<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deniz Yazgan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/deniz-yazgan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/deniz-yazgan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Nov 2021 08:36:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Deniz Yazgan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/deniz-yazgan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu-2</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/01/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 08:32:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dernekler Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ceza Kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75529</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bir insan, bir derneğin kara para akladığından veya terörü finanse ettiğinden nasıl şüphe duyabilir? İşte bütün mesele bu sorunun yanıtında gizli.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/01/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-2/">Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu-2</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliği’nin ilk 15 maddesi, iyisi ve kötüsüyle derneklerin güncel sorunlarına yanıt bulmaya ve bu yanıtları müstakbel değişiklik yönetmelikleri ile detaylandırmaya çabalasa da “Risk analizi ve denetim” başlığı ile Ana Yönetmeliğin bir parçası haline gelen ek maddeler için bunu söylemek gerçekçi değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliğinin 16. maddesi, Ana Yönetmelikte var olan maddelere bir ekleme yaparak değil, yepyeni ek maddeler getirerek birincil farkını ortaya koyuyor. Beş yeni ek madde ve bu maddelerin muhalifte oluşturacağı caydırıcılıkla karşı karşıyayız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ek Madde 1, derneklerin risk analizine tâbi tutulmasını “esaslaştırıyor.” Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadele için risk analizi öngören bu hüküm kapsamında dernekler; yüksek, orta ve düşük riskli olarak üç ayrı gruba ayrılacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir derneği ne riskli kılar, sorusunun yanıtı ise, yıldan yıla değişecek şekilde düzenlenmiş. Ek Madde 1, bu analiz için gerekli kriterlerin her yıl gözden geçirilerek yenileneceğini belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Riskin oranına göre öngörülen bu ayrışım içindeki dernekler, Türkiye idari teşkilatlanması bağlamında doğru orantıyla denetlenecek. Yani, yüksek ve orta riskli dernekler İçişleri Bakanı veya mülkî idare amiri tarafından görevlendirilen kamu görevlilerince denetlenecekken, düşük risk gruplar adli ve idari mercilerden gelen istem ve “diğer” şikayetler veya beyanname, bildirimler ve benzeri hususlar üzerinden yapılan değerlendirmeler sonucunda gerekli görülürse denetlenecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki hangi “diğerler” dikkate alınacak? Konular Türk Ceza Kanunu’nu ve ilgili diğer kanunlarda suç olarak düzenlenen eylemler iken, soruşturmaların ceza muhakemesinden ayrıksı olacağı da iddia edilmemeli. Hatırlatmak gerekir, delil yoksa, soruşturma başlatılamaz. Varsayım, tahmin, dedikodu, istihbarat raporu, soruşturma başlatılmasına yetmez. “Makul şüphe teorisi”, bunu gerektirir. Makul şüphe; </span><b><i>“belli bir zaman ve yerde yaşayan, ortalama zeka seviyesine ve ortalama  yaşam  deneyimine sahip bir  kişinin somut olaydan edindiği  izlenime  bağlı olarak duyabileceği” </i></b><span style="font-weight: 400;"> bir nitelik taşımalıdır.</span></p>
<p><strong>K</strong><b>omşu Ayşe Teyze’nin duyacağı şüphe</b><span style="font-weight: 400;"> olan makul şüphenin, İHAM içtihatlarında tahmine değil, </span><b>somut olgulara/verilere dayandırılması ve objektif bir gözlemciyi inandırabilecek nitelik taşıması </b><span style="font-weight: 400;">aranırken</span><span style="font-weight: 400;">, bir insan, bir derneğin kara para akladığından veya terörü finanse ettiğinden nasıl şüphe duyabilir? İşte bütün mesele bu sorunun yanıtında gizli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu aklı selimle yanıt verilemeyecek bir soru değil. Ancak uygulamada “Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz.” hamasetine göz kırpıp kırpmayacağı bir merak konusu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin, LGBTİ+ haklarını, İstanbul Sözleşmesi’nin yaşatacağını, vicdani reddi, hafızayı; popülizmden uzak biçimde insan haklarını savunan derneklerin hak izleme ve raporlama çalışmaları, “Bunlar terörist!” söylemi ile karşı karşıya gelecek mi? Terörün finansmanı ve kara para, tam olarak ne anlama gelecek?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliğine geri dönmek gerekirse, Ek Madde-1’in idari işlemin niteliği bakımından problematik bir son ile sözü Ek Madde-2’ye bıraktığını söylemek mümkün. Tüm gruplar Bakan tarafından İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri veya dernekler denetçileri; bu bağlamda sivil toplumla ilişkiler birimlerinde görevli kamu görevlileri tarafından denetlenecekken, mülki idare amirinin “gerekli gördüğü” halde, bu denetleme diğer kurum ve kuruluşlardaki kamu görevlilerince de gerçekleştirilebilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülki idare amiri, bir derneğin sivil toplumla ilişkiler birimi hariç herhangi bir birimce incelenmesini hangi koşullarda “gerekli görebilir”?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ek Madde 2, gerekli görülen hal için sivil toplumla ilişkiler harici kamu görevlileri için sertifika alma şartı getiriyor. Sertifika programı kapsamındaki eğitimlerin içeriği Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğüne aitken, “boşluk içinde boşluk” yaratarak, zorunlu hallerde bu sertifikanın da aranmayabileceğini belirtiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırları arasında şekillenen muhik sebep, gerekli görüşlerin ve zorunlu hallerin akrabası. Alt küme ilişkisi içerisindeki bu denetim boşluğunu idari işlemlerdeki takdir yetkisi bakımından da ayrıca ele alınması gerekecek. İdarenin hareket serbestisinin Kelsen’in kadim piramidi bağlamında yorumlaması hukuk güvenliğinin bir gerekliliği, ancak tekrar etmekte fayda var. İçişleri Bakanlığı’nın, tam kapanma döneminden bu yana en çok kullandığı terimlerden biri olan zorunlu halin ne olduğu, şimdilik müstakbel uygulamalara emanet. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliğinin sivil toplumla ilişkiler birimi için meslek içi eğitim öngörmesi umut verici. Bu bağlamda gerçekleşecek eğitimlerde terör kavramını farklı tandanslardan yorumlayan, öğretiyi zenginleştiren akademisyenlere, sanık müdafiliği yapmış veya bu suç ile yargılanıp aklanmış uygulamacılara yer verilmesinin kapsayıcılığı ve çeşitliliği artıracağını düşünüyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Denetim raporunun hazırlık aşamasına ilişkin bilgi istemleri, özellikle belirtilen banka hesaplarına ilişkin bilgi istemleri ve diğer yazışmalar valilikler ve kaymakamlıklar aracılığı ile gerçekleştirilecek. Raporun hangi başlık ve alt başlıklarla düzenleneceği ise, “ilgili mevzuatın” kurallarına dayalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevzuatı ayrı bir seride ele almak gerekeceğinden, İçişleri Bakanlığı’nın 05.02.209 gün, 2019/1 sayılı ve Denetim konulu Genelgesinden örnek vermek yanlış olmaz. Genelgenin 3 numaralı ekinde 1) Defterler 2) Gelir ve Giderler 3) Beyanname 4) Yapılması Zorunlu Olan Bildirimler 5) Yurt Dışı Yardımlar ve Uluslararası Faaliyet 6) Üyelik 7) Genel Kurum Toplantıları 8) Faaliyetleri 9) Tesisler 10) Diğer Konular ve ardından Mali Bilgiler başlığı ile evet-hayır soruları sorup açıklama eklenmesi bekleniyor. 2020/21 sayılı İç Denetim Raporu konulu Genelge de benzer bir şekle sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliğinin en ilgi çekici yanlarından biri, Ek Madde 3 kapsamında rehberlik ve geri bildirime yönelik düzenlenecek eğitim ve çalıştaylar. Derneklerin yükümlülüklerine uyması ve terörizmin finansmanına ilişkin risklere dair farkındalık sahibi olmalarını amaçlayan bu eğitim ve çalıştaylar, iyi uygulamaların, tavsiye ve geri bildirimlerin de paylaşılacağı zirveler olacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesi ile düzenlenen ve eski adı ile kara para aklama suçu olarak bilinen suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçu ve terörizmin finansmanı bağlamında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndaki propaganda, yardım ve örgüt adına suç işleme ve üyelik gibi suçlar birer öncül/geçitli suç iken, (öğretide bu söylemi destekleyen ve desteklemeyen görüşler mevcuttur.) yani bu suçların öncesinde bir başka suçun işlenmesi gerekirken, “Derneklerin farkındalığı ne şekilde geliştirilebilir?” sorusunun yanıtı, yüzünü özgürlüğe dönmüş ceza ve ceza muhakemesi uzmanlarında saklıdır. Doğası gereği istikrar, güvenlik ve düzen odaklı olan İçişleri Bakanlığı&#8217;nca yapılacak bu ayrışım, suçun unsurlarını ve Anayasanın 38. maddesinin ruhuna ters düşecek tutumları beraberinde getirebilecek; dernekleri yıldızlı pekiyi alan, uslu dernekler ve muhalif, sınıfın insicamını bozan haylaz dernekler olarak ikiye ayırabilecektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ek Madde 4 ve 5 ile devam ettiğimizde teferruatlı bir bilirkişilik düzenlemesi ile karşılaşıyoruz. Derneklerin denetimi esnasında uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren hallerin ortaya çıkması durumunda bilirkişiye başvurulacağı öngörülüyor. Bu öngörü, klasik bir bilirkişi tayini usulünü bir süreliğine takip etse de uygun bilirkişinin yokluğu halinde bilirkişi havuzunda bulunmayan kişilerin de bu göreve getirilebileceği belirtiliyor. Bu belirlemenin “kim” tarafından yapılacağı, usulen de “esasen de” kritik bir öneme ve böylece ikiliğe sahip.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçişleri Bakanlığı’nın “Floydyen bir öğretmen” rolünü üstlendiği bu ayrışımda, istikrarın sevdiği dernek olmak da sevmediği dernek olmak da örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü bakımından caydırıcı etkiler oluşturacağa benziyor. 1973 yılında İHAM’ca verilen Donnelly ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararında terimleşen ve Avrupa Komisyonu’nun 30.10.2020 günü yayınlanan 1. Hukukun Üstünlüğü Raporu’nda politik saldırılar, karalama kampanyaları, kötü niyetli davalar ve gazetecilere, sivil topluma, yargıç ve savcılara tehditler bağlamında 20 kez söz edilen caydırıcı etki/chilling effect kavramını derinlemesine izah etmeye belki gerek yok, ancak Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın</span><span style="font-weight: 400;"> upuzun tutukluluklarının sivil kalmaya direnen toplum hafızasındaki yerini akılda tutmakta fayda var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madde 16 ile gelen beş tane ek maddenin ardından Ana Yönetmeliğe “ek” yeni belgelerin yürürlüğe girdiğini görüyoruz. Bu belgeleri bir sonraki hafta görsellerle ve kıyaslayarak ele almak üzere…</span></p>
