<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>UCİM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ucim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ucim/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2021 06:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>UCİM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ucim/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Teoride Çocuğun Beyanı Somut Delil Sayılırken Uygulamada Yeterli Görülmüyor&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/28/teoride-cocugun-beyani-somut-delil-sayilirken-uygulamada-yeterli-gorulmuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 15:10:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk İstismarı]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalı Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Lanzarote Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[UCİM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73034</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Teoride çocuğun beyanı somut delil sayılırken uygulamada somut delil olarak yeterli görünmüyor maalesef. Bu durum da telafisi güç sorunlar yaratacak. " Ucim Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği Ankara İl Temsilcisi ve İhbar Sorumlusu Avukatı Pelin Uzun ile yasalaşan 'çocuğa cinsel istismar suçlarında kuvvetli delil aranacak' maddesi ve devamında getireceği problemleri konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/28/teoride-cocugun-beyani-somut-delil-sayilirken-uygulamada-yeterli-gorulmuyor/">&#8216;Teoride Çocuğun Beyanı Somut Delil Sayılırken Uygulamada Yeterli Görülmüyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ucim&#8217;in çalışmalarından bahseder misiniz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-73036 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/pelin-uzun-640x480.jpg" alt="Pelin Uzun" width="295" height="221" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/pelin-uzun-640x480.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/pelin-uzun-1280x960.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/pelin-uzun-1024x768.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/07/pelin-uzun.jpg 2048w" sizes="(max-width: 295px) 100vw, 295px" />Derneğimizin kurucularından olan öğretmenimiz Saadet Özkan; İzmir Menderes’te görev yaptığı ilkokuldaki okul müdürünün yıllarca ve pek çok çocuğa karşı gerçekleştirdiği istismarı ortaya çıkaran, bu yöndeki çabası ve iz sürmesi sayesinde ilgili kişinin yargılanarak 82 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasının mücadelesini vermiş, keza bu çabası ile yurt içinde çocuk istismarı konusundaki farkındalığı zirveye taşıdığı gibi 2017 yılında, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın eşi Melania Trump’ın elinden “Uluslararası Kadın Cesaret Ödülü” de almış, bu konuya kendini adamış bir kadındır. Çocuk istismarı konusundaki mücadelesine tüm yurt çapında destek gelmesi üzerine Mersinli  iş adamı olan, derneğimizin genel başkan yardımcısı Yücel Ceylan ile çocuklara adalet arayışında yolları kesişmiş, hukuksal bir mücadeleye başlamışlar ve Yücel Ceylan ile çocuk istismarı ile mücadeleyi ülke genelinde ve dünyada sürdürmek için Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM)’ni  2017 yılı Temmuz ayında resmen kurmuşlardır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Derneğimiz; toplumsal bilinçlendirme ve eğitim çalışmalarının yanı sıra bünyesinde barındırdığı pek çok gönüllü avukatı ile mağdur çocuk ve ailelere, halihazırda görülmekte olan davalarda hukuki destek, gönüllü psikologları eliyle ise travma öncesi, sırası ve sonrasında psikolojik destek vermekte, pek çok gönüllü üye eliyle yurdun dört bir yanında sahada, üniversitelerde dernek üyesi gönüllü öğrencilerle, yerel yönetimler ve özel şirketlerle iş birliği içerisinde bilinçlendirme çalışmaları yapmaktadır. </span></p>
