<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Sep 2019 09:37:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mülteciler Neden ‘Sorun’?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 09:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi’nin “Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018” yılı raporunda ilk defa mülteciler “Türkiye’nin en önemli sorunları” arasında sayıldı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/">Mülteciler Neden ‘Sorun’?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><a href="http://www.khas.edu.tr/news/2074" target="_blank" rel="noopener">Raporda</a> yer alan verilere göre, mülteciler,  Türkiye’nin en önemli 7 sorunu arasında yüzde 3 oranıyla 6. sırada yer aldı. </span><span style="font-weight: 400;">Hayat pahalılığı, işsizlik, enflasyon, “terör” gibi konu/sorun başlıklarından birinin “mülteciler” olması, konuyla ilgili çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşu ve akademisyenler için “dikkat çekici” bir anlam ifade ediyor. Çünkü ilk defa mülteciler “Türkiye’nin en önemli sorunları” arasında yer alıyor. Nitekim Kadir Has Üniversitesi’nin 2010 yılından beri yürüttüğü bu araştırmada da ilk kez yer aldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-35789" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-640x355.png" alt="" width="360" height="200" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-640x355.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634-1024x568.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/khas-e1551343582634.png 1032w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Mültecileri “Türkiye’nin en önemli sorunu” görenlerin oranının diğer sorun başlıklarına kıyasla daha az olması, konunun ifade ettiği önem ve ağırlığı azaltmıyor. Nitekim aynı araştırmada anket sorularını yanıtlayan neredeyse her iki yurttaştan biri, mültecileri “komşu” olarak kabul ve tercih etmediğini açıkladı (yüzde 45.8).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ozan Tekin: &#8220;Mültecilere Yönelik Politikalar Sorunlu&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hepimiz Göçmeniz-Irkçılığa Hayır” kampanyasının aktivistlerinden </span>Ozan Tekin<span style="font-weight: 400;">, raporla ilgili değerlendirmesinde, </span><span style="font-weight: 400;">sosyal medyadaki atmosfere, muhalefet partilerinin kullandığı siyasi söyleme kıyasla, toplumda mültecilerin ‘sorun’ olarak görülme oranının çok daha geride kaldığının altını çizdi. </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin, 4 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yaptığını hatırlatan Tekin, toplumda geliştirilen düşmanlığın ise buna kıyasla düşük bir oranda olduğunu, tüm saldırılara ve hedef göstermelere rağmen tabanda mültecilerle ilgili bir sağduyunun korunduğunu belirterek, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Tabii bu, sorunun büyüklüğünü görmemize engel olmamalı. Araştırmadaki bir başka soruda, mülteciler, yüzde 45,8’lik oranla, eşcinsellerden sonra en fazla komşu olunmak istenmeyen insan kategorisini oluşturuyor&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="alignright wp-image-35777 size-thumbnail" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin-160x160.jpg" alt="" width="160" height="160" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/OzanTekin.jpg 292w" sizes="(max-width: 160px) 100vw, 160px" />Mültecilerin değil, ancak mültecilere yönelik uygulanan politikaların sorunlu olduğunu savunan Tekin, &#8221; 7 yılı aşkın süredir, Suriye’deki ayaklanmanın yarattığı ortamda, yoğun bir göç akımıyla karşı karşıyayız. Hükümetin buna yönelik ürettiği çözümler ise kalıcı olmaktan son derece uzak ve yetersiz. ‘Geçici koruma statüsü’ denen şey, tüm eksikleriyle birlikte, adı üstünde ‘geçici’ olmak zorunda. Suriye’de belirsiz bir gelecekte durumun düzeleceği ve göçmenlerin oraya geri gönderileceği inancıyla yürütülen siyaset, büyük sorunlara yol açıyor. Dileyen Suriyelilerin kalacağı ve Türkiye toplumuna entegre olabileceği kanallar açılmalı. </span><span style="font-weight: 400;">Bunun için en acil sorun, tüm sığınmacılar için ‘mülteci’ statüsünün tanınması. Türkiye’nin BM Mülteci Sözleşmesi’ne uyguladığı ırkçı coğrafi sınırlama şerhinin kaldırılması. Bu olduğunda, mültecilerin de tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer yurttaşları gibi, barınma, eğitim, sağlık, iş hayatı ve diğer tüm alanlarda insan olmaktan kaynaklı tüm haklarını düzgün bir şekilde kullanabilecekleri bir düzenin oluşturulması. Her alanda altyapının buna göre düzenlenmesi. Kısaca, Suriyelilerin bizimle eşit, özgür ve insanlık onuruna yakışır bir hayata kavuşturulması.” diye konuştu.</span></p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-35779" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/Ayse-Oktem.jpg" alt="" width="360" height="287" /></p>
<p><b>Ayşe Öktem: &#8220;Göç Şimdi Ve Sonra En Önemli Sorunumuz Olacak&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mültecilerle ilgili “Halk Tercümanları”, “Öğretmen Destek Programları” ve “Festivaller” düzenlemek gibi çalışmalar yürüten Beraberce Derneği Başkanı Ayşe Öktem’e göre ise, “En önemli sorunumuz ‘mülteciler’ değil, göç.” Göçün</span> şimdi ve önümüzdeki yıllarda en önemli sorunlardan olacağını belirten Öktem, &#8221; Türkiye, şimdiye kadar da göç alan ve göç veren bir ülkeydi. Ama gidenlerin sayısı gelenlerin sayısından çok daha yüksekti ve sürekli göç almamıza rağmen algımız ‘göç veren’ algısıydı. Ama bugün, gelenlerin hepsini düşünürsek, neredeyse 5 milyon göçmen yaşıyor aramızda. Zaten, mülteci değil, göçmen demeyi tercih ediyorum. Mülteciler, çoktan mülteci olmaktan çıktı.  İnsan bir göçün başında mülteci olur. Gelenler artık göçmen oldu. Kalacaklar, büyük bir kısmı kalacak. Bütün farklılıklarıyla kalacaklar ve tabii kalmaları bu toplumu değiştirecek. Yarının Türkiyesi daha renkli olacak, daha çok kültürü, daha çok dili, daha çok dini barındıracak. Daha dinamik olacak herhalde. Bu durum, statükoyu seven, kendi rahatlığını sevenler için, değişmek istemeyenler için bir sorun tabii. &#8221; diye konuştu. Avrupa’nın sınırları tümüyle kapatmasıyla Türkiye&#8217;nin umut kapısı olacağını belirten Öktem, &#8220;Ortadoğu’nun, Afrika’nın savaşlarından ve doğal afetlerinden &#8211; ki bunlar da çoğalacak, örneğin kuraklık &#8211; kaçanlar önce bu topraklara gelecek. Ve bu, bizim için aslında bir sorundan çok büyük bir şans. Bu süreç iyi yönetilirse bu memlekete büyük bir dinamizm kazandırır.” dedi.