<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>soykırım arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/soykirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/soykirim/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Dec 2018 17:07:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>soykırım arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/soykirim/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Surp Giragos Ermeni Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gafur Türkay: Sur’un ruhuna &#8216;el-fatiha&#8217; çoktan okunmuş</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/25/surp-giragos-ermeni-vakfi-yonetim-kurulu-uyesi-gafur-turkay-surun-ruhuna-el-fatiha-coktan-okunmus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 May 2017 14:58:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Amed]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Baydemir]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[Surp Giragos Ermeni Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Surp Giragos Ermeni Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15062</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Ben gidip Sur’un o halini gördükten sonra… O ruh o kadar bitmiş ki, orayı o halde görmüş biri olarak sersemlemiş vaziyetteyim&#8221; Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesi 25 Mart 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından “afet yasası” kapsamında riskli alan ilan edildi ve “acele kamulaştırma kararı” kapsamında kamulaştırıldı. İsmiyle müsemma bu karar, birçok özel mülkün yanında vakıf mülklerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/25/surp-giragos-ermeni-vakfi-yonetim-kurulu-uyesi-gafur-turkay-surun-ruhuna-el-fatiha-coktan-okunmus/">Surp Giragos Ermeni Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gafur Türkay: Sur’un ruhuna &#8216;el-fatiha&#8217; çoktan okunmuş</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>&#8220;Ben gidip Sur’un o halini gördükten sonra… O ruh o kadar bitmiş ki, orayı o halde görmüş biri olarak sersemlemiş vaziyetteyim&#8221;</strong></h3>
<p>Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesi 25 Mart 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından “afet yasası” kapsamında riskli alan ilan edildi ve “acele kamulaştırma kararı” kapsamında kamulaştırıldı. İsmiyle müsemma bu karar, birçok özel mülkün yanında vakıf mülklerini de kapsam içine alıyordu. Acele kamulaştırma kararına karşı bugüne kadar Danıştay’a yapılan başvurulardan sadece birinden sonuç alınabildi. Danıştay, Surp Giragos Ermeni Kilisesi hakkındaki acele kamulaştırma kararı için yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Kilisenin yeniden ibadete açılmasından çatışmaların başlamasına, çatışmalar nedeniyle kiliseden mahrum kalınmasından işleyen sürecin nereye vardığına kadar Diyarbakır Ermenilerinin hissiyatını Surp Giragos Ermeni Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gafur Türkay ile konuştuk</p>
<p><strong>-Surp Giragos Kilisesi’nin yıkık hali restore edilerek 2012’de ibadete tamamen açıldı ve o tarihten itibaren kilisede Paskalya bayramları kutlanmaya başlandı. 30 seneden sonra orada kilisenin ayakta kalmış olması, Paskalya’yı kilisede kutluyor olmak nasıl bir duyguydu?</strong></p>