<p><b>İstismara maruz kalan çocukların sosyo-ekonomik durumu ile yaşadıklarının nasıl bir ilişkisi var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef doğrudan bir ilişkisi olduğunu söyleyemeyiz. Her sosyo-ekonomik düzeydeki çocuk bu ihmal ve istismarlara maruz kalabiliyor. Ancak çocukların içinde bulundukları sosyo-ekonomik durum onların konuşmasına, yaşadıklarını aktararak suçluyu ihbar etmesine etki ediyor. </span></p>
<p><b>4. yargı paketindeki &#8216;çocuğa cinsel istismar suçlarında kuvvetli delil aranacak&#8217; maddesi ne anlam ifade ediyor? Maddenin iptali için çalışmalar yürüttünüz fakat madde yasalaştı ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><b></b><span style="font-weight: 400;">&#8220;Yargı Reformu Strateji Belgesi&#8221; çerçevesinde hazırlanan, kamuoyunda 4. Yargı Paketi olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Dünyada yaşanılan yenilikler ile beraber yeni sistemler ve kurallar oluşturulması anlamında ihtiyaçlara cevap verecek birçok düzenleme içermektedir. Kanun teklifinin 13. Maddesi, katalog suçlarda ‘somut delil’ koşulunu düzenlemekte olup teklifin kanunlaşması halinde; katalog suçlarda bir kişinin tutuklanabilmesi, kuvvetli suç şüphesinin somut delillere dayanmasına bağlı hale getirilecekti evet kanun yasalaştı çocuğun cinsel istismarı suçu da katalog suçlardan olduğundan düzenleme, Derneğimizin faaliyet alanını doğrudan ilgilendirmektedir.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Teoride çocuğun beyanı somut delil sayılırken uygulamada somut delil olarak yeterli görünmüyor maalesef. Bu durum da telafisi güç sorunlar yaratacak. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sebeple çocukların üstün yararı gereği adalete erişimlerinde daha etkin bir hukuk sistemi için; hem uygulamada yaşadığımız aksaklıkları hem yargı paketinin ilgili maddesinin yasalaşması halinde yaşanabilecek aksaklıkları TBMM’ye sunduk. Tasarının ilgili maddesinin yanlışlığı ile ilgili Bakanlıklar ile görüşme gerçekleştirdik ve milletvekillerine ulaşarak endişelerimizi aktardık. Sosyal medyadan da paylaşımlar ile tepkimizi dile getirdik. Ancak tüm tepkilerimize rağmen yasalaştı. Maalesef yasalaşması sonrasında uygulamada tahliye kararları gelmeye başladı bile. Teoride çocuğun beyanı somut delil sayılırken uygulamada somut delil olarak yeterli görünmüyor maalesef. Bu durum da telafisi güç sorunlar yaratacak. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun tutarlı beyanlarına rağmen bu delile gereken kıymetin verilmemesi hali hazırda, yargıda yaşanan bir problem iken ‘somut delil’ ibaresinin eklenmesi, sadece tutuklama kararı vermeyi değil karar aşamasında hakimlerin mahkumiyet kararı vermelerini de güçleştirecektir.</span></p></blockquote>
<p><b>Peki bu maddenin meclisten geçmesinden sonra çocukları ilerleyen günlerde neler bekliyor olacak? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların beyanlarının delil niteliğinde olduğu tartışmasızdır; ancak bu maddenin çocuklar açısından bu denli yankı uyandırmasının ve Derneğimizce de önemsenmesinin sebebi; ‘somut delil’den kastedilenin ‘maddesel’ olmasıdır. Fiziksel lezyon, kamera ya da ses kaydı gibi. Çocuk istismarı ise her zaman penatrasyon yoluyla olmadığı gibi çoğu zaman da kimsenin görmediği, ıssız yerlerde gerçekleşmektedir. Ceza muhakemesinde; mağdur ve suçtan zarar görenin beyanı, beyan delili olarak kabul edilmektedir; ancak uygulamada beyan delili, bazen tek başına hüküm kurmaya elverişli görülmemektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuğun tutarlı beyanlarına rağmen bu delile gereken kıymetin verilmemesi hali hazırda, yargıda yaşanan bir problem iken ‘somut delil’ ibaresinin eklenmesi, sadece tutuklama kararı vermeyi değil karar aşamasında hakimlerin mahkumiyet kararı vermelerini de güçleştirecektir. </span>Takip ettiğimiz duruşmalarda; tutukluluk kararı kaldırılan kimi sanıklar, mağdurların kapılarında kutlama yaparak manevi baskı yapmakta, kimi sanıklar baskı ile tehdit ile mağdur ve ailelerinin ifadelerini değiştirmeye çalışmakta, kimi sanıklar dışarıdan süreci izleyerek savunma oluşturmakta, yani çocuk istismarı davalarında tutuksuz yargılama, yargılamanın seyrini olumsuz etkilemektedir. Bu yasa ile beraber birçok çocuk istismarı sanığının tutuksuz yargılanacağı açıktır. Bu da çocukların örselenmesine ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılamamasına neden olacaktır.</p>