</p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-35780" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/02/DenizŞenolSert-640x507.jpg" alt="" width="349" height="276" />Deniz Şenol Sert: &#8220;Ekonomi Kötüye Gittikçe Tepkiler Artacak&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özyeğin Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Deniz Şenol Sert, ekonomik gidişata bağlı olarak mültecilere yönelik tepkiselliğin artacağını belirterek sorunun bir başka boyutuna dikkat çekiyor. Göç Araştırmaları Derneği&#8217;nin kurucularından da olan Sert, </span><span style="font-weight: 400;">Misafir olarak konumlandırılan, sonrasında ‘geçici’ koruma altında oldukları sürekli tekrarlanan insanların, 8 yıl sonunda kalıcı olmaya başladıklarını gören halkın böyle bir tepkisellik içinde olmasının doğal olduğunu belirten Sert, &#8220;Örneğin, dünyanın başka bir seçimle yönetilen ülkesinde 3.5 milyon farklı milletten insanı ülkeye soksanız, bunun seçimlere bir etkisi olurdu; hükümet partisinin oylarının düşmesi, aşırı sağ partilerin yükselişi gibi… Türkiye’de böyle bir etki olmadı. Gerçi Türkiye’de Almanya’daki gibi bir ‘Refugee Welcome’ hareketi de olmadı. Gene de süreç içerisinde genelde insanların konuya sağduyulu bir şekilde yaklaştıklarını gördük. Ancak ekonomi iyiye gitmiyor. Ekonominin kötü gidişatı hizmetler konusunda (sağlık, eğitim, sosyal yardımlar vs.) sekmelere yol açtıkça, halkın mülteciler ve diğer yabancılara tepkisi de artacaktır diye düşünüyorum.” dedi. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/02/28/multeciler-neden-sorun/">Mülteciler Neden ‘Sorun’?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2018 Sonuçları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/30/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2018-sonuclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2019 13:22:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mitat Çelikpala]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Osman Zaim]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz]]></category>
		<category><![CDATA[TSSEA 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34731</guid>

					<description><![CDATA[<p>TSSEA-2018 sonuçlarına göre, Türkiye halkı, Türkiye’nin en önemli sorunları olarak; işsizlik, hayat pahalılığı ve Türk lirasının değer kaybetmesini görüyor.Terör sorunu gerilerken, FETÖ hala ciddi bir tehdit olarak algılanıyor.<br />
Halkın Türkiye’nin bölünme tehlikesi altında olduğunu düşünme oranında geçen yıl başlayan düşüş bu sene de sürüyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/30/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2018-sonuclari/">Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2018 Sonuçları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması (TSSEA)” 2018 yılı sonuçları 30 Ocak 2018Çarşamba günü Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilen, Prof. Dr. Mustafa Aydın liderliğindeki araştırma ekibinden Prof. Dr. Murat Güvenç, Prof. Dr. Osman Zaim, Prof. Dr. Mitat Çelikpala ve Dr. Emrah Karaoğuz’un yanı sıra, Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz’in katıldığı basın toplantısı ile paylaşıldı.</p>
<p>“Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması (TSSEA)”, 12 Aralık 2018-4 Ocak 2019 tarihleri arasında Türkiye nüfusunun genel temsiliyetine sahip 26 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze olarak, siyaset, ekonomik gelişmeler, toplumsal ilişkiler, Türkiye ve uluslararası gündem konularında soruları içeren anket ile gerçekleştirildi.</p>
<p>TSSEA-2018 sonuçlarındaki en önemli değişimlerin 24 Haziran 2018 Genel Seçimlerinde verilen oylara göre tespit edilen siyasi parti bağlılıklarında yaşanan çözülmeler sonucunda gerçekleştiği tespit edildi. Türk halkının siyasi yelpazedeki yeri konusunda yaşanan değişimler ile parti aidiyetlerinde görülen çözülmelerin, farklı alanlardaki hükümet politikaları ile kurumlara güven derecesi ve Türkiye’de yaşamaktan duyulan mutluluk gibi çok sayıda ölçülen değerde görülen değişim eğilimlerini açıklayan temel nedenler olduğu tespit edildi.</p>
<p><strong>Dindarlık Artıyor Muhafazakârlık Azalıyor<br />
</strong></p>
<p>2015 yılında araştırmaya ayrı bir siyasi tanımlama kategorisi olarak eklenen “Dindar” tanımlaması, o tarihten beri sürekli yükseliş göstererek, 2018’de yüzde 30,9’a ulaştı. Aynı süre içerisinde kendisini siyasi açıdan muhafazakâr olarak tanımlayanlar ise sürekli düşerek, 2018’de yüzde 13,5 olarak tespit edildi. Öte yandan, kendini Cumhuriyetçi/Kemalist olarak tanımlayanlar 2017’ye göre 1 puan artarak, 2018’de 16,9 olurken, Sosyal Demokrat olarak tanımlayanlar 4 puan azalarak, yüzde 6,3 olarak tespit edildi. Buna göre, Dindar/Muhafazakâr toplamı 2014’de yüzde 37,1 iken, 2017’ye kadar artarak yüzde 47,4’e ulaşmışken, araştırmada ilk kez bu toplam 2018’de gerileyerek yüzde 44,4 olarak tespit edildi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin En Önemli Sorunları İşsizlik ve Pahalılık<br />
</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, halk 2018 yılında işsizlik ve hayat pahalılığının ardından; FETÖ tehdidi ve terörle mücadeleyi Türkiye’nin en önemli sorunları olarak görüyor. 2017’deyüzde 17’lik oranla en önemli üçüncü sorun olarak görülen işsizlik, bu yıl yüzde 27’yeulaşarak ülke sorunları arasında birinci sıraya yerleşti. 2016 yılında radikal bir artış gösteren FETÖ,2017 yılındaki düşüşünü sürdürerek yüzde 18,1’den, yüzde 16,2’ye gerileyerek 2018’de ülkenin en önemli üçüncü sorunu olarak tespit edildi. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “işsizlik” yanıtını verenler 2017’de yüzde 17 iken bu sene yüzde 27’ye; “hayat pahalılığı” yanıtını verenler ise yüzde 13,2’den yüzde 17,8’e yükseldi. Öte yandan, coğrafi olarak bakıldığında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu hariç tüm bölgelerde en önemli sorun ‘işsizlik’ iken, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ‘hayat pahalılığı’, Doğu Anadolu bölgesinde ise ‘terör’ en önemli sorun olarak görülmektedir.</p>