<p>Diyarbakır Ermeniler açısından çok mühim bir yer. İki bin yıl önce Dikranagerd ismiyle Ermenilerin başkentiydi. Yine 1900’lerin başında Diyarbakır nüfusu yüzde 60 Hristiyan yüzde 40 Müslüman’dır ve bu Hristiyanların da yüzde 90 ila 95 kadarı Ermenidir. Artık herkesin bildiği malum ve uzun hikâyeden sonra 80’li yıllarda birkaç Ermeni aile kalmıştı Diyarbakır’da. 90’lı yıllarda faili meçhul olayların yoğunlaşmasıyla birlikte kalan birkaç Ermeni aile de göçünce kilise de sahipsiz kaldı, herhangi bir etkinlik olmuyordu ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Kiliseyi onardıktan sonra bazı ilkleri de yaşadık. Paskalyaları yapmaya başladık. Ayinler, vaftizler yapılmaya başlandı. Her şeyden önemlisi de 100 yıldır Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nde çan kulesi yoktu, çan çalmıyordu. Malum, 1914-15 yıllarında mevcut çan kulesi yıldırım çarpması sonucu yıkılıyor. O Ermeni Soykırımı hengamesinde bile cemaat yeniden, çok iyi bir mimari ile bir çan kulesi yapıyor. O güzelim çan kulesi, cami minarelerinden yüksek olduğu bahanesiyle 1916’da top atışı ile yıkılıyor. 100 yıldır çan kulesi yoktu,  projenin bir parçası da kilise onarımıyla birlikte çan kulesini yapmaktı. 1914’de yıkılan, soğan başlı dediğimiz Rus mimarisini andıran çan kulesini yapmıştık ve 100 yıl sonra çan sesi geliyordu oradan. O, bizim için en önemli işlerden bir tanesiydi.</p>
<p><strong>-Bu kadar yıkım ve yalnızlıktan sonra bu ilkleri yaşarken sizlerin duyguları nasıldı ve Diyarbakır halkı bu gelişmelere nasıl bakıyordu, nasıl reaksiyon veriyordu?</strong></p>
<p>Geçmişte biliyorsunuz Ermenilere karşı olumsuz tepkiler, ötekileştirmeler vardı. Gâvur, Gavur Mahallesi falan oradan geliyor. Ama biz kilisenin restorasyonuna başlarken vakıf yönetimi olarak kurumları ziyaret etmiştik. Mesela Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne, Valiliğe, Büyükşehir Belediyesi’ne, Sur Belediyesi’ne gittik, tabii maddi-manevi destek de talep ettik. Büyükşehir ve Sur Belediye Başkanları (Osman Baydemir ve Abdullah Demirbaş) bu restorasyonun çok iyi olacağını, şehrimize yeni bir ruh katacağını, buranın sahiplerinden Ermenilerin yaşamın bir parçası olacağını ve dolayısıyla bunu önemsediklerini ve dolayısıyla maddi-manevi destek vereceklerini söylediler. Sağ olsunlar o dönem bazı din âlimlerini topladılar ve hem Ermenilere ait bir mabet yapılacağını hem de şehrin eski sakinlerinin yeniden yaşamın bir parçası olacağını anlattılar ve onlardan da bu konuda destek istediler. Bu ilişkiler çok etkili oldu ve en azından o cenahtan herkesin bakış açısı olumlu oldu. Bu işin manevi boyutuydu ama maddi yönden de destek oldular. Projenin toplam maliyeti 5.5 milyon TL idi, 1 milyon TL’sini Büyükşehir Belediyesi, Osman Baydemir başkanlığında karşıladı. Geri kalan 4.5 milyonu dünyadaki Ermeni cemaatlerinden, diasporadan topladık. Bütün bu süreç maddi-manevi çok olumlu geçti. Geldiler, destek oldular. Kilisemizi günde 500-600 kişi ziyaret ediyordu.</p>
<p><strong>-Çözüm Süreci’nin olumlu havası herkese yansıyordu ve kilisenin en aktif zamanları da bu sürece denk geldi. Sonra süreç bozuldu ve çatışmalar başladı. Hem şehrin esas merkezi olan Sur çatışma alanına dönüştü hem de Surp Giragos Kilisesi çatışmaların tam ortasında kaldı. O süreç sizin açınızdan nasıl geçti? Biz o süreçte alana hiç giremedik ama siz bazen özel izinlerle girip kiliseyi görebildiniz sanırım. Kilise ne durumda?</strong></p>
<p>Evet, ‘barış sürecinin’ getirdiği yumuşamanın az önce söylediklerime çok olumlu katkısı oldu. Çünkü tüccarı, esnafı, halkı, herkes biraz rahatlamıştı. Ama yeniden başlayan silahlı sürecin her şeye etkisi olduğu gibi bizim yaşam alanımızı da etkiledi. Yaşadığımız hayat, nefes alıp verebildiğimiz alanlar yerle bir oldu. En çok etkilenen de biz olduk çünkü, yaklaşık iki sene oldu ve bu süre zarfında ne Paskalyamızı ne ayinlerimizi, ne yılbaşı kutlamamızı, hiçbir şeyimizi yapamaz olduk. Çünkü Gregoryen Ermenilerin yaşam alanı kilisenin ta kendisidir. Sohbetini de orda yapar, çocuğunu da orada evlendirir, nikahını da orada yapar, vaftizini de yapar, bayramını seyranını her şeyini orada yapar. Bu iki sene bizim için hayat kesintiye uğradı. İki senedir sıfırlandı hayatımız, 2010 öncesine döndük.</p>
