<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dissensus Araştırma, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/disensus-arastirma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/disensus-arastirma/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2020 09:32:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Dissensus Araştırma, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/disensus-arastirma/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kalabalıklardan Mümkün Olduğunca Uzakta: Pandemi Koşullarında Tatil </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/10/kalabaliklardan-mumkun-oldugunca-uzakta-pandemi-kosullarinda-tatil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dissensus Araştırma]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2020 08:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[COVID-19]]></category>
		<category><![CDATA[pandemide tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yeni normal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırma sonuçlarında ortaya çıkan, kalabalığa, temasa, mekân kontrolüne, mesafeye ve hijyene dair kaygılar yalnızca tatil alışkanlıkları açısından değil toplumsal ilişkilerin ortak mekânlarda nasıl yeniden kurulacağına dair de önemli ipuçları barındırıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/10/kalabaliklardan-mumkun-oldugunca-uzakta-pandemi-kosullarinda-tatil/">Kalabalıklardan Mümkün Olduğunca Uzakta: Pandemi Koşullarında Tatil </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz sene ekonomik kriz konusunda yürüttüğümüz araştırmalarda, tatile çıkma arzusunun kriz atmosferinden muzdarip görüşmeciler arasında oldukça yoğun olduğunu gözlemlemiştik. Görüşmecilerin neredeyse tamamı kriz halinin ortadan kalktığını düşündükleri anda ilk yapmak istedikleri şeyin kendi imkȃnları dahilinde tatile çıkarak bir nefes almak, rahatlamak olduğunu belirtmişti. Aslında kriz araştırması akut ekonomik krizlerin ötesinde hayatın kendisinin bir kriz olarak yaşandığını bize göstermişti. Bu açıdan tatil kimileri için sürekli kriz halinin içerisinde hayata devam etmeyi sağlayan bir soluklanma anlamına gelmektedir. Bazı görüşmeciler için ise tatil, krizin atlatıldığına işaret etmektedir, en azından bir diğer krize düşene kadar. Tatil arzusunun tüm sınıflar için ortak bir arzu olduğu açıkça ortaya çıktı. Yaz aylarının hemen öncesine denk gelen Covid-19 pandemisi ve akabinde alınan tedbirlerle birlikte tatil konusu farklı bir kriz atmosferi içinde yeniden gündeme geldi. İnsanların pandeminin ortaya çıkardığı koşullarda tatile gidip gitmeyeceği, tatil mevsimiyle birlikte ülkenin kuzeyinden güneyine doğru artan hareketliliğin hastalıkta yeni bir dalgayı tetikleyip tetiklemeyeceği endişe konusu oldu. Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutan turizm sektöründe, hem çeşitli işletmelerin yaptığı hazırlıklar ve aldığı tedbirler hem de tatilcilerin tercihleri ve tutumlarında nasıl değişimler olacağı tartışıldı. Dissensus Araştırma olarak biz de pandeminin yurttaşların tatil arzuları, alışkanlıkları ve tercihleri üzerindeki etkilerine dair merak ettiklerimizi hızlıca cevaplayabilecek bir araştırma yaptık. </span></p>