<p><strong>Yazının ilk bölümüne <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/" target="_blank" rel="noopener">buradan ulaşabilirsiniz.</a></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/01/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-2/">Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu-2</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu -1</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2021 08:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[DERBİS]]></category>
		<category><![CDATA[Dernekler Bilgi Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Dernekler Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75384</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Ekim 2021 günkü ve 31635 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, özellikle pandemi dolayısıyla donakalan genel kurullara dijital çareler sunarken, yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/">Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu -1</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2005 yılından bu yana sivil toplumun usuli kaderini belirleyen Dernekler Yönetmeliği üstündeki son değişiklik, 2020 yılının Mart ayından bu yana birçok örgütü hareketsiz kılan “genel kurul yapamazlık” haline bir yanıt getirdi. Yeni eklenen madde 15/A ile dernekler, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarını elektronik ortamda da yapabilecekler. Bu toplantılar Bakanlık Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından uygun görülüp onaylanan elektronik sistemler üzerinden gerçekleştirilebilecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sistem aracılığı ile gerçekleştirilen yönetim kurulu ve genel kurul toplantıları için yeni bir defter tutma sistemi de öngörülüyor. Maddenin lafzından anlaşılan, derneklerin “hibrit” toplantılar yapamayacağı yönünde ve açıklama gereksinimi bulunuyor. Elektronik ortamda alınacak yönetim kurulu kararları fiziksel ortamda tutulan yönetim kurulu karar defterinden ayrı olarak tarih ve sıra sayısı ile elektronik ortamda saklanacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliği, yüz yüze yapılacak toplantılar ile çevrimiçi toplantıları kanun önünde eşitliyor. Elektronik ortamda gerçekleştirilen toplantılara ilişkin her türlü bilgi, belge ve kayıt, yüz yüze toplantılarda olduğu gibi dernek tarafından muhafaza edilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kapsamda, verilerin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun ilgili hükümlerine uygun olarak işleneceği ve muhafaza edileceği belirtilmişse de iç çekişmesi bulunan, hasmane devralma gibi tehlikelerle karşı karşıya olan veya son zamanlarda hedef haline getirilmiş sivil toplum örgütlerine herhangi bir siber saldırı halinde nasıl bir dijital koruma sağlanacağı, ağ ve sistem güvenliği; altyapı kuvveti ile açıklanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliğinin atıfta bulunduğu konulardan ikisi de demokratik biçimde söz almak ve önerge vermek. Bir sonraki güne devreden genel kurul pratiği bulunan dernekler için sistem güvenliği, sistemin içinde ne kadar kalınabileceği gibi sorular, uygulama başladığında yanıt bulacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kıyaslamak gerekirse, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (“UYAP”) Avukat Portalı ve Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (“UETS”) arayüzlerine benzeyen bir sistem öngörüldüğünü söylemek mümkün. Tıpkı avukatlar gibi, güvenli elektronik imza veya iki faktörlü kimlik doğrulama sistemi ile hazirun oluşturulabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uzun zamandır çevrim içi görüşmeler içinde olan dernekler için idaresi kolay bir sistem olacaksa da özellikle bu tip toplantılarda hiç bulunmamış emek-yoğun işleri, sahada dayanışmayı veya nörolojik ve bedensel farklılıklara ve engellere yönelik öz savunuculuğu konu edinen dernekler için kapsamlı bir eğitim düzenlemek, Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne düşüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şube ve merkez genel kurulları sonuç bildirim sürelerine, sandık yönergesi, yerleşim yeri değişiklik bildirimi, dernek organlarındaki değişiklik bildirimi ve tüzük değişikliğine yönelik bildirim sürelerine 15 gün eklenerek bu süre 45 güne çıkarılıyor. Bu bildirim, değişiklik öncesinde de DERBİS sistemi üzerinden yapılabiliyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernekler Yönetmeliği’nin dördüncü bölümünün adı “Yurt Dışından Alınan Yardımlar” iken, “Yurt Dışı Yardımlar” şeklinde karşılıklı hale getiriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ana Yönetmeliğe 09.07.2020 günü getirilen bir başka değişiklik, yabancı dernekler ile yabancı vakıfların ve kar amacı gütmeyen kuruluşların şube ve temsilciliklerinin genel merkezinden aldığı paraların da aynı usulle bildirime tabi tutulmasıydı. Oldukça yamalı olan bu başlığın, alınan fonlar, bu fonların kullanım biçemi ve böylece gerçekleştirilen projelerin yarattığı ve yaratacağı çoklu menfaatler çatışmasıyla oluşageldiğini söylemek ise, malumun ilamından öte değil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada Değişiklik Yönetmeliği’ne sözü bırakmak en doğrusu:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Yurt dışına yapılacak yardımlar ise, yardım yapılmadan önce dernekler tarafından mülki idare amirliğine bildirilir. Yabancı dernekler ile yabancı vakıfların ve kar amacı gütmeyen kuruluşların şube ve temsilciliklerinin genel merkezine ve yurt dışına gönderdiği para ve yardımlar da aynı usulle bildirime tabidir. Bu bildirimler Dernekler Bilgi Sistemi (DERBİS) üzerinden Dışişleri Bakanlığı ile paylaşılır. Ancak afet veya acil durumlarda bu bildirim afet veya acil durumun gerçekleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılabilir. Belirli bir proje kapsamında farklı tarihlerde yapılan yardımlara ilişkin yurt dışı bildirimi tek seferde yapılabilir.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Yurt dışına yapılacak yüz bin Türk Lirasını veya on bin Avro veya eşiti dövizi aşan nakdi yardımların, bankalar ve diğer finans kuruluşları veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi aracılığıyla yapılması esastır. Ancak, finansal erişimin güç olduğu ülkelere yapılacak yardımlar finans kuruluşları kullanılmaksızın ilgili mevzuata göre nakit beyan formu ile gümrük idaresine beyan edilmek suretiyle yapılabilir. Gümrükte beyan edilme suretiyle yurt dışına para çıkışı yapılan durumlarda ilgili beyan, veriliş tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde dernek tarafından mülki idare amirliğine bildirilir.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Yardım gerçekleştirildikten sonra faaliyet sonuç bildirimi doksan gün içerisinde mülki idare amirliğine verilir. Bu bildirime, yapılan yardımların gerçekleştiğine ilişkin form ve görsel materyaller ve benzeri kanıtlayıcı belgeler eklenir.</span></i><span style="font-weight: 400;">”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son on yılda ön plana çıkan ve kıtalararası insani yardım odaklı derneklerinin şu döneme dek teamülleştirdiği işlem sıralamasının kazüistik biçimde Yönetmeliğe işlendiğini belirtmek mümkün. Özellikle, belirli proje kapsamında tek bildirim şartı, Yönetmelikte yeni bir gri nokta yaratıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yardım alma bağlamında ise, EK-4, yurtdışından yardım almanın yanında yardım vermenin de eklenmesiyle; Yurt Dışından Yardım Alma Bildirimi 4/A, Yurt Dışına Yapılacak Yardım Bildirimi 4/B ve Yurt Dışına Yapılan Yardım Faaliyet Sonuç Bildirimi 4/C haline geliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değişiklik Yönetmeliği,</span> <span style="font-weight: 400;">Ana</span> <span style="font-weight: 400;">Yönetmeliğin 31. maddesinde yer alan defter tutma usulüne ilişkin oldukça önemli bir değişiklik getiriyor. Kamu yararına çalışma statüsü bulunan dernekler ile yıllık brüt gelirleri beş yüz bin Türk Lirasından fazla ise bilanço esasına göre defter tutma zorunluluğu, yerini üç misli miktara, “bir milyon beş yüz bin Türk Lirasına” bırakıyor. Bu değişimi Türk Lirasının güncel durumuna yormak mümkünse de şeffaflığa bir nebze de olsa gölge düşürdüğü açık.