı bir şekilde.</p>
<p><strong>Yani makbul vatandaş profili olduğu gibi makbul çocuk profili de var toplumda..</strong></p>
<p>Aynen öyle. Öjeni kafası denir felsefede. Bu felsefeye göre, aynı Hitler gibi, en güzel en sağlıklıları bulup onların üremesini sağlayıp diğerlerinin üremesini engellemek gereklidir.</p>
<p>Bizim de toplumun bu yanlış bakışını ortaya koyan çok komik atasözlerimiz vardır. Bir gün bir kafede oturuyormuş bizim arkadaşlardan birisi. Kendisi tekerlekli sandalyede. Arkasındaki kişi telefonla konuşuyor: “Sana çok güzel bir kız buldum. Kör değil, topal değil. Niye istemiyorsun?” Yani kör ya da topal olursa o kişiyle evlenilemez zaten, böyle bir durum söz konusu. Ya da bir diğer atasözü “Her kör satıcının bir kör alıcısı vardır.”</p>
<p><strong>Engelli ne yapamaz sorusunu bırakalım bir kenara, bir engelli neler yapabilir toplumun inanışının aksine? Ve bu hatalı bakış açısı nasıl düzeltilebilir?</strong></p>
<p>Engelli bir şey yapamaz algısı toplumun eğitimsizliğinden kaynaklanıyor. Biz mesela ilkokul, ortaokul ya da üniversitelere seminerlere gidiyoruz. Dernek başkanımız eğitim esnasında ilkokuldaki çocuklara kulağınızı kapayın diyor. Çocuklar refleks olarak elleriyle kulaklarını kapatırken aynı anda göz kapaklarını da kapatıyorlar. Halbuki kulağını kapa dedi, gözünü kapa demedi ki. Anlatabiliyor muyum? Yani toplumun bakış açısı bu. Duymuyorsa, göremiyordur da. Göremiyorsa hiçbir şey de yapamaz bu zaten gibi.</p>
<p>Hepimizin yapamadığı şeyler var. Mesela sen engelli koşu maratoncusu olamazsın, ben de olamam, ama olamayacak çok insan var. Olabilenler özel olanlar. Ama biz toplum olarak çok severiz her şeyi eleştirelim, kendimizi üstün görelim. Çok severiz. Bu bakış açısından başlıyor her şey.</p>
<p>Ya da sokakta engelli görünce çocuğunuz sorar: “Bu niye böyle?” Çocuğunuzu oradan bir şeytan ya da canavar görmüş gibi uzaklaştırmak çözüm değildir, ilerde de çocuğun engelliye karşı önyargılı olmasına sebep olur. Bizim dernek üyelerimizden biri otizmli oğlunu parka götürüyor, park boşalıyor. Niye? Anlatabilirsiniz çocuğunuza. Bu kişinin görme yetisi kaybolmuş, göremiyor, bu şekilde yaşamını devam ettirecek. Öbürü yürüyemiyor, yaşamını öyle devam ettirecek. Mesela bu konuda bize yapılan enteresan bir öneri vardı, onu çok beğendik sizle de paylaşayım. Evde kolu ya da bacağı kopan bebekleri çöpe atmayın denmişti. Kolu kopar, bacağı kopar, gözü çıkar. Onları atmayın ve çocuklarınız o şekilde oynamaya devam etsinler. “Hayat da işte böyledir, hayatta da böyle arkadaşların da olabilir” dediğiniz zaman o çocuk dışarda kolu olmayan birini görünce buna ne oldu diye bas bas bağırmaz. Çünkü siz onu evde öğretmiş olursunuz.</p>
<h4><strong>ENGELLİ RAPORLARINA STANDART GETİRİLMELİ</strong></h4>
<p><strong>Engelli hakları konusunda sıkıntılar neler?</strong></p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti devleti sosyal bir devlettir.” Kime sorsanız bunu söyler. O zaman bunun hakkını verelim. Bu konuda birinci sorun engelli raporu konusu. Çünkü bu konuda bir ölçüm prosedürü var ama uygulanmıyor. Doktora gittiğinizde kafasına göre mesela bana yüzde altmış engelli diyor. Benden durumu daha kötü olan bir arkadaşım Denizli’deki bir hastaneye gidiyor ve ona yüzde kırk veriyorlar. Bizler bu engellilik oranları kapsamında yardım alıyoruz. Ve bu engelli raporları yanlış çıktığı için hak edilenler alınamıyor. Öncelikle bu konunun standardı oturtulmalı. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın eğitim vermesi gerekir. Bu durumda yüzde otuz, bu durumda yüzde kırk vereceksin der ve bu konuda bir standart oturtulur. Yardımlar da buna göre yapılır.</p>
<p>Mesela benim raporumda süreğen yazıyor. Ömür boyu geçmeyecek olan demek. Benimki süreğen doğru ama bir de ortopedik kısmında da çarpı olmalı. Çünkü ben yürüme zorluğu da çekiyorum.</p>
<p>Mesela bir arkadaşıma ilk başta %45 engelli raporu vermişlerdi. Her rapor almaya gittiğinde oran düşüyor; şu an %28. Oran azalıyor ama arkadaşım aynı, değişen bir durum yok.</p>
<p>Dolayısıyla engelli raporları konusunda bir standart oluşturulmalı ve gerekirse herkese yeniden rapor verilmeli.</p>
