<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sivil toplum arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplum/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Mar 2026 13:31:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>sivil toplum arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/sivil-toplum/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Sivil Çatlaklar&#8221;dan Buluşma Daveti</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2026/03/04/sivil-catlaklardan-bulusma-daveti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 13:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Çatlaklar]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=88010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecek hafta 12 Mart'ta "19 Mart'tan Bu Yana Ne Alemdeyiz" başlıklı etkinliklerine tüm sivil toplumcuları davet ediyorlar. Sivil Çatlaklar'da ortak çalışmalar için nasıl ilerlenebileceğine dair de konuşmayı hedefliyorlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2026/03/04/sivil-catlaklardan-bulusma-daveti/">&#8220;Sivil Çatlaklar&#8221;dan Buluşma Daveti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde &#8220;Sivil Çatlaklar&#8221; ismiyle yeni bir oluşum sosyal medyada kendini duyurdu.</p>
<p>&#8220;Biz Kim Değiliz?&#8221; başlıklı metinlerinde oluşum kendisini şöyle anlatıyor:</p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Sivil Çatlaklar, bir grup sivil toplumcu tarafından kuyuya atılan bir taş.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Büyük sözler yok…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm sorunlara çözüm derdi de, niyeti de yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece sivil toplumun şu anki durumundan rahatsızız,</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye bir yangın yeriyken, her gün yeni bir karmaşaya uyanırken, sivil toplumun sessiz kalmasından rahatsızız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve bizi bağlayan rahatsızlıklarımızı söylemek için bir aradayız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her yaraya merhem değiliz. Büyük cümlelerin insanı hiç değiliz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ama yerimizde oturup söylenmekten başka bir şey yapmayan kimseler de değiliz, en azından olmak istemiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz de sivil toplumdayız. Zorlukları biliyoruz. Çaresizlik hissini de çok iyi biliyoruz. Ama sivil toplumda çalışmaya, üretmeye başladığımız zamanlardaki naifliğimizi de geri istiyoruz. Kurumların ağırlıklarını gövdemizden sektirip kendimize, çözüm getirmeyi hayal ettiğimiz sorunların kaynak nedenlerine cesurca bakabilmek, “öyle de Türkiye’de bu iş öyle yapılmaz” bakışlarıyla sözlerimizi dizginlememek istiyoruz. Türkiye’de cidden bir işe yarayacak bir sivil toplumu özgürce hayal etmek istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada ve Türkiye’de yaşananlar yolumuza koyulan koskoca bir kaya gibi. Biz bu kayayı ortadan kaldırmak ve yolumuza devam etmek için gerekli olan tüm araçlara sahip değiliz. Ama bu kayanın bir çatlağından sızar, içine dolar ve yavaş yavaş ama kararlı bir şekilde kayanın parçalara ayrılmasına bir katkı sunarız diye hayal ediyoruz. </span></p></blockquote>
<p>Gelecek hafta 12 Mart&#8217;ta &#8220;19 Mart&#8217;tan Bu Yana Ne Alemdeyiz&#8221; başlıklı etkinliklerine tüm sivil toplumcuları davet ediyorlar. Sivil Çatlaklar&#8217;da ortak çalışmalar için nasıl ilerlenebileceğine dair de konuşmayı hedefliyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Etkinlik tarihi: 12 Mart 2026</p>
<p>Saat: 20.00</p>
<p>Çevrimiçi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Katılım için formu doldurabilirsiniz: <a href="https://forms.gle/weaPdb33MGouP7hP8">https://forms.gle/weaPdb33MGouP7hP8</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2026/03/04/sivil-catlaklardan-bulusma-daveti/">&#8220;Sivil Çatlaklar&#8221;dan Buluşma Daveti</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Nedir, Ne İşe Yarar? &#8211; 18 Aralık 19.30’da Çevrimiçi Toplantı Çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/01/sivil-toplum-nedir-ne-ise-yarar-18-aralik-19-30da-cevrimici-toplanti-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87852</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Sivil Buluşmalar” serisinin ilk buluşmasının konusu: Sivil Toplum Nedir, Ne İşe Yarar?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/01/sivil-toplum-nedir-ne-ise-yarar-18-aralik-19-30da-cevrimici-toplanti-cagrisi/">Sivil Toplum Nedir, Ne İşe Yarar? &#8211; 18 Aralık 19.30’da Çevrimiçi Toplantı Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası geçen sene 19 Mart sonrasında faaliyetlerine </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/28/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-gerceklestirdi/"><span style="font-weight: 400;">başlamıştı</span></a><span style="font-weight: 400;">. Yaz döneminde faaliyetlerine ara veren kampanya tekrar yola çıkmaya hazırlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de demokrasinin en çok konuşulduğu dönemde sivil toplumun bu tartışmaların merkezi bir parçası olmadığı aşikar. Ancak bunu tersine çevirmek için geç değil. Kampanya, sivil toplumun temel meselelerini masaya yatırarak sivil toplumun, demokrasinin olması gerektiği gibi vazgeçilmez bir parçası olması için neler yapmalıyız sorusu üzerine düşünmeye çağırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu amaçla gerçekleştirilecek “Sivil Buluşmalar” serisinin ilk buluşmasının konusu: </span><b>Sivil Toplum Nedir, Ne İşe Yarar?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buluşmada önce YADA Vakfı’ndan Rümeysa Çamdereli ve Ceylan Özünel, kurumun 2023 yılında tamamladığı “Sivil Toplum Gelişim Endeksi” çalışmasının sonuçlarını paylaşacak. Buradaki çerçeveden yola çıkarak sivil toplumun Türkiye’de var olan durumu ve buradaki temel eksiklere yönelik tüm katılımcılarla ortak bir tartışma yürütülecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tartışmanın bir parçası olmak, sivil toplumun “olması gerektiği gibi” olması için emek vermek isteyen tüm aktivistleri, sivil toplumcuları, akademisyenleri ve tüm sivil aktörleri bu çevrimiçi buluşmaya davet ediyoruz.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarih: 18.12.2025</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Saat: 19.30</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zoom linki katılım formunu dolduran kişilere iletilecektir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katılım linki: </span><a href="https://forms.gle/jeJ2MXDHFBM22vU99"><span style="font-weight: 400;">https://forms.gle/jeJ2MXDHFBM22vU99</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/12/01/sivil-toplum-nedir-ne-ise-yarar-18-aralik-19-30da-cevrimici-toplanti-cagrisi/">Sivil Toplum Nedir, Ne İşe Yarar? &#8211; 18 Aralık 19.30’da Çevrimiçi Toplantı Çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Dönemi Fon Kesintileri Sonrası Türkiye’de Sivil Toplum Ne Durumda?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/11/13/trump-donemi-fon-kesintileri-sonrasi-turkiyede-sivil-toplum-ne-durumda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilsu Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 11:03:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Fon Kesintileri]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir kuruluşun fonu kesilmese bile, diğerlerinin finansal kaynaklarının azalması, çalışma sürelerinin kısalması veya istihdam kaybı tüm sistemi etkiliyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/11/13/trump-donemi-fon-kesintileri-sonrasi-turkiyede-sivil-toplum-ne-durumda/">Trump Dönemi Fon Kesintileri Sonrası Türkiye’de Sivil Toplum Ne Durumda?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en büyük insani yardım donörü olan Amerika Birleşik Devletleri bir gün aniden çok sayıda projeye finansman desteğini kesseydi ne olurdu? Milyonlarca insan için hayati öneme sahip olan bu devasa yardım mekanizması bir anda dursa, dünyanın kırılgan bölgeleri nasıl bir krize sürüklenirdi? Bu senaryo, ikinci Trump hükümetinin göreve başlamasıyla gerçeğe dönüştü. 