<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Derya Meryem, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/deryacok/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/deryacok/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Dec 2022 08:53:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Derya Meryem, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/deryacok/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her Yerde Sanat Derneği: &#8216;Amacımız Çocukların İyilik Hallerini Kamusal Alanda Çoğaltmak&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/14/her-yerde-sanat-dernegi-amacimiz-cocuklarin-iyilik-hallerini-kamusal-alanda-cogaltmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2022 08:48:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Her Yerde Sanat Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Her yerde Sanat Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sirkhane]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=82435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her Yerde Sanat Derneği&#038;Sirkhane 2012 yılından beri Mardin’de çalışmalarını sürdüren, odağına da sadece yerel ve Suriyeli çocukları alan bir oluşum. Derneğin çalışmalarını ve çocuk meclisini Psikososyal Destek Saha Uzmanı Hayrettin Özen ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/14/her-yerde-sanat-dernegi-amacimiz-cocuklarin-iyilik-hallerini-kamusal-alanda-cogaltmak/">Her Yerde Sanat Derneği: &#8216;Amacımız Çocukların İyilik Hallerini Kamusal Alanda Çoğaltmak&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sirkhane Nedir? Ne zaman, nasıl bir ihtiyaçla kuruldu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her Yerde Sanat Derneği &amp; Sirkhane 2012 Eylül ayında Mardin’de, ilçelerinde yaşayan çocuk ve gençlerin üstün yararı için sosyal, kültürel ve sanatsal projeler yürütmek amacıyla kuruldu. Her Yerde Sanat Derneği &amp; Sirkhane Mardin ve ilçelerinde yaşayan yerel ve Suriyeli çocukların refah içinde büyümeleri için sanatı bir araç olarak kullanmaktadır. 2012 yılından bu yana komşu iller ve Mardin’in tüm ilçelerinde 300.000’in üzerinde çocuk sosyal sirk etkinlikleriyle tanıştı ve birçok çocuğun hayatında olumlu değişimler gözlemlendi.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her yerde Sanat Derneği&#8217;nin çalışma alanlarından biri de çocukların demokratik sesini duyurabilecekleri meclis uygulamaları. 2022 yılında hem yerelde meclis mekanizmasını uygulamak adına kolaylaştırıcı rol üstlenmek hem de Mardin’de meclisi hayata geçirirken yaşanan süreçlerin, denenen yöntemlerin, iyi giden ya da geliştirilmesi gereken noktaların farklı bileşenler tarafından paylaşılmasını, bunların bir araya getirilerek ortak bir dokümanda toplanmasını sağlamaktır. Bunun yanında Her Yerde Sanat Derneği çocuklarla çalışan ve odağına çocukları almış bir dernek olarak yönetimde ve alınan kararlarda çocukların ihtiyaçlarını da sürece dahil etmeyi ilke edinmiştir. Demokratik yönetim eksenini hayata geçirmek için yöntem, araç, mekanizma ve süreç tasarlama; bunları dokümante etme, paylaşma ve yaygınlaştırmak da başka diğer bir amacıdır. </span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-82440 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/her-yerde-sanat-dernegi-1-640x94.jpeg" alt="" width="640" height="94" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/her-yerde-sanat-dernegi-1-640x94.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/12/her-yerde-sanat-dernegi-1.jpeg 944w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her Yerde Sanat Derneği-Sirkhane Çocuk Meclisi&#8217;nin amacı; din, dil, etnik kimlik, kültür, sınıf, eğitim ve düşünce farkı gözetmeksizin çocukları temsil etmek ve katılım süreçlerine etki ederek demokratik seslerini duyurmaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca şu amaçları taşıyor:</span></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: 400;"> Mardin ilinde sığınmacı ve ev sahibi çocuk toplulukların birbirleriyle uyumlarını güçlendirmek Mardin ilinde yaşayan tüm çocukların haklarını bilmeleri ve katılım süreçlerine destek olmalarını sağlamak,</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Çocukların toplumsal cinsiyet akran zorbalığı ve bedensel söz hakkı, ekoloji çevre gibi konularda farkındalıklarını artırmak,</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Atölye çalışmaları eğitici oyunlar oynayarak çocukların iyilik hallerini kamusal alanda çoğaltmak,</span></li>
<li><span style="font-weight: 400;"> Mardin ve çevre illerinde çocuklara ulaşarak onların çocuk hakları akran zorbalığı ve toplumsal cinsiyet bedensel söz hakkı konularında desteklemek, </span></li>
<li><span style="font-weight: 400;">Çocuk işçiliği erken yaşta zorla evlendirilmeler gibi çocuk haklarını ihlal eden meselelere karşı politika geliştirmek.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-weight: 400;">Sirkhane çocuk meclisi Çocuk haklarını savunmak, çocuk haklarına uygun politikalar geliştirmek ve öznesi oldukları alanlarda katılıma etki etmek için, çocuk çalışmaları alanında yaşanan sorunlara kendi çözümlerini bulmak amacıyla kuruldu. Başlıca çalışma alanları; çocuk haklarının güvence altına alınması için savunu faaliyetleri yürütmek Mardin ilinin çok kimlikli yapısında tüm çocukların katılıma dahil olmaları için çalışmalar yürütmek, çocuk hakları akran zorbalığı anlaşmazlık çözümü çevre gibi konularda modüller oluşturarak bunu kentteki diğer çocuklara (okul dışı kalmış ve sınır köylerdeki çocuklara) ulaştırmak kentin çocuklara uygun, çocuk dostu olması için çalışmalar yürütmek gibi hedefleri mevcuttur. </span></p>
<p><b>Her Yerde Sanat Derneği kurulduğundan bu zamana kadar neler yaptı? Sizce hangi boşluğu dolduruyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sirkhane Mardin ve ilçelerde odağına çocuğu almış ve sadece çocuklarla çalışan tek dernek olması açısından önemli. Mardin çocuk sayısının fazla olduğu bir kent. Bu fazlalık aynı zamanda çocukların okul dışında da sosyalleşebilecekleri beceri ve farkındalık kazanabilecekleri ortamların ihtiyacını artırmaktadır. </span><span style="font-weight: 400;">Suriye Savaşı’nın ardından bu ihtiyaç daha da fazlalaştığı için yaptığımız çalışmaları anlamlı ve değerli buluyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), Sosyal sirk eğitimi Türkiye’ye Sirkhane ile gelmiş bir eğitim ve bu noktada deneyim paylaşmak bizim için çok önemli. Sosyal sirk kapsamında çocuklar için jonglörlük, trapez, top çevirme, tahta bacak, akrobasi ve jimnastik atölyeleri düzenliyoruz. Sosyal sirk eğitimleri dayanağını sosyal sirk pedagojisinden alıyor. Sosyal sirk pedagojisi çocukların sağlıklı bir çocukluk geçirmesini hedefler ve sirk eğitimi içerisinde öğretiler barındırır. Örneğin tahta bacağa binmek için arkadaşınıza güven duymanız gerekir bu güven inşa edilmeden tahta bacak üzerinde ayağa kalkmanız ve hareket etmeniz mümkün değildir. Bu güven duygusu çocukları ekip ruhuna yaklaştırır ve psikolojik açıdan desteklenmelerini sağlar yine palyaço eğitimlerinin temelinde de bir yaşam felsefesi vardır. Palyaço kızgınlıklarını güzellikler karşısında hemen unutan, karşısına çıkan engelleri önemsemeyen ve karşılaştığı tüm problemlere sorun yok- diyerek tekrar ve tekrar problem aşmaya çalışandır. Sirkhane&#8217;de bu öğretiyi benimsiyoruz ve çocukları eğitim sürecinde tekrar tekrar denemeye, pes etmemeye teşvik etmeye çalışıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşın çocuklar üzerindeki etkileri çocukların birçok açıdan desteklenmesi ve psikolojik iyi olma halleriyle alakalı çalışılması ihtiyacını doğurmuştur. Mardin savaşın etkilerinin çocukların üzerinde çok net gözlemlendiği bir yer ve bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Tam da bu noktada sosyo-kültürel ve sosyoekonomik olarak daha zayıf kalmış Süriye sınırındaki bölgelere mobil olarak (karavan ya da konteynırla) oradaki çocuklarla beceri geliştirme ve farkındalık atölyeleri yapmaya başladık. Sınır köyler kuyubaşları, Kızıltepe, Midyat, Artuklu, Nusaybin gibi ilçelerde çocuklarla bir araya gelerek Sirk müzik bilim teknoloji öğretimi ve analog fotoğrafçılık beceri atölyeleri ile; çocuk hakları, anlaşmazlık çözümü toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekoloji-çevre konularından farkındalık atölyeleri düzenledik.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine her yıl düzenlenen Uçan Halı Festivali düzenleniyor. Festival Mardin’de büyük bir coşku ve heyecanla karşılanmasının yanında çocukluktan Sirkhane&#8217;de sirk eğitimi alan, 18 yaşını doldurmuş ve adına sirk kahramanları dediğimiz Süriyeli kız ve erkek çocukların sahneye çıkmasıyla bölgedeki diğer Suriyeli kız ve oğlan çocukların &#8216;ben de yapabilirim&#8217; demesi açısından önemli.</span></p>
<p><b>Her Yerde Sanat Derneği’nin nasıl bir etkisi oldu nasıl bir değişime yol açtı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atölyelerin içerikleri düşünüldüğünde beceri ve farkındalık geliştirme atölyeleri farklı farklı alanlarda çocuklarda değişimlere neden oldu. Çocuklar bilim ve teknolojiyle ileri dönüşüm sürdürülebilir çevre konularında bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda çocukların kabloları yerleştirmesi tornavidayla vidayı sıkması ampulü duya yerleştirmesi ince motor becerilerinin gelişmesine de katkıda bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müzik atölyesinde çocuklar hem ritim duygularını geliştirdiler hem de bedenlerinden ya da etraftan çıkarabilecekleri herhangi bir sesle müzik yapabileceklerini öğrendiler. Analog fotoğrafta etraflarındaki detayları görmeyi, bu detayları ya da yaşamlarındaki anları fotoğraf kareleriyle kalıcı hale getirmeyi, karanlık oda deneyimiyle bir fotoğrafın baskı sürecini öğrenmiş oldular.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fotoğraf baskı aşamasında çocukların birbirlerine destek olması sağlanarak sosyal uyumlarında gelişme olduğu gözlemlendi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sirk atölyesinde çocuklar bedenleri ve kendileriyle ilişki kurdular. Gelişim dönmelerine uygun olarak hem oyun ve hareket ihtiyaçlarını giderdiler hem de daha esnek ve mutlu oldular.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Farkındalık atölyelerinde çocuklar gelişimlerini kız çocuğu ve erkek çocukları arasında ayrımın olmadığını özellikle gündelik yaşamda “erkekler çocuk bakabilir”, “erkekler ev işi yapabilir”, “bizim kadın öğretmenimiz var diyerek” hissettirdiler. Yine çocuk haklarından edindikleri bilgilerle “bana dokunmanı istemiyorum”, “küfürlü konuşmanı istemiyorum”, “bana istemediğim hiçbir şeyi yaptıramazsın” demeye başladıkları gözlemlendi. Anlaşmazlık çözümünde çocuklar sık sık birbirlerine sınıf kuralları hatırlattılar. Birlikte aldıkları kararların atölye iklimini güçlendirdiğinden bahsettiler.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sirkhane pandemi koşullarının getirdiği zorluklara uyum sağlayarak çocuklarla uzun süre online platformlarda etkinlikler, atölyeler gerçekleştirdikten sonra önlemlerin, yasakların kaldırılması ile hep istenen çocuklara mobil şekilde ulaşma yolunu tercih ederek çalışmalara başladı. Uzun araştırmalar ve fikir alışverişleri neticesinde Mardin Kızıltepe’de yer alan Bahçelievler sahasında mobil saha kurulması kararlaştırıldı. Burası hem sosyo-ekonomik olarak düşük gelirli ailelerin yer aldığı hem Türkiye-Suriye çocuk nüfus oranının yüksek olması sebebiyle sosyal uyumu çok rahat geliştirebileceğimiz, çocukların rahatlıkla erişebileceği stratejik bir alandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2022 Ocak ayında başlanılan Bahçelievler Mobil alanında 6 ayda 3 faz gerçekleştirildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1. fazda </span><b>521</b><span style="font-weight: 400;">, 2. ve 3. fazda toplam </span><b>540</b><span style="font-weight: 400;"> çocukla Bahçelievler sahasında toplamda </span><b>1061 </b><span style="font-weight: 400;">çocukla buluşuldu. Bu buluşmalar çocukların okul dışı etkinliklerle beceri geliştirmelerini ve çocuklarla kendi duygu ve ihtiyaçları konusunda daha açık ve katılımcı olmalarına yönelik çalışmalar yapıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mardin’ ilinde Welt Hunger Hilfe Alman iş birliği ve Türkiye Kalkınma Vakfı ile ortaklaşa Yürüttüğümüz </span><i><span style="font-weight: 400;">Mardin ilinde Sığınmacı ve Ev sahibi Topluluklar için Danışmanlık Koruma ve Sosyal Hizmetlere Erişim ve Sosyal Uyumun İyileştirilmesi Projesi&#8217;</span></i><span style="font-weight: 400;">nde Her Yerde Sanat Derneği olarak 3 yılda toplamda </span><b>12.117</b><span style="font-weight: 400;"> çocuğa ulaştık.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu etkinliklerin keyif verici olmasının yanı sıra bir gün içinde önemle gözlemlenen, atölyelere katılan çocuklarla beraber anne-babaların, bakım verenlerin, mahalle sakinleri ve komşu okullardan gelen öğrencilerin o gün mobil Sirkhane’de atölyelere katılan çocuklarla birlikte olmasıydı. Bu, Bahçelievler’de bu süre zarfında HYSD çalışmalarının sıcak karşılandığının en net göstergesi oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mobil Sirkhane’de geçirilen süre içerisinde yaşanılan tüm zorluklar yorgunluklar atölyeye katılan çocuklara dağıtılan eğitim ve hijyen kitleriyle gelen iyi niyet ve dualarla yerini gurur ve mutluluğa bıraktı.</span></p>
<p><b>HYSD-Sirkhane’nin gelecek planları nelerdir, önünüze nasıl hedefler koydunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sirkhane’nin en önemli gelecek planlarından ilki mobilleşmeyi bir kültür haline getirerek çevre illerdeki çocuklara da ulaşarak sahada özellikle bölgede ulaşılmamış çocuk kalmamış olmamasını sağlamak. Önemli bir diğer gelecek planı, var olan çocuk meclisinin Mardin’de çocuk katılımı ve temsiliyetinin artırılması ve oluşmasına kolaylık sağladıktan sonra önce tüm bölgedeki çocukların temsiliyetinin olduğu bir meclis haline gelmesine destek olmak, sonra tüm Türkiye’deki çocukların temsil edildiği bir meclis oluşturmaya çalışmak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetle gelecek planımız sanırım durmadan ve engelleri düşünmeden önce Mardin ilindeki ardından tüm bölgedeki çocuklara erişmeyi sağlamak, onlarla birlikte düşünmek, büyümek ve gelişmektir. </span></p>
