<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeni Zelanda arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/yeni-zelanda/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yeni-zelanda/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Mar 2019 07:00:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Yeni Zelanda arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/yeni-zelanda/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni Zelanda Katliamı ‘Medeniyetler Çatışması’ Mentalitesinin Son İşaret Levhası…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/22/yeni-zelanda-katliami-medeniyetler-catismasi-mentalitesinin-son-isaret-levhasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Mar 2019 07:41:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Emin Dağ]]></category>
		<category><![CDATA[ihh insani yardım vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyetler çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[yen zelanda katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal bilimlerin farklı alanlarında araştırma ve bilimsel çalışmalar yapan İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İnsamer), Genel Koordinatörü Dr. Ahmet Emin Dağ, Yeni Zelanda’da geçtiğimiz hafta yaşanan katliamı, '1990’lı yıllardan bu yana Batı kamuoyunda yükseltilen “medeniyetler çatışması” mentalitesinin ulaşmak istediği yönü gösteren son işaret levhası' olarak değerlendirerek, “Makul seslerin daha fazla çıkması gereken bir dönem” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/22/yeni-zelanda-katliami-medeniyetler-catismasi-mentalitesinin-son-isaret-levhasi/">Yeni Zelanda Katliamı ‘Medeniyetler Çatışması’ Mentalitesinin Son İşaret Levhası…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İHH İnsani Yardım Vakfı bünyesinde 2015 yılında kurulan İnsamer Genel Koordinatörü Dr. Ahmet Emin Dağ ile Yeni Zelanda’da 50 Müslümanın ölümüyle sonuçlanan katliamı konuştuk.</p>
<p><strong>Yeni Zelanda&#8217;da iki camide yaşanan katliamı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bu katliamı 1990’lı yıllardan bu yana Batı kamuoyunda yükseltilen “medeniyetler çatışması” mantalitesinin ulaşmak istediği yönü gösteren son işaret levhası olarak görüyorum. Zira Soğuk Savaş sonrasındaki uluslararası çekişmenin kültürler ve medeniyetler arasında olduğunu savunan evanjelik anlayış, beyaz ırkın üstünlüğüne inanan ırkçı Batılılar arasında giderek popülerlik kazanıyor. Bunlar da kendi ülkelerindeki güvenlik önlemleri nedeniyle, dikkatlerden uzak ve güvenliğin görece zayıf olduğu ülkelerde Müslümanlara saldırılarla tabanlarını motive etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla Yeni Zelanda saldırısının, bireysel bir eylemden ziyade, uyumakta olan devasa bir canavarı diriltme hamleleri olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra benzerleri de farklı ülkelerde denenecektir.</p>
<figure id="attachment_36657" aria-describedby="caption-attachment-36657" style="width: 380px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-36657" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Dr.-Ahmet-Emin-Dağ-640x480.jpg" alt="" width="380" height="285" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Dr.-Ahmet-Emin-Dağ-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Dr.-Ahmet-Emin-Dağ-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Dr.-Ahmet-Emin-Dağ-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Dr.-Ahmet-Emin-Dağ.jpg 1632w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /><figcaption id="caption-attachment-36657" class="wp-caption-text">Dr. Ahmet Emin Dağ</figcaption></figure>
<p><strong>Türkiye’nin manifestoda hedefler arasında olması sadece göç kriziyle mi ilgili?</strong></p>
<p>Kısmen bağlantılı olduğu açık. Yani bu katliamı gerçekleştiren kişinin Batıdaki kamuoyunu etkilemek için onların güncel gündeminden beslendiği söylenebilir. Zira bu teröristin yayınladığı “Büyük Yer Değiştirme” (The Great Replacemen) başlıklı 74 sayfalık metnin büyük kısmı Fransa’da ortaya çıkan anti göçmen söylemle ilgili gibi duruyor. Bu söylem ilk defa Fransa’da ortaya çıkmış ve küresel tüm ırkçı gruplarca benimsenen bir teori olmuştu. Alternatif sağ hareketler ırkçı ve nefret söyleminin yaygın kullanıldığı forumlarda görülen kültürün ve beyaz ırk üstünlüğüne inanan sağ hareketlerin izlerini taşımaktadır. Katliam sonrasında 4chan ve 8 chan gibi aşırı sağcı forumlarda tebrik ve sevinç paylaşımlarının olması bunu gösteriyor. Ama göçmenlikten ziyade tarihsel bir hıncın olduğu da kesin. Ortaçağ’da Hıristiyanlar ile İslam medeniyeti arasında yaşanmış olan çekişmede sembolleşmiş isimler ve mekanlara atıflar yapılması tarihi bir kinin güçlü olduğunu gösteriyor. Bu saldırıda temel motivasyonlardan biri tabi ki bugün Türkiye’nin şahsında sembolize edilen bu tarihsel arka plandır.</p>
<p><strong>Nedir bu arka plan kısaca anlatmanızı istesem&#8230;</strong></p>
<p>Şöyle ki, geçmiş asırlarda Avrupa Hıristiyanlığı kendi merkez coğrafyası içinde kendini hep güvende hissetmişti. Bunun tek istisnası bulunmaktadır o da Türk (ve tabi ki Müslüman) bir ordunun Avrupa içlerine yapmış olduğu fetih hamlesidir. İstanbul’un Doğu Roma başkenti olarak Hıristiyan dünyasındaki hem merkezi hem de sembolik varlığı Türkler tarafından bitirilip en büyük Hıristiyan mabedinin (Ayasofya) camiye dönüştürülmesi büyük bir şok dalgası yaratmıştı. İstanbul’un fethi sonrasında Türklerin batıya ilerleyişi sürerken, Avrupa Hıristiyanlığı doğuda adeta İslam dünyası ile kendisi arasında bir tampon bölge durumundaki Doğu Roma’nın yıkılması ile birlikte varoluşsal büyük bir kriz yaşadı. İşte bu krizi yaşatan insanların bugünkü torunlarının toplandığı yer olarak Türkiye görülüyor</p>