20 Ocak 2025’te Trump, en büyük bölümünü ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) fonlarının oluşturduğu ABD dış yardımlarının neredeyse tamamının kesilmesine yol açacak başkanlık kararnamesine imza attı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>. Kararname, mevcut ödemelerin ve yeni taahhütlerin değerlendirilmek üzere 90 gün süreyle askıya alınmasını öngörüyordu. Ardından, birkaç gün içinde USAID, fon sağladığı tüm uygulayıcı ortaklarına çalışmayı durdurma emri veren bir bildiri yayımladı<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>. Şubat ayında Trump, ABD dış yardımlarının USAID fonlarının yaklaşık %90’ını kapsayan ve toplam 60 milyar dolar değerindeki kısmını kalıcı olarak sonlandırma kararı aldığını açıkladı<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ABD Dış İşleri Bakanlığı fonları, IOM ve UNFPA gibi Birleşmiş Milletler organları, mülteci ve göçmenlere insani yardım desteği veren Nüfus, Mülteciler ve Göç Bürosu (PRM) ve küresel çapta birçok sivil toplum kuruluşu bu karardan etkilendi. Mayıs 2025 itibarıyla yalnızca USAID kesintileri dünyadaki sağlık ve kalkınma programlarının %80’ini durdurmakla kalmadı, 233 binden fazla sosyal hizmet çalışanının işsiz kalmasına da yol açtı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a>. Ama fonların geri çekilmesi sadece ABD kaynaklarıyla sınırlı kalmadı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kesintilerin Türkiye’deki sivil toplum çalışmalarını nasıl etkilediğini anlamak için çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çalışanlarıyla görüştüm. Bir insani yardım örgütüne göre, Trump’ın kararları diğer Batı devletleri ve fon sağlayıcılar için bir ilham kaynağı oldu: “Bunu açıkça ifade etmiyor olsalar da, hükümetlerin güvenlik ve ulusal çıkarlar gerekçesiyle peş peşe fonları iptal etmesi Trump’ın kararlarından etkilendiklerini gösteriyor”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’de sivil toplum, Ukrayna savaşının başından beri uluslararası fon kaynaklarının öncelik değiştirmesinden etkileniyordu. Dünyada sağın yükselişi ve Trump’ın son kararları ise, özellikle göçmenler, mülteciler, azınlıklar, kadınlar ve LGBTİ+’larla çalışan örgütler için durumu daha da zorlaştırdı. Örneğin İngiltere Büyükelçiliği, Türkiye’de mültecilere hukuki destek sağlayacak bir projeyi kaynak yetersizliği gerekçesiyle bitirirken; Heinrich Böll Stiftung artık ekolojiye öncelik vereceklerini bildirerek mülteci alanındaki desteğini daraltıyor. Göçmen ve mültecilere barınma ve gıda yardımı sağlayan Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) İzmir’deki ofisinin kapanması ve Türkiye genelinde sağladığı ayni ve nakdi yardımların kesilmesi, örgütlerin ihtiyaç halinde danışanlarını yönlendirebilecekleri güvenli limanları kaybetmeleri anlamına geliyor. Oysa sivil toplumun kaynakları azalırken sahadaki ihtiyaç azalmıyor, tam tersine artıyor. Dünyada süregelen savaşlar ve soykırımlar sebebiyle toplumlar, zorunlu göçün doğurduğu yeni ihtiyaçları tüm şiddetiyle hissetmeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir sivil toplum çalışanı yöneticisi olduğu insani yardım örgütünün değişimini şöyle anlatıyor: “Kesintilerin projelerimiz üzerindeki etkisi %45 oranında oldu. Temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan çok fazla kişiyle karşılaşıyoruz. Bu sene 12 kişiye finansal destek sağlayabildik, ama geçtiğimiz yıllarda bu sayıya neredeyse bir günde ulaşıyorduk.” Bir diğer kadın örgütü ise, kendilerine ulaşan göçmen kadın sayısının ciddi şekilde arttığını söylüyor: “Barınma ihtiyacı olan birçok göçmen kadın, biz barınak değil sığınak desteği verdiğimiz halde, göç örgütlerinden barınma desteği alamadıkları için son çare olarak bize ulaşıyor ya da yönlendiriliyorlar.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden sivil toplum örgütleri için de durum farklı değil. İnsani yardım fonlarının kırılgan gruplara verdiği önceliğin kesildiği bir dönemden geçiyoruz. Bir LGBTİ+ örgütüne göre, fonların hedef kitlesinin değişmesinin sahadaki etkileri büyük: “Kesilen ABD fonları dünyadaki insani yardım fonlarının büyük bir kısmını oluşturuyordu. Fon sağlanan projelerde ulaşılması hedeflenen belirli göstergeler vardı. Örneğin proje LGBTİ+’lar, HIV’le yaşayanlar ve seks işçilerine ulaşmak zorundaydı; güvenli barınma alanı sağlamaya öncelik vermek zorundaydı. Proje uygulayıcıları bu kişilerin kendilerine ulaşmasını beklemeyip onlara hizmet vermeye çalışıyordu. Bu sayede sadece İstanbul, İzmir, Ankara değil, Mardin ve Diyarbakır’da, Türkiye’nin birçok yerinde örgütler ve kurumlar bu gruplara yönelik hassasiyet geliştirmişti. ABD fonları kesildikten sonra, bu kurumların çoğu zaten hak odaklı değil insani yardım odaklı çalıştıkları için, birçok mülteci LGBTİ+, HIV ile yaşayan ve seks işçisi danışanın hizmetlere erişimi kesilmiş oldu.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>USAID’den geriye kalan hibeler acil hastalık vakaları, kıtlık ve benzeri insani krizlerle mücadeleye yönlendiriliyor<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>. Ama devam eden insani yardım fonlarının önceliğinde bahsi geçen risk gruplarının olmaması hak savunucularını endişelendiriyor. “Şu an Türkiye’de HIV’le yaşayanlara ilaç desteği veren kurum sayısı bir veya iki. Onlar da ancak kişi AIDS tablosuna ulaştığında bu desteği vermeye başladılar. Bu durum cinsel sağlık alanında ciddi bir krize yol açtı. Benzer şekilde, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalan biri acilen güvenli bir alana ihtiyaç duyuyor. Fonların kesilmesiyle birçok kurum artık bu hizmeti sağlayamıyor.” Toplumsal cinsiyet alanında çalışan sivil toplum uzmanları fon ve hizmetlerin geçmişte de yetersiz olduğunu söylüyor. Fakat mevcut politik konjonktürde, var olan kaynakların da azaldığı, fon bulmanın zorlaştığı, ihtiyacın ve rekabetin arttığı ve bu alana karşı düşmanlığın giderek daha da çoğaldığı konusunda hemfikirler. Ayrıca göç ve toplumsal cinsiyet gibi alanlarda, özellikle hak temelli çalışmalar yürüten örgütler için alternatif fon kaynaklarına yönelmek de kolay değil. Çünkü birçok fon sağlayıcı, politik çizgisi ve şartları bu örgütlerin temel ilkeleriyle uyumlu olmadığı için seçeneklerin dışında kalıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sivil toplumun kurumları denetleme ve topluma farkındalık kazandırma işlevi göz önünde bulundurulduğunda, insan hakları temelli bakışta yaşanan sarsıntı, azalan kaynakların hem bir nedeni, hem de yeniden ürettiği bir sonucu olarak düşünülebilir. Göç alanında uzman bir sivil toplum çalışanı ve avukat, baroların adli yardım bütçesinin daralması konusunda şunları söylüyor: “Beş sene önce göçmenlerin iltica başvurularının değerlendirilmesi sürecinde yapılan davalamalarda, konuya hak temelli ve ivedilikle yaklaşılması gerektiğini düşünen ondan fazla baro vardı. Adli yardım bütçesinden avukat atamaları yapılıyordu. Şu an ise İstanbul Barosu dahil olmak üzere, barolara bunun neden gerekli olduğunu anlatmak zorundayız. Adli yardım bütçesi daraldığı ve ödemeler çok uzun vadede yapıldığı için sınırlı sayıda atama yapıyorlar. Ama tek sebep bu değil, bakışta da bir değişiklik oldu. Özellikle genel seçim döneminde normalleşen yabancı düşmanlığı, yabancıların adli yardım hizmetlerinden yararlanmasının adil olmadığı yönünde bir kanaat oluşmasına sebep oldu.