<p><b>Araştırma Demografisi </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu araştırma Nisan-Mayıs 2020’de internet üzerinden anket yöntemiyle gerçekleştirildi. Genel olarak ankete 580 kişi Türkiye’nin her tarafından katılım sağlamıştır. Katılımcıların %56’sı bekar, %44’ü evli olduğunu beyan etmiştir. Cinsiyet dağılımı ise %70’e %30 olarak kadın katılımcıların lehinedir. Yaş dağılımı çoğunlukla 18-34 arasında yığılmıştır. Ankete katılanların yarısı bu yaş aralığındadır. Tatilde geçirdikleri süre ve yaptıkları harcama itibariyle çoğunluğu ekonomik açıdan orta ve üst-orta sınıfa mensup kişilere odaklandığımız bu çalışmada, katılımcıların %70’i geçtiğimiz yıl en az bir ya da iki haftalarını tatilde geçirdiklerini, %50’si ise tatil için yıllık en az 5.000 TL ayırdıklarını belirtti. Yeni normal sürecine geçilmeden önce, alınan tedbirlerin daha sıkı, kaygıların daha yüksek olduğu koşullarda yürüttüğümüz araştırmanın sonuçlarının bugünkü eğilimlere ve tercihlere dair fikir vermekle birlikte o dönemdeki koşullar içerisinde düşünülmesi gerektiğini de not edelim. </span></p>
<p><b>Tatil Mekânı: Özel Alanlar ve Ortak Alanlar </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaptığımız çalışma, Türkiye’de tatil arzusunun pandemiye rağmen devam ettiğini gösterdi. Ancak tatil yapma konusundaki planların oldukça değişmiş olduğu görülüyor. Hem tatile ulaşım, hem tatil yerleri, hem de tatil faaliyetleri konusunda farklı düşünceler olduğunu saptadık. Genel olarak cevaplardan iki farklı tatil seçeneğinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz: daha </span><i><span style="font-weight: 400;">özel alanlarda tatil </span></i><span style="font-weight: 400;">seçenekleri arayanlarla, </span><i><span style="font-weight: 400;">ortak alanlarda tatil </span></i><span style="font-weight: 400;">yapmayı planlayanlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmada öncelikle katılımcılara pandemi öncesi tatilin onlar için ne anlama geldiğini ve tatilden beklentilerini sorduk. Tatilden öncelikli beklentileri sırasıyla dinlenmek, farklı yerler keşfetmek ve eğlenmek olan görüşmecilerin %83’ü için tatile gitmek deniz kenarına gitmek anlamına geliyor. Ayrıca, katılımcıların yarısından fazlası tatilin anlamının yurtdışına gitmek olduğunu belirtiyor. Deniz kenarında olmak ve yurtdışına seyahate gitmek bu seçeneklerin erişilebilir olmasından bağımsız olarak katılımcıların tatil arzularını yansıtıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi sebebiyle, tatilde nerede konaklanacağı ve tatil yerine nasıl ulaşılacağı konusunda plan yapılırken pandemi öncesine göre farklı stratejiler izlendiğini gözlemledik. Tatillerinizde genel olarak nerede konaklamayı tercih edersiniz diye sorduğumuzda görüşmecilerin ilk üç tercihi sırasıyla otel, kiralık yazlık ev ve pansiyon olarak sıralandı. Bu yaz tatile çıkarsanız nerede konaklamayı tercih ederseniz diye sorduğumuzda ise görüşmecilerin yarısından fazlası kiralık yazlık ev, kendi yazlık evim veya bir yakınımın yazlık evi cevabını verdi. Normal koşullarda genelde otelde kalırım diyen görüşmecilerin yalnızca %20’si bu sene tatile çıkarsa yine otelde kalacağını söylerken, %55’i bu sene tatilini yazlık evde, yukarıda saydığımız üç yazlık türünden birinde, geçirmeyi tercih edeceğini belirtti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görüşmecilerin yarısından fazlası, bu yaz, mekȃnın kullanımını ve temizliğini kendilerinin kontrol edebilecekleri yazlık evlerde kalmayı tercih edeceklerini beyan ederken, diğerleri kamp, otel, pansiyon, tatil köyü gibi mekan kullanımı ve temizliği üzerinde kişisel kontrolün az, etraftaki insan sayısının görece fazla olduğu mekȃnlarda tatil yapacaklarını ifade etti. Yazlık evlerde kalmayı tercih edenlerle daha kalabalık turizm işletmelerini tercih eden iki grup arasında, tatil konusundaki çekinceler açısından da bir farklılık olduğunu gözlemledik. Yazlık