<p>Valilikten aldığımız özel izinlerle oraya bir iki kere girdik. Onları sorarsanız maalesef artık Sur diye bir yer yok. 7-8 bin yıl birçok kültüre ev sahipliği yapmış, o kadar tarihi geçmişi olan o şehir maalesef yok.</p>
<p>O alanda dört tane kilise var. Üç tanesi Ermenilere ait, bir tane Keldanilerindir.  Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan Kiliseleri var, bunların tapusu devlette. Devlet onları daha önce onarmıştı ve halı atölyesi ile kadın merkezi olarak kullanıyordu. Onların ikisi de yıkılmıştı, şimdi devlet yeniden onarıyor, biraz camiye benzetilerek olsa da. Hatta Protestan Kilisesi mimarisinden çok farklı olarak, neredeyse tamamen cami olarak inşa edilmiş. Surp Giragos’un duvarı, çatısı, çan kulesi duruyor bu bizim için büyük bir teselli ama geri kalan her şey tarumar edilmiş. Muhtemeldir ki, uzun bir süre karakol olarak kullanılmış. Duvarlarda yazılar vardı ilk gittiğimde ama sonradan silmişlerdi, izi kalmış. İşte bir asker selam gönderiyor ailesine falan. Ama kurşun izleri falan hep duruyor duvarlarda. İçindeki malzemeler paramparça edilmiş. Vakıf bürosu olarak kullandığımız bir oda vardı, içine girilmiş, bütün mobilya ve evrakları paramparça etmişler. Kitap ve hediyelik eşya satan bir bölümümüz vardı, oradaki materyallerle birlikte yakmışlar. Ciddi bir hasar var.</p>
<p><strong>-Bakanlar Kurulu, Suriçi’ni geçen yıl “acele kamulaştırma” kararı ile kamulaştırdı biliyorsunuz. Surp Giragos Kilisesi de dâhildi bu kamulaştırma alanına. Sonra sizin başvurunuz üzerine Danıştay kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. Süreci biraz anlatır mısınız, ne durumda şimdi?</strong></p>
<p>Geçen yıl bu karar alındığında Sur’un yaklaşık yüzde 80’ni kamulaştırılmıştı. Büyükşehir Belediyesi, baro, birkaç kurum daha duruma itiraz etti ama şimdiye kadar bizim başvurumuz dışında hiçbiri karara bağlanmış değil. Ama fiiliyatta karara bağlanan ile bağlanmayan arasında bir fark yok, hepimiz aynı durumdayız, kullanamıyoruz. Neticede Surp Giragos için ‘evet’, yürütme durduruldu. Biz kilisemizi ne zaman kullanabileceğimizi sorduğumuzda -zaten hala yıkım sürüyor orada ve oraya kimseyi sokmuyorlar- orada bize bir tarih vermiyorlar.</p>
<p><strong>-Önümüzdeki süreçte sivil toplumun, kamuoyunun üzerine düşen ne var? Surp Giragos için yürütmenin durdurulması kararı verilmesine rağmen mekanlarınıza giremiyorsunuz hala, bu noktada hak örgütlerinden, sivil toplumdan, Diyarbekir kamuoyundan nasıl bir beklentiniz var?</strong></p>
<p>İnanın şu anda nasıl bir cevap vereceğimi de bilmiyorum. Niye biliyor musunuz? Ben gidip Sur’un o halini gördükten sonra… Sur’un ruhuna el-fatiha, çoktan okunmuş yani. Bu sözlerimden ‘tamam artık, yıktılar, öyle bırakalım’ anlaşılabilir, bir aktivist olarak her zaman bir şeyler yapılmasından yanayım ama yani o ruh o kadar bitmiş ki orayı o halde görmüş biri olarak sersemlemiş vaziyetteyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/25/surp-giragos-ermeni-vakfi-yonetim-kurulu-uyesi-gafur-turkay-surun-ruhuna-el-fatiha-coktan-okunmus/">Surp Giragos Ermeni Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gafur Türkay: Sur’un ruhuna &#8216;el-fatiha&#8217; çoktan okunmuş</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Aktaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 May 2017 11:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İHD]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu’nun Sürgünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhat Kentel]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Uras]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek. Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayal Etkinlik&#8217;in &#8216;Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı&#8217; vesilesiyle düzenlediği etkinlik tüm soykırım/sürgün mağdurlarının acılarının tanınması için bir çeşit çağrı niteliğinde; bir ihtimal daha var, o da sükûtun sessizliğine artık bir son vermek.</strong><span id="more-14855"></span></p>