<p>Öte yandan araştırma sonuçlarına göre, halkın Türkiye’nin bölünme tehlikesi altında olduğunu düşünme oranında geçen yıl başlayan düşüş bu sene de sürmektedir. Buna göre “Sizce Türkiye bölünme tehlikesi altında mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 18,8’i “Evet” cevabı verdi. 2017 yılında bu oran yüzde 28,8 olarak gerçekleşmişti.</p>
<p><strong>En Güvenilen Kurum Jandarma<br />
</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre kamuoyuna en çok güvendiği kurumlar sorulduğunda, bu sene Jandarma önde çıktı. Jandarma hariç tüm kurumlara güven yüzde 55’in altında kaldı. 2017’de Cumhurbaşkanlığı kurumuna güven yüzde 56,5 olarak belirlenmişken, bu yıl bu oran yüzde 44,1 olarak tespit edildi. Kurumlara duyulan güvenin genel olarak düştüğü gözlemlendi. Ordu’ya olan güven yüzde 60’dan, yüzde 51,2’ye düştü. Bu düşüşe rağmen ikinci sırada yer aldı. En az güvenilen kurumise, bu sene de değişmeyerek yüzde 31,9 ile yine medya oldu.</p>
<p><strong>Eşcinsel Komşu İstenmiyor<br />
</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, eşcinseller yüzde 53,8 ile en çok komşu olmak istenmeyen kesimi oluşturmaktadır. Eşcinselleri yüzde 45,8 ile ‘Sığınmacı/Mülteci’ler takip etmektedir. En çok komşu olarak istenen kesim ise yüzde 57,4 ile ‘Türk’ ve yüzde 48,6 ile ‘Sünni’ler olmuştur. Katılımcılar farklı etnik kimlikten komşu olarak, yüzde 57,4 ile ‘Türk’ ve 30,1 ile ‘Arap’ istemektedir. Yüzde 33,5 ile ‘Ermeni’ ve yüzde 31 ile ‘Rum’lar en az komşu olarak istenen kimlikleri oluşturmaktadır. Bunlara karşın Türkiye’de toplumun farklı kesimleri ile ilişki kurma konusunda hoşgörülü olma durumunun arttığı görülmektedir.</p>
<p><strong>Araştırmanın Tamanını Görmek  İçin: </strong><a href="http://www.khas.edu.tr/news/2074" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.khas.edu.tr/news/2074&amp;source=gmail&amp;ust=1548938873898000&amp;usg=AFQjCNEdQ2z9jbICAuDHACkCAq_37fg8Cw">http://www.khas.edu.tr/news/<wbr />2074</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/30/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2018-sonuclari/">Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2018 Sonuçları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 10:15:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Kutuplaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı 10 Haziran 2018'de Serdar Kuzuloğlu'nun sitesinde yayınlanmıştır. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/">‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Şu ‘ötekiler’ olmasa her şey ne güzel olurdu. Ne hakikatı görür ne de laftan anlarlar. Ne düşünmeyi bilirler ne de konuşmayı. Neyse ki sonları yakın.</p></blockquote>
<p>‘Makus kader’ kontenjanından her geçen gün nasibimize biraz daha fazlası düşen ‘<strong>kutuplaşma</strong>‘ bahsinde aklıma gelen ilk isim, saygı ve ilgiyle takip ettiğim (araştırma şirketi <a href="http://konda.com.tr/">Konda</a>‘nın Genel Müdürü) <a href="https://twitter.com/bekiragirdir">Bekir Ağırdır</a> oluyor. Seneler önce -yani böyle şeylerin ekranlarda rahatça konuluşabildiği yıllarda- bir televizyon programında bu kavrama dair çok güzel bir özet yapmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi:</p>
<blockquote><p>Kutuplaşma toplumun farklı görüş, umut ve ideolojilerle ayrılması değil bu grupların <strong>hiçbir koşulda diğer tarafa geçme ihtimalinin kalmamasıdır</strong>. Tehlikeli olan da budur.</p></blockquote>
<p>Yani kutuplaşma ile kast ettiğimiz ‘kireçlenme’ tarzı bir şey. Kendi varlığını koruyabilmek için karşı tarafı şeytanlaştıran, empati (kendini karşısındakinin yerine koyma) duygusunu kemiren bir olgu.</p>
<p>Kutuplaşma her doğruyu kendi tarafında, her yanlışı da karşı tarafta aramaya zorlar. Bu süreçte herkes kendi kuytusuna çekilir. Sadece kendi liderini dinler, kendi kanalını izler, kendi gazetesini okur, kendi gibi insanlarla bir arada bulunur. Çünkü -pek dillendirilmese de- kutuplaşmış bir toplumda herkes <strong>kendi varlığını kutbunun varlığına bağlar</strong>. İnsanlar ‘birey’ olmaktan çıkmış, kendini bir tarafın ‘<strong>parça</strong>‘sı haline gelmiştir. &#8216;Diğer taraf&#8217; zihinlerde kendine yaşam hakkı tanımayacak bir şeytana dönüşmüştür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28249" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-640x439.jpg" alt="" width="640" height="439" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-640x439.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-1024x703.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-610x419.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/kutup-thumb-320x220.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Ve en acısı (özellikle bizim gibi ülkelerde) kutuplaşma, siyasi, ideolojik, tarihi temellerden öte <strong>ekonomiye</strong> dayanır. Yürütülen bir var olma mücadelesidir. Arz değil; talep edenler vardır. İş isterler, aş isterler, maaş isterler, bağış isterler, af isterler… Siz hiç bu coğrafyada kendi cenahı için varını-yoğunu seferber eden bir taraf gördünüz mü? Hele bir talep etmeyi deneyin bakalım.</p>
<p>Oysa bal gibi biliyoruz ki hiçbir devlet vatandaşlarına <strong>rağmen</strong> <a href="http://dergipark.gov.tr/download/article-file/195289">gelişemez</a>.</p>
<p>Kutuplaşmış düzen, kendi ayakları üstünde duramayan (durması <strong>istenmeyen</strong>) bireylerin dayanak arayışıdır. Böylesi yapılarda <strong>dinler dahi önce tarikatlara, sonra onlar eliyle devlete muhtaç hale getirilir</strong>. Bu düzende dini kurumlar ve tarikatlar siyasi bir kutba <strong>tabi</strong> hale getirmeden ayakta kalamaz, <strong>helak olur</strong>.</p>
<p><strong>Kutuplaşma düzeninde en büyük günah birey olmaktır</strong>. En büyük korku, uçlardan birine yerleştirilemeyen kişi, kurum ve kavramlardır.</p>