evlerde kalmayı tercih edenler mekȃnların kalabalık olması ve ortak alan kullanımı konusunda turizm işletmelerini tercih edenlere göre daha fazla çekince sahibi iken, turizm işletmelerini tercih </span><span style="font-weight: 400;">edeceğini söyleyenler de yemeği odada yemek, havuzu kullanmamak gibi önlemler almayı planlıyorlar. Öte yandan tatile çıkma konusunda ekonomik durum sebebiyle çekinceleri olanların oranı turizm işletmelerini tercih edenlerde, yazlık evleri tercih edenlere göre daha fazla görünüyor. Dolayısıyla tatil mekȃnı konusunda yapılan tercihlerde hijyen, temastan kaçınma ve kalabalıktan uzak durma gibi pandemiyle ve sağlıkla doğrudan alakalı kaygıların yanı sıra, ekonomik durumdaki belirsizliğin de rol oynadığını söyleyebiliriz. </span></p>
<p><b>Tatil ve Ulaşım </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tatil mekȃnı konusunda pandemi öncesi genel tercihlerle pandemi koşullarındaki planlamalar arasındaki değişime benzer bir değişimi, tatil yerine ulaşım konusunda da gözlemledik. Genelde tatile hangi yolla giderseniz sorusuna sırasıyla uçak, otobüs ve kendi aracım yanıtlarını alırken, bu sene tatile neyle gidersiniz sorusunda sıralama kendi aracım, uçak ve bir yakınımın aracı şeklindeydi. Genelde tatile uçakla giderim diyenlerin %60’ı bu sene kendi aracıyla tatile gideceğini ifade etti. Kendi özel aracı olanların %50’si geçen sene tatile kendi arabasıyla gitmeyi tercih etmişken bu sene aynı grubun %87’si kendi aracıyla tatile gideceğini belirtti. Özel araç ile seyahat etme eğiliminde ciddi bir artış gözlemlenirken, paylaşımlı araba kullanımı ya da otostop gibi tercihlerde anlamlı bir değişim olmadığını gözlemledik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mekân tercihlerine göre karşımıza çıkan iki grup, yazlık evleri tercih edenler ile turizm işletmelerini tercih edenler, arasında ulaşım yolu konusunda da farklılıklar bulunmakta. Yazlık evleri tercih edenler ulaşım konusunda öncelikle yüksek bir oranda kendi araçlarını sonra bir yakınlarının aracını ve düşük bir oranda da uçağı tercih ettiklerini belirtiyorlar. Turizm işletmelerini tercih edenler ise öncelikli olarak daha düşük bir oranda kendi araçlarını, ikinci olarak daha yüksek bir oranda uçağı tercih ediyorlar. Diğer bir deyişle ulaşım konusunda da özel araçları tercih edenlerle uçak gibi toplu taşıma araçlarını kullanmayı planlayanlar arasında mekân kullanımı bağlamında ortaya çıkan farkın benzerini görüyoruz. </span></p>
<p><b>Tatil ve Normale Dönüş </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugünlerde yeni normale geçiş ile birlikte tatil konusunda önemli bir hareketlilik yaşandığı görüntüsü ortaya çıkmış olsa da en azından yerli turistler açısından yazlık evleri ve özel ulaşım seçeneklerini tercih etme eğilimi bir süre daha devam edeceğe benziyor. Zaten kiralık ve satılık ev fiyatlarındaki artışlar ve turizmcilerin yaşadıkları zorluklara dair açıklamaları da bu gidişatı özetliyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi sağlık temelli kaygıların ve bu doğrultuda alınan tedbirlerin keyif kaçırıcı olduğu dile getirilse de, bu tür kaygı ve tedbirler insanların tatil tercihlerini etkileyen yegâne unsur değil. Ekonomik durum ve tatilin maliyeti de önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Dinlenmek, eğlenmek ve keyif almak ile ilişkilendirilen tatilin kaçan keyfini, tatil maliyetlerini düşürerek telafi etmeye çalışmak sektördeki durgunluğu azaltmanın önemli bir yolu olabilir. Nihayetinde, kriz durumunda da pandemi koşullarında da insanlar