<p><strong>Peki devletin verdiği para direkt engelli kişiye mi veriliyor, yoksa bakıcı kişiye mi veriliyor?</strong></p>
<p>Genelde yatalak olanlara, yüksek engel oranına sahip olanlara veriliyor. Bakım parası verilirken haneye gelen paraya da bakılıyor.</p>
<p><strong>Eskiden engelli kişinin durumuna bakılıyorken sonradan ailenin gelir durumuna bakılmaya başlanmış ve eğer aile yeterli maddi duruma sahipse devlet engelli vatandaşa bakım parasını vermiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Devlet gözünden bakınca “çok zengin bir aileye devlet yardım yapmalı mı?” sorusu da ortaya çıkıyor. Bizim evde üç kişi çalışıyoruz ve ben bakım parası almıyorum. Benim devletten bakım parası almam abes olmaz mı acaba? Başkalarının daha çok ihtiyacı varken onların hakkını savunmak lazım öncelikle. Tabii keşke devlet daha zengin olsa da 9 milyon engelli vatandaşın hepsine destek verse. Dolayısıyla  devlet de bir öncelik sıralaması yapmalı.</p>
<h4><strong>İNSANLARIN YAŞADIĞI DURUM HAKARET OLMAMALI</strong></h4>
<p><strong>Betimleyici kavramlarla alakalı tartışma var bir de. “Görme engelli mi, kör mü” ya da “duyma engelli mi, sağır mı” denilmeli üzerine bir tartışma var. Mesela sağır duymama durumunu betimleyen bir kavramken, “duyma engelli” demek betimleyici olmadığı için eksik bir ifade biçimi olarak görülüyor. Fakat toplum da sağır, kör demeyi hakaret olarak algılayıp “engelli” üzerinden ifade etmeyi daha kibar buluyor. Bu konuda ne dersiniz?</strong></p>
<p>Toplum aslında bunu yanlış kullanıyor. Mesela benim hastalığım spastiklik fakat toplumda bu kavram hakaret olarak kullanılırsa bu beni rahatsız eder. “Zihinsel özürlü müsün sen kardeşim?” derler mesela. Toplumda zihinsel engelli insanlar var ve sen o insanların yaşadığı bu durumu hakaret olarak kullanıyorsun. Toplum o bilinç seviyesine ulaşsa insanların bana spastik demesinden rahatsız olmam. Fakat toplumda bu bilinç olmadığı için biz toplumu başka bir yere çekmeye çalışıyoruz; “özürlü” değil “engelli” ya da “sağır” değil “duyma engelli” deyin diyoruz fakat ideali bu değil aslında.</p>
<p><strong>Türkiye ile Avrupa ülkelerini kıyaslayan çalışmalar yaptınız mı? Türkiye’de durum nasıl?</strong></p>
<p>Çok daha kötü tabii ki. Mesela Almanya’da özel olarak otizmli çocukların mesleki eğitim alıp istihdam edildikleri bir kasaba var. Türkiye’de de otizmlilerin garsonluk yaptığı bir kafe var ama insanlar oraya lunaparka gider gibi, otizmlileri merakla izlemeye gidiyorlar. Türkiye’de “engelliler için plaj”, “engelliler için sinema” vb. yaklaşımlar var. Bu yanlış, engellileri toplumdan ayrı tutmaya dönük bir yaklaşım. Bütün parklar, bütün okullar engelli çocukların ihtiyaçlarına göre yapılmalıdır. Yoksa öbür türlü engelliler topluma entegre olamıyorlar.</p>
<p>Bu konuda ailelerin tutumu da çok önemli ve onların bilinçli davranması gerekiyor. Mesela benim ailem beni saklamadı, hayatın dışında tutmadı, benden utanmadı. Toplumumuzda engelli çocuklarından utanan aileler var. Kendilerini Allah’tan büyük görüyorlar herhalde. Allah’ın yarattığı bir şeyi aşağıladıklarına göre öyle olmalı.</p>
<p><strong>Eğitim konusunda neler yapılabilir? Siz ne sıkıntılar yaşadınız?</strong></p>
<p>Bazı çocukların özel eğitim alması zorunlu tabii ki ama zihinsel yeterliliği uygun çocuklar için okulların fiziksel özellikleri uygun olmalı. Okulların fiziksel engelleri kaldırılmalı. Öğretmenlerin diğer öğrencileri bilinçlendirmesi ve o çocuğun ayrımcılığa uğramaması konusunda tedbirler alması gerekiyor. “Kaynaştırma öğrencisi” denilen bir kavram var. Mill Eğitim bu raporu vererek çocukların akranlarıyla istedikleri okullarda eğitim görebilmesini sağlamalıdır. İlgili okulun müdürünün ve sınıf öğretmeninin de bu konuda çocuğu ve aileyi desteklemesi gerekiyor. Benim ailem bilinçli olduğu için çok problem yaşamadım ama ilkokulda, ortaokulda hep sınıfta oturup kitap okudum. Arkadaşlarım dışarıda sek sek oynuyorlardı, ben oynayamıyordum. Mesela bu konuda öğretmenler benim de katılabileceğim oyunların oynanmasını sağlayabilirdi. Öğretmenlere ve okul yöneticilerine büyük görev düşüyor. Son zamanlarda bunlar yavaş yavaş yapılıyor fakat daha yol var.</p>
<h4><strong>HAYALİM TEKERLEKLİ SANDALYELİ BİR İŞ ARKADAŞI</strong></h4>