<p><strong>“Balkanlar; Hıristiyan-Müslüman Hesaplaşması İçin Uygun Zemin”</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Avrupa’daki aşırı sağın silahlandığı ve özellikle Balkanlarda eğitim aldıkları vs. ilgili bilgileri nasıl değerlendirmek gerekir? Bu durum dünyanın geleceğini nasıl etkiler?</strong></p>
<p><em> </em>Balkan ülkeleri derken özellikle Ukrayna’daki savaş sırasında bu tür ırkçı grupların aktif olarak militanlarını eğitme fırsatı bulduğu söyleniyor. Daha öncesinden Sırpların Boşnaklara karşı yürüttüğü katliamlarda da rol alan kimi eski militanların yeni nesil teröristlere ilham verdiği anlaşılmaktadır. Teröristin katliam sırasında arabasında çalınan şarkı 1992-95 yıllara arasında Sırp militanlarca yürüyüş marşı olarak kullanılıyordu. Bu anlamda bu tür ırkçı teröristlerin Balkanlarda Müslümanlara karşı savaşan isimlerden ilham aldıkları doğrudur. Balkan boyutunu öne çıkaran bir diğer unsur Balkanların sosyolojik yapısıyla da ilgili olabilir. Zira bu bölge, neredeyse 700 yıldır İslam medeniyeti ile Hıristiyan dünyanın temas noktasıdır. Bu anlamda Balkanlar bir tür Hıristiyan-Müslüman hesaplaşması için uygun bir siyasi ve dini zemin sunmaktadır. Ama Yeni Zelanda teröristinin 2011 yılında Norveç’te 77 kişiyi öldüren Ander Breivik’ten ilham aldığı da bir gerçek. Bunlar düşman gördükleri ırk ve din mensuplarına karşı silahlanma konusunda büyük bir hazırlık yaptıkları anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Dünyanın popülizme kayışı bu tip katliamların oluşması için bunun gibi durumlar için elverişli alan sunuyor diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bugün küreselleşme ve çarpık demokrasi anlayışı nedeniyle bu tür nefret gruplarının giderek kendilerini meşrulaştırdığını söylemek mümkün. Bundan 5 yıl önce nefret gruplarının sayısı dünya çapında yaklaşık 750 civarında iken bugün 1100’e yaklaşmıştır. Dolayısı ile bu tür nefret söylemleri, Batıda demokrasi adına zihinsel olarak sindirilme imkanı buluyor. Bu tür söylemlere yönelik en küçük bir şikayet, düşünce özgürlüğüne hamle gibi sunuluyor.</p>
<p><strong>Katliam daha çok ‘ırkçılık’ teması üzerinden konuşuluyor, sizce bununla sınırlı mı?</strong></p>
<p>Bu teröristin görüşlerini Amerikalı ırkçı David Lane’nin “Irkçılığın 88 Prensibi” adlı kitabından aldığını savunanlar az değildir. Bu doğru olabilir ama işaret ettiğiniz gibi saldırgan her ne kadar ırkçılıktan beslense de hedef olarak farklı ırkların yanı sıra Müslümanları da görmektedir. Bu kısmen Avrupa’da yaşadığı ortamda gördüğü Arap ve Türk Müslümanlara olan nefretinden kaynaklanmış olmalıdır. Yani yaşadığı ülke koşulları gereği onun için yabancı ırk denilince aklına ilk olarak Müslüman Araplar ve Türkler gelmiş olmalı. Ama söyleminin derinliklerine inildiğinde Yahudilik gibi farklı din ve ırklara karşı düşmanlığı da dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>“Karşı Öfkeyi Büyütüp Şiddete Yönlendirmek Olmalı”</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Saldırı biçimi ve manifestodaki bazı konuların İŞİD&#8217;in tarzına benzediği, bu cenahta yeni şiddet dalgasının yaşanması için yapıldığı ve böylece kutuplararası bir çatışmanın dünyada etkin olması gibi yorumları hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Doğru olabilir. Zira böylesine ses getiren bir vahşetin amaçlarından biri de karşı öfkeyi büyütüp şiddete yönlendirmek olmalı. Dolayısı ile camide masumların katledilmesinin siyasi amaçlarından biri Müslümanların kıştırtılarak karşı eylemlerle kiliselere veya Hıristiyan bireylere saldırılar düzenlemesi olmuş olmalı. Ardından makul çoğunluğa rahatlıkla “Bakın siz bizi aşırı ırkçı olmakla suçluyorsunuz ama bunlar da bizim Kiliselerimize saldırıyorlar” diyerek Hıristiyan dünyayı İslam’a karşı konsolide etme imkanı bulacaklardı.</p>
<p><strong>İslam dünyasının batıdaki İslam karşıtlığı konusundaki tutumu nasıl olmalı? </strong></p>
<p>İslam dünyası siyasi olarak Batılılara can güvenliği konusunda tüm Müslüman azınlıkların korunması konusunda gerekli önlemlerin alınmasını açıkça talep etmeli. Sivil düzeyde ise, birbirinin inançlarına saygıyı esas alan bir söylem makul olacaktır. Zira iki tarafın kendi içindeki aşırı görüşlülerin eylemleri sebebiyle mutedil çoğunluğun birbirine düşmanlaştırılması mantıklı değildir.</p>
<p><strong>Bu konuda gerekli bilgi ve konuya yoğunlaşma var diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Sanmıyorum. Bugün Batıda sosyal medya ve kapalı forumlar aracılığı ile el altından nefret söylemi hızlı yayılmaya çalışılırken, İslam dünyasında da benzer bir çaba var. Makul seslerin daha fazla çıkması gereken bir dönem.</p>
<p><strong>&#8220;İslamofobi Nefret Suçu Kapsamına Alınmalı&#8221;</strong></p>