<p><b>Ortaklaştığınız ve Birlikte Çalıştığınız Kurumlar var mı? İş birliğine nasıl bakıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuklar ile çalışan bir kurum olan HYSD en önemli işbirliğini MEM ile gerçekleştirmiştir. Mardin Milli Eğitim İl Müdürü başta olmak üzere, Kızıltepe ve Midyat ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri de sahadaki aktivitelerimize önemli destekler sunmuşlardır. Covid 19 sürecinde Suriye nüfusunun yoğunlaştı kırsal bölgeler ve köylerde yapılması planlanan festival etkinliklerine MEM ile yapılan iş birliğiyle, Artuklu merkez, Kızıltepe ve Midyat’taki  16 okul bahçesinde mini festival şeklinde yapılabilmesi bu iş birliğinin önemli bir sonucuydu. Bu iş birliği Çocuk Meclisi ile güzel bir şekilde devam etmektedir.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2022 ilk 6 ayında Kızıltepe Bahçelievler Mahallesi&#8217;nde açık alanda kurulan Mobil Sirkhane (Activity camp site), kurulmasında ve izin süreçlerinde Kızıltepe Kaymakamlığı&#8217;nın önemli katkıları oldu. Kaymakam Bey alanın açılış etkinliğine katılarak desteğini açıkça gösterdi ve kurulan iş birliğinin gücünü alanda hissettirdi.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca merkezlerimize uzak alanlarda kapalı derslik ihtiyaçlarımız olduğu süreçte Kızıltepe’de Lider Kadın Derneği ve Midyat’ta ise Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlığına bağlı il ve ilçe müdürlüklerinin de desteği ile Midyat ÇATOM’un  atölyelerimize alan açması STK ve Kamu işbirliği ile yapılan çalışmalarımıza güzel örneklerdir.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar kamu kurumu üst yöneticilerden il ve ilçe bazında genel izinler alınsa da herhangi bir okulda veya çevresinde yapılacak etkinlikler için hem okul müdürü hem de mahalle muhtarları ile iş birliğine gidilmesi ve onların da onayına sunulması onları çok memnun etti. Üstten gelen direktifler yerine yerel ile daha güçlü bir iletişim ile sürece katılımları ve aktif destekleri sağlandı.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca yönlendirilen vakalarda bölgede diğer STK’larla iş birliği çalışmalarımızın kolaylaşmasını sağlayan bir etkendir.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">HYSD Sirkhane olarak çocuk güvenliği ve çocuk dil, algı ve anlayışına uygun eşitlikçi, adil her çalışma ve projede iş birliğine açık olduğumuzu; amacımızın çocuklara daha fazla fayda sağlamak olduğunu bir kez daha bu vesileyle söylemek isteriz.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/12/14/her-yerde-sanat-dernegi-amacimiz-cocuklarin-iyilik-hallerini-kamusal-alanda-cogaltmak/">Her Yerde Sanat Derneği: &#8216;Amacımız Çocukların İyilik Hallerini Kamusal Alanda Çoğaltmak&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması: Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/15/turkiyede-bir-arada-yasariz-arastirmasi-kutuplasan-toplumda-bir-arada-yasama-kapasitesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 07:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[bir arada yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) Diyarbakır STK Buluşmaları kapsamında Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırma Vakfı (BAYETAV) ile birlikte 11 Haziran 2022 tarihinde 'Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması: Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi' adlı bir çalıştay gerçekleştirdi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/15/turkiyede-bir-arada-yasariz-arastirmasi-kutuplasan-toplumda-bir-arada-yasama-kapasitesi/">&#8216;Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması: Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">DİSA, Diyarbakır STK Buluşmaları ile bir yandan sivil toplum aktörlerini bir araya getirirken diğer yandan da söz konusu buluşmalarla sivil toplum aktörleri arasında kalıcı temas ve diyalog ortamı yaratmayı, sivil toplum alanındaki kamusal tartışmaları beslemeyi ve toplumsal sorunlar ile çözüm yollarına ilişkin düşünsel çabalara katkı sunmayı amaçlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) salonunda gerçekleştirilen etkinliğe araştırmanın yürütücüsü olan Prof. Dr. Ferhat Kentel konuşmacı olarak katılırken, etkinliğin moderatörlüğünü ise Cuma Çiçek yaptı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KONDA ve SAM’ın saha araştırmasını yaptığı, nicel ve nitel veri toplama teknikleri kullanılarak yürütülmüş olan araştırmaya ilişkin sunum yapan BAYETAV Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ferhat Kentel, bir arada yaşamak için sırasıyla gelir dağılımı adaletsizliğinin giderilmesi, cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi, etnik eşitsizliğin giderilmesi ve mezhepsel eşitsizliğin giderilmesi gibi konuların araştırmada öne çıktığına vurgu yaptı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalıştaya Diyarbakır’dan çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, iş insanı ve gazeteci katıldı. Katılımcıların yorum ve sorularının ardından çalıştay sona erdi. </span></p>
<p><a href="https://bayetav.org/uploads/documents/BAY-rapor-son.pdf"><span style="font-weight: 400;">Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="https://bayetav.org/uploads/documents/BAY-rapor-ozet.pdf"><span style="font-weight: 400;">Raporun genişletilmiş özetine ise buradan ulaşabilirsiniz.</span></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/06/15/turkiyede-bir-arada-yasariz-arastirmasi-kutuplasan-toplumda-bir-arada-yasama-kapasitesi/">&#8216;Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması: Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Irksal Ayrım, Otoriter Rejimler ve Soykırım: Ruanda&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/irksal-ayrim-otoriter-rejimler-ve-soykirim-ruanda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 May 2022 11:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümünde Dünya Deneyimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=81032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dördüncüsünü konuştuğumuz Çatışma Çözümünde Dünya Deneyimleri raporlarında Türkiye ile benzer ve farklılıklarını tartışmaya açıyoruz. Raporun yazarı Hilal Yavuz ile Ruanda Çatışma süreçlerini konuştuk. Yavuz, sorunlu yanlarına rağmen Gacaca Mahkemelerinde onarıcı adaletin tesis edilmeye çalışıldığını çatışma süreçlerinin sonunda fail ve mağdur ailelerinin yüzleştirildiği mekanizma kurulduğunu ifade ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/irksal-ayrim-otoriter-rejimler-ve-soykirim-ruanda/">&#8216;Irksal Ayrım, Otoriter Rejimler ve Soykırım: Ruanda&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ruanda’nın sosyoekonomik ve sosyopolitik yapısı nasıl? Bize Ruanda ile ilgili genel olarak neler söyleyebilirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir Orta Afrika ülkesi olan Ruanda, engebeli coğrafyası nedeniyle “Bin Tepeli Ülke” olarak da biliniyor. Yüzey su kaynaklarının bol ve yıllık yağış ortalamalarının yüksek olduğu ülke tarımsal faaliyetler açısından oldukça elverişli topraklara sahip. Bu sebeple nüfusun neredeyse dörtte üçü bugün hâlâ kırsal bölgelerde yaşıyor ve geçimini tarımla sağlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Batıda Demokratik Kongo Cumhuriyeti, güneyde Burundi, doğuda Tanzanya ve kuzeyde Uganda’yla sınır komşusu olan Ruanda’da bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Avrupa sömürge güçleri yaklaşık üç çeyrek asır hüküm sürdü. Önce Almanya [1884-1923] daha sonra Belçika [1923-1962] devleti halihazırda ekonomik ve politik üstünlüğe sahip olan ve nüfusunun yaklaşık yüzde on beşini oluşturan Tutsilerle iş birliği yaparak çoğunluğu Hutulardan oluşan ülke yönetimini elinde tutmayı başardı. Sömürge öncesi dönemde Hutu-Tutsi ayrımı geçim kaynaklarının şekillendirdiği bir tür statü farkına işaret ediyordu. Ancak 1933’te çıkarılan ve tüm Ruandalıların etnik aidiyetlerinin yazılı olduğu kimlik kartlarını taşımasını zorunlu kılan bir yasa çerçevesinde bu ayrım ırksal bir farkla ilişkilendirilmiş oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soykırım öncesi dönemde Ruanda’nın sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısını şekillendiren üç ayrı dönüm noktasından bahsetmek mümkün. 1962’de bağımsızlığın ilan edilmesiyle birlikte Belçika sömürge güçlerinin ülkeyi terk etmesi Tutsi rejiminin sona ermesi demekti. Akabinde Grégoire Kayibanda önderliğinde bir Hutu rejimi kuruldu. 1973 yılında ise dönemin genelkurmay başkanı Juvénal Habyarimana tarafından bir darbe yapıldı. Söz konusu darbe aslında ülkenin kuzey ve güney bölgelerinde yaşayan Hutular arasındaki bir tür imtiyaz savaşının ürünüydü. Ruanda’nın kuzey bölgelerine kıyasla daha verimsiz toprakların yer aldığı güney bölgelerinde yaşayan Hutular, tarımsal üretim açısından dezavantajlı olsalar da Kayibanda döneminde hem ticaret alanında birtakım imtiyazlar edinerek hem de kamu kurumlarında artan istihdam oranları sayesinde siyasi ve ekonomik açıdan güçlendi. Kuzeyli Hutuları temsil eden Habyarimana’nın esas amacı bu gidişata dur demek ve kuzeylilerin imtiyaz alanını genişletmekti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yönetim tarzı ve hükümetlerin siyasi tutumu göz önünde bulundurulduğunda, soykırım öncesi ve sonrası Ruanda’sında keskin bir değişimden bahsetmek maalesef mümkün değil. Her yeni kurulan rejim bir önceki rejimden daha otoriter bir yönetim tarzını benimsedi. Demokrasi Endeksi’nin (2020) verileri ışığında Ruanda’nın bugün hâlâ otoriter rejimler kategorisinde yer aldığı biliniyor. Ülke, soykırım sonrası dönemde dış ülkelerden alınan maddi yardımlar sayesinde ekonomik açıdan bölgedeki diğer ülkelere kıyasla iyi durumda olsa da İnsani Gelişme Endeksi’nin (2020) verilerine göre hâlâ düşük gelişme gösteren ülkeleri arasında.</span></p>
<p><b>Yazdığınız rapora dayanarak soruyorum, Ruanda’da ç</b><b>atışmaya neden olan dinamikler nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu rapor kapsamında yaptığım araştırmalar neticesinde iki dinamik öne çıktı. Birincisi, Ruanda’daki Belçika sömürge idaresinin hâkimiyetini tesis etmek için, öncesinde geçim kaynaklarına dayanan Hutu-Tutsi ayrımını ırksal ve hiyerarşik bir kategori olarak yeniden şekillendirmesiydi. İkincisi ise 1990’lı yıllarda yaşanan ekonomik krizin mevcut Hutu-Tutsi kutuplaşmasını derinleştirmesiydi. Bu iki husus, Ruanda’da soykırımla sonuçlanan iç çatışmayı salt bir etnik mesele olarak değerlendirmenin mümkün olmadığına işaret ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların yanı sıra medya aracılığıyla yaygınlaşan Tutsi karşıtı nefret söylemleri soykırıma giden süreçte katalizör etkisi yaptı. Ülkeyi yöneten siyasetçiler, iktidar mücadelesinde güç kaybetmemek için toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirdi. Komşu ülkelerdeki siyasi ve toplumsal gerilimler içerideki gerilimi tırmandırdı. Kilise soykırım sırasında ve öncesinde hem fail olarak taraf oldu hem de yaşanan çatışmalar karşısında sessiz kaldı. BM gibi aktörlerin bu süreçte etkisiz kalması hatta uluslararası bazı aktörlerin (özellikle Fransa) çatışmaları derinleştiren politikaları, soykırıma varan şiddet olaylarını tetikleyen unsurlar arasındaydı. Bu süreçte ülkede faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları da etki alanları kısıtlı olduğu için soykırımı engelleyemedi.</span></p>
<p><b>Ruanda’da çatışmanın aktörleri ve talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok sayıda aktörden bahsetmek mümkün elbette. Soykırım döneminde ülke yönetimini elinde tutan Habyarimana’nın partisi Kalkınma ve Demokrasi için Ulusal Cumhuriyetçi Hareket’in (MRNDD) ve diasporada yaşayan Ruandalıların kurduğu Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) esas aktörler olduğu söylenebilir. RPF’nin amacı Ruanda iç siyasetinde söz sahibi olmalarına imkân tanıyacak müzakere masasının oluşması için Habyarimana rejimini zorlamaktı. İktidar partisi ise ülkedeki ekonomik ve siyasi krizin sebebi olarak RPF’yi işaret ediyordu. 1990 yılında çok partili sisteme geçişle birlikte kurulan partilerin çoğu RPF ile müzakere masasına oturulmasına olumlu yaklaşıyordu. Yalnızca ülkenin en sağcı partisi olarak bilinen Cumhuriyeti Savunma Koalisyonu (CDR) buna karşı çıkıyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uganda ve Burundi’yi de aktörler arasında sayabiliriz. Soykırım öncesi dönemde Ruanda hükümeti, Uganda hükümetini RPF savaşçılarını eğitmek, silahlandırmak ve sınırdaki askerî varlığını artırarak RPF’ye takviye sağlamakla suçluyordu. Ruanda’yla etnik çeşitlilik açısından benzer konfigürasyonlara sahip Burundi’deki gergin siyasi atmosfer de ülkedeki Tutsi karşıtlığını körükleyen sebepler arasında gösterilebilir.</span></p>
<p><b>Bütün bu sürece baktığınızda çatışmanın tarihsel gelişimi bize ne söylüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">30 Eylül 1990’da başlayan ve yaklaşık üç yıl süren, çoğunlukla düşük yoğunlukta seyreden çatışma, dünyanın her yerinde olduğu gibi Ruanda’da da paramiliterleşmeyle sonuçlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kötüye giden ekonomik durum özellikle başkent Kigali’de işsiz gençlerden oluşan bir alt sınıfın ortaya çıkmasına yol açmıştı. Çatışma döneminde toplumun topyekûn paramiliterleşmesi işte biraz da bu gençlerin silahlandırılmasıyla mümkün oldu. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılardan RPF’yi ve RPF müttefiki olarak görülen “içerideki düşman” Tutsileri sorumlu tutan geniş bir kitle mevcuttu. Tek yapılması gereken bu kitleyi silahlandırmaktı.</span></p>
<p><b>Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Savaşın verdiği tahribatı anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma döneminde her iki tarafın da çok sayıda katliamda rol oynadığı biliniyor. Soykırım esnasında ise yaklaşık 1 milyon insanın öldürüldüğü, 2 milyona yakın insanın çevre ülkelere göç ettiği, 1 milyon insanın ülke sınırları içinde yerinden edildiği, 100 bin ila 250 bin arasında kadının tecavüze uğradığı tespit edildi. Maddi hasar da çok yüksekti. Mesela 1994 hasadı 1993’ün yarısından daha azdı. Altyapı sistemi çökmüş, bankalar yağmalanmış, kamu hizmetleri verilemez olmuştu. Üstelik, başka soykırım örneklerini göz önünde bulundurarak, 1994’ün nesiller boyu etkisi devam edecek travmatik bir anı olarak kolektif hafızaya kaydedildiği söylenebilir.</span></p>
<p><b>Müzakere süreçleri nasıl işledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Habyarimana rejimi, 1990-1992 arasında RPF ile müzakere masasına oturmayı reddetse de muhalif grupların ülke içindeki faaliyetlerine getirilen kısıtlamaları iptal eden ve yurtdışındaki Ruandalılara ülkeye dönüş hakkı tanıyan reformlar sürüyordu. Nihayet 1992’de Afrika Birliği Örgütü ve Afrika Büyük Göller Bölgesi’ndeki çok sayıda devlet başkanı aracılığıyla Ruanda hükümeti ve RPF arasında müzakereler başladı ve 12 Temmuz’da bir ateşkes imzalandı. Ancak 1993 yılının Şubat ayında Ruanda’nın kuzeyinde yaşayan Tutsilere bir saldırı düzenlenmesiyle birlikte çatışma yeniden başladı. Ateşkesin bozulması, bir yandan ülkedeki reform hareketi üzerindeki baskıyı artırırken bir yandan da Habyarimana’nın halk desteği kazanmasını sağladı. Mart 1993’te yeniden başlayan müzakereler 4 Ağustos tarihinde Arusha Barış Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu müzakereler çerçevesinde RPF’nin stratejisi netti: Ülkedeki insan hakkı ihlallerini gündeme getirerek Habyarimana rejiminin uluslararası imajını sarsmak ve muhalefet partileriyle işbirliği yaparak mevcut hükümeti zayıflatmak. Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte Ruanda hükümeti tarafından resmen tanınan RPF, muhalefet partileriyle kurduğu iyi ilişkiler sayesinde ülke içindeki etki alanını genişletiyordu. Bunun yanı sıra, ülke içindeki derneklerde ve sivil toplum örgütlerinde de varlığı güçlenmekteydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arusha Anlaşması’na göre 8 Nisan 1994’te Ruanda’da bir geçiş dönemi hükümeti kurulacaktı. Bu nedenle BM üyelerinin 5 Nisan’da ülkeden ayrılması kararlaştırılmıştı. Fakat müzakere sürecini yönetmek üzere Arusha’ya giden Habyarimana’yı taşıyan uçağın 6 Nisan’da Kigali’de düşürülmesinin ardından ülkenin dört bir yanında yoğun şiddet olayları yaşandı. 7 Nisan tarihinden itibarense Ruanda’daki milisler soykırım planları çerçevesinde katliamlara başladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katliamlar başkent Kigali’nin kontrolünün Paul Kagame liderliğindeki RPF’nin eline geçmesiyle sona erdi. RPF ve Kagame o günden beri ülkenin yönetimini elinde tutuyor.</span></p>
