<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şule Yücebıyık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sule-yucebiyik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sule-yucebiyik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Mar 2021 14:16:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Şule Yücebıyık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sule-yucebiyik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 14:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yücebıyık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim Virüsü platformuyla “Avrupa’nın en iyi 100 Kadın Sosyal Girişimcisi’ listesine seçilen Şule Yücebıyık ile, kurduğu platformu, eğitimdeki sorunların yanı sıra sosyal girişimciliği de konuştuk. Eğitimin yapısallaşan sorunlarının çözümü için her kurumun elini taşın altına koyması gerektiğini belirten Şule Yücebıyık, “Eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor.” Diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://bilimvirusu.com/" target="_blank" rel="noopener">Bilim Virüsü</a>’nün çıkış noktasında oğlunuzla yaşadığınız bir deneyim var ve “gençleri bilimle desteklemek” vurgusu öne çıkıyor. Çocukları, gençleri bu yönde desteklemek neden önemli?</strong></p>
<p>Çıkış noktasında oğlumun lise giriş sınavlarına hazırlanırken yaşadıkları var. O dönem oğlumu daha fazla etkilenmesin diye okuldan almak zorunda kaldım. O zamanlar TEOG idi sınavın adı. Velilerin büyük kısmı bu baskının iyi bir okul kazanılması için yaşanması gerektiği noktasındaydı. Bu süreçte çocuklar adeta yarış atı gibi çalıştırılıyor, psikolojileri hiç önemsenmiyor. Çocukluklarını yaşayamıyorlar, daha da önemlisi okulda verilen dersleri dersten ibaret görüyorlar. Bir savaş, rekabet duygusuyla matematiğin özüne inemiyor, fiziğin ne olduğunu anlamıyor. Bunlar evrenin dili aslında. Bunları içselleştiremiyorlar. Öğretmenler böyle anlatmıyor, ders kitapları bu şekilde yer vermiyor. Korkunç bir eğitim sistemi var. Sadece bizde değil bütün dünyada böyle ders başarısı eksenli bir hareket var.</p>
<p>Yine okullarda çocuklara 21. yüzyılın ihtiyacı olan yetkinliklerin hiçbiri verilemiyor. Çocuklar takım çalışması yapamıyor, kendini ifade edemiyor. Empati, arkadaşlık, takım çalışması, baskı altında çalışma, çeviklik, bu yetkinlikler yoksa 21. yüzyılda var olmak mümkün değil. Şirketler zaten bu özelliklere bakmaya başladı ama okullarda verilmiyor bu. Bütün bunları düşünürken çocuğumu görece daha az TEOG odaklı bir okula verdim. &#8220;Diğer milyonlarca çocuk ne olacak, onlara bilimi nasıl anlatabilirim?&#8221; Bu düşünceyle yola çıktım. Bilim insanı değilim ama iyi bir iletişimci olarak yetkinliklerimi kullanarak bir şeyler iletebilirim. &#8216;Bilim insanları, akademisyenler,  yeni nesil eğitmenlerle ihtiyacı olan çocuklar özellikle dezavantajlı çocuklar arasında  bir köprü oluşturabilirim&#8217; diye yola çıktım. Bir öğrenme platformu kurdum. Ve daha ilk başta ilk geri bildirimlerde çocukların nasıl mutlu olduğunu gördüm.</p>
<blockquote><p>Bilim insana anlamaktan gelen bir sevinci, mutluluğu yaşatıyor. Amaç duygusu veriyor. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey amaç; bu kaotik dünyada özellikle de gençler için amaç duygusu çok önemli.</p></blockquote>