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dernek adına gelir tahsil edilecekler arasına, Dernekler Kanunu’nun 24. maddesinde belirtilen temsilciler de giriyor. Değişiklik Yönetmeliği’nin 9. maddesi,</span><b> </b><span style="font-weight: 400;">Aynı Yönetmeliğin 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yönetim kurulu asıl üyeleri” ibaresine “ile Kanunun 24. maddesine göre temsilci olarak görevlendirilenler” ibaresini ekliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu değişim ile birlikte yeni kurulan dernek adlarında geçecek “Atatürk, Mustafa Kemal” sözcükleri ile birlikte, “Şehit, Gazi” sözcükleri de İçişleri Bakanlığı’nın iznine tabi tutuluyor. Şehit ve gaziler için yardım topladıklarını iddia ederek farklı illerde dolandırıcılık suçunu işleyen organize suç örgütlerinin türemesinin bu düzenlemede önemli bir payı var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DERBİS’e veri girişi esnasında ortaya çıkan maddi hatalardaki çokluk, yeni bir düzenleme getiriyor. Değişiklik Yönetmeliği’nin 14. maddesi ile, dernek yönetim kurulu başkanı, DERBİS bağlamındaki yükünü müşterek ve müteselsilen görevlendireceği “idari sorumlu/teknik eleman” ile paylaşabilecek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En önemli ve düşündürücü değişiklik ise, Yönetmeliğe “risk analizi ve denetim” başlığı ve devamı ile eklenen yeni maddeler&#8230; Bir sonraki yazıda bu değişikliğin yeni Türkiye sivil toplumuna yönelik örüntü tahayyüllerini ele alacağım…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/">Dernekler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ve Yeni Türkiye Sivil Toplumu -1</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/10/25/dernekler-yonetmeliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik-ve-yeni-turkiye-sivil-toplumu-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Teklif Hakkındaki Düşünceler…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 14:14:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı reformu]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdi reformdan beklenen, tecride yol açan ve yeterince güvenceli biçimde denetlenemeyen bir kurumun reddedilmesi, kaldırılması olmalıdır. Çünkü tecrit, işkencenin, zorla suç kabulü ya da atfı cürmünün habercisidir. OHAL artıklarını iyileştiremeyiz, ortadan kaldırabilirsek reform yapmış sayılabiliriz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Teklif Hakkındaki Düşünceler…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Teklifin, YRSB ile belirlenen amaçlar ve hedeflerle uyumluluk içerecek, “bilgi edinme hakkı kullanımı, adalete erişim, lekelenmeme hakkının korunması” gibi konularda getirdiği yenilikler olumlu karşılanmalı. </span><b>Yine, adli kontroller bakımından zorunlu dönemsel denetim ve üst sınır getirilmesi de uygulamadaki ölçüsüzlükleri nispeten önleyebilecek gibi görünüyor.</b><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><b>Ancak, kadını şiddetten koruma amacını yalnızca bazı suçların nitelikli halleri kapsamına boşanmış eşi almakla yakalamak mümkün değil.</b><span style="font-weight: 400;"> Boşanmış eş dışında, nişanlı olan, sevgili olan, fiilen birlikte yaşayan, romantik ve cinsel partnerlerinden şiddet gören kadınların daha az korunması kabul edilebilir mi? </span><b>Yine, şiddeti önleme ile ilgili mücadeleyi öne çıkarmak yerine, suç işlendikten sonra verilecek cezanın artırılması ile sınırlı bir yaklaşım, aslında bir çaresizlik değil mi, vizyonsuzluk içermiyor mu?</b><span style="font-weight: 400;">  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer yandan, YRSB’yi tanıtan açıklamalarda dile getirilen, </span><b>“2002’den beri sürdürülen AB’ye uyum sürecinde mevzuatın fazlasıyla iyileştirilmesine karşın, uygulamacılarda gerekli zihniyet değişiminin sağlanamadığına ilişkin itiraf” ile uyumlu ve yasalarda zaten var olan kuraların pekiştirilmesine yönelik “rötuş” niteliğinden öteye gidemeyen sığ ve aslında gereksiz bir içeriğe sahip. </b><span style="font-weight: 400;">Nitekim, YRSB ilk açıklandığında “iyi niyet mektubu”, “soyut nitelikte”, “içeriği belirsiz”, “makyaj”, “somut durumun itirafı” gibi değerlendirmeler yapılmıştı. Bu değerlendirmelerin ne kadar doğru olduğu, paketler halinde sunulan torba yasa içeriklerinden ve gerekçelerden rahatlıkla anlaşılıyor. Bu durum, tutuklama ile ilgili yenilikte açıkça ortaya çıkıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin tutuklama ile ilgili sorunu, asıl olarak, </span><b>koşulları yok iken ve amacı dışında bu kuruma başvurulmasıdır</b><span style="font-weight: 400;">. Çocuk istismarını, kadına yönelik şiddeti, cinayetleri, yoksuzlukları önleyemeyen sistem, çareyi suç işlendikten sonra yakalayabildiği failleri hemen tutuklamakta, tutuklama süresini uzun tutmakta buluyor. Halkta da “tutuklamanın, suça karşı gösterilen en etkili tepki olduğu” yönünde bir kabullenme oluşuyor, yerleşiyor, kemikleşiyor. Bunu en son Elmalı’daki çocuk istismarı dosyasında verilen tahliye kararları sonrasında gördük. YRSB ile tutuklamayı en son çare olarak sunan Adalet Bakanlığı, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine hemen tahliye kararı veren hâkim heyeti hakkında soruşturma açtığını açıkladı. İstismar edilen çocukların özel yaşamlarına saygı hakkını ihlal eden pek çok açıklama dinlemek zorunda kaldık. </span></p>
<p><b>Teklif ile CMK md 100/3’e eklenen “somut olgulara dayanan” ibaresi ile, artık çocuk istismarı davalarında tutuklamaların çok güç verileceği söylendi. Bunun nedeni, ceza muhakemesi ile ilgili bilgi eksikliği kadar, reform diye sunulan değişikliklerin kafa karışıklığına yol açması ve herkesin reform adı altında yapılan değişikliklerin aslında olumlu değil, genellikle iddia edilenin tersine olumsuz sonuçlar doğurduğuna ilişkin deneyime dayalı yaşam bilgisi. Reform yapıldığına kimse inanmıyor. Çünkü kimse gözü ile adalet dağıtıldığını izleyemiyor, yargılamanın tarafları tatmin edilemiyor. Çünkü yargı bağımsız ve tarafsız değil. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oysa, tutuklama kararı verilebilmesi için, şuçu işlediği düşünülen kişi hakkındaki şüphenin kuvvetli derecede olması gerekir. Kuvvetli derecede şüphe, “suçüstü” haline denktir. Bu derecede ağır biçimde yani neredeyse yargılama yapmaya gerek kalmayacak kadar suçluluğu gösteren delil elde edilmişse şüpheli tutuklanabilir. Bundan da önce </span><b>bu ülkede bir kişi hakkında ceza muhakemesi başlatılabilmesi için “makul nitelikte” şüphe duyulması gerekir</b><span style="font-weight: 400;">. Prof. Dr. Feridun Yenisey, makul nitelikteki şüpheyi “ortalama zeka seviyesine ve ortalama yaşam deneyimine sahip kimsenin somut duruma baktığında edindiği suç izlenimi” olarak tanımlar ve “Komşu Ayşe Teyze’nin duyduğu şüphe” der. Bu kişi, herhangi bir hukuk eğitimi almamış, mimar, kasap, ev hanımı gibi yaşamın içinden bir kişidir. Bu kişi, avukat/hâkim/savcı/polis veya hukuk alanında çalışan bir akademisyen değildir. Mesleki deneyime, yani kabule/önyargıya dayalı bir bilgi ile hareket etmez. Duyduğu şüphenin iki özelliği vardır: Somut durumdan edindiği izlenime dayalılık ve subjektif değil, objektif olmak. Yani duyulması gereken şüphe tahmine, mesleki deneyime, önceki vakalara/istatistiki bilgilerle uyumluluğun ölçülmesine, varsayıma dayanmaz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaten her suç şüphesi makul yani somut olgulara dayalı olmalıdır. Somut olgu yani delil yoksa soruşturma başlatılamaz ki. Şüphenin kuvvetli olması, derecesi yani nicel yanı ile ilgilidir, niteliği ile değil. Bu nedenle, reform diye “somut olgulara dayanan” eklemesi getirilmesi ile başlayan tartışma hem akıl dışı, hem de pozitif normlara bakıldığında gereksiz olduğundan, son derece trajik bir durumun göstergesidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Reform yapılacak ise, CMK md 100/3’teki katalog suçlarla ilgili ayrıksı düzenleme kaldırılmalı. Çünkü bu listede yer alan suçlar ağır cezayı gerektiren, öncelikle korunması gereken hukuki değerleri ihlal edici kabul edildiğinden, hakimin tutuklama kararı verebilmesi için yalnızca temel koşul olan “yüklenen suçun işlendiğini gösteren kuvvetli derecede şüphe duyulmasını” yeterli görerek, tutuklama için gerekli ek koşullar olan ve “tutuklama nedeni” olarak kabul edilen “şüphelinin kaçma ya da delil karartma tehlikesi yaratması” olgusunun ortaya konulmasını devre dışı bırakıyor. Böylelikle bazı suçlar için tehlike ölçümü, “suçun niteliğine bakılarak” yapılmakta ve daha kolay biçimde, yani daha az gerekçe yazılarak tutuklama kararı verilmesi sağlanıyor. Bunun için ek olarak, tutuklama kararı verilebilmesi için CMK md 100/1’de aranan “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delil” aranırken, CMK md 100/3’teki katalog suçlar söz konusu olduğunda “kuvvetli şüphe </span><b>sebebinin </b><span style="font-weight: 400;">varlığı” ile yetiniliyor. İşte buradaki “sebep” sözcüğü, asıl değişmesi gereken. Çünkü bu sözcük ile, örneğin, “organize suçla mücadele etmekte çekilen güçlük” gibi varsayımsal yani sübjektif bilgiler devreye girerek tutuklama kolaylaştırılıyor. Şimdi teklif ile “sebep” sözcüğünü metinden çıkarmak yerine, zaten her türlü şüphenin makul nitelikte olmasının beraberinde getirdiği “somut olgulara dayalı olmak” gibi gereksiz eklemeler yapılıyor. Gel de reform yapıldığına inan. Çok zor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En tehlikeli madde, şimdilik tekliften çıkarılmış görünüyor. Gözaltında tutulan kişinin müdafii ile görüşmesinin ötelenmesi eskiden yapılan bir iyileştirme sonucu yasal olarak mümkün değilken, OHAL KHK’sı ile CMK md 154 değiştirilmişti. Şimdi reformdan beklenen, tecride yol açan ve yeterince güvenceli biçimde denetlenemeyen bir kurumun reddedilmesi, kaldırılması olmalıdır. Çünkü tecrit, işkencenin, zorla suç kabulü ya da atfı cürmünün habercisidir. OHAL artıklarını iyileştiremeyiz, ortadan kaldırabilirsek reform yapmış sayılabiliriz.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Teklif Hakkındaki Düşünceler…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 14:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[yargı paketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72550</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk yargı paketi ile kabul edilen seri muhakeme ve basit yargılama ile ilgili uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için ek düzenlemeler yapılıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İlk halinde toplam madde sayısı 32 iken, 27’ye indirilen kanun teklifinin genel gerekçesinde YRSB’ye atıf yapılarak, </span><b>İnsan Hakları Eylem Planı ile belirlenen amaçlara erişilmesinin hedeflendiği</b><span style="font-weight: 400;">; </span><b>“temel hak ve özgürlüklerin daha etkin korunabilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi, yargıya duyulan güvenin artırılması, insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi”</b><span style="font-weight: 400;"> ilke ve değerlerine bağlılık dile getiriliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklifin </span><b>kişilerin maddi ve manevi varlığının, özgürlük ve güvenliğinin, özel yaşamın gizliliği ve aile yaşamına saygının korunması, yargı bağımsızlığı ile adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi ve şeffaflığın geliştirilmesi</b><span style="font-weight: 400;"> hedeflerine ulaşmak üzere hazırlandığı belirtiliyor. Tarafların yargı sürecinden haberdar edilme hakkının genişletilmesine, suç mağdurlarının en üst seviyede korunmasına, yürütme erkinin örgütlenmesi ve karar alma süreçlerinde teknik ve ekonomik yönden aldığı desteğe bağlı olarak daha hızlı ve etkin hizmet sunabilmesine, yurttaşların hukuki durumlarının bir an önce belirginleşmesinin ve mahkemeye erişim hakkının güçlendirilmesine yönlendiği açıklanıyor.</span></p>