<p><strong>Üniversite’yi nerede okudunuz? Çalışıyor musunuz?</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde okudum. 8 yıldır Borusan Otomotiv’de çalışıyorum. Şu an iş geliştirme asistanlığı yapıyorum. Borusan şirketlerinin fiziksel koşullarının engellilere uygun hale getirilmesi için çalışmalar yapıyorum. Diğer Borusan şirketleri de yavaş yavaş değişiklikler yapıyorlar. Hayalim tekerlekli sandalyeli bir iş arkadaşımın olması.</p>
<p><strong>Normalde engellilerin işe alınması gibi bir zorunluluk var mı özel şirketler için?</strong></p>
<p>Normalde şöyle: kamuda %4, özel sektörde %3 oranında engelli çalıştırmak zorundalar. Eğer çalıştırmazlarsa çalıştırmadığı kişi sayısı kadar aylık ceza ödüyorlar. 750 TL yanlış hatırlamıyorsam. Orada da çok komik durumlarla karşılaşıyoruz. “Ben seni kadrolu göstereyim, SSK’nı da yatırayım ama işe gelme” gibi tehditlerle de karşılaşıyoruz. Ya da ceza ödemeyi engelli biri çalıştırmaya tercih edenler var.</p>
<p><strong>Engellilere yaklaşım veya genel olarak engellilik meselesi bağlamında pratik öneriler geliyor mu aklınıza?</strong></p>
<p>Oyuncak örneği iyi bir örnekti. Mesela sokakta engelli insanları gördüklerinde öcü görmüş gibi refleks vermemeliler. Engellilere dik dik bakıyorlar. Bu yaşıma geldim, hala anlamadım neden baktıklarını. Bu beni çok rahatsız ediyor.</p>
<p>İkinci olarak; teklif etmeden yardım etmeye kalkmaları doğru değil. Mesela Taksim’de karşıdan karşıya geçerken gelip adamın biri koluma giriyor. Ne hakla bunu yapabilir? Eğer yardım etmek istiyorlarsa, bunu şova dönüştürmeden gelip sessizce sormaları ve aldıkları cevaba göre davranmaları gerekiyor.</p>
<p>Üçüncü olarak; engelliler adına tiyatro bileti, gazete, kalem, dergi satan insanlar var ve ciddi bir rant ve istismar alanı var bu açıdan. Özellikle bizim derneğimize benzer adla sürekli tiyatro bileti satan insanlar var fakat ortada tiyatro yok. Yardım etmek için sadece para vermek gerekmiyor. Engelli bir insanla dışarı çıkabilirsiniz, sinemaya gidebilirsiniz. Çünkü engelliler arkadaş bulmakta da zorlanıyorlar. Gönüllü faaliyetlere katılabilirsiniz. İlle de para verecekseniz verdiğiniz yerden emin olun. Mesela seçimlerde “engelli ve yaşlı komşunu sandığa götürür müsün?” diye bir kampanya yaptık. Tabii insanların engelli komşularıyla tanışması, onlarla bir araya gelmeleri, etraflarındaki engelli insanlardan haberdar olmaları gerekiyor. Devlet de yavaş yavaş engelli insanlara daha fazla ulaşmaya başladı ama ulaşamadıkları da var. Son yıllarda hep kendine odaklı bir toplum olduk. Buna dikkat etmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Dernek olarak çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği’miz 2010 yılında İstanbul Kadıköy’de kuruldu. Türkiye genelinde çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşu. Geçen yıl Eylül ayında Beylikdüzü’nde de faaliyetlere başladık. Tüm engel sınıflarının çözümü için çalışmalar yapıyoruz.</p>
<p>Derneğimizde 3 saatlik bir eğitim programımız var “Herkes için engelsiz hayat” adında. Biz bu eğitimi firmalarda, okullarda, üniversitelerde yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Sadece yol ve yemek masraflarımızı karşılamalarını talep ediyoruz. Dernek başkanımız gerçekten bu konuya gönül vermiş birisi. Bu konuda isteyenler bizimle temasa geçebilirler. Nasıl ki bugün ben size bunları anlattım ve bir kişi öğrenmiş oldu. Siz de başkasına anlatacaksınız ve böyle böyle bilinçleneceğiz. Geçen sene 20 farklı üniversiteye, 10 farklı özel şirkete gittik. Çağrıldığımız her yere gidiyoruz.</p>
<p>Dernek olarak, para toplayalım da zavallı engellilere yardım edelim mantığına çok karşıyız. Yolların yapılması, eğitim ve iş haklarının sağlanması bir lütuf değil haktır. Nasıl herkesin eğitim alma ve çalışma hakkı varsa engellilerin de bu hakları var. O kadar adaletsiz bir durum var ki; normalde haftalık okul eğitimi 30 saat iken, engelli çocuklar ayda 8 saat eğitim alıyorlar. Bu konuda kanunların düzeltilmesi için mücadele veriyoruz. Mimari engellerin kaldırılması ile ilgili de suç duyurusunda bulunuyoruz. Bazı engelli dernekleri buna yanaşmıyorlar. Çünkü belediyeden yer alıyorlar, ödenek alıyorlar. Bu yüzden devlete dava