<p><b>Şimdiki durum nedir? Şu anda bir yüzleşme sürecinden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzde tek partili bir rejimle yönetilen Ruanda Cumhuriyeti’nde seçimler adil ve şeffaf bir şekilde yapılmıyor, temel insan hakları ihlal ediliyor ve sivil toplum faaliyetleri kısıtlanıyor. Ancak artan otoriterleşmeye rağmen bir yüzleşme sürecinden bahsetmek mümkün. Bu bağlamda Gacaca Mahkemeleri deneyiminden bahsetmek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fail ve mağdur yakınlarının duruşmalarda karşı karşıya getirildiği Gacaca Mahkemeleri’nde BM ve Ruanda hükümeti formasyonundan geçmiş yargıçlar görev aldı. Gacaca Mahkemeleri’ne eleştirel yaklaşan araştırmacılara göre yargıçların önemli bir kısmının Tutsi olması mahkemenin tarafsızlığı hakkında şüphe uyandırıyordu. RPF tarafından işlenen suçların mahkemenin kapsamı dışında bırakılması da mahkemeye yöneltilen eleştiriler arasındadır. Öte yandan, cezalandırıcı mekanizmalardan ziyade onarıcı mekanizmaların devreye sokulduğu bu deneyimin, bünyesinde barındırdığı sorunlara rağmen modern hukuku tamamlayıcı bir işlev kazandığı söylenebilir.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruanda’daki çatışma sürecinin sömürge geçmişi göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’dekinden oldukça farklı olduğu aşikâr. Yine de Ruanda deneyimi Türkiye’deki Kürt meselesi bağlamında değerlendirildiğinde bölgesel dinamiklerin çatışma süreçlerine etkisinin altını çizmek gerekiyor. Uganda-Burundi-Ruanda denklemi olarak da isimlendirebileceğimiz komşu ülkeler çatışmayı doğuran, besleyen ve güçlendiren etkilerde bulundu. Türkiye’nin komşu ülkelerinde de hayli Kürt nüfusu bulunması, Kürt meselesini tek bir devlet içerisinde değil bölgesel bir sorun olarak değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, bir ülkede yaşanan Kürt meselesinin diğer ülkedekini de etkilediğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bunun yanı sıra, etnik ve sınıfsal çatışmaların hâkim gruplar arasındaki imtiyaz mücadelesinde araçsallaştırılması bakımından Ruanda vakası ile Türkiye’nin Kürt meselesi arasında göreli olarak bir benzerliğin olduğu söylenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öneri olarak da iki olumlu gelişmeye değinmek gerekiyor. Gacaca Mahkemeleri deneyimindeki sorunlu yanların aşılması yönünde adımlar atıldığı takdirde benzer mekanizmaların Türkiye’deki olası bir geçiş dönemi adaleti kontekstinde gündeme alınması faydalı olabilir. Bir diğer olumlu gelişme, kadınların hem siyaset sahnesine hem de çalışma hayatına katılım oranlarındaki artış. Politik mecralarda ve toplumsal alanda artan kadın görünürlüğü, demokratik bir rejime geçildiği takdirde şüphesiz daha olumlu sonuçlar doğuracak.</span></p>
<p>Raporun tamamına <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/disa-catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ruanda/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>Dosyanın diğer bölümlerine <a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/05/30/irksal-ayrim-otoriter-rejimler-ve-soykirim-ruanda/">&#8216;Irksal Ayrım, Otoriter Rejimler ve Soykırım: Ruanda&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürtçe Seçmeli Derslerde Kampanyaların Etkisi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/22/kurtce-secmeli-derslerde-kampanyalarin-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2022 13:40:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anadil]]></category>
		<category><![CDATA[anadilde eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Anadil Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=78962</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Sivil kurumlar ve hareketlerin muğlak ifadeler arkasına sığınmadan doğrudan Kürtçe'yi ifade etmeleri iş birliği, güven, heyecan ve tabii ki başarma duygusunu pekiştirdi.' Dünya Anadil Günü’nü geride bırakırken kampanyaların seçmeli derslere etkisini Platforma Zimanê Kurdî-Kürt Dil Platformu (PZK)’ndan  Sedat Doğan ve Kürd Dili Hareketi Derneği (HezKurd)’nden Suphi Özgen ile konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/22/kurtce-secmeli-derslerde-kampanyalarin-etkisi/">Kürtçe Seçmeli Derslerde Kampanyaların Etkisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kürtçe seçmeli dersler ile ilgili her sene ilana çıkılır, genelde boş kalırdı. Bu seneki artışı neye bağlıyorsunuz? </b></p>
<p><b><img decoding="async" class=" wp-image-78978 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/suphi-ozgen.jpg" alt="Suphi Özgen" width="234" height="234" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/suphi-ozgen.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/suphi-ozgen-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" />Suphi Özgen: </b><span style="font-weight: 400;">Ortaokullar için seçmeli Kürtçe (Kurmanci, zazaki) ders hakkı 2012 yılından beri olmasına rağmen bu sene ilgi arttı. Kısa adı Hezkurd olan Kürd Dili Hareketi Derneği olarak resmen kurulduk ve doğrudan Kürtçenin yasal haklarını korumak ve geliştirmeyi hedefleyerek seçmeli Kürtçe dersinin tanıtılmasını ve tercih edilmesi için aktif çalışmalar yaptık. </span><span style="font-weight: 400;">Sivil girişimlerin bilgilendirme ve sahada doğrudan veli ve öğrenciler ile teması ilk defa bu sene oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sahadaki çalışmalar başta Rudaw TV olmak üzere TV&#8217;de yoğun bir şekilde haber olunca bu husus da motive edici oldu. Elbette TRT Kurdî&#8217;nin de katkısını ifade etmek gerek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Deva Patisi Genel Başkanı Ali Babacan, PAK Genel Başkanı Mustafa Özçelik ile Hak Par Genel Başkanı Latif Epözdemir&#8217;in hemen ilk günlerdeki destekleyici açıklamaları da önemlidir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medya kullanıcıları da KurdîHilbijêre tagi etrafında güzel bir motivasyon kazandılar. </span><span style="font-weight: 400;">Elbette ki her destekleyici açıklama yapan kişi ve kurumların da pozitif katkısı olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dil hakkının temel bir hak olmasına rağmen hep engellenmiş ve baskılanmış olmasının toplumda yarattığı bir açlık vardı. Sivil kurumlar ve hareketlerin muğlak ifadeler arkasına sığınmadan doğrudan Kürtçe&#8217;yi ifade etmeleri de iş birliği, güven, heyecan ve tabii ki başarma duygusunu pekiştirdi.</span></p>
<p><b>Sedat Doğan: </b><span style="font-weight: 400;">Meşru vatandaşlık hakları çerçevesinde Kürtler için asıl yapılması gereken, Kürtlerin Anadilleri önündeki bütün engellerin yaşamın bütün alanlarında kaldırılmasıdır. Türkçeye tanınan bütün özgürlüklerin Kürtçe için de tanınmasıdır. İnsani ve vicdani açıdan yapılması gereken budur.</span></p>
<p><b>Elinizde önceki yıllar ve bu yıl arasındaki seçilme oranları ile ilgili veriler var mıdır? </b></p>
<p><b><img decoding="async" class="size-full wp-image-78977 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/02/sedat-dogan.jpg" alt="Sedat Doğan" width="207" height="243" />Sedat Doğan:</b><span style="font-weight: 400;"> Önceki yılların başvurularına dair elimizde, basına yansıyan şöyle bir veri var: </span><span style="font-weight: 400;">2015-2016 yıllarında Kürtçe seçmeli derslere başvuran öğrenci sayısı: 77.931 öğrenci. Bunlardan 71.616’sı Kurmanci,6.315 Kırtki/ Kirmancki. B</span><span style="font-weight: 400;">u öğrenciler için sadece 59 öğretmen ataması yapılmış. Bunların  48’i Kurmanci, 11’i Kirmancki. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu öğretmenlerin çoğu yeterli donanıma sahip olamadıkları için <a href="https://www.evrensel.net/haber/386372/sectirilmeyen-secmeli-ders-kurtce" target="_blank" rel="noopener">derslere girmemişler ve dersler hep boş geçmiş</a>.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu yıl yapılan başvurular da henüz kamuoyuna yansımadı ama herkesin tahmin ve beklentisi bu yılki başvuruların eski yıllara oranla kat bê kat fazla olacağıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde bu konuda kamuoyuna yapılmış yeterli bir açıklama da yok. Milli Eğitim Bakanı bir soru önergesi üzerine 2021- 2021 yılında 20.265 öğrencinin Kurmanci ve Zazaki dersini seçtiğini açıkladı ama biliyoruz ki bu sene yapılan tercih önümüzdeki 2022-2023 eğitim öğretim yılı içindir. </span></p>
<p><b>Anadil eğitim ve Kürtçenin yaygınlaşması için ne tavsiye edersiniz?</b></p>
<p><b>Sedat Doğan: </b><span style="font-weight: 400;">Dil öğrenimi ve eğitim süreci kreşlerden, anaokulundan başlar. Eğitimin bütün süreçlerinde hiç ara verilmeden Üniversitelere kadar bir eğitim ve yaşam dili olarak engelsiz, korkusuz bir şekilde varlığını sürdürür. Sonra bu süreçte öğrenilen bütün bilgiler yaşamın seyri içinde yine o dil yardımı ile pekişir, ila nihaiye devam eder. </span><span style="font-weight: 400;">Kürtlerin coğrafyaları ve içinde var olan bütün maddi ve manevi varlıklar tekrar Kürtçe olarak tanımlanmalı. </span>Toplumsal ve kamusal yaşamda eğitim, öğrenim, hukuk, din, siyaset, ticaret, basın, yayın, ulaşım, iletişim ve teknolojide Kürtçenin önündeki resmi ve hükmi bütün blokajlar kaldırılmalı. Devlet Türkçe&#8217;nin gelişmesi için hangi hizmetleri veriyorsa, bütçeden hangi payı ayırıyorsa, bu ülkede yaşayan herkesin toplumsal huzuru için sağlıklı bir sayımı ve oranlaması yaparak, aynı şeyi Kürtçe için de yapabilmeli.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kürtlerin çoğunlukta olduğu yerlerde ülkedeki resmi dile paralel olarak bireysel, toplumsal ve kamusal alanda ikinci resmi ve yaşam dili, azı oldukları yerlerde ise birinci seçmeli yaşam ve eğitim dili olarak varlığını korumalı. </span>Kürtçe dil ve kültür hizmetleri Anayasal bir güvence altına alınmalı. Devletin Kürtçe dil hizmeti seçmeli değil, kalıcı, devamlı olmalı. Bütün eğitim ve öğretim süreçleri için devlet eğitim bütçesinden gerekli payı ayırmalı. Bu pay Anayasadaki vatandaşların eşitliği ve temel haklarını koruma maddesi çerçevesinde yapılmalı.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kürtçe için bunlar yapıldığı taktirde 60 milyon insanın  günlük yaşamında, umut, hayal, rüya ak ve sevdalarında yine eskisi gibi  birincil yaşam dili olmaması için hiçbir neden yoktur. Yeter ki her Kürt can-ı gönülden diyebilsin ki: </span><b><i>Zimanê me hebuna meyi (Dilimiz varlığımızdır). </i></b><span style="font-weight: 400;">Herkes için herkesin temel insani hakları ile insanca yaşayabildikleri barış, sevgi, özgürlük ve huzur dolu bir dünya dileği ile.</span></p>
<p><b>Suphi Özgen:</b><span style="font-weight: 400;"> Kürtçenin yaygınlaşması, kamusal alanda daha görünür olarak kullanılması ve tabii ki eğitimde kullanılması için öncelikli sorumluluk Kürtlere düşmektedir. Talep ve tercihin yazılı olarak yapılması, sesli olarak da ifade edilmesi gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seçmeli dersin sadece ortaokullarda olması büyük bir eksikliktir ancak yasal olan bu adımın kuvvetlendirilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir. </span><span style="font-weight: 400;">Özellikle dil bilincinin geliştirilmesi, y</span><span style="font-weight: 400;">asal kurumların da çoğaltılması gerekir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anayasal eşitlik ancak Kürtçe&#8217;nin yasal statüye kavuşması ve kamusal alanda etkin kullanılması ile mümkündür. Bu haklı ve hukuki hak için herkes sorumluluk almalıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Ben başaracağımıza inanıyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yılların yarattığı tahribatı onarmak mümkündür. Korkuların atılmasını, umutla, kararlı çalışmalar yapılmasını ve bu konunun sürekli gündemde tutulmasını tavsiye ediyorum.</span></p>
<p>Kapak Görseli: Rawest</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/22/kurtce-secmeli-derslerde-kampanyalarin-etkisi/">Kürtçe Seçmeli Derslerde Kampanyaların Etkisi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2022 11:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Melike Bisikletçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Nepal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77677</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Nepal’de imzalanan barış anlaşmasından sonra Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı kuruldu ve Nepal’deki tüm toplumsal süreçlere, protestolara kadınlar/kadın örgütleri aktif şekilde katıldı, ancak müzakere masasında her iki taraf da kadınlara yer verilmedi.' Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri dosyamızın üçüncü röportajında Raportör Melike Bisikletçiler ile Nepal Çatışma çözümü deneyimlerini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/">Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nepal’in sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl? Bize Nepal ile ilgili genel bir çerçeve çizebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-77678 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler-640x622.jpg" alt="Melike Bisikletçiler" width="256" height="249" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler-640x622.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/melike-bisikletciler.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 256px) 100vw, 256px" />Nepal yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip bir Güney Asya ülkesi. Çin ve Hindistan’a komşu olan Nepal’in denize sınırı bulunmuyor. Etnik grupların ve kast sisteminin iç içe geçtiği son derece karışık bir nüfus yapısına sahip. Nepal’de 125 kast/etnik grup ve 123 dil grubu bulunuyor. Dini açıdan bakacak olursak, ülke nüfusunun çoğunluğu (%80 ve üzeri) Hindu dinine, daha küçük oranda nüfuslarla da Budist, Müslüman, Hristiyan ve yerel dinlere mensup kişiler/gruplar bulunuyor. Ülke yönetiminde ve bürokraside gerek monarşi döneminde gerekse çatışma döneminde ağırlıklı oranda üst kastların yer aldığını, ülkede sınıfsal ayrımların yaşandığını söylemek mümkün. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası Demokrasi Endeksi’ne göre (2019), Nepal 5,28 puanla otoriter rejimler ile kusurlu demokrasiler arasında melez rejimler kapsamında konumlandırılıyor. Dünya Bankası’na göre de alt orta gelir grubuna sahip ülkeler arasında gösteriliyor ve dünyanın yoksul ülkeleri arasında bulunuyor. Ulusal meclis ve temsilciler meclisi olmak üzere iki meclisli bir yapıya sahip olan ülkenin resmi adı Federal Demokratik Nepal Cumhuriyeti.</span></p>