<p>İşte böylesi bir ortamda; yani ‘kutuplaşma’ kavramını her türlü tanımı yetersiz bırakacak şekilde yaşayan Türkiye’de kimilerine göre ülke tarihinin <strong>en önemli</strong>; hatta kimilerine göre <strong>son</strong> seçimine <a href="https://bianet.org/bianet/siyaset/197955-bekir-agirdir-karsimizda-uc-parcali-turkiye-var">hazırlanıyoruz</a>.</p>
<p>Şahsen bu iki tanıma da katılmıyorum. Yaşanılan zamanı gözde büyütmek insanın en büyük zaaflarından biri (Keops ehramını inşa ederken Firavunlar da medeniyetin ulaşabileceği son noktaya vardıklarına emindi). Yaşadığımız zamanı, şahit olduklarımızı çok önemli sanıyoruz ama dünya tarihi içinde esamesi bile okunmayacak küçük bir detay olarak kalacaklarına emin olun.</p>
<p>Bazıları için <a href="https://twitter.com/mserdark/status/1001365776786309120">ikinci baskı</a> olabilecek aşağıdaki video, bugün ‘Avrupa’ diye adlandırdığımız kara parçasının Milattan Önce 400 yılından bu yana geçirdiği evreleri birkaç dakika içinde özetliyor. Bundan 500 yıl sonra güncellenmiş haline bakanların da benzer şeyler göreceğine ve <strong>seyrettikleri zamanın nihai şekli temsil ettiğine</strong> inanacaklarına emin olun.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="The Rulers of Europe: Every Year" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/IpKqCu6RcdI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Yani zamana sadece kendi ömrümüzün ölçeğinde bakmak mümkün. Üstelik bu sandığımızdan daha yaygın (ve ürpertici) bir tavır. Sigorta satıcılığı yaptığım yıllarda hayat sigortası satışında ne kadar zorlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Öldüğü zaman ödediği primler oranında ailesine toplu bir para verileceği fikri garip bir şekilde neredeyse <strong>kimseyi ilgilendirmiyordu</strong> (oysa hepsi ailesi için çalıştığı iddiasındaydı). Hatta çoğu “Öldükten sonra parayı ne yapayım, sen bana sağlık sigortasından bahset” diyordu.</p>
<p>Anne-baba da olsan sonuçta en tatlı olan kendi yaşamındı zira. Seçenek olarak sunulduğunda, öldükten sonra ailesine bir şeyler bırakmak yerine daha uzun ve sağlıklı yaşamak herkese daha cazip geliyordu.</p>
<p><strong>Para, her fikrin, kutsalın ve ideolojinin <a href="http://dogrulukpayi.com/bulten/milyonerler-nereye-gidiyor">evrensel turnusol kağıdıdır</a>.</strong></p>
<p>Siyaseten baktığımızda yaşanılan dönemi ve olayları aşırı önemseme bir yere kadar mazur da görülebilir. Sonuçta elimizden gelenler, hayatta olduğumuz sürece yapabildiklerimizdir, değil mi? Kızmayın ama pek de değil. Daha doğrusu bu denklem, hayatta kim olduğunuz ve o sürede ne yaptığınızla ilgili. Kafka ve Dostoyevski ölmüş müdür mesela? Peygamberler? Churchill, Atatürk, Gandhi, Hitler ölmüş müdür? İnsanı diğer bütün biyolojik bedenlerden ayıran <strong>akıl</strong>(mantık, zihin, muhakeme, tahayyül, vs) kavramını görmezden gelmeyelim. Bedenler elbet ölür. Fikirler ve akılcı sistemler ise kalır. Seçmenler ölür. Ama iktidarlar, devletler -bir şekilde- yoluna hep devam eder.</p>
<figure id="attachment_28251" aria-describedby="caption-attachment-28251" style="width: 640px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-28251" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/the_paradox_of_tolerance_by_americandreaming-d9mluz5.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption id="caption-attachment-28251" class="wp-caption-text">KAYNAK: AMERİCAN DREAMİNG</figcaption></figure>
<p>Seçim arefesindeyiz. Ve her şey tahmin ettiğimiz gibi neredeyse. Herkes kendi tarafını canla-başla savunuyor, karşı tarafı lanetliyor. Kendi desteklediği liderin televizyondaki laf sokmalarıyla kendinden geçiyor ve bunu sosyal medyada bütün dünyaya duyurmak istiyor. Oysa hepsinin (hala) fark edemediği detay, bunun kendini tatminden (veya kandırmadan) öte bir şey olmadığı. Çünkü kutuplaşmış toplumlarda ne o liderlerin ne de taraftarlarının söylemleri karşı tarafa <strong>ulaşmaz</strong>. Yankı vadisindeki çığlıklar gibi duvarlar arasında seker durur, ağır ağır <a href="http://www.pnas.org/content/early/2017/06/20/1618923114">yok olur</a>.</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="500" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Yapılan bir araştırmanın özeti: Twitter&#39;da politik bir söylemi duyurma çabası &#39;öteki mahalle&#39;ye ulaşmıyor, &#39;dostlar&#39; arasında kalıyor. <a href="https://t.co/Whpb544Uej">https://t.co/Whpb544Uej</a></p>
<p>&mdash; M. Serdar Kuzuloğlu (@mserdark) <a href="https://twitter.com/mserdark/status/938296452484337664?ref_src=twsrc%5Etfw">December 6, 2017</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>Kutuplaşmış toplumlarda taraftarlar maçı bir stadyumdaki gibi izlemez. Yani resmin bütününü görmez. Göremeyeceğinden değil; bunu <strong>istemez</strong>. Görme fırsatlarını bertaraf eder. Maruz kalırsa görmezden, duymazdan gelir. Kendi doğrusu dışında bir başka kavramın <strong>varlığı</strong> bile ona kabul edilemez gelir.</p>
<p>Ve istisnasız kutuplaşmış her toplum, çözümü kendi kutbunun liderliğinde arar. Aksi mümkün değildir. Meseleler bir kan davası mantığında işler. Çünkü kutuplaşmış toplumda mantık, liyakat gibi kavramlar yoktur; sadece ‘senden ve benden’ olanlar vardır. O yüzden kimin neye ehil olduğu değil; kimlerden olduğu önemli hale gelir. Bu yüzden susuzluktan ölme pahasına öte taraftan bir yudum su içemez. Öte taraf da acından ölme pahasına bir lokma yemek isteyemez. Böylece o koca toplumlar birleşmek yerine ayrışarak önce sefalete, ardından çürümeye ve dağılmaya sürüklenir. Ortadoğu’nun özeti budur. Her zaman işe yaramıştır, yarayacaktır (<del>Cemil Meriç’in</del> İbn-i Haldun’un gayet isabetle buyurduğu gibi ‘<strong>Coğrafya kaderdir</strong>‘).</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="500" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Hasretlerim: ifade ozgurlugu, meritokrasi, sorgulayabilen medya, kuvvetler ayriligi, siyasetten bagimsiz ticaret ve hosgoru (ya sizin?)</p>
<p>&mdash; M. Serdar Kuzuloğlu (@mserdark) <a href="https://twitter.com/mserdark/status/761147445900374016?ref_src=twsrc%5Etfw">August 4, 2016</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p>Bu uzun kutuplaşma tanımının ardından biraz da sonuçlara bakalım. ‘Öteki’ kavramının ne ifade ettiğini ve nelere yol açtığını anlamaya çalışalım. Detaylara -her zaman olduğu gibi- yazıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.</p>