<p><strong>Ergenlik dönemini düşünürsek bu platformun önemi daha iyi anlaşılıyor. O dönemdeki yaşanan sorunlar için de çözüm sunuyor bir bakıma.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-67852 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg" alt="Bilim Virüsü" width="224" height="224" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu.jpg 512w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/bilim-virusu-160x160.jpg 160w" sizes="(max-width: 224px) 100vw, 224px" />Tabii. Biz önce liselilerden başlamıştık sonra üniversitelere de açıldık. Özellikle ergenlik çağlarında çocuklarla bilim çalışıyoruz. Sorularının peşinden koşmayı, merak etmeyi, araştırmayı, sonra onlara bir şeyler üretmeyi anlatabildiğiniz zaman, onlara hayatları boyunca da bir amaç duygusu oluşturmuş oluyoruz. Amaç duygusu öğrenme isteği de veriyor. 21. yüzyılda en önemli yetkinlik öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutup yeniden öğrenebilmek. Bilgi her gün değişiyor çünkü. Gençlere bu duyguyu veriyor. Onun yanı sıra bilim hep takımlarla yapılan bir şey. Yanındaki ile birlikte çalışacaksın. Dinden, Öğrenmeyi öğrenmek, bildiklerini unutmak yeniden öğrenmek. Her geçen gün bilgi denilen şey değişiyor çünkü. Bunu veriyor gençlere, bu duyguyu veriyor.</p>
<p><strong>Bu bir yandan da eğitim sisteminin tek tipleştirdiği, hayal gücü sınırlanan çocuklar için alternatif bir alan oluşturma çabası mı?</strong></p>
<p>Kendimizi tanımak, evreni, gezegeni tanımak ve faydalı olabilmek için bilim çok değerli bir metadoloji. Biz Bilim Virüsü&#8217;nde herkesin bilim insanı olmasını hedeflemiyoruz. Bilimsel düşünceyi öğrenmesini istiyoruz. Çünkü bilimsel düşünmenin içinde hata yapmak da var. Bizim  kültürümüzde hata yapmak çok feci bir şey olarak görülüyor. Okulda, evde, işte hata yapan cezalandırılır. Bilimde öyle değil, bilimsel icatların büyük çoğunluğu yapılmış hataların sonrasında ortaya çıkmış. Şimdi çocuk bu kavramı yakaladığı zaman, yanlış soru sormaktan korkmuyor, pes etmesi mümkün olmuyor. O korkulardan arınıyor. Bu da çok önemli bir öğreti. Hayal kurmak yetkinliği de böyle. Hayal kurmak çocuklukta yüksek olan ancak yaş ilerledikçe kaybedilen bir yetkinlik. Çünkü korkular geliyor, kaygılar geliyor, öğretmenlerin cezaları geliyor, testler, sınavlar geliyor. Yanlış  bir şıkkı yanlış işaretlediysen bittin. Üniversiteyi bitirip iş dünyasına girene kadar hayal gücü neredeyse bitiyor.</p>
<blockquote><p>Ondan sonra da kurumlarda, inovasyon, yaratıcılık konuşuyoruz. Türkiye’den markalar çıkarmayı konuşuyoruz. Mümkün değil. O yüzden hayal gücünün bilimsel düşünce ve metadoloji ile mutlaka desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.</p></blockquote>
<p><strong>Pandeminin eğitimde var olan fırsat eşitsizliğini derinleştirdiğini görüyoruz. Etkinliklere katılan öğrencilerin ve sizin bu dönemle ilgili gözlemleriniz neler?</strong></p>
<p>Pandemi öncesi ve sonrası arasında dramatik fark var. Fırsat eşitsizliğini arttıran bir süreç oldu pandemi. Bırakın eğitimi internete erişilebilirlik konusunda bile bir fırsat eşitsizliği var. Eğitim, dijital olarak yapılabilecek, sürdürebilecek bir şey değil açıkçası. Çünkü okul bambaşka öğretileri öğrendiğiniz, bir araya geldiğiniz, birlikte çalıştığımız bir yapı. Pandemi açısından bize gelen gençler arasında çok önemli bir değişim olmadı. Çünkü zaten pandemi öncesinde de okullarından son derece rahatsızdılar. Ezberci sınav sisteminden, derslerin baskılayıcı, sınırlayıcı yapısından, derslerde özgür tartışma ortamı yaratılmamasından, kendilerini ifade edememekten, merak ettikleri alanlara ilgili derslerin açılmamasından şikayetçilerdi. Dolayısıyla aynı şeyler devam etti bu süreçte de. Sorduğumuz zaman ‘kamerayı kapatıp uyuyoruz’ diyorlar. Bu kadar net söylüyorlar.</p>