<p><strong>İslamofobi kavramının Müslümanlara karşı artan nefreti önemsizleştirme anlamına geldiği konuşuluyor bugünlerde, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>Sanmıyorum. Zira ortada hiçbir sorun yok da Müslümanlar yada duyarlı Batılı aydınlar sırf entelektüel bir tartışma açılsın diye başlatmadı bu kavramı. Üstelik 1990’lı yıllardan bu yana sistemli olarak Müslümanlara ve mabetlerine yönelik karalama, onları terörle özdeşleştirme vb. propaganda çalışmaları artarak sürdü. Bugün Batıda Müslümanlara yönelik yılda ortalama 400’e yakın irili ufaklı saldırı yaşanıyor. Katliam boyutuna gelmediği sürece haber dahi olmuyor. Dolayısıyla bu kavramın Müslümanlara karşı nefreti önemsizleştirme amacıya kullanıldığını düşünmüyorum. Burada benim dikkatimi çeken başka bir zihinsel oyun olabilir. Şöyle ki, bugün Batı hukukunda İslamofobi diye bir suç tanımı yok. Dolayısıyla suç olmayan bir eylemin cezalandırılması mümkün değil. Avrupa’da her saldırı ardından medyada cömertçe harcanın İslamofobi kavramı aslında hukuken hiçbir karşılık ifade etmiyor. Bu nedenle nefret suçları kavramı içine dahil edilmesi çok önemlidir.</p>
<p><strong>Katliama dünya kamuoyunda gösterilen ilgili Batılı ülkeler ve İslam ülkeleri açısından nasıl yorumlarsınız…  Müslüman coğrafyalarında yaşanan katliamlar daha göz ardı ediliyor gibi düşünceler var…</strong></p>
<p><em> </em>Yeni Zelanda’daki katliama da çok ilgi gösterildiğini düşünmüyorum. Özellikle Batı medyasında olayın ilk iki gününde manşetlerde kaldıktan sonra yeniden altlara düşmekte gecikmedi. Batılı medyada olayın iki gün manşet olma nedeni belki de onların konforlu dünyalarının tam ortasında böylesi bir vahşetin yaşanmış olmasının verdiği şaşkınlık olabilir. İslam dünyasının her hangi bir parçasındaki katliamlar kimi zaman haber değeri bile taşımıyor.</p>
<p>Not: Kapaktaki görsel, Avustralyalı karikatürist Pat Campbell&#8217;in, Yeni Zelanda’nın sembollerinden biri olan gümüş eğrelti otunun yapraklarını ibadet eden Müslümanlara benzeterek yaptığı yorum&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/22/yeni-zelanda-katliami-medeniyetler-catismasi-mentalitesinin-son-isaret-levhasi/">Yeni Zelanda Katliamı ‘Medeniyetler Çatışması’ Mentalitesinin Son İşaret Levhası…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 14:12:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[ihh]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Yardım Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[Utoya Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ramazanoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36390</guid>

					<description><![CDATA[<p>İHH Mütevelli Üyesi Osman Atalay, Yeni Zelanda'daki terör sardırısına karşı Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlemantosu'na çağrıda bulunurken; Yazar Yıldız Ramazanoğlu da, saldırının Norveç’in Utoya Adası’nda 69 kişinin öldürüldüğü katliama benzediğini belirterek, “Avrupa değerlerindeki çürümeyi radikal biçimde gözden geçirmeli” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/">Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Zelanda&#8217;nın Christchurch kasabasında cuma namazı sırasında 49 kişinin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısı düzenlendi. Katliamda hayatını kaybedenler için Fatih Camii’nde gıyabi cenaze namazı kılınırken, Özgür-Der konuyla ilgili yaptığı ilk açıklamada, “Cuma namazı sırasında iki camiye yönelik terör saldırısında katliam yaşandı! Bu saldırı batı emperyalizminin İslam düşmanı politikalarının eseridir” ifadelerine yer verdi. Hak İnisiyatifi de açıklamasında, saldırıyı kınarken,  uluslararası toplumu ırkçı-islam karşıtı saldırganlığa karşı tavır almaya çağırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-36393" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/3216-e1552649680680.jpg" alt="" width="360" height="352" /></p>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği Başkanı Mehmet Arif Koçer, ölenlere rahmet, ailelerine sabır dilerken; &#8220;Yeni Zelanda’da yaşanan vahim saldırı dünya yüzünde dinsel (veya etnik) farklılıklara dönük tahammülsüzlüğün , kimilerince körüklenen nefret söyleminin insanlığı uçuruma sürüklediğini gösteren vahim bir olaydır. &#8221; dedi.</p>
<p><strong>BM ve AB Parlementosuna Çağrı</strong></p>
<p>İHH (İnsani Yardım Vakfı) Mütevelli Üyesi Osman Atalay da, Yeni Zelanda’daki terör saldırının dünyada İslamofobya’nın geldiği noktayı özetlediğini belirterek; “Birleşmiş Milletler ve AB Parlamentosu da bu meseleye çok ciddi bir şekilde yaklaşmalıdır. Çünkü insanların inançlarını gerçekleştirdikleri kutsal mekanların savaş olurken bile korunması ve dokunulmaması yönünde aldığı kararlar vardır. Camiler savaş zamanında dahi korunurken, bir terörist camiye girerek insanları tarıyor” dedi. Tüm terör saldırılarının kinden ve nefretten beslendiğine dikkat çeken Atalay, İslamofobya ile beslenen psikolojisi bozuk insanların bu tarz katliamlara daha yatkın olduğunu kaydetti. Dünyada bu tarz terör eylemlerinin sıkça yaşanmaması için önlemler alınması gerektiğini vurgulayan Atalay;  &#8220;Diğer insan hakları örgütlerinin de bu teröriste ve terör saldırısına gereken cevabı vermelidir ki, dünya herkes için herkes için huzurla yaşanılan bir yer haline gelsin” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;İslam Dünyası Ve Avrupa Şiddet Döngüsüne Karşı Ortak Çalışmalı&#8221;</strong></p>