<p>Cem Yıldız’ın “İmkansız Aşk” adlı şarkısının sözleriydi üstteki başlığın ilk kısmı. Adı üzerinde imkansız aşkı anlatıyordu. Hayal Etkinlik’in düzenlediği “<a href="https://www.sivilsayfalar.org/cerkes-surgununun-153-yilinda-anadolunun-surgunleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın 153. yılı</a>” başlıklı etkinlik, edindiğim izlenimler  ve yaptığım mülakatlar tam da bu başlığa uygun düşüyordu. Zira Türkiye toplumu devletiyle beraber hala geçmişiyle yüzleşmiş değil ve geçmişle yüzleşmedeki bu imkansızlık, aslında yarını inşaa etmeyi de imkansız kılıyor. Üstelik toplumda da  hafızalar arasında öncelikler, hiyerarşiler, “ama ve nedenler” oluşmuş durumda. Başka bir dille söylersek herkes kendi acısına ağıt yakıyor ya da kendi acısını tanınır kılmak istiyor. Zaten Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’in de açılış konuşmasında dile getirdiği gibi “Bu topraklar fazla acı biriktiren topraklar. Ne yazık ki, bu acıların yarattığı çok ciddi hatıralar da var hafızalarda. Artık biz bu acıları kendi içimizde cemaatleşerek yaşamayalım ve hep beraber paylaşarak acımızı iyileştirelim.”</p>
<p>Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlikte “soykırım/sürgün” temalı birçok sanat eseri mevcut. Eserler özel olarak Çerkes Soykırımı’ndan çok, üstbaşlık olarak soykırım temasına odaklanmış. Duvara yansıtılan projeksiyonda ise her ne kadar sürgündeki Çerkes ailelere ait fotoğraflar gösterilse de, fon müziğinde sürgün/soykırıma uğramış farklı halklara ait kendi dillerindeki ezgiler duyulabiliyor.</p>
<figure id="attachment_14857" aria-describedby="caption-attachment-14857" style="width: 351px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-14857" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4447.jpg" alt="" width="351" height="263" /><figcaption id="caption-attachment-14857" class="wp-caption-text">Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem Türk</figcaption></figure>
<p>Organizasyonu düzenleyen Hayal Etkinlik’in kurucusu Kelemet Çiğdem’le başlıyoruz ilk olarak etkinlik hakkında konuşmaya. Çiğdem, Kafkasya’dan sürülmüş bir Çerkes kızı olarak bir sorumluluk hissettiği için böylesi bir etkinliğe imza attığını söylüyor sözlerinin başında. Etkinliğin hedefini ise “Bu topraklar çok ciddi sürgün ve soykırımları taşıyan topraklar. Dolayısıyla bizim artık bunları kendi içimizde değil de, ‘diğerleriyle, ötekilerle’ konuşmamızın vakti çoktan geldi” diyerek belirtiyor. Türkiye’yi oluşturan halkların çoğunun sürgüne maruz kaldığını hatırlatarak, halklar arasındaki iletişimsizliğin nedenini soruyoruz. Çiğdem “Ben bunu  konuşmamaya bağlıyorum. Kendi korkularımız var ve o korkularımızın içine hapsolmuşuz. Çok ciddi kalıplar var ne yazık ki ve  o kalıpları aşmakta zorlanıyoruz. O kalıpları bir araya gelip konuşarak aşacağımızı düşünüyorum. Aslında bir yandan şunun da çok farkındayız; gündelik hayatta sanki hiç sorun yokmuş gibi davranıyoruz fakat ufak bir kıvılcım olduğunda ciddi sorunlar yaşayan insanlar gibi davranıyoruz. Bunu aşmanın yolu bence bir araya gelip konuşmak. Ağır ama benzer hafızalar taşıyan insanların birbirini duymalarını ve iyileşebilmelerini dilemiştik Hayal Etkinlik olarak. Ve bugün bu salonda çok çeşit insan var olduğunu görüyorum” şeklinde cevaplıyor.</p>
<p><strong>“Soykırımlarda ‘benimki’ yoktur”</strong></p>
<figure id="attachment_14861" aria-describedby="caption-attachment-14861" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14861" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_4451.jpg" alt="" width="288" height="216" /><figcaption id="caption-attachment-14861" class="wp-caption-text">Sanatçı Çetin Yılmaz</figcaption></figure>