açamıyorlar. Hak savunuculuğu bağımsız ve özgür olarak yapılır. Bu yüzden kimseden ödenek almıyoruz biz. Bu anlamda gerçekten örnek bir derneğiz. Üyelerimizden aidat toplamıyoruz. Engellilerin haklarını savunmak için onlardan para toplamanın mantığını anlayamıyorum. Biz hepimiz gönüllü çalışıyoruz. Diğer dernekleri de suç duyurusu yapma konusunda işbirliği yapmaya çağırıyoruz. Bazı dernekler ise engellileri tatile götürüyorlar. Alkışlanmak için programlar düzenliyorlar. Mesela bir üniversitede (Karabük Üniversitesi) engelliler için şov amaçlı bir temsili diploma töreni düzenlediler. Bunun nasıl bir mantığı olabilir? Diyecek bir şey bulamadık hakkaten. Elbette engelliler spor faaliyetlerine, sanat faaliyetlerine vs. katılmalılar fakat bunun bir şov malzemesi yapılmaması gerekiyor. Duygu sömürüsüdür bunu yapmak.</p>
<p>Bir de mimari yapıların düzenlenmesi meselesi var. Dernek başkanımız Adem Kuyumcu “Mimarlık fakültelerini kapatalım, bir işe yaramıyorlar” demişti zamanında. Çünkü binalar engellilere uygun yapılmıyor. Biz bu kapsamda Eskişehir Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümü’nde “Engelsiz Turizm” dersi açtırdık. Türkiye’de engelliler genelde tatile gidemiyor, çünkü oteller uygun değil. Bu konudaki çalışmaları arttırmak için Nisan 2016’da Engelsiz Turizm Kongresi düzenleyeceğiz. EHDD olarak mimari düzenlemeler, eğitim seminerleri ve hak savunuculuğu alanlarında çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bizi internet sitemizden ve Facebook grubumuzdan takip edebilir, gönüllümüz olabilir, etkinlik ve eylemlerimize katılabilirsiniz.</p>
<p>Destek olmak isterseniz; change.org’da EHDD’nin engellerin kaldırılmasına yönelik bir imza kampanyası var. Şu an 6.100 imza toplanmış; hedef 50.000. İmza için <a href="https://www.change.org/p/engel-olma-destek-ol">buraya</a> tıklayabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/engel-olma-destek-ol/">Engel olma destek ol</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatma Şahin: Hakların bir lütuf gibi gösterilmesinden rahatsızız</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/fatma-sahin-haklarin-bir-lutuf-gibi-gosterilmesinden-rahatsiziz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esmanur Şamiloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2015 20:34:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Engelli Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=2171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece rehabilitasyon merkeziyle yetinmeyip Engelliler Meclisi’ni kuran, daha sonra da Engelliler Sarayı’nı açan İstanbul Bağcılar Belediyesi’nin Engelliler Spor Kulübü Başkanı ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Fatma Şahin’le engelli hayat üzerine bir söyleşi yaptık. Şahin, kendi hikayesinden başlayarak Türkiye’de engellilerin yaşadığı zorluklar, toplumun yaklaşımı ve yapılması gerekenler üzerine düşüncelerini paylaştı. Dünya Engelliler Günü’nde engellilere de bir tavsiyesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/fatma-sahin-haklarin-bir-lutuf-gibi-gosterilmesinden-rahatsiziz/">Fatma Şahin: Hakların bir lütuf gibi gösterilmesinden rahatsızız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Sadece rehabilitasyon merkeziyle yetinmeyip Engelliler Meclisi’ni kuran, daha sonra da Engelliler Sarayı’nı açan <strong>İstanbul Bağcılar Belediyesi’nin Engelliler Spor Kulübü Başkanı ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Fatma Şahin’</strong>le engelli hayat üzerine bir söyleşi yaptık. Şahin, kendi hikayesinden başlayarak Türkiye’de engellilerin yaşadığı zorluklar, toplumun yaklaşımı ve yapılması gerekenler üzerine düşüncelerini paylaştı. Dünya Engelliler Günü’nde engellilere de bir tavsiyesi vardı: “Eğer hiçbir şey yapamıyorsanız, insanlara bir şey anlatamıyorsanız, sadece sandalyenize binin ve sokakta gezin. İnsanlar sizin varlığınızdan haberdar olsunlar, sizin bu toplumun bir parçası olduğunuzu, sokakta yaşadığınız zorlukları görsünler, kendilerince bunların çözüm yollarını araştırsınlar. Sadece sokakta gezmek bile toplumsal bir rehabilitasyondur.”</h3>