<p>Christchurc saldırısının 2011’de Norveç’te yapılan katliama benzediğini belirten Yazar Yıldız Ramazanoğlu, “Norveç&#8217;in Utoya Adası&#8217;nda 69 genç insanı sadece Müslümanlara taviz verdikleri gerekçesiyle öldüren ırkçı cani Anders Brevnik&#8217;i binlerce insan desteklemiş, yüzlerce kadın evlenme teklif eden mektuplar yazmıştı. “ hatırlatmasında bulundu. Katliamın ‘böyle bir kahramanlığı yaratan Avrupa İslamofobisinin sonuçlarından biri’ olduğunu belirten Ramazanoğlu, “Sonra karanlık biçimde Daeş üretiliyor mütekabiliyet için. Şiddet ve kötülük yanlılarına temel insani ilkelerimizle cevap vermeliyiz. Aliya’nın dediği gibi ‘onlar bizim öğretmenimiz değil’ Avrupa değerlerindeki çürümeyi radikal biçimde gözden geçirmeli. İslâm dünyası ve Avrupa, şiddet döngüsüne karşı ortak çalışmalı ve birlikte yeni bir dünya kurmalıyız.” diye konuştu.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="alignleft wp-image-36392" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484-640x944.png" alt="" width="360" height="531" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484-640x944.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/IMG-7472-e1552649616484.png 700w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />&#8220;Kaos ve Aşırı Şiddet ile Tarafları Kutuplaştırarak Neticeye Varmak&#8221;</strong></p>
<p>Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara da twitterde katliamı yapan Brenton Tarrant’ın  sosyal medyadan yayınladığı manifestoyu yorumlarken, “Terörist Tarrant, manifestosunda çok yüksekten gidiyor.  Mealen: Bu tür aydınlatıcı, ön açıcı eylemler ile Batı&#8217;yı kuşatmış nihilizm (hiçcilik), hedonizm (zevkçilik), bireyselcilik hastalıklarını yok etmek amacıyla toplumu kutuplaştırmak ve mücadeleye ivme kazandırmak… Bu ifadeler yabancı değil. İslam alemindeki terör örgütleri de yine &#8220;toplumsal aydınlanma&#8221; ve kutuplaştırma suretiyle Batı&#8217;yla ve tağutlarla mücadelede bir ivme yaratma amaçlarını her zaman beyan etmişlerdir. Malumdur ki terörizm zaten bunu başarmaya çalışıyor.” Değerlendirmesinde bulundu. Sosyal medyadan yayınlanan manifestoya bakıldığında saldırının basitçe ‘aşırı sağ’ olarak yorumlanamayacağını belirten Büyükkara, “Bu epeydir gelişen bir trend ve modern dünyanın temel sorunlarını sağ, sol demeden temsil ediyor. Sağ motiflerle birlikte sol motifleri de ağırlıklı olarak ihtiva eden, içinde çevreciliğin, adaletsiz gelir dağılımının, etnik otonominin, işçi haklarının da yer aldığı bir karma söylem bu. İslamofobik tavır da buna eklemlenmiş demek ki. Daha etraflıca olayı değerlendirmek gerek.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/15/yeni-zelandadaki-katliama-tepkiler-suruyor/">Yeni Zelanda’daki Katliama Tepkiler Sürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Zelanda&#8217;da Şiddete Maruz Kalana 10 Gün Ücretli İzin</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/31/yeni-zelandada-siddete-maruz-kalana-10-gun-ucretli-izin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 09:59:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[eviçi şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[kadın örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda Parlamentosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29269</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Zelanda, şiddete maruz kalanlara partnerlerinden ayrılmak, yeni bir ev bulmak ve kendileri ile çocuklarını güvence altına almak için 10 gün ücretli izin hakkı tanınan yasal düzenlemeyi kabul etti.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/31/yeni-zelandada-siddete-maruz-kalana-10-gun-ucretli-izin/">Yeni Zelanda&#8217;da Şiddete Maruz Kalana 10 Gün Ücretli İzin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Zelanda, eviçi şiddete maruz kalanlara 10 gün ücretli izin hakkı tanınan yasal düzenlemeyi kabul etti. Şiddete maruz kalan çalışanın bu 10 günlük süreyi şiddet uygulayan partnerinden ayrılmak, yeni bir ev bulmak ve kendisi ve çocuklarını güvence altına almak için kullanması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni Zelanda Parlamentosu’nda Yeşiller vekili Jan Logie’nin 7 senelik çalışmaları sonucunda, düzenlemenin kabul edilmesini milletvekilleri ayakta alkışladı. Logie, vekil olmadan önce bir kadın sığınağında çalışıyordu.</p>
<p>Yeni Zelanda’da polisin her dört dakikada bir, bir eviçi şiddet olayına müdahale ettiği belirtiliyor.</p>
<p>Ulusal düzenlemeler aracılığıyla eviçi şiddete mağdurlarına ücretli izin tanıyan bir diğer ülke ise Filipinler. Ayrıca Kanada’nın Manitoba ve Ontario bölgelerinde de bu düzenleme mevcut.</p>
<p>Yeni Zelanda’da kabul edilen yasa Nisan 2019’da yürürlüğe girecek.</p>
<h3>İşveren, güvenliği sağlayacak koşulları oluşturacak</h3>
<p>57 oya karşı 63 oyla kabul edilen düzenlemeye, Ulusal Parti vekilleri “küçük ve orta ölçekli işletmelere çok maliyetli olacağı ve işverenlerin eviçi şiddete maruz kaldığından şüphelendikleri kişileri işe almamalarına neden olacağını” söyleyerek karşı çıkmıştı.</p>
<p>Meclis’te kabul edilen düzenlemeye göre, eviçi şiddet mağdurlarının yaşadıklarına dair kanıt sunması gerekmeyecek ve işyerleri onların güvenliğini sağlayacak koşulları hızlıca sağlamakla yükümlü. Bu önlemler arasında çalışanın çalışma yerinin, e-posta adresinin değiştirilmesi ve/veya işyerinin web sitesindeki iletişim bilgilerinin kaldırılması gibi önlemler var.</p>
<h3>“Şiddet uygulayanlar, partnerinin işiyle bağını koparıp, kendine bağımlı kılmak istiyor”</h3>
<p>Düzenlemeyi hazırlayan Logie şöyle konuştu:</p>