<p><b>123 Farklı dil; 125 kast/etnik kökenden bahsediyorsunuz. Çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? Dini faktörler mi, etnik ya da sınıfsal yapı mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de devlet güçleri ve CPN-M (Nepal Komünist Partisi-Maoist) arasında yaşanan çatışmanın birden fazla nedeni bulunuyor. Kast sistemi sınıfsal ayrımları ve hiyerarşileri beraberinde getiren bir sistem. Nepal’deki kast sistemi de yoksulluğu ve sınıfsal ayrımları tetikleyen en temel sebeplerden biri. Ağırlıkta kırsal nüfusa sahip olan Nepal’de toprak zenginleri üst kastlara mensup kişiler. Ayrıca uzun yüzyıllar yaşanan kast sistemi gruplar arasında sınıfsal ayrımların yanı sıra temsiliyet ve bürokraside yer alma oranlarında farklılıkları da beraberinde getiriyor. Kısaca Nepal’deki çatışmanın temel nedenlerinden biri sınıfsal ayrımlardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine çatışmanın temel nedenlerinden birinin etnik ayrımlar olduğunu söyleyebiliriz. 1960-1990 yılları arasında ülkede monarşinin varlığına ek olarak panchayat sistemi (Hindu monarşisinin öne çıkarıldığı, siyasi partilerin yasaklandığı bir sistem) uygulanıyor. Bu dönemde devletin sloganı da -“Tek dil, tek din, tek kıyafet, tek ülke’’- tekçi politikaların devlet eliyle desteklendiğini gösteriyor. 1962 Anayasası ile birlikte de ülkenin resmi dini Hindu, resmi dili ise Nepali olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla asimilasyona dönük, dışlayıcı bir sistem yaşanıyor. Oysa ki, Nepal çok çeşitli etnik, dili ve dini grupların yaşadığı bir ülke. Neticede, yaşanan etnik ayrımcılık çatışmayı tetikleyen faktörler arasında. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmaya neden olan dinamikler arasında yine rejim tartışmalarının olduğunu söyleyebiliriz. Ülkede monarşinin varlığı, kralın siyasete ve siyasi partilere müdahaleleri, panchayat döneminde siyasi partilerin yasaklanması, muhalifler üzerindeki baskılar ve sürekli değişen hükümetler beraberinde istikrarsızlığı ve rejim tartışmalarını ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla Nepal’de sınıfsal ve etnik ayrımların yanı sıra monarşi-demokrasi tartışması uzun yıllar yaşanıyor. Nitekim 1990 sonrasında (Jana Andolan I) halk ayaklanması ile birlikte kral siyasi partiler üzerindeki yasağı kaldırmak zorunda kalıyor. 1990-1996 yılları ise sürekli değişen hükümetler ve siyasi istikrarsızlıkla geçiyor. 1996 yılında ise devlet güçleri ile CPN-M arasında yaşanan on yıllık çatışma dönemine giriliyor.</span></p>
<p><b>Çatışmanın aktörleri kimlerdi ve bu aktörlerin talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma devlet güçleri ve CPN-M arasında yaşanmış olsa da sürecin içerisinde olan veya daha sonra dahil olan aktörler bulunuyor. Nepal’de sol gelenek sadece Maoistlere özgü değildi. Ülkede çok eskiden bu yana çeşitli sol, sosyalist, sosyal demokrat gruplar bulunuyordu. Ancak aralarında ciddi çekişmeler ve fraksiyon farklarıyla birlikte mücadele yöntemlerinde de farklılıklar bulunuyordu. Çatışmanın aktörlerinden biri olan CPN-M kendisini radikal solda, Maoist olarak tanımlayan bir gruptu. CPN-M’nin silahlı kanadı ise Halkın Kurtuluş Ordusu (PLA) idi. CPN-M’nin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi hakları kapsayan geniş çerçeveli talepleri mevcuttu. Örneğin anadilde eğitim hakkının yanı sıra, otonomi talepleri, Hindistan’la adil/eşit olmayan sözleşmenin feshi, çiftçilerin borçlarının silinmesi gibi talepleri vardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın aktörlerinden biri de monarşinin varlığıyla birlikte kralın kendisi ve Kraliyet Ordusu idi. 1996-2001 yılları arasında çatışma CPN-M ve Nepal Polisi arasında yaşanıyor. 2001 yılında ilan edilen OHAL ile birlikte Nepal Kraliyet Ordusu da çatışmaya dahil oluyor. Ayrıca çatışma sürecinde devlet Nepal Silahlı Polis Gücü ismi verilen paramiliter bir güç oluşturuyor. Kralın başlıca isteğinin monarşiyi devam ettirmek olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Nepal Ordusu da krala bağlıydı ve statükonun devamından yana olduklarını söylemek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine çatışmanın başlanmasından 2006 yılında son bulmasına kadar hükümette yer alan siyasi partiler -başta sosyal demokrat bir parti olan Nepal Kongresi olmak üzere- aktörler arasında yer alıyor. Nitekim 2006 yılında imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması da CPN-M ve Nepal hükümeti arasında imzalanıyor. Siyasi partiler çatışma döneminde karışık tutumlar sergilemişlerdir. Örneğin, 2005’te yaşanan kraliyet darbesi sonrasında siyasi partiler Yedi Partili İttifak’ı (SPA) oluşturmuşlar ve krala/monarşiye karşı -CPN-M ile de yakınlaşarak- mücadele etmişlerdir. Ancak müzakere sürecinde anayasal monarşiyi savunur nitelikte yaklaşımlar sergileyen hükümet yetkilileri çıkmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak kısaca Hindistan ve BM’den bahsedebilirim. Hindistan çatışma sürecinde taraflara kendi ülke çıkarları çerçevesinde yaklaşım sergilemiştir. UNMIN (BM Nepal Misyonu) ise çatışmanın ardından özellikle silahsızlanma sürecini desteklemek, seçimleri ve ateşkesi izlemek için Nepal’de bulunmuştur.</span></p>
<p><b>Çatışmanın tarihsel gelişimini anlatır mısınız? Nasıl bir hikâyeden bahsediyoruz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1996 yılında CPN-M hükümete 40 maddelik bir talepler listesi sunmuştur. Bu talepler arasında siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel pek çok başlık bulunmaktaydı. CPN-M, bu taleplerin karşılanmaması durumunda devlete karşı şiddet içeren bir mücadeleye başlayacaklarına dair hükümete ültimatom vermiştir. Ancak dönemin hükümeti CPN-M’yi dikkate almamış ve &#8216;marjinal&#8217; bir grup olarak tanımlamıştır. Nitekim Nepal’de 10 yıl sürecek olan çatışma dönemine girilmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma, 1996-2006 yılları arasında devlet güçleri ve CPN-M arasında yaşandı. 2001 yılında OHAL ilan edilmiş ve çatışmaya Nepal Kraliyet Ordusu da dahil olmuştur. Ayrıca devlet tarafından Nepal Silahlı Polis Gücü adı altında paramiliyet bir güç oluşturulmuş ve çatışmaya dahil edilmiştir. 2001 yılı sonrasında hem çatışmanın yoğunluğu hem de yaşanan hak ihlalleri artmıştır. 2005 yılında kraliyet darbesi yaşanmış ve kral hükümeti feshederek hükümetin başına kendisi geçmiştir. Bu süreçte siyasi partiler Yedi Partili İttifak (SPA) ismiyle bir ittifak oluşturmuş ve CPN-M ile yakınlık kurmaya başlamışlardır. Nitekim Nisan 2006’da 19 gün boyunca devam eden protesto ve grevler ülke geneline yayılmıştır. Jana Andolan II olarak adlandırılan bu protestolar (halk hareketi) kralın geri çekilmesini beraberinde getirmiştir. Jana Andolan II; CPN-M, siyasi partiler, kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları, çeşitli halkların ve muhalif grupların desteği ile gerçekleşmiştir. 2006 yılında ise 3. müzakere süreci yaşanmış ve Kasım 2006’da Kapsamlı Barış Anlaşması (CPA) imzalanmıştır. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de çatışma süreci 10 yıl sürdü. Özellikle 2001’de OHAL’in ilan edilmesi ve Nepal Ordusunun çatışmaya dahil olmasıyla birlikte hem çatışmanın dozajı hem de insan hakları ihlalleri artmıştır. Özellikle 2001 sonrasında zorla kaybetmelerde ciddi bir artış yaşandı. Yerel ve uluslararası kurumlar ortalama 1300 kişinin zorla kaybedildiğini belirtiyor. Yine 2001 sonrasında zorunlu göç önemli oranda arttı. Çatışma sürecinde 100-200 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor. Ancak Nepal’de yerinden edilmeye ilişkin kayıt süreci çeşitli nedenlerle çok sağlıklı yürütülmediğinden kesin bir rakam vermek güç. Araştırmalar; Dalitlerin (kast sisteminin tamamen dışında ve en altta tutulan grup), kadın, çocuk, engelli ve yaşlı bireylerin göçten daha fazla etkilendiğini, özellikle kadın ve çocukların insan ticareti, zorla çalıştırılma gibi hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Can kayıpları konusunda ise Uppsala Conflict Data Programı can kaybını 11.187 kişi olarak vermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışma sürecinde pek çok çocuk orduya veya CPN-M’ye dahil edilmiştir. Nepal’deki çatışma süreci içerisinde ‘’çocuk savaşçı’’ olgusunu görüyoruz. Yine genel olarak da çocuklar eğitim, sağlık, barınma haklarından yararlanamamış, pek çok çocuk evsiz ve/ya öksüz kalmıştır. Ayrıca muhaliflere yönelik gözaltı, baskı ve tutuklamalar yaşandığını görüyoruz. Gazetecilerin tehdit ve tutuklamalara maruz kaldığını, 15 gazetecinin öldürüldüğünü belirten araştırmalar mevcut. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci ile ilgili bize bir perspektif sundunuz. Peki nasıl bir müzakere süreci gerçekleşti?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de üç farklı müzakere süreci yaşandı. İlki 2001 yılında gerçekleşen müzakerelerin neredeyse başlarkenden sona erdiğini söyleyebiliriz. 2001 yılı Nepal için hükümet değişikliğinin yaşandışı, istikrarsızlığın olduğu bir yıldı. Kral Gyanendra da meseleyi askeri yöntemlerle çözme düşüncesinde idi. Nitekim karşılıklı güvensizlikle birlikte böyle bir ortamda müzakererler kısa sürede sona erer. 2003 yılında başlayan müzakerelerde 2001 yılına oranla daha ileri bir adım atılarak tarafların uyacağı 22 maddelik bir davranışlar çerçevesi çizilir. Bu dönemde hükümet heyeti masaya ciddi bir teklif getirmezken, Maoistler 1996 yılında ortaya koydukları kırk madde halindeki talepleri 24 maddeye indirerek masaya teklif sunmuştur. Bu süreçte cezaevinde olan bazı PLA kadroları serbest bırakılmış ve ordunun kendi askeri noktalarının sadece beş km. uzağına kadar serbest dolaşması konularında taraflar sözlü olarak anlaşmıştır. Ancak ordu bu taleplere tamamen karşı çıktı. Nitekim 2003 yılındaki müzakereler de sonuca ulaşamadı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de üçüncü müzakere süreci 2006 yılında gerçekleşti. Ancak bu sürecin öncesinde 2005 yılında kraliyet darbesi yaşanmış ve akabinde siyasi partiler Yedi Partili İttifak (SPA) oluşturmuştur. Bu süreçte CPN-M ve siyasi partiler yakınlaşmaya başlamışlar ve Jana Andolan II protestoları yaşanmıştır. Bu protestolara ülkede çok çeşitli kesimleri de destek vermiş, 19 gün boyunca protestolar devam etmiştir. Buna bağlı olarak da kral görevlerinden çekilmek zorunda kalmıştır. Halkın bu protestolarda talepleri kısaca barış ve demokrasiye yönelikti diyebiliriz. Dolayısıyla Jana Andolan II ardından süreç hızlanmış, genel çerçeveyi çizen çeşitli anlaşmalar yapılmış ve Kasım 2006’da da Kapsamlı Barış Anlaşması (CPA) Nepal hükümeti ve CPN-M arasında imzalanmıştır.  Ancak bu sürecin tamamen sorunsuz yaşandığını söyleyemem. Örneğin siyasi partiler Jana Andolan II protestolarında monarşiye karşı tutum sergileyip, protestolara aktif şekilde katılsalar da müzakere masasında ilk etapta cumhuriyet konusunu ötelemişler hatta aralarında anayasal monarşiyi savunur noktaya gelenler de olmuştur. Müzakere süreçlerine ilişkin şunu da belirtmek istiyorum; Nepal’deki tüm toplumsal süreçlere, protestolara kadınlar/kadın örgütleri aktif şekilde katılmıştır, ancak müzakere masasında her iki taraf da kadınlara yer vermemiştir. </span></p>
<p><b>Nepal’de şu anda mevcut durum nasıl? Toplumsallaşmış bir barış sürecinden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de barış anlaşmasının ardından cumhuriyet ilan edilmiş, seküler bir sisteme geçilmiş ve yapılan ilk seçimlerde CPN-M yüksek oy alarak seçimden birinci parti olarak çıkmıştır. Ancak masada otonomi talepleri ötelenmiştir. Nepal etnik temelde olmayan 7 bölgeye ayrılarak federasyon çatısı altında yönetilmeye başladı. Bugün ise otonomi taleplerinin ötelenmesinden dolayı Terai Bölgesi’nde yaşayan Madhesilerle Nepal devleti arasında etnik bir çatışma yaşanması riski bulunuyor. Çeşitli yorumcular da şiddet içeren bir etnik çatışma riskine dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bugün Nepal’de yerli halkların, Dalitlerin ve Madhesilerin ayrımcılığa maruz kaldığını söylemek mümkün. Nepal’de Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu ile Kayıp Şahıslar Komisyonu kurulmuştur. Ancak geçiş dönemi adaletine ilişkin mekanizmalar hem geç kurulmuş hem de bu komisyonların topladığı binlerce şikayet muallakta kalmıştır. Çatışma sürecinde yaşanan ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmiş olduğunu, faillerin yargılandığını söylemek şu an için mümkün değil. Örneğin geçtiğimiz yıl da hükümet BM raportörlerinin ülkeyi ziyaret etmesine çok sıcak bakmamıştı. Bugün Nepal’de geçmişle yüzleşmeye ve adalet talebine yönelik aktivizm devam ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak şunu da belirtmek isterim; Nepal’de imzalanan barış anlaşmasından sonra Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı kuruldu. Barış inşasına yönelik sivil toplumun da desteğiyle çeşitli projeler yürütüldü. Barışa ilişkin bir bakanlığın kurulmuş olması son derece özgün bir deneyim. Ancak Nepal’de siyaseten ve bürokratik olarak merkezileşmiş bir kültür söz konusu olduğundan ve bakanlık fonları sivil topluma yeterli seviyede aktarılmadığından sıkıntılar ortaya çıktı. Bugün için Nepal’de barışın yeterinde toplumsallaşmış olduğunu söyleyemem. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ülke ve coğrafyanın kendine özgü koşulları olsa da elbette yaşanan/yaşanmış olan çatışma süreçleri ve nedenleri arasında benzerlik bulunuyor. Türkiye’nin çok etnisiteli ve çok dilli yapısı Nepal örneğiyle örtüşüyor. Nepal’de özellikle 1960-1990 yılları arasındaki panchayat döneminde devletin asimilasyona dönük politikalar izlediğini ve sloganının dahi tek dil, tek din şeklinde olduğunu görüyoruz. Bu Türkiye’de devletin asimilasyon politikaları ve tekçi yaklaşımlarıyla benzerlik gösteriyor. Nepal’de özellikle belirli bir kimliğin öne çıktığı bir bölgede gelişen özerklik talebi Kürt Meselesi’nde de karşımıza çıkıyor. Ayrıca her iki ülkede de paramiliter güçlerin çatışma sürecinde yer aldığını ve cezasızlık kültürünün yaygın olduğunu görüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de etnik sorunların müzakere masasında geri planda kalması bize sorunun kapsamlı şekilde çözülmediğini de gösteriyor. Diğer yandan, Kürt Meselesi çoğunlukla etnik bağlamda ele alınıyor ancak içerisinde etnik unsurların yanı sıra sınıfsal farklılıkları da barındırıyor. Bu anlamda özerklik ve kültürel hakların yanında sınıfsal eşitsizliklerin de ötelenmemesi gerektiğinin çıkarımını yapabiliriz. Meseleyi çok başlıklı ele almak daha sonra ortaya çıkabilecek sorunları en aza indirerek barış inşasına da katkı sunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nepal’de yaşanan çatışma diyalog yoluyla çözüldü. Nepal’de gerçekleşen müzakere süreçlerinde ve barış inşa süreçlerinde her ne kadar bazı eksiklikler yaşanmış olsa da meselenin diyalog yoluyla çözülmesi önemli. Nepal’den çıkarılabilecek en önemli derslerden biri belki de halkın çok çeşitli kesimlerinin, halkların, sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek barışı ve çözümü talep etmesiydi. Bunun dikkate değer olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/14/nepal-muzakere-surecinde-ozgun-deneyim-baris-ve-yeniden-insa-bakanligi/">Nepal Müzakere Sürecinde Özgün Deneyim: Barış ve Yeniden İnşa Bakanlığı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2022 09:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Guatemala]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret Çobanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=77484</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Guatemala örneği bize, on yıllar süren bir savaşın sonrasında bile müzakerelerin mümkün olduğunu göstermiş, böyle bir ümidi diğer çatışma deneyimleri için de mümkün kılmıştır.' Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri dosyamızın ikinci röportajında Guatemala iç savaşı ve ardından gelen barış sürecini Raportör Kudret Çobanlı ile konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/">Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Barış süreçlerini konuşurken o ülkenin sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısını bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.. Guatemala nasıl bir yer, sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-77486 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/kudret-cobanli.jpeg" alt="" width="230" height="362" />36 yıllık bir iç savaştan geçen Guatemala, Büyük Okyanus’a kıyısı olan, Meksika’nın doğusunda bir Orta Amerika ülkesi. Çoğu Latin Amerika ülkesi gibi tarihine damga vuran olay bir sömürge ülkesi olması; 16. yüzyıldan 1821’e kadar İspanyol sömürgesi altında kalıyor. Nüfusun %56’sını Maya ve İspanyol karışımı bir etnik grup olan Ladinolar, %44’ünü Mayalar ve diğer yerli halklar oluşturuyor. 2020’deki nüfusu 18 milyon olarak tahmin edilse de iç savaşın sürdüğü yıllar boyunca nüfusun 5 ila 10 milyon arasında değiştiğini hatırlamak iç savaşa dair sunacağım veriler açısından elzem. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyoekonomik göstergeler açısından ise ilk söylenecek şey Guatemala’nın dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmasıdır. Daha önemlisi, Guatemala esasen etnik farklılıklarla iç içe geçmiş derin bir ekonomik katmanlaşmayla malul. Tüm ekonomik göstergeler, yerli halk için ulusal ortalamanın altında seyrediyor. En yüksek sosyo-ekonomik katmanda yerli halktan neredeyse kimse yok. En çarpıcı veri olarak, esas geçim kaynağının tarım olduğu ülkede ekilebilir arazinin %70’i halen %3’ten az bir nüfus grubunun elinde bulunduğunu söyleyebiliriz.</span></p>