<p><b>Tutuklamanın cezalandırma aracı değil, istisnai olarak başvurulması gereken bir koruma tedbiri olduğuna bir kez daha dikkat çekiliyor.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle, </span><b>‘özgürlüğün korunması hedefi’</b><span style="font-weight: 400;"> gereği, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerine yönelik denetim olanağı sağlayan </span><b>‘itiraz yasa yolu’</b><span style="font-weight: 400;"> bakımından </span><b>yatay usulden vazgeçilerek, dikey usule geçilmesi</b><span style="font-weight: 400;"> öngörülüyor. Bu düzenlemede </span><b>sulh ceza hakimliklerinin kendi içinde kapalı devre çalışması ile ilgili olarak getirilen eleştirilerin de dikkate alındığı</b><span style="font-weight: 400;"> ifade ediliyor.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madde gerekçelerinde ise, </span><b>özellikle kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele etme ve caydırıcılığın sağlanması iradesi</b><span style="font-weight: 400;"> dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teklif ile;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İdari başvurulara cevap verme süresi, özel yasalardaki düzenlemeler hariç, 60 günden 30 güne iniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kasten öldürme, kasten yaralama, eziyet ve hürriyeti tahdit suçlarının evlilik birliği içindeki eş gibi boşanılan eşe karşı işlenmesi de ağırlaştırıcı neden sayılıyor. </span><b>Yani, boşandığı eşini öldüren eşe de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilmesinin yolu açılıyor. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Bilişim suçları ile banka ve kredi kartlarına ilişkin suçlarda, suçun işlendiği yerlerden biri de “mağdurun yerleşim yeri” sayılacak ve mağdurların zaman ve hak kayıplarını önlemek amacı ile, </span><b>kendi bölgelerindeki Cumhuriyet Savcılıklarının soruşturma başlatmasını isteyebilecek. Yine kendi bölgelerindeki mahkeme de davaya bakmakla yetkili sayılacak.</b><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211;</span><b>Tanıklara yönelik zorla getirme kararlarının tebliğinde teknolojiden daha fazla yararlanma ve hız kazanma hedefleniyor.</b><span style="font-weight: 400;"> Dosyada bulunması koşulu ile, “telefon, telgraf, faks, elektronik posta” gibi iletişim araçlarından yararlanmak mümkün olacak. Aynı şekilde, gerek sanık gerekse mağdur ve müştekiye hem iddianame hem de duruşma günü bu yollarla tebliğ edilebilecek. </span><b>Yenilik, iddianamenin mağdur ve müştekiye tebliğinin de zorunlu hale getirilmesi ile dikkat çekiyor.  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Hakkında “ifadesi alınmak amacıyla yakalama emri bulunan” kişi, mesai saatleri dışında yakalandığında; belirlenen günde adli merci önünde hazır olmayı taahhüt ederse (her yakalama emri için bir kez geçerli olmak üzere) Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılabilecek. Taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye idari para cezası verilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Katalog suçlarda bir kişinin tutuklanabilmesi için yeterli görülen “suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” koşulu, “somut delillere dayanan” biçimde pekiştiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklama tedbirine “en son çare olarak” başvurulması gerektiği ve tutuklama yerine, tutuklamaya alternatif olarak öncelikle adli kontrol tedbirlerine başvurulması zorunlu olduğundan; hakimlik ve mahkemelere, tutuklama kararı verirken, adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağını gösteren delilleri somut olarak gösterme yükümü getiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklamada geçen süre, ilerde alınan mahkumiyet hükmünün infazına mahsup edilirken, kamuoyunda “ev hapsi” olarak bilinen ve CMK md 109/3-j ile “konutunu terk etmemek” olarak düzenlenen türdeki adli kontrol için bir mahsup öngörülüyor. Bu haksızlığı gidermek için, konutta geçen iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak hesaplanması sağlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Tutuklama tedbiri için aylık dönemler halinde gözden geçirme ve süre bakımından üst sınır bulunmaktayken, adli kontrol için bu tür düzenlemeler bulunmadığından, tutuklama yerine başvurulan bu tedbirlerin uygulamada tutuklamadan daha ağır sonuçlar doğurmasına neden olunuyor. Bunu önlemek için, adli kontrol yükümlülüğünün sürdürülebilirliğinin en geç dört aylık dönemlerde (soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi, kovuşturma evresinde ise re’sen mahkemece) değerlendirilmesi ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işlerde üst sınır iki yıl, ağır cezalık işlerde en fazla üç yıl (uzatma süresi zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl, ağır cezalık işlerde üç yıl, terör suçlarında dört yıl) olarak öngörülüyor. Çocuklar bakımından bu süreler yarı oranında uygulanacak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ayrıca, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri ile elde edilen kayıtların, soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde C. Savcısı denetiminde yok edilmesi öngörülmüşken; yenilik olarak, hakkında (kesinleşmiş) beraat hükmü kurulan sanık hakkındaki kayıtların da hakim denetiminde yok edilmesi öngörülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Yine, uygulamalarda iddianamelerde şüphelinin masumiyet karinesini ve özel yaşamının gizliliğini ihlal edici bilgilere yer verildiğinden, suç oluştursan olaylara ve suçun ispatı ile ilgisi olmayan bilgilere yer verilmesi yasaklanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-İlk yargı paketi ile kabul edilen seri muhakeme ve basit yargılama ile ilgili uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için ek düzenlemeler yapılıyor. Bu düzenlemelerde ve AYM’nin 31.03.2021 günlü, 2020/35-E, 2021/26-K sayılı iptal kararı da dikkate alınıyor. Bu düzenlemeler arasında  seri muhakeme usulünde, hüküm kurulurken zincirleme suça ilişkin kuralların uygulanabileceği; asliye ceza mahkemesinin denetim görevinin “yapılan hukuki nitelemenin somut olaya uygunluğunu ile dosyadaki somut delilerin mahkumiyet hükmü kurmaya yeterli olup olmadığını değerlendirmek” olarak tarif edilmesi; kapsam dışındaki suçlarla birlikte işlenen suçlar bakımından seri muhakemenin uygulanamayacağı, itirazın incelenme biçimi, basit yargılama yoluna ancak iddianamenin kabulünden sonra, duruşma günü verilmeden önce başvurulabileceği; … yer alıyor. </span></p>
<p><b>Teklifin ilk halinde, nafaka, çocuğun cebri icra yoluyla tesliminin yasaklanması, gözaltındaki kişinin avukatı ile görüşmesinin ötelenmesi gibi konularda da düzenleme varken, son halinde bunlar çıkarılmıştı.</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlardan ayrıca, TBMM Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında IV. Paket teklifine yeni bir madde eklendiği öğrenilmişti. İkinci yargı paketi ile getirilen yeni infaz düzenlemeleri ile, Adalet Bakanı’na tanınan, </span><b><i>“Covid-19 salgını sebebiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlarla kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlülerin izinli sayılmaları” </i></b><span style="font-weight: 400;">ile ilgili yetkinin süresi 31.07.2021’de bitiyordu. Ancak Teklif ile, bu sürenin (her biri iki ayı geçmemek üzere, iki kez daha) yani 30.11.2021 tarihine dek uzatılması söz konusu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 14:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Eylem Planı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı reformu]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi İzleme ve Değerlendirme Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=72545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reform, şimdilik sadece paketler veya torba yasalar olarak görünürlük kazandı. Çünkü eşzamanlı olarak hak ihlalleri ve hak savunucularına yönelik sistemli saldırılar da devam ediyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>30 Mayıs 2019’da bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nin [bundan sonra kısaca YRSB] yargı reformu ile ilgili bir rehber değeri taşıdığı iddia edilmişti.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu belgede, demokrasinin güçlendirilmesi ile hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinin büyük önem taşıdığı belirtiliyordu. </span><b>İlk olarak, ifade özgürlüğünün insan hakları içindeki yerinin vazgeçilmezliğine vurgu yapılıyor, başat ölçüt olarak “uygulama” esas alınıyordu.</b><span style="font-weight: 400;"> Geçmişte yapılan mevzuat iyileştirme ve zihniyet değişimi çalışmalarına karşın, uygulamada yeterli ya da beklenen düzelmenin gerçekleşmediği açık biçimde kabul ediliyordu. </span></p>