<h3>Rakamlarla memleket</h3>
<p>TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirilen ‘Diğeri ile Karşılaşmada Ötekileştirme/meyi Anlamak: Türkiye’de Gençlerle Empati ve Eşitliği Tartışmak’ başlıklı 3 yıllık, disiplinlerarası <a href="https://www.timeturk.com/digeri-ile-karsilasmada-otekilestirme-meyi-anlamak-projesi/haber-809186">araştırmanın</a> sonucuna göre:</p>
<ul>
<li><strong>Gençlerin yüzde 90’ı</strong> ‘kızlarının diğer gruptan birisiyle evlenmesini’ kabul etmeyeceğini söylüyor.</li>
<li>Gençler arasında ‘ötekiler’ ile arkadaşlık edenlerin oranı yüzde 11.</li>
<li>Ötekilere misafirliğe gidenlerin oranı yüzde 10.</li>
<li>Çocuklarının ‘ötekilerinin’ çocuklarıyla arkadaşlık etmesini istemeyen anne-babaların oranı <strong>yüzde 90</strong>.</li>
<li>Ötekilerle birlikte iş yapılmamasını isteyenlerin oranı <strong>yüzde 84</strong>.</li>
</ul>
<p>Bir kamu kuruluşu olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun ‘Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ <a href="http://dogrulukpayi.com/bulten/2017-ic-goc-dalgas">araştırmasına göre</a> 31 Aralık 2017 itibariyla <strong>80 milyonu aşan bir nüfusun yüzde 18,6’sı (başka bir deyişle -ve sadece resmi rakamlara göre- 15 milyondan fazla kişi) İstanbul’da yaşıyor</strong>. Üstelik iç göçten nasibini en fazla alan da yine İstanbul. Sadece 2016 yılında <strong>369 bin 582 kişi</strong> bu şehre göç etmiş. Bu veri neden önemli? Çünkü kutuplaşmış toplumlarda nüfusun (dolayısıyla ekonominin) belirli şehirlerde konsantre olması tehlikelidir.</p>
<p>2010 – 2014 yıllarını kapsayan (6. Dalga) Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey) <a href="http://www.worldvaluessurvey.org/WVSOnline.jsp">verilerine</a> göre:</p>
<ul>
<li>Yüzde 95,4 gibi bir oranla aile Türk toplumunda inanılmaz yüksek bir oranda öneme sahip (<em>bunu ‘birey’ olma ekseninden okuyun</em>).</li>
<li>Halkın yüzde 68,1’i için din önemli. Toplumun yüzde 97,3’ü kendini bir dini inanç ya da dini gruba aktif olarak mensup olarak tanımlıyor.</li>
<li>Türkiye için ‘boş zaman’ lüks ihtiyaçlar listesinde yer alıyor. Boş zamana sahip olmayı önemli bulanların oranı sadece yüzde 41,9.</li>
<li>Hayatımdaki <strong>en önemli</strong> konu ‘iş’ diyenlerin oranı yüzde 49,6.</li>
<li>Kendisini tamamen ‘memnun’ hissedenlerin oranı yüzde 14.</li>
<li>Halkın yalnızca yüzde 11,6’sı çoğu insana güvenilebileceğini düşünürken, <strong>yüzde 82,9</strong>’luk kesim diğer insanlarla etkileşime geçerken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünmektedir.</li>
<li>Halkın yüzde 95,5’i herhangi bir spor aktivitesi yapmıyor, yüzde 96,6’sı sanat ile ilgilenmiyor, yüzde 97,4’ü herhangi bir sendikaya, <strong>yüzde 94,9’u siyasi partiye üye değil</strong> (<em>kutuplaşma ekseninde düşününce ilginç, değil mi?</em>).</li>
<li>Türklerin <strong>yüzde 85,4</strong>‘ü eşcinsel komşu istemiyor. Evlenmeden birlikte yaşayan çiftleri istemeyenlerin oranıysa yüzde 65,4.</li>
<li><strong>Kadının kocasından fazla kazanmasını doğru bulmayanların oranı yüzde 47</strong>. Erkeklerin iş hayatında kadınlardan daha başarılı olduğuna inananların oranıysa <strong>yüzde 64</strong>.</li>
</ul>
<p>Bu kapsamlı araştırmanın ayrıntılarını yukarıda paylaştığım bağlantıdan incelemenizi tavsiye ederim. Analiz kısmının <a href="http://politikaakademisi.org/2016/12/27/dunya-degerler-arastirmasi-2010-2014-turkiye-verileri-analizi/#_ftn1">özetinden</a> küçük bir parçayı da paylaşmak istedim:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye halkı, çok geleneksel ve aşırı muhafazakârdır</strong>. Özellikle aile konusundaki aşırı önem, dünyada çok az benzeri bulunan ölçüde yüksektir. Dolayısıyla, <strong>Türkiye toplumu ailecidir</strong>. Din konusunda da oldukça yüksek oranda bir onaylama olmakla birlikte, bu durum, aile konusundaki kadar yüksek değildir.</li>
<li>Türkiye toplumu sanılanın aksine politik bir toplum değildir. Toplumda muhafazakâr ve ataerkil değerler yoğun olmakla birlikte, bunlar politik temelli düşünceler değildir ve <strong>sosyolojik tabanlıdır</strong>.</li>
</ul>
<p>Biraz da ‘halkı yetiştiren’ kadınlara bakalım. Konda araştırma şirketinin ‘Kendi Akvaryumunun Dışındaki Kadınlar’ başlıklı araştırmasına göre:</p>
<ul>
<li><strong>14 yaş üstü 31 milyon kadının yüzde 66’sı (başka bir deyişle 20 milyon kadın) evde oturuyor</strong>.</li>
<li>40 milyon toplam kadın nüfusun 31 milyonu erkeklerden daha fazla kazanmalarının <strong>sorun oluşturacağına inanıyor.</strong></li>
<li>Hafta sonları kadınların <strong>yüzde 61’i hiçbir şey yapmadan evde oturuyor</strong>, yüzde 26’sı akraba ziyaretine gidiyor.</li>
<li>Kadınların (yüzde 50 oranla) en çok söz sahibi olduğu tek konu: <strong>mobilya seçimi</strong>.</li>
</ul>
<p>SiA Insight Genel Müdürü Hüseyin Tapınç’ın paylaştığı <a href="http://www.diken.com.tr/kara-tablo-kadinlarin-yuzde-46si-egitimleri-sirasinda-siddet-goruyor/">verilere</a> göre:</p>
<ul>
<li>15-24 yaş grubundaki her üç genç kadından biri, ne eğitim ne de iş hayatında kendine yer bulabiliyor.</li>
<li>15-24 yaş arası kadınların yüzde 50’si ilköğretim mezunu.</li>
<li>Kadınların yüzde 78’i evlenmek, yüzde 74’ü çocuk sahibi olmak istiyor.</li>
<li>Kadınların yüzde 90’ı yabancı bir dil bilmiyor.</li>
<li><strong>Kadınların yüzde 95’inin pasaportu yok</strong>.</li>
</ul>
<p><a href="http://worldhappiness.report/ed/2018/">2108 yılı Dünya Mutluluk Raporu</a>‘na göre:</p>
<ul>