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir diğer göç örgütü avukatı: “Şu an Geri Gönderme Merkezlerinde kalanlar için adli yardım bütçelerinden atama yapan tek baro İzmir Barosu,” diyor ve ekliyor: “Devletin uygulamaları üzerinde etkin bir şekilde sivil denetim yapan, stratejik davalama ve savunuculuk yürüten grup sivil toplum. Fon kesintileriyle birlikte gelen işten çıkarmalar, derneklerin bazı faaliyetlerine ara vermesi ve bazılarının kapanması, devletin ceberut uygulamalarını da artırıyor ve artıracak. Göç, devletin en keyfi hareket ettiği alanlardan biri. Büyük hukuksuzluklar ve insan hakkı ihlalleri gerçekleşiyor, hiçbir şey kanuna uygun yürütülmüyor ama bir şekilde kılıfına uyduruluyor. Uluslararası mekanizmalara başvurduğumuzda Türkiye hakkında etkin bir soruşturma yürütülmüyor. AİHM Türkiye hakkında bir karar vermek için en az on yıl bekliyor, çünkü Avrupa Birliği de mültecileri istemiyor. Biz on sivil toplum örgütü olarak İl Göç İdaresinin yanlış işlemleri nedeniyle meclise gidip hak savunuculuğu yapıyoruz. Ama bu sayı giderek düşecek ve ilçelerdeki hukuksuzluk büyüyecek.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fon kesintileri, yalnızca sivil toplumdan hizmet alan toplulukları değil, bu alanda çalışan emekçileri de doğrudan etkiliyor. Uluslararası kuruluşlar projeleri askıya aldığında veya finansmanı aniden kestiğinde, yereldeki uygulayıcı kurumlar istihdam, kira ve hizmet sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerini yerine getiremez hale geliyor. Yani fon sağlayıcılar sahadan çekilirken, ortak oldukları sivil toplum örgütlerini projelerin yüklediği sorumluluklarla baş başa bırakmış oluyor. Örneğin “şu tarihe kadar maaş ödeyebileceğiz” duyurusu, projeyi kapatmak için gereken iş ve geçiş süresini bile kapsamıyor. Bunun sonucunda dünyada ve Türkiye’de birçok sivil toplum kuruluşu kapanmanın eşiğine geldi, çalışanlarının önemli bir kısmını işten çıkarmak ya da çalışma günlerini azaltmak zorunda kaldı. Türkiye’de büyük bir işsiz sivil toplum emekçisi kitlesi oluşuyor. Danışan sayısını ve faaliyetlerini aynı oranda kısmak istemeyen örgütlerde ise çalışanların iş yükü ve buna bağlı psikolojik yük giderek artıyor. Sivil toplum alanı, çalışanlarına ne ekonomik ne de siyasi güvence sağlayabilen bir hale geldikçe, deneyimli profesyoneller başka sektörlere kaymaya başlıyor. Bu da, aynı alanlarda fonlar yeniden sağlansa bile, telafisi güç sonuçlar doğuruyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Azınlık hakları alanında çalışan bir vakıf yöneticisine göre, bu durum Türkiye ve dünyada sivil toplumun acil durum mekanizmalarına duyduğu ihtiyacı gözler önüne serdi: “Yarıda kesilen projeler yüzünden deneyimli çalışma arkadaşlarımızı aniden kaybettik. Avrupa Birliği gibi kurumlar bu süreçte kısa süreli acil durum fonları sağlayabilseydi, örgütler istihdam kaybetmeden kaynak geliştirmek için zaman kazanabilirdi. Ama onlar da böyle bir krize hazırlıklı değildi. Bu kriz aynı zamanda sivil toplumu finansal kaynaklar konusunda daha yaratıcı olmaya yöneltebilir; bireysel bağışçılara veya gönüllü yönetimine yönelik çalışmalar yapmak gibi. Sadece ürün satışı (‘<em>merchandise</em>’) yoluyla değil, bilgi birikimini de finansal desteğe çevirmek için yöntemler üretmek zorundayız. Şu anda birçok STK bunun yollarını arıyor; çünkü gördük ki, bu her an başımıza gelebilecek bir durum.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sivil toplum bir yapboz gibi; her parçası yönlendirme ve dayanışmayla işleyen bir sistem. Bir kuruluşun fonu kesilmese bile, diğerlerinin finansal kaynaklarının azalması, çalışma sürelerinin kısalması veya istihdam kaybı tüm sistemi etkiliyor. Kurumlar arası vaka yönlendirmeleri zorlaşıyor; örgütler, kendi başlarına sağlayamadıkları hukuki, maddi veya psikolojik desteği sunması için danışanlarını yönlendirdikleri diğer kurumlardan olumsuz yanıt almaya başlıyor. Ayrıca, proje ortağı oldukları dernek ve vakıflarla yürüttükleri çalışmalardan aldıkları verim de azalıyor. Yine de bu dayanışma ağı, kriz yönetimini kolaylaştıran kaynak, bilgi ve deneyim paylaşımına olanak sağlıyor. Fon kesintilerinin ardından görüştüğüm örgütler, geleceğe dair farklı yollar üzerine düşünüyor. Yarıda bırakılan projelerin getirdiği yükümlülükleri nasıl yöneteceklerini tartışıyor, veya alternatif fon kaynaklarına yönelip yönelmeme ikilemiyle yüzleşiyorlar. Bazılarıysa çözümü yerelleşme çalışmalarını artırmakta görüyor. Tüm zorluklara rağmen Türkiye’de birbirinden güç alan ve dirençli bir sivil toplum, faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> <a href="https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2025/01/reevaluating-and-realigning-united-states-foreign-aid/">https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2025/01/reevaluating-and-realigning-united-states-foreign-aid/</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> <a href="https://research.jhu.edu/wp-content/uploads/2025/02/2025.01.24-USAID-Stop-Work-Order.pdf">https://research.jhu.edu/wp-content/uploads/2025/02/2025.01.24-USAID-Stop-Work-Order.pdf</a></p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> <a href="https://apnews.com/article/trump-usaid-foreign-aid-cuts-6292f48f8d4025bed0bf5c3e9d623c16">https://apnews.com/article/trump-usaid-foreign-aid-cuts-6292f48f8d4025bed0bf5c3e9d623c16</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> <a href="https://www.usaidstopwork.com/">https://www.usaidstopwork.com/</a></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> <a href="https://www.nytimes.com/interactive/2025/06/22/us/politics/usaid-foreign-aid-trump.html?login=google&amp;auth=login-google">https://www.nytimes.com/interactive/2025/06/22/us/politics/usaid-foreign-aid-trump.html?login=google&amp;auth=login-google</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/11/13/trump-donemi-fon-kesintileri-sonrasi-turkiyede-sivil-toplum-ne-durumda/">Trump Dönemi Fon Kesintileri Sonrası Türkiye’de Sivil Toplum Ne Durumda?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplumun Yeniden Düşünmesi Gereken Alan: Kaynak Geliştirme</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/10/23/sivil-toplumun-yeniden-dusunmesi-gereken-alan-kaynak-gelistirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 10:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer kaynak geliştirmeyi yalnızca “maddi destek” arayışı olarak değil, bir topluluk inşası süreci olarak görürsek; kriz dönemlerinde ortaya çıkan geçici dayanışmalar, kalıcı bir toplumsal güce dönüşebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/10/23/sivil-toplumun-yeniden-dusunmesi-gereken-alan-kaynak-gelistirme/">Sivil Toplumun Yeniden Düşünmesi Gereken Alan: Kaynak Geliştirme</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de sivil toplum, bugün yalnızca toplumsal sorunlarla değil, kendi varlığını sürdürme mücadelesiyle de karşı karşıya. Artan ekonomik kriz, daralan fon kaynakları, kısıtlayıcı mevzuat ve kamusal alanın daralması; örgütlerin nefes borularını giderek tıkıyor. Bazı örgütler ofislerini kapatıyor, bazıları çalışanlarını azaltıyor, bazıları ise en temel giderlerini bile karşılayamaz hale geliyor. Ancak asıl sorun, bu tabloya yalnızca “para eksikliği” penceresinden bakmamızda yatıyor.</p>
<p>Yıllardır süren fon (hibe) merkezli yaklaşım, sivil toplumu bir tür proje üretim fabrikasına dönüştürdü. Birçok örgüt için “kaynak geliştirme” ifadesi, yalnızca yeni bir hibe çağrısına başvurmak anlamına geliyor. Oysa kaynak dediğimiz şey yalnızca finansal bir kavram değil. İnsan kaynağı, gönüllü emeği, topluluk desteği, itibarlı ilişkiler ve güven gibi unsurlar da örgütlerin gerçek sermayesini oluşturuyor. Dolayısıyla kaynak geliştirme, sadece fon bulma pratiği değil; örgütsel kültürün, dayanıklılığın ve toplumsal etki kapasitesinin de yeniden inşası anlamına geliyor.</p>
<p>Bugün Türkiye’de birçok sivil toplum örgütü, bağış toplama süreçlerinde mevzuattan kaynaklı engellerle karşılaşıyor. Yardım toplama yasası, izne tabi sistemler, vergi teşviklerinin yetersizliği, şeffaf bağış platformlarının azlığı gibi yapısal sorunlar örgütleri dar bir alana sıkıştırıyor. Bunun sonucunda, örgütler uluslararası fonlara bağımlı hale geliyor; bu da hem bağımsızlık hem de meşruiyet açısından kırılgan bir zemin yaratıyor.</p>
<p>Oysa dünyanın farklı yerlerinde sivil toplum bu döngüyü kırmak için farklı yöntemler geliştiriyor.</p>
<h2>Toplulukla Birlikte Kaynak Yaratmak</h2>