<p><b>İhtisas mahkemeleri yönteminin Türkiye’de uygulanmasını istiyorsunuz. Nedir bu yöntem, nasıl işliyor? Davalara nasıl bir katkısı olacak?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocuk ihmal ve istismarı davalarını yakından izleyen bir dernek olarak, tarafımızca  1500&#8217;e yakın dava takip edilmektedir ve bu davalarda en çok karşılaştığımız durumlardan biri de hakim, savcı ve adli kolluk görevlilerinin bu alanda ihtisaslaşmaması, yeterli eğitime sahip olmamasıdır. Mağdurlarla iletişim teknikleri gibi temel eğitimleri dahi almayan adli personeller hem mağdur çocuğu ikinci kez örselemekte hem de mağdurun beyanının sağlıklı bir biçimde alınmasını engellemektedir. Bu alanda bir &#8221;ihtisaslaşma&#8221; veya uygulamada birliği olmaması adalete güveni de zedeleyebilecektir. Çocukların ‘suça sürüklenen çocuk’ sıfatı ile yargılandıkları özel mahkemeler mevcutken toplumun en büyük problemi olan ‘çocuk istismarı’ konusunda ihtisaslaşmış mahkemelerin olmaması büyük bir eksikliktir. Bu sebeplerle Çocuk İhtisas Mahkemeleri kurulması çok faydalı olacaktır. Zira aynı güne onlarca davaya bakan mahkemeler aynı gün içinde cinayet, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti gibi davalara da bakmakta bu davalar arasında da çocuk istismarı duruşmaları görülmektedir. oysa bu dosyaların hassasiyetle görülmesi gerekmektedir. </span></p>
<p><b>Bir diğer önemli konu da medyada kullanılan görseller. Elmalı davasından sonra medyada kullanılan dil ve görseller mağdur çocuklar üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? Bunun için nasıl bir yol yöntem izlemek gerekir? Siz Ucim olarak ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesinin korunması konusunda ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elmalı Davası, Ucım’in gönüllü avukatları ile takip ettiği davalardan yalnızca biridir. Çocuğun üstün yararı sebebiyle hiçbir davamızın detayları, çocuklarımızın kimlikleri, ifadeler kamuoyu ile şimdiye kadar paylaşılmamıştır ve paylaşılmayacaktır. Aile Bakanı&#8217;nın da belirttiği gibi Elmalı Davası, ne yazık ki çeşitli spekülasyonlarla magazinsel bir hal almış, davadaki bazı detaylar çocuk hakları ihlal edilerek sosyal medyada yayılmıştır. Bu dezenfermasyon içerisinde farklı davaların dosya ayrıntıları da birbirine karışarak algı karmaşasına yol açmıştır. Sosyal medyada dolaşan çizimler, Elmalı dava dosyasında ve ilk duruşma zaptında da yer almaktadır. Kamuoyu vicdanını yaralayan bu davada resimlerden çok daha vahim olan çocuklarımızın ifadeleri ve çocukların gördüğü zarardır. Ucim, çocuklarımızın korunması adına gerekli gizlilik içerisinde davayı izlemeye devam edecek ve daha fazla yanlış algılamaya yol açmamak üzere davanın takibini sükunet ve sağduyu ile Bakanlık, diğer STK&#8217;lar ve barolar iş birliği içerisinde gerçekleştirmeyi sürdürecektir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Unutulmamalıdır ki, istismar davalarında önemli olan hakkaniyetli, çocuk dostu bir yargı sistemidir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun; çocukların ifadelerinin defalarca dinlenmemesi, somut delil şartı aranmaksızın çocuğun beyanını esas alarak tutuklu yargılamanın önemi ile hem yasalarımızda yer alan çocuk haklarını savunan ilkelerin, hem de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesi ve Lanzarote Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara  uygun hareket edilmesi konusunda da hassasiyet göstermesi en büyük dileğimizdir. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/07/28/teoride-cocugun-beyani-somut-delil-sayilirken-uygulamada-yeterli-gorulmuyor/">&#8216;Teoride Çocuğun Beyanı Somut Delil Sayılırken Uygulamada Yeterli Görülmüyor&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“SEBUKA”: Feminist Bir Avukatın Toplumsal Cinsiyet Adaleti Mücadelesi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/31/sebuka-feminist-bir-avukatin-toplumsal-cinsiyet-adaleti-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilay Madenüs]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 13:19:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetsiz ebeveynlik]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetsiz hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[helsinki yurttaşlar derneği]]></category>