<blockquote><p>Genel olarak bize gelen çocuklar kendi öğrenme ekosistemlerini yaratan çocuklar, Bilim Virüsü de ekosistemdeki en değerli platformlardan bir tanesi onlara göre. Şu anda Türkiye&#8217;nin en büyük bilimsel gençlik platformu diyebiliriz. Yapay zekâdan, genetiğe, biyo teknolojiden matematiğe, kodlamaya kadar birçok konu öğreniyorlar bu ekosistemde.</p></blockquote>
<p>Ama asıl olarak öğrendikleri başka şeyler var. Bilim Virüsü&#8217;nün bir beyin takımı var. Şu an toplam 13-14 kişi. Farklı illerden, farklı okullardan gençler. Henüz üç aydır çalışıyorlar, fiziksel olarak bir araya gelmediler. Ama bu üç ayda yaklaşık 10 eğitimle 4-5 bin çocuğa ulaştılar. Bunlar çok değerli kazanımlar. Yani o çeşitlilik içinde bir arada çalışmak, bilimsel bilimin ortak paydasında dünyaya faydalı çözümler üretmek, akran öğrenmesi, kurumlara, kişilere akademisyenlere, rol modellere ulaşmak ve onlardan ilham, mentörlük, destek almak; Bilim Virüsü&#8217;nün faydası buralarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Eğitim sisteminin açmazlarıyla ilgili platformdaki deneyimleriniz üzerinden neler söylersiniz, bu alanda ne gibi düzenlemelerin yapılması gerekiyor? Bu konuda kamu dışındaki kurumlar neler yapabilir?</strong></p>
<p>Bugüne kadar artık yapısallaşmış olan bu eğitim sistemini radikal bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor. Yepyeni bir modele geçmemiz gerekiyor. Toplumun digitalleşme anlamında, sosyal fayda anlamında yeniden bir eğitim sürecinden geçirilmesi gerekiyor.</p>
<blockquote><p>Yepyeni bir zihniyetin şekillenmesi gerekiyor ki Türkiye olması gerektiği yerde olsun. Gençlerimiz böylece ilerleyebilsin, istihdam edilebilsin, bilim üretebilsin ki yol alabilelim.</p></blockquote>
<p>Bence bütün kurumların, kişilerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılacak bir mesele değil. Herkesin içinde sorumluluğunu taşıması gereken bir mesele. Bilim Virüsü’nden en çok talebi fayda sunmak isteyenlerden alıyoruz. NASA&#8217;da çalışan astrofizikçiden x kurumunda çalışan bir beyaz yakalıya kadar herkes bu sistemin içinde olmaya çalışıyor ki gençlere bir şey aktarabilsin. Gerçekten bilgisine, anlatabilme yetkinliğine, öğrenme ve öğretme gücüne inanan herkesi Bilim Virüsü’ne davet ediyorum. İlk çağrımı da buradan yapmış olayım.</p>
<p><strong>Bilim Virüsü bir sosyal girişim. Sosyal girişim alanını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sosyal girişimcilik ülkemizde yeni yeni anlaşılan, şimdilerde biraz daha kulak kabartılan, içselleştirilen bir mesele. Ve gidilecek daha çok yol olduğunu düşünüyorum. Bilim Virüsü’nu kurmaya karar verdiğimde; ‘nasıl bir yapı kursam, hem misyonunu gerçekleştirse hem gelirini elde etse, bir işletme gibi verimli olsa, verimini sosyal fayda için kullansa’ diye düşünüyordum. Keşfetmeye çalıştığım model; sosyal girişimcilik olarak karşıma çıktı. Dernek ve vakıf gibi kurumsallıklarda; bugünün şartlarında uygun olmayan bir bürokratik yapı ve bir hantallık söz konusu. Çeviklik, hızlı karar alma, hemen dönüşebilme, esneklik bunlar işletmeler için önemli şeyler. Dernek ve vakıf yapılarında bu hemen olmayabiliyor. Çok etkin bir yönetim kurulu olursa belki. Mutlaka istisnalar vardır ama hemen hemen hemen hepsinde problem bu aslında. Sivil toplumda da bu bunu yansımalarını görüyoruz zaten. Öte yandan iş dünyasındaki çevremden destekler alayım ya da fonlara başvurayım gibi kaynak noktasında bir duygum da olmadı. Bu metoda karşı değilim ama içselleştirdiğim bir şey değil açıkçası.</p>