<p><strong>İlk olarak sizin hikayenizi dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Şimdi benim hikayem şu yönden ilginç. Bende engellilik ilk olarak bir rahatsızlık olarak başladı. Yürürken zorlanmaya, düşmeye, çabuk yorulmaya başladım. Dolayısıyla bir hastalık araştırmasına girdik. Sürekli doktorlara gittik, hocalara gittik, çıkıkçılara gittik, biyoenerji, aklınıza gelebilecek bir sürü yöntem denedik. Bu tabii çok ciddi bir zaman kaybına sebep oldu. Bu süreçte biz zannediyorduk ki bende tedavi edilebilecek bir hastalık var ama iyi bir doktora denk gelemedik. Hatta gereksiz, bana zarar veren çok fazla ameliyat da oldum. Dolayısıyla engellilik aklımıza bile gelmeyen bir şeydi. Hastalık olarak görüyorduk bunu. Sonrasında hiç istemeyerek gittiğim bir fizik tedavi doktoru beni Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne nörolojiye sevk etti. Oraya genelde kısmi felç geçiren hastalar geliyor, bir süre sonra iyileşip gidiyorlardı. Ben dedim tamam ben de iyileşebileceğim artık. Yine o süreçte yürüyebiliyordum. 15 gün kaldım hastanede. Tetkiklerin hepsi yapıldıktan sonra kas hastası olduğumu ve bundan sonra hiçbir doktora gitmemem gerektiğini, bu hastalığın böyle olduğunu, beni giderek sandalyeye, yatağa bağlayacağını; ilerde solunum problemi de çekebileceğimi söylediler. İşte ben ve ailem o zaman engellilikle tanıştık.</p>
<p><strong>Kaç yaşındaydınız?</strong></p>
<p>21 yaşındaydım. Tabii iyileşmeyi umut ederken birden hiç iyileşemeyeceğimi, hatta daha kötüye gideceğimi, yani engelli olacağımı öğrendiğimde bunu çok zor atlattım. Uzun yıllar “engelli bir işe yaramaz”, “evde oturması gerekir” diye düşündüm. Çevremde de model alabileceğim bir engelli yoktu tabii. Bu aslında genetik bir rahatsızlık ama ailemde yalnızca bende var. Açıkçası buna da seviniyorum. Bana denk gelse bile ailemden kimsenin bu hastalıktan mustarip olmamasına seviniyorum.</p>
<p><strong>Sonra ne oldu?</strong></p>
<p>Tabii engelli olacağını öğrendikten sonra o süreç kötü işliyor. Engelli kavramı hayatımda olmadığı için ne yapacağımı da bilmiyordum. İşe yaramaz olduğumu düşündüm. Yaklaşık 6-7 yıl evden hiç dışarı çıkmadım.</p>
<p><strong>Hiç mi çıkmadınız?</strong></p>
<p>Hiç. Bir yerim ağrıyordu, kulağımda sesler oluyordu. Tabii bunların hepsi tamamen psikolojikmiş. “Beynimde bir şey var herhalde, ben öleceğim, oh çok şükür” diyordum. Doktora gittiğimde ve bana bir sıkıntım olmadığını söylediğinde çok sinirleniyordum. Kısacası ölümcül bir şeyler bekliyordum. Çünkü başka türlü bir kaçış yolu bulamıyorsun. Tek kurtuluşun ölüm olduğunu zannediyorsun.</p>
<p>Sonra o süreçte ateistlik de yaşadım kısmen belki. Allah’a isyan ettim. Hiçbir şekilde beni sevmediğini, sevmediği kullarına bela olarak bunu verdiğini, bu şekilde beni cezalandırdığını ya da ailemin yaptığı bir şey yüzünden bunun cezasının bana verildiğini düşünüp neden ben diye çok uzun süre sorguladım. Sonra toparlamaya başladım. Tabii bu toparlama aşamasında okuduğum şeyler de çok etkili oldu. İslam’ın engelliye yaklaşımı, Kur’an’daki engelliyi, Peygamber Efendimiz’in yaklaşımını, bu konudaki ayetleri ve ahiretteki mükafatları öğrenince toparladım.</p>
<h4><strong>BİLİNÇSİZLİKTEN BU HALE GELMİŞTİM</strong></h4>
<p><strong>Ne yaptınız?</strong></p>
<p>Neler yapabilirim diye düşünmeye başladım. O aşamada da oturduğum yerden çalışamıyordum o yüzden yapabileceğim tek şeyin yazmak olduğunu düşündüm. Çünkü ben bilinçsizlikten dolayı bu hale gelmiştim. Önümde rol model olmadığı ve engelli başarılı insanlarla tanışmadığım için engellilerin işe yaramaz insanlar olduklarını zannediyordum. Yazmak istediğimde benim hedefim ulusal bir gazeteydi ama yerelden başlamam gerektiğini söylediler. Çünkü hiç yazma tecrübem yoktu. Yerel gazetelerde muhatap bulamadım. Konuşabileceğim insana da ulaşamadım. Sonra hala yayında olan ulusal bir gazeteye yazı göndermeye başladım, bir ablanın yönlendirmesiyle. Yazımı gönderdim ama yaklaşık 2-3 ay bekledim. Genel Yayın Yönetmeni’ni yazımı çekeyim demek için aradığımda yazımın onaylandığını söyledi. Haftada bir gün olarak verdiler köşeyi, ben de üç yıl orada yazdım.</p>