		<category><![CDATA[KAHDEM]]></category>
		<category><![CDATA[SEBUKA]]></category>
		<category><![CDATA[UCİM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=33826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslı Karataş, Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olduğu yıllardan bu yana sivil toplum alanında çeşitli örgütlenmelerde aktif rol üstlenen bir aktivist aynı zamanda bir avukat ve anne. Mesleki  sorumluluk duygusunun eklenmesiyle birlikte ortaya çıkan ‘SEBUKA’ (Sen bu kadınların avukatı mısın?) adlı internet sitesinde, taşımaya çalıştığı tüm bu kimliklerden hareketle farklı platformlarda yayınlanan sorgulayıcı, bilgilendirici ve tartışma başlatıcı yazılarını bir araya getiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/31/sebuka-feminist-bir-avukatin-toplumsal-cinsiyet-adaleti-mucadelesi/">“SEBUKA”: Feminist Bir Avukatın Toplumsal Cinsiyet Adaleti Mücadelesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İnternet sitesinin adına ilham olan ‘Sen bu kadınların avukatı mısın?’ sorusundan anlaşılabileceği üzere ‘f</span><i><span style="font-weight: 400;">eminist bir avukatın toplumsal cinsiyet adaleti mücadelesi’nin</span></i><span style="font-weight: 400;"> ürünü olan SEBUKA’da meslek yaşamında, hane içinde, annelik kutsalında sıkışıp kalan kadın kimliği ve bunu bağlı cinsiyetçilik sorunlarını; </span><i><span style="font-weight: 400;">feminizm, cinsiyetsiz ebeveynlik, cinsiyetsiz hukuk</span></i><span style="font-weight: 400;"> başlıkları altında toplayan Aslı Karataş ile bireysel hikayesinden yola çıkarak, uzun yıllardır aktif dayanışma halinde olduğu sivil toplumu, kadın kimliği mücadelesinin toplumsal alandaki gerekliliğini, hukuki ve siyasal alanda ne gibi dönüşümlere ihtiyaç duyulduğunu konuştuk.</span></p>
<figure id="attachment_33828" aria-describedby="caption-attachment-33828" style="width: 455px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-33828" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/aslı-karataş-640x853.jpg" alt="" width="455" height="606" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/aslı-karataş-640x853.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/aslı-karataş.jpg 768w" sizes="(max-width: 455px) 100vw, 455px" /><figcaption id="caption-attachment-33828" class="wp-caption-text">Aslı Karataş</figcaption></figure>
<p><b>SEBUKA fikri nasıl doğdu? Öncesinde biriktirdiğiniz deneyimleri ve ortaya çıkışını anlatır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koç Üniversitesi’nde lisans öğrencisiyken sivil toplumda çalışmalar yapıyordum. İlk gönüllü olarak çalıştığım kurum </span><i><span style="font-weight: 400;">Helsinki Yurttaşlar Derneği</span></i><span style="font-weight: 400;"> oldu. Avukatlık ruhsatımı aldıktan sonra 2014-2016 yılları arasında, Ankara’da </span><i><span style="font-weight: 400;">Hun Danışmanlık’ı</span></i><span style="font-weight: 400;"> yürüten </span><i><span style="font-weight: 400;">Av. Sinem Hun</span></i><span style="font-weight: 400;"> ile birlikte çalıştım. Sinem ile çalışana kadar benim için hep kadın hakları ihlalleri, kadın hakları aktivizmi vardı. Sinem, benim hayatıma LGBT’yi de soktu. </span><i><span style="font-weight: 400;">Kırmızı Şemsiye</span></i><span style="font-weight: 400;">, </span><i><span style="font-weight: 400;">Lambda</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve </span><i><span style="font-weight: 400;">Kaos</span></i><span style="font-weight: 400;"> ile çalışıyordu. Ve aslında hepimizin aynı noktada durduğunu öylece