<p>Etkinlikte eserleri yer alan Çetin Yılmaz’la da konuşuyoruz. Yılmaz, Çerkeslerin Kaberdey boyundan. Eserlerinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda “Soykırım, sürgün benim bir parçam” ifadelerini kullanarak &#8216;geçmişime yolculuğumun sonucunda çıkan işler bunların hepsi&#8217; diyor. Yılmaz’a eserlerinde neden sadece Çerkes soykırımına değil de ana tema olarak soykırım üzerine yoğunlaştığını sorduğumuzda ise “Bana sorarsanız dünyanın en büyük trajedisi Çerkes soykırımıdır. Ama bir Yahudiye sorarsanız Hitler’in yaptığı Yahudi soykırımı diyecektir. Ya da bir Kürt vatandaşa sorarsanız en büyük acıyı Saddam yaşatmıştır onlara. O yüzden herkesin acısı ve soykırımı büyüktür. ‘Benimki’ diye bir şey yok, olmamalıdır. Ben de, bir sanatçı olarak ne benim düşüncemde ne de işlerimde sınırlar olmamalı, bütün dünyaya hitap edebilmeli diye düşündüm. O yüzden sadece tek bir kitleyi, ırkı ya da milleti, yani Çerkesleri konu olan bir şey değil, daha genel bir söylemde bulunmak istedim acılar ve soykırım üzerine ve o şekilde çıktı bu işler. Yani insanı temel almak istedim. İnsanın, insana dair güzel şeylerin yok edilmesini bence dünyadaki en büyük acıdır. O yüzden bir sanatçı olarak onu dile getirmek istedim” şeklinde yanıtlıyor.</p>
<p>“<strong>İnsanlar birbirlerinin acılarını tanırsa devletin onayına muhtaç olmaz”</strong></p>
<figure id="attachment_14856" aria-describedby="caption-attachment-14856" style="width: 275px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-14856" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3087.jpg" alt="" width="275" height="206" /><figcaption id="caption-attachment-14856" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Ferhat Kentel</figcaption></figure>
<p>Etkinliğe katılan başka isimlerle de konuşuyoruz. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhat Kentel. İlk defa tüm  mağdur halkların bir arada anıldığını anımsatarak etkinlik hakkındaki düşüncelerini soruyoruz. Kentel sözlerine başlarken Türkiye’de kendi içine kapanmış cemaatlerden oluşan bir toplum yaşadığını belirterek  “Herkesin kendi derdi var. Bu dertler muhtemelen çok yüksek seviyede seyrettiği için kimsenin başkalarını duymaya mecali bile kalmıyor yani insanları biraz anlayışla karşılamak gerekiyor galiba. Ama herkes kendi içine kapandıkça  ne kendisi iyileşiyor ne de başkalarının iyileşmesine katkı sağlayabiliyor. Yani başkalarını duymuyor, halbuki başkaları da ‘duy beni, duy beni’ diye çağırıyor. Dolayısıyla şimdiye kadar herkes kendi acısını bir şekilde anlatmaya çalıştı ama galiba ilk defa böyle bir etkinlik yaratıldı. Yani Çerkesler kendi başlarına, Ermeniler kendi başlarına dertlerini anarlardı. MAZLUMDER, İHD gibi bir takım sivil toplum örgütleri dernekler vs. ‘birbirimizin derdini duyalım’ falan derlerdi. Ama galiba  bu anlamda benim yaşadığım soykırım, sürgün var ama başkasının yaşadığı da var diyen faaliyet oluyor. Bu açıdan benim inanılmaz bir saygıyla izlediğim bir etkinlik. İnşallah insanlar birbirini duyar, güzel bir etkinlik ve karşılaşma olur” diyerek etkinlik hakkındaki düşüncelerini dile getiriyor.</p>