<p><b>Belge’nin giriş bölümünde</b><span style="font-weight: 400;"> hukukun üstünlüğüne dayanan, hak ve özgürlüklerin korunabildiği, yargının bağımsız ve tarafsızlığının sağlanabildiği, rasyonel, ideal, şeffaf, basit süreçli, adalete erişilebilir, makul sürede yargısal sonuç alınabilir bir sisteme yönelik bir perspektif sunulmuştu. Bu perspektifin, Avrupa Birliği üyeliğinin stratejik bir hedef olarak görülmesi ve katılım sürecine bağlılığın dile getirilmesi ile doğrudan ilgili olduğu açıklanıyordu.  </span></p>
<p><b>İlkeler ve Değerler bölümünde</b><span style="font-weight: 400;">, insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin artırılması ayrı ayrı ele alınıyordu. </span></p>
<p><b>Bu tür bir sisteme erişilebilmesi için, toplam 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet sıralanırken, bir Eylem Planı hazırlanacağı, Adalet Bakanlığı’nca yıllık izleme raporları yayımlanacağı ve Yargı Reformu Stratejisi İzleme ve Değerlendirme Kurulu oluşturulacağı, hazırlanan raporların kamuoyu ile paylaşılacağı açıklanıyordu.</b></p>
<p><b>YRSB’de gösterilen amaçlar,</b><span style="font-weight: 400;"> “hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi”, “yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesi”, “insan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması”, “performans ve verimliliğin artırılması (hedef süre)”, “savunma hakkının etkin kullanılmasının sağlanması”, “adalete erişimin kolaylaştırılması ve hizmetlerden memnuniyetin artırılması”, “ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması”, “hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi ve etkinliğinin artırılması”, “alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması” olarak sayılıyordu.</span></p>
<p><b>Adalet Bakanlığı 02 Mart 2021 günü, “Özgür Birey, Güçlü Toplum: Daha Demokratik Bir Türkiye” vizyonu ile hazırlandığı iddiası ile İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı.</b><span style="font-weight: 400;"> Bu plan, 11. Kalkınma Planı ile YRSB’de dile getirilen reform iradesinin bir devamı olarak, tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerini kapsıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">30 Nisan 2021 günü Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı’nın 2021/9 sayılı ve 29.04.2021 tarihli bir genelge yayımladığı görülür. Genelge ile, 2021-2023 arası iki yıllık dönemi kapsayacak şekilde hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’nın amaç, hedef ve faaliyetler bakımından somut biçimde kaleme alındığına, Uygulama Planı için kısa (1-3 ay), orta (6 ay-1 yıl) ve uzun (2 yıl) vadeli süreçler belirlendiğine dikkat çekiliyor ve plana uyulması için duyarlı ve sorumlu davranılmasına dair beklenti dile getiriliyordu. Söz konusu uygulama takvimini hazırlama görevi de Adalet Bakanlığı’na veriliyordu.</span></p>
<p><b>Bu arada, “İnsan Hakları Eylem Planı İzleme ve Değerlendirme Kurulu” da oluşturuldu. Kurulun başkanı Cumhurbaşkanı. Görevi ise takip ve koordinasyon.</b><span style="font-weight: 400;"> Yani kurul başkanı olarak Cumhurbaşkanı bizatihi Eylem Planı etkin ve  şeffaf biçimde uygulansın diye çalışacak. Kurul için Cumhurbaşkanı yardımcısı, bazı bakanlar (Adalet, Dışişleri, İçişleri, Aile ve Sosyal Politikalar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Hazine ve Maliye) ile Hukuk Politikaları Kurulu başkan vekili ile sınırlı bir üye listesi var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üyeler arasında hiçbir sivil toplum temsilcisinin bulunmadığı dikkat çekiyor. Ancak ihtiyaç duyulduğunda ilgili kurum temsilcilerinin görüşlerine başvurulmak üzere toplantılara çağrılabilecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurul üyesi olarak adı geçen bakanlıklar dört ayda bir rapor hazırlayıp Adalet Bakanlığı’na gönderecek. Hazırlanan “yıllık uygulama raporu”, Kamu Denetçiliği Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na gönderilecek, onlar da raporla ilgili değerlendirmelerini TBMM’ne ve Cumhurbaşkanı’na sunacak. Bu raporun son halini ise kamuoyuna yine bizatihi Cumhurbaşkanı açıklayacak.  </span></p>
<p><b>Peki bu kapsamda bugüne dek reform adı altında neler yapıldı? </b><span style="font-weight: 400;">“Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair” torba kanun değişiklikleri içeren dört paket hazırlandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Paketlerin içeriklerinde ise, çok minik seviyede iyileştirmelerin yanı sıra öne çıkan iki ilginç nokta var:</span></p>
<p><b>Bunlardan ilkini </b><b>‘vazgeçtiklerimize geri dönüş’</b><b> diye nitelemek mümkün.</b><span style="font-weight: 400;"> Sihirli torbasına elini daldıran yasa koyucu, reform diye geçmiş denemeleri yeniden güncelliyor. Buna en iyi örnek olarak </span><i><span style="font-weight: 400;">‘</span></i><b><i>birinci paketin’</i></b><span style="font-weight: 400;"> ardından Ceza Muhakemesi Kanunları (CMK) madde 250 ve 252 ile aramıza yeniden katılan </span><b>ceza kararnamesi</b><span style="font-weight: 400;"> gösterilebilir. (</span><b>Ceza kararnamesi,</b><span style="font-weight: 400;"> savcının yaptırımı belirlediği, yargıcın yalnızca bu yaptırımı incelediği müesseseye verilen ad.) </span></p>
<p><b>2005’te ceza ve ceza muhakemesi kanunları “baştan yazılırken”,</b><span style="font-weight: 400;"> idarenin ceza kararnamesi kesmesi ile yetinilmiş, ceza muhakemesi içinde savcılık ve mahkemelerin ceza kararnamesi düzenlemesinden vazgeçilmişti. </span><b>İşte bugün karşımıza getirilen Yargı Reformu’nun birinci paketiyle</b><span style="font-weight: 400;"> CMK 250 ve 252. maddeler yeniden düzenlenerek, bu yetki savcılık ve asliye ceza mahkemelerine yeniden verildi. Hükümet 2005’te değiştirdiği sistemi, </span><b>‘yeni’ yargı reformuyla eski haline getiriyor.</b></p>
<p><b>İkincisi ise Strasbourg’dan esen rüzgârın siyasi iktidar üzerinde hala etkili olması.</b><span style="font-weight: 400;"> İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından hâlihazırda incelenen ve karara bağlanmak üzere olan bireysel başvurularda, Türkiye aleyhine ihlal kararı verileceğine dair sinyal gelen uygulamalarda rötuş ya da kelime oyunu denebilecek, göstermelik sayılabilecek hukuki düzenlemeler yapılıyor. Sanki, bir anlamda Strasbourg merkezli Mahkeme’ye ‘sorunu gördük, düzeltiyoruz’ mesajı veriliyor.</span></p>
<p><b>Reform adı altında, “kendi kendimizi tekrar etmek” ve aynı fasit daire içinde dönmekten öteye gidebilecek miyiz?</b><span style="font-weight: 400;"> Emin değiliz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Reform, şimdilik sadece paketler veya torba yasalar olarak görünürlük kazandı. Çünkü eşzamanlı olarak hak ihlalleri ve hak savunucularına yönelik sistemli saldırılar da devam ediyor.  </span></p>
<p><b>Bugüne kadar yargı reformu süreci ile üç paket geldi Meclis’e ve kabul edildi.  </b></p>
<ol>
<li><b> Paket:</b><span style="font-weight: 400;"> 7188 sayılı Kanun (soruşturmada tutukluluk için üst süre, seri muhakeme, basit yargılama </span></li>
<li><b> Paket:</b><span style="font-weight: 400;"> 7242 sayılı 14.04.2020 günlü Kanun ceza infaz rejimi değişikliği</span></li>
<li><b>Paket:</b> 7251 sayılı 22.07.2020 günlü Kanun Hukuk Muhakemeleri Kanunu değişikliği</li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">6 Haziran Salı günü, </span><b>IV. Paket</b><span style="font-weight: 400;"> TBMM Genel Kurulu’na sevk edildi.  </span></p>
<p><strong>Haberin 2. bölümü olan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-dorduncu-paketin-icerigi/" target="_blank" rel="noopener">&#8216;Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Dördüncü Paketin İçeriği&#8217; bölümüne buradan</a>, 3. bölüm olan <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-teklif-hakkindaki-dusunceler/" target="_blank" rel="noopener">&#8216;Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: Teklif Hakkındaki Düşünceler…&#8217;e ise buradan</a> ulaşabilirsiniz.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/yargi-reformu-stratejisi-belgesi-sureci-2019dan-bu-yana/">Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Süreci: 2019’dan Bu Yana</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Judicial Reform Strategy Document Process: Since 2019</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/judicial-reform-strategy-document-process-since-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 10:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Civil Pages]]></category>
		<category><![CDATA[bag bill]]></category>
		<category><![CDATA[Free Individual]]></category>
		<category><![CDATA[Human Rights Action Plan]]></category>
		<category><![CDATA[Human Rights Action Plan Monitoring and Evaluation Board]]></category>
		<category><![CDATA[Judicial Reform Strategy]]></category>
		<category><![CDATA[Strong Society: A More Democratic Turkey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73753</guid>

					<description><![CDATA[<p>For now, the reform only became visible as packages or bag bill. Because at the same time, violations of rights and systematic attacks on rights defenders continue.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/judicial-reform-strategy-document-process-since-2019/">Judicial Reform Strategy Document Process: Since 2019</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>It was claimed that the Judicial Reform Strategy Document [hereinafter the JRSD], which was announced by the President himself on May 30, 2019, had a guiding value on judicial reform. In this document, it was stated that the strengthening of democracy and the development of rights and freedoms were of great importance. First, the indispensability of freedom of expression within human rights was emphasized, and ‘implementation’ was taken as the primary criterion. Despite the efforts to improve the legislation and change the mindset in the past, it was clearly accepted that there was not sufficient or expected improvement in practice.</p>