öğrendim. Bu bir kadın mücadelesi değil cinsiyet mücadelesi. Hepimiz aslında cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyoruz. Dolayısıyla o yelpazeyi genişletmek Sinem’le birlikte çalışmakla oldu. Van’da </span><i><span style="font-weight: 400;">Ekogenç</span></i><span style="font-weight: 400;"> davasında beraberdik. Hem cinsiyet ayrımcılığını hem de ekoloji sorunlarını gündeme getiren bir derneğin kapatılma davasıydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu anda </span><i><span style="font-weight: 400;">UCİM</span></i><span style="font-weight: 400;"> (Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği) ile çalışıyorum. Bugüne kadar dernek olarak duruşmalara katılma talebimiz kabul edilmedi. Biz taraf olarak katılamasak da tüm duruşmaları izlemeye gayret ediyoruz. Beni özellikle mutlu eden bir şey bu. Avukatları görmek çocuklara cesaret veriyor. Cinsel saldırı davalarında yetişkinler bile böyle bir tavır gösteremezken onlar her duruşmaya gelip davalarının takipçisi olmak istediklerini söylüyorlar ve mücadele ediyorlar. UCİM’in çalışmaları bu anlamda çok kıymetli. </span><i><span style="font-weight: 400;">Kadın Meclisleri ve KAHDEM</span></i><span style="font-weight: 400;"> (Kadınlara Hukuki Destek Merkez Derneği) ile de yeni yeni çalışmaya başladım.</span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘Genel anlamda ulaşmak istediğim kitle başta hukukçular ve cinsiyet mücadelesiyle ilgilenenler. SEBUKA’da cinsiyet mücadelesi odaklı sorunların hukuki düzlemde tartışılmasını ve buradan yasa tasarısı önerileri çıkmasını isterim.’</span></i></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın hakları, kadın mücadelesi ergenliğimden bu yana hayatımın gündemimdeydi. Anne olduktan sonra da kadın mücadelesine bakışınız değişiyor. Biraz da avukat perspektifiyle bakınca hukuki düzenlemelerin de toplumsal cinsiyet rollerine destek olduğunu görüyorsunuz. Herkes kendi uzmanlığı noktasında düşünüyor. Bunu fark edince oraya yöneldim. </span><i><span style="font-weight: 400;">Dijital Topuklar</span></i><span style="font-weight: 400;"> isimli bir platformda yazıyordum. Dijital Topuklar, bir kadın sitesi evet ama hukuk perspektifinde değil. Bu nedenle, kendi sitemi oluşturmam gerektiğini düşündüm. SEBUKA fikri buradan çıktı. Bu çaba aslında bir portfolyoya dönüşecek. Mesleki bir alışkanlıkla, Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi kararlarını hep okurum. Orada ayrımcı olduğunu düşündüğüm ve ilginç bulduğum kararları arşivliyordum. İnternet sitesinde buna da yer verdim. 16 Aralık’ta yayına başladı site. Yazılarımı koydum, karar arşivini koydum. Güncel yazılar devam edecek, farklı başlıklar açmayı da düşünüyorum. Genel anlamda ulaşmak istediğim kitle başta hukukçular ve cinsiyet mücadelesiyle ilgilenenler. SEBUKA’da cinsiyet mücadelesi odaklı sorunların hukuki düzlemde tartışılmasını ve buradan yasa tasarısı önerileri çıkmasını isterim.</span></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-33829 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/1.png" alt="" width="289" height="172" /></p>
<p><b>Annelik, taşımaya çalıştığınız tüm bu kimliklerin yanında bir kırılma noktası oldu mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok büyük bir kırılma noktası oldu. </span></p>
<p><b>Neden?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çünkü, aslında anne olana kadar sosyal hayatta da iş hayatında da kadınla erkeğin denk olması anlamında dengeleri tutturmak çok daha kolaydı. Ama annelik yükü sırtınıza yüklendiği anda bütün dengeler tekrar bozuluyor. İşteki beklenti, toplumun sizden beklentisi, kendi kendinizden beklendiğiniz şey de çok değişiyor. Halbuki o çocuk tek başına yaptığınız bir çocuk değil. Ama baba bunu sizin hissettiğiniz gibi hissetmiyor. Ben, Efe (Oğlu için) 5 aylıkken işe başladığımda </span><i><span style="font-weight: 400;">“Ay burnunda tütüyordur, ay nasıl bıraktın da geldin?”