kendi imkânları elverdiği ölçüde tatil yaparak gündelik hayatın sorunlarından uzaklaşmayı arzuluyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırma sonuçlarında ortaya çıkan, kalabalığa, temasa, mekân kontrolüne, mesafeye ve hijyene dair kaygılar yalnızca tatil alışkanlıkları açısından değil toplumsal ilişkilerin ortak mekânlarda nasıl yeniden kurulacağına dair de önemli ipuçları barındırıyor. Katılımcıların dile getirdikleri kaygılar üzerinden yeni normalde toplumsal ilişkilerin temel unsurlarından biri haline gelen mesafe, hijyen ve temas gibi başlıklar da bir başka yazının konusu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/08/10/kalabaliklardan-mumkun-oldugunca-uzakta-pandemi-kosullarinda-tatil/">Kalabalıklardan Mümkün Olduğunca Uzakta: Pandemi Koşullarında Tatil </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ne İnkar, Ne İtiraf, Bu Yalnızca Sitem”: AK Partililerin Şikayeti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/ne-inkar-ne-itiraf-bu-yalnizca-sitem-ak-partililerin-sikayeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dissensus Araştırma]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 07:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Dissensus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok yorumcu 31 Mart seçim sonuçlarının AK Parti’den kopma anlamı taşımaktan ziyade bir ihtar mahiyetinde olduğunu öne sürdü. Seçimler öncesinde Dissensus Araştırma olarak gerçekleştirdiğimiz ekonomik kriz ve duygular araştırması ihtardan ziyade bir şikayet durumu ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu durumu şikayet olarak tanımlamak şikayetin nasıl bir ilişkilenme biçimi olduğunun da altını çizmeyi gerektiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/ne-inkar-ne-itiraf-bu-yalnizca-sitem-ak-partililerin-sikayeti/">“Ne İnkar, Ne İtiraf, Bu Yalnızca Sitem”: AK Partililerin Şikayeti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şikayet <strong>güçsüz olanın</strong> sesini duyurmasının bir biçimidir. İçinde yaşadığı koşulları değiştirme olanağı olmayanların giriştiği bir davranış şekli olarak şikayetin ne bir tarihçesi ne de birikip ciddi bir söyleme dönüşme ihtimali vardır. Kendisine yapılan haksızlığı bir anlık dile getirip unutma eylemidir şikayet; hayatın akışı içinde bir parantez… Bu tarz eylemenin bir farklılık yaratma gücünden yoksun olması, sonunda bunun bir mızmızlanma olarak duyulmasına yol açar.</p>
<blockquote><p>Şikayet güçsüzlerin güçsüzlüklerinin aleniyet kazanmasıdır.</p></blockquote>
<p>Şikayetin muhatapları yapısal bir değişim yapmak zorunda hissetmezler kendilerini. Zira ağızlara bir iki parmak bal çalıp, geçiştirilebilecek bir itiraz biçimidir söz konusu olan. Şikayet güçsüzlerin güçsüzlüklerinin aleniyet kazanmasıdır. Şikayetin önemli bir tarafı daha vardır; yaşanan sıkıntıları toplumda genel olarak kabul görmüş söylemler vasıtasıyla aktarabilir ancak. Her şikayet ancak herkes tarafından kabul gören, toplumun kültürel, dini ya da milli söylem kalıpları vasıtasıyla dillendirilebilir. Bu şekilde tesis edilen düşünsel sarmalanma, görüşmecilerin mevcut durumdan uzaklaşma isteğine rağmen herhangi bir alternatifi düşünememe sonucunu doğuruyor. Bu açıdan şikayet, görüşmecilerin AK Parti’den uzaklaşsalar da nereye gideceklerini bilememe haline de işaret ediyor.</p>
<blockquote><p>Şikayet, görüşmecilerin AK Parti’den uzaklaşsalar da nereye gideceklerini bilememe haline işaret ediyor.</p></blockquote>