<p>Kenya’da Wangari Maathai tarafından kurulan <strong>Green Belt Movement</strong>, çevre koruma ile kadınların ekonomik güçlenmesini bir araya getiren örnek bir model. Kadın topluluklarının birlikte ağaç dikerek hem gelir elde ettiği hem de doğayı koruduğu bu yapı, kaynak geliştirmeyi toplumun kendi dayanışma potansiyeliyle bütünleştirmiş. Yani fon aramak yerine, topluluğun kendi emeğini kaynağa dönüştürmüş. Bu örnek bize şunu hatırlatıyor: bazen kaynak, zaten yanımızda olan insanlar ve onların bir araya gelme gücüdür.</p>
<p>Benzer bir yaklaşımı Tayland’daki <strong>Mae Fah Luang Foundation</strong> da uyguluyor. Vakıf, dağlık bölgelerde yaşayan topluluklarla birlikte el sanatları, yerel turizm ve sürdürülebilir tarım faaliyetleri yürütüyor. Böylece hem yerel üretimi teşvik ediyor hem de toplumun kendi gelirini yaratmasını sağlıyor. Buradaki modelin özü, “yardım” değil “birlikte üretim”. Bu da bize, yereldeki bilgi, emek ve dayanışma ağlarını birer kaynak olarak görmeyi öğretiyor.</p>
<h2>Bağışçıyla Değil, Toplulukla Bağ Kurmak</h2>
<p>Bir diğer ilham verici örnek, uluslararası sosyal girişim ağı <strong>Ashoka</strong>. Ashoka, yalnızca fon dağıtan bir kurum değil; aynı zamanda dünyayı değiştiren bireyleri, yani sosyal girişimcileri bir araya getiren bir topluluk. Ashoka’nın gücü, kurduğu ağın güvenine dayanıyor. Bağışçılar bu ağa yalnızca para yatırmıyor, aynı zamanda o topluluğun parçası oluyor. <strong>Bu, Türkiye’deki sivil toplumun da yeniden düşünmesi gereken bir mesele: biz gerçekten topluluk mu inşa ediyoruz, yoksa projeler etrafında geçici ortaklıklar mı kuruyoruz?</strong></p>
<p>Çin’deki <strong>China Foundation for Poverty Alleviation</strong> da kaynak çeşitlendirmesi açısından dikkate değer. Vakıf, “fair trade e-commerce” modeliyle kırsal üreticilerin ürünlerini çevrimiçi pazarlarda satmalarını sağlamış. Böylece bağış ve hibeler dışında gelir elde eden, kendi kendine dönen bir sistem kurulmuş. Bu model, Türkiye’de özellikle yerel üreticilerle çalışan STK’lar için uygulanabilir: sivil toplum, yalnızca bir “yardım aktörü” değil, yerel ekonomiyi güçlendiren bir paydaş olabilir.</p>
<h2>Bağımsızlık İçin Çeşitlilik</h2>
<p>Latin Amerika’daki <strong>Pro Mujer</strong> örgütü, kadınlara yönelik mikro finansman, sağlık ve eğitim programlarını birleştirerek kendine özgü bir gelir modeli oluşturmuş. Üyelik aidatları, küçük ölçekli girişimler ve sosyal hizmet gelirleri örgütün finansal sürdürülebilirliğini sağlamış. Bu tür modeller, “gelir üretimi” kavramını sivil alanda yeniden tanımlıyor. Yani fon çekmek kadar, örgütün kendi üretkenliğini artırmak da bir kaynak geliştirme biçimi.</p>
<p>Benzer şekilde, Batı Afrika’da faaliyet gösteren küçük ölçekli örgütler de kendi üyelik sistemleri, bağış ağları ve hizmet temelli gelirleriyle ayakta duruyor. West African Civil Society Institute’un hazırladığı raporlarda vurgulandığı gibi, “donörsüz örgüt, kendi gündemini belirler.” <strong>Bu ifade, Türkiye’deki birçok örgüt için de düşündürücü. Fonların çekilmesiyle savunuculuk alanı zayıflıyorsa, bu durum bağımlılığın sınırlarını da gösteriyor.</strong></p>
<p>Avrupa’da, özellikle Romanya’daki yerel STK’lar, gelir kaynaklarını çeşitlendirerek tek bir donöre bağlı kalmamanın yollarını arıyor. Küçük bağış kampanyaları, yerel etkinlik gelirleri ve özel sektör ortaklıklarıyla ayakta duran bu örgütler, finansal istikrarın küçük adımların toplamından geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Asya’da, Hong Kong ve Endonezya’daki örgütler ise bağışçı ilişkileri yönetimi konusunda dikkat çekiyor. Bu kurumlar, düzenli iletişim, şeffaf raporlama ve gönüllü katılım mekanizmalarıyla destekçilerini elde tutmayı başarıyor. Türkiye’de sivil toplumun da benzer biçimde, bağışçıyla <strong>“bir seferlik ilişki” değil “sürekli etkileşim”</strong> kuran modelleri benimsemesi gerekiyor.</p>
<h2>Birlikte Düşünmek</h2>
<p>Tüm bu örnekler bize şunu gösteriyor: Kaynak geliştirme yalnızca fon aramak değil, örgütün kendi hikayesini nasıl anlattığıyla ilgilidir. Gönüllüler, bağışçılar, üyeler ve yerel paydaşlar bu hikâyenin kahramanlarıdır. Eğer onları sürece dahil edebiliyorsak, zaten kaynak yaratıyoruz demektir.</p>
<p>Ayrıca, Türkiye’nin toplumsal dokusu, dayanışma kültürü açısından büyük bir potansiyel taşıdığını da unutmamak gerekir. Depremler, sel felaketleri, yangınlar gibi kriz anlarında milyonlarca insanın gönüllü seferberliğe katılması, bu potansiyelin ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Fakat bu enerji, genellikle “olağanüstü haller” ile sınırlı kalıyor. Asıl mesele, kriz anlarında ortaya çıkan bu refleksi kalıcı yapılara dönüştürebilmek. Gönüllülüğü, bağışçılığı ve birlikte hareket etme kültürünü yalnızca afet dönemlerinde değil, gündelik hayatın bir parçası haline getirmek gerekiyor.</p>
<p>Belki de sormamız gereken temel soru şu: Biz, sivil toplum olarak kendi hikâyemizi ne kadar iyi anlatıyoruz? Bu hikâyeye kimleri, hangi dille, nasıl davet ediyoruz? Eğer kaynak geliştirmeyi yalnızca “maddi destek” arayışı olarak değil, bir <strong>topluluk inşası süreci</strong> olarak görürsek; kriz dönemlerinde ortaya çıkan geçici dayanışmalar, kalıcı bir toplumsal güce dönüşebilir.</p>
<p>Bugün Türkiye’de sivil alanın en büyük ihtiyacı, tam da bu: dayanışmayı sürekliliğe dönüştürmek, güveni yeniden inşa etmek ve kendi ayakları üzerinde durabilen örgütler yaratmak.<br />
Kaynak geliştirme, belki de yeniden hatırlamamız gereken en insani şeydir: paylaşma, birlikte üretme ve bir arada kalma becerimiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/10/23/sivil-toplumun-yeniden-dusunmesi-gereken-alan-kaynak-gelistirme/">Sivil Toplumun Yeniden Düşünmesi Gereken Alan: Kaynak Geliştirme</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel köyden çoklu krizlere: Dünya nereye gidiyor?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/04/28/kuresel-koyden-coklu-krizlere-dunya-nereye-gidiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Tek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 09:17:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Çoklu krizler]]></category>
		<category><![CDATA[Küresellik]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son 20 yılda dünyanın bu hızlı değişimi sırasında sivil toplum yaşadığımız dünyayı, değişimleri, fırsatları ve tehditleri görebildi mi? Belki de daha önemli soru, sivil toplum bütün bunları umursadı mı? Uzun vadeli değişim stratejileri geliştirmek bir yana, gündelik sorunlara bile yeterli tepki gösterebildi mi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/04/28/kuresel-koyden-coklu-krizlere-dunya-nereye-gidiyor/">Küresel köyden çoklu krizlere: Dünya nereye gidiyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>90’lı yılların ikinci yarısında hangi konuda olursa olsun, bir söz söyleneceği zaman neredeyse her zaman söze “küreselleşmenin dünyayı küçük bir köye çevirdiği bugünlerde” diye başlanırdı. Kelimeler farklı seçilse de ister küresel bir ekonomi forumu, ister bir okul mezuniyet töreni, isterse bir muhalefet toplantısı olsun; zamanın ruhu buydu: Küreselleşme.</p>
<p>SSCB ve Doğu Bloğu ülkelerindeki kendini sosyalist olarak tanımlayan baskıcı devlet kapitalisti rejimler yıkılmıştı. İki büyük kutup arasındaki, “kapitalist batı” ile “komünist blok” arasındaki soğuk savaş son bulmuştu. Artık, dünyada kutuplar olmayacaktı. On yıllardır süren küresel statüko birkaç yıl içinde paramparça olmuştu. Kimileri sadece umutlu değil aynı zamanda heyecanlıydı. Artık kutupların olmaması ve soğuk savaşın sona ermesiyle bütün dünyanın bir araya geleceği düşünülüyordu. Hatta savaşlar yavaş yavaş sona erecek, zamanla sınırlar bile anlamsızlaşacaktı. Bir anlamıyla “tarihin sonu gelmişti”.</p>
<p>Ne var ki, “kutupsuz dünya” çatışmasız bir dünyayı getirmedi. ABD, bu yeni dünya düzeninin kaptan koltuğunu korumak için çaba sarf ederken, Rusya ve Çin ise yeni güçler olabilmek için atağa geçtiler.</p>
<p>Savaşsız bir dönem olacağı müjdelenen bu yeni dönem çok kanlı başladı ve çok kanlı devam etti. Bu yeni dönem; Balkanlar, Afrika, Ortadoğu başta olmak üzere bütün dünya için büyük acılar getirdi. Büyük küresel güçlerin, bu yeni dünya düzenindeki rekabetinde yürüttükleri vekalet savaşlarının bedelini bölgesel çatışmalarda milyonlarca insan yaşamıyla ödedi.</p>