<p><b>Verilere göre Guatemala’nın dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olduğunu söylüyorsunuz. Çatışmaya sebep olan durum bu eşitsizlik hali mi ya da çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmaya neden olan tarihsel dinamikleri sömürgecilik ve mirası, etnik ayrımcılık ve otoriter yönetimler olarak sıralayabiliriz. Sömürge döneminden yakın zamana dek Guatemala tarihi, aşırı sosyo-ekonomik eşitsizlik, büyük siyasi baskı, azınlığın elinde güç birikimi ve Maya nüfusunun marjinalleşmesiyle karakterize olmuş haldeydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da da eşitsizliklerin kökeninde sömürge tarihi yer alıyor. Sömürge tarihi boyunca Maya halkları, agro-elit bir azınlığı oluşturan Ladinolar ile ekonomiye egemen olan toprak sahiplerinin sistematik baskısına ve siyaseten egemenliğine maruz kalıyorlar. Bu tabloya, Mayaların yönetime neredeyse hiç katılamadığı ırkçı sistem eşlik ediyor. Sömürge ırkçılığı, yerli halkların daha aşağı olduğu ve potansiyel isyankârlar olduğu inanışını miras bırakmıştı ve bu, onların imhasından yana devleti daha az sorumlu hale getiriyordu. Guatemala, İspanya’dan bağımsızlığını 1821’de kazandı. Ancak, azınlıktaki bir elitin gücünün kurumsallaştığı ve ırkçılığa kadar varan etnik ayrımcılığın devam ettiği bir anlayışla yönetilmeye devam etti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka kök neden, Guatemala siyasetinin otoriter yapısıdır. Guatemala, 20. yüzyılın ortasına kadar otoriter hükümetler veya diktatörler tarafından yönetilmişti. Elbette bu, hükümet işlerine toplumsal katılımın neredeyse hiç olmaması anlamına geliyordu. Bu tablo içerisinde, 1944-1954 arasında yaşanan Guatemala İlkbaharı siyasetin açıldığı bir dönem anlamına gelse de 1954’teki ABD destekli darbe Guatemala’yı yeniden antidemokratik bir dönemin içine soktu. 1954’ten 1986’da tekrar sivil yönetime dönülene kadar Guatemala askerî darbeler, cuntalar veya “seçilmiş” askerî hükümetler tarafından yönetilmeye devam etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu unsurlar, Guatelama’da iç savaşa giden yolun tarihsel yapıtaşlarını döşemişti. Ancak çatışma esasen, 1960’lardan itibaren ortaya çıkan gerilla gruplarının Marksist bir sınıf savaşı perspektifiyle devrim hedefleyerek mücadeleye girişmesiyle başlayacaktır. </span></p>
<p><b>Peki, çatışmanın aktörleri ve talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da savaş sivil ve askerî elitin elinde toplanan kaynakların adil bölüşümü ve demokratikleşme isteği ile bunun karşısında duran militerleşmiş bir oligarşi sınıfı arasındaki çatışma olarak başlasa da giderek Mayaların bastırıldığı bir rejime dönmüştür. Başka bir deyişle, 1960’lardan itibaren ortaya çıkan gerilla grupları, Marksist bir sınıf savaşı perspektifiyle devrim hedefleyerek mücadeleye başlayacak ancak 1970’lerden itibaren giderek daha çok savaşın etnik boyutunun farkına varacaklardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala, iç savaşı hakkındaki literatür 1982’de dört örgütün birleşimine kadar Gutemala’da her biri farklı siyasi, askerî güce ve farklı stratejilere sahip birçok gerilla grubunun olduğunun altını çiziyor. 1982’de ise Silahlı Asi Kuvvetleri (FAR), Yoksulların Gerilla Ordusu (EGP), Halkın Silahlı Devrimci Örgütü (ORPA) ve Guatemala İşçi Partisi Ulusal Direktif Çekirdeği (PGT-NDN) birleşiyor ve Guatemala Devrimci Ulusal Birliği (URNG) adını alıyorlar. URNG’nin birincil hedefi “Guatemala halkının baskı, sömürü, ayrımcılık ve yabancı ülkelere bağımlılıktan kurtulmasını” sağlayacak bir devrimci halk savaşı başlatmaktı. URNG, komünistlerden demokratlara ve dindarlara, sendika liderlerinden öğrencilere farklı kesimleri barındırsa da Marksist-Leninist bir çizgideydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerilla gruplarının karşısında ise dört başı mağrur bir kontrgerilla devleti ve onun şiddet aygıtları vardı. İç savaş boyunca ordu, bir siyasi güvenlik aygıtı gibi toplumun her düzeyine nüfuz ederek, resmî veya gayriresmi yollarla, sistematik tehdit, işkence ve infazlarla muhalefet hareketini kontrol etmeye çalıştı. Bu tabloda ordunun yanısıra paramilter yapılar şiddetin artmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu paramiliter yapılar içerisinde, Türkiye’deki köy koruculuğu sistemine benzeyen, sivillerden zorla veya zoraki yöntemlerle devşirilen, bir “kimliklendirme” aracı olarak da işlev gören Sivil Öz Savunma Devriyeleri’nden (PAC) ayrıca bahsetmek gerekiyor.. Bir başka paramiliter yapı ise, ordu tarafından finanse edilen ve kurbanlarını ve yakınlarını korkutmak için uçaktan atma, öldürdükleri bedenlerin üzerine anti-komünist mesajlar asma, psikolojik şiddet uygulama gibi yöntemler kullanan ölüm mangalarıydı. Tüm bu kontrgerilla tablosuna, yanıbaşında ikinci bir Küba örneği yaşanmasını istemeyen ABD de özel harekât birlikleriyle aktif olarak katılıyordu. Guatemala İç Savaşı’nın ABD ordusu ve CİA’nin aktif olarak müdahil olduğu ilk iç savaş olduğu söylenebilir.</span></p>
<p><b>Guatemala’nın çok katmerli bir yapısını olduğundan söz ediyorsunuz. Çatışmanın tarihsel gelişimini nasıl ele aldınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-77487 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/01/kitap_kapak_zor_olsa_da_baris_guatemala_deneyimi.jpg" alt="" width="336" height="475" />DİSA için yazdığım raporda savaşı üç dönem altında inceliyorum: Reformist Askerlerin Darbe Girişimi ve Silahlı Mücadelesini kapsayan 1960-1970 arasındaki ilk dönem, 1971-1977 arasındaki İkinci Gerilla Hareketi Dalgası ve 1978-1985 arasını kapsayan İç Savaşın Yükselişi ve Artan Toplumsal Yıkım Dönemi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaşın ilk evresi daha küçük çaplı ve başta başkent Guatemala City olmak üzere şehirlerdeki siyasi muhalefete karşı girişilmiş operasyonlar olarak vuku bulmuştur. Daha önce de söylediğim gibi bu ilk dönemde gerilla kuvvetler yerli Maya halkı ile çok ilişkiye girmiyor ve Che Guevara’dan esinle </span><i><span style="font-weight: 400;">foco </span></i><span style="font-weight: 400;">stratejisi dahilinde mücadelelerini yürütüyorlar. 1970’lerdeki ikinci dönemde ise gerilla grupları uzun erimli bir savaşı planlamak, kırsalda üsler kurmak ve altyapı geliştirmek, yerel halkı mücadeleye dahil etmek ve uluslararası arenada meşruiyet cephesi sağlamak için çalışıyorlar. Bu dönemde Maya halkı hem çatışmaların kurbanları hem de gerilla hareketinin aktörleri olarak savaşa dahil oluyorlar. Savaşın şiddetini en çok arttırdığı ve kitlesel yıkıma sebep olduğu dönem ise 1978 ve özellikle 1982 sonrası dönem. </span></p>
<p><b>36 yıl süren bir çatışma sürecinden bahsediyoruz. Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım ile ilgili nasıl verilere ulaştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala İç Savaşı, 1960-1996 arasında 36 yıl boyunca süren ve 8-9 milyonluk bir ülkede 200 bin kişinin öldüğü, 1 milyondan fazla kişinin yerinden edildiği bir savaş. Müzakere sürecinde kurulan Hakikatleri Açığa Çıkarma Komisyonu’nun (CEH) 1999 tarihli verileri bize ölüm ve kayıpların %93’ünden devletin sorumlu olduğunu ve mağdurların %86’sının Maya halklarından olduğunu söylüyor. Rapor ayrıca çeşitli gerekçeler göstererek Mayalara karşı işlenen suçları “soykırım” olarak nitelemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın yarattığı yıkım açısından özellikle eğilinmesi gereken zaman dilimi, Guatemala tarihinin en kanlı dönemi olarak anılan Mart 1982 ile Ağustos 1983 arasındaki General Rios Montt dönemidir. Montt’un başkanlığa gelmesini izleyen 18 ay içerisinde bir stratejik soykırım yürütüldü. 1981’in başlarında, geleneksel olarak yerli halkın yaşadığı dağlık kesimlerinde bir “toprağı temizleme harekâtı” başlatıldı. Bu strateji dahilinde, sivillerle silahlı güçler arasında ayrım güdülmüyor ve savaş hukuku gözetilmiyordu. Toprağı temizleme operasyonları kapsamında, ordu ve onun sivil yerlilerden devşirilmiş devriyeleri de içeren paramiliter güçleri, gerillaya yardım ettiğinden şüphelendikleri ve devletin safına katılmayı reddeden 600’den fazla köye saldırdı. Buralarda yaşayanlar sistematik işkenceye maruz kaldı, kadınlara tecavüz edildi. Ordu, 440 köyü tamamen tahrip etti, bir milyondan fazla kişi yerinden edildi ve çoğunluğu silahsız yerli halktan olmak üzere 150 bin kişi katledildi. Ordu bununla da yetinmeyip gerillanın ve “içerideki düşman”ın işine yarayacağı düşüncesiyle tarlaları, ormanları dahi yaktı. Bu soykırım politikalarının amacı, sadece gerillaların halktaki destek tabanını ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda yerli halkların kimliğini, kültürünü ve toplumsal yapılarını da yok etmekti.</span></p>
<p><b>Müzakere süreçleri bize ne söylüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’da müzakere süreci 10 yıla uzanan ve 3’ü yönteme ilişkin olmak üzere 10 anlaşma ve 300’den fazla taahhütte yayılan bir süreç olarak vuku buluyor. 1986’da Guatemala’nın sivil hayata geçmesi müzakerelere başlanmasında önemli bir adım. Soğuk Savaş’ın bitimi ve bölgesel aktörlerin Latin Amerika’da iç çatışmaları bitirmek üzere bir araya gelişleri de süreci hızlandıran bir etken olarak işliyor. Özellikle Esqupilas 2 anlaşmaları Latin Amerika ülkelerinde iç çatışmaların bitmesi için devletleri sorumlu kılıyordu ve bu anlaşmalar sayesinde Guatemala’da Ulusal Uzlaşı Komisyonu kurulacak, taraflar arasında görüşmeler resmen başlayacaktı. 1994’te hükümet ve gerillalar bir Birleşmiş Milletler Doğrulama Misyonu (MINAGUA) kurulmasını kabul etti. Bu misyon, insan haklarının güçlenmesi ve demilitarizasyonu sağlayan bir dizi anlaşmaya varılmasını izlemekle görevliydi. MINAGUA gözlem raporlarının açıkça altını çizdiği şeylerden biri; Guatemala’da insan haklarının yerleşmesinin önündeki en önemli engel, devletin uzun zamandır iddia ettiği gibi, savaş durumu değil, cezasızlık sorunuydu. Yani devletin bir ateşkes anlaşması imzalanana kadar insan hakları yönünde bir ilerleme sağlanamayacağı argümanı anlamlı değildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta, Barış sürecinin başında, hükümet ve URNG’nin çatışma </span><span style="font-weight: 400;">bitimine dair durdukları noktanın daha müfrit, uzlaşmaz bir nokta olduğudur. Bu bağlamda, adımların atıldığı ilk yıllarda ordu ve hükümet, barışı URNG’nin kesin olarak silah bırakmasına bağlarken, URNG&#8217;</span><span style="font-weight: 400;">de kontrgerilla önlemlerin tümden kaldırılmasında ve kapsamlı bir sosyal reform yapılmasında ısrar ediyordu. Yine de </span><i><span style="font-weight: 400;">Esquipulas II </span></i><span style="font-weight: 400;">gibi anlaşmalar ve sivil grupların -bunların içerisinde Katolik kilisesinin ve dinî grupların rolü de ayrıca önemliydi- baskısı tarafların “ödün vermez” pozisyonlarından sıyrılıp diyaloğa doğru adım atmalarını sağladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunların neticesinde 1994-1996 arasında URNG ve hükümet arasında esasa ilişkin 7 anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar bütünü, ateşkes ve eski savaşçıların yeniden hayata katılımı gibi temel noktaları ele alırken bir yandan da bazı kısıtlılıklarına rağmen çatışmanın altında yatan temel nedenleri irdeliyor, insan haklarına önemli vurgular yapıyor ve mağdurların bilme ve tazmin hakkına saygı gösteren maddeler içeriyordu. Uzun uzadıya değinemeyecek olsam da kapsamlarını göstermek açısından bu 7 anlaşmanın ismini saymak isterim:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kapsamlı İnsan Hakları Sözleşmesi, Yerinden Edilen Nüfus Gruplarının Yeniden Yerleşimine İlişkin Anlaşma, Geçmişteki İnsan Hakları İhlallerini ve Şiddet Eylemlerini Açıklığa Kavuşturmak İçin Komisyon Kurulmasına İlişkin Anlaşma, Yerli Halkların Kimliği ve Hakları Anlaşması, Sosyo-Ekonomik Konular ve Tarımdaki Durum Anlaşması, Demokratik Bir Toplumda Sivil Alanların Güçlenmesi ve Ordunun Rolü Anlaşması ve son olarak Anayasal Reformlar ve Seçim Rejimi Anlaşması.</span></p>