<p><strong>AK Parti’ye sadık olanlar,</strong> partilerinin açıklarını görseler de, bu açıkları kapatma ya da bunların sebeplerini açıklayarak faturanın partiye yüklenmesini engelleme yoluna gidiyorlar. Örneğin, pahalılığı bir sorun addetseler de, sorumlunun dış güçler ya da aracılar olduğunu, partinin eninde sonunda bunun üstesinden geleceğine inandıklarını söylüyorlar: Araştırmamıza katılan kişilerin bir kısmını <strong>AK Parti’ye sadık </strong>(sabırlı umutlular), bir kısmını <strong>AK Parti’yi eleştiren ama kopma eğilimi taşımayan </strong>(sabırlı karamsarlar), bir kısmını da <strong>AK Parti’den kopma eğiliminde olan ya da hali hazır hazırda kopmuş olanlar </strong>(telaşlı karamsarlar) olarak tanımlamak mümkün.</p>
<p>“Cumhurbaşkanı ruhani bir şey değil. Her an her yerde olamaz, onun elinde değil, onun bilgisi dışında kötü şeyler yapıyorlar, halbuki herkes üzerine düşen vazifeyi yapsa&#8230;”</p>
<p>Bir diğer savunma yöntemiyse, “Ne olursa olsun,” mantığında bir inanç/mecburiyet söylemi:</p>
<p>“Ama aynı gemideyiz. Bir şekilde ülkemizi kalkındırmak zorundayız, şartlar ne olursa olsun.”</p>
<p><strong>AK Parti’yi eleştiren ama kopma eğilimi taşımayanların </strong>şikayet ve eleştirileri biraz daha sert. Bu kişilere göre yaşanan ekonomik sorunların sorumlusu AK Parti’den başkası değil. Hemşehricilik yapıp yakınlarını kayırmaları, astronomik maaşları ve geniş imkanları, ülkeye Suriyelileri “doldurmaları” vb. konular yaygın şikayet konuları. Ne var ki bu şikayet ve eleştiriler kısık sesle söylenen bir söz olarak değerlendirilebilecek söylemler:</p>
<p>“Türkiye ekonomisi çok sağlam değil. Ben şu anda hükümetimizi sorumlu tutuyorum, hükümet suçlu. Tayyip Erdoğan’ın ani yorumları çıkışları gerçekten doları etkiliyor. Bir de şöyle, sözüne sadık kalamıyor.”</p>
<p>Bu kategorideki görüşmeciler için hükümet hatalı olsa da, muhalefet daha hatalıdır. Bu yüzden de ne partiden tamamen kopuyorlar ne de başka bir partiye oy veriyorlar:</p>
<p>“Normalde güçlü bir muhalefet yönetimi daha güçlendirir, ama bizim kötü muhalefet yönetimi hep güçlendiriyor.”</p>
<p><strong>AK Parti’den kopma eğiliminde olan ya da hali hazırda kopmuş olanlar, </strong>şikayet etmenin bile artık lüzumsuz olduğunu hissettiriyor, bir tür vaz geçmişlik içinden konuşuyorlar. Herhangi bir alternatif de göremedikleri için başka bir partiyi desteklemek yerine evlerinde oturmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>“Boş&#8230; Etkisiz&#8230; E ne yapıyorlar ki? Yapmıyorlar bir şey. Sadece gösteriş&#8230;”</p>
<p>Bu kategorideki görüşmecilerin diğerlerinden en büyük farkları soru sormaları:</p>
<p>“Tek parti iyi mi, kötü mü? Bir yandan hızlı karar alma ve istikrar, öte yandan haksızlıklara karşı hiçbir şey yapılamıyor. “</p>
<p>Bu gruba göre, partinin eski başarıları da erozyona uğramış durumda:</p>
<p>“Eskiden özele de gidebiliyordun, ama şimdi para yok diye AKP bizi tekrar devlet hastanelerine yönlendirdi.”</p>
<blockquote><p>İnsanlar hem şikayet edip hem de eski aidiyetlerini sürdürebiliyorlar.</p></blockquote>
<p>Özetle, görüşmecilerimizin en sık gündeme getirdikleri tutum, eleştiri ve şikayet oldu. Gündelik hayattan kaynaklanan şikayet hareketli bir alana işaret ediyor. İnsanlar bu noktada heyecanla tartışıp görüş bildiriyorlar ve bunu daha çok AK Parti’den hali hazırda kopmuş olan, kopma eğilimi taşıyan ya da AK Partili olmayanlar yapıyor. Sabırlı umutlular, yani AK Parti’nin kemikleşmiş seçmeni, şikayet etmekten çok, en fazla memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar. Gündelik hayatta kriz olduğunu görseler bile, bunu partiye mal etmeyerek parti aidiyetlerini sürdürme imkanı buluyorlar.</p>