<p><strong>In the introduction of the document</strong>, a perspective was presented for a system based on the rule of law, where rights and freedoms can be protected, the independence and impartiality of the judiciary can be ensured, a rational, ideal, transparent, simple process, justice can be accessed, and judicial results can be obtained in a reasonable time. It was explained that this perspective was directly related to seeing European Union membership as a strategic goal and expressing commitment to the accession process.</p>
<p><strong>In the Principles and Values section</strong>, the development of a human-oriented service approach, the more effective protection and development of rights and freedoms, the improvement of the independence and impartiality of the judiciary, the strengthening of legal security, the facilitation of access to justice, the observance of the right to a trial within a reasonable time, and the increase of trust in the judiciary were discussed separately.</p>
<p><strong>In order to have such a system, it was announced that an Action Plan would be prepared, annual monitoring reports would be published by the Ministry of Justice, a Judicial Reform Strategy Monitoring and Evaluation Board would be formed, and the reports would be shared with the public, while listing a total of 9 objectives, 63 targets and 256 activities.</strong></p>
<p><strong>The objectives set forth in the JRSD</strong> are ‘protection and development of rights and freedoms’, ‘improving the independence, impartiality and transparency of the judiciary’, ‘increasing the quality and quantity of human resources’, ‘increasing performance and productivity (target time)’, ‘improving the right to defend effectively’, ‘provision of justice’, ‘facilitating access to justice and increasing satisfaction with services’, ‘increasing the effectiveness of the criminal justice system’, ‘simplifying and increasing the efficiency of civil and administrative proceedings’, and ‘disseminating alternative dispute resolution methods’.</p>
<p><strong>The Ministry of Justice announced the Human Rights Action Plan on March 2, 2021, claiming that it was prepared with the vision of ‘Free Individual, Strong Society: A More Democratic Turkey’.</strong> This plan covers the activities of all ministries and public institutions and organizations, as a continuation of the reform will expressed in the 11<sup>th</sup> Development Plan and the JRSD.</p>
<p>It is seen that the President published a circular numbered 2021/9 and dated 04.29.2021 in the Official Gazette on April 30, 2021. With the circular, it was stated that the Human Rights Action Plan, which was prepared to cover the two-year period between 2021 and 2023, was written in a concrete way in terms of aims, targets and activities, for the Implementation Plan, short (1-3 months), medium (6 months-1 year) and it was pointed out that long (2-year) term processes were determined and the expectation was expressed for sensitive and responsible behavior in order to comply with the plan. The task of preparing the said implementation calendar was given to the Ministry of Justice.</p>
<p><strong>Meanwhile, the ‘Human Rights Action Plan Monitoring and Evaluation Board’ was also established. The chairman of the board is the President. Its task is pursuance and coordination.</strong> In other words, as the chairman of the board, the President himself will work to ensure that the Action Plan is implemented effectively and transparently. There is a limited list of members for the Board, including the vice president, some ministers (Justice, Foreign Affairs, Internal Affairs, Family and Social Policies, Labor and Social Security, Treasury and Finance) and the vice president of the Legal Policy Board.</p>
<p>It is noteworthy that there are no civil society representatives among the members. However, when needed, the representatives of the relevant institutions can be invited to the meetings in order to consult their opinions.</p>
<p>The ministries named as board members will prepare a report every four months and send it to the Ministry of Justice. The ‘annual implementation report’ will be sent to the Ombudsman Institution and the Human Rights and Equality Institution of Turkey, and they will present their evaluations of the report to the Grand National Assembly of Turkey and the President. The final version of this report will be announced to the public by the President himself.</p>
<p><strong>In this context, what has been done under the name of reform so far?</strong> Four packages were prepared containing bag of law amendments ‘on the amendment of some laws’.</p>
<p>In addition to minor improvements, there are two interesting points that stand out in the contents of the packages:</p>
<p><strong>It is possible to characterize the first of these as &#8216;return to what we gave up&#8217;.</strong> The legislator, dipping his hand into his magic bag, re-updates the past trials for reform. The best example of this is the <strong>criminal decree</strong> that rejoined us with the Criminal Procedure Codes (CMK) articles 250 and 252 after the <strong>&#8216;first package&#8217;</strong>. (<strong>Criminal decree</strong> is the name given to the institution where the prosecutor determines the sanction, and the judge only examines this sanction.)</p>
<p><strong>While criminal and criminal procedure laws were</strong> <strong>‘rewritten’</strong> in 2005, the administration was content with issuing criminal decrees, and the prosecutor&#8217;s office and courts were given up on criminal decrees within the criminal procedure. <strong>With the first package of the Judicial Reform brought before us today</strong>, Articles 250 and 252 of the CMK have been rearranged, and this authority has been given to the prosecutor&#8217;s office and the criminal courts of first instance. The government is<strong> restoring the system</strong> that changed in 2005 <strong>with a &#8216;new&#8217; judicial reform.</strong></p>
<p><strong>The second is that the wind blowing from Strasbourg is still effective on the political power.</strong> In individual applications that are currently being examined by the European Court of Human Rights (ECHR) and are about to be adjudicated, legal arrangements that can be called retouching or wordplay, which can be considered as a show, are made in applications where there is a signal that a violation decision will be made against Turkey. It is as if, in a sense, the message &#8216;we saw the problem, we are fixing it&#8217; is given to the Strasbourg-based Court.</p>
<p><strong>Under the name of reform, will we be able to go beyond ‘repeating ourselves’ and returning in the same vicious circle?</strong> We are not sure.</p>
<p>For now, the reform only became visible as packages or bag laws. Because at the same time, violations of rights and systematic attacks on rights defenders continue.</p>
<p><strong>With the judicial reform process, three packages have come to the Parliament so far and they have been accepted.</strong></p>
<p><strong>Package 1: </strong>Law No. 7188, superior time for detention in investigation, rapid trial, simple trial</p>
<p><strong>Package 2: </strong>Law No. 7242 dated 04/14/2020, criminal execution regime change</p>
<p><strong>Package 3: </strong>Law No. 7251 dated 07/22/2020, Amendment to the Code of Civil Procedure</p>
<p><strong>On Tuesday, June 6, Package 4 was sent to the Turkish Parliament.</strong></p>
<p>You can reach the 2<sup>nd</sup> part of the news, &#8216;Judicial Reform Strategy Document Process: Content of the Fourth Package&#8217; <u>here</u>, and the 3rd chapter, &#8216;Judicial Reform Strategy Document Process: Reflections on the Proposal…&#8217; <u>here</u>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/08/judicial-reform-strategy-document-process-since-2019/">Judicial Reform Strategy Document Process: Since 2019</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmlinin İnsan Hakları: Giriş Yerine Varoluşsal Sancılar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/otizmlinin-insan-haklari-giris-yerine-varolussal-sancilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 08:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de otizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=56293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizmli, tecrit edilerek yaşamını sürdürmeye mahkûm edilemez, ancak ücret karşılığında bile kısıtlı olan çözüm mekanizmaları; otizmlinin toplumdan uzaklaşmasını ve kapalı alanlarda var olmasını öngörür. Özel eğitim, spor, rehabilitasyon merkezlerinde ve bakımevlerindeki şiddetin de normalleştirilmesi bu yüzdendir. Çünkü otizmlinin gidecek başka yeri yoktur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/otizmlinin-insan-haklari-giris-yerine-varolussal-sancilar/">Otizmlinin İnsan Hakları: Giriş Yerine Varoluşsal Sancılar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de otizme dair kaleme alınan tüm bilimsel ve hatta (öğretici) kurgusal metin; otizmin tanımını barındırır. Bu tanım çoğu zaman, dünya dilleri arasında ortak biçemde terimleşmiş sözcüklerle bezelidir ve yaşamında otizmli ile karşılaşmamış insanlar için oldukça kafa karıştırıcıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otizm nedir sorusunun cevabı, doktrinde bulunan farklı görüşlere atıfla ya da etimolojik olarak verilebilir. Ama otizmli kimdir sorusunun cevabı çoğu zaman karikatürize edilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kimdir otizmli? Otizmliye otizmli mi demek gerekir, otistik mi? Otizmliler dahi midir? Bir özellikleri çok mu ileridedir? Bir zekâ küpünü beş dakikada çözümlemek, yere düşen kürdanları bir bakışta saymak, bir enstrümanı kusursuz çalmak ya da bir spor dalında madalyalar kazanmak otizmli olmak için şart mıdır? Otizmliler konuşur mu, konuşmaz mı? Konuşan otizmliler daha iyi durumda mıdır? İyi durumda olmak nedir? “Çok ağır otizmli” ne demektir? Otizmliler; hepimizin çocukları, meleklerimiz midir? “Bir gün hepimiz engelli olabiliriz.” mantrasıyla engelli bireyleri değerli gören öğreti(!) kapsamında, “bir gün hepimiz otizmli olabilir miyiz?” ya da “hepimiz biraz otizmli miyiz?