</span></i><span style="font-weight: 400;"> gibi sorulara maruz kalıyordum. Sonra onlara,“Ya eşim iki gün sonra işe başladı ona dönüp sordunuz mu nasıl bıraktın diye, burnunda tütüyordur bilmem nedir diye…” Bu tamamen kadının iş hayatındaki varlığını bastıran, demotive eden, “S</span><i><span style="font-weight: 400;">enin yerin burası değil, evde bebeğin bekliyor, senin burda ne işin var?”</span></i><span style="font-weight: 400;"> cümlelerini alttan alta duyduran bir şey. Dolayısıyla, annelik benim hayatım için somut bir gösterge oldu. Neden kadın hep mücadele etmek, tırmalamak zorunda kalıyor? Hakikaten anneliğin gündemime girmesiyle benim hayatım sürmenaj oldu. Bir noktada “A</span><i><span style="font-weight: 400;">y yetişemiyorum hiçbir şeye!”</span></i><span style="font-weight: 400;"> haline geldim. İşe gidiyorum, bir taraftan sivil toplumda bir şeyler yapıyorum, bir taraftan yoğurt mayalıyorum. Hiçbir şeye yetişemez hissettim kendimi. </span></p>
<blockquote><p><b>‘…</b><i><span style="font-weight: 400;">Bu cinayetlerin ortak noktası katillerin erkek olması. Aynı şekilde trans cinayetleri de politiktir. Eşcinsel cinayetleri de politiktir. Tamamen cinsiyet üzerinden sağlanan iktidara dayanarak bu cinayetleri işliyorlar.‘</span></i></p></blockquote>
<p><b>SEBUKA’nın  amacı ne? ‘F</b><b><i>eminist bir avukatın toplumsal cinsiyet adeleti mücadelesi’ olarak mı tanımlıyorsunuz? </i></b><b>Toplumsal cinsiyet adaleti açısından sivil toplumun rolünü nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında istediğim, feminist felsefenin hukuki düzleminin daha tartışılır hale gelmesi. Kadın dernekleri çok güzel çalışmalar yapıyorlar bunca zamandır. Kanunlardaki değişiklere vesile oldular bu mücadeleler neticesinde. </span><i><span style="font-weight: 400;">Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu </span></i><span style="font-weight: 400;">var, ben de parçasıyım. Kadın cinayetlerinin istatistiklerini tuttular ve “K</span><i><span style="font-weight: 400;">adın cinayetleri politiktir” </span></i><span style="font-weight: 400;">dediler. Hatta bunun adına kadın cinayetleri değil erkek cinayetleri demek istediler. Çünkü maktül üzerinden değil katil üzerinden ilerlediler. Bu cinayetlerin ortak noktası katillerin erkek olması. Aynı şekilde trans cinayetleri de politiktir. Eşcinsel cinayetleri de politiktir. Tamamen cinsiyet üzerinden sağlanan iktidara dayanarak bu cinayetleri işliyorlar. Ama bugün artık medyanın etkisiyle kazanımlarda ciddi bir geriye dönüş başladı. </span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘…bugün, herkesin malumu, birtakım medya organları sözünü ettiğimiz 6284 sayılı kanunu “yuva yıkan kanun” olarak lanse ediyorlar.</span></i><b><i>’</i></b></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çok ciddi bir mücadelenin sonunda ortaya çıktı. Kanun, kadının şikayeti üzerine uzaklaştırma kararı çıkarabilecek düzlem sağlasa da bugün, herkesin malumu, birtakım medya organları sözünü ettiğimiz 6284 sayılı kanunu</span><i><span style="font-weight: 400;"> ‘yuva yıkan kanun’ </span></i><span style="font-weight: 400;">olarak lanse ediyorlar. Kanunu budamaya çalışıyorlar. Şöyle haberler çıkıyor mesela; </span><i><span style="font-weight: 400;">“Uzaklaştırma kararı alan adam, cinnet geçirip karısını öldürdü”</span></i><span style="font-weight: 400;"> diye. Sanki uzaklaştırma kararı adamı katil etmiş gibi bir resim çizmeye başlıyorlar. Halbuki uzaklaştırma kararının sebebi adamın şiddet eğilimi. Yani, sorunu öyle yanlış çerçeveliyorlar ki sorumlusu kanun oluyor. Keza, nafaka düzenlemesi için de aynı algı geçerli. Süresiz ihtiyaç nafakası meselesini de “Kadınlar evde yan gelip yatıyorlar, bütün parayı erkekler kazanıyor ve boşanma gerçekleşince de erkeğin servetine ortak oluyorlar.” şeklinde yorumluyor medya. Ben </span><i><span style="font-weight: 400;">Şeyma Subaşı</span></i><span style="font-weight: 400;"> örneğinin de bu yüzden gündem oluşturduğunu düşünüyorum. O, lanse edildiği kadarıyla “Yiyelim, içelim, gezelim” şeklinde bir insan ve 14 ay gibi bir süre evli kaldı. Şu an kılını kıpırdatmadan ayda 150.000’e sahip