<blockquote><p>Türkiye ekonomik çalkantılar ülkesi. Bir yıl düzenli kaynak geliştirme yaparsınız ama sonra ertesi yıl bir ekonomik iniş döneminde bunu yapamazsınız ve başka çözümünüz olmadığı için kesintiye uğrar süreciniz.</p></blockquote>
<p>Bu anlamda sosyal girişimcilik çok yerine oturdu. Sonra biraz daha araştırmayı derinleştirmeye ve dünyada sosyal girişimcilerin aslında ne kadar başarılı olabileceğini gözlemlemeye başladım. Türkiye’de de harika örnekler var.  Sayılarımız az ama çok başarılı olmuş firmalar, sosyal girişimcilik alanında kurumlar var. Bunların başarılı olabileceğini gördükten sonra da o güvenle Bilim Virüsü’nü sosyal girişime dönüştürdüm. Bu modelin şu an dünya için en yararlı model olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çünkü kaynaklar çok kısıtlı ve o kaynakları bir amaca doğru yöneltirken sürekli de çoğaltmak lazım. Hatta çok daha ileri vizyon için söylemek istiyorum. Bir gün bütün işletmeler sosyal fayda odaklı olmak zorunda, hatta sosyal girişim olmak zorunda.</p>
<p><strong>Bu anlamda şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle sıyrılamayacağı bir sosyal fayda anlayışının yerleştiğini söyleyebilir miyiz? Özellikle de pandemi sürecinde markaların reklamlarında sivil toplum kuruluşları veya sosyal fayda mesajlarıyla görünür olma çabalarını düşünürsek…</strong></p>
<p>Kesinlikle… ‘Sosyal sorumluluk anlayışı artık tarihe gömülmeye mahkûmdur’ diye düşünüyorum. Burada çok netim ve keskin bir söylemin var. Yıllarca sosyal sorumluluk projeleri yapmış üretmiş ve hayata geçirmiş bir insan olarak söylüyorum bunu. Kurumlar artık sosyal sorumluluk anlayışını bir kenara bırakıp sosyal etkilerini düşünmek, sosyal etkilerini nasıl ölçebileceklerini düşünmek, topluma, çevreye, gezegene nasıl bir fayda sunacaklarını düşünerek harekete geçmek zorundalar.</p>
<blockquote><p>Kısa vadeli projelerle, reklam kokan, PR kokan projelerle bir yere gitmeleri mümkün değil. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında, kadınları güçlendirelim anlayışı tek başına yeterli olmayacak. Kendiniz ne kadar alan açıyorsunuz, eşitliği nasıl sağlıyorsunuz bunu da faaliyet raporunda sunmanız gerek.</p></blockquote>
<p>İşte ‘ağaç dikelim’ ‘karbon ayak izimi ölçelim” bunlar bir zamana kadar hizmet ettiler ama artık ötesinde bir şeyler yapmak gerekiyor. Toplumun sorunlarını çözmeye katkıda bulunacak, dönüştürecek, değişim odaklı, ölçülebilir bir takım hedefler koymak ve bunları hayata geçirmek gerekiyor sosyal etki boyutunda. Sosyal girişimci de zaten bu amaçla yola çıkıp tamamen değişim ve dönüşüm hedefi olarak ilerleyen bir girişimci modeli.</p>
<p><strong>Itır Erhart ‘Geleceği sosyal girişimci kadınlar kuracak” diyor. Siz buna katılıyor musunuz? Sosyal girişimciliği kadınlar açısından nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p>Geleceği sosyal girişimcilerin inşa edeceği söylemine katılıyorum. Kadınlarla ilgili ise şunu söyleyebilirim: Yapılan araştırmalar kadınların sosyal girişimciliğe eğilimi olduğunu gösteriyor. Türkiye ve dünyada da durum böyle. Kadınların yapısındaki kurtarıcılık, kollamak, şefkat, sorunları düzeltmek, korumak gibi yönlerin sosyal faydayla ilgili konulara daha çok eğilmelerine sebep oluyor. Kurumlarda da böyle; sosyal fayda, sosyal sorumluluk gibi konularla ilgilenenler hep kadın yöneticiler, kadın çalışanlar arasından çıkıyor.  