<p>“Eviçi şiddet, iş ile özel yaşam arasındaki ayrımı gözetmiyor. Araştırmalar, şiddet uygulayan partnerlerin büyük bölümünün bu şiddeti işyerlerine de yansıttığını gösteriyor; sürekli telefonla aramak veya e-posta göndermek, partnerini ya da iş arkadaşlarını tehdit etmek… Bunların bir kısmını, şiddet uyguladıkları partnerin işle bağını koparmak, işten ayrılmasını ve dolayısıyla kendilerine daha bağımlı hale gelmesini sağlamak için yapıyorlar. Bu oldukça yaygın bir durum.”</p>
<p>Kadın örgütleri de düzenlemeyi memnuniyetle karşıladı. Women’s Refuge örgütünden Dr. Ang Jury, düzenlemenin sihirli bir değnek gibi bir etki yapamayacağını ve önleyici bir tedbir içermediğini söylerken, “doğru yönde ve çok önemli bir adım” olduğunu vurguladı.</p>
<p>Ekonomik kaygılar nedeniyle kadınların zor kararlar vermek durumunda kaldığını belirten Jury, şiddete maruz kalan bir kadının iş garantisi olmasının ve işvereniyle bir güven ilişkisi kurmasının çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Kaynak: The Guardian, <a href="https://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/199600-yeni-zelanda-da-siddete-maruz-kalana-10-gun-ucretli-izin" target="_blank" rel="noopener">Bianet</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/31/yeni-zelandada-siddete-maruz-kalana-10-gun-ucretli-izin/">Yeni Zelanda&#8217;da Şiddete Maruz Kalana 10 Gün Ücretli İzin</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nehirler Kardeşlerimizdir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/nehirler-kardeslerimizdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 09:05:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Rurawhe]]></category>
		<category><![CDATA[Arjantin]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Finlayson]]></category>
		<category><![CDATA[Ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[Ekvador]]></category>
		<category><![CDATA[Ganga]]></category>
		<category><![CDATA[Ganj nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Geronimo]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sediyani]]></category>
		<category><![CDATA[kabile hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Maoriler]]></category>
		<category><![CDATA[Whanganui Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Yamuna Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[yerli hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12814</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Göllerde ve nehirlerde parıldayan su, sadece su değil, o bizim atalarımızın kanı. Suların hışırtısı benim atalarımın sesidir. Nehirler bizim kardeşimizdir ve susuzluğumuzu giderir. Nehirler kanolarımızı taşır, çocuklarımızı doyurur.  Nehirler bizim kardeşimizdir – ve sizin de –, o andan itibaren nehirlere tüm iyiliğinizi vermelisiniz, aynı her kardeşinize verdiğiniz iyilik gibi”.  Kızılderili reisi Seattle   *Bizler ülkede [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/nehirler-kardeslerimizdir/">Nehirler Kardeşlerimizdir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Göllerde ve nehirlerde parıldayan su, sadece su değil, o bizim atalarımızın kanı. Suların hışırtısı benim atalarımın sesidir. Nehirler bizim kardeşimizdir ve susuzluğumuzu giderir. Nehirler kanolarımızı taşır, çocuklarımızı doyurur.  Nehirler bizim kardeşimizdir – ve sizin de –, o andan itibaren nehirlere tüm iyiliğinizi vermelisiniz, aynı her kardeşinize verdiğiniz iyilik gibi”.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Kızılderili reisi Seattle</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>*</strong>Bizler ülkede ve dünyada cereyan eden ve ekseriyetle siyasî olan kendi kısır gündemimizle yatıp kalkarken, aynı gezegende çok daha farklı olaylar da yaşanıyor.</p>
<p>Sonuçta bu devâsâ büyüklükteki gezegen, bizim küçük dünyamızdan ibaret değil. Tatlı su balıkları gibi dünyayı kendi ortamımızdan ve kısır gündemimizden ibaret sanabiliriz ama öyle değil.</p>
<p>Gariptir ki, bir hafta sonra unutacağımız olaylar, günübirlik kavgalar, siyasi çekişmeler gazetelerin manşetlerini süslerken, televizyon ekranlarında veya sohbetlerimizde saatlerce konuşulup tartışılırken, insanlık tarihinde bir ilk olan ve yeni bir çığır açan, yeni bir medeniyet anlayışı getiren, yeni bir perspektif kazandıran hadiseler ve gelişmeler, ancak küçücük bir haber olur iç sayfalarda veya hiç olmaz.</p>
<p>Garabet işte tam da burada. Gazetelerin manşetten verdiği, televizyon ekranlarında saatlerce tartışılan pek çok konu, olay ya da politikacıların açıklamaları, sadece bir hafta sonra hepimizin unutacağı şeyler (o siyasetçilerin kendisi bile unutuyor, bir hafta önce ne söylediklerini). Etkisi bir hafta bile sürmeyen bu küçük ve anlamsız olaylara bu derece büyük önem atfedip manşetlerimizi, ekranlarımızı tamamen bunlara ayırıyoruz. Öte yandan gündemimize dahi almadığımız, duyduğumuzda ise dikkat kesilmeyip küçük ve önemsiz bir haber diye sunduğumuz olaylar, aslında tarihe geçen olaylar ve aradan 300 yıl, hatta 1000 yıl dahi geçse insanların anacağı, konuşacağı olaylar.</p>
<p>Bunlar günübirlik tartışmaların ve siyasî çekişmelerin sonucu olarak yaşanmış olaylar değil çünkü.Bunlar insanlık tarihinde bir ilk olan ve yeni bir çığır açan, insanoğlunun/kızının yaşam örgüsüne yeni bir medeniyet anlayışı getiren, hayata ve yaratılış gayesine bakışımıza yeni bir perspektif kazandıran hadiseler ve gelişmeler.</p>