<blockquote><p>Şikayet söylemleri AK Parti’den uzaklaşma eğilimine meydan vermemekte; yöneten ile vatandaş arasındaki ilişkinin eşitsiz, çocuklaştırıcı bir biçimde devam etmesini mümkün kılmaktadır.</p></blockquote>
<p>İlginç olan AK Parti’den hali hazırda kopmuş olan ya da kopma eğilimi taşıyanlarla, şikayet etseler bile partilerinden kopmayanların şikayet etme oranlarının aşağı yukarı aynı olması. Bizce bu durum şikayetin kalıcı bir etki yaratmaktan uzak bir eyleme ve söyleme haline işaret ettiğini göstermektedir. Başka bir deyişle, insanlar hem şikayet edip hem de eski aidiyetlerini sürdürebiliyorlar. Bununla birlikte üzerinde durulması gereken ikinci nokta ise şikayetin dile getirilmesinde kullanılan kültürel, dini ya da milli söylem kalıplarının kişiyi tekrardan var olan hegemonik söyleme taşıyor olmasıdır. Dolayısıyla söz konusunu şikayet söylemleri AK Parti’den uzaklaşma eğilimine meydan vermemekte; yöneten ile vatandaş arasındaki ilişkinin eşitsiz, çocuklaştırıcı bir biçimde devam etmesini mümkün kılmaktadır.</p>
<p>* Dissensus disiplinlerarası araştırmalar yürüten bir kollektiftir. Dissensus ürettiği bilginin aynı anda pek çok yöne aktığının farkında olan bir grup antropolog, ekonomist, siyaset bilimci, sosyolog ve tarihçiden oluşur. Muhalif olma anlamındaki <em>dissent</em> ile uzlaşı anlamındaki <em>consensus</em> kelimelerinin birleşiminden oluşan Dissensus belirsizlik ve çelişkilerin çoğalttığı imkanları görme yollarını arar. Gündelik hayatı şekillendiren duygu, deneyim, davranış ve düşüncelerin çokluğuna nüfuz ederek görmenin, anlamanın ve söz üretmenin yeni biçimlerinin peşindedir.</p>
<p>* Bu yazı 4 Haziran 2019’da Gazete Duvar’da yayınlanan yazının kısaltılmış halidir.</p>
<p>* Araştırmaya desteğinden ötürü Yaşama Dair Vakıf’a (YADA) teşekkür ederiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/ne-inkar-ne-itiraf-bu-yalnizca-sitem-ak-partililerin-sikayeti/">“Ne İnkar, Ne İtiraf, Bu Yalnızca Sitem”: AK Partililerin Şikayeti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomik Kriz Derinleşirken Ak Partili Olmak&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/13/ekonomik-kriz-derinlesirken-ak-partili-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dissensus Araştırma]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2019 08:01:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart Yerel Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Dissensus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmanın bulgularına göre AK Parti’ye bağlılık üç şekilde ortaya konuluyor: şükretmek, nankörlük etmemek, kurtarıcı bir baba figürüne güvenmek. Bu bağlılık ifadeleri seçmenle seçilen arasındaki ilişkiyi kişisel bir düzleme çekiyor ve hiyerarşik bir ilişkiye işaret ediyor. Şükreden, kendinden daha güçlü olanın varlığını bir lütuf olarak görüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/13/ekonomik-kriz-derinlesirken-ak-partili-olmak/">Ekonomik Kriz Derinleşirken Ak Partili Olmak&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="#_ftn2" name="_ftnref2"></a>“Sıkıntı yoksa sıkıntı var demektir.”<br />
Çukur</p>
<p>31 Mart yerel seçimlerinden önce, 2019 Ocak ve Şubat aylarında, yaşanan ekonomik kriz hakkında İstanbul’un 9 farklı ilçesinde niteliksel bir saha araştırması yürüttük. Bu araştırmada insanların krizle ilgili duygularına odaklandık. Çünkü duygular insanların siyasi tercihlerini, tutumlarını, inançlarını ve en önemlisi de sıkıntılarla başa çıkma biçimlerini etkiler. Siyasi partilerin ekonomi politikaları ve krize dair açıklamalarının görüşmecilerde ne tür duygular uyandırdığını inceledik.</p>