<p>Ama sonra yazmanın yetmediğini, insanlara başka yollardan da ulaşmam gerektiğini fark edip radyoculuk yapmaya başladım. Yine yerel radyolarda muhatap bulamadım. Reklam parası istediler, sponsor bul dediler. Ben tabii zaten kendine zor yeten bir kişiyim, bunu yapamam dedim. O dönem belediyenin engelli programlarında sunuculuk yapmaya başladım. Sonra bir vesileyle 6 yıl da başka bir ulusal radyo kanalında radyoculuk yaptım.</p>
<p>Şu ince noktayı herkese, engelli arkadaşlara da anlatıyorum. Bir olumsuzlukla karşılaştığınızda sakın yılıp yaa işte olmadı diye üzülmeyin, belki Allah size daha güzelini saklıyordur. Bekleyin ve daha güzelinin karşınıza çıkması için dua edin isyan edeceğinize. Radyoda da, gazetede de onu söyledim. Çevremden çok olumsuz tepkiler de aldım, seni niye kabul etsinler sen sonuçta engellisin diye.</p>
<p>Bilgiye engellinin ulaşması eskiden daha zordu, bundan 10 yıl öncesinden bahsediyoruz. İnsanlara ulaşmak için çok fazla konferans verdik o dönemde, engellilerle birlikte bilinçlendirme çalışmaları yaptık. Toplumun ve engellinin bilinçsiz olması sıkıntılara sebep oluyordu.</p>
<p>Şimdi de burada devam ediyorum. Hem bir rol model olayım, hem de yalnız olmadıklarını, aslında işin bildikleri gibi olmadığını anlatmak için bu yola çıktım ve hala da devam ediyorum bir şekilde.</p>
<h4><strong>EN ZOR OLAN, ÖNYARGI</strong></h4>
<p><strong>Engelli olduktan sonra yaşadığınız ilk zorluklar nelerdi?</strong></p>
<p>Benim için en zor şey önyargıydı. Toplumun bakış açısı beni dışarı çıkmaktan alıkoyuyordu. O süreçte çok iyi hatırlıyorum, 6 yıl sonra ilk defa tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkmaya karar verdiğimde gece çıkmıştım. İnsanların beni görüp acıyarak bakmalarından korkuyordum. Ya da tanıdık birine rastlarsam ay ne oldu demesinden. Yani 6 yıl dışarı çıkmama sebeplerimden birisi buydu.</p>
<p>Tabii istediğin şeyleri yapamayacağını da anlıyorsun. Farklı hayallerin varken bu sefer hayallerin şeklini, türünü değiştiriyorsun. Hayatının akışını değiştiriyorsun. Evin bile sana uygun değil. Evinin hiçbir şeyi sana uygun değil. Onları dönüştürmeye çalışıyorsun. Tabii aile de bir yanda. Sen üzülüyorsun, onlar senden daha çok üzülüyor. Sen aşmışsın, ama onlar hala üzülmeye devam ediyor.</p>
<p>Sonra ulaşımda vardı problemler. İstediğin yere gidememek çok büyük sıkıntıydı. Ama şimdi teknoloji ilerleyince bu alandaki çalışmalar da çok güzel bir düzeye geldi. Onları aştıktan sonra da şu anda hiçbiri benim için sıkıntı değil.</p>
<h4><strong>HAKLARIN LÜTUF GİBİ GÖSTERİLMESİ YANLIŞ</strong></h4>
<p><strong>Engellilere verilen destek hangi sınıfta olmalı?</strong></p>
<p>Tabii ki hak sınıfında olmalı. Biz fiziki görünüş itibariyle diğerlerinden farklı olabiliriz. Ulaşımımız, erişimimiz daha farklı olabilir ama biz aklımızla yol alıyoruz, onlar bedeniyle. Dolayısıyla bize sunulan hakkın bir lütuf gibi gösterilmesinden hepimiz rahatsızız. Yani bu sosyal politika uygulamalarında da, hükümetin çıkarttığı uygulamalarda da, toplumun yaklaşımında da bu şekilde. Bize uygun yapılan bir bina, bir ev, bir yol sadece bizim için yapılmıyor. O binayı, yolu yapan yarın bir gün yaşlandığı zaman o yoldan gidecek. Çocuğu olduğu zaman o yoldan götürecek. Dolayısıyla biz o noktada farklı görmüyoruz kendimizi.</p>
<p>Şöyle bir durum da var toplumun yaklaşımında: Bize yardım etmeye çalışırken zarar da verebiliyorlar. Fiziksel yardımda da bilinçsiz bir şekilde yaklaşılıyor. Bizim bir arkadaşımız mesela otobüs durağında düşmüş, birisi “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sormadan, -biz sorulmasını bekleriz- direkt paldır küldür müdahale etmiş, daha fazla düşürüp çamura bulamış. Arkadaş da “Ben sizden yardım istemedim niye böyle yapıyorsunuz?” deyince karşısındaki de “Allah sizi bilmiş de böyle yaratmış” demiş! Böyle yaklaşımlar da var.</p>
<p>Biz merhametli bir toplumuz. Mesela tekerlekli sandalye koşusunda güya hız kazandırmak için bilinçsizce arkadaşın sandalyesini itiyor birisi ve arkadaş düşüp kolunu kırıyor. Vatandaş yardım etmek için yapıyor ama sorulmadan ve bilinçsizce yapıldığı için bazen zarar da verebiliyor.</p>
<h4><strong>SANDALYEDE OLUNCA HANIMEFENDİ YERİNE BACIM</strong></h4>
<p><strong>Engellinin sınırları tanınmıyor mu yani?</strong></p>