Duyarlılığımız, şefkat ve empati hislerimizle sanıyorum daha farklı yaklaşıyoruz. Hızlı karar alma, hayata geçirme yönüyle sosyal girişimcilik kadınlar için çok doğru bir model. Nitekim açtığımız pozisyonlarda gelen başvuruların çoğunluğu kadınlar oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/30/egitim-sistemini-radikal-bir-sekilde-degistirmemiz-gerekiyor/">“Eğitim Sistemini Radikal Bir Şekilde Değiştirmemiz Gerekiyor”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 11:32:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Alpar]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Fidan Ataselim]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi'nden Çekilme Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kırkyama Kadın Dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[Şehide Zehra Keleş]]></category>
		<category><![CDATA[Şule Yücebıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Tülay Korkutan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=67668</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Sözlesmesi’nden çekilme kararının kadınlar başta olmak üzere dezavantajlı grupları nasıl etkileyeceğini farklı alanlarda çalışan kadınlara sorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin kendileri için önemini Sivil Sayfalar’la paylaşan kadınlar; sözleşmeye sahip çıkmak noktasında mücadeleyi sürdüreceklerini kaydediyorlar. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/">Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademisyen Emine Deniz, Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan, KAOS-GL’den Aslı Alpar, çocuk ve mülteci hakları aktivisti Dilan Taşdemir, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Fidan Ataselim, Müslüman feminist Şehide Zehra Keleş ve Bilim Virüsü kurucusu sosyal girişimci ve iletişim uzmanı Şule Yücebıyık ile İstanbul Sözleşmesi’ni ve sözleşmeden çıkma kararının etkilerini konuştuk.</p>
<p>Zehra Şehide Keleş İstanbul Sözleşmesi’nin sadece fiziksel değil psikolojik şiddeti de kapsamasının önemine vurgu yaparak, sözleşmenin anlamını şöyle anlatıyor; “Kökleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde yatan, tacizi sadece kamusal alanlarda karşılaştığımız fiziksel eylemler değil, aşağılama ve yüz kızartma amacıyla yapılan her türlü sözel ve fiziksel saldırıyı da kapsayan bir suç olarak tanımlayan; kamusal sorumluluğun sınırlarını da kadınları şiddet görmekten korumanın ötesine taşıyıp, şiddetin köklendiği toplumsal cinsiyet iklimini değiştirmeyi, bunun için bütçe ve personel tahsis etmeyi, bütüncül politikalarla kadınları çok yönlü güçlendirmeyi masaya koyan bir metin olarak; sözleşme hayatı iyi okuyan, sebep sonuç ilişkilerini doğru kuran, farklı eşitsizlik dinamiklerinin birbiriyle ilişkisini doğru tanımlayan ve kök sorunları tespit ederek isabetli çözüm önerileri getiren büyük bir fırsat penceresiydi. Bu pencere göçmenlik, engellilik, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, yoksulluk, çocukluk gibi toplumsal cinsiyet temelli şiddet karşısında kırılgan olan tüm grupları gören bir yerde konumlanıyordu.”</p>
<p><strong><img decoding="async" class="size-medium wp-image-67751 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-640x296.jpg" alt="Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin Hayati Önemini ve Tedirginliklerini Paylaşıyor " width="640" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-1280x591.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoyuderya-kap-1-1024x473.jpg 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></strong></p>
<h5><strong>“Kazanılmış Haklarımız Hukuksuz Şekilde Elimizden Alındı!</strong><strong>”</strong></h5>