<p>Böyle bir gelişme, iki hafta kadar önce Yeni Zelanda’da yaşandı. Etkisi kısa sürede dünyaya yayıldı ve benzer bir gelişme, aradan bir hafta geçtikten sonra, bu kez Hindistan’da yaşandı.</p>
<p>* * *</p>
<p>Nehirler, dünyada ve tarihte ilk kez “yaşayan canlı varlık” olarak tanındılar. Yeni Zelanda Parlamentosu, 15 Mart 2017 günü aldığı bir kararla Kuzey Adası &#8216;ndaki(İngilizce: North Island; Maori: Te İka – a – Māui) Whanganui Nehri’ni “canlı varlık” olarak tanıdı ve nehre hukuki statü verdi.</p>
<p>Yeni Zelanda’nın yerli halkı Maoriler tarafından kutsal sayılan ve ülkenin en uzun üçüncü ırmağı olan Whanganui Nehri’nin hakları Maori kabilesinden ve kraliyetten birer kişi tarafından mahkemelerde temsil edilecek.</p>
<p>Maoriler kararı sevinç gözyaşlarıyla karşıladı.</p>
<p>Anlaşma Görüşmeleri Bakanı Christopher Francis Finlayson yaptığı açıklamada, Maoriler’in 160 yıldan uzun süredir nehre bu statüyü kazandırmak için mücadele ettiğini belirtti. Konuyla ilgili oldukça çarpıcı bir açıklama yapan Finlayson, “Biliyorum ki insanların hissettiği ilk şey doğal bir kaynağa hukukî şahsiyet kazandırmanın oldukça garip olacağıdır, ancak bu, şirketlerden ya da anonim topluluklardan daha garip değildir” ifadesini kullandı.</p>
<p>Yeni Zelanda bununla da kalmıyor. Hükûmet tarafından nehir için 80 milyon Dolar tazminat ödenecek ve ayrıca nehrin temizlenmesi için 30 milyon Dolar fon verilecek.</p>
<p>Yeni Zelanda, İngilizce resmî adı “North Island” (Kuzey Adası) ve İngilizce resmî adı “South Island” (Güney Adası) olan iki büyük adadan oluşuyor. Yeni Zelanda’nın tamamı için Maorice “Aotearoa” (Uzun Beyaz Bulut Ülkesi) ismini kullanan Maoriler, kuzeydeki adayı “Te İka – a – Māui” (Maui Balığı), güneydeki adayı da “Te Waipounamu” (Pounamu Suyu) olarak isimlendiriyorlar ve bu isimler adaların beyaz adamın o topraklara gelmeden önceki eski gerçek isimleridir. Yeni Zelanda hükümeti, bundan üç buçuk sene önce, 2013 yılının ekim ayında aldığı kararla, ülkeyi meydana getiren bu iki dev adanın o çok eski Maorice isimleri olan “Te İka – a – Māui” ve “Te Waipounamu” isimlerini, adaların resmî isimleri olarak kabul etmiştir. Bu ise elbette ki aynı şekilde takdir edilecek başka bir uygulamadır.</p>
<figure id="attachment_12816" aria-describedby="caption-attachment-12816" style="width: 930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12816 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/whanganui-1.jpg" alt=" Whanganui Nehri- Yeni Zelanda" width="930" height="580" /><figcaption id="caption-attachment-12816" class="wp-caption-text">Whanganui Nehri-Yeni Zelanda</figcaption></figure>
<p>Yeni Zelanda’da iki hafta önce yaşanan gelişme, dünya tarihinde bir ilk. İnsanlık tarihinde bir ilk.  Medeniyet tarihinde yeni bir anlayış, yeni bir perspektif. İlk kez akarsular, “yaşayan canlı varlık” olarak tanımlanıyor. İlk kez nehirler, ırmaklar, tıpkı insanlar gibi “hak” sahibi oluyorlar. Kendilerini koruyan bir hukuka kavuşuyorlar.</p>
<p>Yeni Zelanda’daki bu ilginç ve bir o kadar da olumlu gelişmenin etkisi kısa sürede dünyaya yayıldı. Başka ülkelere de ilham kaynağı oldu ve benzer bir gelişme, aradan bir hafta geçtikten sonra, 23 Mart 2017 günü bu kez Hindistan’da yaşandı.</p>
<p>15 Mart günü Yeni Zelanda Parlamentosu’nun aldığı kararla dünyada ve tarihte ilk kez bir nehrin “yaşayan canlı varlık” olarak tanınması, Kuzey Adası’ndaki Whanganui Nehri’nin “canlı varlık” olarak tanınıp nehre hukukî statü verilmesinin ardından, 23 Mart günü de Hindistan’daki Kuzey Bölgesi Eyalet Parlamentosu benzer bir karar aldı.</p>
<p>Hindistan’ın kuzeyindeki Kuzey Bölgesi (Hindu: Uttar Axand) Eyalet Mahkemesi’nin aldığı kararla Ganj (Hint. Ganga) Nehri ve onun yan kolu Yamuna Nehri’ne “insan haklarına sahip, insan olmayan varlık” statüsü verildi. Bu kararla Ganj ve Yamuna nehri, Hindistan’da “insan haklarına sahip, insan olmayan ilk varlık” oldular.</p>
<p>Mahkeme, üç ay içinde Ganj ve kollarının yasal haklarını koruyacak bir komisyon oluşturulmasını emretti. Çevre koruma örgütleri ve doğa severler tarafından sevinçle karşılanan karar uyarınca, kirletme ya da başka bir yolla bu iki nehre zarar verenler, mahkemelerde “insana zarar vermiş gibi” kabul edilecek ve cezalandırılacak.</p>
<p>Hindu tanrıçası Ganga’nın adını taşıyan 2 bin 525 km uzunluğundaki Ganj Nehri’ne günde 1, 5 milyar litre işlenmemiş kanalizasyon atığı ve 500 milyon litre sanayi atığı karıştığı belirtiliyor. Ganj’ın bazı bölümlerinde aşırı kirlilik nedeniyle canlı organizma barınmıyor. Başkent Yeni Delhi’de (Hindu: Nai Dilli) 19 milyon kişi, Yamuna Nehri’nden arıtılan suyu içiyor.</p>
<p>Hindistan’da bu kararı alan yargıçlar, Yeni Zelanda’da Maori yerlileri tarafından kutsal kabul edilen Whanganui Nehri için geçen hafta alınan kararı emsal gösterdiler. Yeni Zelanda’da yaşanan gelişme, Hindistan’a emsal olmuştu.</p>
<p>Dileğimiz, dünyadaki bütün ülkelere emsal olması.</p>
<figure id="attachment_12817" aria-describedby="caption-attachment-12817" style="width: 880px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12817 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/ganj-nehri-1.jpg" alt="Ganj Nehri-Hindistan" width="880" height="660" /><figcaption id="caption-attachment-12817" class="wp-caption-text">Ganj Nehri-Hindistan</figcaption></figure>