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otizmin insanda varoluşuna dair bu soruların çoğunun cevabı, </span>otizm odaklı sivil toplum örgütlerinin çoğu ebeveynlerce oluşturulduğu için <span style="font-weight: 400;">karmaşık yanıtlara sahiptir. Çünkü Türkiye’de otizm farkındalığı çalışmaları, otizmli bireylerin “iyi” özelliklerinin altının çizilmesiyle gerçekleştirilir. Daha doğrusu, </span>otizmlinin toplumca değer görmesi için, olağanüstü özelliklerinin var olması, yazılı olmayan kurallar bütünü içinde yerini alır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de otizmlinin otizmli tarafından temsil edilmemesi sorunu, birçok tartışmayı da </span>anlamsız <span style="font-weight: 400;">kılar. Amerika Birleşik Devletleri orijinli otizm çalışmalarının ve otizmli haklar savunuculuğunun Türkçeye tıpkı çeviri olarak kazandırdığı bazı tartışmalar, </span>Türkiye reel politiğinin üzerine birkaç beden büyük gelir, zira Türkiye’de halen ve halen otizmlinin temel haklarından faydalanması kapsamında sivil toplum çalışmaları yapılmaktadır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de otizmlinin otizmli tarafından temsil edilmemesi sorunu, otizmlinin “çocuk, evlat, kardeş, melek, sorun çıkaran öğrenci, parkta istenmeyen çocuk, gürültü yapan komşu” olarak adlandırılmasına, ama çoğu zaman </span>insan<span style="font-weight: 400;"> olarak adlandırılamamasına neden olur. Ön tanı veya teşhis anından sonra, </span>bu teşhisi kabullenemeyen ya da daha az kabullenen ebeveyne duyulan korku, zamanla üst ya da alt komşuya, parktaki diğer çocukların ebeveynlerine, kreş müdürüne, sınıf öğretmenine, restorandaki diğer müşterilere ve böylece toplumun ta kendisine duyulan korkuya dönüşür ve otizmlinin sistematik olarak insan dışı görülmesi, toplumsal hafızada yer eder. <span style="font-weight: 400;">Kimse, otizmlinin insan haklarından söz etmez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otizmlinin insan haklarından söz edilse de bunun adı insan hakları olmaz. İdarenin otizmliye sunması gerektiği eğitim ve sağlık </span>hizmetinin, hak olduğu <span style="font-weight: 400;">yorgun zihinlere unutturulmuştur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Temel haklarından yoksun olan insanların, sosyal haklara sahip olması da mümkün değildir. Bu kapsamda, hukuka aykırı kat malikleri kurulu kararları ile evlerinden tahliye edilen, taşınmaya zorlanan, kamusal alanda istenmeyen otizmli birey ve ailesi, insan olmaktan gelen çoğu hak ve özgürlük için </span><strong>yaşam boyu mücadele etmek durumunda kalır.</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“…Anayasanın başlangıç bölümünde; </span>her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu<span style="font-weight: 400;"> belirtilmişken, doğduğunda otizmli olup olmadığı bilinmeyen bireyin otizm teşhisi ile haklarının çoğundan mahrum kalması, Anayasanın ruhuna aykırıdır.” (Otizmli Hakları İnsan Haklarıdır Ortak Projesi, Proje Bülteni; sayfa 18.)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kişinin manevi olarak kendini geliştirmesi, özgü bir iç dünyaya sahip olması, yaşamanın özünü oluşturur niteliktedir. Otizmlinin, oyun çağından, sistematik ve kapsayıcı eğitimden mahrum bırakılması, otizmlinin gelişimini engeller.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otizmli bireylerin çoğu zaman adına ve hesabına işlem yapılsa da, bireylerin haklarının nerede başlayıp nerede bittiğinin belirleyicisinin kim olduğu da çoğu zaman karıştırılır. Kimi zaman otizmli bireyin özbakımını da üstlenen bakım göstericiler, otizmliye yönelik her kararlarında en üst merci olarak kendilerini belirlerler. Halbuki bunun belirleyicisi bakım göstericiler değil, insan hakları normları; Anayasa, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve kanunlardır. Uygulamadaki eksiklik; otizmlinin kamusal alanda istenmeyişi, bundan dolayı hesap sorulamaması, normlar hiyerarşisini de ortadan kaldırır. Otizmli, tecritte; yönetilen ve yöneten ilişkisinin anti-demokratik ve karanlık boyutlarında kendisiyle baş başadır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Halbuki, otizmli, tecrit edilerek yaşamını sürdürmeye mahkûm edilemez, ancak ücret karşılığında bile kısıtlı olan çözüm mekanizmaları; otizmlinin toplumdan uzaklaşmasını ve kapalı alanlarda var olmasını öngörür. Özel eğitim, spor, rehabilitasyon merkezlerinde ve bakımevlerindeki şiddetin de </span>normalleştirilmesi bu yüzdendir. Çünkü otizmlinin gidecek başka yeri yoktur.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şiddet, çoğu zaman teknolojik aygıtlar ya da şiddete tanık olmuş; şiddetin izini otizmlinin vücudunda ve davranışlarında görmüş üçüncü kişiler aracılığıyla ortaya çıkar. Bu durum; otizmle tanışmamış, otizmi tahayyül edemeyen kolluk görevlileri ve yargı organlarınca çoğu zaman doğru olarak ele alınamaz, otizmliye şiddet, çoğu zaman delil yetersizliğinden dolayı takipsizlikle veya kovuşturma aşamasında cezasızlıkla sonuçlanır. (Otizmli Hakları İnsan Haklarıdır Ortak Projesi, Proje Bülteni, sayfa 2.)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Orijini belirlenememiş her yara, otizmliyi toplumdan bir adım daha uzaklaştırır. Şiddet gören otizmli, şiddet gösterir ve </span>iyi özellikleriyle karikatürize edilmiş, melekliğiyle romantize edilmişken, bir anda kötücülleştirilir.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Otizmliyi, katmanlılıktan, insan olmaktan uzaklaştıran; otizmliyi tek tipleştirmeye çalışan ve otizmde magazinel haber değeri arayan toplumsal yapıdır. Ağır ve sistematik ihlallerle yüz yüze yaşayan otizmli ve otizmli bireyin birincil bakım gösterici birimi; ilgili mercilere defalarca başvurmasına rağmen sorunlarına çözüm bulamadıkça; kendini daha az </span>insan <span style="font-weight: 400;">hisseder. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İzine düşülmeyen ihlaller, otizmin nedenselliğinden ve otizmi algılamaktan uzak idari, hukuki, sosyal tutum ve davranışlar; insanı haklara sahip bir varlık olmaktan uzaklaştırır. </span>Otizmli bireylerin daha az hakka sahip olduğu dogmalaşır.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü otizm, çoktandır bir </span>sınıf<span style="font-weight: 400;"> meselesidir. 16. yy’de </span><i><span style="font-weight: 400;">insanların çeşitli hiyerarşik derecelere göre dağılımını ya da sıralanmasını [1]</span></i><span style="font-weight: 400;"> sınıf olarak sözcükleştiren Thomas Blount’tan atıfla; otizmi de bir yetenek/gösteri hiyerarşisinin konusu edinmek; otizmliyi endüstriyelleştirme çabasında kaynaklanır. Bu hiyerarşide tabanda bulunanlar; edilgen sıfatlarla anılır ya da daha kötüsü, </span>anılmaz<b>. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsanın insan olmaktan gelen organik bağlarının reddedilerek, özellikleri bazında mekanikleştirilmesi, insanı haklara sahip birey olmaktan çıkaracaktır. Bu dehümanize halin bireydeki yansımasını ise, sesi duyulmadan kaybolmuş; yaşamını yitirmiş otizmli T.Y.’nin, Y.G’nin, hak ettiği bakıma erişemeyen otizmli S.G.’nin, B.C.’nin hikayelerinde görmek mümkündür.</span></p>
<p>[1] <span style="font-weight: 400;">Koşar, Arif, Marx’ın Sınıf Kavrayışı, Temel Çizgileri ve Güncelliği s. 52’den atıfla; Dworkin, Dennis (2012) Sınıf Mücadeleleri, Çeviren: Utku Özmakas, İstanbul: İletişim Yayınları, sf. 42-43</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/28/otizmlinin-insan-haklari-giris-yerine-varolussal-sancilar/">Otizmlinin İnsan Hakları: Giriş Yerine Varoluşsal Sancılar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizm Merkezleri Kuytu Köşelere Değil Toplumun ‘İçine’ Kurulmalı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/17/otizm-merkezleri-kuytu-koselere-degil-toplumun-icine-kurulmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Yazgan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2020 08:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=54948</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizminlinin gündelik ve günöte sorunlarını çözümlemek için otizmli bireylerin nitelikli ve istikrarlı özel eğitim alabileceği, uzman doktor, psikolog ve eğitimcilerin takibinde olabileceği ve insan onuruna yaraşır biçimde yaşayabileceği otizm yaşam merkezleri, öte köylere, kuytu köşelere değil; toplumun “içine” kurulmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/17/otizm-merkezleri-kuytu-koselere-degil-toplumun-icine-kurulmali/">Otizm Merkezleri Kuytu Köşelere Değil Toplumun ‘İçine’ Kurulmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Otizm spektrum bozukluğu 101 yazını, dünya dillerinde ortak ve soyut sözcük otizmin nereden türediğini, ilk otizmlinin kim olduğunu belirtir. Otizmin kelime kökeni karmaşıktır ama ilk otizmlinin kim olduğu konusunda alanyazının önde gelenleri ve alanyazının önde okuyucuları hemfikirdir. Avusturya kökenli iki tıp doktoru; Asperger sendromunun isim babası Hans Asperger ve otizmin bugünkü anlamının yaratıcısı Leo Kanner; yaşıtlarının aksine yalnızlıktan, dönen cisimlerden ve manasız istikrardan haz eden </span><b>çocukları</b><span style="font-weight: 400;"> birbirlerinden habersizce gözlemlerken; ilk teşhis 1943 yılında; beş yaşındaki Donald Triplett’a konulmuştur. Otizm; yetişkinlerde görülen bir şizofreni semptomu olmaktan çıkmış, </span><b>buzdolabı annelerden kaynaklanan bir zihinsel hastalık </b><span style="font-weight: 400;">olarak tanımlanarak yeni miladı ile tanışmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1943’ten bugüne otizm, milatlara, akımlara, dalgalara sahip olmuş; bu süreçte otizmin annelerin “ilgisiz” olmalarından, aşılardan kaynaklanmadığı [1]</span><span style="font-weight: 400;">, otizmin ömrün ilk üç yılında ortaya çıkan; genetik [2]</span><span style="font-weight: 400;">, biyolojik[3]</span><span style="font-weight: 400;"> ve çevresel faktörlerin[4] </span><span style="font-weight: 400;"> sebep olduğu bir nöro-gelişimsel farklılık olduğu anlaşılmıştır. Otizm ve otizmi anlatan sözcüklerin tıpkı çeviri olarak dillere aktarımından dolayı otizmi anlamak, otizmliyi sosyal düzlemde teşhis etmek güçlüğünü korumaktadır. Bu güçlük karşısında otizme yönelik birel algılar devreye girmiş, otizme yönelik “kaydırma hataları” otizme dair bilimsel verinin önüne geçebilmiştir. Türkiyeli ve otizmli gencin gündelik sorunları, çoğu zaman otizmin toplum tahayyülünde bulunmamasından kaynaklanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunları, sınırlı olmayan bir liste ile sıralamak gerekirse;</span></p>