<li>Mutlu olma sıralamasında Türkiye 2017 yılında 69. sıradayken 2018’de <strong>74. sıraya gerilemiş</strong> durumda (İlk 10 ülke: Finlandiya, Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç ve Avustralya).</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28255" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-640x963.jpg" alt="" width="640" height="963" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-640x963.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-610x918.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195-320x481.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/whr-2018-tr-1-e1528637615195.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Türkiye gibi gırtlağına kadar siyasete dalmış, ekonomiden spora, bilimden sanata her şeyi <a href="https://www.mserdark.com/memleket-tamam-da-senin-halin-ne-olacak/">siyasetten bekler hale gelmiş</a> ülkeler adına önemli bulduğum bir veriyi İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Black Sea Trust (BST) tarafından <a href="https://goc.bilgi.edu.tr/tr/arastirmalarimiz/24/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-2017/">gerçekleştirilen</a> <strong>2016 tarihli</strong> Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları başlıklı <a href="http://www.bilgiyay.com/p/913/fanusta-diyaloglar-turkiye-de-kutuplasmanin-boyutlari">araştırmadan</a> paylaşmak isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28256" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/Turkiyede_Kutuplasmanin_Boyutlari_Arasti-3.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<ul>
<li>Araştırmaya göre Hükümetin kendine diğer insanlar kadar saygı gösterdiğini düşünenlerin oranı muhafazakarlarda yüzde 73 iken bu oran Kürtler’de yüzde 25’e düşüyor.</li>
<li>Son 5 yılda benim gibilerin maddi durumu diğerlerine kıyasla daha iyi gelişmiştir diyenlerin oranı muhafazakarlarda yüzde 58 iken, Atatürkçüler’de yüzde 24.</li>
</ul>
<p>Aynı araştırmanın 5 Şubat 2018’de <a href="https://goc.bilgi.edu.tr/tr/haberler-ve-etkinlikler/181/turkiyede-kutuplasmanin-boyutlari-sunumu/">yinelenen sürümündeyse</a>:</p>
<ul>
<li>Türk siyasetinin ortak ‘zıt kutbu’ değişmemiş. 2016’da genel anlamda kendine en uzak hissedilen parti yüzde 43,6 ile HDP iken bu oran 2018’de yüzde 52,7 olmuş.</li>
<li>Siyaset Türkiye’yi o kadar bölmüş ki nüfusun neredeyse yarısı karşıt gördüğü partinin kendi bölgesinde basın açıklaması yapmasına, toplantı veya yürüyüş düzenlemesine, eğitim almasına; hatta yüzde 37 oranında <strong>seçimlere katılmasına bile tahammül edemez hale gelmiş</strong>. Gerekirse telefonlarının dinlenebileceğini savunanların oranı yüzde 30!</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28257" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Siyasi beslenme kaynaklarımız çoğunluğun tahminlerinden farklı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28258" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/2.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Yazının başında paylaştığım ‘yankı vadisi’ meselesi bu araştırmada daha da belirgin ortaya çıkıyor. Yukarıdaki grafikte açık ara en büyük bilgilenme kaynağı olarak çıkan televizyonların parti seçmenleri bazındaki tercih edilme dağılımına bakalım:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28259" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/3.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Gördüğünüz gibi hiçbir ‘partili’ diğer tarafın televizyonlarını <strong>açmıyor</strong> bile. Özellikle iktidar ile özdeşleşen kanalların muhalefetten herkese kapalı olduğu ve iktidara hiçbir kanalın ekranını kapatamayacağı hatırlandığında bu grafiği okumak daha anlamlı oluyor. Bu durum diğer mecralarda da farklı değil üstelik. Gazetelere bakalım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28260" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/4.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Dahası -ironik bir şekilde- <strong>herkes kendi medyasının tarafsız, karşı tarafın ise ‘taraflı’ olduğunu düşünüyor</strong>. Araştırma böyle düşündürücü veriler ışığında sayfalarca sürüyor. İncelemenizi kesinlikle tavsiye ederim.</p>
<p>Son olarak Kadir Has Üniversitesi’nin Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin 31 Ocak 2018 tarihli ‘<a href="http://ctrs.khas.edu.tr/post/19/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2017-sonuclari">Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması</a>‘ raporuna bakalım:</p>
<p>Sonuçlara göre Türkiye gündemindeki en önemli sorunun başını PKK, FETÖ gibi başlıklar altında terör çekiyor. Ardından işsizlik, pahalılık ve özgürlükler geliyor. Maslow mantığında hiç de şaşırtıcı değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28261" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/5-1.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Seçmen gözünde istisnasız bütün partiler bir önceki yıla göre <strong>daha başarılı </strong>bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28262" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/6.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bu uzun ve bereketli araştırmadan son seçimim yazımızın da konusuyla doğrudan ilintili. Sormuşlar: Türkiye’de bir siyasal kutuplaşma olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-28263" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-640x360.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7-320x180.jpg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/06/7.jpg 650w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>“Lafın tamamı deliye söylenir” kabilinden derlediğim (daha önce de <a href="https://www.mserdark.com/memleketini-tanimak/">değinmiş olmaktan</a> güç alarak) bu yazı kutuplaşma adı verilen illetten çektiklerimizi gözden geçirmek ve mevcut durumu ortaya koymayı hedefliyordu. Ama muhtemelen bahsettiği derdin kurbanı olarak, sadece benim çevremdeki bir avuç insana dağılacak. Oysa niyetim o değildi. Herkes elinden geleni yaptığı sürece varsın, olsun.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=HPT6_sZdoLg">Socrates’ten bu yana</a> bu tarafta değişen pek bir şey yok gibi.</p>
<p>Son olarak; sanmayalım ki bu kutuplaşma meselesi sadece bize has. Hayır. Aksine gelişmiş ülkelerde de farklı doz ve şekillerde uç verdiğini görüyoruz. Deniz Ülke Arıboğan’ın sözleriyle “Şimdiye kadar sadece coğrafi haritalarda gördüğümüz (sanal) ülke sınırlarını artık uzaydan dahi gözlemleyebiliyoruz. Çünkü (Türkiye dahil) birçok ülke sınırlarına <a href="https://www.inkilap.com/duvar">duvar örüyor</a>“.</p>