<p>* * *</p>
<p>Yeni Zelanda’da yaşanan ve Hindistan’la devam eden bu uygulama, elbette ki son derece güzel bir gelişme. Her iki ülkeyi / devleti de kutluyoruz. Bu olayın dünyadaki tüm ülkelere / devletlere örnek olmasını, yeryüzü coğrafyasının her bir toprağında akan nehirlerin aynı hak ve hukuka sahip olmalarını diliyoruz.</p>
<p>Bizler “insan” denen canlı türü olarak ne yazık ki kendimiz dışındaki hiçbir canlı türüne ve doğal varlığa saygı göstermiyor, onların da tıpkı bizler gibi özgürce yaşama haklarının olduğuna, olabileceğine kanaat getiremiyoruz. Bunun sebebi, dünyadaki ve hatta evrendeki her şeyin bizim için, bize hizmet etmesi için yaratıldığına inanmamız, dolayısıyla onlar üzerinde her türlü tasarruf hakkımız olduğunu düşünmemizdir. İstediğimiz hayvanı, bitkiyi, göl ve akarsuları istediğimiz şekilde öldürebiliyor, kirletebiliyor, zehirleyebiliyor ve yok edebiliyoruz.</p>
<p>Oysa yerin, suyun, göğün ve tüm kâinatın yaratıcısı olan Allah Tebareke ve Teâlâ, yalnızca insanı değil, hayvanları, bitkileri ve akarsuları da en güzel biçimde yaratmıştır. Onlara da bir hayat, bir can bahşetmiştir. Canı ve hayatı olan varlığın da hukuku olmalıdır, özgürce yaşama hakkı olmalıdır.</p>
<p>“İnsan” denen canlı türü bunu bir türlü öğrenmek istemiyor. Özellikle de içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda hâlâ  mezhep savaşlarıyla uğraşan, her türlü yobazlığın ve bağnazlığın kol gezdiği, halen dahi kadınların insan, bitkilerin canlı olduğunu öğrenememiş İslam toplumları için bu hakikati kavratmak çok güç ama, hakikat bu.</p>
<p>Nehirler de, tıpkı insanlar, hayvanlar ve bitkiler gibi canlıdırlar.</p>
<p>Nehirlerin yaşamı, tıpkı insanların ve hayvanların yaşamı gibidir. İnsanlar ve hayvanlar nasıl ki küçük bir bebek olarak doğarlar, sonra büyürler, yaşamları boyunca yüzlerce badire atlatır ve onlarca önemli olaya, savaşlara ve dramlara tanıklık ederler, sonra yaşlanır ve günün birinde son nefeslerini verirler, hayata vedâ ederler, nehirler de aynı şekilde, tıpkı insanlar ve hayvanlar gibi küçük bir bebek olarak doğarlar, heybetli dağların yüksek yerinde bir kaynaktan küçük bir su akıntısı olarak, küçük bir dere veya çeşme olarak doğarlar, sonra aktıkça büyürler ve genişlerler, gittikçe büyürler, akıntıları boyunca yüzlerce badire atlatır ve onlarca önemli olaya, savaşlara ve dramlara tanıklık ederler, sonra yaşlanır ve sularını bir denize bırakarak akıntısına son verirler, hayata vedâ ederler.</p>
<p>Bir coğrafyada yaşam, nehirler aktıkça vardır. Nehirlerin akmadığı bir coğrafyada yaşam da olmaz.</p>
<p>Nehirlerimiz, sadece akan sular değildir bizler için. Nehirler, “beyaz beyaz” konuşmasına, “yeşil yeşil” akışına, “mavi mavi” bakışına aşık olduğumuz sevgililerimizdir bizim.</p>
<p>Şarkılarımızda, şiirlerimizde ilhâmımızı nehirlerden alırız; kimseye anlatamadığımız dertlerimizi nehirlerle paylaşırız. Sevgidir nehirler, şiirdir, öyküdür, halkımızın yaşam öyküsüdür. Bizim doludizgin yaşamımızın tâ kendisidir.</p>
<p>Kızılderili reisi Seattle’ın (1786 – 1866) dediği gibi: “Göllerde ve nehirlerde parıldayan su, sadece su değil, o bizim atalarımızın kanı. Suların hışırtısı benim atalarımın sesidir. Nehirler bizim kardeşimizdir ve susuzluğumuzu giderir. Nehirler kanolarımızı taşır, çocuklarımızı doyurur. Nehirler bizim kardeşimizdir – ve sizin de -, o andan itibaren nehirlere tüm iyiliğinizi vermelisiniz, aynı her kardeşinize verdiğiniz iyilik gibi”.</p>
<p>Bizler “insan” denen canlı türü olarak, doğanın efendileri değil, doğanın bir parçasıyız. Her şeyin bizim hizmetimize sunulduğu kibrinden vazgeçip, bizzat hizmetçi olduğumuz bilincine varmalı ve doğaya, coğrafyamıza hizmet etmek için çabalamalıyız.</p>
<p>Kızılderili reisi Tatanka Yotanka (1831 – 90), nam-ı diğer Oturan Boğa’nın dediği gibi: “Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız. Hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, kuşlar, çiçekler, göller, nehirler, şelaleler, bunların hepsi senin kardeşlerin ve kız kardeşlerindir.”</p>
<p>Genelde her şeyi yakıp yıktıktan sonra sarf ettiğiniz bir söz olan “vatana hizmet”, işte asıl bu şekilde olur. “Vatana hizmet”, faşistlik yapmak demek değildir, ırkçılık yapmak değildir, katil olmak, çocuk ve kadın öldürmek, fikirlerini açıkladılar ve eleştiri yaptılar diye insanları hapishaneye tıkmak değildir. “Vatana hizmet etmek” demek, o vatanın doğasını, coğrafyasını sevmek, bitki örtüsünü, ormanlarını, göllerini ve akarsularını korumaya çalışmaktır.</p>
<p>Kızılderili reisi Geronimo’nun (1829 – 1909) dediği gibi: “Son ceylan vurulduğunda, son balık öldüğünde, son ağaç kesildiğinde ve son ırmak kuruduğunda, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.”</p>
<p>Yeni Zelanda ve Hindistan’da çıkartılan yasalar Türkiye’ye de örnek olmalı. Ülkemizde de aynı yasaların çıkması, nehirlerimizin de aynı haklara kavuşması için devlete baskı yapmalıyız.</p>
<p>Bütün doğa severler, çevre örgütleri, aydınlar; Türkiye’deki nehirler için de aynı yasaların çıkartılması için devlete/hükümete baskı yapmalı, bu konuda kamuoyu duyarlılığı oluşturmak için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yaşam kaynağı, nehirlerdir. Nehirler, coğrafyamızın damarlarında akan kandır.</p>