olabiliyor. Sanki herkes Şeyma Subaşı’ymış gibi. Rezalet bir algı ama bu şekilde destek topluyorlar. Kanun zaten erkekler kadına baksın demiyor. Kanun; “Boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek taraf nafakaya hak kazanıyor.” diyor. Bunu bir konuşalım. Neden boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen hep kadın oluyor zaten? Kadın yoksulluğu ciddi bir sonuç ve bu da tamamen toplumsal cinsiyet rolleriyle alakalı bir şey. </span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘…hukuki düzenlemelerin cinsiyetsizleştirilmesi esas olmalı. Herhangi bir kanunda pozitif ayrımcılık yapılacaksa bunun haklı bir gerekçesi olması lazım.‘</span></i></p></blockquote>
<p><b>Genel anlamda cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ne gibi toplumsal ve hukuki dönüşümlere ihtiyaç var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuştuğumuz tüm bu meseleleri yeniden gündeme taşımak için kesintisiz bir hukuki mücadeleye ihtiyaç var. Kadının lehine görülen düzenlemeler de aslında kadının aleyhine. Örneğin, kadının evlenme sebebiyle kıdem tazminatını alıp işten ayrılma hakkı var. Evlenip işten ayrılmayı teşvik ediyor kanun. Evlenme nedeniyle bir şehir değişikliği yapılması gerektiği hallerde, evlenmenin işten ayrılma sebebine dönüşmesini anlayabiliyorum ama bunun sadece kadına tanınmasını anlayamıyorum. Pozitif ayrımcılık gibi dursa da düpedüz ayrımcılık bu. Bugün bulunduğumuz noktada hukuki düzenlemelerin cinsiyetsizleştirilmesi esas olmalı. Herhangi bir kanunda pozitif ayrımcılık yapılacaksa bunun haklı bir gerekçesi olması lazım.</span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘…hep diyorlar ya “Bu ülkenin kadın başbakanı oldu” diye. Evet oldu ama kadın kimliğiyle mi oldu? Bütün militarizmiyle, tüm sertliğiyle orda olan bir başbakandı. Adam gibi kadındı o. O yüzden kabul gördü. ’</span></i></p></blockquote>
<p><b>Yazılarınızda hane içinde, toplumsal yaşamda, iş hayatında kadın kimliği üzerinden var olabilmenin türlü hallerine değiniyorsunuz. Eleştirel, tartışma başlatıcı yazılar bunlar. Çoğu zaman kadınları da özeleştiri yapmaya itecek cinsten. İçlerinde özellikle dikkatimi çeken bir tanesi var:</b><b><i> ‘Tek Çare Erkekleşmek mi?’ </i></b><b>başlıklı yazınız. Siyasi figürlerden örneklemeye çalışmışsınız. Dünyada da görünüm aynı. Tansu Çiller’den sonra yakın bir örnek olarak Meral Akşener örneğine değinmişsiniz. Kadınlar giyimiyle, duruşuyla, sözde erkek işleri diye kodlanan kimi pozisyonlarda varlık göstermek için erkekleşmek durumundalar mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok güzel bir soru. Benim de üzerine oldukça düşündüğüm bir soru bu. Bir kere sözünüzü geçirmek istiyorsanız duruşunuzun oldukça sert olması gerekiyor. Ses tonunuzun ona göre daha kararlı olması gerekiyor. Bunlar hep erkeğe özgülenen şeyler.  Aydınlanma Çağı’ndan bu yana erkek hep rasyonel olmakla övülüyor kadınsa daha böyle şefkatli, duygusal olmakla övgü kazanıyor. Akıl çağındayız, rasyonel olan makbul. Dolayısıyla kadın sürekli kendini “Ben de mantıklı bir insanım, ben de rasyonel kararlar alabilirim.” şeklinde ispatlamak durumunda kalıyor. Bir diğer nokta; bence daha fazla kadın iş hayatına girdikçe erkekleşmek zorunda kalmayacağız. Bu ufak ufak dönüşmeye başladı. </span><i><span style="font-weight: 400;">‘Tek çare erkekleşmek mi?</span></i><span style="font-weight: 400;">’ sorusu tabi biraz retorik bir soru. Keşke gerek olmasaydı. Buna neden olan sebepler ortadan kalktıkça bu sonucun da ortadan kalkacağını düşünüyorum. Politik figürlerden kastım da; hep diyorlar ya “Bu ülkenin kadın başbakanı oldu.” diye. Evet oldu ama kadın kimliğiyle mi oldu? Bütün militarizmiyle, tüm sertliğiyle orda olan bir başbakandı. Adam gibi kadındı o. O yüzden kabul gördü. O kadın zarafetiyle, duygusallığıyla orda olsaydı, “Sen bu devleti yönetebilecek cinsiyette değilsin, siyasete karışma!” denirdi.</span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘…Biraz da erkekliğin konuşulması lazım. Annelik çokça çalışıldı. Artık babalığın çalışılması lazım. Birilerinin erkekliği de dönüştürmesi lazım.’</span></i></p></blockquote>