<p>Diğer yandan dünyayı küçük bir köye çevirecek olan yeni liberal politikalar, içinde Türkiye’nin de yer aldığı onlarca ülke için büyük krizler yarattı. Gelir adaletsizliğinin acımasızca derinleştiği, kamu hizmetlerinin özelleştirildiği, şirketlerin kamusal yaşamdaki etkisinin ve kontrolünün denetimsizce arttığı bir piyasa düzeni dünyası bu ülkelerdeki yaşamı derinden sarstı.</p>
<p>Yeni milenyumun ilk 10 yılına damgasını vuran da, tam da bu küreselleşme adı verilen yeni ve en az önceki kadar acımasız döneme sesini çıkaran bir hareket oldu: Kelimenin gerçek anlamıyla küresel ölçekte sıradan insanların bir araya geldiği alternatif küreselleşme hareketi. Bu hareketler kimi ülkelerde özelleştirmelere karşı, kimi ülkelerde demokrasi için, ama bütün dünyada savaşa karşı yüz milyonlarca insanı bir araya getirmeyi başardı.</p>
<p>Küresel rekabet kızıştıkça ve ABD dışındaki aktörler palazlandıkça, küreselleşmenin güzel ve umutlu maskesinin ardındaki rekabet de kızıştı. ABD, Çin ve Rusya arasındaki küresel rekabetin yanı sıra, irili ufaklı pek çok bölgesel güç de (tıpkı Türkiye gibi) bu rekabetten payını kopartmak için canını dişine taktı.</p>
<p>Son 10 yıl ise bütün dünyada ekonominin, sosyal yapıların, demokrasinin, barışın ve ekolojinin üst üste darbeler aldığı bir dönem oldu. Rekabet sadece sıcak çatışmaları arttırmakla kalmadı, aynı zamanda gezegeni yok oluşun eşiğine sürükleyen iklim krizinin gözle görülür etkileri de kendini büyük afetler olarak göstermeye başladı. Gezegende her anlamda alarm zilleri çalmaya başladı ve bu zillerin sesi gün geçtikçe artıyor.</p>
<blockquote><p>Bugün, 90’larda anlatılan umutlu masal yerini karanlık bir Grimm Kardeşler hikayesine bırakmış görünüyor. Artık zamanın ruhunu yansıtan cümleler küreselleşmenin getireceği mutluluk ve refah değil. Şimdi nerede olursa olsun, konuşmalar başka bir cümleyle başlıyor. Zamanın ruhunu yansıtan klişe artık “çoklu krizler çağı”.</p></blockquote>
<p>Yaşadığımız dönem bir savaş çağı. Bölgesel savaşlar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile küresel bir savaşa doğru ilerliyor. Uzun yıllar sonra nükleer silahların kullanımının gerçek bir olasılık haline geldiği bir dönemdeyiz.</p>
<p>Yaşadığımız dönem bir yok oluş çağı. Küresel iklim krizinin nedenlerine karşı gerçekçi hiçbir önlem alınmadı. Gezegenin yok oluşu asla bir metafor değil. Çok kısa bir süre sonra artık asla geri dönemeyeceğimiz noktayı geçeceğimiz ve yüzyıla kalmadan gerçekleşme olasılığı çok yüksek, çok gerçek, çok yakın, çok açık bir tehdit. Belki de tehdit demek de yanlış. Şu an ilerlediğimiz yolun sonundaki gerçeklik bu.</p>
<p>Yaşadığımız dönem bir adaletsizlik ve yoksulluk çağı. Yapay zekanın, robotların, akıllı cihazların dünyasında açlık, gelir adaletsizliği ve yoksulluk hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit. Sadece Türkiye’de değil, “gelişmiş ülkeler” de dahil olmak üzere bütün dünyada hüküm süren trajikomik bir yapay konut krizi içinde yaşıyoruz. Milyarlarca insan için, sanki bu koca dünya üzerinde barınabilecekleri bir avuç toprak yokmuş gibi, barınmanın bile bir sorun, aralıksız bir kaygı haline dönüştüğü bir dönemdeyiz.</p>
<blockquote><p>Yaşadığımız dönem bir otoriterleşme dönemi mi, emin değilim. Otoriterleşmenin etkilerini çok derinden gösterdiği ise kaçınılmaz bir gerçek. Dünya nüfusunun çok büyük kısmı otoriter ve / veya aşırı sağcı iktidarlar tarafından yönetiliyor. Demokratik alan her yerde ve çok hızla daralıyor. Küreselleşme masallarının vazgeçilmez parçası olan temel insan haklarının da genişlemek bir yana her gün biraz daha gerilediği bir dönemdeyiz.</p></blockquote>
<p>Son olarak yaşadığımız dönem bir teknoloji çağı demek isterdim. Bunu dersek çok haksız da olmayız elbette. Ancak teknolojinin toplumsal yaşamdaki etkisine baktığımızda daha farklı bir görüntü ortaya çıkıyor. Dünyayı “küresel bir köye çeviren” internet teknolojilerinin minicik cihazlarla cebimize girmesiyle soyut bir teknolojik değişim gerçekleşmedi. En büyük değişim, her alandaki olumlu ve olumsuz etkilerin yanı sıra toplumsal ve sosyal alanda gerçekleşti. Sadece distopik bir dünyada yaşamamızdan, telefonların hayatımızı “ele geçirmesinden” bahsetmiyorum. Artık toplumsal yaşamın önemli bir kısmı dijitalleşti. Artık “gerçek hayat” ile “online hayat” birbirinden kopamayacak şekilde iç içe geçmiş durumda. Bu durumda en çarpıcı gerçek ve döneme damgasını vuran şey, dijital dünyanın birkaç şirket tarafından yönetiliyor olması. X, Facebook, Instagram -ve birkaç şirket daha- “dijital toplumsal yaşamın” gerçekleştiği alanların çok büyük bir çoğunluğunun tek ve mutlak sahibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sivil Toplum bu çağın neresinde?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>90’lı yıllarda başlayan hikayede sivil toplum da önemli bir yere konumlandırılıyordu. Sivil toplum, toplumsal uzlaşının, gelişimin ve değişimin bir aktörü olarak tanımlanıyor ve çoğunlukla kontrollü, steril bir alanda kısmen de olsa destekleniyordu.</p>
<p>Peki bu yeni hikayede sivil toplum nerede?</p>
<p>Son 20 yılda dünyanın bu hızlı değişimi sırasında sivil toplum yaşadığımız dünyayı, değişimleri, fırsatları ve tehditleri görebildi mi? Belki de daha önemli soru, sivil toplum bütün bunları umursadı mı? Uzun vadeli değişim stratejileri geliştirmek bir yana, gündelik sorunlara bile yeterli tepki gösterebildi mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alan da zaman da daralıyor</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sivil toplum da, yaşamın her alanı gibi bu yeni hikayede kendine yeni bir yol bulmak zorunda. Sağ popülizm ve otoriterlik baskın hale geldikçe sivil toplumun bastırıldığını, silikleştiğini ve “oyun dışı” bırakıldığını söylemek çok şaşırtıcı olmasa gerek. Trump&#8217;ın göreve gelir gelmez dış yardımları tamamen kesmesi sadece onun kişisel çılgınlığı değil, genel bir eğilimin parçası. Son bir yılda ABD’nin yanı sıra İngiltere, İsveç, Almanya, Fransa ve Hollanda da başta insani yardım olmak üzere sivil toplum ve yardım fonlarını ciddi oranda azaltacaklarını ilan ettiler. Avrupa Birliği&#8217;nin iç dinamikleri bozuldukça ve siyaseti istikrarsızlaşıp demokrasi, genişleme gibi başlıklar yerini güvenlik konularına bıraktıkça, özellikle hak temelli kurumların &#8220;can damarı&#8221; olan fonların geleceği hiç parlak görünmüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Otoriterliğin hegemonyasının toplumun nefesini kestiği Rusya, Macaristan ve Türkiye gibi ülkelerde ise, sivil toplum üzerindeki baskılar yeni liberal masalların anlatıldığı yıllarda hiç kimsenin inanmayacağı seviyeleri çoktan geçmiş durumda. Rusya bu konuda bütün otoriter rejimlerin rol modeli olarak çok net bir tasvir sunuyor: Neredeyse bütün uluslararası kurumların kapatıldığı, LGBTİ+ haklarını savunmanın yasadışı ilan edildiği, her kurumun her an “dış mihrak” ya da “etki ajanı” ilan edilebildiği ve pratikte ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve gösteri özgürlüğünün tamamen imha edildiği bir sivil toplum alanı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’de olan biteni tekrar konuşmaya gerek var mı? KHK’larla kapatılmış dernekler, üye bildirim zorunlulukları, kurumların tepesinde sallanan ve kurumların her türlü işleyiş ve etkisini kendi politik vizyonu ile değerlendirerek parmak sallayan denetim mekanizmaları, 80 darbesinin ürünü olan yardım toplama kanunun akıl almaz bir zorlama ile derneklerin kaynak yaratmasının önünde bir engel olarak dayatılması. Bu sonuncusu yeni olmasa da, çok hayati bir sorun. STK&#8217;ların insanlardan bağış almasını neredeyse imkansız hale getiren yardım toplama kanununun garip uygulaması, bir duvar gibi işlev görüyor. Bu yüzden kurumlar bireylerden bağış isteyemez hale geldikçe toplumla bağları kopuyor. STK’lar bağış toplamaları için engellendikçe, zaten ekonomik ve sosyal olarak bağışın önündeki devasa engelleri aşmanın çok güç olduğu koşullarda gerçekte örgütlenme özgürlüğünden koparılıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çuvaldızımızı kim çaldı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya değişirken, bildiğimiz dünya bir kez daha büyük kırılmalar yaşarken ve o klişenin toplumsal gerçekliğimiz haline geldiği yani çoklu krizler çağında yaşarken, sivil toplum aktörleri nerede, ne yapıyor?</p>