<p>Oysa insanın doğası, fıtratı böyle değil. Bakın sadece <strong>1980’den bugüne</strong> nasıl değişmiş kültürler. İnsanlık böylesine devingen işte sonuçta. Kimileri baskılamayı, geciktirmeyi becerebiliyor sadece.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Live cultural map over time 1981 to 2015." width="500" height="375" src="https://www.youtube.com/embed/ABWYOcru7js?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Birey olarak düşünüp var olabildiğimiz; her çiçekten öz alıp kendi balımızı harmanlayabileceğimiz, rengarenk bir gelecek hayaliyle…</p>
<div class="sharedaddy sd-sharing-enabled">
<div class="robots-nocontent sd-block sd-social sd-social-icon-text sd-sharing">
<p class="sd-title">Kaynak: <a href="https://www.mserdark.com/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/" target="_blank" rel="noopener">mserdark.com</a></p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/28/kutuplasma-kelimesinin-ardinda-yatanlar/">‘Kutuplaşma’ kelimesinin ardında yatanlar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplumun Karnesi Zayıf Değil Ama Halk İtibar için ‘Daha Çok Çaba’ İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/sivil-toplumun-karnesi-zayif-degil-ama-halk-itibar-icin-daha-cok-caba-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2018 11:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Bilgehan Özpek]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Cihan Dizdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Banu Baybars Hawks]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Osman Zaim]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin 2012 yılından bu yana yaptığı Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’nın 2017 sonuçları açıklandı. Siyasal, sosyal ve kültürel alanda çarpıcı sonuçları ortaya koyan araştırmaya göre; halkın büyük çoğunluğu diğer yılların aksine en büyük sorunun terör olduğunda birleşirken, en güvenilen kurum olarak da ilk kez polis ve jandarma olarak dile getirildi. TOBB [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/sivil-toplumun-karnesi-zayif-degil-ama-halk-itibar-icin-daha-cok-caba-istiyor/">Sivil Toplumun Karnesi Zayıf Değil Ama Halk İtibar için ‘Daha Çok Çaba’ İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin 2012 yılından bu yana yaptığı Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’nın 2017 sonuçları açıklandı. Siyasal, sosyal ve kültürel alanda çarpıcı sonuçları ortaya koyan araştırmaya göre; halkın büyük çoğunluğu diğer yılların aksine en büyük sorunun terör olduğunda birleşirken, en güvenilen kurum olarak da ilk kez polis ve jandarma olarak dile getirildi. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Burak Bilgehan Özpek, sivil toplum kurumlarının itibar oranını, “Toplumun %25’i sivil topluma güvenmiyor, kalan %33 ise sivil toplumun bir etki gücü olabileceğini düşünmüyor. Yine de 15 Temmuz sonrasından daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Sivil toplum karşıtlığı düşüş eğiliminde ki bu 15 Temmuz sonrası yükselen devletçi psikolojinin de azaldığını gösteriyor. “ şeklinde değerlendirdi.</p>
<figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 402px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24277" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/burakbilgehan.jpg" alt="" width="402" height="201" /><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text"><strong>Burak Bilgehan Özpek</strong></figcaption></figure>
<p>Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi adına Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile Prof. Dr. Osman Zaim, İletişim Fakültesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Banu Baybars Hawks ve Türkiye Çalışmaları Merkezi Müdürü Dr. Cihan Dizdaroğlu’ndan oluşan bir ekibin denetiminde gerçekleştirilen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” 2017 yılı sonuçları geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantıyla açıklandı.  26 il merkezinde 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’na göre,  2017 yılında terör ve ardından FETÖ ile mücadele, Türkiye’nin en önemli sorunları olarak görülüyor. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “işsizlik” yanıtını verenler yüzde 10,5’ten bu sene yüzde 17’ye; “hayat pahalılığı” yanıtını verenler ise yüzde 9,8’den yüzde 13,2’ye yükseldi. Türkiye genelinde sonuçlar bu yöndeyken, şehir ve bölge olarak bakıldığında ise ‘en önemli sorun’ değerlendirmesi değişiyor. Coğrafi olarak bakıldığında Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da en önemli sorun olarak terör görülürken, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde işsizlik en önemli sorun oldu. Yine şehirler bazında yapılan sorum tanımlamalarında, trafik, alt yapı sorunları gibi kentsel sorunlar ilk sıralarda belirtiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-24278 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/avrupa-640x386.png" alt="" width="400" height="241" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/avrupa-640x386.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/avrupa-610x368.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/avrupa-320x193.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/avrupa.png 871w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Kadir Has Üniversitesi Rektörü Mustafa Aydın, 2012 yılından bu yana gerçekleştirilen araştırmada en farklı sonuçların 2016 yılında ortaya çıktığını bunu da darbe girişiminin etkisi olarak yorumladıklarını belirterek, 2017 sonuçlarının 2015 sonuçlarına göre değerlendirilmesinin daha uygun olacağını ve bu gözle bakıldığında sonuçların önceye göre bir çok konuda daha olumlu olduğunu dile getiriyor.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Hasan Bülent Kahraman da araştırma sonuçlarını değerlendirirken, Türkiye’nin gereğinden fazla politize olmuş bir topluma sahip olduğunu belirterek, sadece politika ve siyaset üzerinden yapılacak bir yorumlamanın yanlış sonuçlar ortaya koyacağından hareketle, araştırmayı alt başlıklara ayırdıklarını ifade ediyor.  Politikayı da alt gruplara ayırarak araştırdıklarını belirten Kahraman, “Yani gündelik olarak o günlerde öne çıkan politikanın farklı gruplar tarafından nasıl algılandığını görmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin öncelikli sorunları Türkler ve Kürtler arasında değişiyor. Aşağı yukarı her konuda bu geçerli. Dolayısıyla toplumdaki farklı aidiyetler, toplumdaki farklı sorunlara nasıl yaklaşıyor bunu bulmaya çalışıyoruz. Özellikle bu sene sosyal göstergeleri toplumsal göstergeleri hatta bazı kültürel göstergeleri büsbütün ayrıştırdık ve böylece siyasal kutuplaşmanın siyasal tartışmanın veya siyasallaşmanın altında yatan parametreleri görmeye çalıştık. O yüzden bu araştırma bize bütünlüklü bir toplum profili çizebiliyor. Bunun önemini burada aramak lazım” diyor.</p>