<p><b>Peki, Şimdiki durum? Savaş sonrası durum Guatemala’da günümüze nasıl yansıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’daki mevcut durumu şöyle özetlemek mümkün: Barış anlaşmaları imzalandığı günden bu yana Guatemala’da çatışmaya bağlı ölümün yaşanamaması sevindirici olsa da ne yazık ki bu Guatemala’nın ne doğrudan şiddetten ne de yapısal ve kültürel şiddetten azade olduğu anlamına geliyor. Öyle ki çeşitli gözlemciler, “İç savaşın bitiminden beri Guatemala’nın çok daha şiddetli bir ülke haline geldiğini” söylerler. Özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren yükselen şiddet, Guatemala’yı Latin Amerika’nın en tehlikeli ülkelerinden biri haline getirmektedir. Maya hakları savunucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Rigoberta Menchú’ya göre bu sonucun arkasındaki en önemli neden “ordunun ve iş dünyasının, barışı URNG’nin demobilizasyonundan ibaret saymaları” idi. Guatemala’da barış sonrası şiddet ortamının başrolünde çetelerin ve uyuşturucu kaçakçılarının yanı sıra devlet kurumlarının cezasızlıkla mücadelede irade ortaya koyamamaları bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’nın bugününe, insanların kaynaklara eşit derecede ulaşımını engelleyen yapısal şiddet açısından baktığımızda da iç açıcı bir durumla karşılaşmıyoruz. Guatemala siyasetini yorumlayanlar, ülkedeki kalkınma sorununun barışın sağlanmasının temelini oluşturduğuna dikkat çekmektedir. </span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Guatemala’daki çatışma süreci üzerine çalışırken, devletlerin iç savaşları bastırmakta birbirlerinden öğrenme kapasiteleri hakkında şaşkınlık yaşadığımı hatırlıyorum. Guatemala bizden çok uzakta, pek de ortak bir yanımız bulunmadığını düşündüğümüz bir ülke olsa da iç savaş sırasında devletin uyguladığı yöntemler arasında bir dereceye kadar benzerlikler var. Özellikle daha önce bahsettiğim Sivil Öz Savunma Birlikleri, Türkiye’de uygulanan Köy Koruculuğu sistemine oldukça benzer şekilde işliyor. Guatemala’da 1981’den itibaren yürütülen Toprağı Temizleme Harekâtı ise; savaşta sivil-gerilla ayrımı yapılmamasıyla, paramiliter güçlerin kullanımıyla, yerleşim yerlerinin boşaltılması ve tahrip edilmesiyle kalınmayıp tarım arazilerinin, ormanların yakılmasıyla Türkiye’de 1993’te uygulamaya konan Alan Hakimiyeti Stratejisi’ni maalesef hatırlatıyor. Bu bağlamda, Guatemala’da özellikle 1981-1983 arası işlenen suçlarla nasıl bir hesaplaşma sürecine girildiği, ne gibi tazminlerde bulunulduğu ve neyin eksik kaldığını incelemek Türkiye örneği için elzem. Sivil devriyeler kurumunun 1996’daki barış anlaşmasıyla kaldırılması ve ardından yaşanan sorunlar da Türkiye’deki tartışmalı koruculuk kurumu için önemli bir örnek teşkil ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada nasıl ki devletler birbirinden baskı ve şiddet tekniklerini öğreniyorsa, bizim de barış isteyenler olarak müzakere ve barış süreçlerine dair birbirimizin deneyimlerinden dersler çıkarabileceğimizi düşünüyorum.  Her şeyden önce, Guatemala örneği bize, soykırıma kadar varan bir şiddetin yaşandığı ve on yıllar süren bir savaşın sonrasında bile müzakerelerin mümkün olduğunu göstermiş, böyle bir ümidi diğer çatışma deneyimleri için de mümkün kılmıştır. Bir başka önemli nokta ise, tarafların, barışın bir süreç olduğunun farkında olması, müzakerelerin çatışmalarla kesildiği dönemler olsa bile yeniden çözüm masasına oturmalarıdır. Yani Guatemala deneyimi bize barışın bir süreç olduğunu ve uzun yıllar sürecek bir sorumluluk ile bağlılık gerektirdiğini göstermektedir. Devletin çatışma döneminin önemli kısmı boyunca aldığı “müzakerelerin başlaması için gerillanın silah bırakması” pozisyonunu uluslararası aktörlerin de etkisiyle devam ettirmemesi ve silahsızlanmayı barış sürecinin içine yaymayı kabul etmesi de bir diğer olumlu adım olarak nitelenebilir. Bir diğer önemli örnekse yerinden edilmişlerin geri dönüşüne dair bir anlaşma yapılmış olmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısıtlı başarılara ulaşmış olsa da bir başlangıç olarak yüzleşme girişimlerinin varlığı da Guatemala’da </span><span style="font-weight: 400;">süreci örnek kılabilecek faktörlerden biridir. Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları, sonradan yüksek mahkemeler tarafından bozulmuş olsa da kimi üst düzey yetkililerin savaşta işledikleri suçlardan ağır cezalar alması, Katolik Kilisesi’nin ve Tarihe Açıklığa Kavuşturma Komisyonu’nun hakikat arayışına dair girişimleri, fiziki işkence yanında psikolojik işkenceye karşı da tazmine gidilmesi toplumsal yüzleşme açısından önemli noktalardır. Türkiye’de çatışma çözümünden yana olan sivil aktörler ve barış aktivistleri için Guatemala’daki çatışma çözümünün örnek alınabilecek bir diğer yanı, sürecin nispeten toplumsal katılımla işlemiş olmasıdır.</span></p>
<p>Rapora<a href="https://disa.org.tr/zor-olsa-da-baris-guatemala-deneyimi/" target="_blank" rel="noopener"> buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>Dosyanın ilk bölümüne ise<a href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-ornekleri/" target="_blank" rel="noopener"> buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/01/06/zor-olsa-da-baris-guetamalada-savas-ve-muzakere-surecleri/">Zor Olsa da Barış: Guetamala’da Savaş ve Müzakere Süreçleri</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2021 10:23:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[Sri Lanka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dosya olarak hazırladığımız Çatışma Çözümü ve Barış İnşasında Dünya Deneyimleri Örnekleri'ni, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırma Enstitüsü bünyesinde hazırlanan raporların yazarları ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/">Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka’nın Türkiye ile farklılıkları/benzerlikleri üzerinden Türkiye’deki barış süreçlerine katkı sunmasını amaçlayarak hazırlanan raporun raportörü Fırat Çapan Sri-Lanka çatışma ve müzakere sürecini anlattı.</span></p>
<p><b>Sri Lanka’nın sosyopolitik ve sosyoekonomik yapısı nasıl? Zannediyorum ki önce bu ülkelerin genel durumunu bilmek lazım.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76731 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan-640x480.jpeg" alt="Fırat Çapan" width="333" height="250" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/firat-capan.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 333px) 100vw, 333px" />Resmi ismi Demokratik Soyalist Sri Lanka Cumhuriyeti olan Sri Lanka 22 milyonluk nüfusa sahip, çok etnikli ve çok dinli bir toplum olarak vasıflandırılabilir. Hindistan’ın güneyinde yer alan bu ada ülkesi 1948’de bağımsızlığa kavuşmasından bu yana yoğun politik ve ekonomik problemlerle yüz yüze kalmıştır. Siyasal partiler genellikle toplumsal yapının fay hatları üzerinden siyaset yürütmüş ve nepotizm siyasal kültüre hakim durumda kalmıştır. Nitekim bağımsızlıktan bu yana Sri Lanka devlet yöneticileri genellikle belirli ailelerin içinden çıkmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Bankası verilerine göre orta alt gelir grubu kategorisine giren ülkede kişi başı milli gelir 3852 dolar civarındadır. Freedom House siyasal haklar ve özgürlükler bakımından Sri Lanka’yı ‘kısmen özgür’ ülke kategorisine koymuştur. Çok partili bir siyasal yapıya sahip ülke 1978’den bu yana yarı başkanlık sistemiyle yönetilmekte, parlemento seçimleri dört yılda bir yapılırken başkanlık seçimleri 5 yılda bir yapılmaktadır. </span></p>
<p><b>Çatışmaya neden olan dinamikler nelerdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kolonyal geçmişin mirası Sri Lanka’da çatışmayı tetikleyen ana unsurlardan birisidir. İngilizler 1948’de adayı terk ettikten sonra ülkeyi tek bir idari birim olarak ve çoğunlukçu bir seçim sistemi ile devretmişlerdi. Bu siyasal sistem azınlıkların dışlanması ve adanın etnik bir demokrasiye dönüşmesine sebep olmuştur. Kolonyal dönemde azınlık olan Tamillerin ayrıcalıklı konuma getirildiğini düşünen Sinhal çoğunluk bunu telafi etme bahanesiyle Tamil azınlığı yabancılaştırmış ve devlet kurumlarında Tamiller ve diğer dini ve etnik azınlıkların temsilini oldukça azaltmışlardır. Çatışma dinamiği 1983’te Tamillerin silahlı mücadeleye girişmesiyle daha da çetrefilli bir hal.</span></p>
<p><b>Çatışmanın aktörleri ve talepleri nelerdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatışmanın temel aktörlerinden birisi çoğunlukla Budist dinine mensup Sinhal çoğunluk ile yine çoğunlukla bu grubu temsil ediyor görünen askeri ve sivil bürokrasisi ile Sri Lanka devletidir. Diğer ana aktör ise Tamil azınlığıdır. Tamilleri temsil eden ana aktörler 2009’da yenilgiye uğratılan LTTE (Tamil Kaplanları), siyasal partileri TULF (Tamil Birleşik Özgürlük Cephesi), ve Hindistan, Kanada, İngiltere&#8217;de güçlü olan Tamil diasporasıdır. Sinhal çoğunluk ve Sri Lanka devleti üniter ve Budist kültüre bağlı bir toplum inşa etme hedefli bir siyaset yürütürlerken, başta federatif ve güç paylaşımına dayalı bir Sri Lanka talep eden Tamilli aktörler şiddetin artmasıyla beraber zamanla adanın Kuzeyi ve doğusunu kapsayan bağımsız bir Tamil Eelam devleti talep etmeye başlamışlardır. Tamillerin aynı zamanda kültürel ve dilsek haklar talep ederken bunların korunacağı bir siyasal sistem talep etmektedirler. Çatışmanın diğer önemli aktörleri  dini azınlıkları teşkil eden  Müslüman Moorlar ve Hristiyanlardır. Bu gruplar her iki aktörün çatışması arasında kalmışlardır. Bu grupların temel talebi ise dini özgürlükler ve dini hakların korunduğu demokratik bir Sri Lanka olagelmiştir. Müslüman ve Hristiyanların bu talepleri şiddet içermese de Sri Lanka Devleti bazı Müslümanları LTTE’ye karşı devletin silahlı kadrosuna güvenlik korucusu olarak dahil etmiştir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dış aktörler olarak Hindistan, Çin, ABD, ve AB ülkeleri öne çıkmaktadır. Bunlar çatışma süresince uluslararası konjonktüre ve ulusal çıkarlarına  bağlı olarak pozisyon almışlardır.</span></p>
<p><b>Çatışmanın tarihsel gelişimi bize ne söylüyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kolonyal geçmişle beraber 1948’den sonra Sinhal çoğunluk siyasal sistemde egemen olmaya başlamış ve çoğunluk lehine politikalar yürütmeye başlamıştır. 1948’de Hindistanlı Tamillerin vatandaşlık hakları ellerinden alınmış, 1958’de ‘Sadece Sinhalce’ yasası kabul edilerek İngilizce ile beraber Tamil dili devlet kurumlarından çıkarılmış Tamillerin bunu protesto etmesi sonucu yüzlerce Tamilli öldürülmüş ve yine Sinhal çoğunluğun olduğu bölgelerde yaşayan binlerce Tamil Kuzey bölgelerine göç etmek zorunda kalmıştır. 1971 Tamillerin üniversite girişini zorlaştıran yasa kabul edilir. 1972 anayasasıyla beraber Budizm devlet dini haline getirilir ve adanın ismi Seylondan Sri Lanka’ya dönüştürülür. 1981’de Jaffna’da Tamilce eserlerin bulunduğu kütüphane polis eşliğinde yakılır ve 1983’te Kara Temmuz olarak isimlendirilen ve 2000-3000 arası Tamil’in öldürüldüğü ve 40’bine yakın Tamilin Kuzey bölgelerine ve yurt dışına göç etmesiyle sonuçlanan olaylar yaşanır. 1976’da kurulan LTTE 1983’ten sonra resmen silahlı mücadeleye başlar. </span></p>
<p><b>Çatışma süreci, çatışmanın yarattığı yıkım ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Savaşın verdiği tahribatı anlatabilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76950 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/disa-catisma-cozumu-ve-baris-insasi-dunya-deneyimleri-serisi-sri-lanka.jpg" alt="DİSA: Çatışma Çözümü ve Barış İnşası Dünya Deneyimleri Serisi: Sri Lanka" width="249" height="352" />1983’te başlayan çatışma süreci 2009’da LTTE’nin yenilmesiyle son bulur. Bu süreç içerisinde yarı konvansiyonel bir güç olarak LTTE ciddi bir askeri güce ulaşmış ve adanın Kuzey ve Doğu bölgelerinin çoğunu süreç boyunca kontrol altına alarak yarı bir devlet kurmuştur diyebiliriz. 1987’de Hindistan&#8217;ın adaya askeri  müdahalesi sonuç vermemiş ve Hindistan 1991’de adayı terk etmek zorunda kalmıştır. Sri Lanka devleti isyancı sivil ayırımı yapmadan isyanı bastırmaya çalışırken süreç içerisinde birçok insan hakları ihlali gerçekleştirirken LTTE özellikle dini ve ticari noktalara düzenlediği saldırılar, intihar bombaları yöntemi ile devlet başkanlarına suikast düzenlemesi ve çocuk asker kullanma yöntemleri ile uluslararası komuoyunda tepki toplamıştır. Savaş sonucunda 100 bin ve 120 bin arasında insan ölmüş ve savaşın son döneminde yaşanan çatışmalarda kayıp olarak vasıflandırılan 60 bin kişinin akıbetinden bugün bile haber alınamamıştır. 22 milyonluk bir nüfus için bu kayıplar oldukça yoğun bir savaşın göstergesidir. Bunun yanında bir milyona yakın kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalırken savaşın son döneminde savaş bölgesini terk eden Tamillerin bir kısmı hala topraklarına dönememişlerdir. Dolayısıyla yaşanan büyük yıkım 12 yıl sonra bugün dahi ağır bir şekilde hissedilmektedir.</span></p>
<p><b>Müzakere süreçleri nasıl işledi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka’da yaşanan çatışma süreci içerisinde değişen siyasal iktidarlara ve siyasetçilere bağlı olarak sürekli bir barışçıl çözüm çabası da olagelmiştir. Silahlı çatışma öncesi Tamil siyasetçiler ile Sri Lanka siyasal iktidarları arasında imzalanan çözüm protokolleri özellikle Budist din sınıfı tarafında tepkiyle karşılanarak sonuçsuz bırakılmış, Hindistan’ın 1987’de arabuluculuğu Hindistan ve LTTE arasında bir çatışmaya dönüşmüş yine 1995’te yeni başkanın barış ajandasıyla seçilip ateşkes imzalanmasıyla bir süre silahlar susmuş ama bu girişimde kısa sürede akamete uğramış ve savaş 2000’lerin başına kadar yoğunlaşarak devam etmiştir. 2002 yılında Norveç’in  Sri Lanka’nın çağrısıyla arabulucu olması sonucu 2006 yılına kadar toplam 6 defa taraflar bir araya gelmiş ve 2008’e kadar çatışmalar devam etse de resmi olarak taraflar arasında ateşkes devam etmiştir. Ama daha 2006 yılında taraflar müzakere masasını terk etmiştir. LTTE’nin maksimalist tutumu ile beraber iktidara Milliyetçi sol ittifakın gelmesi barış girişimlerinin akamete uğramasının temel sebebi olmuştur. </span></p>
<p><b>Sri Lanka’da şimdiki durum nedir? Bir yüzleşme sürecinden bahsedebilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sri Lanka savaşın bittiği dönemden itibaren savaşın yaralarını saramamış, savaş dönemi boyunca işlenen suçlar yargı önüne çıkarılmamış, uluslararası toplumun baskısına rağmen kayıplara ilişkin bir gelişme kaydedilememiştir. Sri Lanka devleti savaş suçlularının yargılanmasını sürekli engellemiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Savaş bölgesinde bugün bile yoğun bir askeri varlık sürmekte ve siyasal baskılar aynı düzeyde devam etmektedir. Tamillerin kayıplarını anması engellenmekte ve bölgeye yabancı gazetecilerin girmesi kısıtlanmaktadır. Savaş öncesi askeri personel sayısı 200 bin olan Sri Lanka şu an için askeri varlığı 400 bine yakındır. Ayrıca siyasi kültüre kimlikler ve milliyetçilik egemen olmuş ve  devlet idaresi savaş döneminde yönetimde olan ailenin tekeline sokulmuştur. Tamillerden gelen tehdidin azalmasıyla Budist çoğunluğun baskısı bugün için Müslümanlara ve Hristiyanlara yönelmiştir. Özellikle son dönemde tek ‘devlet tek yasa’ önerisi Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından adanın çok dinli ve kültürlü yapısını  yok etmeye çalışan bir girişim olarak şüpheyle yaklaşılmaktadır. Bugün için ekonomik kriz ile de boğuşan Sri Lanka devletinde dini ve etnik kimlikler üzerinden kutuplaşma derinleşerek devam etmektedir.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki çatışma süreçleriyle benzer, farklı yanları neler? Çözüm için öneri ve tavsiyeleriniz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki çatışma süreci ile Sri Lanka’daki süreç arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Kanımca iki çatışma arasındaki temel fark Sinhal ve Tamillerin hem ayrı etnik kökene hem de farklı dinlere mensup olmalarıdır. Bu da çatışmayı daha da derinleştirmiş olabilir. Başka bir deyişle Sri Lanka&#8217;da iki grup arasındaki kültürel farklar Türkiye’dekinden daha derindir. </span><span style="font-weight: 400;">Ama her iki çatışmanın teritoryal ve kimliğe dair  talepleri paralellik göstermektedir tabi. Yani her iki süreçte bir kimliğin tanınması, tarihi ve kültürel coğrafyaya ilişkin talepler barındırmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözüm konusuna gelirsek savaşın bitişinin Sri Lanka’da sorunları nihayete erdirmediğini ve isyancı bir gruba karşı zafer kazanmanın kalıcı barış getirmediğini; aksine bunun büyük insani ve askeri bedellere yol açtığını söylemek gerekmektedir. Yaşanan ağır bedeller muhtemelen gelecekteki çatışmaları besleyecektir. Bunu Sri Lanka&#8217;daki tarihsel tecrübeden çıkarmak hiç de zor değildir. Bu noktada isyancı grubun maksimalist taleplerinin ve demokratik vizyona sahip olmamasının temsil ettiğini iddia ettiği grubun siyasal amaçlarını nasıl heba ettiğini de görmek gerekiyor. Silahlı çatışma her iki taraf için de büyük insani ve ekonomik bedel anlamına gelse de azınlık grubunun siyasal talepleri açısından büyük yıkım yarattığını not etmek gerekiyor. Bu sebeple Türkiye’de aktörlerin bu örnekten yola çıkarak askeri araçlardan çok siyasal çözümde ısrar etmeleri bir insani bir sorumluluktur diyebiliriz.</span></p>