<p>Dicle’nin, Fırat’ın, Murat’ın, Zap’ın, Çoruh’un, Kızılırmak’ın, Yeşilırmak’ın, Manavgat’ın, Seyhan’ın, Ceyhan’ın, Menderes’in, Sakarya’nın, Meriç’in de aynı haklara sahip olması için mücadele vermeliyiz. Nazlı nazlı akan bu nehirlerimizin anayasada “yaşayan canlı varlık” olarak tanımlanması için devlete baskı yapmalıyız.</p>
<p>Tıpkı gönlümüzdeki sevgiliye benzettiğimiz, işveli işveli akışına, akan her damla suyuna âşık olduğumuz, haklarında şiirler yazıp şarkılar bestelediğimiz bu nehirlerimizin yasalar önünde “insan haklarına sahip, insan olmayan varlık” olarak kabul edilmeleri için çaba sarf etmeli, gayret göstermeliyiz.</p>
<p>Nehirler bizim kardeşlerimizdir. Kardeşlerimize sahip çıkalım. Kardeşlerimize saygılı olalım. Kardeşlerimizi koruyalım.</p>
<p>sediyani@gmail.com</p>
<p>*Söz konusu makale <a href="http://www.sediyani.com/?p=15537" target="_blank">İbrahim Sediyani&#8217;</a>ye aittir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/nehirler-kardeslerimizdir/">Nehirler Kardeşlerimizdir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Zelanda&#8217;daki bir nehir &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanındı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/yeni-zelandadaki-bir-nehir-canli-varlik-olarak-tanindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 08:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Rurawhe]]></category>
		<category><![CDATA[Arjantin]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Finlayson]]></category>
		<category><![CDATA[Ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[Ekvador]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Maoriler]]></category>
		<category><![CDATA[Whanganui Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[yerli hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Zelanda Parlamentosu Kuzey Adası&#8217;ndaki Whanganui Nehri&#8217;ni &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanıdı ve nehre hukuki statü verdi. Yeni Zelanda&#8217;nın yerli halkı Maoriler tarafından kutsal sayılan ve ülkenin en uzun üçüncü ırmağı olan Whanganui&#8217;nin hakları Maori kabilesinden ve kraliyetten birer kişi tarafından mahkemelerde temsil edilecek. Anlaşma Görüşmeleri Bakanı Chris Finlayson yaptığı açıklamada, Maorilerin 1870’li tıllardan bu yana, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/yeni-zelandadaki-bir-nehir-canli-varlik-olarak-tanindi/">Yeni Zelanda&#8217;daki bir nehir &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Zelanda Parlamentosu Kuzey Adası&#8217;ndaki Whanganui Nehri&#8217;ni &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanıdı ve nehre hukuki statü verdi.</p>
<p>Yeni Zelanda&#8217;nın yerli halkı Maoriler tarafından kutsal sayılan ve ülkenin en uzun üçüncü ırmağı olan Whanganui&#8217;nin hakları Maori kabilesinden ve kraliyetten birer kişi tarafından mahkemelerde temsil edilecek.</p>
<p>Anlaşma Görüşmeleri Bakanı Chris Finlayson yaptığı açıklamada, Maorilerin 1870’li tıllardan bu yana, uzun süredir nehre bu statüyü kazandırmak için mücadele ettiğini belirtti.</p>
<p>Finlayson, &#8220;Biliyorum ki insanların hissettiği ilk şey doğal bir kaynağa hukuki şahsiyet kazandırmanın oldukça garip olacağıdır ancak bu, şirketlerden ya da anonim topluluklardan daha garip değildir&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p>Parlamentoda Maori kabilesini temsil eden milletvekili Adrian Rurawhe, Whanganui&#8217;nin, etrafında yaşayanlar için önemini vurguladı. Rurawhe, nehrin &#8220;iyiliğinin&#8221; insanların iyiliğiyle doğrudan alakalı olduğunu bu nedenle nehrin kimliğinin tanınmasının oldukça önemli olduğunu savundu.</p>
<p>Ayrıca, nehir için 80 milyon dolar tazminat ve nehrin temizlenmesi için 30 milyon dolar fon verilecek.</p>
<p>Parlamentonun kararı kabile tarafından gözyaşları ve müzikle karşılandı.</p>
<p><strong>Boğulma vakaları ya da su taşkınları olduğunda cezalandırılacak mı ?</strong></p>
<p>Prensip olarak böyle bir şey söz konusu olamaz zira ‘öznelere’ kendi kapasitelerinin üzerinde ödev ve sorumluluk yüklenemiyor. Başka bir deyişle Whanganui Nehri, boğulma vakalarını ya da sel gibi doğal afetleri kendi başına önleyemediği için cezai yaptırıma uğrayamıyor. Söz konusu nehir ‘yaşayan varlık’ olarak tanınsa da, hukuksal olarak ergin olmayan veya vesayet altındaki kişilerinWhanganui NehriWhanganui Nehri haklarına sahip. Bu nedenle Whanganui nehrinin hakları Maori kabilesinden ve kraliyetten birer kişi tarafından mahkemelerde temsil edilecek.</p>
<p><strong> </strong><strong>Dünya’da bir ilk mi ?</strong></p>
<p>Whanganui Nehri&#8217;ni &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanınması dünyada bir ilki temsil etse, buna benzer başka örnekler de var. Güney Amerika’da yer alan Ekvador  2008’de, ülkedeki toprakların, nehirlerin ve dağların yasal hakları olduğunu tanımıştı.  Arjantin yargısı da aynı şekilde 2014’de bir orangutanı ‘insan dışı kişi’ olarak tanıyarak özgür bir yaşama hakkına sahip olduğuna hükmetmişti.</p>
<p><strong>*Söz konusu haber BBC ve <a href="http://www.geo.fr/photos/reportages-geo/nouvelle-zelande-un-fleuve-avec-des-droits-ca-change-quoi-whanganui-river-171869" target="_blank">Geo.fr</a>’den derlenmiştir.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/28/yeni-zelandadaki-bir-nehir-canli-varlik-olarak-tanindi/">Yeni Zelanda&#8217;daki bir nehir &#8220;canlı varlık&#8221; olarak tanındı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