<p>Bütün bu gidişat karşısında, sivil toplum aktörleri hem kurumlar hem de bireyler olarak ne yaptı? Belki de kral çıplak demenin vakti çoktan geçti. Haksız yere cezaevlerinde ömrünü geçiren, geçirmesi için büyük çaba harcanan ve kampanyalar yapılan “sivil toplum insanları” yokmuş gibi davranan bir sivil toplum olduğu gerçeğini görmezden gelebilecek miyiz örneğin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büyükada&#8217;dan Gezi&#8217;ye kadar pek çok örnekte kafasını giyotinde hisseden sivil toplum, kendisine dokunulmayan alanlarda bile &#8220;ses çıkarmayalım, belki bizi görmezler&#8221; diyerek seyirci konumuna geriledi. Bunu görmezden gelmeye devam edebilir miyiz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumla bağ kurmayan ya da bağ kurmayı “onun için bir şeyler yapmak” olarak gören ve topluma yabancılaşan bir sivil toplum gerçeğini konuşmayacak mıyız örneğin? Toplumsal hareketler gerçek bir değişim için çaba gösterirken veya hiç değilse bir direnç gösterirken kıçı dışarda kalmış bir devekuşu gibi kafasını kuma gömen bir sivil toplum gerçeğini yok sayacak mıyız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çuvaldızı daha derine batırmadan bir parantez açmak istiyorum. Bu acı gerçekleri söylerken elbette bunlar için çaba sarf eden çok sayıda insan ve az sayıda kurum olduğunun farkındayım. Ne var ki, bunları artık konuşmamız gerek. Açıkça ve dürüst bir şekilde. “Erkek faildir” denince hop oturup hop kalkıp “ben de mi failim yani” diyen bir erkek pozisyonuna düşmeden; kendi toplumsal konumumuzu, rolümüzü ve görevimizi görmekten, anlamaktan ve en önemlisi de değiştirmekten korkmadan çuvaldızı kendimize batırabilmemiz gerek artık. Kendimizi “kırbaçlamak” için değil, artık konuşmadıklarımızı konuşarak yeni bir gelecek, yeni bir umut, yeni bir değişim anlayışı yaratmak için, gerçekliğimizi konuşmak gerekmiyor mu? PEST, SWOT ve ihtiyaç analizlerimizi biraz da aynaya bakarak yapmanın vaktinin çoktan geçmedi mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu çuvaldızdan ne ben, ne herhangi bir birey ne de herhangi bir kurum muaf. Hiçbirimiz muaf olmamalıyız da. Eğer bu sorular sizi “sinirlendiriyor” ise size soracağım tek bir soru var: Bunun sebebi bu yazılanların tamamen yanlış olması mı yoksa <u>bu gerçeklerin konuşuluyor olması mı</u>?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son 20 yılda sivil toplum kendi elitlerini yaratmadı diyebilir miyiz örneğin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İçinde bulunduğumuz durumda şunların hangisinin tamamen yanlış olduğunu söylemek mümkün?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumsal değişime hiçbir katkısı olmadığı halde panel panel sivil toplum anlatan; değişime dair ne umudu, ne bilgisi, ne de fikri olmayan bir entelijansiya ile, işini sadece teknik uygulamalardan ibaret gören teknokratların olduğu ve toplumdan kopuk bir sivil toplum.</p>
<p>Toplumdaki dinamikleri, değişimleri görmeyen, anlamayan ve umursamayan bir sivil toplum.</p>
<p>Bir güç odağı olarak devletleri, şirketleri gören, kol kola giren bir sivil toplum.</p>
<p>Belki bazılarına çok ağır gelecek ama devletlerin savaşlarını sürdürülebilir hale getiren, şirketlerin yeşil/pembe ve çeşitli yıkama işlerinin taşeronluğunu yapan bir sivil toplum.</p>
<p>Adında barış olan ama savaşa karşı çıkamayan kurumların, hayatında hiçbir toplumsal değişim aktörünün parçası olmamış ama sivil toplum adına söz söyleyen bireylerin olduğu bir sivil toplum.</p>
<p>Ve en önemlisi, kendi sorunlarını asla konuşmayan ve kolun kırılıp yenin içinde kaldığı bir sivil toplum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Değişim nasıl başlar?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadece sorunları konuşarak sorunları çözemeyeceğimiz de bir gerçek. Agresif, hesap soran bir tavırla, birbirimizin koluna girmeden de sorunları asla çözemeyeceğiz. Dünyanın bu halde olmasının esas sorumlusu da elbette sivil toplum değil. Fakat, sorunlarımız olduğu gerçeğini görmezden geldikçe, sorunların sadece bir parçası değil o sorunları yaratan sistemin de bir parçası haline geldiğimiz de bir başka ve çok acı bir gerçek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, dünya her geçen gün yeniden ve yeniden kuruluyor. Yaşadığımız çağ büyük krizlere ve büyük değişimlere gebe. Eğer gerçekten bu dünyadaki değişimin aktörleri olmak istiyorsak, yeni gerçeklikteki sorumluluğumuzu kabul ederek bazı zor konuları artık konuşmak zorundayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En temel nokta, hem kendimize karşı dürüst olmak hem de diğer değişim aktörleriyle dayanışma içinde hareket etmek olmalı. Birbiriyle rekabet haline değil birbirini kollayan, dayanışmayı sadece süslü bir söz değil, nefes almak kadar olağan  hale getiren bir pratiği birlikte bulmamız gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>19 Mart süreciyle başlayan yeni süreçte atılan adımlar bu nedenle bize tarihsel bir fırsat veriyor. Bir yandan sivil alanı genişletmek ve nefes alma alanlarımızı en azından daha da kaybetmemek için yan yana gelirken, bir yandan da kendi gerçekliğimizle yüzleşmekten çekinmeden ama çözüm odaklı bir anlayışla sivil toplumu yeniden kurgulayabileceğimiz bir fırsat.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Nerdesin aşkım &#8211; burdayım aşkım”, “yaşasın kadın dayanışması” sloganlarındaki umuttan, cesaretten ve dayanışmadan öğrenen, kendi deneyimlerini ne küçümseyen ne de fetişleştiren, belki de en önemlisi <strong>kendisini ve etkisini yeniden kurgulama cesaretini gösteren bir sivil toplum için artık konuşmanın, birlikte yenilenmenin vakti değil mi</strong>?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne dersin?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/04/28/kuresel-koyden-coklu-krizlere-dunya-nereye-gidiyor/">Küresel köyden çoklu krizlere: Dünya nereye gidiyor?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası İlk Toplantısını Gerçekleştirdi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/28/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-gerceklestirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 14:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi için Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87421</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmzaların toplanması, toplantı süreçlerini takip edemeyen, gözden kaçıran sivil toplum aktörlerinin katılması için hiçbir zaman geç değil.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/28/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-gerceklestirdi/">Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası İlk Toplantısını Gerçekleştirdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokrasi için Sivil Toplum kampanyasının 35 sivil toplum aktörünün katılımıyla gerçekleşen ilk toplantısında hem güncel durum sivil toplum bağlamında analiz edildi, hem de kolektif ve kurumsal kapasite ve ihtiyaçlara yönelik bir listeleme yapıldı.</p>
<p>Toplantı “Sivil toplum bağlamında, son gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusunu tüm katılımcıların yazılı bir şekilde cevaplamasıyla başladı. Soruya cevapları üç kategoride derlemek mümkün:</p>
<ul>
<li>Sivil topluma yönelik kaygı</li>
<li>Sivil topluma yönelik eleştiriler</li>
<li>Sivil toplumun misyonu</li>
</ul>
<p><strong>Sivil topluma yönelik kaygı</strong></p>