<p>Rapora <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/disa-catisma-cozumu-ve-baris-insasi-dunya-deneyimleri-serisi-sri-lanka/" target="_blank" rel="noopener">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/16/catisma-cozumu-ve-baris-insasinda-dunya-deneyimleri-sri-lanka/">Çatışma Çözümü ve Barış İnşası’nda Dünya Deneyimleri: Sri Lanka</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kayyım Uygulamasını Çerçeveye Almak:  Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin Merkezileşmesi, Yerel Dinamikler ve Belediyeler&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/08/kayyim-uygulamasini-cerceveye-almak-osmanlidan-cumhuriyete-devletin-merkezilesmesi-yerel-dinamikler-ve-belediyeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2021 12:47:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Bahtiyar Mermertaş]]></category>
		<category><![CDATA[belediyeler]]></category>
		<category><![CDATA[DİSA]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kayyım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76394</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİSA 'Kayyım Uygulamasını Çerçeveye Almak: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin Merkezileşmesi, Yerel Dinamikler ve Belediyeler' adıyla bir rapor yayınladı. Raporu yazan Bahtiyar Mermertaş ile kayyımlığı, günümüze nasıl aktarıldığını ve günümüz kayyımlık pratiklerini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/08/kayyim-uygulamasini-cerceveye-almak-osmanlidan-cumhuriyete-devletin-merkezilesmesi-yerel-dinamikler-ve-belediyeler/">&#8216;Kayyım Uygulamasını Çerçeveye Almak: &lt;br&gt; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin Merkezileşmesi, Yerel Dinamikler ve Belediyeler&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>“Kayyım Uygulamasını Çerçeveye Almak: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin Merkezileşmesi, Yerel Dinamikler ve Belediyeler” araştırmasını yapmanızdaki amaç neydi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76519 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/bahtiyar-mermertas-640x360.jpeg" alt="Bahtiyar Mermertaş" width="350" height="197" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/bahtiyar-mermertas-640x360.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/12/bahtiyar-mermertas.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 350px) 100vw, 350px" />Bilindiği gibi ilki 2016’dan başlayarak ikincisi 2019’daki yerel seçimlerden çok kısa bir süre sonra seçilmiş HDP belediyelerine kayyımlar atandı. Sadece HDP belediyelerine yapılan kayyım atamaları değil, ayrıca 2016 yılından sonra ilan edilen olağanüstü hal ve sonrasında tesis edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte merkezi îdarenin gücünün aşırı bir biçimde tahkim edildiği, bütün idari sistemin tek bir merkezden yönetildiği, öncesinde kısmi de olsa özerk bir yapıya sahip kurumların merkezî işleyişe dahil edildiği bir süreç yaşanıyor. Üniversitelerdeki rektör seçimleri kaldırıldı, Merkez Bankası&#8217;nın kısmi de olsa özerkliği sonlandırıldı, sivil toplum örgütlerine kayyım atanması yasallaştırıldı, muhalefet ittifakı tarafından kazanılan Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri&#8217;nin yetkileri sınırlandırılıyor. Orman yangınlarıyla kamuoyunun gündemine giren Türk Hava Kurumu’nun (THK) 2019’dan beri kayyım heyetiyle idare edildiği anlaşıldı. Yani öncesinde de katı biçimde uygulanan merkeziyetçi yapanın daha da tahkim edildiği ve nihayetinde “farklı” bir siyasal ve idari düzenin tesis edildiği görülüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her ne kadar Osmanlı’dan Cumhuriyet’e katı merkeziyetçi bir idari sistem söz konusu olsa da 2016’dan sonra merkezî yapının aşırı güçlenmesi söz konusu. Kayyım atamalarını, yönetim biçiminde bir sapma veya bir siyasal iktidarın tasarrufuna hapsetmemek için tarihsel ve sosyo-politik bir çerçevede düşünmek gerekiyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e merkezî idarenin yerelle ve buradaki toplumsal ve siyasal dinamiklerle kurduğu ilişkiyi göz önünde bulundurmak lazım. Buradan yola çıkarak, yerel dinamiklerle de belirlenen belediyeler ile merkezî idare arasındaki ilişkinin tarihselliğini düşünmek, 2016 yılından sonra iyice tahkim edilen merkezî yapıyı ve kayyım atamalarının koşulu olan yönetim rasyonalitesini bir boyutuyla anlamayı mümkün kılıyor.</span></p>
<p><b>“Kayyım atamalarını yönetim biçiminde bir sapma veya bir siyasal iktidarın tasarrufuna hapsetmemek”ten kastınız nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kayyım atamaları mevcut hükümetin yönetim süreçlerinde gerçekleştirdiği bir sapma değil. Kayyım atamalarını imkân dahilinde kılan tarihsel olarak bir dizi siyasal, toplumsal ve idari sürecin bulunduğunu, bu atamaların bir tarihselliğe ve rasyonaliteye sahip olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. Uzun bir açıklama olacak ama sabrınıza sığınarak kısaca özetlemeye çalışayım. Evvela yerel güç ve dinamiklerle merkezi idarenin ilişkisi Osmanlı’dan başlayarak gerilimli bir seyir izledi. 19. yüzyıla gelindiğinde iyice güç kazanmış yerel güçler Osmanlı için bir tür beka sorunu olarak görüldü. Merkezileşmenin başladığı 19. yüzyıldan sonra Osmanlı, devletin dikey iktidarını kesen taşradaki iktidar ve güç oluşumlarını ya ortadan kaldırarak ya da bünyesine dahil ederek ve pratiklerine kısmi bir özerklik tanıyarak merkezî politikaların yereldeki taşıyıcısı/uygulayıcısı kılmaya çalıştı. Bazı devlet adamlarınca &#8220;taşranın kolonizasyonu&#8221; olarak adlandırılan bu süreç, hayli çatışmalı ve kanlı oldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuşkusuz yerel dinamik ve güç ilişkileri, kendinden menkul demokratik oluşumlar değil. Aksine yerel dinamikler, demokratik bir biçimde değil bulundukları bölgedeki iktidar ilişkileri ve ekonomik bir dizi asimetriyle inşa olur. Fakat yerel toplumsal grupların yerel dinamik ve örgütlenmelere etki kabiliyeti, merkezî idareye nazaran daha kolay olur. Örneğin Osmanlı döneminde yerel güçlerden en öne çıkan figürlerden olan âyanlar, bulundukları bölgelerdeki ahali tarafından merkeze rağmen/karşı tanınan bir nüfuzlara sahiptiler ve halk, merkeze karşı yerel âyanları destekliyordu. Zira bu âyanlar, merkezden gelen devlet görevlileri gibi aşırı vergi toplamıyor, merkezî hükümetin başaramadığı güvenliği ve asayişi tesis ediyor ve bazı “sosyal sorumluluklar”ı yerine getiriyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Osmanlı merkezî bir idare kursa da yereldeki güç ve toplumsal ilişkilere alan tanıyor, bu güçlerle doğrudan bir işbirliği yapıyordu. Buna karşın Cumhuriyet idaresi, yerel güç ve toplumsal ilişkileri, merkezin idari bir uzantısı olarak tanıma konusunda daha isteksizdi. Fakat iki yüzyıllık merkezileşmenin koşulu, yerel dinamikler ve güçlerin merkezî tasarıların yereldeki aracısı kılınmasına ve bunların merkezî iktidara eklemlenmesine bağlıydı. Çünkü merkezî iktidarın bütün taşrada toplumsal ve mekânsal yayılımı devletin altyapısal kapasitesinin üstündeydi. Merkezî devleti taşrada mutlak bir güç olarak tesis etmek, toplumsal olarak da zordu. Taşradaki ahali uzunca bir süre devleti dışsal bir varlık, vergi ve asker talep eden bir zor aygıtı olarak görüyordu. Bundan dolayı merkezî iktidar, taşradaki güç ilişkilerinden yararlanarak ve bunlar aracılığıyla taşrayı içermeye çalıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhuriyet’in Batılılaşma programı yerel güçlerin iktidarlarına doğrudan bir tehdit oluşturmadığından bu kesimlerce dirençle karşılanmıyordu. Aksine, artan altyapısal kapasitesiyle taşraya giderek daha fazla nüfuz etmeye başlayan Cumhuriyet’le işbirliği, geleneksel seçkinlerin iktidarını daha da güçlendirdi. Merkezî idarenin Batılılaşma çabasına verdikleri destek karşılığında geleneksel seçkin sınıfın ellerindeki arazileri, statülerini ve yereldeki güçlerini korumalarına izin verildi. Hatta milletvekilliği de dahil merkezî yapı içerisinde önemli kademelerinde etkin oldular. Dönem dönem gündeme gelmesine rağmen Cumhuriyet hükümetlerinin herhangi bir toprak reformuna girişmemesinin bir nedeni de budur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna rağmen yerel güçlerle merkezî idare arasındaki gerilim tarihsel olarak devam etti. Araştırmada da bu durumun izini sürdüğüm kanallardan biri belediyeler oldu. Osmanlı’da merkezileşmenin başladığı dönemde kurulan belediyeler, yerel dinamikler ve yereldeki geleneksel güçlerin siyasal sistem içerisinde etkide bulunduğu önemli idari birimlerden biri olageldi. Osmanlı’da merkeziyetçiliğe ve bu doğrultuda gerçekleştirilen kurumsallaşmaya iktidarlarını kaybetme korkusuyla başta karşı çıkan geleneksel yerel güçler, tesis edilen idari teşkilatlanma sonrasında idare meclisleri, belediyeler gibi yapılara üye olarak nüfuzlarını sürdürme imkânına kavuştu ve hatta merkezî idare tarafından tesis edilen bu yapılar yerel çıkarların mücadele alanı oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buna karşın 19. yüzyıldan başlayarak merkezî idare belediyeleri denetlemek ve kontrol etmek de istedi. Merkezî yapının bu eğiliminin nedeni sadece yerel güçlerin etkinliğini kırma ve demokratik yapılar tesis etme değil, devlet aklının tabiatına içkin güçlü devlet anlayışıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Osmanlı’da yerel halktan belli bir miktar vergi veren erkekler, belediye meclisi seçimlerine seçmen olarak katılabiliyordu. Seçilen belediye meclisinin kendi arasından seçtiği başkanın göreve atanması ve belediye bütçesi, merkezî idarenin denetiminden geçiyordu. Belediye meclisinin kendi arasından veya dışarıdan seçtiği belediye başkanının atanması için merkezî idarenin onaylama şartı Cumhuriyet’in 1960’lı yıllarına kadar da devam etti. Yerel yönetimler üzerindeki merkezî denetim ve kontrol mekanizmaları, yerel yönetimlerin kurumsal özerkliğinin tesisi bağlamında köklü bir değişim dönemi olarak görülen 1960’lı yıllardan sonra da sürmeye devam etti. Günümüzde de belediyeler mali konularda merkezî idareye bağlı kalmaya devam ediyor. Anlaşıldığı gibi merkezî idare günümüzde de yerel yönetimleri denetlemeye ve kontrol etmeye çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel dinamik ve güçler söz konusu olduğunda, özellikle Cumhuriyet döneminde, devletin beka kaygısıyla dikkat kesildiği yer Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı bölge oldu: Cumhuriyet’in ilk dönemlerde umumi müfettişliklerle, uzun yıllara yayılmış ve istisna halinden sıyrılarak kurallaşmış sıkıyönetim ve olağanüstü hal idaresiyle yönettiği bir coğrafya. Bundan dolayı 1930’lardan başlayarak 1948’e kadar kayyım atanan 106 belediyenin 90’ı yine Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı coğrafyadaydı ve bu süre zarfında Kürtlerin yaşadığı hemen hemen bütün belediyeler kayyımlar tarafından idare edildi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1930-1948 arasında Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı coğrafyadaki belediyelere yapılan kayyım atamalarının gösterdiği tablo ile 2016’dan sonra HDP belediyelerine yapılan kayyım atamaları arasında tarihsel ve güncel farklılıklar olsa da beka ve güvenlik tehdidi hissettiğinde devletin ilk refleksi, merkezî tahayyülün dışında gördüğü bir dinamiğe sahip Kürt coğrafyasını olağanüstü bir biçimde yönetmek oluyor. Böylesi dönemlerde devletin genel tavrı, bu coğrafyada siyasal alanı daraltmak ve buradaki yerel yönetimleri merkezî kontrol süreçlerine dahil etmek oluyor.</span></p>
<p><b>2016 yılından sonra yapılan kayyım atamaları yeni yani?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet. Belediyelere kayyım uygulaması fikri 1930’lara giden süreçte, pratikte de 1930’lar boyunca görüldü. 1930’da Ağrı İsyanları’nın bastırılmasını takip eden günlerde Reisicumhur imzasıyla yayınlanan bir kararnameyle 42 belediyeye ilk kayyım atamaları yapıldı. 1930-1948 arasında, 109 belediyeye kayyımlar atandı. Bu atamaların 90’ı Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı coğrafyadaki belediyelere, geri kalan 19’u Türkiye’nin diğer bölgelerine yapıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1930’da çıkarılan 1530 sayılı Belediye Kanunu’nun 94. maddesinde “görülecek lüzum üzerine” illerde İçişleri Bakanlığı, ilçelerde valiler tarafından görevden alınabilmesi düzenleniyordu. Bunun yanında 1927 yılında kurulmaya başlanan umumi müfettişlikler, bölgelerinde olağanüstü yetkilere sahipti. Müfettişlikler, Şeyh Said İsyanı sırasında ilan edilen sıkıyönetim idaresinin (1925-1927) kalıcı hale getirilmesine yönelik bir uygulamaydı. Ayrıca müfettişlikler yerel yönetimler üzerinde güçlü bir denetim yetkisine sahipti ve belediye başkanlarını görevden alma yetkisine sahipti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca Şeyh Said İsyanı’ndan sonra bu coğrafyada bulunan CHP teşkilatları kapatıldı. Örneğin 1936’da, ülkedeki 62 vilayet arasında CHP teşkilatının bulunmadığı 12 ilin tamamı Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı coğrafya içindeydi ve bu durum 1944 yılına kadar sürdü. Hatta İsmet İnönü, Demokrat Parti kurulduktan sonra genel başkanı olan Celal Bayar’a bu coğrafyada parti teşkilatı kurmamalarını, kendi partisinin teşkilatlarını da lağvedeceğini söylüyor. İnönü “Particiliğin milli birliği bozmasından endişe ederim” diyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde hem belediyelerin kayyımlarla idare edilmesi hem de bölgede parti teşkilatlarının kapatılması birbirine benzer gerekçelere sahip. Cumhuriyet idaresinin kayyımlarla Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı coğrafyadaki yerel yönetimleri idare etmesindeki murat, merkezî otoritenin buralarda tesisi yanında, yerel yönetimlere içkin bazı siyasi özellikler ve bu kurumlar dolanımıyla oluşabilecek siyasi devinimi engellemekti. Çünkü yerel yönetimler için yapılacak seçimlerin toplumu mobilize etme kabiliyeti bulunuyordu ve ayrıca seçimler, sorun olarak görülen yerel dinamiklerin politizasyonuyla sonuçlanabilirdi. Seçimler belediye kurumlarının bizzat bölgedeki kişiler tarafından yönetilmesine neden olabilirdi ve böylece bölgenin bazı dinamiklerini içerebilirdi. Yerel yönetimlerin bu coğrafyadaki bazı dinamikleri içerme, bundan etkilenme veya yerel yönetimlerin bu dinamikleri güçlendirme ihtimali devlet ricali için bir tür felaket senaryosuydu. Bununla birlikte devletin resmî partisi de olsa CHP’nin bölge merkezlerinde teşkilatlanması siyasal bazı devinimleri tetikleme ihtimali içeriyordu.</span></p>