<p>Görüşmecilerimiz ağırlıklı olarak AK Parti&#8217;ye desteğini açıkça ifade eden, alt ve alt-orta sınıflara mensup, farklı yaş, toplumsal cinsiyet, aile yapıları ve mesleklere sahip olan kişilerden oluşmaktadır. AK Parti destekçilerinin bir bölümü mevcut durumu kriz olarak tanımlamaktan kaçınmaktalar. Bir görüşmecinin ekonomik krize dair, “Hiç yok desem de yine var diyorum,” ifadesi buna örnektir. Krizin var olduğunu söylemenin, ekonomik krizin etkilerini arttıracağından çekinmektedirler.</p>
<blockquote><p>AK Parti destekçileri ekonomik krizi, kriz olarak tanımlamaktan kaçınıyor</p></blockquote>
<p>Hükümetin sorumlu olduğu bir ekonomik krizden bahsetmeseler de, yaşanan ekonomik sıkıntılardan çeşitli aktörleri sorumlu tutuyorlar. Ak Parti söylemlerine uygun olarak itham ettikleri bu sorumlular dış güçler de olabilir; gündelik hayatta karşılaştıkları aktörler de olabilir. “Aracılar” diye genelleştirilen bu gündelik hayat aktörleri, siyasi veya ekonomik rant peşinde koşanlardan kabzımal ya da mahalledeki manava kadar çeşitlilik göstermektedir.</p>
<p><strong>Umuttan Karamsarlığa Duygular</strong></p>
<p>Görüşmecilerin krize ilişkin duygularını umutlu olmaktan karamsar olmaya kadar giden bir eksen üzerinde ele aldık. Umut arttıkça krizin siyasi boyutu, karamsarlık arttıkça ekonomik boyutu öne çıkıyor. İnsanlar, yaşanan zorlukların algı yönetiminden, ya da dış güçlerin oyunlarından kaynaklandığını düşündükleri için umutlu kalabiliyorlar. Umut, lidere olan inanç ve güvenden besleniyor. Görüşmecilere göre Türkiye iyi bir şekilde yönetildiği ve ekonomi iyiye gittiği için dış güçlerin hedefi haline gelmektedir. AK Parti destekçilerinin liderlerine duyduğu güven umudu beslerken, umut da sabır gerektirmektedir. Umutlulara göre yeterince sabredilirse muhakkak Türkiye güçlenecektir.</p>
<blockquote><p>Umut arttıkça krizin siyasi boyutu, karamsarlık arttıkça krizin ekonomik boyutu öne çıkıyor.</p></blockquote>
<p>Karamsarlar ise gelecekte kendilerini ve ülkeyi daha zor günlerin beklediğini düşünüyorlar. Karamsarlar, çocuklarının eğitiminden, yatırım araçlarını kullanma stratejilerine kadar giden bir güvensizlik ve bu güvensizliğin yarattığı bir endişe durumu tarif ediyorlar. Bu endişe durumunu ortaya çıkaran nedenler arasında liderin ani çıkışları, hükümet politikalarının uzmanlığa dayanmaması, “gözü ülkemizde olan” dış güçler ve bölgesel savaşlar gibi pek çok etken dile getiriliyor. Bunların yanı sıra ekonomik belirsizlik de karamsarlık ve güvensizlik duygusunu artırıyor.</p>
<p><strong>Sabırdan Telaşa Davranışlar</strong></p>
<p>Kriz durumunda görüşmeciler sabırdan telaşa kadar uzanan çeşitli davranışlarda bulunuyorlar. Sabırlılar, AK Parti’ye ve en önemlisi liderine duydukları güvenle bekliyorlar, ihtiyaçlarını erteliyorlar, “lüks”lerini kısıyorlar, kısacası idare etmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Telaşlılar ise ekonominin daha da kötüye gidebileceği endişesini taşıyorlar ve bu durumda ellerinde olan kısıtlı imkânları da kaybetmemek için çabalıyorlar. Daha ucuza sebze almak için pazar, manav ve market arasında mekik dokumak, işini kaybetmemek veya gelirini artırmak için fazladan mesaiye kalmak, borcu borçla kapatmak, varsa birikimini altın, döviz hareketlerine göre oradan oraya kaydırmak bu davranışların bazıları.</p>
<p>Davranışlarla duyguları yan yana düşündüğümüzde umutluların pek telaş etmeyip sabırla beklediklerini, karamsarların bir kısmının idare etmeye çalışır halde bekleyip, bir kısmının ise telaşla ne yapacağını bilemeden çeşitli önlemler almaya çalıştıklarını görüyoruz.</p>