<p>19 Mart ile başlayan sürecin sivil topluma şimdiye kadar doğrudan etkisi sınırlı olsa da ilerleyen günlerde daha belirgin sonuçlarla karşılaşılacağı düşünülüyor. 19 Mart’ın, gezi olayları, 15 Temmuz, KHK’lar hattında artarak sivil toplum faaliyetlerinin baskılandığı bir sürecin en güncel uzantısı olduğu tespit edildi. Bu nedenle zaten son dönemde daralan fon olanaklarının, sivil toplumun toplumsal düzeyde itibarının düşük olmasının etkilerini gözeten, <strong>sivil toplumun varlığını koruyan, destekleyen ve garanti altına alan adımlar</strong>a ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor. Burada da kapasitesi büyük sivil toplum kuruluşlarının misyonunun altı çiziliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sivil topluma yönelik eleştiriler</strong></p>
<p>Sivil toplumun 19 Mart’tan beri yaşanan toplumsal hareketin ana aktörü olmaması hem önemli bir eksiklik hem de önemli bir avantaj olarak ele alındı. Bu tabloyu gören sivil toplumun çalışmalarını, uzmanlıklarını, faaliyetlerini toplumun her kesimine ulaştıracak bir perspektifle yeniden gözden geçirmesinin önemi vurgulandı. “<strong>Toplumla daha derin ve geniş bir bağ kurulmalı” </strong>dendi<strong>.</strong> Uluslararası mekanizmaların da harekete geçirilmemesi bir diğer eleştiri konusuydu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sivil toplumun misyonu</strong></p>
<p>Sivil toplumun kısa ve uzun vadede farklı misyonları olduğundan hareketle, kısa vadede en kritik adımın var olan öğrenci ve gençlik hareketlerini güçlendirmek olduğu ifade edildi. Sokaktaki hak ihlalleri başta olmak üzere her kurumun kendi uzmanlığı doğrultusunda gözlem ve raporlama yapmasının önemi vurgulandı. Siyasetin değişime yönelik adımlarında da sivil toplumun dahiliyetinin sağlanması gerekiyor.</p>
<p>Uzun vadede ise <strong>sivil toplumun tamamını ilgilendiren mevzuat, yasa değişikliği gibi konularda ortak hareket etmenin önemi</strong> işaret edildi. Demokratikleşmeyi hem sivil toplumun hem toplumun gündeminde tutmak hem tematik hem de arka plan bazında kesişimsel bir söz üretmek sivil toplumun temel sorumluluğu. Sivil toplumun rol ve sorumluluklarını hatırlatmak da bu sürecin bir parçası. Tüm bu adımları atarken sivil toplumun toplum gözündeki itibarına yönelik çalışmalar yapmak da en önemli konular arasında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonraki adımlar</strong></p>
<p>Toplantının sonraki aşamasında online gruplara ayrılarak tüm kişi ve kurumların kendi kaynakları ve kapasitesi doğrultusunda bu süreçte neler yapabileceği, nasıl katkı sağlanabileceğine dair bir listeleme çalışması yapıldı. Buradaki çalışmalar hakkında farklı sivil toplum aktörlerinin iletişim halinde olabilmesi için bir mail grubu kurularak ilerlenecek, sürecin koordinasyon ve takibini YADA Vakfı ve Sivil Sayfalar, kampanyanın çağrıcısı olarak sürdürecek.</p>
<p>Bunlara ek olarak kolektif çıktıları yönlendirmek üzere iki tane çalışma grubu kuruldu:</p>
<ul>
<li>Talepleri derleyecek çalışma grubu</li>
<li>İletişim kampanyası çalışma grubu</li>
</ul>
<p>Bu gruplar önümüzdeki hafta çalışmalarına başlayacak, kampanyanın ortak toplantısı ise 2 haftada bir gerçekleşecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Son not:</strong></p>
<p>İmzaların toplanması, toplantı süreçlerini takip edemeyen, gözden kaçıran sivil toplum aktörlerinin katılması için hiçbir zaman geç değil. Sürece dahil olmak isteyen kişi ve kurumların <a href="mailto:bilgi@sivilsayfalar.org">bilgi@sivilsayfalar.org</a> adresine mail atmaları yeterli.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/28/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-gerceklestirdi/">Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası İlk Toplantısını Gerçekleştirdi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası Başladı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/26/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-yapacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 13:06:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi için Birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi için Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87394</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmza atan kişi ve kurumların mail adreslerini kontrol etmelerini rica ederiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/26/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-yapacak/">Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>23 Mart 2025 Pazar günü Sivil Sayfalar ve YADA Vakfı olarak Demokrasi için Sivil Toplum kampanyası için tüm sivil topluma çağrı yapmıştık.</p>
<p>Çağrımıza 130&#8217;dan fazla kişi ve/veya kurum karşılık verdi, bu kampanyanın bir parçası olmak istedi, herkese çok teşekkür ederiz.</p>
<div>Zor zamanlardan geçtiğimizin farkında olduğumuz için imzaları sitemizde yayınlamadan önce bir &#8220;yoklama&#8221; almak istedik.</div>
<div>Kişisel veya kurumsal olarak kampanyanın görünür bir parçası olmak isteyenlerin listesini aşağıda paylaşıyoruz. Görünür olsun olmasın kampanyaya destek veren tüm sivil toplum aktörleriyle de ortak bir şekilde hareket etmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda bu hafta ilk toplantımızı gerçekleştiriyoruz.</div>
<div></div>
<div>Dayanışmayla</div>
<div></div>
<div><em>**Tüm imzacılara toplantıya ilişkin bir form ilettik. Buradan hareketle imzacıları sayfada listeledik. Bu sayfayı sürekli güncellemeye devam edeceğiz. İmza atan kişi ve kurumların maillerini kontrol etmelerini rica ederiz. </em></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Çağrı metnimiz:</strong></div>
<div>
<p>&#8220;19 Mart sabahına İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da içinde olduğu yüzden fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildiği haberiyle uyandık. Bu kişiler arasında sivil toplum, şehir planlama, kültür-sanat gibi alanlarda ufuk açıcı çalışmalarıyla bilinen birçok kişi var. Gözaltı gerekçeleri muğlak, gözaltı süresi, adli kontroller, avukatla görüşme dahil olmak üzere tüm süreçler belirsizliklerle dolu. Bu ve benzeri hukuksuz uygulamalar ne yazık ki artık yeni Türkiye’nin köşe taşı.Ancak bu kez, sivil direnişin her geçen gün daha çok sınırlarını zorladığı, büyüdüğü, güçlendiği bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye’nin dört bir köşesindeki eylemler toplumsal karşı çıkışın gücünü gösteriyor. Bu müdahalenin sadece bir siyasi akla değil, tüm toplumsal kesimlere yapılmış bir müdahale olduğu aşikâr.</p>
<p>Tam da bu noktada bizler, sivil toplumun farklı alanlarında çalışan sivil toplum yapıları temsilcileri olarak bu sivil direnişin yanında olduğumuzu, Türkiye’de demokrasinin tekrar mümkün olması için verdiğimiz çabaya hız kesmeden devam edeceğimizi tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Türkiye’de tanıklık ettiğimiz sivil direnişin yalnızca siyaset alanına sınırlandırılmaması ancak sivil toplumun bu direnişi sahiplenmesi ile mümkün olabilir. Bu nedenle, tüm sivil toplum aktörlerini bizlerle birlikte bu hareketin bir parçası olmaya, Türkiye’de demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kampanya Bileşenleri</strong></p>
</div>
<table style="height: 4197px;" width="725">
<tbody>
<tr>
<td width="87"><strong>Kişiler (Alfabetik Sıra ile)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Ahmet Doğan</td>
</tr>
<tr>
<td>Aişe Nur Uğurlu</td>
</tr>
<tr>
<td>Ayşe Coşkun Tekman</td>
</tr>
<tr>
<td>Ayşin Zoe Güneş</td>
</tr>
<tr>
<td>Burak Ülman</td>
</tr>
<tr>
<td>Büşra Bulut</td>
</tr>
<tr>
<td>Ceylan Özünel Sül</td>
</tr>
<tr>
<td>Çağlar Karsantı</td>
</tr>
<tr>
<td>Cansu Özbay</td>
</tr>
<tr>
<td>Çiğdem Güner</td>
</tr>
<tr>
<td>Çiğdem Selgur</td>
</tr>
<tr>
<td>Derya Kap</td>
</tr>
<tr>
<td>Ebru Atilla</td>
</tr>
<tr>
<td>Elif Ertekin</td>
</tr>
<tr>
<td>Emine Deniz</td>
</tr>
<tr>
<td>Emre Erbirer</td>
</tr>
<tr>
<td>Emre Güzel</td>
</tr>
<tr>
<td>Ersin Tek</td>
</tr>
<tr>
<td>Esra Atalay</td>
</tr>
<tr>
<td>Esra Varhan</td>
</tr>
<tr>
<td>Esra Yaman</td>
</tr>
<tr>
<td>Fatma Akdokur</td>
</tr>
<tr>
<td>Feyza Eyikul</td>
</tr>
<tr>
<td>Fırat Yusuf Yılmaz</td>
</tr>
<tr>
<td>Fulden Ergen</td>
</tr>
<tr>
<td>Gökhan</td>
</tr>
<tr>
<td>Gülay Kalyoncu</td>
</tr>
<tr>
<td>Gülin Devrim Çitoğlu</td>
</tr>
<tr>
<td>Günce Beyazer</td>