<p>Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları, tanıdıkları veya tanımadıkları kişiler, eşleri ya da partnerleri fark etmeksizin her türlü erkek şiddetine karşı koruyan bir metin olduğu ve kadınların mücadelesi ile yazıldığından kadınlar için taşıdığı hayati öneme dikkat çekiyor ve Türkiye’de fiilen uygulanması amacıyla kadın hareketinin yıllardır verdiği mücadelenin altını çiziyor.</p>
<p>Kadınlar olarak bireysel değil kolektif mücadeleye inandıklarını, bu nedenle sadece kendileri için değil tüm kadınlar için çalıştıklarını belirten Fidan Ataselim, çekilme kararı ile ülkedeki tüm kadınları tehlikeye daha açık hale getirdiğini kaydediyor. “Devlet bu karar ile sadece bazı kadınları koruyacağını ilan etmiş oldu” diyen Ataselim, sözleşmeden çekilme kararında “gelenek ve göreneklere” atıf yapılmasını manipülatif bulduklarını; “öldürülen kadınları ve sözleşmeye destek veren tüm toplum kesimlerini yok sayarak toplumdaki sadece %7 azınlığın görüşüyle kararın alındığını, kararın geri çekilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurguluyor.</p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’nin kadın ve LGBTİ+’ların mücadelesinin bir kazanımı olduğunu hatırlatan KAOS-GL’den Aslı Alpar, çekilme kararı ile “kazanılmış haklarının ellerinden hukuksuz bir şekilde” alındığını kaydediyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artacak olması ve Cumhurbaşkanı’nın bir gecede bu kararı alabilmesinden dolayı LGBTİ+ların kaygılı olduklarını söyleyen Alpar, İstanbul Sözleşme’sinin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı” başlıklı 4. maddesi ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapılamayacağı” hükmünün LGBTİ+’lar açısından önemini hatırlatıyor.</p>
<h5><strong>“Her Şey Elimizden Alınmış Gibi Hissettik; Artık Daha Savunmasızız!”</strong></h5>
<p>Uygulamadaki tüm kısıtlılıklara rağmen, “İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliğine konusunda kamu sorumluluğuna ve özel olanın politik olduğuna zemin oluşturan bir metin olarak” gördüğünü belirten Şehide Zehra Keleş, çekilme kararıyla ilgili, “Bir kadın olarak haklarımı kamudan talep etmenin meşruiyet zemininin ayaklarımın altından kaydığını hissediyorum” diyor. Keleş’e göre bu karar kadınların eşitlik talebinin altını oyuyor ve gündelik hayatta maruz kaldıkları ve tanıklık ettikleri şiddet karşısında duraksamasına, şiddet ve ayrımcılıktan uzak bir hayat talep etme hakkının sekteye uğramasına neden olacak.</p>
<p>Kararın “erkek düzenin gözden çıkardığı kadın, yaşlı, LGBTİ+’nın, yaşam hakkına saygı duyulmadığını” gösterdiğini söyleyen Emine Deniz, bunun hayatına “her gün taciz ve şiddet tehdidinin daha fazla hissedilmesiyle” yansıyacağını düşünüyor. Benzer şekilde Şule Yücebıyık da sözleşmeden çekilme kararının bir kadın olarak kendisini şiddete karşı koruyacak, haklarını talep etmesini sağlayacak bir üst mekanizmanın artık kalmadığı anlamına geldiğini ve bunun kendisini tedirgin ettiğini söylüyor.</p>
<p>Dilan Taşdemir ise çekilme kararını  “Her şey elimizden alınmış gibi hissettik. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmadığını bilmeme rağmen, beni güvencesiz hissettirdi. Çünkü çok önemli olduğuna inandım ve inandırıldım. Artık daha savunmasızız.” sözleriyle değerlendiriyor. Sözleşmeden çekilme kararının erkekler için “artık sözleşme yok, her şeyi yapabilirim” algısı yaratacağına dikkat çeken Taşdemir, toplumsal yankıların hesaba katılmadan alınan bu kararın ve yerine “Ankara Sözleşmesi hazırlanacağı” açıklamalarının mevcut yasaların kadınları korumadığının iktidar tarafından da zımnen kabul edildiğini gösterdiğini kaydediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-67752 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-640x296.jpg" alt="Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin Hayati Önemini ve Tedirginliklerini Paylaşıyor " width="640" height="296" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-640x296.