<p>Kesinlikle. Bizim de sınırlarımız var. Mesela, engelli olduğun zaman insanlar sana bir kardeş gibi bacı gibi böyle bir merhametli yaklaşıyor. Mesela ben sandalyede olmasam bana hanımefendi diyecek ama sandalyede olduğum için bacım diyor.</p>
<p><strong>Nazmiye Güçlü’nün “Araba Aldım Kadın Oldum” kitabı geldi aklıma…</strong></p>
<p>Evet o yazarı tanıyorum. Engelliysen kadın olarak görülmüyorsun. Gülüp geçiyorum artık bunlar bizim için basit şeyler ama bu konuda da yol alınması gerekiyor.</p>
<p><strong>Toplumdaki bu bakış açısının aşılması için ne yapılabilir peki?</strong></p>
<p>Burada birinci iş engelliye düşüyor. Engellinin özgüvenini sağlaması gerekiyor. Biz belki 2-0 geriden başlıyoruz. Dolayısıyla aradaki o farkı kendini geliştirerek kapatmalı. Özgüveni olan birine insanlar ilk bir kaç dakikada yargılı yaklaşabiliyor ama sonrasında kendini toparlıyor. Sen kendine güvenirsen, sen kendini seversen toplumun da seni sevmesi daha kolay oluyor. Aciz bir şekilde, ihtiyaçlı bir şekilde yaklaşmazsan insanlara, onların seni kabullenmesi daha kolay oluyor. Ki senin yaptığın başarılar diğer insanlara göre daha fazla gözlerinde büyüyor.  Ya nasıl yapmış diyebiliyorlar.</p>
<p>Tabii bu alanda eğitimlerin çok düzenli verilmesi ve hatta okul döneminde başlaması gerekiyor. Biz bu anlamda ilkokulları ve liseleri, onlarla kaynaştırma programları yapmayı çok önemsiyoruz. Çünkü onlar geleceğin mimarları, mühendisleri olacaklar. Engelliyi tanıyarak yetişen gencin bizi mutlaka düşünerek bir şeyler yapacağına inanıyorum. Bu yüzden ben yeğenlerimin hep bir engelli arkadaşı olmasını istemişimdir.</p>
<h4><strong>ENGELLİLERE AYRI MEKAN OLMAMALI</strong></h4>
<p><strong>Bir arada olmak önemli yani…</strong></p>
<p>Çok çok önemli. Mesela ben engellilere özel parkları, engellilere özel kafeleri, engellilere özel mekanları vs. hiç sevmem.  Ben bunları tasvip etmiyorum. Ellerinden gelse neredeyse engelli mezarı yapacaklar yakında&#8230; Mesela şu anda uygulamada olan kaynaştırma programları çok güzel bence. Her ne kadar bazı okullarda bu konularda sıkıntılar olsa da uygulanmak istenen güzel. En azından niyet belli.</p>
<p>Bazen bizim velilerden şöyle teklif geliyor: “Biz engelli aileleri bir arada olarak başvursak, TOKİ bize ev yapsa.”  Ama sen diğer insanlarla birlikte ol ki, diğer insanların engelliye karşı yaklaşımı değişsin. Mesela bu yurtdışında Almanya’da yapıldı ama olumsuz neticelendi.</p>
<p><strong>Söylemsel farklılık hakkında ne düşünüyorsunuz? Görme engelli mi, kör mü? Duyma engelli mi, sağır mı?</strong></p>
<p>O farklılık neden kaynaklanıyor biliyor musunuz? Sağırlar kendi aralarında sağır derler kendilerine. Biz kendi aramızda sakat deriz. Körler kendi aralarında kör derler. Aslında toplumun o şekilde bize hitap etmesi de zorumuza gitmez. Ama tabii özürlü lafı bazı arkadaşların ağırına gidiyordu. Onu kaldırdılar şimdi engelli diyorlar. Hani engelliye merhamet eden, onu kırmaktan korkan insanlar “engelli” sözünü kullanıyorlar. Ben hiç unutmuyorum engelli arkadaşlarımızla bir ormana toplu bir geziye gitmiştik. Bir grup kadın bizi gördü merhametle yaklaştılar “Canım gezmeye mi çıktınız?” diye. Ben de dedim ki “Sakatları çıkarmışlar, gezdiriyorlar.” “Ay lütfen kendinize sakat demeyin!” deyince ben de “Bozulduk, tamire ihtiyacımız var. Yapacak bir şey yok, bu bizim gerçeğimiz” diye yanıtladım. Yani kendimize sakat dememiz de insanların zoruna gidiyor. Böyle bir kitle de var.</p>
<p><strong>Halbuki sakattan kasıt o değil.</strong></p>
<p>Değil tabii. Evet var bir problem ve onu tanımlıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’nün literatüründe de sakat diye geçer, engelli diye geçmez. Engelli kelimesi kullanılınca daha kibar, kırmadan, daha ince bir şekilde yaklaşıldığı zannediliyor.  Biz aslında kızmıyoruz. Sakat derken ki niyet önemli aslında.  “Ya sakata bak!” derse birisi zorumuza gider.  “Ya özürlü müsün oğlum, bi git” derler mesela. Yani birisine hakaret etmek için ya da aptal olduğunu belirtmek için özürlü kelimesi kullanılıyor. Bu konuda da bir şeyler yapılması lazım.</p>
<h4><strong>İŞVERENLER ENGELSİZ ENGELLİ ARIYOR</strong></h4>
<p><strong>Engellilerin çalışma imkanları ne durumda?</strong></p>