<p><b>Son yıllarda sivil toplum ayağında ‘toplumsal cinsiyet’ kavramı üzerinden farkındalık çabaları ile birlikte platformların sayısında dikkate değer bir artış var. Düzenlenen paneller, sempozyumlar, eğitimler konuyu hep gündemde tutuyor. Siz sivil alanda yürütülen tüm bu çabaları nasıl görüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biraz popüler oldu feminizm. Pop şarkıcıların, Hollywood yıldızlarının gündemi oldu. Dolayısıyla daha bilinir hale geldi. Hem olumlu hem olumsuz etkileri var bunun. Feminist cümlesi önceden hakaretamiz şekilde kullanılıyordu. Feminist denilince insanlarında aklına öfkeli lezbiyenler geliyordu. Sürekli itiraz eden, erkeklerden nefret eden… Böyle bir imaj vardı. Meseleyi daha fazla insan sahiplenince o algı kırıldı. Olumsuz etkisi ise kavramın biraz içinin boşaltılması oldu. Birçok insan feminist felsefeyi okumadan, düşünmeden ana akım medyadan gördükleri üzerinden feminizmi anlıyor. Hem çarpıtılıyor hem de içi boşaltılıyor. Bir örnek vereyim; bir firmanın ‘kadınlar her şeyi yapabilir’ içerikli bir reklam filmi var. Film şöyle başlıyor: kadın uyanıyor, erkek olan dış ses diyor ki “Sen her zaman bakım veren şeysin, şefkatlisin, her şeyi düşünürsün…” sonra makyaj yapıyor kadın, işe gidiyor ve bir erkeğin yapabileceği ağır işleri yapıyor ve eve geliyor. Ve slogan cümle; “Sen her şeyi yaparsın.” Yani kadına yük üstüne yük anlatımı var. Kadına hem çocuğuna bak hem makyaj yap hem tüm bu ağır işleri de yap dediğin zaman, ‘çocuk da yaparım kariyer de’ sloganındaki sorun gibi oluyor. O kadına sürekli kendini yetersiz hissettiriyor bu algı. Bir de artık kadınlarla ilgili söylenmesi gereken her şey söylendi. Biraz da erkekliğin konuşulması lazım. Annelik çokça çalışıldı. Artık babalığın çalışılması lazım. Birilerinin erkekliği de dönüştürmesi lazım. Eşzamanlı toplumsal cinsiyetin çalışılabilmesi için biraz da erkeklik çalışılması lazım. Böyle olursa feministlerin erkeklerle değil erkeklikle bir mücadelesi olduğu anlaşılabilir.</span></p>
<blockquote><p><i><span style="font-weight: 400;">‘Kendini savunmada desteğe ihtiyaç duyan, güçsüz hisseden, yalnız olduğunu düşünen kadınların  avukatıyım.’</span></i></p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-33831 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-29-at-14.02.31.jpeg" alt="" width="527" height="205" /></p>
<p><b>Son olarak, SEBUKA kısaltmasına neden olan o malum soru var. Ne kadar eril bir söylemden türetildiği ortada. Belki kişisel yaşamınızda avukat olmadan öncesinde dahi defalarca karşınıza çıkan bir soru oldu bu. Ben de sormak isterim Aslı Hanım, peki “Sen bu kadınlarının avukatı mısın?”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(Gülüşmeler) Evet. Sonuna kadar. Yani bu çok sinir bozucu bir laftır. Toplumda biraz böyle bu; hakikaten zayıf olan, kendini savunamayanın bir başkası tarafından savunulması hoş görülmez. “Bırak o kendini anlatsın, sen niye onun yerine karşı çıkıyorsun?” derler. Bu biraz kadınların da dayanışma içerisinde örgütlü mücadelesini sağlayan şey. Çünkü, hakikaten bir araya geldiğimizde çok güçlüyüz. Bu şekilde olumlu sonuçlar alıp mücadelemizi gerektiği yere taşıyoruz. Tam olarak yaratmak istediğim hikaye bu. Kendini savunmada desteğe ihtiyaç duyan, güçsüz hisseden, yalnız olduğunu düşünen kadınların avukatıyım. Bu arada ben de kendimi tek başımayken güçsüz hissediyorum. Evet, birbirimizin destekçisiyiz ve her zaman omuz omuza olduğumuz sürece her türlü hak ihlalinin üstesinden hakkıyla gelebileceğimizi düşünüyorum. Ve bu mücadele savunuculuk yapmanın, fiilen davada olmanın da yeri çok büyük arka planda mevzuat mücadelesi vermenin yani o aygıtları geliştirmenin de yeri çok büyük.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/12/31/sebuka-feminist-bir-avukatin-toplumsal-cinsiyet-adaleti-mucadelesi/">“SEBUKA”: Feminist Bir Avukatın Toplumsal Cinsiyet Adaleti Mücadelesi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