<p>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Burak Bilgehan Özpek, araştırmanın önemli bir fotoğrafı ve hikayeyi ortaya koyduğunu belirterek, “Mesela henüz raporun başında yer alan etnik kimlik sorusu gayet manidar. Kendini Türk olarak kimliklendiren insan sayısı %90&#8217;a yükselmiş ve bu rakam 2013 yılında %50&#8217;ler seviyesinde tespit edilmiş. Kürt olarak kendini kimliklendiren insan sayısı ise %11&#8217;den %6&#8217;ya kadar düşmüş. Benim bu tablodan anladığım etnik kimliğin makbul vatandaşlık ölçütü olarak geri döndüğü. Diğer konu, terör ve güvenlik ile ilgili kaygıların toplumun %47&#8217;si tarafından paylaşılması. Geçen seneye göre düşüş gösterse de bu çok yüksek bir rakam. Özellikle mevcut hükümetin ve ona destek veren siyasi partilerin meşruluklarını güvenlikleştirici söylemden aldığı düşünülürse bu rakam anlam kazanıyor. %47&#8217;nin sorunları ile siyasi iktidarın sorunları birbiriyle örtüşüyor. Bu şuanlama geliyor, terör ve güvenlik gibi sorunlar ağırlıklarını yitirdikçe, hükümetin üzerinde pratik hayattan kaynaklanan ihtiyaçları karşılaması için baskı artacak ve popülaritesini yitirecektir.” şeklinde yorumluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-24276 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal-640x302.png" alt="" width="640" height="302" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal-640x302.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal-1024x483.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal-610x288.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal-320x151.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/ohal.png 1264w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" />Ekonomiyle ilgili sonuçların oldukça şaşırtıcı olduğunu da belirten Özpek,  ekonomik sorunları en büyük sorun olarak görenlerin oranının yüksekliğine rağmen, ekonomik politikanın genel itibariyle kabul görmesini yorumlarken,  “Toplumdaki kutuplaşmanın politik ekonomi alanında karşılığı olduğunu gösteriyor. Türkiye&#8217;deki ekonomik politik, çalışan-üreten-katma değer yaratan-büyük şehirlerde yaşayan ve bu süreçte büyük zorluklarla karşılaşan insanların katkı verdikleri ekonominin nimetlerinden taşrada yaşayan, üretim kapasitesi ve ekonomiye katkısı sınırlı insanların faydalanmasından ibaret. Bu bölgeler bence mevcut ekonomik gidişattan memnun olmasalar da memnunlar. Zira, AKP döneminde adeta cenneti yaşadılar ve hızla zenginleştiler. Bu zenginleşme artık doyum noktasına ulaştı ve erimeye, yerinde saymaya başladı. Ancak bu, onların yaşadıkları baş döndürücü zenginleşmeden ve mevcut politikalardan rahatsız oldukları anlamına gelmiyor. Bu ekonomi politikasının değişmesinin iki alternatifi sonucu var onlar için. Ya daha da fakirleşecekler ya da daha çok çalışacaklar.” diyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-24279 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi-640x305.png" alt="" width="640" height="305" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi-640x305.png 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi-1024x488.png 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi-610x291.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi-320x152.png 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/02/sivi.png 1209w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" />Polis  ve jandarmanın en itibarlı kurum olarak değerlendirildiği araştırmaya göre, medya ise en güvenilmeyen kurum olarak ortaya çıkıyor. Burak Bilgehan İpek, medya kadar olmasa da üniversiteler ve sivil toplum kurumlarının halkın nezdindeki itibar oranlarının düşük olmasını ise şöyle değerlendiriyor: “15 Temmuz&#8217;un en acı sonucu, bahsi geçen kurumların da FETÖ kapsamında değerlendirilmesi oldu. Fethullahçı örgütlenme, bu kurumlar üzerinde çok etkiliydi ve 15 Temmuz sonrası bu kurumlarla ilişki içerisinde olanlar sistemin dışına itildi. Sistemin içinde kalanlar ise devleti topluma karşı temsil etmek gibi bir vazifeyi ifa etmek durumunda kaldı. Dolayısıyla, toplumda hem sosyal sermaye ve güven azaldı, hem de kurumların etkinliği yaptıkları işlere göre değil siyasi pozisyonlarına göre değerlendirildi. Bu da beraberinde sadakatinden sual olunmayan ancak yaptığı işi beceremeyen figürlerin öne çıkmasını getirdi.” OHAL’in de bu oranları etkilediğini belirten, Özpek, “Toplumun %25’i sivil topluma güvenmiyor, kalan %33 ise sivil toplumun bir etki gücü olabileceğini düşünmüyor. Yine de 15 Temmuz sonrasından daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Sivil toplum karşıtlığı düşüş eğiliminde ki bu 15 Temmuz sonrası yükselen devletçi psikolojinin de azaldığını gösteriyor. Güven seviyesi ise artış trendine girmiş bulunuyor. Bunun sebebi ise vatandaşı devlete karşı koruyacak hukuki mekanizmaların oldukça zayıf olması olabilir. Ancak aradaki %33&#8217;lük kesim hala temkinli. Zira bu oran devlet ve sivil toplum arasındaki karşıtlık arasında ezilmek istemeyen kesimi simgeliyor bana göre. Normalleşme arttıkça bu rakam düşecektir. Ancak ulusal güvenlik ve olağanüstü günler hikayesi devam ettiği sürece, bu normalleşme tehdit altında kalmaya devam edecek. Mesela Afrin operasyonu sonrası sivil toplum karşıtlığı ve kararsızların oranı tekrar yükselmiştir.” şeklinde değerlendiriyor.</p>
<p>Araştırmayla ilgili geniş bilgi ve sonuçlar için <a href="http://ctrs.khas.edu.tr/sources/TSSEA-2017_vfinal.pdf">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/sivil-toplumun-karnesi-zayif-degil-ama-halk-itibar-icin-daha-cok-caba-istiyor/">Sivil Toplumun Karnesi Zayıf Değil Ama Halk İtibar için ‘Daha Çok Çaba’ İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