<p>Benim psikoloji okuyup da santral memurluğu yapan tanıdıklarım var. İşverenler cezai yaptırım olmasına rağmen engelli çalıştırmak istemiyorlar. Diğer personelin psikolojisinin bozulacağını, engelliden yeterli verim alamayacaklarını veya gerek olmadığını düşünüyorlar. Ve cezasını ödüyorlar.</p>
<p>Kimisi de ki benim çok karşı çıktığım bir uygulama, engelliyi çalıştırıyor görünüyor. Engelliye “Ben senin sigortanı ödeyeyim, ama sen evde otur” diyor. Böyle yapıp maaşını veren de var, vermeyen de var. Ama her hâlükârda evde otur diyor. Şimdi bunu bizim engelli arkadaşlar da başka seçenekleri olmadığı için, bir an önce emekli olmak için, ekonomik durumu iyi olmadığı için kabul ediyorlar.</p>
<p>Sosyal devletin bu alandaki politikalarında çok ciddi bir değişim var. 12-13 sene önce Türkiye’de engelli personel sayısı 5000’di. Hep bu mantıktan dolayı. Görme engelli adam psikolojiyi bitirmiş, hukuku bitirmiş, eğitim fakültesini bitirmiş. Ama bir dönem mesela engelliler öğretmenlik yapamaz diye bir şey çıktı. Epey bir süre atanmadılar. Dolayısıyla onlar mecbur kaldılar ve en basit işlerde çalıştırıldılar ve iyi makamlara da getirilmediler. Şimdi o politikaların değişiminden dolayı kamuda çalışan 40.000 engelli var. Ve hala açık var. Şimdi İŞKUR’a gidin, çalıştıracak engelli arıyor işverenler. Ama şöyle bir sıkıntı da var: engelsiz engelli arıyorlar. Yok diyor sandalyede olmasın, bir ayağında problem olsun, bir gözü görmesin vs.</p>
<p><strong>Engelli bir kadın olmak?</strong></p>
<p>Zor. Engelli bir kadınsan ailen senin her şeyden soyutlanman gerektiğini düşünüyor. Senin evlenmene izin vermiyor. Bugün engelli evliliklerinin yüzde sekseni kaçarak olmuştur. Benim hiç normal yoldan evlenen engelli kadın arkadaşım yok. Kaç tanedir yani? Elli tane arkadaşım varsa üç ya da dört tanesi normal şekilde “Allah’ın emri Peygamber’in kavliyle” evlenmiştir. Yoksa hepsi kaçarak evlenmiştir.  Şimdi eğer çocuk erkek engelliyse, aile biraz da gurur yapıp o çocuğu mutlaka evlendirmenin peşinde. Erkek çocuk evlenirse aile rahat edecek, oğlumuzun yuvası kuruldu diyecek, çoluğu çocuğu olacak, çocuğunun hayatı kurtulacak. Ama engelli bir kadın evlenmeyi düşünüyorsa mutlaka karşıdaki adamın bir çıkarı vardır diye düşünülür. Ya senin paranı kullanacaktır, ya seni üzecektir, sana zarar verecektir vs. “Zaten sağlıklı insanların bile evlilikleri yürümezken engelli bir insanla evlilik yürümez.” “O gelip geçici bir sevgidir.” Erkek ve kadın engellilere baktığımızda ailelerin yaklaşımları arasında böyle bir farklılık görüyoruz. Ben engelli erkek çocuğunun evlenmesine karşı çıkan hiçbir anne-baba görmedim. Ama diğer taraftan engelli kızının evlenmesini onaylayana da pek rastlamadım.</p>
<p><strong>Peki engelli-engelsiz evlilikleri?</strong></p>
<p>Benim görme engelli bir abim var. Belediye otobüsüne biniyorlar eşiyle beraber. Eşine yanındaki kadın soruyor “Abin mi?” diye. “Yok hayır, eşim” diyor. Kadın “Seni zorla mı verdiler?” diye sorunca “Yok, ben onu zorla ikna ettim” diyor. Ve kadın şaşırarak bakıyor.</p>
<p>Engelli birisi nişanlansın, ya da evlendiğini duyalım, eşi de engelli miymiş diye soruyoruz hemen. Engelli bir kadın arkadaşım var. İkinci evliliğini engelsiz, hiç evlenmemiş birisiyle yaptı. Tabii erkek tarafı duruma tepkili. Bu konuda ailelerin ve toplumun yaklaşımı çok sıkıntılı. Bu evliliklerin altında iyi bir niyet aramıyorlar maalesef&#8230;</p>
<p>Toplumun farklıya yaklaşımı böyle. Sokakta çıplak koşana nasıl bakacaksa engelliye de öyle bakıyor. Ama artık zamanla alışıyor toplum. Engellilerin hayata katılımı arttıkça normalleşecek bunlar. Ben hep diyorum ki eğer hiçbir şey yapamıyorsanız, insanlara bir şey anlatamıyorsanız, sadece sandalyenize binin ve sokakta gezin. İnsanlar sizin varlığınızdan haberdar olsunlar, sizin bu toplumun bir parçası olduğunuzu görsünler. Sokakta yaşadığınız zorlukları görsünler, kendilerince bunların çözüm yollarını araştırsınlar. Sadece sokakta gezmek bile toplumsal bir rehabilitasyondur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2015/12/03/fatma-sahin-haklarin-bir-lutuf-gibi-gosterilmesinden-rahatsiziz/">Fatma Şahin: Hakların bir lütuf gibi gösterilmesinden rahatsızız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