<p><b>Otizmin Çocuğa Özgülenmesi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Leo Kanner ve Hans Asperger, özellikle çocuklardaki kendi içine efsunlanma halini tanımladıktan sonra uzun bir süre; otizme “çare” bulmaya çalışan bilimsel ve alternatif öğretiler “çocuğa” odaklanmıştır. Bakım gösterilen bireyin tanı almasıyla birlikte otizm; bütüncül tedavi yöntemleriyle çocuklukta kısıtlanması gereken bir bozukluk haline bürünür. Bu kapsamda, otizmi çocuk büyümeden aşındırmaya çalışan aile ve otizm uzmanları, hizmeti satın alan ve satan olarak ikiye ayrılarak bir sektör yaratır. Toplumsal kodlarımızda gizli sağlamcılık dolayısıyla sağlıksız biçimde büyüyen bu sektör; otizmliyi kurtarılması gereken, küçük ve cinsiyetsiz bir canlı olarak betimler. Bu nedenle, otizmli dendiğinde akla ilk gelen bir çocuktur. Yaşamında bakım, destek ve sevgi gösterdiği otizmli olan bireylerin, ailelerin çoğu; “Peki, büyüyünce ne oluyor?” sorusuyla karşılaşır.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hafif-orta derecede otizmli bireyler için arkadaşsızlık, orta-ağır derecede otizmli bireylere kıyasla daha fark edilebilir niteliktedir. Akran baskısı ve zorbalıkla karşılaşan otizmliyi fark eden ve ona yol gösterenin yokluğunda veya bu baskıyı kayda değer görmeyen kişi ve kurumların varlığında, otizmli sosyal düzlemde barınamaz ve kapalı kapılar ardına geri döner.</span></p></blockquote>
<p><b>“Sektör”ün Genç Otizmliyi Reddi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada da nedeni ve sonucu tam olarak algılanamayan otizm için gelişen sektör, otizmlinin büyüyeceğini de düşündürmek istemez. Otizmli büyür. Boyu uzamış, kilosu -kullanılan antipsikotik ve antidepresan ilaçlardan veya otizmli bireylerde sıklıkla görülen doymama hissinden dolayı bazen orantısız- artmış otizmli, ani kompülsif ataklarda durdurulamayan, öfke atağı eskisi gibi kolayca sönümlenemeyen bir bireye evrilir. Türkiye’de otizm uzmanlığı, çocuk-ergen aralığında enflasyona uğramışken, 22 yaşında bir otizmli, uzmanının inisiyatifine göre sistematik hizmet alabilecektir. Çocukluk döneminde, birçok hizmete (özel eğitim, spor, sanatsal aktiviteler) aynı kurumdan erişmek mümkünken; sektör otizmlinin “zapt edilememesi” gerekçesiyle ayrıksı, çoğu zaman uzman kişi ile yalnız ve oldukça pahalı ve bu nedenle sürdürülemez bir otizm hizmet paketi yaratır.</span></p>
<p><b>Arkadaşsızlık</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaynaştırma sınıflarında arka sıralara itilen, çoğu zaman diğer velilerin istemediği ya da özel eğitim sınıflarında birel eğitim gören otizmli, çoğu zaman da arkadaşlığı tipik biçimde kavramadığı için, arkadaşsız büyür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hafif-orta derecede otizmli bireyler için arkadaşsızlık, orta-ağır derecede otizmli bireylere kıyasla daha fark edilebilir niteliktedir. Akran baskısı ve zorbalıkla karşılaşan otizmliyi fark eden ve ona yol gösterenin yokluğunda veya bu baskıyı kayda değer görmeyen kişi ve kurumların varlığında, otizmli sosyal düzlemde barınamaz ve kapalı kapılar ardına geri döner.</span></p>
<p><b>Cinsel Eğitimin Erişilemezliği</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cinsel eğitim, tipik gelişim gösterdiği iddia edilen bireylerin yaşamında, bu bireylere eğitim verdiğini iddia eden müfredatın içinde dahi fazla yer kaplamazken; verilen eğitim heteronormatif cinsel birleşme ve yalnızca kadınların menstruasyon dönemine sahip olduğunun anlatımından ibaretken; otizmli bireye vücudunun değişen biçemini ve doğasını anlatma görevi, aile tarafından uzunca bir süre ertelenir. Bununla birlikte, otizmli bireylerin cinselliği algılayışına dair uluslararası çalışma da çok azdır. Alanın -nadir- uzmanına erişim maddi imkanlar dahilinde değilse, otizmli genç, ergenlik sonrası vücut sıvılarını ve bunlardan kaynaklanan özbakım ihtiyaçlarını anlamlandıramayan, kendine dokunmayı bilmeyen, cinselliğinden menedilmiş ve sağlıksız bir bireye dönüşür.</span></p>
<blockquote><p>Bakım, destek ve sevgi gösteren bireylerin neredeyse hepsi, aynı sorunun karanlığında kendini kaybeder: Benden sonra ne olur? Türkiye genelinde bu soru, finansal olarak daha güçlü ailelerin de kolay yanıtlayabildiği bir soru değildir. Otizmlinin varsıl bir aileden gelmemesi gibi, varsıl bir aileden gelmesi de bakım gösterenin ölümüyle birlikte sorunlu hal alır.</p></blockquote>
<p><b>Özel Eğitimin Döngüselliği</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüksek tarifeli ücrete tabi olmayan veya ücretsiz olan özel eğitim ve uygulama okullarında, rehabilitasyon merkezlerindeki eğitim, bir noktadan sonra döngüselleşir. Otizmli bireylerin öğrenmek için pekiştirme ihtiyacı, çoğu zaman yaşam boyu aynı aktivitenin tekrarı olarak algılanır, tekrar eden her şey gibi, otizmli özel eğitimi kutsallaştırır, değişmesini istemez. Derinleşen veya yeni modüller eklenen eğitime direngen otizmliyi “zapt etmek” zorlaşır. Özel eğitimin değişmesine, gelişmesine tepki veren ve rutininden kopmak istemeyen otizmli için özel eğitim, mesaiye dönüşür, otizmli kazanabileceği boyuttan mahrum kalır.</span></p>
<p><b>Ailelerin Haklı Yılgınlığı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3 Aralık 2016 Cumartesi günlü 29907 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Otizm Eylem Planı 2016-2019 yılları içinde otizme özgü devinimleri öngörürken, Türkiye’nin içine girdiği siyasi türbülanstan dolayı rafa kalkmış; eşitler arası eşitliğin sağlanacağı; temel ve sosyal hakların sistematik ve nitelikli biçimde kullanılabileceği düzen kurulamamıştır. Topluma otizm farkındalığı kazandırmayı, otizmli bireylerin nitelikli eğitim ve sömürüsüz, olabildiğince bağımsız yaşam koşullarına erişebilmesini öngören Otizm Eylem Planı hayata geçmediği için toplumun otizmle tanışmamış ve tanışmak istemeyen ezici çoğunluğunun ayrımcılığına uğrayan, otizmli büyüdükçe pahalı istasyonlara bölünen bütüncül tedaviyi karşılamaya çalışırken finansal ve psikolojik olarak zorlanan aileler, gerekli desteği göremedikleri için “yılar”. Otizm tanısının ardından sıklıkla görülen boşanma ve otizmlinin bir ebeveyn tarafından büyütüldüğü senaryoda, otizmliyle birlikte yaş alan tek ebeveyn, doğal olarak yıpranır ve ebeveyn-çocuk ilişkisi zayıflar, sağlıksızlaşır.</span></p>
<p><b>Öngörülebilir Gelecekten Yoksunluk</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakım, destek ve sevgi gösteren bireylerin neredeyse hepsi, aynı sorunun karanlığında kendini kaybeder: Benden sonra ne olur? Türkiye genelinde bu soru, finansal olarak daha güçlü ailelerin de kolay yanıtlayabildiği bir soru değildir. Otizmlinin varsıl bir aileden gelmemesi gibi, varsıl bir aileden gelmesi de bakım gösterenin ölümüyle birlikte sorunlu hal alır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hafif derecede otizmliler, iş sahibi olabilmek için teşhislerini rapora dökmemekte, davranışlarını maskelemektedir. Orta ve ağır derecedeki otizmliler içinse iş olanağı yok denecek kadar azdır ya da sosyal sorumluluk projeleri dahilinde, malulen emekli olmak için gün doldurmaktan ibarettir. Türkiyeli ve otizmli genç, bağımsız yaşama sahip olacak koşullara sahip değildir. </span></p>
<p><b>Sonuç Yerine</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaşayan otizmlinin gündelik ve günöte sorunlarını çözümlemek için otizmli bireylerin nitelikli ve istikrarlı özel eğitim alabileceği, uzman doktor, psikolog ve eğitimcilerin takibinde olabileceği ve insan onuruna yaraşır biçimde yaşayabileceği otizm yaşam merkezleri, öte köylere, kuytu köşelere değil; toplumun “içine” kurulmalıdır. 54 doğumda bir görülen otizm, doğduktan sonra büyüyecek bireyin yalnızca bir özelliğini niteler durumdadır. Bireylerin önce otizmli olarak tanımlanması, toplumda bu farklılığa ne kadar yer açıldığına dair önemli bir göstergedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çağdaş Otizm Eylem Planı” ana başlığında oluşturulacak; başta sağlık ve eğitim alanlarındaki kapsayıcı politikalar ve yaşam boyu süren farkındalık çalışmalarıyla toplumda yer bulabilen; arkadaşlarıyla özel günlerini kutlayabilen, dünya görüşü olan otizmli gençlerin var olması dileği ile…</span></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anjali, J., Jaclyn, M., Ami B., Tim; B., ve Jonathan P. K. (2015). Autism occurrence by MMR vaccine status among US children with older siblings with and without autism. The Journal of American Medical Association, 313(15), 1534-1540</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Abrahams BS, Geschwind DH (2008). &#8220;Advances In Autism Genetics: On The Threshold Of A New Neurobiology&#8221; Nat Rev Gene</span><i><span style="font-weight: 400;">t</span></i><span style="font-weight: 400;">. </span><b>9</b><span style="font-weight: 400;"> (5): 341–55</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Miller A (1991). Breaking Down the Wall of Silence: The Liberating Experience of Facing Painful Truth. Dutton.48–49</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span><a href="https://www.scientificamerican.com/article/autism-rise-driven-by-environment/"><span style="font-weight: 400;">https://www.scientificamerican.com/article/autism-rise-driven-by-environment/</span></a><span style="font-weight: 400;"> E.T.:[13.06.2020]</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/06/17/otizm-merkezleri-kuytu-koselere-degil-toplumun-icine-kurulmali/">Otizm Merkezleri Kuytu Köşelere Değil Toplumun ‘İçine’ Kurulmalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