<p>Kentel’e her mahallenin kendi sivil toplumu olduğunu ve diğer mahalleler söz konusu olduğunda duyarsızlaştıklarını, bu konuda sivil toplumun üzerine düşen görevlerini sorduğumuzda ise  “Bu aslında bir tür sivil toplumun alternatif üretme çabası diyebiliriz. Bu etkinlik pekâlâ örnek olabilir başka dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşlarına. Aslında mesele sadece etnik, dinsel, cemaat meseleleri de değil yani benimki kültürel toplum seninki kültürel toplum, duyalım birbirimizi meselesi değil. Ayrıca başka şeyleri kurmak gerekiyor, örnek vermek gerekirse, sınıf meseleleri, özellikle şimdi bu kapitalizm denen düzen biraz ortalığı dağıtıyor, insanlar belki o yüzden kendi kimliklerine sarılıyorlar. O zaman şunu duymak lazım: Dünya kadar insan işinden gücünden atılıyor yok KHK oluyor, yok Tuzla’daki tershanede deney için insanlar öldürülüyor. Dolayısıyla bu Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik vs. değil.  İşte, bir takım insanlar açlıkla, ölümle karşı karşıya kalıyor sadece yaşadıkları iş ve sınıf süreçlerinden. Dolayısıyla duyulması gereken şey sadece başkalarının sürgünü de değil, hepsini duymamız gerekiyor. Sivil toplum bütün bunlara kulağını uzatmak zorunda” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Kentel ayrıca bir arada yaşamı kurmak için devletten çok topluma daha çok iş düştüğünü de belirtiyor konuşmamızda. Kentel, “tanımak, bilmek, konuşmak sorun değil ama burada devletin ne yapacağından çok toplumda yaşayan bireylerin, insanların toplulukların galiba birbirlerini tanımaları daha önemli” ifadelerini kullanarak “insanların birbirlerinin acılarını tanıması halinde devletin onayına muhtaç olmadığını ve ancak başkalarının hikayelerinin duyulabilmesi, acılarının paylaşılabilmesi halinde  bir arada yaşanabilir bir toplum olunabileceğinin&#8221; altını çiziyor.</p>
<p><strong>Geleceği kurmak için geçmişle yüzleşmek şart</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan diğer bir isim ise İstanbul eski milletvekili Ufuk Uras. Uras, bir hafızanın kendisini ifade etmesinin çok önemli olduğunu söylüyor sözlerinin başında. Amnésie (hafıza kaybı) ile amnesty (af) arasında etimolojik bir ortaklık olduğuna işaret eden Uras “Hafızamızı yenileyebilelim ki, olanları affetmeyelim. Bizim bildiğimiz her şeyi toplumun bildiğini varsayıp bunları geciktiriyoruz, öyle değil yani birçok insan kendi tarihiyle ne yüzleşiyor ne yüz göz oluyor ne de yüzsüzleşiyor, böyle iki arada bir derede gidiyor. O açıdan tabii çok kamusal bir faydası var” diyor etkinlik için.</p>
<figure id="attachment_14858" aria-describedby="caption-attachment-14858" style="width: 237px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-14858" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/IMG_3096.jpg" alt="" width="237" height="178" /><figcaption id="caption-attachment-14858" class="wp-caption-text">TBMM 23. Dönem İstanbul milletvekili Ufuk Uras</figcaption></figure>
<p>Uras toplumların yaşadıkları acılar arasında da bir hiyerarşi kurulmaması gerektiğini de belirtiyor. Ufuk Uras “Mağduriyetin nesnelleştirilmemesi, mağduriyet hiyerarşisi oluşturmamak lazım. Herkesin acısı kendisine de diyebileceğimiz bir şey değil. Bu aslında geçmişle ilgili bir tema olmaktan çok geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizle ilgili bir şey” diyerek toplum için geçmişle yüzleşmenin geleceği kurmada ne denli önemli bir faktör olduğuna vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Sonuç yerine…</strong></p>
<p>Yahya Kemal’in dediği  gibi “geçmişi mazide olan âtîyiz”. Ve nasıl bir gelecek kuracağımız geçmişle, hafızamızla kurduğumuz ilişkiyle yakından ilgili. Böylesi bir etkinlik farklı dillerde ortak acıları hiyerarşi kurmadan anlamamıza olanak sağlıyor. 22 Mayıs’a kadar sürecek etkinlik toplumun yaralarını sarmada hepimize yardımcı olacaktır. Son olarak yine aynı şarkının sözleriyle bitirelim, birbirimizi dinlemediğimiz, acılarımızı paylaşamadığımız bir mekan ve zamanda; Çığlık atsam sessiz/Sussam yine çaresiz/ Gölgeler içindeyim…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/21/sen-imkansizsin-sensizlik-imkansiz-acilari-ortaklastirmak/">Sen İmkânsızsın, Sensizlik İmkânsız: Acıları Ortaklaştırmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