<blockquote><p>Umutla sabreden kişinin AK Parti ile bağı oldukça güçlü iken; karamsarlıkla sabreden kişinin bağı, kopmasa bile, nispeten zayıflamış gözüküyor.</p></blockquote>
<p>AK Parti’yi destekleyenlerin çoğu sabrediyorlar. Bu nedenle AK Parti ile bağlarında büyük bir değişiklik olması zor. Ancak, umutla sabreden kişinin AK Parti ile bağı oldukça güçlü iken; karamsarlıkla sabreden kişinin bağı, kopmasa bile, nispeten zayıflamış gözüküyor.</p>
<p><strong>Şükran, Nankörlük, Güven</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu araştırmanın bulgularına göre AK Parti’ye bağlılık üç şekilde ortaya konuluyor: şükretmek, nankörlük etmemek, kurtarıcı bir baba figürüne güvenmek. Bu bağlılık ifadeleri seçmenle seçilen arasındaki ilişkiyi kişisel bir düzleme çekiyor ve hiyerarşik bir ilişkiye işaret ediyor. Şükreden, kendinden daha güçlü olanın varlığını bir lütuf olarak görüyor.</p>
<p>Nankörlük etmeme ifadesi, şükür etme halini bir adım daha ileriye götürerek bir seçim olmaktan çıkarıp zorunlu kılıyor. Şükretme ve nankörlük etmeme çabasının ima ettiği iyilik yapan ve iyilik bulan ayrımı, iyilik göreni borçlu, iyilik yapanı da alacaklı konumuna oturtuyor.</p>
<blockquote><p>Kurtaracaksa Babamız Kurtaracak</p></blockquote>
<p>“Kurtaracaksa babamız kurtaracak,” sözü yöneten-yönetilen ilişkisini bir baba-evlat ilişkisine dönüştürüyor. Yönetim ilişkisini kurtulmayı bekleyen çocuklaştırılmış vatandaş ile kurtarıcı baba arasında bir ilişki olarak görmek, vatandaşın zor bir durumla karşı karşıya kaldığını hissettiğini gösteriyor. Vatandaşı zor duruma düşürenin baba olduğu bazı görüşmeciler tarafından açık ya da örtülü bir şekilde kabul edilse de, yine ondan medet umuluyor. İşte sabır davranışıyla umut duygusunu bir araya getiren tam da bu hiyerarşik güven duygusudur.</p>
<p><strong>Ama’lı Güven</strong></p>
<p><strong> </strong>AK Parti destekçileri nankörlük, şükran ve güven ifadelerini, iktidara yönelik eleştirilere karşı duygusal bir duvar örmek için kullanıyorlar. “Parti ya da lider bazı konularda yanlış yapmış olabilir ama,” diye başlayan cümleler bunlar. “Ama nankör olmamak lazım,” “Ama yine de şükretmek lazım,” ya da “Ama sonunda bizi yine o kurtaracak.” Dolayısıyla AK Parti destekçilerinin liderlerini, evlatların bir babayı eleştirdikleri gibi eleştirdiklerini söylemek mümkün. Daha sert bir eleştiri yöneltmekten, babalarının kendilerine sırt çevirmesine neden olacak herhangi bir tavırdan kaçınıyorlar. Buna, yıkmak için değil şikayet etmek için eleştiriyorlar diyebiliriz.</p>
<p><strong>*</strong> Bu yazı 4 Mayıs 2019’da Gazete Duvar’da yayınlanan yazının kısaltılmış halidir.</p>
<p><strong>* Dissensus Araştırma, </strong>ürettiği bilginin aynı anda pek çok yöne aktığının farkında olan bir grup antropolog, ekonomist, sosyolog ve tarihçiden oluşur. Muhalif olma anlamındaki <em>dissent</em> ile uzlaşı anlamındaki <em>consensus</em> kelimelerinin birleşiminden oluşan Dissensus, belirsizlik ve çelişkinin çoğalttığı imkânları görme yollarını arar. Duygu, düşünce, deneyim ve davranış her zaman örtüşmese de, hepsini hesaba katan bir sözün peşindedir.</p>
<p><strong>*</strong> Araştırmaya desteğinden ötürü Yaşama Dair Vakıf’a (YADA) teşekkür ederiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/13/ekonomik-kriz-derinlesirken-ak-partili-olmak/">Ekonomik Kriz Derinleşirken Ak Partili Olmak&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