</tr>
<tr>
<td>Gürhan Ertür</td>
</tr>
<tr>
<td>Hacer Ansal</td>
</tr>
<tr>
<td>Hazal Acar</td>
</tr>
<tr>
<td>Helin Yılmaz</td>
</tr>
<tr>
<td>Hülya kurt</td>
</tr>
<tr>
<td>İbrahim Kaymak</td>
</tr>
<tr>
<td>İrem Günşen</td>
</tr>
<tr>
<td>İsrafil Özkan</td>
</tr>
<tr>
<td>İstem D. Akalp</td>
</tr>
<tr>
<td>Kerem Çiftçioğlu</td>
</tr>
<tr>
<td>Mahmut Ölmez</td>
</tr>
<tr>
<td>Mehmet Oturan</td>
</tr>
<tr>
<td>Melisa Akkuş</td>
</tr>
<tr>
<td>Melisa Kutluğ</td>
</tr>
<tr>
<td>Mert Balıkçı</td>
</tr>
<tr>
<td>Metin V. Bayrak</td>
</tr>
<tr>
<td>Mustafa Sarıyılmaz</td>
</tr>
<tr>
<td>Necmettin Yemiş</td>
</tr>
<tr>
<td>Neslihan Uras</td>
</tr>
<tr>
<td>Nil Mutluer</td>
</tr>
<tr>
<td>Nil Ormanlı</td>
</tr>
<tr>
<td>Olcay Özer</td>
</tr>
<tr>
<td>Önder Uçar</td>
</tr>
<tr>
<td>Özge Şen</td>
</tr>
<tr>
<td>Rümeysa Çamdereli</td>
</tr>
<tr>
<td>Sare Öztürk</td>
</tr>
<tr>
<td>Seçil Kesme</td>
</tr>
<tr>
<td>Seda Elhan</td>
</tr>
<tr>
<td>Seda Öztürk</td>
</tr>
<tr>
<td>Selçuk Aktaş</td>
</tr>
<tr>
<td>Şehide Zehra Keleş</td>
</tr>
<tr>
<td>Selma Şirin</td>
</tr>
<tr>
<td>Serdar Güneri</td>
</tr>
<tr>
<td>Seval Öztürk</td>
</tr>
<tr>
<td>Sevil Turan</td>
</tr>
<tr>
<td>Tarık Beyhan</td>
</tr>
<tr>
<td>Tuğba Arslan</td>
</tr>
<tr>
<td>Zelal Yalçın</td>
</tr>
<tr>
<td>Zeynep Gülöz Bakir</td>
</tr>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Kurumlar (Alfabetik Sıra ile)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Açık Alan Derneği &#8211; Derin Yoksulluk Ağı</td>
</tr>
<tr>
<td>Açık Depo Gönüllüleri ve Tiyatro Nienor</td>
</tr>
<tr>
<td>Anadolu Müzik Kültürleri Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Atölye Deneme Sanat ve Ekoloji Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Buradan Nereye?</td>
</tr>
<tr>
<td>DEMOS Araştırma Kolektifi</td>
</tr>
<tr>
<td>DiEM25 Türkiye Kolektifi</td>
</tr>
<tr>
<td>Edessa Düşünce Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Havle Kadın Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın İşçi Dayanışma Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Kültürel ve Ekolojik Hayatı Koruma Derneği (KültürEkoloji)</td>
</tr>
<tr>
<td>Leyli Sanat Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Mari Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Roof Coliving</td>
</tr>
<tr>
<td>SICI* (Social Institute of Change and Impact)</td>
</tr>
<tr>
<td>Sivil Sayfalar</td>
</tr>
<tr>
<td>Université Gustave Eiffel</td>
</tr>
<tr>
<td>UrbanObscura</td>
</tr>
<tr>
<td>YADA Vakfı</td>
</tr>
<tr>
<td>Yereliz</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeşil Düşünce Derneği</td>
</tr>
<tr>
<td>Yurttaş Girişimi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/26/demokrasi-icin-sivil-toplum-kampanyasi-ilk-toplantisini-yapacak/">Demokrasi için Sivil Toplum Kampanyası Başladı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 07:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Reform Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87356</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır medya operasyonlarıyla, tetikçilikle sivil toplumdan, akademiden, medyadan, siyasetten başta olmak üzere nice insanın hayatını karartan, onlara itibar suikasti yapanlar bugün hedeflerine Mehmet Ali Çalışkan’ı koydu.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan, sivil toplum, özel sektör ve son olarak da siyaset için veri-bilgi üreten bir bilgi emekçisidir. Sadece bilgi üretmedi o bilginin toplumun, ülkenin yararına kullanılması için çeşitli mecralar, diyalog girişimleri, müzakere ortamları yaratan, bilgisini, emeğini, desteğini hiç kimseden esirgemeyen biridir. Kim olduğunu merak edenler için aşağıdaki videoda hayat hikayesini, bu topluma, meselelerine bakışın sarih bir şekilde anlatıyor.</p>
<p><iframe title="KOLEKTİF ÇALIŞMA VE GÖNÜLLÜLÜK | MEHMET ALİ ÇALIŞKAN | TÜRKİYE&#039;NİN GÖNÜLLÜ GÜCÜ" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/poF8o3XxcwM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İktidar içinde-çevresinde izanı ve insafı kalanlara sesleniyorum.</p>
<p>Mehmet Ali Çalışkan&#8217;ı tanıyorsunuz, bu ülkede diyaloğun, müzakerenin, demokratikleşmenin dışında derdi olmayan birinin &#8216;terör&#8217; örgütü üyesi diye tutuklanmasını vicdanınız kabul ediyor mu?</p>
<p>Dilsiz şeytanlığınızı bozmanız için memlekette daha kaç hayatın kararmasını bekliyorsunuz?</p>
<p>İçi boş iddialarla yapılan bu darbenin bu ülkeye maliyetini, gençlerine, geleceğine yazık olduğunu sadece özel sohbetlerinizde değil kamusal alanda da dile getirme cesaretini ne zaman göstereceksiniz!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/24/mehmetalicaliskan/">Mehmet Ali Çalışkan, Bir Bilgi Emekçisidir</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil Sayfalar ve  YADA Vakfı&#8217;ndan Tüm Sivil Topluma Çağrı: Demokrasi için Birlikte!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/23/sivil-sayfalar-ve-yada-vakfindan-tum-sivil-topluma-cagri-demokrasi-icin-birlikte/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 07:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi için Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=87350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de tanıklık ettiğimiz sivil direnişin yalnızca siyaset alanına sınırlandırılmaması ancak sivil toplumun bu direnişi sahiplenmesi ile mümkün olabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/23/sivil-sayfalar-ve-yada-vakfindan-tum-sivil-topluma-cagri-demokrasi-icin-birlikte/">Sivil Sayfalar ve  YADA Vakfı&#8217;ndan Tüm Sivil Topluma Çağrı: Demokrasi için Birlikte!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar ve YADA Vakfı olarak tüm sivil toplum aktörlerinden (kişisel ya da kurumsal) kampanyaya desteklerini bekliyoruz. <a href="https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSft9hrG2KWwTmOjp3nGKPBVV7Tw-X1ShLa0LxngZH6IFudj5A/viewform?usp=header">Linkten</a> desteklerini belirten kişi ve kurumların isimleri önümüzdeki günlerde yaygınlaştırılacak, aynı zamanda bir araya gelip ortak strateji geliştirilmesi sağlanacak.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;</span><span style="font-weight: 400;">19 Mart sabahına İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da içinde olduğu yüzden fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildiği haberiyle uyandık. Bu kişiler arasında sivil toplum, şehir planlama, kültür-sanat gibi alanlarda ufuk açıcı çalışmalarıyla bilinen birçok kişi var. Gözaltı gerekçeleri muğlak, gözaltı süresi, adli kontroller, avukatla görüşme dahil olmak üzere tüm süreçler belirsizliklerle dolu. Bu ve benzeri hukuksuz uygulamalar ne yazık ki artık yeni Türkiye’nin köşe taşı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak bu kez, sivil direnişin her geçen gün daha çok sınırlarını zorladığı, büyüdüğü, güçlendiği bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye’nin dört bir köşesindeki eylemler toplumsal karşı çıkışın gücünü gösteriyor. Bu müdahalenin sadece bir siyasi akla değil, tüm toplumsal kesimlere yapılmış bir müdahale olduğu aşikâr.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tam da bu noktada bizler, sivil toplumun farklı alanlarında çalışan sivil toplum yapıları temsilcileri olarak bu sivil direnişin yanında olduğumuzu, Türkiye’de demokrasinin tekrar mümkün olması için verdiğimiz çabaya hız kesmeden devam edeceğimizi tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Türkiye’de tanıklık ettiğimiz sivil direnişin yalnızca siyaset alanına sınırlandırılmaması ancak sivil toplumun bu direnişi sahiplenmesi ile mümkün olabilir. Bu nedenle, tüm sivil toplum aktörlerini bizlerle birlikte bu hareketin bir parçası olmaya, Türkiye’de demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.</span>&#8220;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2025/03/23/sivil-sayfalar-ve-yada-vakfindan-tum-sivil-topluma-cagri-demokrasi-icin-birlikte/">Sivil Sayfalar ve  YADA Vakfı&#8217;ndan Tüm Sivil Topluma Çağrı: Demokrasi için Birlikte!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