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-1280x591.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/03/20-mart-kadikoy-derya-kap-2-1-1024x473.jpg 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının çalışma alanlarındaki etkisini dair sorularımızı yanıtlayan kadınlardan akademisyen Emine Deniz, çekilmenin hemen ardından Lazarenta ve CEDAW gibi diğer uluslararası sözleşmelerden de çekilme çağrılarından çekilmeye yönetlik taleplerin yükselmesinin eğitim alanında kız çocukları için yaratacağı tehdide dikkat çekerek, “Karar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi veya ev içi bakım hizmeti için okuldan uzak tutulmasını artıracak” diyor. Uzaktan eğitimin pandemi sonrasında süreceğinin açıklanmasını birlikte değerlendiren Emine Deniz, tabloyu “ülkenin kız çocuklarını geride bırakmaya kararlı olduğu” şeklinde yorumluyor.</p>
<p>Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararının kendileri için “yok” hükmünde olduğunu söyleyen Fidan Ataselim, “Kararı Geri Çek, Sözleşmeyi Uygula” sloganıyla çalışmalarını daha yoğun şekilde ve Türkiye’nin dört bir yanında sürdüreceklerin belirtiyor: “Biz bu kararla mücadelemizde de başka bir evreye geçtik; kadınlar nasıl ölümleri pahasına erkek şiddetinden kurtulmak için adım atıyor ve vazgeçmiyorlarsa, biz de bu kararın geri çekilmesi için mücadele devam edeceğiz ve elimizden gelen her şeyi yapacağız.”</p>
<p>23 Mart 2021 tarihinde Türkiye’de bir gün içinde 6 kadının öldürüldüğünü hatırlatan Ataselim, “bu kadar kadın cinayeti, tecavüzler tacizler artmışken, kadınları değil bir avuç kadın düşmanını dikkate alan” hükümetin kararına karşı, Taksim Meydanı’nda olduğu gibi kadınlara kapalı olan, gösterilere izin verilmeyen her yerde gösteri yapacaklarını kaydediyor. 23 Mart 2021 tarihinde Taksim Meydanı’nda yaptıkları eylemin kolluk güçleri tarafından ablukaya alındığını kamuoyunun gördüğünü; “yaşamak isteyen kadınlar için seferber olmayan ilgililerin, gösteri yapan kadınları engellemek için seferber olduğunu” söylüyor.</p>
<p>“LGBTİ+’ları da korumakla yükümlü olmasına rağmen LGBTİ+’ları “yok” sayan bir siyasi ortamda”, LGBTİ+’ların gündemini, haklarını, sözlerini medyaya taşımaya ve toplumsal cinsiyet eşitliğini, çeşitliliğini anakımlaştırma çabalarını sürdürdüklerini kaydeden Aslı Alpar, nefret söylemi ve nefret suçlarının Türk Ceza Kanunu’nda suç olmadığını, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin anayasal güvence altında bulunmadığını hatırlatıyor. Bu hukuki düzlemde ve siyasi ortamda, Türkiye’de LGBTİ+’ların en temel insan haklarının ihlal edildiğini, cezasızlık nedeniyle nefret cinayetlerinin arttığını söyleyen Alpar, uygulanmamış olsa bile “LGBTİ+’ların haklarını adıyla anan yasal bir zemin olan İstanbul Sözleşmesi kaldırılması sonrası, kendilerine düşen görevin “insan hakları mücadelesini daha güçlü ve bir arada sürdürmeye devam etmek” olduğunu kaydediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/03/29/kadinlar-istanbul-sozlesmesinin-oneminde-ortaklasiyor/">Kadınlar İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin Öneminde Ortaklaşıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