<p><b>HDP Belediyelerine yapılan kayyım atamalarının kadınlar haklarına etkisinden bahsediyorsunuz ayrıca&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kayyım atamaları, öncelikle, bölgedeki kadın temsiline, kadınların siyasete katılımına ve yerel yönetimlerde kadınların görünür olmasına darbe indirdi. HDP belediyeleri bünyesinde bulunan 47 civarındaki kadın müdürlüğü ya kapatılarak ya da işlevsizleştirilerek alt birimleri içerisinde işleyen ekonomi, şiddetle mücadele ve eğitim birimlerinin yerine getirdiği önemli görevler akamete uğradı. Dolayısıyla kadınlar üzerindeki şiddet ve baskılara bitirme, kadınların eşitlik mücadelesini desteklemek için geliştirilen kurumsal mekanizmalar ortadan kaldırıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca HDP belediyelerine merkezî idare tarafından atanan kayyımların ezici bir kısmının erkek olması, kadınların siyasal süreçlere, yerinde yönetim mekanizmalarına katılımını hayli etkiliyor. Dolayısıyla kayyım süreci, bu coğrafyadaki kadın hareketine ve kadın haklarına ciddi zararlar veriyor.</span></p>
<p><b>Eşbaşkanlık uygulamasının terörle ilişkilendirmesi gibi bir tespitiniz olmuş. Nedeni neydi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2019’daki ikinci dönem kayyım atamalarından sonra HDP belediyelerinde uygulanan “eşbaşkanlık” sisteminin terörle iltisaklı olma delillerinden biri olarak gösterilmesi yeni bir durumdu. Zira ilk dönem kayyım atamalarında eşbaşkanlık sistemi, sadece bir idari rahatsızlık konusu olarak vurgulanıyorken, 2019 yılındaki ikinci dönem kayyım atamalarında eşbaşkanlık uygulaması “PKK&#8217;nın benimsediği &#8216;eş başkanlık&#8217; sistemi” olarak kabul edilerek, hukuki yargılamanın konusu yapıldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2017’den 2019’a gelindiğinde merkezî idarenin HDP’nin eşbaşkanlık uygulaması karşısındaki bu tutum değişimini salt HDP’yi PKK ile ilişkilendirme mantığıyla, Türkiye siyasetinin kadim eril siyasi zihniyetiyle, Kürt hareketi üzerinde artan baskı politikasıyla, HDP’nin siyasal bütün faaliyet ve politikalarını kriminalize etme eğilimiyle açıklamak zor. Bu açıklamaların hepsini dışlamadan başka açıklamalar da yapılabilir. Çünkü Türkiye’deki idari süreçler, özellikle 2016-2018 yıllarına kıyaslandığında, 2019’a gelindiğinde demokratik olarak daha “iyi” durumdaydı. Yani devlet aygıtının OHAL dönemindeki hayli sert politik baskıları, öncesine kıyasla 2019’a gelindiğinde kısmen de olsa “esnemişti”.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bence 2019’da HDP’nin eşbaşkanlık uygulamasının kriminalize edilmesinde, birbiri içine geçmiş üç dinamiğin daha altı çizilmeli. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlki Türkiye’de güçlü ve gittikçe de güçlenen kadın hareketinin siyasal iktidarı, iktidarın dayandığı bir kesim nüfus grubunu ve bu gruptan neşet eden tahayyülü zorlamasıydı. Siyasal iktidar Türk-Sünni-muhafazakâr-erkek tahayyülünü ve bu tahayyülün işlediği nüfus grubunu, cinsiyet özgürlüğünü savunan kadınlara kıyasla daha fazla ayrıcalıklı görüp taltif etmeye eğilimli. Kadınların ve LGBTİ+ hareketinin hak mücadelesi, iktidar tarafından erkeklere sağlanan ayrıcalıklı konumu aşındırıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilme nedenleri arasında da bir kesim Türk-Sünni-muhafazakâr-erkek nüfus grubunun ve tahayyülünün, kadınların kazandığı bazı demokratik kazanımlardan duyduğu rahatsızlık bulunuyordu. Daha fazla eşitlik için mücadele eden ve günden güne yükselen kadın hareketini engellemek sözleşme feshindeki motivasyonlardandı. Bu minvalde HDP’nin eşbaşkanlık uygulaması, cinsiyet eşitliğinin siyasal ve idari alanda bir örneğiydi. Yükselen kadın mücadelesinin eşbaşkanlık uygulamasını benimseyip taleplerini artırması ve eşbaşkanlık uygulamasının kadın hareketine güç vermesi, “Egemenlik kayıtsız şartsız erkeklerindir!” üzerinden şekillenen siyasal tahayyülü dönüştürme kudretine sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci dinamik ise ilkiyle doğrudan ilgili. Buna göre, kadın ve LGBTİ+ hareketi HDP’yle ilişki kurabilir, partiye angaje olabilir ve iktidarın uzun zamandır ana aktörü olduğu HDP’nin marjinalize edilme sürecini akamete uğratabilir. İktidarın özellikle 2016 sonrasında zemin bulduğu toplumsal taban ve tahayyülün antitezlerinden öne çıkanları kadın, LGBTİ+ ve Kürt hareketi. Bu hareketler arasında bir ilişkinin gelişmesi, birbirlerini beslemesi siyasal iktidarı zorlayabilecek bir kudrete sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eşbaşkanlık uygulamasının terörle ilişkilendirilmesine neden olan diğer dinamik de HDP ve Kürt hareketi içerisinde güçlü bir yere sahip olan kadın hareketini durdurmaya çalışmaktı. Kürt kadın hareketi, Türkiye genelindeki kadın hareketiyle ilişkisi olan bir toplumsal hareket. Dolayısıyla Kürt kadın hareketinin eşbaşkanlık gibi kazanımları ve de gelişmesi, Türkiye genelindeki kadın hareketiyle birleşmesine ve bu da HDP’nin güçlenmesine, geniş bir toplumsal zeminde meşruiyet kazanmasına vesile olabilir. Ayrıca Kürt hareketi içerisindeki kadın hareketi hem hareketin itici güçlerinden hem de toplumsal meşruiyet ve toplumsal desteğin önemli dinamiklerinden. Kayyım atamalarından hemen sonra yerel yönetimlerdeki kadın temsilinin düşürülmesi ve kadın merkezleri, kadına yönelik şiddetle mücadele birimlerinin kapatılışı bunun bir sonucu.</span></p>
<p><b>İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin muhalefet tarafından kazanılmasından sonra merkezî idare tarafından yetkileri kısıtlandı, İstanbul’daki taksi krizi, sosyal belediyecilik faaliyetlerinin engellenmesi gibi durumları çalışmanız bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Merkezî idarenin aşırı güçlenmesi ve paralel olarak yerel yönetimler üzerinde artan gücü ve kontrolü, böylesi müdahaleleri doğuruyor. Yani, HDP belediyelerine yapılan kayyım atamaları İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin yetkilerini kısıtlaması gibi uygulamalara giden yolun taşlarını döşedi. 1930’larda Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı bölgelere yapılan kayyım atamaları ve tesis edilen umumi müfettişlikler de zamanla Türkiye’nin geri kalan yerlerine doğru genişletildi. Bir yerde uygulanan iktidar pratiği, “başarılı” bulunduktan sonra bir yönetim tekniği oluyor.</span></p>
<p>Rapora <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/disa-kayyim-uygulamasini-cerceveye-almak-osmanlidan-cumhuriyete-devletin-merkezilesmesi-yerel-dinamikler-ve-belediyeler/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/12/08/kayyim-uygulamasini-cerceveye-almak-osmanlidan-cumhuriyete-devletin-merkezilesmesi-yerel-dinamikler-ve-belediyeler/">&#8216;Kayyım Uygulamasını Çerçeveye Almak: &lt;br&gt; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devletin Merkezileşmesi, Yerel Dinamikler ve Belediyeler&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bingöl Patika Derneği Gençlerle Gençler İçin Çalışıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/17/bingol-patika-dernegi-genclerle-gencler-icin-calisiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2021 12:30:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Patika Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=76045</guid>

					<description><![CDATA[<p>'Gençlik odaklı yaptığımız çalışmalarla Bingöl’de sivil toplum alanının öncülerinden olmaya çalışıyoruz.' Bingöl’ün ulusal ve uluslararası alanlarda tanıtımını yapan ve dışarıdan gelen öğrencilere sosyal alan sunan, tamamıyla gençlerin kurduğu ve gençlik çalışmaları üzerine faaliyetlerini sürdüren Patika Derneği’nin üye ve yöneticileriyle derneğin hikayesini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/17/bingol-patika-dernegi-genclerle-gencler-icin-calisiyor/">Bingöl Patika Derneği Gençlerle Gençler İçin Çalışıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Patika Derneği nasıl kuruldu? Neleri temel aldınız ve ne zamandır çalışmalar yürütüyorsunuz aktarabilir misiniz?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76049 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/patika-dernegi.jpg" alt="Patika Derneği" width="300" height="300" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/patika-dernegi.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/patika-dernegi-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Çetin Bitmez</b><span style="font-weight: 400;">: Yaşadığımız toplumda biz gençlerin sosyal alan eksikliğini gidermek için oluşturduğumuz gönüllü ekibimizle beraber toplumda farkındalık yaratmaya çalıştığımız eğitimlerle, atölyelerle ve sosyal sorumluluk projeleriyle hem faaliyet çeşitliliği az olan Bingöl yerelinin çeşitli aktivitelerle farklı temalarda konuların işlenebilirliğini sağlamayı hem de var olan kuruluşların güçlenmesini ve yeni yapılanmalara ön ayak olmayı hedefliyoruz. Patika Derneği, gençlik odaklı yaptığı çalışmalarla Bingöl’de sivil toplum alanının öncülerinden birisi. Atölyeler, eğitimler ve birbirinden farklı etkinlikler düzenleyerek hem gençleri bir araya getirip sosyalleşmeleri için alan oluşturmaya çalışıyoruz hem de farklı konularda bilgi edinmelerini ve bakış açısı kazanmalarını teşvik etmeye çalışıyoruz diyebilirim. </span></p>
<p><b>Bingöl&#8217;de Patika Derneği ne gibi faaliyetlere ev sahipliği yaptı?</b></p>
<p><b>Ruken Söylemez:</b><span style="font-weight: 400;"> Patika Derneği yerelde şimdiye kadar; küresel vatandaşlık, sosyal yoksulluk, toplumsal cinsiyet, STÖ’ler için sürdürülebilirlik, iletişim ve sosyal medya, gençlik çalışmaları ve proje döngüsü gibi farklı konularda eğitimler düzenledi. Bunun haricinde 18 tematik atölye olarak Kadın Hakları, Eşitlik, Küreselleşme, Sosyal Adaptasyon ve Gençlik Hakları atölyeleri ve Bingöl’ün çeşitli bölgelerinde trekking faaliyetleri düzenlendi. Bu atölyeleri ilgi ve yeterlilik alanlarına göre gönüllü arkadaşlarımız gerçekleştiriyor. </span></p>
<p><b>Atölye içeriklerini neye göre oluşturuyorsunuz? Atölye içerikleriyle ilgili daha detaylı bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><b>Yasin ARTUNÇ</b><span style="font-weight: 400;">: Size benim yönetmiş olduğum sinema atölyelerinden bahsetmek istiyorum. Sinemanın var olduğundan bu yana bir fikri, bir ideolojiyi, bir duyguyu iletmek için bir araç olarak kullanıldığı düşünüyorum. Biz de yaptığımız sinema atölyelerinde, bir yandan gençleri bir araya getirip aralarındaki iletişimin güçlenmesini diğer yandan da yaptığımız film analizlerinden yola çıkarak farklı fikirlerin çarpışmasını böylece sinemayı sadece izlemekle kalmayıp onu aynı zamanda okuyup yeni bakış açıları kazanmayı amaçlıyoruz. Her sinema atölyesinde farklı tarzda filmler seçiyoruz. Önce bütün katılımcılarla beraber sinema odamızda izliyoruz. Sonra katılımcılarla beraber filmin analizini yapıp üstüne tartışıyoruz. Farklı fikirlerin çarpışması hem bize hem de katılımcılara çok şey öğretiyor. Sinema atölyelerinde aynı zamanda filmlerin teknik açıdan incelenmesini de yapıyoruz.</span></p>
<p><b>Davut Bor</b><span style="font-weight: 400;">: &#8216;Bende Bir Uzun Mısra&#8217; adıyla gençlerle buluştuğumuz patika edebiyat atölyelerinden bahsedeceğim sizlere. Edebiyatın insanı kendine anlatan en önemli sanat dallarından biri olduğu gerçeğinden yola çıkarak yaptığımız edebiyat atölyesinin, katılımcıların da ilgisiyle kendimizi kendimize anlattığımız bir zaman parçası olarak özetleyebiliriz. Aslında bu atölyeyi Bingöl’deki gençlerin edebiyata ilgisine borçluyuz. Çok fazla talep vardı ve biz de ekip olarak bu talebi karşılayacak bir atölye düzenleme kararı aldık. Her hafta farklı şair ya da yazarı seçip onu ve onun eserlerini konuşup tartışıyoruz. 20 katılımcıyla hem çok verimli zaman geçiriyoruz hem de farklı şeyler öğreniyoruz. İlerleyen zamanlarda şiir ve hikâye yarışmaları da düzenlemek planlarımız arasında.</span></p>
<p><b>Berfin Ayşe Duman: </b><span style="font-weight: 400;">Ben de sizlere İngilizce konuşma kulübümüzden bahsetmek istiyorum. Farklı şehirlerden katılımcıları olan otuz kişilik bir topluluk Patika İngilizce Konuşma Kulübü. Klasik İngilizce öğrenme yöntemleri dışında yaratıcı etkinlikler ve öğretici oyunlarla İngilizce pratik yapmayı daha eğlenceli hale getirmeyi amaçlıyor. Pandemi döneminde görüşmeleri çevrimiçi devam ettirdik. İlk zamanlar alışamadık ama sonra biz de çevrimiçi koşullara ayak uydurmaya başladık hatta kulüp dışından insanların katılmalarını sağlayıp daha etkili atölyeler gerçekleştirdik diyebilirim. </span></p>
<p><b>Bingöl yereli dışında bir çalışmanız mevcut mu?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76050 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/bingol-patika-dernegi-640x414.jpg" alt="Bingöl Patika Derneği" width="323" height="209" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/bingol-patika-dernegi-640x414.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/bingol-patika-dernegi-1024x663.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/11/bingol-patika-dernegi.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 323px) 100vw, 323px" />Mazlum Bucuka:</b><span style="font-weight: 400;"> Tabii ki. Patika Derneği her ne kadar Bingöl yerelinde çalışmalar yürütse de ulusal projelerde de isminden sıkça bahsettiriyor. Ulusal çatı örgütlerden GoFor (Gençlik örgütleri Forumu) ve YGDA (Yerel Gençlik Dernekleri Ağı) kurucu üyesi sıfatını taşıyor. Aynı zamanda Aksaray’da gerçekleştiren Yunus Emre Yazarlık Kampı, Astronomi ve Uzay Kampı, Gençlik ve Tarım Kamplarının organizatör ekibini oluşturan Patika, bunun gibi Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleşen etkinliklerde de etkin rol oynuyor. </span></p>
<p><b>Uluslararası yapmış olduğunuz çalışmalar var mı? Varsa bunlardan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><b>İbrahim Boğatemur:</b><span style="font-weight: 400;"> Yerelde yapmış olduğumuz çalışmalar ve ulusal anlamda görünürlüğü Patika Derneği’nin uluslararası platformlarda olmasını sağlamıştır diyebiliriz. EuroDesk Temas Noktası olan Patika, yerelde AB fırsatlarının görünürlüğü arttırmak ve gençlere bu fırsatları daha iyi faydalanmalarını sağlayarak kariyer planlarına da katkı sağladığını söyleyebilirim. EuroDesk Temas Noktası olarak gençlerin ulaşacağı kanalları iyi bilmemiz ve ulaşılabilirlik açısından gençlere daha yakın olmamız bizi bir adım öteye taşımaktadır. Aynı zamanda Bingöl Üniversitesi’nin Mevlana ve Erasmus Plus programı kapsamında gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle Patika Derneği olarak ilimize gelen değişim öğrencilerine bölgemizi en iyi şekilde tanıtıp, onlara geniş bir sosyal alan sunmaktayız. Bununla birlikte Bingöl ilimizi ve üniversitemizi daha görünür hale getirmeyi amaçlıyor ve nitekim yerine getiriyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/17/bingol-patika-dernegi-genclerle-gencler-icin-calisiyor/">Bingöl Patika Derneği Gençlerle Gençler İçin Çalışıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
